PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 360. hafta basın açıklamasında Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpus Aysun Şahin’in durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada “Aysun Şahin, MS hastalığı için gün aşırı olması gereken iğneleri kendisi yapmak durumundadır. Kullandığı iğneden kaynaklı olarak kasları güçsüzleşiyor, hareket imkanı azalıyor ve tuvalete dahi bu zamanlarda ancak arkadaşlarının kollarında gidebiliyor” ifadeleri kullanıldı.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 360. hafta basın açıklamasında bir kez daha hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube binasında yapılan açıklamayı İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.
Hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere en az 1605 hasta mahpusun olduğunu söyleyen Nuray Çevirmen, tutukluların, hapishanelerde “adeta yaşam savaşı” verdiğini ifade etti. Çevirmen, insiyatif olarak bu hafta Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpus Aysun Şahin’in durumuna dikkat çekmek istediklerini söyledi.
“YAŞAMI BÜYÜK RİSK ALTINDA”
Nuray Çevirmen, 44 yaşında olan Aysun Şahin’in 29 Kasım 2017’de tutuklanıp Düzce T Tipi Cezaevine gönderildiğini ve Multiple Skleroz (MS) hastası olduğunu ifade etti. Yapılan açıklamada Şahin’in doğuştan kalça çıkıklığı ve eklemlerinde şekil bozukluğu olduğu için de % 48 engelli raporu bulunduğuna işaret edildi. Dört yıldır MS başta olmak üzere eklem romatizması, kalpte ritim bozukluğu, kemik erimesi, boyun düzleşmesi gibi hastalıklarla cezaevinde tutulan Aysun Şahin’e dair şu açıklama yapıldı:
“Aysun Şahin, hastaneye tekerlekli sandalye ile götürülmekte, görüşlere ise koğuş arkadaşlarının kolunda çıkabilmektedir. Kendi ihtiyaçlarını tek başına giderememekte ancak yanında olan arkadaşlarının yardımı ile yaşamını sürdürebilmektedir. Kendi başına kalkmak istediğinde ise duvarlara tutunarak hareket edebilmektedir.
Aysun Şahin, MS hastalığı için gün aşırı olması gereken iğneleri kendisi yapmak durumundadır. Bu iğne nedeni ile grip bile olmaması gerekiyor ki ne yazık ki hapishane ortamında bu mümkün değildir ve yaşamı büyük bir risk altındadır. Kullandığı iğneden kaynaklı olarak kasları güçsüzleşiyor, hareket imkanı azalıyor ve tuvalete dahi bu zamanlarda ancak arkadaşlarının kollarında gidebiliyor.
“İNFAZI ERTELENEREK TEDAVİSİ YAPILMALIDIR”
Mücadele etmiş olduğu kronik hastalıklar nedeniyle sıkıntı, stres ve kötü koşullardan uzak kalması gerekmekte ayrıca bağışıklık sisteminin güçlenmesi içi için iyi beslenerek haftada 3 gün balık tüketmesi gerekmektedir. Ancak mevcut hapishane koşullarında bu imkanın sağlanamayacağı açıktır. Mevcut hapishane sisteminde hasta mahpusların durumlarının daha da ağırlaştığı, sağlıklarının bozulduğu, hastalıkların kronikleştiği ortadadır.
Aysun Şahin’in MS hastalığından kaynaklı olan durumu %48 engellilik raporuna işlenmemiştir. Bu hastalık da dahil edildiğinde oranın %70’lere çıkacağını ifade etmektedir. İnfaz erteleme önünde yapmış olduğu başvurular iki kez reddedilmiştir. Tutuklandıktan 15 ay sonra ilk infaz erteleme başvurusunda bulunan Şahin’in talebi, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından ‘cezaevinde kalabilir’ denilerek reddedildi. İkinci talebi ise yine aynı gerekçelerle birkaç ay önce reddedilmiştir.
Raporlanmış olan %48 engellilik durumu ve ağır seyreden MS hastalığı ve diğer hastalıkları nedeniyle artık hapishanede kalamayacak duruma gelmiş olan ve ancak arkadaşlarının yardımı ile yaşamını devam ettirebilen Aysun Şahin için etkili bir tetkik süreci yürütülmelidir. Hapishanede kalamayacak durumda olduğu gözle görülür halde olan mahpusun bir an önce infazının ertelenmesi için girişimlerde bulunulmalı ve daha sağlıklı ortamlarda tedavisi yapılmalıdır.”
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 358. haftasında İHD Genel Merkez’de açıklama yaparak 70 yaşındaki Mehmet Ali Çelebi’nin durumuna dikkat çekti. Açıklamayı yapan İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen, “Yeni İnfaz Yasası düzenlemesi içinde, ne yazık ki hasta mahpusların büyük kısmı tahliye kapsamı dışı tutulmuş ve adeta bu mahpuslar ölüme terk edilmişlerdir. Çelebi mide kanaması geçirmiştir, diyalize girmektedir ve tek başına kalamamaktadır. Derhal tahliye edilmelidir” dedi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkez binasında basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 358. haftasında Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinden tedavi amaçlı Sincan 3 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilen 70 yaşındaki Mehmet Ali Çelebi’nin durumuna dikkat çekildi.
Yaşam hakkının kutsal olduğunu ve en temel hak olduğunu vurgulayan Çevirmen şunları aktardı:
“İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildiğimiz kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek durumda olanlar hapishanelerde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler. Yeni İnfaz Yasası düzenlemesi içinde, ne yazık ki hasta mahpusların büyük kısmı tahliye kapsamı dışı tutulmuş ve adeta bu mahpuslar ölüme terk edilmişlerdir. Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik ilkesi ihlal edilmiş ve yüzlerce ağır hasta mahpus hapishanelerde adeta yaşam savaşı vermektedir.”
“AĞZINDAN KAN GELMİŞ VE MİDE KANAMASI GEÇİRDİĞİ ANLAŞILMIŞTIR”
Bu hafta Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinden tedavi amaçlı Sincan 3 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilen 70 yaşındaki Mehmet Ali Çelebi’nin sağlık durumunu aktaran Çevirmen şunları kaydetti:
“Daha önce Bolu’da iken kurumumuza göndermiş olduğu mektupla sağlık durumunu aktarmıştır. Son olarak 9 Temmuz’da Sincan’da avukat görüşü yapılarak durumunun ağır olduğu da gözlenmiştir. 2021 yılının Mart ayının ilk haftasında mide ağrılarından dolayı cezaevi idaresine dilekçe yazarak revire çıkmak istediğini ifade etmiştir. İlerleyen günlerde ağzından kan gelmeye başlamış, acil servis ekipleri çağrılarak müdahale edilmiştir. Bir iki gün sonra tekrar aynı durum yaşanmış ve ekipler müdahale etmiş ve acil servis içindeki doktor tarafından da hastanede tedavisinin yapılması için sevki yazılmış ve kurum doktoruna iletilmiş, sevki yapılmadan önce tekrar ağzından kan gelmiş ve acil servis tarafından hastaneye götürülmüştür, tetkiklerde mide kanaması geçirdiği anlaşılmıştır.”
“MUTLAKA BİR REFAKATÇİYE İHTİYAÇ DUYMAKTADIR”
Mehmet Ali Çelebi’nin her iki böbreğinin de iflas etmiş durumda olduğunu ve haftada üç gün olmak üzere diyalize girerek yaşamını devam ettirdiğini kaydeden Çevirmen sözlerine şöyle devam etti:
“Yüksek tansiyon hastalığı bulunmakta ve yakın zamanda felç geçirmiş; felçten kaynaklı sağ gözünü kapatamamakta, gözü sürekli açık kalmakta ve ayrıca konuşmakta güçlük çekmektedir. Gözleri iyi görmemekte, yazı dahi yazamamaktadır. Temel ihtiyaçları için dilekçe yazması gerektiğinde dilekçe dahi yazamadığını, yürümekte güçlük çektiğini de ifade etmiştir. Ayrıca duymakta da zorluk yaşamaktadır. 15 gün önce Bolu’dan, Ankara’ya sevk edilen mahpus Ankara Dışkapı Hastanesine götürülmüş, burada belinden kan alınmış ve kendisine kanser olabileceği söylenmiş ancak biyopsi sonucu daha gelmemiştir. Bolu’da iken yanında bir arkadaşının refakatçi olarak kalarak ihtiyacını gidermesine yardımcı olurken Sincan’da tek başına tutulmakta ancak kendi ihtiyaçlarını tek başına görebilmesi mümkün olamamaktadır. Hem yaşından hem de yaşamış olduğu ağır rahatsızlıklarından kaynaklı olarak kendisine bakamayacak duruma gelmiş ve konuşmakta, yürümekte zorlanmakta, sürekli olarak kendisini yorgun hissetmesinden kaynaklı olarak psikolojisi de oldukça bozulmuş ve tükenmişlik hali yaşamaktadır. Hastalıklarından dolayı sürekli olarak zamanını yatarak geçirmekte ve mutlaka bir refakatçiye ihtiyaç duymaktadır.”
“YETERLİ VE GEREKLİ TEDAVİYİ GÖREMİYOR, TAHLİYE EDİLMELİ”
Çevirmen son olarak şunları aktardı:
“9 Temmuz’da yapılan avukat görüşünün ardından revirle yapılan görüşmede görevliler tarafından; “Diyaliz için hastaneye götürdüklerini, tetkiklerinin devam ettiğini, tetkikler için de hastaneye götürüldüğünü, tetkikler bitmeden Bolu hapishanesine göndermeyecekleri” aktarılmıştır. Mehmet Ali Çelebi’nin dışarıda tedavilerinin yapılması, ailesinin yanında sağlıklı bir şekilde yaşamını geçirmesi, tetkik ve tedavilerinin daha iyi koşullarda gerçekleştirilmesi için ilgili kurumlar tarafından bir an önce işlemleri başlatarak infazının ertelenmesini sağlanmalıdır. Ağır olan hastalıkları, hapishane koşullarının yetersizliği ve zorluğu, ayrıca ağır olan hastalıkları ile birlikte ilerlemiş olan yaşı da düşünüldüğünde hasta mahpusun hapishanede yaşamını devam ettiremeyeceği açık olarak görülmektedir. Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 358 Haftada, hapishanelerde bulunan mahpusların salgından korunmasını ve hapishanelerde gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını; hasta mahpusların tedavilerinin yapılmasını ve ağır hasta mahpusların acil olarak tahliye edilmesini talep ediyoruz.”
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 351’inci haftasında da hasta mahpuslar için özgürlük istemeye devam edip, 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın tahliye edilmesi çağrısında bulunup, Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesine tedavi amaçlı olarak getirilen M. Zahit Özdemirli’ nin durumuna dikkat çekildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da koronavirüs salgını nedeniyle getirilen kısıtlamalardan dolayı internet üzerinden çevrimiçi açıklama yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 351 haftasında Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesine tedavi amaçlı olarak getirilen M. Zahit Özdemirli’ nin durumuna dikkat çekildi.
Çevirmen, “Mahpusların yaşam haklarının korunması devletin en asli görevdir oysa. Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar tahliye edilmiyor. Türkiye hapishanelerinde en az, 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır” dedi.
“MAHPSUSLARIN YAŞAM HAKLARININ KORUNMASI DEVLETİN EN ASLİ GÖREVDİR”
Çevirmen, Türkiye hapishanelerinde hasta mahpus sorunu en acil çözülmesi gereken sorunların başında geldiğini ifade ederek, “Ne yazık ki yapılan tüm çağrılara, başvurulara, kamuoyuna yapılan bilgilendirmelere rağmen bir çözüm üretilmiyor. Pandemi koşullarının da üstüne eklenmesiyle birlikte durum daha da eziyet verici bir hal almıştır. Yalnızca Mayıs ayı içerisinde en az 5 mahpus Covid nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Mahpsusların yaşam haklarının korunması devletin en asli görevdir oysa. Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar tahliye edilmiyor. Türkiye hapishanelerinde en az, 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır” diye konuştu.
“HASTA MAHPUSLAR KELEPÇELİ OLARAK TEDAVİ EDİLMEKTEDİR”
Ağır hasta listesinde olan 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’ın, fenalaşması nedeniyle Mayıs ayı içinde 5 kez hastane ile hapishane arasında götürülüp getirildiğini vurgulayan Çevirmen, “Artık yürümekte bile zorlanan hastanın hastaneye sevki esnasındaki görüntüsü kamuoyunun vicdanını yaralamıştır. Tahliye edilmemesi kabul edilebilecek bir durum değildir. Ayrıca mahpuslar ağır hastalıklarına rağmen insanlık onuruna aykırı bir şekilde tekli ringlerle sevk edilmekte ve kelepçeli olarak tedavi edilmektedirler. Bu durum bir insanlık suçudur” ifadelerine yer verdi.
“AĞIR HASTA M. ZAHİR ÖZDEMİRLİ ACİL TAHLİYE EDİLMELİDİR”
Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Hapishanesine tedavi amaçlı olarak getirilen M. Zahit Özdemirli’nin durumunu ele aldıklarını belirten Çevirmen, sözlerine şu şekilde devam etti:
20 Mayıs 2021 tarihinde kurumumuza yazdığı mektupta sağlık durumunu aktarmıştır. Özdemirli, 2016 yılında tutuklanmış, 2018 yılında Elbistan E Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilmiştir. Kısa bir süre içerisinde sağ kulağının arka kısmında önceleri yumuşak loblu bir şişkinlik belirmiş; Elbistan İlçe Hastanesi, Kahramanmaraş Şehir Hastanesi ve sonrasında Adana Şehir Hastanesine sevk edilmiştir. 2019 yılının sonlarında Adana Şehir Hastanesinde alınan biyopsi sonucuna göre ameliyat edileceği söylenmiş ancak Covid-19 salgını araya girince tedavilerine ara verilmiş, bazen günü birlik Elbistan-Adana arası (750 km) ring araçlarında elleri kelepçeli bir şekilde götürülüp getirilmiştir. Israrları sonucunda yarım kalan tedavisine 2021 yılı başlarında tekrar başlanmış, Ocak 2021’de mevcut kitleden iki defa ameliyat olmuş, ilk biyopsi sonucunun temiz çıkmasına rağmen ikincisinde lenfoma kanseri teşhisi konulmuş ve onkoloji bölümüne sevk edilmiştir. Ameliyattan sonra ilk 35 günü karantina koşullarından kaynaklı tekli bir odada geçirmiştir. Özdemirli, kaldığı odanın havalandırmasının üstünün tel örgülerle perdelenmiş bir durumda olduğunu, bu tür hastalıkların moral-motivasyona, dengeli beslenmeye ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyulduğunun herkesçe bilindiğini, pek çok konudan mahrum bırakıldığını aktarmıştır.
12.04.2021 tarihinde hastanede kemoterapiye alınmıştır. Kemoterapiye alındığı odada yanında 3 görevli askerin bulunmasına rağmen kemoterapi boyunca (en az 5 saat) elleri kelepçelenmiş, bir kolundan ilaçlar verilirken diğer kolundan kelepçeli olarak bağlanmıştır. Hasta bu durumda iken ciddi bir psikolojik baskı altında hissettiğini, kemoterapi sonrasında Adana F Tipi Cezaevine götürüldüğünü, oda şartlarının iyileştirilmesini beklerken ağırlaştırılmış müebbetliklerin olduğu tekli odaya alındığını, sadece ranza ve tuvaletin bulunduğu kadar yaşam alanı olduğunu, odanın avlu kapısının her gün saat 14.00’da açıldığını ve bunun ruh-beden sağlığını kötü etkilediğini ifade etmiştir. 15 gün geçtikten sonra normal odaya alınmıştır. İlk kemoterapi boyunca kelepçelenmesi ve diğer uygulamalar 03.05.2021 tarihinde ikinci seansı alırken de tekrarlanmıştır.
Avukatı tarafından hastalığından kaynaklı olarak infaz durdurma başvurusu yapılmış ancak şu ana kadar başvuruyla ilgili olarak herhangi bir netice alınamamıştır. Özdemirli, kanser hastalarının dışarıda ve zaman geçirmeksizin tedavi olmaları gerekirken bu durumun zamana yayılıyor olmasının ciddi bir sıkıntı olduğunu, kemoterapi sonrası verilen ilaçların bağışıklık sistemini baskılaması sonucu dengeli beslenmeye, güçlenmeye ve moral-motivasyona ihtiyaçları olduğunu belirtmiştir.”
Ağır hasta M. Zahit Özdemirli’nin yaşamsal riski bulunduğunu aktaran Çevirmen, son olarak şunları kaydetti:
Hastanın da ifade ettiği gibi; kanser gibi ağır bir hastalığın tedavisinin hapishanede yapılabilmesi mümkün değildir. Gerek olumsuz yaşam koşulları, yaşam mekanlarının elverişsizliği, gün ışığından faydalanamamaları, moral ve psikolojik olarak yıpranmaları, beslenme olanaklarından mahrum kalınması, kendi ihtiyaçlarını karşılamada başka bir insanın desteğine duyulan ihtiyaç gözetildiğinde mahpusların infazlarının ertelenmesi hayati bir öneme sahiptir. Bu çerçevede Özdemirli’nin infaz erteleme işlemleri bir an önce başlatılmalı ve tahliyesi gerçekleştirilmelidir.”
PİRHA- ‘Roboski için Adalet Girişimi’ üyeleri 113. açıklamalarında bir kez daha adalet taleplerini dile getirdi. Açıklamada, “Bu topraklarda “Barış ve Adalet”in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır” denildi.
‘Roboski için adalet girişimi’ üyeleri Ankara İHD’de bir araya gelerek 113. aylık basın açıklamalarını yaptılar.
Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK üyesi Nuray Çevirmen yaptı.
“BU KATLİAMIN TÜM GERÇEKLİĞİNE RAĞMEN KLULAKLAR SAĞIR,GÖZLER KÖR”
Çevirmen, “Bu acıyı yaşamayan hissedemez de bilemez de. Roboski’de 19’u çocuk 34 sivil insanımızın katledildiği günden bu yana 9 yılı aşkın zaman geçti. 113 aydır bir köy, bir halk, bir toplum, bir ülke hep birlikte adaleti arıyor .”Bu katliamın aydınlatılması, bir parça da olsa adaletin sağlanması ve başka katliamlar yaşanmaması için. Ancak ne devlet bu sesi duyuyor ne de uluslararası mekanizmalar. Bir katliam; tüm gerçekliğine rağmen kulaklar sağır ve gözler kör.” dedi.
“KATİLLER BULUNSUN, ROBOSKİ BİR DAHA ASLA”
Geçimlerini sağlamak amacıyla sınır ticareti için çıkmış oldukları yolda üzerlerine bombalar atılarak 34 sivil insanın katledildiğini belirten Çevirmen sözlerine şu şekilde devam etti:
“28 Aralık 2011 yılında bir gece vakti yalnızca geçimlerini sağlamak için güç doğa koşullarını da göze alan sınır ticareti yapmak için yola çıkan 34 sivil insanımızın üzerine bombalar yağdırıldı. O günden sonra Roboskili aileler için artık yas ve hak mücadelesi kesintisiz olarak başladı. 19’u çocuk- 34 sivil insanımızın katledildiği günden bu yana 9 yılı aşkın zaman geçti… 113 aydır sesleniyoruz; bu katliamın aydınlatılması, bir parça da olsa adaletin sağlanması ve başka katliamlar yaşanmaması için. Ancak ne devlet bu sesi duyuyor ne de uluslararası mekanizmalar. Bir katliam; tüm gerçekliğine rağmen kulaklar sağır ve gözler kör. Ve biz yine ısrarla 3437. Günde adaletin sağlanması için sesleniyoruz.
“Yoksulluk, devletlerin halklara yaşattığı acımasızlıktır. İnsanların yaşamak için geçimlerini sağlamak amacıyla çıktıkları yollar onların ölümlerinin de yaşatıldığı yollar oluyor. İran sınırında askerlerin açtığı ateş sonucu ölen, şiddet gören ve yaralanan İranlı Kürt kolberler bu toplumun dikkatini bile çekmiyor, çekmedi”.
“ADALET SİSTEMİNİN ÇÖKÜŞÜ VE İSPATI ROBOSKİ KATLİAMIDIR”
Roboski Katliamı’nın ardından aradan geçen dokuz yıldan fazla süre içerisinde; aileler, sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, hukukçular olayın aydınlatılması, suçluların cezalandırılması için mücadele verdiler. 34 insanın bombalarla öldürüldüğü her kesim tarafından kabul görmüş, kanıtlanmış olmasına rağmen, bu durum yasalar ve adalet sisteminde bir türlü karşılığını bulamadı. Cezasızlığın her köşe başına yerleştiği bu topraklarda, failler hala yargılanmadı. Dün de bugün de işlenen suçlar karşısında cezalandırma gerçekleşmiyor, adalet sağlanmıyor. Bir sonraki katliamı tetikleyen cezasızlık geleneği, hukuku yok varsayma, derin korumacılık, görünmeyen ellerle Roboski davası için de hala uygulanıyor. Bir katliamın cezasız bırakılmasının, yargı yollarının kapatılmasının, devlet olarak böyle bir katliamı örtmenin bir açıklaması olamaz. Adalet sisteminin çöküşünün ispatı Roboski Katliamı’dır. Devletin en asli görevi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınmış olan yaşam hakkını korumaktır. Bu sözleşme ile yaşam hakkının yasalarla koruma altına alınması hükme bağlanmıştır.”
Mafya yapılanmalarının devlet içindeki konumlanmalarına da dikkat çeken Çevirmen, “Faili meçhul cinayetlere dair ifşalarla ülkenin gündemi çalkalanıyor. Suç örgütü lideri olduğu açıklanan ancak daha öncesinde açık mitingler yapan, devletin kademelerinde itibar gören bir kişi tarafından gerçekleştirilen bu ifşaların soruşturulması gerekmektedir. Bizler adalet arayıcıları olarak tuğlaların çekilmesini ve tüm katliamların aydınlatılmasını istiyoruz” dedi.
Çevirmen şöyle devam etti:
“Cumartesi anneleri 26 yıldır gözaltında kaybedilenler için mücadele ediyor. Yakınlarının mezarlarının bulunmasını, akıbetlerinin açıklanmasını ve faillerin yargılanmasını talep ediyor. Ancak meşru olan bu talep karşılanmıyor. Açılan dosyalar ya kapatıldı ya da zaman aşımına uğratıldı. Oysa her bir cinayetin birbiri ile bağlantısı, faillerinin nasıl bir arada olduğu ve işbirliği yaptığı hepimizin malumu iken bunun hukuk yolu ile ispatı ve faillerin cezalandırılması bu kadar zor olmamalı. Tüm bunlar yapılmadığı için bu coğrafya kan ve gözyaşının dinmediği bir yere döndü.
“TÜM FAİLİ MEÇHULLERİN FAİLLERİ YARGILANMALIDIR”
Artık savaş politikası durdurulmalı, acılar sağaltılmalı, yüzleşme gerçekleştirilmelidir. Tüm kirli iş birlikleri ortaya çıkartılmalı, bu konularda savcılar harekete geçmeli, soruşturmalar başlatılmalıdır. Geçmişte yaşanan tüm faili meçhullerin failleri yargılanmalıdır. Devletin en temel görevi tüm vatandaşlarının yaşam hakkını mutlak olarak korumaktır. Yaşanmış her katliamın, her cinayetin sorumluluğu geçmiş yönetimlere havale edilemez. İktidarlar geçmişte yaşansa da tüm suçların faillerini ortaya çıkarmak, korku iklimini ortadan kaldırmak, cezasızlık politikasını yok etmekle yükümlüdür.
Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Başta Roboski olmak üzere tüm insan yaşamını ve özgürlüklerini ortadan kaldıran savaşa ve şiddete karşı, hepimiz itiraz hakkımızı kesintisizce kullanacağız. Yaşadıklarımızın aslı; devlet, cezasızlık, savaş ve adaletin olmayışıdır. Hiçbir katliamın zaman aşımı yoktur. Roboski aydınlatılmadıkça, Roboski’de yaşananlar halka açıkça anlatılmadıkça Türkiye siyasetinde sivilleşme ve demokratikleşme söz konusu olmayacaktır.
“ROBOSKİ DEVLETİN VE İKTİDARIN SINAVIDIR”
Biz, Adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına bir araya geleceğimiz ve adaleti sağlayacağımız güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da. “İnsan olarak ne yapabilirim?” sorusunu soran herkese her ayın 28. günü sesleneceğiz, hatırlayacağız ‘gelin sesimizi birlikte yükseltelim’ diyeceğiz.
Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda “Barış ve Adalet”in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır.”
PİRHA- 347’nci açıklamalarını hasta tutsak Mehmet Emin Edemen için düzenleyen Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerin tutukluların durumunu daha da zorlaştırdığını kaydetti. Açıklamada, Edemen’in derhal tedavisinin sağlanması istendi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde artarak devam eden hak ihlallerine dikkat çekmek ve tutsakların derhal tahliyesi için her hafta düzenlediği açıklamanın 347.’sini Gresun/Espiye L Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Mehmet Emin Edemen için gerçekleştirdi.
Koah hastası olan Edemen’in, ayrıca guatr, kronikleşmiş bronşit, alerjik rahatsızlıkları bulunduğu kaydeden Nuray Çevirmen, “Bunların yanı sıra göz rahatsızlıkları da var ve tüm bu hastalıklarından dolayı da tedavi olmasının gerektiğini belirtmiştir” diye vurguladı.
“SAKAT OLMASININ NEDENİNİN NE OLDUĞUNA DAİR BİLGİ VERİLMEDİ”
Çevirmen, “Hapishanelerde yaşanan sorunlardan, tedavileri imkanlarının olmayışı ve yüzeysel yaklaşımlardan dolayı hastaneye gitmekten çekindiklerini ifade etmektedir. Ancak tüm olumsuzluklarına rağmen fıtığı hastalığı için hastaneye gittiğini, boyun fıtığından ameliyat olduğunu, hiç haberi olmadan boynuna platin taktıklarını, buna rağmen ameliyatını yanlış yaptıklarını, sol tarafının sakat olduğuna dair rapor verdiklerini fakat sakat olmasının nedeninin ne olduğuna dair bir türlü bilgi verilmediğini ve raporlanmadığını ifade etmiştir” ifadeleri kullanıldı.
“HAPİSHANEDE MAHPUSLARIN DURUMU DAHA DA ZORLAŞMAKTADIR”
Edemen’e “bundan sonra ikinci ameliyatın çok risklidir ve ikinci ameliyat seni felç bırakabilir” denildiği aktaran Çevirmen, “Bununla birlikte şu an hem sağ hem de sol kolunda sorunlar bulunmaktadır ve uyuşma meydana geliyor. Her iki kolundan ameliyat olması gerektiğini yazmıştır. Ayrıca belinde fıtık olduğu için de rahatsızdır ve rahat hareket edemiyor. Yine her iki ayağında da uyuşmalar meydana gelmekte ve bu durum kendisini zorlamaktadır. Tüm bu hastalıkları tetikleyen Karadeniz Bölgesinin nemli havası da hastalıkları ilerleten bir etkiye sahiptir. Daha önce de romatizmal ve akciğer rahatsızlıklarından kaynaklı olarak kronik hastalar nemli bölgelerden, havası daha uygun olan illerdeki hapishanelere sevklerini talep etmişlerdir ancak ne yazık ki bu taleplere olumlu cevaplar verilmemektedir. Hapishane yapısının zaten soğuk ve havalandırma-ısıtma imkanlarının kısıtlılığı göz önüne alındığında hastalıklar için mahpusların durumları daha da zorlaşmaktadır” diye belirtti.
“HASTANE OLANAKLARI DAHA İYİ OLAN BİR BÖLGEYE ACİL SEVKİ SAĞLANMALI”
Çevirmen, Mehmet Emin Edemen’in tüm hastalıkları için etkin bir tetkik ve tedavi süreci yürütülmesi çağrısında bulunarak, “Hastane sevkleri gerçekleştirilmeli ve iyileşmeye dönük her türlü tedbir alınmalıdır. Her hastanın bilgi edinme hakkı dikkate alınarak raporlarında yazılan sakatlığının neden kaynaklandığı kendisine aktarılmalıdır. Ayrıca özellikle bel ve boyun fıtığı, koah, kronik bronşt gibi risk teşkil eden hastalıklarına iyi gelmeyen iklime sahip olan Karadeniz Bölgesinden, iklimi daha uygun ve hastane olanakları da daha iyi olan bir bölgeye acil olarak sevki sağlanmalıdır. Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 347. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Kırıkkale F Tipi Cezaevi’nde kalan hasta tutukluların tedavileri için tahliye edilmesi çağrısında bulundu. Açıklamada, “Hasta mahpusların durumu her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Yaşanan hak ihlallerinin kronikleşmesi ve üstüne eklenmiş olan pandemi süreci de sağlık durumlarının daha da kötüleşmesine neden olmaktadır” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerinde tutulan hasta tutukluların sağlık durumuna ilişkin eylemlerinin 344’üncü haftasında video mesaj yayımladı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan 12 hasta mahpusun durumlarına dikkat çekilerek “Hasta mahpusların hastane sevkleri durdurulmuş, periyodik yapılması gereken tahlil ve tetkikler yapılamamakta ve tedaviler aksamaktadır. Hapishanede kalamayacak denli ağır hastalıkları olanlar tahliye edilmeyerek yaşam hakki ihlali yaşatılmaktadır” dedi.
Çevirmen, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan ağır mahpusların durumuna ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Arif Bayram, parasını 5 yıl önce peşin yatırmasına rağmen implant tedavisi tamamlanmamış uzun süredir dişsiz olduğu için yüz ve çene fizyolojisinde bozulmalar başlamıştır. Üst çenesinde yer alan 2 adet dişi de çürümeden dolayı çekilmek zorunda kalmıştır;
Resul Kocatürk, Wernicke-Korsakof sendromu, Hipotiroid rahatsızlığı ve İrritabl Kolon hastalığı bulunmaktadır. Akciğerinde de nodül var. Birden fazla sağlık sorunundan dolayı diyet yapmakta, ancak son aylarda ciddi bir şekilde mağdur edilmekte ve diyet yemekleri verilmemekte, bunun yerine haftada 2 kg domates, 0,5 kg sivri biber, 250 gram beyaz peynir ve 6 kepçe yoğurt verilmektedir.
“KELEPÇE DAYATMASI İLE TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR”
Cihat Özdemir, 20 yıldır cezaevinde olan mahpusun beyninde 4 cm’lik nodül bulunmakta, teşhisi konulamamış bayılmalar yaşamaktadır. Hipermetrop, kuru göz, bel ve boyun fıtığı, kronik otit, %30 işitme kaybı, boyunda ve testiste kist, varikosel, pankreas enzim eksikliği, iç hemoroid, kronik venöz yetmezliği ve reflüler, kronik gastrit, böbrekte büyümeye devam eden 11 mm’lik nodül, her iki dizinde menisküs, prostat hastalığı bulunmaktadır. Tiroid kanseri teşhisi konulmuş, Ankara’ya sevk edilmiş, 03 Aralık 2019 tarihinde Ankara’da 60 tane tümör ile birlikte hem tiroidi hem de lenf bezlerinin tamamı alınmıştır. Cihat Özdemir’in tedavi olmak için sevk edildiği Ankara Şehir Hastanesi ve Kırıkkale İhtisas ve Tıp Fakültesi Hastanelerinde kelepçeli tedavi dayatması nedeniyle tedavi hakkının engellendi aktarılmıştır.
Salih Gün, kalp ve bel fıtığı sorunu var. Kronik otit ve işitme kaybı nedeniyle sık sık kulak burun boğaz polikliniğine gitmekte ancak tedavisi başarısız olmaktadır. Kalp için anjiyo olmuştur. Bel fıtığı nedeniyle de ameliyat geçirmiş fakat ağrıları devam ettiği için fizik tedaviye sevk edilmiş, ancak 10 seans yapılabilmiştir. Sağ kulak fonksiyonunu kaybetmiş durumdadır. Uzun süredir ağır eklem romatizması sorunu yaşamaktadır.
İsmet Akın, 2012 yılında karnındaki yaralardan kaynaklı ameliyat olmuştur. Yaraları kapanmamış, fistül oluşmuş, kan ve irin akmaya devam etmektedir. Şiddetli baş ağrısı yaşıyor, safra kesesinde taş var.
“KOLTUK DEĞNEĞİNE BAĞIMLI YAŞIYOR”
Sinan Akbayır, Wernicke-Korsakoff hastası, ATK, ilk raporunda 6 aylık ceza ertelemesini uygun bulmuşken, daha sonra “hapishanede kalabilir “raporu vermiştir. Hiperlipidemi tanısı konulmuştur. Ciddi boyutta bel ve boyun fıtığı tanısı vardır. Bunlara ek olarak kronik gastrit, reflü, kronik bronşit, göz ve kulak rahatsızlıkları, diş rahatsızlıkları, cilt kuruması ve cilt hassasiyeti var.
Zeynel Karabulut, ölüm orucundan dolayı bir yere tutunmadan başını dik tuttuğu zaman, geriye doğru düşüyor. Omurilikte erime oluşmuş, koltuk değneğine bağımlı olarak yaşıyor. Ciddi boyutta unutkanlık var yeni şeyleri kaydetmede zorluk yaşıyor, bazı anıları silinmiş ve yaşamımın belli bölümleri yok. Ellerinde ayaklarda şişme, morarma oluşmakta, bazı zamanlarda bilek ve dirseklerinden aşağısını hissetmiyor. Gözlerinde kanlanma ve sulanma, güneş ve floresan ışıklarından etkilenme, sol gözünde damar tıkanıklığı, kulaklarda çınlama var.
“HASTA MAHPUSLAR İNSAN ONURUNA UYGUN ŞEKİLDE SAĞLIK HAKKINA ERİŞMELİDİR”
Mustafa Kocatürk, kronik venöz hastası, ileri derecede varis, bel fıtığı, varikosel hastalıkları mevcut ayrıca sol kulak zarında çökme, kilit alerjisi bulunmaktadır. Diş tedavileri de yapılamamıştır.
Aydın Çelik, Hepatit-B taşıyıcısıdır. 2015 yılında siroz tehlikesi nedeniyle ilaç tedavisi yapılmış ve değerleri normale dönmüştür. Bu hastalığı için götürüldüğü düzenli kontroller pandemi sürecinde aksamıştır. Kullanmış olduğu ilaçların kemik erimesi yan etkisi bulunmaktadır. Ayrıca yüksek tansiyon hastasıdır.
Aziz Temel, gastrit ve reflü hastası. Bel fıtığı var. Akdeniz anemisi rahatsızlığı nedeniyle ısrarı üzerine bir kez kan tahlili yapılmıştır. Dalak büyümesi rahatsızlığı için de ultrason çekimlerine pandemi nedeniyle götürülmemiştir. Tedavi süreci durmuş, yalnızca revir doktoru tarafından ilaçlarını alabilmektedir.
Fatih Kaplan, 2.5-3 yıldır mide ve bağırsakta ciddi problemler yaşamaktadır. Tetkikler sonucunda ‘Helikobakter Piori’nin mevcut olduğu söylenmiştir. Uygulamış olduğu ilaç tedavileri sonuç vermemiş, endoskopi randevularına götürülmemiş ve kanamaları artmış, iki ay içinde 11 kilo vermiş ve mide ile bağırsakta sancılar, ağrılar yaşamaktadır. Kolonoskopi ve endoskopi yapılacağı kendisine iletilmiştir.
Şerif Mesutoğlu, toplardamar yetmezliği/daralması, nöropati, vücudundaki yanmadan kaynaklı tahribat, Hepatit-B hastalığı bulunmakta ve ayrıca ciddi böbrek ve kas ağrıları çekmektedir.
“BİR AN ÖNCE TAHLİYELERİ GERÇEKLEŞTİRİLMELİ”
Hasta mahpusların tetkik ve tedavileri aksatılmadan yapılmalı, kelepçeli muayene ve tekli ring araçları ile sevkler kaldırılmalı, hasta mahpuslar insan onuruna uygun şekilde sağlık hakkına erişmelidir. Hapishanede kalamayacak denli ağır olan mahpusların tahliyesi bir an önce gerçekleştirilmelidir.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklular Faik Güneş ve Mehmet Emin Oğur’un tedavileri için tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 338’inci haftasında hasta tutukluların durumuna dikkati çekmek için video paylaştı. İnisiyatif, Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta tutuklular Faik Güneş ve Mehmet Emin Oğur’un durumunu aktardı. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen okudu.
Çevirmen, hasta tutukluların mektup aracılığıyla sağlık durumları hakkında bilgi verdiğini söyledi.
3-4 KEZ BOĞULMA TEHLİKESİ
Faik Güneş’in (41) mide ve bağırsakla ilgili kronik hastalıkların cezaevinde meydana geldiğini belirten Çevirmen, daha önce guatr ameliyatı geçirmiş Güneş’in cezaevinde 3-4 kez soluk borusuna yiyecek kaçtığı için boğulma tehlikesi geçirdiğini aktardı. Güneş’in beş yıldır cezaevinde olduğunu kaydeden Çevirmen, “Cezaevinde yeterince tedavi olamamakta ve sağlığı kötüleşmektedir. Hastalıklarından kaynaklı olarak infaz ertelemesi, hastanelere sevkinin yapılmasını ve dışarıda tedavi olmayı talep etmektedir. Ayrıca pandemi sürecinde kendilerine test yapılmadığını, imkansızlıklara rağmen kendilerini korumaya çalıştıklarını, 10 kişilik odada 21 kişi kalmalarından dolayı sosyal mesafenin kalmadığını da aktardı” diye konuştu.
HASTANEYE SEVK EDİLMİYOR
Yaklaşık 1 yıldır mide ve bağırsak sorunları yaşayan Mehmet Emin Oğur (28) düzenli olarak ilaç kullanmasına rağmen rahatsızlıklarının devam ettiğini ifade eden Çevirmen, “Mide yanması ve ağrısından dolayı bir şey yiyemediğini, yine bağırsaklarından dolayı karnının sürekli ağrıdığını söylemiş ve kendisini hastaneye sevk etmeleri yönünde talebi olmuştur. Kendisine, pandemi nedeniyle bütün sevklerin durdurulduğunu, gönderemeyecekleri söylenmiştir” ifadelerini kullandı.
CEZAEVİNDE HASTALANDIM
Oğur’un 2015 yılından bu yana cezaevinde olduğunu söyleyen Çevirmen, şunları söyledi: “Bel fıtığı, dizinde lif yırtılması, topukta ezilme ve hemoroid gibi yaşamını zorlayan hastalıkları cezaevinde oluştuğunu ve tedavilerinin yapılmadığını aktarmıştır. Hastalıklarının ister istemez büyük oranda yaşam kalitesini düşürdüğünü ve ileride psikolojik sorunları da tetikleyecek potansiyele sahip olduğunu da ifade etmektedir.“
FİZİKİ MESAFE KOŞULARI YOK
“Güneş ve Oğur’un hastalıklarından kaynaklı olarak gerekli olan tüm tetkik ve tedaviler eksiksiz olarak yapılmalı ve hastanelere sevkleri sağlanmalıdır” diyen Çevirmen sözlerini şöyle tamamladı: “Ayrıca oda kapasitesinin 2 katından fazla olan uygulamaya son verilmeli ve sosyal mesafe ile sağlıklı yaşam koşullarını oluşturan oda düzenlemeleri yapılmalıdır. Hasta mahpusların tahliyeleri sağlanmalı ve ailelerinin yanında dışarıda tedavilerinin yapılması için infazları ertelenmelidir.”
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 334. hafta basın açıklamasında ağır hasta tutuklu Menduh Kılıç’ın durumuna dikkat çekti.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için eylemlerinin 334’üncü haftasında eylemini video mesajla yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevindeki ağır hasta tutuklu Menduh Kılıç’ın yaşadığı sağlık durumunu aktardı.
Nuray Çevirmen, Menduh Kılıç’ın 29 yıldır hapiste tutulduğunu ve kronik resisten akciğer TBC (Tüberküloz) hastası olduğunu aktardı. Çevirmen, Kılıç’ın sözkonusu rahatsızlıkları sebebiyle sol akciğerinin 2/3 ameliyatla alındığını, aynı akciğerinde tehlikeli mantar enfeksiyonu oluştuğunu ve akciğerinde leke tespit edildiğini belirtti.
Nuray Çevirmen, Kılıç’ın aynı zamanda ileri derecede astım ve KOAH hastası olduğunun altını çizerek şu bilgileri paylaştı:
“Kılıç, solunum cihazına bağlı yaşamını idame ettirmek zorundadır. Kronik faranjit hastasıdır. Ayrıca kronik mide reflüsü hastalığı mevcut olup, bu hastalıktan kaynaklı yemek borusunda tahribat meydana. Sol bacağında kist bulunmaktadır ve aynı zamanda kronik alerji hastasıdır. Tüberküloz tedavisi yarım kalmıştır. Sürekli olarak öksürme, boğazdan kan gelme, nefes almakta zorlanma, boğuluyor gibi olma, boğazda yanma, halsizlik, vücutta uyuşma, şişme, sık sık baş dönmesi gibi ciddi rahatsızlıklar oluşmakta ve sağlığının kötüye gitmesiyle ciddi olarak kaygı yaşamaktadır.
Hastanın tedavisi sadece ‘İstanbul, İzmir ve Ankara’da yapılabilir ve mümkündür’ denilmesine rağmen ve tedavisinin Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesinde başlatılması için Adalet Bakanlığına yapmış olduğu başvurusuna henüz bir cevap gelmemişken 09.03.2020 tarihinde hiçbir talebi ve isteği olmadan İstanbul Maltepe Cezaevinden aniden alınıp Afyonkarahisar 1 Nolu T Tipi Cezaevine getirilmiştir. Bu nedenle tedavilerinin daha iyi koşullarda yapılması mümkün olmayan bir cezaevinde kalmak durumunda bırakılmıştır.”
“SALGINDAN EN FAZLA ETKİLENEBİLECEK GRUBA DAHİLDİR”
Acilen bir ambulansla ya İzmir Menemen R Tipi ya da İstanbul Metris R Tipi Cezaevine naklinin yapılması, doktorların kontrolüne alınmasını istemiş ancak şimdiye kadar bu talebi karşılanmamıştır. Kılıç’ın hastalıkları, acilen tedavi edilmesi gereken ciddi akciğer rahatsızlıklarıdır ve özellikle salgından en fazla etkilenebilecek hastalık grubuna dahildir. Bu denli ağır ve birinci dereceden risk grubuna dahil olan hastanın acilen tahliye edilmesi ve bu süre zarfında talep ettiği üzere R Tipi Cezaevlerine naklinin yapılarak tedavilerinin gözetim altında yapılması gerekmektedir.”
PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Sıddık Güler’in durumuna dikkat çekerek, “yaklaşık 24 yıldır hapishanede yatan Güler’in birçok kronik rahatsızlığı bulunmaktadır. 2 defa anjiyo ameliyatı geçirmiş ve ayrıca iltihaplı eklem romatizması bulunmaktadır. Ayrıcamahpuslar pek çok hak ihlaline uğrayarak biyolojik ve psikolojik olarak tahribata uğramakta ve yaşam hakları korunamamaktadır” dedi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerinde tutulan hasta tutukluların sağlık durumuna ilişkin eylemlerinin 333’nci haftasında video mesaj yayımladı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada “Anayasa m.17/1, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. Maddesi yaşamın korunmasını hükme bağlar ve cezaevlerinde kalan her birey içinde mutlak olarak geçerlidir” dedi.
“YAŞAM HAKKI KUTSALDIR VE EN TEMEL HAKTIR”
Çevirmen, açıklamanın devamında şunları ifade etti:
“Yaşam hakkı kutsaldır ve en temel haktır. İnsan yaşamının korunması, onun hem bedeninin hem de psikolojisinin korunması şeklinde gerçekleşmek zorundadır. Bu nedenle yaşam hakkı mutlak olarak koruma altındadır. Anayasa m.17/1, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. maddesi ve Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 6. Maddesi yaşamın korunmasını hükme bağlar. Kişinin varlığını bedensel ve psikolojik olarak sağlıklı bir bütünlük içinde devam ettirmesine dair tüm haklar cezaevlerinde kalan her birey içinde mutlak olarak geçerlidir. Ancak kapatılmanın eza verici olmasının dışında da mahpuslar pek çok hak ihlaline uğrayarak biyolojik ve psikolojik olarak tahribata uğramakta ve yaşam hakları korunamamaktadır.”
İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Sıddık Güler’in durumuna ilişkin bilgiler paylaşan Çevirmen, şunları belirtti:
“Sıddık Güler yaklaşık 24 yıldır hapishanededir ve şu anda İskenderun T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalmaktadır. 1940 doğumlu, 81 yaşında olan ve ağır hasta mahpus listemizde olan Sıddık Güler’in birçok kronik rahatsızlığı bulunmaktadır. 2 defa anjiyo ameliyatı geçirmiştir. Ayrıca iltihaplı eklem romatizması bulunmakta, İskenderun’un nemli havasından kaynaklı olarak bu rahatsızlığı daha de eziyet verici hal almaktadır. Güler’in aynı zamanda yüksek tansiyon hastalığı da bulunmaktadır. Hastalıkları nedeniyle tek başına cezaevinde hayatını idame ettiremeyecek durumu gelmiştir.”
“Sıddık Güler’in ağır ve yaşamını olumsuz yönde etkileyen birçok hastalığı bulunmasına rağmen hastaneye değil; hapishanede bulunan revire götürülerek geçici çözümler üretilmeye çalışılmakta ve bu nedenle tedavileri gerektiği gibi yapılmamaktadır. Ailesi ile en son 21 Ocak 2021’de yapmış olduğu telefon görüşmesinde; “nefesinin çıkmadığını, durumunun çok kötü olduğunu, hastaneye götürülmediğini ve cezaevinde bulunan revire götürüldüğünü, ayrıca nefes darlığından dolayı geceleri uyuyamadığını da” söylemiştir. Ailesi; telefonda görüşürken, sürekli öksürdüğünü, sürekli öksürükten dolayı konuşmakta zorlandığını da aktarmıştır. Tam teşekküllü bir hastanede kalıcı olarak tedavisinin yapılması gerekirken, revirde tedavi edilmeye çalışması mevcut olan durumunun daha da kötüleşmesine, hastalıklarının ağırlaşmasına sebep olacağı aşikardır. Ailesi ile en son olarak 2019 yılında yapmış oldukları görüşe, görevliler tarafından tekerlekli sandalye ile getirilmiş ve yürüyecek bir durumda olmadığı da gözlenmiştir.
“HASTA MAHPUSLARIN İNFAZI ERTELENMELİDİR”
Binlerce mahpus gibi Sıddık Güler’de, ailesinden çok uzak olan bir cezaevinde tutularak ayrı bir hak ihlaline uğramakta, hastalıklarını manevi açıdan tetikleyen uygulamaya maruz bırakılmaktadır. Eşi, ilerleyen yaşı ve seyahat etmesini engelleyen sağlık sorunları ve pandemi sürecinin de getirdiği riskler nedeniyle ziyaretine gidememektedir. Çocuklarının da uzak illerde ikamet etmelerinden dolayı yeteri kadar ziyaret etmelerinin önünde de engeller oluşturulmaktadır. Pandemi sürecinde de ne yazık ki yalnızca telefon ile sağlık durumundan haberdar olabilmekte ve talep etmelerine rağmen çözüm üretilmemektedir.
Sıddık Güler’in ilerlemiş olan yaşı ve cezaevinde tek başına yaşamını devam ettiremeyecek derecede ilerlemiş hastalıkları nedeniyle infazının ertelenmesi için bir an önce girişimlerde bulunulmalı, bu süre içerisinde ailesine yakın olan bir İl’e sevk edilerek hastanede acil olarak tedavisine başlanmalıdır. Sıddık Güler’in durumu aciliyet arz etmekte ve geçici çözümler üretilerek sağlığını daha da kötü duruma getiren uygulamalardan vazgeçilmelidir. Ayrıca Pandemi sürecinde de her hastaneye götürülüp getirilmesi sırasında 14 günlük karantina süreçlerinin de bir tehlike oluşturacağı aşikardır. Bu nedenle acil olarak iyileşinceye kadar hastanede tedavilerinin yapılması ve infazının ertelenmesi gerekmektedir.”
PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemin 326. haftasında Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın durumuna dikkat çekerek, “Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumları ile ilgili olarak gerekli önlemler alınmalı, tedavileri uygun koşullarda yapılmalı, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulmalı, ailelerinin yanında sağlıklı koşullarda tedavi imkanları sağlanmalıdır” denildi.
Haberin videosu;
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 326’inci haftada Afyon T Tipi Cezaevlerinde onlarca ağır hasta mahpuslardan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumlarına dikkat çekti.
İnisiyatif adına açıklama yapan İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen Demir ve Kılıç ile ilgili olarak “gerekli önlemler alınmalı, tedavileri uygun koşullarda yapılmalı, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulmalı” dedi.
Çevirmen, açıklamanın devamında “Türkiye’de özellikle cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ne yazık ki toplumun ve gündemin hayli uzağında kalmaktadır. Oysa kurumlarımıza yansıyan başvurular konunun ne kadar aciliyet arz ettiğini ortaya koymaktadır. En başta gelen hak ihlali, ne yazık ki sağlığa erişimin önündeki engellerdir. Bugün cezaevlerinde binlerce hasta mahpus, en temel hak olan sağlığa erişim hakkından yeterince faydalanamamakta, hastalıklar ilerlemekte ve cezaevlerinde ölümler meydana gelmektedir. Üstelik 2020 Mart ayında ülkemizde de pandemi ilan edilen Covid-19’un hapishanelerde yayılmış olması başta mahpuslar ve aileleri olarak hepimizi endişeye düşürmektedir” diye konuştu.
“NAİL DEMİR VE MENDUH KILIÇ’IN SAĞLIK DURUMLARI KRİTİK NOKTADA”
Afyon 1 Nolu Tipi Kapalı Hapishanesinde bulunan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın durumunu ele alacaklarını belirten Çevirmen, şunları ifade etti:
“56 yaşında olan Nail Demir 26 yıldır cezaevindedir. Uzun yıllar cezaevinde kalmasından dolayı vücudunun çok yıprandığını ve sağlığının bozulduğunu aktarmıştır. Nail Demir, en son olarak Bandırma Cezaevinde iken yeni açılan Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesine henüz inşaat haline iken sevk edildiklerini, çok fazla işkence gördüklerini, sonrasında kendisine ayakkabıları ve battaniye verilmeden beton üzerinde tutulduğunu ve bu yaşananlardan kaynaklı olarak böbreklerinde çok fazla sorunlar yaşadığını aktarmıştır. Nail Demir, ayrıca prostat kanseri hastasıdır ve 4 yıldır da kolon kanseridir. Bu nedenle kolostomi torbasıyla yaşamak durumundadır. Kolon kanseri tedavisi için şu anda yalnızca bir ilaç verildiğini ifade etmektedir. Ayrıca iki gözünde de sorunlar bulunmakta, neredeyse hiç görememektedir. Görmeye bağlı hiçbir aktivitesini yerine getirememektedir.
“NAİL DEMİR VE MENDUH KILIÇ’INİFAZI ERTELENMELİDİR”
Menduh Kılıç Kronik resisten akciğer TBC (Tüberküloz) hastasıdır. Sol akciğerinin üçte ikisi ameliyatla alınmış ve aynı akciğerinde tehlikeli mantar enfeksiyonu oluşmuş, yine aynı akciğerinde leke tespit edilmiş olup, bu lekeden parça alınıp biyopsi yapılması gerekmektedir. Sağ akciğerinde de ciddi şekilde tahribat oluşmuş, ileri derecede astım ve KOAH hastasıdır ve şu an solunum cihazına bağlı yaşamımı idame ettirmek zorundadır. Ayrıca kronik faranjit hastasıdır. Mide reflüsü var, bundan kaynaklı yemek borusunda ciddi tahribat oluşmuştur. Sol bacağımda kist bulunmaktadır ve kronik alerji hastasıdır. Tüberküloz tedavisi yarım kalmıştır. Son dönemlerde sürekli öksürme, boğazından kan gelmekte, nefes almakta zorlanma ve halsizlik, vücutta uyuşma, şişme, sık sık baş dönmesi gibi ciddi rahatsızlıkları başlamıştır. Sağlık kurulu raporlarına göre; İstanbul, İzmir ve Ankara’da tedavisinin yapılabilir olmasına rağmen, İstanbul’da Afyon’a sevk edilmiş ve tedavileri sekteye uğramıştır.”
Afyon T Tipi Cezaevlerinde onlarca ağır hasta mahpuslardan Nail Demir ve Menduh Kılıç’ın sağlık durumları ile ilgili olarak gerekli önlemler alınması, tedavileri uygun koşullarda yapılması, cezaevlerinde yaşamını devam ettiremeyecek kadar ağır hastalıkları olmasından kaynaklı olarak infazlarının ertelenmesi noktasında gerekli girişimlerde bulunulması ve ailelerinin yanında sağlıklı koşullarda tedavi imkanları sağlanması gerektiğinin altını çizen Çevirmen, “Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 326. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye devam edeceğiz” diyerek açıklamayı tamamladı.
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 316 haftasında İHD Ankara Şubesinde açıklama yaptı. Açıklamada, “Cezaevlerinde hasta mahpusların durumları her gün ağırlaşmakta ve tedavi edilememeleri nedeniyle yaşamlarını kaybetmektedirler” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, İnsan Hakları Derneği’nde basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 316. Haftasında Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan 57 yaşındaki Muhlise Karagüzel’in durumuna dikkat çekildi.
Cezaevlerinde hasta mahpusların durumlarının her geçen gün ağırlaştığını ve tedavi edilememeleri nedeniyle yaşamlarını kaybettiğini belirten Çevirmen, son bir hafta içinde 3 ağır hasta mapusun hayatını kaybettiğini söyledi.
Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan 57 yaşındaki Muhlise Karagüzel’in durumuna dikkat çeken Çevirmen, Karagüzel’in 1 yıldır Kayseri Cezaevi’nde kaldığını ve çok hasta olduğunu tedavisinin yapılmadığını ve kötü muameleye maruz bırakıldığını beyanda bulunduğunu söyledi.
“ŞEKER, YÜKSEK TANSİYON HASTASI”
Yürümede, oturup-kalkmakta ve nefes almakta güçlük çeken Karagüzel’in şeker hastası, yüksek tansiyon ve astım hastası olduğunu ve bu hastalıklarına dair raporlarının bulunduğunu belirtti.
Çevirmen, Karagüzel’in sağlık durumuna ilişkin şunları söyledi:
“Burnunda et olmasından dolayı nefes almakta ve konuşmakta güçlük çekmekte, nefes alamadığından dolayı uyumaya korkmaktadır. Ayrıca bel fıtığı olduğundan yürüme ve hareket etmekte sorunlar yaşıyor ve böbreklerinden dolayı da sancılar çekmektedir.
Kayseri Cezaevinde, nefes alma güçlüğü nedeniyle 2 kez revire gitmiş, revirdeki doktor ‘burnundan ameliyat olması gerektiğini, revirde imkan olmadığını, Kayseri’ye hastaneye gidilmesi gerektiği söylemiş’ Hastanesine gittiğinde 14 gün karantinada kalması gerektiği ve tek başına kalamayacağından dolayı gitmek istememiştir. Muş Cezaevindeyken her gün doktora sevk edildiğini, hastanede bel fıtığı için acil ameliyat olmazsa felç kalabileceğinin söylendiğini, belinde hem kayma hem de sıkışma olduğunu, boynunda da fıtık olduğunu, bu hastalıklarının tamamının raporlu olduğu ve mahkemeye sunduğunu, Muş Cezaevindeyken İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğini ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun hapishanede kalabilir raporu verdiğini aktarmıştır.
Şekeri zaman zaman 600-700’e çıkmakta, yüksek şekerin gözüne vurmasından kaynaklı gözü iyi görmemektedir. Gözleri için defalarca doktora gitmiş ve doktorlar acil olarak ameliyat olması gerektiğini söylemiş ancak göz ameliyatının çok riskli olması nedeniyle ameliyat olmayı istememiştir. Şekerinin bu kadar yüksek olması sebebiyle böbreklerine attığını ve çok şiddetli böbrek sancıları çektiğinden dolayı uyuyamadığını, bu nedenle günde 5 ağrı kesici ilaç kullandığını, şeker hastası olduğu için idareden diyet istediğini ancak diyet yapılmadığını, defalarca dahiliye polikliniğine sevk isteyerek, diyet yazdırmak istediğini söylediğini ancak bunun idarece kabul edilmediğini, kendi imkanlarıyla diyet yapamadığını bunun için maddi imkanlarının elverişli olmadığını, bu nedenle sürekli olarak halsizlik yaşadığını ifade etmiştir. Ayrıca yüksek tansiyon nedeniyle burnundan günde 2 kez kan geldiğini aktarmıştır.”
“TAHLİYE EDİLMELİ”
Muhlise Karagüzel’ün tedavilerinin yapılması çağrısı yapan Çevirmen, hapishanede kalamayacak denli riskli hastalıklarından dolayı tahliyesi ile ilgili olarak işlemlerinin başlatılmasını istedi.
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 314. haftasında İHD Ankara Şubesi’nde açıklama yaptı. 314. haftada Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan Pınar Tikit’in sağlık durumuna dikkat çekildi.
Haberin Videosu
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 314. haftasında İHD Ankara Şubesi’nde açıklama yaptı. Açıklamayı İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen okudu.
Sürekli olarak hapishanelerde covid tanısı konulan mahpusların olduğu yönünde bilgi geldiğini belirten Çevirmen, “Gerekli tedbirler alınmamakta, hijyen koşulları sağlanamamakta, riskli grupta olan mahpuslara talep etmelerine rağmen zatürre aşısı yapılmamakta, temiz suya erişimde sıkıntıların yaşanması da dahil olmak üzere pek çok sorunlar yaşanmaktadır” dedi.
“HASTA MAHPUSLARIN DURUMU HER GEÇEN GÜN AĞIRLAŞMAKTADIR”
Çevirmen, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan Pınar Tikit’in sağlık durumuna ilişkin ise şunları söyledi:
“Tikit’in beyninde arakroid kist bulunmaktadır. Mayıs 2017’de Bayburt Hapishanesinden, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesine sevk edilmiş ve halen bu hapishanede bulunmaktadır. Sincan’a getirildikten sonra hızlıca hastanelere götürülmüş ve “tek başına yaşamını devam ettirebilir” yönünde rapor verilmiştir. Tikit’in beynindeki tümör 8 cm büyüklüğündedir, MR sonuçlarıyla birlikte götürüldüğü Sincan Devlet Hastanesindeki Beyin Cerrahı “İlk defa bu büyüklükte bir kist gördüğünü, aynı zamanda beyinde şişme meydana geldiğini ve bunun yakın bir zamanda kendisini zorlayacağını” aktarmıştır. Doktor bunun için hemen ilk MR sonuçlarını istemiş, MR örneğiyle birlikte Numune Hastanesi’ne hızlıca sevkinin yapılması gerektiğini ve ona göre Numune Hastanesi’ndeki doktorların ameliyata dönük karar verebileceğini belirtmiştir. Pınar Tikit tutuklanmadan önce de Numune Hastanesi’ne gitmiş, doktorlar böyle bir riskli ameliyatın sorumluluğunu alamayacaklarını belirterek, ancak kist 10 cm olduğunda tüm risklere rağmen ameliyatının yapılmasının zorunlu olduğunu, aksi takdirde büyüyen kistin sinir damarlarına baskı yaparak zarar vereceğini de aktarmışlardır. Pınar Tikit, sağlık nedeni ile kardeşinin ilgisine ve desteğine ihtiyacı olduğunu belirterek kardeşi ile aynı yerde olmaları ve ailelerine yakın bir yerdeki cezaevlerine ikisinin de sevk edilmesi için dilekçeler vermiş olmasına rağmen bu talebi yerine getirilmemektedir.
Pınar Tikit son mektubunda “beynindeki araknoid kistten kaynaklı olarak sürekli olarak kontrollere gitmesi gerektiğini, tek seferlik gidiş gelişler olmayacağından, yoğun bir hastane sevkinin olduğunu, her gidişinde 14 günlük karantinanın ayları bulacağını, araknoid kistten kaynaklı olarak bayılmalar yaşadığından dolayı dar, küçük bir odada kilitli kalmasının risk yaratacağını, sağlık sorununu daha da arttıracağını ve tetikleyeceğini aktarmıştır. Yine karantina odalarının çözüm olmadığı gibi gerekli olan hijyen koşullarını sağlayamadığı, yine götürüldükleri ring araçlarının da çok kirli, havasız olmasının da sağlıklarını olumsuz yönde etkilediğini de aktarmıştır.”
Çevirmen, hasta olan mapusların iyileşinceye kadar cezalarının ertelenmesi gerektiğini kaydetti. PİRHA/ANKARA
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 309 haftasında İHD Ankara Şubesinde açıklama yaptı. Açıklamayı yapan Çevirmen,” Yeni İnfaz yasasında TMK kapsamında tutulan mahpuslar ayrımcılığa uğratılmışlardır. Yasalar insanı yaşatmaya dönük olmalıdır. Toplumun vicdanını rahatsız eden bu ayrımcı uygulamalara son verilmeli ve hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır ”dedi.
Haberin videosu;
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle İnsan Hakları Derneğinde basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 309 haftasında, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpusları ele alınarak, ağır hasta mahpuslarla birlikte 4’ü ağır olmak üzere 18 hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi.
“HASTA MAHPUSLAR SORUNU ÇÖZÜLMEK BİR YANA DERİNLEŞEREK DEVAM EDİYOR”
Çevirmen, Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin yanı sıra en birincil hak olan yaşam hakkının korunması noktasında ne yazık ki gerekenler yapılmamakta ve bunun sonucu olarak da hapishanelerde ölümlerin meydana geldiğini belirterek, “hasta mahpuslar sorunu çözülmek bir yana derinleşerek devam ediyor” dedi.
Çevirmen, “Binlerce mahpus adeta yavaşlatılmış ölüm karşısında çaresiz kalmakta, yapılan başvurular yetersiz kalmakta ve karşılık bulmamaktadır. Yeni İnfaz yasasında TMK kapsamında tutulan mahpuslar ayrımcılığa uğratılmışlardır. Yasalar insanı yaşatmaya dönük olmalıdır. Toplumun vicdanını rahatsız eden bu ayrımcı uygulamalara son verilmeli ve hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır” çağrısında bulundu.
“CEZAEVİNDE KALAMAYACAK MAHPUSLARIN ACİL OLARAK TAHLİYELERİ SAĞLANMALIDIR”
Açıklamanın devamında, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpusları ele alan Çevirmen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ağır hasta mahpuslarla birlikte tespit edebildiğimiz kadarıyla 4’ü ağır olmak üzere 18 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hastalardan durumları kritik ve acil tedavi edilmesi gerekenlerin bir kısmının durumunu bu hafta ele almak istiyoruz.
Pınar Tikit; Beyninde araknoid kist bulunmaktadır, 10 cm olunca tüm risklerine rağmen cerrahi zorunlu hale gelecektir. MR sonuçlarına bakan beyin cerrahı, beyindeki kistin oldukça büyük olduğunu belirtmiştir. Kist, beyinde bulunduğu alana baskı yapıp, beynin çalışmasını etkileyerek kişide inme benzeri sorunlara, baş ağrısına ve nadiren sara nöbetleri geçirmesini yol açabiliyor. Kist şu an 8 cm. Bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Doktorlar hapishane koşullarında ameliyat etmek istemiyorlar. Kist 10 cm olduğunda ameliyat, olmazsa kistin sinir damarlarına zarar verecektir.
Rihan Kavak Özbek; Kas ve sinir erimesi var. Bel fıtığı var ve ilerlemiş düzeyde, bundan ötürü bazen bacakları tutmuyor. Göğüslerinde kitle var, yılda bir kez momografi çektiriyor. Astım (nefes darlığı) rahatsızlığı var ve iki farklı sprey kullanmak zorundadır. Ayrıca hapishanede kaldığı süre içinde hiper tiroid (Zehirli Guatr) hastalığına yakalanmıştır.
Dilber Tanrıkulu; Omuzunda ve ayağında açık yaralardan kaynaklı, Diyarbakır Dicle Hastanesinde 3 ayrı operasyon geçirmiştir. Bir ayağına protez ve metal parçalar takılmış (kalıcı protez) ve sonra da taburcu edilmiştir. Kolundan da bir sefer yine aynı hastanede ameliyat olmuştur. Kolundan kaynaklı sorun devam etmektedir. Bacağından geçirdiği operasyon sonrası taburcu edildiğinde doktorlar ‘hapishanede kalamaz’ raporu yazmış ancak tutukluluk hali devam etmiştir. Daha sonra Ankara’ya gönderilmiştir. Kolundaki parça duruyor ve bacağındaki platinin de kalıcı olduğu söylenmiştir. Ayrıca midede reflü, böbrekte taş ve kalp kapağında da basıklık bulunmaktadır.
Canan Utangaç; Haziran 2018’den bu yana Sincan Cezaevinde bulunmaktadır. 4 Aralık 2018’de ranzadan beton yere sırtüstü düşmüştür. Hiç itina göstermeden portatif demir parmaklıklı sedyeyle revire oradan kampüs içindeki hastaneye daha sonra Sincan devlet hastanesine götürülmüş aynı gün akşam Numune Hastanesi’ne sevk edilmiş ve acil olarak ameliyata alınmıştır. Ameliyata alınırken “boyundan aşağı felç kalabilirsin bunun için sorumluluğu kabul ettiğine dair belge imzalaman gerek” denilmiştir. Ailesine ancak ertesi gün haber verilmiştir. Ameliyat 7-8 saat arası sürmüş bu ameliyatta beline iki çubuk o çubukları tutturmak için 8 vida ve 2 platin takılmış ve 60-70 dikiş atılmıştır. Taburcu ettikleri gün cezaevine ambulansla götürmeleri gerekirken acı içinde otobüsle götürülmüştür. Ameliyatın üstüne 1 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala arkadaşlarının desteği ile yaşamını idame ettirebiliyor. Belinde sürekli olarak ödemler meydana gelmektedir. Kaldığı koğuşta bakımını yapan arkadaşlarından hükmü kesinleştiği için ayırmışlardır.”
“Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpusların tetkik ve tedavileri zamanında ve aksatılmadan yapılmalı” diyen Çevirmen, “kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarından kaynaklanan sağlık hakkı ihlallerine son verilmeli, cezaevinde kalamayacak mahpusların acil olarak tahliyeleri sağlanmalıdır. Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 309. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar dile getirmeye, taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 300. haftasında hasta mahpus Mevlüt Öztaş’ın durumuna dikkat çekti. Açıklamada, “Yeni infaz yasası ile 65 yaş üstü ve ciddi hastalıkları olan mahpuslar TMK kapsamında tutularak tahliyelerinin önüne engel konulmuş ve ayrımcılığa uğratılmışlardır. 604’ü ağır olmak üzere 1605 mahpus ne yazık ki kaderleri ile baş başa bırakılmış, birçok mahpusun rutin devam eden tedavileri bile yapılamaz hale gelmiştir” denildi.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta da koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle İnsan Hakları Derneği’nde basın toplantısı yaptı. İHD Genel Merkez MYK Üyesi Nuray Çevirmen tarafından yapılan açıklamada eylemin 300. haftasında ağır hasta mahpuslardan olan ve Afyon 1 Nolu T ipi Kapalı Cezaevi’nden tedavi amaçlı Sincan 3 Nolu L Tipi’ne sevk edilen Mevlüt Öztaş’ın durumuna dikkat çekildi.
“YENİ İNFAZ YASASI İLE 65 YAŞ ÜSTÜ VE CİDDİ HASTALIKLARI OLAN MAHPUSLARIN TAHLİYELERİNİN ÖNÜNE ENGEL KONULMUŞTUR”
Dünyada pandemi olarak ilan edilen ve ciddi şekilde can kayıpları yaşatan salgına rağmen, hapishanelerde gerekli önlemlerin alınmamasına dikkat çeken Çevirmen, salgın nedeniyle cezaevlerinde yaşamını yitiren mahpusların olduğunu belirterek, “Yeni infaz yasası ile de 65 yaş üstü ve ciddi hastalıkları olan mahpuslar TMK kapsamında tutularak tahliyelerinin önüne engel konulmuş ve ayrımcılığa uğratılmışlardır. 604’ü ağır olmak üzere 1605 mahpus ne yazık ki kaderleri ile baş başa bırakılmış, birçok mahpusun rutin devam eden tedavileri bile yapılamaz hale gelmiştir. Geçen hafta hasta mahpuslardan Vefa Kartal, ondan önceki haftada da Sabri Kaya hapishanede yaşamını yitirmişti ”dedi.
Afyon 1 Nolu T ipi Kapalı Cezaevi’nden tedavi amaçlı Sincan 3 Nolu L Tipi’ne sevk edilen Mevlüt Öztaş’ın durumuna dikkat çeken Çevirmen, ailesinin verdiği bilgiler ışığında Öztaş’ın duruma ilişkin şunları kaydetti:
“24 yıldır muhabirlik yapan Mevlüt Öztaş 2018 Şubat ayından beri tutukludur. İlk olarak Uşak E Tipi Kapalı Hapishanesinde iken kasık fıtığı hastalığına yakalanmış ancak cezaevi şartlarında ameliyat olmak istememiş, ağrılarının artması ve kötüleşmesi nedeniyle de ameliyat olmak zorunda kalmıştır. Devamında böbrek yetmezliği hastalığı meydana gelmiş, astım hastalığı da ilerlemiştir. Ayrıca hipertansiyon hastalığına yakalanmış ve diyet ile beslenmek zorunda kalmıştır. Karaciğer yetmezliği rahatsızlığı da bulunmakta olup, çoklu ve ciddi hastalıkları vardır.
“HASTA MAHPUSLARIN SAĞLIK DURUMU İLE İLGİLİ AİLELERE BİLGİ VERİLMİYOR”
Uşak E Tipi Kapalı Hapishanesinden Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilmiştir. Afyon’a getirildiğinde ise sakal kesmeye zorlanmasına karşı itiraz dilekçesi verdiği için tek kişilik odaya alınmıştır. İki hafta tek kişilik odada bekletildikten sonra koğuşa alınmıştır. Ailesi tarafından telefon görüşmesinde; iç kanama geçirdiğini, hastaneye kaldırıldığını ve 1 hafta hastanede tutulduğunu ve safra kesesi ameliyatı olduğunu, cezaevine döndükten sonra ameliyatlı hali ile karantinaya alındığını öğrenmişlerdir. Hastaneye kaldırıldığı ve ameliyat edildiği konusunda ailesine haber verilmemiştir. Daha sonra yine cezaevini aradıklarında bu kez de Ankara’ya sevk edildiği söylenmiş ancak hangi hastaneye kaldırıldığı söylememişlerdir. Uzun uğraşılardan sonra Ankara Dışkapı Hastanesi’ne kaldırıldığını öğrendiklerini ve kanser teşhisi konulduğunu, tümörün diğer organlarına yayılmış olması halinde kanserin 4. evrede olma ihtimali bulunduğunu, şayet yayılmadı ise riskli bir ameliyat geçirmesi gerektiğini, birden fazla uzman görüşüne ihtiyaç duyulduğunu, covid-19 salgını nedeniyle ameliyat geçirmesinin riskli olduğunu, kanserin türü itibari ile hızlı yayıldığını, en tehlikelilerden olduğunu, kemoterapi ışın tedavisine başlandığını öğrenmişlerdir.
Ailesi seyahat yasaklarından kaynaklı olarak yanına gelememiş, hastane ve cezaevi rapor vermediği için emniyetten izin alıp yola çıkamamıştır. Daha sonra raporu hastaneye gidince almak üzere emniyetten izni alarak, hastaneye gidebilmiş, ancak cam arkasından bile görmelerine izin verilmemiş, durumunu öğrenip dönmek zorunda kalmışlardır. Hastanenin bodrum katında mahkum koğuşunda yatağa bağlanarak kemoterapi almıştır. Hastane heyet raporu çıkana kadar mahpusu taburcu etmeyeceğini söylemiş ancak taburcu edilerek hapishaneye geri götürülmüştür. Avukat görüşü için cezaevine gidildiğinde de karantina nedeniyle görüştürülmeyeceğini, tek başına karantina odasında tutulduğu iletilmiştir. Cezası istinaf tarafından onanmış ancak gerekçeli kararda hastalıkları dikkate dahi alınmamıştır.”
“HASTA TUTSAKLARIN TEDAVİLERİNİN AİLELERİNİN YANINDA DEVAM ETMELİDİR”
Nuray Çevirmen, Mevlüt Öztaş’ın hayati risk teşkil eden kanser hastalığı ve bağışıklık sistemini ortadan kaldıran böbrek, astım, tansiyon, safra kesesi sorunu da dikkate alınarak bir an önce tahliye edilmesi çağrısı yaptı.
PİRHA – Kırşehir Cezaevi’nde “askeri nizamda sayım” dayatmasını kabul etmeyen 8 tutuklunun süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladığını aktaran İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, tutukluların çıplak arama, darp ve kötü muameleye maruz kaldığını belirtti.
İnsan Hakları Derneği (İHD), Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Kırşehir E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan mahpusların uğradığı hak ihlalleri ile açlık grevindeki tutukluların durumlarına dair hazırladıkları ortak raporu İHD Genel Merkezi’nde açıkladı.
1 Haziran’da heyet olarak Kırşehir Cezaevi’ni ziyaret ettiklerini söyleyen İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, tutuklulardan Ç.Y.’nin 19 Mayıs’ta, Ö.H.’nin 21 Mayıs’ta, C.Y ile M.D’nin 22 Mayıs’ta, E.K.’nin 25 Mayıs’ta, M.Y, F.G. ve M.K.’nin ise 28 Mayıs’ta süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladığını belirtti.
Çevirmen, tutuklulardan Ö.H.’nin 6 Mayıs’ta askeri nizamda ayakta sayımı reddettikleri için dilekçe verdiklerini, öncesinde her gün zorla avluya çıkarılarak hizalı askeri nizamda sayım yaptırıldığını, akabinde 7 Mayıs’ta koğuşların dağıtıldığını, bu sırada darp edildiklerini, kollarından sürüklenerek müşahedeye götürüldüklerini aktardığı söyledi.
Nuray Çevirmen, Ö.H.’nin kameralar olmayan yerde sürüklenerek, kafalarına ve sırtlarına olacak şekilde darp edildiklerini de aktardığını belirtti.
Çevirmen, tutuklu Ö.H.’nin anlatımlarını şöyle anlattı:
“Kötü muameleye ilişkin HDP ve CHP grup başkanvekillerine mektup yazdık ancak bu mektuplar ‘sakıncalı’ bulunarak, cezaevi tarafından gönderilmedi. Birebir aynı içerikte olan Adalet Bakanlığı’na yazdığımız mektup ise cezaevi tarafından gönderildi.”
Gardiyanların hijyen kurallarına riayet etmediğini ve maske/eldiven kullanımına özen göstermediğini belirten Ö.H.’nin “Bana slogan atmaktan 3 ay, sayım vermemekten 3 ay görüş cezası; açlık grevi sebebi ile de 3 ay etkinlik cezası verildi” dediği de aktarıldı.
Çevirmen, tutuklulardan Ö.H.’nin 6 Mayıs’ta askeri nizamda ayakta sayımı reddettikleri için dilekçe verdiklerini, öncesinde her gün zorla avluya çıkarılarak hizalı askeri nizamda sayım yaptırıldığını, akabinde 07 Mayıs’ta koğuşların dağıtıldığını, bu sırada darp edildiklerini, kollarından sürüklenerek müşahedeye götürüldüklerini aktardığı söyledi. Çevirmen, Ö.H.’nin kameralar olmayan yerde sürüklenerek, kafalarına ve sırtlarına olacak şekilde darp edildiklerini de aktardığını belirtti.
“DARB EDİLENLER GARDİYANLARIN ELDİVEN VE MASKELRİ YOKTU”
Çevirmen, tutuklu Ö.H.’nin anlatımlarını şöyle paylaştı: “Darp edildiğimizde gardiyanların eldiven ve maskeleri yoktu. Müşahedede çıplak aramaya maruz bırakıldık. 7 Mayıs’ta olay sonrası doktor kontrolüne götürüldük, darp olduğunu söyledik ama rapor yazıp, yazmadığı hakkında bilgimiz yok. Kötü muameleye ilişkin HDP ve CHP grup başkanvekillerine mektup yazdık ancak bu mektuplar ‘sakıncalı’ bulunarak, cezaevi tarafından gönderilmedi. Birebir aynı içerikte olan Adalet Bakanlığı’na yazdığımız mektup ise cezaevi tarafından gönderildi. 25 gündür müşahededeyiz. 21 Mayıs’tan bu yana açlık grevindeyim, günde bir tane B vitamini veriliyor, şeker ve tuz alıyoruz. Meyve suyu verilmesi için dilekçe verdik, 5 günde bir tane meyve suyu veriliyor. Hijyen sorunu var, odalar çok kirli ve tuvalet vs. iç içe olması sebebi ile çok kötü koku var. Gardiyanlar hijyen kurallarına riayet etmiyor, maske – eldiven kullanımına özen gösterilmiyor. Bana slogan atmaktan 3 ay, sayım vermemekten 3 ay görüş cezası; açlık grevi sebebi ile de 3 ay etkinlik cezası verildi.”
“ÇIPLAK ARAMA VE ‘ÇÖK-KALK’ MUAMELESİ UYGULANIYOR”
Tutuklu S.Ö. ile yapılan görüşmeye de değinen Çevirmen, S.Ö.’nün 27 Mayıs’ta ayakta sayım vermeyeceklerini ifade eden bir dilekçe verdiklerini, bu dilekçe işlem görmeyince 28 Mayıs’ta tekrar dilekçe verdiklerini ve bu dilekçelerinin işleme alınmasıyla birlikte 29 Mayıs’ta baş memur ile birlikte 30-40 kadar kişinin sayıma geldiğini ve memurların ayakta sayım vermeye zorladığını anlattığını kaydetti.
Çevirmen, şunları paylaştı:
“S.Ö. sonrasında gardiyanların kendilerini sürükleyerek dışarı çıkardıklarını söyledi. Bu durumda dahi sayım vermeyeceklerini söylediklerinde ise sürükleyerek hücrelere götürülmeye çalışıldıklarını, baş ve bel bölgelerine kuvvet uygulanarak, kolları arkada ters kelepçeliymiş gibi bir duruma getirilerek darp edildiklerini, çok fazla memur olduğunu, kişi başı 5-6 memur düştüğünü ve darp edildiklerini, İ.B.’nin sırtına basıldığını, F.A.’nın da sırtına 5 kişinin ayakları ile bastığını, kendisine de kafasını kaldırmaması için elleri ile tazyik uyguladıklarını, hücreye getirildiklerinde; hücre kapısında zorla çıplak arama yapmaya çalıştıklarını, buna karşı sert çıktıklarında ise ‘soyunun’ dediklerini, soyunduktan sonra hücreye alındıklarını ve hücre içinde de kendilerine çök – kalk yaptırıldığını, bazı arkadaşlarına da çıplak aramadan sonra çoraplarının vs. verilmediğini ancak istediklerinde verildiğini, aynı gün saat 10.00 civarı doktorun geldiğini, hiçbir muayene yapmadığını, elleri, kolları ve bellerinin vs. ağrıdığını söylemelerine rağmen doktorun muayene etmeden gittiğini, aynı gün kendileri hakkında disiplin soruşturması açılmış olduğunu, şu an tek kişilik hücrede kaldıklarını aktardı.”
“3 KİŞİ DAHA AÇLIK GREVİNE DAHİL OLACAK”
Çevirmen, tutuklu S.Ö.’nün şeker hastası olduğu için açlık grevine başlamayacağını ancak kötü muameleye karşı arkadaşları F.A.’nın 2 Haziran’da, Ö.B.’nin 5 Haziran’da, İ.B.’nin ise 9 Haziran’da açlık grevine başlayacağını aktardığını söyledi.
Çevirmen, E.K, C.Y., F.G., M.D., M.K. ve Ç.Y. ile yapılan görüşmelerdeki ortak anlatımlar maddeler halinde şöyle sıraladı:
“* 7 Mayıs 2020 tarihinde yaşanan darp olayı sonrasında koğuşların dağıtılmasıyla birlikte 3 kişinin (E.K., Ö.H. ve Ç.Y.’nin) sağ tarafta bulunan 3 ayrı müşahede odasında, 2 kişinin (M.D., C.Y.’nin) ise sol tarafta bulunan 2 ayrı müşahede odasında tek başına kaldığını, görüşme günü itibariyle 25 gündür müşahede odasında tek başına bulundukları,
* E.K. tarafından cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin Milletvekili Özgür Özel ve Meral Danış Beştaş’a yazılan mektupların sakıncalı sayılarak gönderilmediğini ve idare tarafından mektubun yok edilmesine karar verildiği,
* 25 gündür müşahede odasında kalan E.K., günde 20 dakika havalandırmaya çıkabildiği, C.Y. ise 25 gündür 4 kez havalandırmaya 15 dakika ile sınırlandırılarak ve tek başına çıkarıldığı ve çıkarıldığı saatlerin güneşi göremeyeceği saatler olduğunu, sadece son çıktığı havalandırmada güneşi görebildiği,
* Müşahede odasında kalanların odalarının dışarıdan yeni gelen ya da dışarıyla temas etmiş mahpusların karantina odalarıyla aynı koridorda olduğu ve gardiyanların temizliğe, maske kullanımına vs. çok özen göstermedikleri,
* Müşahede odalarının çok kirli ve pis olduğu, gerekli temizlik malzemelerinin idare tarafından verilmediği gibi kendilerinin almasına da izin verilmediği, battaniyelerinin kendilerine getirildiği; ancak nevresimlerinin verilmediği, müşahede odasının çok soğuk olduğu, hiç gün ışığı almadığı ve çok üşüdükleri,
* 7 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleşen cebir ve şiddet olayına ilişkin şikâyetlerine henüz bir sonuç alamadıkları ve şikâyetlerinin ulaşıp ulaşmadığını da bilmedikleri,
* Açlık grevinde olan E.K tarafından; hemşirenin normalde günlük tansiyon ölçümlerini yaptığını; ancak 31 Mayıs’ta izne ayrıldığı için ya da başka bir sebepten cezaevinde olmadığından son gün sadece tartı ölçümü yapıldığı,
* Açlık grevinde olan C.Y. tarafından; tartının bozuk olduğu, idare tarafından verilen iaşe içindeki meyve suyunun şekerli sudan farkı olmadığı, kendilerinin kantinden meyve suyu almalarına ya da meyve alıp suyunu sıkmalarına da izin verilmediği,
* Açlık grevine giren mahpuslara kısıtlı miktarda iaşe verildiği, meyve suyunun 5 günde bir sadece 1 litre verildiği,
* B vitamininin bazı mahpuslara günde bir tane, bazılarına 2 günde bir tane verildiği,
* Açlık grevindeki mahpuslara sadece kilo kontrolü yapıldığını, başlangıçta yapılan kan ve tansiyon ölçümünün 3 gündür yapılmadığını, görüş yapıldığı gün Ç.Y’yle görüşen hapishane doktorunun provokatif yaklaşımları olduğu,
* M.K.’nun açlık grevine başladığı gün darp edilerek hücreye alındığı, kendisine herhangi bir temizlik malzemesi verilmediği, hücrede lavabo taşının olmadığı ve musluğun da bozuk olduğu belirtilmiştir.”
“SUÇ TEŞKİL EDEN UYGULAMALARA İLİŞKİN İYİ İZLENİM YOK”
Çevirmen, cezaevi girişinde çevik kuvvet ve TOMA’nın bulunduğu ve yoğun güvenlik önlemleri alındığını belirterek, “Heyetle birlikte gelen İHD temsilcisi kurum idaresi ile görüşme talebinde bulunmuşsa da idarenin görüşme yapmayacağı fakat Kırşehir Cumhuriyet Başsavcısının görüşme yapacağı ifade edilmiş, bunun üzerine heyetimiz avukat eşliğinde adliyeye gitmiştir. Adliyeye giden heyeti Kırşehir Adliyesi’ne kadar emniyet ekiplerinin araçları takip etmiş, GBT yapmıştır. Adliyede ise Başsavcının değil infaz savcısının görüşmeyi kabul ettiği, kendisinin de avukatlar dışında kurum temsilcileri görüşme yapmayacağını beyan etmesi üzerine avukat görüşmeyi yapmışsa da hukuka aykırı ve suç teşkil eden uygulamalardan vazgeçilmesine dair olumlu bir izlenim alınamamıştır” şeklinde konuştu.
“FİZİKSEL İŞKENCE VE KABA DAYAK VE UYGULAMLARI DEVAM EDİYOR”
Çevirmen, askeri nizam da avluya çıkarılarak yapılmak istenen ayakta sayımın kabul edilmemesi halinde hücrelerde ve koğuşlarda, mahpuslara fiziksel şiddet uygulandığı, işkence yapıldığı, kaba dayak, hakaret, uygulamalarına başvurulduğu ifade edildiğine işaret ederek, bunun da ulusal ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurguladı.
Çevirmen, “Mahpusların hapishanede yapılan işkenceye ilişkin şikâyetler, başvurular olmasına rağmen bu hususta bir şey yapılmamış ve mahpusların şikâyet dilekçelerinin akıbetine ilişkin bilgi de verilmemiştir. Bu hususta adli ve idari soruşturma yürütüldüğüne ilişkin hiçbir gösterge yoktur. Mahpuslara hiçbir şekilde dönüş yapılmamış, ifadelerine başvurulmamıştır. Tam tersine işkenceye karşı slogan atan mahpuslara disiplin soruşturması açılmıştır. Mahpuslara işkence yapan kamu görevlisi olan gardiyanlar gibi bu olayın etkili soruşturmasının yürütülmesini engelleyen her türlü kademede görev yapan tüm kamu görevlilerin sorumluluğu mevcuttur. İşkence yasağı ve işkenceye karşı fiillere ilişkin etkili soruşturma yükümlülüğü ihlal edilmiştir” DEDİ.
Tespit edilen hak ihlallerinde idari yöneticilerin, personelin, denetim yetkisini yerine getirmeyen idari kurumların sorumluluğunun bulunduğunu dile getiren Çevirmen, şunları kaydetti:
“İşkenceye maruz kalan kişilerin Adli Tıp Kurumu’na ya da tam teşekküllü bir hastaneye sevklerinin yapılması, mahpusların tedavisinin yapılması, ilgili görevliler hakkında idari soruşturma başlatılması ve İstanbul Protokolü’ne uygun cezai soruşturma süreci yürütülmesi gerekmektedir. Bu sebeple tüm idari yöneticilerin, personelin, denetim yetkisi bulunan idari kurumların ve ilgili bakanlıkların ulusal ve uluslararası mevzuattan doğan sorumluluklarını yerine getirmesini ve sorunları ivedilikle çözmesini talep ediyoruz.”
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 298 haftasında İHD Ankara Şubesinde açıklama yaptı. Açıklamada, ikinci yargı paketinden yararlanmasına 10-15 gün kala iddianamesi hazırlanan hasta tutuklu Mehmet Can Demir’in sağlık durumuna dikkati çekerek yaşamının risk altında olduğu belirtildi.
Haberin Videosu
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi eylemlerinin 298’inci haftasında da koronavirüs salgını nedeniyle video konferans sistemiyle basın açıklamasını yaptı.
Yapılan açıklamada konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) MYK Üyesi Nuray Çevirmen, geçen hafta sağlık durumuna dikkat çektiği hasta tutuklu Sabri Kaya’nın vücudunun tedaviye cevap verilmediği anlaşıldığında tahliye kararı verilmesinden bir gün sonra yaşamını yitirmesine tepki göstererek, “Bu ölüm önlenebilir bir ölümdü, yaşamasına imkan sağlanabilirdi ancak olmadı” dedi.
Silivri Cezaevinde korona virüs testleri pozitif çıkan tutukluların üst üste tutulmasını “insani koşullardan uzak” olarak tanımlayan Çevirmen, bu hafta Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan hasta tutuklu 59 yaşındaki Mehmet Can Demir’in sağlık durumuna dikkat çekti.
“YARGI PAKETİ YÜRÜRLÜĞE GİRMEDEN 15 GÜN KALA İDDİANAME HAZIRLANDI”
İkinci yargı paketine göre 24 ay sonunda iddianamesi hazırlanmamış tutukluların tahliyesinin söz konusu olduğunu belirten Çevirmen, hasta tutuklu Demir için, “24 ayın dolmasına yaklaşık 10-15 gün kala, yargı paketi yürürlüğe girmeden hemen önce iddianame hazırlandığından tahliyesi gerçekleşmemiştir” dedi.
Demir’in tutuklanmadan önce sağlık sorunlarının olduğuna değinen Çevirmen, “Acil bir şekilde bel fıtığı ameliyatı geçirdi, 4-5 kez çeşitli zamanlarda kalp krizi geçirdi ve anjiyo oldu, mide ülseri hastalığından kaynaklı olarak mide kanaması geçirdi ve adeta ölümden dönmüştür. Bu rahatsızlıklarla birlikte yüksek tansiyon hastalığı baş göstermiştir” bilgisini paylaştı.
“HASTA TUTSAKLARIN RAHATSIZLIKLARI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”
Demir’in tutuklandıktan sonra da rahatsızlıklarının attığına dikkati çeken Çevirmen, “Kronik göz hastalıklarından kaynaklı olarak ciddi bir şekilde görme kaybı yaşamaktadır. Son bir yıldır da Alzheimer hastalığına yakalanmış ve bundan dolayı günlük yaşam içerisinde çok ciddi sorunla karşılaşmaktadır. Ciddi bir şekilde yaşadığı kalp hastalığı, mide rahatsızlıkları, yüksek tansiyon hastalığı ve diğer hastalıkları hapishanede yaşamını zorlamaktadır. Hapishanelerde her gün artan ve yaşamsal soruna dönüşen Covid-19 salgını nedeniyle de hasta mahpus, durumundan kaynaklı olarak riskli gruba dahildir” ifadelerini kullandı.
“MEHMET CAN DEMİR’İN YAŞAMI RİSK ALTINDA DERHAL BIRAKILMALIDIR”
Cezaevi fiziki koşullarının Demir’in sağlık durumu için problem teşkil ettiğinin altını çizen Çevirmen, “Beslenme olanaklarından yoksunlukları, tedavilerinin yapılamaması da ayrı problem teşkil etmektedir. Hasta mahpus Mehmet Can Demir’in sağlık sorunları de gözetilerek ve alt hastalıkları nedeniyle yaşamının risk altında olmasından kaynaklı olarak tahliyesi gerçekleştirilmeli ve serbest bırakılmalıdır” denildi.
PİRHA – Hasta Mahpuslar Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta 16 yıldır tek başına tutulan, beyin kanaması geçirdiği için ameliyat olan hasta tutuklu İsmail Yılmaz’ın serbest bırakılması için çağrı yaptı.
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkati çekmek amacıyla İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında kitlesel katılımın olmadığı 296’ncı hafta açıklamasına sadece İHD Merkezi Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen katıldı.
Salgından kaynaklı cezaevlerinin riskli yerlerin başında geldiğini ifade eden Çevirmen, “355 cezaevinde yaklaşık 190 bin mahpus risk altındadır. En son Adalet Bakanlığı tarafından 4 cezaevinde 120 mahpusun testinin pozitif çıktığına dair bilgi paylaşılmış ancak onun dışında hapishaneler, adeta topluma karşı kapalı kutu olmayı sürdürmektedir” diye belirtti.
“16 YILDIR TEK BAŞINA KALIYOR”
Çevirmen, bu hafta Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde tutulan 67 yaşındaki hasta tutuklu İsmail Yılmaz’ın sağlık durumuna dikkati çekti. Yılmaz’ın kalp yetmezliği hastalığı bulunduğunu ve kalp krizi riski yüksek olmasına rağmen 16 yıldır tek başına kaldığı bilgisini paylaşan Çevirmen, “Bunun yanı sıra ileri derecede prostat büyümesi ve tansiyon gibi hastalıkları da bulunmaktadır. Ayrıca gözlerindeki katarakt nedeniyle gözlerinde yaşarma ve kızarıklık yaşamakta ev bu da görme sorununa neden olmaktadır. Son olarak yaklaşık üç aydır el ve vücudunun kısmi bölgelerinde uyuşma ve hareketsizlik yaşamaktadır” şeklinde konuştu.
“TEK BAŞINA HAYATINI DEVAM ETTİREMEZ”
Yılmaz’ın 28 Nisan 2020 tarihinde beyin kanaması geçirdiği ve kafatasından ameliyat olduğunu belirten Çevirmen, “Cezaevi koşullarında kalabilmesi mümkün değildir ve adeta ölümün kıyısından dönmüştür. Pandemi nedeniyle 14 gün karantinada kalması söz konusudur. Oysa beyin ameliyatı gibi zorlu bir ameliyat geçiren kişinin tek başına kalabilmesi mümkün değildir. Pandemi ve mahpusun gerek yaşı gerekse kronik hastalıkları ve beyin kanamasının tekrarlanması riski ve tek başına hayatını devam ettiremeyeceği göz önüne alındığında hapishanede kalabilmesi mümkün değildir” açıklamasında bulundu.
“YILMAZ’IN HAYATI TEHLİKEDE”
Yılmaz’ın hayatının tehlikede olduğunun altını çizen Çevirmen, “Tüm hastalıkları ve yaşı da göz önüne alınarak bir an önce Adli Tıp Kurumuna sevkinin yapılması, mevcut raporları da göz önüne alınarak gerekli raporlarının alınması, tahliyesinin gerçekleştirilmesi ve geri kalan tetkik ve tedavilerine dışarıda devam ettirilmesi acil olarak gerekmektedir” çağrısında bulundu.
PİRHA –Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 295. haftasında farklı cezaevlerinde bulunan ağır durumda olan 14 tutuklunun durumuna dikkat çekti.
Haberin Videosu
Hasta Mahpuslar Özgürlük İnisiyatifi 295. Haftasında farklı cezaevlerinde bulunan durumu ağır olan 14 tutuklunun durumuna dikkat çekti. Açıklamayı okuyan İHD MYK Üyesi Nuray Çevirmen,”Cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, hasta mahpusların acil olarak tahliye edilmesini, hapishanelerde gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını ve alınan önlemler konusunda yetkililerin şeffaf olmasını talep ediyoruz” dedi.
Cezaevlerinin Covid-19 pandemisine karşı en büyük risk grubu olan alanların başında geldiğine dikkat çeken Çevirmen, defalarca bu riski anlatmaya çalıştıklarını ancak cezaevlerinde mapuslara yönelik gerekli önlemlerin alınmadığını belirtti.
Bakanlığın en son açıklamalarını hatırlatan Çevirmen, “En son açıklamasında 4 ayrı ceza evinde 120 mahpusa Covid-19 teşhisi konulduğu ifade edilmiştir. Yalnızca Konya’da bulunan ceza evinde 55 mahpus Covid-19 teşhisi konulmuştur. İHD olarak son raporumuza göre hapishanelerde 590’ı ağır olmak üzere 1564 mahpus bulunmaktadır” dedi.
“CEZA EVLERİNDE 590 AĞIR OLMAK ÜZERE TOPLAM 1564 MAHPUS BULUNMAKTADIR”
Çevirmen, ağır mapusların durumuna ilişkin şu bilgileri paylaştı:
Ahmet Sılık; Menemen R Tipine, 75 Yaşında, kısmi felç geçirmiş, konuşmada zorlanmakta ve sağ tarafı tutmaz halde, bacağını sürükleyerek, duvarlara tutunarak yürüyebiliyor. Ayrıca yüksek tansiyon, prostat hastalığı var. Beynine giden 3 damarı tıkalıdır. ATK tarafından ceza evinde kalamaz raporu bulunmaktadır.
Deniz Yıldırım; Kolon kanseri, kemoterapi görüyor, 5 yıldır tutuklu olarak yargılanmaktadır. Tek başına kalamayacak durumda olmasına rağmen tekli yerde
İsmail Yılmaz; 66 yaşında, Kalp rahatsızlığı, prostat, görme bozukluğu, yüksek tansiyon gibi hastalıkları bulunuyor. 28 Nisan Salı günü sabah saatlerinde beyin damarlarında çatlama ve kanama teşhisiyle hastaneye kaldırıldığı ve ameliyata alındığı bilgisine ulaşılmıştır.
Sabri Kaya; kalbi yüzde 25 oranında çalışıyor,iki kez kalp ameliyatı geçirmiştir, protez kalp kapakçığı takılıdır. Kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu, şeker hastalığı, midede gastritten ve ülserden kaynaklanan yaralar, astım, bronşit, kolesterol, tansiyon, kemik erimesi ve alzheimer gibi rahatsızlıkları da mevcut. 25 Mart’tan bu yana 3 defa değişik tarihlerde hastaneye kaldırılmış, yoğun bakımda tutulmuş ve tekrar hapishaneye götürülmüştür.
Medeni Tarlan; Kolon kanseri ameliyatı oldu ve kemoterapi ve ışın tedavisi devam etmektedir. Ağır ameliyatından ve bacağındaki damar tıkanıklığından dolayı yaşamını tek başına devam ettirememektedir.
Dicle Bozan; bir bacağı kesik ve protez kullanıyor. Karın bölgesinde parçalanma var,bağırsakları dışarıda, kolostomi torbası takılı. Migren atakları ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.
Hasan Alkış; ceza evinde kalamaz raporu verilmesine bırakılmamıştır. Açık kalp ameliyatı olmuş ancak kalp yetmezliği sorunu devam etmektedir. Hipertansiyonve Behçet Hastasıdır; eklemlerine, sol gözüne ve damarlarına atıp tahribat yaratmıştır. İki ayrı zamanda felç geçirmiştir. Sürekli gözleri enfeksiyon kapıyor. %43 engelli raporu var. Sürekli olarak ramotoloji bölümünde takip edilmesi gerekmektedir.
Ergin Aktaş; iki eli yok ve verem hastası. Abdullah Turan: boynundan aşağısı felç. Serdal Yıldırım %98 engelli. Her üçünün de ATK tarafından verilmiş olan cezaevinde kalamaz raporuna rağmen İstanbul Metris R Tipi Ceza evinde bir arada tutulmaktadırlar.
İdris Başaran; Bursa H Tipi ceza evinde, Üç kez kalp krizi geçirmiştir. Kronik bronşit, astım, epilepsi, panik atak, gastrit, boyun ve bel fıtığı hastalıkları bulunmaktadır. Mide kanaması geçirmiş. FMF hastalığı (ailevi akdenizateşi) var. Ritim bozukluğu ve kalp kapakçığında gevşeme var. Bağırsak ve guatrdan ameliyat olmuş, daha önce 2 kere mide kanaması geçirmiştir. 2006 yılında kısmi felç geçirmiş, güç kaybı sürüyor.
Kazım Avcı; Sincan 1 NoluF Tipi Cezaevinde, 65 yaşında, kalp ve şeker hastası. %68 engelli, sol bacağı tamamen protez, omurlarında fıtıktan kaynaklı 2 kez ameliyat geçirmiş, 3. Ameliyat riskten kaynaklı yapılmıyor. Prostat, hipertansiyon, kalp, diabet, osteoporoz rahatsızlıkları var. Tek başına kalamaz raporu var.
Mehmet Emin Özkan; Diyarbakır D Tipi, 78 yaşında, demans,troit, kalp yetmezliği var. 2015 yılında kalp krizi geçirmiştir. İhtiyaçlarını tek başına karşılayamıyor. 23 yıldır ceza evinde bulunmaktadır. Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi %87 vücut fonksiyon kaybı bulunduğu ve ceza evinde kalamaz raporu verilmiştir.
Sıddık Güler; İskenderun T Tipi Kapalı Hapishanesinde, 80 yaşında, yaşa bağlı hastalıkları vardır. Kalp rahatsızlığı, hipertansiyon, iltihaplı eklem romatizması ve son zamanlarda artan diz ağrıları ve morluklar gibi rahatsızlıkları var. Tek başına yaşamını devam ettiremiyor.
Bu ağır hasta mahpusların durumları yalnızca çok küçük bir kısmını göstermektedir. Yüzlerce bu şekilde mahpus hapishanelerde yaşam mücadelesi veriyor. Yeni infaz yasası ile TMK kapsamında bahsi geçen hastalar gibi yüzlerce mahpus ayrımcılık yapılarak kapsam dışı bırakılmıştır.
Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 295. Haftada, cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, hasta mahpusların acil olarak tahliye edilmesini, hapishanelerde gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını ve alınan önlemler konusunda yetkililerin şeffaf olmasını talep ediyoruz. ”
PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 292’nci haftasında Afyon 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde bulunan hasta tutuklu Adem Amaç’ın durumuna dikkat çekerek, hasta tutukluların acilen tahliye edilmesini talep etti.
Haberin videosu;
Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi açıklamalarının 292’nci haftasında koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle bir araya gelemedi. Bu nedenle videolu açıklama yapan inisiyatif, bu hafta Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Adem Amaç’ın sağlık durumuna dikkati çekti.
Açıklama yapan İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, Amaç’ın karnındaki yaralar ve geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklı yaşamının risk altında olduğunu söyledi.
“İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildiğimiz kadarıyla cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere 1564 hasta mahpus bulunmaktadır. Bu hastaların içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, akciğer hastaları, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar, ATK tarafından cezaevlerinde kalamayacağı rapor edilen mahpuslar olmasına rağmen cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edilmektedirler. Yeni İnfaz tasarısı içinde ne yazık ki hasta mahpusların bir kısmı siyasi olmalarından kaynaklı olarak kapsam dışı tutulmaktadır. Anayasal olarak güvence altına alınan eşitlik ilkesi ihlal edilmektedir. Bu ayrımcılık ne hukuka ne de vicdanlara sığmaktadır. BM ve CPT’nin ısrarla mahpusların yaşam hakkının korunması için tahliye edilmelerini istemesine rağmen devlet buna kulağını kapatmış durumdadır. Dünyada pandemi olarak ilan edilen ve ciddi can kayıplarına yol açan Corona Virüs (Covid-19) hastalığı hapishanelerde ciddi risk teşkil etmektedir.
“AMAÇ, 12 KEZ AYRI AYRI AMELİYAT GEÇİRMİŞTİR”
Bu hafta Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı hapishanesinde bulunan ağır hasta mahpuslardan Adem Amaç’ın durumunu aktaracağız. Adem Amaç bulunduğu Osmaniye 1 Nolu T Tipi Kapalı cezaevinden 26 Aralık 2019 tarihinde yeni açılan Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevine 4 kişi ile birlikte ring aracı ile götürülmüştür. Cezaevine ilk girişlerinde çıplak aranmak istememesi üzerine işkence ve kötü muamele yapıldığını, yaralarından kaynaklı revire çıktığını, revirde pansuman yapılmasını istediğini ancak pansuman malzemesi olmadığını hatta revirde hiçbir şey olmadığından pansuman yapılamadığını kendisine antibiyotik önerdiklerini ama antibiyotiğin de işe yaramadığı için kendisince kullanılmadığını, söylediğini de avukatlarına aktarmıştır.
Adem Amaç 2007 yılından bu yana cezaevinde bulunmaktadır. 13 yıl önce ciddi bir yaralanma sonucunda karın içi organlarda ve karın duvarında, kas yapısını tamamen ortadan kaldıran ciddi bir sağlık problemi meydana gelmiştir. Bu sırada tedavi amacıyla kolostomi, daha sonra uç uça gnastamoz, karın duvarında kas yapısı yerine protestik yama konulması ameliyatları olmuştur. Ayrıca bu ağır ameliyatlardan sonra gelişen enfeksiyon ile apselerden dolayı belli tarihlerde toplam 12 kez ayrı ayrı ameliyatlar geçirmiştir.
“HAKLI TALEBİNE KARŞILIK OLUMLU SONUÇ ALAMAMIŞTIR”
Ancak geçirmiş olduğu tüm ağır ameliyatlara rağmen tedavisi tamamlanamamıştır. Şu anda karın duvarında zayıflık hassasiyet ve şişlik şikayetleri devam etmektedir. Oturma, kalkma ve diğer tüm hareketlerinde sorunlar ve kısıtlılıklar yaşamaktadır.
Özellikle en son 2010-2011 yılları arasında Adana Numune Hastanesinde geçirdiği karın ön kısmına, kasların yerine koydukları protestik yama yapmak için ciddi bir ameliyat geçirmiştir. Bu ameliyat sonucunda oluşan enfeksiyon ile karnındaki ameliyat yerinde 2 tane delik açılmıştır. Belirtiği bu deliklerden uzun yıllardır sürekli iltihap aktığı için yaraları bir türlü kapanmamaktadır. Kalan ameliyatlarının dışarıda ailesinin yanında yapılması için infaz ertelemesi taleplerinde bulunmasına rağmen bu haklı talebine karşılık olumlu bir sonuç alamamıştır.
“AMAÇ, DERHAL SERBEST BIRAKILMALI, TEDAVİSİNE DIŞARIDA DEVAM EDİLMELİDİR”
Adem Amaç’ın karnındaki yaralar ve geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklı olarak yaşamı risk altındadır. Özellikle son dönemlerde insan yaşamına ciddi bir tehdit olan Covid-19’unda getirmiş olduğu risklerde göz önüne alınarak, derhal serbest bırakılmalı ve tedavisine dışarıda devam edilmelidir.
Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 292. Haftada, cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, hasta mahpusların acil olarak tahliye edilmesini, hapishanelerde gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını ve alınan önlemler konusunda yetkililerin şeffaf olmasını talep ediyoruz.”
PİRHA – İHD Ankara Hapishaneler Komisyonu, cezaevinde yaşamına son verdiği ileri sürülen Aysel Koç’a dair yaptığı açıklamada, Koç’un sistematik hak ihlaline maruz kaldığını söyledi.
Haberin Videosu
İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu tarafından 3 Mart 2020 tarihinde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Aysel Koç’un yaşamını yitirmesi ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
Basın toplantısı öncesi Ankara Şube Eş Başkanı Nuray Çevirmen kısa bir konuşma yaptı. Çevirmen, “Sincan Cezaevi’nde yaşamını yitiren Aysel Koç’un yaşamış olduğu hak ihlallerini aktarmak için burada toplandık. 3 Mart tarihinde avukatı tarafından arandık. Arkadaşlarımızla birlikte adli tıp kurumuna gittik, ailesinin aktarımları oldu. Bugün Sincan Cezaevi’nde birlikte kalmış olduğu mahpuslarla yapılan görüşmeler doğrultusunda yaşamış olduğu sıkıntı ve sorunların onu nasıl adım adım ölüme götürdüğünü tespit etmiş bulunmaktayız. Bu nedenle cezaevinde yaşanan ölümlere de bir duyarlılık sağlamak amacıyla basın açıklaması yapmak istedik” dedi.
“SIK SIK EPİLEPSİ KRİZİ GEÇİRDİ”
İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı yaptığı açıklamada ailenin kendilerine, Koç’un bir süredir tek başına tutulduğu, epilepsi hastası olduğu, cezaevinde birçok hak ihlaline maruz kaldığı, babası ile yaptığı telefon görüşmesinde “Beni buradan sağ çıkartmayacaklar” dediği bilgilerini aktardığını belirtti.
Cezaevinde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla yapılan görüşmesine dair bilgi veren Yazmacı, şunları söyledi: “8 yıldır 4 kadın mahpus olarak birçok cezaevinde kaldıkları ve son 3,5 yıldır da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulundukları dönemde kendilerine ayrı bir tecrit uygulandığını, spor, atölye gibi faaliyetlere sadece 4 kişi olarak çıkarıldıklarını, sohbet haklarının engellendiğini, 4 kişinin hiçbir yere çıkarılmadıklarını, bunun sebebini sorduklarında cevap alamadıklarını ifade etmişlerdir. Aysel Koç’a yetkililer tarafından ‘Bekleyin ağırlaştırılmış müebbet alacaksınız, şurada yeni bir cezaevi yapacağız, tek tip kıyafet giydireceğiz’ dediklerini ifade etmişlerdir. Aysel Koç’un epilepsi hastası olmasına rağmen görevliler tarafından kafasının koğuş kapısına sıkıştırıldığını, yerlerde sürüklendiğini, bu durumu diğer üç arkadaşının mahkemede dile getirmesine rağmen sonuç alamadıklarını, olayla ilgili olarak Aysel Koç’un ceza aldığını aktarmışlardır.”
Koç’un sık sık epilepsi krizi geçirmesinden dolayı bir başka cezaevine naklinin yapılması ve tedavi edilmesi için arkadaşlarının idareye başvurduklarını aktaran Yazmacı, şu bilgileri verdi: “Arkadaşları ayrıca Koç’un bir defasında dilini yuttuğunu, koğuşta kalan diğer 3 kişinin zor durumda kaldığını, hiçbir görevlinin gelmediğini, bu nedenle bir tutuklunun elini Aysel’in ağzına sokarak hayatını kurtardığını, Aysel’in 6 ay boyunca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkumların yan koğuşunda tek başına kaldığını, tek başına kalırken üç kez epilepsi krizi geçirdiğini, bir kez epilepsi krizi sırasında elindeki bardağın kırıldığını ve kırılan bardaktaki camların üzerinde titreyerek kriz geçirdiğini ve yaralandığını, ölmeden önce de, 25 Şubat’tan sonra 7 gündür tek başına bir koğuşta kaldığını anlatmışlardır.”
“İDARENİN AĞIR İHMALLERİ BULUNMAKTA”
27 Şubat akşamında Aysel’in bulunduğu koğuştan bağırarak “Nasılsınız, ben hiç iyi değilim, kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi size göndereceğim, sizi seviyorum” dediğini söyleyen Yazmacı, Koç’un sistemli bir hak ihlaline maruz kaldığını belirterek şöyle devam etti:
“Epilepsi hastaları sebebi ne olursa olsun tek başlarına tutulamazlar. Ancak daha önce 6 ay süreyle ve 25 Şubat’tan ölümüne kadar olan 7 günlük sürede tek başına tutulmuştur. Arkadaşlarının ve ailesinin verdiği beyanlara göre de çeşitli zamanlarda sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakılmıştır. Hasta olmasına ve tedavisi yönünde çeşitli kereler dilekçe yazılmasına ve sevk talep edilmesine rağmen bunlar yapılmayarak süreç adeta hızlandırılmıştır. Hapishanelerde mahpusların yaşamının korunması yönünde gereken tedbirleri almakla yükümlü olan idare gerekenleri yerine getirmemiştir ve ağır ihmalleri bulunmaktadır. Tüm bu ihmallerden ve hak ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı, yükümlülüğü bulunanlar hakkında cezai işlemler uygulanmalıdır.” PİRHA/ANKARA