Etiket: Ömer Faruk Gergerlioğlu

  • Gergerlioğlu’ndan bütün vekillere mektup: Yargıtay kararı büyük bir darbedir!

    Gergerlioğlu’ndan bütün vekillere mektup: Yargıtay kararı büyük bir darbedir!

    PİRHA-HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, hakkında verilen hapis kararıyla ilgili bütün milletvekillerine mektup gönderdi. Gergerlioğlu, “Yargıtay kararı, insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbedir” yorumunu yaptı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu Yargıtay’ın hakkında verdiği kararla ilgili bütün milletvekillerine mektup gönderdi.

    “Yargıtay kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yani millet iradesine sonra da benim gibi insan hakları savunucusu bir milletvekiline verilmiş olması insan hakları aktivizmine vurulmuş büyük bir darbedir” diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu, milletvekillerine şu mesajı gönderdi:

    “Hakkımda 2016 yılındaki Facebook ve Twitter paylaşımları gerekçe gösterilerek, ‘silahlı örgüte üye olma ve terör örgütü propagandasını yapma’ suçlarından soruşturma başlatılmıştır. 2017 yılında hazırlanan iddianamede paylaşımlarımdan bir tanesi TMK 7/2 kapsamında değerlendirilmiş ve kamu davası açılmıştır.

    Davaya konu paylaşım, ulusal bir medya kuruluşunun halen yayında olan bir linkidir. Haberin içeriği PKK’nin çözüm sürecine ilişkin yayımlanan bir açıklamasıdır. Haberi ‘Bu çağrı hakkıyla değerlendirilmeli, bu işin sonu yok!’ mesajı ile paylaşmıştım.

    Yerel Mahkeme, hakkımda 2 yıl 6 ay hapis cezası vermiştir.

    Öncelikle mahkûmiyet kararının kesinleştiği bu dönemde halen milletvekili sıfatına sahip olduğumu hatırlatmak isterim.

    Bu yönüyle anayasaya ve kanuna aykırı bir şekilde, dokunulmazlığı bulunan bir milletvekilinin yargılamasına devam edilmesi ve hakkında cezaya hükmedilmesi açıkça anayasaya, siyasi faaliyette bulunma, seçme ve seçilme evrensel haklarına ve Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırıdır.

    Öte yandan milletvekili olduğum dönemden çok önce de insan hakları savunucu olarak pek çok toplumsal olaya dikkat çektiğim, bunları kamuoyu gündeme taşıdığım unutulmamalıdır. Suç teşkil ettiği iddia edilen paylaşım da çözüm sürecine dair tartışmaların devam ettiği bir dönemde barış çağrısıyla yapmıştır. Ulusal bir haber sitesinin linki ile birlikte şiddete teşvik amaçlı taşımayan bir paylaşım nedeniyle ağır bir suçtan dolayı cezalandırılmam ifade özgürlüğüne yapılan açık bir müdahaledir.

    Ayrıca kararda düşünce açıklamamın doğrudan ya da dolaylı olarak nasıl açık ve yakın bir tehlike oluşturduğu hususunda bir değerlendirme de yapılmamıştır.

    Bahsi geçen haber linkinin halen erişime açık olmasına karşılık, bu linki alıntılayarak paylaştığım için hapis cezasına çarptırılmam ve milletvekilliğimi kaybetme riskiyle karşı karşıya olmam hukuk kurallarının herkese eşit olarak uygulanmadığının kanıtıdır. Bu madde kapsamında yargılanan pek çok milletvekilinin yargılamalarının mahkeme kararıyla durduğunu ama benim yargılamamın kasıtlı devam ettirildiğini de bilginize sunarım.

    Bir insan hakları savunucusu olarak, sivil toplum kuruluşlarında başkanlık yapmış ve çözüm sürecine doğrudan katkım bulunduğunu alenileşmiş bir haberin içeriğini paylaşmasının propaganda suçu olarak değerlendirilmesi gerek mahkûmiyet kararını onayan Yargıtay’ın, gerekse de Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır.

    Sayın Enis Berberoğlu örneğinde olduğu gibi kararın alelacele ve siyasi rant elde etmek amacıyla Meclise getirtilip okutulması amacıyla Yargıtay tarafından hızlı bir şekilde çıkarılan bu karar çok açık bir hak ihlallerine yol açacaktır. Anayasa Mahkemesi tarafından da hakkımda ihlal kararı vermesi kuvvetle muhtemeldir.

    Bugün insan hakları reform paketi açıklanırken herkesin sorduğu soru ‘İnsan hakları aktivisti Mv. Ömer Faruk Gergerlioğlu’na hukuksuzca ceza verilip milletvekilliği düşürülmek isteniyorken insan hakları paketi ne kadar samimi olabilir?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘KHK ile ihraç edilen muhafazakarlar seküler yaşamı benimsemeye başladı’-VİDEO

    ‘KHK ile ihraç edilen muhafazakarlar seküler yaşamı benimsemeye başladı’-VİDEO

    PİRHA- 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile görevlerinden ihraç edilen milliyetçi-muhafazakar kamu çalışanlarının, AKP iktidarının uygulamaları sonucu liberal, sol, özgürlükçü anlayışa kaydıklarını söyledi. Can TV’de Can’da Gündem programına katılan Gergerlioğlu, “Muhafazakarlar, ‘Devlet bana bunu nasıl yapar, demek ki bu topraklarda kötülükler olabiliyormuş. Aleviye, solcuya, Kürt’e yapılanlar gerçekten doğruymuş’ demeye başladılar” diye konuştu. 

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, KHK ile ihraç edilen milliyetçi-muhafazakar insanların, seküler yaşamı benimsemeye başladıklarını söyledi.

    Can TV‘de Nilgün Mete‘nin sunduğu Can’da Gündem programına konuşan Gergerlioğlu, “Milliyetçi muhafazakar KHK’liler büyük bir şok, şaşkınlık ve çaresizlik yaşamışlar. Şu ana kadar kutsadıkları, her hangi bir zarar görmedikleri devlet onlara acımasız bir şekilde öncesinde muhalif gördüklerine ne yapmışsa kendisine bunu yapmış ve büyük bir şaşkınlık yaşamış.” dedi.

    Gergerlioğlu, “İktidarın Ayasofya açma, başörtüsünü istismar etme girişimleri KHK’liler arasında çok net şekilde anlaşılıyor. Kendisine soykırım uygulaması yapan bir iktidar kalkmış dini kullanarak rant elde etmeye çalışıyor. Bu, insanların dinden soğumasına, uzak durmasına, muhafazakarlıktan uzaklaşmasına yol açıyor. Bu çok net bir bulgu” diye konuştu.

    “‘DEMEK Kİ BU TOPRAKLARDA KÖTÜLÜK OLABİLİYORMUŞ’ DEMEYE BAŞLADILAR”

    Gergerlioğlu konuşmasına şöyle devam etti:

    “Devlet bana bunu nasıl yapar, demek ki bu topraklarda kötülükler olabiliyormuş. Demek ki bu topraklarda Ermeni soykırımı vb. şeyler olabiliyormuş. Aleviye, solcuya, Kürt’e yapılanlar gerçekten doğruymuş demeye başladılar ve milliyetçi muhafazakar yapıları değişmeye başladı. Daha liberal, sola kayan, özgürlükçü, insan haklarından yana bir anlayışa doğru evrilmeye başladılar. Biz bunu birinci yılda da, ikinci yılda da, üçüncü yılda da gördük. Şu anda artarak devam ediyor.

    “İKTİDAR İNSANLARIN DİNDEN SOĞUMASINA NAEDEN OLDU”

    ‘İktidarda İslamcı bir iktidar var ve kötülük yapıyor.’ Be değişimlerin bu anlayıştan kaynaklandığını söyleyen Ömer Faruk Gergerlioğlu, “İktidarın güya İslami politikaları, görüntüde dini istismar eden politikaları karşısında hepten bu sekülerleşme devam ediyor. Ben bunu Mecliste de çok söyledim. İktidarın Ayasofya açma, başörtüsünü istismar etme girişimleri KHK’liler arasında çok net şekilde anlaşılıyor. Kendisine soykırım uygulaması yapan bir iktidar kalkmış dini kullanarak rant elde etmeye çalışıyor. Bu, insanların dinden soğumasına, uzak durmasına, muhafazakarlıktan uzaklaşmasına yol açıyor. Bu çok net bir bulgu.

    “ÇOCUKLARDA MUHAFAZAKARLIĞA, MİLLİYETÇİLİĞE KARŞI REAKSİYON OLUŞTU”

    Zaten Ak Parti ve MHP’ye oy verme oranı yüzde sıfıra düşmüş durumda. Milliyetçi ve muhafazakar reaksiyonlardan uzaklaşan bir toplum kesimi görüyoruz. Bu çok önemli bir sosyolojik tespit. Biz bunu yıllar içinde takip ediyoruz. Oranlarını takip ediyoruz. Çok net bir sonuç. Çocukları bundan etkileniyor. Düşünün anne babasını cezaevine atmışlar. Sizi cezaevine atan iktidar çıkmış din sömürüsü, başörtüsü sömürüsü yapıyor. Ve bu insanların çocukları bundan dolayı dine karşı bir reaksiyon oluşturuyorlar. Muhafazakarlığa, milliyetçiliğe karşı bir reaksiyon oluşturuyorlar.

    “KHK’LİLER MİLLİYETÇİ-MUHAFAZAKAR KALIPLARDAN KURTULDU”

    İktidar güya dine hizmet adı altında dine en büyük kötülüğü yapan bir iktidar haline gelmiş durumda. Biz bunu toplumda çok net bir şekilde görüyoruz. Aslında KHK’liler için bir yerde iyi oldu. Çünkü o milliyetçi-muhafazakar kalıplardan kurtulup, şimdiye kadar öteki gördüklerine elini  uzatan, onları anlayan, demek benim şimdi çektiğimi sen yıllardır çekiyorsun diyen bir topluluk oluştu.”

    “KHK PLATFORMLARINDA HER KESİMDEN İNSAN VAR”

    “Biz KHK platformları oluşturuyoruz. O KHK platformlarında önceden bunu başaramazdık. Şimdi her kesimden insan orada oluyor” diyen Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, dindarı, dinsizi ve herkes birbirine saygılı oluyor. Evet bir musibet yaşanıyor ama bir musibet bin nasihattan iyidir derler. Bu musibeti yaşayanlar kendi köşesine çekilmenin doğru olmadığını, artık kimlikler arasındaki bir ayrım yerine, insaniyetler arasında bir ayrım olması gerektiğini söylüyorlar. Yani insanlar şunu söylüyor: Benim için artık Alevi, Sünni, Müslüman, Hıristiyan diye bir şey yok. İyi insan, kötü insan, namuslu insan namussuz insan gibi kavramlar var.

    PİRHA/ İSTANBUL 

     

  • HDP’li Gergerlioğlu’ndan infaz yasası tepkisi: Zalim, vicdansız!

    HDP’li Gergerlioğlu’ndan infaz yasası tepkisi: Zalim, vicdansız!

    PİRHA- İnfaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin yasalaşmasına Twitter’dan tepki gösteren HDP Kocaeli Milletvekili, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Zalim, vicdansız infaz yasası” şeklinde nitelendirdi. Gergerlioğlu, “18 saat komisyonda sabahlara kadar mücadele ettik. Sayısal çoğunlukla kazandılar ama aslında kaybettiler, milyonlarca mazlumun nezdinde” dedi. 

    AKP ve MHP gruplarının ortak hazırladığı infaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

    Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerindeki doluluğu azaltmak amacıyla AKP ve MHP tarafından hazırlanarak, 31 Mart’ta Meclis Başkanlığı’na sunulan İnfaz Yasa teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 330 milletvekilinin katıldığı açık oylamada, 279 milletvekili teklife evet oyu verirken, 51 milletvekili ret oyu kullandı. Teklifin son maddesi görüşülürken Meclis’e gelen MHP Lideri Devlet Bahçeli kabul oyu verdi.

    Yasa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek.

    Yaklaşık 90 bin mahkuma tahliye yolunu açacak teklife, muhalefetin bütün çabalarına rağmen, siyasi tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dahil edilmedi.

    Teklifin Genel Kurul’daki görüşmeleri bir hafta sürdü. Sert tartışmaların yaşandığı toplantılara milletvekilleri koronavirüs salgınından korunmak için maske takarak katıldı.

    Genel Kurul’da, 70 maddeden oluşan ve 11 kanunda değişiklik öngören teklif, bir hafta süren mesai sonucunda kabul edildi.

    “SAYISAL ÇOĞUNLUKLA KAZANDILAR, VİCDANDA KAYBETTİLER”

    İnfaz düzenlemesine ilişkin kanun teklifinin yasalaşmasına tepkiler de yükseliyor.

    Twitter’dan tepki gösteren HDP Kocaeli Milletvekili, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Maalesef zalim, vicdansız infaz yasası Ak Parti ve MHP oylarıyla kabul edildi. 18 saat komisyonda sabahlara kadar mücadele ettik. 7 gün kesintisiz genel kurulda direndik. Sayısal çoğunlukla kazandılar ama aslında kaybettiler, milyonlarca mazlumun nezdinde. Vicdanda kaybettiler” dedi.  (HABER MERKEZİ)

  • Gergerlioğlu: KHK’li sağlıkçılar görevlerine dönebilir

    Gergerlioğlu: KHK’li sağlıkçılar görevlerine dönebilir

    PİRHA- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile görüşen HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu görüşmeye dair, Koca’nın da salgın nedeniyle açılan pandemi hastaneleri olduğu ve KHK’lilerin burada çalışmasına izin verileceği yönünde bir açıklama yaptığını ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle atanamayan sağlık emekçilerinin işlemlerinin hızlandırılacağını söylediğini paylaştı. Koronavirüs ile ilgili araştırmalar yapmış olan Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı da “İnsanlarımıza yardımcı olmak için her zaman hazırım” dedi.

    HDP Milletvekili Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile görüşme yaptığını twitter üzerinden duyurdu.

    Gergerlioğlu, 15 bin sağlık emekçisinin KHK’li olduğunu bakana aktardığını ve salgın hastalığın yaygınlaştığı Türkiye’de bunların da değerlendirilmesi gerektiğini belirttiğini, Koca’nın da salgın nedeniyle açılan pandemi hastaneleri olduğu ve KHK’lilerin burada çalışmasına izin verileceği yönünde bir açıklama yaptığını ve güvenlik soruşturmaları nedeniyle atanamayan sağlık emekçilerinin işlemlerinin hızlandırılacağını söylediğini açıkladı.

    KHK’li Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı’nın durumuna dair görüştüğünü de aktaran Gergerlioğlu, “Tıbbi Genetik Uzmanı Ulaşlı’nın durumuna dair kendisinin de bilgisi olduğunu ve pazartesi bakanlık yetkililerinin kendisiyle görüşeceğini aktardığını söyledi. Umarım değerlendirilir” dedi.

    Gelişmelere dair Pirha’ya açıklamada bulunan Doç. Dr. Mustafa Ulaşlı da şunları belirtti:

    “Vekilimiz sağolsun görüşme gerçekleştirmiş. Yetkililerden telefon bekliyorum. İnsanlarımıza yardımcı olmak için her zaman hazırım ama bir beklenti içinde değilim. Biz akademisyenler işini insanlık adına yapar. Şu an da da biz bilim insanlarının üzerinde büyük bir yük var. Çok ciddi bir sorun var bunun için çalışan bir insan olarak kendimi ifade etmeye çalıştım. Sadece benim değil, benim gibi tüm sağlıkçıların ve diğer iş kollarındaki KHK’lilerin mağduriyetin giderilmesi gerekiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gergerlioğlu: Koronavirüse karşı çalışma yapan bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş

    Gergerlioğlu: Koronavirüse karşı çalışma yapan bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş

    PİRHA- HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, korona virüs salgınının cezaevlerinde ciddi sorunlara neden olacağına dikkat çekerek, Adalet Bakanlığı’nın adım atması gerektiğini söyledi. Gergerlioğlu, “Dünyada bu virüse karşı bilimsel çalışmalar yapmış bir bilim insanının KHK ile ihraç edilip çalışmasının engellenmesini kabul etmek mümkün değil” dedi.

    Koronavirüs dünyada yayılmaya devam ederken, Türkiye’de de ilk can kaybına neden oldu. Devlet yetkilileri tarafında topluma duyarlılık çağrıları yapılırken, cezaevlerine dönük bir adım atılmış değil. İran, salgının başladığı günden bu yana cezaevlerini tedbir amaçlı boşaltırken, toplumun birçok kesiminden yapılan “cezaevleri boşaltılsın” çağrılarına hükümetten herhangi bir karşılık verilmiş değil.

    Cezaevleri konusunda çalışmalar yapan ve aynı zamanda Meclis İnsan Hakları Komisyonu üyesi olan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, önemli açıklamalarda bulundu.

    Gergerlioğlu, “Bugün dünyayı saran korona salgınına karşı çok öncesinde ve belki de tek çalışma yapan Mustafa Ulaşlı görev yaptığı Gaziantep Üniversitesi’nde KHK ile ihraç edildiğini öğrendim” diyerek şunları ifade etti:

    “Düşünün dünyanın başına bela bir virüs var. Bu virüsle ilgili çalışma yapan bir bilim insanı var ve bu bilim insanı KHK ile ihraç edilmiş. Kendisiyle konuştum. Bana “Koronavirüsü nasıl şekillendiğini, insanı etkilediğini ve virüsü nasıl yenebileceğini biliyorum. Bana fırsat verilmesi halinde tedavisi yönünde önemli çalışmalar yapabilirim. Ama şu anda ihraç durumundayım ve işsizim” dedi. Gördüğünüz gibi ihraçlar sadece KHK’lileri ya da Türkiye’yi değil tüm dünyayı ilgilendiren bir noktaya gelmiş durumda. Bu durumun önüne geçmek ve toplum sağlığı için Mustafa Ulaşlı adlı bilim insanına fırsat verilmeli.”

    “ADALET BAKANLIĞI BİR AN ÖNCE ATIM ATMALI”

    “Koronavirüs siyaseti, ekonomiyi, iç ve dış politikayı yani hayatın her alanının etkileyecek bir noktaya gelmiş durumda. Umarım ki topluma çok zarar vermeden bu salgın atlatılır” diyen Gergerlioğlu, cezaevlerindeki duruma dikkat çekerek şunları belirtti:

    “Cezaevlerinde durum hiç iyi bir noktada değil. Bundan dolayı cezaevlerinde kalanların hayatlarına ve hak kayıplarına neden oluyor. Böylesi bir ortamda şimdi de korona virüs salgınıyla karşı karşıya kalındı. 300 bin mahpusun olduğu bir ortamda sıkıntı olmaması mucize olur. Buna karşın hükümetin attığı hiçbir adım yok. Salgına karşı toplum ve devlet belli tedbirleri alıyor ama bu önlemleri alamayacak cezaevlerinde, kışlalarda ve sınırlarda olan insanlar var. Bu insanların yakınları panik halindeler. Haklılar çünkü gerekli önlemler alınmıyor. Koronavirüsü cezaevlerine bulaşmaz, deniyor. Bir doktor olarak bu savı çok doğru bulmuyorum. Virüs ne devlet tanır, ne de sınır. Virüs bir takım temas yoluyla her yere hareket eder ve bulaşır. Cezaevlerinde iddialara göre karantina altında olanların olduğu bilgisi geliyor. Yaptığımız tüm girişimlere karşın ne Adalet Bakanı’ndan nede bürokratlarından cevap almış değiliz. Bu da özellikle mahpus yakınlarını tedirgin ediyor. Var olan koşulların kötü olduğu bir yerde daha kötü sonuçların çıkmaması için bir an önce Adalet Bakanlığı atım atmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ölümden sonra gelen işe iadeye tepki: Hesabını verecekler mi?-VİDEO

    Ölümden sonra gelen işe iadeye tepki: Hesabını verecekler mi?-VİDEO

    PİRHA – Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), Malatya Şube başkanlığı görevindeyken KHK ile kamu görevinden ihraç edildikten sonra yaşamını yitiren ve sonrasında OHAL Komisyonu’nun kararı ile kamu görevine iadesine karar verilen Bülent Uçar için açıklama yaptı. SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, “Peki Bülent’in yaşam hakkını gasp edenler hesabını verecek mi?” diye sordu.

    Haberin videosu

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten 4 ay sonra yaşamını yitiren SES Malatya Şube Eşbaşkanı Bülent Uçar, OHAL Komisyonu tarafından 26 Eylül 2019 tarihli kararı ile işe iade edildi. Konuya dair yapılan basın açıklamasında SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, “Peki ya yaşam hakkı, Bülent’in yaşam hakkını gasp edenler hesabını verecek mi?” diye sordu.

    Genel merkez binasında yapılan basın toplantısına Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) EŞ Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, SES Malatya Şube Eş Başkanı Zuhal Güler, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Gülriz Erişgen, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ile Hakların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu, Semra Güzel, Mehmet Rüştü Tiryaki ve Necdet İpekyüz katıldı.

    SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, ihraç edilen Uçar’ın iktidarın kara propagandası nedeniyle iş bulamadığına ve yaşadığı hukuksuzluklar sonrasında yaşamını yitirdiğine dikkat çekerek “OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu tarafından Bülent Uçar ile ilgili adli-idari hiçbir soruşturma ve kovuşturmanın olmadığı ve ayrıca herhangi bir yasa dışı örgüt veya yapı ile ilişkili olmadığı ve bütün hakları ile kamu görevine iadesine karar verilmiştir. Peki ya yaşam hakkı, Bülent’in yaşam hakkını gasp edenler hesabını verecek mi?” dedi.

    “OHAL VE KHK’LERLE BAĞLANTILI 58 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Erden, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “O günden bu güne, 732 gün OHAL sürdü. 32 KHK çıktı. 152 kanun değiştirildi. Bu KHK’lerde toplam 48 özel sağlık kuruluşu. 179 basın yayın kuruluşu, bin 767 Dernek, 4 bin 722 işyeri kapatıldı. 48 bin 535 kişi işsiz kaldı. 209’u gazeteci, 95’i belediye başkanı, 12’si milletvekili olmak üzere 70 bin 689 kişi tutuklandı. 99 belediyeye kayyum atandı, 19 sendika ve konfederasyon kapatıldı. 7 grev yasaklandı, 11 bin 257’si sağlık ve sosyal hizmet emekçisi olmak üzere 135 bin 856 kişi sorgusuz sualsiz bir şekilde işinden oldu. 58 kişi OHAL ve KHK bağlantılı intihar ve şüpheli ölümle yaşamını yitirdi.

    Kamu görevinden çıkarılan kişilerde ‘medeni ölüm’ hali yarattığını her defasında ifade ettik. İnsanları mağdur eden, toplumu kıskacına alan ve geri dönüşü olmayan bu uygulamalar sonuçları ile birlikte derhal iptal edilene, bu uygulamaları hayata geçirerek insanları sağlığından edenlerden hesap sorana kadar mücadelemiz devam edecektir.”

    “OHAL KOMİSYONU TARAFSIZ DEĞİL”

    KESK EŞ Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise OHAL komisyonunun tarafsız olmadığını, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı çalıştığını söyleyerek şöyle devam etti:

    “40 aydır ortaya çıkan uygulamalarda birçok arkadaşımız hayatına son vermiştir. Bülent arkadaşımız da bu baskılara dayanamayarak kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmiştir. KESK olarak OHAL Komisyonu’nun yaşattığı hukuksuzluklar karşısında durmaya devam edeceğiz. Derhal Meclis’te yasal bir uygulama ile işine son verilen herkesin işine iade edilmesi gerek.

    “BÜLENT HAYATINDA HİÇ KİMSEYİ KIRMADI”

    Toplantıda SES Malatya Şube Eş Başkanı Zuhal Güler de söz alarak şunları söyledi:

    “Sadece Malatya’da Bülent ile çalıştığımız hastanede ihraçlar oldu. Biz de hastanenin genel sekreteri ile görüştük ve bize söylenen hastane personelleri ile görüşme olduğu ve personellerin söylemlerine dayanarak bir liste çıkarıldığı. Bu listede sendika çalışanları yer alıyor ve listeyi başhekim onaylıyor. Bülent için başhekim en iyi arkadaşım derdi, ilginçtir Bülent listenin başında yer aldı. Bülent hayatında hiç kimseyi kırmadı, hiç bir canlıya zarar vermedi.

    Hangimiz AKP’nin sağlık politikalarını eleştirmiyoruz. Bir arkadaşımız eleştirdiği için telefon ile kaydedilmesi suretiyle işinden atıldı. Bu iş ne zaman sonlanacak bilmiyoruz. Biz mesleğimizi torpille kazanmadık, çalıştık öyle kazandık. Hepimiz yoksul ailelerin çocuklarıyız Bülent de öyleydi. Tek derdi çocuklarıydı ve Bülent hiç bir yerde iş bulamadı. Öldükten sonra işine iade edilmesi bizim canımızı çok acıttı. Niye ihraç ettiniz, sonra niye iade edildi?”

    “BÜLENT’İN NE YAŞADIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUM” 

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise Türkiye’de 3 yıldır bir tür soykırım yaşandığına dikkat çekerek “KHK ile işinizden olduktan sonra her şeyden mahrum edilmiş bir varlıksınız artık, bilinmeyen gizli bir teröristsiniz hiç bir arkadaşınız sizi aramıyor. KHK’li olup intihar eden 60 kişi var. Bu insanlar niye intihar ediyor? İnsanların sağlık durumunu bozdunuz. Bülent Uçar vefat etti, ama şunu da çok iyi biliyoruz bu yargılamalar İstiklal Mahkemeleri gibiydi o dönemde idam edildikten sonra af ediliyordu insanlar şimdi de ihraç edildikten sonra öldüğünde işine iade ediliyor. Bu cinayettir, bunun sorumluları yargılanmalıdır. Bülent’in ne yaşadığını çok iyi biliyorum. Bende KHK’li bir doktorum Bülent gibi olan onlarca arkadaşımız var. Biz HDP olarak bu işin peşini bırakmayacağız. Meclis kürsüsünde haykırmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yasaklanan KHK toplantısı HDP Genel Merkezi’nde yapıldı

    Yasaklanan KHK toplantısı HDP Genel Merkezi’nde yapıldı

    PİRHA – 5- 6 Ekim’de yapılması planlanan KHK’liler buluşması, Ankara Valiliği tarafından engellenince HDP Genel Merkezi, toplantıya ev sahipliği yaptı.

    Sabah saatlerinde HDP Genel Merkezi’ne gelişleri engellenen KHK’liler darp edilerek gözaltına alınmak istendi. HDP Milletvekilleri Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Habip Eksik’in girişimleri sonucu KHK’liler HDP Genel Merkezi’ne giriş yaptı.

    Toplantının açılışında söz alan Ömer Faruk Gergerlioğlu şöyle konuştu:

    “Yaşanan süreci görüyorsunuz. KHK’lilere sivil ölüm yaşatılıyor, bir kırım şeklinde. KHK’lılar 21. yüzyılda Nazi Almanya’sından da fazlasına varan uygulamalarla karşı karşıya. Bu uygulamaları ifşa etmeye yönelik gayret de yoğun bir engellemeye maruz kalıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. KHK zulmü bitecek.

    100 binlerce kişi bunun mağduru durumunda. Mazlum 1 buçuk milyona yakın kişi var. Bu artık KHK’li olmayanları da etkiliyor. Türkiye’nin siyasi, hukuki, ekonomik, sosyolojik her standardını düşüşe uğratıyor. Bu çok tehlikeli. Türkiye bir an evvel hukuk devletine dönmek zorunda. 3-4 aydır bu buluşma için uğraşıyoruz. Türkiye’nin insan hakları hareketi oldu bu KHK buluşmaları. Çünkü bu buluşmaların içinde Kürt’ü de var Türk’ü de var, Alevisi de var Sünnisi de var, sağcısı da var solcusu da var, dindarı da var ateisti de var. Birbirleriyle dayanışıyorlar. Bu platformlar Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin yüz akı. Yaptığımız iş çok çok önemli. Türkiye demokrasi tarihine not düşecek çok önemli buluşmalar.

    “BULUŞMAMIZA TAHAMMÜL EDEMEDİLER”

    Biz bir Türkiye buluşması planladık. İzni alınmış, resmi başvurusu yapılmış bir buluşma idi. Ama buna bile tahammül edemediler. KHK zulmünün 5-6 Ekim’de Ankara’da konuşulmasını engellemek için var güçleriyle çabaladılar. Ve sonunda 5-6 Ekim buluşmamızı yasakladılar ki biz 3-4 aydır son derece değerli gayretlerle, gece gündüz demeden çalıştık. Türkiye’nin demokratikleşmesi için çok kıymetli bir çalışma. Biz yılmadık ve bu buluşmayı başka bir şekilde gerçekleştirmenin yolunu aradık.

    Sosyal medya inledi. 100 binler bunu duydu. Aylardır dünya bizi duyuyordu. Ama bizi duymak istemeyen iktidar yasa dışı bir şekilde engelledi bizi. Dün bu yasa dışı engellemeye karşı benim partim HDP ve Saadet Partisi bize bir çağrı yaptı. En dar anımızda bize el uzatanın hakşinaslığını, güzelliğini biz asla unutmayız. KHK’lılar da HDP ve SP’nin bu dost elini unutmayacak. Biz tüm partilere çağrı yapıyoruz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile de dün görüştüm. Dönüş bekliyoruz kendisinden. Eğer bizi genel merkezine kabul ederse memnuniyetle gider toplantımızı orada da yaparız.

    HDP ve SP’nin bize kucak açmasını dahi kabul edemediler. Bu sabah HDP’nin, bir siyasi partinin yolu kesildi, vatandaşlar giremesin diye. Yaptıklarının Anayasa’da, yasada, hukukta yeri yok. Yolu kesip vatandaşların geçişini engellediler. Çünkü bunlar zulmün duyulmasını engelleme gayreti. Biz bugün KHK hukuksuzluğunu bir kez daha belgeledik. Yarın KHK zulmünü yeneceğiz. Bu bitecek, bizim azmimizle, inancımızla bitecek.”

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Türkiye’nin kayıplar politikası hakikati inkar etmek üzerine şekilleniyor’-VİDEO

    ‘Türkiye’nin kayıplar politikası hakikati inkar etmek üzerine şekilleniyor’-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 753’üncü haftasında 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü dolayısıyla Türkiye’nin BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’sini imzalaması istendi.

    HABERİN VİDEOSU

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan Cumartesi Anneleri bugün eylemlerinin 753’üncü haftasını gerçekleştirdi.

    Basın açıklamasını İHD Gözaltılara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu. Birleşmiş Milletler’in (BM) 2011 yılında 30 Ağustos’u Dünya Kayıplar Günü ilan ettiğini hatırlayan Arcan, “Türkiye’yi yurttaşlarını zorla kaybettiği için özür dilemeye, kaybetme suçundaki cezasızlık zırhını sonlandırmaya ve BM Herkesin Zorla Kaybetmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalamaya çağırıyoruz” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN KAYIPLAR POLİTİKASI HAKİKATİ İNKAR ETMEK”

    Arcan, Dünya Kayıplar Günü vesilesiyle “6 aydır akıbetleri hakkında yetkililerce hiçbir açıklama yapılmayan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen nerede?” diye sordu. Arcan, Türkiye’nin Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamama nedenlerini şöyle açıkladı:

    “Türkiye sözleşmeyi imzalamıyor; çünkü sözleşme devlete gözaltında kaybetmeyi suç olarak düzenleme, yargılama ve cezalandırma yükümlülüğü getiriyor. Kayıp yakınlarının ‘gerçeği bilme hakkını’ kabul eden sözleşme, devlete bu hakkın sağlanması yükümlülüğü getiriyor. Sözleşme kayıp kişilerin naaşının bulunduğu yerin tespit edilmesini, naaşa saygı gösterilmesini ve naaşın ailesine iade edilmesini bir yükümlülük olarak düzenliyor. Sözleşme özetle devlete hakikati açığa çıkarma, kaybedilenlerin kalıntılarını ailelerine teslim etme ve adaleti sağlama yükümlülüğü getiriyor.

    Oysa Türkiye’nin kayıplar politikası; hakikati inkar etmek, kaybedilenlerin akıbetini gizlemek, kaybetme suçunun faillerini cezasızlıkla korumak ve kaybedilenlerin ailelerini adaletsizlikle baş başa bırakmak üzerinden şekilleniyor. Bugüne kadar iktidarlar değişse de gözaltında kaybetmelerde ki devletin sorumluluğunu inkar eden, kaybedenleri koruyarak bu suçu besleyen resmi politikalar hiç değişmiyor.”

    Sebla Arcan, devletin devletin gözaltına kaybetme suçundaki rolünü tamamen kabul ederek yükümlülüklerini yerine getirinceye kadar mücadele edeceklerini kaydetti.

    “BİZİ İKİ DUVAR ARASINA SIKIŞTIRMAKTAN ZEVK ALMAYIN”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü’ne vurgu yaparak “biz niye buradayız devletin güvenlik güçleri burada olduğu için burada değiliz. Biz devletin güvenlik güçleri tarafından evinden alınıp sorgulama esnasında yaşamlarına son verilen yakınlarımızın akıbetini sormak için buradayız. Siz onların akıbetini oldubittiye getirmek, bizim nefesimizi kesmek için buradasınız. Bu söylemlerimizin neresinde suç ve sizi inciten bir taraf vardı. Soruyorum size sizin herhangi bir yakınınızı alıp götürüp yaşamına son verdikten sonra saklasam dünyayı benim başıma yıkmaz mıydınız? Ama biz hala hukukun üstünlüğüne inanıyoruz. BM’nin gözaltında kayıplarla ilgili sözleşmesini devlet imzalamadı. Kayıplarımızı verin bizi de bu iki duvar arasına sıkıştırmaktan zevk almayın. Ben sizin gözlerinize direk bakıyorum siz de benim yüzüme bakın” diye konuştu.

    VERİLEN SÖZLER VE KAYIPLAR NEREDE?

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise Cumartesi Anneleri’nin 1995’ten beri mücadele ettiğine değinerek, “Kimse bu hesabı veremiyor. Devlet bu hesabı veremiyor. Ancak bizim eylemlerimizi engelliyor. 1995’ten beri hesap veremeyenler bizi İHD’nin önüne sıkıştırmaya çalışıyor. Ama iyi ki İHD ve insan hakları kavramı var. Herkesin bir gün insan haklarına ihtiyacı olabilir. İnsan hakları kavramının kutsallığını bilin. Gündeme getirdiği hususları önemseyin. 1995’ten beri burada bu insanlar. Buradayken hayatını kaybeden annelerimiz, babalarımız, kardeşlerimiz oldu. Devletin ona söz verdiği ‘oğlunu bulacağız’ dediği Berfo Ana öte dünyaya gözleri açık gitti. Devlet Berfo ananın evladını bulacağız sözü vermişti. Sözü veren de şu an Cumhurbaşkanı. Nerede verilen sözler ve kayıplar” dedi.

    “AİHM VE BM’YE CEVAP VEREMEYEN BİR ADALET BAKANLIĞI VAR”

    6 ay önce kaçırılan kişiler hakkında hiçbir bilgi verilmediğini belirten Gergerlioğlu, kaçırılan yetkililerin kaçırılan kişilerle ilgili tek bir araştırma ve açıklama bile yapmadığını kaydederek şunları söyledi:

    “Edirne’den Ankara’ya bir kaçırma arabası gidiyor ve tek bir mobese kamerası incelenmiyor. Edirne’den Ankara’ya kadar binlerce mobese kamerası var ama Salim Zeybek hakkında 6 aydır tek bir açıklama yapılmadı. Uluslararası mekanizmalara başvurdular AİHM ve BM acil koduyla Türkiye’den cevap istedi. Mart ayından beri Adalet Bakanlığı tek bir cevap veremedi. Mart ayından beri AİHM ve BM’ye cevap veremeyen bir Adalet Bakanlığı var. En son Eylül ayına kadar süre istediler. Yine bir cevap veremediler.”

    6 AYLIK DEVLET SUSKUNLUĞUNDAN SONRA 12 GÜNLÜK TİYATRO

    6 ay önce kaçırılan kişilerle ilgili mecliste basın toplantısı yapmalarının ardından bir anda 4 kişinin Ankara Emniyetinde ortaya çıkmasına işaret eden Gergerlioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Avukatlarının ifadeye girmesini istedik avukatlar kapının önünde 24 saat bekledi ama avukat kabul edilmedi. Güya 6 aydır kayıp olan insanlar avukat istemiyorlardı nedense. Bu kişilerin ifadesinde hangi avukatlar vardı? Bu avukatlar güya gözaltındakilerin özel tuttuğu avukatlarmış. İşin ilginç tarafı gözaltındakiler tuttukları avukatların ismini bilmiyorlar. 6 aylık trajediden devlet suskunluğundan sonra 12 günlük gözaltında da tiyatro izledik ve bu kişiler tutuklandı. Yakınları bu kişilerin neden tutuklandığını bilmiyor. Avukatları tek bir açıklama yapmadı. Düşünsenize eşinizin neden tutuklandığı konusunda size tek bir bilgi verilmiyor. Kaçırılan 6 kişinin ismi bir dosyada geçiyor ve Şubat ayında bu 6 kişi art arda kaçırıldı. 6 aydır bu insanlar neredeydi? Bu soruyu tekrar İçişleri Bakanlığının yetkililerine soruyoruz. Ankara’da kaçırıldığı iddia edilen Yasin Ugan ve Özgür Kaya nerede?”

    “GERÇEK APAÇIK ORTADA”

    İçişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’nin kaçırılan kişiler hakkında ‘biz bilmiyoruz onlar hakkında arama kaydı var’ dediğini ifade eden Gergerlioğlu, kaçırılan iki kişinin mahallesine ve evine kadar giderek mahalle sakinleriyle konuştuğunu belirtti. Çamlık Mahallesi sakinlerinin kafasına çuval geçirerek arabaya atma olayından sonra Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın yok olduğunu söylediklerini ifade eden Gergerlioğlu, “Çamlık Mahallesi sakinlerinin içişleri bakan yardımcısı Muhterem İnce’yi nasıl yalanladığını dinleyin. 2 aydır tek bir cevap yok. Gerçek apaçık ortada. İçişleri bakan yardımcısı doğruyu söylemiyor” dedi.

    “KAÇIRILAN 4 KİŞİ NEDEN 6 AYI ANLATMIYOR”

    6 kişiden 4 kişinin tutuklandığı gün Ankara’da Yusuf Bilge Tunç isimli KHK’li bir eski kamu görevlisinin kaçırıldığını belirten Gergerlioğlu, şunları kaydetti:

    “Eşi savcılığa gitti ilgilenmediler. 20 gün sonra dosyaya savcı atandı. Avukat savcıya gidip ‘gereken araştırmayı yapın’ dediğinde savcı ‘ben buna takipsizlik veririm yapacak bir şey yok’ dedi. Kaçırıldığı arabayı Ankara Gimat’ta buldum ve o araçta polisin hiçbir araştırma yapmadığını tespit ettim. Savcılık doğru düzgün inceleme yapmıyor, devlet görevini yapmıyor, aileler sağda solda kamera görüntüsü arıyor. Kaçırılanlar nerede? Tutuklanan 4 kişi 6 ayı neden anlatmıyor? Belli ki 6 ay boyunca gün ışığı görmemiş ciltleri bembeyaz olmuş bu kişiler diyorlar ki ‘uluslararası başvuruları çekin başımıza iş açılmasın’. Ne oluyor Türkiye’de bunun hesabını verin. Çok önemli iddialar var hiçbir devlet yetkilisi çıkıp hiçbir açıklama yapmayacak mı? 1990’lardan beri bu insanlar yakınlarını arıyorlar. Çok ağır bir hesap soruyorlar. Bu hesabın üstü örtülemez. Hakka, hukuka, adalete uymayanlar bir gün bu yaptıklarının hesabını en ağır şekilde verir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDP: 28 Nisan Günü; iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma günü olmalı

    HDP: 28 Nisan Günü; iş cinayetlerinde hayatını kaybedenleri anma günü olmalı

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili ve İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, 28 Nisan gününün “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü İlan Edilmesi Hakkında Kanun Teklifi” verdi.

    TBMM’ye sunulan teklifin gerekçesinde, “ILO’nun verilerine göre Dünyada her 15 saniyede 1 işçinin ve her yıl ortalama 2 milyon işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Aynı veriler, her gün yaklaşık 6 bin 3 yüz işçinin iş cinayetlerine kurban gittiğini göstermektedir” hatırlatması yapıldı.

    “TÜRKİYE İŞ KAZALARINDA AVRUPA BİRİNCİSİ”

    Dünya’da iş kazalarını önlemek için yapılan düzenlemeler ve alınan önlemlere rağmen Türkiye gerek genel kaza sıklığı gerekse de ölümlü kaza sıklığı açısından Avrupa’da en kötü tabloya sahip olduğunu belirten Gergerlioğlu, “AB’nin resmi istatistik ofisi Eurostat ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine göre Türkiye iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler sıralamasında birincidir”

    “Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre, Türkiye genelinde satılan konut sayısı 2017’de bir önceki yıla göre yüzde 5,1 arttı ve 1 milyon 409 bin 314’e ulaşarak rekor kırdı. Bir ülkenin zenginleşme parametrelerinden biri olan konut sayısı ve sahiplik oranındaki artış, öte yandan ağır bir iş cinayeti bilançosunu da beraberinde getiriyor” ifadelerine yer veren HDP’li vekil, teklifin gerekçesinde şu bilgilere yer verdi:

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, yeni konut sayısında rekor kırılan 2017 yılı, işçi ölümleri açısından da rekor yılı oldu. İSİG’in resmi kayıtlardan topladığı verilere göre, 2017’de en az 2006, 2018’de en az 1923 işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi. Ocak ayında en az 159, Şubat ayında en az 125 ve Mart ayında en az 108 işçi olmak üzere; Türkiye’de 2019 yılının ilk üç ayında en az 392 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

    “KAZALARIN SIK YAŞANMASININ NEDENİ DENETİMSİZLİK”

    Uzmanların Türkiye’de iş kazalarının bu kadar sık yaşanmasının nedenini, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin denetlenmesinde yaşanan sorunlardan kaynaklandığını ve taşeronlaşma ve caydırıcılık bakımından görülen yetersizliklere bağladığını aktaran Gergerlioğlu, “Hükümetin 2012’de çıkardığı kanun pek çok açıdan Avrupa Birliği standartlarında hükümler getirerek, Türkiye’de iş yeri denetimleri ve işçi eğitimleri konusunda bir milat kabul edilmişti. Ancak geçen yedi yıllık süre zarfında iş yerlerindeki denetimsizlik ve eksikliklerden kaynaklanan işçi ölümleri artarak devam ediyor” dedi.

    “TÜRKİYE’DE 28 NİSAN ANMA GÜNÜ OLMALI”

    “28 Nisan Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 2001’de “Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü” ilan edilmiştir. 2013 yılı itibariyle 28 Nisan Dünya’da 30’u aşkın ülkede resmi olarak “Anma ve Yas Günü” olarak kabul edilmiştir. Birçok ülkede de 28 Nisan’ın Anma ve Yas Günü ilan edilmesi için kampanyalar halen sürdürülmektedir” hatırlatmasında bulunan Gergerlioğlu, şu taleplerde bulundu:

    Bizler; işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin alındığı bir çalışma hayatını, geride kalan ve ekmeği için çalışan herkes için istemekteyiz. Bu nedenle Türkiye’ de 28 Nisan’ın ekmeğini kazanırken hayatını kaybedenler ve geride kalanlar için ‘Anma ve Yas Günü’ ilan edilmesi yerinde olacağını düşünmekteyim. Yukarıda belirttiğim sebepler çerçevesinde ‘28 Nisan İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü’ olması için bu kanun teklifi hazırlanmıştır.

    Madde 1: Her yılın 28 Nisan günü “İş Cinayetlerinde Hayatını Kaybedenleri Anma ve Yas Günü” dür. 28 Nisan gününü içine alan hafta boyunca ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütleri işbirliğiyle anmalar ve işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda duyarlılığı artırmaya yönelik etkinlikler düzenlenir.

    Madde 2: Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    Madde 3: Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kürt, Alevi veya muhalif diye fişlenenler KPSS mülakatında eleniyor’

    ‘Kürt, Alevi veya muhalif diye fişlenenler KPSS mülakatında eleniyor’

    KPSS’den yüksek puan alanların mülakattan düşük puan alarak elendiğini belirten HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Kürt, Alevi, muhalif olmanız aldığınız yüksek puanların yok sayılmasına neden oluyor.” dedi.

    Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, öğretmenlik sınavı mülakatlarında muhalif, Kürt ve Alevi yurttaşlara düşük puan verilmesiyle güvenlik soruşturulması engeline maruz kalmasına dikkat çekmek için Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Aysun Gezen’in de olduğu KESK’li yöneticiler katıldı.

    Türkiye’de uzun süredir KPSS sonuçları üzerindeki şaibelerin olduğuna dikkat çeken Gergerlioğlu, bu konuda kendilerine gelen binlerce başvurunun olduğunu belirterek, “Mağdur olan binlerce kişi bize başvuruda bulunuyor. Bu başvurular hakkında adalet talebini yükselteceğiz” dedi.

    KPSS’DE YÜKSEK PUAN, MÜLAKATTA ELEME’ 

    Gergerlioğlu, insanların KPSS’ye girip yüksek puan aldığını daha sonra mülakata tabi tutularak düşük puanlarla elendiğini belirterek, bu durumun liyakat sistemine aykırı olduğunu ifade etti. Mülakattan düşük puan alanların çoğunun ırk, mezhep, siyasi görüş gibi birçok nedenle elendiğine vurgu yapan Gergerlioğlu, “Yıllarını bu sınavlara veren ve memur olmak isteyen bu insanlar KPSS’ye giriyor, yüksek puan alıyor, sonra mülakata tabi tutuluyor ve sonuçlar açıklandığında da büyük bir hüsran yaşıyorlar.  KPSS’de 85-95 puan alanlar her nedense mülakatta 60’ın altında puan alıp eleniyorlar” ifadelerini kullandı.

    “YARGI SİYASALLAŞTI” 

    Güvenlik soruşturmalarına da dikkat çeken Gergerlioğlu, mağdur olanların idare mahkemelerine yaptığı başvuruların, idare mahkemelerinin bazen başvurucuyu haklı bulduğunu; ancak bu kararların  Ankara Bölge 1’inci Adliye Mahkemesi tarafından reddedildiğini belirtti. Gergerlioğlu, “Bu mahkemenin kararları tüyler ürpertici kararlar. Hukukla ilgisi olmayan kararlar. Güvenlik soruşturmalarında istihbarat fişlemeleri ortaya çıkıyor. Biz, bu fişlemeleri idare mahkemesinin dosyalarında görebiliyoruz; ancak kişinin kendisiyle ilgili bir olumsuzluk bulunmamasına rağmen olumsuz sonuçlandığını idare mahkemeleri kararlarıyla öğreniyoruz. Oysa delil niteliği taşımayan bu fişlemelerle mahkemenin karar vermesi yargının ne kadar siyasallaştığını gösteriyor” diye konuştu.

    KPSS’den 93 puan alarak Türkiye’de 6’ncı olup mülakatta elenen Erkan Demir gibi yüzlerce örnek olduğunu hatırlatan Gergerlioğlu, “Çok büyük ir hak gaspı var. Devlet vatandaşlarının önündeki engelleri kaldırır, vatandaşa zulüm etmez. Ama şu an yapılanlar apaçık ortada. Mülakat rezaleti had safhadadır. Güvenlik soruşturmalarında ırkınız, mezhebinizin farklı olması reddedilmeniz için bir sebep oluyor. Kürt, Alevi olmanız aldığınız yüksek puanların yok sayılmasına neden oluyor” dedi.

    “MÜLAKAT SİSTEMİ KALDIRILMALI”

    Mülakat sisteminin kaldırılması gerektiğini belirten Gergerlioğlu, “Dün ortakları cemaat soru çalıyordu, bugün de siyasi iktidar hak çalıyor. Siyasi iktidar şu anda kendisinden olmayan herkesi elemekle meşgul. Acımasızca kıyım yapılıyor. Çözüm, sözlü mülakat yapılması değil; sınav güvenliğinin sağlanmasıdır. İnsanlar KHK ile ihraç felaketinin bittiğini sanıyor; ama bu felaket KPSS rezaleti  ve güvenlik soruşturması skandallarıyla devam ediyor” diye konuştu.

    GEZEN: SENDİKAL ÖRGÜTLENMENİN ÖNÜNDE ENGEL

    Ardından konuşan KESK Eşbaşkanı Aysun Gezen de, mülakat sisteminin AKP yandaşlığı araştırması olduğunu vurgulayarak, “Bu durum bizler açsından sendikal örgütlenmenin önünde bir engeldir. Bu da Anayasal bir suçtur. Bizler, mülakatın ortadan kaldırılması için hakkaniyetli bir iş yaşamına herkesin dahil olabilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • OHAL’in Toplumsal Maaliyetler Raporu açıklandı: Cadı avı 400 yıl sürmesin-VİDEO

    OHAL’in Toplumsal Maaliyetler Raporu açıklandı: Cadı avı 400 yıl sürmesin-VİDEO

    PİRHA-OHAL’in 2. yılında yapılan araştırma sonuçları kamuoyu ile paylaşıldı. 993 sayfalık raporda OHAL’de mağdur olanların, mağdur olmayıp dışarıdan bakanların anlattıkları yer alıyor. Raporu açıklayan Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu, OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ları cadı avına benzeterek “Eğer biz itiraz etmezsek cadı avları 400 yıl da sürebilir 4 bin yıl da” dedi. 

    Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu “2. Yılında OHAL’in getirdiği bireysel ve toplumsal maliyetler” raporunu açıkladı. İstanbul Taksim’de bulunan Hill Otel’de yapılan basın toplantısına HDP milletvekilleri Hüda Kaya, Zeynel Özen ile Veli Saçılık, Gençay Gürsoy ve Oya Baydar katıldı.

    Açılış konuşmasını yapan HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Türkiye’de OHAL’in 2. yılı dolduğu zaman bu çalışmayı başlattıklarını kaydetti. KHK ve OHAL’in tüm yönleriyle bütün toplumu etkilediğini ifade eden Gergerlioğlu, KHK’lıların ruh dünyasında şok, şüphecilik ve öğrenilmiş çaresizlik olduğunu belirtti.

    “ŞEYTAN, DİNSEL VE SİYASAL ERKİN ŞEYTAN DEDİĞİ KİŞİDİR, FİKİRDİR”

    Gergerlioğlu ile birlikte araştırmayı yapan Adıyaman Üniversitesi öğretim görevlilerinden Doç. Dr. Bayram Erzurumluoğlu raporu iki sunum şeklinde açıkladı. İlk sunumda 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ları cadı avına benzeten Erzurumluoğlu, şöyle konuştu:

    “Cadı avı Avrupa’da yaklaşık 400 yıl sürmüş. OHAL de bunun gibi. Eğer biz itiraz etmezsek cadı avları 400 yıl da sürebilir 4 bin yıl da. Önemli olan itiraz eden birilerinin ortaya çıkması. Cadı kimdir? Cadı ruhunu şeytana satmış kişidir. Peki şeytan kimdir? Şeytan da dinsel ya da siyasal erkin şeytan dediği kişidir, gruptur, fikirdir. Cadıların ortaya çıktığı tarihler Avrupa’da reform, aydınlanma, Rönesans dönemlerine rastlar. Galilo, dünyanın yuvarlak olduğunu iddia etti ve cadı sayıldı. İddiasından vazgeçtiği için yakmadılar. Kopernik kitabını öldükten sonra yayınlattı ve yayınlayan öğrencisini yaktılar. Dinsel ve siyasal erkin eylemlerinin ve söylemlerinin tersi beyanlarda bulunan herkes cadıdır. Vazgeçmezlerse cezalandırılırlar. Aydınlanma ile birlikte cadı avı safsatasına son verilmiş. Maalesef 2011’de cadılar buralarda hortladılar. Artık bu hortlağın buralarda da 400 yıl yaşamalarını engellemek için bilim adamlarının yolundan gitmek gerekiyor.”

    Erzurumluoğlu, sunumun ikinci bölümünde raporu bilimsel yönleriyle paylaştı. 3 Ağustos 2018’de başlayıp 23 Eylül 2018’de biten araştırmaya Türkiye’nin 81 ilinden 3589 ve dünyanın 39 ülkesinden 187 kişi toplamda ise 3776 kişi katılmış. İnternet üzerinden online olarak toplanan veriler 19 başlık altında ele alınmış. Başlıklar şöyle:

    1. Bebek, çocuk, yetişkin ölümleri
    2. İntihar, intihar girişimi vakaları
    3. Hastalıklar
    4. İşkence, kötü muamele vakaları
    5. Uzun süreli veya hukuka aykırı tutuklama, gözaltı
    6. Fiili, fiziki saldırılar
    7. Cinsel saldırı veya taciz
    8. Sözel saldırı
    9. Maddi hak gaspları, maddi varlıklara zarar, mallara el koyma
    10. İş, meslek, yol, trafik kazaları
    11. Kaçırılma, rehin alınma vakası
    12. Kayıp, kaybolma vakaları
    13. Güvenlik soruşturması mağduriyetleri
    14. OHAL, KHK mağdurlarına karşı yapılan ‘Sivil ölüm’ uygulamaları
    15. OHAL, KHK mağduru yakınlarının ‘çalışma haklarına’ yönelik ayrımcılık veya engellemeler
    16. Bylock, mor beyin
    17. OHAL, KHK mağdurlarına veya yakınlarına karşı, yakın akrabaları, iş veya sosyal çevrelerince uygulanan dışlanma, yalnızlaştırma veya hasmane tutumlar
    18. OHAL, KHK mağduriyetlerinin veya baskılarının, mağdur aile fertleri arasında yarattığı ‘Aile içi’ sorunlar
    19. Diğer mağduriyet vakaları

    EN AZ 300 BİN BEBEK OHAL’DEN TRAVMATİK ŞEKİLDE ETKİLENDİ

    900 sayfalık raporda yer alan bazı bulgular şöyle:

    Araştırmaya katılan OHAL mağdurlarının yüzde 82,8’i evlidir. Yani bir aileye sahiptir ve ortalama olarak iki çocuk sahibidirler. Ayrıca katılımcı mağdurların yüzde 27,8’i kadındır. Buradan yola çıkarak kolaylıkla şunu söyleyebiliriz ki OHAL doğrudan toplumu ayakta tutan temel direk olan aileye saldırmıştır ve en az 300 bin bebek ve çocuk bu saldırılardan travmatik seviyede olumsuz etkilenmiştir. Binlerce çocuk anneleri ile birlikte nezarethanelere, hapishanelere tıkılmıştır. Bunlar arasında iki yaşından küçük en az 700 bebek vardır.

    Katılımcıların yüzde 84’ü hapishanelerin fiziki koşullarını insan yaşamına uygun bulmadıklarını, yüzde 67,8’i ise hapishane personelinin mahpuslara insani muamele yapmadığını düşündüğünü söylemiştir. Üstüne üstlük mahpusların yüzde 37’si içerideyken intihar etmeyi akıllarından geçirdiklerini söylemişlerdir.

    KHK ve OHAL ile işlerinden atılan mağdurların yüzde 99,64’ü, 15 Temmuz 2016 sonrasında muhatap oldukları adli veya cezai soruşturmalardan hiçbirisine 15 Temmuz 2016 öncesinde muhatap olmamış bireylerdir. Yani, 15 Temmuz sonrası mağdurlar aleyhine açılan idari, adli soruşturmaların tamamına yakını konjonktüreldir. Geçmişle bir bağı veya temeli bulunmamaktadır.

    Araştırmaya katılan mağdurların OHAL öncesi ortalama geliri 3 bin 500 TL iken, araştırma yapıldığı sırada 800 TL’ye düşmüştür.

    MAĞDURLARIN YÜZDE 98’İ ÜNİVERSİTE MEZUNU

    Yüksek okul ve üzeri okul mezunlarının Türkiye ortalaması yüzde 17 iken OHAL mağdurlarının yüzde 98,7’sinin yüksek okul ve üzeri okul mezunları oldukları, ayrıca yüzde 25’inin yüksek lisans ve doktora mezunu oldukları dikkate alındığında, Türkiye’de yaşadıkları travmalar sonrasında, yurt dışına çıkmak fırsatı verilmiş olsa, yüzde 83,9’unun, yabancı bir ülkeye gitmek ve orada yasamak isteyecek hale getirilmeleri Türkiye Cumhuriyeti için çok büyük bir sosyal sermaye, sosyokültürel güç kaybının işaretidir. OHAL’in ülkede yarattığı hak, hukuk, adalet ve özgürlük sorunları sadece bireysel veya sınırları belli olan minör toplumsal mağduriyetler yaratmamıştır. Gerçekte, ülkenin, yenilikçi, yaratıcı, özgün bilimsel araştırma, dünyadaki gelişmelere uyum, üretim ve rekabet kapasitesine de önemli ölçülerde zararlar vermiştir.

    OHAL mağdurlarından ‘gözaltı ve tutukluluk’ deneyimi yaşayanlarıyla ilgili olarak elde edilen veriler, kendilerine, gözaltında ve hapishanelerde, ‘sistematik işkence’ uygulandığı yönündedir.

    ÜLKE AÇIK BİR HAPİSHANEYE DÖNÜŞTÜ

    OHAL rejimi ülkeyi birincil ve ikincil mağdurları açısından kapalı veya açık bir hapishaneye veya mega bir toplama kampına dönüştürmüştür. OHAL yargılamalarının cereyan tarzına bakıldığında, adil yargılamalara benzemekten daha ziyade, kuru ile yaşın ayrılmadığı bir ‘sürek avı, cadı avı’ şeklinde yürütüldüğünden, cadı avları ve cadı yargılamaları ile meşhur Orta Çağ Avrupası, Engizisyon uygulamalarına benzer yargılama yaklaşımlarının sergilendiği görülmüştür.

    Modern, pozitif hukukun ‘Masumiyet karinesi’ prensibi gereğince, ‘İddia edenin, iddiasını da ispat etmekle yükümlü olması, iddia edenin, şüphelinin sanığın işlediğini iddia ettiği suçları da kanıtlaması’ gerekirken OHAL ve KHK mağdurları için hukukun bu temel prensibi işletilmemiş ve mağdurlar, ‘Kendi masumiyetlerini ispat’ zorunda bırakılmışlardır. Nitekim oluşturulan baskı ortamında suçlu olduklarını kabul etmek istemeyenlerin birçoğunun, ‘suçunu/suçluluğunu gizlemek’, ‘inkar etmek’ veya ‘örgütsel tavır veya davranış’ sergilemekle dahi itham edilerek daha şiddetli baskı ve muamelelere maruz bırakıldıklarına dair oldukça faza sayıda mağduriyet verisi bulunmaktadır.

    MAĞDURLAR SİVİL ÖLÜME MAHKUM EDİLDİ

    OHAL ve devamındaki süreçte, mağdurların ve yakınlarının hukuk ve iş güvencelerinin de ellerinden alınması yanında, lisans iptalleri, SGK kodlamamaları, güvenlik soruşturmaları, mülakat, özel sektör işverenlerini taciz, tehdit gibi yöntemleri ile çalışma yasakları uygulamaları ve de yurt dışı yasaklarına maruz bırakılmak suretiyle tam bir ‘sivil ölüm’ cezasına da mahkum edilmelerinin tarihteki örnekleri oldukça azdır.

    OHAL’de ihraç edilip hiçbir soruşturmaya tabi tutulmayan veya belirli bir süre gözaltı ve tutukluluk yaşadıktan sonra denetimli veya denetimsiz olarak serbest bırakılan veya beraat, takipsizlik almış olsalar bile, mağdurlardan birçoğu için ‘Sivil ölüm’, ‘Sosyal güvencesizlik’ ve ‘Açlığa mahkumiyet’ uygulamaları devam ettirilmiştir.

    OHAL ve KHK süreçleri, mağdurların, aile-içi ve yakın akrabalık ilişkilerine de önemli ölçülerde zararlar vermenin yanında; komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerinde de çok büyük tahribatlar yapmıştır. Bu sebeple, mağdur ailelerin birçoğu bulundukları mekanlardan taşınmak zorunda kalmış, ayrıca, mağdur aileler arasında huzursuzluk, bölünme ve boşanma vakaları da ciddi oranlarda artmıştır.

    HUKUK DEVLETİ OLMAKTAN TAMAMEN UZAKLAŞILDI

    OHAL ve KHK’ler ve devamında yürürlüğe konulan uygulamalar Türkiye’yi ‘Hukuk Devleti’ olmaktan tamamen uzaklaştırmış ve hiç kimsenin hukuk güvencesinin olmadığı bir devlet statüsüne getirmiştir. Hukuk Devleti olamamanın ülkeyi iki yılda getirdiği nokta, yalnızca, 2 yüz 50 bin birincil mağdur, bir milyon 5 yüz bin ikincil mağdur üretme sınırlarını çoktan aşmış ve 80 milyon üçüncül mağdur üretme noktasına doğru hızla yaklaşmaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • OHAL Komisyonu 46 bin 600 başvuruyu reddetti

    OHAL Komisyonu 46 bin 600 başvuruyu reddetti

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, komisyona yapılan 125 bin 600 başvurudan 3 bin 700’ü kabul, 46 bin 600’ü ret olmak üzere 50 bin 300’ünün karara bağlandığını bildirdi. İncelemesi devam eden müracaat sayısı ise 75 bin 300 olarak belirlendi.

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, komisyona yapılan 125 bin 600 başvurudan 3 bin 700’ü kabul, 46 bin 600’ü ret olmak üzere 50 bin 300’ünün karara bağlandığını bildirdi.

    “OHAL KOMİSYONU ANAYASAL SINIRLARIN DIŞINA ÇIKMIŞ BİR KURUM”

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Mecliste düzenlediği basın toplantısında, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleriyle OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nu ziyaret ettiklerini belirtti.

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kararlarını uzun bir süredir sorguladıklarını, uyarılar yapmalarına rağmen gerekli adımların atılmadığını anlatan Gergerlioğlu, “OHAL Komisyonu uzun süredir yüz binlerce KHK’linin kaderi üzerinde hukuksuz kararlar veriyor” ifadesini kullandı.

    Gergerlioğlu, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun “anayasal sınırların ve meşruiyet sınırının dışına çıkmış bir kurum olduğunu” söyledi.

    “125 BİN 600 BAŞVURUDAN 50 BİN 300 DOSYA İNCELENMİŞ”

    Gergerlioğlu, “20 bin takipsizlik veya beraat kararı var ancak komisyon bunları umursamıyor ve beraat kararlarına çok rahat ret kararı veriyor. Rakamlara göre, komisyona 125 bin 600 başvuru var. 50 bin 300 dosya incelenmiş ve 3 bin 700 kabul var. Şu ana kadar kabul oranı yüzde 7,5 iken son bir ay içerisinde yüzde 7,3’e düşmüş. Bu kadar ret kararı veren bir komisyonla karşı karşıyayız. Bir başka önemli haberi ise dün komisyon başkanı belirtti. Komisyon sonucunda idare mahkemelerine gidenlerden ilk karar çıkmış. İlk karar, komisyonun kararını iptal yönünde çıkmış” bilgisini paylaştı.

    KARARLARA, OHAL KOMİSYONU BAŞVURU TAKİP SİSTEMİNDEN ULAŞILABİLİR

    Komisyon kararları bildirilmek üzere, kişilerin en son görev yaptığı kurumlara teslim edilirken, başvurusu kabul edilen kişilerin atama işlemi ise en son görev yapılan kurum ve Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca gerçekleştirilecek.

    Komisyon kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen Ankara idare mahkemeleri nezdinde ilgilinin en son görev yaptığı kurum veya kuruluş aleyhine iptal davası açılabilecek.

    Başvuranlar, Komisyonun internet adresindeki “OHAL Komisyonu Başvuru Takip Sistemi” uygulaması üzerinden Komisyona yapılan başvuruların safhalarını ve kararın kabul veya reddine ilişkin bilgi edinebilecek. (HABER MERKEZİ)