Etiket: murat çepni

  • Çepni’den tarihi Goderme Köprüsü için çağrı: Tarihimiz yok edilmesin – VİDEO

    Çepni’den tarihi Goderme Köprüsü için çağrı: Tarihimiz yok edilmesin – VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Silvan’da bulunan tarihi Goderne Köprüsü’nün baraj suları altına kalacağını belirterek, iktidarın baraj politikasından vazgeçmesi çağrısı yaptı. 

    Haberin videosu;

    HDP, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle çalışmalarını sürdürüyor. Çeşitli illerde halkla bir araya gelen partililer, 1 Eylül’de yapılacak etkinlikler için çağrıda bulunarak oluşacak insan zincirine katılım çağrısı yapıyor.

    Bu kapsamda Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde halk buluşmasın katılan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, tarihi Geliye Goderne Köprüsü için çağrı yaptı. Eşsiz manzarası bulunan Goderme Köprüsü’nü özellikle yaz aylarında yüzlerce yurttaş ziyaret ederek hem piknik yapıyor hemde suya girerek serinliyor.

    “GODERNE KÖPRÜSÜ YAŞAMALIDIR”

    Silvan, Kulp ve Hazro ilçelerinin birleştiği noktada olan Goderne Köprüsü Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında planlanmış olan Silvan Barajı ile sular altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya.

    Çepni, tarihi taş köprü olan Goderne Köprüsü’nün baraj suları altında kalacağına dikkat çekti. Çepni, “Hasankeyif’in kaldığı gibi bu köprü de sular altında kalacak. Biz Hasankeyfi kaybettik Goderne taş köprüsünü de kaybetmeyelim” dedi.

    İktidarın baraj politikalarından vazgeçmesi çağrısı yapan Çepni, “Baraj suları altında tarihimiz yok edilmesin istiyoruz. Hiçbir baraj hiçbir tarihi mirasımızdan daha değerli değildir. Baraj politikasıyla kültürümüze, tarihimize kastetme ve yok etme politikasından vazgeçmelidir. Goderne Köprüsü yaşamalıdır” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Gaziemir’de kaldırılmayan radyoaktif atıklar Meclis gündeminde

    Gaziemir’de kaldırılmayan radyoaktif atıklar Meclis gündeminde

    PİRHA – İzmir Gaziemir’de yıllar önce ortaya çıkan radyoaktif atıkların halen kaldırılmadığına dikkat çeken HDP’li Murat Çepni, bu alandaki  nükleer atıkların toprağı, havayı, suyu kirletmeye, canlıları yok etmeye, insanlarda kanser, nefes darlığı, astım, bronşit gibi ciddi hastalıkların oluşmasına neden olduğunu belirtti. 

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, İzmir Gaziemir’de yıllar önce ortaya çıkan radyoaktif atıkların neden kaldırılmadığını ve yarattığı çevre sorunlarını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e verdiği soru önergesiyle Meclise taşıdı.

    İzmir Gaziemir İlçesi Emrez Mahallesinde, 1940 yılımda faaliyete başlayan Aslan Avcı Döküm Sanayi Tic.A.Ş. ait olan 70 dönümlük arazide semt sakinlerinin ihbarı üzerine (28 Mart 2020 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kapatılan) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından 2007 yılında yapılan araştırma sonucunda 100 bin ton radyoaktif atık gömülü olduğu rapor edilmişti.

    “NÜKLEER ATIKLAR CİDDİ ÇEVRE SORUNLARINA NEDEN OLUYOR” 

    İzmir Gaziemir’de yıllar önce ortaya çıkan radyoaktif atıklar halen kaldırılmadığına dikkat çeken Murat Çepni, bu alandaki nükleer atıklar; toprağı, havayı, suyu kirletmeye, canlıları yok etmeye, insanlarda kanser, nefes darlığı, astım, bronşit gibi ciddi hastalıkların oluşmasına neden olduğunu söyledi.

    Radyoaktif kirliliğin yan ısıra  mahalle sakinlerinin fabrika alanına gömülü olan diğer ağır metaller nedeniyle oluşan koku, toz ve duman gibi etmenlere de maruz kaldığını kaydeden Çepni, “28 Mart 2020 tarihli 31082 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun kapatılmasıyla bu tehlikeli atıkların kimin denetiminde, nasıl, ne şekilde ve ne zaman tamamen kaldırılacağı ise belirsizliğe neden olmuştur” ifadelerini kullandı.

    Anayasanın 56. Maddesi olan ‘herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almıştır’ ilkesini hatırlatan Çepni, halk sağlığı için bu alanın ivedilikle temizlenmesi ve güvenli hale getirilmesini istedi.

    Çepni bu bağlamda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e şu soruları yöneltti:

    • Sahadaki radyoaktif atıkları temizleme çalışmaları Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kapatılan Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun yetki ve sorumluluk alanındaydı. Bugüne kadar TAEK ve ilgili kurumlar Gaziemirdeki atıkların tamamının temizlenmesini sağlayamamışlardır. Bu alanın temizlenmemesi neden kaynaklanmaktadır?
    • TAEK yerine Gaziemirdeki radyoaktif tehlikeli atıkların bertaraf işi ne şekilde, hangi kurumun yetkisinde ve denetiminde yapılacaktır? Bakanlığınızın bu alandaki atıkların tamamının kesin bir şekilde temizlenmesi için bir programı var mıdır? Temizleme işi ne zaman bitirilecektir?
    • Bugüne kadar bu alanın ne kadarı temizlenmiştir? Temizlenen alanda ne kadar radyoaktif atık vardı? Ne kadar kimyasal atık İZAYDAŞ’a gönderilmiştir?
    • Gaziemirde radyoaktif kirliliğin bulaşıcılık nedeniyle olabileceği miktar 250-300 bin ton civarında olduğu iddia edilmektedir. Atıklar içn en son ölçüm ne zaman ne şekilde yapılmıştır? Atık miktarı kaç ton olarak belirlenmiştir? Son veriler bölge halkı ve ilgili kurumlarla paylaşılacak mıdır?
    • Atıkların temizlenmesi için Bakanlığınız Valilik, kaymakamlık; Belediyeler ve Meslek Odaları ile aktif işbirliği yapılmakta mıdır? İşbirliği yapılıyor ise ne şekilde yapılmaktadır?
    • Gaziemirde halkın sağlığını korumak, çevre kirliliğini engellemek ve bu alanı daha güvenli hale getirmek için bugune kadar hangi bilimsel önlemler alınmıştır? Bu çevredeki su ve toprakta radyasyon oranları ne zaman ölçülmüştür.
    • Nükleer santraller ile ilgili en önemli sorun nükleer atıkların bertarafıdır. Bilim insanları nükleer atıkların güvenli bir şekilde bertarafnın bugün için mümkün olmadığını söylemektedir. Gaziemir’de nükleer atıklar da yıllardır temizlenememiştir. Mersin Akkuyu’da inşa edilen nükleer santralin atıkları nasıl bertaraf edilecektir? Akkuyu’da atıkların İnsan sağlığına, ekolojik sisteme. çevreye zarar vermesinin önüne nasıl
      geçilecektir?
    • Gaziemir’deki atıkların bir türlü defedilememesi, Akkuyu Nükleer Santralinin faaliyete başlaması durumunda oluşacak atıkların nasıl muhafaza edileceği konusunda da kaygı yaratmaktadır. Akkuyu Nükleer Santral için atık depolama alanı ve yönetimi konusunda bir çalışma yapılmış mıdır? Akkuyu NES’in atıkları nerede ve nasıl muhafaza edilecektir?
    •  Gaziemirde büyük tehdit oluşturan Europium 152-154 bulaşık atıkları sadece nükleer santrallerde oluşabilen atıklardır. İzmir’de bir nükleer santral olmadığıı halde nereden, ne şekilde getirilmiştir? Bakanlığınız bu konu hakkında bilgi sahibi midir? Bu bilgiler kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?
    • Türkiye’de Gaziemirde olduğu gibi radyoaktif atık bulunan başka yerler var mıdır? (HABER MERKEZİ)
  • HDP’li Çepni meclisten seslendi: Ölüm oruçlarını durdurun – VİDEO

    HDP’li Çepni meclisten seslendi: Ölüm oruçlarını durdurun – VİDEO

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Meclis genel kurulunda yaptığı konuşmada Grup yorum üyesi İbrahim Gökçek’in ölüm orucunun 300’ncü günü olduğunu hatırlatarak, iktidara ölüm oruçlarını durdurma çağrısı yaptı. 

    Haberin Videosu

    Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in ölüm orucu eylemi bugün 300’ncü gününde. Gökçek’in talepleri, konser yasaklarının sonlandırılması, İçişleri Bakanlığı tarafından gösterildikleri ‘arananlar listesi’nden çıkarılmaları ve İdil Kültür Merkezi üzerindeki baskılara son verilmesi.

    Adil, tarafsız yargılanma hakkı talebiyle başladığı açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren Mustafa Koçak ise bugün ölüm orucunun 284’üncü gününde.

    Halkların demokratik Partisi(HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, Meclis genel kurulunda yaptığı konuşmada Grup Yorum Üyesi İbrahim Gökçek ve Mustafa Koçak’ın durumuna dikkat çekti.

    “ÖLÜM ORUCU BİR TERCİH DEĞİLDİR”

    Konuşmasında iktidara seslenerek ölüm oruçlarının durdurulmasını isteyen Çepni’nin konuşması ise şöyle:

    ”Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek ölüm orucunun 300’üncü gününde. Üç yüz gündür bu topraklarda, bu coğrafyada bir ses yükseliyor. Grup Yorum üyelerinin talepleri, kültür sanat çalışmalarını ve konserlerini özgürce yapabilmek. Bunlar için bu topraklarda ölüme yatmak zorunda kalan bu insanların taleplerine kulaklarımızı kapatmamamız gerekir. Yine, Helin Bölek’i aynı taleplerle ölüm orucunda kaybetmiştik.

    Yine, bir itirafçının verdiği ve sonrasında geri aldığı bir ifadeyle Mustafa Koçak ceza almıştı. Mustafa Koçak da iki yüz seksen beş gündür adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda. Ölüm orucu, bir tercih değildir; sesini, taleplerini duyurmak için son çaredir. Ölüm orucu, bu anlamda ölüm orucundaki direnişçilerin son çaresidir. Bu talepler karşılanabilir, ölümler durdurulabilir, iktidar bu taleplere mutlaka yanıt vermelidir.” (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP’li Murat Çepni’den koronavirüs çağrısı: Ücretli izin talebini yükseltmeliyiz

    HDP’li Murat Çepni’den koronavirüs çağrısı: Ücretli izin talebini yükseltmeliyiz

    PİRHA – AKP hükümetinin koronavirüse karşı aldığı önlemlerin yetersiz olduğunu söyleyen HDP İzmir Milletvekili Çepni, iktidarın bu süreci aslında bütün projelerini hayata geçirmek için bir fırsat olarak da değerlendirdiğini söyledi. Çepni, işçilerin, emekçilerin ‘ücretli izin’ mücadelesini yükseltmesi gerektiğini belirterek, “Emekçilere üretimden gelen güçlerini yapma çağrısı yapıyoruz” dedi. 

    Son yapılan resmi açıklamalara göre bugüne kadar koronavirüsten 75 kişi hayatını kaybetti, hasta sayısı ise 3.629’a çıktı. Koronavirüs salgını ülke genelinde yayılırken fabrikalardaki tedirginlik ise had safhaya ulaştı. AKP iktidarı tarafından halka yapılan ‘Evde kal’ çağrısı fabrikalarda ve iş yerlerinde çalışan emekçileri kapsam dışı bırakıyor.

    “İKTİDARLAR HALKLA DALGA GEÇER DURUMDALAR”

    AKP hükümetinin koronavirüse karşı aldığı önlemlerin yetersiz olduğunu söyleyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, “Yaşadığımız koronavirüs ile mücadele süreci tam bir trajedi aslında. Tüm insanlık bu virüs ile mücadele ediyor. Herkes bulunduğu koşularda virüs salgınından korunmaya çalışıyor. Fakat iktidarlar açısından da tümüyle bir sınav niteliğinde. AKP açısından da böyle. Yani tamamı olarak bir iki yüzlülük görüyoruz. Tümüyle bir tutarsızlıkla karşı karşıyayız” dedi.

    Bu süreçte milyonlarca işçinin çalıştığını kaydeden Çepni, işçilere ücretli izin verilmediği sürece bunların fabrikalarda ve işyerlerinde çalışacaklarına dikkat çekerek, “Tabiri caizse iktidarlar halkla dalga geçer durumdalar” diyerek tepki gösterdi.

    İktidar tarafından yapılan ‘Evde kal’ çağrısına da değinen Çepni, virüsten korunmanın en temel yolunun evde kalmak olduğunu söyleyerek, milyonlarca işçinin can güvenliği için şu soruları sordu:

    • Bu insanların bulunduğu yerlerin hijyen ve sağlık koşullarının nasıl olduğunu biliyoruz. Bu koşullara nasıl bir korunma düşünülüyor?
    • Bu insanların örneğin İstanbul’da 1,5 milyon insan yolculuk yapıyor, bu kadar insanın toplu taşıma araçlarına bindiği koşullarda nasıl bir mücadele düşünülüyor?

    “KANAL İSTANBUL BÜTÇESİYLE İŞÇİLER ÜCRETLİ İZNE AYIRILMALI”

    İşçiler, emekçiler için ‘ücretli izin’ talebinin yükseltilmesi gerektiğini söyleyen HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Zenginler koşulları olanlar evlerindeler. Canlarını korumaya çalışıyorlar. Yoksullar ise ölüme terk edilmiş durumdalar. Bunun başka bir açıklaması kesinlikle yoktur. O yüzden biz başından beri ‘ücretli izin’ talebini yükseltiyoruz. Çünkü en kritik talep ücretli izin talebidir. 15 günlük ücretli izin sağlanamadığı koşullarda iktidarın bu virüsle mücadele ediyorum demesinin yalandan başka bir anlamı yoktur. Ücretli izin meselesi çok basittir. İki haftalık ücretli izin maliyeti 5.4 milyar dolar civarındadır. Dolayısıyla biliyorsunuz Kanal İstanbul’da ihaleler tartışılıyor hatta başlatıldı. Yani iktidar tümüyle bu süreci aslında bütün projelerini hayata geçirmek için bir fırsat olarak da değerlendiriyor. Yani Kanal İstanbul’un bütçesinin yarısıyla bu kadar işçinin, emekçinin iki haftalık ücretli izni pekala karşılanabilir.”

    “DEVLET MEKANİZMASI ŞİRKET ŞEKLİNDE YÖNETİLİYOR”

    Koronavirüs salgınının tüm dünyada yönetim anlayışının da tartışılmasına olanak sağladığına değinen Çepni, “Özelleştirmeler, sağlığın sektör haline getirilmesi, sağlığın özelleştirilmesi, kamunun tasfiye edilmesi, tümüyle kar üzerine kurulu bir ekonomik model, doğanın zehirlenmesi, gıdaların, suların zehirlenmesi, ormanların katledilmesi, küresel ısınma en nihayetinde bütün bunlar içinde bulunduğumuz sistemin yine tıkandığı bir krizin sonuçları. Dolayısıyla bu krizin sonuçlarından birisini yaşıyoruz” dedi.

    Bu süreçte iki yüzlü politikalara karşı çok güçlü bir ses çıkartılması gerektiğini söyleyen Çepni, iktidarın ‘Hep birlikteyiz, bunu yan yana gelerek karşılayacağız. Aynı gemideyiz, bunun sağı solu zengini fakiri yoktur” sözlerine kulak asmamak gerektiğini söyledi. Çepni, “Evet virüsün zengini, fakiri ayırmadığı doğrudur. Ama iktidarlar ayırıyor. Dolayısıyla aynı gemide değiliz” dedi.

    “İŞÇİLER ÜRETİMİ DURDURMALI”

    Bu süreçte sosyal dayanışma ağlarının kurulması gerektiğine dikkat çeken Murat Çepni, “Ücretli izin mücadelesini yükseltmek gerekir ve daha da önemlisi bu yoksullara, emekçilere üretimden gelen güçlerini yapma çağrısı yapıyoruz. Bu koşullarda fabrikalarda ölümü beklemek yerine üretimi durdurmaları, greve çıkmaları şarttır diye düşünüyorum. Ücretli izin için her beklediğimiz an ölüme daha çok karşı kaşıya geldiğimiz an olacak” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Koronavirüs doğrudan çürüyen kapitalizmin bir sonucudur’-VİDEO

    ‘Koronavirüs doğrudan çürüyen kapitalizmin bir sonucudur’-VİDEO

    PİRHA-  HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Meclis Genel Kurul’unda yaptığı konuşmada, koronavirüsün çürüyen kapitalizmin bir sonucu olduğunu söyledi. “Dünyada 3 milyar insanın açlık sınırında yaşadığı, sağlıklı suya sahip olmadığı koşullarda koronavirüs ile mücadele ediyoruz” diyen Çepni, “Tüm halklarımızı, tüm dünya işçi sınıfı ve emekçilerini çürümüş kapitalizmden kurtulmaya çağırıyorum” şeklinde konuştu. 

    Haberin videosu;

    Koronavirüs vaka sayısı her geçen gün artmaya devam ederken, salgın Meclis’in de gündeminde. HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, konuya dair Meclis Genel Kurulu’nda konuştu.

    “Koronavirüs bir fıtrat değil, koronavirüs bir kader değil, tanımlanamayan, açıklanamayan merkezlerden icat edilmiş bir salgın değil, koronavirüs doğrudan çürüyen kapitalizmin bir sonucudur” diyen Çepni şunları belirtti:

    “Çürüyen kapitalizm insanlığı, doğayı, doğal yaşamı çürüttükçe kâr uğruna, rant uğruna çürüttükçe bu tip sonuçlarla pekâlâ karşı karşıya kalabiliyoruz. Daha başka nelerle karşı karşıya kalacağımızı ise zaman içerisinde kuşkusuz göreceğiz. Daha geçtiğimiz yıl, 2019 senesinde, çok yoğun bir biçimde iklim krizini tartıştık. Yine, özellikle Türkiye’de çok yoğun bir biçimde deprem ve depremin sonuçlarını tartıştık. Hatırlarsanız ekolojik kriz kapsamı altında küresel ısınmayı biz kapitalizmin bir krizi olarak ele aldık. Çünkü dünya bir derece daha ısınırsa yaşanmaz bir hâle gelecek ve yaşam tümden ortadan kalkma riskiyle karşı karşıya. Bu küresel ısınmanın temel sebebi ise bizim tek tek evlerde kullandığımız su ya da yaptığımız bir dizi hatadan kaynaklı değil, doğrudan şirketlerin fosil yakıtlar üzerinden gerçekleştirdiği üretim sonucunda gerçekleşiyordu yani fosil yakıtların yarattığı sonuç küresel ısınmaya sebep oluyordu.”

    “EN MAĞDUR OLANLAR İŞÇİLER VE EMEKÇİLERDİR”

    Dünya’da 3 milyar insanın açlık sınırında yaşadığı, insanın sağlıklı suya, barınmaya ve beslenme olanaklarına sahip olmadığı koşullarda koronavirüsün tartışıldığına dikkat çeken Çepni şunları söyledi:

    “Peki ne yapmak gerekir? Biz buradan şunu söylüyoruz: En mağdur olanlar işçiler ve emekçilerdir. Bugün, çalışmak zorunda olan, toplu taşımalara binmek zorunda olan, hâlihazırda sokağa çıkma yasağının konuşulduğu koşullarda, fabrikaların açık olduğu koşullarda en çok mağdur olacak olanlar işçi sınıfıdır. Çünkü, bırakın evde durmayı, yiyecek ekmek bulamayan insanları eve kapatmanın, bırakın hijyen malzemelerine ulaşmayı, hijyen malzemelerini elde edecek ekonomik gelire sahip olmayanlardır yoksullar. Aynı zamanda, bırakın sağlıklı suyu, el yıkamayı, vesaireyi, içecek su bulamayan insanlardan bahsediyoruz. Dolayısıyla, bu krizin, bu virüsün yarattığı kaosun en temel mağdurları işçilerdir, emekçilerdir. Peki, dünyada kapitalist ülkeler ne yapıyor, Türkiye de bunların içerisinde. Bakın, Almanya şirketleri kurtarmaya çalışıyor, İtalya, Fransa, Türkiye’de de TÜSİAD yine bunun derdinde. Bakın, HDP olarak şunların yapılmasını öneriyoruz: Tüm sağlık hizmetleri ücretsiz sağlanmalıdır. Karaborsacılığa karşı temel gıda malzemeleri kamu tarafından ücretsiz karşılanmalıdır. Tüm işçilere ücretli izin verilmelidir. Kayıplar, kamu tarafından değil sermaye tarafından karşılanmalıdır. Bu sürecin tüm yükü sarayın kasalarından karşılanmalıdır, şirket kasalarından karşılanmalıdır, şirket depolarından karşılanmalıdır. Kapitalizm kader değil, tüm halklarımızı, tüm dünya işçi sınıf ve emekçilerini kapitalizme karşı mücadeleyi yükselterek bu zulüm ve çürümüş kapitalizmden kurtulmaya çağırıyorum.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • HDP heyetinden Çepni Alevi köyü Deliktaş’a ziyaret

    HDP heyetinden Çepni Alevi köyü Deliktaş’a ziyaret

    PİRHA- Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Murat Çepni ve HDP il örgütü Dikili’ye bağlı Çepni Alevi köyü Deliktaş’a ziyarette bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili Murat Çepni, İzmir İl Eş Başkanı Besriye Tekgür ve parti heyeti ile birlikte İzmir’de halk buluşmalarına devam ediyor.

    HDP heyeti Dikili’ye bağlı Çepni Alevi köyü olan Deliktaş’ta halkla bir araya geldi.  HDP Milletvekili Murat Çepni, Alevi köyü olan Deliktaş’ta Alevilerin yaşadıkları sorunları dinleyerek, görüş alışverişinde bulundu.

    Köylüler ile HDP’nin 23 Şubat’ta Ankara’da gerçekleştirilecek 4. Olağan Kongresi’ne dair görüşmelerin yapıldığı toplantıda kongreye davet çağrısı yapıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • HDP’li Çepni: Halka zulüm, doğaya yıkım ama Tunceli’ye huzur!

    HDP’li Çepni: Halka zulüm, doğaya yıkım ama Tunceli’ye huzur!

    PİRHA – Dersim’in rant ve güvenlikçi politikaların merkezi konumunda olduğunu belirten HDP Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, “Kentin tarihine, kültürüne, siyasi duruşuna, inanç sistemine karşı tümüyle inkarcı ve imhacı bir siyasetle saldıran devlet ve onun bekçileri , halkın olmadığı bir Dersim’de huzur inşa ettikleri yalanını ifade ediyorlar” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, Dersim’deki ekolojik yıkıma ve son yıllarda kullanılan ‘Huzur şehri Tunceli’ söylemlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İKTİDARIN KALKINMA MODELİ: BİR AYAĞI RANT BİR AYAĞI SAVAŞ”

    Çepni, AKP’nin ekolojik yıkım politikalarının merkezinde Dersim olduğunu belirterek şunları kaydetti:

    “AKP’nin 17 yılda ekolojik yıkım politikaları zirve yapmış ve geri dönüşü neredeyse mümkün olmayan bir tahribat ortaya çıkmıştır. Yaşam alanlarının, kentlerin, köylerin, ovaların, yaylaların, suların, tarım arazilerinin , velhasıl tüm coğrafyanın AKP‘li şirketler tarafından rant için talan edildiği bir siyasetle karşı karşıyayız. Doğa talanı iktidarın ekonomik kalkınma modelinin temel bir ayağı haline gelmiş durumda. Bu modelin de bir ayağı rant bir ayağı da savaş, güvenlikçi politikalardır.”

    “DOĞAYA YIKIM AMA TUNCELİ’YE HUZUR”

    Dersim’in tümüyle garnizona çevrildiğini belirten Çepni, “Dersim rant ve güvenlikçi politikaların merkezi konumundadır. Bölge tümüyle maden sahası yapılmış , ormanlar sistematik olarak kolluk güçleri tarafından güvenlik gerekçesiyle yakılmaktadır. Valinin huzur kenti dediği işte bu ortamdır. Kentin tarihine, kültürüne, siyasi duruşuna, inanç sistemine karşı tümüyle inkarcı ve imhacı bir siyasetle saldıran devlet ve onun bekçileri , halkın olmadığı bir Dersim’de huzur inşa ettikleri yalanını ifade ediyorlar. Halka zulüm, doğaya yıkım ama Tunceli’ye huzur. İşte politika budur” diye konuştu.

    “DERSİMLİLERİN OLMADIĞI TUNCELİ HEDEFLERİDİR”

    “Madenlere ve orman yakmalara ek olarak şimdi de turizm adı altında yeni talan uygulamaları devrede Dersim’de. Tümüyle yaylaları , köyleri, kenti insansızlaştırma ve kimliksizleştirme politikası devrededir. Dersimlilerin olmadığı bir Tunceli hedefleridir” diye konuşan Çepni, şöyle devam etti:

    “Bu yıkıma karşı her yerde olduğu gibi Dersim’de de asıl olan mücadeledir. Ancak bu mücadele tümüyle siyasi olmak zorundadır. Siyasi boyutu,örneğin sadece “çevrecilik” bilinciyle değil, ekolojik, savaş karşıtı bir perspektifle yürütülmek zorundadır. Tüm halklarımızı ve ekoloji örgütlerini özellikle Dersim ‘de uygulanan bu politikalara karşı mücadeleyi yükseltme çağrısı yapıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • ‘Dersim’deki ekolojik yıkım, kültürel bir asimilasyon politikasıdır’-VİDEO

    ‘Dersim’deki ekolojik yıkım, kültürel bir asimilasyon politikasıdır’-VİDEO

    PİRHA- Dersim’deki ekolojik yıkımı değerlendiren HDP Milletvekili Murat Çepni, doğa tahribatı ile bölgenin insansızlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Doğanın tahribatı, Dersim’in kültürüne, tarihine yönelik bir soykırım politikasıdır” dedi.

    Haberin videosu

    Halkların Demokratik Partisi Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, Dersim’deki ekolojik tahribatı PİRHA’ya değerlendirdi.

    Siyasi saldırıların yanında Dersim coğrafyasının ekolojik yıkım ile insansızlaştırılmaya çalışıldığına değinen Çepni, bunun soykırım politikalarının devamı olduğunu söyledi.

    “EKOLOJİK YIKIM KÜLTÜREL BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI”

    Ekolojik yıkım açısından Dersim’in özgün alanlardan bir tanesi olduğunu hatırlatan Çepni, ekolojik tahribatın kültürel soykırımın bir parçası olduğuna dikkat çekti.

    Çepni, “Ekolojik yıkım, siyasi saldırılar bunun yanında insansızlaştırma, doğanın talanı, tarım alanlarının yok edilmesi, yaylaların kapatılması çok komplike bir kültürel asimilasyon politikasıdır. Hepsinin toplamda bir araya geldiği kentlerden birisi de Dersimdir. Dersim uzunca bir süre orman yangınlarıyla gündeme geldi. Her yıl süren orman yangınları, yapılan operasyonlarda güvenlik güçlerinin çıkarttığı yangınlardı. Biz bu yangılara karşı da bir mücadele yürütmeye çalıştık. Fakat bizzat ormanları yakan kolluk güçleri tarafından da o dönem engellenmiştik” diye konuştu.

    “MADEN PROJELERİ DERSİM DOĞASINI HEDEFLİYOR”

    Çepni, Munzur Vadisi’nin tamamen maden sahasına çevrildiğini ve baraj politikalarının da devam ettiğini vurguladı.

    Devlet politikasının maden projeleriyle Dersim doğasını tahrip etmeyi hedeflediğinin altını çizen Çepni, şöyle devam etti:

    “Aynı zamanda şimdi Munzur Vadisi tümüyle maden sahası haline getirildi. Burada zaten madenler vardı. Buna karşı tepkiler de vardı. Baraj politikaları da sürüyor. Bunun üzerine iktidar buraları maden şirketlerine peşkeş çekti. Korunması gereken sit alanı niteliğini koruyan Munzur Vadisi, çok sayıda kendine ait endemik türün olduğu bir alan olmasına rağmen diğer birçok kentte olduğu gibi maden şirketlerine tümüyle verilmiş durumda. Dolayısıyla hem doğanın tahribatı hem bölgenin insansızlaştırılması, Dersim kültürüne, tarihine aslında bir soykırım politikasıdır. Bunun devamında da doğanın sermaye şirketlerine peşkeş çekildiği zaten biliniyor. Fakat devlet egemen sistem bir taşta birkaç kuş vuruyor. Dersim’de bunun en somut örneklerinden birini yaşıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Hukuksuzluk OHAL komisyonu üzerinden sürdürülüyor’ – VİDEO

    ‘Hukuksuzluk OHAL komisyonu üzerinden sürdürülüyor’ – VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube oturma eylemlerinin 118’ncisini gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada 3 yılı aşkın bir zamandır yapılan hukuksuzluğun OHAL inceleme komisyonu üzerinden sürdürüldüğüne dikkat çekilerek sık sık ‘Savaşa hayır barış hemen şimdi’ sloganları atıldı. 

    Haberin Videosu

    Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şubesi, Karşıyaka İskelesi karşısında sürdürdükleri oturma eylemlerinin 118. sini geride bıraktı. Bu haftaki eyleme ihraç edilenler dışında HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ve sanatçı Suavi katılarak destek verdi.

    Açıklamada sık sık ‘Savaşa hayır barış hemen şimdi’ ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ ^Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

    Açıklamayı okuyan Hasan Ali Kılıç, konuşmasına Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’ün kurucusu Fakir Baykurt’u anarak başladı. Mücadelesine değinen Kılıç, “Fakir Baykurt’u mücadele arkadaşlarını ve TÖS’ü tarih yazdı. Onurlu duruşları, ülke aydınlanmasına katkıları ve 105 bin eğitim emekçisi ile iş bırakmaları mücadelemize ışık olmuştur” dedi.

    “BÜLENT UÇAR’IN ÖLÜMÜNDEN İHRAÇ EDENLER SORUMLUDUR”

    İhraç edilirken hukukun hiçbir normunun işletilmediğini belirten Kılıç, 3 yılı aşkın bir zamandır yapılan hukuksuzluğun OHAL inceleme komisyonu üzerinden sürdürüldüğüne dikkat çekti.

    Kılıç, önceki gün KHK ile kamudaki görevinden ihraç edilen ve ihraç süresi sonrası yaşadığı haksızlığa dayanamayarak kalp krizi sonucu yaşamını yitiren SES Malatya eski Şube Başkanı Bülent Uçar’ı hatırlatarak, Uçar’ın hayatını kaybettikten sonra işe iade edilmesi yönündeki kararın alındığını hatırlattı.

    Uçar, “Şimdi buradan yüksek sesle dile getiriyoruz. Bülent Uçar arkadaşımızın ölümünden onu hukuksuz bir şekilde ihraç edenler sorumludur. Sonra da 3 yıl sonra evet Bülent Uçar suçsuzdur diyerek oyalayan OHAL inceleme komisyonu sorumludur. Er ya da geç bu suçları bütün toplumun gözü önünde işleyenler hesap vereceklerdir” diye konuştu.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ MÜCADELESİ ENGELLENİYOR”

    Yaşanan anti demokratik ve hukuksuz uygulamalara karşı ses çıkaranların bastırıldığını söyleyen Hasan Ali Kılıç, “Ülke hassasiyetleri denilerek emek, barış, demokrasi ve çevre mücadelemiz engelleniyor. Ülkede, Ortadoğu’da ve dünyada yaşanan savaşlara karşı çıktık. Ölümü değil, yaşamı savunduk. Çatışmayla değil müzakereyle sorunların çözümünden yana olduk. Savaş ölümdür, kandır, yıkımdır, gözyaşıdır, acıdır dedik. Bu söylemlerimizi bundan sonra da kararlılıkla sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    3 yıla yakın bir zamandır oturma eylemi yaptıklarını hatırlatan Kılıç, yapılan hukuksuzluğun son bulması çağrısında bulundu. Kılıç son olarak sanatçılara eyleme destek olma çağrısında bulundu. PİRHA/İZMİR

     

  • Çevreciler: Kaz Dağları’ndaki mücadele durmayacak

    Çevreciler: Kaz Dağları’ndaki mücadele durmayacak

    PİRHA- Kaz Dağları’nda cumartesi yapılması planlanan Su ve Vicdan Mitingi’nin Suriye operasyonu nedeniyle iptal edildiği haberleri üzerine çevrecilerden “Savaşların olmadığı, doğanın talan edilmediği bir gelecek için kitlesel basın açıklamasına davet ediyoruz” çağrısı geldi. Milletvekili Murat Çepni ise “Mitingin iptal edilmesi AKP’nin savaş ve rant siyasetine destek olmaktan başka hiçbir anlama gelmiyor” yorumunu yaptı.

    Kaz Dağları’ndaki tahribata neden olan maden faaliyetlerinin durdurulması amacıyla yapılan eylemler doğrultusunda 12 Ekim Cumartesi büyük miting yapılması kararlaştırılmıştı.

    Su ve Vicdan Komisyonu, yapılması planlanan mitingin iptal edildiğini açıkladı.

    Kararın ortak alındığının belirtildiği açıklamada, “Ülkemizin Suriye topraklarında askeri bir harekat başlatması nedeniyle milli birlik ve bütünlük oluşturmak gerekliliği ve içinde bulunulan hassasiyet göz önüne alındı. Marmara Belediyeler Birliği ve Çanakkale Belediye Başkanı’nın görüşmesi sonucunda iptal edilmesinin uygun olacağı değerlendirildi ve iptali yönünde karar alındı” denildi.

    “HİÇ KİMSEYE DANIŞILMADAN MİTİNG İPTAL EDİLDİ”

    HDP Ekolojiden Sorumlu Eşgenel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni ise yaptığı açıklamada mitingin iptal edilme kararını “son derece yanlış” olarak değerlendirip şunları söyledi:

    “Ekoloji mücadelesi ve savaş bu dönem AKP iktidarının temel siyaseti haline geldi. Ekolojik tahribat ve savaş siyaseti birbirine doğrudan bağlantılı. Dolayısıyla AKP’nin en çok beslendiği durum olan savaş ve rant söz konusu olduğunda ekoloji mücadelesi zaten doğal olarak savaşa karşı olması gereken bir mücadele. Tam da bu süreçte mitingin olması gerektiğini düşünüyoruz. Aynı zamanda o mitingin Rojava’da demokratik, halkçı, ekolojik bir çizgide yaşam bulan yeni yaşam çizgisinin savunmasını yapması gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla bu iptal kararı aslında AKP’nin savaş ve rant siyasetine destek olmaktan başka hiçbir anlama gelmiyor. Miting çok geniş bir katılımla gerçekleşecekti. Sadece belediyeler değil tüm ekolojistler ve Türkiye’nin dört bir yanından insanlar katılacaktı. Hiç kimseye danışılmadan miting iptal edilmiş oldu. Bu açıdan anti demokratik bir tutum söz konusudur.”

    ÇEVRECİLER: TÜM YAŞAM SAVUNUCULARINI DAVET EDİYORUZ

    Yapılması planlanan mitingin iptal edildiği haberleri üzerine Kaz Dağları’nda mücadele yürüten ekolojistlerden de açıklama geldi.

    “Yaşam savunusu; insan, hayvan, ağaç ayırt etmeksizin var olan bir mücadele alanıdır” denilen açıklamada şunlar aktarıldı:

    “İptal edilen mitingin gerekçesi bu gerçekliği yok saymakta, 13 Ekim’de sona eren Kirazlı İşletme ruhsatının yenilenmemesine dair başlattığımız süreci gözardı etmektedir.

    Aynı Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyon Komitesi tarafından uzun süredir emekleri ve varlığı yok sayılan ve koordinasyon komitesinin aksine Kirazlı’da 7/24 çadırlı nöbet tutanlar olarak, Kazdağları’ndaki katliam durmadığı sürece mücadelenin de durmaması gerektiğine inanıyoruz.

    Ruhsatın yenilenmesine yönelik kamuoyu baskısını oluşturabilecek bu mitingin ertelendiği tarihin net olmaması iptal hükmündedir. Bu nedenle barışın kenti Çanakkale’de tam da insani ve vicdani sebeplerle barışı ve yaşamı savunan bizler, tertip komitesini verdiği erteleme kararından vazgeçmeye ve herkesi Kaz Dağları’ndaki katliama ‘dur’ demek, Alamos Gold ve yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik’in sona eren ruhsatının yenilenmemesi için sesimize ses vermeye çağırıyoruz. Başta Çanakkale halkı olmak üzere tüm yaşam savunucularını 12 Ekim 2019 saat 13:00’te Çanakkale İskele Meydanı’nda yapacağımız kitlesel basın açıklamasına davet ediyoruz.

    Savaşların olmadığı, doğanın talan edilmediği bir gelecek için dayanışmayla…”

    PİRHA / ANKARA

  • Murat Çepni: Maden projesi hayata geçirildiğinde binlerce bitki türü yok olacak

    Murat Çepni: Maden projesi hayata geçirildiğinde binlerce bitki türü yok olacak

     PİRHA – Dersim Munzur dağlarının maden sahası ilan dilmesini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e soran HDP’li Murat Çepni, maden projelerinin hayata geçirilmesiyle Munzur’daki binlerce bitki türünün yok olacağını, yaban hayatın olumsuz etkileneceğini, doğal ve kültürel mirasın yok olacağını söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, Munzur dağlarında hayata geçirilmek istenen maden projelerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu.

    Munzur dağlarında onlarca çeşit yaban hayvanına, meşe ve ardıç ormanlarına ve 43 çeşit endemik bitkiye rastlandığını belirten Murat Çepni, burasının Aleviler için kutsal olduğunu, Munzur dağlarında ibadet yeri ve ziyaret yerlerinin bulunduğunu kaydetti.

    Munzur suyunun Türkiye’de 294 kaynak suyu arasında en iyi su seçildiğini, dünyanın en temiz su kaynaklarını da barındıran Munzur Dağı’nın maden sahası ilan edilmesine halkın büyük bir tepki gösterdiğini söyleyen Çepni, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Maden projeleri hayata geçirilirse, Munzur’daki binlerce bitki türü, canlı yaşamı yok olacak, yer altı ve yer üstü suları ve turizmi olumsuz etkilenecektir.

    Dünyanın temel gündemlerinden biri olan küresel iklim krizinin ülkemize de büyük bir ekonomik, sosyal maliyet yarattığı göz önünde bulundurulduğunda, ‘iklim acil durumu’ ilan etmesi gereken ülkelerden biri olduğumuz açıktır. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın gerek üniversitelerimizin yaptığı araştırmalar sonucu oluşturulan iklim krizi etkilerine dair gelecek projeksiyonlarında ülkemizin ciddi kuraklık tehdidi altında olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu halde mevcut ormanlarımızı, yeşil alanlarımızı, su kaynaklarımızı radikal koruma altına almak, bu alanlarda her türlü zarar verici faaliyete izin verilmemesi gerekir.

    Anayasa’nın 56’ncı Maddesi ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ diyerek vatandaşın sağlıklı, temiz bir çevrede bozulmamış bir doğada yaşama hakkı, 63’üncü maddesi ile de ‘Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır’ diyerek,  kültürel ve doğal miras alanlarının korunmasını güvence altına almıştır. Yıllardır, Hidroelektrik Santrallerinin ve madencilik sektörünün tehdidi altındaki bu bölgeye sahip çıkmak ve korumak Devletin öncelikli işlerinden olmalıdır.”

    Bu bağlamda HDP’li Murat Çepni, Dönmez’in yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    • TMMOB, diğer sivil toplum kuruluşları ve yöre halkının büyük tepkisini çeken Munzur dağlarının tamamının maden sahası ilan edildiği iddiaları doğru mudur? Doğru ise maden sahası ilan edilmesinin gerekçesi nedir? Dersim il sınırları içinde kaç adet maden projesi bulunmaktadır?
    • Dersim’de ilan edilen maden sahasında hangi tür madenlerin ruhsatlandırılması yapılmıştır? Maden sahasının büyüklüğü ne kadardır, hangi alanları kapsamaktadır? Maden sahası için Çevresel Etki Değerlendirme Raporları alınacak mıdır?
    • Maden sahası ilan edilen alanda ne zaman ne şekilde hangi firmalar tarafından madencilik faaliyetleri yürütülecektir? İhaleye çıkartılmış mıdır? Madencilik faaliyetleri ne zaman başlayacaktır?
    • Maden sahası ilan edilen alanda, Dünya’nın en değerli temiz ve kaliteli su kaynakları bulunmaktadır. Maden projelerinin yer altı ve yer üstü su kaynaklarına zarar vermemesi için ne gibi projeler geliştirilmiştir? Su kaynaklarını korumak için ne yapılacaktır?
    • Maden projeleri hayata geçirdiğinde, Munzur’daki binlerce bitki türü yok olacak, yaban hayatı olumsuz etkilenecek, doğal ve kültürel miras yok olacaktır. Dersim’de telafisi imkansız ekolojik yıkımların olmaması,  kültürel ve doğal mirasın korunması için bakanlığınızın ne gibi çalışmaları olacaktır? Bu konuda ilgili meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapılacak mıdır?
    • Bölgede yaşayan binlerce vatandaş yaşamını hayvancılık ve arıcılıkla sağlamakta, yaylacılık yapmaktadır. Maden projesi hayata geçirildiğinde halk mağdur olacak, geçim sıkıntısı yaşayacak bu da göçlere neden olacaktır. Bölge halkının yaşayacağı mağduriyetlerin giderilmesi için projeleriniz var mıdır?
    • Basında çıkan, Munzur Dağı’nın yanı sıra, 1971 yılında Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi’nin, Munzur Gözeleri, Munzur Suyu, Mercan Vadisi, Kırk Merdiven Şelaleleri, Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur höyüklerini içine alan 43 bin hektarlık alanda da maden ruhsatı verildiği iddiaları doğru mudur? Eğer verildi ise, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından birini oluşturan Munzur Vadisi’nin doğal yapısının korunması, ekolojik yıkımların olmaması için ne gibi çalışmalar yapılacaktır?
    • Maden sahası ilan edilen bölgede, Dersim halkı için kutsal sayılan kaç tane ziyaret vb. inanç mekanı bulunmaktadır? Bu konuda herhangi bir çalışma yapılmış mıdır?
    • Madencilik politikalarının iklim krizine etkisi hakkında herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Bakanlığınız, enerji politikaları ile iklim krizinin Türkiye’ye etkilerine dair bir çalışma yapmış mıdır? Yapmamışsa, kısa zamanda böyle bir çalışma yapmayı planlamakta mıdır? (HABER MERKEZİ)
  • 6. Yılında Ethem Sarısülük anıldı: Haziran ruhu dışında seçenek yok-VİDEO

    6. Yılında Ethem Sarısülük anıldı: Haziran ruhu dışında seçenek yok-VİDEO

    PİRHA – Polis Ahmet Şahbaz tarafından silahla öldürülen Ethem Sarısülük, ölümünün 6. yılında, vurulduğu yerde anıldı. Sarısülük ailesinin avukatı Kazım Bayraktar, polis Şahbaz’ın mahkemeye perukla getirildiğini hatırlatıp “Cumhuriyet tarihinde gizli sanık uygulamasına da tanık olduk. Darbe girişiminden sonra binlerce asker ve polis peruk taktı mı? Zamanın başbakanı ‘polisi yedirtmeyiz’ demişti. Sayfi ana, katilin peruğunu düşürmekle yargınız ve devletin de maskesini düşürmüştü” dedi.

    Gezi direnişi sürecinde polis memuru Ahmet Şahbaz tarafından silahla başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük, vurulduğu yer olan Güvenpark’ta anıldı.

    Altıncı yıl anmasına birçok siyasi partinin yanı sıra dernek ve meslek örgütlerinden temsilciler de katıldı.

    Kitle, gezi sürecinde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyarak saygı duruşunda bulundu.

    Kitle örgütleri adına kaleme alınan basın metnini Zarife Çamalan okudu.

    “Gezi direnişi, bedenlerini ‘birkaç ağaca’ siper edenlerin yükselttiği çığlığın tetiklediği büyük bir toplumsal isyandı” denilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu isyan, yağmacı-talancı politikaların uygulayıcısı siyasi iktidarın topluma giydirmeye çalıştığı deli gömleğinin parçalanmasıydı.

    Baskıcı-despotik-gündelik hayatın dinci-gerici-faşist ideoloji temelinde yeniden örgütlenmesi dayatmalarının yarattığı toplumsal öfke; tüm bir ülkeyi saran, paylaşma ve dayanışmayla yoğrulmuş, genç, coşkulu bir isyanın ebeliğini yapmıştı.

    Faşizmin toplumu istediği kalıplara dökmek için getirdiği yasaklara, derinleştirdiği denetim ve kontrol mekanizmalarına, kent meydanlarının emekçilere yasaklanmasına ve kadınları-gençleri istediği kalıplara dökme saldırılarına karşı birikmiş ne kadar öfke varsa hepsi zincirinden boşalmıştı. Ve  nefessiz bırakılma halinin parçalandığı bir soluk borusuna dönüşmüştü.

    Gezi, her iki halde de bir kentin, bir ülkenin akciğerlerine sahip çıkmasıydı.

    Ethem yoldaş gibi gelecek düşü kurabilen işçi ve emekçi çocukları, Berkin, Medeni, Mehmet, Hasan Ferit, Ahmet, Abdullah, Ali İsmail, toplumun acılarını, öfkelerini, özlem ve beklentilerini yüreklerinin ta içinde hissederek en önde yer aldılar. Ölüm korkusunu, tüm kaygıları ayaklarının altına alarak en öne atıldılar. Geriden gelenlere yol açtılar.”

    “GEZİ, BAŞKA BİR DÜNYANIN MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ HİSSETTİRDİ”

    “Gezi, bir ülkede işçi ve emekçilerin ön yargılarından, dayatılan değerler sisteminden, disiplin anlayışı ve öğretilmiş alışkanlıklarından uzaklaşmalarının; ön yargısızca bir arada yaşamalarının, paylaşma ve dayanışmalarının; başka bir dünyanın, başka toplumsal ilişkilerin mümkün olabileceğini hissettirdi.

    Gezi’de yakalanan bu soluk, oluşan bu toplumsal hafıza bugüne kadar içten içe yaşadı, fırsatını bulduğu her anda kendisini bir şekilde hissettirdi.

    O günlerde dayatılan o cendereyi kıramamış olabiliriz. Hatta o cendere şimdi bütünsel bir ifadeye kavuşturulmaya çalışılan bir rejim değişikliği biçimini almış olabilir. Fakat Gezi ve ortaya çıkardığı toplumsal dinamikler, oluşturduğu hafızanın yarattığı korku, inşa edilmeye çalışılan faşist rejimin dikiş tutamamasında da görüldüğü gibi alttan alta işleyen bir dinamik olmaya devam ediyor.

    Bu açıdan da Gezi aslında burjuvazi ve siyasi temsilcilerinin yaşadıkları büyük kırılmanın adıdır. O kırılmadan sonra gerek kendi içlerindeki çelişkiler gerekse işçi ve emekçilerle yaşanan çelişkiler keskinleşmiştir. Yeni rejimin inşası için rıza üretemez hale gelinmiş, sistemi onaylatmak için gerekli tüm meşru mekanizmalar hoyratça rafa kaldırılmıştır. Sandıkta ifade bulan temsili demokrasinin tüm yasal gerekleri hiçe sayılmış, onunla sağlanan sözüm ona meşruluk değil, açık dayatma ve zorbalık temel hareket biçimi haline gelmiştir. Gezi burjuvazi ve temsilcilerinin içinde bulundukları krizin boyutlarını gösterdiği kadar bu krizi derinleştiren özel bir dinamik olmuştur.

    Şimdi bu ruhu kolektif bir mücadele programı ve birleşik mücadelenin katığı yapma zamanıdır.

    Gezi direnişi yargılanmak isteniyor. Gezi direnişinde öne çıkanlara davalar açılıyor, Gezi davasında yargılanmaya çalışılanlar sadece bir kaç isim, bir kaç kişi değildir. Yargılanmaya çalışılan Gezi direnişine “Artık yeter” diyerek katılan milyonlardır. Yani bizleriz. 24-25 Haziranda Silivri’de görülecek olan Gezi davasını hepimiz sahipleniyoruz ve diyoruz ki; Gezi yargılanamaz. Tüm halkımızı 24-25 Haziranda Silivri’de görülecek olan Gezi duruşmalarını sahiplenmeye davet ediyoruz.

    Devlet terörünün bizleri nefessiz bırakmayı hedeflediği;

    Hayat pahalılığının mutfaklardaki yangını büyüttüğü;

    İşsizlik ve yoksulluğun iliğimize oturduğu;

    Savaş politikalarının, şovenizm ve halklar arası düşmanlığın körüklendiği;

    Tüm bir yaşamımızın tecrit altına alınmaya çalışıldığı;

    Tek tipleşmemizin dayatıldığı;  koşullarda;

    Daha fazla Gezi, daha fazla Haziran ruhu ve daha fazla Ethem’leşmek dışında bir seçeneğimiz yok.

    Tarih bizden bunu bekliyor.” 

    “DARBECİ ASKER VE POLİSLER DAHİ PERUK TAKMADI”

    Açıklama sonrasında söz alan Avukat Kazım Bayraktar, Ethem Sarısülük’ü vuran polisin olaydan sonra 23 gün gizlendiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Zamanın başbakanı ‘polisi yedirtmeyiz’ demişti. ‘Yedirtir misiniz yedirtmez misiniz görelim bakalım’ dedik ve hep birlikte mücadeleye devam ettik. Sonuçta gizledikleri polisin kimliğini açıklamak ve savcıya teslim etmek zorunda kaldılar. Tutuklamadılar ama. Bu sistemin adaletini nasıl teşhir etmiştik hatırlarlar mısınız? İlk duruşmaya perukla getirmişlerdi katili. Yüzünü gizleyerek. Cumhuriyet tarihinde bugüne kadar gizli sanık uygulamasına tanık olmadık. Bakın darbe girişiminden sonra binlerce asker ve polis peruk taktı mı? Ama Sayfi ana duruşmada katilin maskesini düşürdü. Yargınız ve devletin de maskesini düşürmüştü.”

    “KORKULARI, GEZİDEKİ BİRLEŞİK HALK MECLİSİ NİTELİĞİDİR”

    Anmaya katılan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ise “Biz buradayız, onların bıraktığı yerden mücadeleye devam ediyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “Fakat Gezi’deki onur ve insanlığa acımasızca saldıran ve yoldaşlarımızı katleden, onları yaralayıp sakat bırakanlar bugün karanlık çukurlarda çıkış için çare arıyorlar. Karanlık ve faşist sistemlerinin kurtuluşu için yol ve yöntem bulmaya çalışıyorlar. Gezi isyanından korkuları, gezideki birleşik halk meclisi niteliğidir. Gezi’den korkuların en büyük sebebi onların yarattığı korku iklimine karşı cesaretin başkaldırısı olmasıdır. İşte bu yüzden AKP-MHP faşist koalisyonu bugün bile gezi ile hesaplaşmaya çalışıyor. Çünkü bir kez halkların birleşik mücadelesi sokağa çıktıktan, korkunun barikatları yıkıldıktan, özgürlüğün yolu açıldıktan sonra faşizm yıkılmaya mecburdur. Faşizm barikatları yok olmaya mahkûmdur.”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Sekiz yıllık rant hikayesi: Yeşil Yol – VİDEO

    Sekiz yıllık rant hikayesi: Yeşil Yol – VİDEO

    PİRHA- Milletvekili Murat Çepni, yapımı süren Yeşil Yol Projesi hakkında “Karadeniz Turizm çöplüğüne dönüştürülemez. 16 yılda ancak bitirilen sahil yolu sürekli çöküyor. ‘Ayder’e ihanet ettik’ diyenler bugün gözlerini başka rant alanlarına çevirmiş durumda” yorumunu yaptı.  

    HDP Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığınca 2001 yılında gündeme gelen Yeşil Yol Projesi’ni yeniden gündeme taşıdı.

    Samsun’dan başlayarak Artvin’in yaylalarına kadar yaklaşık 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki proje ile tam olarak amaçlanan ne; detaylarına baktık.

    “YEŞİL YOL PROJESİ TALANIN ÖNÜNÜ AÇACAK”

    Murat Çepni’nin öncelikle altını çizdiği nokta; Karadeniz Dağları’nın ekolojik olarak büyük bir tahribata uğrayacağı konusu oldu. Çepni, Yeşil Yol’un geçeceği güzergahın, dünyanın 200 önemli ekolojik bölgesi arasında yer aldığına da işaret etti.

    Murat Çepni’nin ısrarla vurguladığı bir diğer husus ise; Yeşil Yol projesinin master planı, yani; inşa sürecine dair detaylı planlama hala açıklanmadı.

    Çepni, konuyu meclis gündemine de taşıdıklarını ifade ederek şunları söyledi:

    “İlk başta şunu söyleyeyim; Yeşil Yol projesi bir rant projesidir. Yeşil Yol projesi yaylalar için talan projesidir. Yeşil Yol projesi Karadeniz coğrafyasının sermaye şirketlerine peşkeş çekilmesidir. Bu proje bakanlık tarafından yaylaların turizme açılması adına planlandığı ve o günden bugüne tartışmaları ile birlikte mahkeme süreçleri devam eden, halkın da büyük tepkisiyle karşılaşan bir projedir.”

    “YAŞAM ALANLARI ORTADAN KALDIRILIYOR”

    Karadeniz dağlarının biyolojik özgünlüğüne vurgu yapan Çepni, söz konusu tehlikelerin neler olabileceğini şu cümlelerle anlattı:

    “Tehlike; hem Karadeniz yaylalarının doğal bitki örtüsünün hem de suların yok edilmesi anlamına geliyor. Daha da önemlisi yaylalar zaten bir tür yaşam alanları. Dolayısıyla bunun da ortadan kaldırıldığı bir proje. Yani bu proje ile hem halkın yaylalarla kurduğu ilişki bertaraf ediliyor hem de doğal yaşam tahrip ediliyor.”

    “SARAYIN KASASINA PARA GİRSİN DİYE…”

    Milli park olarak tanımlanan alanların içerisinden geçirilen asfaltın da eleştirilmesi gereken bir husus olduğuna işaret eden Çepni şöyle devam etti:

    “Bu, AKP’nin 17 yıllık hükümetindeki karşımıza çıkan en temel akıllarından bir tanesi. Her tarafın inşaat haline getirilip projelerin firmalara peşkeş çekildiği ve ‘büyük projeler’ üzerinden bir tür ekonomik birikim modelini karşımıza çıkarıyorlar. Yol yaptıklarında bunu rahatlık olarak sunarlarken, diğer yandan da bitmeyen bir proje de ortaya koyuyorlar. Yani; yol = yeni inşaatlar demek oluyor. Yeşil yol projesi dahilinde 40 civarında dinlenme tesisi gibi planlamalar bulunuyor. Bu işin tek mantığı var o da kısa yoldan rant elde edip sıcak paranın sarayın kasasına girmesini sağlamaktır.”

    “KARADENİZ NEREDEYSE YAŞANMAZ HALE GELDİ” 

    Çepni’nin dikkat çektiği bir diğer nokta da Karadeniz bölgesinin insansız bir coğrafyaya dönüşüyor olması. Halkın arazilerinin şirketlere peşkeş çekildiğini söyleyen Çepni’nin aktarımları şu şekilde:

    “Karadeniz, boşaltılıp insansızlaştırılmış bir coğrafya. Karadeniz belki de en çok göç veren bir coğrafya. Tarımı bitirilmiş. Çayı, fındığı ve hali ortada… Turizm diye tarif edilen rant projeleri üzerinden halkın arazileri yabancı şirketlere peşkeş çekildi. Dolayısıyla insanların geçinemediği aç kaldığı ve de göç ettiği bir coğrafyada şimdi kala kala bir tek yaylalar kaldı. Çünkü yaylalar henüz göç etmeyenlerin yaşamlarını idame ettiği bir gelenek ve aynı zamanda da göç etmiş insanların yılda bir-iki ay gelip akrabalarıyla ve doğa ile buluştuğu mekanlardır. Şimdi bunları ortadan kaldırıyorlar. Bu proje halk için değil. Turizm diye tarif ediyorlar ama yalan. ‘Büyük şirketler kuracağız’ diyorlar fakat o tesislerde halk yer almayacak. Tesisler; büyük turizm şirketlerinden gelen insanların büyük paralarla konaklayacağı, halka kapalı yerler olacak. Dolayısıyla turizm gelirleri Karadeniz’i zenginleştirmeyecek. Tayyip Erdoğan, Ayder Yaylası için ‘biz oraya ihanet ettik. Bölgeyi inşaat çöplüğüne dönüştürdük’ demişti. Dün bunu söyleyen, bugün Yeşil Yol üzerinde aynı yaklaşımı ortaya koymaya çalışıyor. Karadeniz coğrafyası neredeyse yaşanmaz bir hale geldi. Adeta çöplüğe dönüşmüş durumda. Biz daha çok sahil yolunu biliriz ama daha büyük tahribatlar içerideki yaylalarda oluyor.”

    “16 YILLIK SAHİL YOLUNDAN KAÇ MÜTEAHHİT ZENGİN OLDU?”

    İktidarın övgü kaynağı olarak gördüğü Karadeniz Sahil Yolu’nun her yıl çöktüğüne de işaret eden Çepni, şunları da sözlerine ekledi:

    “Sahil yolu sıklıkla çöküyor. Aynı yol sellere de sebep oluyor. Sularla deniz arasını kesen bir yol bu. Sellerin sebebi de bu tip yapılaşmalardan kaynaklanıyor. İnşaat sektörü, akarsuları daraltıyor, yönünü değiştiriyor ve ardından da sel ve heyelanlara dönüşüyor. O sahil yolu da 16 sene sürdü. Oradan kaç müteahhit zengin oldu, kapalı kasalara ne kadar para girdi; artık biz tahmin edemiyoruz.”

    “NEREYE BAKSANIZ BİR RANT PROJESİ FIŞKIRIYOR”

    Yeşil Yol projesine dair itirazların sürdüğünü de söyleyen Çepni’nin aktarımları şöyle:

    “İktidarın, Türkiye’nin her tarafında Yeşil Yola benzer projeleri var. Nereye baksanız bir rant projesi fışkırıyor. 2013 senesinde yapılan itirazlara bağlı olarak bilirkişi heyeti oluşturuluyor ve o kurul gidip bölgede araştırma yapıyor. Sonuçta projenin planlandığı üzere yaylalara, doğal yaşama katkısı olmadığı; tam tersine zarar verdiğini ortaya koyuyorlar. Bunun üzerine durdurma kararı çıkıyor fakat buna rağmen fiilen yol yapımı sürüyor.

    Söz konusu 40 işletme halkın yararına işletmeler değil. Karadenizlilerin ihtiyacı olan öncelikle barıştır. Sonrasında ise Karadeniz’de yatırıma ihtiyaç var. Örneğin fabrika ihtiyacı…Karadeniz Turizm çöplüğüne dönüştürülemez. Karadeniz’de kültürel turizm olmalıdır. Oralar doğallığı ile zaten turizm merkezidir. Turizm dediğimiz anlayıştan devasa yapılar çıkartmamalıyız. Dolayısıyla orada ekmeğe, fabrikaya ihtiyaç var. Örneğin şu an çay dönemi geldi. Çayın, fındığın desteklenmeye ihtiyacı var. Karadeniz zaten mevcut haliyle bir cennet niteliğinde ve buralar mümkünse korunmalı.”

    Eren GÜVEN- Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • HDP’li Murat Çepni ,Yamanlar’da evi işaretlenen Alevileri ziyaret etti- VİDEO

    HDP’li Murat Çepni ,Yamanlar’da evi işaretlenen Alevileri ziyaret etti- VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Karşıyaka ilçesinin Yamanlar Mahallesi’nde Kürt ve Alevilerin yaşadığı 6 evin kapısına çarpı işareti atıldı. Olayın yaşandığı mahalleye giden  Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Murat Çepni, yurttaşları ziyaret ederek, olayın faillerinin bir an önce ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.
    İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bulunan Yamanlar Mahallesi’nde bu sabah saatlerinde Kürt ve Alevilerin yaşadığı 6 evin duvarlarına ve kapılarına işaretlendi. Yaşananlar üzerine mahalleliler, polisi aradı. Polisin gelip sadece tutanak tutarak çarpı işaretlerinin üzerlerini boyaması yurttaşların tepkisine neden oldu.
    Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı Yamanlar Mahallesi sakinleri, sabah saatlerinde evlerinin duvarlarının ve kapılarının çarpı işareti ile işaretlenmiş olduğunu gördü. Toplam 6 hanenin kapılarında ve duvarlarında görülen çarpı işareti halkın tepkisine yol açtı. Mahalle sakinleri, “Bu ülkenin Alevileri bunu yıllarca yaşadı. Bizi korkutmaya çalışıyorlar” dedi.
    “AKP’Lİ GRUBA TEPKİ GÖSTERMİŞTİK, SONRASINDA İŞARETLEME OLDU”
    HDP eski ilçe yöneticisi olan Hüseyin Akgül mahallede Maraş’lı ve Alevi yurttaşların yaşadığını belirterek, “Bu hedef göstermektir. Biz bir toplumuz ve bunu görmek kabul etmek istemiyorlar. Bu ülkenin Alevileri bunu yıllarca yaşadı. Bizi korkutmaya çalışıyorlar. 10 gün önce AKP’li bir grup mahallede broşür dağıtarak oy istemeye geldi. ‘Bizim AKP’ye verecek oyumuz yok’ dedik. Bu bizim en doğal talebimizdir. Orada buna tepki göstermiştik ve sonrasında da bu olay oldu. Oysa bizim kimseyle alıp veremediğimiz yok. Biz buradayız ve korkmuyoruz” dedi.
    “GEREKEN NE VARSA YAPILSIN”
    HDP Milletvekili Murat Çepni ise olayın faillerinin biran önce bulunması gerektiğini kaydetti. Çepni, “Biran önce yapılması gereken ne varsa yapılsın. Eğer yapmazlarsa bu konuyu geçiştirirlerse kendileri de bu provokasyonun parçası olacaktır” diye konuştu.
    PİRHA/İZMİR
  • HDP’li Çepni: Dersim’de anayasal suç işleniyor

    HDP’li Çepni: Dersim’de anayasal suç işleniyor

    PİRHA – HDP Ekoloji Komisyonu adına İzmir Milletvekili Murat Çepni TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Çepni, Dersim’de anayasal suç işlendiğini belirtti. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu adına İzmir Milletvekili Murat Çepni, Dersim başta olmak üzere bölge kentlerinde yaşanan orman yangınlarına ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Yurt çapında onlarca yerde yaşanan yangınlarda, binlerce hektar ormanın yok olduğunu belirten Çepni, Bu yıl 16-23 Temmuz tarihleri arasında, 33 ilde 90’dan fazla orman yangının meydana geldiğini ve bazı yerlerdeki yangınların ne iktidar tarafından ne de medya tarafından görüldüğünü söyledi.

    Çepni, “Söz konusu bu yangınların söndürülmesi için ilgili devlet kurumları kılını bile kıpırdatmıyor. Yangınları söndürmek isteyen yurttaşlar kolluk güçlerince engelleniyor. Durumu yerinde gözlemlemek, somut gerçekleri halkla paylaşmak, varsa yanlış bilgi düzeltmek isteyen milletvekillerinin yangın bölgelerine gidişi engelleniyor. Bu yangınları çıkartanlar, şovenizm zehrine bulanmış dumanlar arkasında, kirli planlarını gizliyorlar. Halklara ve doğaya karşı yürüttükleri savaş ve rant siyasetlerini, ‘güvenlik’ diyerek kitlelere makul göstermeye çalışıyorlar” dedi.

    “ORMAN YANGINLARININ HİÇBİR HAKLI GEREKÇESİ YOKTUR”

    Dersim başta olmak üzere bölgedeki birçok ilde ormanların yakıldığını ifade eden Çepni, şöyle konuştu:

    “Dersim bir aydan fazladır yanıyor. Yangının biri söndürülüyor, diğeri başlıyor. Halk tamamen kendi olanaklarıyla yangınları söndürmeye çalışıyor. Şu ana kadar devlet olanaklarıyla müdahale edilen tek bir yangın bulunmuyor. Dersim halkı yangınların bizzat güvenlik güçleri tarafından çıkartıldığını ifade ederken, Valilik bu iddiaları ret ediyordu. Bölgede çıkan yangınların esas sebebi askeri operasyonlardır. Halkın demokrasi ve eşitlik taleplerinin şiddetle bastırılmasının sonucu ise hem siyasi hem de ekolojik yıkımdır. Dolayısıyla yok olan sadece ormanlar, ölen sadece canlılar değil, bir bütün olarak halkın ve doğanın geleceğidir. Dersim’de aynı zamanda anayasal suç işleniyor. Orman yakmanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur, olamaz. Halka ve doğaya karşı işlenen bu suçun her koşulda takipçisi olacağız, suçluların yargılanmasını mutlaka sağlayacağız ve asla affetmeyeceğiz.” (HABER MERKEZİ)

  • HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    HDP İzmir Milletvekili Çepni: Ordu’da sel felaketinin sorumlusu iktidardır

    PİRHA – HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Çepni, “Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘’Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur” dedi.

    HDP İzmir milletvekili ve Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Murat Çepni, Ordu’da yaşanan sel felaketiyle ilgili bir yazılı açıklama yaparak Ordu’da yaşanan sel felaketinden hükümeti sorumlu tuttu.

    “İCRATLARININ SORUMLULUĞUNU KABUL ETMELİDİR”

    Herkesi Ordu halkıyla dayanışmaya çağıran Çepni’nin açıklaması şöyle:

    Ordu’da yaşananların sorumlusu siyasi iktidardır. Bu iktidar nasıl yaptığı her kaldırımı bile siyasi propaganda konusu yapıyorsa, icraatlarının sonuçlarını da aynı sorumlulukla kabul etmelidir. ‘‘Biz Karadeniz’e ihanet ettik’’ sözünün gereği budur.

    “DOĞANIN KALBİNE BETON HANÇER SAPLAYAN İKTİDARDIR”

    Karadeniz’de kentlerle denizin arasına beton bariyerler ören, sahil yolunu doğanın tam kalbine beton bir hançer gibi saplayan bu iktidardır. Bu yüzdendir ki, yapılan bu yol her defasında denizin öfkesine maruz kalıyor. Su yollarını, doğal yaşam alanlarını inşaat, maden ve enerji şirketlerine teslim eden de bu iktidardır. Bu yapılanlarla bu iktidar ülkeye, insanlara ve doğaya da büyük zarar vermektedir.

    Bu iktidar yıllardır bilim insanlarının, ekoloji mücadelesi yürütenlerin, Karadeniz halkının ve doğanın tüm uyarılarına rağmen, betonlaşmayı, dere yataklarına inşaat kurmayı bırakmadı. Tersine inada bindirdi. HES projeleri ile suyu doğal akışından kopardı, şirketlerin kullanımına sundu. Dereleri ıslah projeleri adı altında, suyu beton kanallara hapsedip doğayla ilişkisini kesti.

    “HÜKÜMET DOĞAL AFET DİYEREK DURUMU GEÇİŞTİRİYOR”

    Bizler, bu iktidarı, maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim ettiği tüm doğal alanlar ve o alanlarda yaşayan tüm canlılar adına bütün bu felaketlerin sorumlusu olarak ilan ediyoruz. Bu felaketler ilk kez yaşanmıyor. Neredeyse her yıl Karadeniz bölgesinde buna benzer, hatta çoğu zaman can kaybına da sebep olan hadiseler meydana geliyor. Fakat hükümet her defasında doğal afet diyerek durumu geçiştiriyor. Tıpkı 301 işçinin yeraltında can verdiği Soma Katliamı’na kader-fıtrat dedikleri gibi.

    “8 KÖPRÜ ÇÖKTÜ”

    8 Ağustos 2018’de Ordu’da, Ünye, Fatsa, Perşembe ilçelerini sel vurdu. 30’dan fazla HES projesi ile suların şirketlere satıldığı, 20’ye yakın HES inşaatının sürdüğü bu bölgede metrekareye 200 kiloya yakın yağış düştü. Sel yaşamı felç etti. Karadeniz sahil yolu trafiğe kapatıldı.

    8 köprü çöktü. İnsanlar çadırlarda, evlerde, işyerlerinde mahsur kaldı. Çaybaşı’nda 30 tondan fazla fındık denize döküldü. Hayvanlar sel sularına kapılarak telef oldu. 500 binden fazla fındık üreticisi zarar gördü. Çöken binalarda insanlar göçük altında kaldı. Ünye’de tekstil fabrikasında mahsur kalan 165 insan ancak helikopterlerle kurtarıldı.

    Bu felaketler Karadeniz’de ilk kez yaşanmıyor. 2 sene önce yine Ordu’da yaşananları hatırlayalım. 3 yıl önce 23 Ağustos 2015’te Hopa, Borçka, Arhavi civarında yaşanan sel felaketinde onlarca insanımız hayatını kaybetmişti. Yüzlerce ev kayarak yıkılmış, atık sular ve çöpler sulara karışmış, salgın hastalık riski oluşmuştu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı ise buna rağmen bölgeyi afet alanı ilan etmemişti. 2012 yılında ise Samsun’da dere yatağına yapılan TOKİ evlerini de sel vurmuş, 13 kişi hayatını kaybetmişti.

    “HERKESİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yetkilileri uyarıyoruz. Acil yapılması gerekenler şunlardır:

    -Felaketin yaşandığı bölge afet alanı ilan edilmelidir. Kriz yönetimi ile halkın yaraları acilen sarılmalıdır.

    -Sulara atık su karışması, salgın ve bulaşıcı hastalık riskine karşı, bölgeye acilen halk sağlığı ekipleri müdahale etmelidir. Sular klorlanarak önlem alınmalıdır.

    -Gıda, su ve barınma yardımı yapılmalıdır.

    -Bozulan altyapı hızla yenilenmelidir.

    -Mevsimlik işçilere yaşanabilir barınma ve güvenceli yaşam şartları sağlanmalıdır.

    -HES projeleri iptal edilmelidir. Dağları delen tünellerden, sahil yolu, yayla yolu projelerinden vazgeçilmelidir.

    -Ormanları, meraları maden işletmelerine, enerji şirketlerine teslim etmekten; dereleri besleyen alanlara ev ve işyeri yapmaktan acilen vazgeçilmelidir.

    -Ordu halkına tekrar geçmiş olsun diyoruz. Acılarını paylaşıyoruz. Yaraların sarılması ve hayatın hızlıca normale dönebilmesi için herkesi dayanışmaya, destek olmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/İSTANBUL