Etiket: Nuray Çevirmen

  • DAD Ankara Şubesi Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ilişkin panel düzenledi

    DAD Ankara Şubesi Suriye’de yaşanan Alevi katliamlarına ilişkin panel düzenledi

    PİRHA-DAD Ankara Şubesi’nin düzenlediği “Suriye Gerçeği ve Suriye’deki Alevi Katliamları” paneli düzenledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Suriye’nin başkenti Şam’da 8 Aralık 2024 tarihinde yönetimi ele geçiren Heyet Tehrir el-Şam’ın (HTŞ) Alevilere dönük katliamlarına karşı “Suriye Gerçeği ve Suriye’deki Alevi Katliamları” konulu panel düzenledi. Panele; Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Eş Başkanı Nuray Çevirmen konuşmacı olarak katıldı.

    Panelin Moderatörlüğünü ise DAD Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak yaptı.

    “İNSANLAR YERLERİNDEN, YURTLARINDAN EDİLDİ”

    Rasha Ali’nin anısına yapılan saygı duruşuyla başlayan panelde ilk olarak Nuray Çevirmen konuştu. Nuray Çevirmen, “2011 yılında Suriye’de başlayan savaş, cihadist çeteler ve örgütlerin yanı sıra Türkiye’nin desteğiyle hem askeri hem de ekonomik açıdan güçlendirildi ve coğrafya kan gölüne dönüştü. İnsanlar yerlerinden, yurtlarından edildi. Özellikle cihadist grupların Kobanê, Efrîn ve tüm Rojava bölgesinde gerçekleştirdiği katliamlar hala hafızalarımızda. Buna ek olarak, 3 bin Ezîdî kadın kaçırıldı, çocuklar katledilerek, insansızlaştırma politikası hedeflendi” dedi.

     “SURİYE HALKLARI BÜYÜK BİR ENDİŞE YAŞIYOR”

    HTŞ’nin yapısının DAİŞ, El-Nusra ve El-Kaide’den oluştuğuna dikkati çeken Nuray Çevirmen, “Bugün, cihadist bir örgüt olmaktan öteye geçemeyen, ancak Avrupa ve bazı gruplar tarafından adeta bir demokrasi savunucusu gibi gösterilen Colani eski bir El-Kaide üyesidir. Bu yüzden Suriye halkları büyük bir endişe ve belirsizlik içinde yaşıyor” dedi.

    “2011 YILINDAN BERİ BİR İÇ SAVAŞ SÜRÜYOR”

    DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ise, “Suriye’ye bakıldığında 2011 yılından beri bir iç savaş sürüyor. Bu iç savaşın sonunda da aniden 61 yıllık BAAS rejiminin yıkılması ve bir anda yeni bir düzenin inşası meselesi ortaya çıktı. Bu kadar hızlı bir değişim beklemiyorduk. Peki ne oldu? 8 Aralık’tan itibaren yakından tanıdığımız IŞİD cihadist çeteleri, batının ‘terörist’ olarak tanımladığı ve ABD ile AB’nin Suriye yönetiminde söz sahibi olduğu bir durumda, parlatılarak tek söz sahibi yapılmış oldu. Hafızamızın temizlenmesi istendi” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Hrant Dink katledilişinin 18’nci yılında Ankara’da anıldı-VİDEO

    Hrant Dink katledilişinin 18’nci yılında Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA-Ankara Hrant Dink Anma İnisiyatifi, 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink için anma düzenledi.Yapılan açıklamada, ” 18 yıl boyunca faillerin yargılanması ve cezalandırılması için Hrant Dink’in ailesi, arkadaşları ve insan hakları savunucuları mücadele etti. Ama her yıl yeni sürprizlerle karşılaştık” denildi.

    Gazeteci Hrant Dink, katledilişinin 18. yılında birçok yerde anıldı. Ankara Hrant Dink Anma İnisiyatifi’nin, Sakarya Caddesi’nde düzenlediği anmaya çok sayıda yurttaş katıldı.

    Anmada “Hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrant Dink’iz. Faşizme inat, kardeşimsin Hrant” sloganları atıldı.

    “HRANT BİR İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSUYDU”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Balaban, “Hrant neden katledildi? Hrant bir insan hakları savunucusu, barış savunucusu, basın emekçisiydi. Ermenilerin sorunları dile getiren bir aydındı. Ermenilerin sorunları dile getirdiği için katledildi. Agos Gazetesi’nin önünde 18 yıl önce katledildi. Katliamı karanlık bir şekilde planlanmıştır. Biz insan hakları savunucuları ne yazık ki Hrant’ı koruyamadık. Biz bugün Hrant’ın tetikcisinin beraatinin tanıklarıyız. Bu cinayette de devlet cezasızlık politikası devreye girdi. Adalet arayışımızı sürdüreceğiz. Hrant düşünüleri ile aramızda yaşamaya devam ediyor” dedi.

    “HRANT’IN ÖLDÜRÜLMESİNİN 17. YILINDA TETİKÇİSİ OGÜN SAMAST SERBEST BIRAKILDI”

    Ortak açıklamayı ise İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    Hrant Dink cinayetinin üzerinden 18 yıl geçtiğini hatırlatan Nuray Çevirmen, “Bu 18 yıl boyunca faillerin yargılanması ve cezalandırılması için Hrant Dink’in ailesi, arkadaşları ve insan hakları savunucuları mücadele etti. Ama her yıl yeni sürprizlerle karşılaştık. Hrant’ın öldürülmesinin 17. yılında tetikçisi Ogün Samast serbest bırakıldı. 18. yılında yeni bir sürpriz ile karşılaştık. Hrant Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast’ın ‘örgüt adına suç işlemekten’ yargılandığı 12 sanıklı davada Ogün Samast ve altı sanığa zaman aşımı nedeniyle davanın düşmesine karar verildi. Ogün Samast’ın ‘iyi halden’ erken tahliye edilmesi yetmedi bu defa da yargılandığı davada zaman aşımının uygulanması kamu vicdanını yaralamıştır. Aslında Ogün Samast’ın ilk yakalandığı gün Türk bayrağı önünde fotoğraf çekip ona kahraman muamelesi yapmaları bu davanın seyrinin ne olacağını göstermekteydi” dedi.

    “HRANT DİNK, BİR BUÇUK MİLYON ARTI BİR’Dİ, ‘SOYKIRIMIN DEVAMI’YDI”

    “18 yılda adım adım cinayetin üzerini örterek vicdanları yaraladılar” diyen Çevirmen, şunları ekledi:

    “Hrant Dink, bir buçuk milyon artı bir’di, ‘soykırımın devamı’ydı. Cenazesinde yürüyen yüzbinlerce kişinin hançeresinden çıkan; ‘Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeniyiz’ çığlığı da bu göstere göstere gelen zulme karşı vicdanın sesiydi.

    Vicdanları öyle bir yaraladılar ki yanı başımızdaki üç bin yıllık Ermeni Yurdu Artsakh (Karabağ)’da Azerbaycan tarafından İsrail ve Türkiye’nin de desteğiyle 1915 soykırımı benzeri katliamlar yapıldı. Bu katliam da adeta seyredildi, ne Türkiye’de ne de dünya ciddi bir ses çıktı. Aradan bir ay geçmeden bu kez ‘kirli ortaklık’ Gazze’de Filistin Halkını yok etmeye başladı. Bugün de Suriye’de İsrail ve Türkiye’nin destekleyip iktidara taşıdığı çeteler tarafından yine Ermenilere, Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve bütün Hristiyan azınlıklara yönelik katliamlar devam ediyor.

    Ülkede ve yakın coğrafyada kan ve ateş çemberinden kurtulmak için Hrant gibi bilgelere, ‘Hepimiz Katiliz, Sömürgecilik Bir Sistemdir’ diyecek Sartre gibi gerçek entelektüellere ve bütün bunlara “dur” diyecek fiili-meşru-kitlesel gerçek bir toplumsal barış hareketine ihtiyaç var.”

    “ADALET ARAYIŞINI SÜRDÜRECEĞİZ”

    DEM Parti Ankara İlçe Eş Başkanı Fatin Kanat ise, “Hrant kardeşimizi sevgiyle anıyoruz. Bu toprağın asıl ve asil temsilcisiydi. Onun adalet arayışını sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Anma sloganlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İleri derecede kanser olan Mustafa Karatepe bir an önce tahliye edilmeli’-VİDEO

    ‘İleri derecede kanser olan Mustafa Karatepe bir an önce tahliye edilmeli’-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 537. hafta basın açıklamasında Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Mustafa Karatepe’nin durumu aktarılarak, “30 yılı dolacak olan ve 6 Ocak 2025’te koşullu salıverilme tarihi gelen Mustafa Karatepe için tahliye edilmeden geçen her gün durumunun ağırlaşmasına neden olmaktadır. Acil bir şekilde tedavisine başlanması ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliye edilmesini de talep ediyoruz” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek üzere düzenledikleri eylemlerini Sakarya Meydanı’nda yaptı. Bu haftaki eylemde, Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Mustafa Karatepe’nin durumuna dikkat çekildi.

    Açıklamayı İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu. İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğunu belirten Çevirmen, “Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek durumda olanlar hapishanelerde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler” dedi.

    “11 KASIM 2024 TARİHİNDE KOLON KANSERİ OLDUĞU TEŞHİSİ KONULDU”

    Çevirmen bu hafta, Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Mustafa Karatepe’nin durumunu paylaştı. Çevirmen şunları söyledi:

    “70 yaşındaki Mustafa Karatepe, daha önce bulunduğu Yozgat 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevinde iken, Mart 2024’te başlayan sağlık şikayetleri üzerine hastaneye sevk edilmiş ve hastane doktorları tarafından da Ankara’ya sevki istenmiştir. Fakat bu süre içerisinde kendi isteği dışında Yozgat’tan, 26 Nisan’da Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevine sevk edildi ve bu sevkten dolayı alınmış olan randevuları iptal oldu ve endoskopi randevusu 6 ay sonrasına verildi.  Yapılan başvurular sonucunda endoskopi randevusu 6 Eylül tarihine alındı. Kırşehir Devlet Hastanesinde yapılan endoskopi sonucunda takip eden doktor ‘bir şeyinin olmadığını’ söylemiş ancak tekrar şikayetlerinden dolayı yapılan başvurular sonucunda başka bir doktor tarafından ‘Acil tedavi olması gerektiği ve Ankara’ya sevkini talep edeceğini’ söylenmiştir. Ankara’ya sevk edildikten sonra tetkikler için 05 Kasım 2024 tarihinde Ankara Etlik Şehir Hastanesine getirildi ve Genel Cerrahi bölümüne yatışı yapıldı. Ancak 08 Kasım 2024 tarihinde de taburcu edilerek Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Hapishanesine götürüldü. 07 Kasım 2024 tarihinde numune alınarak patoloji tetkikleri yapıldı ve 11 Kasım 2024 tarihinde kolon kanseri olduğu teşhisi konuldu. Daha önce de alınan patoloji numunesinde kanama başladığı için derine inilemedi ve aynı durum ikinci patoloji numune alma esnasında da yaşanmıştır.”

    “EŞYALARINI YANINA ALAMADI, MİSAFİR MAHPUS OLMASINDAN DOLAYI NEVRESİM VB. EŞYALAR VERİLMEDİ”

    Mustafa Karatepe’nin hastaneye sevk edilirken eşyalarını yanına alamadığını ve Sincan’a ilk getirildiğinde hasta olmasına rağmen tek başına tutulduğunu belirten Çevirmen, “Misafir mahpus olmasından dolayı nevresim vb. eşyalar verilmedi. Avukat görüşlerinde de ‘Odada tek başında kaldığını, temizlik, yemek gibi temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını bu nedenle kirli bir yerde kalmak zorunda olduğunu, verilen yemeklerin doktor raporunda belirtilen şekilde olmaması sebebiyle aç kaldığını, katı gıda tüketemediğini, odasında ketıl vb. kendisinin yemek yapmasını sağlayacak gereçlerin de bulunmadığını, 2 gündür kurum doktorunun olmaması sebebiyle muayene olmadığını, hastaneye sevk edilmesi gerektiğini ancak jandarmanın araç yok, yeterli sayıda görevli yok gibi gerekçelerle hastaneye götürmediğini, yalnız kalmanın kendisini çok zorladığını, eşyalarının Kırşehir’de kaldığını, gözlüğünün bile getiremediğini bu sebeple hiçbir şey okuyamadığını’ aktarmıştır” dedi.

    “TEDAVİLERİNDE OLDUKÇA GEÇ KALINMIŞ OLMASINDAN DOLAYI SİNCAN’A SEVKİNİ İSTEMİŞTİR”

    Hastane tarafından verilen bilgilendirme notunda da Karatepe’nin kanser teşhisinin yapıldığı ve Pazartesi yani 18 Kasım’da tedavilerine başlanacağı belirtilmesine rağmen 15 Kasım Cuma günü Kırşehir S Tipi Kapalı Hapishanesine geri götürüldüğünü aktaran Nuray Çevirmen, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Kırşehir’de Radyoterapi olmadığından tedavisi yapılamamıştır. Tedavilerinde oldukça geç kalınmış olmasından ve sürekli yollarda olmasının yıpratıcılığından dolayı Sincan’a sevkini istemiştir. 10 Aralık 2024’te ilk kemoterapiyi aldı ve 11 Aralık’ta bulantı ve kusma nedeniyle kampüs hastanesine acile kaldırıldı. Ertesi gün 12 Aralık’ta Etlik Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Bölümüne yatışı yapılmıştır. Doktoruyla görüşüldüğünde ‘bağırsakta tıkanıklık olduğu, bunun için ameliyat edilmesi gerektiği, onkolojiyle birlikte karar verilmesi gerektiğini’ belirtilmiş ancak şimdiye kadar hiçbir gelişme olmadan sadece yatışı yapılıp ağrı kesici yapılmaktadır. 4 Aralık 2024 tarihinde Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından verilen raporda ‘İleri evre rektum kanseri olduğun, Kemoterapi ve Radyoterapi alması gerektiği, Radyoterapi sürecinin 6-8 hafta, hafta içi her gün devam edeceği, eş zamanlı kemoterapi alacağı, Kemoterapi ve radyoterapi sürecinde yaşanabilecek komplikasyonlardan dolayı hastanın tek başına kalmasının uygun olmadığı, tedavisi ve bakımı için özel donanımlı R tipi cezaevinde kalabileceği, Radyoterapinin Kırşehir’de uygulanmadığı’ yazılmıştır. “

    “TAHLİYE EDİLMEDEN GEÇEN HER GÜN DURUMUNUN AĞIRLAŞMASINA NEDEN OLMAKTADIR”

    “Tedavisine zaten zamanında başlanmamış ve ileri derecede kanser olduğu raporlanmış olan Mustafa Karatepe’nin Rehabilitasyon tipi cezaevinde de kalabilmesi mümkün değildir” diyen Çevirmen, “Sağlıklı koşullarda tedavi olabilmesi için acilen tahliyesinin sağlanması ve ailesinin gözetiminde tedavi edilmesi gerekmektedir. 30 yılı dolacak olan ve 6 Ocak 2025’te koşullu salıverilme tarihi gelen Mustafa Karatepe için tahliye edilmeden geçen her gün durumunun ağırlaşmasına neden olmaktadır. Acil bir şekilde tedavisine başlanması ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliye edilmesini de talep ediyoruz” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorun var’-VİDEO

    ‘Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorun var’-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 533. hafta basın açıklamasında kadın hasta tutukluların durumunu aktardı. Yapılan açıklamada,”Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde, kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali boyutunun en yoğun hapishanelerde kadın mahpusların yaşamış oldukları sağlık sorunlarını ve hastalık durumlarına dikkat çekti.

    Sakarya Meydanı’nda yapılan 533. Hafta basın açıklamasında; Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 16, Kayseri/Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesinde 19 olmak üzere tespit edilebildiği kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde en az 35 kadın hasta mahpus bulunduğu vurgulandı.

    “Tedavi haktır engellenemez. Hasta Mahpuslar serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    “HASTA MAHPUSLAR SAĞLIK HAKKINA YETERİNCE ERİŞEMİYOR”

    Türkiye Hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorun bulunduğunu belirten Çevirmen, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Üçlü protokolden kaynaklı olarak birçok aksaklık, sağlığı tehdit eder nitelikte uygulamalara neden olmaktadır. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler, sağlığa erişimin önündeki engellerdir. Hasta ve ağır hasta mahpuslar infazları ertelenmediği için tahliye olamıyor ve ayrıca İdare Gözlem Kurulu Kararlarıyla da koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hakları da ihlal ediliyor. Hasta mahpusların haklarının korunmasını garanti altına alan yasalara ve uluslararası sözleşmelere de uyulmuyor. Hakları ihlal eden kamu görevlileri hakkında da cezasızlık politikası izlenmekte ve bu da ihlalleri süreklileştirmektedir” dedi.

    “SİNCAN KADIN KAPALI HAPİSHANESİ’NDE 16 KADIN HASTA TUTUKLU BULUNUYOR”

    Nuray Çevirmen, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde hasta kadın tutukluları sıraladı:

    “Ayşe Gökkan: Duyma yetisinde bozukluk var ve ayrıca kalp rahatsızlıkları bulunuyor.

    Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var. En ufak bir soğuk aldığında, üşüttüğünde nefes alıp verme güçlüğü çekmekte, nefes darlığı sorunu yaşamakta, bazen kramp girmekte, soğuk algınlığında 70-80 yaşındaki gibi öksürmekte, öksürük esnasında ciğerinin kasıldığını hissetmekte, sırtında etkisinin ise sinirlere geldiği için kollarında uyuşma oluşmakta, elinden geldikçe parçaların hareket etmemesi için dikkat etmektedir.

    Bermal Birtek: Kalp Hastası.

    Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır ve bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.

    Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Tiroid hastası, midede polipler var.

    Gülşan Adet: Kronik ankilozan spondolit (iltihaplı eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır. 2021 Haziran ayında çekilen MR sonucunda beyninde damar tıkanıklığı tespit edildi. Boyun fıtığı, boyun düzleşmesi ve bel fıtığı mevcut.

    Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.

    Özge Özbek: Beynindeki tümör nedeniyle ameliyat oldu. 3 ay erteleme aldı ancak tekrar hapishaneye konuldu. Beyin tümörleri hala mevcut ve hapishanede kaldığı süre ilerledi ve epilepsi, Vertigo gibi dengesizlik belirtileri olan hastalıklar da nüksetti. Beyin tümörleri organlara baskı yapmaktadır. Şu an tümörden kaynaklı olarak sol kulağında %72 işitme kaybı vardır, ellerde titreme, kimi zaman idrarını tutamama durumlar meydana gelmiştir. Bu durum ileride görme, hafıza ve hareket kaybına neden olacaktır.

    Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.

    Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli guatr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle olduğunsan yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.

    Selver İspir: Kalp hastası.

    Selver Yıldırım: Sağ gözünü kaybetmiş diğer gözü de tedavisi yapılmadığından görme oranı %20’ye düştü ve tek gözünde de ödem olduğu için okuma yazma ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Ayrıca el ve kollarında kısmi işlev kaybı var.

    Sermin Demirbağ: Ülser ve astım hastası.

    Şükran Aydın: Bağırsak rahatsızlıkları var.

    Zerrin Yılmaz: Panikatak hastası. Ayrıca haşimato hastalığı da var.”

    ÇEVİRMEN, KAYSERİ KADIN KAPALI HAPİSHANESİ’NDEKİ HASTA KADIN TUTUKLULARIN DURUMUNU AKTARDI

    Çevirmen, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan hasta tutuklu kadınların durumunu şöyle aktardı:

    “Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalandığından kolostomi torbası takılıdır. Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.

    Dilek Arsu: Vertigo hastası, bel fıtığı var. Sürekli kanaması var ancak kadın doğuma götürülmüyor, teşhis konulmamış.

    Dilşad Şengül: Yaralanmadan kaynaklı kalp ve akciğerlerde çok büyük zedelenmeler var. Yemek borusu parçalanmış, sağ akciğerinin yarısı çalışmıyor. Yemek borusunda cep oluştuğundan, yemek yerken zorlanıyor yutma güçlüğü çekiyor. Kaburgalarına gelen patlayıcı madde kana karışmış, kalbe doğru ulaşarak vücudun kalp üzerindeki seviyesinden yani baş, boyun ve kollardan kalbe dönen kirli kanı taşıyan ana toplar damarı yırtmış ve bu damar dikilmiştir. Sağ kolunda yaralanmadan kaynaklı hareket kısıt sorunu var ve gittikçe ilerliyor, kaslarda sıkışma var, sağ kolunu kaldıramıyor. Serçe, orta ve yüzük parmağı kesilmiş.

    Elif Deniz: Astım hastası.

    Gülazer Akın: 10 yıldan fazladır böbreklerinde 8-10 mm’lik kireçli kist var. Üç yıldır yutkunma problemleri yaşıyor. Birkaç kez mide filmi çektirdi. Parmakları ve elleri şişiyor, ağrıdan bükemiyor, bir şey tutamıyor. Bel fıtığı rahatsızlığı var.

    Gülgeş Tatlı: Epilepsi hastası, 5-6 ayda bir atak geçiriyor ve bayılıyor. Sol kolunda pıhtılaşma var ve çok ağrı yapıyor. Kolunda mermi ve şarapnel parçaları var, kemik yapısı yok. Yine sırtında, ayağında, karnında mermi ve şarapnel parçaları var. Doktorlar tarafından, “ameliyat olması gerektiği ancak bünyesinin kaldıramayacağı” söylenmiş. Sadece kan tahlilleri yapılıyor.

    Güzel Saraç: Şeker hastası.

    Hacer Halil Yusuf: 26 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.

    Hiyem Yolcu: Bacaklarda iltihaplı yaralar mevcut. Kanda lökosit değerleri düşük.

    Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.

    Medya Aslan: Nefes darlığı var. İleri derecede astım hastası. Ayrıca bel fıtığı hastalığı mevcut.

    Melek Akgün: 58 yaşında. Kalp hastasıdır, mitral kapak yetmezliği var. Stent takılmış, tekrardan anjiyo olması gerekiyor. Hipertansiyon hastasıdır ve aynı zamanda koroner arter hastasıdır. KOAH hastasıdır, yapılan tetkiklerde akut alevlenmeler teşhis edilmiştir. Osteoporoz yani ileri derecede kemik erimesi rahatsızlığı mevcuttur. Romatoid artrit hastalığı bulunmakta ve bu hastalık için 20 yıldır kortizon kullanıyor. Bel kayması mevcuttur. Kronik böbrek yetmezliği var ve böbrekleri yaklaşık %37 oranında çalışıyor. Kulaklarda işitme kaybı mevcut ve gözlerde katarakt gibi rahatsızlıkları da bulunmaktadır. Tüm bu hastalıklarından kaynaklı olarak 21.12.2023 tarihinde %82 engelli olduğuna dair rapor düzenlenmiştir. Hastalıklarından kaynaklı olarak sürekli olarak hastaneye götürülüp getirilmektedir. Ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesine dahi yürüyerek gelemeyen Melek Akgün, gardiyanların koluna girmesi ile getirilmiş ve dengede durması sağlanmıştır.

    Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var. Dizlerde menüsküs var. Kulak zarı delinmesi ve iltihap sorunu nedeniyle işitme sorunun yaşıyor. Ayrıca ciğerlerinden rahatsız.

    Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 12 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarında tıkanıklık ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı gibi birçok hastalıkları mevcuttur.

    Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.

    Özgül Yaşa: Diyabet hastası. Yüzünde ve çenesinde yaralar var.

    Songül Aydın: Panik atak rahatsızlığı mevcut. Ayrıca son dönemlerde karaciğerlerinden de rahatsızlıklar yaşamaya başlamış olup tedavileri aksatılmıştır.

    Şilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması oluşuyor. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.

    Zerga Açar: 59 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.”

    “HAPİSHANELERDE ACİL MÜDAHALEDE BULUNAN SAĞLIK EKİPLERİ BULUNDURULMALI”

    Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması gerektiğini belirten Çevirmen, “Hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, katliamın 109. ayında Ankara Gar’ında anıldı-VİDEO

    10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler, katliamın 109. ayında Ankara Gar’ında anıldı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için Ankara Tren Garı önünde anma yapıldı. Anmada, “24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    İŞİD’in Emek ve Demokrasi güçlerine yönelik bombalı saldırısı sonucu 10 Ekim Gar Katliamı’nın 109. ayında yaşamını yitiren 104 kişi için anma etkinliği düzenlendi. 10 Ekim Barış Derneği (10 Ekim-Der) tarafından katliamın yaşandığı Ankara Gar önünde yapılan anmada katliamda yaşamını yitirenlerin fotoğrafının yer aldığı pankart açılırken, “10 Ekim’i unutma, unutturma” sloganı atıldı. Anmada, yaşamını yitiren 104 kişi için saygı duruşunda bulunuldu.

    “HİÇBİR KAMU GÖREVLİSİ YARGILANMADI”

    Gar Katliamı’nın üzerinden 109 ay geçtiğini belirten DEM Parti Çocuk Komisyonu Sözcüsü İhsan Seylan, katliamda barış talep eden kişilerin katledildiğini söyledi. Seylan “Katliamın birkaç dakika sonrasında gaz sıkan, birçok yaralının hayatını kaybetmesine neden olanların da dahil olduğu hiçbir kamu görevlisi yargılanmadı. Adalet Saraylarında göstermelik yargılamalarla cezalar verildi ancak gerçek sorumlular gün yüzüne çıkarılmak istenmedi” dedi.

    “104 ARKADAŞIMIZIN KANLARI HALA BURADA”

    10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, 109 aydır adalet ve barış istediklerini söyledi. Kocabıyık yapılan Barış ve Demokrasi Anıtı’nın eksikliklerinin giderilmesini isteyerek, “Sadece anıtla ilgili eksiklik değil, bu meydanın bir anıt meydanı olarak düzenlenmesini istiyoruz bu anıtın burada yalnızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz. 104 arkadaşımızın kanları hala burada. Acısı, öfkesi, mücadeleleri hala bizimle” diye konuştu.

    “ONLARIN KAYYUM DEDİĞİ BARIŞ MÜCADELEMİZE YAPILMIŞ BİR DARBEDİR”

    Kocabıyık son olarak şunları ekledi:
    “109 aydır her gün geçen günden daha kötü bir güne uyanıyoruz. Haksızlıklar, adaletsizlikler, savaş çığlıkları artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Bunlar yetmezmiş gibi kayyumlarla başlayan bir süreçle karşı karşıyayız. Biz biliyoruz ki, onların kayyum dediği halkın iradesine karşı yapılmış bir darbedir, onların kayyum dediği barış mücadelemize yapılmış bir darbedir. Biz barış mücadelemizin kayyumlar eliyle engellenmesine izin vermeyeceğiz. Hiçbir güç bizi barış mücadelemizden geri bıraktıramaz. 24 Aralık’ta mahkememiz var. Sözümüzün bittiğini sananlar bilsinler ki ilk gün ki gibi o mahkeme salonlarını dolduracağız, barış, adalet, hukuk, gerçek suçluların açığa çıkması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bundan hiç kimsenin en başta da siyasi iktidarın hiç şüphesi olmasın. “

    “ADALET ARAYIŞININ YANINDAYIZ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi Nuray Çevirmen ise, “Defalarca acıları görmezden gelindi. Ne yazık ki bu coğrafya katliamlar coğrafyası gün geçmiyor ki bir acıyı, bir katliamı, bir zulmü işaretlememiş olalım. Ancak 10 Ekim Katliamı da ne yazık ki bu cezasızlık politikasına rağmen bu halkın tarihine kara bir leke olarak yazıldı. Adalet arayışının yanındayız” diye konuştu.

    “ONLARA BARIŞ SÖZÜMÜZ VAR”

    DEM Parti Ankara İl Eş Başkanı Fatin Kanat, “Kaybettiğimiz canları saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz. Onlara bir barış sözümüz var. Siyasi iktidara da söyleyeceğimiz bir sözümüz var; barışa kastetmeyin, barışı katletmeyin” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Nedim Yılmaz’ın hukuki olmayan kararlarla tahliyesi engellenmekte’-VİDEO

    ‘Nedim Yılmaz’ın hukuki olmayan kararlarla tahliyesi engellenmekte’-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Nedim Yılmaz’ın yaşadığı sorunları dile getirdi. Yapılan açıklamada, “Nedim Yılmaz, 30 yıldır cezaevinde olmasına ve koşullu salıverilme tarihi gelmesine rağmen ve İdare ve Gözlem Kurulu tarafından 5 kezdir soyut ve subjektif, hukuki olmayan kararlarla tahliyesi engellenmektedir” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 528. Hafta basın açıklamasında hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunları gündeme getirdi.

    Sakarya Meydanı’nda yapılan açıklamada “Tedavi haktır engellenemez. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı. Yapılan açıklamada hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğu bilgisi verildi. Açıklama metnini İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    2024 yılı içerisinde tespit edebildiği kadarıyla en az 37 mahpus yaşamını yitirmiş ve bunların 23’ünün hastalıkları nedeniyle vefat ettiğini belirten Çevirmen, “Oysa hapishanelerde meydana gelen tüm ölümler, önlenebilir ölümlerdir. Hasta mahpusların sağlık haklarının önündeki engeller ağır insan hakkı ihlallerini de beraberinde getirmektedir” dedi.

    “YILMAZ’IN ŞİDDETLİ AĞRILARI NEFES DARLIĞINA NEDEN OLMAKTA”

    Bu hafta, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Nedim Yılmaz’ın durumunu aktaran Nuray Çevirmen, şunları söyledi:

    “13.02.2024 tarihli endoskopi raporunda “Eroziv gastrit ve özofagus ülser erozyon (bu hastalık gittikçe artmakta) olduğu tespit edilmiştir. 30.04.2024 tarihinde yapılan kolonoskopide de aktif kanamalı kalın bağırsak enfeksiyonu tespit edilmiş ve bu kolonoskopide alınan biyopsi raporunda da “Mikroskobik Bulgular: 2 cm çapta 3 adet biyopsi materyali incelendi, tanımı bir kasetle takibe alındı, takip içeriği; “Histokimya PAS ile minimal goblet hücre kaybı olduğu bu bulguların Ülser Aktif Kolit ile uyumlu noktalar içermekle beraber yeterli değil, tıbbi takibi biyopsi ile önerilir” şeklinde not düşülmüştür. Patolojik tanım olarak da Nonspesifik Aktif Kolit tanısı konulmuştur.

    2012 yılından bu yana 6 ayda bir beyin cerrahide MR takibinin yapılmaktadır. Beyincikte sarkma var ve bu sarkma beyne hava veren damar üzerinde baskı oluşturduğundan, beyin yeterli hava ve oksijen alamamakta ve bu yüzden de beyinde toksik oluşmaktadır. Bu da baş ağrısı, baş dönmesi,boyundan omuzlara, göğüs ve sırta, bel ve ayaklara kadar şiddetli ağrılara neden olmakta ve ayrıca nefes darlığına neden olmaktadır. 2024 MR raporunda Kranial MR çekilmiş ve Ventriküler Asimetri (beyin içerisinde sıvının dolaştığı alanların sağlı-sollu karşılaştırmalı bakıldığında farklı büyüklük ve şekilde gözükmesidir) olarak rapor edilmiştir. Kronik faranjit hastasıdır, bunun yanı sıra bronşit hastasıdır ve bu hastalık iç akıntılı ve kronik durumdadır. Kronik kas ve eklem ağrıları var.”

    “İDARE VE GÖZLEM KURULU TARAFINDAN HUKUKİ OLMAYAN KARARLARLA TAHLİYESİ ENGELLENMEKTE”

    Nedim Yılmaz’ın 30 yıldır cezaevinde olmasına ve koşullu salıverilme tarihi gelmesine rağmen ve İdare ve Gözlem Kurulu tarafından 5 kezdir soyut ve subjektif, hukuki olmayan kararlarla tahliyesinin engellendiğini belirten Çevirmen şunları kaydetti:

    “Beyindeki hastalık için daha önce beyin cerrahisi doktorları tarafından “ameliyat olmasının gerektiği, bunun da ancak dışarıda ve rahat olanaklı koşullarda olmasının gerektiği” söylenmiş; yine doktorlar tarafından aktif kolit hastalığı için de “bu hastalığın çok geç iyileştiği, dışarıda tam donanımlı bir hastaneye yatırılarak ancak sağlıklı koşullarda tedavisinin mümkün olabileceği” yönünde beyanları bulunmaktadır. Ancak ağır hastalıklarına ve cezaevinde tedavisi mümkün olmamasına rağmen Bolu İzzet Baysal Üniversitesi tarafından 2024 yılı içinde iki kez verilen raporda “Hastanın mevcut hastalığı, cezaevi koşullarında hayatını devam ettirmeye engel değildir” şeklinde karar verilmiştir. Nedim Yılmaz, 30 yıldır cezaevinde olmasına ve koşullu salıverilme tarihi gelmesine rağmen ve İdare ve Gözlem Kurulu tarafından 5 kezdir soyut ve subjektif, hukuki olmayan kararlarla tahliyesi engellenmektedir.”

    “NEDİM YILMAZ’IN TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Nedim Yılmaz’ın dışarıda sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması için acil olarak tahliyesini talep eden Çevirmen, “İdare ve Gözlem Kurulunun da özgürlüğü engelleyen kararlarından vazgeçmesini talep ediyoruz” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Mehmet Edip Taşar’ın tahliye edilmediği her dakika yaşam hakkı ihlalidir’ -VİDEO

    ‘Mehmet Edip Taşar’ın tahliye edilmediği her dakika yaşam hakkı ihlalidir’ -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Mehmet Edip Taşar’ın yaşadığı sorunları dile getirdi. Yapılan açıklamada, “ Ağır ve kronik hastalıklarından kaynaklı olarak 3 defa Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ancak infaz erteleme talepleri karşılanmamıştır. Tahliye edilmediği her dakika yaşam hakkı ihlalidir“ denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 511. Hafta basın açıklamasında hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunları gündeme getirdi.
    İHD Ankara Şube önünde yapılan açıklamada “Tedavi haktır engellenemez. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    Yapılan açıklamada hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğu bilgisi verildi. Açıklama metnini İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    Açıklamada, Şırnak T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan Yıldırım Han’ın, kanser hastalığı nedeniyle 2 hafta önce tedavi için Ankara’ya gönderildiğinin ve bu hafta yaşamını kaybettiğinin de bilgisi verilerek, “Ağır hastalıklarına rağmen mahpusları hapishanede tutan bu anlayış, mahpusların yaşam hakkını ortadan kaldırıyor ve bütün yaşam hakkı ihlallerine rağmen ne koşullar düzeltiliyor ne mahpuslara tedavi olanakları sağlanıyor ne de ağır hastalar tahliye ediliyor” denildi.

    “68 YAŞINDA OLAN TAŞAR ‘IN AĞIR SAĞLIK SORUNLARI BULUNMAKTA”

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta Marmara 5 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Mehmet Edip Taşar’ın yaşadığı sağlık sorunlarını dile getirdi. Nuray Çevirmen açıklamada, “ 03 Haziran 2024 tarihinde kurumuza yazdığı mektupla yaşadığı sağlık sorunlarını aktarmıştır.
    1956 doğumlu ve 68 yaşında olan Mehmet Edip Taşar’ın hapislik koşulları ve yaşından kaynaklı da pek çok ve ağır sağlık sorunları bulunmaktadır. Kalp yetmezliği bulunmakta ve 17 kez anjiyo olmuştur. Nabız %30 civarında atmaktadır. Ayrıca kalp hastalığından kaynaklı olarak 6 stent takılmış olup, kalp ritim bozukluğu da bulunmaktadır. Kronik şeker hastasıdır ve bazı dönemlerde şeker yüksekliği 600’ü bulmaktadır. Bu durum sağlık raporlarında da yer almaktadır” dedi.

    “BİREYSEL İHTİYAÇLARINI GİDEREMİYOR”

    Taşar’ın hastalıklarından dolayı haftanın 3 gününü hastanede geçirdiğini söyleyen Çevirmen şunları ekledi:

    “Bireysel ihtiyaçlarını gideremiyor ve arkadaşlarının yardımıyla yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Bazen günlerce yataktan çıkamadığı durumlar yaşamakta, arkadaşlarının desteği ile ancak ayağa kaldırılıp 10 dakika dolaştırılmaktadır.
    Ani krizler yaşamakta olan hasta şu ana kadar da iki defada kalp krizi geçirmiştir. Sağlık sorunlarından dolayı geceleri neredeyse sabaha kadar uyumakta zorlandığını aktarmıştır. Ağır ve kronik hastalıklarından kaynaklı olarak 3 defa Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiş ancak infaz erteleme talepleri karşılanmamıştır. Siyasi mahpus olmasından kaynaklı olarak tahliye edilmediğine dair durumunu pekiştiren konuşmalara bu sevkler esnasında şahit olmuştur.”

    “TAHLİYE EDİLİP, SAĞLIKLI KOŞULLARDA TEDAVİLERİNİN SAĞLANMASINI TALEP EDİYORUZ”

    Mehmet Edip Taşar’ın tahliye edilmediği her dakikanın yaşam hakkı ihlali olduğunun altını çizen Çevirmen, “Ağır hasta olan, haftanın 3 günü hastanede kalan, tekerlekli sandalye ile götürülüp getirilen ve yaşamını tek başına devam ettiremeyen Mehmet Edip Taşar’ın hapishanede kalabilmesi olanaksızdır. Bu nedenle acilen tahliye edilip ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin sağlanmasını talep ediyoruz. Tahliye edilmediği her dakika yaşam hakkı ihlalidir” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi: Salih Gün’ün infazının ertelenmesini talep ediyoruz-VİDEO

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi: Salih Gün’ün infazının ertelenmesini talep ediyoruz-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 510. Hafta eyleminde hasta tutsakların serbest bırakılması için çağrı yaptı. Yapılan açıklamada, Salih Gün’ün ağırlaşan hastalıkları nedeniyle, iyileşinceye kadar infazının ertelenmesini ve bu süreç içinde de ihtiyacı olan ve doktor tarafından da raporla zorunlu ihtiyaç olduğu belirtilen malzemelerinin kendisine eksiksiz olarak verilmesini talep ediyoruz” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı. 510. Hafta açıklamasında hasta mahpusların yaşadıkları sorunlar dile getirildi.

    Açıklama metnini, İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    “62 YAŞINDA OLAN SALİH GÜN, 32 YILDIR HAPİSTE”

    Bu hafta Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Salih Gün’ün yaşadığı sağlık sorunlarını dile getiren Nuray Çevirmen, “03 Haziran 2024 tarihinde yazdığı mektupla yaşadığı sağlık sorunlarını aktarmıştır. 62 yaşında olan Salih Gün, 32 yıldır hapishanededir. Kalp rahatsızlığı var ve anjiyo olmuştur. İlaç kullanıyor, zaman zaman sol kolunda uyuşma, sol elinde güçsüzlük ve göğsünün sol tarafında bazen hafif ağrı oluyor. Sol kulağında az olmakla birlikte sağ kulağında %70-80 derece işitme kaybı var, işitme cihazı kullanıyor ancak ihtiyacını karşılamamasına rağmen değiştirilmiyor. Bel ve boyun fıtığı rahatsızlığı var, bel fıtığından ameliyat oldu, her 2 fıtıktan kaynaklı ağrıları giderek artıyor. Uzun süredir eklem romatizması rahatsızlığı var ve 1,5 yıl önce Romatoloji doktoruna gitmiş, belli bir süre ilaç tedavisi görmüş, fakat ilaçların etkisi geçtikten sonra ağrı, sızı, ateş gibi sorunlar tekrar başlamış. Böbrek ve idrar yolları rahatsızlığı var. 1 yıl önce üroloji doktoruna gitmiş, yapılan tahlil ve çekilen ultrasonda böbreklerinde kuma benzer bir şeyler olduğu söylenmiş. 1 yıl önce diyabet rahatsızlığı başlamış diyetle beslenmektedir” dedi.

    “GÜN’ÜN İHTİYACI OLAN MALZEMELER VERİLMEMİŞTİR”

    Salih Gün’ün reflü, gastrit gibi rahatsızlıklarının yanı sıra gözlerinde görmede sorun yaşadığını belirten Çevirmen, şunları ekledi:

    “Kronik migren ve sinüzit rahatsızlıkları var migren nöbetleri oluyor. Sinüzitten kaynaklı devamlı geniz akıntısı var. 2023 yılı başlarından kendisini Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nin sağlık kuruluna sevk edilmiş, hastalıkları hakkında detaylı inceleme talebi sonrasında Etlik Şehir Hastanesine sevk edilmiş ancak hastanelerde 3 keredir sağlık kuruluna çıkmak zorunda kalmasına rağmen raporlama süreci kesintiye uğratılarak tamamlanmamıştır. Azı dişlerinin birisinin kırılmış, 2-3 kez dolgu yapılmasına rağmen tutmamış ve doktorun, kampüs devlet hastanesi diş hekimliğine sevk etmesine rağmen 1 yıldır gidememiştir.
    Boyun fıtığı ağrıları nedeniyle kampüs devlet hastanesinin fizik doktoru tarafından 10 seanslık fizik tedavi yazılarak, tedavi merkezine sevk edilmiş, 3 ay sonra sıra geldiğinde de 2 kez götürülmüş ve tedavisi yapılmamıştır. Her seferinde sevki iptal edilmiştir. İkinci kez 10 seanslık fizik tedavi yazılmış ancak ona da götürülmemiştir. Bel ve boyun fıtığı ağrılarının giderek şiddetlenmesi üzerine fizik doktoruna çıktığında çekilen MR sonucuna göre doktor tarafından Eğilerek iş yapmanın riskli olduğu, bel ve boyun ağrılarından az olsa hafiflemesi için de düzenli ve sürekli egzersizler yapmasını gerektiği söylenmiştir. Doktora ‘Kendilerine verilen çek-pas sapının 75 cm olduğunu’ söylediğinde doktor tarafından tam boy, uzun çek-pas sapının bir tıbbi ihtiyaç olacağına dair rapor yazmıştır. Ve yine doktor tarafından 2,5 cm kalınlığında bir adet egzersiz matının verilmesine dair rapor yazılmış fakat bu raporlar idare ve gözlem kurulu tarafından kabul edilmeyerek, malzemeler verilmemiş ve bir üst sağlık kuruluna sevk etmiştir.”

    “AĞIRLAŞAN HASTALIKLARI NEDENİYLE İNFAZININ ERETELENMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Nuray Çevirmen, Salih Gün’ün infazının ertelenmesini talep ederek, “Salih Gün’ün ağırlaşan hastalıkları nedeniyle, kesintiye uğrayan sağlık kurulu rapor süreçlerinin eksiksiz ve hızlı bir şekilde yapılmasını, iyileşinceye kadar infazının ertelenmesini ve bu süreç içinde de ihtiyacı olan ve doktor tarafından da raporla zorunlu ihtiyaç olduğu belirtilen malzemelerinin kendisine eksiksiz olarak verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Mersin Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerini konuştu- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerini konuştu- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği panelde 19 Aralık Katliamı, hasta tutukluların uğradığı hak ihlalleri, açlık grevi, tecrit ve hapishanedeki tutukluların güncel durumu konuşuldu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında ‘Dünden Bugüne Hapishaneler ve 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’ paneli düzenledi.

    Yenişehir Belediyesi Akademi Salonunda yapılan panelde İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray çevirmen Aykol, Mersin Tabip Odası eski başkanı Mehmet Antmen, İHD Mersin Şube Sekreteri ve 19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci konuşmacı olarak yer aldı.

    Panelin yapıldığı salona “19 Aralık Cezaevleri, 24 Aralık Maraş, 28 Aralık Roboski Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız” ve “Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın” pankartları asıldı. Konuşmalardan önce katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.

    “İNSANLARI DİRİ DİRİ YAKTILAR”

    19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci, 19 Aralık Cezaevleri Katliamının bu ülkede yapılmış en kapsamlı katliam ve bir insanlık suçu olduğunu dile getirdi. Katliamın ölüm oruçlarını bitirmek ve topluma bir gözdağı vermek adına yapıldığına işaret eden Keçeci, o güne ilişkin şunları anlattı:

    “İçerideki mahpusları hücrelere ayırmakla birlikte toplumu da hücreleştirmek adına katliam planı yaptılar. 8 bin 500 jandarma, bin 500 sivil polis bu katliamda vahşice herkese saldırdı. Yukarıdan bombalar attılar, ateş açtılar. Çok sayıda insanımız yaşamını yitirdi, yaralandı. İnsanları diri diri yaktılar. Dönemin Adalet Bakanı yaptığı açıklamada amacın ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamak olduğunu söyledi televizyonlarda. Hayata dönüş dedikleri operasyonda insanları hayattan kopardılar.”

    Bu katliamdan sonra ölüm oruçlarının binlere ulaştığını belirten Keçeci, “Bedenimizle direnmekten başka seçeneğimiz yoktu. Ya boyun eğecektik ya da direnecektik” diyerek sözlerini noktaladı.

    Doktor Mehmet Antmen ise cezaevlerinde dünden bugüne ölüm orucuna giren tutukluların erişemediği tıbbi destek imkansızlıklarından dolayı birçok tutuklunun yaşamını yitirdiğini aktardı. 2000’binli dönemlerde cezaevlerinde tutukluların başlattığı açlık grevlerine değinen Antmen, bu süreçte tutukluların, b1 vitamini kullanmasından dolayı yaşam süresinin uzadığını ve açlıkla mücadele edilebildiğini anımsattı.

    AKIN BİRDAL: AÇLIK GREVLERİNE SES VERMELİ

    İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, geçmişten günümüze hapishanelerin değerlendirmesini yaptı. Baskıcı rejime işaret eden Birdal, ülkenin cezaevine dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Cezaevlerinde tecride karşı başlatılan açlık grevlerine değinen Birdal, “3 yıl önce de daha önce böyle bir açlık grevi başlatılmıştı. Leyla Güven ve binlerce tutuklu bedenlerini açlığa yatırdılar. O dönem de 7 tutuklu yaşamını yitirdi. Sonra yine bir tecrit gelişti. Şu anda ise Öcalan 3 yıldır ailesiyle ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bugün de aynı taleplerle açlık grevi eylemleri var. Bu taleplerin dikkate alınması için insanların ölmesi mi gerekiyor? Tecrit demokrasi ve barış kapısıdır. Açlık grevindekilerin sesi olalım ki Kürt sorunun çözümüne katkıda bulunalım” diye konuştu.

    Cezaevlerindeki gazetecilerin durumuna da dikkat çeken Birdal, gerçeğin üstünü örtmek isteyenlere müsaade etmeyen gazetecilerin tutuklanmasına karşı ses çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    “TÜRKİYE’DE HAPİSHANE REJİMİ VAR”

    İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen, tutukluların güncel durumuna ilişkin bilgiler verdi. Yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığını ve hapishanelerde işkence sisteminin yürütüldüğünü söyleyen Çevirmen, hapishanelerde yaşanan ölümlerin gizlendiğini kaydetti.

    Şu anda 405 açık ve kapalı cezaevinin olduğunu ve 12 cezaevinin daha açılacağını aktaran Çevirmen, “Bu kadar çok hapishanenin yapılması içinin dolduracağı anlamına geliyor. Türkiye’de bir hapishane rejiminin olduğunu söylemek gerek. Tecridi derinleştiren hapishaneler, mahpusları sosyal ortamdan tamamen yalıtan bir işkence biçimidir. Şu anda 6 hapishanede tecride karşı açlık grevi var. Mahpusların yaşadığı sorunlar, toplumun bilgisinden uzak tutuluyor” dedi.

    Engelli, ağır hastalıkları olan ve yalnız başına yaşayamayacak olan hastaların ısrarla cezaevinde tutulduğuna dikkat çeken Çevirmen, hasta tutsakların sağlık haklarının ihlal edildiğini vurguladı.

    Panel, soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • İHD açıkladı: Cezaevlerinde işkence had safhada, Kürtçe’ye tahammül yok!-VİDEO

    İHD açıkladı: Cezaevlerinde işkence had safhada, Kürtçe’ye tahammül yok!-VİDEO

    PİRHA – İHD, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nda çok sayıda hak ihlallerini kamuoyuna duyurdu. Yapılan açıklamada, 2022 yılı içerisinde çok sayıda işkencenin uygulandığına dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı. İHD Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında konuşan derneğin Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığına vurgu yaptı.

    İHD Eş Genel Başkanı Keskin, yaptığı kısa konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti devleti, gözaltına aldığı andan itibaren altında Mandela Kuralları’na imzası olmasına rağmen; daha sonra imza attığı bütün uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek cezaevinde bulunan adli, siyasi, kadın, erkek, çocuk, LGBT-İ tüm mahpusların haklarını ihlal eder durumda. Yaşamın her alanına değen hak ihlalleri cezaevinde yaşanıyor” dedi.

    AŞIRI KALABALIK KOĞUŞLAR! ”

    2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu İHD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen okudu. Tüm ihlal başlıklarına dair 2022 yılı içinde en az 10.789 ihlal meydana geldiğini belirten Çevirmen, mahpusların Kürtçe yazılan materyallere ulaşamadıklarını, muhalif TV ve radyo kanallarından da faydalanamadıklarını söyledi.

    Çevirmen, şu açıklamayı yaptı:

    “Her başvurucu ve başvuruların içinde yer alam mahpus sayısına göre ihlaller alınmıştır. Ancak bu ihlallerin tüm mahpuslara uygulandığı düşünüldüğünde ihlallerin yüzlerce katı kadar gerçekleştiğini söylemek abartı olmayacaktır.

    2022 yılında 58 İlde bulunan 6’sı açık olmak üzere 153 hapishaneden başvuru alınmıştır. 1 Aralık 2022 tarihine göre hapishanelerde 4.8 katına yaklaşık mahpus bulunmaktaydı. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor.

    Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmıyor ve bu tek kişilik nakil araçlarıyla hasta mahpuslar da naklediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

    Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar.

    Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Üstelik hapishanelerde yoğunluğu kaldıracak nitelik ve kapasitede sağlık hizmeti koşulları oluşturulmuş değil. Bu koşullar hapishanelerin normal kapasiteleri için bile yeterli değilken hapishane mevcutları kapasitenin çok üstünde olduğu için daha fazla ihlalin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır.

    Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.”

    YEMEKLERİN İÇİNDEN KIL, TIRNAK, KURT ÇIKMIŞ!

    Nuray Çevirmen, hapishanelerde beslenme konusunda da ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekti. Yemeklerin besleyici olmamasına vurgu yapan Çevirmen, “Yemek miktarının az olmasına ilişkin iddialar bulunmaktadır. Yine yapılan başvurularda yemeklerin içinden yabancı madde (kıl, tırnak, kurt vb.) çıktığı aktarılmıştır” dedi. Çevirmen, ihlallere dair sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Mahpuslar temiz suya ve sıcak suya erişim ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. İçme suyuna ancak ücretli olarak erişim sağlanabiliyor. Kullanım temiz su ve sıcak su ise mahpus sayıları gözetilmeden ve yetersiz bir biçimde veriliyor ve ayrıca kota uygulanıyor.

    Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların “güvenlik” gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.

    2022 yılı içerisinde Türkiye’nin birçok hapishanesinde ceza infaz sistemindeki sorunlardan kaynaklı olarak bazı açlık grevleri gerçekleştirilmiştir. Hangi cezaevlerinde ve toplamda kaç kişinin açlık grevi yaptığına dair kesin bir sayı olmamakla birlikte aşağıdaki tabloda da yer aldığı üzere en az 33 hapishanede en az 234 mahpus tarafından açlık grevi ve/veya ölüm orucu eylemi yaşandığına dair başvurular bulunmaktadır. Dolayısıyla açlık grevi eylemlerinin derneğimizin ulaşabildiği ve haberdar olduğundan çok daha fazla olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.

    2022 yılı içerisinde 187 mahpus çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını ve çıplak aramanın rutin bir şekilde yapıldığını beyan etmiştir. Yine 2022 yılı içinde ailelere ziyaret esnasında çıplak arama ve/veya ince arama dayatması nedeniyle 5 ihlal tespit edilmiştir. Kadın ziyaretçilere rencide edici ama yapılması konusunda 47 başvuru alınmıştır. Mahpusların zaman zaman koğuşlarından alınarak polisle görüşmeye, hatta iş birliği yapmaya zorlandıkları vakalar da kayıtlarımızda yer alıyor. 2022 yılı içinde 4 mahpusun iş birliğine zorlandığına dair bilgi tespit edilmiş olup, bu dayatmaya maruz kalanların tam sayısı belli değildir.”

    “BİR İŞKENCE YÖNTEMİ OLARAK TECRİT”

    Cezaevleri Hak İzleme Raporu’nda “Tecrit” başlığına da geniş yer verildi. Başta İmralı Hapishanesi’nde sürdürülen ağır tecrit ve izolasyona değinen Nuray Çevirmen, şunları söyledi:

    “İmralı Hapishanesi’nde kalan mahpusların avukatları 22 Ocak 2021 tarihinde e-posta yoluyla İHD’ye başvurarak şu bilgileri vermişlerdir:

    7 Ağustos 2019 tarihinden beri 29 aydır Abdullah Öcalan ile ailesi ve avukatları görüştürülmüyor. Aile ve avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’a, Bursa İnfaz Hakimliği tarafından yeni bir “disiplin cezası” verildiği 18 Temmuz 2023 tarihinde avukatlarına bildirildi. İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan ile tutuklular Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar, yapılan tüm başvurulara rağmen aile ve avukatlarıyla görüştürülmezken, İmralı’da haber alınamama hali, “mutlak iletişimsizlik” haline dönüştürüldü.

    Bilindiği üzere tecrit ve izolasyon, mahpusların sosyal ortamdan tamamen yalıtılması ve yaşamla olan bütün bağlarının kopartılması anlamına gelmektedir. Bir işkence yöntemi olarak tecrit, zamana yayılan bir uygulama ile hapishanelerde varlığını sürdürmektedir.

    İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti-VİDEO

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 462. Hafta açıklamasında “Hapishane şartlarında kalması uygun değildir” raporu olmasına rağmen cezaevinde tutulan Özge Özbek’in durumuna dikkat çekerek, serbest bırakılmasını istedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 462. Hafta basın açıklamasında hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunları bir kez daha gündeme getirdi.

    İHD Ankara Şube önünde yapılan açıklamada “Tedavi haktır engellenemez. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    Yapılan açıklamada hapishanelerde sağlığa erişim haklarının önündeki engeller sıralanırken, mahpusları “ağır bir yaşam savaşı” verdikleri ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğu bilgisi verildi.

    Basın açıklamasını okuyan Nuray Çevirmen, Sincan Kadın Kapalı hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti. Özbek’in üniversite öğrencisi olduğu yıllarda hakkında dava açılmış ve dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası aldığını söyleyen Çevirmen, Özbek’in, çoklu beyin tümörü, epilepsi, astım hastalıklarının yanı sıra depresyon tedavisi  gördüğünü de belirtti.

    “SAĞLIKLI BİR TEDAVİ GERÇEKLEŞTİRİLEMİYOR”

    Nuray Çevirmen, Özge Özbek’in, beyninde tümör olması sebebiyle 2020 yılında açık beyin ameliyatı geçirdiğini, hakkında yakalama kararı olması nedeniyle ameliyatının hemen ardından hastanede tutuklandığını aktardı. Çevirmen, açıklamasına şu sözlerle devam etti:

    “Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiş, 3 ay bittikten sonra kararı yeniden uzatılmamış ve tekrar tutuklanarak Gebze Kadın Kapalı Cezaevine götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 24.12.2021 tarihli Sağlık Kurulunun vermiş olduğu kararda “Hapishane şartlarında kalması uygun değildir” raporu olmasına rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve “Hapishanede kalabilir” raporu verilerek sağlık hakkı ihlal edilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen raporda Nöroloji, Üroloji ve Psikiyatri doktorlarının imzası bulunmakta ancak asıl görmesi gereken Beyin Cerrahının bu kararda imzası yoktur.

    09.06.2022 tarihinde tekrar Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesine yapılan başvuruda durum bildirir raporunda cezaevinde kalabilir raporu verilmiştir. Oysa Özge Özbek, cezaevinde sürekli şiddetli baş ağrıları çekmekte, denge kaybı yaşamakta ve tümörlerin duyu organlarına baskı yaptığından kaynaklı işitme kaybı problemleri yaşamaktadır. Hastane MR raporlarında beyninde birden fazla tümör bulunduğu için sürekli kontrol altında olması gerektiği, ameliyatını gerçekleştiren doktoru tarafından ailesine söylenmiştir. Ancak ne yazık ki sağlıklı bir kontrol ve tedavi gerçekleştirilemiyor. Daha önce Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 24.12.2021 tarihinde heyet raporunda ‘cezaevinde kalamaz’ kararı verilmiş ve bu raporun 2 yıl geçerlilik süreci bulunmaktadır.

    “TÜMÖRDE BÜYÜME TEŞHİSİ!”

    Cezaevinde kaldığı süre içerisinde hastalığı hızlı bir şekilde ilerledi ve epilepsi, vertigo gibi dengesizlik belirtileri olan hastalıklar da nüksetti. Beyi tümörleri organlara baskı yapmaktadır. Şu an tümörden kaynaklı olarak sol kulağında %72 işitme kaybı vardır, ellerde titreme, kimi zaman idrarını tutamama durumlar da meydana gelmiştir. Bu durum ileride görme, hafıza ve hareket kaybına neden olacaktır.

    2023 yılı Ocak ayında tekrar heyet işlemleri başlatıldı. Gebze Cezaevi aracılığıyla ancak bir önceki MR ile karşılaştırıldığında tümörlerde büyüme ve çoğalma olduğu, hayati risk oluşturabileceği söylenerek ve acil bir şekilde 13 Ocak’ta Ankara’ya sevk edilmiştir. Ancak Gazi Üniversitesinden mahkum koğuşu olmadığından ameliyat olamayacağı, Gamma Knife (Lazerli Ameliyat) için de daha önce ışın tedavisi alan hücrelerin olumlu yanıt vermediğinden tek çözüm olarak 1 yıl sonra kontrol edilebileceği söylenmiştir. Bu süreç içinde Sincan Kadın Hapishanesinde tutulmaya devam edilmektedir.

    Bulunduğu yerde sık sık denge problemleri yaşıyor ve kafasını çarpıyor. Sürekli olarak düşüp yaralanmaktadır. 10 Temmuz günü (5 gün önce) sabah uyandığında önce bazaya çarpmış daha sonra da kafasını duvarda bulunan bağlamaya çarpmıştır. Oluşan şişlik nedeni ile önce kampüs hastanesine götürülmüştür. Çekilen tomografide çekilen bölümde beyinde kanama görülmüş ve 3 saat sonra tekrar tomografi çekilmiştir. Onda da kanamanın hala olması nedeni ile acil bir şekilde Etlik Şehir Hastanesine götürülmüştür. Travma yoğun bakımında müşahede altında tutulmuştur. Çekilen yeni tomografide “Kanın dağılmadığı, tümörlerin hayati risk oluşturduğu yapılacak tek müdahalenin cerrahi operasyon olduğu, bunun da yüksek ihtimalle koma veya ölümle sonuçlanabileceği” bilgisi verilmiş ve dilekçe yazması istenmiştir. Kendisi de sonucu koma veya ölüm olabilecek bir ameliyatı talep etmediğini ifade ederek taburcu olmuştur.

    “TUTUKLULUK HALİ HASTALIĞINI İLERLETTİ!”

    Ankara’ya tedavi amaçlı sevk edilmesine rağmen çekilmesi gereken MR ancak 2 ay sonra çekilebilmiştir. Kimi randevularına da araç ayarlanmadı şeklinde gerekçelerle götürülmüyor. Doktorlar tarafından tümörler için patates kökü, mayın tarlası, karınca yuvası gibi tabirler kullanarak hızlı çoğaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca panik atak başladığından hastaneye gitmekte zorlanıyor. Kimi zaman hastane sevkleri tekli ring araçlarıyla yapılmakta, bu durum da ham panik atağını tetiklemekte hem de tümörlerden ve epilepsiden kaynaklı olarak yaşamını riske atmaktadır.

    Mahpus olmasından kaynaklı olarak özel hastanelerde tedavisi yapılamıyor. Oysa daha önce ameliyatını yapan hastanede ve ameliyatı yapan hekim tarafından kontrol altında tutulması gerekirken tutuklanması hem tedavisini engelledi hem de hastalığının ilerlemesini sağlayarak durumunu daha da kötüleştirdi. Tek başına kalamıyor, mutlaka gözetim altında tutuluyor.”

    “TAHLİYESİ ZORUNLUDUR”

    Nuray Çevirmen, Özge Özbek’in durumunun oldukça kritik olduğunun altını çizerek “Hapishanede kalamayacağı hem çekilen MR ve tomografilerde hem de raporlarında belirgindir. Hapishanede kaldığı her saat, her gün yaşam hakkı ihlalini meydana getirecektir. Bir gün dahi hapishanede kalamayacağı ortada olan Özge Özbek’in acil olarak tahliyesinin edilmesini talep ediyoruz. Devlet yaşam hakkını korumak zorundadır ve tahliye etmeyerek bu sorumluluğunu yerine getirmiyor. Özge Özbek’in dışarıda tam teşekküllü hastanelerde tedavi edilebilmesi, kontrol altında tutulması için tahliyesi zorunludur” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yaşamını zorlaştıran birçok hastalığı olan Ebubekir Yulu tahliye edilmelidir’ -VİDEO

    ‘Yaşamını zorlaştıran birçok hastalığı olan Ebubekir Yulu tahliye edilmelidir’ -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 426. hafta açıklamalarında Maraş/Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutuklu bulunan Ebubekir Yulu’nun durumunu gündeme getirerek, derhal tahliye edilmesi çağrısı yaptı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 426. hafta açıklamalarında Maraş/Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpus Ebubekir Yulu’nun durumunu gündeme getirdi.

    Ebubekir Yulu’nun yaşamını zorlaştıran birçok hastalığının olduğu belirtilen açıklamada, cezaevlerinde tutulan ağır hasta mahpusların tetkik ve tedavilerinin eksiksiz yapılması ve bunun yanı sıra tahliye edilmeleri yönündeki çalışmaların hızlandırılması çağrısı da yapıldı.

    Bu hafta yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    Hapishanelerde hasta mahpusların adeta ağır bir yaşam savaşı vermekte olduğunu belirten Çevirmen, İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.

    “SEVK KARARINA RAĞMEN HASTA MAHPUS HASTANEYE GÖTÜRÜLMEMİŞTİR”

    2022 yılı başından bu yana 25’i hastalıkları nedeniyle olmak üzere 49 mahpusun yaşamını kaybettiğini ifade eden Çevirmen, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu hafta Maraş/Türkoğlu 1 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpus Ebubekir Yulu’nun durumunu aktarmak istiyoruz. Prostat hastalığından kaynaklı olarak Ocak 2022’de hastaneye sevk edilmiş, ultrason çekilmiş ve prostatının büyüdüğü tespit edilmiştir. Sağ böbreğinde kist bulunmakta ve böbrek ağrıları artınca 2022 Mayıs başında hastaneye sevki çıkarılmış ancak sevk kararına rağmen hala hastaneye götürülmemiştir. Böbreklerindeki rahatsızlıktan kaynaklı olarak ağrılar ve zorluk yaşamaktadır ve yapılamayan tetkiklerden kaynaklı kistlere dair belirsizlik devam etmektedir.

    HAZİRAN AYININ SONUNDA OLDUKÇA KÖTÜ ŞEKİLDE RAHATSIZLANMIŞ VE TEDAVİ EDİLMEMİŞTİR

    Bel fıtığı hastalığı bulunan mahpus, hastane sevklerinin geciktirildiğini ve fıtıktan kaynaklanan yoğun ağrıların bacaklarına kadar vurduğunu ifade etmiştir. Yürümekte zorlanıyor, bacaklarına kramp giriyor. Ayaklarında güçsüzleşme var. Ancak hastaneye neden sevk edilmediğine dair dilekçe yazmasına rağmen olumlu ya da olumsuz olarak dönüş yapılmamış ve sonuç olarak da hastane sevki sorunu çözülmemiştir. Bu yılın Haziran ayının sonunda oldukça kötü şekilde rahatsızlanmış, iki-üç gün boyunca hiçbir şey yiyememiş, kusma, ishal, halsizlik yaşamış, acile çıkma talepleri olmuş ancak rahatsızlıklarına ve taleplerine rağmen çıkarılmamış, herhangi bir tetkik veya tahlil yapılmamış ve yine herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Bu durumda birkaç arkadaşının daha olduğunu aktarmıştır.”

    “ORTOPEDİK YATAK TALEBİ BİLE KARŞILANMIYOR”

    Yulu’nun bel fıtığından kaynaklı olarak İstanbul Adli Tıp Kurumu ve Erzurum Bölge Araştırma Hastanesinden alınmış raporları bulunmasına rağmen yatak talebi karşılanmadığını kaydeden Çevirmen, “Bel fıtığından dolayı yatağının sert olması gerekmektedir. Ancak şu anda kullandığı yatağı çökmüş ve üzerinde yatılamayacak duruma gelmiştir. Diğer kaldığı cezaevlerinin bu konuya duyarlı olmasına rağmen şu anda kaldığı cezaevinde talep etmesine rağmen bu sorunu çözülmemiştir ve felç kalma riski bulunmaktadır. Ebubekir Yulu’nun yaşamını zorlaştıran prostat hastalığı ve böbreklerindeki kistleri içeren hastalıkları için gerekli olan hastane sevkleri bir an önce yapılmalı ve tedavisine devam edilmelidir. Ayrıca ağır bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle kullanması gereken sert ve ortopedik yatak ihtiyacı acil olarak karşılanmalıdır” diye konuştu.

    “HASTA MAHPUSLARIN TAHLİYE EDİLMESİ ÇALIŞMALARI HIZLANDIRILMALI”

    Cezaevlerinde tutulan ağır hasta mahpusların tetkik ve tedavileri eksiksiz yapılması ve bunun yanı sıra tahliye edilmeleri yönünde çalışmaların hızlandırılması konusunda çağrı yapan Çevirmen son olarak, “Adli Tıp Kurumu tek karar verici merci olmaktan çıkartılmalı, tam teşekküllü hastanelerin raporları kabul edilmelidir. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 416. Haftada, hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar ortadan kalkıncaya kadar kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘73 yaşındaki Ehettin Kaynar’ın sağlıklı tedavi olabilmesi için tahliye edilmeli’ -VİDEO

    ‘73 yaşındaki Ehettin Kaynar’ın sağlıklı tedavi olabilmesi için tahliye edilmeli’ -VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 412. hafta basın açıklamasında 73 yaşındaki ağır hasta mahpus Ehettin Kaynar’ın yaşadığı sağlık sorunlarını aktararak, “Ehettin Kaynar, ilerlemiş yaşı ve ağır hastalıkları nedeniyle tek başına yaşamını idame ettiremiyor. Tedavi olabilmesi için bir an önce tahliye edilmeli” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 412. hafta eyleminde bir kez daha hapishanelerdeki ihlallere dikkat çekti.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan açıklamada İnsan Hakları Derneği’nin (İHD), hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus olduğunu tespit ettiği bilgisi paylaşıldı. Açıklamada, ağır hasta mahpusların cezaevlerinde adeta yaşam savaşı verdiği ve tüm taleplere rağmen ne tedavilerinin tam yapıldığı ne de tahliye edildikleri vurgulandı.

    1. hafta basın açıklamasını Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    “HAPİSHANEYE GİRDİKTEN SONRA TEDAVİSİ AKSATILMIŞ VE DURUMU AĞIRLAŞMIŞTIR”

    Bu hafta Karabük T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalan Ehettin Kaynar’ın yaşadığı sağlık sorunlarını aktarmak istediklerini belirterek sözlerine başlayan Çevirmen, şunları dile getirdi:

    “73 yaşında olan Ehettin Kaynar ilk olarak 2015 yılı Kasım ayında tutuklandı, 2017 Kasım ayında serbest bırakıldı. Dosyasının onaylanması sonucunda 2021 Nisan ayında tekrar tutuklanarak Edirne F Kapalı Hapishanesine konuldu. Kalp yetmezliği olan Ehettin Kaynar dışarıdayken rahatsızlanması sonucunda hastaneye kaldırılarak anjiyo olmuş ve stent takılmış ve ameliyatından iki hafta sonra da cezaevine girmiştir. Hapishaneye girdikten sonra durumu her gün ağırlaşan hasta mahpusun tedavileri yapılmamıştır. Yaklaşık 2-3 ay önce Edirne F Tipi Kapalı Cezaevinden, Karabük T Tipi Kapalı Cezaevine sevk edildi. Bayram nedeniyle kendisini görmeye giden ailesi, mahpusun durumunun çok kötüleştiğini, konuşamaz duruma geldiğini gözlemledi. Tedavileri aksatılmış, hastane sevkleri yapılmasına rağmen hastaneye götürülmemiştir. Yaklaşık 3 hafta boyunca yediklerini kusmuş ve karaciğerindeki kitle nedeniyle bunun meydana geldiği doktor tarafından söylenmiş. Durumunun kötüleşmesi üzerine ailesi tarafından Savcılığa başvuru yapılmış ve bayramın 2. günü karaciğerinde büyük bir kitle olduğu öğrenilmiştir. Karaciğer sağ lobunu tamamen kaplayan 12 cmx16 cm büyüklüğüne sahip kitle meydana gelmiştir.”

     “TEK BAŞINA YAŞAMINI İDAME ETTİREMİYOR”

    Karabük’te yatağa bağlı hale gelen ve ailesi ile telefon görüşmesini dahi yapamayan Ehettin Kaynar’ın, durumunun ağırlaşması üzerine acilen 27 Temmuz 2022’de Ankara Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği bilgisini veren Çevirmen, “Hastanede tutulan Kaynar’ın karaciğerinde tespit edilen kitle için histopataloji tetkiki istenmiştir. Ayrıca MR Anjiyografi de istenmiştir. Ehettin Kaynar’ın karaciğerinde meydana gelen kitle ve kalp yetmezliğinin yanı sıra yaşamını zorlaştıran pek çok hastalığı bulunmaktadır. Diyabet hastasıdır ve diyabete bağlı olarak vücudunda yaralar oluşmaktadır. Damar tıkanıklığı, yüksek tansiyon, prostat, kemik erimesi, romatizma, sağ omuz köprücük kemiği kırıklığı, cilt hastalığı, el ve ayaklarında uyuşma, el titremesi, guatr hastalığı ve böbrek hastalığı gibi ağır hastalıkları bulunmaktadır. Ayrıca 15 yıldır burnunda kanamalı lezyonlar bulunmaktadır. Ehettin Kaynar, ilerlemiş yaşı ve ağır hastalıkları nedeniyle tek başına yaşamına idame ettiremiyor” diye konuştu.

    “SAĞLIKLI KOŞULLARDA AİLESİNİN YANINDA TEDAVİ OLABİLMESİ İÇİN TAHLİYE EDİLMELİ”

    Ehettin Kaynar’ın durumunun kritik olduğuna dikkat çeken Çevirmen son olarak, “Yatağa bağımlı hale gelmiş olması ve ağırlaşan hastalıkları nedeniyle hapishanede kalamayacağı açıktır. Bu nedenlerle sağlıklı koşullarda ailesinin yanında tedavi olabilmesi için bir an önce tahliyesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 412. Haftada, hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde ortadan kalkıncaya kadar kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği, “Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu’nu açıkladı. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek tecrit ve işkence vakalarına dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair bir kez daha dikkat çekti. Tüm İHD şubelerinden gelen bilgiler Merkezi Hapishaneler Komisyonu tarafından toplanarak ‘Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu 2021’ başlığı ile kamuoyuna açıklandı.

    İHD Genel Merkezinde yapılan açıklamada konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hapishanelerde tecridin devam ettiğini söyledi. Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek Cezaevleri koşullarına dair şu bilgileri paylaştı.

    “Son dönem yüksek güvenlikli hapishane diye bir model yapıldı şu anda bunların sayısı da giderek artıyor. Mahsun kaldığı O da veya hücre onun havalandırması dahi yok. Gerçekten bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu şekilde kimse orada uzun süre yaşayamaz. Ama bir de İmralı hapishanesi diye bir hapishane var ki tecrit kelimesi az gelir izolasyon demek daha doğru. İmralı hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan ve diğer mahsusların infaz kanunundan kaynaklanan aileleri ve avukatları ile görüşme hakları var o hakkın kullandırılması gerekir.
    2019 yılından sonra sürekli görüş yasakları kararı alınıyor. Hakikaten bu kara mizah gibi bir şey. Ayrımsız olarak herkesin haklarından yararlanması gerekir Elbette ki Abdullah Öcalan’ın politik pozisyonu çok farklıdır ancak bu pozisyonlardan önce herkesin dokunulamayacak hakları olduğu unutulmamalıdır. Hakkın özüne kimse dokunamaz. Bunun Türkiye’ye maliyeti de zaten çok ağırdır.”

    “TOPLUMSAL BARIŞIN SAĞLANMASI İÇİN AF ÇIKARILMALI”

    Öztürk Türkdoğan, hasta mahpuslar sorununun da altını çizdi. İlk kez 2007 yılında hasta mahpuslar ile mektuplaşıldığını belirten Türkdoğan “O zaman 18 kişiye ulaşabiliyorduk ancak şimdi bu sayılar çok arttı. Sayı hiç azalmaya da gitmiyor. Aysel Tuğluk örneğinde olduğu gibi ATK doğru kararlar vermeli. Bir hastaya başka bir tutuklu bakıyorsa zaten o kişi ağır hastadır. Bir an önce hasta mahpusların, Mehmet Emin Özkan’ın, Aysel Tuğluk ve 650 kişinin acilen tahliye edilmesi gerekir. Siyasi mahkumlar başta olmak üzere, toplumsal barışın sağlanması için bir af çıkarılmalı. Özellikle hasta ve siyasi mahkumların salıverilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Ağırlaştırılmış bir infaz mevzuatını AİHM zaten kabul etmiyor. Ölüm cezası Türkiye mevzuatından, Anayasasından çıkmıştır. Artık bunu siyasi malzeme yapmaktan vazgeçin. Ölüm cezası tartışmalarının kimseye fayda getirmeyeceğini vurguluyoruz. İdam, devlet eli ile cinayet işlemek demektir. Tekrar bunun yasalaşması mümkün değildir” dedi.

    CEZAEVİ KAPASİTESİ 30 BİN 896 KİŞİ ARTTIRILDI”

    Toplantının sonraki kısmında İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen söz aldı. Cezaevlerindeki hak ihlallerine dair sadece 901 mahpusla ilgili İHD Genel merkezine başvuru yapıldığını belirten Çevirmen, şu bilgileri paylaştı:

    “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de 5 Mayıs 2022 tarihi itibariyle 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 10 kadın kapalı, 7 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır.1 Bu kurumların toplam kapasitesi 275 bin 843 kişidir. Ancak bu sayının artırılmış kapasite olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Normal koşullar altında bu hapishanelerde verilen sayının 2/3’ü kadar mahpusun kalması gerekmektedir. Ayrıca, 2020 yılı raporunda verdiğimiz verilerle karşılaştırıldığında 2021 yılı içerisinde 15 yeni cezaevi yapıldığı ve cezaevi kapasitesinin 30 bin 896 kişi arttırıldığı görülmektedir. Bu da göstermektedir ki Türkiye’nin mevcut iktidar anlayışı genel itibariyle insanları hapsetme üzerine bir gelecek tahayyülü öngörmektedir.”

    1517 HASTA MAHPUS MEVCUT!

    Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise hasta mahpusların yoğunluğu oldu. Nuray Çevirmen, hapishanelerde haftanın belirli günlerinde sadece yarım gün sağlık hizmeti verildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Açıklanan son verilere göre 31 Mayıs 2022 itibariyle hapishanelerde toplam 317.368 mahpus bulunuyor. 8 Bu sayıya, Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan yaklaşık 50 bin mahpus da dahildir. Derneğimizin yayınladığı 2020 yılı Hapishane İzleme Raporu’na göre 28 Şubat 2021 tarihinde mahpus sayısı 276.438 kişiydi. Dolayısıyla bu veriler sadece 2020 ile 2021 yılları arasındaki süreçte mahpus sayısının yaklaşık 41 bin civarında arttığını göstermektedir. Kısacası, Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşamakta ve bu durum mahpusların yoğun bir biçimde hak ihlallerine maruz kalmasını beraberinde getirmektedir. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye hapishanelerinde halihazırda 18 yaşından küçük 2.257, 65 yaşından büyük 5216 mahpus bulunmaktadır.

    Hastaneye sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmamasına ek olarak, bu tek kişilik nakil araçlarını kullanmalarında ciddi sakıncalar bulunan hasta mahpuslar dahi bu araçlarla nakledilmeye devam ediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkıyor. Sevklerde arama baskısını da buraya kaydetmeyi gerekli görüyoruz.”

    MAHPUSLAR ÇIPLAK ARAMA İŞKENCESİNE MARUZ KALIYOR!

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Ercan Yılmaz ise 2021 yılı içerisinde 52 mahpusun yaşamını yitirdiği, 13 mahpusun ise intihar ettiği yönünde iddiaların olduğunu aktardı. Yılmaz, hapishanelerdeki işkence vakalarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Anayasa’nın ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2021 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmaya devam etmektedir. Yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb. nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi bir artış görülmektedir. Buna karşın devlet yetkilileri, rutin uygulama haline dönüştürülen işkence ve diğer kötü muamele eylemlerini inkâr etmekte ya da güvenlik stratejilerine, terör tehlikesi, salgın gibi kavramlara başvurarak işkence eylemlerini savunmaktadırlar.

    Türkiye’de ‘çıplak arama’ uygulamasının hukuki dayanakları için ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetı̇mı̇ ı̇le Ceza ve Güvenlı̇k Tedbı̇rlerı̇nı̇n İnfazı Hakkında Yönetmelı̇k’e başvurulabilir. Her ne kadar iktidar tarafından inkâr edilse de yönetmelikteki 34’ncü madde, cezaevlerinde hangi koşullarda ‘çıplak arama’ yapılabileceğini düzenliyor.

    Hapishanelerde karşılaştığımız örneklerde ise her ne gerekçe ile olursa olsun hapishane giriş ve çıkışlarında çıplak arama uygulamasının neredeyse bir rutine döndüğünü görüyoruz. Özellikle yeni sevklere hapishane idaresinin kendi otoritesini göstermenin bir aracı olarak uygulandığı örneklerin sayısı oldukça fazla. Adliye ya da hastane gidiş gelişleri sırasında da benzer uygulamalar oldukça yaygın.”

    HAPİSHANELERDE TECRİT VE İZOLASYON!

    Ercan Yılmaz, yüksek güvenlikli cezaevlerinde tecrit koşullarının arttığını da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre şu anda Türkiye genelinde 14 adet F tipi, 13 adet Yüksek Güvenlikli 5 adet de S tipi hapishane bulunmaktadır. Bu hapishanelerin ortak yanı mahpusların tek veya üç kişi olacak biçimde yaşamlarını devam ettirmek zorunda oluşlarıdır. F tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerin uygulamaya konulması akabinde uzmanlar ve hak savunucuları tarafından siyasi iktidarlara yapılan uyarıların haklılığı ortaya çıkmış, bu hapishanelerde tutulan mahpusların yaşam hakkı başta olmak üzere; sağlık hakkı, aile ve özel hayata saygı hakkı, avukat ile görüşme ve haberleşme hakları sürekli bir şekilde ihlal edilerek infaz yasasına aykırı uygulamalar meydana gelmiştir. İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir. S tiplerinde de ağır tecrit koşullarında yaşam hakkı ihlalleri meydana gelmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘67 yaşındaki ağır hasta mahpus Bazo Yılmaz bir an önce tahliye edilmelidir’ -VİDEO

    ‘67 yaşındaki ağır hasta mahpus Bazo Yılmaz bir an önce tahliye edilmelidir’ -VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 402. hafta basın açıklamasında Şanlıurfa 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Bazo Yılmaz’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada, “Cihaz kullanmadan nefes alamıyor, konuşamıyor ve yaşamını devam ettiremiyor. Derhal serbest bırakılmalıdır” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 402. hafta basın açıklaması için bir kez daha sorumlulara seslendi. Kızılay Adakale Sokakta yapılan basın açıklamasında, hasta mahpusların ağır bir yaşam savaşı verdiğine vurgu yapıldı.

    Yapılan basın açıklamasını inisiyatif adına İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu. Çevirmen açıklamasında, İnsan Hakları Derneği olarak tespit edilen 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun durumuna dikkat çekerek, 2022 yılı başından bugüne kadar 12 mahpusun ağır hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybettiği bilgisini verdi.

    “67 YAŞINDAKİ BAZO YILMAZ AĞIR KOAH HASTASI”

    Bu hafta Şanlıurfa 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Bazo Yılmaz’ın durumunu aktaran Çevirmen, “67 yaşındaki Bazo Yılmaz ağır KOAH olarak tanımlanan Kronik Obstrüktif Akciğer hastasıdır. 2014 yılında kimi semptomlar sonucunda yapılan tetkiklerle kendisine astım hastalığı teşhisi konuluyor. Teşhisten sonra geçirdiği tedavi sürecinde hastalıkta bir miktar gerileme oluyor. Gogan (Yukarı Göklü) eski Belde Belediye Eş Başkanı ve Halfeti Belediye Meclis üyesi olan Bazo Yılmaz, Demokratik Toplum Kongresi üyesi olduğu iddiası ile 12 Aralık 2016 yılında gözaltına alındı ve 25 gün gibi uzun bir süre gözaltında tutuldu. 25 gün boyunca o soğuk, hijyene uygun olmayan en kötü koşullarda tutulmuştur. Üzerinde kan, kir, idrar içinde ve kötü kokan battaniyelerle kalmak zorunda bırakılıyor. Astım hastalarını özellikle olumsuz etkileyen tüm kötü koşullarda uzun süre tutulmasıyla hastalık ilerlemiş ve Koah’a dönüşmüştür” dedi.

    “CİHAZ KULLANMADAN NEFES ALAMIYOR, KONUŞAMIYOR”

    Bazo Yılmaz’ın cezaevine geldiğinde KOAH hastalığından kaynaklı yatağa bağlı duruma gelmiş olduğunu ifade eden Çevirmen sözlerine şöyle devam etti:

    “08.02.2021 tarihinde Adli Tıp Kurumuna götürülmüş, Adli Tıp Kuruma gidiş ve geliş yolculuğu 4 gün sürmüş ve bu süre boyunca ihtiyaçları karşılanmamıştır. Çeşitli tarihlerde de iki kez cezaevi heyetine çıkartılmış ve kendisine cezaevinde kalacağı söylenmiştir. Bazo Yılmaz uzun zamandır cezaevinde kişisel ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda değildir ve bu nedenle arkadaşlarının desteği ile yaşamak zorundadır. Yine yatağa bağlı bir şekilde ve günün her saatinde kullanmak zorunda olduğu solunum cihazlarıyla hayatını güçlükle idame ettirmektedir. Cihaz kullanmadan nefes alamıyor, konuşamıyor ve yaşamını devam ettiremiyor.”

    “AİLESİNİN YANINDA TEDAVİ GÖRMESİ SAĞLANMALIDIR”

    Ailesi ile yapılan görüşte de konuşamadığı, nefes almakta çok güçlük çektiği ve her bir konuşma ardından sürekli öksürdüğünün gözlendiğini de aktaran Çevirmen, “Yine gözlerinin çöktüğü, aşırı derecede zayıfladığı ve genel durumunun da oldukça kötüye gittiği görülmüştür. Bir bardağı dahi aldıramayacak derecede sağlığı bozulmuştur. Yalnızca oksijen tüpü verilerek yaşamını devam ettirilmesi istenmektedir. Bazo Yılmaz’ın gittikçe ilerleyen ve ağırlaşan hastalığı, nefes alıp vermede yaşadığı güçlük, bünyesinin aşırı derecede zayıflamış olması ve solunum cihazı olmadan yaşamını devam ettiremeyişinin yanı sıra ancak arkadaşlarının desteği ile hayatını devam ettirebildiği göz önüne alınarak acilen tahliye edilmesi ve ailesinin yanında tedavi görmesi sağlanmalıdır” şeklinde konuştu.

    “HASTA MAHPUSLARIN DURUMLARINI DİLE GETİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Çevirmen son olarak, “Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 402. Haftada hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar ortadan kalkıncaya ve hasta mahpusların yaşam hakkı korununcaya kadar, kamuoyu ile paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Çevirmen: Mültecilerin yaşamları kolaylaştırılmalı, emek sömürüsüne son verilmeli-VİDEO

    Çevirmen: Mültecilerin yaşamları kolaylaştırılmalı, emek sömürüsüne son verilmeli-VİDEO

    PİRHA- İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, son süreçte siyasilerin tartışmalarıyla bir kez daha gündeme gelen mülteci konusuna ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “O kadar insanın sorunu bu kadar az mülteciye yüklenemez. Daha insancıl bir perspektiften bakılması gerekiyor. İktidar da muhalefette mültecileri araçsallaştırıyor” dedi. Çevirmen, ekledi: İHD olarak, geri göndermeme ilkesinin arkasındayız. Geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. 

    Türkiye’de mülteci konusu ‘göndereceğiz ya da göndermeyeceğiz’ söylemleri ve siyaseti üzerinden tartışılıyor. Bu durum yoksulluk ve yoksunluk yaşayan mültecilerin yaşamlarına korku ve tedirginliği ekliyor.

    Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre; Türkiye’de ikamet izni bulunan yabancı sayısı 1 milyon 414 bin 776, geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin sayısı 3 milyon 762 bin 889, düzensiz göç yoluyla gelen ve yakalananların sayısı ise 69 bin 128.

    Türkiye genelinde 27 tane Geri Gönderme Merkezi var. Buralarda kalan mültecilerin durumları da kötü. Bu merkezler sık sık buralarda kalan kadın ve çocukların tecavüze uğradıkları, intihar vakaları, sıcak suya erişim, yeterli ve düzenli beslenememe gibi birçok sorunla gündeme geliyor.

    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu’nun (UNCHR) 2022 yılı verilerine göre; 82,4 milyon insan zorla yerinden edildi. Son yüz yılda artan nüfus, endüstriyel tarım, sanayileşme ve plansız kentleşmeyle birlikte su kaynakları azaldı. Son yüz yılda sulak alanların yüzde 50’si yok oldu. Dünyada 80 ülke su sıkıntısı çekiyor. 844 milyon insan içme suyuna dahi erişemiyor. Dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası olan 2,1 milyar insan temiz suya ulaşamıyor. 4 milyar insan yılda en az bir ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor.

    2014-2016 yılları arasında ağırlıklı olarak çatışma yaşanan ülkeleri içeren 16 ülkede toplam 86 bin çocuk temiz suya erişemediği için öldü.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Nuray Çevirmen, mülteci konusunu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MÜLTECİLİĞİN EN BÜYÜK NEDENİ SAVAŞLAR”

    Mültecilerin ülkelerini istedikleri için terk etmediklerini, terk etmek zorunda kaldıklarını anımsatan Çevirmen, mülteciliğin bir sonuç olduğunu ve bunun birçok nedeninin bulunduğunu ifade etti.

    Mülteciliğin en büyük nedenlerinden birisinin savaş olduğunu kaydeden Çevirmen, “Yakın zamanda Ortadoğu’da başlatılan savaş Suriye’yi yıkıcı bir şekilde etkiledi. Sonrasında orada yaşayan milyonlarca insan göç etmek mecburiyetinde kaldı. Göç edemeyenler yaşamını yitirdi, esir düştü. Savaşın yoğunlaştığı dönemde Ezidi kadınlar ve çocuklara neler yapıldığına tanık olduk. Kadınlar ve çocuklar pazarlarda satıldı, işkencelerden geçirildi, öldürüldü. Hala toplu mezarlar çıkıyor. Bir insanlık dramı yaşandı. İnsanların ölmek ile yaşamak arasında kaldığı zamanlarda yaşamayı seçmesi, hiçbir şekilde sorgulanamaz. Bu insani değil. Oradaki insanlar en yakın yer olan Türkiye’ye gelmek durumunda kaldılar. Türkiye onlara bir sınır. Din, kültür gibi nedenlerle bir yakınlıkları da var. Sadece Türkiye’ye değil başka yakın ülkelere de göç ettiler. Suriye’de ki savaştan sonra örneğin Ürdün’ün demografik yapısı büyük ölçüde değişti. Bunun gibi birkaç ülke daha var” şeklinde konuştu.

    MÜLTECİLERLE İLGİLİ ŞEFFAF VERİLERE ERİŞİLEMİYOR

    Ülkemizde en çok Suriye uyruklu mültecilerin var olduğunu belirten Çevirmen, geçici koruma kapsamında olan 3 milyonu aşkın Suriyeli’nin yanı sıra Afganistan’dan çoğu düzensiz göçle gelen mültecilerin sayısının da fazla olduğunu aktardı. Genel anlamda mültecilerle ilgili şeffaf bir bilgiye sahip olamadıklarını da söyleyen Çevirmen, Göç İdaresi’nin paylaştığı veriler çerçevesinde bilgi sahibi olabildiklerini kaydetti.

    “ÖNDER MAHALLESİ’NDE MÜLTECİLER SALDIRIYA UĞRADI, EVLERİ VE İŞ YERLERİ YAĞMALANDI”

    Ankara özelinde yaşanan mülteci sorununa da değinen Çevirmen sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye’nin genelinde yaşanan sorunlardan farklı durumlar yaşanmıyor. Burada da mülteciler kendileriyle aynı dile, kültüre sahip insanlarla bir arada yaşama yolunu seçiyorlar. Doğru olan da bu. Kendilerini rahat hissedecekleri, yardımlaşabilecekleri, dayanışabilecekleri alanlardır buralar. Ankara’da Altındağ’da Örnek Mahallesi gibi yerlerde yoğun olarak göçmenler yaşıyor. Oraya yakın olan Site’lerdeki çalışma olanaklarından kaynaklı orada bir yerleşim alanı oluşturdular. Ancak geçtiğimiz aylarda oraya ırkçı bir grubun saldırısı oldu. Oradaki mültecilerin evleri, iş yerleri yağmalandı, yangınlar çıkartıldı. Orada yaşayan mülteciler bu olaydan sonra oradan çıkarıldılar. Pek çok yere dağıtıldılar. Toplu bulundukları yerler kalmadı diyebiliriz. Ankara dışına gönderilenlerde oldu. Çoğu işlerinden oldu. Zaten çalışma olanakları kısıtlı ve çok düşük ücretlere çalışıyorlar. Büyük bir emek sömürüsü de var. Tarımsal alanlarda, küçük işletmelerde, merdiven altı imalathanelerde kayıtsız, güvencesiz, çok düşük ücretlere çalıştırılıyorlar.

    “SİTELER BÖLGESİNDEKİ YANGINDA 5 MÜLTECİ YANARAK HAYATINI KAYBETMİŞTİ”

    Siteler bölgesinde bir imalathanede yangın çıkmıştı ve orada 5 mülteci yanarak hayatını kaybetmişti. Tüm bu yaşadıklarına rağmen çok fazla gündeme de gelemiyorlar. Biz Önder Mahallesi’nde mültecilere yönelik saldırı olduğunda o mahalleye gittik ve mahalle abluka altına alınmıştı. İnsanlara ulaşabilme imkanımız kısıtlıydı. Çok büyük korkuya kapılmışlardı. Bir savaştan kaçmış ve bir yere sığınmışlardı. Kendi iş yerlerini kurmuşlar, bir düzen oluşturmuşlardı. Hayatta kalmaya çalışan bu insanlara böyle bir saldırıda bulunuldu. Saldırının yarattığı korkunun yanında deport edilme korkusu da vardı. Hepsi çeşitli yerlere dağıtıldılar ve işleri de ellerinden alındı.

     “KIZILAY’DA DURMAYIN, ALTINDAĞ YA DA KEÇİÖREN’E GİDİN”

    Son günlerde Ankara’da Afrikalı göçmenler üzerine bir baskı söz konusu. Güvenlik güçleri tarafından yapılan pek çok taciz olayları yaşanıyor. Kızılay’da Somalili bir iş yeri sahipleri tüm belgelere sahip olmasına rağmen, çalışma izinleri olmasına rağmen, vergilerini vermelerine rağmen, Ankara Ticaret Odası’na kayıtları olmasına rağmen baskıya maruz kalıyorlar. 2021 yılının Eylül ayından bu yana bu iş yeri sahibi sürekli tacize maruz kalıyor. Güvenlik güçleri dükkanlarına geliyor ve gerekçesiz bir şekilde gözaltı yapıyor. Belli bir süre tutuyorlar, deport ettireceklerini söylüyorlar ve serbest bırakıyorlar. ‘Sizi burada istemiyoruz. Altındağ ya da Keçiören’e gidin. Kızılay’da durmayın’ gibi söylemlerde bulunmuşlar. Aynı şekilde yine belirli aralıklarla dükkana gelip müşterileri göz altına almışlar. Daha sonra serbest bırakmışlar. Bu Somalili iş yeri sahipleri, haklarını arama konusunda birçok yere başvurmuş ancak ya cevap alamamış ya da olumsuz cevap verilmiş.”

    “İNSANLAR EKONOMİK NEDENLERDEN DOLAYI MÜLTECİ DURUMUNA DÜŞÜYOR”

    Siyasilerin ihtiyaçları olduğu dönemlerde mülteciler üzerinden suni olarak gündem yarattığını vurgulayan Çevirmen, “Mültecilerin, gerek iktidar gerekse muhalefet tarafında, göndereceğiz ya da göndermeyeceğiz çerçevesine sıkıştırılması gayri insani bir durum. Ülkedeki tüm sorunların kaynağı mülteciler olarak gösteriliyor. İnsanların mülteci durumuna düşmesi zaten ekonomik sebeplerden kaynaklıdır. Ekonomik sebepleri yaratan savaşlardır, neo liberal ekonomik politikalardır, toplumların topraksızlaştırılmasıdır, toprakların verimsizleştirilmesidir, temiz suya erişimin olmamasıdır.

    “MÜLTECİLERİN TAMAMINI ÜLKEDEN ÇIKARDIĞIMIZDA EKONOMİ DÜZELECEK Mİ?”

    Türkiye’de bir köy kavramı vardı, köylülük vardı. Tarımsal ekonomi vardı. Şu anda hiçbiri kalmadı. Köydekilerin tamamı neredeyse şehre göç etti. Şehirlerde de sanayi yok. Yaşamak için gerekli, geçimin sağlanması için gerekli alanlar mevcut değil ve sıkışmışlık söz konusu. Ekonomik anlamda ülkeyi rahatlatacak eşit işe eşit ücret ekonomi programlarından yoksun yönetim sayesinde bu duruma gelindi ve bu sorun mültecilere yıkılıyor. 80 milyonun üzerinde nüfus var. 6 milyon mültecinin olduğunu varsaysak, çok az bir oranda kalmış oluyor. O kadar insanın sorunu bu kadar az mülteciye yüklenemez. Sorumlusu onlar değil. Mültecilerin tamamını ülkeden çıkardığımızda ekonomi düzelecek mi, eşitsizlikler ortadan kalkacak mı, işsizlik ortadan kalkacak mı, tüm özgürlüklere erişimimizi sağlayabilecek miyiz? Böyle bir şey mümkün değil. O yüzden bu tür manipülatif söylemlerden uzak durulmalı. Halkın bunlara inanmaması gerekiyor. Daha insancıl bir perspektiften bakılması gerekiyor. İktidar da muhalefette mültecileri araçsallaştırıyor” dedi.

    “MÜLTECİLER KONUSUNDA ÖZNEDEN UZAK ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLÜYOR”

    Mültecilerin bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini ve tüm insanların yaşam hakkına saygı duyulması gerektiğini dişle getiren Çevirmen, son olarak şunları aktardı:

    “Evrensel açıdan baktığımız zaman tüm insanların eşit bir şekilde yaşama, ikamet edebilme, seyahat edebilme, sağlık hakkına erişebilme, eğitim hakkına erişebilme hakkı sağlanmalıdır. Mülteciler konusunda pek çok alanda çalışmalar yapılıyor ancak özneden uzak yapılıyor. Bu çalışmalarda mülteci konusu konuşuluyor ama mülteci yok. Mülteciler hakkında fikir beyan ediliyor ama mültecilerle temas edilmiyor. Ortak bir çalışma yürütülmeli. Bizim temas ettiğimiz birçok mülteci, ülkelerinin ekonomik ve siyasi durumu düzeldiği takdirde gitmek istediğini söylüyor. Çünkü kökleri oraya bağlı.

    “MÜLTECİLERİN İNSAN ONURUNA YAKIŞIR YAŞAM SÜREBİLMELERİNİN İMKANLARI SAĞLANMALIDIR”

    Mültecilerin yaşamlarını kolaylaştırmak, insani düzeyde ihtiyaçlarının karşılanması konusunda özellikle emek sömürüsüne son verilmesi gerekiyor. Bir entegrasyondan da bahsediliyor. Bu entegrasyon bir asimilasyon olmamalı. İnsanların dillerine, kendi kültürlerine, değerlerine yabancılaştırmaması gerekiyor. Tamamen başka bir kültüre entegre olup, bir yerde kalmalarının sağlanması da insani değil. Mülteciler siyasete konu edilmemeli. İHD olarak, geri göndermeme ilkesinin arkasındayız. Geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. Mültecilerin insan onuruna yakışır şekilde yaşamlarını sürdürebilmelerinin imkanları sağlanmalıdır. Mültecilere yönelik ayrımcı uygulamalar ve söylemler son bulmalıdır.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında kadın mahpusların durumuna dikkat çekerek “hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında 8 Mart haftası nedeniyle Hapishanelerdeki Kadın Mahpusların durumlarına dikkat çekti.

    Sakarya Caddesinde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen ile Sevil Turgut okudu. Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorunun olduğuna dikkat çeken inisiyatif üyeleri, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler sağlığa erişimin önündeki engellerdir” dedi.

    “İNFAZLARININ ERTELENMESİ GEREKMEKTE”

    Ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmediği için tahliye olamadıklarına da vurgu yapılarak Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 17, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde 18, Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesinde 1, Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde olmak üzere tespit edebildikleri kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde 37 Kadın hasta mahpus olduğunu bilgisini aktarıldı.

    Yapılan açıklamada hsta tutuklular ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

    “Canan Utangaç, vücudunda 2. derecede yanıklar var. Beline ve bacağına kırıklar sebebiyle vidalar takılmış, enfeksiyon kapmaması gerekiyor. Koğuşta normal işlerini dahi yapamıyor.

    Dilber Tanrıkulu: Kalça protezi kullanıyor ve bundan kaynaklı sorunları var. Sağ kolunda parça var ancak tedavisi yeterli şekilde yapılmadığından kas ve doku kaybı oluşuyor. Ayrıca midede reflü, böbrekte taş ve kalp kapağında da basıklık var, bunun için herhangi bir tedavi görmüyor.

    Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Anal fistül ameliyatı olması gerekiyor. Tiroid hastası, midede polipler var.

    Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.

    Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli gautr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle var, yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.

    Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var, tedavi olamıyor. Nefes alıp verme güçlüğü çekiyor. Sırtındaki parça sinirlere geldiği için kollarında uyuşma var.

    Bermal Birtek: Kalp Hastası.

    Bircan Yorulmaz: Çölyak hastası.

    Demet Resuloğlu: Hipertansiyon, kalp yetmezliği, şeker, troid, cilt rahatsızlığı, uyku apnesi, bel fıtığı ve romatizmal hastalıkları var. Ayrıca astım ve Koah hastalıkları başladı. Kapalı alan fobisi var ve raporlanmıştır, kapalı yerlerde panik atak başlıyor ve tansiyonu yükseliyor.

    Dilek Hatipoğlu: Kalça kemiği rahatsızlığı (Bursit) hastalığı var. Ayrıca Vertigo hastasıdır.

    Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır. Bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.

    Gülşan Adet: Kronik anklikozan spondolit (eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır.

    Nilüfer Şahin: Aşırı unutkanlık ve ellerde titreme var. Ayrıca hipertiroid hastasıdır ve tedavisi devam ediyor.

    Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.

    Sabite Ekinci: Hepatit B taşıyıcısıdır. Karaciğerde yağlanma var. Eklem romatizması, kemik erimesi, kalpte ritim problemi (Taşikardi), migren, kronikleşmiş mide ve bağırsak problemleri var.

    Selver İspir: Kalp Hastası

    Zeynep Bingöl: Tansiyon Hastası.

    Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi:

    Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalanmış olup dışarıda olan bağırsaklar için kolostomi torbası takılıdır.  Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.

    Dilşad Şengül: Bir böbreği yok, el parmakları yok, yaralı olarak tutuklanmış, vücudunun farklı yerlerinde şarapnel parçaları var.

    Gülazer Akın: Yumurtalıklarında kist var. Ayrıca mide ülseri sorunları da var. Son olarak boğaz kanseri teşhisi konuldu.

    Medya Aslan: Nefes darlığı, ileri derecede astım hastası ayrıca bel fıtığı var.

    Muhlise Karagüzel: Şeker hastası, yüksek tansiyon hastası, astım hastası ve bu hastalıklarına dair raporları bulunmaktadır. Bel fıtığı olduğundan yürüme ve hareket etmekte sorunlar yaşıyor ve böbreklerinden dolayı da sancılar çekmektedir. Yüksek şekerin gözüne vurmasından dolayı gözü iyi görmemektedir. Kalp hastası ve yakın zamanda kalp krizi geçirmiştir.

    Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var.

    Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 11 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarı tıkalı ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı vb. birçok hastalıkları mevcuttur.

    Dilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması var. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.

    Yazgül Şahin: Astım ve şeker hastası.

    Zerga Açar: 57 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.

    Ahiret Turan: Epilepsi hastası.

    Gülgeş Tatlı: Her iki kol ve kalçasında ağır yaralar var ve tedavisinde aksaklıklar yaşıyor.

    Hacer Halil Yusuf: 24 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.

    Havva Bayram: Damar tıkanıklığı var, beyne doğru iltihap gidiyor ayrıca tansiyon hastası.

    Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.

    Merve Aydoğan: Çölyak hastası.

    Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.

    Pakize Bilenci: 54 yaşında, panik atak hastası, düzenli günlük 2 öğün aldığı panik atak ilaçları alıyor. Karaciğer rahatsızlığı var, Hepatit-B hastası.

    Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesi

    Ülkü Eyilcim: İleri derecede astım, kalp, şeker ve hipertansiyon hastalıkları var.

    Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesi

    Mukadder Alakuş: Bel ve boyun fıtığı, iltihaplı eklem romatizması rahatsızlığı var. İltihaplı eklem romatizması gözüne sıçramış. Diş sorunlar var. Safra kesesinde taş var ameliyatı göze alamıyor.

    Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • 4. Evre Kanser hastasına ‘Hapishanede kalabilir’ raporu!-VİDEO

    4. Evre Kanser hastasına ‘Hapishanede kalabilir’ raporu!-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine bir kez daha dikkat çekerek kanser hastası Ahmet Zeki Özkan’ın durumunu gündeme getirdi.

    Hasta Mahpuslara ilişkin yapılan 390. Hafta basın açıklamasında Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Ahmet Zeki Özkan’ın durumuna dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube binası önünde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen okudu.

    Yapılan açıklamada, hapishanelerde tespit edilen 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun olduğuna vurgu yapıldı. Ağır hasta mahpusların tedavilerinin önündeki engellerin ve durumlarının ağırlaşmasına rağmen infazlarının ertelenmediğini belirten Nuray Çevirmen, bu sebeplerden ötürü can kayıplarının yaşandığını söyledi.

    KANSER HASTASINA ‘CEZAEVİNDE KALABİLİR’ RAPORU!

    Nuray Çevirmen, bu hafta Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Ahmet Zeki Özkan’ın durumuna dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

    “65 yaşında olan Ahmet Zeki Özkan, 15 Mart 2017 yılında gözaltına alınmış, yaklaşık bir hafta gözaltında kaldıktan sonra tutuklanmış ve Kırşehir E Tipi Kapalı Cezaevinde 10 ay kalmıştır. Antalya’da görülen dava sonunda 6 yıl 3 ay ceza verilip serbest bırakılmıştır.

    Dışarıda iken Ekim 2020’de 4. Evre akciğer kanseri teşhisi konulmuştur. Teşhis konulmadan önce Yargıtay tarafından da cezası onaylanmıştır. Cezasının onaylanması üzerine infaz erteleme talebinde bulunulmuş ve infazı 6 aylığına ertelenmiştir. 6 ay sonra tekrar infaz erteleme süreci başlatılmış ve yapılan kontroller sonucunda Antalya Adli Tıp Kurumu tarafından ‘Cezaevinde kalamayacağına’ dair rapor düzenlenmiştir. Bununla birlikte Covid-19 riskine rağmen ağır durumda olan hasta İstanbul Adli Tıp Kurumuna çağırılmış ve ayakta olduğu için ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu çıkartılmıştır.

    Akabinde aile ve avukatları tekrar infaz erteleme talebinde bulunmuş fakat yeniden ret kararı verilmiştir ve Ahmet Zeki Özkan’ın hemen teslim olmasını istemişlerdir. 9 Şubat 2022 tarihinde ikinci kez tutuklanarak bu sefer Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesine konulmuştur.

    Ahmet Zeki Özkan’ın kullandığı, kanser hücrelerini hedef alan ve akıllı ilaç olarak tabir edilen ve yan etkileri çok fazla olan ilaçlardan kaynaklı olarak vücutta kaşıntı, yüzünde, sırt ve kafa bölgesinde kötü derecede yaralar oluşmakta ve bu yaraların da enfeksiyon kapma riski yüksek. Enfeksiyon kapmaması gereken hastanın durumu gittikçe kötüleşmektedir. Burnundan sürekli olarak sıvı geliyor ve bazen bu sıvı kanlı olmaktadır. Göğüs cerrahi bölümünde akciğerindeki suyun alınması için ameliyat geçirmiştir ve bu ameliyat ile 5 litre sıvı alınmıştır. Kalan sıvı sırtına takılan hortumla çıkarılmış ve toplamda 10-12 litre sıvı alınmıştır. 4. Evre Akciğer kanseri hastalığının yansıra kronik farklı hastalıkları da bulunmaktadır. Birkaç ya önce anjiyo olmuştur. İki kulağı duymuyor ve işitme cihazı kullanıyor. Ayrıca yüksek tansiyon hastasıdır ve prostat rahatsızlığı da bulunmaktadır.

    4. Evre Akciğer kanseri olan hastalar için doktorlar tarafından bir yıllık ömrünün kaldığı söylenmiş olmasına rağmen hapishanede tutulmaya devam edilmektedir. Avukatları cezaevine girmesinin hemen arkasından tekrar infaz erteleme başvurusunda bulunmuş ancak henüz bir yanıt gelmemiştir.

    Ahmet Zeki Özkan’nın akciğer 4. Evre kanser olmasından kaynaklı olarak hapishanede kalamayacağı açıktır. Antalya Adli Tıp Kurumu tarafından Cezaevinde kalamayacağına dair verilmiş olan raporun dikkate alınmayarak İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu verilmesinin kabul edilebilir bir yanı yoktur. Doktorların ‘1 yılı kaldı’ dedikleri kadar ağır olan mahpusun derhal tahliye edilmesini ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisine devam edilmesini talep ediyoruz.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 390. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Mahpusların yaşamış olduğu sağlık ve sağlığı olumsuz etkileyen tüm sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Türkiye hapishanelerinde 604’ü ağır en az bin 605 hasta tutsak var’ -VİDEO

    ‘Türkiye hapishanelerinde 604’ü ağır en az bin 605 hasta tutsak var’ -VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şubesi Cezaevi Komisyonu, 3 Aylık İç Anadolu Bölgesi Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Raporda, 3 ay içinde 9 kişinin cezaevinde yaşamını yitirdiği belirtilirken, 604’ü ağır olmak üzere en az bin 605 hasta tutsak bulunduğu ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarını içeren ‘3 Aylık İç Anadolu Bölge Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu İHD Ankara Şubesi’nde yaptığı basın toplantısıyla açıkladı.

    Raporu komisyon adına İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen okudu. Çevirmen raporda yer alan ayrıntıları paylaşarak, 35 başvurunun kayda geçirildiğini belirtti.

    Çevirmen, raporda kayda geçen istatistiklere göre; ceza infaz kurumlarında toplam 292 bin 74 tutuklu ve hükümlünün bulunduğu, İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan 18 cezaevinde, İç Anadolu Bölgesi dışında Van F Tipi Kapalı Cezaevi ve Şanlıurfa 1’Nolu T tipi Cezaevi’nde gerçekleşen hak ihlallerinin de raporlandığı bilgisini verdi.

    Raporda ayrıca, basına yansıyan haberlerden elde edilen veriler doğrultusunda Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında çeşitli cezaevlerinde 9 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. İHD’nin verilerine göre, hapishanelerde en az 604’ü ağır olmak üzere en az bin 605 hasta tutsak bulunduğu ifade edildi. İç Anadolu Bölgesi’nde ki Hapishanelerde ise 41’i kadın olmak üzere en az 264 hasta tutsak bulunduğu belirtildi.

    “MAHPUSLARIN TEDAVİ OLMASI ENGELLENİYOR”

    Raporda, tutsakların avukatlar aracılığıyla aktardıkları sağlık problemleri şöyle sıralandı;

     “Tek kişilik, sağlıksız nakil araçları ile sevkler yapılmakta; bu durum özellikle kalp, astım, epilepsi hastalarının sağlıklarını kötü etkilemektedir. Mahpuslar kelepçeli muayene edilmekte, kelepçeli halde hastane sevkleri yapılmaktadır. Hasta mahpuslar revire geç çıkarılmakta, hastane sevkleri ya geç yapılmakta ya da hiç yapılmamaktadır. Ayrıca rutin yapılması gereken test ve kontroller de aksamaktadır. Adli Tıp Kurumu politik tutum izleyerek ‘Hapishanede Kalamaz’ raporu vermemekte, tam teşekküllü hastane ve üniversite hastanelerinin ‘Hapishanede Kalamaz’ raporları kabul edilmemekte ve ağır hasta mahpusların infazları ertelenmemektedir. Diyet yemeği ihtiyacı olan mahpusların diyet yemeği talepleri karşılanmamaktadır. Kendi öz bakımını yapamayacak kadar hasta olan mahpuslar durumlarına bakılmaksızın hapishanelere konulmaktadır. Ağır psikolojik rahatsızlıkları olan mahpuslar tahliye edilmiyor. Mahpusların diş tedavileri yapılamamaktadır. Bir mahpus hastaneye 8 aydır sevk edilmediği için ve diğer yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak açlık grevi başlatmıştır. Mahpuslar kullanmış oldukları ilaçların temininde zorluklarla karşılaşmaktadır. Astım hastalarının sigara içilmeyen odalara geçme talepleri kabul edilmemektedir. Bir mahpusun, ücretini ödemiş olmasına rağmen 5 yıldır diş tedavisi yapılmamaktadır.”

     “HAPİSHANELERDE İŞKENCE DARP VE KÖTÜ MUAMELE VAR”

    Raporda işkence ve kötü muamele ilgili tespit edilen sorunlar ise şu şekilde sıralandı:

    “İç Anadolu Hapishanelerinde 7 mahpus işkence, darp ve kötü muameleye maruz kaldıklarını ifade etmişlerdir. Aksaray T Tipinde bir mahpus işkence görmüş, hastaneye götürülmemiş ve şikayetleri kabul edilmemiş ve bu nedenle de açlık grevine başlamıştır. Kayseri 1 Nolu T Tipinde bir mahpus darp edildiğini, üç dört kere copla falakaya yatırıldığını, 7-8 memurun ellerini ve ayaklarını tuttuğunu, ayakkabısını çıkardıklarını ve ayaklarının altına vurmaya başladıklarını, acıdan birkaç gün ayaklarının üzerine basamadığını, çok işkenceye maruz kalan insan tanıdığını aktarmıştır. Konya/Akşehir T Tipinde bir mahpus gözaltına alınırken kolluk tarafından işkence ve hakaretlere uğradığını aktarmıştır. Konya/Seydişehir’de bir mahpus, tek tutulduğu ve kimse ile görüştürülmediği için kendisi ve aynı cezaevinde bulunan 4 mahpus açlık grevi başlatmışlardır. Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevinde bulunan bir mahpus kendisine işkence yapıldığını aktarmıştır. Sincan 3 Nolu L Tipinde iki kadın mahpus şiddete uğradıklarını aktarmışlardır. Hapishanelerde mahpuslara çıplak arama uygulaması devam etmektedir.”

    “KEYFİ GEREKÇELERLE İNFAZLAR YAKILIYOR”

    Raporda disiplin cezaları ve infazla ilgili tespit edilen sorunlar ise şu şekilde sıralandı:

    “Şartlı tahliye koşulları sağlanmasına rağmen keyfi gerekçelerle tahliyeler uzatılmakta ve bu uygulama gözlem kurulu kararıyla gerçekleşmektedir. Hapishanelerde bu durumda olan pek çok mahpus bulunmaktadır. Sincan Kadın hapishanesinde 4 kadın mahpusa Kürtçe şarkı söyledikleri ve halay çektikleri için ceza verilmiş ve tahliyeleri ertelenmiştir.”

     “MAHPUSLARA CİDDİ BASKILAR YAPILIYOR”

    Raporda baskılar, iletişim yasakları şöyle sıralandı;

    “Sosyal faaliyetler (spor, sohbet, kurs) kimi yerlerde tamamen durdurulmuş kimi yerlerde de kısıtlanmıştır. Çok nadir spora çıkarılan yerlerde de mahpuslar aynı koğuştakiler çıkabiliyor. Kapalı görüşler ayda iki kez yaptırılıyor. Pandemi sürecinde haftalık 20 dakikalık telefon kullanma hakkı tek bir numarayı arama şekline indirgenmiştir. Cenazelerine katılmak isteyen iki mahpusun talepleri kabul edilmemiştir. Koğuş aramalarında görevlilerin kimi zaman koruyucu malzeme (maske, eldiven vb.) kullanmadıkları aktarılmıştır. Mahpuslara metal kaşık verilmemekte, onun yerine sağlıksız olan plastik kaşıklar verilmektedir. Mahpuslar tarafından her türlü mektup-kart gibi postaların idareye verilerek bedellerinin emanet paradan kesilmesi şeklinde uygulanmasına rağmen son değişiklikle mahpusların gönderilere kendilerinin pul yapıştırması istenmiş ancak her posta gönderisinin APS, taahhütlü, normal mektup olması ve gramajlarının da tespit edilmesinin olanaksızlığı nedeniyle bu uygulamaya uyum sağlanamamış, Posta İdaresi, bu uygulamanın kendilerinden kaynaklanmadığını, hapishane idaresi tarafından inisiyatif alındığına dair cevabı bir mahpusa yazılı olarak iletmişlerdir. Geçmişte aynı koğuşta bulunan mahpuslar bir den fazla mektubu aynı alıcıya gönderebiliyorken atık bu haktan yararlanamıyorlar. Yeni Yaşam, Evrensel gazeteleri mahpuslara verilmemekte, gerekçe olarak da Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazetelerin hapishanelere alınmadığı aktarılmıştır. Mahpusların kantinden alarak bir radyo bulundurma hakları olmasına rağmen radyoları toplatılmıştır. Ailelerinden uzak hapishanelerde bulunan mahpusların sevk talepleri kabul edilmemektedir. Afyon 1 Nolu’da kargoyla gelen kitapları ayda 2 kitap olarak verilmekte, odada kişi başı 5 kitap bulundurulmakta ve dış kantin yoluyla kendi paralarıyla satın almak istediklerinde ise sadece 1 yayınevi ile anlaşıldığı için istedikleri kitapların bulunmadığı söylenmektedir. Mahpuslara aileleri tarafından getirilen dergiler verilmemiş ve bunun için de bir gerekçe gösterilmemiştir. Afyon 1 Nolu’da bir mahpusun tutmuş olduğu 3 deftere aramada el konulmuş ve kendisine de gerekçe iletilmemiştir. Kırıkkale F Tipinde bir mahpusun yazmış olduğu 400 sayfalık romana el konulmuş ve geri verilmemiştir. Mahpusların sigara içilmeyen odalara geçme talepleri kabul edilmemektedir. Kantinde satılan ürünler hem çeşit olarak az hem de fiyatları yüksektir. Ayrıca verilen ürünler kalitesizdir. Her mahpusun ücretsiz olarak içme suyuna erişim hakkı olmasına rağmen musluk suyunun içilemez olmasından dolayı ücretle kantinden su almak zorunda kalınmakta, mahpusların çoğunun yoksul ve parası olmadığından bir külfet ve mağduriyet oluşmaktadır. Mahpuslara verilen yemekler besleyici değildir. 1 Mahpus maddi imkansızlıklar nedeniyle, kıyafet yardımı yapılmasını talep etmiştir. Sincan 3 Nolu L Tipinde iki kadın mahpusun kaldığı yerde kameranın biri banyo kapısını görmektedir.”

     “ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE UYULARAK MAHPUSLARIN ŞARTLARI DÜZELTİLSİN”

    Çevirmen son olarak raporda yer alan önerileri de şöyle sıraladı:

    “BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. maddesinde açık bir şekilde ‘Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir’ denilmektedir.
    Yine BM Mahpusların Islahı İçin Temel Prensiplerin 1. maddesinde; ‘Bütün mahpuslara doğuştan sahip oldukları insanlık onurunun ve değerin gerektirdiği saygıyla muamele yapılır’ denilmektedir. Oysa İç Anadolu Bölgesindeki hapishanelerde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir. Hapishanelerde son dönemlerde artış gösteren işkence-darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

    Mahpuslara yapılan işkence, onur kırıcı ve kötü muameleler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklanmıştır: AİHS, Madde 3: ‘İşkence Yasağı- Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz.’ Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır. AİHS’in 14. maddesinde düzenlenen ‘Ayrımcılık Yasağı’ ilkesine göre ‘Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.’ Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.”

    Raporda, yaşananlara, hak ihlallerine karşı Adalet Bakanlığı, ilgili tüm kurum ve kuruluşlar göreve davet edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Hasta Tutsaklar İnisiyatifi’nden Ali Osman Köse için tahliye çağrısı -VİDEO

    İHD Hasta Tutsaklar İnisiyatifi’nden Ali Osman Köse için tahliye çağrısı -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 364. haftasında İHD Ankara Şubesi’nde açıklama yaparak 64 yaşındaki ağır hasta mahpus Ali Osman Köse’nin sağlık durumuna dikkat çekti. Açıklamayı yapan İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen, “Ali Osman Köse’nin sağlık durumu, ayrıca küresel bir salgın olan Covid-19’un hastalar üzerindeki ölümcül etkisi, kanserden kaynaklı olarak yaşamsal riski, yaşamını hapishanede tek başına devam ettiremeyeceği de göz önüne alınarak bir an önce tahliyesinin sağlanmalıdır” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 364. haftasında Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde bulunan 64 yaşındaki ağır hasta mahpus Ali Osman Köse’nin durumuna dikkat çekildi.

    “KAMUOYUNA YAPILAN BİLGİLENDİRMELERE RAĞMEN BİR ÇÖZÜM ÜRETİLMİYOR”

    Türkiye hapishanelerinde yaşatılan hak ihlallerinin derinleşerek artmakta ve neredeyse sistematikleşmekte olduğunu ifade eden Çevirmen şunları dile getirdi:

    “Ne yazık ki bu hak ihlallerinin başında, yaşam hakkını ortadan kaldıran ‘hasta mahpus’ sorunu gelmektedir. Aslında bu sorun, bir çözüm üretmeme sorunudur. Devletin ilgili kurumlarının önceliğinin, insan yaşamının korunması yönünde politikalar üretmesiyle mahpusların ölümleri önlenebilir ve sağlıklı bir yaşam sürmeleri sağlanabilir. Ancak insan yaşamı, güvenliği önceleyen sistemin tali konusu haline gelmiştir. Hasta mahpuslarla ilgili yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor.

    Bu hafta Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesinde bulunan 64 yaşındaki ağır hasta mahpus Ali Osman Köse’nin sağlık durumunu aktarmak istiyoruz. Kurumumuza avukatı aracılığı ile yapılan başvurular neticesinde çeşitli tarihlerde basın açıklamaları ve kurumsal yazışmalarla sağlık hakkının sağlanması ve infazının ertelenmesi hususunda defalarca yazışmalar yapılmıştır.”

    “DESTEKSİZ 5 METRE DAHİ YÜRÜYEMEYECEK DURUMDADIR”

    Ali Osman Köse’nin, uzun yıllardır hapishanede kalmakta olduğunu ve pek çok ağır sağlık sorunu bulunduğunu vurgulayan Çevirmen şunları aktardı:

    “Köse, 2020 yılında yapmış olduğu açlık grevinin 8. gününden sonrasını hatırlamamakta ve açlık grevi sonucunda; hafıza kaybı, yürüme zorluğu, konuşma bozukluğu, denge sorunu gibi gözle görünen sorunların yanında nörolojik rahatsızlıkları da başlamıştır. Tüm bu rahatsızlıklarının tespiti için Tekirdağ Devlet Hastanesine, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Kuruluna ve Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Pek çok kere yapılan muayenelerde “hapishanede kalabilir” raporları düzenlenmiş ancak tek başına yaşamsal ihtiyaçlarını gideremeyecek ve desteksiz 5 metre dahi yürüyemeyecek durumdadır. Ayrıca hipertansiyon, işitme kaybı, gözlerdeki rahatsızlıklar gibi başkaca sağlık sorunları da bulunmaktadır.

    Adli Tıp Kurumu muayenesinin ardından, Tekirdağ Devlet Hastanesi’nde yapılan böbrek muayenesi sonucu böbreğinde 9 santimetre çapında kist olduğu ve bu kistin kanserli olduğu tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından muayene esnasında bu kanserli kitlenin mevcut olmasına ve Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’nun içerisinde ürolog ve onkolog bulunmasına rağmen kanser hastası olduğunu göremeyen/anlayamayan hekimler tarafından hapishanede kalabilir raporu verilmiştir. Kanserli kitlenin tespit edilmesinin ardından doktorlar tarafından hastanın hızlı şekilde ameliyat edilmesi gerektiği söylenmiştir. Avukatı tarafından 19 Nisan’da tekrar yapılan başvuruya göre; “Mahpusun acil durumundan kaynaklı olarak ameliyatının yapılması için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji Bölümüne sevk edildiği ancak hastanenin yoğunluk nedeniyle gün veremediği ve bu nedenle ameliyatının yapılmayarak hapishaneye geri gönderildiği” aktarılmıştır. Kurum olarak tekrar, ameliyatının gerçekleşmesi için Sağlık Bakanlığına acil olarak yazıları yazılmış ve bir an evvel ameliyatının yapılması için gerekli girişimde bulunulması talep edilmiştir.”

    “ALİ OSMAN KÖSE ACİL OLARAK TAHLİYE EDİLMELİDİR”

    Ali Osman Köse’nin durumunun ağır ve hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde olduğunu da belirten Çevirmen son olarak, “Ali Osman Köse’nin sağlık durumu, ayrıca küresel bir salgın olan Covid-19’un hastalar üzerindeki ölümcül etkisi, kanserden kaynaklı olarak yaşamsal riski, yaşamını hapishanede tek başına devam ettiremeyeceği de göz önüne alınarak bir an önce tahliyesinin sağlanarak dışarıda daha sağlıklı koşullarda tedavisine devam edilmesini acil olarak talep ediyoruz. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 364. Hafta da hapishanelerde bulunan hasta mahpusların durumlarını aktardık. Tüm bu sorunlar çözülünceye kadar kamuoyunu bilgilendirmeye ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA