Etiket: narlıdere cemevi

  • Narlıdere Cemevi’nde Sivas anması yapıldı – VİDEO

    Narlıdere Cemevi’nde Sivas anması yapıldı – VİDEO

    PİRHA – İzmir Narlıdere Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. 33 yıldır adalet mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması için çağrı yaptı. 

    İzmir’de bulunan Narlıdere Cemevi, Sivas Katliamı’nın 33. yılı vesilesiyle anma gerçekleştirdi. Yaşamını yitiren 33 kişinin fotoğrafları bahçede bulunan Pir Sultan Abdal heykelinin önüne konularak üzerine karanfiller bırakıldı. ‘Biz bitti demeden Madımak davası bitmeyecek’ pankartı açılan anma saygı duruşuyla başladı.

    Çok sayıda kişinin katıldığı anma etkinliğinde semahlar dönüldü deyişler söylendi.

    “MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN”

    Anma programında konuşan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, 33 yıldır adalet aradıklarını belirterek, “Bugün bu meydan’da devlete ve hükümete bir kez daha sesleniyoruz: Canlarımızın katledildiği, insanlığın yakıldığı o karanlık mekân, yani Madımak Oteli derhal, amasız ve fakatsız UTANÇ MÜZESİ yapılmalıdır! Hafızayı silmek isteyenlere, katliamı unutturmaya çalışan egemen akla karşı; o bina bu ülkenin yüzleşme nişanesi olana kadar bu talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz!” dedi.

    Geçmişte yaşanan katliamların hesabı sorulmadan Türkiye’de ne demokrasiden ne de gerçek anlamda barıştan söz edilmeyeceğini belirtilen Özdemir, “Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Sivas’ta ve Gazi’de canlarımızı bizden koparan o tekçi, faşist ve gerici odak neyse; bugün Suriye’de Alevi halkına yönelik uygulanan soykırım ve vahşet de tam olarak aynısıdır! Aynı karanlık pınardan besleniyor, aynı nefretle saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüğünü kaydeden Özdemir,  “Alevileri asimile etmeye çalışanlara, işçiyi sömürenlere, kadını yok sayanlara karşı tek çaremiz: Eşit yurttaşlığa dayalı, demokratik ve laik bir Cumhuriyettir! İnançların özgür olduğu, devletin dinden elini çektiği, laikliğin ve demokrasinin bayraklaştığı bir ülkeyi mutlaka kuracağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.

    Konuşmaların ardından 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak anma programına katılım çağrısı yapıldı.

    PİRHA/İZMİR

  • Narlıdere’de Alevi deyişleriyle hafıza ve duygu aktarımı konuşuldu-VİDEO

    Narlıdere’de Alevi deyişleriyle hafıza ve duygu aktarımı konuşuldu-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi’nde düzenlenen “Alevi Deyiş Geleneğinde Duygu ve Hafıza Aktarımı” söyleşisinde, Alevi deyişlerinin kolektif hafızayı, inançsal aktarımı ve toplumsal duyguları kuşaktan kuşağa taşıyan önemli bir kültürel miras olduğu vurgulandı.

    Demi Devran Topluluğu’nun düzenlediği “Alevi Deyiş Geleneğinde Duygu ve Hafıza Aktarımı” söyleşisi yoğun katılımla gerçekleştirildi. Narlıdere Cemevi’nde  yapılan söyleşide Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir ile Dr. Zeynep Oktay sunum yaparken, Alevilikte “hal” ve “mahlas” kavramlarının inanç ve kültürel aktarım içerisindeki yeri ele alındı.

     “HAL” KAVRAMI DUYGULARIN ORTAKLAŞMASINI SAĞLIYOR

    Söyleşide ilk sözü alan Dr. Zeynep Oktay, Alevi deyişlerinde duygu aktarımının ve özneleşmenin önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Bedensel bilginin duygusal ve duyusal boyutlarının müzik aracılığıyla aktarıldığını ifade eden Oktay, bu geleneğin “hal” kavramı üzerinden kurulduğunu söyledi.

    Alevi kimliğine ve inancına dahil olan duyguların bir araya gelmesiyle “cem olma hali”nin ortaya çıktığını belirten Oktay, bir deyişi yeniden seslendiren kişinin mahlası kendi varlığında bugüne taşımasının aynı zamanda bir topluluk oluşturma pratiği olduğunu ifade etti. Mahlasın bir hafıza taşıyıcısı olduğunu vurgulayan Oktay, bunun kolektif hafızanın kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli bir rol oynadığını söyledi.

    Geleneklerin ancak ortak emekle yaşatılabileceğini belirten Oktay, “Gelenek dinamiktir ve dönüşerek aktarılır. Dönüşmeyen gelenek zamanla yok olur” dedi.

    “MAHLAS KUTSAL BİR SİLSİLENİN TAŞIYICISIDIR”

    Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir ise konuşmasında, Maraş bölgesindeki Sinemilli Ocağı’na ait deyişler üzerinden yürüttüğü çalışmalardan örnekler verdi. Sesin sözle buluştuğu noktada bir “hal”in ortaya çıktığını ifade eden Özdemir, “hal” kavramının Alevi deyiş geleneğinde taşıdığı anlam üzerinde durdu.

    Mahlasın kutsal geçmişi bugüne taşıyan bir isim olduğunu belirten Özdemir, bunu aynı zamanda bir aktarım ve sorumluluk pratiği olarak değerlendirdi. Mahlasın deyişler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir silsilenin parçası olduğunu söyledi.

    Söyleşi, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından Doç. Dr. Urum Ulaş Özdemir’in seslendirdiği deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

  • Pir Ali Tekin: Birikmiş geleneklerimiz modernlik adı altında eritiliyor!- VİDEO

    Pir Ali Tekin: Birikmiş geleneklerimiz modernlik adı altında eritiliyor!- VİDEO

    PİRHA – Köyden kente göç ile birlikte birikmiş geleneklerin modernlik adı altında eritildiğini belirten Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, “Kiminle görüşsek hep eskilerden bahseder ama eskiyi uygulayan yoktur. Herkes kendi anlayışına göre bir Alevilik çizmeye çalışıyor. Oysa Alevilik ikrarlık kapısında geçer. Pir, Mürşit, Rayber kapısında geçer” dedi. 

    Köyden kente göç ile birlikte Alevilikte yaşanan modernleşme sürecinde ocak sistemin işleyişini Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin ile konuştuk.

    İzmir Narlıdere Cemevi’nde hizmet yürüten Pir Tekin, Aleviliğin bulunduğu çağın şartlarına göre inanç ve süreğini yürüttüğünü belirterek, ‘Ocak Sistemi’nin bozulmadan sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “BİRİKMİŞ GELENEĞİMİZİ MODERNLİK ADI ALTINDA ERİTMEYE BAŞLADIK”

    1960’lı yıllardan bu yana kentlere göç ile birlikte Pir-Talip ilişkisinin giderek zayıfladığını söyleyen Tekin, bununla birlikte Alevi inancınında erezyona uğradığını ifade etti.

    Alevilikte ilk ikrarlaşmanın Pir-Talip ile başladığına dikkat çeken Pir Tekin, herkesin kendi anlayışına göre bir Alevilik çizdiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Yani Yol’a ve Pir’e bağlılık. O kültürün içerisinde kendini var etmek, orada söz sahibi olmaktır. Bu sevgiye, birlik, berberliğe ve hoşgörüye bağlanmaktır. Bu da binlerce yıldır talibinin her türlü müşkülatına koşmaya çalışan Pirler ve Analarla başlamıştır. Ve şimdiye kadar birikmiş olan o geleneğimizi modernlik adı altında şehirlerde eritmeye başladık. Kiminle görüşsek hep eskilerden bahseder ama eskiyi uygulayan yoktur. Herkes kendi anlayışına göre bir Alevilik çizmeye çalışıyor. Oysa Alevilik ikrarlık kapısında geçer. Pir, Mürşit, Rayber kapısında geçer.” 

    “CEMEVLERİ RAYBERLİK GÖREVİ GÖRÜYOR”

    Alevi kurumlarının 1990’lı yıllarda dernekleşmesiyle beraber ‘Ocak Sistemi’ni göz önüne alınmadığına dikkat çeken Tekin, bu sebeple de Alevilikte bozulmanın arttığını belirtti: “Hiçbir talip kendi ocağına sadakatini gösteremiyor. Neden gösteremiyor? Çünkü talip Pirin izini yitirmişi Pir de Talip’in izini yitirmiş.”

    Bozulan Pir-Talip ilişkisine karşı çağın gereklerini yerine getirilmesi gerektiğini ifade eden Pir Tekin, cemevlerinin tüm talipleri bir çatı altında toplayarak ‘Rayberlik’ görevi yaptığını söyledi. Tekin, “Burada iş Pirlerin bilinçli bir şekilde talibini olgunlaştırmasına kalıyor” dedi.

    “DERNEKLERİN KURULMASIYLA DEDELİK ÇOĞALDI”

    “Derneklerin kurulmasıyla ‘Dedelik’ çoğaldı” diyen Tekin, konuşmasını şöyle dürdürdü:

    “Elbette ki ocağı kıymetlidir, saygıya değer ama o ocağın yükünü taşıyamayan dedelerin karşısında el pençe durduk, onlar da bizi yanlışa yönelttiler. Talibin burada bana göre bir eksikliği yoktur eksiklik biz dedelerden geliyor. Çünkü biz ocağımızın adını kullanarak bilgimizi geliştirmeden, olgunlaşmadan talibin karşısına çıktık, ona bir olgunluk tarif etmeye çalıştık ama kendimizde olmayanı taliple aramaya çalıştık. O yüzden de zayıflama hızlandı.”

    “YOL’U ERKANI BİLEN PİRLER TERCİH EDİLMELİ”

    2017 yılında kurulan ‘Dedeler kurulu’nun bir süre devam ettiğini ancak işlevini yerine getirmediği eleştirisini sunan Pir Tekin, o süreçte Hakk’a Yürüme Erkanı üzerinde çalışarak Alevi geleneklerine uygun erkan çalışmasını sürdürdüklerini söyledi.

    Aleviliğin özünü tekrar hayata geçirmenin ehli kamil, Yol’u, erkanı iyi bilen Pirlerin tercih edilmesi gerektiğinin altını çizen Tekin, “Pirlerin bilgili, bilinçli Yol’un temelini yıpratmadan Yol’u zamanımıza göre uyarlaması gerek. Yani bir yerde binlerce yıldır kurulmuş olan inşa edilmiş bir geleneği bir anda yıkma yoluna gitmemeli. Eğer bir kaideyi yerinde kaldırmayı düşünüyorsak o kaideyi bize unutturacak daha iyi bir kaide oraya konulması gerekir” diye konuştu.

    Semra ACAR- İZMİR

     

  • Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Serin: Çalışmalarımıza kadınların ilgisi çok yüksek!-VİDEO

    Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Serin: Çalışmalarımıza kadınların ilgisi çok yüksek!-VİDEO

    PİRHA – Alevilik inancını en çok içselleştiren, onu yürüten, Yol’a gönül verenlerin daha çok kadınlar olduğuna dikkat çeken Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Gülay Serin, cemevindeki kadın çalışmalarına değinerek, Alevilerin eşit yurttaşlık talebini yineledi. 

    Narlıdere Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Gülay Serin ile cemevinin kadın çalışmalarını ve Alevilerin taleplerini konuştuk.

    “ALEVİLİK BİR YAŞAM FELSEFESİDİR”

    Alevilik inancını en çok içselleştiren, onu yürüten, Yol’a gönül verenlerin daha çok kadınlar olduğuna dikkat çeken Serin, cemevlerinin ibadethane sayılması ve Alevilerin eşit yurttaşlık hakkının verilmesi talebini yineledi.

    Gülay Serin, inanca yönelik ise şunları söyledi:

    “Bu kadim inancı yaşamamızı, yaşatmamızı dedelerimize, analarımıza, Yol önderlerimize bıraksınlar. Çünkü biz Aleviliği gerçekten sadece bir inanç olarak değil bir yaşam felsefesi olarak görüyoruz. Aleviliğin yaşam felsefesi, bütün topluma uyarlansa dünyanın çok güzel olacağına eminim.”

    Narlıdere Cemevi‘nde güçlü bir kadın komisyonu olduğunu vurgulayan Gülay Serin, “Kadın bilincini yükselten bu komisyon haftanın bir günü toplanarak yapılabilecek etkinliklerin planlamasını yapıyor ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.

    Gülay Serin, her cuma günü cemevinde toplandıklarını belirterek, “70 kişilik kadın komisyonumuz var. Etkinlikler olmasa bile o günün, haftanın önemine göre konuşuyoruz. Cemevinde daha çok sağlıkla, kadın haklarıyla, toplumsal cinsiyetle ve eşitlik temelinde neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Aynı zamanda ülke gündemiyle ilgili görüş alışverişinde bulunuyoruz” dedi.

    “RİTÜELLERİ ÖĞRENİYORUZ”

    Cemevinde yapılan toplantılara katılmak için cuma gününü iple çeken kadınların olduğunu belirten Serin, “Büyüklerimiz var, yaş almış kadınlarımız var. Onların tecrübeleriyle, onların söylemleriyle gelenekçi, o inanışın getirdiği ritüelleri öğrenmeye çalışıyoruz. Tabii ki her yörenin inanç ritüelleri farklı. Herkesin yaşanmışlıkları, hatırladıklarını anlatıp, birbirimize aktarıyoruz” diye konuştu.

    “KADINLARIN İLGİSİ ÇOK FAZLA”

    Kadınların toplantılara ilgisinin yoğun oluğunu belirten Gülay Serin, kadın haklarıyla ilgili ‘Sessiz çığlık’  denilen yardım işaretlerini öğrenen kadınların birçoğunun bundan haberinin olmadığını, avukatlarla birlikte verimli bir seminer verildiğini kaydetti. Özellikle kadınların sağlık seminerlerine ilgi gösterdiğini vurgulayan Serin, psikolog destekleriyle terapilerin de verildiğini söyledi.

    Atölye çalışmalarına da ilginin olduğunu söyleyen Gülay Serin, tüm kadınları cemevlerine beklediklerini söyledi.

    Semra ACAR/İZMİR

  • Madımak Katliamı’nın 32. yılında Narlıdere Cemevi’nde anma ve tiyatro gösterimi-VİDEO

    Madımak Katliamı’nın 32. yılında Narlıdere Cemevi’nde anma ve tiyatro gösterimi-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri anarak, katliamı anlatan ‘Yandık yanmayı öğrendik’ oyununu sahneledi.

    Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Cemevi, Madımak Katliamının 32. yılında yaşamını yitirenleri andı, Sivas Katliamını konu alan tiyatro oyunu olan ‘Yandık yanmayı öğrendik’ oyununu sahneledi.

    Narlıdere Cemevi bahçesinde gerçekleşen anmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Anmada “Sivas’ı unutma unutturma”, “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” sloganları atıldı.

    MADIMAK’I KONU ALAN TİYATRO OYUNU SAHNELENDİ

    Anma öncesinde Hakk’a yürüyenler için gülbenler eşliğinde çerağ uyandırıldı.

    Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Cemevi üyelerinin sergilediği ve Orhan Demir yönetmenliğinde gerçekleşen, ‘Yandık yanmayı öğrendik’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.

    Anmada ayrıca Narlıdere Cemevi yöneticisi Gülay Serin, Madımak’ta kaybedilenler anısına şiir okudu.

    Basın açıklamasını Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Cemevi Başkanı Elvan Özdemir okudu.

    “HER TÜRLÜ HUKUKSUZLUK OLAĞANLAŞTIRILIYOR”

    Ülkedeki ekonomik ve politik krizler ile birlikte insan hakları ihlaline dikkat çeken Elvan Özdemir, “Bugün Sivas’ın katillerinin, Hizbullahçıların salıverildiği, gazetecilerin, öğrencilerin, aydınların cezaevlerinde tutulduğu, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumların atandığı bir karanlık dönemden geçiyoruz. Ekonomik ve sosyal kriz, adalet krizi ile gerici ve tekçi bir ablukaya dönüşürken, emekçilerin, emeklilerin, gençlerin kadınların bedeller ödeyerek kazandıkları temel hakları bir bir gaspediliyor, en demokratik anayasal hakları kullandırılmıyor, bu düzenin devamına yönelik her türden hukuksuzluk olağanlaştırılıyor” diye konuştu.

    ALEVİLERİN YAŞAM ALANLARINA SALDIRI

    Alevilerin yaşam alanlarındaki madencilik faaliyetlerine tepki gösteren Elvan Özdemir, “Sivas, Tokat, Malatya Erzincan başta olmak üzere Alevi coğrafyası madencilik adı altında, maden ve enerji şirketlerine peşkeş çekilmekte; kutsal mekânlarımız, ziyaretgahlarımız, derelerimiz, dağlarımız, yaşam alanlarımız talan edilmektedir. Bu yapılmak istenen şey, sadece sıradan bir doğa katliamı değil, aynı zamanda bir inanç, kültür ve hafıza kıyımıdır. Bu düzenin adı açıkça faşizmdir. Bugün yapılan şeyin adı, açıkça şeriatçı ve faşist bir kuşatmadır” dedi.

    “YENİ ANAYASA’DA ALEVİLER VE EZİLENLER YOK”

    Elvan Özdemir, yeni anayasa tartışmalarında ezilenlerin ve Alevilerin hak taleplerinin olmayışını eleştirerek , “Ama o masalarda yine Aleviler yok, emekçiler yok, kadınlar yok, Kürtler yok! Biz olmadan yazılan bir toplumsal sözleşme; ne eşit olabilir, ne özgür, ne de kardeşçe. Aleviler yalnızca bu ülkenin vicdanı değil; aynı zamanda kurucu iradesidir. Bu nedenle yeni anayasada Aleviler söz sahibi olmalı, yalnızca “konu” değil, özne ve kurucu irade olarak kabul edilmelidir” diye belirtti.

    2 TEMMUZ’DAKİ KİTLESEL ANMAYA ÇAĞRI

    Elvan Özdemir son olarak 2 Temmuz’da Sivas’ta kitlesel olarak gerçekleşen anmaya katılım çağrısında bulunarak şunları söyledi:

    “32 yıl önce Sivas’ta yakılan ateş, bugün hâlâ kalbimizde yanıyor. Ama o küllerin içinden yeniden birlik, direniş ve umut yeşeriyor. Mücadelemiz yalnızca geçmişin hesabı değil, geleceğin de savunusudur. Emekten, laiklikten, Eşitlikten yana olan, özgür ve kardeşçe yaşayacağımız aydınlık Türkiye diyen, halkına ses, karanlığa ışık olan tüm dostlarımızı 2 Temmuz’da Sivas’a ve bulundukları her yerde alanlara çağırıyoruz!”

    Açıklama alkışlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Narlıdere Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    Narlıdere Cemevi’nde Hızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevinde yürütülen Hızır Cemi’nde, Hızır ayının belli günlere sığdırılamayacağı kaydedilerek, bu ayların Aleviler için hatadan uzaklaşarak toplumsal barışı örmenin en önemli ibadeti olduğuna vurgu yapıldı.

    Aleviler Hızır Ayı dolayısıyla dünyanın bir çok merkezinde lokmalarını pay etmeye ve Hızır Cemi tutmaya devam ediyor.

    Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Cemevi’nde Hızır Cemi tutuldu. 12 hizmetin yürütüldüğü cemi Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Ali Tekin yürüttü.

    “HIZIR AYI AKLANMA VE ÖZÜNÜ DARA ÇEKME AYIDIR”

    Tekin, Hızır ayının 13-14-15 Şubat tarihlerine sıkışmayacak kadar uzun süren bir ibadet ayı olduğunu söyledi. Hızır ayının Aleviler için eksikleri ile yüzleşerek özünü dara çekmesi olduğunu söyleyen Tekin, “Aleviler kendi yaşam alanlarında tüm kutsallarını ve bayramlarını yaşıyorlardı. 1960’lı yıllardan sonra şehirleşmeyle bunlardan uzaklaştık. Hızır’ı 13-14-15 Şubat’a sığdırdık. Aksine en az 3 hafta sürerdi ve bu süre içerisinde farklı aşiretlerin cemleri yapılırdı, görgü görülürdü. Hızır ayı Alevilerin aklanma ayıdır. Yanlışlardan, hatalardan uzaklaşma ayıdır. Küskünler barıştırılır, herkes eteğindeki taşı döker, Hakk meydanında özünü dara çeker. İşte biz bundan uzaklaştık. Talip dededen, dede talipten uzaklaştı. Hızır’ın en çok anıldığı yer Dersimdir. Hızır ovası, Hızır yaylası, Hızır gözesi, Hızır köprüsü gibi isimlendirmelerle Hızır’la yatılır, Hızır’la kalkılır. Bütün beklentileri Hızır’dandır. Ondan diyoruz ki Hızır Dersim’den yola çıkar. Düşüncesi de hep bu şekilde yayılır” diye konuştu.

    LOKMALAR PAYLAŞILDI

    Cemde Hızır’ın tarihsel toplumsal yönüne ve güncele dair sohbet edilirken, Alevi toplumunun toplumsal değerlerine sahip çıkma çağrısında bulunuldu.

    Zakirin deyiş ve nefesleriyle ceme katılan yurttaşlar semah dönerken, cem lokmaların pay edilmesiyle tamamlandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Narlıdere Demokrasi Platformu: Demokratik ve barışçıl çözüm için sorumluluk alınmalı- VİDEO

    Narlıdere Demokrasi Platformu: Demokratik ve barışçıl çözüm için sorumluluk alınmalı- VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Demokrasi Platformu, İsrail’in Filistin’e yönelik soykırım politikalarını kınayarak, ulus-devlet esaslı yaklaşımların sorunları derinleştirdiğini ve halklar arasındaki düşmanlığı arttırdığını belirtti. 

    İzmir Narlıdere Demokrasi Platformu, İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarını protesto etmek amacıyla Semt Polikliniği önünde açıklama yaptı. ‘Tüm Dünyadaki Savaşlara Hayır, Barış Hemen Şimdi’ pankartının açıldığı açıklamada ‘Savaşa hayır barış hemen şimdi’, ‘Birleşe birleşe kazanacağız’, ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ sloganları atıldı.

    Açıklamaya Narlıdere Demokrasi Platformu üyelerinin yanı sıra Narlıdere Cemevi yöneticileri ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan katıldı. Açıklamayı okuyan Disk Emekli Sen temsilcisi Firdevs Kutluk , İsrail’in Gazze’de ‘soykırım’ uyguladığını söyledi. İsrail’in hastaneleri, camileri, kiliseleri, okulları hedef aldığına dikkati çeken Kutluk, İsrail’in savaş suçu işlediğini vurguladı.

    İSRAİL VE HAMAS’A SAVAŞ SUÇU ELEŞTİRİSİ

    İsrail’in açıkça savaş suçu işlediğini belirten Kutluk, aynı zamanda HAMAS’ın sivillere yönelik saldırılarının da bu savaş suçuna ortak olduğu eleştirisinde bulunarak, “Bu yapılanlar açıkça bir savaş ve insanlık suçudur. Bu saldırılar ahlaki ve insani değerlerden yoksunluğu, barbarlığı temsil etmektedir. Bu suçu işleyenler insanlığın vicdanında mahkûm edilmiş, lanetlenmişlerdir. Aynı şekilde HAMAS’ın İsrailli sivillere saldırıları ve sivil insanların cenazelerinin teşhir edilmesinin de savaş suçu olduğunu hatırlatmak isteriz” dedi.

    “ULUS-DEVLETLİ YAKLAŞIMLAR SORUNU DERİNLEŞTİRİYOR”

    Kutluk, Ortadoğu’daki temel iki mesele olan Filistin ve Kürt meselesi çözülmeden Ortadoğu’daki sorunların çözülemeyeceğinin acı bir biçimde tecrübe edildiğini ifade ederek, “Ulus-devlet esaslı yaklaşımların sorunları derinleştirdiğini, halklar arasındaki düşmanlığı arttırdığını her çatışmada bir kez daha görüyoruz. Ortadoğu’da milliyetçi ve dini bölünmelerin bitmeyen acılara kapı araladığına inanıyoruz. Halkların binlerce yıldır bir arada ve barışçıl yaşama deneyimine sahip olduğu bu coğrafyada huzuru tekrar tesis etmenin en doğru yolu demokratik ve barışçıl çözümü esas almaktır. Bizler Ortadoğu’da şiddetin, ölümün ve tekçi-iktidarcı anlayışların değil; halkların bir arada barış içinde yaşamalarından yanayız” diye belirtti.

    BARIŞIN TESİSİ İÇİN SORUMLULUK ÇAĞRISI

    ‘Adil bir barışın kaybedeni olmaz’ şiarıyla bölgede etkili tüm aktörleri, barışın tesisi için sorumluluk almaya çağıran Kutluk, “ Bizler emek ve demokrasi örgütleri olarak; ölümü değil yaşamı, savaşı değil barışı, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, karanlığa karşı aydınlığı savunduk ve savunmaya devam edeceğiz .Çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bir kez daha İsrail’in soykırım politikalarını, Gazze şeridinde hastanelere yönelik tüm saldırılarını kınıyoruz. Dünyada var olan tüm savaşların bir an önce durdurulmasını ve barışın derhal hayata geçirilmesini savunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, Narlıdere Cemevini ziyaret etti-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, Narlıdere Cemevini ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın Narlıdere Cemevini ziyaret ederek, 14 Mayıs’ta yapılacak seçime ilişkin fikir alışverişinde bulundu. Akın, İnançların özgürce yaşanabilmesi için, İnanç Bakanlığı kuracaklarını belirterek, herkesin inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini söyledi.

    Yeşil ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim çalışmaları kapsamında Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili adaylarının katılımı ile çalışmalarını sürdürüyor. Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın Narlıdere Cemevini ziyaret ederek, 14 Mayıs’ta yapılacak seçime ilişkin fikir alışverişinde bulundu.

    Cemevi ziyaretinde konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, İzmir’e gelmeden önce Diyarbakır’da çalışmalar yürüttüğünü hatırlatarak, iki tarafın temsil edildiği bir seçim olduğunu söyledi. Akın, “Bir taraftan Yeşil Sol Parti var. Öbür taraf tan devletin bütün imkanlarıyla her sokakta zırhlı aracıyla var olan bir taraf var. 14 Mayıs kritik bir seçim. Bütün bütçenin savaş bütçesi haline geldiği bir durum var. Ve bu durum ekonomik krize neden oluyor. Ülkemizde büyük bir deprem yaşandı. Ve binlerce insanımızı kaybettik. Tek adam rejimi çok tahribatlar yarattı. Yeşil Sol Partiye çok büyük önem düşüyor” dedi.

    “İNANÇLAR ÖZGÜRCE YAŞAYABİLMELİ”

    14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde Alevilerin de desteklerini beklediklerini kaydeden Akın, inançların özgürce yaşanması için seçim beyannamelerinde de bu konuya yer verdiklerini ifade etti. Akın, “Seçim beyannamemizde de belirttik. Diyanet İşleri Başkanlığını kapatarak yerine İnanç Bakanlığını kuracağımızı belirttik. Bu şekilde başka inanca sahip insanlarımızın inancını özgürce yaşaması gerekiyor. Aleviler de bu toplumda inançların özgürce yaşayabilmeli” diye konuştu.

    Narlıdere Cemevi ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan da ülkenin değişime ihtiyacı olduğunu, bu noktada Yeşil Sol Parti’nin sorumluluğunun çok olduğunu ifade eden Arslan, başarılar dileğinde bulundu.

    NARLIDERE BİLDİRİ DAĞITIMI

    Yeşil Sol Parti Milletvekili adayları Semra Kıratlı, Mustafa Okçu, Narlıdere Çatalkaya Mahallesi’nde bulunan Pazar yerinde bildiri dağıtımı yaparak aday tanıtımını gerçekleştirdi. Bildiri dağıtımının gerçekleştiği Pazar yerinde halkın yoğun ilgisi ile karşılaşan heyet halka bildiri dağıttı.

    Pazar yerinde söz alan Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Semra Kıratlı, 14 Mayıs seçimlerinden daha güçlü çıkmak için çalışmalarını sürdüklerini hatırlatarak, Türkiye’nin 2’inci yüzyılında daha eşitlikçi, demokratik, kadın ve gençlerin özgür olabileceği bir ülkeyi inşa etmek için mücadele ettiklerini, bu mücadelelerini büyüterek sürdüreceklerini söyledi.

    PİRHA/İZMİR

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Narlıdere Cemevinde yurttaşlarla buluştu

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Narlıdere Cemevinde yurttaşlarla buluştu

    PİRHA- Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, ‘Bir Yol Var’ kampanyası kapsamında Narlıdere Cemevinde yurttaşlarla bir araya geldi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekillerinin ‘Bir Yol Var’ diyerek Türkiye’nin farklı kentlerine başlattığı buluşmalar devam ediyor. 

    TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, parti heyetiyle beraber İzmir’de Narlıdere Cemevine ziyarette bulunarak halk toplantısına katıldı. Ziyarette Baş’a, Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan eşlik etti.

    Erkan Baş, üçüncü ittifağa işaret ederek Kürtleri, Alevileri, kadınları, emeği ve laikliği temsil eden bir ittifaka ihtiyaç olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

    ÜÇÜNCÜ  İTTİFAK ÖNERİSİ

    Halk toplantılarından çıkardıkları görev ve sorumlulukla çeşitli partiler ve demokratik kitle örgütleriyle olası 3. ittifak önerilerine dair değerlendirmelerde bulunduklarını kaydeden Baş, “Hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde nasıl bir tutum alınması gerektiğine dair bir tartışma sürdürüyoruz. Hem de milletvekilliği seçimlerinde halkımızın saray rejiminden kurtulmak isteyen milyonlarca yurttaşın daha güçlü muhalefetle tanışması için çaba içerisindeyiz. Bunun yaratacağını hissettiğimiz umut sorumluluklarımızı artırıyor. Yurttaşlarımıza ‘Bir yol daha var bu yolu hep birlikte inşa ediyoruz’ diyerek seslenmek istiyorum. Biz, o yolu görüyoruz ve bu yolun yaratılması konusunda önümüze çıkacak tüm engelleri hep birlikte aşabileceğimize inanıyoruz” dedi.

    KÜRTLERİ, ALEVİLERİ, EMEĞİ, KADINLARI TEMSİL EDEN BİR İTTİFAK

    Geçen hafta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptıkları görüşmenin de içeriğini anlatan Baş, CHP’nin ‘kendi sağıyla’ bir ittifak arayışı içerisinde olduğunu, kendilerinin ise emeği, Kürtleri, Alevileri, kadınları, laikliği temsil eden bir ittifaka ihtiyaç olduğunu tespit ettiklerini söyledi. Baş, “Bu görüşlerimizi Sayın Kılıçdaroğlu ile de paylaştık ve toplumsal muhalefetin güçleri olarak kendilerinden ana muhalefet rolünü devralmaya hazırlandığımızı belirttik” diye konuştu.

    Baş, son olarak üçüncü ittifakın, yeni yolun toplumsal muhalefetin Türkiye’nin tüm siyasi dengelerini alt üst edecek kadar etkili bir politik güç olarak ortaya çıkacağına ilişkin inançlı olduklarını kaydetti.

    PİRHA/İZMİR

  • Yazar Ali Balkız’ın ‘Büyümek İstedim’ romanı Narlıdere Cemevinde okuyucu ile buluştu-VİDEO

    Yazar Ali Balkız’ın ‘Büyümek İstedim’ romanı Narlıdere Cemevinde okuyucu ile buluştu-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) eski Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız’ın yeni kitabı, “Büyümek İstedim” romanı Narlıdere Cemevinde okuyucular ile buluştu. 

    Önceki dönem Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı ve Yazar Ali Balkız’ın 2021 Fakir Baykurt Roman Ödülüne uygun görülen romanı, “Büyümek İstedim” Literatür Yayınları’ndan çıktı. Narlıdere Cemevinde düzenlenen söyleşi ve imza etkinliğinde Ali Balkız’ın, ‘AKP Politikaları ve Alevilik’ kitabı ve ‘Alevilik’ yazıları stantta yerini aldı.

    Yazar Ali Balkız, ülkenin bir uçurumun eşiğine sürüklendiğine vurguda bulunarak, “Bizi akıldan, dayanışmadan yoksun olarak parçalanmaya, bölünmeye davet eden bir anlayış var. Ama bu öğreti buna izin vermez. Türkiye önemli bir uçurumun başındadır. Ya hep beraber o uçurumdan aşağı ineceğiz, yada kurtulacağız” diye konuştu.

    “KENTLERE GÖÇ İLE İHTİYAÇTAN KAYNAKLI CEMEVLERİ İNŞA EDİLDİ”

    Toplumsal yaşam alanlarından kopan Alevilerin kentlere göçü ile birlikte belli ihtiyaçların doğrultusunda cemevlerinin inşa edildiğini söyleyen Balkız, “Kırlardan kopan biz Aleviler inancımızı, kültürümüzü yaşayabilmek ve çocuklara aktarabilmekte zorlanıyoruz. Bu cemevleri ondan inşa edildi. Cemevleri olmasaydı bizler ne buluşabilir, ne cenazelerimizi kaldırabilir ne de lokmalarımızı paylaşabilirdik. Aleviliği doğru anlayan, aktaran mekanlar olan cemevlerinin yapılması şarttır. Köylerde kendi halimizce yaşar iken kentlere geliş ile birlikte dedemizi, musahibimizi hatta kendi ailemizden insanları kaybettik. Cemevleri bu ihtiyaçtan dolayı doğdu” dedi.

    “TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR UÇURUMUN BAŞINDA”

    Balkız, ülkedeki farklı kimliklerin, inançların hedef alınarak parçalanmaya çalışıldığını belirtti. Ülkenin belirsiz bir uçurumun eşiğine sürüklendiğine vurguda bulunan Balkız, “Bizi akıldan, dayanışmadan yoksun olarak parçalanmaya, bölünmeye davet eden bir anlayış var. Ama bu öğreti buna izin vermez. Sadece Aleviler değil kardeşlikten, eşitlikten ve barıştan yana olan Kürtler de, Sünni Türkler de izin vermez. Türkiye önemli bir uçurumun başındadır. Ya hep beraber o uçurumdan aşağı ineceğiz, ya da kurtulacağız. Yol ulularımız, ‘Dert bizde derman ellerimizdedir’ der. Yılmayacağız, korkmayacağız. Çocuklarımızın geleceğini bizler temin edeceğiz” şeklinde konuştu.

    ‘BÜYÜMEK İSTEDİM’ ROMANINA DAİR

    Kitabevleri ve internet sitelerinde satışına başlanan eser, Fakir Baykurt adına düzenlenen ‘Roman Ödülü’ yarışmasında 46 dosya içerisinden birincilik kazanan çalışma olmuştu.

    Ali Balkız, “Büyümek İstedim” adlı romanını, olağanüstü meraklı ve bir an önce büyüyüp hayata atılmak isteyen ilkokul öğrencisi Gollik Ali’nin gözünden anlatıyor. Balkız, 27 Mayıs 1960’ın arifesinde, siyasî çatışmaların yansımasını gördüğümüz Orta Anadolu’daki biri Alevî, öteki Sünnî olan iki köydeki yaşam biçimini, sert doğa koşullarını, insanlarını, ilişkilerini imgesel betimlemelerle kaleme alıyor.

    Sabri MERAL

  • İzmir Narlıdere’de, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı

    İzmir Narlıdere’de, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı

    PİRHA- İzmir Narlıdere’de yapılan açıklamada, 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak katliamında yaşamını yitirenler anıldı.

    Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Narlıdere Cemevi 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak katliamında yaşamını yitirenleri Narlıdere’de basın açıklaması ile andı. Eski belediye önünde yapılan açıklamaya sendikalar, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve yöre derneklerinin temsilcileri de destek verdi.

    Basın açıklamasını okuyan Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Başkanı Mustafa Aslan, “Bundan 27 yıl önce 33 canımız bütün devlet güçlerinin önünde Sivas’ta gerici, şeriatçı çeteler tarafından katledilmiştir. Bu korkunç katliam son derece planlı ve organize bir çalışmanın sonucunda gerçekleştirilmiştir. Katliam günü devlet yetkilileri şeriatçı güruhun toplanmasına ve kalabalıklaşmasına göz yummuşlardır” dedi.

    “BU TOPLUM DEMOKRASİ MÜCADELESİNDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYECEK”

    Bugün AKP iktidarının sadece Alevilere değil diğer tüm ilerici, demokrat, muhalif toplum kesimlerine karşı da baskı ve sindirme politikalarını sürdürdüğünü dile getiren Aslan, “AKP’nin kurduğu yeni düzen farklılıklara izin vermiyor. Bu anlayış ile HDP Eş Genel Başkanları, seçilmiş belediye başkanları da dâhil, halk iradesi ile seçilmiş milletvekilleri tutuklanmıştır. Siyasal İslamcı zihniyet AKP’nin son hamlesi ise Barolar üzerine olmuştur. Ama şunu unutmasınlar; bu toplum demokrasi mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçmeyecektir” diye konuştu.

    SİVAS’IN IŞIĞI HİÇ SÖNMEYECEK

    Sivas’ta katledilen insanların ışığının hiç sönmeyeceğini söyleyen Aslan, şöyle devam etti:

    “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan, bütün toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden tüm; ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan kesimleri zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. Hep birlikte tek adam rejimine, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe, baskı politikalarına karşı mücadeleyi büyütelim. Başta Sivas Madımak katliamı olmak üzere bu ülkede yaşanan hiçbir katliamı unutmadık, unutturmayacağız. Sivas’ın ışığı hiç sönmeyecek.”

  • HDP Milletvekili Serpil Kemalbay İzmir’de cemevlerini ziyaret etti

    HDP Milletvekili Serpil Kemalbay İzmir’de cemevlerini ziyaret etti

    PİRHA – HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ve beraberindeki heyet, Yamanlar Cemevi ve Narlıdere Cemevi’ni ziyaret etti. Yapılan ziyarette demokrasi yürüyüşünün kıymetli olduğunu ve destek vereceklerini söyledi. 

    HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, PM üyesi Aydın Çetinkaya, İl Eş Başkanı Kadir Baydu dün Yamanlar Cemevini bugün ise Narlıdere Cemevini ziyaret etti.

    “Demokratik Mücadele Programı”nı anlatmak üzere cemevlerini ziyaret eden HDP heyetini cemeevi yönetimi karşıladı. Pazar günü İzmir’den Edirne yürüyüş koluna katılacakları uğurlamaya geleceklerini ifade eden cemevi yöneticileri destek vereceklerini ve bu adımı çok kıymetli bulduklarını ifade ettiler.

    Cemevinde yapılan ziyaret kapsamında karşılıklı görüşler bildirildi. Mücadele ekseninde birlikteliğe vurgu yapılarak gerekli desteğin verileceği belirtildi. PİRHA/İZMİR

     

  • Narlıdere Cemevi Başkanı yeniden Mustafa Aslan

    Narlıdere Cemevi Başkanı yeniden Mustafa Aslan

    PİRHA- Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği ve Cemevi 15. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Kongrede başkanlığa yeniden Mustafa Aslan seçildi.

    Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği ve Cemevi’nin 15. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdi. Yoğun ilginin olduğu kongreye birçok Alevi kurum temsilcisi ve Alevi yurttaşlar da katılarak destek verdi.

    Kongre açılış konuşmasının ardından kongre delegasyonuna faaliyet raporları sunuldu. Yapılan konuşmaların ardından seçim gündemine geçildi.

    Seçim sonucunda Mustafa Aslan yeniden başkanlığa seçildi. PİRHA/İZMİR

  • ‘Aleviler siyaset ile hak taleplerini içeren bir mücadele ittifakı kurmalı’- VİDEO

    ‘Aleviler siyaset ile hak taleplerini içeren bir mücadele ittifakı kurmalı’- VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi’nde düzenlenen ‘Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler’ sempozyumunun son gün oturumunda, ”Siyasal Karşılaşmalar-Sosyalist Partiler ve Alevilik Sorunu” başlığı tartışıldı. Son oturumda konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Alevi kurumları Alevi dinamiğinin hassasiyeti, hak ve özgürlük taleplerini içeren bir mücadele ile siyasette ittifak kurmalı” dedi.

    Haberin Videosu

    Narlıdere Cemevi ve Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği, ‘Aleviler ve Sosyalistler’ teması kapsamında Narlıdere Cemevi’nde düzenlediği sempozyum son gününde, ‘Siyasal Karşılaşmalar-Sosyalist Partiler ve Alevilik Sorunu’ oturumu ile devam etti.

    Oturum başkanlığını Ayhan Ali Duran Topuz’un yaptığı sempozyumun son oturumuna Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nden ( SYKP) Canan Yüce ve Emek Partisi (EMEP) adına İhsan Çoralan konuşmacı olarak katıldı.

    “ALEVİLER TALEPLERİ DOĞRUSUNDA İTTİFAK KURMALI”

    Alevi kurumlarının siyaset ile ile ilişkisinin Alevi toplumuna kazandırmadığını vurgulayan Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Alevilerin hak ve taleplerini içeren bir mücadele yöntemi ile ittifak geliştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Kenanoğlu, “Alevi kurum başkanlar doğal bir vekil adayıdır. Alevi kurum başkanları milletvekilliğini kendilerine bir hedef koydular. Genel yaklaşım bunun üzerineydi. Bunu eleştirdik. Bunun yolu yöntemi yanlış kuruluyordu. Siyasi özne olamayı başarabilmek üzerinden bunu kurmayı başarabilmeliyiz. Sürekli bir sapmalar içinde bocalarsınız. Bunun doğru bir ilişki ve Alevi toplumuna bir faydası olmadığı ortada. Alevi hareketinin doğrudan bir parti kurmamasını ifade ettim. İttifaklar üzerinden bu ilişki kurulmalı. Doğrusu Alevi dinamiğinin hassasiyeti, hak ve özgürlük taleplerini içeren bir mücadele ile ittifaklaşma üzerine kurulmalı” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ HDP’NİN PARTİ PROGRAMINA ALINDI”

    Kenanoğlu, HDP’nin zorunlu din derslerinden, diyanetin kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesine kadar Alevi toplumun hak ve taleplerini parti programına aldığına dikkat çekti. Alevi sorununu tıpkı Kürt sorunu gibi demokratikleşme sorunu olarak gördüklerini ifade eden Kenanoğlu, bütün bu sorunların çözümünün demokratik cumhuriyet olduğuna vurgu yaptı. Kenanoğlu şunlara dikkat çekti:

    “HDP Alevi toplumunun demokratik mücadele doğrultusunda verdiği hak mücadelesini parti programına koydu. Zorunlu din derslerine dava açıp kazanan ilk kişiyim. Diyanet kaldırılsın, devlet inançlardan elini çeksin diyen biri olarak bunu partide bunun savunuculuğu yapmadan olmazdı. Bunun için HDP içerisinde yer aldım. Şeyh Sait’in torunu olan Hişyar Özsoy, Diyarbakır milletvekili olan Nimetullah Erdoğmuş, başörtüsü mücadelesi ile tanınan ve ölümle tanınan Hüda Kaya bizim milletvekilimiz. Bunlar ile birlikte mücadele ediyoruz. Buda tabi yoğun eleştiri malzemesi haline getiriliyor. Diyarbakır’da şafi melleler ile bir toplantı yaptık ve ortam bir metin kaleme aldık. Diyanetin kaldırılmasından, zorunlu din dersine Alevi toplumun savunduğu bütün taleplere hepsi imza attı. Bizi HDP çatısı altında ortaklaştıran işte bu demokrasi mücadelesidir. HDP’nin Alevi politikasını belirlemek için Alevi kurum temsilcileri, kanaat önderleri le konferans düzenledik. Bir sonuç bildirgesi çıktı. Bu sonuç bildirgesi yok sayılmadan parti programına ekledik. Zorunlu din derslerinin kaldırması, Diyanet’in kapatılması olduğu gibi parti programına konuldu. Bu metinler bizim için yeterli değildir elbet. Alevi sorununun tıpkı Kürt sorunu gibi bit demokratikleşme olarak ele alıyoruz. Demokratik bir cumhuriyet ile bu sorunun çözüleceğine inanıyoruz.”

    “ARAP ALEVİLER KİMLİKLERİNE SAHİP ÇIKMAYA BAŞLADI”

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi’nden (SYKP) Canan Yüce ise, Aleviliğin tarihsel gerçekliği ve öz değerleri ile buluşmasını istediklerini dile getirdi. Aleviler ile emek bağını kuran bir kurtuluş paradigması kurmak istedikleri ifade eden Yüce, “Tarihi hep devletler yazar ama yazılmayan bir devletsiz tarih var. Alevilik felsefik öğeler taşır. Komünal ve özgün yönleri var. Genelde karşıladığımız eleştiriler Aleviliğin araçsallaştırıldığı. Laiklik üzerinden Aleviliğin CHP’de yedeklenmesi var. Aleviliğin tarihsel gerçekliğini kavrayarak, öz değerleri ile buluşmasını savunuyoruz. Bir sosyalist parti olarak bunu programımıza alıyoruz. Devlet tüm inançlara eşit yaklaşmalı. Bu mücadeleyi kendi mücadelemizin bir parçası olarak görüyoruz. Alevi hareketinin emek bağını kuran ortak bir kurtuluş paradigmasını kurmak istiyoruz. Arap Aleviler içerisinde sosyalist hareketler oldukça örgütlü. Yani sosyalist hareketi beslemiş diyebiliriz. Arap Alevi olan sosyalistler Aleviliğe çok yönelmemişler. Ulus devletler sürekli toplumu baskı altına almış. Buna Arap Alevileri de çok maruz kalmış. Ama 2011 yılı ve sonrasında Arap Aleviler bu kimliğe sahip çıkmaya, bir araya gelmeye başladı” diye konuştu.

    “KAPİTALİZM KARŞISINDA DEĞERLER DAYANIKLI KALMIYOR”

    “Alevilik ve sosyalizm fikri eşitlenerek yerine göre Alevilik suçlanırken komünizm, yerine göre de komünizm suçlanırken Aleviler suçlandı” diyen Emek Partisi’nden İhsan Çoralan, “Yani bir politik bölünme durumu yaratılmıştır. 90’lı yıllarda da Kürt ilerici siyaseti ile bağının kesilmesi durumunu farklı şekillerde yaşadık. Büyük yığınları kazanmayan devrim hareketlerinin başarılı olamadığını gördük. Alevileri sınıfsız bir toplum olarak görür isek yanılgıya düşeriz. Kapitalizmin araya girmesi ile Aleviliğin komünal değerleri de yıkıldı. Gelenekler toplumsal değişimler karşısında çokta dayanıklı kalamıyor. Alevi toplumundaki ayrışma gelecek dönemlerde kendini daha da çok hissettirecek” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İZMİR

  • ‘Alevilik ve sosyalizm aynı olgunun farklı yüzleri’-VİDEO

    ‘Alevilik ve sosyalizm aynı olgunun farklı yüzleri’-VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi’nde düzenlenen “Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler” sempozyumunun ikinci gününde devam ediyor. İkinci günün oturumunda, “Alevilerin Sosyalizminin Alevi Sorunu” başlığı tartışıldı. 

    Haberin Videosu

    Narlıdere Cemevi ve Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği’nin, “Aleviler ve Sosyalistler” temasıyla düzenlediği sempozyum ikinci gününde devam ediyor. Başkanlığını Cemal Salman’ın yaptığı oturumda Öğretim Görevlisi Seçil Arslan, “Alevilik ve Sol Sarmalında”,  Doktorant Menekşe, “Spinoza Taşıyla Din Karşısında Alevilik ve Sosyalizm”, Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Alevinin Sosyalizmi, Sosyalistin Aleviliği: Kimi Yöntemsel Sorunlar” konularını ele aldılar.

    İlk olarak konuşmasını yapan Öğretim Görevlisi Seçil Arslan, kimliklerin doğuştan gelen bir şey olmadığını belirterek, “Bireyin içerisinde büyüdüğü toplum içerisinde kimliği belirgin oluyor” dedi.

    Sünniliğin devletle çok ilişkili olduğunu ve devlet aklını yöneten bir din olmasına rağmen onu dinden çıkarmadığını kaydeden Arslan, Aleviliğin sol ile olan ilişkisinin onu Aleviliğinden çıkarıyor anlayışının olduğunu ifade etti.

    “İKTİDAR DİNİ HEP KULLANAN NOKTADAYDI”

    Arslan, konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Dinin nasıl olması, nasıl yaşanması gerektiği gibi soruların cevabını da iktidar vermiş oluyor. İktidar belirleyici aktör ve dine de müdahil oluyor. Aleviliğin hiç bir zaman iktidar dini olmadığı ve mesafeli olduğu ortaya çıkıyor. 1980;’li ve 90’lı yıllarda din kamusal alana girdi. Ama iktidar ile ilişkisi hiç bitmemişti. İktidar dini hep kullanan noktadaydı. Hakim dinsellik siyaset rolü üstlenirken, siyasi iktidar dini sürdürülebilirlik adına kullanıyor. Din bir araç haline gelmektedir.

    “DİYANETİN ALEVİLİĞİN ATEİST OLDUĞUNU ÖNE SÜRMEK İÇİN KULLANDIĞI YAYINLAR VAR”

    Alevilik iktidar açısından işlevsel olmadığı için, hep mesafeli kalmıştır. Diyanetin Aleviliğin ateist olduğunu öne sürmek için kullandığı yayınlar vardı. Diyanet işleri Sekreteri Abdülkadir Sezgin’in 1992’deki Alevilik tanımı, ‘Kendi yanlışlarını din veya mezhep sanmaktadırlar. Mesele budur’ olmaktadır. Alevilerin Marksistlerin oyununa geldiği söylenmektedir. İktidarın din söyleminde Alevilik dinsel ve mezhepsel olarak ayrışmakta. Devlet Aleviliği makbul Aleviliğin dışına çıkararak din dışına atmaktır.”

    SPİNOZA VE ALEVİLİĞİN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI

    Arslan’ın ardından Doktorant Menekşe Aykan konuşmasını yaptı. Filozof Baruch Spinoza’dan yola çıkarak sözlerine başlayan Aykan, “Spinoza henüz 24 yaşında iken cemaat dışına atılıyor, dışlanıyor. O günkü ortam özgür düşüncenin sağlandığı bir ortam. 1670 yılında yayınladığı eser çok tehlikeli ve şeytani bulunuyor. Aslında bir şekilde dinsizliği ön plana çıkıyor. Kitabın başlangıcında derdinin hurafelerle olduğunu bildiriyor. İnsanın dinin kısıtlamalarından çıkıp özgürleşmesi gerektiğini savunuyor. Spinoza’nın dini karşı direnişle din savunuculuğu yaptığını görüyoruz. İnsanın özgürlüğü bu yasaların bilincine göre hareket etmekten geçer. Spinoza’da bir yaratılış düşüncesi ile karşılaşmayız. Spinoza bir inancı tapınmayı sistemleştirmenin dışında tarif ettiğini görüyoruz. Hurafeden ve batıldan aklını arındırabilmeyi hedefliyor. Siyasi bir otorite ortaya din olarak ortaya koyanlara tavır geliştiriyor. Rasyonel düşüncede doğayı, aklı belirlemeyi arzu eder. Arzu iyi olan eylemi. İnancı pekiştiren şey davranış biçimleridir. İnancın ve felsefesinin beslendiği alanlara bir sınır koyuyor” diye konuştu.

    “Spinoza dinlerin ve tanrısal yasanın belirdiği itaati yasa olarak görmez. İtaati doğa ile ilişkide olan özgür insan ilan eder” diyen Aykan, Alevilikteki özgürlük anlayışına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Alevilikte tanrısal yasanın evrenselliği ilgimizi çekiyor. Din denince bir kutsal kitap ve ritüellerden bahsederiz. Alevilikte özgürlük anlayışı ile Spinoza’nın özgürlük anlayışı belli bir düzeye itti beni. Evrensel nitelikli bir anlayışın yüceltildiği bir anlayış Alevilik. Aleviliğin dışlandığı bir sınır var. Ezilmek illa ki baskı görmek olmuyor. Bir mazlumun yanında olma hali oluyor”

    “ALEVİLİK SOSYALİZMİ KENDİ İÇERİSİNDEN ORTAYA ÇIKARIYOR”

    Devletin bireylerin çıkarları ile ortaya çıktığına ve Diyanetin de bu minvalde bir kurum olduğuna dikkat çeken Aykan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Diyanet işleri laikliğin gereği olarak ortaya çıkan bir kurum ama laikliğin tam da işlendiği hedefini görmüyoruz. Kamusal yararın bireyin çıkarı öncesinde olması gereken bir yer. Laiklik dinin kendisinin din olmasına izin veren bir yerde. Alevilik din ile kavranamayacak bir yerde. Kuramsallaşmış bir din bunlara izin vermez. Camii-cemevi projesi Tuzluçayır’da tamamlanması öngörülen bir projeydi. Sözde dini hoşgürü projesi haline gelecekti. Aleviler bu yapıya çok sert karşı çıktı. Birçok protesto, bildiri yayınlandı. Bu konuda Aleviler ve sosyalistlerin ortaklaşmasının altında bu taleplerin Alevilerin demokratik talebi olmadığı yatıyor. Bu bir asimilasyon projesi olarak algılandı. Alevilik için ne cami ne de bir cemevinin bir ibadethane olmadığı görülmelidir. Aleviliğin dinselliği çok ciddi bir siyasallık oluşturuyor. Alevilik kendi içerisinde sosyalizmi gerekli olarak ortaya çıkarıyor.

    “ALEVİLİK VE SOSYALİZM AYNI OLGUNUN FARKLI YÜZLERİ”

    Arkasından söz alan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ise Alevilik ve sosyalistler arasında bir muhteva ortaklığı olduğunu ifade ederek “Alevilerin rıza şehrinin hiç bir yanı yok. Bunu önce platon yazmıştı. Aleviliğin değerlerinin özgün olmadığını iddia etmiyoruz. Kadim köklere sahip. Sürekli kendini beslemeye çalışan bir inanç. Alevilik diğer dinler gibi bir şeyin çocuğudur. Demokratik kandaş kardeşliğin bir çocuğudur. Alevilik ile sosyalizm aynı olgunun farklı yüzlerinden ibarettir. Bu ikisini birbirine kırdırıyoruz” diye konuştu.

    Yalçınkaya, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Sünni iseniz Müslümansınız, değilseniz Müslüman değilsiniz. Alevilerin elinden ciddi bir silahı alıyoruz. Yani ciddi bir hırsızlık yapıyoruz. Bunu Alevi olduğunu söyleyen Aleviler ve sosyalistler yapıyor. Hem sosyalistlerin hem de Alevilerin cephesinden din konusuna yönelmek gerekiyor. Ancak gerek Alevilerin gerek sosyalistlerin düşmanları Aleviliği bunların kirlettiğini söylüyor. Sosyalistler hala Kemalizmden kopuşları gerçekleştirmeden sosyalizm alfabesine girişiyor. Aleviler ve sosyalistlerin yaşadıkları yanlışlıklar silsilesi üst üste geldi. Aleviler ve sosyalistler dinin ne olduğunu görmüyor. Devletin ne olduğunu görmüyor. Aleviler de sosyalistler de sosyal örgütün ne olduğunu bilmiyor. Alevilerin ve sosyalistlerin ilgisini çeken tarihtir. Din bir inanç değil sosyal örgütün ta kendisidir. Devlet dediğimiz topluluğun tüm ortak değerlerini gasp eden bir aygıttır. Sosyalizmde dayanışmayı görmüyoruz. Sosyalizmi bir ham madde olarak görürsek bu değerler sisteminin kadim olduğunu görürsünüz. Sosyalizm bambaşka örgütsel bir formun adıdır.”

    PİRHA/İZMİR

     

  • ‘Alevilik reddedilmedi ama görünmez kılındı’ – VİDEO

    ‘Alevilik reddedilmedi ama görünmez kılındı’ – VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi ve Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği’nin İzmir’de düzenlediği, ‘Aleviler ve Sosyalistler, Sosyalistler ve Aleviler’ sempozyumunun ikinci oturumu ‘Mekansal Karşılaşmalar’ başlığı ile devam etti.

    Haberin Videosu

    Narlıdere Cemevi ve Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği, ‘Aleviler ve Sosyalistler’ teması kapsamında Narlıdere Cemevi’nde düzenlediği sempozyum ikinci oturum ile devam etti.

    Oturum başkanlığını Mehmet Ertan’ın yaptığı sempozyumda Gazeteci Yazar Kelime Ata, “Kızıldan Yeşile Bir Alevi Mahallesinde Siyasallaşmadan Dinselleşmeye”, Doktorant Fikriye Yücesoy, “Bir Dinsel Mekan Hangi Noktada Bizim Olur”, Yelda Yürekli, “Mekanın Aleviliği” konularında sunumlarını gerçekleştirdi.

    “SİVAS, İLK SOSYALİST HAREKETLERİN MEKANI OLDU”

    İkinci oturumda ‘Kızıldan Yeşile Bir Alevi Mahallesinde Siyasallaşmadan Dinselleşmeye’ sunumunu yapan Gazeteci-Yazar Kelime Ata, Sivas’ın toplumsal yapısı ve tarihi ile bir çok hareketi etkilediğine dikkat çekerek, Sivas’ın 1920-1960 yılları arasında ilk sosyalist hareketlerin mekanı haline geldiğini söyledi.

    Tarih boyunca Sivas’ın bir uç şehir olduğunu ve toplumsal hareketleri etkilediğini belirten Ata, ilk sol hareketlerin 1920 yıllarına dayandığını söyledi. 1920 yılları sol hareketlerinin Aleviler ile bir diyaloğunun gerçekleşmediğine ve çok zayıf kaldığına değinen Ata, “Aleviler ile sosyalist hareketindeki ilk temas çok zayıftır. Türkiye İşçi Partisinin kuruluşuna denk geliyor. Sivas gibi bir bölgede bunu yapmak daha zor. TİP’in aydınları açılım döneminde avukatlara yöneliyor ama uzun süreli bir ilişki sürdürülemiyor. TİP ve Alevilerin çok buluştuğunu söyleyemiyoruz. Hatta işçiler ile buluşması bile çok zayıftır. TİP’in çok güçlü olması gerekiyor iken çok zayıf kalmış” diye konuştu.

    “ALEVİLER REDDEDİLMEDİ AMA GÖRÜNMEZ KALDI”

    “Alevilerin ve solun ihtiyaçları onları bir araya getirmiştir” diyen Ata, sosyalist hareketlerin Alevileri reddetmediğini ancak görünmez kıldığına dikkat çekti. Alevilerin sınıfsal kimliğinin solda yer aldığına dikkat çeken Ata, “Sivas’ta kurulan derneğin 6 kişiden 5’i Alevi. 60 yıllarda Alevilerin şehre gelmesi ile birlikte işçi sayısı artıyor ve sosyalizm bilinci ortaya çıkıyor. 1974 sonrası ise solun kitleselleştiği dönem. Bazı örgütlerin özel olarak Alevi mahallesine yöneldiğini görüyoruz. Halka açılmak ve Alevi gençlere sunduğu imkanlar ile mahalleye dahil oluyor. Solun güçlenmesi ile baskıların azaldığını söyleyenler var. Alevilerin reddedilmesi söz konusu değil. Daha çok görünmez kılındığını söylemek doğru. Bu insanların sınıfsal kimlikleri onların solda olmasını gerektiriyor. Özünde bir muhaliflik, direniş, mücadeleci bir gelenek var” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER VE SOSYALİSTLER DENDİĞİNDE HERKESİN KAFASI KARIŞIYOR”

    Doktorant Fikriye Yücesoy, “Bir Dinsel Mekan Hangi Noktada Bizim Olur” konusunu anlattı. Yücesoy, yaptığı alan çalışmalarından örnekler vererek mekanların önemine değindi. Kentlerdeki cemevlerinin durumuna değinen Yücesoy, mekanın siyasallaştığını belirtti.

    Bir diğer panelist Yelda Yürekli, “Mekanın Aleviliği” başlığı üzerine konuştu. Yürekli, Ankara Tuzluçayır ve İstanbul Gazi Mahallesi’nde yaptığı saha çalışmalarından yolla çıkarak anlatımlarda bulundu. Alan çalışması yaparken konuştuklarımın aklında da Aleviler ve sosyalistleri sorduğumda herkesin kafasının karışık olduğunu gördüğünü belirtti. Yürekli, Alevilik ve mekan söyleminin yeni olduğunu kaydetti.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Solun mayası Alevi mahallelerinde tutuyor’ – VİDEO

    ‘Solun mayası Alevi mahallelerinde tutuyor’ – VİDEO

    PİRHA- Narlıdere Cemevi ile Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği’nin İzmir’de düzenlediği, ‘Aleviler ve Sosyalistler’ sempozyumunda ilk oturum gerçekleşti. Yapılan değerlendirmelerde Alevi toplumu ve sosyalistlerin nasıl karşılaştığına değinilerek, “Bu kesişme inanç grubunun politikleşmesi ile oluyor” denildi. 

    Haberin videosu 

    Narlıdere Cemevi ile Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği’nin ‘Aleviler ve Sosyalistler’ teması kapsamında Narlıdere Cemevi’nde düzenlediği sempozyuma Akademisyenler, Alevi kurum başkanları, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Oturum başkanlığını Seçil Aslan’ın yaptığı sempozyumda Prof. Dr. Şükrü Aslan “Geleneksel ve Devrimci Kültürlerin Karşılaşma Sürecinde Alevilik ve Devrimciliğin Kimliksel Gerilimi, Dr. Cemal Salman “Yolun Solu, Sol’un Yolu: Kente Göçün İlk Yıllarında Aleviler ve Sol” konularında sunumlarını gerçekleştirdi.

    Munzur Akademi adına kısa bir konuşma yapan Ayhan Yalçınkaya, ilk defa bir cemevi çatısı altında bir araya geldiklerini vurgulayarak, Alevilerin ve sosyalizmin ortak tarihinin ortaya çıkması gerektiği ifade etti. Yalçınkaya ayrıca “Bir araya gelmeyi önemsiyoruz. Bu çatı akademisyenler ile Alevileri bir araya getirdi. Tanış olma zamanı çoktan geldi. ‘Cemevi ibadet yeri değil, kültür yeridir’ diyenler şunu görmeli; evet burası ibadethane ama bir kültür yeri de… Ne sosyalistler Alevilere ne de Aleviler sosyalistlere yabancı değil. Birbirimizin içindeyiz. Ortak tarihimizin ortaya çıkması gerekiyor. Bu sempozyum Aleviler ve Sosyalistler açısından bir uyarıdır” dedi.

    ALEVİLİĞE ‘NASIL OLSA SİLİNİP GİDECEK’ BAKIŞI HAKİMDİ”

    Prof. Dr. Şükrü Aslan, konuşmasında Alevilerin sosyalistlere genel bakış açısını değerlendirerek iki topluluk arasında olumlu yönde bir ilişki söz konusu olduğunu söyledi. Prof. Aslan, sosyalist hareketlerin Aleviliğe mesafeli kaldığını da dile getirerek şöyle devam etti:

    “Biri dünyanın değiştirilmesi için radikal mücadele yürüten, idealleri olan bir grup. Diğeri dünyayı değiştirebileceğine inanan diğer grup. İki sosyoloji grubunun dinamikleri de çok farklı. Sosyalistleri bir araya getiren birçok ideoloji var. Bu iki sosyolojik grup, tarihin bir yerinde karşılaşmak zorunda. Bu kesişme inanç grubunun politikleşmesi ile oluyor. Sosyalistler geçmişte Alevileri ‘kazanılması gereken bir grup’ olarak görmüş. Alevilerin dinamikleri ise varlığını sürdürebilme, kendini ve kültürünü yaşatabilme üzerinedir. Sosyalistler yeni bir kültür inşa etmeyi amaçlayan sosyolojik bir gruptur. Politik projeleri var. Aleviler tam tersi geleneksel kültürlerini yaşatmaya çalışan sosyolojik grup. Bu karşılaşma ise biraz gerilimlidir. Alevilerin, sosyalistlere dönük algıları ise olumlu olmuştur. Pratiklerinden şikayetçi olsalar dahi her zaman bir sahiplenme hali olmuştur. Sosyalist hareketlerin Alevilere yönelik algısı bu kadar sade değildir, gerilimlidir. Genellikle Alevilere yönelik bakışta Aleviliği bir inanç kimliği olarak kodladığı için mesafeli olmuştur. “Sosyalist algı Aleviliğe ‘nasıl olsa silinip gidecek’ bakışıyla çok ilgi göstermemiştir. ‘Halkın inancına saygılıyız’ sözü ise geçici bir şeydir.”

    “SOSYALİST KUŞAĞIN AVRUPA HAREKETİNDE ÖNEMLİ YERİ VAR”

    1980’li yıllarda Alevilerin görünür olmaya başladığı dönemde sosyalistlerin tavrının değiştiğini kaydeden Aslan, “Sosyalistlerin Alevilerin önüne politik bir tutum koyduğu dönem, 90’lı yıllarda kazanılması gereken güçten beraber mücadele edilmesi gereken bir hal aldı. Sosyalistler, Alevi hareketinin yöneticileri oldular. Sosyalist kuşağın Avrupa Alevi hareketinde çok önemli bir yeri var” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’de sosyalist ve Alevilerin arasındaki gerilimin az da olsa devam ettiğine değinen Aslan, Aleviler ve sosyalistler arasındaki ilk gerilimin sebebinin Aleviliği tanımlama olduğunun altını çizdi. Aslan, “Alevi kimliği sorgulanan bir hal aldı. Bu gerilim devam ediyor. Baba ve oğul farklı derneğin önünde ve birbirinin derneğine gitmiyorlar. Sistemde bunu iyi görüyor. Bu iki grup hala dinamik olarak duruyor” diye konuştu.

    “GÖÇ İLE BİRLİKTE SOSYALİSTLER VE ALEVİLER TANIŞIYOR”

    Dr. Cemal Salman, “Yolun Solu, Sol’un Yolu: Kente Göçün İlk Yıllarında Aleviler ve Sol” konusunu işledi. Salman, Alevilerin kent ile tanışmasının 1950’lerin başında olduğunu vurguladı. Salman ayrıca “İlk amaç kentte tutunma çabası, kendini var etmedir. Siyasal gerilimin ortasında Aleviler hazır düşman olarak görülüyor. İster istemez politik olarak uzaklaşıyor. Aleviler siyasal olarak yollarını çizmeye başlıyor. Sosyalist hareket bir muhalif damar bulmuş iken, Aleviler ise bunu mücadele ile başarıya götürecek damar buluyor” dedi.

    “KATLİAMLAR ALEVİLERİ VE SOSYALİSTLERİ BİR ARAYA GETİRİYOR”

    “1960-1980: Aleviler ve Sosyalistler” konusunu Öğretim Üyesi Mehmet Ertan anlattı. Ertan, Alevilerin ve sol arasındaki özgünlüklerin onları birleşmeye götürdüğünü belirtti. Sol hareketlerin kadro hareketi olmaktan çıkıp halklaşmaya gitmek istediğini ve bu halklaşma kapsamında Aleviler ile ilişki geliştirdiğini kaydetti.

    “Alevilik, uygun tarihsel koşullar ortaya çıktığı anda siyasete aktarılacak bir konumda” diyen Ertan şunlara dikkat çekti:

    “Kentleşme süreci Alevileri dışa açıyor, kente çekiyor. Kentleşme zor bir süreçtir. Aleviler sosyal dünyada ve merkezi hükümet ile ilişkilenmeye başlayacaktır. Kitleselleşmeye başlayan bir sol var. 1970’li yıllarda Alevilerin CHP’ye oy vermeye başladığını görüyoruz. Dünyanın her yerinde farklı etnik gruplar iktidarı değiştirmeye yakın olan hareketlerle ilişkilenir. Alevilik, uygun tarihsel koşullar ortaya çıktığı anda siyasete aktarılacak bir konumda. Sol kitleselleşme ile büyümeye çalışıyor. Alevilik, sola gökte aradığını yerde bulduruyor. Alevi deyişleri, sol marş haline geliyor. Alevi ozanların sosyalist hareketlerdeki yeri görünür olur. Solun mayası bu mahallelerde tutuyor. Alevi göçmeler tarafından kurulan ve hala sosyalizmin kalesi olarak adlandırılan mahalleler var.”

    “SOSYALİST HAREKETLER OLMADAN ALEVİLER POLİTİKLEŞMEZDİ”

    1980’li yıllarının siyasi atmosferi ile birlikte Alevi olmanın Alevileri sosyalizme yakınlaştırdığına dikkat çeken Ertan, bu ilişkilenmenin özgün ihtiyaçlardan kaynaklı ortaya çıktığını ifade etti. Ertan, “Katliamlar bir çoğu farklı neden ile başlıyor. Bu katliamlarda Aleviler ve sosyalistleri bir araya getiriyor. 80’den sonra Alevi olmak Alevileri sosyalizme yakınlaştırıyor. Alevi olmak Alevileri sosyalist yapıyor. Bu kimlik bu ilişkilenmeden sonra biraz geride kalıyor. Bu ilişki özgün ihtiyaçlardan başlıyor. Aleviler sol harekete bir kitle sunuyor. Sosyalist hareket olmadan Aleviler bu alanda politikleşmezdi. Sosyalist hareketlerden aldığı örgütlenme deneyimleri onu Alevi kurumalarında bir öngörüye götürmüştür” diye konuştu.

    Sempozyumun ilk oturumu soru cevap kısmı ile son buldu.

    PİRHA /İZMİR 

     

  • Narlıdere Demokrasi Platformu: Barışı kökleşmiş bir ağaç haline getireceğiz

    Narlıdere Demokrasi Platformu: Barışı kökleşmiş bir ağaç haline getireceğiz

    PİRHA – 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair açıklama yapan Narlıdere Demokrasi Platformu, halklar arasındaki milliyet, din, dil, etnik kimlik farklılıklarının düşmanlaştırma politikalarına gerekçesi yapıldığını vurguladı. Platform adına açıklamayı okuyan Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan, “Örgütlü ve kararlı bir mücadele ile barışı bu topraklarda kökleşmiş bir ağaç haline getireceğimize söz veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    Aslan, halkın seçme seçilme hakkının elinden alındığını ve halkın seçtiği temsilcilerin görevden alınarak yerlerine partili memur durumuna gelmiş valilerin atandığını belirtti. Ortadoğu’da farklı düzeylerde devam eden çatışmaların yarattığı acılara, travmalara karşı toplumun barışın iyileştirici gücüne ihtiyacı olduğunu ifade eden Aslan, kalıcı barış ortamının yaratılmasına dair ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Aslan şöyle devam etti:

    “HAK VE ÖZGÜRLÜKLER AYAK ALTINDA”

    “İnsanlık tarihinin gördüğü en kanlı savaşlardan biri olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı gün olan 1 Eylül, yarım asrı aşkın bir süredir, bütün dünya halkları tarafından, çeşitli etkinliklerle, savaşlara karşı barış, düşmanlıklara karşı kardeşlik duygularıyla yaşanmaktadır. Üzerinden 80 yıl geçmesine rağmen emperyalist güçler aynı amaçlar ve sermayenin sınırsız ve koşulsuz dolaşımı için kan dökmeye, işgale ve büyük bedeller ödenerek elde edilmiş temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına almaya devam ediyorlar. Birinci ve İkinci Dünya Savaşından daha fazla insan son 80 yılda yaşanan savaşlarda, çatışmalarda yaşamını yitirdi, milyonlarcası sakat kaldı. Her iki dünya savaşı sırasında yaşanan zorunlu göç, yer değiştirme ve sürgünden daha fazla insan bugün yurtlarını terk etmek zorunda kalarak çeşitli ülkelerde mülteci olarak yaşamaya çalışıyor. Mülteciliğe yol açan politikaları hayata geçirenler mültecilik, göçmenlik karşıtlığı üzerinden milliyetçiliği, ırkçılığı çoğaltıyor, oya dönüştürüyorlar. Kârlarını arttırarak kasalarını dolduruyor ve yeni çatışmaların fitilini ateşliyorlar. Halklar arasındaki milliyet, din, dil, etnik kimlik farklılıklarını düşmanlaştırma politikalarına, savaşlara gerekçe haline getiriyorlar.”

    “HALKIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI ELİNDEN ALINIYOR”

    “Eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye dair temel kazanımlar her gün biraz daha yok ediliyor. Bölgenin kadim sorunları Kürt ve Filistin sorunları konusunda da emperyalistler ve iktidarlar rant ve paylaşım çerçevesinde oyalama, inkar ve çözümsüzlük politikalarında ısrar ediyorlar, çatışmaları derinleştiriyorlar. IŞİD, El Kaide, El-Nusra, Taliban gibi çeteler eliyle vekâlet savaşları yürütülürken, bu örgütlerle işleri bittiğinde ise aynı örgütlere müdahale adı altında bölge işgal ediliyor, askeri üs haline getiriliyor.

    Halkın seçme seçilme hakkını elinden alıyor, seçim sonuçlarını tanımıyor, halkın seçtiklerini görevden alarak yerlerine partili memur durumuna gelmiş Valileri atıyorlar. Tepkileri ise devlet zoruyla ve aygıtlarıyla engelliyorlar. Ekmeğimize, geleceğimize, aşımıza, ormanımıza, suyumuza göz dikenler, bir arada yaşama irademizi de iktidarları için en büyük tehdit olarak görüyorlar.

    Popülist, faşist iktidarlar birçok bölgede binlerce sivilin yaşamına mal olan askeri operasyonlara ‘Barış Harekâtı’, Filistin halkının özgürlük talebinin bastırılmasını hedefleyen antlaşmaya “Yüzyılın Antlaşması” adını koyarlarken zerre kadar utanma emaresi göstermiyorlar.  Çünkü onların gözleri ve vicdanları para ve iktidar gücü dışında bir şey görmüyor!

    Emperyalistlerin müdahaleleri bölge ile sınırlı kalmıyor, Venezuella başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerine kadar uzanıyor. Meksika sınırına duvar örülüyor, birçok ülke ile yapılan İkili Ticaret Antlaşmaları eliyle ülkelerin iç işlerine müdahalelerin önü açılıyor. Öte yandan yeni zenginler yaratmak ve krizleri aşmak için yeni savaşların, çatışmaların fitilleri ateşleniyor.

    Bu karamsar tabloyu tersine çevirmenin yolu elbette eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesinden, geçiyor.”

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEK; İNSAN OLMANIN ŞARTIDIR”

    “Barış mücadelesinin en çok da yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde yükseltilmesine ve süreklileştirilmesine ihtiyaç var. Barış, uğruna mücadele edilmesi gereken, kazanılması gereken politik bir mücadele başlığıdır. Bu uğurda atılacak her adım bizleri barışa olduğu kadar insan olma erdemine doğru da biraz daha götürür.  Çünkü tüm halklarla barış içinde yaşanmasını istemek ve kendi ülkemizde eşit, demokratik, özgür ve barış içinde yaşamak için mücadele etmek insan olmanın şartıdır.

    Ülkemizde 15 Temmuz darbe girişimden bu yana kesintisiz olarak devam eden OHAL koşulları ve baskıları karşısında ve Ortadoğu’da farklı düzeylerde devam eden çatışmaların yarattığı acılara, travmalara karşı hepimizin barışın iyileştirici gücüne ihtiyacı var!

    Narlıdere Demokrasi platformu olarak; savaşlarda, çatışmalarda yitirilen milyonlarca insanın anısı önünde saygıyla eğilirken mücadele başlıklarımızdan birinin Barış mücadelesi olduğunun altını bir kez daha çiziyoruz. Örgütlü ve kararlı bir mücadele ile barışı bu topraklarda kökleşmiş bir ağaç haline getireceğimize söz veriyoruz.

    Tüm halkların eşit, özgür ve insanca yaşayacağı bir dünyayı kendi ellerimizle kurmanın yolunu açmak için emek ve demokrasiden yana olan herkesi 1 Eylül Barış Meydanlarında yan yana, omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz.

    Barış herkesin kendi özgünlüğü ile özgür yaşadığı sınırsız ve sınıfsız dünyadır.”

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de dedeler toplantısı yapıldı: Eğitim çalışmaları yaygınlaştırılmalı-VİDEO

    İzmir’de dedeler toplantısı yapıldı: Eğitim çalışmaları yaygınlaştırılmalı-VİDEO

    PİRHA – ABF’nin İzmir bölge sorumluları toplantısında bir araya gelen dedeler, hakka yürüme erkanı hakkında konusunda gelenekçi değil yenilikçi bir anlayışın ön plana çıkarılarak eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılmasını önerdi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu İzmir Bölge Sorumluları Narlıdere Cemevi’nde ilk toplantılarını gerçekleştirdi. Toplantıya İzmir’in ilçelerinde bulunan cemevlerinden çok sayıda dede ve ana katıldı. Hakka yürüme erkanının konuşulduğu toplantı çerağ uyandırmayla başladı.

    Hakka yürüme erkanının Alevilerin kanayan yarası olduğu belirtilen toplantıda cemlerde yapılan gönül birliğinin hakka yürüme erkanında da sağlanması gerektiği belirtildi. Toplantıya katılan dedeler tek tek kürsüde konuşarak hakka yürüme erkanı hakkında bilgi verdi. Toplantıdaki konuşmaların satır başları şöyle;

    -Cemlerde sağlanan gönül birliği hakka yürüme erkanında da sağlanmalı.

    -Hakka yürüme erkanı konusunda eğitim çalışmaları yaygınlaşarak devam etmeli.

    -Eskiden yüzde 5 cemevlerinden kaldırılan cenazeler şimdi yüzde 95 oranına geldi. Bu büyük bir başarı. Devamı için sabretmek ve çalışmak gerekir. Burada önemli olan erkanın Alevi ritüellerine göre yapılmasıdır.

    -Hakka yürüme erkanı eğitimi verilerek kendi doğrularımızı anlatarak kendi köklerimize gideceğiz.

    -Köylerden kente göç sorunları artarak asimilasyonun önünü açtı.

    -Kitaplara sığdırılmış bir Alevilik değil de yaşamsal bir Aleviliği savunmalıyız.

    -İnanç kurunda bir denetleme mekanizması olması gerekir. Ahbap çavuş ilişkisi geliştirilmemeli.

    -Yolun kuralı neyse ona göre davranıp onları hayata geçirmek hedeflenmelidir.

    -Yerelden genele bir sistem olmalı. Yerelde pirler meclisi kurulmalı.

    -Cenaze erkanını teke indirmemiz gerekiyor. İzmir, Tokat, Amasya, Dersim her yerde aynı erkan yürütülmeli.

    -Alevilikte inanç birliği sağlanmalı. Gelenekten çok yenilikçi olmamız gerekir.

    -Hakka yürüme erkanı konusunda sık sık toplantılar yaparak toplumla bir araya gelmemiz lazım. Alevi ritüelinden taviz vermeden yolumuza devam etmeliyiz.

    Toplantı soru cevap şeklinde devam etti. Daha sonra Ali Haydar Kurt dedenin duasıyla çereğ sırlandı. Baba Mansur Ocağı Dedesi Ali Tekin dedenin gülbengiyle de toplantı sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Alevilerin kanayan yarası hakka yürüme erkanı: Alevi doğup Sünni ölüyoruz-VİDEO

    Alevilerin kanayan yarası hakka yürüme erkanı: Alevi doğup Sünni ölüyoruz-VİDEO

    PİRHA – Narlıdere Cemevi’nde dedelik yapan Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, Aleviliğin asimilasyonunun 60’lı yıllarda göç ile başladığını belirterek şehir Aleviliğine dönüşüldüğünün altını çizdi. Tekin, en büyük asimilasyonun hakka yürüme erkanında yaşandığına dikkat çekerek, “Biz Alevi doğup Alevi yaşıyoruz ama Sünni ölüyoruz” dedi. 

    Alevililik ve Alevi inancının asimilasyon sürecini değerlendiren Baba Mansur Ocağına bağlı Narlıdere Cemevi dedesi Ali Tekin, hakka yürüme erkanındaki asimilasyon süreci ve dede talip ilişkisine de değindi. Tekin, dedelik makamının önemine vurgu yaparak birçok dedenin emekli olduktan sonra dedelik yapmaya başladığını, daha çok da kitap dedeliğinin başladığını kaydetti.

    “ALEVİLİK SÜREĞİNDEN UZAKLAŞILIYOR, ŞEHİR ALEVİLİĞİNE DÖNÜŞTÜK”

    Ocakta yetişen eğitimli dedenin olmadığından dolayı yüzeysel bir Aleviliğin olduğundan yakınan Tekin, çağın farklılaştığını belirterek en büyük sorumluluğun dedelere düştüğünü ifade etti. Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Burada en büyük yük dedeye düşüyor. Dede kendini yetiştiremediği için talibini de yetiştiremiyor, eksik kalıyor. Yola erkana olan bağlılığın süreğinde hızlı bir zayıflama başlıyor. Temelden gelen Alevilik süreğinden biz uzaklaşıyoruz. Şehir Aleviliğine dönüştük. Sadece adımız Alevi. İçlerimizde Alevilik yok. Alevilik deyince bugünkü insanlarımızın aklına deyiş söylemek, semah dönmek, güzel bağlama çalmak geliyor. Oysa Alevilik bu değil bunları bizim ritüllerimiz. Alevilik doğruya, dürüste, hoşgörüye, sevgiye bağlanmak ve teslim olmaktır. Bunları yaşayamazsanız buna Alevilik denmez. Alevilik her şeyden önce ikrar kapısıdır. Neye ikrar verecektir, sevgiye, doğruya, dürüstlüğe, birlik ve beraberliğe toplumsal yaşamaya ikrar verecektir. Biz bunu Alevilik içerisinde musahiplik kapısıyla, kirvelikle bağlamışız, nikahla ikrarı bağlamışız. Bunlar bizim erkanlarımız. Erkanlarımızda da bir bağlılık söz konusu. Doğumdan ölüme kadar bu erkanlar içerisinde geleneğimizi sürdürdüysek bugün de öyle olmamız gerekiyor. Fakat hepsi artık biraz yapmacık olmaya başladı, inandırıcılığını yitirdi, Alevilik yapmıyoruz, Alevicilik yapıyoruz. Bunun için de Alevilik olabildiğince kendi özünden uzaklaşıyor.”

    “CEMLER TİYATRODAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

    60’lı yıllardan sonra başlayan hızlı göç ile birlikte Alevilere yönelik asimilasyon da artarak devam etti. Dede talip ilişkisini de zayıflatan göç, taliplerini gezen dedeyi yalnız bırakarak dedelerinde şehre göç etmesini sağladı. Taliplerini gezen dedelerin şehirlere göç etmesiyle birlikte talibinin yolunu kaybettiğini üzülerek söyleyen Tekin, dedelerin kendi özünden uzaklaştığını ve dedeliğin bayağılaşmaya başladığını sözlerine ekledi. Tekin, çevre baskısının da talibi geleneklerinden uzaklaştırdığını belirtti.

    Alevi gençlerinin de dedelerinden pirlerinden ve geleneklerinden uzaklaşarak her şeyi sosyal düzen üzerine sosyalizm üzerine kurmaya çalıştıklarını belirten Tekin, gençlerin Alevilik içinde var olan sosyal yapıyı tespit edemediklerini kaydetti.

    Aleviliğin her yönüyle asimile olduğunu söyleyen Ali Tekin, eleştirilerini şöyle sıraladı;

    “Örneğin cemleri düşünelim; tiyatrodan başka bir şey değil. Dedeler sanatçı olmuş, talip de seyirci olmuş. Ruhaniyetten uzak bir cem ritüeli başlıyor. Dede bir sanatçı gibi farklı farklı sazlarla çıkıyor, her şeyi notayla söylemeye çalışıyor, o aşktan uzaklaşıyor. Aşktan da uzaklaştığı için cem bir konser havasında geçiyor. Cem cemlikten çıkıyor. Oysaki benim çocukluğumda ceme girildiğinde insan oraya ruh haliyle girip çıkıyordu. Şimdi böyle bir şey yok. Şimdi o aşkı talibe veremeyen dede sanatçı gibi görülüyor. Haklı olarak talip diyor ki bu dedenin sesi de güzel sazı da güzel. Artık biz o deyişlerin duaz imamların, nefeslerin iç anlamını dinlemiyoruz. Sadece kulağımıza tınısı hoş gelen o söylemi ve sazı dinliyoruz.”

    “BİZ ALEVİ DOĞUP, YAŞIYORUZ AMA SÜNNİ ÖLÜYORUZ”

    Aleviliğin her yönüyle asimile olduğunu kaydeden Tekin, özellikle hakka yürüme erkanında yaşanan asimilasyonun Aleviliğin kanayan yarası olduğunu söyledi.

    İki yıl önce kurulan Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu da hakka yürüme erkanının düzenlemesini yaptı. Her bölgede düzenlenen hakka yürüme erkanı konferanslarıyla asimilasyonun önüne geçmek amaçlandı.

    Tekin de ABF İnanç Kurulu içinde Ege Bölge Sorumlusu olarak hizmet yürütüyor. Hakka yürüme erkanının Alevilerin kanayan yarası olduğunu söyleyen Tekin, “Biz Alevi doğup yaşıyoruz ama Sünni ölüyoruz. Özümüze hakka dönüşümüzü Sünnilikle bizden olmayan bir ritüelle gidiyoruz. Burada kamil olan dedelerimiz ve pirlerimiz şunu ortaya çıkardılar; her toplum kendi ibadet şekline göre yapıyorsa Aleviler neden kendi ibadet şeklinin dışında bir ritüel uyguluyorlar. Bir kural getirmişler. Cemdeki duruşumuzu hakka yürüme erkanında da göstermeliyiz. Neden hakka yürüme erkanı diyoruz; ölüm kelimesini kullanmıyoruz. Bin yıllık Anadolu tabi bize ölümü de öğretti. Adını da ezberletti nasıl ki ‘amin’i ezberlettiği gibi. Oysaki gerçekler ölmez don değiştirir her şey özüne döner.” ifadelerini kullandı.

    “İZMİR’DE DEDELER BİRLİĞİ KURMAK İSTİYORUM”

    Çevre baskısından dolayı cenazeleri başka bir inancın ritüeliyle kaldırdıklarını kaydeden Tekin, bin yıllık alışkanlığı atmanın kolay olmadığını ama ABF İnanç Kurulu’nun buna öncülük ederek başlattığı çalışmanın önemine vurgu yaptı.

    Ege bölge sorumluluğunu alan Tekin, İzmir’de bulunan cemevleri ile bu konuda toplantı yapacaklarını belirterek, dedeler birliği kurmayı hedeflediğini söyledi. Pir Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu dedeler kurulunun içerisinde ehli kamil, yol erkan yürüten, hakka yürüme erkanını yürüten, cem erkanı yürüten Aleviliğin tüm inançsal ritüellerini yapan dedeleri de yukarı taşımak. Orada onların hizmet yapmasını sağlamak. Bugün yukarıda yapılan inanç kurulu içerisinde ahbap çavuş ilişkisi doğuyor ister istemez. Çünkü talip yok, bu hizmete talip olacak dede yok. Orada bir liste hazırlanıyor isim yazılıyor ama birbirimizi çok iyi tanımıyoruz. Yazışmaların yapıldığı bir sayfa var orada görüyorum Aleviliğin ağzına yakışmayan sözler kullanılıyor. Bugün yabancı kelimeleri, ritüelleri içimize aldığımız zaman kendi elimizle kendimizi hızlı bir şekilde asimile ediyoruz.  Nereden geliyor; ocak terbiyesi almayan dedelerimiz biraz kendilerini kontrol etmeleri lazım. Bu işi ben yapacağım, benden iyi yapan olmaz anlayışı değil bu işi en güzel yapanların etrafında kümeleşmemiz gerekir. Hizmeti en iyi yapan dedelerimizle bir araya gelmemiz lazım. Alevilerin hakka yürüme erkanları Sünni cemaatinin yaptığı gibi olmamalı.”

    PİRHA/İZMİR