Etiket: nefret söylemi

  • Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Kılıçdaroğlu’nu kimliği üzerinden hedef almak kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik etnik kökeni, inancı ve memleketi üzerinden yapılan saldırıları eleştirerek, “Siyasi eleştiriler yapılabilir ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler yanlıştır” dedi.

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, CHP’de yaşanan tartışmalar ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştiriler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

    Bir inanç kurumu başkanı olarak CHP’nin iç siyasetine ilişkin değerlendirme yapmayı doğru bulmadığını belirten Akpınar, parti üyesi kimliğiyle konuştuğunda CHP’nin bugün yaşadığı krizin yeni olmadığını söyledi.

    “CHP’nin problemi bugün ortaya çıkmış bir sorun değil” diyen Akpınar, “Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olduğu dönemden bu yana taşınan bir süreçtir. CHP’nin kendi içinde yaşadığı sorunlar bugün partiyi bu noktaya getirdi. Bu süreç İmamoğlu’nun yanlışlarıyla başlar, Özgür Özel’in yanlışlarıyla devam eder, Kılıçdaroğlu’nun yanlışlarıyla biter” ifadelerini kullandı.

    “KILIÇDAROĞLU’NU TEK SORUMLU GÖSTERMEK YANLIŞ”

    Toplumun CHP’ye yönelik desteğinin, uzun yıllardır iktidarda bulunan hükümete karşı duyulan tepkinin sonucu olduğunu söyleyen Akpınar, “Hukuksuzluklara, adaletsizliklere, yoksulluğa karşı oluşan tepki doğrudur. Ancak bu sürecin tek sorumlusu olarak Kılıçdaroğlu’nu göstermek doğru değildir” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun bazı Alevi çevrelerince “düşkün” ilan edilmesi ya da etnik kimliği üzerinden hedef alınmasını da eleştiren Akpınar, “Bir insanı Ermeni olduğu iddiasıyla suçlamak ya da aşağılamak çok yanlış bir yaklaşımdır. Eğer bir Ermeni bu ülkenin vatandaşıysa bu ülkeyi yönetme hakkına da sahiptir” diye konuştu.

    “KILIÇDAROĞLU NE YAPTI DA DÜŞKÜN SAYILIYOR?”

    Alevilikte düşkünlük kavramının siyasi tartışmalara alet edilmemesi gerektiğini vurgulayan Akpınar, şu soruları yöneltti:

    “Kemal Kılıçdaroğlu hırsızlık mı yaptı? Yolsuzluk mu yaptı? Ahlaksızlık mı yaptı? Ne yaptı da bugün Alevilikte düşkün ilan ediliyor? Alevi kurumlarını ve inancını siyasi amaçlar için kullananları kınıyorum.”

    Her siyasetçinin yanlışlarının eleştirilebileceğini ifade eden Akpınar, “Kılıçdaroğlu da, Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da siyasetçidir. Yanlışlarına yanlış, doğrularına doğru demeliyiz. Bu mesele Alevilerin inanç sorunu haline getirilmemeli, Aleviler bu tartışmaların içine çekilmemelidir” dedi.

    “KİMLİĞİ ÜZERİNDEN SALDIRMAK AHLAKSIZLIKTIR”

    Kılıçdaroğlu’nun siyasi görüşleri ve uygulamalarının tartışılabileceğini ancak etnik kökeni, inancı ya da memleketi üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu belirten Akpınar, şunları söyledi:

    “Kılıçdaroğlu’nu düşkün kılmak, Ermeni kılmak, Kürt kılmak, Dersimli olması üzerinden saldırmak ahlaksızca bir yaklaşımdır. Siyasi anlamda yanlışları olabilir, bunlar elbette tartışılır. Ancak ailesine, kimliğine, mezhebine yönelik söylemler doğru değildir.”

    Akpınar, Türkiye’de yaşayan tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ermeniler de bu ülkenin yurttaşıdır, Kürtler de, Aleviler de. Bu ülkenin vatandaşı olan her insanın bu ülkeyi yönetme hakkı vardır. Kim olursa olsun, etnik kökeni, inancı ya da mezhebi üzerinden hedef gösterilmesini doğru bulmuyoruz. Kılıçdaroğlu’na yönelik bu tür söylemleri kınıyor ve şiddetle karşı çıkıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

  • Tunca: Bir kişinin kimliği ve inancı kutsaldır, asla hakaret edilemez! -VİDEO

    Tunca: Bir kişinin kimliği ve inancı kutsaldır, asla hakaret edilemez! -VİDEO

    PİRHA- Fethiye Alevi Cemevi Derneği Genel Sekreteri Zeki Tunca, CHP’deki “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınmasına tepki gösterdi. Tunca, “Bir insanın kişiliği, inancı, ailesi kutsaldır bunlara asla hakaret edilemez. Bu tür eleştirilere hiç tahammül gösterilmemesi gerekir” diye belirtti.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık görevine gelmesiyle başlayan tartışmalar sürerken, Alevi kimliği üzerinden yapılan eleştiriler de tepki çekmeye devam ediyor.

    “KILIÇDAROĞLU’NUN İNANCINA KİMLİĞİNE YAPILAN SALDIRILAR DOĞRU DEĞİL”

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine polis marifetiyle girilmesini doğru bulmadığını belirten Tunca, Kemal Kılıçdaroğlu’nun inancıyla ilgili saldırıları da doğru bulmadığını ifade etti.

    “HAKARET EDİLEMEZ”

    Kemal Kılıçdaroğlu’na inancıyla kimliği ile ilgili nefret suçu işlendiğini vurgulayan Tunca, “Saldıracaksan bir insana siyasi görüşlerinle saldır ama inancına asla saldırma. İnancı ve kimliği ilgili eleştirilere hiç tahammül gösterilmemesi gerekir” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Din öğretmeninden Alevi öğrencilere nefret söylemi: Sözleşmeli öğretmen görevden alındı

    Din öğretmeninden Alevi öğrencilere nefret söylemi: Sözleşmeli öğretmen görevden alındı

    PİRHA – İzmir Çiğli’de Kanuni İlkokulu’nda görevli bir din öğretmeni, Alevi öğrencilere yönelik ayrımcı ve nefret içeren ifadeler kullanması üzerine görevden alındı. Olay, öğrencilerin durumu ailelerine aktarmasıyla ortaya çıktı.

    Yakakent Mahallesi’ndeki ilkokulda ders esnasında öğrencilere “Alevi olan var mı?” diye soran öğretmen, Aleviler hakkında “Onlar dinsizdir, namaz kılmaz, cinlerle birliktedir, cehenneme giderler” gibi nefret söylemlerinde bulundu. Olayın üzerinden yaklaşık iki hafta geçti.

    Öğrencilerin durumu aileleriyle paylaşmasının ardından, ailelerin oluşturduğu WhatsApp grubunda da gündeme gelen nefret söylemleri, öğretmenin önce olayı inkar etmesine yol açtı. Tepkiler üzerine okul idaresine taşınan durum sonrası, öğretmenin derse girmesi engellendi.

    Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Zeliha Danyeli, öğretmenin ücretli olarak görev yaptığını ve yaklaşık iki hafta önce okul yönetimi tarafından görevden uzaklaştırıldığını doğruladı.

    Olayın ardından veliler, din kültürü öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemlerine karşı hukuki yollara başvuracağını açıkladı.

    PİRHA/İZMİR 

  • AAAF: Tüm yetkili kurumlar, Alevilerin güvenliğini sağlamak için önleyici ve caydırıcı tedbirler almalıdır!

    AAAF: Tüm yetkili kurumlar, Alevilerin güvenliğini sağlamak için önleyici ve caydırıcı tedbirler almalıdır!

    PİRHA –Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Alevi toplumuna hakarette bulunan El Cezire çalışanı Amal Zaamta’ya tepki göstererek, ” Bu söylemler, tarihte defalarca yaşanmış katliamları akla getiren, tehlikeli bir zihniyetin günümüzdeki tezahürüdür. Bu nefret dilinin doğrudan sonucu, toplumsal barışın zehirlenmesi, önyargıların beslenmesi ve şiddetin meşrulaştırılmasıdır. Tüm yetkili kurumlar, Alevi yurttaşların güvenliğini sağlamak için önleyici ve caydırıcı tedbirler almalıdır” dedi.

    El Cezire haber kanalının İstanbul bürosunda görev yapan Amal Zaamta tarafından hazırlanan bir videoda Alevi toplumuna yönelik nefret söyleminde bulundu. Hazırlanan video sosyal medyada paylaşılırken, tepkilerde beraberinde geldi.

    Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) olarak, El Cezire’nin İstanbul bürosunda görev yapan Amal Zaamta tarafından hazırlanıp yayımlanan ve Alevi toplumunu hedef alan nefret içerikli videoyu şiddetle kınadıklarını belirterek, “Bu video, yalnızca bir topluluğa yönelik çirkin bir karalama değil; aynı zamanda nefret suçunun, ayrımcılığın ve olası kitlesel şiddet eylemlerinin önünü açabilecek bir provokasyondur” denildi.

    AAAF tarafından yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Nefret Söyleminin Tehlikesi

    Söz konusu içerikte: Alevi inancı köksüz ve gayrimeşru gösterilmekte, “Şarap içmek, sahabelere lanet okumak, Sünnilere kin duymak” gibi iftiralarla toplum aşağılanmakta, “Birbirlerinin kadınlarıyla zina etmeyi mubah görürler” iftirasıyla ahlaka saldırılmakta, İbn Teymiyye’nin sözleri hatırlatılarak Alevilere karşı savaş açmanın “vacip” olduğu ima edilmekte, “Eğer sen devlet başkanı olsaydın Alevilerle nasıl davranırdın?” sorusu üzerinden, Alevilere karşı ayrımcılık ve şiddet bir siyasi seçenek gibi sunulmaktadır.

    Bu söylemler, tarihte defalarca yaşanmış katliamları akla getiren, tehlikeli bir zihniyetin günümüzdeki tezahürüdür. Bu nefret dilinin doğrudan sonucu, toplumsal barışın zehirlenmesi, önyargıların beslenmesi ve şiddetin meşrulaştırılmasıdır.

    Türkiye Cumhuriyeti Yetkililerine Çağrımız; Cumhuriyet Başsavcılığı, TCK 216 kapsamında Amal Zaamta hakkında derhal soruşturma başlatmalı ve yargı sürecini işletmelidir. RTÜK, bu nefret söylemini yayan içerik hakkında ivedilikle yaptırım uygulamalıdır. TİHEK, olayı ayrımcılık ve nefret suçu kapsamında derhal incelemelidir. Tüm yetkili kurumlar, Alevi yurttaşların güvenliğini sağlamak için önleyici ve caydırıcı tedbirler almalıdır.

    Uluslararası İnsan Hakları Kurumlarına Çağrımız

    Bizler, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, bu olayı yalnızca Türkiye’nin iç meselesi değil, uluslararası insan hakları çerçevesinde takip edilmesi gereken bir nefret suçu olarak görüyoruz. Bu nedenle:

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi (UNHRC), Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserliği, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA), Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) başta olmak üzere tüm uluslararası insan hakları kuruluşlarını göreve çağırıyoruz. Bu tür nefret söylemleri yalnızca Alevilere değil, insanlık onuruna karşı işlenmiş bir suçtur.

    Alevi Kurumlarına ve İnsan Hakları Savunucularına Çağrımız; Sessizlik, bu suça ortaklıktır. Bu nedenle: Deliller toplanarak savcılıklara ve ilgili kurumlara suç duyuruları yapılmalıdır. Ulusal ve uluslararası kamuoyuna güçlü, ortak bir ses verilmelidir. İnsan hakları savunucuları ve demokratik kitle örgütleri bu olaya kayıtsız kalmamalıdır.

    Tüm Kamuoyuna Çağrımız;

    Unutulmamalıdır ki, bir topluluğa yönelen nefret, eninde sonunda bütün topluma yönelir. Bu nedenle bu mesele yalnızca Alevilerin değil, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen herkesin meselesidir.

    Talebimiz net; Amal Zaamta derhal yargılanmalı ve sınır dışı edilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti, yurttaşlarının onurunu ve güvenliğini korumakla yükümlüdür. Biz, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu olarak, bu nefret suçunu en sert şekilde kınıyor, ulusal ve uluslararası tüm kurumları harekete geçmeye çağırıyoruz. Sessizlik, suça ortaklıktır. Biz susmayacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA: Gökçek’in açıklamaları Alevilere karşı düşmanlığı körükleme ve soykırım çağrısıdır; yargılanmalıdır!

    FEDA: Gökçek’in açıklamaları Alevilere karşı düşmanlığı körükleme ve soykırım çağrısıdır; yargılanmalıdır!

    PİRHA- Eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Melih Gökçek’in, Alevilerin Hakk’a yürüme erkanına saygısızlık eden açıklamasının aynı zamanda Alevilere karşı sürdürülen düşmanlığı körükleme, katliam ve soykırım çağrısı olduğunu ifade eden FEDA, “Alevilere yönelik katliamlara ve soykırımlara yol açacak bu ifadelerinden dolayı Melih Gökçek, Maraş soykırımının provokatörü Ökkeş Kenger’in yaşlı versiyonu olarak yargılanmalı ve hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır. Biz Alevilerin Alevilere ve Aleviliğe dair özensiz bir dil kullanılmasına tahammülümüz yoktur” dedi.

    Çoğunlukla yolsuzluk ve skandallar ile gündeme gelen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, X hesabından Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına hakaret etti. Bağlama ve deyişler ile Hakk’a uğurlanan Sanatçı Güven Çoşkuner’in erkanını paylaşan Gökçek, “Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşırmayın’ diyerek Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına saygısızlık etti.

    Konuya dair, ‘Melih Gökçek’in Alevi cenaze erkanına dair nefret söylemini reddediyoruz” başlığıyla bir açıklama yayınlayan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Melih Gökçek’in bu nefret söyleminin arkasında karanlık kanlı planlamaların bulunması ve bu düşmanca söylemden hareketle ilerleyen süreçlerde, Alevilere veya Alevi cenazelerine saldırıların geliştirilmesinin mümkün olduğuna işaret etti.

    Gökçek’in söylemlerinin bir devlet aklı olduğu hatırlatılan FEDA açıklamasında, amaçlarının Alevileri bir yandan devlet eliyle asimile etme, diğer yandan da korkutarak kültürel soykırıma ortam hazırlamak olduğu ifade edilerek, “Ayrıca Alevi toplumu ve demokratik Alevi kurumu FEDA olarak, Melih Gökçek’in yaptığı bu aşağılamaya karşı adalet kurumlarının harekete geçmesini bekliyor ve talep ediyoruz” denildi.

    “GÖKÇEK’İN AÇIKLAMASI ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM ÇAĞRISIDIR”

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    Antalya/Elmalı’ya bağlı bir Türkmen Alevi Tahtacı köyü olan Akçaeniş Köyü’nde Hakka yürüyen saz ve söz ustası Güven Coşkuner canın cenaze erkanında saz çalınması üzerine, Melih Gökçek Alevilerin inancını aşağılayıcı söylemde bulunmuştur. Recep Tayyip Erdoğan ile Fetö’nun pinpon topu AKP’li Melih Gökçek, yapılan cenaze erkanıyla ilgili X hesabında “Hayda… Bunu da gördük. Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşırmayın. Antalya’da ölmüş adama saz bile çaldılar.” diyerek yaptığı bu soykırımcı açıklamasıyla, Alevi cenaze erkânına saygısızlık yapmıştır. AKP’li Melih Gökçek’in bu açıklaması aynı zamanda Alevilere karşı sürdürülen düşmanlığı körükleme, katliam ve soykırım çağrısıdır. Çünkü yakın tarih bu tür nefret söylemlerinin devamında neler olduğunu gösteren kanlı örneklerle doludur.

    “ALEVİLERİ KORKUTARAK KÜLTÜREL SOYKIRIM ORTAMI HAZIRLIYORLAR”

    Aleviler “camiyi yaktılar” söyleminden sonra Maraş soykırımı yapılmıştır. Sivas’ta soykırımcı saldırılar, “Aleviler, camiye saldırdılar,” dendikten sonra yapılmıştır. Bütün bunları çok iyi bilen Melih Gökçek’in bu nefret söyleminin arkasında karanlık kanlı planlamaların bulunması ve bu düşmanca söylemden hareketle ilerleyen süreçlerde, Alevilere veya Alevi cenazelerine saldırıların geliştirilmesi çok mümkündür. Anlaşılan Melih Gökçek, efendisi Erdoğan’ın söyleyemediklerini söyleyerek, kendisine verilen görevi yerine getirmektedir. Amaçları; Alevileri bir yandan devlet eliyle asimile etmeye, diğer yandan da korkutarak kültürel soykırıma ortam hazırlamaktır. Alevi toplumu Melih Gökçek’in bu açıklamasının ne anlama geldiğini ve neleri amaçladığını iyi biliyor. Ne Aleviler ne de demokratik kamuoyu Alevilere yönelik devlet eliyle yapılmış soykırımları ve soykırımcı saldırıları unutmadı, unutmayacaklardır.

    “ADALET KURUMLARININ HAREKETE GEÇMELİ, GÖKÇEK YARGILANMALI”

    Ayrıca Alevi toplumu ve demokratik Alevi kurumu FEDA olarak, Melih Gökçek’in yaptığı bu aşağılamaya karşı adalet kurumlarının harekete geçmesini bekliyor ve talep ediyoruz. Alevilere yönelik katliamlara ve soykırımlara yol açacak bu ifadelerinden dolayı Melih Gökçek, Maraş soykırımının provokatörü Ökkeş Kenger’in yaşlı versiyonu olarak yargılanmalı ve hak ettiği şekilde cezalandırılmalıdır. Biz Alevilerin Alevilere ve Aleviliğe dair özensiz bir dil kullanılmasına tahammülümüz yoktur. Hiç kimsenin Aleviliğe “don biçmeye”, Alevi ritüellerini küçümsemeye hakkı da yoktur, haddi de değildir. Hele hele adı sayısız usulsüzlüklerle bir arada anılan Melih Gökçek gibilerinin buna tevessül etmeleri bile Alevi toplumu tarafından şiddetle reddedilmektedir. Unutulmasın ki Aleviler, yalnız Hallac-ı Mansur gibi derileri yüzülenler olmadılar, aynı zamanda Emevi zalimlerinin iktidarını yıkanlar da Eba Müslim gibi Ulu Alevi önderleriydi. FEDA olarak bütün Alevi toplumunun duyarlılığını ve tepkisini, içtenlikle paylaşıyoruz.

    Bir kez daha diyoruz ki Alevilikten ve Alevilerden elinizi çekin! Aleviliği yok etmeye gücünüz yetmeyecektir. Bütün Alevi düşmanlarına inat, Alevilik ve Reya Hakk inancı, bin yıllardır nasıl yaşadı ve nasıl bu günlere geldiyse bundan sonrada aynı şekilde yaşayacak ve geleceğe taşınacaktır. Alevi cenaze erkanını aşağılamak insanlık suçudur. Melih Gökçek yargılanmalı ve Alevilerden özür dilemelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Melih Gökçek’ten Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına saygısızlık! Tepkiler gecikmedi

    Melih Gökçek’ten Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına saygısızlık! Tepkiler gecikmedi

    PİRHA- Skandal davranışlarıyla ve uygulamalarıyla ünlü eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Melih Gökçek, Alevilerin Hakk’a yürüme erkanını hedef alarak nefret söyleminde bulundu. Bağlama ve deyişler ile Hakk’a uğurlanan Sanatçı Güven Çoşkuner’in erkanını paylaşan Gökçek, “Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşırmayın’ diyerek Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına saygısızlık etti. 

    Çoğunlukla yolsuzluk iddiasıyla gündeme gelen eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, X hesabından Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanına hakaret etti.

    Şubat ayında Antalya’da Hakk’a yürüyen Sanatçı Güven Çoşkuner, vasiyeti üzerine Antalya’nın Elmalı ilçesine bağlı Tahtacı olan Akçaenis köyünde deyişler ve devriyeler ile Hakk’a uğurlanmıştı.

    Hakk’a uğurlama erkanından bir görüntüyü X hesabından paylaşan Gökçek, “Haydaa. Bunu da gördük. Yakında orkestra ile gömülenleri görürseniz şaşmayın. Antalya’da ölmüş adama cenaze namazı kılmak yerine saz çaldılar” diyerek nefret söyleminde bulundu.

    Gökçek’in Alevilerin Hakk’a uğurlama erkanını hedef alan nefret söylemine birçok sanatçı, aydın, Alevi kurum temsilcisi tepki gösterdi.

    Tepkiler şöyle:

    Avukat Polat Balkan: Burası Antalya Elmalı Akçaeniş. Türkmen Alevi Tahtacı Köyü (Mahallesi). Ölen çocukluk arkadaşım, saz ve söz üstadı Güven Coşkuner. Biz canlarımızı böyle uğurlarız. Saraylılar da, saraydan kovulanlar da bilmez…

    HDP önceki dönem milletvekili Kemal Bülbül: “Orkestra” değil, Aşık û Zakirler “Gömmek” değil, Sırlamak “Ölmüş” değil, Hakk’a Yürümüş “Cenaze Namazı” değil, Hakk’a Uğurlama Erkanı. Daha da Anlamadıysan İnsanı Kamil, Aşık û Sadık FUZULÎ’den dinle!…

    Sanatçı Kutsal Evcimen: “ÇALMAK” eylemi sende ne ifade ediyor? Biz çok iyi biliyoruz. Bu senin gibi yoz yobaz birisinin anlayacağı iş değil terbiyesiz!

    Sanatçı Metin  Karataş: İ. Melih yoksa cenneti de parsel parsel satacaktın da bu saz çalma planlarını mı bozdu ne? Üzülme bizim saz çalmamız, duayla kaldırılan cenazelere cenneti parsel parsel satmana engel değil. Size göre biz saz çalarak cehenneme gideceğiz nasılsa, cehennem varsa bile varsın olsun, senin gibilerin olmadığı her yerde mutlu oluruz biz.

    Sanatçı Ahmet İhvani: Kendini bilmeyen bizi ne bilsin! Anca böyle şaşırır görünce. Hey erenler, meşrebimi sormayın meşrebim aşk, mezhebim aşk, yolum aşk. İnancımı benden ayrı görmeyin inancım aşk, imanım aşk, dinim aşk… Hüdâi

    Siyaset Bilimci Ulaş Tol: Tüm inançlarda musiki vardır, örneğin ilahi bunun güzel örneklerinden biri. Deyişler eşliğinde uğurlamak da kadim bir gelenek. Aşağıdaki ise inanca saygısızlık, tersini yapan biri olsa linç yoluyla savcılara havale edilirdi, manevi değerlere atıfla.

    TİP MYK üyesi Yunus Başaran: Antalyamızın ve Anadolu’nun kadim halkı Tahtacıların defin ritüeli budur. Kes sesini!

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Sazcı: Alevilere ve Kürtlere yönelik nefret söylemine karşı ceza yaptırımı olmalı -VİDEO

    Sazcı: Alevilere ve Kürtlere yönelik nefret söylemine karşı ceza yaptırımı olmalı -VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de Alevilere ve Kürtlere yönelik nefret dilinin siyasette yer bulmasını ve topluma yansımasını değerlendiren Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Cumhurbaşkanı seçim süreci de dahil yaratılan nefret dalgasının hala sürdüğünü belirtti. Sazcı, “Alevi Bektaşilere ve Kürtlere karşı düşmanlık artık saklanması gereken sözcük halinden çıktı. Bu anayasal bir suç teşkil ediyor” dedi.

    Türkiye’de nefret dili siyaset başta olmak üzere yaşamın her alanına yansımış durumda. Aleviler başta olmak üzere azınlıklara, Kürtlere yönelik nefret söylemleri hız kesmiyor. Konuya ilişkin Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya konuştu.

    İKTİDAR VE MUHALEFET NEFRET SÖYLEMİNDE YARIŞIYOR”

    İttihat ve Terakki dönemi dahil Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bugüne Alevi ve Kürt düşmanlığı üzerinden kendisini var etmiş bir gelenek olduğunu belirten Mustafa Sazcı, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan bugüne yaşanan katliamlar silsilesini göz önünde bulundurduğumuzda iktidar ve muhalefet bu hususlarda açıkçası Alevi ve Kürt düşmanlığında birbiriyle yarışır hale geldiler” dedi.

    “ANAYASAL SUÇ”

    Son dönemde Bolu Belediye Başkanı ve Afyon Büyükşehir Belediye Başkanı olan kişinin nefret söylemleri karşısında Kürtlerin yalnız bırakıldığını belirten Sazcı, tarihin hiçbir sürecinde ne Alevi Bektaşilerin ne de Kürt halkının bu kadar yalnızlaştırılmadığını söyledi. Sazcı, “Cumhurbaşkanı seçim süreci de dahil yaratılan o dalga hala sürüyor. Alevi Bektaşilere karşı düşmanlık artık saklanması gereken sözcük halinden çıktı. Nefret söyleminin ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmesi mümkün değil. Bu anayasal olarak bu bir suç teşkil ediyor” ifadelerini kullandı.

    “ORTAK MÜCADELE HATTININ ÖRÜLMESİ GEREKİYOR”

    Alevilere ve Kürtlere yönelik hakaretlere karşı ortak bir mücadele hattının örülmesi gerektiğine işaret eden Sazcı, şunları kaydetti:

    “Bu mücadeleyi kimliklerimiz üzerinden değil de eşit yurttaşlık mücadelesi üzerinden vermemiz gerekiyor. Bireysel olarak elbette ki kendi kimliğimizi muhafaza etmek, o kimliğin varlığını devam ettirmek gibi bir sorumluluğumuz var hepimizin. Ancak bunun ötesinde bizlerin eşit yurttaşlık için bir ortak paydası var. Eşit yurttaşlık mücadelesini ortak bir şekilde vermek gerekiyor. Ötekileştirme ve nefret dili iktidarın devrilmesi ile son bulmayacak. İktidar değiştikten sonra da mücadele etmemiz gerekiyor. Çünkü iktidar gittikten sonra yerini dolduracağı gelenek de iktidarın düşüncesinden, fikrinden fikriyatından farklı değil. Geçmişte de tek din, tek dil, tek bayrak, tek vatan sloganı vardı, bugün de var. AKP hükümeti cumhuriyetin geleneğini hâlâ devam ettiriyor. Alevi Bektaşilere, Kürtlere yönelik yapılan bu nefret söylemlerinin de cezai yaptırıma uğrayabilmesi için anayasal güvence şart. Anayasal güvenceye alabilmek için de ciddi bir hukuki mücadele vermemiz gerekiyor.”

    “KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ”

    Geçmişte Cem Vakfı’nın AİHM kararları ile ilgili bir hukuk komisyonu oluşturduğunu ancak Alevi Bektaşi Federasyonu da dahil olmak üzere oluşturulan hukuk komisyonlarının söylemde kaldığını vurgulayan Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Herhangi bir icraatı olan hukuk komisyonu yok. Sivas Davası, Gazi Davası, Çorum, Maraş davaları dahil olmak üzere Sultangazi’de cemevine yapılan polis saldırısı sırasında katledilen 2 gencin ve Uğur Kurt’un davası başı boş bırakılan davalar. Bunun yanı sıra geçtiğimiz dönemlerde üniversitede (Koç Üniversitesi) bir Alevi gencine yapılan saldırıda cezasızlık politikası devam ediyor. Dolayısıyla tek kurtuluş reçetesi yıllardır sloganlarımızda söylediğimiz gibi Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bu sloganı artık hayata geçirme durumu söz konusu. Açıkçası bu artık hayati ve kendi varlığımızı devam ettirebilmek için zorunlu hale geldi. Ortak bir mücadele cephesi dışında herhangi bir kurtuluşumuz yok” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • İHD Mersin Şubesi: LGBTİ+lara yönelik hak ihlalleri görülmemiş düzeyde arttı- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi: LGBTİ+lara yönelik hak ihlalleri görülmemiş düzeyde arttı- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi LGBTi+ Hakları Komisyonu, LGBTİ+’lara karşı devletin en üst kademesinden başlayan bir nefret söylemi ve ayrımcı politikaların uygulandığına dikkat çekti. Komisyon Sözcüsü Ceren İnan, “LGBTİ+’lara yönelik kara propaganda ve nefret söylemleri, siyasal iktidarın desteğiyle son 3 yılda görülmemiş düzeyde artmış durumda. Tüm bunlarla mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelerek, genel merkez tarafından hazırlanan LGBTİ+ Hakları ve Hak İhlalleri Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı.

    Basın açıklamasından önce konuşma yapan İHD Mersin Şube Başkanı Gazi İnci, nefret suçunun karşısında olduklarını ve bu söylemlerin devletin hiçbir kurumuna yansımaması gerektiğine vurgu yaptı.

    “DEVLETİN NEFRET SÖYLEMLERİ HAK İHALLERİNİ DOĞURUYOR”

    Basın açıklamasını okuyan İHD Mersin Şubesi LGBTi+ Hakları Komisyonu Sözcüsü Ceren İnan, devletin hemen her kademesinde dile getirilen nefret söylemlerinin ve düşmanca politikaların LGBTİ+ hak ihlallerine zemin hazırladığına dikkat çekti.

    Ülkede sağ ittifak kurulduğunu ve özellikle seçim süreçlerinde LGBTİ+’lar üzerinden nefret içeren propaganda yapıldığını belirten İnan, “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması için yoğun bir kara propaganda faaliyeti yürüten partilerle siyasal iktidarın yer aldığı bu ittifakta yer alan siyasetçiler, seçim kampanyalarında sıklıkla LGBTI+’lara yönelik ayrımcı ve nefret içeren söylemlere başvurmuşlardır. Yıllardır devam eden nefret söylemleri toplumda da yerini bulurken aynı zamanda bu propagandalar için medya sıkça kullanılmış, devlet eliyle ‘kamu spotu’ denilerek LGBTİ+ düşmanı video klipler, reklam filmleri yayınlanmıştı” hatırlatmasında bulundu.

    “NEFRET CİNAYETLERİNDE ETKİLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMÜYOR”

    LGBTİ+’lara yönelik nefret cinayetlerine ilişkin Türkiye hukukunda yasal bir düzenleme veya koruma ve önleme politikası bulunmadığını dile getiren Ceren İnan, “Aksine nefret cinayetlerinde çoğu zaman etkili soruşturma yürütülmemektedir. Failler, nefret cinayeti mağdurlarının cinsel yönelimlerini ve cinsiyet kimliklerini gerekçe göstererek eylemlerini meşrulaştırmaya çalışılıyor” dedi.

    Ceren İnan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de LGBTİ+ hareketine yönelik kara propaganda ve nefret söylemlerin siyasal iktidarın desteğiyle son 3 yılda görülmemiş düzeyde artmış durumda.

    Hazırladığımız rapor, hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin LGBTİ+ hakları konusun da ne kadar yetersiz yazılı düzenlemelere sahip olduğunu, uygulamada ise ne denli ayrımcı uygulamalarda bulunduğunu açıkça gözler önüne seriyor. Tüm bu hak ihlalleri karşısında mücadele etmeye devam ediyoruz.”

    Raporun tamamı:İHD_LGBTİ+_HAK_İHLALLERİ_RAPORU

    PİRHA/MERSİN

  • Kete: Alevi öğrenciye ırkçı saldırı özel savaş politikasının uygulaması-VİDEO

    Kete: Alevi öğrenciye ırkçı saldırı özel savaş politikasının uygulaması-VİDEO

    PİRHA- Koç Üniversitesi yurdunda Alevi öğrenciye yönelik ırkçı saldırı ve söyleme tepki gösteren DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Cumhuriyet modernitesinin kurucu aklının, resmi ideolojinin, bir öğrenci şahsında güncellenmesi halidir. Asla kabul etmiyoruz. Bir mücadele hattı oluşturulmadığı ve bir araya gelinmediği sürece, Yolda birlik sağlanmadığı müddetçe bu saldırılar artacaktır” dedi.

    Koç Üniversitesi’nin öğrenci yurdunda TÜBİTAK birincilik ödülü alan üniversiteli F. B.’nin, aynı odayı paylaştığı Hasan Ege Karanfil ve Arda D. tarafından Kürt ve Alevi olduğu gerekçesiyle saldırıya maruz kalmasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Alevi-Kürt olduğu için ırkçı saldırıya uğrayan F.B ile saldıran öğrenciler arasındaki ses kayıtları soruşturma dosyasına girdi. Saldıranların “Kürt olduğu yetmezmiş gibi adam bir de Alevi ya” dedikleri kayıtlara yansıdı.

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, saldırıyı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır” diyen Mahmut Esat Bozkurt’un sözlerini hatırlatan Kete, AKP-MHP ittifakının ve resmi ideolojinin de üniversitelerden başlayarak bütün kamusal alanı dincilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik üzerinden inşa etmek istediğini kaydetti.

    1921 ANAYASASI HATIRLATMASI

    Yeni yılda da Alevilere yönelik ırkçı söylemlerin ve saldırıların devam ettiğini söyleyen Kete, “2024 yılına girerken bütün Alevi kurumları olarak Türkiye’de çokluğun teklik üzerine değil ikrarlı ve rızalı bir şekilde bir konsensüs ilkesiyle beraber bu vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamamız konusunda temennilerimizi söyledik. Bu yeni yüzyıla girerken 1921 Anayasası’nda belirlenen konsensüs ilkesi çerçevesinde bütün farklılıkların, etnik yapıların beraber yaşayacağı bir durumu temenni etmiştik. İnancımızın zihniyet yapısı da bu konuda buna meydan açmaktadır. 72 millete bir bakma ilkemiz bir konsensüs ilkesidir. Fakat gördüğümüz gerçeklik buna uygun olmadı. Koç Üniversitesi’nde yaşanan süreçle söylenen söylemler büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun ifadesidir” dedi.

    “MAHMUT ESAT BOZKURT’UN RUHU ADETA DEVREDİLDİ”

    Kete, Alevi öğrenciye yönelik saldırının resmi ideolojinin yansıması olduğuna vurgu yaparak, “Cumhuriyetin kurucu ideologlarından olan Mahmut Esat Bozkurt’un, ‘bu ülkede Türk olmayanların bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmak, köle olmaktır’ söylemi Koç Üniversite’nde mağdur olan öğrenciye yönelik de söylemlerdi. Mahmut Esat Bozkurt’un ruhunun adeta yeniden devriye edildiği bir süreç yaşandı. Öğrencinin kendi kimliği, inancı, kültürü, yönelimleri doğrultusunda bir yaşam inşa etmesi en doğal hakkıdır. Bunun üzerinden yok edilmesi adeta itlaf edilmesi gibi söylemler ırkçı, faşist söylemlerdir. Bu bir kişinin fevri söylemleri değil, cumhuriyet modernitesinin kurucu aklının, resmi ideolojinin bir öğrenci şahsında güncellenmesi halidir. Asla ve asla kabul edebileceğimiz bir durum değildir” diye konuştu.

    “ÖZEL SAVAŞ POLİTALARININ KÜRDE VE ALEVİYE YÖNELİK UYGULAMASI”

    Zeynel Kete, AKP-MHP ittifakının ve resmi ideolojinin üniversitelerden başlayarak bütün kamusal alanı dincilik, ırkçılık ve cinsiyetçilik üzerinden inşa etmek istediğini ifade etti.

    Alevi öğrenciye saldırının özel savaş politikalarının Alevi ve Kürt’e yönelik uygulamaları olduğuna işaret eden Kete şöyle deva etti:

    “Bu söylem sadece Alevilere yönelik değil, sistem dışı kalan, mücadele eden demokrasi güçleridir. Bu öğrencinin karşı karşıya kaldığı zulüm ve linç edilme hali eğer bu toplumda kabul görürse, demokrasi güçleri bu konuyla ilgili bir araya gelmezse ve özelde Alevi demokratik hareketi bir bütünen yolda birliği sağlamazsa, çözüm alıcı müdahalelerde bulunmazsa bunlarla çok karşılaşacağız. Yaşam alanlarımızı daraltmaya benzer zulmün, linçin bundan sonrada olabileceğinin benzer ifadesidir. Bu tarz söylemler ve söylemde bulunanlar yargılanmaz ve hak ettikleri ceza ile karşılaşmazlar iseler güven kazanacaklar. Yaptıkları kendilerine kar kalacaktır. Özel savaş politikalarının Kürt’e ve Aleviye yönelik uygulamalarıdır. Biz Alevi kurum temsilcileri ve ocakzadeler olarak bu söylemlere asla ve asla rızalık göstermeyiz.”

    “MÜCADELE HATTI OLUŞMAZSA SALDIRILAR ARTAR”

    Resmi ideolojinin saldırı ve söylemlerine maruz kalan farklı kimlik ve inançların ortak bir mücadele hattı oluşturmaması durumunda saldırıların artacağına vurgu yapan Zeynel Kete, “Nasıl ki 1921 Anayasası’nda bir konsensüs ilkesi sağlanarak bütün farklılıklar bir araya geldiyse yaşadığımız an itibariyle ülkenin yine böyle bir duruma ihtiyacı vardır. Bir rıza anayasası ile eşit ve özgür yurttaş olarak hep beraber sorunları çözebilecek bir pratik geliştirmemiz gerekiyor. Bu tarz söylemler, gayretler demokratik siyaset ve cumhuriyetin demokratikleşmesi ile ilgili adımlar arttığı müddetçe elbette birilerinin alanları daralacaktır” dedi.

    Kete, Alevilerin sorununun sadece Alevilerle çözülebilecek bir sorun olmadığını belirterek, “Aleviliğin değil Alevilerin bir sorunu var. Alevilerin sorunu da demokrasi mücadelesi veren, Kürtlerle, emekçilerle birlikte çözülür. Bunların bir araya gelmesi elzemdir, olmazsa olmazdır. Bir mücadele hattı oluşturulmadığı ve bir araya gelinmediği sürece, yolda birlik sağlanmadığı müddetçe bu yaptırımlar artacaktır. Bu tip baskının, dinciliğin, ırkçılığın önüne geçmenin en büyük yolu Yolda ikrarlı birliktir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Zorunlu din dersinde Alevilere hakaret eden öğretmen hakkında dava açıldı

    Zorunlu din dersinde Alevilere hakaret eden öğretmen hakkında dava açıldı

    Bursa’nın Osmangazi ilçesinde Hürriyet Anadolu Lisesi’nde görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz hakkında, Aleviliğe ve Alevilere karşı nefret söyleminde bulunduğu gerekçesiyle dava açıldı.

    Bursa’nın Osmangazi ilçesinde Hürriyet Anadolu Lisesi’nde görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz hakkında, Aleviliğe ve Alevilere karşı nefret söyleminde bulunduğu iddiasıyla açılan suç duyurusunda iddianame hazırlanarak dava açıldı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada hazırlanan iddianame Bursa 14. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.

    İddianamede öğretmen hakkında; sosyal sınıf, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı dayanarak aşağılama suçundan altı aydan bir yıla kadar hapis cezası istendi. İlk duruşma ise 6 Haziran 2023 tarihinde yapılacağı duyuruldu.

    KONU ÇARPITILMIŞ!

    BirGün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre, Öğretmen Mehtap Cengiz ifadesinde suçlamaları kabul etmeyerek, yanlış anlaşıldığını ve konunun çarpıtıldığını düşündüğünü, söylediklerinin suç kastıyla söylenmediğini savundu. Öğretmen ayrıca böyle bir olaya adının karışmasından dolayı üzgün olduğunu, bu tür söylemlerin toplumun huzurunu kaçıracağının ve yanlış söylemler olduğunun bilincinde olduğunu dile getirdi.

    “EĞİTİM-SEN, EĞİTİM-İŞ DAVAYA MÜDAHİL OLACAKLAR”

    Suç duyurusu dosyasını hazırlayan Bursa Barosu İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Kemal Özgür Yetkin, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemi ve laiklik karşıtı söylemleri nedeniyle suç duyurusunda bulunduk. Suç duyurumuz üzerine öğretmen hakkında iddianame düzenlendi ve en sonunda dava açıldı. İlk duruşma çok uzun bir süre sonraya verildi. Öğretmen hakkında el çekme işlemi hâlâ yaptırılmamıştır. Buna karşı mücadelemiz sürecek. Alevi kurumları da davayı takip edip müdahil olacaklar. Eğitim-Sen, Eğitim-İş sendikaları ve Bursa Laik ve Kamusal Eğitim Platformu da süreci takip ediyor” dedi.

    Avukat Yetkin, “Bu insanlık suçudur. Söylemin, Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinde düzenlenen, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu oluşmuştur. Ayrıca bu durum laikliğe de aykırıdır. Nefret söyleminde bulunan bir eğitimcinin eğitim faaliyetlerine devam etmesi kabul edilemez” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Geçen yıl (2022) Hürriyet Anadolu Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in derste, “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değildir. Aleviler, Hz. Ali’yi Hz. Muhammed’in yerine koyuyor, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları var. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” şeklinde ifadeler kullanmıştı. Okulda 10. sınıf öğrencisi olan K.G.’nin babası S.G. ve babaannesi Y.G.,’nin öğretmen hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Alevi kurumları ve kamuoyu da sert tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Filiz Şaroğlu: Alevilere yönelik nefret söylemleri sürüyor-VİDEO

    Filiz Şaroğlu: Alevilere yönelik nefret söylemleri sürüyor-VİDEO

    PİRHA- Bursa’da bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemine ilişkin konuşan PSAKD Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroğlu, “Bizlere yansıyan kısım belki sadece bu ama duyulmayan bir sürü olay var. Bu insanların ırka, dine ve insanlığa karşı anlayışlarını düzeltmemiz için önce bu çarkın değişmesi lazım” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Sekreteri Filiz Şaroğlu, Bursa’da bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemine ilişkin konuştu.

    Şaroğlu, yaşanan nefret söyleminin ne ilk ne de son olduğunu söyleyerek tüm ilerici kesimlerin bu tür saldırılara karşı birlik olması gerektiğini belirtti.

    “AYNI ŞEKİLDE NEFRET SÖYLEMİNE BEN DE MARUZ KALMIŞTIM”

    Bursa’da yaşanan olay vahim olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Şu anki öğretmen camiası içerisinde zaten belli bir kalıpta insanlar yetişti ve bu insanlar görevlerdeler. Bizlere yansıyan kısım belki sadece bu ama duyulmayan bir sürü olay var. Bu insanların ırka, dine ve insanlığa karşı anlayışlarını düzeltmemiz için önce bu çarkın değişmesi lazım. Bu kişi de görevden alınmalıydı. Ama öyle olmadı. Bu kişilerin arkalarında çok büyük bir güç var. Biliyorlar ki ödüllendirilecekler. Ben 1970’li yıllarda lisedeydim, aynı şeyi yaşamış birisiyim. Din hocası sınıfta nefret söylemi yaptı ve ben şikâyet ettim. Öğretmene soruşturma açılması için bakanlığa da şikâyet ettik. Bakanlık müfettişi geldi ve tüm herkesin ifadesinde öğretmenin söylediği net olduğu halde öğretmen ödüllendirildi. Müfettiş öğretmene ceza verilmesini istemişti. Daha sonra o müfettiş öğretmene ceza istediği için sürüldü” diye konuştu.

    “BİRLİKTELİK VE ÖRGÜTLÜLÜK ÇOK ÖNEMLİ”

    Nefret söylemi üreten bu sistemin değişmesi gerektiğini kaydeden Şaroğlu son olarak, “Biz biliyoruz ki yıllardır değişmedi bu sistem ve değişmeyecek. Değişmeyecek derken karamsar da değilim. Bu düzen değişmediği takdirde değişmeyecek. Bizim sadece olmamız gereken şey birliktelik ve örgütlülük. Sadece birlik olmak, yan yana durmakta yetmiyor. Örgütlü olursak ve yılmadan bu mücadeleye devam edersek ancak öyle çözeriz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

    İLGİLİ HABERLER

    >Bursa’da din dersi öğretmeninin Alevilere yönelik nefret söylemine suç duyurusu

    >Alevilere hakaret eden din öğretmeni Bursa’da protesto edildi: Görevden uzaklaştırılsın

  • Meral Altun: Alevilere yönelik nefret suçu işleyenlere karşı tüm toplum tepki göstermeli-VİDEO

    Meral Altun: Alevilere yönelik nefret suçu işleyenlere karşı tüm toplum tepki göstermeli-VİDEO

    PİRHA- Devletin, Alevilere yönelik nefret suçlarını önleyici hukuksal önlemleri almadığını söyleyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Başkanı Meral Altun, nefret diline diğer toplumsal kesimlerin de ses çıkarması gerektiğini dile getirdi.

    Bursa’da bulunan Hürriyet Anadolu Lisesi’nde görev yaptığı sırada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Şahin’in sınıfta, ‘Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil” sözleri tepkilere neden olmuştu. Öğretmenin nefret öylemine sınıfta bulunan Alevi öğrencinin velisi tepki göstererek olayı yargıya taşımış ve öğretmenin görevden alınmasını istemişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şube Başkanı Meral Altun, Alevilere yönelik nefret suçlarına dair PİRHA‘ya konuştu.

    “NEFRET SUÇU İŞLEYENLER ÖDÜLLENDİRİLİYOR”

    Ülkedeki nefret suçlarına yönelik hiçbir yaptırımın olmadığını, aksine nefret suçu işleyenlerin ödüllendirildiğini belirten Altun, “Bütün öğretmenlerin bir kere çocukların hepsini kucaklaması gerekiyor. Çocukları kimliğiyle, inancıyla, ırkıyla, diniyle, diliyle kimsenin ayırmaması gerekiyor. Bursa’daki öğretmen gibi bir çok öğretmen var. Yaptığı zaten nefret suçudur. Orada Alevi kültürünü, inancını aşağılamıştı, iftira atmıştı. Böyleleri sadece soruşturma, açığa alınma ya da da görev yeri değiştirilerek susturulmaya çalışılıyor. Ya da tansiyonun düşmesi sağlanıyor, tekrar o kişi görevine devam ediyor, başka yerde aynı suçu yine işliyor, nefret tohumlarını ekmeye devam ediyor. Burada devletin yapması gereken nefret suçlarını önleyici bütün hukuksal önlemleri alması” diye konuştu.

    “SADECE ALEVİLERİN DEĞİL, TÜM ÖTEKİLERİN SES ÇIKARMASI GEREKİYOR”

    Altun, nefret suçuna yönelik Aleviler dışında tüm öteki olanların da ses çıkarması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Çünkü bu bir insanlık suçudur, bu ektikleri tohumlar ileride daha büyük suçlara sebep olacaktır. Kesinlikle öğretmenlik yapmaması gerekir diye düşünüyorum. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, sadece Alevilerin tepki göstermemesi gerekiyor. Ciddi bir kamuoyu oluşturması gerekir. Gerekirse meclis önünde protesto veya farklı illerde eylemler yapılması gerekiyor. Özellikle Alevi olmayanlar daha büyük tepki gösterse belki sonuca daha yakın olabiliriz. Hükümet Alevileri çok ciddiye almıyor. Sadece Alevilere değil kadınlara, çocuklara da saldırılıyor. Bunların hepsi aynı şekilde toplumun gazını almak için gözaltına alınıyor ya da soruşturma açılıyor. Tekrar bunlar normal hayatlarına devam ediyorlar. Ödüllendiriliyorlar ya da makam atlatılıyorlar. Tek çözüm bence toplumumuzdaki tüm ötekilerin birleşmesi gerekiyor.”

    “ALEVİLERİN BİRLİĞİ ÖNEMLİ VE DEĞERLİ”

    Meral Altun, “Hükümetin aslında Alevileri ciddiye alması gerekiyor. Alevi kurumlarının başkanları, akademisyenler, kanaat önderleri hepsi bir araya geldi ama hükümet ciddiye almıyor. Birlik olmalıyız diyeceğim ama zaten birlik olduk, olduğumuzu gösterdik. 7 tane büyük Alevi Bektaşi kurumu bir araya geldi. Bu bence çok önemli. Büyük kurultay çok önemli. Alevilerin var olduğunu, bir olduğunu, diri olduğunu, iri olduğunu gösterdiler. Ama hükümetin de ciddiye alması gerekiyor, almıyorsa seçimler yaklaşıyor, mutlaka cevabını bir şekilde alacaklar.”

    Cebrail ARSLAN/ ALANYA

     

     

  • Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    Koldakoç: Zorunlu din dersinde nefret suçu işleyen öğretmene yaptırım uygulanmalı-VİDEO

    PİRHA-Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine dair konuşan PSAKD Alanya Şubesi YK üyesi Kemal Koldakoç, “Ülkemizde insan hakları sorunu var. Bursa’daki olay bir sonuç aslında. Zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır” dedi. Koldakoç, söz konusu öğretmene bir yaptırım uygulanması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Alanya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Koldakoç, geçtiğimiz aylarda Bursa’daki bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz tarafından Alevilere yönelik sarf edilen nefret söylemine ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    “ÜLKEDE İNSAN HAKLARI SORUNU VAR”

    Sözlerine “Ülkemizde aslında temel sorun insan hakları sorunu” diyerek başlayan Koldakoç, eğitim sistemini eleştirdi.

    Koldakoç, “Nereden bakarsanız bakın eğer bu ülkede demokratik, laik, bilimsel bir eğitim verilemiyorsa; siz neresinden bakarsanız bakın toplumsal ayrıştırmaya uygun bir pozisyon yaratmış olursunuz. Temelde Alevilik sorunu olarak baktığımız müddetçe bu ülkede yaşayan yurttaşlar olarak bu sorunun çözülebilme olanakları neredeyse sıfır. Aslında insan olarak bakmalı, Sünnilik, Alevilik boyutlarıyla tartışmak yerine, yurttaşlık hakkı olarak ve laiklik anlayışı bünyesi içerisinde tartışmak gerekiyor. Onu talep etmek ve hayata geçirebilmenin koşullarını yaratmak gerekiyor” dedi.

    “BURSA’DAKİ NEFRET SÖYLEMİ BİR SONUÇTUR”

    Koldakoç, öğretmenlik mesleğinin de zaman içerisinde olumsuz yönde ilerlediğini belirterek, “Genelde öğretmenlik mesleği açısından baktığımızda da öğretmenlik mesleğinin statüsünü ortadan kaldıran, öğretmeni objektif ve somut bilimsel anlayıştan uzaklaştıran, tamamen manevi alanlara doğru yönelten ve biat kültürünü yaratmaya çalışan bir anlayış var. Bursa’daki olay aslında sonuçtur. Yıllarca yapılan öğretmenlik mesleğinin statüsünden kopartılmasının sonucudur zaten. Bir öğretmen eğer bir ayrımcı, inkârcı, aşağılayıcı, yok sayıcı bir yaklaşım içerisinde bulunuyorsa bunun bir yaptırımı mutlaka olmalıydı. Ama kim yaptırım uygulayacak? Karşılıksız kalan bir nevi de ödüllendirilen bir öğretmenlik mesleği ile de karşı karşıyayız. Katıldığımız toplantılarda demokrasiye, barışa ve kardeşliğe ihtiyacımızın olduğunu her zaman vurguluyoruz. Mücadele boyutumuz aslında bu boyutta olmalı. Demokrasi, insan hakları, laiklik ilkesinin mutlaka bu ülkede egemen kılınabileceği bir mücadele hattı yaratmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ BİR BASKI ARACIDIR”

    Zorunlu din derslerinin bir baskı aracı olduğunu söyleyen Koldakoç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Buna sadece bir Alevilik sorunu olarak bakmamak gerekiyor. Zaten demokrasi ve laiklik uygulandığı zaman bütün inanç grupları, etnik yapılar kendilerini ifade edebilecek, eşit yurttaşlık statüsünü kazanmış olacak. Aleviler olarak aslında bir şeyi unutmamak gerekiyor. Bizi istedikleri gibi yönlendirecekleri, istedikleri statüye, asimilasyoncu bir anlayışın potasına sokabilecekleri pozisyona düşmemek gerekiyor. Yani talep eden değil, mücadele eden boyuta taşımak gerekiyor. Mücadele edilmeden bir hakkın elde edilebilmesi ve onun gereklerini yerine getirebilme olanakları neredeyse yok denilecek gibidir. Mesela zorunlu din dersleri asimilasyoncu bir baskı aracıdır aynı zamanda. Din derslerinin mutlaka seçmeli olması gerekiyor. İnsanların tercihlerine bırakılmalıdır. Bütün dinlere ve inançlara eşit mesafede bulunabilecek bir durumu yaratmak gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ALANYA

  • Nezahat Doğan: Nefret söylemlerine karşı örgütlü hareket edip yaptırım uygulatabiliriz-VİDEO

    Nezahat Doğan: Nefret söylemlerine karşı örgütlü hareket edip yaptırım uygulatabiliriz-VİDEO

    PİRHA- Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin konuşan HBVAKV Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, “Biz devletin bir parçasıyız. Bizler de varız. Biz dışardan birileri değiliz. Bizim de haklarımız var. Bu haklar başkaları için nasıl uygulanıyorsa bizim için de öyle uygulasın” dedi.

    Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin konuştu.

    “ÖRGÜTLENMEK ÇOK ÖNEMLİ, BU KONUDA EKSİĞİZ”

    Örgütlü yapının çok önemli olduğunu söyleyen Doğan, “Bunu hayata geçirmekte toplum olarak zorlanıyoruz galiba. Örgütlü yapının önemini anladıktan sonra sahiplenme noktasında oradaki bir çocuğa söylenmiş bir laf deyip bunu öbür taraftaki bir Alevi vatandaş kulak arkası edip geçiyor. Bundan kaynaklı biz nasıl olsa bunu yapıyoruz bunlar da susuyor diyorlar. 3-5 kişi çıkar protesto eder, biz bu öğretmeni görevden almayız, yer değiştiririz, daha iyi bir yere koyarız, diyorlar. Aslında onu mükafatlandırıyorlar yaptıkları şey bu. Bizim daha dirençli, daha örgütlü yapıya ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum. Bu sadece kendi aramızda, kısır döngü içeresinde değil, daha fazla örgütlenip, daha fazla kurum ve kuruluşlarla birlikte hareket edip bir yaptırım uygulatabiliriz” dedi.

    “BİZİM DE HAKLARIMIZ VAR”

    Doğan sözlerine şöyle devam etti:

    “Oradaki öğretmene ne yapabiliriz? Alıp dövemeyiz bizim böyle bir durumumuz yok. Zaten görüş olarak da, yaşam felsefesi olarak da, yaşam tarzımız da bu değil. Biz devletin bir parçasıyız. Bizler de varız. Biz dışardan birileri değiliz. Bizim de haklarımız var. Bu haklar başkaları için nasıl uygulanıyorsa bizim için de öyle uygulasın. Fazlası eksiği değil. Fazlasını istemiyoruz ama eksik de istemiyoruz. Tam olarak nasıl uygulanıyor ise Aleviler için de uygulansın istiyoruz. Oradaki öğretmenin görev sadece yerinin değiştirilmesini de kınıyorum.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    Mevlüt Akbal: İktidar Alevilere yönelik nefret söylemlerinin üzerini örtüyor-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in, Aleviler hakkındaki nefret söylemini hatırlatarak “Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor” dedi. Akbal, “Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” dedi. 

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerine tepkiler sürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) MYK üyesi ve Marmara Bölge Sorumlusu Mevlüt Akbal, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede konunun takipçisi olduklarını vurguladı.

    “İKTİDAR, NEFRET SÖYLEMLERİNİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR”

    Mevlüt Akbal, Alevilere yönelik nefret suçlarının temeli olarak siyasal iktidarın söylemlerini işaret ederek, “Öncelikle geçtiğimiz süreçte Bursa’da bir Alevi canımızın sınıf içerisinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni tarafından nasıl rencide edildiğine şahit olduk. Ama biz Alevi canlar bunu ilk kez yaşamıyoruz. Yıllardır okullarda, kurumlarda sosyal ortamlarda bu türden nefret söylemleri ile karşı karşıya kalıyoruz” dedi.

    Biz Alevi kurumları olarak bu nefret suçuna karşı hem PSAKD ve Bursa Eğitim-Sen aracılığıyla basın açıklamalarımızı yaptık ve suç duyurusunda bulunduk” diyen Akbal şöyle devam etti:

    “Ancak suç duyurusu sonrasında yapılan işleme baktığımızda Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından, bu nefret söylemini kullanan, nefret suçunu işleyen öğretmen, sadece okul değişikliği ile bir soruşturmaya tabi tutuldu. Herhangi bir cezai işlem veya hukuki bir sürecin başlayıp başlamadığı bilgisi ise henüz elimize ulaşmadı. Ama biz geçmişten de biliyoruz ki okulunu değiştirecekler, belki başka bir okula da idareci yapılacak. Bu da bize şunu gösteriyor; mevcut iktidar ya da bu ülkeyi yönetenler, bu söylemlerin önüne geçmek yerine bu söylemlerin üzerini örtüyor, hatta teşvik ediyor. Bunların önüne geçebilmek sadece soruşturmayla ya da cezalandırmayla da olmuyor. Devlet erkinin kullandıkları dil aslında bu ortamı hazırlıyor. Öğretmenler ya da nefret suçunu kullananlar, bu dili kendileri üretmiyor. Bir yerlerden alarak veya bir yerlerden edinerek, öğrenerek gündeme getiriyorlar.”

    “GEREKLİ OLAN TAKİBİ YAPACAĞIZ”

    Alevilerin eşit yurttaşlık istediğini belirten Mevlüt Akbal, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuruyuz. Diğer vatandaşlar hangi haklara sahipse biz de o haklara sahibiz. Çocuklarımız okullarında Alevi oldukları için ya da dillerinden, dinlerinden, ırklarından dolayı herhangi bir ayrımla, kötü sözle, nefret suçuyla karşı karşıya gelmesinler. Bunun temel çözümü de hukukta karşılığını bulması, bunu yapanların yanına kar kalmaması ile olur. O anlamda biz gerekli olan takibi yapacağız. Bu soruşturmanın, bu nefret suçunun sonrasında ne tür şeyler yapılacağının takipçisi olacağız. Her anını da kamuoyuyla paylaşacağız” diye belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz, ders esnasında öğrencilere “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Aleviler, Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyorlar. Çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” dedi. Öğretmenin bu sözleri üzerine Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula giderek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

  • Demirdizen: Nefret söyleminde bulunanlar siyasi iktidardan güç alıyor -VİDEO

    Demirdizen: Nefret söyleminde bulunanlar siyasi iktidardan güç alıyor -VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Köyceğiz şubesi eski başkanı Mehmet Ali Demirdizen, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerinde bulunmasına ilişkin tepkisini dile getirerek, “Bir tanesi meslekten atılsın bir başkası ona cesaret edemez. Arkalarında siyasi iktidarın gücü var” dedi.

    Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz şubesi eski başkanı ve eğitimci Mehmet Ali Demirdizen, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Alevilere yönelik nefret söylemlerinde bulunmasına ilişkin tepkisini dile getirdi.

    “YAPILAN İNSANLIĞA VE EĞİTİMCİLİĞE SIĞMAZ”

    35 yıl çalışmış ve emekli olmuş bir eğitimci olarak 21. yüzyılda böyle bir konunun konuşuluyor olmasından üzüntü duyduğunu dile getiren Demirdizen, “O küçücük yavruların önünde böyle bir şey yapılması insan haklarına sığmaz, eğitimciliğe hiç sığmaz. Bu tabi daha önceden gelen projelerden kaynaklanıyor. Yıllar önce Ankara’da bir okulda çalışırken Ramazan ayında bir öğretmen şunu söylüyor ve diyor ki; Ailesi Sünni olan bu tarafa geçsin, Alevi olan bu tarafa geçsin diyor. Benim de samimi olduğum bir arkadaşım var. Kendisi Alevi eşi Sünni çocuk parmak kaldırıyor ve diyor ki; Öğretmenim benim babam Alevi annem Sünni ben hangi tarafa geçeceğim, diyor. O çocukların minicik beyinlerine sokuşturulmuş örümcek kafa zihniyeti var, bu kabul edilemez bir şey. Bursa’da yaşanan olayı kınıyorum. Zaten orada sivil toplum örgütleri gerekli kınamaları yaptılar ve daha fazlasının da yapılması gerekiyordu. En azından o öğretmenin yeri değiştirilmeden meslekten atılması gerekiyordu” diye konuştu.

    “NEFRET SÖYLEMİNDE BULUNANLAR SİYASİ İKTİDARDAN GÜÇ ALIYOR”

    Siyasi iktidarın bu tür nefret söylemlerinin yaşanmasını teşvik ettiğini, bu tür suçları işleyenlerin cezasız kaldığını vurgulayan Demirdizen, “Bir tanesi meslekten atılsın bir başkası ona cesaret edemez. Çünkü arkalarında güç var. Geçen hafta minicik bir yavrunun 6 yaşında bir çocuğun evlendirilmesi gündeme geldi. İstanbul’da bir lise müdürü bu olayları yazan yazarı kınayacak şekilde sosyal medyada demeç verdi. Hiç kimsenin sesi çıkmadı. Bizim Alevi toplum örgütleri, vakıflar, dernekler ve bizim paydaşlarımız olan diğer STK’larla birlikte karşı çıkılması gereken bir olay. İlla Alevi örgütü olması gerekmiyor. Bunu paydaşlarımızla birlikte yürütmemiz lazım. Onlar olmadan biz, biz olmadan da onlar olamaz zaten. Biz kendi haklarımızı istiyoruz ve çocuklarımıza bir yerlerden monte edilerek din kültürü dersi verilmesini kabul etmiyoruz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • İHD: Kürtçe kelimelerin hakarete dönüştürülmesi Kürtleri aşağılamaktadır-VİDEO

    İHD: Kürtçe kelimelerin hakarete dönüştürülmesi Kürtleri aşağılamaktadır-VİDEO

    PİRHA-Kürtçe kelimelerin Türkçe’de hakaret amacıyla kullanılmasına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon basın açıklaması yaptı. Av. Eren Keskin, yaşananları “Irkçılığın sıradanlaşması” olarak yorumlarken, komisyon üyesi Gülistan Yarkın da, “‘kıro’, ‘keko’, ‘lavuk’ ve Kürtçe bir isim olan Barzani’den türetilen ‘barzo’  kelimelerinin hakarete dönüştürülmesi ırkçılıktır ve Kürtleri ve Kürtçeyi aşağılamaktadır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, İnsan Hakları Haftası kapsamında “Kürtler ve Kürtçe aşağılanamaz. Her dil değerlidir” başlığıyla bir açıklama yaptı. İHD İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen açıklamaya İHD Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin ile komisyon üyeleri Meral Çıldır ve Gülistan Yarkın katıldı. Kürtçe kelimelerin Türkçe’de hakaret olarak kullanılmasına tepki gösteren Keskin, “Aslında bu ırkçılığın sıradanlaşmasıdır” dedi.

    “TÜRK ÜSTÜNLÜĞÜ TÜRKÇE’DE SÜREKLİ YENİDEN ÜRETİLİYOR”

    Komisyon adına basın açıklamasını ise Gülistan Yarkın okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye’de ırkçılık, Türk üstünlüğünün ve Türk iktidar yapısının kurumsal, gündelik, ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlarda inşa edilmesiyle hayata geçiriliyor. Türk üstünlüğü, Türk kültüründe ve Türkçede sürekli olarak yeniden üretiliyor. Türkçe, üstün ve medeni bir dil, Türklük ise üstün ve medeni bir etnisite ve ulus olarak kurulurken, Türk olmayanların medeni olabilmeleri için kendilerini Türk olarak inşa etmeleri, Türkçe konuşmaları, kendi kimliklerini küçümsemeleri veya yok saymaları bekleniyor. Türk olmayan etnik gruplar farklı yollarla aşağılanıyor.

    Yüzlerce yıldır bu coğrafyada yaşayan Kürtler, Türk iktidar yapısının aşağılayıcı ve ırkçı uygulamalarına en çok maruz kalan etnik gruplar arasındadır. 90’lı yıllarla beraber Türk şehirlerine yönelik yoğun Kürt göçünün ardından Kürt göçmenler gündelik yaşamda birçok ırkçı pratik ve hakaretle karşılaştılar. “Kirli Kürtler”, “yobaz Kürtler”, “teröristler”, “En iyi Kürt ölü Kürttür”, “Geldiğiniz yere geri dönün!”, “kıro”, “keko”, “barzo” ve “lavuk” ırkçı hakaretlerden bazılarıdır. Bu hakaretler arasında kaba saba, görgüsüz, nerede nasıl davranacağını bilmeyen ilkel erkek anlamında kullanılan “kıro”, “keko” ve “lavuk” kelimeleri ile Molla Mustafa ve Mesut Barzani’nin soyadından türetilen “barzo” kelimesi, Türk kültürünün bütün alanlarında hakaret kelimeleri olarak yaygın biçimde kullanılıyor. Bu kelimelerin hakaret kelimeleri haline getirilmesi Türk üstünlükçü ırkçı rejimi yeniden üretiyor ve güçlendiriyor.

    “YALNIZ KÜRT KÜLTÜRÜ DEĞİL KÜRTÇE DE AŞAĞILANIYOR”

    Türkçede ırkçı bir hakarete dönüştürülen “kıro” kelimesi Kürtçe “kuro” kelimesinden türetilmiştir. “Kur” Kürtçede erkek çocuk anlamına gelir ve erkek çocuklara “Kuro!” denilerek seslenilir. Aynı şekilde “Kek” kelimesi Kürtçe bir kelimedir ve yaşça büyük olan erkek kardeş, abi (ağabey) anlamına gelir. Yaşça büyük olan erkek kardeşe Kürtçede “Keko!” denilerek seslenilir. Türkçede bir diğer hakaret sözü olan “lavuk” Kürtçe “lawik” (i Kürtçede ı olarak okunur) kelimesinden türetilmiştir. “Lawik” da Kürtçe’de tıpkı kur ve kek gibi erkek çocuk anlamında kullanılır. Sesleniş biçimi “Lawiko!”dur (Türkçe okunuşu: lavıko). Kürtçe gündelik yaşamda “Kuro!”, “Keko!” ve “Lawiko!” erkek çocuk ve erkek kardeşler için kullanılan değerli hitap kelimeleridir.

    Kürtler ve özellikle Kürtçeyi gündelik yaşamlarında konuşan Kürtler, Türkçeleştirilmiş bu Kürtçe kelimelerin hakaret kelimesi olarak kullanılmasına tanık olduklarında son derece inciniyorlar. Hakaret amaçlı kullanılan bu kelimelerle sadece Kürt erkek imgesi ve Kürt kültürü aşağılanmıyor aynı zamanda Kürtçe de aşağılanıyor. Bizler ırkçılık karşıtları ve insan hakları savunucuları olarak “kıro”, “keko”, “lavuk” ve Kürtçe bir isim olan Barzani’den türetilen “barzo” kelimesinin Türk dilinde ve Türk kültüründe anti-Kürt hakaret kelimelerine dönüştürülmesinin ciddiye alınması gereken ırkçı pratikler olduğunu düşünüyoruz. Bu kelimelerin hakarete dönüştürülmesi ırkçılıktır ve Kürtleri ve Kürtçeyi aşağılamaktadır.

    10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nda gündelik hayatın bütün alanlarında kendini üreten ırkçı ideoloji ve pratiklere son verilmesini istediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak bütün ırkçılık karşıtlarını Kürt ve Kürtçe karşıtı bu kelimeleri gündelik alanda ırkçı kelimeler olarak deşifre etmeye, bu konuda farkındalık yaratmaya ve bu kelimelerin hakaret olarak kullanılarak Kürtlerin bu kelimelerle incitilmesine son verilmesi için mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    Yazar Ali Balkız: O din öğretmeni bilerek nefret suçu işledi, tepkisiz kalmamalıyız-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Aleviler hakkındaki nefret söylemine dair “Bunları siyasal iktidarın talimatı ile yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Sonuçta o öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama yine de tepkimizi koymak lazım” dedi. Balkız, davaya müdahil olmak istediklerini de söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemini kınadı. Aynı zamanda eğitimci olan Balkız, söz konusu öğretmenin halen görevde olmasını eleştirdi.

    “NEFRET DİLİ BU KADAR YOĞUN DEĞİLDİ”

    Ali Balkız, okullardaki nefret söylemlerinin geçmişe kıyasla arttığına vurgu yaptı. Balkız, “Burası Ulus dediler” isimli yeni romanında da benzer bir olaya yer verdiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Romanda bir öğrencinin Malatya’da 1960-1966 yılları arasındaki süreci anlatılıyor. Orada şöyle bir şey var; din dersi öğretmeni sınıfta, pencere kenarındaki saksıyı işaret ederek ‘bu saksı değil mi çocuklar’ diyor. Öğrenciler ‘Evet öğretmenim’ diyor. ‘Ne güzel çiçek açmış değil mi?’ diyor öğretmen. Öğrenciler de ‘Evet öğretmenim’ diyor. Bu olay lise 1. sınıfta geçiyor ve öğretmen devamında diyor ki ‘Akşamdan buna bir fincan rakı döksek, sabaha başını eğmiş, ölmüş olur değil mi?’ diyor. Öğrenciler, ‘Evet öğretmenim’ diyor ve devamında öğretmen ‘İşte çocuklar Aleviler de böyle yapıyorlar. Akşamdan rakı içiyorlar, gece ne yaptıklarını bilmiyorlar. Ana, bacı, kardeş hepsi birbirine karışıyor’ diyor. Bir Alevi öğrenci elini masaya vuruyor. Sonra yanındaki, onun yanındaki, arka sıradaki; bütün sınıf ayağa kalkıyor. Harun isimli öğretmen şaşırıyor. Ertesi gün itiraz eden öğrenci Malatya’nın yerel gazetelerine gidiyor ve durumu anlatıyor. Sonraki gün bütün Malatya’daki gazeteler ‘Alevi Sünni tefriki’ yani ayrımcılığı manşetiyle çıkıyor. Vali, emniyet müdürü, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel işe el koyuyor ve ardından Ankara’dan bir müfettiş geliyor. Ve o öğretmeni bir daha Malatya’da gören olmuyor.

    “MİLLİ EĞİTİMİ BU ANLAYIŞ YÖNETİYOR”

    O günden bugüne 50 yıl geçti. O zaman da nefret vardı bugün de var ama bu kadar yoğun değildi. Bu tip öğretmen o kadar çok ki. Ben 1970-1980 yılları arasında liselerde Antakya, Urfa, Adana, Giresun gibi birçok ilde öğretmenlik yaptım. Öğretmenler odasında her teneffüste arkadaşlarla buluşur, gazeteleri, akşamdan radyo haberlerini, siyaseti ya da yaramazlık yapan öğrencileri konuşurduk. Öğretmenler yaptıkları pastaları ikram ederlerdi ama köşede biri otururdu; benzi beti bembeyaz, besinsiz, gözleri çapaklı, ağzı şorikli, üstü ütüsüz, kravatsız bir adam… İşte o din dersi öğretmeniydi. İşte onlar, bugün eğitimi yönetiyor. Lafa karışmazlar, söyleyecek sözleri olmazdı. Zaten öğrenciler de onları adam yerine koymazlardı. Çünkü silik tiplerdi. Ülkede bütün din dersi öğretmenleri öyle miydi bilmiyorum ama benim tanıdıklarım en azından öyleydi. Bugün milli eğitimi bu anlayış ve bu adamlar yönetiyor ve intikam alıyorlar.”

    “MASKE DEĞİŞTİREREK ÜLKEMİZİ BUGÜNKÜ HALE GETİRDİ”

    Ali Balkız, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından eğitimle birlikte yaşamda birçok alanın “Tepe taklak” olduğunu ifade ederek, “Kenan Evren güya Atatürkçü. Zaten bütün ihtilalleri yapanlar Atatürkçülük adına darbe yaptılar” dedi. Balkız, günümüz AKP İktidarının da birçok alanda köklü değişimler yapmak istediğine işaret ederek şöyle devam etti:

    “12 Eylül sonrası din derslerinin zorunlu hale getirilmesi ile başlayan süreç bugün anayasanın da hiçe sayıldığı, bu devletin temelinde olan Büyük Millet Meclisinin de neredeyse tasfiye edildiği, adı var kendisi yok hale getirildiği, hem yasaların hem anayasanın hiç mertebesine indirildiği, bir kişinin ağzından çıkan her sözün kanun, yasa olduğu bir evreye geldik. Ve o kişi bu 22 senede kendini gizleyip, demokrat görünerek, maske değiştirerek ülkemizi bugünkü hale getirdi. Bugün artık o kadar büyük tahribat oldu ki Cumhuriyeti Cumhuriyet yapan değerler ve kurumlar anlamında onların hepsi artık yerle yeksan oldu. Eğitimi, orduyu, sağlığı, ulaştırmayı, ziraatı, ticareti; yani her şeyi değiştirdi. Değişmeyen bir tek bol bol yapılan gökdelenler ve camiler oldu.”

    “KİTLESEL TEPKİMİZİ KOYMAK LAZIM”

    Yazar Ali Balkız, Bursa Hürriyet Anadolu Lisesinde görev yapan öğretmenin, bilinçli ve planlı bir şekilde Alevi nefret suçu işlediğinin altını çizdi. Balkız, eşiyle birlikte Mehtap Cengiz hakkında açılan davada müdahil olma isteklerini avukatlara ilettiklerini de belirterek şunları söyledi:

    “Eğitimde ya da hayatın herhangi bir alanında Alevilere yönelik bu tür saldırı yapanlar bilinçli şekilde yapıyorlar. İktidarın, siyasetin talimatıyla bu işleri yapıyorlar. Bunu bir görev görüyorlar. Böylelikle doğrudan tepkiyi ölçüyorlar. Bu sözü söyleyenler büyük bir suç işlediklerini düşünmüyorlar. Allah’ın emrini yerine getirdiklerini, sevap kazanacaklarını, cennete gidebileceklerini düşünüyorlar.

    “BEN VE EŞİM DAVAYA MÜDAHİL OLMA ARZUMUZU AVUKATLARA İLETTİK”

    Söz konusu tepkileri kitleselleştirmeliyiz. Ben ve eşim de avukat arkadaşlara bireysel anlamda müdahil olma arzumuzu ilettik. Kaldı ki bu kadın, ifadesinde söylediklerinden ötürü onur, gurur duyuyor. Sonuçta ne olacak biliyor musunuz? O kadın öğretmeni o okula müdür yapacaklar. Ama tabii bu böyle diye ‘Bir şey çıkmaz bu işten, bu süreç Türkiye’de böyle yaşanacak’ dememek lazım. Tepkimizi koymak lazım. Bu tepkinin de kitlesel olması lazım. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, valiliğin, o okulun önünde bütün Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, laiklikten, demokrasiden, kardeşlikten ve barıştan yana olan, aydınlık yarınlara dair düş kuran bütün kesimin birlikte o okulun önünde olup el ele verip o öğretmeni protesto etmeleri gerekir. Artık elimizdeki mücadele aracı bu. Yasa, yönetmelik, milli eğitimin temel ilkeleri, ahlak, adap gelenek yok. Toplumu toplum yapan kuralların hiçbiri işlemiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • KESK Eş Başkanı Yeşil: 25 Aralık’ta Alevilerin sesine ses katacağız-VİDEO

    KESK Eş Başkanı Yeşil: 25 Aralık’ta Alevilerin sesine ses katacağız-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söyleminin on yıllardır sürdürülen politikaların sonucu olduğunu vurguladı. Yeşil, 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak buluşmaya katılacaklarını belirterek, “Sözümüzü birlikte örgütleyeceğiz” dedi. 

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Şükran Kablan Yeşil, Alevilerin Türkiye’de onlarca yıldır ötekileştirilen ve yok sayılan bir topluluk olduğunu, ancak AKP’li yıllarda bunun çok daha fazla açığa çıktığı süreçlerin yaşandığını belirterek, “Çünkü AKP iktidara geldikten hemen sonra tekçi, dinci, mezhepçi yaklaşımıyla tek dil, tek din anlayışıyla bu ülkedeki yaşayan farklı etnik, kültüre, inanca sahip olan herkesi yok sayan politikaları yaşama geçirdi” dedi.

    “NEFRET SÖYLEMİNİ ŞİDDETLE KINIYORUZ

    AKP’nin, eğitim alanında ortaya koymuş olduğu politikaların sonucu nefret ve ayrımcı söylemlerin yaygınlaştırdığına dikkat çeken Şükran Kablan Yeşil, “Bursa’da yaşanan olayı salt bir din kültürü öğretmeninin sözleri olarak değerlendirmemek gerekiyor. Cumhuriyet tarihinin onlarca yıldır asimilasyon inkar ve imhaya dayalı, başta Aleviler olmak üzere bu ülkedeki farklı inanışları yok sayan, görmezden gelen devlet politikasının bir dışa vurumu olarak görmek gerekiyor. Elbette bu nefret söylemini şiddetle kınıyoruz. Çocuklarımızın inançlarını, ibadetlerini özgürce yapabilecekleri bir ülkenin var olması mücadelesini buradan da yükseltiyoruz” diye konuştu.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİ HER FIRSATTA DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE DİLE GETİRECEĞİZ”

    “Laikliğe sahip çıkmak, bu mücadeleyi büyütmek son derece önemli” diyen Şükran Kablan Yeşil, “İktidarın kendisi bizleri, Alevileri yok sayıyorsa, bir din kültürü öğretmeninin çocuklara böyle ötekileştirici bir sözü kurması sonuçtur. Biz bu sonuç üzerinden baktığımızda tüm bu politikaların ortadan kalkması için elbette bu ülkede yaşayan Aleviler olarak farklı inançtan insanlar olarak eşit yurttaşlık talebini her fırsatta daha güçlü bir şekilde dile getireceğiz”ifadelerine yer verdi.

    “25 ARALIK’TA ALEVİLERİN SESİNE SES KATACAĞIZ”

    25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak buluşmaya da katılacaklarını vurgulayan Şükran Kablan Yeşil, şunları ifade etti:

    “Alevi örgütlerinin örgütlediği buluşmalarda KESK olarak yer aldık, çağrı yaptık. Ülkenin seçim sürecine girdiği bir dönemde Aleviler son dakika torba yasalarla bir kez daha bu yok saymanın önünü açan düzenlemeleri kabul etmediklerini haykıracaklar. Biz buradayız, varız ve kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, kendi değerlerimizle var etmek, yaşatmak istiyoruz diyecekler. Biz de Alevi yurttaşlarımızın yanında yerimizi alarak KESK olarak bu talebe sahip çıkacak ve oradan güçlendireceğiz.
    Biliyorsunuz bu torba yasa meclisten geçerken Alevi örgütleri çağrı yaptılar ve meclis önüne geldiler. Maalesef orada da devletin şiddetiyle karşı karşıya kaldılar. Dedelerimiz, analarımız yerlerde sürüklendi. Bizler de KESK olarak dayanışma için oradaydık.
    Alevilerin taleplerine sahip çıkarak seslerine, sözlerine ortak olduk. Dün meclis önünde torbaya sığmayacağız, diyen eşit yurttaşlık talebini dillendiren Alevi yurttaşlarımızla birlikte KESK olarak nasıl omuz omuza yan yana olduysak 25 Aralık’ta da aynı şekilde bu taleplerin yanında olup sözümüzü sesimizi, sözümüzü birlikte örgütleyeceğiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Kayışoğlu: Cemaat ve tarikatların milli eğitimle iş birliğini biliyoruz; karanlığa teslim olmayacağız!

    Kayışoğlu: Cemaat ve tarikatların milli eğitimle iş birliğini biliyoruz; karanlığa teslim olmayacağız!

    PİRHA-Eğitim-Sen İstanbul 1 Nolu Şubesi Kadın Sekreteri Pınar Kayışoğlu, Bursa’da Alevilere yönelik yapılan nefret söylemi ile Hiranur Vakfı’nda kız çocuğunun 6 yaşında evlendirilmesi ve cinsel istismara maruz bırakılmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kayışoğlu, “Cemaat ve tarikatların nasıl milli eğitimle iş birliği yaptığını biliyoruz. Varlıklarının nasıl meşrulaştığı, çocukların nasıl psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldıklarını görüyoruz. Bu karanlığa teslim olmayacağız” dedi.

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz sınıfta “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil” ifadelerini kullandı.

    Alevilere yönelik nefret söyleminin ardından Mehtap Cengiz hakkında suç duyurusunda bulunulurken, sadece okul yeri değiştirildi.

    Eğitim-Sen İstanbul 1 Nolu Şube Kadın Sekreteri Pınar Kayışoğlu, yaşanan nefret söylemi ile İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşında evlendirmesi ve kadının çocukluğu boyunca cinsel istismara uğramasına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ VİCDAN HÜRRİYETİNE AYKIRI”

    Zorunlu din dersi uygulamasının din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğunu söyleyen Kayışoğlu şunları söyledi:

    “Zorunlu din dersi uygulaması çocukların birey olmada din ve vicdan hürriyetine aykırıdır. Sonuçları, dezavantajlı kimliklerin varoluşunu yok saymak üzerinedir. Zorunlu din dersi laik, demokratik ve bilimsel bir eğitimde olmamalı. Seçmeli din dersleri ile birlikte eğitimde dinci ve gerici, tek din, tek mezhep politikasının uygulanmaya çalışıldığını biliyoruz. Her ne kadar Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi laik çerçevede oluşturuluyor dese de hükümet; müfredata baktığımızda Sünni/Hanefi İslam’ın bu dersin konularını oluşturduğunu görebiliyoruz.

    “EĞİTİM ALANI HÜKÜMETİN ARKA MUTFAĞINA DÖNÜŞTÜ”

    Devletin parti, partinin de devletleşmesi ile beraber insanlar üzerinde kurduğu baskının eğitime de yansımasıyla canımızı yakılmaya başladı. AKP yalnız tek din ve tek mezhep ile değil toplumun birçok kimliğini yok sayıyor. Erkek devlet politikalarını eleştiriyoruz. Sorunların temelinde de aslında biraz erkek bakış açısı yatıyor. Devlet politikalarının erkekleşmesi, otoriterleşmesi. Bunu eğitimde de görüyoruz. Öğretmenler odasında da görüyoruz. Açığa almalar, işten çıkarmalar gibi uygulamalar ile aslında öğretmenler büyük bir psikolojik şiddet ile karşı karşıya. İnsanlar aslında ekmeğiyle terbiye edilmeye çalışılıyor. Baktığımız zaman ise ilahiyat ve din kültürü öğretmenlerinin ne kadar atandığını görüyoruz. Diğer branşlardaki ihtiyaca rağmen öğretmenlerin atanmadığını da görüyoruz. Eğitim alanının aslında hükümet politikalarının uygulandığı arka mutfağa dönüştüğü ortada.”

    “BU KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızını 6 yaşındayken evlendirme adı altında cinsel istismara maruz bırakmasının ortaya çıkmasının ardından yaşananlara da değinen Pınar Kayışoğlu, “Cemaat ve tarikatların nasıl milli eğitimle iş birliği yaptığını biliyoruz. Varlıklarının nasıl meşrulaştığı, çocukların nasıl psikolojik ve fiziksel şiddete maruz bırakıldıklarını görüyoruz. Fakat buna rağmen milli eğitim koruyucu tedbir almak yerine birçok dini vakıf ve cemaat ile iş birliği içerisinde oldu” dedi.

    “1,5 MİLYON KIZ ÇOCUĞU EĞİTİMDEN UZAK TUTULUYOR”

    “6 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesi ve uzun yıllar istismara maruz bırakıldığını duyduktan sonra bizim de tüylerimiz diken diken oldu” diyen Kayışoğlu, “Bu karanlığa teslim olmayacağız. En az 1,5 milyon kız çocuğu eğitimden uzak tutuluyor. Erkeklere oranla yüzde 60 daha fazla. Neden bunun önüne geçilmiyor? Hükümet önüne geçmek yerine bunu meşrulaştıran yerler ile iş birliği yapıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL