PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevinde 22 kurumun katılımıyla aşure paylaşılacak.
Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.
İzmir’in Bayraklı ilçesinde bulunan Yamanlar Cemevinde sayısı 22’yi bulan Alevi kurumları ve yöre derneklerinin katkısıyla 5 Ağustos Cumartesi günü saat 17.00’de aşure paylaşılacak.
Sanatçı Ali Derman, zakirler ve Gençlik Korosu deyişleri seslendirecek. Aşure paylaşılması sonrasında ise bir sergi gerçekleştirilecek.
PİRHA-Dersim Belediyesi, Muharrem ayı vesilesiyle aşure lokmalarını paylaştırdı.
Dersim Belediyesi, Muharrem ayı vesilesiyle aşure lokmalarını paylaştırdı. Seyit Rıza Meydanı’nda dağıtılan aşure lokmasına çok sayıda yurttaş katıldı. Aşure lokmasının gülbengini Kureyşan Ocağı evladı Hasan Ali İçlek okudu.
Temennilerinin bundan sonra dünyanın hiçbir yerinde insanların inançlarından dolayı ötekileştirilmemesini olduğunu söyleyen Kureyşan Ocağı evladı Hasan Ali İçlek, “İnsanların dili, dini, ırkı ne olursa olsun özgürce bir arada yaşayalım” dedi.
PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Aşure lokmasına, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP Diyarbakır İl Örgütü, HDP Diyarbakır İl Örgütü, Yeşil Sol Parti Diyarbakır İl Örgütü, KESK Diyarbakır Şubeler Platformu ve Diyarbakır Emek ve Demokrasi Platformu katıldı.
Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dedenin gülbeng vermesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı konuştu.
“KERBELA KIYIMDIR, ZULÜMDÜR”
Matem orucunun sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile zalimce kıyılmış yetmiş iki can için olmadığını belirten PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Bu yeryüzünde keder-acı-hüzün ve zulmün ve belaların buluştuğu, Dersim, Sivas, Çorum, Maraş, Suruç, Ankara Garı, Taksim 1 Mayıs, Gezi, Roboski, 6-7 Eylül olayları, Ortadoğu, Afrika, Asya’da ve yeryüzünde yaşanmış ve yaşanan tüm Kerbela’larda katledilmiş insanlar ve onların davası içindir. Kerbela kıyımdır, zulümdür, faciadır. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır” dedi.
Zeynel Abidin Ocağından zakir İbrahim Erkul’un deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü. Semahlar sonrasında aşure lokması pay edildi.
PİRHA-Kimden gelirse gelsin zulümün zulüm olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, “Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KERBELA YAŞAMIN HER ALANINDA YAŞANAN ZULÜME ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR”
Nenesinin ‘Biz 1938 Dersim Katliamı’nı yaşadıktan sonra Kerbela’yı unuttuk, daha beteri oldu’ sözlerini hatırlatarak sözlerine başlayan Menşure Doğan, “Şimdi de gençlere yönelmişler zindanlarda, işkencelerde zulüm devam ediyor. Zulüm kimden gelirse gelsin zulüm zulümdür. Kerbela, yaşamın her alanında yaşanan zulüme örnek gösterilebilir. Zulüm nereden gelmişse kabul etmeyip karşı çıkmışız. O dönemde Hz. Hüseyin’in karşı çıkışı bizi öyle bir etkilemiş ki geleneklerimize yerleştirmişiz ve günümüze kadar sürdürüyoruz. Eskiden siyahlar giyilirdi, banyo yapılmazdı, sakal tıraşı olunmazdı ama günümüzde şehir yaşamında daha toplumsal bir alandayız ve kurumsal yerlerde görevli olanlar var o yüzden geleneksel olarak yaptığımız bazı ritüeller maalesef uygulanmıyor. Onlar o kadar bedel ödeyerek inancımızı bugüne kadar getirdiler, o bedellere saygısızlık yapmayalım. Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım. Zaten her şey artık Kerbela olmuş” dedi.
PİRHA-Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu topraklarda yaşanan bütün acıların Kerbela olduğunu bilen bir noktadan hayata bakmamız daha doğru olur. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ZULÜM ÜRETEN SİSTEM SUÇSUZ VE GÜNAHSIZ İNSANLARI KATLETMİŞTİR”
Hz. Hüseyin’in kendi hakikati için ölümü göze almasının Alevi inancında çok kıymetli olduğunu belirten Musa Kulu, “Zulmün verdiği nimet, makam, mal ve mülke rağmen ölümü göze almak çok kıymetli bir şeydir. Bu topraklarda yaşanan bütün acılarKerbeladır. Koçgiri, Dersim, Zilan, Maraş, Sivas ve Suruç bir Kerbela’dır. Çünkü zulüm üreten sistem suçsuz ve günahsız insanları katletmiştir. Bütün bu acıları bilerek barışı, kardeşliği, özgürlüğü beraber ortak vatanda rıza anayasasıyla birbirine ikrar vererek öldürmeden, asimile etmeden beraber yaşama imkânı ve olanağını yaratan bir duruşun sahibi olmadığımız sürece bu tür katliamlar ve zulümler devam eder” dedi.
“ESAS KERBELA’YI GELECEKTE GÖRECEĞİZ”
Başkasının acısını görmeyen ve hissetmeyenin insanlığının da tartışılmasını gerektiğini vurgulayan Kulu, “Bugün bu coğrafyada halen zulüm sürüyorsa, halen kapitalist modernitenin biraz daha büyümesi için insanların emeğini, kültürünü, inancını, toprağını ve suyunu koruyamıyorsa esas Kerbela’yı gelecekte göreceğiz. Çünkü bir bütün olarak coğrafyamız, inancımız ve kültürümüz yok ediliyor. Geçmişi tabi ki unutmayacağız ama gelecekteki Kerbela’ların ortadan kalkması için bir gayretin sahibi olmamız gerekiyor. Bunu fark ettiğimiz zaman geleceği Kerbela olmaktan kurtaracağız, yoksa önümüzde bizi bekleyen çok büyük Kerbelalar var. Biz doğayı, suyu, inancımızı, dilimizi bitirdiğimiz zaman Kerbela’ya bile gerek kalmaz, çünkü bunun ötesi yok olmadır” diye konuştu.
PİRHA-Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, “Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama bugünkü Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.
Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altınok, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“GÜNÜMÜZDEKİ KERBELA’LARI UNUTMAYALIM”
Yaşadıkları her günün Kerbela olduğunu vurgulayan Cevahir Altınok, “Her gün katliamlar yaşıyoruz, biz Pir İmam Hüseyin, Ana Fatma ve Zeynep Ana’yı anıyoruz ve onların direnişleriyle mücadele ediyoruz. Biz Pir İmam Hüseyin’in yolunda duruş sergileyip, mücadele ediyorsak o zaman biz Pir İmam Hüseyin’i memnun edebiliriz. Biz örgütlenerek, birlik olarak, yolumuza sahip çıkarak yeni Kerbela’ları önlememiz gerekiyor. Biz Pir İmam Hüseyin’in matemini tutuyoruz ama günümüzdeki Kerbela’ları da unutmayalım. Maraş, Sivas, Dersim, Gazi Katliamları da bizim için Kerbela’dır” dedi.
“YOLUMUZA SAHİP ÇIKALIM”
Geçmişte matem orucunun çok ağır tutulduğunu söyleyen Altınok, “Bazıları 15 gün tutarlardı, çok ağır şartlar altında oruç tutuluyordu. Su içilmezdi, çamaşır yıkanmazdı, banyo yapılmazdı, et yenilmezdi ama günümüzde oruç tutmada bazı farklılıklar oldu. Dedem oruç tuttuğunda bizim için haberimiz olmazdı çünkü oruçlarını içten tutardı büyüklerimiz. Sadece üzüm ile oruç açıyordu ve ocağın yanına bir çul atıp üzerinde yatardı. Eskiden insanlar tarla biçerken bile o zor şartlarda su içmeden oruç tutuyorlardı. Özümüzde samimi olalım ve yolumuza sahip çıkalım” diye konuştu.
PİRHA- Mersin Cemevi’nde Muharrem Ayı lokmaları pay edildi. Burada konuşma yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Üyesi Aysel Kılavuz, Alevilikte kadının yerini anlatarak, inançta kadın erkek eşitliğine vurgu yaptı.
Muharrem Orucunun 7’inci gününde Mersin Cemevi’nde İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbangla lokmalar paylaşıldı. Ayhan Danyeli’nin seslendirdiği deyişler eşliğinde kadınlar semah döndü.
Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Üyesi Aysel Kılavuz, Alevilik inancında kadının yeri ve önemine ilişkin konuşma yaptı.
Aleviliğin insan merkezli bir inanç olduğunu ve kadın erkek eşitliğini ön plana çıkardığını söyleyen Kılavuz, “Güneşin doğuşuna dua eden annemizden bugüne kadar ana sultanlar bu çırayı yakmıştır. Bütün zor zamanlarda her zaman için kadınlar önde olmuştur. 12 Eylül sürecinde karakollarda polisin karşısında duran kadınlardı. Cumartesi Anneleri, onca baskıya rağmen Taksim’e her hafta çıkıyorlar inatla. Akbelen Ormanı’nda en önde direnen yine kadınlar oluyor. Bu çırayı yakan biz kadınlar çocuklarımızı iyi bir eğitimden geçirip güçlü olmayı öğretmeliyiz” şeklinde konuştu.
Kılavuz, Aleviliğin genç nesillere aktarılmasının önemine de vurgu yaptı.
PİRHA – Yazar Ali Balkız, devlet kurumlarının, Muharrem ayında Alevi kurumlarına ‘yardım’ adı altında yürüttükleri politikaları eleştirerek, “Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri de Alevilere büyük bir taarruz halindeler” dedi. Balkız, Alevilerin asimilasyon politikalarına karşı direnmeyi sürdüreceğini kaydetti.
Muharrem Orucu bugün 7. gününde. 12. günün sonrasında aşure paylaştırılacak. Bazı Alevi örgütlerinin belediyelerin yardımıyla aşure hazırlaması Alevilerin eleştirilerine neden oluyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, iktidarın, belediyeler aracılığıyla yaptığı Muharrem Orucu yardımlarına ilişkin değerlendirme yaptı. Balkız, belediyelerin, Muharrem ayı ve aşure için yardımlar yapmasını eleştirdi.
“HÜSEYİN’İ HÜSEYİN YAPAN BOYUN EĞMEMESİDİR”
Ali Balkız, Aleviliğin temelinde boyun eğmenin olmadığını vurguladı. Balkız, Alevi toplumunun, zalimin zulmüne boyun eğmemesi gerektiğini belirterek, “Aleviler ve Alevi olmayan vicdan sahipleri şu günlerde oruç tutuyorlar. Oruçlarını Kerbela’da Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının, Muaviye oğlu Yezid’in orduları tarafından katledilmiş olmasının anısına, hatırasına tutuyor. İslam için o tarihte siyasi tartışma kimin halife olacağı tartışmasıydı evet ama özünde bu bir siyasal, sosyal ve hiç kuşku yok ki sınıfsal bir özellik taşıyordu. Hz. Ali ve oğlu Hüseyin, Muaviye ve Yezid’e biat etmemişlerdi. Onun üstünlüğünü kabullenmemiş ve boyun eğmemişlerdi ve o yolda da Hüseyin, Kerbela’da öldürüleceğini bile bile atının sırtında gitti. Yakın akrabalarıyla birlikte kanının son damlasına kadar savaştı ve hayatını verdi. Hüseyin’i Hüseyin yapan bu tavırdır, boyun eğmemesidir, zalimin zulmüne evet dememesidir, ona karşı çıkmasıdır. Belki ondan önceki tarihlerde de Spartaküs ve benzer yiğitler vardı. İnsanlık var olduğu müddetçe de olmuştur. Zalimler ve mazlumlar, egemenler ve o egemenlerin yönetme biçimine itiraz edenler olmuştur” dedi.
“BİR YASTIR, BİR PAYLAŞIMDIR”
Muharrem Orucu’nun kadim bir anlayış olduğunu belirten Balkız, sözlerine şöyle devam etti:
“Muharrem Orucu İslamiyet ve Kerbela ile de Aleviliğe intikal etmiştir. Ama Alevilik Kerbela’dan mı başlar, Horasandan mı başlar, Sümerlerden mi başlar, Orta Asya’dan mı başlar, Anadolu’dan mı başlar, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veliden mi başlar, Pir Sultan’dan mı başlar; kim nereden başlatıyor olursa olsun temel anlayış hak, hukuk aramak, özgür, laik insan olmak üzerine kurulu isteklerin bir bütünüdür. Muharrem Orucu insanların kendi dilleri, dinleri, kültürleri, coğrafyaları ile kendi yaşam tarzı ve anlayışlarıyla başka uluslarla birlikte barış içerisinde yaşamasının olanaklarını arama eylemidir aynı zamanda. Bir yastır, bir paylaşımdır… Biz sadece bayramı, doğumu, düğünü, güneşi, ayı paylaşmayız, aynı zamanda üzüntülerimizi de paylaşırız, ölülerimizin matemini de paylaşırız, yenilgilerimizi de paylaşırız. Acıları paylaşa paylaşa azaltırız, sevinçlerimizi paylaşa paylaşa çoğalttığımız gibi. Bu bir ritüeldir, bir anlayıştır.”
“ALEVİLERE SALDIRI HALİNDELER”
Ali Balkız, Alevilerin kentlere gelmesiyle birlikte yaşayış biçimlerindeki farklılıklara da değindi. Balkız, iktidarın yardım adı altında yaptıkları asimilasyon politikalarını eleştirerek şunları söyledi:
“Aleviler bunu kadim olarak uzun yıllardan bu yana yapagelmişlerdir ama geldiğimiz şu günlerde, 1950-60’lardan başlayarak Alevilerin kente gelmeleri ile birlikte devletle daha iç içe, Sünni komşuları ile daha kapı komşu oluşları onları kendi yaşam alanlarındaki geleneksel olarak yaşadıkları Aleviliğin artık kent koşullarında yeniden uyarlanması haline getirmiştir. Cemler artık otantik anlamda bildiğimiz cem olmaktan çıktığı gibi oruç tutuşumuz da ne yazık ki kentte özelliklerinden kaybetmiş. Cemde, köyde kimin evinde nesi varsa o getirilir az olandan az çok olandan çok aynı tencereye girer, pişer lokma olur ve canlara dağıtılır. Artan da nüfus başına pay edilir. Yani herkesten varlığına göre alınır, herkese ihtiyacına göre verilir. Bu bize neyi hatırlatır? Aleviler yüzyıllardır bunu yaşarken Karl Marx daha doğmamıştı. Şimdi buradan hareket edecek olursak kentlerde Aleviler oruç tutacaklar, oruçlarını açacaklar, aşure kaynatacaklar ve bunun malzemelerini belediyelerden alacaklar öyle mi? Ya da belediyeler onlara çuval çuval bulgur, yağ, dut, şeker, su gönderecek ve Aleviler bunları kabul edecek. Bunlardan pişen aşureyi lokma yapıp oruç açacaklar öyle mi? Yakışmıyor. Bu doğru değil. Kendi olanakları ne kadar el veriyorsa o kadarı ile yetinmek ama belediyelerin bağışı ile gönderdiği hediyeler ile aşure kaynatmanın bizim kültürümüzde yeri yoktur. Ve ayrıca sadece bununla kalmıyor belediyeler, hükümet de çokça yapıyor bu ve benzeri yardım adı altında aslında denize olta atılmış yem gibi düşünecek olursak güya Aleviler balık onlar da avlayacaklar. Çağımızda, ne yazık ki başta iktidar olmak üzere iktidarın diğer temsilcileri tarafından Alevilere büyük bir taarruz, büyük bir saldırı halindeler.
“ALEVİLER DİRENİYOR VE DİRENECEKLER”
Demokratik Alevi Dernekleri, Ana Fatma Cemevi’nin kapısındaki kırıklar bundan 1 sene önce kırıldı. Diğer Alevi örgütleri ile birlikte saldırıya uğrayan bu mekanı tahrip edenler yakın bir zaman önce serbest bırakıldılar. İktidar Alevilere hoş görünmek için Alevi gençlerinden oluşacak gençlik kampları düşünüyor, Kerbela’ya Alevi dedelerini götürüyor. Hükümet, Hacı Bektaş’a Alevileri, Alevi önderlerini, dedelerini, vakıf ve Alevi derneklerini davet ediyor. ‘Onları nasıl yollarından çıkartırız, nasıl kafalarını değiştiririz, görüşlerini bulanıklaştırırız, nasıl asimile ederiz, hangi alanlarla, hangi yöntemlerle, yollarla’ diye düşünüyor. Bu konuda çok deneyimliler doğrusu. Yani Selçuklu’dan başlayarak Osmanlı boyunca devam eden ne yazık ki Cumhuriyet aşamasında da sürmekte olan bir yandan toplu halde ya da bireysel anlamda katliamlar onların yanına bir de barışçıl yolu eklediler. O sopa orada duruyor, ellerinde hazır ama tavşan havuç hikayesinde olduğu gibi havuç uzatarak acaba Alevileri yollarından döndürebilir, terbiye edebilir, yola getirebilir, kendi kervanımıza katabilir miyiz yanıtlarını aramaya çalışıyorlar. Belediyelerin şu günlerde Alevi örgütlerine, cemevlerine göndermek istedikleri ya da göndermekte oldukları aşure malzemeleri de bunun araçlarından biri ne yazık ki.
Aşurenin bir anlamı var tarihsel anlamdaki misyonu bellidir. Semavi dinler öncesine dayanır. Kerbela ile birlikte de Aleviler, Kızılbaşlar benimsemişlerdir. 12 çeşit maddeden oluşur. Her biri bir kazana giriyor aynı kazanda kaynıyor, artık nohut nohut değil, fasulye fasulye değil, şeker şeker değil hem kendisi hem başkası artık. Kültürlerin, insanların sosyolojik, kültürel anlamda da birbirlerinden alacakları ve verecekleri vardır. Birlikte başka bir şey olurlar; kendi özelliklerini, öz benliklerini korurken aynı zamanda bir ve beraber olurlar. İktidar bunu istemiyor. Ama Aleviler direniyor ve direnecekler.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Erenler Cemevi’ni ziyaret ederek Muharrem orucunu açan Alevi yurttaşlarla lokmalarını paylaştı.
680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan Yas-ı Muharrem orucunun 4.gününde yurttaşlar orucunu Erenler Cemevinde açtı. Erenler Cemevi Dedesi Aliekber Çari Dede’nin verdiği gülbengin ardından yurttaşlar lokmalarını paylaştı.
Eren Cemevi ziyaretinde konuşan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi( Yeşil Sol Parti) Eş sözcü Çiğdem Kılıçgün Uçar yurttaşları Türkçe ve Kürtçe selamlayarak “Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inançlar adına eşit, özgür bir geleceğe vesile olmasını diliyorum. Oruçlarınız yerini bulsun” dedi. Uçar, iktidarın Alevileri yok saydığına, Alevilere karşı asimilasyon politikaları geliştirdiğine dikkati çekerek, “Devlet Alevileri tanımlamaktan vazgeçip onlardan öğrenmeye çalışmalıdır” dedi. Uçar, son olarak her zaman Alevilerin mücadelesinin destekçileri olduklarını sözlerine ekledi.
Oruçların açılmasının ardından Çiğdem Kılıçgün Uçar ve beraberindeki heyet Erenler Cemevi yönetimiyle muhabbette bulundu.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kızılarık Cemevi yöneticilerinin verdiği Muharrem lokmasında gülbenkler okundu, deyişler ve mersiyeler okunarak birlik mesajları verildi.
Antalya’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kızılarık Cemevi’nde Muharrem lokması verildi.
Cemevinde verilen lokmaya Üryan Hızır Ocağı mensubu Kenan Akbaba, Antalya’da örgütlü bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, PSAKD Altınova Şubesi, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği, Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şubesi, Tahtacılar Derneği, Başkan ve YK üyeleri, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Yas-ı Muharrem lokmasını birlikte paylaşmak amacı ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kızılarık Cemevi’nde verilen lokmada Üryan Hızır Ocağı mensubu Kenan Akbaba’nın okuduğu lokma gülbenginin ardından cemevine gelenlere lokmalar dağıtıldı.
Lokmaların ardından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek yaptığı kısa konuşmasında, “Yas-ı Muharrem gününde sizinle birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Sizinle buluşmamıza vesile olan sevgili Nurettin başkanıma ve tüm Alevi kurum başkanları ve yöneticilerine teşekkür ediyorum. Allah lokmalarınızı kabul etsin” dedi,
Ardından yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Zakir Hayri Aslanboğa, Zakir Onur Tunç deyişler ve mersiyeler okudu.
PİRHA-Muharrem orucuna ilişkin konuşan Dersimliler, “Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem orucu, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan oruçtur. Aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Dersim’de yaşayan yurttaşlar, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“MUHARREM ORUCUNDA KAN DÖKMEYİZ”
İnançlarını sürdürmeye çalıştıklarını söyleyen Sultan Çelik, “Büyüklerimiz yas olduğu için yatakta yatmıyorlardı yerde yatıyorlardı. Muharrem orucunda kan dökmeyiz, et yemiyoruz, su içmiyoruz, duş almıyoruz, aynaya bakmıyoruz. 12 gün oruç tuttuktan sonra aşuremizi yapıp komşularımıza dağıtıyoruz” dedi.
Doğan Kurukafa ise, “Muharrem orucu bittikten sonra komşular bir araya gelirdi, cem tutulurdu, yapılan niyazlar dağıtılırdı ve durumu iyi olanlar kurban keserdi” diye ifade etti.
“YAS TUTUYORUZ”
Kerbela’da öldürülenler için yas tuttuklarını ifade eden Kibar Poyraz ise, “Muharrem orucunda su içmiyoruz, et yemiyoruz. Oruç bittikten sonra da aşure yapıp dağıtıyoruz, mumlarımızı yakıyoruz” diye belirtti.
Yeter Ataş, “Et yemiyoruz, soğan doğramıyoruz, düğün yapmıyorlar. 12 sene oruç tutanlar 12 kazan kuruyorlar” dedi.
Kadife Demir de, “Muharrem oruçlarında et yemiyoruz, su içmiyoruz. Aşure yaparken on iki nimeti karıştırıyoruz ve komşularımıza dağıtıyoruz. 12 yıl oruç tutan 12 kazan kuruyor, ondan sonra oruç tutmana gerek kalmıyor” diye konuştu.
PİRHA-Aleviler, Muharrem Orucu’nu (Yas-ı Kerbela) bugün itibariye tutmaya başladı.
Kerbela’da Hz. Hüseyin ile birlikte susuz bırakılarak katledilen 72 insan için tutulan Muharrem Orucu (Yası Kerbela) Orucu bugün başladı. 12 gün oruç süresince su içilmezken eğlenceden de uzak durulur. Oruç açma saatleri ise güneşin batışına denk gelir.
Muhammed Mustafa’nın torunu Hz. Hüseyin ve akrabalarının da aralarında bulunduğu 72 kişi, Hicri takvime göre 10 Muharrem 61’de (10 Ekim 680) halifelikte hak iddia eden Yezid’in ordusu tarafından Kerbela Çölü’nde katledilmiş, kadın ve çocuklar ise esir alınmıştı.
SAHUR YAPILMAZ, ORUÇ GÜNEŞE GÖRE AYARLANIR
Alevilerde sahur olmadığı gibi oruç açarken belirlenmiş bir saat de yoktur. Ne yenirse gece yarısından önce yenir. Aleviler oruç açarken top sesi, ezan sesi gibi işaretler beklemezler, güneş batınca oruçlarını açarlar. Görkemli sofralar da kurulmaz.
Oruç süresince de (12 gün boyunca) düğün, nişan, sünnet ve benzer törenler/etkinlikler yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela Şehitleri’nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez (Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay, kahve, meşrubat, meyve suyu, ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.)
Aleviler, Muharrem ayında kimi yörelerde 10, kimi yörelerde de 12 gün oruç tutarlar. Orucun ardından aşure paylaştırılacak.
PİRHA- Muharrem Orucu 19 Temmuz’da başlıyor. “Kerbala; dava insanlık davası” başlığıyla bir mesaj yayınlayan Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, “Yolumuza sahip çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin, zalimlerin zulmü son bulsun, Şah-ı Merdan yolumuza yoldaş olsun” dedi.
Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, 19 Temmuz’da başlayacak Muharrem orucu vesilesiyle bir mesaj yayınladı. Yıldırım, “Kerbela Hüseyin’in sahrasıdır. Özgürlük Hüseyin’in kavgasıdır. Mertlik, yiğitlik Hüseyin’in dehasıdır. Dava insanlık davasıdır” dedi.
Yıldırım, “Kerbela; geçmişi inkâr edebilirsiniz, geçmişe karşı çıkabilirsiniz ama geçmişi yok edemezsiniz. Eğer geçmişi yok ederseniz, geleceğinizi iyi kuramazsınız, Çünkü geçmiş geleceğin ibretidir. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Bu nedenle Kerbela’yı anmak insanlığın gereği olmalıdır. Kerbela’da İmam Hüseyin bir insanlık abidesidir. İmam Hüseyin Kerbela’da ileri sosyal demokrasi öncüsü ve şehididir. Kerbela’yı anarken, İmam Hüseyin’in şahsında bütün mazlumlar anılır. Yezid’in şahsiyetsizliğinde bütün zalimler lanetlenir, kınanır. Kerbela, zalimin dört günlük dünya saltanatı uğruna işlediği faciadır. Kerbela, hırsın, nefsin, ihtirasın ve doyumsuzluğun yol açtığı bir insanlık utancıdır. Kerbela, Yezid zulmüyle eyleme dönüşmüş bir vahşet örneğidir” dedi.
Yıldırımın yayınladığı metnin tamamı şöyle:
“Muharrem Orucu; biz Aleviler için Adem Peygamber’den başlayarak bütün peygamberlerin yerine getirdikleri bir ibadettir. Bunun yanı sıra başta Hz. Hüseyin olmak üzere On İki İmamların şahadetleri ve tüm ezilen mazlumlar adına çekilen bir yastır. Bundan dolayıdır ki Muharrem Orucu’nun diğer bir adı da Yas-ı Matemdir. Muharrem Orucu, insanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını, eksilerini-artılarını hesaplaması ve bütün bunların sonucunda daha iyiye, doğruya, güzele yönelmesine davettir. Nefsini terbiyeye, Hacı Bektaş Veli’nin de buyurduğu gibi nefsini bilmeye vesiledir oruç. Aleviler olarak Muharrem Orucu ile Hz. Adem’den günümüze gelen bir ibadeti yerine getirirken aynı zamanda Hz. Hüseyin’in şahsında Ehlibeyt’e, Ehlibeyt’te temsilini bulan insanlık değerlerine bağlılığımızı yineliyoruz. Yezid’e ve Yezid’de sembolleşen bütün kötülüklere lanet ediyoruz. Mazlumların yad edildiği, zalime/zulüme boyun eğilmediği, haksızlıklara karşı haykırış ayı.
Bizler, Alevi inancına, yoluna, kimliğine sahip çıkan bireyler olarak, çok net ve Zeynep Ana kadar cesur olmamız gereken zamanlardan geçiyoruz. Yezid gibi açık düşmanlardan başka, Mervan gibi sinsi düşmanların ortalıkta cirit attığı, Hızır paşaların küçük çıkarları uğruna işbirliğine hazır beklediği, Yol’una sıtk-ı sadakatle bağlı yurttaşların sindirilmeye çalışıldığı, içeriden işbirlikçilerle manipüle edildiği bir dönem yaşıyoruz. Hala Muaviye’nin bıraktığı kötülük ateşi, semalarda kol geziyor. Cinsiyetçi bir yaklaşımla sapık ruhlu insanlar tarafından kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor. İnsanın yaşam ve nefes alanı olan doğa/ormanlar katlediliyor. Kurtun, kuşun kuzunun hakkını isteyen Anadolu insanın yerini onları katleden, onları can olarak görmeyen bir anlayış yakıp/yıkıyor. Yezid ve Emevi anlayışı ve bu zihniyet, hakimiyetini kurmuş, kurumlaştırmış ve kalıcı hale getirmiş. Görüntüde kimse Yezid’in yolundayız demiyor. Ancak söylem farklı olsa dahi eylemler Yezidçe yapılıyor. Onun içindir ki çağımızın yol sürenleri, bundan öncekiler gibi matem tutmaya devam ediyorlar. Biliyorlar ki değişen coğrafyaların, geçilen asırların, medeniyetin, insanlığın, demokratlığın, mertliğin bu zihniyet açısından bir anlamı, önemi, değeri yok. İşte tam bugünlerde, biz Ali’ye Selman olanlar; fikirlerimiz net, duruşumuz net olmalı. Hiçbir konuda şüpheye düşmeden, korkmadan; bu yolun talibi olmak dışında bir şansımız yok. Bu yol ki; Kal-u Bela’dan beri bizim yaşam kanunumuzdur. Elimizin, dilimizin, belimizin kilididir. İçtiğimiz suyun gözesi, paylaştığımız lokmamızın zerresidir.
“YOLUMUZA SAHİP ÇIKALIM”
Bu yola sahip çıkalım canlar!
Bugünün Yezidlerine karşı Hüseyni bir duruş sergilemek, ülkemizin içinden geçtiği bu karanlık zulüm günlerinde hakikati haykırmak, zalim anlayışa karşı, özgürlüğü, eşitliği ve adaleti savunmak cümle canların görevi ve yolumuzun gereğidir.
Yolumuza sahip çıkalım ki; Hakk da bize bu zor zamanlar geçirdiğimiz dünyada sahip çıksın, Hızır carımıza yetişsin, zalimlerin zulmü son bulsun, Şah-ı Merdan yolumuza yoldaş olsun. Hz. Hüseyin gibi yiğit, Zeynep Ana gibi dik durup insanlık onuruna, gururuna, davasına sahip çıkmak için tüm canları Muharrem ayında 12 imamlar aşkına, Kerbela’da şehit olan imamlar aşkına, katledilen kadınlar aşkına, yakılan/yıkılan doğanın aşkına, bu davaya sahip çıkmaya ve inancımızı hep birlikte yaşamaya davet ediyorum. Muharrem Orucu 19 Temmuz- 30 Temmuz 12 gün boyunca Okmeydanı Cemevimiz’de saat 19:30’da Muhabbet, 20:40’da Oruç açma lokması olacaktır. Tutacağımız Muharrem orucu, çektiğimiz Kerbela ve mazlumların yası Hakk katında kabul ola.”
PİRHA – Alevilerin tuttuğu Muharrem Orucu, 19 Temmuz Çarşamba günü başlıyor. 12 gün süren orucun ardından aşure paylaştırılacak.
Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Kurban Bayramı’ndan 20 gün sonra başlayan Muharrem orucu, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ve 71 can için tutulan oruçtur. Aslında bir yas ibadetidir ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.
Aleviler, Muharrem ayında kimi yörelerde 10, kimi yörelerde de 12 gün oruç tutarlar. Üç gün tutulan Masum-u Pak Orucu’nun ardından bugün de Ana Fatma Orucu tutuluyor. Ana Fatma Orucu yöreden yöreye farklılık gösteriyor.
19 Temmuz Çarşamba günü ise 12 gün tutulacak olan Muharrem Orucu başlayacak. Bazı yörelerde 12 İmam, Aşır Orucu da denilen orucun ardından aşure paylaştırılacak.
PİRHA- Muharrem Orucu vesilesiyle açıklama yapan FEDA, Hüseyin’i duruşun günün Yezitlerine karşı haklının yanında olmak anlamına geldiğini belirtti. Feda, Nahak zihniyetine karşı Aleviler başta olmak üzere özgürlük, hak ve adalet isteyen herkesi, demokrasi mücadelesinde buluşmaya çağırdı.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Muharrem ayına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Hüseyni duruşun egemenlikçi sisteme karşı özgürlükçü ruhun tarihsel hakikati olarak insanlığın hafızasında ve vicdanında 1400 yıldır yer almaya devam ettiği dile getirilen açıklamada, Alevilere dönük katliam ve soykırımlara karşı dile, kimliğe inanca ve kültüre sahip çıkmanın Hüseyin’i duruşu sahiplenmek olduğuna işaret edildi.
Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) Muharrem Orucuna ilişkin açıklaması şöyle:
“Öncelikle her sürekten Aleviler’in Kerbela direnişi adına tuttukları Yası Muharrem Oruçları ve pay edecekleri Aşure lokmalarının Hakk defterine yazılmasını niyaz ediyoruz. Hz. Hüseyin’in Kerbela direnişini kendisine rehber edinip mazlumların yanında saf tutan tüm canlara aşkı niyazlarımızı sunuyoruz.
Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da Yezit’e karşı geliştirdiği direniş, nahak zihniyetin farklı halklara ve inançlara yaşattığı zulüm ve baskısına karşı hak ve hakikat duruşu olduğundan, mazlumlar katında saygı ve hürmetle yad edilmekte ve sahiplenilmektedir. Hüseyin’i duruş, insanlığın egemenlikçi sisteme karşı özgürlükçü ruhun tarihsel hakikati olarak insanlığın hafızasında ve vicdanında bu nedenle 1.400 yıldır yer almaktadır. Buna karşın insanlık onurunu ve özgürlük tutkusunu kana bulayan Yezit ve onun nahak zihniyeti ise 1.400 yıldır mazlumlar tarafından lanetlenmektedir.
“HÜSEYİN’İ DİRENİŞLE ORTAK YAŞAMI GERÇEKLEŞTİREBİLİRİZ”
Bu lanetli zihniyet bugün de Alevilere ve hak mücadelesi veren toplum kesimlerine saldırmakta, yalan ve manipülasyon ile toplumu aldatmakta, dillerini, kimliklerini, inançlarını ve kültürlerini inkâr etmekte, Alevilere ve Kürtlere kültürel soykırımı dayatmaktadır. Alevilerin kadim coğrafyasının ormanları yakılmakta, doğası talan edilmekte, Alevi dergâhlarına saldırılmakta, Alevilere dönük katliam ve soykırımda ısrar edilmekte. Bu temelde dilimize, kimliğimize, inancımıza ve kültürümüze sahip çıkmak, Hüseyin’i duruşu sahiplenmek anlamına gelmektedir. Nahak zihniyetin soykırımına, savaşlarına, zulmüne karşı Hüseyin’i direnişi geliştirdiğimizde hak ettiğimiz özgür ve ortak yaşamı gerçekleştirmiş oluruz. Demokrasi, özgürlük, hak ve adalet isteyen tüm halkların ve toplum kesimlerinin hak mücadelesini sahiplenmeyi, 72 milleti bir nazarda gören inancımızın düsturu gereği Hüseyin’i duruş olarak görüyoruz.
NAHAK ZİHNİYETE KARŞI MÜCADELE ÇAĞRISI
Hüseyin’i duruş; günümüz Yezitlerine karşı Hakk’ın ve haklının yanında olmaktır. Bu temelde AKP- MHP nahak zihniyetine karşı demokrasi güçleri ile birlikte her sürekten Aleviler başta olmak üzere özgürlük, hak ve adalet isteyen herkesi demokrasi mücadelesinde saf tutmaya çağırıyoruz.
Aşure’nin binbir rengi, binbir tadı bir arada tutan hakikati gibi biz Aleviler de, özgür ve eşit yurttaşlık haklarını talep ederek demokrasi mücadelesinin rengi, düşünsel ve inançsal hakikatı olmayı başardığımızda kazanan demokrasi, kazanan insanlık olacaktır. Aleviler olarak bu gerçekliği görmek, bilince çıkarmak ve gereğini yerine getirmek durumundayız. Zalimlere fırsat vermeden mazlumun sesi, haldaşı ve yoldaşı olduğumuzda hep birlikte ortak yaşamı var edebiliriz. Alevi inkârı ve katliamlarının son bulması, Alevi inancının Anayasal güvenceye alınması, kutsal mekânlarımıza ve ibadethanelerimize statü verilmesi, Jîyar û diyarlarımıza saygı duyulması, zorunlu din derslerinin kalkması ve eşit yurttaşlık hakkının eldesi ancak ve ancak demokrasi bileşenleri ile hak ve hakikat mücadelesi ile mümkündür.
Hz. Hüseyin’in onurlu duruşunu yad edenlerin oruçları ve hizmetleri Hakk katında kabul olsun. Her sürekten Alevileri günümüz Yezid’lerine karşı Hüseyin’i duruşu sahiplenmeye çağırıyoruz.”
PİRHA-İsviçre Aarau şehrinde aşure lokması paylaşıldı. Ana Narin Gülçiçek tarafından lokma gulbengi verildi. Ana Gülçiçek, “Aşure lokmamız dünyadaki bütün insanların savaşlardan uzak barış içinde yaşamasını nasip eylesin” dedi. FEDA Eş Başkanı Demir Çelik de aşurenin sadece bir tatlı olmadığını belirten bir konuşma yaptı.
Muharrem orucunun bitmesinin ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediliyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından İsviçre’nin Aarau şehrinde aşure lokmaları paylaşıldı. Lokma gulbengi Ana Narin Gülçiçek tarafından verildi.
Ana Narin Gülçiçek ve FEDA Eş Başkanı Demir Çelik aşurenin anlamına dair konuşma yaptı.
“HER ZAMAN MAZLUMUN YANINDA ZALİMİN KARŞISINDA DURDUK”
Ana Narin Gülçiçek, “Aşure lokmamız dünyadaki bütün insanlara savaşlardan uzak barış içinde yaşamayı nasip eylesin. Biz her zaman mazlumun yanında yer alıp zalimin karşısında durduk. Birliğimizi bozmak isteyen zalimlere Hakk fırsat vermesin” dedi.
“AŞURE SADECE BİR TATLI DEĞİLDİR”
Aşurenin sadece bir tatlı olmadığını belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “M.Ö 10.000’li yıllarda Kürdistan’da başta buğday olmak üzere bitkilerin yetiştirilmesi ve hayvanların evcilleştirilmesine şükran olarak ama aynı zamanda üzerinde yaşadığımız gezegene ve gezegenin parçası olduğu güneş kozmopolisinin bütününe erişmenin, bir olmanın ve birlikte olmanın manasıyla şükranlarını ifade etmek adına yapılmıştır” diye konuştu.
PİRHA-PSAKD Dersim Şubesi ve DAD Genel Merkezi tarafından Muharrem (Yas-ı Kerbela) orucunun bitmesinin ardından Seyit Rıza Meydanı’nda aşure lokmaları paylaştırıldı.
Alevi toplumu ve kurumları Muharrem (Yas-ı Kerbela) orucunun ardından aşure kazanlarını kurmaya devam ediyor.
PSAKD Dersim Şubesi ve DAD Genel Merkezi tarafından Muharrem (Yas-ı Kerbela) orucunun bitmesinin ardından Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda aşure lokmaları paylaştırıldı. Lokma gülbengini Kureyşan Ocağı’ndan Muzaffer Yazar okudu.
PİRHA-Muharrem orucunun bitmesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Kerbela’nın zalimlerin mazlumlara zulmettiği ve acı çektirdiği yer olduğunu söyleyen PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı, “Kerbela’da Hüseyni duruş direnişin, Yezid’e biat ederek ölmek yerine, haklının ve mazlumların yanında hak ve adalet için ölümü göze almanın adıdır” dedi.
Muharrem orucunun bitmesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevinde aşure lokmaları pay edildi. Aşure lokmasına, HDP Milletvekili Ömer Öcalan, Emek ve Demokrasi Bileşenleri, CHP Diyarbakır İl Başkanlığı, DBP Genel Merkez ve Diyarbakır İl Başkanlığı, TİP Diyarbakır İl Başkanlığı, HDP Diyarbakır İl Başkanlığı ve HDP Bağlar İlçe Başkanlığı, 78’liler Derneği, KESK, TMMOB il Koordinasyonu, TES-İş 2 Nolu şube, Deva Partisi İl Başkanlığı ve Sohram-Der temsilcileri katıldı.
Matem ayı dolayısıyla Kerbela’da yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşunun ardından konuşma yapan Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın dede, “Kerbela bizim sevgi kaynağımız olmuştur. Bu sevgi elbette ki dünya var oldukça var olacak, yüreğimizde yaşatılacaktır” dedi.
Musa Kargın dedenin gülbeng vermesinin ardından PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Aydın Atlı konuştu.
“KERBELA HAK VE ADALET İÇİN ÖLÜMÜ GÖZE ALMANIN ADIDIR”
Kerbela’nın zalimlerin mazlumlara zulmettiği ve acı çektirdiği yer olduğunu söyleyen Atlı, “Kerbela’da Hüseyni duruş direnişin, Yezid’e biat ederek ölmek yerine, haklının ve mazlumların yanında hak ve adalet için ölümü göze almanın adıdır. Kerbela Aleviler için acının hücresine hapsolup kaybolduğu ağlama duvarı değildir. Günümüze uzanan hak ve adalet için acının orucu, umudun aşuresi ve bir daha Kerbela’lar yaşanmaması için direnişin adıdır. Matem orucu sadece Kerbela’da Yezid’in zulmü ile canlara zalimce kıyılmış yetmiş iki can için değildir. Bu yeryüzünde keder, acı, hüzün ve zulmün buluştuğu, Dersim, Sivas, Çorum, Maraş, Suruç, Ankara Garı, Taksim 1 Mayıs, Gezi, Roboski, 6-7 Eylül olayları, Ortadoğu, Afrika, Asya’da ve yeryüzünde yaşanmış tüm Kerbela’larda katledilmiş insanlar ve onların davası içindir” dedi.
“CEMEVLERİNE YAPILAN SALDIRILARIN ARKA PLANININ AYDINLATILMASINI BEKLİYORUZ”
Muharrem oruçlarının ilk gününde Ankara’da Alevi kurumlarına yapılan saldırı ve akabinde hem Alevilerin hem de iktidarın gösterdiği refleksin manidar olduğunu belirten Atlı, “Saldırgan kişinin nerede kimlerle bağlantılar var, hangi kapsamda eğitimler aldı şimdilik bilmiyoruz. Saldırının içeriği bakımından öncesinden planlanmış olduğu su götürmez bir gerçektir. Saldırganın, saldırının arka planının bir an önce aydınlatılmasını bekliyoruz. Bu saldırılarla yüzleşilmediği müddetçe ve saldırganlar ile azmettiricileri gerekli cezayı almadığı müddetçe bu saldırılar sona ermeyecektir. Cumhurbaşkanının istediği yeri ziyaret etme hakkı vardır. Ama gittiğiniz yerin bir cemevi olduğunu ve oranın bir ev sahibinin olduğunu da bilmeniz gerekir. Siz misafirsiniz gittiğiniz yerin ritüellerine uymak zorundasınız. Biz de cemevlerimizde, dostlarımızda dedeler, analarımız oturur. Bizim kapımız herkese açıktır eksik gelenler tamamlanır ve giderler. Ancak bu kapılara gelirken bu kapıları kendilerine göre dizayn edemezler. Var olana uyum göstermek ve ritüellere saygı göstermek gerekir. Cemevlerimize yasal statü isterken aynı zamanda saygı gösterilmesini de bekliyoruz” diye konuştu.
Zeynel Abidin Ocağından zakir İbrahim Erkul’un deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü. Semahlar sonrasında aşure lokması pay edildi.
PİRHA-Muharrem orucunun bitmesinin ardından Demokratik Alevi Derneği (DAD) Gebze Şubesi Ana Fatma Cemevinde aşure lokması paylaştırıldı. Lokma paylaşımında konuşan önceki dönem DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu, Muharem oruçlarının başlamasıyla cemevlerine yapılan saldırıların planlanarak yapıldığını belirtti.
Muharrem orucunun bitmesinin ardından Demokratik Alevi Derneği (DAD) Gebze Şubesi Ana Fatma Cemevinde aşure lokması paylaştırıldı. Aşure lokmasına, Alevi kurum, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcisinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Lokma paylaşımında konuşan önceki dönem DAD Eş Genel Başkanı Saime Topçu konuşma yaptı. Topçu, Matem ayında maalesef yezitler yine yezitliklerini yaptılar. Muharrem oruçlarının başlamasıyla cemevlerine yapılan saldırıların planlanarak yapıldığını belirten Topçu, cemevlerinde oruç açma, İslam’a benzetme çabaları var ancak bizim inancımızda toplu oruç açma yoktur diye belirtti.
Aşure lokmalarının paylaştırılmasının ardından cem cıvat yapıldı.