Etiket: nurşat yeşil

  • İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    PİRHA- Bir çok kentte açıklama yapan İHD, kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımların bir an önce atılması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yaptı. Bir çok kentte yapılan açıklamalarda, iktidarın, PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atması çağrısında bulunuldu.

    İHD DERSİM ŞUBESİ: SİLAHSIZLANMA VE BARIŞ HUKUKİ REFORMLARLA GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR

    İHD Dersim Şubesi, PKK’nin silah bırakma kararının ardından kalıcı barışın sağlanabilmesi için hukuki reformların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil okudu. Yeşil, sürecin yalnızca güvenlik ya da teknik bir silahsızlanma meselesi olmadığı, demokratikleşme ve toplumsal barışı inşa etme perspektifiyle ele alınması gerektiği ifade etti.

    Yeşil, 1 Ekim 2024’te başlayan ve PKK’nin kendini feshetme kararıyla somutlaşan sürecin, toplumun tüm kesimlerinde büyük bir umut yarattığını belirterek, “Fiili olarak sağlanan silahsızlanmanın, başkaca teyit ve tespit koşuluna bağlanmaksızın yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Hükümet, muhtemel yol kazalarına mahal vermeden PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atmalı ve gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce yapmalıdır” dedi.

    İHD ANTALYA: SOMUT ADIMLAR ATILSIN

     

    İHD Antalya Şubesi de, Attalos Anıtı önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal dünya deneyimlerinin hukuki ve idari reformlarla desteklenmeyen müzakere süreçlerinin başarısız olabileceğini gösterdiğini hatırlattı.

    TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun üzerinden iki ay geçmesine rağmen somut adımların atılmadığını ifade eden Önal, çıkarılması gereken çerçeve yasanın çatışmanın tüm sonuçlarını bertaraf etmeyi hedeflemesi, silah bırakanların eğitim, sağlık ve istihdam ihtiyaçlarını karşılayacak destek mekanizmaları içermesi gerektiği belirtti.

    İHD İSKENDERUN: GEÇMİŞLE YÜZLEŞME, HAKİKAT VE ONARIM SÜREÇLERİ İŞLETİLMELİDİR

    İHD İskenderun Şubesi de, şube konteyneri önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şube Eş Başkanı Ayten Kılınç, sürecin, yalnızca bir güvenlik veya teknik silahsızlanma meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Türkiye’nin demokratikleşme kapasitesini güçlendirme, kalıcı iç barışı kurma iradesi ve nihayet bölgesel krizler karşısında ulusal ve bölgesel istikrar üretme becerisini de kapsayacak bir şekilde düzenlenmelidir.

    PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa, daha fazla ertelenmeden en kısa zamanda çıkarılmalı ve aşağıdaki hususları içermelidir. Bu yasa:

    Yasa geniş ve kapsamlı olmalı, çatışmanın bütün sonuçlarını tamamen bertaraf etme amacı taşımalıdır. Bütünlükçü bir bakışla kaleme alınmalı, açık ve ölçülebilir bir amaç taşımalıdır. Yasa kapsamına aldığı grupları açıklıkça belirmeli ve bunu yaparken grup üyelerinden hiçbirinin dışarıda bırakılmamasına özen göstermelidir.

    Yasa metni açık, yoruma kapalı ve öngörülebilir olmalı, infaz ve dönüş süreçlerinde idari ve hukuki keyfiliği önleyecek kesinlikler ve güvenceler içermelidir.

    Silah bırakanların eğitim, sağlık, istihdam ve benzeri alanlardaki gereksinimlerini karşılamak üzere destek mekanizmaları kurmalıdır.

    Bu yasanın uygulanmasını izlemek üzere TBMM bünyesinde tıpkı TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu örneğinde olduğu gibi tüm siyasi partilerin katılımıyla bir “İzleme ve Denetleme Komisyonu” oluşturulmalıdır. Bu komisyon, belli aralıklarla hazırladığı raporları Meclis’e sunmalıdır. Bu Komisyon sivil toplum örgütlerinin katılımına açık,  somut ve süreklilik arz eden bir çalışma yöntemi geliştirmelidir.

    İHD olarak kalıcı barışın ve demokratik bir düzenin inşası için bütün siyasi mahpusları özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemenin yapılmasını talep ediyoruz.  Demokratik bir toplum düzeni ve güvenli bir gelecek ancak geçmişle yüzleşme, hakikat ve onarım süreçlerinin işletilmesi ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda tarafların sivillere karşı işlediği suçlar bakımından hakikat, adalet ve onarımı odağına alan koşullu sorumluluk mekanizmaları kurulmalı ve etkin bir şekilde işletilmelidir. ”

    İHD MERSİN: KALICI BİR BARIŞ İÇİN SİYASİ VE HUKUKİ ADIMLAR ATILMALI

    İHD Mersin Şubesi de, dernek binasında açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şükran Aktaş, hükümetin, Kürt Meselesinin çözümünü konjonktürel bir zorunluluktan ziyade temel hak ve özgürlükler perspektifinden stratejik bir bakış açısıyla ele alması gerektiğini ifade etti.

    Aktaş, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından meclise sunulan nihai raporun 7. Bölümünde belirtilen tüm demokratikleşme adımları ivedilikle hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda:

    Hukuk devletinin yeniden inşası ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince AİHM ve AYM kararlarının gereği yerine getirilmelidir.

    Kayyım uygulamasına son verilerek kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmelidir.

    Yaşam hakkı tehdidi ve birçok ihlal ile karşı karşıya olan hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı bu konuda yasal ve idari reformlar gerçekleştirilmelidir.

    Mahpusların tahliyelerini keyfi bir şekilde engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalı, mahpusların infaz süreleri kanunla belirlenmeli, mahpusların denetimli serbestlik hakkından yararlanmalarını engelleyen ve açık cezaevine ayrılma taleplerinin reddeden keyfi ve gayri-hukuki tutumlara son verilmelidir.

    Belediye Başkanları, siyasi aktörler ve gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yönelik yargısal tacizden vazgeçilmeli, tutuksuz yargılama bütün yargısal süreçlerde esas alınmalıdır.

    KHK ile işten atılan memur ve işçiler göreve iade edilmelidir.

    Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kaldırılmalı, TCK ve ilgili mevzuatın AİHM ve AYM kararları doğrultusunda öngörülebilirlik ve kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir.

    İnsan Hakları Derneği olarak, çatışmasızlık ve silahsızlanma ile elde edilen bu tarihi fırsatın kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların mümkün olan en kısa süre içinde hayata geçirilmesi talebimizi yineliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM-ANTALYA-MERSİN-İSKENDERUN

  • İHD Dersim Şubesi: Hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilsin, hasta mahpuslar serbest bırakılsın- VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilsin, hasta mahpuslar serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Türkiye hapishanelerinde artan hak ihlallerine dikkat çekerek, özellikle hasta mahpusların yaşadığı ağır koşulların yaşam hakkını tehdit ettiği belirtti. İHD Dersim Şubesi hasta mahpusların bir an önce serbest bırakılmaları çağrısı yapıldı.

    İHD Merkezi Hapishane Komisyonu’nun 2025 yılı verilerine göre, cezaevlerinde 335’i ağır olmak üzere en az bin 412 hasta mahpus bulunuyor. Bu mahpuslardan 230’unun tek başına yaşamını sürdüremediği, buna rağmen ölüm riski altında tutulduğu belirtildi.

    İHD Dersim Şubesi, hapishanelerde yaşanan ağır hak ihlallerine yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “HASTA MAHPUSLARIN TEDAVİ HAKKI ENGELLENİYOR”

    Nurşat Yeşil, açıklamada yüksek güvenlikli ve kamuoyunda “kuyu tipi” olarak adlandırılan hapishanelerde giderek kurumsallaşan tecrit uygulamalarına dikkat çekerek, “Mahpusların günde 23 saate varan sürelerle tek kişilik hücrelerde tutuluyor. Sosyal temas, havalandırma ve iletişim hakları ciddi bir biçimde kısıtlanıyor. Bu uygulamalar ulusal ve uluslararası hukuk açısından da işkence ve kötü muamele yasağını ihlal etmektedir” dedi.

    Yeşil, ayrıca hasta mahpusların tedaviye erişim hakkının engellendiği, hastane sevklerinin geciktirildiği, kelepçeli muayene dayatmasının sürdüğü ve Adli Tıp Kurumu’nun taraflı raporlarının tahliyelerin önünde engel oluşturduğu da aktardı.

    “YETKİLİLERİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Yeşil, basın açıklamasında taleplerini şöyle sıraladı:

    – Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı, tedavi haklarına engelsiz erişimleri sağlanmalıdır.
    – Hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına son verilmelidir.
    – “Kuyu tipi” ve yüksek güvenlikli hapishanelerdeki insanlık dışı uygulamalar derhal kaldırılmalıdır.
    – Adli Tıp Kurumu’nun bağımsız ve tarafsız çalışması sağlanmalı, hasta mahpusların tahliyesinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.
    – Mahpusların sağlık, iletişim ve insanca yaşam hakları güvence altına alınmalıdır.
    – İnfaz ertelemelerine gerekçe yapılan keyfi uygulamalara derhal son verilmelidir.

    Yeşil son olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin takipçisi olmaya devam edeceklerini belirterek kamuoyunu duyarlılığa, yetkilileri ise sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD’li kadınlar: İhtiyacımız olan ‘aile yılı’ değil, ‘İstanbul Sözleşmesi’dir!- VİDEO

    İHD’li kadınlar: İhtiyacımız olan ‘aile yılı’ değil, ‘İstanbul Sözleşmesi’dir!- VİDEO

    PİRHA- 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim ve Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, kadın cinayetlerinin artırdığına dikkat çekerek, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden imzalanması çağrısında bulundu. Kadınların sadece erkekler tarafından değil erkek zihniyetini taşıyan siyasal iktidar tarafından korunmadığına dikkat çeken DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, devletin kendi sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı.

     

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Kadın Komisyonu üyeleri bir çok kentte 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamına basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamalarda, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe konulması çağrısı öne çıktı.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde Dersim İnsan Hakları Derneği (İHD) Kadın Komisyonu, erkek egemen şiddete, kadın cinayetlerine ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı basın açıklaması yaptı.

    Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü önünde yapılan basın açıklamasını İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    Açıklamada, “Biz kadınlar güvende değiliz, yaşam güvencemiz yok. İstanbul Sözleşmesi yaşatır. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenleri 11 Mayıs 2011’de ortaya konan iradeye dönmeye ve sözleşmeyi yeniden imzalamaya davet ediyoruz” denildi.

    “KADINLAR YAŞAM GÜVENCESİNDEN YOKSUN”

    Nurşat Yeşil, Türkiye’de erkek egemen, militer ve feodal değer yargılarının olağanüstü derecede içselleştirildiğine dikkat çekerek, bunun bir sonucu olarak da kadına yönelik şiddetin sistematik ve yaygın biçimde uygulandığı vurgulandı.

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ HATIRLATMASI!

    Nurşat Yeşil, İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddet konusunda bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı uluslararası metin olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “2025’in ‘aile yılı’ ilan edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarının yasaklanması, kadınların en çok şiddete maruz kaldığı alanın aile içi olduğunu görmezden gelmektir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinin birinci koşulu İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmektir. ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır’ söylemi bir slogandan ibaret değildir. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenleri, 11 Mayıs 2011’de ortaya konan iradeye geri dönmeye ve İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalamaya davet ediyoruz. Kadına yönelik şiddet politiktir. Devletin dili ne kadar sert, ayrıştırıcı ve ötekileştirici olursa şiddet de o ölçüde artar. Biz kadınlar yaşamdan yanayız.”

    “KADIN TARİHİN EN ESKİ SÖMÜRGESİDİR”

    Açıklamanın ardından konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, “Zihniyet olarak aile ve sosyal hizmetler başlığıyla kadınların yaşamalarının bu kıskaç içerisinde yer alması bile bize bu coğrafyada kadınlara nasıl yaklaşıldığını göstermekte. Aile yılı diyerek kadınları 4 duvar arasına hapsetmek isteyen kadınları erkeklere muhtaç kılmaya çalışan bir siyasal iktidarla karşı karşıya” olduklarını belirtti.

    Ayten Kordu, “Kadınlar, tarihin en eski sömürgesidir. Bugün de bu sömürge zihniyeti devam ediyor” diyerek, konuşmasına şöyle devam etti: “AKP iktidar olduğu süreçten beri uyguladığı politikalarla kadınlara şunları söylüyor: ‘Kadınlar eşit olamaz, kadınların iradesi olamaz.’ Bunula kadınlar erkek devlet şiddetiyle baş başa bırakılarak aileye erkeğe mahkum ediyor.. Aile yılı ilan eden iktidarın aile yılın ilan edildiğinden bu yana kadınlar en çok aile içinde erkekler tarafından katlediliyor.”

    Kadınların sadece erkekler tarafından değil erkek zihniyetini taşıyan siyasal iktidar tarafından korunmayarak, var olan İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilerek ve 6284 kadını koruma yasasını etkin uygulanmamasını sağlayarak kadınlar katledildiğine dikkat çeken Kordu, devletin kendi sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yaptı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR”

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu da, Aile ve Sosyal Hizmetler Mersin İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Fatoş Sarıkaya, 2025 yılında 294 kadın erkekler tarafından öldürüldüğünü, 297 kadının ise şüpheli biçimde yaşamını yitirdiğini vurgulayarak, “Biz insan hakları savunucusu kadınlar olarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesinin birinci koşulunun İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” söylemi içi boş bir slogan değildir. Bu sözleşme, erkek egemen zihniyetle mücadele etmek üzere kadınların emeğiyle hazırlanmış, uluslararası kabul görmüş bir şiddet önleme mekanizmasıdır” dedi.

    PİRHA/DERSİM-MERSİN

     

  • İHD Dersim Şubesi: Metin Can ve Hasan Kaya’yı unutmadık, unutmayacağız!-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Metin Can ve Hasan Kaya’yı unutmadık, unutmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 33 yıl önce katledilen İHD Elazığ Şube Başkanı Av. Metin Can ile İHD üyesi Dr. Hasan Kaya’yı andı. Yapılan açıklamada, faillerin hâlâ cezasız kaldığına dikkat çekildi ve “Onları unutmadık, unutmayacağız” denildi.

    21 Şubat 1993’te kaçırılan Can ve Kaya’nın işkenceye uğramış cansız bedenleri 27 Şubat 1993’te Elazığ-Dersim yolu üzerindeki Dinar Köprüsü altında bulunmuştu. Kamuoyunda “Yeşil” kod adıyla bilinen ve birçok zorla kaybetme ile yargısız infazda adı geçen Mahmut Yıldırım’ın bu cinayeti işlediği resmi belgelerle ortaya konmuştu.

    İHD Dersim Şubesi tarafından yapılan açıklamada, cinayete dair ciddi delillere rağmen hiçbir yargısal sürecin işletilmediği, faillerin korunduğu ve aynı yöntemlerle yüzlerce kişinin daha zorla kaybedildiği hatırlatıldı.

    Açıklamayı İHD Dersim Şubesi adına Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “FAİLİ MEÇHUL CİNAYETLER AYDINLATILMALIDIR”

    Karanlık odaklarca işlenen faili meçhul cinayetlerin aydınlatılıp, hakikatle yüzleşilmesi gerektiğini belirten Yeşil, “Aradan geçen 33 yıla rağmen devletin adli ve idari makamları, Metin Can ve Hasan Kaya’nın katledilmesinde olduğu gibi yüzlerce olaya karşı kayıtsız tutumlarını sürdürüyor. Bu topraklarda barış, başta Metin Can ve Hasan Kaya cinayeti olmak üzere tüm yargısız infazlar ve zorla kaybetmelerin açığa çıkarılması; yüzleşme, hakikat ve onarım süreçlerinin eksiksiz yürütülmesiyle mümkün olacaktır” dedi.

    Nurşat Yeşil, 33 yıl önce katledilen üyeleri için adalet arayışlarının süreceğini vurgulayarak, bu mücadelenin cezasızlık politikasına karşı insan haklarını savunma mücadelesi olduğunu belirtti.

    Açıklamada son olarak, “33 yıl önce katledilen Metin Can ve Hasan Kaya’nın faillerinin bulunması için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu mücadele cezasızlık politikasına ve insan hakları ihlallerine karşı bir mücadeledir. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Onları unutmadık, unutmayacağız” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD’den BM ve AB’ye Rojava çağrısı!-VİDEO

    İHD’den BM ve AB’ye Rojava çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- İHD Kadın Komisyonu birçok ilde, Suriye ve Rojava’da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik saldırılara dikkat çekerek Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası mekanizmalara acil çağrıda bulundu. Kadınlara yönelik savaş suçlarının artık görmezden gelinemeyeceği vurgulandı.

    Suriye Geçici Hükümeti ve ona bağlı çetelerin Suriye ve Rojava özelinde yürüttüğü savaş politikaları gündemdeki yerini korurken, 6 Ocak 2026’dan bu yana Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların sürdüğü belirtildi. Bugün saat 12.30’da İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, yaptığı basın açıklamasında bu saldırılardan en fazla kadınlar ve çocukların etkilendiğini ifade etti.

    “ÇETELER ÖZELLİKLE KADINLARI VE KIZ ÇOCUKLARINI HEDEF ALIYOR”

    Kadın Komisyonu adına açıklamayı İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu. Açıklamada, HTŞ bağlantılı silahlı grupların Kürtler, Aleviler, Ermeniler ve bölgede yaşayan diğer halklara yönelik sistematik saldırılar yürüttüğü belirtilerek, özellikle kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ağır suçlar işlendiği vurgulandı.

    6 Ocak’ta Halep’in Şeyh Maksut ve Eşrefiye mahallelerinde gerçekleşen saldırılara dikkat çekilen açıklamada, bir kadının cansız bedeninin bir binadan atılmasının kadınlara yönelik vahşetin boyutunu gözler önüne serdiği ifade edildi.

    Yeşil, “Sahadan gelen güvenilir bilgiler, çok sayıda cinsel saldırı, cinsel işkence, zorla alıkoyma ve tehdidin yaşandığını göstermektedir. Kadın bedeni savaşın bir silahı haline getirilmiştir. Bu suçlar münferit değil, bilinçli ve sistematik bir şiddet politikasının parçasıdır” dedi.

    ULUSLARARASI SESSİZLİĞE TEPKİ

    Rojava’da hedef alınanın özgür yaşam iradesi olduğunu vurgulayan Yeşil, Haseke ve Kobane başta olmak üzere bölgedeki kadınların ciddi bir tehdit altında olduğunu söyledi. Uluslararası insan hakları mekanizmalarının sessizliğini eleştiren Yeşil, “Kadın dayanışmasıyla bu sessizlik son bulmalıdır” çağrısında bulundu.

    Açıklama, uluslararası kadın dayanışmasına çağrı ile sona erdi. Açıklamanın ardından İHD’li kadınlar, BM ve AB bünyesinde görev yapan kadınlara mektup gönderdi.

    BM VE AB’YE MEKTUP

    İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu da bugün saat 13.00’de  yaptığı açıklamada Suriye ve Rojava’da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ile savaş suçlarına karşı Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği kurumları ve uluslararası insan hakları örgütlerine mektup gönderdi. Komisyon, yetkilileri acil sorumluluk almaya çağırdı.

    Konuya ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenleyen Kadın Komisyonu, BM’nin 1325 sayılı “Kadın, Barış ve Güvenlik” kararı ile AB ve üye devletlerin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hatırlattı.

    Basın metnini okuyan İHD Mersin Kadın Komisyonu Sözcüsü Fatoş Sarıkaya, HTŞ saldırılarının özellikle kadınlar ve kız çocukları açısından onarılamaz sonuçlar doğurduğunu söyledi.

    Sarıkaya, “Tüm dünyanın gözleri önünde bir kadının cansız bedeninin bir inşaattan aşağı atılması, kadınlara yönelik vahşetin ulaştığı boyutu göstermektedir. Çok sayıda cinsel saldırı, cinsel işkence, zorla alıkoyma ve tehdit, kadın bedeninin savaşın bir silahı haline getirildiğini ortaya koymaktadır. Bu suçlar münferit değil, örgütlü ve sistematik bir şiddet politikasının parçasıdır” dedi.

    Haseke ve Kobane başta olmak üzere Rojava’daki kadınların ve kız çocuklarının ciddi bir tehdit altında olduğunu belirten Sarıkaya, kadınların yaşam hakkı, beden bütünlüğü ve onurunun doğrudan hedef alındığını vurguladı.

    Açıklamanın ardından İHD Mersin Şubesi Kadın Komisyonu, taleplerini içeren mektupları ilgili kurumlara gönderdi.

    PİRHA/DERSİM/MERSİN

     

  • Dersim’den 2026 mesajı: Barış için mücadele, özgürlük için ısrar!-VİDEO

    Dersim’den 2026 mesajı: Barış için mücadele, özgürlük için ısrar!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanları Nurşat Yeşil ile Özgür Ateş, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanları Hümeyra Tusun Yeğin ile Özcan Ateş, ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi ve EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul, 2026 yılına dair mesajlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda barış, demokrasi, özgürlük ve eşit yurttaşlık talepleri öne çıkarken, yeni yıla mücadele vurgusuyla girildi.

    İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı uzun yıllardır mücadele yürüten Aleviler, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. Kurum temsilcileri, 2025 yılının da baskı politikalarına karşı mücadelenin sürdüğü bir yıl olduğunu vurgularken, 2026’da bu mücadelenin daha da büyütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Dersim’deki kurum temsilcileri yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı.

    “DAHA ÖZGÜR YILLARA”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, 2026 yılına dair beklentilerini şu sözlerle dile getirdi:

    “2025 yılında başlayan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecini, çıkarılacak yasalarla 2026 yılında daha sağlam temellerle ilerlemesini; kimsenin dilinden, dininden, ırkından, cinsel yöneliminden dolayı ayrıştırılmadığı, tüm insanların onurda ve haklarda eşit olduğu, kadınların ve LGBTİ+’ların daha özgür yaşadığı bir toplumu 2026 yılı için diliyorum, temenni ediyorum.”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş ise yeni yıl mesajına kültürel ve toplumsal barış vurgusuyla başladı:

    “Öncelikle tüm halkımızın Gağan bayramını kutlayarak başlamak istiyorum. Barışın coğrafyamızda egemen kılınması için, savaşsız, sömürüsüz bir dünya için 2026’ya dair beklentilerimizin bu yönde olmasını diliyor ve temenni ediyorum.”

    “BARIŞIN YILI OLSUN”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, 2025 yılının toplumsal baskılar ve savaşlarla geçtiğine dikkat çekerek, barışın somut adımlarla ilerlemesi gerektiğini vurguladı:

    “Öncelikle 2025 yılını da aslında bir önceki yıllardan çok farksız yaşamadık. Yani genel olarak toplumsal baskı, demokrasinin olmayışı, kadına, çocuğa ve doğaya yönelik yapılan saldırılarla geçti. Diğer yandan dünyada da yaşanan savaşlar bizleri olumsuz anlamda etkiledi. O yüzden 2026 yılının ülkemize, Orta Doğu’ya ve tüm dünyaya öncelikle barış getirmesini istiyorum. Bu atılan barış adımlarının somut adımlarla ilerlemesi toplum açıdan çok önemli. Bunların dışında kadına yönelik şiddetin olmadığı, çocukların şiddete uğramadığı, öldürülmediği, doğanın katledilmediği, emekçilerin hakkını aldığı, güzel, mutlu, huzurlu bir yıl diliyorum.”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş ise tarihsel acılara işaret ederek barış ve kardeşlik çağrısı yaptı:

    “Geçtiğimiz yıllar bu topraklarda katliamlar, zulümler yaşandı. Temennimiz odur ki bundan sonraki yıllarda, bu acı ve katliamların son bulmasıdır. Her halkın kendi diliyle, rengiyle, kimliğiyle, inancıyla özgür yaşamasını istiyoruz. Çocuk çocukluğunu, yaşlı yaşlılığını mutlu ve huzurlu yaşasın. Yeni yıl halkımızın berrak suyunun kirlenmediği, savaşların ve ölümlerin olmadığı, doğanın katledilmediği, börtü böceğin öldürülmediği, barış ve kardeşliğin hakim olduğu bir yaşam diliyorum. Özelde Kürt halkının ve tüm dünya halklarının yeni yılını kutluyorum.”

    “EMEKÇİLERİN ÖZGÜR OLDUĞU BİR YIL OLSUN”

    ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, 2025 yılının emekçiler ve ezilen halklar açısından zorlu geçtiğini belirterek, yeni yıl için mücadele ve umut vurgusu yaptı:

    “2025 yılı, Türkiye işçi sınıfı, emekçileri ve ezilen halklar açısından büyük zorlukların, büyük sıkıntıların ve büyük mücadelelerin olduğu bir yıl oldu. Bu yıldan aldığımız güçle yeni yılı selamlamak istiyoruz. Özellikle başta Kürt halkının, Kürt ulusunun barış ve demokrasi mücadelesinde atmış olduğu yeni bir adım var. Umarım bu karar Kürt halkına, Kürt ulusuna ve ezilen halklara adil, demokratik bir barışı getirir. Diğer yandan grevlerin, direnişlerin, işçi kıyımlarının, çocuk ölümlerinin, çocuk işçi ölümlerinin ve kadın ölümlerinin çokça arttığı bir yılı geride bıraktık. Yeni yılın en azından bunların olmaması ve ezilen halkların, işçi sınıfının, emekçilerin, gençlerin, çocukların ve kadınların özgür olduğu, mutlu olduğu, gerçekten gelecekleri konusunda herhangi bir kaygı yaşamadıkları bir yıl olmasını temenni ediyorum ve yeni yılda da en azından dünya halklarının savaşsız, sömürüsüz bir yaşamı inşa etmesini temenni ediyoruz.”

    “2026 BİZİM YILIMIZ OLACAK”

    EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul ise mücadele çağrısını büyüterek 2026’ya dair umutlu bir mesaj verdi:

    “2025 yılını tamamlayarak bir yüzyılın ilk çeyreğini de tamamlamış olduk. Bu yılda da işçiler, emekçiler, ezilen halklar bakımından mücadeleyle dolu bir yıl oldu. Tabii ki egemen sınıflar bakımından da kendi tahakkümlerini arttırmak, kendi tahakkümlerini kurmanın bir yılı olarak devam etti. 2026’nın işçiler, emekçiler, ezilen halklar bakımından mücadelenin kazanacağı bir yıl olacağını umuyoruz. Mücadelemizi birleştirir, beraber hareket eder, vitesi yükseltirsek 2026 yılı bizim yılımız olacaktır. Herkese mutlu yıllar.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi, ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi, ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, KESK Dersim Şubesi’nde ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi. Savaş ortamlarında tüm faturalar en acı bir şekilde kadınlar ve çocuklar tarafından ödendiğini vurgulayan Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş, “Hem hayatımızı, hem bedenimizi hem de geleceğimizi etkileyen kararları biz olmadan veriyorlar. Biz de diyoruz ki biz buradayız, biz konuşacağız” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, KESK Dersim Şubesi’nde ‘Kadınlar barışı konuşuyor’ başlıklı toplantı düzenledi. Toplantıya konuşmacı olarak İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil ve Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş katıldı. Toplantıya Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda kadın katıldı.

    “BARIŞ SADECE SİLAHLARIN SUSMASI MIDIR?

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, toplantının açılışında şunları ifade etti:

    “10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nda kadınlarla bir araya gelerek barış sürecini birlikte konuşalım istedik. Barış deyince aklımıza ne geliyor? Barış sadece silahların susması mıdır? Kadınlar nasıl barışın öznesi olabilirler? Barış bize neyi ifade ediyor, bunu birlikte ifade edelim istedik.”

    “2015 GİBİ ACI BİR TECRÜBEMİZ VAR”

    Savaş ortamlarında tüm faturalar en acı bir şekilde kadınlar ve çocuklar tarafından ödendiğini vurgulayan Barış Akademisyeni Evun Sevgi Okumuş, “Savaşta ya da barışta ya da herhangi bir karar alınırken masalardan dışlandık. Hem hayatımızı, hem bedenimizi hem de geleceğimizi etkileyen kararları biz olmadan veriyorlar. Biz de diyoruz ki biz buradayız, biz konuşacağız. Şimdi 2015 gibi bir acı tecrübemiz var biliyorsunuz. Dolayısıyla bir güvensizlik hissediyoruz hepimiz bunu anlayabiliyorum. Bu süreçte neler olacak, neler bekliyoruz? Sizlerle birlikte bunu açalım istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Nurşat Yeşil: Barış her dönem en önemli şiar olarak önümüzde duracak -VİDEO

    Nurşat Yeşil: Barış her dönem en önemli şiar olarak önümüzde duracak -VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, hak ihlallerini durdurmanın tek yolunun örgütlenmek olduğunu vurgulayarak, “Bunun için tüm kesimlerin örgütlenip sesini duyurması gerekiyor” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, insan haklarında yaşanan sıkıntı ve ihallere dair sorularımızı yanıtladı.

    “ASLINDA UZUN YILLARDIR ÜLKEDE İNSAN HAKKI İHLALLERİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    PİRHA- Türkiye insan hakları bakımından ağır ihlallerin yaşandığı bir ülke konumunda. Bu nasıl aşılır?

    Nurşat Yeşil: Uzun yıllardır ülkede aslında ciddi hak ihlalleri ile karşı karşıyayız. Ama bu son 10 yıllık süreçte, 15 Temmuz sonrası hak ihlallerinin tavan yaptığı bir dönemi yaşıyoruz. Her kesime yönelik ciddi hak ihlalleri var.

    15 Temmuz öncesi sadece bölgeye yönelik, Kürtlere yönelik ciddi bir hak ihlalleri olduğunu görmekle birlikte, 15 Temmuz’dan sonra bu hak ihlallerinin gittikçe genişlediğini ülkenin her tarafına yayıldığını görüyoruz. İşte kayyum uygulamaları önce doğuyla başladı. Ama son zamanlarda bu ülkenin geneline gelen bir uygulama şeklini aldı.

    Türkiye’de halkların mücadeleleri sonucunda kazandıkları her şeyi maalesef zaman içerisinde bu haklar törpülene törpülene bugüne gelmiş bulunuyoruz.

    Maalesef siyasal iktidarı desteklemeyen her kesim ülkedeki hak ihlallerinin hedefi haline geldi. Özellikle kadınlar her yönden ülkede hakları gasp edilen bir topluluk. Yine çocuk istismarları, çocuk hakları çok ciddi tehdit altında. Yani bu son zamanlarda MESEM projeleri var, çocuk işçi ölümleri var. Yine tabii ki hakkını arayan emekçiler ciddi hak ihlalleri ile karşı karşılaşıyorlar ve sokaklara çıkıp demokratik haklarını arayan bütün kesimler maalesef bu otoritelermiş iktidarın baskısı altında.

    Bundan nasıl kurtulabiliriz? Tabii ki her yerde söylediğimiz gibi bu hak ihlallerinden kurtulmanın en önemli şeyi örgütlenmek. Yani tüm kesimlerin örgütlenip gerçekten sesini duyurması ve yüksek sesle hak talebini dile getirmesi gerekiyor.

    “BARIŞ SÜRECİ, DEMOKRASİYİ İSTEME SÜRECİ OLMALIDIR”

    Barış süreci insan hakları ihlallerinin azalmasında nasıl bir etki yaratır?

    Geçen yıl 1 Ekim’de başlayan Kürt sorununun çözümüne yönelik bir barış süreci diyebileceğimiz bir süreci şu anda yaşıyoruz. Bu süreçler elbette ki insanların demokrasiyi talep etmek için, haklarını talep etmek için önemli süreçler. Tüm kesimlerin bundan faydalanması gerekiyor. Kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların, işçilerin, emekçilerin, çevre aktivistlerinin, her kesimin daha yüksek sesle ülkedeki demokratikleşmeyi ciddi bir şekilde dile getirmesi gerekiyor ve kendi isteklerini yüksek sesle talep etmesi gerekiyor.

    Şu anda yaşadığımız durum tamamen otoriterleşmiş bir siyasal iktidar ve bununla birlikte anayasal haklar rafa kaldırılmış, demokratik haklar rafa kaldırılmış bir haldir. Sistem topluma haklarını vermez. Zira sistem geniş hakları olan demokratik bir toplum istemez.

    Bu yüzden de demokrasi talep eden kesimler, örgütlenerek daha yüksek sesle kendi taleplerini dile getirmesi gerekiyor. Yani hak verilmez alınır şiarı gerçekten önemli bir şiar ve o yüzden de örgütlenmek ve taleplerimizi daha güçlü bir şekilde dile getirmek zorundayız.

    Bu tür süreçler belirsizlik taşıyan süreçlerdir. Bu süreçte çok daha derin insan hakları krizleri de yaşayabiliriz. Ama çok iyi bir şekilde demokrasiye de çevirebiliriz. Bu tamamen bizim, halkın elinde olan bir şey. Biz iktidarı neye zorlarsak iktidar da bu yönde adım atmak zorunda kalacaktır.

    “HALKLAR ARASI BARIŞ KAVRAMI CİDDİ BİR ŞEKİLDE DİLLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Bu yıl ki tema ‘Barış’ buna dair ne söylemek istersiniz?

    Bu yıldan ziyade her yıl bizim için temel şey barış kavramıdır. Çünkü son 40 yıldır yaşadığımız çatışmalı süreçte çok fazla şey kaybettik. 40 yıllık çatışma süreci sonucunda yaşanan barış süreci, çatışmasızlık süreci elbette ki önemlidir. Ve gerek coğrafyamızda gerekse dünyanın birçok yerinde hala yaşanan savaşlar barış kavramının ne kadar önemli olduğunu bize gösteriyor. İşte Ukrayna-Rusya savaşı, işte Filistin’de yaşananlar, Suriye’de yaşananlar bu kavramın önemini gösteriyor.

    O yüzden sadece bugün değil her dönem için barış kavramı dillendirilmelidir. Halklar arası barış kavramının da ciddi bir şekilde dillendirilmesi gerekiyor. Barış her dönem en önemli şiar olarak önümüzde duracak tabii ki.

    Dersim’de ne tür planlamalarınız var?

    10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası dolayısıyla bir yürüyüş ve sonrasında İnsan Hakları Anıt Önde bir basın açıklaması yaptık. Bu açıklamanın dışında da kadınlarla yapacağımız, ‘Kadınlar Barışı Konuşuyor’ konulu bir söyleşimiz olacak. Bu yılda İnsan Hakları Haftası’nı bu şekilde kapatacağız.

    PİRHA/DERSİM

     

  • İHD Dersim: ‘Aileyi Koru’ yaklaşımı kadınları şiddete mahkûm ediyor-VİDEO

    İHD Dersim: ‘Aileyi Koru’ yaklaşımı kadınları şiddete mahkûm ediyor-VİDEO

    PİRHA-İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi Kadın Komisyonu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin baro binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET ÇEŞİTLENEREK DEVAM EDİYOR”

    25 Kasım’ın yalnızca bir anma günü değil aynı zamanda kadınlara yönelik her türlü şiddeti görünür kılma ve devletlerin sorumluluklarını hatırlatma günü olduğunu vurgulayan Nurşat Yeşil, “İnsan Hakları Derneği olarak, bu tarihsel mirasın taşıyıcılarından biri olduğumuzu hatırlatıyor; kadınların yaşam hakkını korumanın devletin devredilemez yükümlülüğü olduğunu vurguluyoruz. Yıl boyunca derneğimize yapılan başvurular, basın taramasından elde edilen veriler, hapishane izleme çalışmaları ve raporlamalar, kadına yönelik şiddetin önlenmesi bir yana, aksine çeşitlenerek devam ettiğini açıkça göstermektedir. 2025’in “Aile Yılı” ilan edilmesi ve kamu kurumlarının politikalarının aile merkezli bir çerçeveye oturtulması, kadına yönelik şiddetin görünürlüğünü azaltmış ve bireysel hakların geri plana itilmesine yol açmıştır. Devletin politikasını işletirken “aile birliğini önceleyen” yaklaşımı, şiddet gören kadınların başvuru mekanizmalarına erişimini zorlaştırmış, kolluk ve idari makamların “aileyi koruma” gerekçesiyle kadınları uzlaştırmaya yönlendirme eğilimini artırmıştır” dedi.

    “ADİL BİR BARIŞ KADINLARIN YAŞAM HAKKININ GÜVENCE ALTINA ALINMASIYLA MÜMKÜNDÜR”

    Kadınların hem çatışmalı süreçlerin hem de baskıcı devlet politikaların ilk hedefi haline geldiğini belirten Yeşil, “Coğrafyamızda yıllardır süren çatışmalı ortamın kadınlar üzerindeki etkisi çok boyutlu olup; zorunlu göç, yoksullaşma, güvenlik kaygısı ve toplumsal cinsiyet temelli şiddetin ağırlaşmasıyla görünür hale gelmektedir. Çatışma çözümlerinde kadınların barış mücadelesinin dışlandığı hiçbir siyasal süreç gerçek ve kalıcı bir barış üretemez. Kadın örgütlerinin karar alma mekanizmalarına katılımı güvence altına alınmadıkça çatışmanın yarattığı toplumsal tahribatın onarılması mümkün değildir. Coğrafyamızda uzun yıllardır devam eden güvenlikçi politikalar, kadınların maruz kaldıkları hak ihlallerini artıran bir etki yaratmaktadır. Özellikle Kürt illerinde yürütülen askeri ve idari uygulamalar, kadınların gündelik yaşam koşullarını doğrudan etkileyen sistematik hak ihlallerine dönüşmektedir. Kadın örgütleri ve hak savunucuları ise yıllar boyu yargı ve kolluk tacizine maruz bırakılmışlardır. Kadına yönelik şiddet yalnızca münferit olaylar silsilesinden ibaret bir olgu değil; devletin kadını yok sayan politikaları ve toplumsal yapıdaki kadın karşıtı tutumlar ile beslenen sistematik bir insan hakkı ihlalidir. Kadına yönelik şiddet sona ermeli, kadınlar barışın, adaletin ve eşitliğin öncüsü olmalıdır. Kalıcı ve adil bir barış, güvenli bir toplum ve toplumsal eşitlik ancak kadınların yaşam hakkının, özgürlüğünün ve karar alma süreçlerindeki eşit temsilinin güvence altına alınmasıyla mümkündür” diye konuştu.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN TÜM HÜKÜMLERİ EKSİKSİZ UYGULANMALIDIR”

    Yeşil, İHD Dersim Şubesi Kadın Komisyonu olarak taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    -Türkiye, hukuken bağlayıcı niteliği devam eden İstanbul Sözleşmesi’nin tüm hükümlerini eksiksiz uygulamalıdır.

    -6284 sayılı Kanun’un etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyen keyfi idari ve kolluk pratikleri son bulmalıdır.

    -Kadın örgütlerinin çalışmaları üzerindeki baskıya ve kriminalize eden yaklaşımlara son verilmelidir.

    -Kadına yönelik şiddet suçlarında cezasızlık politikası son bulmalı, etkili soruşturma ve yargılama ilkeleri güvence altına alınmalıdır.

    -Kadın Sığınma Evlerinin sayısı, erişilebilirliği ve niteliği artırılmalıdır. Bununla beraber kadınların yalnızca tehlikeden korunmaları değil; ekonomik ve sosyal yaşama özgür bir şekilde katılabilecekleri  koşullar sağlanmalıdır.

    -Sosyal medyanın yaygınlaşması ve teknolojiye erişimin artması ile birlikte kadınlara yönelik artan dijital şiddete karşı etkin tedbirler alınmalı, kadınların ifade ve fikir özgürlüğü korunmalıdır.

    -Mültecilik statüsü dahi engellenen sığınmacı kadınlara yönelik ayrımcı uygulamalar derhal son bulmalı; barınma, sağlık, eğitim gibi temel insan haklarına erişimleri sağlanmalıdır.

    -Kürt Meselesi bağlamında yürütülmekte olan çözüm sürecine kadınların etkin katılımları sağlanmalı, BM Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararı’nın kadınların korunması ve karar alma süreçlerine katılımı yönündeki ilkeleri benimsenmelidir.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Türkiye’de yaygınlaşan ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin mahpusları yaşamdan koparan ağır tecrit koşullarıyla insanlık onurunu ve hukuku ihlal ettiğini belirterek, bu uygulamaların derhal sonlandırılması çağrısında bulundu.

    2021 yılından itibaren “S Tipi”, “Y Tipi” ve “Yüksek Güvenlikli” adları altında hayata geçirilen gerek mimari yapısı gerekse de uygulamaları nedeniyle insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi” olarak nitelendirilen hapishanelerdeki hak ihlalleri gündeme gelmeye devam ediyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi de, dernek binasında konuya dair basın açıklaması düzenlendi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “MAHPUSLAR 23 SAAT HÜCREDE, GÖKYÜZÜ BİLE YASAK”

    Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde tutulan mahpusların günde 23 saat boyunca tek kişilik hücrelerde kapalı tutulduğunu, açık hava, güneş ışığı, sohbet ve sosyal etkinlik gibi temel haklardan mahrum bırakıldığını ifade ederek, hücrelerin yüksek duvarlarla çevrili ve üç katlı olması nedeniyle mahpusların gökyüzünü dahi göremediğini vurguladı.

    “TECRİT AYLARCA, HATTA YILLARCA SÜRÜYOR”

    Birleşmiş Milletler’in Mandela Kurallarına göre 15 günü aşan tecrit uygulamaları işkence olarak tanımlandığını hatırlatan Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde bu sürenin aylarca, hatta yıllarca sürdüğüne dikkat çekerek, bu durumun mahpuslar üzerinde ağır fiziksel ve psikolojik yıkıma yol açtığını belirtti.

    “İNFAZ DEĞİL, YAVAŞLATILMIŞ ÖLÜM”

    Açıklamada, R tipi ve S tipi gibi yeni izolasyon merkezlerinin de benzer işlev gördüğü aktaran Nurşat Yeşil, “Bu yapıların ortak özelliği mahpusun yaşam alanını bir kuyuya çevirmesidir. Bu bir infaz değil, yavaşlatılmış bir ölümdür” dedi.

    “SAĞLIK VE AVUKAT ERİŞİMİ ENGELLENİYOR”

    Mahpuslardan gelen mektuplarda sağlık hizmetlerine erişimin engellendiği, avukat görüşlerinin sınırlandığı ve hastane sevklerinin geciktirildiği bilgisine yer veren Nurşat Yeşil, bu uygulamaların yaşam hakkı ve işkence yasağının açık ihlali olduğunu vurguladı.

    “İZOLASYON BİR GÜVENLİK DEĞİL, YOK ETME POLİTİKASIDIR”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin insanın toplumsal varlık olma özelliğini hedef aldığını ve mahpusları görünmez hale getirerek toplumsal vicdanı susturmayı amaçladığını belirtti.

    Açıklamada şu çağrılara yer verildi:

    • Tüm kuyu tipi hapishaneler derhal kapatılmalı,
    • Tecrit ve izolasyon uygulamaları son bulmalı,
    • Mahpusların sosyal ve kültürel haklarına erişimi sağlanmalı,
    • Bağımsız heyetler hapishanelerde inceleme yapabilmeli,
    • Aile ve avukat görüşlerinin önündeki engeller kaldırılmalı,
    • Adalet Bakanlığı kamuoyuna şeffaf bilgi vermeli.”

    “İNSAN ONURU DEVLETİN ÜSTÜNDEDİR”

    Nurşat Yeşil, açıklamasının sonunda şu ifadelere yer verdi:

    “İzolasyon bir güvenlik politikası değil, insanı yok etme politikasıdır. İnsan onuru, devletin ve toplumun üstündedir. İzolasyon işkencedir, işkence insanlık suçudur.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Kontrol noktalarındaki yoğun uygulamalar özgürlükleri ihlal ediyor -VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Kontrol noktalarındaki yoğun uygulamalar özgürlükleri ihlal ediyor -VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, kent genelinde artan kontrol noktaları ve güvenlik uygulamalarına tepki göstermek amacıyla basın açıklaması yaptı. Dersim-Ovacık yolu üzerindeki kontrol noktasına yakın bir noktada yapılan açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    Yeşil, Dersim’deki denetim ve kontrol noktalarının halkın temel haklarını ciddi şekilde kısıtladığını vurguladı:

    “Dersim’in dört bir yanına yayılan kontrol noktaları, neredeyse her dağa kurulan askeri karakollar, gözetleme kuleleri, köy ve mezra girişlerindeki kameralar ile ormanlık alanlardaki foto kapanlar şehir ve köy yaşamını olağanüstü hal koşullarını aratmayacak bir duruma dönüştürmüştür. Kent merkezinde, mahalle aralarında, ilçe giriş ve çıkışlarında, köy yollarında kolluk kuvvetlerinin sürekli varlığı, halkın özel yaşamının gizliliği ve seyahat etme özgürlüğünü ihlal etmektedir. Dersim’in ‘turizm kenti’ olarak tanıtılması bir yandan teşvik edilirken, diğer yandan giriş-çıkışlarda beton bariyerler ve yoğun güvenlik önlemleriyle karşılaşılması büyük bir çelişkidir. Bu durum hem şehrin doğal yapısına hem de toplumsal huzura zarar vermektedir.”

    Yeşil, uygulamaların yaygınlığının ülke genelinde örneğinin bulunmadığını belirterek, halkın sürekli denetim altında tutulmasının keyfi müdahalelere zemin hazırladığını kaydetti:

    “Araç ve kimlik kontrolleri, gözaltı riski ve fişleme uygulamaları özgürlük ve özel yaşam hakkının açık ihlali anlamına gelmektedir. Kolluk kuvvetlerinin ve kontrol noktalarının fazlalığı, güvenliği artırmak yerine halkın yaşam hakkını, özgürlük duygusunu ve toplumsal güvenini zedelemektedir. Ormanlık alanlardaki foto kapanlar, köy yollarındaki günübirlik kontroller ve şehir merkezindeki yoğun kolluk varlığı halkı sürekli gözetim altında tutmakta; korku ve endişe ortamı yaratmaktadır. Dersim halkının yaşam hakkı, seyahat özgürlüğü ve özel yaşamının gizliliği vazgeçilmezdir. Kontrol noktaları ve keyfi denetimlerle oluşturulan bu baskı ortamına derhal son verilmelidir.”

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, son dönemde Dersim’de artan ekolojik yıkım projelerine tepki göstererek, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, ‘Doğamızı, Yaşam Alanlarımızı ve Geleceğimizi Savunuyoruz’ şiarıyla dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ TİCARİ ÇIKARLAR UĞRUNA SİSTEMATİK OLARAK YOK EDİLİYOR”

    Son dönemde Dersim’in birçok bölgesinde artan maden projeleri, HES inşaatları, orman tahribatı ve çevre kirliliği nedeniyle ekolojik yıkımın derinleştiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda. Dersim’de ekolojik yıkımın planlı, çok yönlü ve kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu projeler yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ihlali boyutundadır. Çünkü temiz suya erişim, sağlıklı bir çevrede yaşama, kültürel mirasın korunması ve geçim kaynaklarının sürdürülebilirliği, temel insan hakları kapsamındadır” dedi.

    “YAŞAMIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ekolojik yıkımın tüm canlı yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Yeşil, “Dersim’in doğası, tarihi, kültürü ve toplumsal hafızası bu saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir. Ayrıca tüm demokratik kurumları, meslek odalarını, çevre örgütlerini ve kamuoyunu Dersim’deki ekolojik mücadeleyle dayanışma göstermeye davet ediyoruz. Bu mücadele yalnızca Dersim’in değil, tüm yaşam savunucularının ortak mücadelesidir. Unutulmamalıdır ki, doğaya yönelik her saldırı insan yaşamına yöneliktir. Dersim’in dağları, nehirleri, ormanları, inanç mekanları ve köyleri, yalnızca bu kentin değil, insanlığın ortak mirasıdır. Bizler bu mirası savunmaya, doğanın ve yaşamın sesi olmaya devam edeceğiz. Yaşamı, doğayı, insanı savunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Ayten Öztürk için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Ayten Öztürk için hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi, 33 yıl önce işkenceyle katledilen Ayten Öztürk için bir araya geldi. Burada konuşan baba Hıdır Öztürk, yetkililere seslenerek, “Anıt mezardaki el, kızım Ayten’in elini sembolize ediyor. Gelin bu eli tutun. Failleri yakalayın ve yargı önüne çıkararak adaleti sağlayın” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Dersim’de işkence edilerek katledilen ve bedeni tanınmaz hale gelen Ayten Öztürk için basın açıklaması yaptı. Sanat Sokağında yapılan açıklamaya Öztürk’ün ailesi, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan ve Cevdet Orhan ile demokratik kitle örgütleri katıldı.

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, birkaç gün önce yaşamını yitiren Cumartesi Annesi Emine Ocak’ı anarak sözlerine başladı ve “Mücadelesi mücadelemizdir” dedi. Ardından basın metnini okuyan Yeşil, 33 yıl önce Ayten Öztürk’ü katleden faillerin aradan geçen onca yıla rağmen hala yargılanmadığına dikkat çekti.

    “AYTEN ÖZTÜRK YEŞİL VE EKİBİ TARAFINDAN KATLEDİLDİ”

    Nurşat Yeşil, Öztürk’ün katledilme sürecine dair şunları söyledi:

    “Öztürk ailesi Dersim’de yaşıyordu. Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Baba Hıdır Öztürk, 1992 yılının Mayıs ayında Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından üç kızı ile birlikte alay komutanlığına çağrıldı. Albay, ‘aklınızı başınıza alın’ şeklindeki tehditlerin ardından onları Polis Ahmet diye bir kişi ile tanıştırdı. Albayın tanıştırdığı kişi aslında MİT ve JİTEM adına çalışan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, üç kardeşi sorguladı, telefon ve adres bilgilerini aldı. Bu olaydan kısa bir süre sonra hemşire ve mühendis olan kardeşler Dersim’den sürüldü.

    Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’daki Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışı sonrasında içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı. Kaçırılan Ayten, 8 Ağustos 1992 tarihinde Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde, bir eli dışarıda kalmış şekilde gömülü olarak bulundu. İşkenceden tanınmayacak hale gelmiş Ayten’in kimlik teşhisi giysilerinden yapılabildi. Ancak işkence bulguları otopsi raporunda yer almadı, doktorlar detaylı otopsi yapmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı.

    Bizzat JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce, Yeşil’e tahsis edilen beyaz Land-Rover araç ile kaçırdığını, daha sonra Diyarbakır JİTEM’e götürdüğünü ve burada üç gün boyunca işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı ve bu açıklamalar basında da yer aldı.”

    “İŞKENCEYLE ÖLDÜRMENİN ZAMANAŞIMI OLMAZ”

    13 Aralık 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun, Elazığ ve Tunceli Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunması üzerine dosya yeniden açıldığını söyleyen Nurşat yeşil, “Ancak Ayten Öztürk’ü kaçıranlar, işkence ile katledenler, bedenini kaybedenler ve insanlığa karşı bu suçu örtbas edenler biliniyor olmasına rağmen, dosyada tanıklar, deliller, itiraflar olmasına rağmen dava, 21 Eylül 2022’de zamanaşımından düşürülerek cezasızlıkla sonuçlandı” diye konuştu.

    Ayten Öztürk’ün işkence ile öldürülmesinin ve bedeninin kaybedilmesinin uluslararası hukuka göre insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu ve zamanaşımına tabi olmaması gerektiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Öztürk’ün katledilişinin 33. yılında siyasi ve adli makamları bir kez daha Ayten Öztürk dosyasında uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeye ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için etkili bir giderim yolu sunmaya çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    BABA ÖZTÜRK’TEN YETKİLİLERE ÇAĞRI

    Açıklamasının ardından konuşan Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk, soruşturmanın üzerine gidilmediğini söyleyerek, “Savcılık ve JİTEM bu konuda adım atmadı. Bu adaletsizlik karşısında bir anıt yaptık. Anıt mezarının üzerindeki el, kızım Ayten’in elini sembolize ediyor. Devlete seslenmek istiyorum; gelin bu eli tutun. Failleri yakalayın ve yargı önüne çıkararak adaleti sağlayın. Acılı bir aile olarak soruyorum; bu nasıl barış? Birçok kişi haksız bir şekilde cezaevlerinde, Cumartesi Anneleri hala çocuklarını arıyorken zulme uğruyor, belediye başkanlarımız ve milletvekillerimiz içeride. Gerçek bir adalet ve demokrasi istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Onur ayı kutlu olsun-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Onur ayı kutlu olsun-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Onur Haftası’na ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Aşk, yönelim ve kimlik yasaklanamaz. Bu tür yasaklara karşı ses çıkarmak, yalnızca LGBTİ+ların değil, herkesin özgürlüğünü ve haklarını savunmaktır” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Onur Haftası’na ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “LGBTİ+ İNTİHARLARI VE CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın LGBTİ+’ların varoluşlarına yönelik apaçık saldırdığını ifade eden Nurşat Yeşil, “Hiçbir devlet, hiçbir kimsenin kimliğini, varoluşunu ya da yönelimini yok sayma veya bastırma hakkına sahip değildir. Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği; tıpkı ırk, dil, din veya etnik köken gibi insan kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Arkadaşlarımızın katledilmesi ve intihara sürüklenmeleri de bu bilincin en açık kanıtıdır. Bu yüzden LGBTİ+ İntiharları ve cinayetleri politiktir. LGBTİ+lar toplumun bir parçasıdır ve hiçbir idari karar bizleri yok sayamaz. LGBTİ+ hakları, insan haklarının bir parçasıdır. Bu hakları kısıtlayan her uygulama, uluslararası hukuka ve evrensel insanlık değerlerine aykırıdır. Varoluş bir suç değildir, kimlikler susturulamaz. Aşk, yönelim ve kimlik yasaklanamaz. Bu tür yasaklara karşı ses çıkarmak, yalnızca LGBTİ+ların değil, herkesin özgürlüğünü ve haklarını savunmaktır. Onur ayı kutlu olsun” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Aysel Doğan’ın cenazesine katılanların yargılandığı dava, 17 Ekim’e ertelendi

    Aysel Doğan’ın cenazesine katılanların yargılandığı dava, 17 Ekim’e ertelendi

    PİRHA-Aysel Doğan’ın cenazesine katıldığı için yargılanan 49 kişinin ilk duruşması Tunceli Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, duruşmayı yakalanması ve talimat dosyası olan kişiler olduğu için 17 Ekim’e ertelendi

    Kürt Siyasetçi Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022 tarihinde Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti. Aysel Doğan’ın cenazesi 14 Mayıs 2022 tarihinde Dersim’e getirilmişti ancak cenazeye gelen kişilere polis sert müdahale etmişti.

    Aysel Doğan’ın cenazesine katılan 49 kişiye ‘Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama’ , ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet’ suçlamalarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması Tunceli Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    “İNSANİ OLARAK CENAZEMİZE SAHİP ÇIKMAK İSTEDİK”

    Aysel Doğan’ın değer verdiği bir arkadaşı olduğunu belirterek sözlerine başlayan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, “Dersim için birlikte mücadele ettik, Aysel Doğan bir barış aktivistiydi. Başka bir ülkede hastalıktan hayatını kaybetti bizlerde dostları olarak cenazesine katılmak istedik. Polis cenazeye izin vermedi ama biz insani olarak cenazenize sahip çıkmak istedik. Herhangi bir şekilde suç işlemedik. Bir insanın cenazesinin gömülmesine izin verilmemesi en büyük insanlık suçudur” diye belirtti.

    “HERHANGİ BİR SUÇ İŞLEMEDİK, MAĞDURUZ”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizim toplumumuzda cenazeye katılmak bir görev ve gelenektir. Ben Aysel Doğan’ın cenaze evinde bekliyordum, emniyet tarafından cenazenin defnedileceğini söylediler. Biz de hep beraber Sütlüce yol ayrımın oraya gittik. Cenaze arabası geldiği zaman kolluk kuvvetleri tarafından cenazeye katılmak isteyenlere gaz fişekleri atıldı ve toma ile su sıkıldı. Herhangi bir suç işlemedik bizler mağduruz.”

    “POLİSLER TARAFINDAN YOL KAPATILDI, ÜZERİMİZE SU VE GAZ SIKTILAR”

    Aysel Doğan ile birlikte Dersim’de siyasal alanda çalışma yürüttüklerini söyleyen HDP eski Dersim İl Eş Başkanı İbrahim Kasun, “Kendi arabamla birlikte cenazeye katılmak istedim, Aktuluk bölgesinde polisler tarafından yol kapatıldı üzerimize su ve gaz sıktılar” diye ifade etti.

    “AYSEL DOĞAN’IN CENAZESİNE KATILDIĞIMIZ İÇİN Mİ YARGILANIYORUZ?”

    Aysel Doğan Dersim’de siyaset yapan sosyalist ve devrimci bir kadın olduğu için cenazesine katıldığını belirten SMF Temsilcisi Mustafa Aytaç, “Biz neden suçlanıyoruz? Aysel Doğan’ın cenazesine katıldığımız için mi yargılanıyoruz?” diye sordu.

    “İNSANLARIN BİR CENAZEYİ DEFNETMESİ EN DOĞAL HAKTIR”

    Aysel Doğan’ın Dersim’in bir değeri olduğunu vurgulayan Avukat Erdal Enver Şimşek, “İnsanların bir cenazeyi defnetmesi en doğal haktır. Yolu kapatan cenazeye katılanlar değil, kolluktur. Suç unsurları oluşmamıştır o yüzden müvekkillerimizin beraatini talep ediyorum” şeklinde konuştu.

    “TUNCELİ VALLİĞİ’NİN CENAZE GÜNÜ KISITLAMA GETİRMESİ HUKUKSUZDUR”

    Aysel Doğan’ın cenazesinin kolluk tarafından kaçırılmak istendiğini vurgulayan Avukat Kenan Çetin, “Cenaze toplantı gösteri ve yürüyüş değildir, Tunceli Valiliği’nin cenaze günü kısıtlama getirmesi hukuksuzdur. Bu davanın açılmaması gerekiyordu. Müvekkillerimizin beraatini talep ediyoruz” dedi.

    Mahkeme heyeti, duruşmayı yakalanması ve talimat dosyası olan kişiler olduğu için 17 Ekim’e erteledi.

    PİRHA/DERSİM

  • İHD Dersim Şubesi: Sevdiklerimiz nerede?-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Sevdiklerimiz nerede?-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Kayıplar Haftası’nda Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmadığımızı, unutmayacağımızı ve adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yüksek sesle dile getirerek Kayıplar Haftası’na giriyoruz” denildi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası’nda Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ’17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’ pankartı açıldı. Açıklamayı, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “SEVDİKLERİMİZ NEREDE?”

    Kayıplar Haftası’nda adalet, hakikat ve barış taleplerini yinelediklerini belirten Nurşat Yeşil, “Her yıl 17-31 Mayıs tarihleri arasında andığımız Kayıplar Haftası’nda, gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetine ışık tutmak, bu ağır insan hakkı ihlalinin üzerinin örtülmesine karşı durmak ve cezasızlıkla mücadele etmek amacıyla bir aradayız. Bugün, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmadığımızı, unutmayacağımızı ve adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yüksek sesle dile getirerek Kayıplar Haftası’na giriyoruz. Devlet görevlileri ya da devlet destekli yapılar tarafından kaybedilen insanların aileleri olarak yıllardır aynı soruyu sormaya devam ediyoruz: Sevdiklerimiz nerede? “dedi.

    “GÖZALTINA KAYBEDİLENLERİN AKIBETLERİNİN AÇIĞA ÇIKARTILMASI İÇİN ÇAĞRIDA BULUNUYORUZ”

    Gözaltında kaybetmelerin kuşaklar boyu süren bir travma olduğunu vurgulayan Yeşil, “Bu suç zaman aşımına uğratılamaz, görmezden gelinemez. Bugüne dek süren cezasızlık kültürü, yeni ihlallerin önünü açmış; toplumsal barış ve hukuk devleti ilkelerinin önünde büyük bir engel oluşturmuştur. İlimizde de 24 Eylül 1994 tarihinde Vartinik Köyü Mirik mezrasına yapılan askeri operasyon sonrası kendilerinden bir daha haber alınamayan Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin ve onun 3 yaşındaki kızı Dilek Serin ile 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetlerinin açığa çıkartılması için bir kez daha çağrıda bulunuyoruz” diye konuştu.

    “CEZASIZLIK UYGULAMALARINA SON VERİLSİN”

    Nurşat Yeşil, Kayıplar Haftası vesilesiyle kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak talepleri ise şöyle sıraladı:

    -Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın,

    -Suçun fail ve sorumluları yargılanarak adalet önünde hesap versin,

    -Gözaltında kaybetme Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak tanınsın,

    -Cezasızlık uygulamalarına son verilsin,

    -Türkiye Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve hayata geçirsin,

    -Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekân yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin.”

    Açıklamanın ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Bundan sonraki süreçte herkesin aktif bir şekilde destek vermesi gerekiyor’-VİDEO

    ‘Bundan sonraki süreçte herkesin aktif bir şekilde destek vermesi gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA-Barış sürecinin başlamasının tüm halklar açısından önemli olduğuna vurgu yapan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, bundan sonraki süreçte herkesin aktif bir şekilde barış sürecine destek vermesi gerektiğini dile getirdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, Kürt sorununun çözümü adına yürütülen süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BÜTÜN HALKLARIN, BU SÜRECE AKTİF OLARAK KATILMALARI GEREKİYOR”

    İnsan Hakları Derneği olarak çatışmaların çok yoğun olduğu süreçler de dahil her dönem korkusuzca barışı savunduklarını belirten Nurşat Yeşil, “Bu topraklara bir an önce barışın gelmesi için mücadele ettik ve bugün de mücadelemiz aynı şekilde devam ediyor. Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte PKK’nin kendini feshetmesi ve böyle bir barış sürecinin başlaması tüm halklar açısından gerçekten çok önemli ve kıymetli. Bundan sonraki süreçte elbette halkın, sivil toplum örgütlerinin, derneklerin ve siyasi partilerin bu sürece aktif bir şekilde destek vermesi gerekiyor” dedi.

    Barışı talep etmenin sadece bir siyasi partinin ya da bir halkın yapması gereken bir şey olmadığının altını çizen Nurşat Yeşil, “Bölgede yaşanan bir barış elbette bu coğrafyada yaşayan bütün halkları etkileyecek. Bu yüzden bütün halkların bu barışa dört kolla sarılması ve bu sürece aktif katılmaları gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “EN KÖTÜ BARIŞ, HER TÜRLÜ SAVAŞTAN İYİDİR”

    Toplumun bütün kesimlerinin sürece sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Yeşil, “Sadece barışa sahip çıkarak değil, barışı istediğini her kesimin dinlendirmesi de gerekiyor. Bizler kendi adımızda İnsan Hakları Derneği olarak başından beri barıştan yana olduk. En kötü barış, her türlü savaştan iyidir. Bu sürecin daha iyi bir yerine evrilmesi ve barış sürecinin devamının gelmesi için bizler de dernek olarak elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Kadın cinayetlerinin olmaması, emeğinin sömürülmemesi için alanlarda olacağız’-VİDEO

    ‘Kadın cinayetlerinin olmaması, emeğinin sömürülmemesi için alanlarda olacağız’-VİDEO

    PİRHA-Kadınlar olarak şiddetin ve ekonomik sömürünün arttığı bir süreçte 8 Mart’ı karşıladıklarını belirten aktivist Nurşat Yeşil, “Kadın cinayetleri giderek artan bir ivmeyle devam ediyor. 2024 yılında 280 kadın katledilmiş ama bir o kadar da şüpheli kadın ölümü var. Şiddetten uzak, barıştan yana, kadın cinayetlerinin olmadığı, kadınların emek alanında sömürülmediği taleplerle 8 Mart’ta alanlarda olacağız” dedi.

    Kadınlar bu yıl da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü erkek şiddeti, nefret söylemleri, nafaka hakkına saldırılar, kadın bedeni üzerinde tahakküm kuracak doğum politikaları, fail erkeklere uygulanan cezasızlık gibi birçok ayrımcı sorunla karşılıyor.

    Dersim Kadın Platformu öncülüğünde Dersim’deki kadınlar saat 12.00’de Sanat Sokağı’nda bir araya gelip Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapıp miting gerçekleştirecek.

    Kadın hakları mücadelesi yürüten aktivist Nurşat Yeşil ile 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘ne ilişkin konuştuk.

    “KADINLAR HALEN 180 YIL ÖNCEKİ TALEPLERİNİ HALEN DİLLENDİRİLİYOR”

    8 Mart’a giderken New York’ta dokuma işçisi kadınlardan bugüne kadar kadınların hem emek hem de yaşam alanlarındaki taleplerinde herhangi bir gelişmenin olmadığını belirten Nurşat Yeşil, “1857 tarihinde kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle başlattıkları mücadele bugün yine emek alanında kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle devam ediyor. Aradan 180 yıl geçmesine rağmen maalesef kadınların taleplerinde mücadelesinde herhangi bir değişiklik yok. Sosyal, hukuki ve politik alanda da baktığımızda kadınların bugüne kadar verdikleri mücadele ile birlikte gelinen aşama kesinlikle küçümsenemez ama genel taleplere bakıldığında da 180 yıl önceki taleplerin halen dillendiriliyor olması aslında erkek egemen sistemin kadınlar üzerindeki baskısında herhangi bir değişiklik olmadığını görüyoruz. Kadınlar artık çalışma alanda, kamusal alanda daha çok yer alıyorlar ama kadınlar aslında verdikleri emeğin karşılığını almadan çalışıyorlar” dedi.

    “KADIN CİNAYETLERİ, ARTAN BİR İVMEYLE DEVAM EDİYOR”

    Kadına yönelik şiddetin katlanarak arttığını vurgulayan Nurşat Yeşil, “20-30 yıl önce daha az olan kadına yönelik şiddet kavramı bugün günümüzde hayatımızın her alanında. Ekonomik şiddet, sosyal şiddet, psiko-sosyal şiddeti gibi birçok şiddeti kadınlar yaşıyorlar. Kadın cinayetleri giderek artan bir ivmeyle devam ediyor. 2024 yılında 280 kadın katledilmiş ama bir o kadar da şüpheli kadın ölümü var. 2025 yılı Ocak ayında 30’a yakın kadın katlediliyor ve bir o kadar da şüpheli kadın ölümü var. Neredeyse artık günde 2-3 kadının öldürüldüğü, kadın cinayetlerinin gittikçe arttığı ve devlet politikalarıyla da bunun iyice beslendiği bir dönemi yaşıyoruz. Kadınların katillerinin iyi hal indirimleriyle cezalandırılmadığı bir süreçte kadın cinayetlerinin de gittikçe arttığını görüyoruz” diye belirtti.

    “8 MART’TA ALANLARDA OLACAĞIZ”

    Kadınlar olarak şiddetin ve ekonomik sömürünün arttığı bir süreçte 8 Mart’ı karşıladıklarını dile getiren Yeşil, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Taleplerimiz her zaman şiddetten uzak, barıştan yana, kadın cinayetlerinin olmadığı, kadınların emek alanında sömürülmediği taleplerle 8 Mart’ta alanlarda olacağız. Dersimli kadınlar olarak 8 Mart’ta savaşa, şiddete, çocuk istismarlarına ve kadın cinayetlerine karşı alanlarda olacağız. 8 Mart Cumartesi günü saat 12.00’de Sanat Sokağı’nda toplanıp Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüp miting yapacağız. Sanatçı dostlarımız bizlerle birlikte olacak zılgıtlarla ve halaylarla 8 Mart’ı kutlayacağız. Tüm kadınları mitingimize bekliyoruz.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü’nün yeni eş sözcüleri belirlendi-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü’nün yeni eş sözcüleri belirlendi-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü’nün 1. Olağanüstü Kongresi’nde konuşan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “İkinci yüzyılda tekrar Alevinin, Kürt’ün ve ötekinin olmadığı bir yüzyılı kurmak istiyorlar. Birinci yüzyıldan ders çıkararak ikinci yüzyılda emekçilerin, işçilerin, farklı halklar ve inançların var olduğu bir demokratik cumhuriyeti oluşturmak istiyoruz” dedi. Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü’nün eş sözcüleri Nurşat Yeşil ve Özcan Gürtaş oldu. 

    2023 yılında yapılacak seçimlere katılma yeterliliği için kısa süre önce 46 şehirde örgütlenmesini tamamlayan Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü, 1. Olağanüstü Kongresini gerçekleştirdi.

    Divan seçimi ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşuyla başlayan kongreye, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Milletvekili Alican Önlü ve kentteki siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    “ALEVİNİN, KÜRT’ÜN VE ÖTEKİNİN OLMADIĞI BİR YÜZYILI YARATMAK İSTİYORLAR” 

    Kongrede konuşan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, AKP-MHP iktidarının yeni yüzyılda Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerin ve diğer farklılıkların olmadığı bir yüzyılı hedeflediğini kaydederek, “AKP-MHP iktidarı meclisi ve anayasayı devre dışı bıraktı. İkinci yüzyılda tekrar Alevinin, Kürt’ün ve ötekinin olmadığı bir yüzyılı kurmak istiyorlar. Birinci yüzyıldan ders çıkararak ikinci yüzyılda emekçilerin, işçilerin, farklı halklar ve inançların var olduğu bir demokratik cumhuriyeti oluşturmak istiyoruz. Biz iki güç arasındaki tercih değil değiliz. Halklar için umut olan ikinci yüzyılın kurucu unsuru olan üçüncü ittifakın güç birliğini geliştirmek zorundayız. Cumhuriyet oluşurken Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Çerkezlerin desteği alındı. 1924 Anayasası ile tamamen inkarı sağlandı. Şimdi de aynı şeye düşmemek gerekiyor. Sadece tercih konumunda aynı zamanda bunun mücadelesinin de inşa gücüyüz” ifadelerini kullandı.

    Konuşmalar ardından yapılan seçim ile Yeşil Sol Parti Dersim İl Örgütü’nün eş sözcüleri Nurşat Yeşil ve Özcan Gürtaş oldu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim Kadın Platformu, 8 Mart programını açıkladı-VİDEO

    Dersim Kadın Platformu, 8 Mart programını açıkladı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin programını açıkladı. Yapılan açıklamada, “Yaratılan korku, baskı, şiddet ve ölüm duvarlarını yıkıp birleşme zamanıdır. Bizleri evlere kapatmaya çalışanlara, daha fazla yoksulluk, daha fazla şiddet, daha fazla geleceksizlik sunanlara itirazımız var” denildi. 

    Dersim Kadın Platformu 8 Mart programını KESK binasında yaptığı basın toplantısıyla deklare etti. Açıklamayı Dersim Kadın Platformu adına Nurşat Yeşil okudu.

    Ülkede yoksulluğun gün geçtikçe arttığını ve dayanılmaz hale geldiğini dile getiren Yeşil, “Bundan en fazla zarar görenler ise kadınlar oluyor. Tüm dünyada etkisini hala sürdüren Covid-19 sürecinde kadınlar katbekat yoksullaştırılmış, evlere kapanmak zorunda bırakılmış, ev içi emek değersiz kılınarak erkeğe ve devlete muhtaç hale getirilmiştir. Kadınlar açlıktan, soğuktan ve hastalıktan evlatlarını kaybetmekte; yaşamını güvencesiz sürdürmektedir. 8 Mart vesilesiyle bir kez daha kadın emeğini özgürleştirici politikaların yaşam bulmasının toplumsal refah için gerekliliğini savunuyoruz” diye belirtti.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDEN VAZGEÇMİYORUZ”

    Kadınların her gün ev içinde, sokakta, iş yerinde, kampüste erkek şiddetine, tacize maruz kaldığını vurgulayan Yeşil, “Haklarımıza ve hayatlarımıza göz diken kazanılmış haklarımızı gasp etmeye çalışan iktidara karşı, ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ diyoruz. Yaşamın zorlukları karşısında, sosyal yardımlara muhtaç edilen biz kadınların, medeni haklarını gasp edip ”devlet destekli nafaka modeli” diyerek getirilen sadaka modelini kabul etmiyoruz” dedi.

    5 Ocak 2020 den beri Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan haber alınamadığını hatırlatan Nurşat Yeşil, “Etkin bir soruşturma yürütülmeyerek, sorumlular korunarak, Gülistan’ı unutturmaya çalışıyorlar. Gülistan bulununcaya kadar Dersimli kadınlar olarak mücadelemiz sürecek, Gülistana Doku nerede diye sormaya devam edeceğiz. Var oluş gerekçelerimizden olan anadilimiz, ulus devlet politikalarıyla yasaklanarak,  asimilasyona uğratılmakta ve yok sayılmaktadır. Anadilimiz okullarda seçmeli ders olarak değil eğitim ve öğretim dili olarak okutulmalıdır” diye konuştu.

    “TÜM KADINLARI 8 MART’I COŞKUYLA KARŞILAMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Bugün Türkiye cezaevlerinde sağlık sorunlarından kaynaklı ölümün sınırında yaşayan onlarca siyasi tutsak bulunduğuna dikkat çeken Yeşil, şunları aktardı:

    “Cezaevlerinde İnsanlık vicdanın kabul edemeyeceği koşullarda ölüme terk edilen, her türlü sağlık hakkı elinden alınan, tedavi edilmeyen hasta kadın tutsaklar için mücadele etmeye devam edeceğiz. Hasta Kadın Tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Büyük inanışlarla kadın özgürlük mücadelesinde hayatını kaybeden, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatan tüm kadın yoldaşlarımızı bir kez daha saygı ve minnetle anıyor; onların bize bıraktığı mirasla enternasyonel kadın dayanışmasının büyüyeceğine, toplumsal özgürlüğün kadın dayanışması ile gerçekleşeceğine, erkek egemen sistemin iflas ederek kadın özgürlükçü yaşamın esas kılınacağına olan inancımızla tüm kadınları 8 Mart’ı coşkuyla karşılamaya çağırıyoruz. Yaratılan korku, baskı, şiddet ve ölüm duvarlarını yıkıp birleşme zamanıdır. Bizleri evlere kapatmaya çalışanlara, daha fazla yoksulluk, daha fazla şiddet, daha fazla geleceksizlik sunanlara itirazımız var.”

    8 Mart günü kadınlar, Sanat Sokağı’ndan yürüyüş düzenleyip, Seyit Rıza Meydanı’nda miting yapacak.

    PİRHA/DERSİM