Etiket: okullar

  • MEB’den skandal karar: Bağcılar ve Ataşehir’deki okullara yılbaşı kutlama yasağı

    MEB’den skandal karar: Bağcılar ve Ataşehir’deki okullara yılbaşı kutlama yasağı

    PİRHA- AKP hükümetinin laiklik karşıtı faliyetleri yükseliyor. İstanbul’daki Milli Eğitim Müdürlükleri’nin yılbaşı için okullara gönderdikleri yazılar tepki çekti. Yazıda, okullarda yılbaşı etkinlikleri yasaklanıyor. 

    İstanbul Bağcılar ve Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara tartışmalı bir yazı gönderdi. Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleriyle ilgili bir dizi ‘yasak’ talimatı verildi.

    Okullara gönderilen yazıda, yılbaşı etkinlikleri, “kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinlikler” olarak tanımlandı. Söz konusu yazıda, öğrencilerin “milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklere” yönlendirilmesi gerektiği savunuldu.

    Bağcılar İlçe Milli Eğitim Müdürü Mehmet Altay’ın imzasını taşıyan yazıda, “Okullarımızda yılbaşı etkinlikleri adı altında kültürümüz, geleneklerimiz ve inancımıza uymayan etkinliklerin ve okul – sınıf süslemelerinin yapılmaması hususunda gereken hassasiyetin gösterilmesini, ayrıca, eğitim-öğretim sürecinde öğrencilerimizin milli manevi kültür değerlerine uygun etkinliklerin tercih edilmesi önem arz etmektedir” denildi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de okullarda yılbaşı kutlamalarının yapılmamasına ilişkin yazı yayınladı.

    İlçe milli eğitim müdürlüğü tarafından okullara gönderilen yazıda ‘kültürel değerlere aykırı’ yılbaşı ve noel gibi kutlama faaliyetlerinin yapılmaması istendi.

    Bakanlığın talimatı üzerine 16 Aralık’ta Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yıldırım imzasıyla ilçedeki okullara gönderilen yazı şöyle:

    “Belirli gün ve haftalarda yer almayan, milli ve kültürel değerlere aykırı yılbaşı, noel, cadılar bayramı vb. adı altında düzenlenen her türlü çekiliş, kutlama ve bunlara yönelik her türlü dijital, yazılı, görsel içerik paylaşımlar gibi faaliyetlerin Müdürlüğümüze bağlı okullarımızda ve kurumlarımızda yapılmaması hususunda; Gereğini rica ederim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ABF’den, öğrencilere camide ders verilmesine tepki: Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!

    ABF’den, öğrencilere camide ders verilmesine tepki: Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu, İzmir Bornova’da öğrencilerin din dersi için camiye götürülmesine sert tepki gösterdi. “Aleviler karanlığa teslim olmayacak” diyen federasyon, “Eğitimci olmayan bu kişilerin laiklik ilkesine aykırı şekilde din eğitmeni olarak okullarda olduğu aşikârdır. Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!” dedi. 

    İzmir’in Bornova ilçesinde 9’u Anaokulu, 33’ü İlkokul, Ortaokul ve Lise olmak üzere toplam 98 okula Müftülük tarafından Vaiz, Kuran Kursu Öğreticisi, Müezzin, İmam, görevlendirildi.

    Hükümetin laiklik karşıtı bu uygulaması büyük tepki çekiyor. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı bir açıklama yaparak, “Aleviler karanlığa teslim olmayacak! Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu yazılı açıklamasında şunları ifade etti:

    “Aleviler karanlığa teslim olmayacak!  AKP-MHP iktidarı halkın iradesine atanmış kayyumdur.
    Bu iktidar, milletvekillerinden gazetecilere, öğrencilerden işçilere, emeklilere, belediye başkanlarından muhtarlara kadar hayatın her alanına atanan kayyumdur.
    Önce belediyelere kayyum arayarak darbe yapan iktidar hızını alamayıp anaokullarına müezzin atayarak şimdi de müspet ilime kayyum atadı.
    Aynı zamanda bu Cumhuriyetin Laiklik ilkesine bir darbedir!

    İzmir’in Bornova ilçesinde 9’u Anaokulu, 33’ü İlkokul, Ortaokul ve Lise olmak üzere toplam 98 okula müftülük tarafından Vaiz, Kuran Kursu Öğreticisi, Müezzin, İmam, görevlendirildi.
    Eğitimci olmayan bu kişilerin laiklik ilkesine aykırı şekilde din eğitmeni olarak okullarda olduğu aşikârdır.
    Hükümetin yol haritası olan dindar ve kindar nesiller yetiştirme hedefi, ÇEDES ve MESEM benzer projelerle devam ediyorken şimdi bir daha karanlık bir projeyi hayata geçirdiler.
    Bu hamle bir şeriatçı darbesidir!

    “ÇOCUKLARIMIZI SÜNNİ İSLAM MODELİNE GÖRE YETİŞTİRİYORLAR”

    Özellikle Alevilerin yaşam alanlarını yok ederek devam eden iktidar, bir taraftan Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden inancımızı yok etme faaliyetleri sürdürürken diğer yandan çocuklarımızı Sünni İslam modeline göre yetiştiriyor. Hem çocuklarımızın hem Türkiye halklarının geleceği ile oynuyor.
    Okullarda ilim ve fen öğretilmesi gerekirken din eğitimi ile planlı bir şekilde çağın gerisinde bırakıyor.

    “İKTİDAR TÜM HALKLARIN HAYATINA SALDIRIYOR”

    İktidara geldikleri günden beri kesintisiz olarak ırkçı ve şeriatçı çevrelerin önünü açan iktidar, Alevi köylerine cami yapıp, Madımak katilini serbest bırakarak, açıkça Alevi düşmanlığı yapıyorken şimdi de aydınlık yarınlara inanan tüm halkların hayatına saldırıyor.
    Hatta Suriye politikası ile de oradaki Aleviler başta olmak üzere diğer halkların üzerine şeriatçı ölüm askerlerini kışkırtarak cesaretlendiriyor!

    “ALEVİ DÜŞMANLIĞINDAN VAZGEÇİN!”

    Bu vesile ile bir kez daha sesleniyoruz;
    İçerde ve dışarıda Alevi düşmanlığından vazgeçin! Suriye’de savaşın değil barışın tarafı olun.
    Karanlık yarınlar kendini dayatsa da biz Aleviler, şeriata karşı demokrasiyi, savaşa karşı barışı ve ırkçılığa karşı 72 milletin bir arada yaşamı için mücadele edeceğiz!
    Bir olalım İri Olalım Diri Olalım.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Laik eğitim karşıtlığı sürüyor; Bornova’da öğrencilere din dersi bu camide verilecek

    Laik eğitim karşıtlığı sürüyor; Bornova’da öğrencilere din dersi bu camide verilecek

    PİRHA- Din dersi okullardan camiye taşındı. AKP hükümetinin laik eğitim karşıtı uygulamaları hız kesmeden sürüyor. İzmir Bornova’da 7’si anaokulu, 32’si ilkokul, 27’si ortaokul ve 33’ü lise tam 99 okuldaki öğrencilere, eğitim verilecek cami adresi bildirildi. İzmir Fen Lisesi’ne de eğitimi belli olmayan Ahmet İnce adlı bir Kuran Kursu öğreticisi görevlendirildi.

    Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı, kadrolu 50 binin üzerinde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olmasına rağmen öğrencileri imamlara teslim etmişti ancak şimdi de ÇEDES projesiyle imamların yerine, “Kayyım müezzinler”, “Kuran Kursu Öğreticileri” ve “Vaizler” görevlendirdi. Kayyımların ilk din dersi İzmir’de!

    ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum) adlı proje için İzmir ve Eskişehir’i uygulama illeri seçen Milli Eğitim Bakanlığı, gelen tepkiler üzerine 2 yıldır okullarda hiçbir adım atmamıştı. MEB’in, tepkiler nedeniyle uykuya yatırdığı ÇEDES projesi, şimdi İzmir’de başlatılıyor.

    MÜFTÜDEN MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’NE YAZI  

    MEB, Diyanet, Gençlik ve Spor Bakanlığının ortak projesi ÇEDES’i uygulamak için Bornova İlçe Müftüsü Fethullah Yavuz, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne resmi yazı gönderdi.

    Yavuz, ÇEDES projesi için görevlendirdiği, “imam, kayyım müezzin, kuran kursu öğreticisi” unvanlı kişiler ve okul adlarının yer aldığı 99 kişilik listeyi, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne gönderdi.

    99 OKULA İMAM, KAYYIM MÜEZZİN, KURAN KURSU ÖĞRETİCİSİ ATANDI

    Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kaya da, 2 Aralık 2024 tarihinde Bornova Müftüsünden gelen listeyi, resmi talimatla Bornova’daki tüm okullara gönderdi. Bornova’da 7’si anaokulu, 32’si ilkokul, 27’si ortaokul ve 33’ü lise tam 99 okuldaki öğrencilere, eğitim verilecek cami adresi bildirildi.

    TEK ADRES TEK İMAM

    Bornova’da dini eğitim verilecek adres olarak müftülük, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 yıl önce ibadete açtığı Bilal Saygılı Cami ve Külliyesi’ni gösterdi. Camideki tek din görevlisi imam Ahmet İnce. Bornova Müftülüğü resmi yazısında görevlendirilen 99 kişinin eğitim vereceği tek adres olarak da bu camiyi gösterdi.

    FEN LİSESİNE KURAN ÖĞRETİCİSİ!

    Fen Lisesi’ne Kuran öğreticisi gidecek. Türkiye’nin en iyi liselerinden İzmir Fen Lisesi’ne, eğitimi belli olmayan Ahmet İnce adlı bir Kuran Kursu öğreticisi görevlendirildi. Okullar arasında Bornova Anadolu Lisesi, Yunus Emre Anadolu Lisesi gibi nitelikli Anadolu liseleri de var.

    ‘Kayyım’ın tanımında temizlikçi deniyor. Eğitim İş İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Yılmaz Dalgalı, “Demokratik kimliğiyle öne çıkan Eskişehir ve İzmir kasıtlı seçildi. Eğitim verecekler içinde ilk kez, “Müezzin Kayyım”, “Kuran Kursu Öğreticisi”, “Vaiz” gibi unvanlar var. ‘Müezzin kayyım’ı ilk kez duyduk. Eğitimler, Bilal Saygılı Camii ve Külliyesi’nde. Din kültürü dersi okullardan camiye taşındı. Kim bunlar? Bu kişilerin bir tarikatla bağlantısı olup olmadığına dair hiçbir fikrimiz yok” diyerek tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen Şube Başkanı Polat: Adıyaman’da çocukların konteynerde ders çalışma imkanı yok-VİDEO

    Eğitim Sen Şube Başkanı Polat: Adıyaman’da çocukların konteynerde ders çalışma imkanı yok-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da çoğu okulda ikili eğitim verildiğini söyleyen Eğitim Sen Adıyaman Şubesi Başkanı Zeynal Polat, konteynerlerde ders çalışmak zorunda kalan öğrencilerin rahat edemediğini kaydetti. Polat, “21 metre karelik bir konteynerlerde öğrencilerin ders çalışabileceği sağlıklı bir alan yok. Ayrıca okullarda temizlik personeline ihtiyaç var” dedi.

    Adıyaman’da 6 Şubat depremiyle birlikte hasar alan okullarda ders verilemediği için binlerce çocuk ikili eğitim (yarım gün) almak zorunda kalıyor. Sabah erken okula gelen öğrenciler, kış saati uygulaması kaldırıldığı için karanlıkta okula gitmek durumunda kalıyor.

    Eğitim Sen Adıyaman Şubesi Başkanı Zeynal Polat, depremden dolayı artan tozdan kaynaklı hijyen sorunun da arttığını vurgulayarak, “Özellikle deprem sonrası kentteki tozu düşündüğümüzde okulların ciddi bir temizlik sorunu var. Bunun için okullarda 3-4 temizlik personelinin olması lazım” dedi.

    “HALA İNŞAATI SÜREN OKULLAR VAR”

    Polat, 6700 derslikte 160 bin öğrencinin, 9500 civarında öğretmenin yeni eğitim dönemine başlamasına rağmen yıkılan okulların yerine yeni binaların yapılmadığını söyledi.

    Polat, “Hala inşaatı devam eden, inşaatı güçlendirilen okullar var. Yaz döneminde birkaç okul güçlendirilmeye alındıysa da hala da devam eden okullar var. Bu şekilde aynı binada ikili eğitim gören öğrencilerin olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda sabah okula giden öğrencilerin karanlıkta okula gitmesi, öğlenci öğrencilerin de çok geç okuldan dönmesi demek. Kış saati uygulamasının olmadığını da düşündüğümüzde bu önümüzdeki zamanlarda öğrencilerin sabah 05.30 gibi okula gitmesi, akşam da geç saatlerde okuldan dönmesi anlamına geliyor. Bizim talebimiz okulların bir an önce normal haline dönmesidir” diye konuştu.

    “DEPREM SONRASI ARTAN TOZDAN DOLAYI TEMİZLİK PERSONELİNE İHTİYAÇ VAR”

    Yeni eğitim-öğretim yılıyla birlikte okullardaki temizlik sorunun arttığına ve inşaatlardan oluşan tozların hava kirliliğine neden olduğunu söyleyen Polat, şunları ifade etti:

    “Okullardaki temizlik personeline ihtiyaç var. Özellikle deprem sonrası kentteki tozu düşündüğümüzde okulların ciddi bir temizlik sorunu var. Bunun için okullarda 3-4 tane temizlik personelinin olması lazım. Okullarda hala temiz suya ulaşmakta yaşanan ciddi sorunlar var. Öğrenciler musluktan akan suyu içmek istemiyor. Belki muslukta akan su temiz olmasına rağmen hiçbir kurum bir açıklama yapmadığı için öğrenciler içmiyor. Biz Eğitim Sen olarak bütün okullara temizlik personelinin ataması için talepte bulunduk. Milli Eğitim Bakanlığı’nın İş Gücü Uyum Programı (İUP) kapsamında başlattığı projeye verilen ücret az olduğu için kimse gidip işe başlamadı. Adıyaman Milli Eğitim Müdürlüğü TYP kanunu göre 177 temizlik işçisi aldı. Bunların dağılımına baktığınızda 72’si Adıyaman merkezde, 44’ü Kahta, 29’u Besni, 22’si Gölbaşı. Diğer ilçelere baktığımızda da çalışan temizlik personeli yok.”

    “ÖĞRENCİLERİN, ÖĞRETMENLERİN, TÜM KAMU ÇALIŞANALRININ PSİKOLOJİK DESTEK ALMASI GEREKİYOR”

    Depremin ardından barınma sorunlarının devam ettiğine işaret eden Polat, “Kimi çalışan arkadaşımız hala konteynerlerde yaşıyor. Hala teslim edilmesi gereken konutlar var. Buna dair bir çalışma yürütülmesi lazım. Depremin devam eden artçıları var. Hem öğrencilere hem öğretmenlere hem kamuda çalışan insanlara bu konuda psikolojik destek verilmesi gerekiyor” dedi.

    “21 METRE KARELİK BİR ALANDA DERS ÇALIŞMA İMKANI YOK”

    Konteyner kentlerde ders görmenin zor olduğunu kaydeden Polat, “21 metre karelik bir konteynırda öğrencilerin ders görebileceği sağlıklı bir ders çalışma alanı yok. Bu alanda sadece öğrenci yaşamıyor. Bir aileyi dört kişi olarak düşündüğünüzde yaşam alanı mı, diğer ihtiyaçların karşılanması mı, ders çalışma alanı mı? Bir diğeri konteynerlerin birbirine bitişik olduğu için çocuklar ders çalıştığı zaman yan taraftan gelecek bir ses de çocuğun dikkatinin dağılmasına, motivasyonunun düşmesine neden oluyor. Bu nedenle konteyner alanlarında ders çalışılabileceğine imkan vermiyorum” diye belirtti.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Okulların temizlenmesine kaymakamlık engeli- VİDEO

    Okulların temizlenmesine kaymakamlık engeli- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Akdeniz Belediyesi bünyesindeki etüt merkezi ve kültür evlerindeki eğitimciler, tasarruf tedbirleri gerekçe gösterilerek çekildi. Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, okulların temizliği konusunda da kaymakamlıktan okullara ‘belediyelerden destek istemeyin’ talimatının gittiğini duyurdu.

    Ekim ayı meclis toplantısında kent ve ülke gündemine ilişkin konuşan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, tasarruf tedbirlerinin gerekçe gösterilerek belediyenin hizmet yapmasının engellendiğine dikkat çekti.

    KAYMAKAMLIKTAN TALİMAT

    Okulların temizliği ile ilgili ailelerden talep ve şikayetler geldiğini, belediyelerin bu yönde hizmet yapmaması yönünde kaymakamlığın okullara talimat gönderdiğini kaydeden Eş Başkan Sarıyıldız, şunları söyledi:

    “Özellikle çocuklarımızın eğitim aldığı okul çevresi ve içinde ciddi hijyen sorunu olduğu, temizlik ihtiyacının istenen düzeyde karşılanamadığı, okulların teknik alet, oyun ve spor gruplarında eksikler olduğu, okullara boya ve inşaat tadilat desteği verilmesiyle ilgili ailelerden talepler geliyor. Tabi bizler, gelen bu taleplere yanıt vereceğimizin sözünü verdik. Fakat sahada farklı bir anlayışla karşılaştık. Üzülerek söylüyorum ki; kaymakamlıktan okullara ‘belediyelerden destek istemeyin’ yönünde bir talimatın gittiğini duyuyoruz. Valilik, kaymakamlık, Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilgili tüm müdürlüklere çağrıda bulunuyoruz. Ortak çalışmaya hazır olduğumuzu, imkanlarımız kapsamında çocuklarımızın daha temiz, hijyenik ve güvenli ortamda eğitim alabilmeleri için üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu ifade ediyoruz. Okullarımızdan, bize yapılacak başvurulara kesinlikle kayıtsız kalmayacağız.”

    EĞİTİM HİZMETİ TASARRUF TEDBİRLERİNE TAKILDI

    Akdeniz Belediyesi’nin, dezavantajlı durumdaki öğrenciler için hizmet veren Metropol Gökdelen binasında bulunan Etüt Merkezi’ndeki hizmeti sürdürmek istediklerini de belirten Sarıyıldız, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün bu konuda taslak bir protokol hazırlayıp imzaladığını ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yanıt beklediklerini dile getirdi.

    “Bizden yana her şey tamam. Biz protokol metnini bile hazırlayıp imzaladık” diyen Sarıyıldız, “Etüt merkezimizin gerçekten uzun süre önce açılması gerekiyordu. Fakat Milli Eğitim Müdürlüğü, ‘tasarruf tedbirleri’ adı altında öğretmenleri merkezden geri çekti. Mahallerde bulunan kültür ve sanat evlerimizde, yine Halk Eğitim’den gelip kurs veren hocalarımız da geri çekildi. Sorunların aşılması ve bu hizmetlerin sürmesi için her 2 kurumla iletişim içindeyiz, elimizden geleni yapıyoruz” diye konuştu.

    Sarıyıldız, özellikle dezavantajlı durumdaki gençlerin ve çocukların eğitimine destek vermeye devam edeceklerinin de altını çizerek, “Meclisimizden oybirliği ile aldığımız kararla üniversite kazanan gençlerimize nakdi destek sağlayacağız. Küçük çocuklarımıza da yine belediyemiz imkânları ölçüsünde kırtasiye desteğini sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Emekçi Hareket Partisi: Eğitimden tasarruf olmaz, okullar çöp içinde!

    Emekçi Hareket Partisi: Eğitimden tasarruf olmaz, okullar çöp içinde!

    PİRHA- Emekçi Hareket Partisi, okullardaki temizlik, taşımalı eğitim gibi hizmetlerin tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırılmasına tepki gösterdi. Bir basın açıklaması yapan EHP, “Okullar çöp dağlarıyla boğuşuyor. Sınıfların temizliği öğrenci velilerine kalıyor. Tasarruf kapsamında azaltılan taşımalı eğitim imkanları ise öğrencilerin eğitime ulaşmasını imkansız hale getiriyor” dedi. 

    Emekçi Hareket Partisi (EHP) okullardaki temizlik, taşımalı eğitim gibi hizmetlerin tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırılmasına ilişkin açıklama yaptı.

    EHP yaptığı açıklamada, kamu hizmetlerinin tasarruf tedbiri başlığı altında kaldırılmasının hatalı olduğunu söyleyerek, “Tasarrufa çok meraklıysanız kamu hizmetlerini değil, Kur Korumalı Mevduat ile, Yap-İşlet-Devret ile, alınmayan vergilerle hortumlanan 133,5 milyar doları hedefinize alın” dedi.

    “SINIFLARIN TEMİZLİĞİ ÖĞRENCİ VELİLERİNE KALIYOR”

    EHP açıklaması şu şekilde:

    “Okulların açıldığı günden itibaren peş peşe gelen haberler, kamuda uygulanmaya çalışılan tasarruf tedbirlerinin sonuçlarını ortaya çıkarıyor. Okullar çöp dağlarıyla boğuşuyor. Sınıfların temizliği öğrenci velilerine kalıyor. Tasarruf kapsamında azaltılan taşımalı eğitim imkanları ise öğrencilerin eğitime ulaşmasını imkansız hale getiriyor.

    Milli Eğitim Bakanı Tekin program program çıkıp velilerden para istenmediğini, bağış toplanmadığını anlatmaya çalışsın. Ancak gerçek şu: Velilerden sadece para değil, sınıfları temizlemeleri bile isteniyor. Tasarruf tedbiri diye en başta kamu hizmetlerine göz dikenlerin ülkedeki eğitimi getirdiği nokta budur.

    Kendinden önceki birçok bakanın benimsediği, “Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim” parolasını Yusuf Tekin de benimsemiş. Okullara temizlik personeli, taşımalı eğitim imkanı sağlanmadığında bakanlığı idare etmek kolaylaşmış olabilir. Devlet okullarındaki imkanlar gün gün tırpanlandığında, nitelikli eğitim almak isteyenler özel okullara gittiğinde işi hafiflemiş olabilir. Ancak kamu hizmeti olarak nitelikli bir eğitim her emekçinin, her çocuğun hakkıdır. Bunu sağlamayı beceremiyorsanız o koltuklarda oturma hakkınız yoktur.

    Okullardaki hijyenden, öğrencileri okullara taşıyan servislerden; yani emekçiye sağlanan kamu hizmetlerinden tasarruf yapılamaz. Tasarrufa çok meraklıysanız kamu hizmetlerini değil, Kur Korumalı Mevduat ile, Yap-İşlet-Devret ile, alınmayan vergilerle hortumlanan 133,5 milyar doları hedefinize alın.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul Valiliği, TÜGVA’nın okullarda stant açmasına, sınıf ziyareti yapmasına izin verdi

    İstanbul Valiliği, TÜGVA’nın okullarda stant açmasına, sınıf ziyareti yapmasına izin verdi

    Dinci vakıfların arka bahçesi haline getirilen okullardaki laiklik karşıtı faaliyetler sürüyor. İstanbul Valiliği, TÜGVA’nın okullarda stant açmasına, afiş ve pankart asmasına, sınıf ziyareti yapmasına izin verdi. 

    BirGün’den Deniz Güngör’ün haberine göre, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetimde yer aldığı TÜGVA öğrencilere yönelik Edirne’de 1 Temmuz ila 5 Ağustos tarihleri arasında “TÜGVA İstanbul Doğa Kampı” düzenleyeceği ortaya çıktı.

    MEB ve TÜGVA arasında 25 Şubat 2021 tarihinde imzalanan protokol kapsamında düzenlenecek olan kampa ilişkin TÜGVA İstanbul Temsilcisi Beytullah Çiçen tarafından İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne başvuru yapıldı. Çiçen başvuruda, 13 Mayıs ila 14 Haziran tarihleri arasında TÜGVA’nın okullarda stant açma, afiş ve pankart asımı, konferans ve sınıf ziyareti izni için izin talep etti.

    TÜGVA’nın 8 Mayıs’ta gönderdiği başvuruya 14 Mayıs’ta yanıt veren İstanbul Valiliği, TÜGVA’nın MEB’e bağlı tüm okullarda stant açma, afiş ve pankart asımı, konferans ve sınıf ziyareti için izin verdiği ortaya çıktı.

    TÜGVA aynı zamanda yine ortaokul öğrencilerini hedef alan 6 haftalık TÜGVA İstanbul Ortaokul Yaz Okulu projesi yapacak. Kuranı Kerim, Temel Dini Bilgiler gibi derslerin verileceği yaz okulu projesi MEB ve TÜGVA arasında imzalanan protokol kapsamında gerçekleştirilecek. 24 Haziran ila 9 Ağustos tarihinde gerçekleştirilecek projeye 4. sınıf mezunu, ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri katılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim Sen’den MEB önünde açıklama: MESEM ve ÇEDES projeleri durdurulsun-VİDEO

    Eğitim Sen’den MEB önünde açıklama: MESEM ve ÇEDES projeleri durdurulsun-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, okullarda öğrencilerin maruz kaldığı MESEM ve ÇEDES uygulamalarına tepki gösterdi. Eğitim Sen Ankara Şubeleri, MEB önünde toplanarak, açıklama yaptı. Açıklamada, “Türkiye’de uzun süredir eğitim sisteminde ve okullarda iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda piyasacı ve dinci bir kuşatmanın yaşandığı bilinmektedir. MESEM ve ÇEDES dayatmasına karşı bütün gücümüzle mücadele etmeyi sürdüreceğiz” denildi.

    Eğitim Sen, birçok kentte Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi uygulaması ve okullardaki ÇEDES adı altında okullardaki dincileştirme faaliyetlerini protesto etti.

    Eğitim Sen Ankara Şubeleri, “Öğrencilerimizi MESEM ile patronların sömürüsüne, ÇEDES’le karanlığa teslim etmeyeceğiz” diyerek Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı. Açıklamayı Eğitim Sen 3 No’lu Şube Başkanı Melek Aşır okudu.

    “ÇOCUKLARIMIZ TEHLİKELİ BİR KUŞATMA ALTINDA”

    Eğitim Sen 3 No’lu Şube Başkanı Melek Aşır, “Türkiye’de uzun süredir eğitim sisteminde ve okullarda iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda piyasacı ve dinci bir kuşatmanın yaşandığı bilinmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın patronlara ucuz iş gücü sağlamak için gündeme getirdiği Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve eğitim sistemini büyük ölçüde dinselleştirmeyi hedefleyen ÇEDES projesinin sonuçları, öğrencilerimizin ve çocuklarımızın nasıl tehlikeli bir kuşatmayla karşı karşıya olduğunu göstermektedir” dedi.

    “MESEM, PATRONLARA KAYNAK OLUŞTURMAK İÇİN OLUŞTURULMUŞTUR”

    Melek Aşır ‘ın okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “‘Bir gün okul, dört gün iş’ sloganıyla hayata geçirilen (MESEM) uygulaması öğrencilerin patronlara ucuz iş gücü olarak sunulmasının önünü açmıştır. MESEM projesiyle 300 bini çocuk olmak üzere, 1 buçuk milyonun üzerinde insanın emeği patronların hizmetine sunulurken, yüzbinlerce çocuk ve gencimiz MESEM’in çarkları arasında acımasızca öğütülmektedir. Yüzbinlerce çocuk ve gencimiz ‘çırak’ ya da ‘stajyer’ kimliğiyle işçi gibi çalıştırılıp emek sömürüsünün sınırları zorlanmaktadır.

    “YOKSUL AİLELERİN ÇOCUKLARI OKUMAK YERİNE ZORUNLU OLARAK ÇALIŞMAYA ZORLANIYOR”

    Son yıllarda iktidar eliyle derinleştirilen ağır ekonomik ve toplumsal sorunlar MESEM’leri bir tercih olmaktan çok, yüzbinlerce çocuk ve genç için adeta bir zorunluluk haline getirilmiştir. Ülkede en düşük emekli aylığının 10 bin lira olduğu koşullarda MESEM kapsamında çalıştırılan yoksul ailelerin çocukları, okumak yerine zorunlu olarak çalışmaya zorlanmaktadır. Ekonomik sorunlarla ve ağır borç yüküyle boğuşan yoksul emekçi aileleri, asgari ücretin yüzde 30’u ila yüzde 50’si arasında ücret ödenmesi nedeniyle MESEM gibi uygulamalara mecbur bırakılmıştır.
    Çocukların yasal olarak tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çalıştırılması yasak olmasına rağmen, MESEM bünyesinde çalıştırılan çocuklar/gençler iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etmektedir. Çocuk işçiliğinin devlet eliyle meşrulaştırılması anlamı taşıyan MESEM uygulaması nedeniyle sadece son bir yıl içinde en az 8 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir.
    MESEM öğrencilere mesleki eğitim verilen ya da iddia edildiği gibi staj üzerinden beceri kazandıran bir uygulama değil, patronlara kaynak aktarmak amacıyla oluşturulmuş bir teşvik sistemidir. 12 yıllık zorunlu eğitim süresini fiilen 8 yıla indiren ve devlet eliyle ucuz işçiliği özendiren MESEM uygulaması daha fazla can almadan durdurulmalı, patronları değil öğrencileri merkeze alan nitelikli bir mesleki eğitim politikası hayata geçirilmelidir.

    “ÇEDES PROJESİ LAİK EĞİTİME VE LAİK YAŞAMA AÇIKTAN MEYDAN OKUMAKTIR”

    İktidarın kendi dünya görüşüne uygun nesiller yetiştirme hedefi tüm topluma yönelik fiili bir dayatma haline gelmiş durumdadır. Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğinde yürütülmekte olan ÇEDES Projesi kapsamında atılan adımlar laik eğitim ve laik yaşama açıktan meydan okuma anlamına gelmektedir.
    Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı dinselleşme uygulaması olarak karşımıza çıkan ÇEDES Projesi, çocukların zihinsel gelişim süreçlerine ve pedagoji bilimine tamamen aykırı bir içerikte hazırlanmış ve 81 ildeki bütün okullarda uygulanmaya başlamıştır.
    Okullarda sadece öğretmenlerin eğitim öğretim hizmeti verebileceği gerçeği ortada dururken, ÇEDES projesi ile okullarımızda imamlar, vaizler ve Diyanet’e bağlı memurlar “manevi danışman” olarak görevlendirilmekte ve yasa dışı bir şekilde fiilen eğitim öğretim hizmeti vermektedir. Okul içinde ve dışında yapılan dini içerikli etkinlikler, özellikle toplu namaz etkinlikleri ve öğrencilere mezarlık temizletilmesi gibi etkinlikler çocukların zihinsel gelişimi açısından sakıncalıdır. Sınıflarda dini içerikli etkinlikler (sınıflarda Kâbe ve mezar maketleriyle yapılan etkinlikler) laik eğitime ve eğitim-öğretimin amaçlarına temelden aykırıdır.

    “EĞİTİM KURUMLARI, LAİK, BİLİMSEL EĞİTİMİN MEKANLARI OLMAK ZORUNDADIR”

    Devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inanca özgü değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatma ve ayrımcılık anlamına gelmektedir.
    Öğrencilerimizin iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki katılmasına izin verilmesi çocuğun üstün yararı ilkesine aykırıdır ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre doğrudan çocuk istismarı anlamına gelmektedir. Eğitim sisteminin belli bir dinin ve belli bir mezhebin kurallara göre biçimlendirilmek istenmesi, çocuklarımızın dini etkinlikler üzerinden istismar edilmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu nedenle eğitim kurumları dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olmak zorundadır.
    Hiçbir toplum birbirinin aynı olan, aynı düşünen ve aynı inanç ve düşünceden insanlardan oluşmaz. Laiklik ve laik eğitim, toplumda ve okulda farklılıkların bir arada yaşamasının temel güvencesidir. Laik eğitim, toplumdaki farklı inanç ve mezheplerin bir arada özgürce ve barış içinde yaşayabilmeleri için son derece önemlidir”

    “BU UYGULAMALAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE AYKIRIDIR”

    Herkesi, MESEM ve ÇEDES uygulamalarına karşı birlikte tutum almaya davet eden Aşır, “Eğitim Sen, toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunmaktadır. MESEM ve ÇEDES projeleri uluslararası sözleşmelerde yer alan çocukların hakları ve eğitimi ile ilgili temel haklar ve özgürlüklere temelden aykırıdır ve derhal durdurulmalıdır. Çocuklarımızın ve öğrencilerimizin siyasi iktidarın kendi siyasal-ideolojik hedeflerine ulaşmak için hayata geçirilen MESEM, ÇEDES ve benzeri projelerin parçası haline getirilmesine sessiz ve tepkisiz kalmayacağımız bilinmelidir. Bu konuda eğitim ve bilim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu MESEM ve ÇEDES uygulamalarına karşı birlikte tutum almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.
    Eğitim Sen olarak okullarımızın piyasa odaklı ve dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, laik ve bilimsel eğitimin mekânları olması için bütün gücümüzle mücadele edecek, iktidar eliyle hayata geçirilen MESEM ve ÇEDES dayatmasına karşı bütün gücümüzle mücadele etmeyi sürdüreceğiz” diye ekledi.

    “SORUNLARI GÖRMEYEN, SADECE PENCEREDEN BAKAN BİR BAKAN GÖRÜYORUZ”

    Açıklamada konuşan Eğitim Sen Genel Başkan Kemal Irmak da “Bakanlık birçok görüşme talebimizi reddetti. Biz eğitimdeki sorunları görmeyen Bakanı, sadece pencereden bakan bir bakan olarak görüyoruz. Bakan Tekin eğitimi dinsellestirme derdinde. ÇEDES eğitimdeki dinselleştirme kuşatmasının bir parçası ve çok önemli bir projesi. Bu yüzden daha çok da siz sayın veliler bu ÇEDES projesi kapsamında yapılacak, yapılmış olan her türlü etkinlik için mutlaka izin alınması konusunda baskı yapın. Aynı dinin, anı mezhebini dayatmaya çalışıyorlar. Yeni bir müfredat var ancak Bakan detaylarını saklıyor. Dünyanın her yerinde uygulanan evrimi müfredattan kaldırıldı. Bilime karşı açılmış bir savaştır. Bu tür uygulamalardan vazgeçilmesini istiyoruz” dedi.

    KESK Genel Başkanı Ahmet Karagöz “MESEM ile verlilerimizi, öğrencilerimizi yoksulluğa alıştırmak istiyorlar. Projenin adı ‘Çevreme Duyarlıyım Çevreme Koruyorum, peki sayın bakan İliç için bir açıklama yaptı mı? Cemaat ve tarikatların bu ülkede yaşattıkları unutmayacağız. Eğitim; bilimsel, laik ve kamusal olmalıdır” diye ekledi.

    Açıklamadan sonra Kemal Irmak gazetecilerin sorularını cevapladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Veli-Der’den hükümete tepki: Çocuklarımızı siyasetinize alet etmeyeceğiz

    Veli-Der’den hükümete tepki: Çocuklarımızı siyasetinize alet etmeyeceğiz

    PİRHA- Veli-Der 31 Mart yerel seçimler öncesi okullarda öğrencilere dönük iktidarın siyasi çalışmalar yürütmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Veli-Der olarak çocuklarımızın siyasal iktidarın seçim çalışmalarının nesnesi olmasını kabul etmiyoruz. Tarikatlara, cemaatlere ve siyasi partilere okullarda yer yoktur” denildi. 

    Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) 31 Mart yerel seçimlerine sayılı günler kala iktidarın cemaatlerle işbirliği yaparak okullarda propaganda yapmasına ve kimi okulların bahçelerinde aday pankartlarının açılmasına tepki gösterdi.

    Veli-Der tarafından yapılan yazılı açıklamanın öne çıkan başlıkları şöyle:

    “Geçen hafta Cuma günü İstanbul’un Maltepe ilçesinde; Kaymakamlık ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden onaylı ücretsiz tiyatro etkinliği adı altında, her okuldan 70-80 öğrenci toplanarak TÜGVA’nın tiyatro etkinliğine götürülmüş, öğrenciler tiyatro seyrederken “bir büyüğümüz” var diyerek, AKP Maltepe Belediye Başkan Adayı Kadem Ekşi sahneye çıkarılmıştır. Kadem Ekşi sahneden ‘ücretsiz tiyatro seyretmeye gelen öğrencilere’ hitap etmiştir. AKP’nin Maltepe Belediye Başkan Adayı Kadem Ekşi, öğrencilerimiz tiyatrodan çıkarken kendi projelerini tanıttığı kitapçığı ücretsiz şekilde çocuklarımıza dağıtmıştır. Yine Maltepe ilçesindeki 12 liseye gelen yazıda 11. ve 12. sınıf öğrencilerinden 75’er öğrenci belirlenerek ertesi günlerdede yapılacak tiyatro gösterimine TÜGVA’nın araçlarıyla götürüleceği belirtilmektedir.

    “OLAYLARIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Veli-Der olarak çocuklarımız siyasal iktidarın seçim çalışmalarının nesnesi olmasını kabul etmiyoruz. Maltepe ilçemizde yaşanan bu olayın münferit bir olay olmadığını ve ülkemizin genelinde yaşandığını biliyoruz. Diğer taraftan hemen hemen tüm okulların dış duvarları özellikle iktidar partisi başta olmak üzere siyasi partilerin belediye başkan adaylarının pankartlarıyla donatıldığını da görüyoruz. Bu ve bu gibi olayların takipçisi olacağımızın bilinmesini isteriz.

    “BİR ÖĞÜN ÜCRETSİZ YEMEK VERİN”

    Okullarımız bilim yuvasıdır. Tarikatlara, cemaatlere ve siyasi partilere okullarda yer yoktur. Bu nedenle Veli-Der olarak biz MEB’in tarikatlar, cemaatler ve tüm gerici vakıf ve derneklerle imzaladığı tüm protokollerin iptal edilmesini istiyoruz. Okullarımızın ve çocuklarımızın iktidarın seçim çalışmalarında kullanılmalarını Veli-Der olarak asla kabul etmiyoruz. MEB öğrencilerimiz için bir şey yapmak istiyorsa; öncelikli olarak yaşanan derin yoksulluktan etkilenerek, okula aç gelip aç giden öğrencilerimize bir öğün ücretsiz sıcak yemek ve su vermelidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Okullarda, Alevileri hedef alan Nurettin Topçu’nun kitapları dağıtılacak

    Okullarda, Alevileri hedef alan Nurettin Topçu’nun kitapları dağıtılacak

    PİRHA-Kayyum yönetimindeki Van Büyükşehir Belediyesi’nin kentteki okullara göndereceği kitaplar arasında karma eğitimi hedef alan ve Aleviliğe “bozuk zihniyet” diyerek hakaret eden Nurettin Topçu’nun kitapları da var.

    Kayyum Ozan Balcı yönetimindeki Van Büyükşehir Belediyesi ile Van İl Milli Eğitim Müdürlüğü arasında 16 Haziran 2022 tarihinde bir protokol yapıldı. Bu protokol kapsamında belediyenin kitap alması, bunların da kentte bulunan okulların kütüphanelerine dağıtılması kararlaştırıldı. Belediyeye bağlı Destek Hizmetleri Daire Başkanlığı da “Kitap Van Projesi Kapsamında Kitap Mal Alım İşi” ve “15 bin 947 Adet Kitap Mal Alım İşi” başlığıyla farklı ihaleler açtı.

    BirGün’den Uğur Şahin’in haberine göre, “Kitap Van Projesi” kapsamında düzenlenecek ihalelerle alınacak kitaplar “okul öncesi”, “ilkokul”, “ortaokul” ve “lise” şeklinde sınıflandırıldı. Her yaş grubuna yönelik dini referanslı kitapların bulunması dikkat çekti.

    “Okul öncesi” dönem için alınacak kitapların arasında, Inda Ahmad Zahri’nin “Yılımı Şenlendiren Ay: Ramazan” kitabı ile Elif Santur’un “Peygamber Efendimiz”, “Musa Peygamber”, “Nuh Peygamber”,-“Salih Peygamber” ve “Süleyman Peygamber” isimli kitapları yer aldı. Bu kitapların her birinden 60’ar adet alınması planlandı.

    “İlkokul” dönemine dair alınacak kitaplar da ihale dosyasında yer aldı. Buna göre Veysel Akkaya’nın kaleme aldığı “Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri”, “Abdulkâdir Geylânî Hazretleri”, “Emir Sultan Hazretleri” kitapları temin edilecek. Geylânî, Kādiriyye tarikatının kurucusu olarak biliniyor. Bunun dışında “Ayetlerle Erdemli Davranışlar”, “Allah’ın İsimlerini Öğreniyorum”, “Peygamberimi Öğreniyorum”, “Peygamberimizin Çocuklarla Oynadığı Oyunlar” başlıklı kitapların da alınması kararlaştırıldı. Bu kitaplardan 125’er adet satın alınıp okullara dağıtılacak.

    ALEVİLERE ‘BOZUK ZİHNİYET’ DEMİŞTİ 

    Lise dönemi için alınacak kitaplar arasında ise ilk olarak göze Nurettin Topçu çarpıyor. Alınacak kitaplardan birisi Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı eseri. Laik ve karma eğitime karşı olduğunu bilinen Topçu, “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı kitabında Aleviliği “bozuk zihniyet” olarak tanımlıyor. Söz konusu kitapta şunlar dile getiriliyor: “…Tarikatları ise, asırların arasında ta kalbinden kemiren şerir kuvvet Alevilik olmuştur. Ve böyle bozuk bir zihniyete, kolayca ortak olan hayati hazlarla yüklü bir adap ve erkan silsilesi, tarikatları çürütmeye kafi geldi. İslam alemi, bugün bu iki çürütülmüş zihniyetin harabesi halindedir. (…) Kız ve erkek öğretiminin terbiyedeki hususiyetlerini ayrı ayrı belirtmek ve kızların terbiyesine şimdikinden daha büyük önem vermek gayesiyle, liselerde kız ve erkek öğretiminin ayrılması lazımdır.”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2016’da öğretmenlerin seminer döneminde incelemesi ve tartışması istenen kitapların arasına koyduğu “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabı, eğitimcilerin tepkisi çekmiş ve hatta eylemler yapılmıştı. Topçu’nun “Var Olmak”, “Büyük Fetih”, “Millet Mistikleri” adlı kitapları da alınacak. “Herkes İçin Siyer/Medine Dönemi”, “Hz. Hamza”, “İslam’ın İlk Mareşali Hz. Muhammed” de alınacak kitaplardan. Bu kitaplardan okullara 70’er adet dağıtılacak.

    “15 bin 947 Adet Kitap Mal Alım İşi” ihalesinde de benzer kitapların yer aldığı görüldü. İhale kapsamında Nurettin Topçu’nun kitaplarından da toplam 120 kopya alınacak. Bunlar arasında “Türkiye’nin Maarif Davası” kitabı da bulunuyor.

    Bu arada söz konusu kitapların temini için biri 5 Şubat’ta, diğeri ise 8 Şubat’ta olmak üzere iki ayrı ihale yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Nakşilere bağlı dinci vakfın yarışması için okullarda kitap dağıtıldı

    Nakşilere bağlı dinci vakfın yarışması için okullarda kitap dağıtıldı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın laiklik karşıtı uygulamaları devam ediyor. Bu kez, Nakşibendi tarikatına yakın dinci Server Yaşam Vakfı’nın düzenlediği bilgi yarışmasının kitapları ve broşürleri okullarda dağıtıldı. 

    Nakşibendi Tarikatı’na yakınlığıyla bilinen Server Yaşam Vakfı ile Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) arasında imzalanan protokol kapsamında düzenlenecek bilgi yarışmasıyla ilgili okullara yarışmanın kitapları ve broşürlerinin dağıtıldığı ortaya çıktı.

    BirGün’den Berkay Sağol’un haberine göre, İzmir’in Menderes ilçesindeki Menderes Anadolu Lisesi’nde öğrencilere yarışma hakkında bilgilerin yer aldığı broşürün ve yarışmada sorumlu tutulacak olan “1’e 1000! Yok mu İsteyen?” isimli kitabın dağıtıldığı öğrenildi.

    Yarışmanın ilk sınavı 24 ve 25 Mart’ta, ikinci sınav ise 28 Nisan tarihinde yapılacak. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencileriyle beraber yetişkinlere yönelik dört farklı kategoride düzenlenecek yarışmanın teması ise “Ramazan” olarak açıklandı. İlkokul kategorisi için “Eyvah! Ramazan Kayıp”, ortaokul kategorisi için “Bir Başka Zaman, Ramazan”, lise kategorisi için “1’e 1000!

    Yok mu İsteyen?” ve yetişkin kategorisi için ise “Manevi Bahar Mevsimi Ramazan” adlı kitaptan sorumlu olunduğu açıklandı.

    Şartnamede yarışmanın Server Yaşam Vakfı tarafından, koordinatörü olduğu Server Platformu ile birlikte organize edildiği belirtilirken, 1000 TL’den 8 bin TL’ye kadar çeşitli para ödüllerinin verileceği duyuruldu. Yarışmanın amacı ise “Doğru inancı ve doğru düşünceyi öğreten güvenilir eserlerin okunmasını sağlamak, sağduyulu yaşam bakış açısıyla okuyan, düşünen ve okuduklarıyla hayatına yön veren bireylerin yetişmesine katkı sağlamak” olarak ifade edildi.

    “MEB GÖREVLERİNİ TARİKATLARA DEVREMEZ”

    MEB’in yapması gereken eğitim faaliyetlerini tarikat ve cemaatlere devretmesine tepki gösteren Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir, “MEB kendi görevlerini tarikat ve cemaatlere devredemez” dedi.

    Candemir şunları kaydetti:

    “Server Yaşam Vakfı bu yarışmayla öğrencilerin tamamına ulaşmaya çalıştığı yetmezmiş gibi artık protokol kapsamında öğrenci olmayan yurttaşlarla ilgili de çalışma yürütüyor. Bu tür bilgi yarışmaları MEB tarafından yürütülmeli. Laik ve bilimsel eğitimi savunduğumuz bu dönemde dinci vakıflar ve tarikatlarla bu şekilde yapılan protokoller çerçevesinde çocuklarımızın tarikat ve cemaatlerin arka bahçesi olan vakıflara teslim edilmesini doğru bulmuyoruz. Öğrencilere kitap dağıtılıyor ve yarışmaya yönlendirilerek ödüller verileceği söyleniyor. Bunların her zaman karşısında olacağız ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    EĞİTİM-SEN, DİNCİ VAKFIN OKULALRDA FAALİYETLERİNİN DURDURULMASI İÇİN DAVA AÇMIŞTI

    Eğitim-Sen, Server Yaşam Vakfı’nın, okullarda faaliyet göstermesinin durdurulması ve vakıf tarafından düzenlenen bilgi yarışmasının iptali için 2021 yılında Danıştay’a dava açmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli-Der’den Ankara’da açıklama: Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Veli-Der’den Ankara’da açıklama: Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Veli-Der Ankara Şubesi, tarikat ve cemaatlerin okullarda yapılanmalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci, “Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemiyoruz! Bu protokollerle ülke şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketine dönüştürülmek istenmektedir. Yusuf Tekin anayasal suç işliyor” dedi.

    Veli-Der Ankara Şubesi, “Çocuklarımızı tarikat ve cemaatlere teslim etmeyeceğiz” diyerek konuya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı, Veli-Der Ankara Şube Başkanı Hülya Daran Deveci okudu.

    “TARİKATLAR VE CEMAATLER STK DEĞİLDİR”

    Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalar olduğunu belirten Deveci, “Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemiyoruz! Yıllardır sürekli dile getirdiğimiz, mücadele ettiğimiz gerçeği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bütçe görüşmeleri sırasında TBMM Genel Kurulunda itiraf niteliğinde söylemiştir. Tekin, ‘… Bunların içerisinde, sizin ‘tarikat cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır’ diyerek konuyu önemsizleştirmeye çalışmaktadır. Aslında önemsizleştirmeye çalıştıkları bu protokollerle ülke şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketine dönüştürülmek istenmektedir. Ayrıca, Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerin çocukların dağa çıkmasını engellediğini iddia ederek bu dinci yapıları halkın nezdinde meşrulaştırmaya ve sevimli göstermeye çalışmaktadır” dedi.

    Deveci, şunları kaydetti:

    “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin çocuklarına sahip çıkma gücü ve yeterliliği vardır. Yeter ki bu irade devlet tarafından gösterilebilsin. Çocuklarımızın dağa çıkmasını engellediğini iddia ettiğiniz tarikat ve cemaatler, Suriye iç savaşı sırasında çocuklarımızı IŞİD, ÖSO, El Nusra ve El Kaide gibi dinci terör örgütlerine gönderdiler. Ve yine sizin ‘STK’ dediğiniz, bizim ‘tarikat ve cemaat’ dediğimiz gerici yapıların yurtlarında ve Kuran kurslarında çocuklarımızın başına neler geldiğini çok iyi biliyoruz

    Yusuf Tekin tarikat ve cemaatlerle olan ilişkilerini TBMM Genel Kurulunda dile getirmekten çekinmediği gibi, onlarla protokoller imzalamaya devam edeceğini söylemektedir. Bir tane bile ‘tarikat cemaat’ ile yapılan proje, protokol asla kabul edilemez.”

    “YUSUF TEKİN ANAYASAL SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    Yusuf Tekin’in uygulamalarıyla anayasal ve yasal suç işlediğini belirten Deveci, “Bu son açıklamalarıyla da bu suçu işlemeye devam edeceğini beyan etmektedir” diye ekledi.

    Deveci, şöyle devam etti:

    “ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) projesi ile MEB okullarına ‘manevi danışman’ adı altında dini görevliler (imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve Kur’an kursu hocaları) görevlendirilerek tarikat ve cemaatlerin okullara girmelerinin önü açıldı. Cemaat örgütlenmelerinde karşımıza çıkan Abi-Abla modelleri ile ‘Proje uygulama mekânlarında’ rol model oluşturulabilecek. Bu mekanların nereler olduğu da bilinmemektedir.
    MEB‘in dini içerikli proje, protokol ve uygulamalarıyla, Cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden laik, bilimsel, kamusal eğitim ortadan kaldırılarak, dini vakıf-dernek, cemaat okulları, kursları, yurtları, vb. yerleri doğrudan iktidarın desteği ile bütün eğitim sistemini sarmıştır.
    Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim öğretim faaliyetleri devletin asli görevidir. Bu görevi yerine getirmekle Milli Eğitim Bakanlığı yetkilidir ve bu yetki devredilemez. Dini vakıf-dernek, cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamak, ilgili mevzuatın izin vermediği yetki devrinin kullanılmasıdır ki, bu suçtur. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Yasası’na göre tarikat ve cemaatler yasa dışıdır. Yasa dışı yapılarla işbirliği yapmak suçtur.”

    “YUSUF TEKİN’İN GÖREVDE OLMASI BU ÜLKE İÇİN BEKA SORUNUDUR”

    Hülya Daran Deveci, Veli-der olarak; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirterek, “Tarikat ve cemaatler STK değil, yasa dışı gerici yapılanmalardır. Yasa dışı gerici yapıları okullarımızda istemediğimiz gibi, hukuku çiğneyerek bu gerici yapıları yasalara rağmen okullarımıza sokmaya çalışan Yusuf Tekin’in de Milli Eğitim Bakanlığı görevinden azledilmesini istiyoruz. Çünkü Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı gibi önemli bir görevde bulunması bu ülke için beka sorunudur.

    Türkiye Cumhuriyeti’ni şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi yaptırmayacağız. Bu mücadele iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın, bilim ile cehaletin kavgasıdır. Bu gün her ne kadar durum aleyhimize gibi görünse de umutsuz değiliz. Zira insanlık tarihine baktığımızda; kötülüğün, karanlığın, cehaletin kalıcı olarak kazandığı görülmemiştir.
    Ne olursa olsun çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz!” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Okullardaki kermes paralarının Diyanet Vakfı’na aktarılması talimatı

    Okullardaki kermes paralarının Diyanet Vakfı’na aktarılması talimatı

    PİRHA- Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, okullarda ÇEDES kapsamında düzenlenecek olan kermeslerde öğrencilerden toplanan paradan Diyanet Vakfı’na aktarılan payın müdürlüğe bildirilmesini istediği ortaya çıktı.

    Laik eğitim öğretim yerine tarikatların ve benzer radikal dinci yapılanmalarla Milli Eğitim Bakanlığı’nın işbirliği sonucu oluşturulan ÇEDES Projesi kapsamındaki skandal uygulamalara bir yenisi daha eklendi.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan okullara, “Kermeslerden toplanan ve Türkiye Diyanet Vakfı’na aktarılan parayı 29 Aralık’a kadar müdürlüğe raporlayın” talimatı verildi. Talimatın, “Filistin’e yardım toplama kampanyası” gerekçesiyle verildiği bildirildi.

    MEB Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, ilçedeki tüm okullara bir talimat yazısı gönderdi. Yazının konusu, “Filistin’e Yardım Toplama Kampanyası” oldu.

     ‘DİYANET VAKFI HESABINA AKTARILMASI’ TALİMATI 

    Şube Müdürü Mehmet Arısoy imzası ile gönderilen yazıda, şu ifadeler kullanıldı:

    “Son zamanlarda yaşanan Filistin’deki insani dramın acılarını dindirmek amacıyla ÇEDES Projesi kapsamında ilçemiz okullarında düzenlenen yardım, kermes ve benzeri çalışmalardan elde edilen gelirlerden Diyanet Vakfı hesabına aktarılan tutarın ekte gönderilen excel formatına işlenerek 29 Aralık 2023 Cuma günü mesai bitimine kadar müdürlüğümüze gönderilmesi hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakan Yusuf Tekin, bir dinci yapılanmayla daha protokol imzalamış!

    Bakan Yusuf Tekin, bir dinci yapılanmayla daha protokol imzalamış!

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in tarikat ve cemaatlerle protokollere ilişkin sözlerine tepkiler devam ederken Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün radikal dinci Cihannuma Derneği ile protokol imzaladığı ortaya çıktı.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, “Sizin tarikat-cemaat dediğiniz bizim STK dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ve ben bu protokollerle bize hizmet eden, destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla da protokol yapmaya devam edeceğiz” sözleri tepki görmeye devam ederken, bir dinci yapılanma ile protokol daha ortaya çıktı.

    Cumhuriyet’ten Mehmet Oflaz’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı protokoller tartışılırken 21 Kasım’da Konya İl Müftülüğü, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Cihannüma Derneği İl Temsilciliği arasında “Değer Gören, Değer Veren; Tarihinden Geleceğini İnşa Eden Gençlik” konulu ‘eğitimde işbirliği protokolü’ imzalandığı ortaya çıktı.

    Protokol kapsamında 13 Aralık’ta Rukiye Mehmet Akış Proje Fen ve Teknoloji Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde “Kudüs Bilinci” konulu panel düzenlendi.

    Öte yandan Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de Cihannüma Derneği’yle protokol imzaladığı öğrenildi. 11 Aralık’ta Adabilim Okulları’nda lise öğrencilerine “Ecdat Yadigarı Kudüs” konulu seminer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İstanbul Ataşehir’de okullara cuma namazı talimatı!

    İstanbul Ataşehir’de okullara cuma namazı talimatı!

    PİRHA- Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara gönderdiği talimatla ders saatlerinin cuma namazına göre düzenlenmesini istedi. Ayrıca okullarda cuma namazı kılınacak koşulların oluşturulması talimatı da verildi.

    AKP’nin ‘dindar nesil’ projesiyle eğitimdeki gericileşme devam ediyor. “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi” ile okullara imamların girmesinin önünü açılıp din dersleri arttırılırken, şimdi de ders saatleri cuma namazına göre düzenledi.

    BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre, 31 Ekim’de İstanbul’daki Ataşehir İlçe Milli Eğitim Müdürü İsmail Yıldırım’ın imzasının yer aldığı ve okullara gönderdiği yazıda şu talimatlar sıralandı:

    *Cuma günleri öğle tatili araları cuma namazı saatine göre ayarlanacak.

    *Ders programı çizelgeleri cuma namazı saati ile çakışma olmayacak şekilde düzenlenecek.

    *Eğitim öğretim faaliyetlerinde herhangi bir aksaklığa meydan vermeden gerekli tedbir alınarak cuma namazı gitmek isteyen yönetici, öğretmen ve diğer personele gerekli kolaylık sağlanacak.

    *Özellikle lise düzeyindeki okulların mescitlerinde cuma namazı kılınmasıyla ilgili ihtiyaçlara cevap verilebilecek şartların oluşturulmalı ve gerekiyorsa İlçe Müftülüğü veya imam hatip liselerimizle işbirliği yapılmalı.

    *Okulda cuma namazı kılınacak şartlar oluşturulamıyorsa cuma namazına gitmek isteyen öğrencilerden veli izin dilekçesi alınarak cuma namazına gidişlerinde izin verilmeli.

    DAVUTOĞLU’NUN GENELGESİ

    Eğitim Sen 2 No’lu Şube’nin Hukuk Sekreteri Çayan Çalık, okullara gönderilen yazıya tepki gösterdi. Laik eğitimin saldırı altın olduğunun altını çizen Çalık, “Ataşehir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yazısında bir yönetmelik ve iki genelge dayanak gösteriliyor. Bu iki genelge 2016 tarihinde yani 7 sene önce yayınlanmış. Milli Eğitim Müdürü’nün bu genelgeler ile okullara hatırlatmada bulunması, cuma namazına göre eğitim planlamasının yapılmasını istemesi, aslında son zamanlarda ÇEDES projesiyle de ortaya çıkan, hukuk normlarını yok sayan ve yasal dayanağı olmayan bir adım. Anayasamızda laiklik ilkesi tanımlanmış olmasına rağmen görüyoruz ki laiklik ilkesi yok sayılarak 2016’da dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun genelgesi ile laik eğitimin kırıntıları dahi yok ediliyor. Bunu Eğitim Sen olarak kınıyoruz. Yazıların altında imzası olanlar hakkında soruşturma açılmalı ve yazılar geri çekilmeli” dedi.

    ÖĞRENCİLER AÇ KALIYOR

    Cuma saatine göre ders planlamasının aynı zamanda çocukların beslenme saatlerini etkileyen sonuçlar ürettiğine de dikkat çeken Çalık sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Öğrencilerin beslenme saati cuma saatine denk geldiği için öğrenciler aç kalmakta, sağlıklı beslenmelerine engel olmakta, çocukların yüksek yararı göz ardı edilmektedir. Ayrıca mevcut genelgeler öğrencileri kapsamamaktadır ve kamu personelleriyle ilgili düzenlemelerle sınırlıdır. Bu genelgeler ile öğrencilere yönelik uygulamalar tamamen keyfidir. Son zamanlarda genelgeler hukuk normlarına uymayan kanuni dayanaklardan yoksun fiilen yönetme çabasının ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Dava konusu yapılamaması nedeniyle de AKP hükümetleri ve saray rejimi tarafından sıkça kullanılmaktadır. Eğitim Sen olarak bu dayatmaların karşısındayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hükümet, laik eğitimi ayaklar altına aldı: Öğrencilere Diyanet TV izletilecek

    Hükümet, laik eğitimi ayaklar altına aldı: Öğrencilere Diyanet TV izletilecek

    PİRHA- Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ÇEDES projesi kapsamında hazırladığı planda, öğrencilere Diyanet TV izletileceği ortaya çıktı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı ile eğitim alanında imzalanan işbirliği anlaşmalarının sonuncusu olan, “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)”, eğitimi dinselleştirdiği için tepkileri yükseltirken, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce ÇEDES Projesi için hazırlanan 132 saatlik planda, Diyanet İşleri Başkanlığı ile işbirliği içeren çok sayıda programın yer aldığı görüldü.

    BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, program, “Hazırlık Çalışmaları, Edep-Saygı-Nezaket, Yardımseverlik ve Merhamet, Vatanseverlik, Sabır, Adalet ve Dürüstlük” ile “Sevgi-Dostluk-Vefa” başlıklarında hazırlandı. Programın, “Adalet ve Dürüstlük, Sabır” ve “Sevgi-Dostluk-Veda” başlıklarında Diyanet ile çok sayıda işbirliği öngörüldü.

    Öğrencilerin, “Doğa ve çevre bilincine sahip olması, değerlerini fark etmesi” amacıyla gerçekleştirilecek etkinliklerde de Diyanet’e sorumluluklar yüklendi. Bu kapsamda Diyanet Gençlik Merkezleri ile işbirliği içinde, “Sorumluluk ve Özdenetim” konulu etkinlikler düzenleneceği bildirildi. ÇEDES Projesi kapsamında 27 Şubat 2024 tarihinde, “Sabır” temasıyla gerçekleştirilecek etkinliklerde de Diyanet Gençlik Merkezleri ile işbirliğine gidilebileceği belirtildi.

    DİYANET TV ÖĞRENCİLERE VİDEO VE ÇİZGİ FİLM İZLETİLECEK

    Programın en dikkati çeken bölümü ise Diyanet TV ile ilgili bölüm oldu. ÇEDES kapsamında, “Sevgi-Dostluk-Vefa” teması ile 29 Nisan 2024’te gerçekleştirilecek etkinliklerde öğrencilere Diyanet TV üzerinden video ve çizgi film izletileceği ifade edildi.

    DİYANET VAKFI VE KIZILAY DA ÇEDES PROGRAMINDA YER ALACAK

    Türkiye Diyanet Vakfı ve Kızılay da ÇEDES programı kapsamındaki etkinliklerde yer alacak. Diyanet Vakfı ya da Kızılay işbirliğinde organize edilecek yardım çalışmalarında öğrencilerin de görev alacağı öne sürüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Laik eğitime darbe bitmiyor: MEB, yeni müfredat ile ‘fıtratı ve şahsiyeti’ öne çıkarıyor

    Laik eğitime darbe bitmiyor: MEB, yeni müfredat ile ‘fıtratı ve şahsiyeti’ öne çıkarıyor

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’nın, dini içerikli konulara ağırlık vereceği müfredatı, aralık ayının başında hayata geçireceği öğrenildi. Müfredat değişikliğiyle ‘ilerlemeci odaklı’, yani bilimsel ve modern eğitim yaklaşımından vazgeçilecek. Eğitimin odağına “fıtrat ve şahsiyet” konuları alınacak. 

    Cumhuriyet Gazetesi’nden Sefa Uyar’ın haberine göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB), dini konulara ve dini içerikli derslere ağırlık vereceği müfredat için geri sayım başladı. Yeni detayların bakanlık kulislerine yansıdığı hazırlıklara göre müfredat değişikliği, ilk olarak 1., 5. ve 9. sınıflar için uygulanacak. Yani yeni müfredat, ilk olarak ilkokul, ortaokul ve lisenin ilk kademelerinde uygulanacak. Böylece bu kademedeki öğrenciler, yeni kademeye yeni müfredatla başlayacak, böyle devam edecek. Öğrencinin araştırmaya yönlendirileceği ve öğretmenin etkinliğinin azaltılacağı kaydedilen yeni müfredat hazırlığında istisna ise ‘değerler eğitimi’ olacak. Tarikat ve cemaatlerin ısrarcı olduğu, usule aykırı şekilde 19. MEB Şûrası’nda kabul edilen ve okulöncesi eğitime kadar yaygınlaştırılan değerler eğitimi hakkındaki yeni hazırlıkların, tüm kademelerde uygulamaya geçirilmesi öngörülüyor.

    EĞİTİMDE FITRAT VE ŞAHSİYET VURGUSU DÖNEMİ

    Bakanlığın dini eğitim, araştırma ve öğrenci odaklı yeni müfredat çalışmalarında, eğitime bakış açısını da yeniden ele alacağı kaydediliyor. Son dönemde zayıflatılmasına karşın halen uygulanmaya devam edilen bilimsel ve modern eğitim yaklaşımından vazgeçilmesi gündeme geldi. Bakanlığın, “ilerlemeci yaklaşımdan uzaklaşılıp, fıtrat, şahsiyet ve vatan sevgisi gibi değerlerin öne çıktığı anlayışı takip edeceği” belirtiliyor.

    MEB’in müfredat değişikliği gündeme gelmeden önce tarikat ve cemaat bağlantılı dernek ve vakıfların düzenlediği sempozyum ve çalıştay gibi çalışmalarda, ‘fıtrat ve şahsiyet’ vurgusunun öne çıktığı biliniyor. İki terim de dini temelli. Sabit, payidar ve değişiklik kabul etmez olarak nitelendirilen fıtrat, insanın yaratılıştan gelen özelliklerine işaret ediyor. Şahsiyet ise fıtratın üzerine eğitimle kazanılan manevi nitelikler olarak nitelendiriliyor. Eğitimciler, iki kavram üzerinden eğitimin, dini referans ve atıfla şekillendirileceğine işaret ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kaya: Milli Eğitim Bakanı karma eğitimi ortadan kaldırmak için nabız yokluyor -VİDEO

    Kaya: Milli Eğitim Bakanı karma eğitimi ortadan kaldırmak için nabız yokluyor -VİDEO

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, karma eğitime karşı kız okulları kurulmasını savunmasına tepki gösteren 27. Dönem CHP Ankara Milletvekili/Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya, “Haddini bil Yusuf Tekin! Senin işin laik, demokratik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim vermektir. Ya kanunlara uygun görevini yapacaksın ya da istifa edeceksin!” dedi. 

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir televizyon kanalında eğitim sistemiyle ilgili soruları yanıtlarken, kız okulları kurmanın, kız çocuklarının okula gönderilmemesini engelleyecek bir çözüm olabileceğini savundu.

    Kız çocuklarını okula göndermeyen ailelerin “Ben çocuğumu erkeklerle aynı okula göndermek istemiyorum” gerekçesini öne sürdüğünü belirten Bakan Tekin, “Şimdi benim Milli Eğitim olarak birincil hedefim ne? Kız çocuklarının okullaşması sağlamaktı. O zaman veliyi ikna etmek için biz, gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz, veli isterse çocuğunu kız okullarına gönderebilmeli, isterse erkeklerin gittiği okullara gönderebilmeli” dedi.

    Bakan Yusuf Tekin’in bu sözleri büyük tepki çekti.

    Bir tepki de 27. Dönem CHP Ankara Milletvekili/Eğitim Sen Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya‘dan geldi.

    Kaya, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AKP’nin yıllardır yapmak istediği, karma eğitimi ortadan kaldırmak için nabız yokluyor. “Kızlarınızı okula göndermeyin” mesajını asıl kendisi veriyor. Haddini bil Yusuf Tekin! Senin işin laik, demokratik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim vermektir. Ya kanunlara uygun görevini yapacaksın ya da istifa edeceksin!” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Eğitim Sen: Okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır-VİDEO

    Eğitim Sen: Okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, 16 Haziran’da sona erecek 2022-2023 eğitim-öğretim yılına dair raporunu açıkladı. Eğitimin günden güne niteliksizleştiğini söyleyen Prof. Dr. Nejla Kurul, “Dinselleştirme politikaları yoğunlaşmıştır” dedi. Kurul ayrıca, Öğretmenlik Meslek Kanunu üzerinden eğitim emekçilerine yönelik ayrımcı ve adaletsiz uygulamaların hayata geçirildiğini de kaydetti.

     

    2022-2023 eğitim-öğretim yılı cuma günü sona erecek. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), “2022-2023 Eğitim Öğretim Yılı Sonunda Eğitimin Durumu” raporunu açıkladı.

    “EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLDİ”

    Eğitim Sen Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasında eğitimde yaşanan sorunlar tek tek sıralandı.
    17,5 milyon öğrencinin ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, “Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar, erken çocukluk eğitiminden (okul öncesi) başlayarak çeşitli vakıf ve derneklerle iş birliği halinde hayata geçirilen ‘dini eğitim’ merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve velileri doğrudan etkilemiştir. Eğitimde ticarileşme ve eğitimi dinselleştirme uygulamalarının hız kesmeden devam etmektedir. Siyasi iktidar ve MEB’in eğitim kurumlarında laik-bilimsel eğitim anlayışını dışlayarak hayata geçirdiği uygulamalar eğitimin niteliğinde yaşanan gerilemenin öncelikli nedeni olmayı sürdürmektedir” ifadelerini kullandı.

    Nejla Kurul, depremle birlikte eğitim sisteminin de çöktüğünü ifade ederek şöyle devam etti:

    “Depremle birlikte sadece binalar değil, ülkenin yönetim rejimi, ekonomisi, doğaya ve bilime meydan okuyan, tamamen ranta dayalı kentleşme politikaları da yerle bir olmuştur. Böylesine büyük bir yıkımın yaşanmasının asıl nedeninin halkın can ve mal güvenliğini değil, sermayenin ihtiyaçlarını önceleyen rantçı politikaları benimseyen merkezi ve yerel yönetim anlayışı olduğu açıktır. Deprem bölgesinde bulunan öğrencilerin ve öğretmenlerin büyük bir kısmının depremden zarar görmüş, can veya mal kayıpları meydana gelmiştir. Yaşanan depremler sonucunda eğitim sistemi de büyük ölçüde enkaz altında kalmıştır.

    “DEPREM BÖLGESİNDE MÜLTECİ ÖĞRENCİ SAYISI 358 BİN 376’DIR”

    Deprem bölgesinde toplam 12 bin 550 okulda; 4 milyona yakın öğrenci eğitim görürken, sadece devlet okullarında çalışan öğretmen sayısı 210 bindir. Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı 56 bin 259 eğitim kurumunun yüzde 21’i, ülkedeki tüm öğrencilerin yüzde 21,4’ü, öğretmenlerin yüzde 19,1’i depremin yaşandığı 11 ilde bulunmaktadır. Resmi verilere göre depremden etkilenen illerde örgün, yaygın eğitim ve barınma hizmetleri dahil 5 bin 24 özel öğretim kurumunda 555 bin 938 öğrenci/kursiyer faydalanmaktadır. Deprem bölgesindeki 16 üniversitede yaklaşık 380 bin öğrenci ile 45 bin akademik ve idari personel eğitim-öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. Bu bölgelerde bulunan mülteci öğrenci sayısı ise 358 bin 376’dır.”

    “ÖĞRENCİLERİN BESLENME SORUNU BÜYÜMÜŞTÜR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, öğrencilerin beslenme sorununa da dikkat çekti. Çok sayıda öğrencinin okula kahvaltı yapmadan gitmek zorunda kaldığını belirten Kurul, şöyle devam etti:

    “Birçok öğrencinin okulda yemek yemeden günü tamamladığı ve eve döndüğü görülmüştür. Geçtiğimiz dönemde yaşanan yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle yaşanan yoksullaşma süreci ile derinleşen ekonomik kriz, hız kesmeden devam eden zamlar, gerçek enflasyonun üç haneli rakamlara ulaşması ve alım gücünün gün geçtikçe düşmesi mutfaktaki yangını büyütürken artık temel besin gıdalarına dahi ulaşmak zorlaşmıştır. Çocuklar için beslenmenin önemli olduğu koşullarda süt, yumurta, peynir, zeytin vb gibi temel gıda ürünlerinin fiyatı 3-4 kat artmıştır. Bu koşullarda çocuklarına her gün ayrı bir beslenme hazırlamak durumunda kalan aileler eti, sütü, meyveyi, kuruyemişi geçelim yumurtayı, peyniri ve zeytini bile alamaz hale gelmiştir.
    Sağlıklı beslenme alışkanlığının çocukların sadece büyüme ve gelişiminde değil, okul başarısı üzerinde de son derece etkilidir. Yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat süreleri kısalmakta, algılamaları azalmakta, zaman zaman öğrenme güçlüğü ve davranış bozuklukları gelişebilmekte ve bu ve benzeri nedenlerden kaynaklı olarak okul başarıları belirgin düzeyde düşebilmektedir.
    Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda ilk sıradadır. Son dönemde çok hızlı artan yoksullaşma Türkiye’de önce en hassas durumdaki çocukları vurmuştur. Türkiye’de bugün her 5 çocuktan biri derin yoksulluk sorunları ile yüzleşmekte, yeterli ve besleyici gıdaya ulaşamamaktadır. Bu noktada yapılacak en acil eylem, bir an önce okullarda kamunun öğle yemeği hizmeti sunmasıdır.
    Gıda fiyatlarındaki artış sofralardan, çocuklarımızın harçlıklarına kadar yansımış durumdadır. Veliler çocukların beslenme çantalarına hiçbir şey koyamaz, okul harçlığı bile veremez hale gelmiştir. Okullarda bir öğün ücretsiz, sağlıklı yemek hakkı devlet tarafından karşılanmalıdır.”

    “EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRME POLİTİKALARI YOĞUNLAŞMIŞTIR”

    Türkiye’nin eğitim sistemi en temel bilimsel ilkelerden ve laik eğitim anlayışından hızla uzaklaştığını söyleyen Nejla Kurul, şunları kaydetti:

    “Okullarda dinselleşme hızla artarak kaygı verici boyuta ulaşmıştır. MEB’in geçmişte eğitimin dinselleştirilmesi hedefiyle Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere, çeşitli dini vakıf ve derneklerle ortak yürüttüğü projeler ve imzalanan ‘iş birliği’ protokolleri, okulları çeşitli cemaat, tarikat ve dini grupların etkinlik ve faaliyet alanı haline getirmiştir. Geçtiğimiz yıllar içinde okullarda hayata geçirilen ortak projeler üzerinden eğitimi dinselleşme süreci hızlandırılmış, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar hayata geçirilmiştir.
    Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/Gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” (ÇEDES) kapsamında 2022/’23 eğitim öğretim yılı içinde ülke çapında çeşitli toplantılar yapılmış ve kararlar alınmıştır.
    ÇEDES Projesinin amacı, “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olduğu ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, laik-bilimsel eğitim anlayışına ve pedagoji bilimine aykırı bir içerikte hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır.

    “Öğrencilere milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizin benimsetilmesi amacıyla tüm lise, ortaokul, ilkokul ve anaokulları ile il merkezi ve ilçelerde bulunan tüm cami ve Kur’an kursları”nı kapsayan projenin uygulaması için Milli Eğitim Müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri aracılığıyla okullara öğrencilerin ‘manevi gelişimini desteklemek’ adı altında ‘manevi danışman’ sıfatıyla pedagojik eğitimi bulunmayan vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticileri İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere, çeşitli illerde görevlendirilmeye başlanmıştır.
    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir. Ancak MEB, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere dini ve manevi değerleri aktarmayı kendisine görev edinmiştir. ÇEDES Projesi iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Türkiye’de eğitim politikalarının merkezinde yer alan “tek din, tek mezhep” anlayışının, farklı kimlik ve inançlara karşı önyargıları diri tutan ve milliyetçilik temelinde yükselen resmî ideolojiyi besleyen ‘manevi değerler eğitimi’ uygulamasının okullardan başlayarak ülkede yaratılan kutuplaştırmayı derinleştirmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklı gelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde önemli bir engel olmayı sürdürmektedir.
    Erkek ve kız öğrencilerin karma eğitimine dinsel ve cinsiyetçi gerekçelerle karşı çıkmak ve tek cinse dayalı eğitimi savunmak, okulların sadece öğrenme değil, aynı zamanda çocuklar ve gençler için sosyalleşme mekânları olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesi, öğrencilerin cinsiyetlerine göre ayrıştırılması birbirinden açıkça tecrit edilmesi anlamına gelmektedir.

    “SON DERECE SAKINCALI”

    Türkiye’de yasal olarak zorunlu din dersi 4. sınıfta başlıyor olsa da İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin müftülüklerle protokol imzalayarak bu derslerin seviyesini 4 yaşına kadar indirmesi, eğitim bilimi ve çocukların zihinsel gelişimi açısından son derece sakıncalıdır. Henüz oyun çağında olan ve somut düşünme yetisini tam olarak kazanmamış çocuklara yönelik ‘değerler eğitimi’ ve ‘Kur’an eğitimi’ çalışmalarının yapılması pedagojik olarak son derece sakıncalıdır.
    Eğitimde 4+4+4 dayatması ile ‘dindar nesil’ yetiştirmeyi hedefleyen siyasi iktidarın, hedefini daha da büyüterek bilinçli ve programlı bir şekilde daha kolayca ‘şekil verebileceği’ 4-6 yaş gurubuna yönelmesi çocukların sağlıklı gelişimi açısından son derece tehlikelidir. Henüz oyun çağında olan, somut ve soyut düşünce yetileri gelişmemiş olan 4-6 yaş grubu okul öncesi eğitim çağındaki öğrencilere hangi neden ya da gerekçeyle olursa olsun ‘dini eğitim’ verilmesi, Türkiye’nin de altında imzasının bulunduğu çocuk hakları sözleşmesinin ‘çocuğun üstün yararı’ ilkesi ile temelden çelişmektedir.
    Devletin bilinçli bir şekilde boşalttığı alanlar, dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslarla doldurulmuş ve iktidar desteği ile büyüyen bu sistem tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün bir ülkeyi kuşatmıştır. Çocuklarını okutmak isteyen yoksul aileler, kaçınılmaz olarak bu eğitim kurumlarına yönelmekte, “dindar nesiller” en çok emekçilerin, yoksulların çocuklarından devşirilmektedir.”

    EĞİTİMDE TİCARİLEŞTİRME POLİTİKALARI!

    Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, eğitim alanının kamusal ve toplumsal işlevlerinden ayrıştırılarak rekabetçi bir mantıkla ekonomik sektöre dönüştürüldüğünü de söyledi. Kurul, şunları ifade etti:

    “Eğitimde yaşanan çok yönlü ticarileşme ve eğitim hizmetlerinin adım adım özelleştirilmesi anlamına gelen çok sayıda uygulama, 2022/’23 eğitim öğretim yılında belirgin şekilde artmıştır.
    OECD ülkeleri ortalamasında ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde kamu kaynaklarından yapılan harcamalar eğitim harcamalarının yüzde 90’ını, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan harcamalar ise yüzde 10’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de ise eğitimde yaşanan ticarileşmenin sonucu olarak kamusal eğitim harcamalarının oranı yüzde 72,5, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan eğitim harcamalarının oranı yüzde 27,5’tir.

    Eğitimde yaşanan ticarileştirme ve özelleştirme uygulamaları, kimi zaman açık, ama çoğunlukla gizli olarak yapılmıştır. Bir taraftan eğitimin büyük bir bölümü zamanla birer ‘ticari işletme’ haline getirilen devlet okullarında sürdürülürken, diğer yandan eğitimin kamusal finansmanının tasfiye edilmesi yoluyla yoksul halkın eğitim finansmanı içindeki payı artmıştır. Kamusal eğitim adım adım zayıflatılmış, kamu kaynakları özel okullara aktararak özel öğretimin büyük ölçüde devlet desteği ile güçlendirilmesi politikası izlenmiştir. ”

    “ÖMK OKULLARDA AYRIMCILIK VE EŞİTSİZLİK YARATMIŞTIR”

    Eğitimcilerin, insanca yaşam ve insan onuruna yakışır ücret taleplerinin yok sayıldığını da söyleyen Nejla Kurul, “Yıllardır ekonomik, sosyal ve özlük haklarımıza yönelik taleplerimiz, insanca yaşam ve insan onuruna yakışır ücret taleplerimiz siyasi iktidar tarafından görmezden gelinmektedir. Siyasi iktidar ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunlarına kalıcı çözümler üretmek yerine Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) üzerinden eğitim emekçilerine yönelik ayrımcı ve adaletsiz uygulamaları hayata geçirmiştir.” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    Narlıdere’de laik ve bilimsel eğitim talebiyle ÇEDES protokolü protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- İktidarın “siyasi-ideolojik biçimlendirme girişimlerinin bir parçası” olarak tanımladıkları ÇEDES uygulamasının bir önce kaldırılmasını isteyen Narlıdere’deki eğitimciler ve veliler, uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de bilimsel eğitime engel olacağını vurguladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Narlıdere Şubesi, veli dernekleri ve Narlıdere Cemevi ve Narlıdere Demokrasi Platformu; Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Protokolü (ÇEDES) kapsamında okullara imam, vaiz gibi din görevlilerinin atanmasına yönelik Narlıdere İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması düzenledi. “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir” pankartı açılan açıklamada “Protokolü iptal edip PDR ilkelerini uygulayın”, “Okulumuzda imam istemiyoruz”, “Laik, bilimsel eğitim kırmızı çizgimizdir” ve “ÇEDES protokolü iptal edilsin” dövizleri taşındı.

    Açıklamayı Narlıdere Demokrasi Platformu adına Eğitim Sen 6 Nolu Şube Başkanı Bülent Karakaş okudu.

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Karakaş, ancak bakanlığın, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ettiğini söyledi. ÇEDES’in iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ile biçimlendirmek istemesinin son örneği olduğunu belirten Karakaş, projenin hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenleme olduğunu söyledi.

    “EĞİTİM BİLİMLERİNE VE LAİKLİĞE AYKIRI”

    ÇEDES projesinin etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlandığını söyleyen Karakaş, “ÇEDES Projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir” dedi.

    “EĞİTİM, DİNİ REFERANSLA SİYASALLAŞTIRILIYOR”

    Karakaş, bu projeyle dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırılmak istendiğine işaret ederek, “1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 56. Maddesine göre “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.” ÇEDES Projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır. Yine ÇEDES Projesi, öğrencilerin hem okulda hem de okul dışı ve yaz tatillerindeki geçirdiği zamanları ele geçirerek okulu ve öğrencileri dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırmaktadır. Sorumlu kurumlarca yeterince denetlenmeyen, kamusal alana açık olmayan bu alanlarda çocuğa yönelik yaşam hakkı ihlali, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve çocuk ihmali ve istismarı olaylarını kamuoyu yakından gözlemlemiştir” ifadelerini kullandı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI

    Bu uygulamanın hem çocukların sağlıklı gelişimine hem de eğitim sistemindeki eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesine engel olduğunu kaydeden Karakaş, iktidar eliyle hayata geçirilen ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmesi çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Türkiye’de eğitim politikalarının merkezinde yer alan “tek din, tek mezhep” anlayışının, farklı kimlik ve inançlara karşı önyargıları diri tutan ve milliyetçilik temelinde yükselen resmî ideolojiyi besleyen ‘manevi değerler eğitimi’ uygulamasının okullardan başlayarak ülkede yaratılan kutuplaştırmayı derinleştirmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklıgelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde önemli bir engeldir. Milli Eğitim bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir. Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR