PİRHA – Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa’nın bir çok kentinde 21 Haziran Pazar günü 17.30’da anma gerçekleştirilecek. Anmalara katılım çağrısında bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sende bağlamanı al gel” dedi.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin gerici bir güruh tarafından ateşe verilmesi sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Madımak Katliamı’nın 33. yılı yaklaşırken, Alevi kurumlarının da anma programları devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi ve Alevi kurumları 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. Yılında Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde anma programı düzenleniyor.
Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir gibi yerlerde eş zamanlı olarak 21 Haziran Pazar günü 17.30’da “33 Yıl 33 Can” şiarıyla anma yapacak.
2 Temmuz’da ise Sivas’ta PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Cemevi önünde bir araya gelerek anma programı yapılacak.
Anmalara katılım çağrısında bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Türkiye’nin bir çok merkezinde yapılan “33 Yıl 33 Can” anmalarına dikkat çekerek, İstanbul’da yapılacak anmaya herkesi bağlamayla katılmasını istedi.
İSTANBUL’DA KADIKÖY RIHTIM
İstanbul’da Süreyya Operası’da toplanma Kadıköy Rıhtımda basın açıklaması yapılacak.
İZMİR’DE KARŞIYAKA
İzmir’de Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek Karşıyaka Çarşıya yürüyecek ve basın açıklaması yapılacak.
ANTALYA’DA ATALOS MEYDANI
Antalya’da Kapalı yol Halk bankasının önünde toplanıp bağlamalarla Atalos Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak.
Avrupa’nın birçok kentinde de aynı tarih ve saatte anma yapılacak.
PİRHA- Alevi kurum başkanları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir yılda tek taraflı ilerlediğini, Kürt hareketinin adım attığını ancak hükümetin somut bir girişimde bulunmadığını belirterek demokratikleşme ve Alevi hakları konusunda endişelerini dile getirdi.
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın birinci yıldönümünde DEM Parti öncülüğünde Ankara’da geniş kapsamlı bir basın toplantısı düzenlendi. Abdullah Öcalan’ın, sürece dair mesajının paylaşıldığı toplantıda Alevi kurum temsilcileri de yer aldı.
Öcalan’ın mesajında “Yeni bir siyaset dönemine, stratejisine kapı açılıyor” vurgusunun yanı sıra “her kesimi bu yönde imkân yaratmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz” çağrısı, önemli görülen cümleler arasındaydı.
ALEVİ KURUMLARI GELİNEN SÜRECİ NASIL OKUYOR?
Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme yolunda yürütülen sürecin, Alevi cephesinden nasıl okunduğunu kurum başkanlarına sorduk. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, bir yıllık süreç içerisinde Alevi toplumunun görüşlerine yer verilmediğini, Meclis komisyon raporunda ise sadece tek bir cümle içerisinde Alevilerin anıldığını söyledi.
Durumu “kaygı verici” olarak yorumlayan Aslan, bir yıllık süreç ve akabinde yapılan açıklamalara dair şu görüşleri paylaştı:
“Bu durum, ülkeyi yönetenlerin, halen Alevilerle ilgili talep ve isteğini anlamadığının göstergesidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair 27 Şubat açıklamasıyla ilgili şunu söyleyeyim; DEM Parti’nin kendi gözüyle yapılması gereken tüm diplomatik görüşmelerin yapıldığını, bundan sonraki adımın ise yasal düzenlemelerle olacağı ve demokratikleşmenin sağlanacağı vurgusu anlamlıydı. Yani Türkiye’de artık Kürt sorunu, Alevi sorunu ya da diğer tüm sorunların çözüleceği bir nokta var, o da demokratikleşme. Demokratikleşme ile ilgili de başta iktidar partisi ile ortakları olmak üzere mecliste bulunan tüm siyasi parti ve temsilcilerinin yapacağı yasal düzenlemelerle ancak bunun ilerleyebileceğini umut ediyoruz. DEM Parti tarafından dillendirilen bu demokratikleşme ile ilgili çaba ve isteklerinin iktidar partisi ve diğer siyasi partilerin de bu isteği ve arzusunun samimiyete yansıması, ilerlemesi umudumuz var. Umarım Türkiye, demokratikleşme anlamında yasal düzenlemelerle bir adım atar.”
“HÜKÜMETİN BİR ADIMINI GÖRMEDİK”
Mustafa Aslan, eğer bir demokratikleşme sürecine geçilecekse Alevi sorununun da “gerçek muhataplarıyla” ele alınması gerektiğini söyledi. Aslan, iktidarın “kardeşlik” vurgusunu da eleştirerek şöyle devam etti:
“Hükümet, Kürt sorununun çözümü için gerçek muhataplarıyla masaya oturma gereği duyduysa Alevilerin meselesi ve sorunuyla ilgili kendi yarattıkları sözde Alevi kurumlarıyla bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Hükümet gerçekten de Alevilerle ilgili bir adım atacaksa bunun resmi muhatabı Alevi Bektaşi Federasyonu ve birleşenleri başta olmak üzere hangi kurumlar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yani siz Kürt meselesini Hüda Par gibi bir partiyle çözülemeyeceğini düşünüyorsanız kendi kurduğunuz sözde Alevi kurumlarıyla bu işi çözmenin mümkün olmayacağını 2009-2010 Alevi Çalıştayları’nda gördük. Bugüne kadar hükümetin, bir adımını ya da diyaloğunu görmedik. Halen Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi hak mücadelesi ile ilgili demokratik mücadele veren kurumları görmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Mevcut kurumlarımızı bölme, parçalama niyetindeler. Kendi oluşturdukları sözde Alevi kurumları ile bu işin çözülemeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Elbette ki bekliyoruz, elbette ki istiyoruz, arzuluyoruz; bizim talebimiz siyasi taleptir. Bunun da çözüleceği yer Meclistir. Bunun da çözüleceği yöntem anayasal düzenlemelerdir. Sadece sözlü olarak ‘Alevi kardeşlerimiz, Alevilerin sorunu da bizim de sorunumuzdur’ cümlelerinin artık gerçeği yansıtmadığını herkesin bilmesi lazım.”
“ADIMLAR HEP TEK TARAFLI”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin, “bir yıldır tek taraflı devam ettiği” görüşünü paylaştı. Kürt halkını temsil edenlerin her aşamada olumlu adımlar attığını söyleyen Erçe, “Ne yazık ki Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında devletin herhangi bir adım atmadığını, barışa hizmet edecek bir gelişme yaşanmadığını görüyoruz” dedi. Cuma Erçe, süreçle birlikte hükümetin daha da baskıcı bir pozisyona geldiğinin altını çizerek şu yorumda bulundu:
“Hatta Aleviler açısından her geçen gün asıl sonunun artarak devam ettiği, okulların birer tarikat yuvasına dönüştüğü bir süreç yaşıyoruz. Sesini çıkartanın içeri alındığı, gazetecilerin tutuklandığı, emek cephesinde çalışan işçilerin çok yoğun yoksulluk içerisine düşürüldüğü bir dönemi yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler olarak elbette ki barıştan yana tutumumuzu inatla sürdürürken bir taraftan bu ülkenin demokratikleşmesi için üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Diğer taraftan, kurulan masada ortaya çıkan komisyon raporunda bile Alevilerin taleplerine yönelik dikkate alır bir değerlendirme olmadı. Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından anayasanın bile işletilmediği ve uzun tutukluluklar, belediye başkanlarının, milletvekillerinin içeriye atıldığı, kadın cinayetlerinin her geçen gün artarak devam ettiği bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamıyla biz Aleviler bir taraftan barışa dair gelişmeleri sonuna kadar desteklerken, bir taraftan barış talebini yüksek sesle ifade ediyor, diğer taraftan da hükümetin bu tek taraflı davranışını barışa, demokrasiye yönelik adım atmayışını da endişeyle izlediğimizi ifade etmek isterim.”
PİRHA – ABF Başkanı Mustafa Aslan, Rojava’daki saldırılara karşı Türkiye’nin tutumunu eleştirdi. Aslan, “Çıkıp ‘Kürtler, Aleviler kardeşimiz’ deniliyor ancak kendilerinin beslediği katiller tarafından şu an katliamlar yapılıyor. Bu nasıl bir kardeşlik? Demek ki bağımız yok!” sözleriyle tepkisini dile getirdi.
Rojava’da süregiden saldırılarla birlikte Türkiye kamuoyunda da HTŞ’ye dönük halk tepkileri devam ediyor.
Diğer taraftan katliamlar ve işkencelere ses çıkarmayan kesimler “Türk-Kürt kardeşliği” vurgusu yaparak HTŞ’nin saldırılarına adeta destek çıkıyor.
AKP-MHP hükümetinden ana muhalefet partisine kadar “Suriye’de Kürtlere değil, teröristlerle mücadele ediliyor” söylemiyle IŞİD zihniyetli cihadistlerin saldırıları meşru görülüyor.
“DEMEK Kİ BAĞIMIZ YOK”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, Rojava’ya dönük saldırılar sonrası Türk-Kürt vurgusu yapanlara ilişkin “Kardeşlik hamasetinin samimiyetten uzak olduğunu herkesin bilmesi lazım” sözleriyle eleştirdi. “Bu nasıl bir kardeşlik?” sorusunu gündeme getiren Aslan, şunları söyledi:
“Çıkıp ‘Kürtler, Aleviler kardeşimiz’ deniliyor ancak kendilerinin beslediği, yetiştirip, donattığı katiller tarafından şu an katliamlar yapılıyor. Bu nasıl bir kardeşlik? Önce bunu sormak lazım. Suriye’deki bir paylaşım savaşı değil. Burada bir var olma ve yok olmama mücadelesi veriliyor. Kürtlerin şu an Suriye’de Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar ve diğer halk ve inançlar gibi bir varolma mücadelesi içinde. Bu mücadeleye karşı HTŞ denilen cihatçı grubu desteklemek, onları tebrik etmek, onların halklara ve inançlara karşı katliamına sessiz kalmak kardeşlikle bağdaşmaz. Bunu herkesin bilmesi lazım!
Türkiye yıllardır içeride sıkıştığında ‘Aleviler kardeşimiz, Kürtler kardeşimiz’ sözlerini sarf ediyor. Bu durum, samimiyetten uzak, gerçeği yansıtmadığının kanıtıdır. Bir kardeş katlediliyorsa ve buna sessiz kalınıp hatta yok edenlerden taraf tavır alıyorsanız bu olsa olsa samimiyetsiz bir davranıştır. Demek ki bağımız yok!”
“KOMŞUMUZ BİR ŞERİAT DEVLETİ OLACAK!”
ABF Başkanı Mustafa Aslan, Suriye’deki tüm halk ve inançların, demokratik bir Suriye’yi kendi iradeleriyle inşa etmeleri gerektiğini de söyledi. Suriye’de demokrasiden ve seküler yaşamdan yana olanlara karşı tahammülsüzlük olduğunu belirten Aslan, “Bu ne Suriye’de yaşayan halklar, inançlar için ne de Türkiye’de ve coğrafyamız için bir umut değil. Bir karamsarlık. Gelecek komşumuz bir şeriat devleti olacak! Bir Afganistan olacak. Buna Türkiye’deki her vicdan sahibi insanın karşı durması gerekir” dedi.
“BU DİL BU SÜRECİ OLUMSUZ ETKİLER”
Suriye’de yaşananların Türkiye’deki sürece de ciddi etkilerinin olacağını söyleyen Mustafa Aslan, AKP’nin politik dil değiştirdiğine dikkat çekti. Demokratikleşme konusunda kritik bir aşamaya gelindiğini belirten Aslan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“AKP’nin son grup toplantısına baktığımızda, 2 yıl önceki dile dönmeye başladılar. Yani yok sayan, inkar ve nefret eden bir savaş dili var. Bu durumun Türkiye’deki süreci olumsuz etkileyeceği kesin. Yani Türkiye’nin bir Suriye, Irak, Afganistan olmaması konusunda eğer devleti yönetenler kararlıysa, toplumsal bir barış sağlanacaksa, buna yönelik bu dilden bir an önce uzaklaşması gerekiyor. Bu dil bu süreci olumsuz etkiler. Bir taraftan içeride ‘kardeşimiz’ diyeceksiniz ama bir diğer tarafta kardeşlerinizin akrabaları katledildi! Umarım Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren toplumsal kesimler; Aleviler, Kürtler, demokratlar bu sürecin tekrar barış sürecine dönüşmesi konusunda ortak mücadele edip cephe açar. Yoksa iktidarın son grup toplantılarına baktığımızda dil gerçekten de 2015’e tekrar dönmeye başladı. Bu durum hayra alamet değil.”
PİRHA- Alevi kurumlarının yöneticileri, 2025 yılının hak ihlalleri, adaletsizlikler ve katliamlarla geçtiğini belirterek, 2026 yılına barış, eşitlik ve demokratik toplum mücadelesini büyütme çağrısıyla girilmesi gerektiğini vurguladı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yöneticileri, 2025 yılına dair değerlendirmelerini paylaşarak 2026 yılına ilişkin beklentilerini açıkladı. Yöneticilerin değerlendirmesinde Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar, kadınlara dönük şiddet, hukuksuzluk ve eşit yurttaşlık talepleri öne çıkarken, yeni yılda barış, adalet ve demokratik toplum mücadelesinin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı.
“KATLİAMLARI KINIYOR, MÜCADELEYİ BÜYÜTÜYORUZ”
DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül, geride kalan yılın hem olumlu hem de ağır acılarla geçtiğini belirtti. Suriye’de Dürzi ve Alevilere yönelik saldırılara dikkat çeken Gül, bu katliamları güçlü bir şekilde kınadıklarını söyledi. Kadınlara yönelik şiddet ve katliamların da devam ettiğini hatırlatan Gül, “Geçen yıl hem güzel hem de olumsuz olaylar yaşadık. Suriye’de yaşanan katliamları kınıyoruz. Kadınlar üzerinde gelişen katliamlar da devam etti. Umut ediyoruz ki önümüzdeki yıl güzel şeyler olur. Bunu sadece umut etmiyoruz, aynı zamanda mücadelesini de vereceğimizi belirtmek isterim. Yeni yıl huzur mutluluk ve barış ve eşitlik getirsin” diye konuştu.
KETE’DEN BİRLİĞİN GÜÇLENDİĞİ BİR YIL DİLEĞİ
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi inancında yeni yılın yalnızca takvimsel bir başlangıç olmadığını belirterek, bunun aynı zamanda bir “eşik” anlamı taşıdığını söyledi. Kete, eşiğin yüzleşme, niyet etme ve hakikat mücadelesinde yeni bir süreci ifade ettiğini dile getirdi.
2025 yılının Aleviler açısından hak ihlalleri, eşitsizlik ve hukuksuzluklarla geçtiğine dikkat çeken Kete, inançlarının hala hukuki olarak tanınmadığını söyledi. Eğitim müfredatları ve kamusal alanlarda cinsiyetçi ve tekçi anlayışların dayatıldığını belirten Kete, bu gerçekliğin görmezden gelinemeyeceğini vurguladı. “Biz bu topraklarda misafir değiliz, eşit yurttaşız” diyen Kete, barışın Alevi inancının temel bir erdemi olduğunu ifade etti. 2026 yılının Aleviler açısından suskunluğun değil, hakikatin konuşulduğu; ayrışmanın değil, birliğin güçlendiği bir yıl olması temennisinde bulundu.
“SESSİZLİK KATLİAMLARIN ORTAĞIDIR”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan ise 2025 yılını özellikle Alevi hareketi açısından değerlendirdi. Demokratik Alevi hareketinin tüm baskılara rağmen hükümetin inkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüttüğünü vurgulayan Aslan, bu mücadelenin koşullar gereği büyük zorluklarla sürdürüldüğünü söyledi.
Siyasi tutuklamalar, kayyum uygulamaları ve hukuksuzlukların 2025 yılına damga vurduğunu ifade eden Aslan, Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarının yılın en acı başlığı olduğunu dile getirdi. Cihatçı gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırıların sürdüğünü belirten Aslan, başta Türkiye olmak üzere uluslararası kamuoyunun sessizliğine tepki gösterdi.
Aslan, “Başta Türkiye olmak üzere tüm Avrupa ülkeleri ve dünya ülkelerinin sessizliği, üç maymunu oynaması elbette ki canımızı acıtmaya devam ediyor. Herkes şunu bilmeli ki Suriye’de yaşanan katliamlardan, hayatını kaybeden her canın sorumlusu sessiz kalan ülkelerdir” dedi. 2026 yılına dair beklentilerini ise eşitliğin, laikliğin, demokrasinin ve özgürlüğün egemen olduğu bir yıl temennisiyle dile getirdi.
“HOŞGÖRÜNÜN ÇOĞALDIĞI BİR YIL OLSUN”
Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç ise,“2026 yılı Hakk’ın nurunun yolumuzu aydınlattığı, canların bir olduğu, gönüllerin rızalıkta buluştuğu, darda olanın darına koşulduğu, lokmaların pay edildiği, sevginin, hoşgörünün ve adaletin çoğaldığı bir yıl olsun. Yolumuz hak yolu, muhabbetimiz daim, birliğimiz ve dirliğimiz baki olsun. Tüm canların yeni yılını kutlarım” dedi.
SEHER ŞENGÜLLÜ YILMAZ: BARIŞIN OLDUĞU BİR YIL OLSUN
2025’te birçok olumsuzluk yaşandığına değinen Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz da barış vurgusu yaparak, şu ifadeleri kullandı:
“Bu yıl madencilik adı altında doğa talanlarına, MESEM adı altında çocuk işçiliği ve çocuk katliamlarına, kadın cinayetlerine ve Suriye’de yaşanan soykırıma tanıklık ettik. Suriye’de dünyanın gözünün önünde insanlar inançlarından dolayı, Alevi olduklarından dolayı katlediliyorlar, soykırıma maruz kalıyorlar. Kadınlar kaçırılıyor, köle pazarlarında satılıyor, tecavüz ediliyorlar. Her katliamın her soykırımın, her savaşın en büyük mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Bugün Filistin’de, Suriye’de masum insanlar dünyanın gözünün önünde katlediliyorlar. Tüm dünyayı bu soykırımı tanımaya, görmeye, duymaya davet ediyoruz. 2025 yılında hep kötü şeyler de olmadı, güzel şeyler de oldu. Bu memlekette barış konuşulmaya başlandı. Bu memlekete barış gelecekse, demokrasi gelecekse elbette ki Aleviler tam olarak bu barışın yanında, arkasında duracaktır. 2026 yılında tüm dünyaya barışın geldiği, tüm inançların, tüm halkların özgürce, insan onuruna yakışır bir şekilde yaşadığı bir dünya özlemiyle 2026’yı karşılıyoruz. 2026 yılı tüm dünyaya barış, huzur, kardeşlik, sevgi getirsin diliyoruz. Hızır cümle canın elinden tutsun diliyoruz.”
PİRHA- Alevi kurum başkanları, Cem Vakfı’ndan, Diyanet, MİT ve HÜDA PAR’a gönderilen dilekçe sebebiyle tepkilerini dile getirdi. Alevi kurum başkanları, “Cem Vakfı, yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek için bir aparat görevi görüyor. Bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler” diye ifade etti.
Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Vakfı (Cem Vakfı), Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a geçtiğimiz Haziran ayında dilekçe yazdığı ortaya çıktı.
Söz konusu dilekçede, Aleviliğin Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir biçimde inanç olarak tanınması istendi. Vakıf, Alevi dedelerinin (Dede-Baba) devlet nezdinde “inanç önderi” olarak kabul edilmesi, cemevlerinde görev yapan personelin kamu görevlisi statüsüne geçirilmesi ve zorunlu din derslerinin seçmeli hale getirilmesi taleplerini de açıkladı.
Cem Vakfı’nın, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Diyanet İşleri Başkanlığı ve HÜDA PAR’a mektup gönderdiğinin ortaya çıkması tepkileri de beraberinde getirdi.
Alevi inancının rızalık üzerine kurulduğunu vurgulayan Aleviler, Aleviliğin, ne saraya, ne de istihbarata kapı çalarak var olmadığının altını çizdi.
Aleviliğin, devletten “izin” değil, insandan “rızalık” isteyen bir inanç olduğu yorumları öne çıkarken, mektuplarının gönderildiği kurumların her birinin, Alevi toplumunun hafızasında yara açmış kurumlar olduğu belirtildi.
“ALEVİLİK, TANIMA SIĞMAZ!”
Bu kurumlara Aleviliği “tanıyın” demek ile, ‘kurdu koyunlara bekçi yapma’nın aynı olduğunu dile getiren Aleviler, Aleviliği İslam ile daraltmanın, Diyanet’in söylemini meşrulaştırmak olduğunun altını çizdiler.
Aleviliğin halkın adalet, paylaşım ve eşitlik arayışının Yol’u olduğunu dile getiren Aleviler, “Devletin tanımladığı her inanç, bir gün o tanımın sınırlarına mahkûm olur. Alevilik, tanıma sığmaz; çünkü onun harfleri dille değil, direnişle yazılmıştır. Alevilik, iktidardan onay alarak değil, zulme baş kaldırarak var oldu” dedi.
“Alevi toplumunun inanç merkezlerinin hâlâ ibadethane sayılmadığı, zorunlu din derslerinin hâlâ dayatılıyor, Alevi köylerine hâlâ imam atanmaya çalışıldığı bir dönemde Diyanet’e “bizi tanıyın” demek, yangını söndürmek için benzine dilekçe dökmektir. Aleviliğin talebi “tanınmak” değil, “eşit yaşamak”tır. Laik bir ülkede hiçbir inanç devletten onay almak zorunda kalmamalıdır. Devletin görevi inançları tanımlamak değil, hepsine eşit mesafede durmaktır. Alevilik devletin sofrasında yer açmak için değil, halkın vicdanında adalet sofrasını büyütmek için vardır. Cem Vakfı’nın gönderdiği mektuplar, bir inancın bürokrasiye sığdırılmasının sembolü oldu. Oysa Alevilik, dilekçeyle değil, deyişle konuşur. Hakikat, devlet kapılarında değil; cem meydanında, niyazda, lokmada, rızalıkta bulunur. Alevilik, devletin tanımını değil, halkın vicdanını bekler.”
ALEVİ KURUM BAŞKANLARINDAN TEPKİ!
Cem Vakfı’nın dilekçesine Alevi kurum temsilcileri de tepki gösterdi. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviliğin, Cem Vakfı’nın tanımladığı gibi bir inanç olmadığının altını çizerek şu sözlerle tepki gösterdi:
“Halk nasıl inanıyorsa o şekilde ibadetini yapar, ocağını, Yol’unu sürdürür. Bizimki bir din değildir, Yol’dur. Yol’umuzun da devletle bağı yoktur, özgündür. Cem Vakfı’nın, devlet tarafından, Demirel’in talimatıyla kurulduğu tescillenmiş bir durumdur. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da Süleyman Soylu döneminde kurulup cemevleri ziyaret edilip yardımlarla, baskılarla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. İnsanların kendi öz gücüyle yaptığı kurumlar, bu şekilde baskıyla ele geçirilmiş vaziyette.
Alevilik, bu şekilde kabul edilirse Alevilik olmaktan; yani Reya Hakk olmaktan, halkın gönlündeki, nezdindeki inanç olmaktan uzaklaşacak. Bu yapılanlar, devletin Aleviliği İslam inancı içinde eritmeye çalıştığı politikalarının zirve yapmış halidir. Yani devlet, kendi kurduğu kurumuyla tekrar Alevilik adına, kendi kurumlarına; Diyanet’ine ve Alevilerin en çok mesafeli durduğu Hüda Par gibi bir kuruma dilekçe vererek inancın ‘din’ olarak tanınmasını istiyor. Bunu bir ‘inanç’ ve ‘yol’ olarak da zaten tarif etmiyor. Yapılanların bizim nezdimizde hiçbir geçerliliği, kıymeti yoktur. Şimdi bu hamle ile tam da barış sürecinde Alevilerin barış taraftarı olup Kürt hareketiyle ortaklanmasının önüne geçmek istemekteler. İyi niyetli bir adım olarak görmüyoruz.”
“KURULUŞ AMACINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”
Cem Vakfı’na tepki gösteren bir diğer isim de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan oldu. Üç farklı adrese gönderilen söz konusu dilekçeye işaret eden Aslan “Cem Vakfı’nın kuruluşundan bugüne kadarki misyonunun aynısı. Demokratik Alevi kurumlarının taleplerini sulandıran, iktidar yanlılarına şirin gözükmeye çalışan bir misyon üstleniyor” eleştirisini yaptı.
“Alevi toplumunun talepleri ne Milli İstihbaratın, ne Diyanet’in ne İçişleri Bakanlığı’nın, ne de gerici, ırkçı bir partinin konusu değildir” diyen Aslan, şu görüşleri paylaştı:
“Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep eden Alevi örgütlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı’na bir talepte bulunup inancımızın ne olduğunu ya da kabulüne dair bir söz kurmak ancak ve ancak Cem Vakfı gibi bir kuruma yakışır. Bu sadece Alevi kurumların taleplerini sulandırmaktır. Cem Vakfı hangi amaçla kuruldu? Bugün de o amacını sürdürmeye çalışıyor.
Son dönemlerde moda oldu. Alevi Güç Platformu gibi milliyetçi, ırkçı, tekçi anlayışlar devrede. Yeni yeni Alevi kurumları oluşturuyorlar. Alevilerin taleplerini, gündemi değiştirmeye çalışan, suni gündem yaratmaya çalışan anlayışlar arttı. Cem Vakfı’nın da amacı aynı. Sadece mevcut demokratik Alevi kurumlarının eşit yurttaşlık mücadelesini sekteye vurmak, gündem değiştirmekten başka bir şey değil.”
“DEVLETE ‘KIYMETİMİZİ BİLİN’ MESAJINI VERMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de Cem Vakfı’nın söz konusu dilekçeyle “devletin kendisine yüklediği misyonu yerine getirdiğini” söyledi. Erçe, eleştirilerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Cem Vakfı, bir truva atı görevi de görüyor. Maalesef yükselen Alevi hak mücadelesini her dönem engellemek, kendi içinde kırmak için bir aparat görevi görüyor. Ne zaman Aleviler ayağa kalksalar, ne zaman toplu hareket etme eğilimi içerisinde olsalar var olan hareketi mücadeleyi kırmaya çalışıyorlar. Şimdi de kafa karıştıran, Alevilik inancıyla asla örtüşmeyen, uzaktan yakından ilgisi olmayacak ifadelerle Hüda Par gibi Sivas Katliamı’nda rol oynamış bir anlayışa, MİT ve devletin birimleriyle yazışarak, Alevi dünyasının üzerinde uzlaştığı bütün talepleri bir anlamıyla kıvırıp, sulandırarak yeni bir hat çizmeye çalışıyor. Ve aslında bir anlamda da devlete bir mesaj daha veriyor. ‘Kurulduğu günde bize hangi misyonu yüklediyseniz aynı yerdeyiz, aynı yerde size hizmet ediyoruz. Kıymetimizi de bilin’ mesajını vermeye çalışıyor.”
PİRHA-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Selahattin Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararını değerlendiren Alevi kurum başkanları, “Beklentimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararın bir an önce uygulanması ve ayaklar altında alınan hukukun bir an önce işlenmesidir” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Paneli, Türkiye’nin Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kararı hakkında AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talebiyle geçen ay yaptığı itirazını reddetti. AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleşmiş oldu.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete Selahattin Demirtaş hakkında verilen AİHM kararlarını PİRHA’ya değerlendirdi.
“AYAKLAR ALTINA ALINAN HUKUK BİR AN ÖNCE UYGULANSIN”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin doğru bir karar verdiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “İktidar, şimdiye kadar işine geldiğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyarken işine gelmediğinde de kararlarını dikkate almıyor. Beklentimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararın bir an önce uygulanması ve ayaklar altında alınan hukukun bir an önce işlenmesidir. Ayrıca Selahattin Demirtaş ile birlikte bütün siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz. İktidar Selahattin Demirtaş hakkındaki kararın uygulayarak Türkiye’de barışın sağlanması konusundaki samimiyetlerini de göstermiş olur” dedi.
“AİHM’İN KARARLARI UYGULANSIN”
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise, şunları ifade etti:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, ülkemizin uluslararası yükümlülüklerine saygı göstermesi ve demokrasinin, temel insan haklarının güvence altına alınması açısından acilen gereklidir. Kişisel özgürlükler ve siyasal haklar konusunda yapılan ihlallerin sadece bireysel değil, toplumsal sonuçları vardır. AİHM kararlarının iç hukukta gecikmeden ve tam olarak uygulanması, hem mağdur açısından adaletin hem de toplum açısından huzurun sağlanması açısından elzemdir. Sayın Demirtaş’ın serbest bırakılması ve tüm hak ihlallerine yönelik kamusal sorumluluk mekanizmalarının işletilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu örnek, Türkiye’de demokrasi, çoğulculuk ve hak temelli güven ortamının inşası açısından kritik önemdedir. Bizler, Alevi yurttaşlar olarak; adaletin geciktirilmesinin adaletin reddi olduğunu; özgürlüklerin ertelenmesinin özgürlüğün ihlali anlamına geldiğini biliyoruz. Bu bağlamda, ilgili bütün kurumları, yargı süreçlerini, siyasi aktörleri ve sivil toplumu sorumluluklarını yerine getirmeye, AİHM kararlarının uygulanmasına yönelik gerekli tüm adımları atmaktan kaçınmamaya davet ediyoruz.”
“SELAHATTİN DEMİRTAŞ VE TÜM SİYASİ TUTUKLULARIN SERBEST BIRAKILMASI GEREKİYOR”
Türkiye’nin hukuk sistemine göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının kapsayıcı olduğunu ifade eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Sadece Selahattin Demirtaş için değil o dönemde demokratik hak talebinde bulunan herkesin haksız bir biçimde yıllarca cezaevinde olmaları insan hakkı ihlalidir. Demokratik Alevi Derneği olarak barış ikliminin olduğu bir dönemde kapsayıcı hukuk kuralları esas alınarak haksız bir şekilde cezaevlerinde olanların haklarının kendilerine geri verilmesi toplumda barışa yönelik duyguyu güçlendirir. Uluslararası hukuk ve mevcut yasaların bir an önce uygulanarak Selahattin Demirtaş ve tüm siyasi tutukluların bir an önce serbest bırakılması gerekmektedir” diye konuştu.
PİRHA – MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin cemevini ibadet ibadethane olarak görmelerine anlayış ve saygı duymak lazım” sözlerine Alevi kurum başkanlarından tepki geldi. ABF Genel Başkanı Aslan, “Haddini aşan açıklama” derken, PSAKD Genel Başkanı Erçe ise “Cami sizin, cemevi ise bizim” sözleriyle Bahçeli’yi eleştirdi. AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise Bahçeli’nin açıklamalarını “Fiyasko” olarak yorumladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis Grup Toplantısı’nda Alevi toplumuna “Türklük” ve “Müslümanlık” üzerinden mesajlar verdi. Bahçeli, Türk milletinin etnik ve mezhebi ayrışmalarla karşı karşıya bırakılmak istendiğini iddia ederek şu ifadeleri kullandı:
“Cami ne kadar bizimse cemevi de bizimdir. Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir. Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak, engelleri birer birer kaldıracak irade cesaretini sergilemek gerekmektedir.
Hem Aleviyiz hem Sünni, hepsinden evveli de Müslüman Türk milletiyiz.
Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimizin cemevinin ibadet ibadethane olarak görmelerine anlayış ve saygı duymak lazım.
İftira ve istinatlara sırtını dayayanlar Maraş’tan Çorum’a kadar yaşanan dış mihraklı provokasyonların iç yüzünü hala okuyamayanlar bu nedenle de tarihten husumet üretmek için emre amade bekleyiş içinde olanlar emin olunuz ki bizim ilgi ve irtibat sahamızın da sonuna kadar dışındadır.
Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde şahsımın fani hayattaki bir tasarrufunu Horasan Erenleri Dernekler Federasyonuna hibe etmemizle birlikte yaklaşık 6.000 metrekarelik alana inşa edilip ilk etap açılışı yapılan aynı zamanda dünyanın ve ülkemizin en büyük cemevi projesi olan Horasan Erenleri Dergahı Cemevi külliyesinin milli birlik ve beraberliğimizin nişaneleri arasında yer alması Allah’tan niyazımdır.”
“MADEM ÖYLE YASAL DÜZENLEMELERİ YAPSINLAR”
Bahçeli’nin açıklamasına Alevi kamuoyundan tepki gecikmedi. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, cemevlerinin yasal statüsü konusunda siyasal iktidarın önünde bir engel olmadığını belirtti. Aslan, konuşmasında şu cümlelere yer verdi:
“Bu ülkede katliamlar, soykırımlar, sürgünler, inkar politikaları, asimilasyon yaşandı. Evet, biz de bu ayrımcılıktan, inkardan, ötekileştirmeden bıktık. Türkiye’nin laik ve demokratik bir cumhuriyetle taşlanmaya ihtiyacı olduğunu söyledik. Eğer gerçekten onlar da bıktıysa ilgili yasal düzenlemelerin yapılması lazım.
İnsanları kimliğinden, dilinden, inancından, renginden ya da siyasi düşüncesinden dolayı ayrıştıran biz değiliz. Yok etme ya da asimilasyon politikaları girişiminde bulunan taraf da biz değiliz. En önemlisi şu; Alevi toplumu olarak şunu söylüyoruz; bizi tarif etmek, tanımlamak, tek kalıba sokmaya kalkışmak’ ne Bahçeli’nin hakkı, haddi ne de başka birisinin. Alevilerin Türk mü, Kürt mü, Arap mı, başka kimliğe mi bağlı olması onlara kalmış değil. Aleviler ‘biz Aleviyiz’ diyor.”
“KÜLLİYE DEDİKLERİ BİR ASİMİLASYON POLİTİKASININ MERKEZİ”
Mustafa Aslan, Devlet Bahçeli öncülüğünde Hacıbektaş’ta açılan külliyeye ilişkin şu eleştirileri paylaştı:
“Hacıbektaş’ta bir dergahımız var; Hacıbektaş Dergahı. Hacıbektaş dergahı dışında başka bir dergâha ihtiyaç yok. Yapmış oldukları sözde cemevi ya da külliye dedikleri, inançta olmayan bir şey. Külliye dedikleri bir asimilasyon politikasının merkezi olacaktır. Kendi ağzıyla da bugün itiraf etti; ‘Türk ve Müslüman Alevi’ yetiştirmeye çalışıyor beyefendi. Bahçeli’nin itiraf ettiği şey şu; ‘Evet, biz yıllardır yıllardır bu inanç toplumunu yok saydık, inkar ettik, kıyımlara, katliamlara maruz bıraktık. Bugün bunlara kardeşimiz diyeceğiz ama bizim tarif ettiğimiz şekilde…’ ‘Kıblemiz, kitabımız aynı’ tarifi ve tanımlaması Devlet Bahçeli’nin haddine değil.
Samimilerse Meclis orada. Ellerini kollarını bağlayan kimse yok. Demokratik anlamda bir adım atmaları lazım.”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise Bahçeli’nin açıklamalarını “Fiyasko” olarak yorumladı. Yılmaz, Bahçeli’nin bir tür “vicdan muhasebesi” yaptığını ancak Çorum ve Maraş’a “iftira” dediğinin de altını çizdi. Yılmaz, şu eleştirileri paylaştı:
“Bahçeli ‘Eski defterleri karıştıranlar batmış tüccardır’ diyor. Dolayısıyla bir yüzleşme gelmeden bir açılım gelmesi ne kadar samimi olur? Ayrıca sürekli Aleviliği İslam ve Türk gören bir ideoloji üzerinden inşa etmek istiyorlar. MHP’nin ‘Müslüman ve Türk kardeşliği’ söylemi geliştirdiğini gösteriyor. Alevi toplumunu da bu potada eritmeye çalışacaklar. Yani belli ki Türk ve İslam üzerinden gidecek bir açılım sürecini ‘fiyasko’ diye görüyorum.”
“ÖNCE ÖZÜR DİLEMESİ GEREKİYOR”
Devlet Bahçeli’ye bir tepki de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe’den geldi. “Aleviler açısından beklentiyi yükseltip dağın fare doğurması gibi bir şey bu” diyen Erçe, şunları paylaştı:
“Bir zihniyet değişiminden bahsetmek mümkün değil. En başta Aleviliği bir ırkın, bir başka dinin içine hapseden yaklaşım zaten başlı başına Aleviliği yok etmek istemenin yaklaşımıdır. Öz itibariyle Aleviliğin asla kabul etmeyeceği, bir ırkın ve başka bir dinin kalıplarına sokma çabasıdır bu. Alevilere bir açılım değil, tam tersine, Alevilere bugüne kadar uygulanan zulmün devamından ibarettir.
Aleviliği tanımlayarak, yeni kalıplara sokarak Alevi açılımı olmaz. Dolayısıyla Cemevi’nin ibadethane olup olmadığının kararını verecek olan da Devlet Bahçeli değildir. Onlar bu saatten sonra yasaları yazmasalar bile bizim için ibadethanedir. Hani bunun Devlet Bahçeli aracılığıyla söylenmiş olması bizim açımızdan mutluluk, memnuniyet verecek bir gelişme değil. Sonuç itibariyle geçmişte Alevi katliamlarında bizzat rol oynamış. Alevi katliamında adları geçen bir siyasal anlayışın önemli bir aktörünün bugün açılımdan bahsedilecek sözler kurabilmesi için önce geçmişle partisini siyasetini zihniyetini yüzleştirmeyi başarması ve o zihniyetle hesaplaşması gerekiyor. Bunu yaparken de Alevilerden, devrimcilerden, sosyalistlerden, Kürtlerden özür dilemesi gerekiyor. Dün ‘baş üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayın’ diyen, meydanlarda ip atan Bahçeli’nin bugün Kürtlerle ilgili açılım söylemi ne kadar samimiyetten uzaksa, Maraş’ın, Çorum’un, Sivas’ın hesabını vermeyen zihniyetin, bugün Alevilerle ilgili söylediği sözlerin de çok karşılığı yoktur. Sadece Alevileri kendi içinde bölmeyi hedefler.
Eğer gerçek anlamda Alevilerle ilgili bir söz kuracaksa bu Alevilerin temsilcilerinin görüşleri noktasında söz kurulur. Yani ne demek ‘cami de bizim, cemevi de bizim’? Hayır. Cami senin, cemevi benim. Bu kadar basit. İbadethaneler o inancı benimseyenlerindir. ‘Cami de, kilise de, havra da, cemevi de bizim’ deseydi eyvallah derdim. Ama asıl niyetin bu olmadığı çok açık.
Biz özgün, müstakil bir inancız. Her özgün ve müstakil inanca ne kadar saygımız varsa herkesin de bizim inancımıza saygı duymak zorunda olduğunu söylüyoruz ve yıllarca da bunun mücadelesini veriyoruz.”
PİRHA-Muş’un Varto ilçesine bağlı Qûrçik köyünde düzenlenen “Doğa, Kültür ve İnanç Festivali” sona erdi. Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan yaptığı konuşmada, “Türkiye’de doğanın katledildiği, ormanların yakıldığı, dört bir tarafımızın savaş alanına döndüğü bir dönemde, hem inancımıza hem doğamıza hem dilimize sahip çıkmak çok değerli, kıymetli” dedi.
Görgü Köyü (Qûrçik) Cem ve Kültür Evi Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF), Varto’ya bağlı Qurçik (Görgü) Köyü’nde düzenlediği “Doğa, Kültür ve İnanç Festivali” 3’üncü gününde sona erdi. Festivale, Alevi örgütlerinin yanı sıra çevre köy ve ilçelerden çok sayıda yurttaş katıldı.
Festivalde kitle, Qûrçik Cemevi önünde bir araya gelerek Gola Keskê’ye doğru yola çıktı. Göl kenarında davul zurna eşliğinde halaylar çekti. Kitle halaydan sonra bir araya gelerek bir açıklama gerçekleştirdi.
“İNANCIMIZA, DOĞAMIZA VE DİLİMİZE SAHİP ÇIKMAMIZ ÇOK DEĞERLİ”
Doğada var olan bütün canlıların yaşam hakkının kutsal olduğunu söyleyen bir inancın temsilcileri olduklarını belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Aleviler olarak, önce doğamızı, çevremizi temiz tutmak, sahip çıkmak zorundayız. Gola Keskê bizim için sadece bir göl değil, bir kutsallığı var. Dağın, taşın, börtü böceğin bir kutsallığı var. O yüzden Türkiye’de doğanın katledildiği, ormanların yakıldığı, dört bir tarafımızın savaş alanına döndüğü bir dönemde, hem inancımıza hem doğamıza hem dilimize sahip çıkmak çok değerli, kıymetli. İyi ki bu doğanın, kültürüm, dilin, inancın bireyleri olarak sahip çıkıyoruz” diye konuştu.
Açıklamanın ardından çekilen halayların ardından festival sona erdi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Sivas Madımak Katliamı sanığı Adem Kozu’nun cezasını kaldırmasına tepki göstererek, “Binin üzerinde hasta tutsak varken ve bunların bulundukları ortamdan bir an önce normal yaşama dönmeleri gerektiği ortadayken, bütün bunlara kulağını tıklayan, gözlerini kapatan, üç maymunu oynayan iktidar Alevilere, Alevi toplumuna, demokrasiye, bakışını bir kez daha göstermiştir” diye konuştu.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Sivas Madımak katliamı hükümlüsü Adem Kozu’nun kalan cezası “sürekli hastalık hali” gerekçesiyle kaldırıldı.
Adem Kozu, 33 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almıştı. Cumhurbaşkanı Kararı’yla, 8 kişinin daha cezasının hastalıkları nedeniyle kaldırıldığı açıklandı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Madımak faillerinin serbest bırakılmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“MADIMAK KATLİAMI’NI PLANLAYANLAR MEVCUT ZİHNİYETİN KENDİSİDİR”
İktidarın ve iktidar temsilcilerinin Alevilere dönük yaşatılan katliamlarla ilgili düşüncelerini her zaman dışa vurduklarını belirten Mustafa Aslan, “32 yıldır Sivas Madımak Katliamı’na, Alevi katliamlarına dair katliamı planlayanlar, katliamı organize edenler, asıl failler hukuk önünde, adalet önünde hesap vermedi” dedi.
Sivas Madımak Katliamı’nı planlayan, organize edenlerin aslında mevcut zihniyetin kendisi olduğunu vurgulayan Aslan, “Sivas Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması, insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine alınmamasının göstergesi şu ki; Türkiye’yi yöneten iktidarın bu katliamdaki parmağı, bu katliamla olan ilişkileri, bu katliamı organize edenlerle organik bağlarının gerçekliğini ortaya çıkartıyor” diye ekledi.
“CEZAEVLERİNDE BİNLERCE SİYASİ HASTA MAHPUS VARKEN KATİLLER VE TECAVÜZCÜLER SERBEST BIRAKILIYOR”
Cezaevinde bir an önce bırakılması gereken binlerce siyasi hasta mahpus olduğunu hatırlatan Mustafa Aslan, cezaevinde yaşamını sürdüremez raporları olmasına rağmen bırakılmadıklarına dikkat çekti. Aslan, “Binin üzerinde hasta tutsak varken ve bunların bulundukları ortamdan bir an önce normal yaşama dönmeleri gerektiği ortadayken bütün bunlara kulağını tıklayan, gözlerini kapatan, üç maymunu oynayan iktidar Alevilere, Alevi toplumuna, demokrasiye, bakışını bir kez daha göstermiştir” diye konuştu.
“ALEVİ KATLİAMLARI İLE YÜZLEŞİLMELİ”
Cumhurbaşkanı’nın Alevilere yönelik yaklaşımının samimiyetten uzak bir yaklaşım olduğunu dile getiren Aslan, başta Sivas Madımak Katliamı olmak üzere Alevilere yönelik yapılan katliamlarla yüzleşmesi gerektiğinin altını çizdi. Aslan, “Başta Alevilerden özür dilemeli, katliamların gerçek faillerini adaletin önüne çıkartmalı. Yoksa söylediği sözlerin de samimi olmadığını, samimiyetten uzak olduğunu gösterir” diye belirtti.
“İKTİDAR VE İKTİDAR ORTAKLARI ALEVİLERİ HİÇBİR ZAMAN ANLAYAMADILAR”
İktidarın ve iktidar ortaklarının Alevileri hiçbir zaman anlamadığını söyleyen MustafaAslan, “Alevi kurumlarının 35 yıla yakındır söylediği ve mücadele ettiği hak ihlalleri ve hak talepleriyle ilgili samimiyetten ne kadar uzak olduklarının göstergesidir. Alevi kurumları olarak biz 35 yıla yakındır eşit yurttaşlık talebi diyoruz. Bu eşit yurttaşlık talebini sadece iki süslü cümle ile karşılamak ya da öyle algılamak samimiyetten uzaktır. Cumhurbaşkanı’nın yardımcılarından biri Alevi biri Kürt olsun cümlesi dahi bu ülkede Alevilere ve Kürtlere yapılan ayrımcılığının bir göstergesidir” diyerek tepki gösterdi.
“ALEVİLERE VE KÜRTLERE SİZDEN CUMHURBAŞKANI OLMAZ MESAJI VERİLMEK İSTENİYOR”
Özellikle Aleviler ve Kürtlere bir mesaj verilmek istendiğinin altını çizen Aslan, “‘Siz bu ülkede cumhurbaşkanı olamazsınız. Olsanız, olsanız yardımcı olursunuz. Size yardımcılık veririz ama siz asil olamazsınız. Biz size ne kadar fırsat verirsek, sizi neye layık görürsek ancak o kadarsınız. Sizin başka bir talebiniz olamaz’ diyorlar. Ama biz de inadına bu ülkede bu ülkenin yurttaşları olarak eşit yurttaşlık hakkımızı talep ediyoruz” dedi.
“BU ÜLKEDE YAŞAYAN TÜM HALKLAR ANAYASAL ÇERÇEVEDE EŞİT HAKLARA SAHİP OLMALI”
Bu ülkede yaşayan tüm halkların, inançların anayasal çerçevede eşit haklara sahip olması gerektiğine işaret eden Aslan, “Herkesin yurttaş olarak elde ettiği hakları bizde talep ediyoruz. Yoksa cumhurbaşkanı yardımcılarından birisinin Alevi olması birisinin Kürt olmasının anlamı yok. Demokrasinin, eşitliğin, din ve vicdan özgürlüğünün, laikliğin olmadığı, Alevi kimliğinin yok sayıldığı bu ortamda bir Alevi cumhurbaşkanı yardımcısının olması sadece kendilerince makbul gördüğü bir Alevi olmasından başka bir şey değildir” şeklinde ifade etti.
“BAHÇELİ’NİN SÖZLERİ ALEVİLERE YAPILAN EN BÜYÜK HAKARETTİR”
Mustafa Aslan, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Alevi inancına mensup, Kürt kimliğine mensup insanlar var. Ama hangi Alevi? Hangi Kürt? Bireysel menfaati çıkarı için uğraşan Aleviler mi? Yoksa toplumsal düşünen, bu ülkenin çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı olduğunu kendisinde içselleştiren, demokrasiden yana olan Aleviler mi?
Bahçeli’nin söylediği cümle açıkçası Alevilere bir hakarettir. Bugün yürüyen bir müzakere süreci var. Tam da demokrasiden bahsedildiği ya da demokratikleşmeden bahsedildiği bir süreçte böyle bir söylem, bu topluma bakışının bir göstergesidir.”
PİRHA-Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi katliamın 87. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Anmada yüzleşme çağrısı yapılırken, Alevilerinde daha fazla örgütlenmesi gerektiği ifade edildi.
1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 kişi anıldı. Zini Gediği İnisiyatifi’in düzenlediği anma programına Zini Gediği İnisiyatifi, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, DEM Parti milletvekilleri Ayten Kordu ile Celal Fırat, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kişi katıldı.
Anma, Derviş Cemal Ocağı Firaz Yalvaç ve Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok’un okuduğu gülbeng ile çerağların uyandırılmasının ardından yaşamını yitirenler için tutulan saygı duruşuyla başladı.
‘Dünyada Toplumsal Travmalarla Yüzleşme Örnekleri ve Türkiye’ başlıklı sunum yapan Prof. Dr. Bedriye Poyraz, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Acılar yarıştırılamaz, her acı tektir. Ama biliyorsunuz bize benzer çok benzer katliam ve soykırım yaşandı. Amerika kıtasında 90-120 milyon civarında insan katledildi. Ama bunlar dile getirilmiyor. Dünyanın her tarafında katliamlar yaşandı. Katliamlar daha çok ulus devletler tarafından yapılıyor. İspanya’da, Afrika’da, İngiltere’de ve Amerika kıtasında çok büyük soykırımlar yaşandı. Bizim ülkemizin dışındaki ülkelerde yapılan soykırımla yüzleşiliyor ama bizim ülkemizde yüzleşme gerçekleşmedi. En azından helalleşmenin gerçekleşmesi gerekiyor. Bütün mesele bizim dışımızdakilerin aynı acıları yaşamamasıdır. Eğer bir ülke geçmişiyle yüzleşemiyorsa o ülkede demokrasinin olmadığını söylemek mümkündür. Türkiye ve dünya kamuoyu zaten Dersim Katliamı’nı bilmiyor. Bizim yaşananların insanlara anlatmamız lazım.”
Zini Gediği İnisiyatifi adına konuşan Kenan Düzgünkaya, şunları ifade etti:
“Sorgusuz sualsiz, hiçbir yargıya tabi tutulmadan katledilen 97 mazlumu pak canı anmak; onların anısına çerağ uyandırmak, ağıtlar söylemek, yüzleşmek ve toplumu yüzleşmeye davet ederek iyileşmek için, bu kara günün 87. yıl dönümünde bir kez daha buradayız. Eğer o koca yürekler kırıma uğramasaydı, belki de toplumsal belleğimizde silinmeyecek güzelliklere imza atacak, umutlarını ve hayallerini gerçekleştireceklerdi. Ama tarih, susarak iyileşmez!
Zini Kırımı’nı hatırlamak ve hatırlatmak; geçmişin acılarıyla yüzleşmek, adalet duygusunu diri tutmak ve katledilen atalarımızın anısını yaşatmak için buradayız. Taleplerimiz karşılanana dek de burada olacak, mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kayıp yakınları olarak taleplerimiz şunlardır:
– Dereye yuvarlatılan Ateş Çember’i derhal yerine konmalıdır.
– Kılıçkaya Köyü’nde, Zini İnisiyatifi tarafından “Anıt Mekanı” olarak projelendirilen yer için bütçe temin edilmelidir.
– Devlet, kollektif travmalardaki sorumluluğunu açıkça üstlenmelidir.
– Devlet kollektif travmaları tanıdığını, tören, anıt, müze vb. projelerle somutlaştırmalıdır.
– Zini Gediği ve diğer kayıplarla ilgili arşivler mutlaka açılmalı ve bu konu siyasi hesaplar için istismar edilmemelidir.
– Mal ve can kaybı olanların, yerinden edilmişlerin maddi kayıpları , gerçek kayba orantılı bir şekilde tazmin edilmelidir.
– Zini Gediği ve diğer kayıpların ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmalıdır.
– 38 süreci ve sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde, kamuoyundan özür dilenmelidir.
– Meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımı, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmelidir.
– En önemlisi ihlâllerin bir daha tekrar etmeyeceğine dair kamuoyuna garanti verilmelidir.”
“ADALET SAĞLANANA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, katliamların zaman aşımına uğratılmak istendiğine dikkat çekerek, “İnsanlık suçu olmasına rağmen bize yaşatılan katliamları zamanaşımıyla unutturmak istiyorlar. Bu ülkede barış ve demokrasi mücadelesi verenler olarak yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi için mücadelemizde vazgeçmedik. Hakikatle yüzleşmek bu tekçi ve inkârcı anlayıştan vazgeçilmesi gerekiyor. Adalet sağlanana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise, “İnancımız ve kimliğimizden dolayı geçmişten bugüne katledildik. Bugün Suriye’de on binlerce Alevi katledildi. Bu zihniyetin sonucu olarak 1938 Katliamı’nda Gazi’de ve Gezi’de katledildik. Eğer bu ülkeye barış gelecekse yapılan katliamlarla yüzleşilmesi gerekiyor” şeklinde ifade etti.
“MÜCADELE ETMELİYİZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “87 yıl önce katliam yaşandı. Bugün de bu topraklardaki çok kültürlü yapıya bir saldırı var. Hepimizin üzerine büyük sorumluluklar düşüyor. Alevilerin yaşadığı topraklarda asimilasyon kırımına karşı sorumluluk almak gerekiyor. Bu topraklarda bir daha aynı katliamların yaşanmaması için mücadele etmeliyiz” ifadelerine yer verdi.
“KATLİAM YAŞAYAN HERKESLE ORTAK HAREKET ETMELİYİZ”
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, katliamları Alevi, Bektaşi, Kızılbaş oldukları için yapıldığının altını çizerek, “Tarihsel bir sorunla karşı karşıyayız. Aleviler hep tehlike olarak görüldü. Çünkü Aleviler her alanda örgütlü. Aleviler kendi ilkelerinden asla vazgeçmemeli. Bu topraklarda sadece Alevilere katliam yapılmadı, o yüzden acılarımızı ortaklaştırmamız lazım. Katliam yaşayan herkesle ortak hareket etmemiz lazım. Aleviler olarak en çok barışı isteyenleriz. Barış sadece Diyarbakır’dan değil Dersim’den ve Zini’den geçer” diye belirtti.
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlar ve soykırımların sadece öldürmekle yaşanmadığını vurgulayarak, “Roboski’de, Sivas’ta, Suruç’ta insanlar katledildi ve katledilmeye devam ediyor. Bugün ülkemizdeki zihniyet Hizbullah ve Sivas katillerini affediyor ama çocuklarımızı hapse atıyor. Bir yandan barış ve demokratikleşmeyi anlatıyorlar bir yandan da bizleri hapislerde çürütüyorlar” dedi.
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, demokratik bir ülke sağlanacaksa geçmişle yüzleşilmeli diyerek, “1938 üzerinden kaç yıl geçmiş biz halen katledilen yakınları olarak anma yapıyoruz. Toprağa kefensiz düşenlerin huzurunda saygıyla eğiliyorum” diye konuştu.
DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir de, 1937’de Dersim’in imha edilmesi için operasyon kararı alındığını hatırlatarak, “Bunların asıl amacı kendileri gibi yaşamayan Alevi ve Kürtleri katletmektir. Haksız ve hukuksuz yere katledilen atalarımızın hesabını vermek zorundalar” ifadelerini kullandı.
Anma, Metin Sarı, Simge Şahin ve Mikail Aslan’ın okuduğu deyişlerin ardından lokmaların pay edilmesiyle sona erdi.
PİRHA- Alevi kurum başkanları 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak, 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısı yaptı. Başkanlar, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapacağı alternatif etkinliği ise kınayarak yurttaşların bu etkinliğe katılmaması çağrısında bulundular.
62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yapacağı alternatif etkinlikler eleştirilirken, herkes 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş Belediyesi ile ortaklaşa yapılacak etkinliğe davet edildi.
“HACIBEKTAŞ’TA YAPILACAK ALTERNATİF ETKİNLİĞE KATILMAMAYA DAVET EDİYORUM”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Yıllardır Alevileri inkâr eden, yok sayan, her türlü asimilasyon politikası uygulayan AKP iktidarı bu yıl Hacıbektaş’ta 12-13 Ağustos’ta alternatif etkinlik yapmaktadır. Bu alternatif etkinliğe katılmamaya, reddetmeye, asıl olan 16-17-18 Ağustos’ta hep birlikte Hünkar’ın huzurunda buluşmaya davet ediyorum” dedi.
“TALEPLERİMİZİ BİR KEZ DAHA EN YÜKSEK SESTEN DİLE GETİRECEĞİZ”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABF) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da 16-17 ve 18 Ağustos tarihlerinde Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde bir araya geleceğiz. Gönüllerimizi birleyeceğiz ve taleplerimizi bir kez daha en yüksek sesten dile getireceğiz. Her yıl düzenlemiş olduğumuz bu etkinliğe yönelik iktidarın hazımsızlığı devam ediyor. Özellikle son birkaç yıldır alternatif etkinlikler koyarak, yapmış olduğumuz etkinliklerin altını boşaltarak kendi tahakkümlerini kurma noktasında büyük bir çaba harcıyorlar. Yapılan bu anti-demokratik uygulamalar ve yapılan bu haksızlıklar karşısında bizler her yıl serçeşmemizde, pirimizin huzurunda, kararlılığımızı bir kez daha dünyaya sesleneceğiz” diyerek herkesi Hacıbektaş Belediyesi ve Alevi kurumlarının yapacağı ortak etkinliğe davet etti.
“ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI KARŞISINDAKİ MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, bütün yurttaşları Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerine çağırarak, “Alevileri asimile etmek için kurulmuş olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın 12-13 Ağustos Hacıbektaş’ta yapmış olduğu etkinliği kınıyoruz ve karşısındaki mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“HACI BEKTAŞ VELİ DERGÂHI SERÇEŞMEMİZDİR”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı reddettiklerini belirterek, şunları ifade etti:
“Hacı Bektaş Veli Dergâhı serçeşmemizdir, mabedimizdir, ibadethanemizdir. Kültür Bakanlığı’na bağlı Cemevi Başkanlığı’nın alternatif olarak düzenlediği 12-13 Ağustos tarihinde yapılacak olan etkinliğe ilişkin tüm canlarımıza, tüm kurumlarımıza çağrımızdır; bu yapıyı reddediyoruz. Bu alternatif törenlere katılmıyoruz. 16, 17, 18 Ağustos’ta bir olmak, iri olmak, dergahımıza, inancımıza sahip çıkmak üzere herkesi Serçeşme’ye bekliyoruz. Gelin canlar, bir olalım.”
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI SİVAS KATİLLERİNİ SERBEST BIRAKAN ZİHNİYET TARAFINDAN OLUŞTURULMUŞTUR”
Cemevi Başkanlığı’nın düzenleyeceği etkinliğe kimsenin katılmaması gerektiğinin altını çizen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, şunları kaydetti:
“Sivas katillerini serbest bırakan bir zihniyet tarafından oluşturulmuş olan ve Aleviliğin bir anlamıyla asimilasyon üssü haline getirilmiş Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nın Hacıbektaş’ta yapmayı planladığı alternatif etkinliğe canlarımızı katılmamaya çağırıyorum. 16, 17, 18 Ağustos tarihlerinde Aleviler ve Alevi kurumları tarafından Hacıbektaş Belediyesi’nce ortak düzenlenecek olan anma etkinliğinde Hacıbektaş’ta bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
PİRHA- AKD Altınoluk Şube tarafından yapılan 4. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ikinci gününde Alevi örgütlenmesinin bugünü ve yarını değerlendirdi. Alevi kurum başkanları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de görüş belirterek “Bir araya gelmemizi istemiyorlar. Bizler, birlikte yürümeye hassasiyet gösteriyoruz. Son noktaya kadar birlikte mücadele yürütecek, siyasetin her alanında söz kuracağız” denildi.
Dördüncüsü yapılan Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, yoğun katılım eşliğinde sürüyor.
“Yıldız Dağı’ndan Kaz Dağı’na Pir Sultan Aşkına” temasıyla düzenlenen festivalin 2. gün programları da Altınoluk Alevi Kültür Derneği’nde yapıldı.
Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Güller’in konuşmasıyla başlayan 2. gün programında şube faaliyetleri aktarıldı. Programın devamında ise AKD Canlar Korosu sahne aldı.
“YASAYI KULLANMAMAK İÇİN MÜTHİŞ BİR ÇABA SARF EDİYORLAR”
Festival kapsamında “Alevi Örgütlenmesi: Sorunlardan Çözümlere Birlik ve Gelecek İnşası” başlıklı panel düzenlendi. Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, panelin moderatörlüğünü yaptı.
Panelin ilk konuşmacısı Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Hüseyin Mat oldu. Avrupa’daki Alevi örgütlenmesi hakkında bilgi veren Mat, şu sunumu yaptı:
“Ben Erzurum’da doğup büyüyen birisi olarak, orada Alevi olarak yaşamanın ne kadar zor olduğunu birebir yaşadım. O nedenle bizim bir derdimiz var. Değerlerimizin bilinmesi için mücadele veriyoruz. Geçmişte bir araya gelip dernekler kurduk. Tabi bizlerin Avrupa’da şu şansı vardı; ne kadar burjuva sistemi var olsa da kısmen bir demokrasi ve anayasa var. Doğal olarak bizler de eşit yurttaşlık haklarını talep ettik. Bugün AABK’ye bağlı 300’e yakın cemevi var. Doğal olarak devletler, haklarımızı verdiler. Cemevleri de kiliseler gibi aynı haklara sahip oldu. Ama Türkiye, ‘Alevilere bu hakkı vererek bizlerin arasını bozmaya çalışıyorlar’ diyerek anlamsız bir iş peşine düşüyor. Elde edilen hakların altını boşaltmaya çalışıyorlar. Baktığımızda Türkiye’nin anayasası da Avrupa Birliği devletlerinden alınmış. Ama yasayı kullanmamak için müthiş bir çaba sarf ediyorlar. Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi, insanların bir arada özgürce ve kardeş hukuku içerisinde yaşaması adına Alevilerin de Kürtlerin de Ezidilerin de hakkı verilsin istiyoruz. Bu devlet ne kadar ısrar etse de Aleviler, tüm haklarına ana sütü kadar haklı olarak elde edecektir.”
ASİMİLASYONCU EĞİTİM!
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ise Alevi toplumunun eğitim alanında yaşadığı zorlukları anlattı. Egemenlerin istediği anlayışın eğitimde dayatıldığını söyleyen Erçe, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı, ‘dindar ve kindar nesil yetiştirmek’ istediğini söylemişti. Bunu sadece okullarda değil; televizyonlarda, özel dizilerle de gerçekleştiriyorlar. Hatta şimdi okullarda yeni din dersleri de müfredata sokuyorlar. Asimilasyoncu eğitim sistemlerini kreşe giden çocuklarımızın dahi akıllarına kazıyorlar. Burada en büyük yanılgı; bütün bu gerici eğitim sisteminin sadece Alevi çocuklarının sorunu olarak görünüyor. Bu sorun, tüm toplumun kesimlerini, herkesin zihinlerini karıştırıyor.
Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı imzasıyla Sivas katilini serbest bıraktı. Bu zihniyet, kadın tüccarlarını, uyuşturucu satanları da serbest bıraktı. Ama binlerce hasta tutsak halen içeride tutuluyor.”
“SİYASET, ALEVİLERİN VAZGEÇİLMEZİDİR”
Türkiye Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Alevi kurumlarının siyasetle olan ilişkisini değerlendirdi. Koç, “Çokça cemevi yaptık ama siyaseten yok olduk” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bizler, ‘Alevi kurumlarında siyaset yapılsın demiyoruz. Bugün bir barış süreci yaşanıyor. Alevilerin içinde olmadığı bir barış sürecinin ne kadar sağlıklı olacağını sorumlulara da iletiyoruz. Kim bize ‘Aleviler, siyaset yapmasın’ diyorsa bizi kendi kabukları içerisinde tutmak istiyordur. DEM Parti’den Celal Fırat dedemiz, Mecliste sadece Alevilerin sorunlarına değiniyor. Bu çok kıymetli. Vekilimiz, bizi temsil ettiği için diplomasiyi de geliştirebiliyor. Siyaset, Alevilerin vazgeçilmezidir. Karşımızdakilerin en az 100 yıllık siyaseti var. Ama biz, 35 yıllık siyaset geçmişi olan örgütleriz. Kürtlerle, Aleviler bir araya geldiği zaman yüzde 50’nin üzerinde oran yapıyor. Bizim bir araya gelmemizi istemiyorlar. Bizler, birlikte yürümeye hassasiyet gösteriyoruz. Son noktaya kadar birlikte mücadele yürütecek, siyasetin her alanında söz kuracağız.”
“ARTIK OCAKZADELER, BİZE KÜFÜR EDİYOR!”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da “İç ve dış asimilasyon” başlığını yorumladı. Aslan, kurumsal olarak nasıl direnç gösterilmesi gerektiğine de değinerek şu konuşmayı yaptı:
“Koçgiri’den tutun Dersim’e, Maraş’a, Çorum’a dek birçok kez katliam yapmışlar ama Alevi nüfusunu bitirememişler. 1993’te canlarımızı yakanlar, bugün Alevilerin genleriyle oynayıp yok etmeye çalışıyor. Özellikle AKP, profesyonel şekilde oynuyor. Geçmişte Alevi kelimesini ağızlarına almazlardı ama AKP, şimdi kendi yetiştirdiği Alevilerle bize saldırıyor. 2010’da ‘Alevi Açılımı’na kanan, koşarak giden bir kesim oldu. İktidar, eski alışkanlığına dönerek Alevi olmayanlarla, Alevi sorununu konuşmaya, sorunu çözmeye çalıştı! ‘Biz, sizi nasıl tarif edersek ancak o kadar makbul olursunuz’ dediler. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğunda sevinenler oldu. ‘Devlet, her türlü oyunu oynadı, şimdide parasıyla bizi dönüştürmeye çalışıyor, oyuna gelmeyin’ dedik. Alevi Diyaneti’yle karşı karşıya kaldık. Geçmişteki Hınzır paşalar bugün de var ve şimdi onlarla uğraşıyoruz. Geçmişte korucu sistemine karşı Kürt halkı karşı çıkıyordu, bizim içimizde de şimdi bankamatiklere giderek para çekenler oluştu. Bunların başında da maalesef ocakzadeler geliyor. Devlet, kendi Alevisini yaratıyor, bu Hınzır paşalar da cemevlerine dağılıp iş yapıyor. Artık talipler, ocakzadeler, bize küfür ediyor. Bu Yol’un talipleri olarak sadece yöneticilere değil, hepimize sorumluluk düşüyor. Saldırıyı hep birlikte püskürtebiliriz.”
“HÜKÜMETE GÜVENMİYORUZ AMA BARIŞI DESTEKLEYECEĞİZ”
Panelin ikinci bölümünde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Alevi sorununun da gündeme gelme ihtimali üzerine değerlendirmeler yapıldı. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, konuya ilişkin şu görüşleri paylaştı:
“Öncelikle bizler Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na karşıyız. Bu başkanlık, Suriye’deki Alevi katliamına, Sivas Katliamı davasının düşürülmesine dair tek kelime etmemiş. Demokrasi adına da tek kelime etmemiş. Bu başkanlık içerisinde ‘Alevi’ kelimesi olsa ne olur? İhanet edenler, bu toplumun nezdinde düşkündürler. Bu başkanlık, bizim adımıza konuşamaz.
Evet bir süreçten bahsediliyor ama ‘demokratikleşme, barış süreci’ denilmiyor. İktidar, altını çizerek ‘Terörsüz Türkiye’ diyor. 72 milletin hakkı bu isimle anılacaksa sıkıntılıdır. Aleviler, tarihten bu yana mazlumdan, barıştan yana olmuştur. Bu hükümete güvenmiyoruz ama barışı destekleyeceğiz.”
ABF Başkanı Mustafa Aslan ise “Biz iktidarı biliyor, tanıyoruz ancak iktidarın havuzuna su taşıyanlar var” diyerek şöyle devam etti:
“Barış, tekçi anlayışa bırakılamayacak kadar kıymetlidir. Barıştan yana olanların yanında olmak zorundayız. Bu ülkenin çok dilli, çok kültürlü ve inançlı olduğuna karşı çıkılamaz. Bu konuda Alevi kurumları mücadele yürütecektir. Biz, Alevilere dair masaya gelenlerle oturmaya hazırız. Ama demokrasiyi yok sayanlarla ne konuşacağız? O yüzden AKP, elbette ‘konuşalım’ derse masaya oturacağız ancak ödün vermeden taleplerimizi dile getireceğiz.”
“SORUNUN ÇÖZÜMÜ BURADAKİ TEMSİLCİLERDEN GEÇER”
ADFE Başkanı Zeynel Abidin Koç da siyasal iktidarın, hilelerine devam ettiğini vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:
“Oysaki Alevilerin taleplerinin yüzde 99’u ülkenin demokratikleşmesiyle ilgilidir. Biz ‘kamil insan’ deriz. Ancak biz, masadan kaçmayız. Laik devlet, dinden çıkmalıdır. Aksi halde tüm topluma eşit davranamaz. Mevcut anayasa tanınmıyor, açılım yapılsa ne olur? Türkiye’deki Alevilerin tek temsilcisi buradaki örgütlerin temsilcilerdir. Sorunun çözümü buradaki temsilcilerden geçer.”
“MASAYA OTURACAĞIZ”
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise mevcut sorunları devletin yarattığını ifade ederek şöyle devam etti:
“Yüzyıllık Cumhuriyet tarihinde Aleviler adına söyleyebileceğimiz tek bir şey var; evet Osmanlı’nın yıkılışı ardından cumhuriyetin ilanına dört elle sarıldık. Dönüp baktığımızda pişmemiş tavuğun başına gelmeyen bizim başımıza geldi. Bugün Türkiye’de kimse mutlu değil. Barış, bizim açımızdan son derece önemli. Sanki Aleviler, taleplerini hiç dile getirmemiş gibi yalan söylüyorlar. Örgütlü Alevilerden çok rahatsızlar. Taleplerimizi görmemezlikten geldiler. Biz barıştan yanayız. Evet Erdoğan, ‘yarın gelin görüşelim’ dediğinde tabi ki görüşeceğiz. Ama biz Erdoğan’ın ipiyle asla kuyuya inmeyiz. Bu süreçte biz de varız ama taviz vermeyiz. İslam şemsiyesi altında olmayız. AKP’nin değirmenine su taşıyanlarla da olmayız. Barış süreci sadece Diyarbakır’dan geçmez; Hacıbektaş’tan, Roboski’den, Ankara Garı’ndan da geçer. Evet o masaya oturacağız, taleplerimizi çatır çatır dile getireceğiz.”
Yapılan konuşmalar ardından AKD Altınoluk Tiyatrosu, “Yıldız Dağı’ndan Kaz Dağı’na Pir Sultan Abdal” oyununu sahneledi.
Demet Aykut, Sultan Aykut, Sinan Budak ve Süleyman Tik’in müzik dinletisi ardından festivalin 2. gün programı sona erdi.
PİRHA- 4. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin açılışı yapıldı. AKD Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, konuşmasında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklediklerini belirterek “Barış nereden gelirse gelsin amasız, fakatsız destekliyoruz” dedi. Yılmaz ayrıca, gözaltı ve tutuklama operasyonlarını kınayarak “Ama boyun eğmiyoruz. Sayın Ekrem İmamoğlu’na, Sayın Selahattin Demirtaş’a buradan, Kaz Dağlarından selam olsun” diye belirtti.
Dördüncüsü yapılan Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ne her yıl olduğu gibi bu yıl da yoğun ilgi oluştu.
“Yıldız Dağı’ndan Kaz Dağı’na Pir Sultan Aşkına” temasıyla düzenlenen festival, Altınoluk Alevi Kültür Derneği’nde yapıldı.
Festivalde çocuklar da unutulmadı. Çocuklar, “Yolumuz Sevgi, Dilimiz Barış” isimli atölyede gün boyunca eğlenceli anlar yaşadı.
Programın sunuculuğunu Dilek Aygün yaptı.
Programın açılışında Baba Mansur Ocağı’na mensup Dede Şahin Kurucan, çerağ uyandırdı.
“İNANCIMIZ TÖRPÜLENMEKTE”
Festivalin açılış konuşmasını Alevi Kültür Derneği (AKD) Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan yaptı. “Pir Sultan’ın izinde Yol’umuza devam ediyoruz” diyen Doğan, Alevi toplumu üzerindeki baskılara dikkat çekti. Doğan, “Bu festival, asimilasyona karşı halkın meydanıdır. Zorunlu din dersleriyle çocuklarımız asimile edilerek, inancımız törpülenmekte. Bir diğer yandan kökümüzü savunduğumuz her an tehditle karşılaşıyoruz. Bu festival, ‘Yol cümleden uludur’ diyenlerin festivalidir. Yol yalnızca insana değil, doğaya da adaletli olmalıdır. Beş gün boyunca tarih konuşup, sorunlarımızı konuşup, inancımızı, türkülerimizle yaşatacağız” dedi.
“BİRLİĞİMİZ DAİM OLSUN”
Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş da geceye katılan isimler arasındaydı. Festivalin önemine değinen Ertaş, “Bu topraklarda yüzyıllardır süren birlik, beraberlik, hoşgörü geleneğini yaratan bu festivale Altınoluk’ta ev sahibi yapmak bizim için değerlidir. Alevi değerlerinin, sazın ve sözün bir araya gelmesi hepimiz için çok değerli. Kültürümüz, bizi biz yapan en önemli değerimizdir. Birliğiniz, dirliğimiz daim olsun” diye konuştu.
“YEZİD, DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE İKTİDARDA”
CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı ise ülke olarak zorlu bir süreçten geçildiğinin altını çizerek “Geçtiğimiz hafta Mecliste maden ve iklim kanunu gibi kanunlarla geleceğimizi, doğamızı katleden bir çalışmaya imza attılar. Tek gerçek, burada olan birlikteliğimizdir. Başımızdaki Yezid, dün olduğu gibi bugün de iktidarda. Zulüm etmekten keyif alıyor. Korkuyor muyuz? Hayır. Direniş ve mücadele var. Dönen dönsün yolundan, biz dönmeyiz bu yoldan” dedi.
“ALEVİ KİMLİĞİNDE OLAN HINZIR PAŞALAR TÜREDİ”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, konuşmasında birliktelik vurgusu yaptı. Dayanışmanın önemine değinen Aslan, şunları söyledi:
“Böyle bir süreçte bir arada olabilmek ayrı bir duygu ve onurdur. Ulularımızın bize bıraktıklarını yarına taşımamız hepimizin görevidir. Sadece bu festivallerde bir araya gelip dağılmamalıyız. Yarın da bir arada olmalıyız. Katliamlara uğradık, yok sayıldık, inkar edildik yine de onlar için yetmedi. Bugünün Yezidinin, kendisi dışında hiç kimseye tahammülü yok. O, her güzel şeye düşman bir zihniyet. Son zamanlarda bir de sözde Alevi kimliğinde olan Hınzır paşalar türedi. Bizim ayrıca onlara karşı mücadele etme sorumluluğumuz da var. Her bakanlıkta bir Alevi müşavir var ve asimilasyon için her türlü oyunu oynuyorlar. Boyun eğmeyeceğimizi bilsinler. Pir Sultan ile Kaz Dağlarını bir araya getirdiğiniz için festival emekçilerine teşekkürlerimi sunuyorum.”
AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise konuşmasında AKP-MHP hükümetinin Alevi politikasını eleştirerek şunları söyledi:
“Kerbelalar günümüzde de yaşanıyor. Akbelen’de katledilen zeytin ağaçları, doğamızın Kerbela’sıdır. 32 yılın ardından Sivas Kerbelasını da yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı, imzasıyla son katili de serbest bıraktı. Her sabah yeni tutuklamalara uyanıyoruz. Ama boyun eğmiyoruz. Sayın Ekrem İmamoğlu’na, Sayın Selahattin Demirtaş’a buradan, Kaz Dağlarından selam olsun.”
“AMASIZ, FAKATSIZ BARIŞI DESTEKLİYORUZ”
Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine de değinerek “Sizi tanımıyoruz” dedi. Şengünlü Yılmaz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklediklerini söyleyerek şöyle devam etti:
“Suriye’de, dünyanın gözü önünde Aleviler katlediliyor. Buna ses çıkarmayanları tanımıyoruz. Bu başkanlık, Hacıbektaş’ta yine korsan bir program yapacak. Kamuoyuna çağrımızdır, 16-17-18 Ağustos’ta tüm canlarımızı, bizim yapacağımız festivale davet ediyoruz. Ayrıca bugünlerde ülkemizde barış konuşulmakta. Barış nereden gelirse gelsin amasız, fakatsız destekliyoruz.”
Yapılan konuşmalar ardından Ana Sezgin Kurucan ise semah gülbengi verdi.
Zakir Demet Aykut, Sultan Aykut, Sinan Budak ve Süleyman Tik’in seslendirdiği deyişler eşliğinde semah dönüldü.
Festival kapsamında Araştırmacı Yazar Cengiz Yıldırım da Pir Sultan Abdal’ın yaşam ve mücadelesi hakkında sunum yaptı.
Gecenin sonunda Sanatçı Gani Pekşen sahne aldı. Seslendirdiği ezgilerle Pekşen, büyük beğeni topladı.
PİRHA-ABF’nin 11. Dönem Olağan Genel Kurulu sona erdi. Federasyon Genel Başkanlığına yeniden Mustafa Aslan seçildi.
İki gün süren Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Kurulu sona erdi. ABF geçmiş dönem Genel Başkanı Mustafa Aslan aday olurken, seçime tek liste gidildi. Yeni dönem ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu.
Sandıkların açılmasının ardından konuşan Mustafa Aslan şunları söyledi:
“3 yıl boyunca yöneticilik yaptığım yönetici arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bir kalp kırdıysak özür diliyoruz. Divan başkanı ve divanda görev yapan arkadaşlara teşekkür ediyorum. Yeni seçilen arkadaşlara da başarılar diliyorum.”
PİRHA- ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarına hız kesmeden devam ettiğine vurgu yaparak, “Alevi inancına her şeyden önce saygı duyacaksınız, Alevi toplumunun inanç değerlerine saygı duyacaksınız. Alevi toplumunun sizden tek bir beklentisi var; biz bu ülkenin yurttaşları olarak anayasal güvence istiyoruz, inancımıza ve değerlerimize saygı istiyoruz” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri tepki çekmeye devam ediyor. 2022 yılında kurulan ve birçok asimilasyon faaliyetine imza atan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı faaliyetlerine devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ adlı etkinlikte Pir Sultan Abdal’ın portesindeki sazı kaldırılarak, yerine elleri rüku şeklinde bağlanmış ve boynundaki teslim taşı kolye olmuş bir Pir Sultan portesi yayınladı. Aynı zamanda Alevi Dergahları üzerinde de işgalci bir politika izleyen başkanlık, Alevi toplumundan büyük tepkiler topluyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ASİMİLASYON POLİTİKALARINA DEVAM EDİYORLAR”
Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın her geçen gün asimilasyon politikalarına devam ettiğinin altını çizen Mustafa Aslan, “Aslında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı 2022’de kurulduğu zaman da söylemiştik. Öncesinde ve sonrasında da defalarca söyledik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasının amacının Alevi toplumunun ihtiyaçlarını karşılamak, cemevlerinin ihtiyaçlarını karşılamak, Alevi kurumlarının yıllardır talep ettiği hak talepleriyle ilgili anayasal düzenleme yapmak gibi bir derdinin olmadığını söylemiştik” dedi.
“KENDİLERİNE GÖRE BİR ALEVİLİK YARATMAK İSTİYORLAR”
Başkanlığın politikasının Alevilerin sorunlarını çözmekten ziyade kendi Alevilerini yaratmak olduğuna vurgu yapan Aslan, şunları kaydetti:
“Alevi Bektaşi, Ansiklopedisi çalışmaları, Dede eğitimi, cemevlerine yardım gibi görevi olmayan birçok şeyi yapmaya çalıştı. Son günlerde de bu asimilasyon kurumu, asimilasyon politikalarına devam ediyor. Pir Sultan Abdal Etkinliği ya da Pir Sultan Abdal Gecesi düzenliyor. Pir Sultan Abdal’ın resmine dahi tahammül etmeyen, değerlerimize bakış açıları, Alevi toplumunun hassasiyetini dikkate almadan her türlü asimilasyon politikaları, her türlü hakarete varır girişimlerine devam ediyorlar.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir asimilasyon kurumu olduğu, derdinin, meramının Alevi toplumunu değiştirme, dönüştürme, teslim alma, kendine göre yeniden bir Alevilik yaratma olduğu konusundaki söylemlerimiz hayata geçiyor.”
“DERGÂHLARIMIZ İŞGAL ALTINDA”
Ortada iki sorunun olduğuna işaret eden Mustafa Aslan birinci sorunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bağlı olduğu bakanlık, hükümet olduğunu belirtirken ikinci sorunun ise bu başkanlığın halen iyi niyetle Alevi toplumunun sorunlarını çözmeye yönelik olduğunu iddia eden Alevi kurumları olduğunu söyledi. Aslan şunları ekledi:
“Abdal Musa Alevilerin bir dergahıdır. Herkes bilir ki yıllardır Abdal Musa Anma Töreni bölgede, Tekke köyündeki dernek ve Alevi kurumları ortaklaşa yapar. Geçen yıl bir girişimde bulundular. Bu yılda geçen ay basına yansıyan haber ile ‘Abdal Musa Dergâhı’nın anma etkinliklerini biz yapacağız. Çünkü dergâhlar bize bağlı yani Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı’ dediler.
Dergâhlarımız işgal altında. Hacıbektaş Dergâhı başta olmak üzere birçok dergâhımız Kültür Bakanlığı’na bağlı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı ve işgal altında. Bütün bu pervasızlık ortadayken halen Alevi toplumunun sorunlarını çözmeye yönelik bir yapıyız söyleminden ne kadar uzak olduklarının, ne kadar samimiyetsiz olduklarının göstergesi. Geçen yıl da Hacıbektaş Dergahı’nda yapmış oldukları ‘alternatif’ etkinlik ortada. Alevi kurumlarına saygıları yok, Alevi inancına saygıları yok, Alevi değerlerine saygıları yok. Alevi dergahlarına, ulularına, pirlerine saygıları yok. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diye bir kurum tanımıyoruz. Bir asimilasyon kurumudur. Hükümetin derhal bu uygulamasından vazgeçmesi lazım.”
“Eğer AKP iktidarı Alevi toplumunun demokratik anlamda sorununu çözmek istiyorsa bunun muhatabı Alevi kurumlarıdır, Alevi yol önderleridir” diyen Mustafa Aslan, “Mevcut sorunlarımızın ne olduğunu hükümet zaten biliyor. Bu sorunları anayasal düzenlemde çözmek gerekir. Hükümet yeni bir Alevi Diyaneti oluşturma, Alevileri parayla, işle, aşla, tuğlayla, çimentoyla teslim alma, değiştirip dönüştürme politikalarından vazgeçmesi gerekiyor” diye ekledi.
“ALEVİ İNANCINA İHANETTİR”
Hacıbektaş’ta yapılan ‘Ufka Yolculuk Bilgi ve Kültür Yarışması’nı da eleştiren Aslan, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“2-3 gün önce basına yansıdı. Bir kurumun, bir derneğin, bir tarikat derneğinin Hacıbektaş Kaymakamlığı ve Nevşehir Valiliği aracılığıyla Alevilerin serçeşmesi olan Hacıbektaş’ta anma etkinliği ya da faaliyet ya da yarışma yapmasına izin veriyor. Hükümete ve devlet yetkililerine şunu sormak lazım; Alevi toplumunun herhangi bir kurumu Mevlâna Dergahı’na gidip de biz orada bir faaliyet yapmak istiyoruz dediğinde izin verecekler mi? Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı herhangi bir camiye gidip biz orada Aleviler olarak bir yarışma, bir anma yapmak istiyoruz diyen bir Alevi derneğine izin verecekler mi?
Hükümet, devlet kurumları Alevi inancını yüzyıllardır yok saydıkları gibi, inkâr ettikleri gibi hakaret etmeye, saygısızlık yapmaya devam ediyor. 1800’lü yıllarda Nakşibendi Tarikatı’nın temsilcilerini Alevi Dergahlarına atayan, Alevileri asimilasyona uğratan zihniyetin devamı bugün de dergahlarımızı işgal altına almış. Dergahlarımız bakanlığın, kaymakamlığın, valiliğin ellerine verilmiş. Hacı Bektaş’ta yansıyan görüntülere bakıldığında Alevi inancına saygısızlık, Alevi inancına ihanettir.”
“ÜLKENİN YURTTAŞLARI OLARAK ANAYASAL GÜVENCE İSTİYORUZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan hükümete seslenerek, “Alevi inancına her şeyden önce saygı duyacaksınız, Alevi toplumunun inanç değerlerine saygı duyacaksınız. Alevi toplumunun sizden tek bir beklentisi var; biz bu ülkenin yurttaşları olarak anayasal güvence istiyoruz, inancımıza saygı istiyoruz, değerlerimize saygı istiyoruz. Sizden başka hiçbir şey istemiyoruz” dedi.
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel başkanı Mustafa Aslan, bazı çevrelerin, “Aleviler, sosyalistler barış sürecini desteklemiyor” söyleminin hadsizlik olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu olarak onurlu ve toplumsal bir barıştan yanayız. Asıl barışa karşı olanlar hukuku sopa olarak kullanıp, belediyelere kayyum atayan, belediye başkanlarını, gençleri, gazetecileri ve akademisyenleri gözaltına alıp tutuklayanlardır” dedi.
Yazar Altan Tan ve iktidara yakın bazı isimlerin ‘Ali’siz Alevilerin ve sosyalistlerin Kürt sorununun başarıya ulaşmasını istemez’ gibi söylemlerle Alevileri ve sosyalistleri hedef haline getirmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ‘Barış Süreci’ne dair konuştu.
“BARIŞ SÜRECİ DENİLEN ABDULLAH ÖCALANIN OKUNAN MEKTUBUNDAN ÖTE BAŞKA BİR ŞEY YOK”
Her ne kadar barıştan bahsedilse de barış sürecinin tam olarak olgunlaşmadığını belirten Aslan, “Evet bir görüşme trafiği var ve 2 gün önce de DEM parti İmralı heyeti Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşme yaptı. Görüşmenin detayları basına yansımadı. Bugüne kadar gerek İmralı ile yapılan görüşmeler gerek hükümet temsilcilerine yapılan görüşmeler gerek kamuoyuna yansıyan görüşmeler, Abdullah Öcalan’ın okunan metni dışında bir bilgiye sahip değiliz” dedi.
Alevilerin yaşadığı her toplumda barıştan yana olduğunun altını çizen Aslan, Türkiye’nin barışa ihtiyacı olduğunu ancak bunun onurlu ve toplumun tüm katmalarının sürece dahil edilerek sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.
“İKTİDARIN DEĞİL KÜRT SİYASİ HAREKETİN BARIŞ TALEBİ OLDUKÇA SAMİMİ”
Aslan, toplumsal sorunların çözülmesinin demokratik adımların atılmasıyla mümkün olacağını vurgulayarak şunları dile getirdi:
“Görünenin iktidarın değil, Kürt siyasi hareketinin Kürt sorunun çözülmesinden yana olduğunun çok açık bir şekilde ortada duruyor. Evet bir tarafta bu ülkede Kürt sorununun çözülmesini, barış olmasını isteyen ve barış dilinden yana olduğunu söyleyen bir taraf var. Diğer tarafta ise hükümet ve hükümetin ortağı olanların diline ve uygulamalarına baktığımızda hiç de bir barış dili yok. Belediye başkanları görevden alınıp, gözaltına alınıyor, cezaevine atılıyor ve yerlerine kayyımlar atanıyor. Öğrenciler, gazeteciler, akademisyenler demokratik hakkını kullandığı için tutuklanıp cezaevlerine atılıyor. Bu ülkede sorunları demokratik anlamda dile getiren herkese hukuku sopa olarak gösteren iktidarla karşı karşıyayız.
Eğer hükümet barıştan yana ise önce bu ülkedeki hukuksuzluğu ortadan kaldırıp demokratik bir zemin hazırlar. Maalesef hükümet demokratik bir tutum içeresinde olmadığı açık. Pratikte anti demokratik uygulamaları gösteriyor ki, iktidar bu süreçte samimi değil.”
“ALEVİLER BARIŞ İSTEMİYOR DEMEK HAKSIZLIK VE HADSİZLİKTİR”
Alevilerin bu ülkede her zaman yok sayıldığını ifade eden Aslan, “Aleviler eşit yurttaşlık talebini yaklaşık 35 yıldır örgütlü bir şekilde dile getiren, kimlik mücadelesi veren, her fırsattan laik, demokratik bir Türkiye’den yana olduğunu söylüyor. Türkiye’nin tüm halklarıyla, inançlarıyla çok dilli, çok kültürlü bir ülke olduğunu, bunun bu şekilde kabul edilmesi gerektiğini ifade eden bir toplum kesimidir. Alevilere barıştan yana değiller barışı istemiyorlar demek haksızlık ve hadsizliktir. İktidar kendi zihinlerinin içindeki barışa karşı duruşu başka toplumsal kesime mal ediyor. Burada söyleyeceğimiz bir şey var o da haddinizi bilin” şeklinde ifade etti.
Alevi toplumu sadece Türkiye’de değil, yaşadığı her coğrafyada barıştan yana olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Aleviler her zaman barıştan ve demokrasiden yana olmuş, bulunduğu her coğrafyanın tüm halklarıyla, inançlarıyla birlikte yaşamı savunmuştur. Hiç kimseye değiştirip dönüştürmek kendine benzetme diye bir derdi olmamıştır. O yüzden bu söylem sadece gündemi değiştirmek, bu söylem sadece kendi zihinlerini arkasındaki barışa dair samimiyetsizliğinin dışa vurulduğunda bahaneler üretmektir. Bu hadsizlikten başka bir şey değil.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Antalya Alevi Bileşenleri tarafından ‘Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ paneli düzenlendi. Panelde Alevilerin geçmişten bu güne yaşadıkları bölgelerdeki siyasal durumlarına ilişkin analizler yapıldı.
Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Türkiye’de ve Suriye’de Aleviler ve Siyasal Durum’ konulu panel düzenlendi. Panele; Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu ve araştırmacı yazar Hamide Rencüs konuşmacı olarak katıldı.
Panelin Moderatörlüğünü ise HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can yaptı
“KATLİAMLARIN ÖNÜ ALINMAZSA DEVAM EDECEK”
Çok acılı ve üzüntülü günler yaşadıklarını belirten HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Özellikle ülkemizin içinde bulunduğu sorunlar bir yana Suriye’de kendi inanç taşlarımıza, diğer azınlıklara Aleviler başta olmak üzere savunmasız insanlara yönelik çok fazla Selefi saldırısı söz konusu” dedi.
Halihazırda yapılan bu katliamların önü alınmazsa devam edeceğini belirten Can, “O yüzden gündemimiz bu. Aynı zamanda bu katliamın baş sorumlusu Colani denen katilin Antalya’ya gelmesi,Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ağırlanması o da ayrı bir yaramız. He şeye rağmen hayat devam ediyor olmakla birlikte bu yaşanan katliama kayıtsız kalmamak gerekiyor” diye ifade etti.
“ALEVİLERE DÖNÜK İNKAR VE KATLİAM HER HER YERDE VAR”
Suriye’de bir inanç topluluğunun soykırımla karşı karşıya olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Alevilerin yaşadığı topraklardaki baskı, sindirme, yok sayma sadece Suriye topraklarında değil yaşadığımız ülke topraklarında da var, bunları yaşadık. Dünyanın dört bir yanında Aleviler yaşadığı her coğrafyada o coğrafyanın mazlumu, mağduru, yok sayılan, inkar edilen ve görmezden gelinen inanç topluluğu” dedi.
Suriye’de 2011 yılında başta Türkiye ve emperyalist ülkelerin Suriye topraklarını işgal etme niyetinde olduklarını söyleyen Arslan, “Aslında orada sorun ne Esad’dı ne Esat rejiminin uygulamaları ne de yaptırımlarıydı. Sorun Suriye topraklarını bölmek parçalamak ve pay etmekti. Her zulmün, her savaşın, her inkarın olduğu topraklarda yaşayan Aleviler birinci hedef sayılıyor. Suriye topraklarında yaşayan Alevi canlarımız etnik kimlik olarak Arap oldukları için değil, Alevi oldukları için selefi ve cihatçı gruplar gibi inanmadıkları, düşünmedikleri için; daha ortak yaşamdan yana olan, birlikte yaşamı savunan, demokrasiden, seküler yaşamdan yana oldukları için hedef halinde” diye konuştu.
Özellikle 8 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerle birlikte zulmün nasıl planlandığını, sebebinin ne olduğunun çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Aslan, “Selefi ve cihatçı gruplar sadece 2011 yılında Suriye topraklarında çıkmadılar. Bu zihniyetin temsilcileri geçmişte, bu topraklarda yaşanan katliamlarda oradaydılar. Yani Maraş katliamında yaşlı kadını öldürenler, küçük çocuk Ali Traş’ı kazanda kaynatan, hamile kadınların karnına süngü sokan zihniyet bugün yine aynı seslerle, aynı nidalarla Suriye topraklarında Alevileri katlediyor” ifadelerini kullandı.
“KENDİLERİNDEN OLMAYAN HERKESİ KATLEDİYORLAR”
Suriye’de Alevi soykırımı olduğunu belirten Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu,” Suriye’de sadece Aleviler katledilmedi. Suriye’de resmi olarak 23 Haziran 2011’de vekalet savaşı başladığında Cisr-i Şuğur ’da resmi rakamlara göre 120 gayri resmi rakamlara gören 600 kişi katledildi. Difri Şuur bir belde içerisinde Alevlerin Sünnilerin Ermenilerin Hıristiyan Ortodoksların olduğu bir yer ve İdlib’e bağlı bir yer. Suriye’ye Emevi imparatorluğunu büyütmeye gelmişlerdi. Bizim burada Osmanlıyı diriltmeye çalışan zihniyet gibi. Oysa ölmüş bir şeyi kimse diriltemez. Suriye’de Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aramiler, Ermeniler, Ezildiler. Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler, İsmailer bu cihadist teröre evet demeyecek herkes katledildi” diye belirtti.
“ÇAĞIMIZIN EN BÜYÜK SOYKIRIMINI YAŞIYORUZ”
Bugün Aleviler olarak soykırımı yaşadıklarını belirten araştırmacı yazar Hamide Rencüs, “Gerçekten çağımızın en büyük soykırımı. Çok vahşice, dünyanın sağır ve dilsiz kaldığı bir ortamda izliyoruz. Böyle bir soykırıma tanıklık eden çağda olmanın tüm ağırlığını üzerimizde taşıyacağız hep. Nasıl bu noktaya geldik? 2011 Mart ayında Arap Baharı denilen o kanlı süreçlerin bir uzantısı olarak cihadistler, Suriye’ye nakledilmeye başladığı andan itibaren eğer gerçeği fark edebilseydik, eğer ABD’nin oyunlarını yeniden hatırlasaydık, inancımızı ve direncimizi orada gösterseydik şimdi bu soykırımı konuşuyor olur muyduk ben hayır kesinlikle diyorum” dedi.
“İSLAMCILAR ABD’NİN KULLANIŞLI APARATLARI”
ABD’nin her türlü emperyalist savaşlarında kendisin elini kana bulamadan İslamcıları kullandığını belirten Rencüs, şu sözleri kullandı:
“Bu, Afganistan’dan bu yana başlayan bir durum. Müslüman İslamcılığı El-Kaide tamamıyla ABD yararına savaş yürüten cihadistlerin üstü anlamına geliyor. Kaide üst demek ve dolayısıyla Amerika’nın icadıdır bu. Sonraki bütün savaşlarda nerede bir İslamcı söylem, İslamcı motivasyonla bir iç savaş ya da halklara karşı bir bombalı saldırı ya da isyanları bastırma hareketi varsa hepsi ABD’nin emrinde olan cihadistlerdir.
Sanki devrimciler isyancılar muhalifler söylemiyle tarif edilecek bir kalkışma gibi algılandı. Burada gerçekten liberal ideolojinin yarattığı çürüme bu algı yönetimi karşısında küresel medyanın yürüttüğü algı çalışmasının karşısında yenik düştük ve bugün o zamanın El-Kaide’nin uzantısı olan örgütleri konuşuyoruz. Bu örgütlerin katliamlarını konuşuyoruz.”
PİRHA-PSAKD Etimesgut Şubesi Madımak Katliamı faillerinin tahliye edilmesini ve Suriye’de yaşanan Alevilere dönük katliamı protesto etmek için yürüyüş düzenledi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklamada, ” Geçici hükümet, onun lideri Colani ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) başta olmak üzere El Kaide bağlantılı cihatçı çeteler, yıllardır Alevilere, Hristiyanlara ve farklı inanç gruplarına yönelik katliamlar düzenlemektedir” denildi
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Etimesgut Şubesi ve KESK Ankara Şubeler Platformu, Anayasa Mahkemesi’nin Madımak faili 17 kişi hakkında tahliye kararı vermesini ve Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun katliamlarını protesto etmek için bir araya geldi. Yapılan yürüyüşün ardından PSAKD Etimesgut Şubesi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı PSAKD Etimesgut Şube Başkanı Lale Günay okudu.
“CAMİLERDEN YAPILAN ANONSLAR LA ÖZELLİKLE ALEVİ HALKI HEDEF GÖSTERİLİYOR”
Suriye’de Alevilere yönelik katliamın devam ettiğini belirten Lale Günay, “Suriye’de, 8 Aralık 2024’de gerçekleşen yönetim değişikliğinden sonra, Alevilere yönelik sistematik ve bilinçli bir katliam sürüyor! 8 Aralık’tan bu yana, İdlib, Humus, Hama ve Lazkiye kırsalında Alevi köyleri kuşatma altında, halk ölüm tehdidiyle yüz yüze. Camilerden yapılan anonslarla özellikle Alevi halkı hedef gösterilirken, saldırılar doruk noktasına ulaşmış durumdadır. Kaçırılan kadınlar tecavüz tehdidiyle sindirilmekte, gençler işkence edilerek kaybedilmekte, köyler yakılıp yıkılmakta ve faili meçhul cinayetler sıradanlık kazanmıştır” dedi.
“TÜRKİYE, BU KATLİAMLARIN NERESİNDE?”
Suriye’de yaşananların bir soykırım olduğunu ve bu zulmün faillerinin belli olduğunu belirten Günay, şunları söyledi:
“Buradan yüksek sesle haykırıyoruz! Geçici hükümet, onun lideri Colani ve Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) başta olmak üzere El Kaide bağlantılı cihatçı çeteler, yıllardır Alevilere, Hristiyanlara ve farklı inanç gruplarına yönelik katliamlar düzenlemektedir. Suriye’de kurulan geçici hükümet, onun sözde lideri Colani ve bu çeteler, Batılı emperyalist güçlerin desteğiyle büyütülmüş, silahlandırılmış ve eğitilmiştir. Bugün Suriye’de, Alevi köylerinde, sadece bu çetelerin eli kanlı militanları değil, onları besleyen, onlara lojistik sağlayan, siyasi zemin açan tüm devletler de sorumludur. Türkiye, bu katliamların neresinde?
Basının Colini’yi ‘istikrar figürü’ olarak sunması gerçeği çarpıtmaktan başka bir şey değildir. Başından beri Türkiye ve emperyalist güçlerin bölgedeki işbirlikçilerinin desteklediği HTŞ iktidarı, katil HTŞ ve işbirlikçi AKP desteğiyle, bu katliamların faillerine göz yummaktadır. HTŞ ve benzeri örgütler, yıllarca Türkiye sınırlarından serbestçe geçiş yapmıştır.”
“ALEVİLERİ VE DİĞER AZINLIKLARI HEDEF ALAN BİR ETNİK TEMİZLİK PLANIDIR”
“Suriye’deki ‘güvenli bölge’ politikaları, ‘Esad artıkları söylemleri’ aslında Alevileri ve diğer azınlıkları hedef alan bir etnik temizlik planıdır” diyen Günay şunları kaydetti:
“Bölgedeki askeri ve istihbarı unsurlar, bu çetelerin hareketlerini desteklemekte, Suriye’nin parçalanmasını derinleştirmektedir. Medya ve uluslararası kurumlar, bu katliamları görmezden geliyor, emperyalist propaganda makinesiyle gerçeği çarpıtıyorlar. Alevi halkının yaşadığı zulümden bahsedenler ya susturuluyor ya da kara propagandayla itibarsızlaştırılıyor. Körfez ülkeleri ve Batılı devletler, petrol ve doğal gaz hesapları uğruna radikal çetelere finansman sağladılar, onları ‘özgürlük savaşçısı’ olarak sundular. Bugün bile, bu katil sürülerini ‘ılımlı muhalif’ gibi göstermeye devam ediyorlar. Colani ve yönetimi ve onları destekleyenleyen bu katliamların doğrudan sorumlusudur. ”
“SUSARSAK BU VAHŞETİN SUÇ ORTAĞI OLURUZ”
Saldırıları gerçekleştiren çetelerin meşrulaştırılmaması gerektiğini belirten Lale Günay, “Bu kanlı planları yürüten hükümetler, istihbarat servisleri ve medya organları hesap vermelidir. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini, vicdan sahibi herkesi Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz. Susarsak, bu vahşetin suç ortağı oluruz” dedi.
“TÜM DÜNYANIN GÖZLERİ ÖNÜNDE BİR SOYKIRIM YAŞANIYOR”
Eğitim Sen Ankara 4 No’lu Şube Başkanı Gülhan Şimşek, Suriye’de olan katliamı lanetleyerek, “Tüm dünyanın gözleri önünde bir soykırım yaşanıyor. Suriye bir kez daha savaş politikaları ve kanla sınanıyor. Savaşı ve şiddeti araç olarak kullanan emperyalist güçler coğrafyayı kana bulamaktan vazgeçmiyor. Suriye’de Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde cihatçı, mezhepçi çetelerin katliamları dur durak bilmiyor. Yaşananlar sadece mezhepçi bir saldırı olmaktan öte tüm coğrafya üzerinde büyüyen savaş politikalarının göstergesidir. Suriye’nin de, Türkiye’nin de dahil olduğu bu süreç bölgenin tamamını karanlığa sürüklemiş ve emperyalist çekişmelerin de tehlikeyi boyutlara gelmesini sağlamıştır. HTŞ rejiminin muhalif kesimlere karşı izlediği inkar ve katliam politikalarının devletleşme süreci ile birlikte, resmi kolluk kuvvetleri ile sürdürülmesi bu süreci daha da vahim hale getirmektedir” diye konuştu.
“KATLİAMCI ZİHNİYETİN KARŞISINDA BUGÜNE KADAR HİÇ EĞİLMEDİK”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise yaşanan katliamları hatırlatarak şunları söyledi:
“Onlar katliamları ile övüne dursunlar, bizler her türlü baskıya her türlü işkenceye rağmen onların önünde eğilmedik. Zalimin önünde eğilmedik. Biz katliamcı zihniyetin karşısında bugüne kadar hiç eğilmedik. Dün dünyanın her bir yanını cinayetler ile süsleyenler, aynı güçler bugün Suriye’de yine Alevileri katlediyor. Katiller aynı, besleyenler, büyütenler, onlara sahip çıkanlar aynı. Sivas’ta 33 canımızı yakanlar, bugün serbest bırakanlarla Suriye’de bu cinayeti işleyenler aynı kafadır. Sivas’taki katilleri savunanlar, mahkemelerde onlara avukatlık yapanlar bugün ülkeyi yönetiyorlar, ülkenin en önemli mercilerine getirildiler, milletvekili seçildiler, bakan yapıldılar”
“ALEVİLER HİÇBİR DÖNEM KİMSENİN ARTIĞI OLMADI”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da, Alevilerin güçlü olmaktan başka çaresi olmadığını belirterek, “Bize Esad artıkları diyenlere buradan haykırıyoruz; Aleviler hiçbir dönem kimsenin artığı olmadı. Aleviler Pir Sultan, Nesimi’nin yoldaşları oldular. Bu ülkede devrimcilerin, sosyalistlerin yoldaşları oldular. Sizin gibi kendi menfaati ve çıkarı için dün katil dediklerini bugün kardeş diye karşılamadılar. Aleviler için faşist olan her zaman faşisttir. Diktatör her zaman diktatördür. Diktatörün ne dili, ne inancı, ne de kimliği olur” diye söyledi.
“MADIMAK ADALET NÖBETİ 15.GÜNÜNDE”
PSAKD, Madımak Adalet Nöbeti’nin 15’inci gününde nöbet eylemini sürdürmeye devam ediyor. Eylemden sonra PSAKD Etimesgut Şubesi’ne geçilerek adalet nöbeti tutulmaya başlandı. Bugün PSAKD Etimesgut Şube ve Yenimahalle Şubesi’nde devam eden nöbete Huriye Özkan’ın adı verildi.
Etimesgut Şubesi’nde tutulan nöbete katılan Cuma Erçe, Karşıyaka Mezarlığı’nda başlatılan nöbeti Adalet Bakanlığı önünde yapılacak eylem ile sonlandıracaklarının altını çizdi. Aynı zamanda başvurularının sonucu olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Suriye’de yaşanan Alevi soykırımı nedeniyle kınama cezası kararı verdiğini belirtti.
PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı. Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır” diye konuştu.
Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 14. Olağan Genel Kurulu, Ankara’da Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde başladı. AKD’nin genel kurulunda Seher Şengünlü ve Hüseyin Gökçe başkan adayı oldu.
Genel kurula DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ile DEM Parti Mardin Milletvekili Mithat Sancar, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve çok sayıda kişi katıldı.
“SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI LANETLİYORUZ”
Alevi Kültür Derneği olarak Alevilerin sesi olmaya devam ettik bundan sonra da Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz diyerek sözlerine başlayan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Bugün Alevilere yapılan katliamları, soykırımları unutursak kanımız kurusun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevleri ibadethanedir, cem ise ibadettir kararının ardından iktidar acele bir şekilde Alevi kurumlarını muhatap almadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Dünyanın gözü önünde Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor, yaşanan katliamı lanetliyoruz. Kendisine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diyen kurum Suriye’de yaşanan katliamı lanetlemiyor, bu nedenle kendilerini tanımıyoruz ve reddediyoruz” dedi.
“ALEVİLER OLARAK HİÇ KİMSENİN ARTIĞI DEĞİLİZ”
Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliamlar yetmiyormuş gibi bugün de Suriye’de katledildiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilere yönelik bir tenkil politikası yürütülüyor. Alevileri katledip göçe zorlayarak onların yaşadıkları alanlara farklı halkların yerleştirilerek demografik yapının değiştirilmek istendiğini biliyoruz. Suriye’de yaşanan katliama seyirci kalındığının da farkındayız. Suriye geçici yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri arasındaki sekiz maddelik anlaşmanın altıncı maddesindeki vurgunun Alevileri olumsuz etkilediğini biliyorum ve aynı zamanda anlaşmanın zamanlamasının da eleştirildiğinin farkındayız. Bizler bu eleştirileri Suriye’deki özerk yönetime de ilettik. Suriye’deki özerk yönetim demokratik bir ülke yaratılması için çaba içerisindedir. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin artığı değiliz, biz Aleviyiz. Bizler zulüm karşısında dik durmayı bilenleriz yaşadığımız soykırım ve asimilasyon politikalarını durdurmak için bize yaşatılan zulmün karşısında dik ve onurlu bir şekilde durmaya devam edeceğiz” diye ifade etti.
“SURİYE’DE KATLİAMA UĞRAYANLARIN SESİNE SES OLMAMIZ LAZIM”
Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır. Bulunduğumuz her alanda hem insanlara Suriye’deki katliamı anlatmamız hem de Suriye’de katliama uğrayanların sesine ses olmamız lazım. İktidarın Suriye’de yaşanan katliama dur demesini bekliyoruz, Yayladağ sınır kapısının açılmasını istiyoruz. Hem soykırımla karşı karşıya hem de açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. İnsani yardım koridorunun açılması gerekiyor. Aleviler her zaman barıştan yana oldu ve biz de onurlu ve toplumsal bir barıştan yanayız” diye belirtti.
“BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”
Suriye’de insanlık tarihinin en ağır soykırımlarından birisinin yaşandığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bütün gücümüzle faşizme, gericiliğe ve şeriata karşı birlikte mücadele etmemiz lazım. Eğer birlikte mücadele etmezsek ve geçmişi unutursak onlar yeni katliamlarla kendilerini hatırlatacaklar.”
“KARDEŞLİĞİ VE DAYANIŞMAYI BU TOPRAKLARA ALEVİLER ÖĞRETECEK”
Aleviler olarak tarih boyunca yaşadıkları bütün zulümlere rağmen ayakta kaldıklarını belirten CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Suriye meselesinin özü Türkiye’de şekillenmiştir. Suriye’de bugün yaşanan savaşın en büyük sorumlusu emperyalizm ve Türkiye devletidir. Bize düşen tek şey birlikte olmaktır, bize yaşanılan zulme karşı direnmiş bir toplumuz. Aleviler hiçbir zaman demokrasi mücadelesini kimlikler ve inançlar üzerinden yapmazlar. Aleviler 72 millete aynı nazarla bakıyorlarsa herkesin kardeşçe ve onurlu bir şekilde bir arada yaşamasını isterler. Siyasetin, Alevilere öğreteceği bir şey yoktur çünkü siyaset Alevilere sadece gözyaşı, katliam ve zulüm öğretti ama eğer birileri bir şeyler öğrenecekse Alevi kültüründen öğreneceği çok şey var. Kardeşliği ve dayanışmayı bu topraklara Aleviler öğretecek” diye konuştu.
PİRHA- Adana’da Alevi Sivil İnisiyatifi, Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı inanç gruplarına yönelik şiddet, baskı ve insan hakları ihlallerine tepki göstererek, “Orada bir zulüm, katliam, sefalet var. Buna son vermek için hepimizin mücadele etmesi gerekiyor. Suriye’de insanlık dışı uygulamalara son verilsin” çağrısında bulundu.
Adana’da Alevi Sivil İnisiyatifi, Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması düzenledi. Suriye’de Alevi toplumu başta olmak üzere farklı inanç gruplarına yönelik baskı, zulüm ve insan hakları ihlallerine dikkat çekilen açıklamaya Alevi kanaat önderleri, Ehlibeyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) Başkanı Ali Yeral, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana milletvekilleri Müzeyyen Şevkin ve Ayhan Barut,CHP, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Emek Partisi (EMEP) ve çok sayıda kişi katıldı.
“Suriye’de barış laik ve demokratik düzenle gelecek” ve “Susmak katliama ortak olmaktır” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, “Katliama hayır barış hemen şimdi”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları atıldı.
“SURİYE’DEKİ İNSANLIK DIŞI UYGULAMALARA SON VERİLSİN”
Açıklamada ortak basın metnini Adana Alevi Kültürünü Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gültekin Cavlak, okudu. Suriye’de 8 Aralık’tan bu yana özellikle Alevi topluluğuna yönelik darp, hakaret, küfür, işkence ve infaz gibi insanlık dışı uygulamaların devam ettiği vurgulayan Cavlak, bu tür eylemlerin belgelerle tespit edildiğini ve ulusal ve uluslararası kamuoyunun bu konuda harekete geçmesi gerektiğine işaret ederek, “Suriye’de insanlık dışı uygulamalara son verilsin” diye çağrıda bulundu.
Cavlak son olarak Alevi olarak taleplerini şöyle sıraladı:
– Özellikle Doğu Akdeniz Bölgesinde yaşayan biz Arap Alevi Camiasının mevcut durumdan dolayı yaşadığı huzursuzluğu görevde bulunan yetkili tüm siyasilerin anlamasını ve ivedi olarak Suriye’de bulunan ve tüm coğrafyayı tehdit eden baskı, zulüm ve katliamların son bulması için somut girişimlerin yapılmasını istiyoruz.
– Her şeyden önce, Suriye’deki Alevi akrabalarımızı ve süreçten müzdarip inanç ve etnik grupların can, namus, mal ve inanç özgürlüğünün acilen güvence altına alınması.
– Mezhep, ırk ve ideolojilere göre bölünmüş küçücük bölgeler şeklinde değil de vatan bütünlüğünü korumuş tam bir Suriye Devletinin kurulması.
– Suriye’deki tüm farklı din, mezhep ve ırkların nüfusları oranınca temsil edileceği bir hükümetin, en yakın bir zamanda demokratik ve şeffaf bir seçimle başa gelmesi.
– İslami vahşeti baltalayan, Emevî / Selefi görüşünde olmayan başta Alevi akrabalarımız olmak üzere, her kesimi dışlayan mezhepçi ve kafatasçı tüm söylemlerin yazılı – sözlü ortamlar ile Cuma minberlerinden acilen kaldırılması ayrıca türbe ve kutsal mekanların zarar verilmesinden vazgeçilmesi.
– Kan akmasın diye hiçbir direnç göstermeyen ve silahlarıyla beraber teslim olan, on binlerce masum Suriyeli Alevi / Şii askerlerinin hapis ve işkencelerine son verilip serbest bırakılmaları.
– Yokluk, ölüm ve katliamdan kaçıp Türkiye’deki akrabalarının yanına gelmek isteyen kadın, çocuk, hasta, din adamı ve ihtiyarlar için Yayladağı sınır kapısının açılması ve güvenli bir koridorun oluşturulması.
– İş ile memuriyetten atılıp maaşları kesilen ve ölüm korkusundan dışarı çıkıp çalışamayan milyonlarca Alevi akrabamızın, açlık ve yokluk ihtiyaçlarını giderecek ayni ve nakdi yardım kampanyası düzenlememiz için gerekli kolaylığın sağlanmasını istiyoruz. Yukarıda belirtilen taleplerin yerine getirilmesi konusunda bugüne kadar çabalarımızı tüm yetkili organlar bilmekte ve demokrasi insan hak ve özgürlükleri bağlamında üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeleri tarihsel bir sorumluluk olduğunu buradan dile getiriyoruz.”
“TÜRKİYE BU ZULMÜ DURDURMAK İÇİN ADIM ATMALI”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Suriye’de yaşanan mezhep çatışmalarına karşı birlik ve beraberlik çağrısı bulunarak başladığı konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bugün Suriye’de cihatçı gruplar, farklı inançlara tahammülsüzlük göstererek baskı ve zulüm uyguluyor. Bu zulmün durdurulması için Türkiye Cumhuriyeti’nin bir adım atması gerekiyor. Bu zulümü durduracak olan da Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten AKP iktidarıdır. Çünkü biz şunu biliyoruz ki AKP iktidarı BAAS rejimi döneminde bağırarak; orayı bölen, orada savaş çıkartan anlayışı desteklediler. Suriye Özgür Ordusu’nu bu topraklarda yetiştirdiler. Ve bugün HTŞ 8 Aralık’ta Suriye rejimini ele geçirirken bu ülkenin Dışişleri Bakanı, bu ülkenin MİT Müşteşarı koşarak oraya gittiler.
O zaman buradan Adana’dan tekrar sesleniyoruz; Ey hükümet, ey AKP iktidarı, sizin destek verdiğiniz, sizin kucaklaştırdığınız, sizin dün terörist deyip bugün kardeşimiz diye kırmızı halılarla karşıladığınıza seslenin. Başta Aleviler olmak üzere, Suriye’de hiçbir insanın burnu kanamamalı. Suriye’de hiçbir insan; toprağını, evini, malını terk etmemeli. Suriye bir bütün olarak birlikte yaşamalı. O yüzden AKP iktidarının buna el atması gerekir. Sessiz kalmaması lazım. Madem ki Suriye’de onların dediği gibi devrim olduysa dünün teröristine devrimci diye karşılıyorlarsa o zaman devrimcinize söyleyin, başta Aleviler olmak üzere Suriye’de yaşayan hiçbir halkın hiçbir inanç grubunun burnu kanamamalı. İnsanlar açlık sefalet içinde. İnsanlar kaygı kaygı duyuyorlar. İnsanlar malıyla, canıyla, canından kaygı duyuyorlar.”
YARDIM KORİDORU TALEBİMİZE CEVAP VERİLMEDİ
Suriye için “yardım koridorunun açılsın” talebimize cevap verilmedi. Bizler Alevi kurumları olarak Suriye’ye giderek, “Orada katliam var mı yok mu” diye araştırma yapmak istedik ancak Dış ve İçişleri Bakanlıklarının bu talebe kulak tıkadı.
Ey bu ülkeyi yöneten Dışişleri Bakanı, ey bu ülkenin İçişleri Bakanı, Alevi kurumlarının bu talebine bir an önce cevap verin. Biz Suriye’de yaşayan kardeşlerimizin ne yaşadığını görmek istiyoruz. Onların sizin dediniz gibi bir yaşamı sürdürüyorlar mı yoksa orada bir zulüm var, orada bir katliam var, orada bir açlık var, orada bir sefalet var, bunu görmek istiyoruz. Aleviler bir araya gelerek, mücadele yürüterek katliamları dur demeye devam edeceğiz.”
MEDYA ELEŞTİRİLDİ: ALEVİLER DİYE Mİ HABER YAPMIYORSUNUZ?
Aslan ardından söz alan EHDAV Başkanı Ali Yeral, Adana ve Mersin’de bulunan Arap Alevilerin Suriye sahilinden geldiğinin altını çizerek, akrabalarının bir kısmı Suriye’de bir kısmı ise Türkiye’de olduğuna işaret etti.
Kendilerini “Alevicilik,Esatçılık, BAAS’çılık ve ayrımcılık” yapmadıklarını ancak öldürülen, başı kesilen ve kurşuna dizilenlerin Aleviler olduğunu ifade eden Yeral, havuz medyasının Suriye’de yaşanan katliamlara karşı sessizliğini eleştirdi.
“Alevi oldukları için mi, haberlerini yapmıyorsunuz? diye soran Yeral, “Ama yüce Rabbimize hamdü senalar olsun ki biz onlarla aynı dine değiliz. Çünkü onların dini Süfyani’dir. Bizimki Haşimi’dir. Onların dini Emevi’dir. Bizimki Muhammedi’dir. Onların dini Muaviye’dir. Bizimki Alevi’dir. Onlarınki Yezidi’dir. Bizimki Hüseyin’idir” diye konuştu.
“BU SORUNU HEP BİRLİKTE ÇÖZMELİYİZ”
Son olarak konuşan CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Ortadoğu coğrafyasında bir enerji paylaşımı yaşandığını ve bu katliamlarım bu paylaşımdan bağımsız olmadığını dile getirdi. Suriye’de yaşanan katliamlara dair AKP’lilerin, “Böyle bir olay yok. Münferit birkaç olay var. Orada herhangi bir katliam yaşanmıyor” diye yanıt verildiğini belirten Müzeyyen Şevkin, “İsterse bir tek insanın burnu kanasın arkadaşlar. Bütün oradaki azınlıkların, Müslüman’ı, Kürt’ü, Türk’ü, Alevisi, Sünnisi, her azınlığın insan hakları gereği korunması gerekiyor. Kendilerini ifade etmeleri gerekiyor ve her türlü haktan orada yararlanmaları gerekiyor. Oradaki kardeşlerimiz açlıkla sınanamaz, katliamla sınanamazlar. Tek bir kardeşimizin burnunun kanamasına dair tahammülümüz yok. Hep beraber çözeceğiz” ifadelerine yer verdi.