Etiket: muş

  • 2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali’nin ilk gününde Alevi ocakları ziyaret edildi-VİDEO

    2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali’nin ilk gününde Alevi ocakları ziyaret edildi-VİDEO

    PİRHA-2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Unutulmaya başlamış bir inancın evlatları olmaya başladıklarını söyleyen DAD Yöneticisi İmam Balsever, “Ocaklarımız, doğamız, pirlerimiz inancımızın merkezinde olmasına rağmen maalesef inancımızı unutmuş durumdayız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Hızır Mekânı ve Doğa Koruma Derneği tarafından düzenlenen 2. Varto Doğa, İnanç ve Kültür Festivali başladı. Festivalin ilk gününde Pir Seyit Nesimi, Gıreboğa, Qalo Sıpi, Derweş Sılemana, Goşkar Baba ziyaretlerine gidilerek lokmalar pay edilip deyişler okundu.

    “İNANCIMIZI UNUTMUŞ DURUMDAYIZ”

    Unutulmaya başlamış bir inancın evlatları olmaya başladıklarını söyleyen DAD Yöneticisi İmam Balsever, “Ocaklarımız, doğamız, pirlerimiz inancımızın merkezinde olmasına rağmen maalesef inancımızı unutmuş durumdayız. Bize bir ölüden, taştan ve ağaçtan ne çıkar diyen bir anlayışla karşı karşıyayız” dedi.

    “BUGÜN BU DUYGULARI YAŞAMAK ÇOK DEĞERLİ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise, “Bugün ziyaretlerimize giderek bu duyguları yaşamak çok değerli. Bu festivalin yapılmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Yolumuz açık olsun Hızır hepimizin yardımcısı olsun” diye konuştu.

    PİRHA/MUŞ

  • Serhat Dursun: Muş’ta hat trick yapıp 3-0 ile bu işi bitireceğiz-VİDEO

    Serhat Dursun: Muş’ta hat trick yapıp 3-0 ile bu işi bitireceğiz-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayı Serhat Dursun, AKP’nin Muş’ta tabela partisine dönüştüğünü belirterek, “Yeşil Sol Parti olarak burada hat trick yapmayı düşünüyoruz. 3-0 ile bu işi bitireceğiz” diye konuştu.

    Seçimlere altı gün kala siyasi partilerin çalışmaları da hız kazandı. Yeşil Sol Parti Muş milletvekili adayları da sokak sokak, ev ev gezerek destek arayışlarına devam ediyor.

    2018 seçimlerinde 4 milletvekili çıkaran Muş, bu dönem parlamentoya 3 vekil gönderebilecek.

    Önceki dönem 3 milletvekili Halkların Demokratik Partisi’nden, 1 milletvekili de AKP listelerinden Meclis’e girmişti. Muşlu adaylar, dengelerin değişeceğini ve 3 milletvekilinin de Yeşil Sol Parti’den olacağını iddia etti.

    KHK İLE İHRAÇ EDİLEN ÖĞRETMEN DURSUN, MECLİS YOLUNDA…

    2018 Seçimlerinde HDP, %54.5 oran ile 102,810 yurttaşın oyunu alırken, AKP ise %32.4 ile 61,146 oyu hanesine yazabilmişti. Yaklaşık 400 bin nüfuslu Muş’ta seçim çalışmalarının detaylarını Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayı Serhat Dursun’dan dinledik.

    İlk orta ve lise eğitimini Muş’ta yapan Dursun, üniversiteyi ise Ağrı Eğitim Fakültesi Kimya Öğretmenliği bölümünde tamamladı. 2012 yılında öğretmen olarak atanan Dursun, 2012-2016 yılları arasında hem öğretmenlik hem de idarecilik görevlerinde bulunduğunu anlattı. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nda uzun yıllar görev yapan Dursun, 2016 yılında ise Kanun Hükmünde Kararname ile görevinden ihraç edildi.

    Serhat Dursun da birçok ihraç öğretmen gibi çeşitli işlerde çalıştığını anlattı. Hurdacılıktan ön muhasebeye, redaktörlükten kafe işlerine kadar çokça alanda çalışmak zorunda kaldığını anlatan Dursun, şu anda redaktörlük yaparak yaşamını idame ettiği bilgisini paylaştı.

    BİRÇOK ETNİK, DİNSEL GRUBUN YAŞAM SÜRDÜĞÜ ŞEHİR!

    Serhat Dursun, Muş’un toplumsal yapısından da bahsetti. Muş’ta hem etnik hem de dinsel olarak birçok grubun yaşam sürdüğünü belirten Dursun, “Muş’ta ağırlıklı olarak Sünniler ve Alevi Kürtler, inançsal bağlamda bir arada yaşamakta. Bunun dışında başta Kürtler olmak üzere Türkler, Araplar, Çerkesler, Lazlar ve Terekemeler bir arada yaşamaktadır. Sosyal ekonomik yapısına gelecek olursak, Muş maalesef bu anlamda durumu çok da iyi olmayan illerimizden biridir. Yani gelirdeki adaletsizliğin en vahşi biçimde yansıdığı illerden biridir” dedi.

    “KÜRDİSTAN’DA SİYASET YAPMAMA GİBİ BİR LÜKSÜNÜZ YOK”

    Serhat Dursun, siyasete girme kararını da anlattı. “Kürt birey olarak siyaset yapmama gibi bir lüksünüz yok” diyen Dursun, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Özellikle 90’ları Kürdistan’da yaşayan her çocuk gibi siz de siyasetin içine doğmuş oluyorsunuz. Ben hep sendikacılık yaptım. Hiçbir zaman ücret sendikacılığında bulunmadım. Toplumsal sorunlara her zaman duyarlı bir sendikacılık anlayışımız oldu. 20 yaşından itibaren zaten profesyonel olarak sendikacılık yaptığımdan dolayı hep siyasetin içindeydim. Yani siyaset anlamında böyle bir anda alınmış bir karar yok. Fakat sendikal anlamda yürüttüğüm mücadeleyi parlamentoya taşımak anlamında farklı bir kararlaşma süreci oldu.”

    “AKP BİR TABELA PARTİSİ OLMAYA DOĞRU GİDİYOR”

    Serhat Dursun, Muş’un doksanlı yıllardan itibaren Kürt siyasal hareketinin Serhat’ta önemli kalelerinden biri olduğunun altını çizdi. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde 3 milletvekilini de Yeşil Sol Parti’nin kazanacağını söyleyen Dursun, şöyle devam etti:

    “90’lı yıllarda HEP ile başlayan süreçten itibaren başta Kürt halkı olmak üzere yöremizdeki bütün halklar, inançlar bir şekilde Kürt siyasal hareketinin arkasında durdu. Son olarak 2018 seçimlerinde zaten Muş 3 HDP’li siyasetçi ile temsil edildi. Son anda AKP bir vekil çıkardı. Dolayısıyla bizim güçlü olduğumuz bir yer Muş. Ve biz her gün alan kazanabiliyoruz. HDP’nin kapatılma ile yüz yüze olmasından dolayı Yeşil Sol Parti olarak özellikle isim değiştirerek seçimlere gidiyoruz. Dolayısıyla bizim bir toplumsal tabanımız vardı ve bu tabanın iyice genişlediğini söyleyebiliriz. Gittiğimiz her yerde partimizin bir rüzgarının olduğunu görüyoruz. Halkın bize söylediği şu: Muş mutlaka 3-0 yapacaktır. Şu anda Muş’un siyasetini değerlendirecek olursak, AKP bir tabela partisi olmaya doğru gitmektedir. Biz Yeşil Sol Parti olarak burada hat trick yapmayı düşünüyoruz. 3-0 ile bu işi bitireceğiz.”

    Eren GÜVEN/MUŞ

  • ‘Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi, nasıl bir yaşam istediğimizin yol haritası’-VİDEO

    ‘Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi, nasıl bir yaşam istediğimizin yol haritası’-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Kadın Meclisi, Seçim Beyannamesi’ni dün açıkladı, “Kadınlarla değiştireceğiz!” vurgusu öne çıkan ifadeler arasındaydı. HDP Milletvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Dilan Dirayet Taşdemir, bildirgeyi “Yeni yaşamın bütün paradigmasını kadın bakışıyla ortaya koyan bir manifesto” sözleriyle değerlendirdi.

    Yeşil Sol Parti’nin Kadın Seçim Bildirgesi, 2 Nisan’da yapılan lansman ile kamuoyuna açıklandı. Kadın cinayetlerine, erkek iktidarlara, kadın yoksulluğuna son vermek için “Kadınlarla değiştireceğiz!” söylemi beyannamede öne çıkan vurgu oldu.

    “YENİ YAŞAMI KURMAYI HEDEFLİYORUZ”

    “Erkek-devlet şiddetine son vermek için geliyoruz” başlığı ile açıklanan bildirgeye dair HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bildirge, nasıl bir dünya istediğimizin de yol haritasını açığa çıkarıyor” diyerek şunları ifade etti:

    “Aslında seçim beyannamemiz çok uzun süredir alanda söylediğimiz sözlerin derlenmiş toparlanmış, bir arada ortak söylenmiş bir hali. Çünkü çok uzun bir süredir bütün kadın kazanımlarını yok etmeye çalışan, kadınların bütün haklarına el koymaya, kadını eve hapsetmeye çalışan bir AKP-MHP faşist iktidarı var. Ve bu iktidar, şimdi yeni bir ittifaka evrildi. Şimdiye kadar Kürt karşıtı bir ittifaktı, artık içerisine Hüda Par ve Yeniden Refah Partisini de alarak aynı zamanda kadın karşıtı, emekçi karşıtı bir ittifak olduğunu da ilan etti. Biz de bu kadın düşmanı ittifaka karşı kadınların birlikteliğini, kadınların dayanışmasını yan yana durmasını ve tabii ki yeni yaşamı kurmayı hedefliyoruz. Aslında beyannamemiz başından aşağıya bir yönüyle bu erkek egemen kapitalist sistemin eleştirisini içeriyor ama diğer yönden de nasıl bir yaşam, nasıl bir ülke, nasıl bir dünya istediğimizin de yol haritasını açığa çıkarıyor. O anlamıyla her başlıkta çözümümüz var. Yani emeğimize el konulmasından tutalım da işçi, göçmen, mülteci kadınlardan; öğrencilere, genç kadınlara kadar bütün yaşamın her başlığına dair çözüm önerilerimiz var. O anlamıyla dopdolu, gerçekten yeni yaşamın bütün paradigmasını kadın bakışıyla ortaya koyan bir mücadele hattı. Ve seçimde her bir kadına ulaştıracağımız bir manifesto diyebiliriz.”

    “YEŞİL SOL KADIN MANİFESTOSU”

    Yeşil Sol Parti’nin Kadın Seçim Bildirgesi’ni yorumlayan bir diğer isim ise HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir oldu. Taşdemir, AKP’nin, kadın düşmanı politikalar yürüttüğünü işaret ederek şunları söyledi:

    “AKP’nin, kadın kazanımlarını geriye çeken politikalarına karşı daha iddialı, daha güçlü bir beyanname ile kadınlarla bir araya geleceğiz. Beyannamemiz aslında kadınların kazanımlarının, kadınların hukuki, ekonomik, siyasal taleplerini çözmeye ve büyütmeye aday. Aslında kadınların sesini, sözünü meclise taşımaya aday, iddialı bir beyanname. Beyanname sadece Yeşil Sol Partili ya da HDP’li kadınların taleplerinden oluşmuyor. Bir bütün olarak Türkiye’de yaşayan bütün kadınların, bütün farklılıklarına rağmen kadınların hukuki, ekonomik, siyasal taleplerini içeren ve çözüm adresi olan bir Yeşil Sol kadın manifestosu olarak tanımlayabiliriz. Tabii ki arkasında çok güçlü bir deneyim var. HDP geleneğinden yıllardır Türkiye ve Kürdistan’da mücadele eden kadınların getirdiği kazanımlar ve başarı, bunun açığa çıkardığı moral-motivasyonu bir anlamda arkasına alarak gelen bir Yeşil Sol Parti’nin kadın deneyiminden söz edebiliriz. O açıdan çok güçlü bir tarihsellikten geliyoruz. Önümüzde çok önemli ve kritik bir seçim var ve biz bu seçimde kadınların özgürlüklerini hedefe koyan, kadınların özgürlükleri üzerinden siyaset yapan ve gerici AKP iktidarı karşısında kadın beyannamemizle birlikte kadınları daha özgür, eşit ve demokratik bir yaşamı birlikte örmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Genç kadın işsizliği yüzde 48,4 oldu; Milletvekili Coşkun Meclis Araştırması istedi!

    Genç kadın işsizliği yüzde 48,4 oldu; Milletvekili Coşkun Meclis Araştırması istedi!

    PİRHA – Milletvekili Şevin Coşkun eşitlikçi olmayan politikalar sonucu kadın işsizliğinin arttığına vurgu yapıp Meclis Araştırması istedi. Coşkun, her 100 kadından sadece 18’inin kayıtlı ve tam zamanlı istihdam sağlayabildiğine dikkat çekti.

    Muş Milletvekili Şevin Coşkun, kadın işsizliğinin araştırılması ve işgücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi için Meclis Araştırması istedi. HDP’li Coşkun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergede Türkiye’de yaşanan işsizliğin, toplumsal bir sorun olduğunu belirterek kadın işsizliğinin, tüm işsizlik türlerinde en yüksek kategori olduğunu vurguladı.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun Ekim 2022 Hane halkı İşgücü Araştırması verilerine işaret eden Coşkun, “Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark ise 10,3 puan olmuştur. Bu bağlamda; kadın işsizliğinin araştırılması, önlenmesi, kadın istihdamının arttırılması ve iş gücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutları ile araştırılmasını arz ederim.” İfadelerini kullandı.

    “GENÇ KADIN İŞSİZLİĞİ YÜZDE 48,4”

    Milletvekili Şevin Coşkun, Meclis Araştırmasının “Gerekçe” kısmında çalışma hakkının Anayasa’da temel bir hak olarak ayrım olmaksızın herkese tanındığını belirtti. Coşkun,

    Türkiye’deki işsizlik sorununu en çok kadınların yaşadığını ifade ederek şu notu düştü:

    “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması ve eşitlikçi olmayan iktisadi politikaların sürdürülmesi sonucunda kadın işsizliği, her geçen gün artarak devam etmektedir.

    Ayrıca Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından 12 Aralık 2022’de açıklanan verilere göre; mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı, Ekim 2022’de yüzde 20,3 oranla 7 milyon 608 bin kişiye ulaşmıştır. Açıklanan verilerde; Ekim 2022 itibarıyla kadınlarda mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsiz sayısı 1 milyon 546 bin ve geniş tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 572 bin olduğu ifade edilmiştir. Öte yandan DİSK-AR’ın 17 Kasım 2022 verilerine göre; genç işsizlik oranı yüzde 36,6 olurken genç kadın işsizliği yüzde 48,4 olmuş ve her 100 kadından sadece 18’si kayıtlı ve tam zamanlı istihdamdadır.

    Türkiye’de yaşanan işsizlik verileri incelediğinde; eşitlikçi olmayan politikaların bir sonucu olarak kadın işsizliği, en yüksek kategori olarak gerçekleştiği görülmektedir. Ayrıca Türkiye’de yürütülen cinsiyetçi iktisadi politikalar nedeniyle bir yandan kadın işsizliği en yüksek kategori olarak karşımıza çıkarken bir yandan da kadınlar, iş gücünde mobbing, emek sömürüsü gibi sorunlara maruz kalmaktadır. Bu bağlamda; yaşanan kadın işsizliğinin araştırılması, önlenmesi, kadın istihdamının arttırılması ve iş gücünde sürdürülen cinsiyetçi politikalara son verilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci maddesi ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105’inci Maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurularak konunun tüm boyutları ile araştırılmasını arz ederim.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’daki STK’ler 25 Aralık Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    Ankara’daki STK’ler 25 Aralık Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    PİRHA – Ankara’daki sivil toplum örgütleri, 25 Aralık’ta yapılacak Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısı yaparak, “AKP hükümetinin Alevilere giydirmek istediği elbiseyi giymeyeceğiz” dedi.

    Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şubesi’nin çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak Büyük Alevi Kurultayı için katılım çağrısında bulundu.

    “BU YASAYI TANIMIYORUZ”

    Ankara Dersimliler Derneği’nde yapılan basın açıklamasında konuşan Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Tüm canlarımızı da yanımızda olmaya davet ediyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Siyasal iktidar, Alevleri Türk-İslam sentezi adı altında toplamak için Kültür Bakanlığı’na bağlı kurduğu masayla kendi inancına, düşüncesine uygun bir Alevilik tanımı yapmakta. Oluşturdukları komisyonlar, çalışmalar, tüm inancımıza cemevlerimize kayyum atamaktır aynı zamanda. Aleviler olarak devletin aldığı bu kararı, yasayı tanımıyoruz. 25 Aralık Pazar günü İstanbul’da, Yenikapı’da bu karara ‘hayır’ demek için kurultayda olacağız. Tüm canlarımızı da yanımızda olmaya davet ediyoruz.”

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİ İLE İSTANBUL’DA OLACAĞIZ”

    Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Çiğdem Camkıran da kurultaya katılım çağrısı yaparak, “Bizler de 25 Aralık’ta İstanbul’da bütün Alevi örgütlerinin yanında yer alacağız. Yıllardır Alevileri ötekileştiren bu siyaset yine kendi Aleviliğini yaratmak istiyor. Biz de bu asimilasyona karşı eşit yurttaşlık talebi ile İstanbul’da olacağız. İnsanlara aynı eşitlikte bakan tüm dostları oraya davet ediyoruz. Kurultay da bizlerle omuz omuza durmalarını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “İSTANBUL’A DESTEĞE GİDİYORUZ”

    Toplumsal Özgürlük Partisi Ankara sözcüsü Hasan Gürer de Büyük Alevi Kurultayı’nda yer alacaklarını belirterek “Bu devletin Aleviler hakkında asimilasyon yapmasına karşı bizler de 25 Aralık’ta İstanbul’a desteğe gidiyoruz. Bütün canları da desteği için bekliyoruz. Gerekli araçlar hazır. Gelinmesi bizler için çok önemlidir” dedi.

    “DOSTLARIMIZI DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Ankara Vartolular Derneği Başkanı Özgür Yetiş Aslan ise kurultaya ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “AKP hükümetinin Alevilere giydirmek istediği elbiseyi giymeyeceğiz. Biz de Ankara Vartolular Derneği olarak 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da Alevi canlarla birlikte olacağız. Bütün dostlarımızı o gün dayanışmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Diyanet Vakfı’na ait kitapta çocuğa yönelik istismarı meşru kılan sözler var!

    Koçyiğit: Diyanet Vakfı’na ait kitapta çocuğa yönelik istismarı meşru kılan sözler var!

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a, Diyanet Vakfı tarafından yazılan ‘İlmihal’ isimli 2 ciltlik kitabın içerisinde çocuğa yönelik cinsel istismarı meşru kılan sözlere işaret ederek “Soruşturma başlatılacak mıdır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; Mütevelli heyeti başkanlığının Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan 2 ciltlik ‘İlmihal’ isimli kitapta yer alan, çocuğa yönelik cinsel istismarı meşru gören ifadeler hakkında soru önergesi sundu.

    Milletvekili Koçyiğit, hazırladığı önergede İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızının uğradığı istismara işaret ederek şu ifadelere yer verdi:

    “Konuyla ilgili Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada ‘… Diyanet İşleri Başkanlığı olarak bir defa daha ısrarla belirtmek isteriz ki, İslam’a göre, bireylerin hem fiziksel hem de ruhsal olgunluğa erişmeden, aile kurmanın anlam ve sorumluluğunu idrak edecek rüşt yaşına gelmeden evlendirilmeleri söz konusu olamaz…’ denilmiştir.

    Ancak, Mütevelli heyeti başkanlığını Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan 2 ciltlik ‘İlmihal’ isimli kitabın ikinci cildinde ‘ergenliğe girmemiş çocukların evliliğine’ ilişkin ifadeler yer aldığı haberi basına yansımıştır. Kitabın ilgili bölümünde ‘Ergenlik biyolojik bir olgunluğu ifade eder. Bu da insandan insana, bölgeden bölgeye göre değişir. Bu bakımdan herkes için sabit bir ergenlik yaşı belirlemek mümkün değildir. Bu sebeple İslâm hukukçuları ergenlik için genel duruma bakarak bir alt bir de üst sınır belirlemişlerdir. Bu iki sınır arasında kişi ne zaman biyolojik olarak ergen olursa o andan itibaren bâliğ sayılır. Alt sınırdan önce ergenlik iddiası dinlenmez. Üst sınıra ulaşan kimse de ergenliğe ulaşmasa bile bâliğ kabul edilir. Alt sınır kızlarda dokuz, erkeklerde on ikidir. Üst sınır ise Ebû Hanîfe’ye göre kızlarda on yedi, erkeklerde on sekiz, İmam Mâlik’e göre her iki cins için on sekiz, Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre yine her iki cins için on beştir’ denilmiştir.

    Kitabın evlenme başlığı altındaki ‘Buluğ Muhayyerliği’ kısmında ise ergenlik yaşına gelmeyen çocuğun velisi tarafından evlendirilebileceği ifade edilmiş ve babası, dedesi dışındaki kişilerin küçükken evlendirilmesi durumunda ergenlik dönemine girdiklerinde hâkime başvurabilecekleri belirtilmiştir. Ancak babası ve dedesi tarafından evlendirilen bir kişinin evliliğe itiraz etmeye hakkının olmadığı da açıklanmıştır.”

    TECAVÜZ, İSTİSMAR, ŞİDDET SUÇLARINA KARŞI NELER YAPILMIŞTIR?”

    Milletvekili Kılıç Koçyiğit, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Cumhurbaşkanlığına bağlı Diyanet İşleri Başkanlığınca kurulan Diyanet Vakfı tarafından basılan ve çocuklarının 9 yaşında evlendirilebileceği, ergenliğe girmeden babası ve dedesi tarafından evlendirilen çocukların da boşanma haklarının olmadığı ifade edilen 2 ciltlik ‘İlmihal’ isimli kitap için ayrılan bütçe ne kadardır, Cumhurbaşkanlığınız bu kitabın baskı sürecine destek sunmuş mudur?

    *Mütevelli heyeti başkanlığını Diyanet İşleri Başkanının yaptığı Diyanet Vakfı tarafından yazılan kitapların içeriğini kimler denetlemektedir?

    *Diyanet Vakfı tarafından yazılan ilmihal isimli 2 ciltlik kitabın içerisinde çocuğa yönelik cinsel istismarı meşru kılan sözler hakkında soruşturma başlatılacak mıdır?

    *Cumhurbaşkanlığınızca tarikat, cemaat ve vakıflarda çocuklara yönelik yaşanan tecavüz, istismar, şiddet ve baskı suçlarına karşı şimdiye dek neler yapılmıştır? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın himayesinde bulunan vakıfların bu benzeri suçlara müdahil olup olmadığı araştırılmış mıdır?

    *Çocukların vakıf ve cemaatler tarafından eğitim adı altında istismar edilmesi mevzusuna yönelik yeni bir düzenleme getirmeyi düşünüyor musunuz? Temel eğitim hakkının ancak MEB’e bağlı okullarda olmasına yönelik teşvikleriniz var mıdır?

    *Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G., babasının kendisini 6 yaşındayken imam nikahıyla ‘evlendirdiği’ bilgisine dair daha önce tarafınıza bir şikâyet ulaşmış mıdır?

    *Diyanet Vakfı ve Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında tarafınıza daha önce çocuğa yönelik istismar suçlaması hakkında bir şikâyet ulaşmış mıdır? Ulaşmışsa alınan bir önlem ve yapılan bir denetim olmuş mudur?

    *Türkiye’de faaliyet gösteren kaç tarikat cemaat ve vakıf vardır? Bu tarikat, cemaat ve vakıflara iktidar tarafından verilen ayni ve nakdi destekler nelerdir? Bu cemaat, tarikat ve vakıflar niçin denetlenmemektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi başkanlardan Varto’da toplantı: Devlet inancımızı tarif edemez-VİDEO

    Alevi başkanlardan Varto’da toplantı: Devlet inancımızı tarif edemez-VİDEO

    PİRHA-Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Varto’da PSAKD Varto Cemevi’nde toplantı yaptı. Toplantıda konuşan Alevi kurum başkanları devletin bir inancı tarif etmemesi gerektiğini belirttiler.  

    Alevi örgütleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve torba yasaya yönelik Varto’da PSAKD Varto Cemevi’nde toplantı yaptı.

    Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Elif Keleşo ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Yöneticisi Binali Efe konuşmacı olarak katıldı. Toplantıya halkın da ilgisi yoğundu.

    “ALEVİLER YOK SAYILMAYA DEVAM EDİLİYOR”

    Alevilerin geçmişte olduğu gibi bugünde yok sayılmaya devam edildiğini söyleyen Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Cumhurbaşkanı, Hüseyin Gazi, Hacıbektaş ve Şahkulu Dergahı’nda Alevilerin sorunlarını çözeceğim diye müjde vermeye çalıştı ancak verilmek istenen müjdenin inanıcımızı ve ibadethanemizi yok saydığının müjdesiydi. Bizi yok sayan, bizi görmemezlikten gelen anlayış yetmiyormuş gibi bu kez de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Daire Başkanlığı kurarak kuşaktan kuşağa aktarılan inancımızı bir daire içine hapsederek kontrol altına almaya çalışıyorlar” diye belirtti.

    “DEVLET BİR İNANCI TARİF ETMEMELİ”

    Devletçi bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığını ifade eden Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de, “Aleviliğin kendi içerisindeki çeşitliliğini yok ederek bizlere ‘Biz devlet olarak böyle düşünüyoruz, Aleviliğin böyle olması lazım’ diyorlar biz de bu anlayışa karşı çıkıyoruz. Biz ülkenin laik ve demokratik bir yapıda olmasını istiyoruz. Devlet asla bir inancı tarif etmeye ve nasıl olması gerektiği konularında söz sahibi olmamalı. Alevi toplumu bizim ibadethanemiz cemevleridir diyorsa bu sorun burada bitmiştir kimse bunu tartışamaz” dedi.

    “ALEVİLER KENDİ İNANCINI BAŞKASININ TARİF ETMESİNE KARŞI ÇIKIYOR”

    Alevi inancını Alevi olmayanların tanımlamaya ve tarif etmeye çalıştığını vurgulayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu ise, “Aleviler kendi inancını başkalarının tarif etmesine karşı çıkıyor. Bugün devleti elinde tutanlar herkesin Türk ve Hanefi olmasını istiyor. Bu ülkede sadece Türkler yok, sadece Hanefi mezhebi de yok. Ama insanları bir kalıbın içerisine sokarsanız orada barış olmaz. Sistemler toplumu dizayn etmek için zorla ve baskıyla insanları bir kalıba koyar. Eğer bir ülkede demokrasi sorunu yaşanıyorsa bu tamamen sistemin yarattığı bir sorundur. Halkların böyle bir sorunu yoktur. Aslında sorun üreten sistemdir, herkes kendi inancını kimseye sormadan yapıyor ama devlet diyor ki sen benim istediğim gibi yapacaksın” diye konuştu.

    Toplantı, katılımcıların fikirlerini ve önerilerini paylaşmasının ardından sona erdi.

    PİRHA/MUŞ

    İLGİLİ HABERLER

    >Alevi kurumları İzmir’de toplandı: AKP’nin biçtiği elbiseyi kabul etmiyoruz-VİDEO
    >Aleviler, Malatya’da bir araya geldi: Alevilerin inancını yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız-VİDEO
    >Alevilerin bölge toplantıları Mersin’de de sürüyor-VİDEO
    >Alevi kurumları Dersim’den seslendi: Alevilerin taleplerini yok sayan bir anlayışla karşı karşıyayız-VİDEO

  • Koçyiğit: Kobanê, ısmarlanmış intikam davası; ama bizi yıkmak öyle kolay bir şey değil-VİDEO

    Koçyiğit: Kobanê, ısmarlanmış intikam davası; ama bizi yıkmak öyle kolay bir şey değil-VİDEO

    PİRHA – HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, devam eden Kobanê Davası’nı değerlendirerek, “Onlarca partisi kapatılmış, milletvekilleri ve çalışanları katledilmiş, yıllarca hapse mahkum edilmiş ama buna rağmen teslim olmamış bir geleneğiz. O anlamıyla bizi yıkmak kimsenin harcı değil. Çok açık ve net bir şekilde sarayın birebir yürüttüğü yargılama sürecinden bahsetmek gerekiyor” dedi.

    IŞİD’in Kobanê saldırısı üzerine 6-8 Ekim 2014’te yapılan protesto eylemleri nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetici ve üyelerinin yargılaması sürüyor. 17’si tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın 19’uncu duruşmasına dek yaklaşım 300 oturum gerçekleşti.

    Yaklaşık 2 yıldır süren davanın duruşmaları Sincan Cezaevi Kampüsü Duruşma Salonu’nda görülüyor.

    AİHM KARARI DA UYGULANMADI

    Kobanê Davası kapsamında yargılanan tüm siyasetçiler, haklarında hiçbir somut delilin olmadığına ve gizli tanık beyanlarının esas alındığına vurgu yapıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire de 20 Aralık 2020’de AİHM’in daha önce verdiği kararı yineleyerek eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın siyasi saiklerle hapsedildiğini belirtmişti.

    AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuki değil siyasi olması sebebiyle Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. Maddesi’ni ihlal ettiğine hükmetmiş ve tutukluluğun derhal sonlandırılması için tüm önlemlerin alınmasına karar vermişti.

    AİHM, 20 Kasım 2018’de verdiği bir başka kararda ise Demirtaş’ın tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmişti. Ancak Kobanê Davası’nı yürüten mahkeme heyeti, Demirtaş hakkında, AİHM Büyük Daire’nin 22 Aralık 2020 tarihinde verdiği ihlal kararının, Kobanê Davası ile ilgili olmadığını ve delillerinin AİHM tarafından incelenmediğini öne sürmüştü.

    “PARTİMİZ BU NOKTADA MÜŞTEKİ POZİSYONDADIR”

    Davada gelinen süreci HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ile konuştuk. Kobanê Davası’nın cumhurbaşkanlığı tarafından yönetildiğini vurgulayan Koçyiğit, mahkemenin ise “çete mantığı ile yönetildiği” ifadelerini kullandı. Milletvekili Koçyiğit, HDP’li yöneticilerin Kobanê yargılamasında “müşteki” durumunda olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Kobanê kumpas davasının tamamen AKP-MHP iktidarının direktifleri doğrultusunda, saraydaki hukuk birimi tarafından hazırlandığını ve özel olarak da yönetildiğini ifade etmemiz gerekiyor. Çünkü aslında o Kobanê olayları meselesi üzerinden partimizin değil aslında yargılanması, partimiz bu noktada müşteki pozisyondadır. Partimiz o saldırılarda zarar gören taraftır. Partimiz Kobanê olaylarının mağdurudur bunun özel olarak altını çizmemiz gerekiyor.
    Kobanê olayları bu ülkede devletin içerisindeki derin paramiliter güçlerin olduğunu açık ve net ortaya koymuştur. Dönemin başbakanı ‘Biz de kontrol edemiyoruz’ diyerek o dönem partimiz eş başkanları ile yaptığı görüşmeler var. Bu anlamıyla aslında Ahmet Davutoğlu’nun dinlenmesi meselesi önemli bir talepti ancak kabul görmedi. Onun için bu davanın tamamen sarayın odalarında hazırlanmış, partimizi kriminalize etmek, partimizi kapatmaya gerekçe oluşturmak, aslında demokratik siyaset üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandıracakları bir zemini yaratmak için kurulmuş kurmaca, kumpas bir dava olduğunun altını çizmek gerekiyor. İddianamenin kendisi dahi pespaye. Kopyala yapıştır ile hazırlanmış bir iddianame ile karşı karşıyayız. İddianamede özellikle haberlerden kesilmiş metinler olduğunu görüyoruz.
    Arkadaşlarımız ‘azmettirme’ pozisyonunda suçlanıyorlar. Yani yaşanan ölüm olaylarının azmettiricisi olarak suçlanıyorlar. Sayın Gültan Kışanak, mahkemede çok temel bir soru sordu; ‘Hani biz kimi azmettirdik? Failler nerede? Biz kimi nasıl azmettirmişiz? Ortada azmettirdiğimiz kişiler yok ama böyle bir suçla karşı karşıyayız’ dedi. Bu anlamıyla aslında hiçbir hukuki maddi temelinin olmadığı bir dava.
    Zaten davanın ilk başkanı Bahtiyar Çolak çetecilik sebebiyle gözaltına alındı ve görevden uzaklaştırılıp ev hapsinde tutuluyor. Yani çete mantığıyla sürecin yürütüldüğü, çete anlayışının bütün yargıya aslında hakim olduğunun temel göstergesidir bu dava. Arkadaşlarımız ve avukatlar birçok kere Bahtiyar Çolak’ın yaptığı bütün hukuki sonuçları olan işlemlerin iptal edilmesi yönünde çağrılar yapıp talepte bulundular ancak mevcut mahkeme bunu da kabul etmedi. Şimdi bir çete üyesi olan başkanın yaptıklarını kabul eden bir yargı anlayışı var. Şimdi ortada bir hukuk olduğunu ifade etmek mümkün değil. Bu anlamıyla bir hukuksal yargılamadan değil, bir siyasi davadan, bir kumpastan ve çok açık ve net bir şekilde hükümetin, sarayın birebir yürüttüğü süreçten bahsetmek gerekiyor.”

    “FETÖ’YÜ TAKLİT EDEREK KÜRT HAREKETİNİ TASFİYE ETMEYE ÇALIŞIYOR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Kürt siyasal hareketinin en çok yargılandığı davaların 12 Eylül 1980 dönemi, 1990’lı yıllar ve KCK operasyonlarının yapıldığı süreç olduğunu belirterek “Ama hiçbirinde bu kadar pespaye bir durumla karşılaşmadık” diye de ekledi. Koçyiğit sözlerine şöyle devam etti:

    “FETÖ, kumpasçıları ile ünlüydü. Yargı içerisinde teşkilatlanmıştı. Emniyet, istihbarat ayağı vardı ve bir şekilde kumpaslar kurarak yargı üzerinde kararlar oluşturmaya, siyaseti, toplumsal yapıyı dizayn etmeye çalışıyordu. Ama bu işi profesyonel yapıyorlardı. Ancak bugün baktığımızda AKP de aynı yöntemi kullanıyor. FETÖ’yü taklit ederek Kürt siyasal hareketini tasfiye etmeye çalışıyor. Yargı eliyle yıldırmaya, Kürt hareketini silmeye çalışıyor ama gerçek anlamda çok kötü bir taklitçi olduklarını ifade etmemiz gerekiyor. Bu anlam ile hem kurdukları senaryonun kendisi hem bu senaryo içerisindeki yol alma biçimlerinin hiçbiri hukuki sonuç doğurmayacak. Çünkü hepsi ellerine ayaklarına dolandı. Çok uzun süredir gizli ya da açık tanık yöntemlerine başvuruyorlar. Özellikle belirli vaatler karşılığında insanların bir şekilde Kürt siyasetçilere karşı ifade vermeye zorlandıklarını, bu ifadelerin nerede nasıl alındığının bilinmediğini görüyoruz. Aslında polislerin yazdığı fezlekelerle arkadaşlarımız yargılanıyor. Bu gizli ve açık tanıklar, kurmaca senaryolarla arkadaşlarımıza iftirada bulunuyorlar. Yani polis ile tanık oturmuşlar bir senaryo yazıp o senaryoya herkesin inanmasını bekliyorlar. Bütün dosyayı tanıklar üzerinden götürmüş olmaları aslında ellerinde hiçbir kanıt olmadığının da göstergesidir.

    Hatırlayın Diyarbakır Belediye Eş Başkanımız Selçuk Mızraklı, bir tanığın ifadesi üzerinden cezaevine girdi. Yani ‘Hukuksal olarak elimizde hiçbir şey yok, bir tek bu aracımız var, buna da sonuna kadar sarılıyoruz’ un başka bir söylenme biçimidir bu.”

    “ISMARLANMIŞ, BİR TÜR İNTİKAM DAVASI”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kesinlikle bir intikam davası bu” dediği Kobanê yargılamalarının AKP hükümeti eliyle yapıldığını vurgulayarak, “Çünkü bizim varlığımız; HDP’nin parti olarak seçimlere girmesi, özellikle 7 Haziran’da o muazzam başarıyı kazanması AKP’yi iktidardan etti. Ve AKP bir koalisyona muhtaç olmak zorunda kaldı ama koalisyonla da yetinmeyeceği için çok hızlı şekilde devreye şiddeti, savaşı koydu. O günden bugüne aslında siyaseti yargı eliyle, polis gücü ile ve şiddetle dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu anlamıyla mevcut siyasi davaların her birinin AKP’yi ayakta tutma, demokratik siyasetin gücünü zayıflatma, HDP’nin toplumla olan bağını koparmak ve AKP’yi iktidarda tutmanın aracı olduğunun özel olarak altını çizmek gerekiyor. Bizim siyasetimiz turnusol kağıdı gibi. AKP açısından da millet ittifakı açısından da böyle. Biz olduğumuz sürece AKP’nin iktidarda kalma süreci zayıflıyor ve ‘HDP’yi tasfiye edeyim, kapatayım ki kendime dikensiz bir gül bahçesi yaratayım’ diyen bir anlayış var” diye konuştu.

    “AVRUPA BİRLİĞİ, TÜRKİYE’NİN İHLALLERİ GİDERMESİNE GÖZ YUMUYOR”

    Kobanê Davası kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da tanınmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Normalde AİHM kararları iç hukuka etki etmek zorundadır. Çünkü Anayasa Madde 90 der ki ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üst hukuk olarak kabul edilir’. Hızlı şekilde bunun gereğini yapmak zorundasınız. Çünkü bu bir tercih değil yasal bir zorunluluktur. AİHM 18. Madde’den ‘ihlal kararı’ verdi. O maddede diyor ki ‘Siz HDP’lilere suç işledikleri için değil, size siyasi rakip oldukları için tutuklayıp yargılıyorsunuz. Yani siz bu davayı siyasi sebeplerle yürütüyorsunuz. Objektif değilsiniz, taraflısınız’ diyor. Şimdi bu en temel ihlal maddesi. AİHM’in tarihinde herhalde bu konuda ihlal verdiği ilk örnek Türkiye. Ama bunun gereğini yapmayan, buna göz yuman, zamana yayarak süreci çürütmeye çalışan bir yaklaşım var. Ancak tersten de şöyle bir durum var; Türkiye’nin ihlalleri gidermesine göz yuman bir Avrupa Birliği de var. Evet AİHM ihlal kararları veriyor ama bunu takip eden, bu konuda Türkiye’yi zorlayan bir Avrupa Konseyi gerçekliğini de göremiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BİZİ YIKMAK ÖYLE KOLAY BİR ŞEY DEĞİL”

    Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, parti olarak birçok badireler atlattıklarının altını çizerek “Bize diz çöktüremediler” diye de ekledi. Koçyiğit sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Partimizin çalışanlarının katledildiği bir süreçten geçtik. Parti binalarımızın, mitinglerimizin bombalandığını gördük. Deniz Poyraz yoldaşımızın il binamızda katledildiğini gördük. Yani o kadar çok bedel ödüyor ve saldırıya maruz kalıyoruz ki hani hangisi öbüründen daha can yakıcıdır, zarar vermiştir meselesini tasvip etmek zor. Ama şunu söyleyebiliriz; bütün bu saldırılar aslında bizim ne kadar doğru bir siyaset yapıp doğru yerde durduğumuzu ve gücümüzün de göstergesi. Fiziksel yaşamımızı yok etmeye varacak kadar bir gözü kararmış, paramiliter güçlere yol veren bir siyasi akılla karşı karşıyayız. Bu aslında durduğumuz yerin doğruluğunu, halklara umut olma potansiyelimizi ve siyasetimizin nasıl kabul gördüğünün de göstergesidir. Bu anlamıyla her bir saldırının tabii ki yarattığı tahribat var ama şunu da çok iyi biliyoruz; biz bütün buralardan süzülerek gelmiş bir siyasi gelenekten geliyoruz. Onlarca partisi kapatılmış, milletvekilleri, parti çalışanları katledilmiş, yıllarca hapse mahkum edilmiş ama buna rağmen teslim olmamış, biat etmemiş, diz çökmemiş, ne olursa olsun mücadelesini yeni yüzlerle eskinin o bütün mirasından aldığı güçle devam ettiren bir geleneğiz. O anlamıyla bizi yıkmak öyle kolay bir şey değil. Kimsenin de harcı değil.”

    “HALA DOKUNULMAZLIKLAR İÇİN EL KALDIRMALARI KABUL EDİLİR DEĞİL”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Kobanê yargılamaları süresince muhalefetin tavrını da eleştirdi. “Muhalefet, AKP’nin ona biçtiği sınırlarda siyaset yapmayı marifet sanıyor” diyen Koçyiğit şunları kaydetti:

    “AKP aynı zamanda bütün siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. Bütün muhalefetin söz söyleme sınırlarını belirlemeye çalışıyor. Muhalefetin kiminle ilişki kurup kurmayacağı gibi birçok şeyi belirlemeye çalışıyor. Bu anlamıyla da muhalefetin bu tutumu çok sorunludur. Muhalefetin ifade ettikleri gibi demokratik bir Türkiye’ye buradan ulaşamazlar. Kürt sorununu, Alevi sorununu, kadın sorununu, sermayenin emek üzerindeki sömürüsüne söz söylemeden sadece 1-2 palyatif, restorasyoncu madde ile Türkiye demokratikleşemez. O anlamıyla bizim en büyük eleştirimiz aslında onların cesaretsizliğine.

    Biz Türkiye’nin 3. büyük partisiyiz, herkes kadar meşruyuz. Bu anlamıyla bize yönelik yapılan her baskının aslında Türkiye’deki demokrasiye yapılan bir baskı olduğunu görmeleri gerekiyor. Bizi kapatmak, cezaevlerine koymak aslında Türkiye demokrasisine kaybettiriyor. Muhalefet ne yazık ki bunu anlayamıyor. Oysa ki HDP’ye yapılan şey bu ülkede aykırı, demokrat, muhalif olana reva görülendir. Onun için bu tutumlar tabii ki kabul edilemez. Hele de dokunulmazlıkların kaldırılması süreci içerisinde geri adım atmamış olmaları ve hala vekillerimizin dokunulmazlıkları kaldırılırken el kaldırmaları asla kabul edilebilir değildir. Bu aynı zamanda turnusol kağıdıdır. HDP’ye, Alevilere, Kürtlere, kadınlara yaklaşım kimin ne kadar demokrat olduğunu, kimin nasıl bir Türkiye istediğinin net göstergesidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Varto depremini anlatan ‘KAF KAF’ belgeseli, 10. İstanbul Film Festivali’nde-VİDEO

    Varto depremini anlatan ‘KAF KAF’ belgeseli, 10. İstanbul Film Festivali’nde-VİDEO

    PİRHA- Varto depremini anlatan ‘KAF KAF’ belgeseli, 10. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel kategorisinde jüri karşısına çıkacak.

    Yönetmen Metin Dağ’ın, ilk yönetmenlik denemesi olan ve Muş’un Varto ilçesinde 19 Ağustos 1966’da 2 bin 394 kişinin yaşamını yitirdiği, 1500 kişinin yaralandığı 6,9 büyüklüğündeki depremini anlatan ‘KAF KAF’ belgeseli, 10. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Belgesel kategorisinde jüri karşısına çıkacak.

    Prömiyeri 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapılan belgeselle deprem sonrası insanların çektiği acılar, devamında başlayan göç ve acı hikayeler üzerinden farkındalık oluşturulması amaçlanıyor.

    Metin Dağ, ilk yönetmenlik denemesi olan ‘KAF KAF’a ilişkin yaptığı değerlendirmede, depremin yaşattıklarını unutmanın çok zor olduğunu, geride büyük hasarlar ve travmalar bıraktığını belirtiyor.

    “ANILARIMIZ, ACILARIMIZDIR” TIPKI HİKAYELERİMİZ GİBİ…”

    Yönetmen Metin Dağ, belgeselin hikayesini şöyle aktarıyor:

    “Ahmed Arif, ‘Anadolu’ şiirinde “Havva Anan dünkü çocuk sayılır, ben Anadolu’yum” diye boşuna dememiş.

    Anadolu’nun oluşumu 300 milyon yıl önceye dayanıyor. Ama dünya için çok uzun bir zaman değil demek ki, hala yerleşmeye çabalıyor yer kabuğu. Fay kırıkları içinde en tehlikeli ve gözü kara olanı Kuzey Anadolu fay hattı. 4 milyon yıldır ara ara yokluyor yeryüzünü. Şehirleri, binaları, hayatları ortadan ikiye ayırıp gidiyor, kükreyen bir yeraltı canavarı gibi.

    Sadece gitmek zorunda olanların gittiği Varto gibi uzak kasabaları da, imparatorlukların başkenti METROPOL İstanbul’u da tarih boyunca yaralamaya devam ediyor bu canavar…

    Varto’dan bir insan bağırsa, dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan İstanbul’da duyan olmaz belki. Ama bu fay bir kükredi mi, İstanbul’dan bile duyulur ayak sesleri.

    Varto’dan İstanbul’a böyle bir kader ortaklığı var. Ne acı ki, bu kader ortaklığı bir fay hattı üzerinden uzanıyor.

    İnsanın kişisel tarihinin rotasının bir fay hattı olması kaderin cilvesi mi, yaşamın mesajı mı bilinmez. Ama benim hayat hikayem biraz böyle.

    Kişisel tarihimin kökleri Varto’da. Sinemasal köklerim ise İstanbul’da. Eğitimim, ilk kamera tutuşumun şehri İstanbul. Tıpkı fay hattı gibi yaşam çizgim.

    1966’da annemin, babamın, akrabalarımın yaşadığı kasaba Varto’da büyük bir deprem oldu. 19 Ağustos saat 14.22’de olan depremde 2394 kişi hayatını kaybetti.

    Koca bir köy toplu mezara dönüyor. Günlerce sesler duyuyorlar mezarlardan. Korkularından duyduklarını sandıkları sesler değil. Öldü sanılan, canlı canlı mezara gömülen anaları, babaları, çocukları, eşleri. Belki mezarda bile enkaz altında olduğunu sanıyorlar, “beni çıkarın” diye haykırıyorlar.

    “Bizi deprem değil, cehalet, yoksulluk öldürdü” diyor depremi yaşayan bir amca. Dünya aya ayak basmak için hazırlanırken Varto daha radyoyla bile tanışmamış çünkü. Köyden öte bir dünya olduğunu ancak depremden sonra fark edebiliyorlar. Onları dünyaya bağlayan kapıyı korkunç bir fay kırığı açıyor sanki.

    Hani derler ya, ölen kurtulur, asıl acı geride kalanlarındır diye, depremleri de öyle görürüm ben. Depremin ardından yıkılan hayatları… tıpkı enkaz altında durmuş saat gibi durdurur zamanı. Yeni bir hayat yolu seçmen için yapılan tehditkar bir uyarı gibidir.

    Deprem göçtür benim için. Kimisini bu dünyadan öte dünyaya göç ettirir, kalanları da başka diyarlara. Yüzlerce aile göç etti bu depremin ardından. Türkiye’nin dört bir tarafına, Avrupa’ya, Amerika’ya… sadece yerin kabuğunu değil, hayatları da ikiye böldü. Aşkları, hayalleri, evlilikleri, umutları…

    Bu belgeselde işte bu yolculukları anlatmak istiyorum. Fay hattının izleğindeki o göç yollarını. Tıpkı binalar gibi yıkılıp yeniden yapılan hayatları.

    İnsanın canını yakan, tüylerini diken diken eden, dinlemenin de anlatmanın da hiç kolay olmadığı hikayeleri. Depremi yaşayan amca iki kelime ile özetlediği gibi “Anılarımız, acılarımızdır” tıpkı hikayelerimiz gibi…”

    (HABER MERKEZİ)

  • Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    Paylan’dan Bakan Ersoy’a: Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    PİRHA – HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile Van, Bitlis ve Muş illerindeki yüzlerce Ermeni kilisesi ve manastırlarının yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlık nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu gündeme getirdi.

     HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Ermeni kiliselerine dönük tahribatları bir kez daha gündeme getirdi. Paylan konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde; Van, Bitlis ve Muş illerinde yürüttüğüm programda, bu illerdeki tarihi ve kültürel önemi çok yüksek yüzlerce Ermeni kilise ve manastırın büyük çoğunluğunun yok edildiğini, geride kalanların da bakımsızlıktan ve definecilerin vandalizmi nedeniyle yıkılmak üzere olduğunu tespit ettim” dedi.

    “NEDEN HAREKETE GEÇMİYORSUNUZ?”

    Kilise ve manastırlara yönelik Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’u sorumluluk almaya davet eden Paylan, TBMM Başkanlığı’na bir de önerge sundu. Milletvekili Paylan’ın Bakan Ersoy tarafından cevaplandırılmasını istediği sorular şöyle:

    “*Van, Bitlis ve Muş illerindeki Ermeni kilise ve manastırlarını kurtarmak için neden harekete geçmiyorsunuz?

    *Ermeni manastırlarının ahır olarak kullanıldığının farkında mısınız?

    *Ermeni kilise ve manastırlarındaki definecilik faaliyetlerini durdurmak için neden bir şey yapmıyorsunuz?

    *Bu illerdeki Kültürel Varlıkları Koruma Kurulları Ermeni kilise ve manastırlarını neden korumaya almıyor? Bu illerdeki Koruma Kurullarının şimdiye kadar koruma altına aldığı taşınmaz kültürel varlıklar hangileridir?

    *Ermeni kilise ve manastırlarını yok olmaya terk eden -bu illerdeki- Koruma Kurulları hakkında soruşturma açacak mısınız?

    *Bu illerdeki Ermeni kilise ve manastırlarından; kaçı çökmüş, kaçı ağır hasar görmüş, kaçı riskli durumdadır? İzi dahi kalmayan kaç Ermeni kilise ve manastırı bulunmaktadır?

    *Van, Bitlis ve Muş illerinde, Ermenilere ait izleri bilinçli olarak yok ettiren devlet politikasını değiştirmek için bir girişiminiz olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Coşkun’dan Bakan Bozdağ’a: Gazetecilere ‘Seni vururum’ diyen polis kimdir?

    Milletvekili Coşkun’dan Bakan Bozdağ’a: Gazetecilere ‘Seni vururum’ diyen polis kimdir?

    PİRHA – HDP Milletvekilli Şevin Coşkun, Türkiye’de görev yapan gazetecilerin taciz, gözaltı ve yargılanma gibi birçok hukuksuzluğa maruz bırakıldığına işaret etti. Konuyu Meclise taşıyan Coşkun, Bakan Bekir Bozdağ’a “Gazetecilere ‘Seni vururum, kimse seni bulamaz’ diyen polis kimdir?” diye sordu.

    HDP Muş Milletvekilli Şevin Coşkun, gazetecilerin, mesleki faaliyetleri nedeniyle saldırı, taciz, gözaltı, yargılanma gibi birçok hukuksuzluğa maruz bırakıldığını belirtti.

    Milletvekili Coşkun, cezaevinde olan gazetecisi sayısının 79’a yükseldiğini vurgulayarak, 1 Eylül 2022’de Van’da düzenlenen Barış Mitinginde polisin, muhabir Berivan Kutlu’yu “seni vururum, kimse seni bulamaz” şeklindeki tehdidini de gündeme getirdi.

    “79 GAZETECİ, HANGİ GEREKÇELERLE CEZAEVİNDE TUTULMAKTADIR?”

    Milletvekili Şevin Coşkun, basın çalışanlarına dönük baskı ve saldırılar hakkında Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması talebiyle soru önergesi hazırladı. Coşkun, “Gazetecilere yönelik artarak devam eden baskı, saldırı, şiddet, engellenme, gözaltı, yargılanma ve tutuklanmaların gerekçesi nedir?” dediği önergesinde Bakan Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

    “*DFG‘nin raporunda yer alan gazetecilere yönelik saldırı, hak ihlalleri ve diğer hukuksuzluklara dair soruşturma başlatıldı mı? Başlatıldıysa hangi aşamadadır?

    *79 gazeteci, hangi gerekçelerle cezaevinde tutulmaktadır? Bakanlığınız, tahliyeleri için bir çalışma yürütmekte midir?

    *Bakanlığınızın, cezaevindeki gazetecilerin maruz kaldığı hak ihlallerine dair bilgisi var mıdır? Var ise sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma başlatılacak mıdır?

    *1 Eylül’de Van’da gazeteci Mesut Bağcı, Zelal Tunç, Berivan Kutlu ve Elfazi Toral’a işkence ve kötü muamele uygulayan polisler hakkında bir soruşturma başlatılmış mıdır?

    *Gazeteci Zelal Tunç ve Berivan Kutlu’ya “Seni vururum, kimse seni bulamaz” diyen polis kimdir? Bu kişi hakkında faili meçhul cinayetler ve kayıplar kapsamında gerekli soruşturmalar başlatılacak mıdır?

    *Gazeteci Tuğçe Yılmaz’ın maruz kaldığı saldırı ve taciz olayına ilişkin bir çalışmanız var mıdır? Var ise ne aşamadadır?

    *Gazeteci Elif Bayburt’a yönelik saldıranın ve hukuksuzca gözaltının gerekçesi nedir? Mesleğini icra ederken engellenen Bayburt’un maruz kaldığı hak ihlallerine dair soruşturma başlatıldı mı?

    *Yaşanan hak ihlalleri ve kolluk müdahalesi sonucunda; habercilik faaliyetlerinde kullanılan fotoğraf makinesi, kamera, bilgisayar, cep telefonu gibi materyalleri zarar gören ve zararı giderilmeyen basın emekçisi sayısı kaçtır?

    *2015 yılından bu yana gazetecilere yönelik uygulanan hukuksuzluklar nedeniyle hakkında soruşturma başlatılmış, yaptırım uygulanmış polis, savcı ve diğer kamu görevlisi sayısı kaçtır?

    *Gazeteci ve basın emekçilerinin maruz kaldıkları hak ihlallerine dönük bir raporlama çalışmanız var mıdır? Var ise kamuoyu ile ne zaman paylaşılacaktır?

    *Hukuksuz gözaltı, tutuklanma, yargılanma ve diğer hak ihlalleri nedeniyle mağdur duruma düşen gazetecilerin zararlarının tazmin edilmesine yönelik bir çalışmanız ne zaman olacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Paylan, tarihi manastırın ahır olarak kullanılmasına isyan etti!-VİDEO

    HDP’li Paylan, tarihi manastırın ahır olarak kullanılmasına isyan etti!-VİDEO

    PİRHA – HDP Milletvekili Garo Paylan, Muş ve Bitlis’teki tarihi manastır ve kiliseleri inceledi. Tarihi inanç mekanlarının günümüzde ahır olarak kullanıldığını gören Paylan, “Her türlü inanca böyle mi saygılısınız?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Muş ve Bitlis’teki tarihi Ermeni manastır ve kiliselerinde inceleme yaptı. Muş’taki Surp Marine Kilisesi, Surp Arakelots Manastırı, Surp Garabed Manastırı ve Surp Hovannes Manastırı’nda incelemelerde bulunan Paylan, Bitlis’e bağlı köylerdeki kiliselerin de durumunu inceledi.

    “VİCDANI SORGULAMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCU”

    Bin yılı aşkın süredir ayakta kalan ve bölgenin en önemli inanç merkezleri arasında sayılan Muş Surp Garabed Manastırı’nı ziyaret eden Paylan, karşılaştığı manzaranın son derece utanç verici olduğunu söyledi. Paylan, manastırın ayakta kalan son bölümünün ise ahır olarak kullanıldığını gördü.

    “Dünyanın neresinde bir inanç mabedi böylesi bir kadere terk edilmiştir? diye soran Paylan, “Hristiyanlara ait tarihi mabetlerinin ahır olarak kullanılmasında beis görmeyen vicdanı sorgulamak hepimizin boynunun borcu” dedi.

    “BÖYLE Mİ SAYGILISINIZ?”

    Garo Paylan, Muş Surp Garabed Manastırı’ndan iktidara seslenerek şunları söyledi:

    “Muş’un kültürel varlıklarının en önemlilerinden biri olan Surp Garabed Manastırı’nın bin yılı aşkın hikayesi var. Ancak bugün Surp Garabed Manastırı’nın mabedi ahır olarak kullanılıyor. ‘Her türlü inanca saygılıyız’ diyen AKP iktidarına buradan sesleniyorum: Her türlü inanca böyle mi saygılısınız? Hristiyanların mabetlerini ahır olarak kullandırarak mı inançlara saygılısınız?”

    Bu konuda derhal adım atılması için girişimde bulunacağını belirten Paylan, “Hükümete buradan çağrı yapıyorum. Derhal bu tarihi tapınağı korumak için gerekli tedbirleri alın. Bu konuda birlikte çalışalım.”

    MANASTIRIN TAŞLARINI SATMAYA ÇALIŞTILAR!

    Surp Garabed Manastırı üzerine kurulan köyde yaşayanlar, bölgede incelemelerde bulunan Paylan’a manastırın taşlarını satmaya çalıştı. Köylüler, manastıra ait büyükçe bir taşı Paylan’a göstererek, “Bunu satalım size” dedi. Paylan, “Siz bunlara para gözüyle mi bakıyorsunuz? Asıl hazine bu manastırın ayağa kaldırılması, bunu unutmayın” dedi.

    PAYLAN’DAN KORUMA ÇAĞRISI

    Garo Paylan, hükümeti tarihi kilise ve manastırların korunması konusunda harekete geçmek için uyararak tespitlerini TBMM gündemine taşıyacağını aktardı. Paylan, incelemelerde bulunduğu tüm kilise ve manastırlarda ibadet edip yaşamını yitirenlerin anısı için mum yaktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan’ın seçim çalışması için memurlar da görevlendirildi!

    Erdoğan’ın seçim çalışması için memurlar da görevlendirildi!

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgeyi ve bu genelgede bakanlık çalışanlarının yapacağı ziyaretlerde cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılacağı hususunu meclis gündemine taşıdı.

    Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 09/08/2022 tarihli ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgeye dair soru önergesi hazırladı. Koçyiğit, genelgede bakanlık çalışanlarının yapacağı ziyaretlerde cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılacağı hususunu da gündeme getirdi.

    SEÇİM PROPAGANDASI HALİNE GETİRİLMESİ HUKUKSAL MIDIR?”

    Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, konuya dair sorularının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık tarafından yanıtlanmasını istedi. Koçyiğit şu soruları yöneltti:

    “*Bakanlığınızca 81 ile gönderilen genelge ile Bakanlığınıza bağlı çalışma yürüten memurların ev ziyaretlerinde bulunması ve bu ziyaretlerde Cumhurbaşkanının mektubunun dağıtılmasının istenmesinin amacı nedir?

    *09/08/2022 tarihli ‘Ulusal Ziyaret Programı’ konulu genelgenin içeriğinde yurttaşların hak ve ödevlerini etkileyen düzenlemelerin memurlar aracılığıyla işletilmesinin hukuksal dayanağı nedir?

    *Sosyal devlet ilkesi gereğince hanelere yapılan yardımların bir seçim propagandası haline getirilmesi hukuksal mıdır?

    *Bilhassa yapılması istenen ziyaretlerin memurlar aracılığıyla gerçekleştirilmesi memurların yaptıkları işle bağdaşmakta mıdır? Memurların görevi seçim çalışması yürütmek midir?

    *Gerçekleştirilmesi planlanan hane ziyaret sayısı kaçtır, bu hanelere ziyaret gelir durumuna göre mi belirlenmektedir?

    *Bakanlığınız sosyal yardım konusunu bir seçim faaliyeti olarak mı görmektedir?

    *Geçtiğimiz yıllarda konusu hane ziyareti ve sosyal yardım olan ziyaretler yapılmış mıdır?

    *Cumhurbaşkanı tarafından yazılan mektubun içeriğinde hangi konular yer almaktadır?

    *Belirtilen bu çalışmaya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma vakıfları, kaymakamlıklar, Aile ve Sosyal Hizmetler il müdürlükleri ve ilgili bakanlıklarda çalışan personellerin haricinde başka personel görevlendirilmesinin gerekçesi nedir, bir kişiyi görev tanımına uymayan bir işte çalıştırmak yasal mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Koçyiğit, işkenceye uğrayan Mehdi Mıhçı’nın durumunu Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Koçyiğit, işkenceye uğrayan Mehdi Mıhçı’nın durumunu Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Mehdi Mıhçı isimli yurttaşın İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra ölümle tehdit edilip ağır işkenceye maruz kalmasını Meclis gündemine taşıdı.

    Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Mehdi Mıhçı isimli yurttaşın, gözaltına alınmasının ardından uğrağı işkenceyi Türkiye Büyük Milllet Meclisi Başkanlığı’na iletti. Konuya ilişkin soru önergesi veren Koçyiğit, Mehdi Mıhçı’nın 6 Ağustos 2022’de İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerce gözaltına alındığını ve ilk andan itibaren işkenceye uğradığını aktardı.

    İSTANBUL EMNİYETİNDE İŞKENCE İDDİASI!

    Milletvekili Koçyiğit, Mehdi Mıhçı’nın “mülakat” adı altında terörle mücadele ekipleri tarafından bir odaya kapatılıp sorguya alındığını, işbirliği yapmaya yanaşmadığı gerekçesi ile oda içerisinde darp edildiğini aktardı. Mehdi Mıhçı’nın, kendisinin ve ailesinin öldürüleceği yönünde tehdit edildiğini de belirten Koçyiğit “Yapılan mülakatların sonucunda işbirliğine yanaşmadığı gerekçesiyle makatına cop sokulduğu, cinsel organının ezildiği yapılan basın açıklamasında yer almıştır” dedi.

    “İŞKENCE İDDİALARI HAKKINDA BAŞLATILMIŞ SORUŞTURMA VAR MI?”

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebi ile şu soruları yöneltti:

    “*Mehdi Mıhçı’nın İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde maruz bırakıldığı tüm işkence iddiaları hakkında başlatılmış bir soruşturma var mıdır?

    *İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde yaşanan işkence iddiasına ilişkin etkili bir şekilde soruşturma yürütülecek midir? Suçun sorumlularının yargı önüne çıkarılması konusunda adım atılacak mıdır?

    *Mülakat adı altında terörle mücadele ekipleri tarafından bir odaya kapatılıp sorguya alınma fiili ve etkin pişmanlıktan yararlanması için bilgi vermesinin talep edilmesinin yasal olarak karşılığı nedir?

    *Gözaltı esnasında yaşatılan kötü muamele ve işkence iddiaları düşünüldüğünde Bakanlığınızın bu hak ihlaliyle mücadele etmeye yönelik bir eylem planı bulunmakta mıdır?

    *Gözaltı esnasında yaşanan işkence ve kötü muamele iddialarına dair mağdurun veya avukatının yapmış olduğu şikâyet başvuru sayısı kaçtır? Yapılan bu şikâyetlerin kaçı hakkında iddianame düzenlenmiştir?

    *İşkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza, her koşulda ve özellikle de gözaltında, sorgulama sırasında ve kişinin suçlandığı maddelere göre değişmekte midir? Yoksa işkence mutlak olarak yasak bir uygulama mıdır?

    *Son 5 yıl içerisinde hakkında işkence ve kötü muamele iddiasıyla soruşturma açılan ve görevden uzaklaştırılan emniyet personeli sayısı kaçtır?

    *Bakanlığınızca yapılan açıklamalarda işkence iddialarınınım hem adli hem de idari olarak kararlılıkla üzerine gidildiği belirtilmektedir, şimdiye dek etkin bir biçimde soruşturulan konusu işkence olan dosya sayısı kaçtır?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İnancımızı yok sayanlar seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar’-VİDEO

    ‘İnancımızı yok sayanlar seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar’-VİDEO

    PİRHA-Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali 2. gününde devam etti. Seçimler yaklaştığı için Alevileri hatırlayanların 21. yüzyılda inançlarını tanımadıklarını söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Doğamızı, inancımız, kültürümüzü yok sayıyorlar ve utanmadan seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar. Biz hiç kimsenin arka bahçesi ve siyasi malzemesi değiliz, o yüzden elinizi doğamızdan, inancımızdan, kültürümüzden, cemevlerimizden çekin” dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali 2. gününde devam etti. Sabah, Hamurpet Gölü’nde buluşma yapıldı, davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi, müzik dinletisi yapıldı. Akşam ise ilçe merkezinde yapılan konuşmalar, konser ve çekilen halayların ardından festival sona erdi.

    Muş’un Varto ilçesinde düzenlenen 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali’nin 2. gününe HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, DAD Eş Genel Başkanları Musa Kulu ve Kadriye Doğan, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İKRAR VERDİĞİMİZ MAKAMLARI KİRLİ ELLERE TESLİM EDENLERE KARŞI DURACAĞIZ”

    1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali Tertip Komitesi adına açılış konuşmasını DAD Yöneticisi İmam Balsever okudu. Balsever, “İnancımız rehberliğinde toplumsal birliğimizin esaslarını koruyarak demokrasiden, eşitlikten ve adaletten yana atan her yürek ile birlikte duracağımız ikrarıdır. İkrar verdiğimiz makamları kirli ellere ve ayaklara teslim edenlere de karşı duracağız” diye ifade etti.

    “HERKESİN KENDİ DİLİ VE İNANCIYLA YAŞADIĞI DÜNYA GÜZELDİR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu ise şunları söyledi:

    “Eğer inançlar ve kimlikler kendi rengini, dilini ve tarihsel hafızasını kaybederse insanlık kaybeder. Bu topraklarda eğer insanlığın gelecek ve barış adına söyleyeceği bir sözü varsa o da herkesin kendi rengiyle, diliyle, inancıyla yaşadığı dünya güzeldir. Biz Aleviler inancımızı iki temel taş üstünde oturttuk biri ikrardır, biri de rızalıktır.”

    “BİZE GELECEKSENİZ BİZİ TANIYIP, İNANCIMIZI KABUL EDECESİNİZ”

    Seçimler yaklaştığı için Alevileri hatırlayanların 21. yüzyılda inançlarını tanımadıklarını söyleyen HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Cemevlerimizi tanımıyorlar, zorunlu din dersleriyle çocuklarımızı asimile ediyorlar. Doğamızı, inancımız, kültürümüzü yok sayıyorlar ve utanmadan seçim yaklaştı diye birdenbire Alevileri seven olmaya başladılar. Bize gelecekseniz bizi tanıyacaksınız, inancımızı kabul edeceksiniz, dergâhlarımızı Alevi kurumlarına vereceksiniz. Biz hiç kimsenin arka bahçesi ve siyasi malzemesi değiliz o yüzden elinizi doğamızdan, inancımızdan, kültürümüzden, cemevlerimizden çekin. Yezitler Kerbela’da kalmadı nasıl Hz. Hüseyin ve yoldaşlarını katlettilerse bugün de aynı yezit anlayış yeniden mazlumları katletmek istiyor” dedi.

    “BU DÜZENİ HEP BİRLİKTE DEĞİŞTİRECEĞİZ”

    İktidarın seçimleri kazanmak için Kürt açılımından sonra şimdi de Alevi açılımı başlattığını belirten EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Dara düştüler, altlarındaki halı kaydı, iktidarı kaybedecekler diye cemevi açılımı yapmaya başladılar. İktidarın bütün derdi böl, yönet, parçala politikalarını sürdürmektir. Devlet camilerden elini çekmelidir cemevlerine hiç girmemelidir. Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzen bütün çarklarıyla çürümüştür ve biz bu düzeni hep birlikte değiştireceğiz” diye konuştu.

    1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali, Seynesemi Türbe Makamı’na ziyaret gerçekleştirilip niyaz ve lokmaların pay edilmesinin ardından, Hızır Çeşmesi’nde yapılacak civat ve ikrarlaşmadan sonra deyişlerle son bulacak.

    PİRHA/MUŞ

  • 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali’nin 2. gününde Hamurpet Gölü’nde buluşuldu-VİDEO

    1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali’nin 2. gününde Hamurpet Gölü’nde buluşuldu-VİDEO

    PİRHA-Muş’un Varto ilçesinde yapılan 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali, Hamurpet Gölü’ndeki etkinlikle devam etti. 

    Muş’un Varto ilçesinde 1’inci Hızır Mekânı Doğa ve İnanç Festivali devam ediyor. Festivalin 2. gününde Hamurpet Gölü’nde buluşma yapıldı, davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi, müzik dinletisi yapıldı.

    Etkinlikte konuşan Vartoyu Güzelleştirme Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Yıldırım Beyazgül, “İlçemizde ilkini yaptığımız inanç ve doğa festivalimizin 2. gününde Hamurpet Gölü’ndeyiz. İnsanları çevreye ve doğaya daha duyarlı hale getirmek için festivali düzenledik” dedi.

    Varto PSAKD Cemevi Başkanı Kerem Akdağ da, Hamurpet Gölü’nün Varto için önemli bir yer olduğunu söyleyerek, “Hamurpet Gölü’nün inancımız için önemli bir yeri var. Festival Varto için önemli, hem inançsal hem de toplumsal olarak insanlarımıza cevap olsun diye üç günlük festival planladık” diye konuştu.

    Hızır Mekanı Doğa Koruma Derneği Başkanı Ülkü Karagöl ise, Hamurpet Gölü’nün Varto için anlamlı bir yer olduğunu ifade ederek, “İnsanların buluşup birbirlerine ikrar verdiği inançsal olarak önemli bir yer. Yarın Seyid Nesimi Türbesi’ne ve Hızır mekanına gidip lokmalarımızı dağıtacağız” diye belirtti.

    Muş’un Varto ilçesinde 1. inanç ve kültür festivali, ilçe merkezinde yapılan konserin ardından sona erecek.

    PİRHA/MUŞ

  • Varto’da 1. inanç ve kültür festivali başladı-VİDEO

    Varto’da 1. inanç ve kültür festivali başladı-VİDEO

    PİRHA-Muş’un Varto ilçesinde 1. inanç ve kültür festivali başladı. Her coğrafyada egemen kültürlerin alt kültürleri erittiğini belirten AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “O yüzden mevcut egemen kültüre direniş göstermenin tek yolu örgütlenebilmektir” dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde 1. inanç ve kültür festivali başladı. Festivalin 1. gününde yapılan panele HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun, DAD Eş Başkanları Musa Kulu ve Kadriye Doğan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel başkanı Cuma Erçe, Tarihçi-Yazar Bülent Felekoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Varto PSAKD Cemevi Konferans Salonu’nda yapılan panele konuşmacı olarak DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, PSAKD Genel başkanı Cuma Erçe, Tarihçi-Yazar Bülent Felekoğlu katıldı.

    “HAKLARIMIZ ALMAK TEKÇİ VE İNKARCI BİR ÜLKEDE ÇOK ZOR”

    İnkarcı, tekçi ve faşist bir ülkede hakları almanın ne kadar zor olduğunu ifade eden ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Türkiye’de bu tekçi anlayış olduğu sürece bizim mücadelemizin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Yok sayıcı dil Aleviler arasında da asimilasyon politikalarını devam ettiriyor ve Alevilerin yan yana gelmemesi için her türlü oyun oynanıyor” dedi.

    “DİRENİŞ GÖSTERMENİN TEK YOLU ÖRGÜTLENMEKTİR”

    Her coğrafyada egemen kültürlerin alt kültürleri erittiğini belirten AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “O yüzden mevcut egemen kültüre direniş göstermenin tek yolu örgütlenebilmektir. Bizim kuşağımız biraraya gelmeye başladı ve Avrupa’da 1989 yılında Alevi örgütlenmeleri başladı. Bu örgütlenmelerle birbirimize dünden daha fazla ihtiyacımız olduğunu gördük” diye ifade etti.

    “NEHAK ZİHNİYETİ ALEVİ İNANCININ BÜTÜN DEĞERLERİNİ GASP ETTİ”

    Nehak zihniyetinin Alevi inancının bütün değerlerini gasp ettiğini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Kadının doğum kapısına tahammül edemeyen eril zihniyet doğurganlığı kadından alıp erkek tanrılara vermiştir. İnsan toplum olmadan yaşayamaz, toplumsallaşmayı inşa eden ana kadının doğa ile ilişkisi daha sonra nasıl nehak zihniyetler tarafından nesne haline getirilip köleleştirildiğini toplum olarak bilmemiz gerekiyor” dedi.

    “İNANCIMIZA YABANCILAŞMAYA BAŞLADIK”

    İnançlarına yabancılaşmaya başladıklarını vurgulayan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Ülkenin tek adamı da cemevlerine gelmeye başladı. Bizi çok sevdikleri için mi geliyorlar cemevlerine çünkü bizi kendi içimizde bölmeye çalışıyorlar. Bugüne kadar hiçbir talebimizi kabul etmeyen, cemevlerini cümbüş evi sayan zihniyet cemevlerine gelmeye başladı” diye belirtti.

    “DOĞAYLA İKRARLAŞARAK YAŞAMI YENİDEN İNŞA EDEBİLİRİZ”

    Toplumun bir araya gelme gücünü aşurede gördüklerini söyleyen Tarihçi-Yazar Bülent Felekoğlu, “Biz Aleviler dünyaya Kızılderilerin, Katalanların ve Kürtlerin önerdiği gibi doğayla ikrarlaşarak ancak yaşamı inşa edebileceğimizi dünyaya anlatmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Soru-cevap bölümüyle panel sona erdi.

    PİRHA/MUŞ

  • Koçyiğit: Kız çocukların okullulaşma oranı düşüyor!

    Koçyiğit: Kız çocukların okullulaşma oranı düşüyor!

    PİRHA – Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, okullarda eğitim gören kız çocuklarının oranlarındaki düşüş hakkında Meclise Araştırma Önergesi sundu.

    Halkların Demokratik Partisi Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit; kız çocuklarının okullulaşma oranlarındaki düşüş hakkında Araştırma Önergesi sunarak mecliste komisyon kurulmasını talep etti.

    Okullardaki kız çocuklarının oranlarında yaşanan düşüşün sebeplerinin araştırılmasını isteyen Koçyiğit, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması amacıyla Meclis Araştırması açılması için talepte bulundu. Milletvekili Koçyiğit, UNICEF tarafından açıklanan verileri de paylaşarak, dünyada yaklaşık 130 milyon kız çocuğunun okula gitmediğini aktardı.

    ERKEN VE ZORLA EVLİLİKLER!

    Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis Araştırmasının gerekçesinde, eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu yaparak şu ifadelere yer verdi:

    “Eğitim Sen’in verilerine göre, 2012-2013 eğitim öğretim yılında yüzde 98,9 olan kız çocuklarının okullulaşma oranı, 2020-2021 eğitim öğretim yılında yüzde 93,1’e kadar gerilemiştir. Kız çocuklarının okullulaşma oranlarının bölge illerinde daha düşük olduğu belirtilmekte, bunun sebebinin ise bölge illerinde eğitim olanaklarının yetersizliği ile kız çocuklarının mevsimlik tarım işçisi olmaları, ev işlerinde daha fazla çalışmalarıyla ilişkili olduğu ifade edilmektedir. Okullardan ayrı kalan çocukların, ev içi işler, mevsimlik işler veya evlendirmelerle okuldan alıkonuldukları gerçeği ise yapılan araştırmalarla da açığa çıkmıştır.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı çatısı altında çalışmalarını yürüten Suna’nın Kızları oluşumu, Eğitim Reformu Girişimi ile birlikte ‘Türkiye’de Kız Çocukların Eğitimi’ adında bir rapor çalışması yapmış; yoksulluğun ve ırkçılık gibi yapısal şiddet mekanizmalarının toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderek daha da derinleştirdiğini, dolayısıyla en büyük sıkıntıyı kız çocukların çektiğini, kız çocukların yapabilirliklerini artıracak sistemsel düzenlemelerin tüm çocukları özgürleştireceğini belirtmişlerdir. Mayıs 2022 tarihli rapor çalışmasında, Kız Çocukların Eğitime Erişimiyle İlgili Bulgular Türkiye geneli ilköğretim ve ortaöğretim seviyeleri okullulaşma oranları kız ile oğlan çocuklar için neredeyse aynı olsa bile ortaöğretim seviyesinde, bölgelere ve illere göre farklılaşmaların devam ettiği belirtilmiştir. Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kız çocukların net okullulaşma oranı 2020-21 eğitim-öğretim yılında sırasıyla %78 ve %74 iken oğlan çocukların net okullulaşma oranı sırasıyla %79 ve %77’ olduğu yazılmıştır. Örneğin bu oran Muş’ta kız çocuklar için %59, oğlan çocuklar için %65; Şanlıurfa’da kız çocuklar için %62, oğlan çocuklar için %72; Bitlis’te kız çocuklar için %65, oğlan çocuklar için %76 olduğu açıklanmıştır.

    Bu kapsamda TÜİK tarafından açıklandığı üzere resmi evlilikler içindeki 16-17 yaşındaki kız çocukların oranı %2,7 olduğu hatırlatılmış devamında kız çocukların okullulaşma oranının en düşük olduğu (%59) illerden biri olan Muş’ta, bu oranın %11 olduğu vurgulanmış ve bununda bölge kentlerinde çocuk yaşta, erken ve zorla evliliklerin kız çocukların eğitime katılımının önündeki ilk engellerden biri olduğu çıkarımı yapılmıştır.

    Kadın ve erkeklerin eğitim hakkından eşit bir biçimde yararlanmasını sağlamak devletin anayasal bir yükümlülüğüdür. Bu sebeple, kız çocuklarının okullulaşma oranlarındaki düşüşlerin sebepleri araştırılmalı, yoksulluk, çocuk yaşta, erken ve zorla evlilikler sebebiyle eğitime devam etmeyen kız çocukları için gerekli tüm olanakların sağlanması bakımından meclis araştırma komisyonu kurulması gereklidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair araştırma komisyonu kurulsun!

    Koçyiğit: Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair araştırma komisyonu kurulsun!

    PİRHA – Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerine dair Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını talep etti. 

    HDP Muş Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Muş’ta yaşanan kadın cinayetlerini Meclis gündemine taşıdı. Konuyla ilgili Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Koçyiğit “Kadınlar hemen her gün cinsel şiddete, tacize ya da tecavüze uğrarken geçtiğimiz hafta seçim bölgem Muş’ta bir kadın cinayeti daha yaşandığı haberi basına yansımıştır. Kadınlara yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini önlemek için alınması gereken tedbirlerin, izlenmesi gereken politikaların belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci TBMM İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve talep ederim” ifadelerini kullandı.

    “KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDET GÜNDEN GÜNE ARTMAKTA”

    Milletvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, erkekler tarafından Mayıs 2022’de en az 32 kadının öldürülüp, en az dört kadının da tecavüze maruz kaldığını belirtti. Koçyiğit, ülke genelinde günde en az 3 kadının öldürüldüğü ve onlarca kadının şiddete maruz kaldığını ifade ederek araştırma komisyonu kurulmasına dair şu gerekçeleri sıraladı:

    “Türkiye’de kadınlara yönelik şiddet artık cins kırımı boyutuna ulaşmıştır. Bunlardan bir örnekte geçtiğimiz hafta Muş’ta yaşanmıştır. Muş Merkez Hürriyet Mahallesinde yaşayan 92 yaşındaki Hasbike Güngör adlı kadın 72 yaşındaki evli olduğu erkek tarafından av tüfeği ile öldürüldüğü haberi basına yansımıştır. Yaşanan kadın cinayetine dair soruşturmanın başlatıldığı ve devam edildiği açıklanmıştır.

    Muş’ta geçmiş yıllarda da basına yansıyan kadın cinayeti haberlerine bakıldığında, 2014 yılında Muş’un Bulanık ilçesinde Nezahat Yolcu isimli 7 çocuk annesi kadın, evli olduğu erkek Abdusselam Yolcu tarafından pompalı silah ile vurularak öldürülmüştür. Yine Muş’un Malazgirt ilçesinde Nevzat Taşdemir isimli erkek evli olduğu Sevim Taşdemir’i evde döverek öldürmüştür. Bir başka örnek Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Qêranlî köyünde yaşayan ve 6 çocuğu olan Fatma Altınmakas, evli olduğu Kazım Altınmakas’ın kardeşi Sinan Altınmakas’ın sistematik tecavüzüne uğrayarak, tehdit edildiği gerekçesiyle 12 Temmuz 2020’de Konakkuran Jandarma Karakolu’na suç duyurusunda bulunmuş ve şikâyet sonrası Sinan Altınmakas gözaltına alınmıştır. Ne var ki erkeğin tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkeme ‘dosyadaki mevcut delil durumu, şüphelinin sabit ikametgâh oluşu, delilleri karatma ihtimalinin olmaması’ gerekçeleriyle serbest bırakmıştır. Fatma Altınmakas’ın jandarma karakoluna yaptığı şikâyet başvurusunda, ifade işlemlerinde Kürtçe tercüman bulundurulmadığı için uğradığı şiddeti anlatamadığı ortaya çıkmış ve Sinan Altınmakas’ın serbest bırakıldığı gün Fatma Altınmakas, Kazım Altınmakas tarafından öldürülmüştür. Dava süreci devam ederken cinayette adı geçen diğer şüpheliler dosyaya dahil edilmemiştir.

    Kadınların öldürülmesinin yanında bir de fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik vb. her türlü şiddet günden güne artmaktadır. Artan bu veriler karşısında ise etkili yasal düzenlemelerin olmaması ve hatta İstanbul Sözleşmesi gibi kadınları her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı koruyan uluslararası bir sözleşmeden çıkılması daha da derinleşen şiddet örneklerini ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bütünlüklü politikaların geliştirilmemesi, kadınların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanlardan her geçen gün dışlanması, kadın hakları için mücadele eden kadınların ve kurumların hedef haline getirilmesi mevcut sorunun daha da katmerlenmesine sebep olmuştur. Kadına yönelik şiddetle mücadele, erkek şiddetinin önlenmesine dair etkili politikaların geliştirilmesi, kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması adına meclis araştırması açılmasını arz ederiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    Alevi köyündeki kutsal ağaç, şimdi mermer ocağı sebebiyle tehlike altında!

    PİRHA – Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Yozgat’ta Alevi köyü Kamışçık’a yapılmak istenen mermer ocağı sebebiyle yurttaşların itirazlarını Meclis gündemine taşıdı. Milletvekili Koçyiğit, köylüler tarafınca kutsal görülen ağacın, maden sahasındaki patlamalar sebebiyle zarar görebileceğine işaret etti.

    Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde açılan mermer ocağı sebebiyle köylülerin itirazları sürüyor. Yöre halkı tarafından kutsal sayılan Ulukavak ağacı, kurulan mermer ocağı sebebiyle tehlike altında. Köylüler, maden faaliyetleri sebebiyle kutsal sayılan ağaçların zarar göreceğini belirtiyor.

    Yurttaşlar, uzun bir süredir yaptıkları eylemlerle hem çevrenin ciddi zarar gördüğünü hem de kutsal kabul ettikleri ağaçların tehlike altında olduğuna işaret ediyor.

    CEMLERİN YAPILDIĞI ANIT AĞAÇ TEHLİKE ALTINDA!

    HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yaşananlar ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u sorumluluk almaya davet etti. Koçyiğit, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın bölgedekiler için dini ve kültürel önemi olduğuna vurgu yaptı.

    Milletvekili Koçyiğit, Alevi köyü olan Kamışçık’ta, adakların adandığı, her yıl rutin ziyaret ve etkinliklerin düzenlendiği, cemlerin yapıldığı anıt ağaç bölgesinin mermer ocağı için yapılacak patlamalardan olumsuz yönde etkileneceğinin altını çizdi.

    “MERMER OCAĞININ YARATACAĞI TAHRİBATA İLİŞKİN ARAŞTIRMA YAPILMIŞ MIDIR?”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Bakan Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “*Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde mermer ocağı yapılacağına ilişkin şirkete verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararından haberdar mısınız?

    *Bakanlığınızca Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı Kamışçık köyünde yapılmak istenen mermer ocağının yaratacağı tahribata ilişkin inceleme ve araştırma yapılmış mıdır?

    *Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün koruması altında olan, 20 metre uzunluğundaki kutsal ağacın yapılacak mermer ocağından kaynaklı yok olacağından haberdar mısınız? Koruma altında bulunan bir bölge iken ruhsatlandırma işlemi nasıl yapılmıştır?

    *Mermer ocağından kaynaklı yapılacak patlatmalardan çıkan tozlar, gürültü, trafik ile anıt ağacın civarının işlevsizleşmesinin önünü açan bu planın hayata geçmesiyle beraber oluşacak zarar nasıl karşılanacaktır?

    *Şirketin proje alanı 100 hektarın üzerinde olmasına rağmen ÇED mevzuatlarını aşmak için ruhsat sahasının 93 hektar gösterildiği ve bunun da 24 hektarı için ÇED başvurusu yapıldığı iddiaları araştırılmış mıdır?

    *Şirketin ÇED başvurusunun Tokat Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde yürütülmesinin sebebi nedir? Proje sahasında yer alan mera, otlak ve tarım arazilerinin Kamışçak’a ait olduğunun bilinmesine rağmen ÇED süreci nasıl Tokat’ta ilerleyebilmiştir?”

    PİRHA/ANKARA