Etiket: orhan sarıbal

  • Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 31’inci yıldönümünde AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde panel yapıldı. Panelde Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

     

    Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Başta Alevi toplumu olmak üzere demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler katliamda yaşamını yitirenleri anarken, katliamı yapanların açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması çağrılarını sürdürüyorlar.

    AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi tarafından panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü ABF Örgütlenme Sekreteri Zeynal Odabaş yaparken, panele DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Avukat Cemal Yücel ve Gazi Şehitleri Aileleri katıldı.

    Alevi kurum, siyasi parti ve yöre derneklerinin yönetici ve üyelerinin katıldığı panele, yurttaşlar yoğun katılım gösterdi.

    Katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan panelde yapılan konuşmalarda, Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    PİRHA- Zeytinliklerin maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemeye ilişkin konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, maden sahası açmak için tarım arazilerinin yok edilmesinin önünü açacak maden yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “23 YILDIR YÜRÜTTÜKLERİ HUKUKSUZLUKLARINA HUKUK KATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    İktidarın bu kanunla 23 yıldır fiilen yürüttükleri hukuksuzluklarına hukuk katmaya çalıştıklarını belirten Orhan Sarıbal, “Bugüne kadar ÇED olumlu raporu almayan kaç işletme var mesela? Hemen hemen parmakla sayılacak kadar az. Düşünün 9 bin şu anda işletmesi var bu ülkede. Ve 4 bin arama ruhsatı var. Yaklaşık 13-14 bin arama ve işletme ruhsatından bahsediyoruz. Önce ÇED’leri değiştirdiler, sonra yeniden ÇED yapın dediler. Bir sene itiraz ettiler, seneye tekrar hayata geçirdiler. Aslında her halükârda o firmalar ÇED alıyorlardı. Şimdi bir hukuki düzenleme getirerek çok kısa bir süreye indirdiler ve şunu dediler; ‘Siz, Çevre Etki Değerlendirme Raporu’na (ÇED) müracaat edin ama öbür tarafta ruhsat çalışmalarınızı, izin çalışmalarınızı, teşvik çalışmalarınızı yürütün.’ Bu şu demek; ‘Biz her hâlükârda size bu ÇED olumlu raporunu vereceğiz.’ Bunun için de altyapı hazırladılar, yine aynı kanunda var” dedi.

    “BÜTÜN YETKİLERİN CUMHURBAŞKANI’NIN EMRİNE VERİLDİĞİ BİR DÖNEM”

    Yeni bir düzenlemeyle Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı başta olmak üzere, 4 bakanla beraber yeni bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Sarıbal, “Stratejik ve kritik madenlerle ilgili kararı bunlar verecekler. İzinlerle ilgili sürenin bittiğine bunlar karar verecekler. Ne kadar rehabilitasyon benzeri işlem varsa bunlar karar verecekler.

    Stratejik ve kritik madenlerle ilgili aslında yasalarda sadece savaş, deprem gibi çok önemli durumlarda kullanılması gereken, acele kamulaştırma yani el atma meselesini kritik ve stratejik madenler üzerinden bu yasaya yine koydular. Yani hangi ürünün ne zaman kritik, ne zaman stratejik olacağını da bu beyefendiler karar verecekler. Kim belirliyor bu kurulu? Cumhurbaşkanı belirliyor. Yani bütün yetkilerin Cumhurbaşkanı’nın emrine verildiği bir dönem” diye konuştu.

    “BU KANUN ALTINA İMZA ATAN MİLLETVEKİLLERİ ÜLKENİN DEĞERLERİNE İHANET EDİYORLAR”

    Bu kanunun altına imza atan milletvekillerin ülke değerlerine ihanet ettiğini belirten Orhan Sarıbal, şunları söyledi:

    “Mera Kanunu var. Mera Kanunu diyor ki; ‘Hiçbir şekilde Meralara dokunamazsınız.’ Ama bu kanunla MAPEG yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Tarım İl Müdürlüğü’ne yazı yazıyor. ‘Şuradaki meranızın, şu kadar kısmı ya da tümü maden sahası içerisindedir, bilginiz olsun’ onun devrini MAPEG kalıyor.
    Yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü artık tam yetkili olarak Tarım Orman Bakanlığı’nın yetkilerini aşan, onların yetkisi yetkisizleştiren bir tutum sergiliyor. Bu ülkenin ormanı artık kesinlikle güvencede değil.
    Cumhurbaşkanı kararnamelerle, o son çıkan kararla bugüne kadar 40.000 dönüm araziyi belirli yerlere teslim etti. Şimdi bunu daha da geliştiriyorlar. Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu. Ayrıca bu kanun altına imza atan milletvekilleri başta Bursa, Muğla, İzmir, bütün bu milletvekilleri aslında kendi kentleri de, ülkenin değerlerine de ihanet ediyorlar.”

    “MEHMET ŞİMŞEK VE ERDOĞAN EKONOMİ POLİTİKASININ ÇARESİZLİĞİNİN BİR SONUCUDUR”

    İktidarın ülkenin bittiğini kabul ettiğinin altını çizen Orhan Sarıbal, ülkenin kaynaklarının kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlandığını belirtti. Sarıbal, şunları ifade etti:

    “Ekonomik olarak çöktüğünü, artık başka hiçbir çaresi kalmadığını, kendilerine emanet edilen bu ülkeyi kendi babalarının malı, kendi şirketleri gibi satmaya çalışıyorlar. Bu bir ülkenin ekonomisinin bittiğini, iktidarın çöktüğünü, ülkenin üretim, kazanım, sermaye, birikim, bunların tümünün olmadığını gösteriyor. Mehmet Şimşek ve Erdoğan ekonomi politikasının çaresizliğinin bir sonucudur. Bu ülkenin kaynaklarını kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlıyorlar.

    Zeytin Kanunu’nda yani 380 bin dönüm alan sadece Muğla’nın yüz ölçümünün %4’üne denk gelen ve yaklaşık olarak 82 bin -onların resmi söylemi üzerinden söylüyorum- ağacın kesileceği bir şeyden bahsediyoruz. Kendi yandaşlarına bu ülkenin kaynaklarını sermaye olarak aktaran, yağmacı, talancı bir iktidar var. Bu mücadele bağımsızlık mücadelesi, bu mücadele ülkenin varlıklarını sahip çıkma ve onları koruma mücadelesidir. “

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Yasa tasarısına karşı İkizköylüler Meclis önünde oturma eyleminde-VİDEO

    Zeytinlikleri madene açacak kanun teklifi komisyondan geçti

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Zeytinliklerin kesilmesine karşı Meclis’te eylem kararı!-VİDEO

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanuna karşı Meclis’te eylem -VİDEO

     

  • Orhan Sarıbal: Madımak’ı yakanları da, aklayanları da affetmeyeceğiz

    Orhan Sarıbal: Madımak’ı yakanları da, aklayanları da affetmeyeceğiz

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, Sivas Madımak Ktliamı’nın yıldönümü sebebiyle Meclis’te basın açıklaması yaptı. 2 Temmuz’da Sivas’ta olacağını belirten Sarıbal, “Bugün hala nefret söylemleriyle, ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle karşılaşıyorsak, bunun sebebi geçmişle yüzleşilmemiş olmasıdır. Gerçek bir demokrasi; hakikatle yüzleşmekle, adaleti her yurttaş için eşit biçimde sağlamakla mümkün” diye konuştu.

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde şair, yazar, müzisyen ile otel görevlilerinin katledilmesinin 32. yıl dönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı.

    “2 TEMMUZ’DA SİVAS’TAYIZ”

    Milletvekili Sarıbal, Meclis’te yaptığı açıklamada katliam sorumlularının serbest bırakılma sürecinin, iktidar eliyle yürütülen bir cezasızlık politikası olduğunu vurguladı. Sarıbal, konuşmasında “Bugün katillerle hesaplaşılmadıysa, o zihniyet yargılanmadıysa, devletin sorumluluğu açıkça ortaya konmadıysa; bu ülkede adalet yoktur. Yakanları da, aklayanları da, katilleri serbest bırakanları da affetmeyeceğiz. 33 canımız için 2 Temmuz’da Sivas’tayız. Alevi toplumunun yaşadığı bu büyük travmanın tanığı ve takipçisi olmaya, Meclis’te ve sokakta adalet mücadelesini yükseltmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “AÇIK BİR İNSANLIK SUÇU”

    Milletvekili Sarıbal, Madımak Katliamı faillerinin yıllar içinde birer birer serbest bırakılıp, ödüllendirildiğini, Cumhurbaşkanı affıyla veya yargı kararlarıyla cezalarının hafifletildiğini belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılındaki sanıkları terör suçlusu saymayan kararını da hatırlatan Sarıbal, şöyle devam etti:

    “Bugün karşımızda adaletin, hukukun ve vicdanın yerle bir edildiği açık bir insanlık suçu ile iş birliği tablosu vardır. Madımak Katliamı organize bir insanlık suçudur. Bu suçun faillerine uygulanan cezasızlık politikası; hem Türkiye’nin demokrasi mücadelesine hem de hukukun üstünlüğü ilkesine büyük bir darbedir. Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılında verdiği kararla, sanıklar terör suçlusu sayılmamış ve infaz indirimiyle tahliye edilmelerinin yolu açılmıştır. Daha önce de iki sanık, Cumhurbaşkanı tarafından yaşlılık gerekçesiyle affedilmişti. Bu kararların hiçbiri ceza hukukuna, infaz ilkelerine ya da adalet duygusuna uygun değildir. Devletin cezasızlık zırhı, ne yazık ki katillere kalkan olmuştur. Bu bilinçli bir tercihtir! Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta katledilen yurttaşlarımızın hesabı sorulmadan, bu ülkeye adalet gelmeyecek.”

    GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEDEN GELECEK KURULMAZ!

    Toplantıda 28 Mayıs 1980’de Çorum’da başlatılan ve 4 Temmuz’a kadar süren katliamda hayatını kaybedenleri de anan Sarıbal, “Devletin gözetiminde, karanlık odakların planlamasıyla günlerce süren bir kıyım yaşandı. 57 canımız katledildi, yüzlercesi yaralandı, binlercesi göçe zorlandı. Bu bir provokasyondu, planlı bir kıyımdı. Ve ne yazık ki tıpkı Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi Mahallesi’nde olduğu gibi, failler korunurken, mağdurlar yalnız bırakıldı. Adaletin ertelendiği her gün, karanlık cesaret buldu. Sanıklar korundu, deliller karartıldı, dosyalar kapatıldı. Ve bugün hala nefret söylemleriyle, ayrımcılıkla, ötekileştirmeyle karşılaşıyorsak, bunun sebebi geçmişle yüzleşilmemiş olmasıdır. Gerçek bir demokrasi; hakikatle yüzleşmekle, adaleti her yurttaş için eşit biçimde sağlamakla mümkün” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Orhan Sarıbal’dan Bursa’da astım krizi geçiren tutuklu öğrenciye şiddet iddiası!-VİDEO

    CHP’li Orhan Sarıbal’dan Bursa’da astım krizi geçiren tutuklu öğrenciye şiddet iddiası!-VİDEO

    PİRHA- CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, tutuklanan bir öğrencinin astım krizi geçirdiği esnada sözlü tacize ve psikolojik şiddete maruz kaldığını iddia etti. Sarıbal, “Ambulansa giren bir asker, kriz geçiren çocuğa sözlü hakaretlerde bulunmuş, tehdit etmiş. ‘Hele bir sonuçlar çıksın, sana ne yapacağımı göreceksin’ diyen bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti askeri olamaz” dedi.

    Bursa H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan 13 gençle görüşen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, astım krizi geçiren bir öğrencinin hastaneye sevki sırasında ambulans içinde ve hastanede sözlü tacize ve psikolojik şiddete maruz kaldığını iddia etti. Sarıbal, “Çocuklarımıza bunu yapan TC askeri olamaz” diyerek Bursa Garnizon Komutanlığı’nı göreve çağırdı.

    “GENÇLER HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE CEZAEVİNDE TUTULUYOR”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Bursa H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan gençlerle görüştü. Sarıbal, tutukluların isimlerini tek tek paylaşarak, gençlerin haksız ve hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu ifade etti.
    Ziyaret sonrası açıklama yapan Sarıbal, “Ahmet Keskin, Güven Balkaş, Aydın Yiğit, Enes Cansev, Muhammed Emin İşlek, Nuri Güven, Recep Uzundağ, Yusuf Özkan, Umut Ulaş, Muratcan Kars, Berkay Acarer, Samet Uçan, Fırat Akbal olmak üzere 13 genç arkadaşımız, Yenişehir’deki Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ise 3 genç arkadaşımız Hilalnur Güneysu, Vuslat Su Yiğit, Deniz Önen şu anda haksız şekilde tutsak. Bu hukuki değil, siyasi bir karardır” dedi.

    “BU KARAR, ADALETİN DEĞİL, BASKININ ÜRÜNÜDÜR”

    26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görev yapan hakimin tarafsızlık ilkesine aykırı davrandığını belirten Sarıbal, “Açıkça üstünlerin hukukuna göre hareket ediliyor. Bu çocukların özgürlüğünü kısıtlayan anlayışı kabul etmiyoruz. Öğrencilerin sınavlara hazırlandığı, hayatlarını kurmaya çalıştığı bir dönemde bu tutukluluk kabul edilemez. Bu karar, adaletin değil, baskının ürünüdür” diye konuştu.
    Sarıbal, gençlerin tutukluluk halinin derhal sona erdirilmesi gerektiğini belirterek nöbetçi ağır ceza mahkemesine de çağrıda bulundu.

    SARIBAL, BURSA GARNİZON KOMUTANLIĞI’NA ÇAĞRI

    Milletvekili Sarıbal, astım krizi geçiren bir gencin hastaneye sevki sırasında ambulans içinde sözlü tacize ve psikolojik şiddete maruz kaldığını aktardı. Sarıbal, “Ambulansa giren bir asker, kriz geçiren çocuğa sözlü hakaretlerde bulunmuş, tehdit etmiş. ‘Hele bir sonuçlar çıksın, sana ne yapacağımı göreceksin’ diyen bu kişi, Türkiye Cumhuriyeti askeri olamaz. Bu gençler bizim evlatlarımız. Kimse onları korkutamaz. Bu tavır, ne ahlaka ne de devlete yakışır” diyerek olayın araştırılması ve sorumlular hakkında işlem yapılması için Bursa Garnizon Komutanlığı’nı göreve çağırdı.

    PİRHA/BURSA

     

  • AKD’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı: Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor-VİDEO

    AKD’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı: Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri’nin 14. Olağan Genel Kurulu başladı. Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır” diye konuştu.

    Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 14. Olağan Genel Kurulu, Ankara’da Neşet Ertaş Sanat ve Gösteri Merkezi’nde başladı. AKD’nin genel kurulunda Seher Şengünlü ve Hüseyin Gökçe başkan adayı oldu.

    Genel kurula DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ile DEM Parti Mardin Milletvekili Mithat Sancar, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve çok sayıda kişi katıldı.

    “SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMI LANETLİYORUZ”

    Alevi Kültür Derneği olarak Alevilerin sesi olmaya devam ettik bundan sonra da Alevilerin sesi olmaya devam edeceğiz diyerek sözlerine başlayan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Bugün Alevilere yapılan katliamları, soykırımları unutursak kanımız kurusun. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevleri ibadethanedir, cem ise ibadettir kararının ardından iktidar acele bir şekilde Alevi kurumlarını muhatap almadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Dünyanın gözü önünde Aleviler Suriye’de soykırıma uğruyor, yaşanan katliamı lanetliyoruz. Kendisine Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı diyen kurum Suriye’de yaşanan katliamı lanetlemiyor, bu nedenle kendilerini tanımıyoruz ve reddediyoruz” dedi.

    “ALEVİLER OLARAK HİÇ KİMSENİN ARTIĞI DEĞİLİZ”

    Alevilerin tarih boyunca yaşadığı katliamlar yetmiyormuş gibi bugün de Suriye’de katledildiğini vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilere yönelik bir tenkil politikası yürütülüyor. Alevileri katledip göçe zorlayarak onların yaşadıkları alanlara farklı halkların yerleştirilerek demografik yapının değiştirilmek istendiğini biliyoruz. Suriye’de yaşanan katliama seyirci kalındığının da farkındayız. Suriye geçici yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri arasındaki sekiz maddelik anlaşmanın altıncı maddesindeki vurgunun Alevileri olumsuz etkilediğini biliyorum ve aynı zamanda anlaşmanın zamanlamasının da eleştirildiğinin farkındayız. Bizler bu eleştirileri Suriye’deki özerk yönetime de ilettik. Suriye’deki özerk yönetim demokratik bir ülke yaratılması için çaba içerisindedir. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin artığı değiliz, biz Aleviyiz. Bizler zulüm karşısında dik durmayı bilenleriz yaşadığımız soykırım ve asimilasyon politikalarını durdurmak için bize yaşatılan zulmün karşısında dik ve onurlu bir şekilde durmaya devam edeceğiz” diye ifade etti.

    “SURİYE’DE KATLİAMA UĞRAYANLARIN SESİNE SES OLMAMIZ LAZIM”

    Suriye’de yaşanan katliamı herkese duyurmaları gerektiğini belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Suriye’de Alevi soykırımına sessiz kalan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bizim artık çizgimizin çok net olması lazım, biz dünün yezitleri ve bugünün yezitlerine dur demedikçe verilen mücadele eksik kalacaktır. Bulunduğumuz her alanda hem insanlara Suriye’deki katliamı anlatmamız hem de Suriye’de katliama uğrayanların sesine ses olmamız lazım. İktidarın Suriye’de yaşanan katliama dur demesini bekliyoruz, Yayladağ sınır kapısının açılmasını istiyoruz. Hem soykırımla karşı karşıya hem de açlık ve susuzlukla mücadele ediyor. İnsani yardım koridorunun açılması gerekiyor. Aleviler her zaman barıştan yana oldu ve biz de onurlu ve toplumsal bir barıştan yanayız” diye belirtti.

    “BİRLİKTE MÜCADELE ETMEMİZ LAZIM”

    Suriye’de insanlık tarihinin en ağır soykırımlarından birisinin yaşandığını belirten PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bütün gücümüzle faşizme, gericiliğe ve şeriata karşı birlikte mücadele etmemiz lazım. Eğer birlikte mücadele etmezsek ve geçmişi unutursak onlar yeni katliamlarla kendilerini hatırlatacaklar.”

    “KARDEŞLİĞİ VE DAYANIŞMAYI BU TOPRAKLARA ALEVİLER ÖĞRETECEK”

    Aleviler olarak tarih boyunca yaşadıkları bütün zulümlere rağmen ayakta kaldıklarını belirten CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Suriye meselesinin özü Türkiye’de şekillenmiştir. Suriye’de bugün yaşanan savaşın en büyük sorumlusu emperyalizm ve Türkiye devletidir. Bize düşen tek şey birlikte olmaktır, bize yaşanılan zulme karşı direnmiş bir toplumuz. Aleviler hiçbir zaman demokrasi mücadelesini kimlikler ve inançlar üzerinden yapmazlar. Aleviler 72 millete aynı nazarla bakıyorlarsa herkesin kardeşçe ve onurlu bir şekilde bir arada yaşamasını isterler. Siyasetin,  Alevilere öğreteceği bir şey yoktur çünkü siyaset Alevilere sadece gözyaşı, katliam ve zulüm öğretti ama eğer birileri bir şeyler öğrenecekse Alevi kültüründen öğreneceği çok şey var. Kardeşliği ve dayanışmayı bu topraklara Aleviler öğretecek” diye konuştu.

    Genel kurul konuşmalarla devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Sarıbal: Katiller de, onları koruyanlar da, onları salıverenler de mutlaka hesap verecek!

    CHP’li Sarıbal: Katiller de, onları koruyanlar da, onları salıverenler de mutlaka hesap verecek!

    PİRHA- Madımak Katliamı failleri hakkında tahliye kararı verilmesine tepki gösteren CHP’li Milletvekili Orhan Sarıbal, bu kararla katliamın aklandığını ve faillerin ödüllendirildiğini söyleyerek, “Ne unutacağız ne de unutturacağız. Katiller de, onları koruyanlar da, onları salıverenler de mutlaka hesap verecek. Adaletiniz de batsın, katilleriniz de. Bu devran dönecek” dedi.

    1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçının faillerinin tahliye edilmesine birçok Alevi kurumu, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinden tepki geldi.

    Anayasa Mahkemesi’nin tahliye kararı verdiği 17 kişinin salıverilmesine karşın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Türkiye kapsamında 33 gün sürecek adalet nöbeti başlatma kararı aldı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Madımak Katliamı failleri hakkında tahliye kararı verilmesine tepki gösterdi.

    Mahkeme kararının yalnızca sanıkları serbest bırakmakla kalmadığını, aynı zamanda katliamı akladığını ve failleri ödüllendirdiğini belirten Sarıbal, “Mahkemenin hukuku eksik işletmesi, yani yasal prosedürleri tam olarak uygulamaması durumunda verilen her karar hukuka aykırıdır. Bu karar, katliamı aklamaktır, katilleri ödüllendirmektir. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun, adaletin terazisinde tartılması gerekirken, iktidarın terazisinde ölçüldüğünü görüyoruz. Katliam sanıklarını serbest bırakmak, suçu meşrulaştırmaktır” dedi.

    “HUKUK SİSTEMİ FAİLLERİ HEP KORUDU”

    Yıllardır Anayasa Mahkemesi’ne katliamın ‘insanlık suçu’ olarak tanınması yönünde başvurular yapıldığını ancak faillerin ömür boyu hapis cezası almaması için bu başvuruların dikakte alınmadığını dile getiren Sarıbal, “Ömür boyu, ağır müebbet cezaya mahkum olmuş katiller, 30 yılı doldurduklarında eğer ortada bir insanlık suçu yoksa 30 yıldan sonra onları salıverme hakkına sahip oluyorlar. Tam 12 yıldır insanlık suçu adı altında, Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edilmiş, bu bir ‘insanlık suçudur’ denmiş ama 12 yıldır bunu karara bağlamamış. Koşullu salıverilme ihtimalinde maktul ailelerinin görüşü ve oluru alınmadan verilen her karar hukuka uygun değildir. Eğer bu bir insanlık suçu olarak kabul edilseydi, failler ömür boyu cezaevinde kalacaktı. Ama mahkemeler, bu katliamı insanlık suçu saymadı ve böylece eli kanlı katiller, bugün sokaklarda özgürce dolaşıyor. İktidarın hukuku, adaleti budur” diye konuştu.

    Suçlulara ve onları aklayanlara karşı mücadele edeceklerini vurgulayan Sarıbal, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Suçu işleyenler, onlara yandaşlık edenler, bugün salıverenler ve onları salıverdirenler bilsin ki iki elimiz yakalarında olacak. Ne unutacağız ne de unutturacağız. Katiller de, onları koruyanlar da, onları salıverenler de mutlaka hesap verecek. Adaletiniz de batsın, katilleriniz de. Bu devran dönecek.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Beraberiz Derneği, 6 Şubat depremlerini unutturmamak amacıyla fotoğraf sergisi açtı

    Beraberiz Derneği, 6 Şubat depremlerini unutturmamak amacıyla fotoğraf sergisi açtı

    PİRHA- Beraberiz Derneği, 6 Şubat depremlerini unutturmamak amacıyla “Bizim Eller” Fotoğraf Sergi & Paneli düzenledi. Sergi pazartesi gününe kadar Yunus Emre Kültür Merkezi’nde kamuoyuna açık olacak.

    6 Şubat depremlerini unutturmamak ve afet farkındalığı kazandırmak amacıyla Beraberiz Derneği tarafından düzenlenen “Bizim Eller” Fotoğraf Sergi & Paneli’nin dördüncüsü Yunus Emre Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Panele siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Küratör Mahmut Akgül sergi açılışını yaptı. Panelde CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, depremi siyasi açıdan değerlendirirken, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak depremle birlikte enkaz altında kalan eğitimi anlattı.
    Van depreminden bu yana afet bölgesindeki kadınların regl yoksulluğuna dikkat çeken, destek sunan Konuşmamız Gerek Derneği temsilcisi Cansel Zey afet bölgesindeki kadınları anlattı.

    Panelin ardından Halk Müziği Sanatçısı Sevilay Gökpınar 6 Şubat anısına konser verdi.

    Sergi pazartesi gününe kadar Yunus Emre Kültür Merkezi’nde açık olacak.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Sarıbal’dan kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilmişse demokrasiden bahsedemezsiniz

    CHP’li Sarıbal’dan kayyım tepkisi: Halkın iradesi gasp edilmişse demokrasiden bahsedemezsiniz

    PİRHA – CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal, belediyelere atanan kayyımlara tepki gösterdi. Bütçe Komisyonu toplantısında konuşan Sarıbal, “Bir ülkede demokrasi askıya alınmışsa, bütçe hakkından ve eşit dağılımdan bahsedemezsiniz. Domuz eti yemekten korktuğunuz kadar kul hakkı yemekten korksaydınız ülke bu hale gelmezdi” dedi.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçe görüşmeleri sürüyor.

    Ülke gündemine oturan belediyelere kayyım meselesi, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda da tartışıldı.

    “DOMUZ ETİ YEMEKTEN KORKTUĞUNUZ KADAR…”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda söz alarak gündeme ilişkin konuşma yaptı. Sarıbal, “Tek adam rejiminin, ülke üzerinde hegemonya kurduğunu” belirterek şunları söyledi:

    “Bir ülkede demokrasi askıya alınmışsa, faşizm egemen olmuşsa, yasama, yürütme, yargı tek bir kişinin vesayetine verilmişse, halkın iradesi gasp edilmişse, halkın seçtiği belediye başkanlarına kayyum atanıyorsa, siz orada bütçe hakkından demokrasiden, eşit dağılımdan bahsedemezsiniz. Bir ülkede faşizmin koşulları varsa, o ülkede bir bakanın da yetkisi yoktur, bürokratların da yetkisi yoktur, tek adamın açık bir şekilde bütün bürokratların üzerinde hegemonyası vardır. Yoksulun boğazına kırmızı et girmiyorsa, meclis, görevini yapmıyor demektir. 3 yılda çiftçinin borcu yüzde 300 artmışsa, bu ülkeyi teslim etmişsiniz demektir. Bu bütçe çiftçiyi topraktan uzaklaştırma, mülksüzleştirme, yandaş ithalat lobilerinin bütçesidir. Domuz eti yemekten korktuğunuz kadar kul hakkı yemekten korksaydınız ülke bu hale gelmezdi” diyerek hükümete tepki gösterdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Bu ülkenin toplumsal barışına vurulmuş bir darbedir!’ – VİDEO

    ‘Bu ülkenin toplumsal barışına vurulmuş bir darbedir!’ – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP 27. Dönem Milletvekili Ali Şeker ve EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasını ve Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasını toplumsal barışa vurulmuş bir darbe olarak değerlendirerek, mücadele ve dayanışmaya vurgu yaptı.

    Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına ve Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker ve Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasına ve Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “İKTİDARIN HİLELERİ ASLA BİTMİYOR”

    PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Türkiye’deki kayyım politikasının milli iradenin gaspı anlamına geldiğini aktararak, “Bunu en iyi Seyid Rıza anlatmıştır. Demiştir ki ‘Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.’ Şimdi iktidarın yaptığı tam da bu. İktidarın hileleri de asla bitmiyor ama toplumun da buna boyun eğmemesi gerektiğine inanıyorum. Özellikle Kürt illerindeki kayyımlara karşı müthiş bir direniş vardı ve oradaki kayyıma karşı topyekün bir direniş söz konusuydu. Ama İstanbul gibi büyük bir metropolde kayyım şu anda yerinde oturuyor. Dolayısıyla CHP ya bunu çok hafife aldı ya da çok önemsemedi. Dolayısıyla böyle bir şeyi de görmek lazım. Buradan çıkıp da belediyenin önünde kayyıma karşı direniş sergilenmezse bir buçuk kilometre ötesinde etkinlik yapmışsın o kadar bir şey olur yani bu ciddi bir mesela aslında, hafife alınacak bir mesele değil” dedi.

    “BİRAZ DAHA DİRENÇLİ HAREKET ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Bugüne kadar Kürt illerindeki kayyım politikalarının görmezden gelindiğinin altını çizen Karakaya, “Ciddi bir tepki gösterilmezse bunun daha da ileri gideceğini hatta İmamoğlu’nun dahi görevinden alınabileceğini söyleyebilirim. Bu çok ciddi bir sorun. Türkiye’de toplumsal barışın konuşulduğu bir dönemde bunun olmuş olması özellikle Ahmet Özer gibi barışa katkısı olan bir akademisyenin hukuksuz bir şekilde tutuklanması barış istemlerinin ne kadar sahte olduğunu da biraz bize gösteriyor. Bu konuda herkese düşen bir sorumluluk var. Biraz daha dirençli hareket etmek zorundayız. İktidarın kurmuş olduğu politikalar değil bizim kendi kurmuş olduğumuz politikalar olmak zorunda”ifadelerine yer verdi.

    “BU ÜLKENİN TOPLUMSAL BARIŞINA VURULMUŞ BİR DARBEDİR”

    CHP Bursa milletvekili Orhan Sarıbal’ın Özer’in tutuklanmasının ve ardından Esenyurt Belediyesi’ne kayyım atanmasının, toplumsal barışa, siyasete, demokrasiye, bireysel hak ve özgürlüklere müdahale olduğuna işaret ederek, “Ama en önemlisi de halkın, toplumun, milletin iradesine darbe. Ahmet başkana ceza kestiler. Maalesef hukuksuzluk ama aynı zamanda iktidarın kendi hukuku egemenliğini sürdürüyor. Yargı vesayet altında yargı sarayın baskısı altında yargı tarafsız ve bağımsız değil tam tersi saray kendi yargısını, vesayet düzenini kurarak yargı üzerinde istediğini yaptırabiliyor. Sarayda kalmak için her türlü kirli oyunu oynayabilecek durumdalar. Bu sadece bir darbe değildir, faşist diktatöryal otoriter bir darbedir. Bu ülkenin toplumsal barışına vurulmuş bir darbedir” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRASİYE İHANETTİR”

    CHP 27. Dönem İstanbul Milletvekili Dr. Ali Şeker, AKP Türkiye’nin demokrasisi ile oynadığını vurgulayarak, “Daha önce Mardin’e, Van’a, Diyarbakır’a, Selçuk Mızraklı’nın yerine kayyım atadıklarında hemen karşı durmuştuk. Bugünleri görerek o gün karşı durmuştuk ve dayanışma içerisinde bulunmuştuk. AKP iktidarında kendi müsaade ettiği kadar demokrasiye alan açma keyfiyetine son verme zamanıdır artık. Demokrasi kimsenin oyuncağı değildir. 6 ay önce ‘seçilebilir’ dediğiniz kişiyi hemen sonrasında kayyım atayarak görevden almak demokrasiye ihanettir. Selçuk Mızraklı daha göreve başlamadan hiçbir iade işlem yapmadan hemen kayyım yazısını yazmışlardı. O anlayıştaki kişilerin bugün bu yaptıkları da hiç farklı değil. O gün de karşı durmuştuk bugün de karşı duruyoruz. Demokrasiye, özgürlüklerimize sahip çıkıyoruz. Esenyurtluların seçme hakkına saygı duyuyoruz, herkesin de saygı duymasını bekliyoruz” diye belirtti.

    “HALKIN İRADESİNİ AYAKLAR ALTINA ALIYORLAR”

    EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ise, şunları ifade etti:

    “Bu ülkeyi yönetenler sürekli yerlilikten millilikten vatan sevgisinden bahsediyorlar. Ama şunu belirtmek istiyorum ki bunu duyduğunuz her an her dakika aklınıza şu gerçekleri getirin. Bu ülke ucuz emek sömürüsü ile çarkları dönen bir ülke. Bu ülke işçisinin emekçisinin haklarının verilmediği onlardan sadece fedakarlık istendiği bir ülke. Bu ülke Yenidoğan Çeteleri ile mahkemelerde emniyette bütün devlet bürokrasisinde çetelerle yönetilen bir ülke haline getirilmiş durumda. Kayyım siyaseti de bunun bir parçası. Bu ülkenin işçilerini, emekçilerini açlığa yoksulluğa mahkum edenler, halkın iradesini de seçme seçilme hakkını da ayaklar altına alıyorlar. Dün Van’da ayaklar altına almaya kalktılar ama bu ülkenin emekçileri ezilenleri bu kayyımı püskürttü. Yetinmediler Hakkari’de ayaklar altına almaya kalktılar daha ona karşı mücadele sürerken şimdi Türkiye’nin Batı ucunda Esenyurt’ta aynı siyaseti izliyorlar. Hakkari’deki kayyım politikası şimdi Esenyurt Belediyesi’nin kapısına vurulmuş kayyım zincirleri ile sürdürülmek isteniyor. Bunu ancak ve ancak sömürülen ve ezilen halkların birliği ve mücadelesi ile püskürtebiliriz.”

    Devrim FINDIK-Rozerin TEK/İSTANBUL

  • Orhan Sarıbal: DEDAŞ tek sorumlu ama anız olsa ne olur?

    Orhan Sarıbal: DEDAŞ tek sorumlu ama anız olsa ne olur?

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, 15 kişinin yaşamını yitirdiği Mardin ve Diyarbakır’daki yangınlarla ilgili konuştu. Açıklanan resmi bilançonun gerçeği yansıtmadığını söyleyen Sarıbal,Bir ülkede, vicdanın tükendiği yerde insanlık beklemeyin. Onursuzluğun, haysiyetsizliğin, dışlanmanın, ötekileştirmenin, kirlenmenin, dezenformasyonun en fazlasını görüyoruz.”

    Milletvekili Orhan Sarıbal, 20 Haziran’da Diyarbakır’ın Çınar, Mardin’in Mazıdağ ilçelerinde çıkan yangınla ilgili açıklama yaptı. Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanı’nı eleştirerek “Gidip görmek, durumu analiz etmek yerine bir açıklamayla yetindi” dedi.

    Orhan Sarıbal, yangın sonrası açıklanan resmi bilançonun gerçeği yansıtmadığını ifade ederek “Temel sorun şu, çok şey söylendi, çok şey anlatıldı ama işin hep sonuçları tartışıldı, sonuçları konuşuldu. Bu sonuçlara getiren sebepler olabildiğince konuşulmadı” diye belirtti.

    “DEDAŞ’IN ZULÜMKARLIĞI KONUŞULMADI”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Mecliste yaptığı basın açıklamasında iktidarın, bakanlığın, yıllardır bölgeye dair sorumluluğunu yerine getirmediğini de belirtti. DEDAŞ’ın yangındaki rolüne değinen Sarıbal, şu yorumda bulundu:

    “DEDAŞ denen, defalarca gidip yerinde çiftçiye nasıl zulüm çektirdiklerini gördüğümüz bu kuruluşun, bu gücün nereden nasıl aldığını, nasıl bu kadar zulümkar olduğunu konuşan olmadı, olabildiğince ve sadece belirli bir konu üzerinden gidildi.

    Neydi konu? Anız mı elektrikten mi? Bir anız meselesine takılındı, duruldu. Vali açıklama yapıyor. Anızlardan kaynaklanan, anız yakmasından kaynaklanan yangın. Vali hakikaten anızın ne olduğunu biliyor mu merak ediyorum. Anız neydi? Peki aynı vali, aynı iktidarın aynı yapının bir ön yargı kültürü üzerinden meseleyi sadece anız yakmaya getirip dayatmasının anlamı ne olabilir? Çok net ve açık oraya gidip yerinde yaptığım tespitte bu yangının DEDAŞ’ın iletim hatlarından kaynaklandığını açık bir şekilde ortaya koyduk. Kaldı ki başka kanıtlar da vardı. Ama birçok kurum ve DEDAŞ da kendi açıklamasını yaparak “bu yangın bizden kaynaklanmadı, bizden elektrik hatlarımızdan kaynaklanmıyor” diye de bir açıklama yaptı. Bu kurumu bu kadar fütursuz hale getiren acaba valinin açıklaması mı? Vali bu açıklamayı yaparken hangi sahiplerle yaptı? Hangi araştırmayı yaptı? Hangi çalışmayı yaptı? Gidip gördük. Uzun yıllardır bakım görmemiş elektrik hatları. Yangının çıktığı o direğin hemen dibine kadar gittim. Yerinde gördüm. Bir çelik direk, arada bir ahşap direk, hiçbir tabanında betonlama yok, sabitleme yok, toprağa gömülü. Bir sonra yine bir çelik direk, ortaya servis, karmakarışık! Durum idare edilsin.

    Elimizde belgeler var. O belgelerde DEDAŞ’ın yetkilisi aranıyor. O yetkiliye açık bir şekilde o telefon açılıp DEDAŞ’ın oraya gelen hattının enerjisinin kesilmesi talep edilecek. Saat 22.35 22.36, 20 Haziran Perşembe gecesi. İki arama var. İkisinde de DEDAŞ’ın yetkilisi cevap vermiyor. Ne diyecekler telefonda? Çok rüzgar var. DEDAŞ’ın telleri çok gevşek. Rüzgardan dolayı birbirine değiyor. Şu anda burada elektrik tellerinin çarpışmasından dolayı ortaya kıvılcımlar çıkıyor. Derhal kesilmesi söylenecek, bu. Ama DEDAŞ’ın yetkilisine ulaşılamıyor. Aradan iki üç dakika geçtikten sonra o kıvılcımlar düştüğü yerde henüz hasat olmamış. Başaklarla bunu tespit ettiğimiz tarladaki kalan kül ve danelerden ve saplardaki renklerden rahatlıkla ayrılabilecek bir yangının başlangıcı %100 demiştik, %100 elektrik iletim hatlarından, %100 çünkü anız dediğiniz şey başaklardan tanelerin alındığı geriye sapın ve kökün kaldığı bir yapı. Böyle bir tarlada anız yani biçim yapıldıktan sonra kalan sap ve kökler yandığında, sarımsı, daha açık renkli bir kül tabakası görüyorsunuz. Bizim bildiğimiz doğal kül rengi. Yani gri, açık, kurşuna benzer bir renk. Oysa buğday tanelerinin olduğu, yani biçilmemiş buğdayın başakların hala olduğu bir tarlada yangın olduysa, oradaki kül simsiyah, siyah bir renk.

    “ORMANLA BERABER 40 BİN DÖNÜM YANDI!”
    15.000 dönümden bahsediliyor. Bütün raporlara, çalışmalara da bakıyorum. Yaklaşık bize gelen bilgiler 40 bin dönüm civarında. Belki bu bütün yanan alan olarak da söylenebilir. Bunun 15.000 dönümünü buğday, arpa yani yanan alanlar olarak değerlendirsek geriye nereden baksanız 25.000 dönümlük bir ormanlık, meşelik alan var. Bunu söyleyen bir tek nokta yok, bir tek kişi yok, bir tek belge yok. Bizzat gözlerimle gördüm, fotoğraflarını çektim. Ağırlıklı meşelik olmak üzere orman vasfı olan yer. Niye bu söylenmiyor? Neden? Niçin? Ormanlar kamu malı olduğu için midir? Kamu kimindir? Kamu kim? Biziz. Halk, oranın halkı. Neden bu ormanlardan bahsedilmiyor?

    “SAVCILIK VATANDAŞIN KARIŞIŞINDA”
    Diğer bir temel konu. DEDAŞ’ın hatlarından kaynaklandığını söyleyen vatandaş savcılık tarafından suç duyurusuna tabi kalıyor. Nasıl bir hukuk ya bu? Nasıl bir ülke burası? Vatandaş yerinde, tarlasında bunu gösteriyor. Bütün bilimsel veriler var. Kaldı ki eş zamanlı olarak bizim bu yangın elektrik direklerinden çıkmıştır. Kurum ve kuruluşlar da bir anda bütünüyle bu yangının DEDAŞ’ın iletim hatlarından, elektrikten çıktığını net bir şekilde ortaya koydular. Ve bu vatandaş da açık bir şekilde, yurttaş İbrahim Eren bu yangının olduğu yeri, ben de tanıklık ettim, kendisi de oradaydı, net bir şekilde gösteriyor. Yani bu ülkede gerçeği söylemek de suç. Savcılık bu insan hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Nasıl bir hukuk düzeni? Vali hiçbir şey görmeden kalkıp bu anız yanmasından kaynaklanmıştır diyor. Kurumlar da ona riayet ediyorlar. Ama durumu gören adam, gerçeği gören kişi, “bu olmaz, benim canımı da alsınlar, ben gerçeği söylemek zorundayım çünkü benim canım yandı yanıyor” diyor, bu adam hakkında net bir şekilde suç duyurusunda bulunuyor.

    “DEDAŞ SÖMÜRGECİ BİR KURUMDUR”
    Bu DEDAŞ’ı bu kadar önyargıyla korumak niye? Sömürgeci bir yapıyı, bu kadar koruma nereden gelmektedir? Hangi güçle, hangi anlayışla bu yapılmaktadır? Özelleştirmelerden tutun da bugüne kadar olan tarihsel süreci doğru değerlendirmemiz lazım. Açık bir şekilde. Özelleştirmenin göz bebeği olarak bakmışlardı DEDAŞ’a. Ve yıllarca iktidar elektrikleri de elektrik fiyatı üzerinden destekledi. Unutmayalım, söyleyelim. Şu anda hala 7 saat, 8 saat o bölgede elektrik kesintisi var. Evlerde hasta insanlar var. Solunum cihazına bağlı. Elektrik olmadan olmaz. Artık günümüz şartlarında enerji, elektrik bir insanlık hakkıdır. Söylemeden olmaz. Bugün bu kesintiler açık bir şekilde yapılmaktadır. Ve çok üzgünüm. Özelleştirmeler adı altında belirli şirketlere tanınan imtiyazlar ile o şirketleri böyle vahim ve acı bir olay karşısında bile koruma iş gücüsüyle davranan devlet erki, devleti yöneten siyasal iktidar ve onun valileri de açık bir şekilde bu sömürge sisteminin birer parçasıdır. Hatta ortağıdır. Kendi elleriyle oluşturdukları kartel, DEDAŞ o bölgenin canını okumaktadır.

    “HAYSİYETSİZLİK ÇAĞI”
    Bir ülkede ya da dünyada ya da nerede olursa olsun vicdanın tükendiği yerde siz hiçbir şey beklemeyin. İnsanlık beklemeyin, vicdan beklemeyin, onur beklemeyin, haysiyet beklemeyin. Onursuzluğun, haysiyetsizliğin, dışlanmanın, ötekileştirmenin, kirlenmenin, dezenformasyonun en fazlasını görüyoruz. Hala bugün iktidar ortağı anız diyor. Hala bazı kurum kuruluşlar, bazı medya anız diyor. Nedir ya? Arız olsa ne olur? Elektrik olsa ne olur? Neredesiniz? Yangın çıkabilir. Neredesiniz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Plansız yapılan hızlı tren hattı sebebiyle tarım arazileri su altında kaldı!

    Plansız yapılan hızlı tren hattı sebebiyle tarım arazileri su altında kaldı!

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, Bursa-Ankara hızlı tren hattı nedeniyle Yenişehir bölgesindeki tarımsal faaliyetin olumsuz etkilendiğini söyledi. Söz konusu alana giden Sarıbal, bölgenin su altında kaldığını göstererek, yetkilileri sorumluluk almaya davet etti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, inşası süren Bursa-Ankara hızlı tren hattının Yenişehir noktasına dair ikazda bulundu. Su baskınlarının olduğu bölgeye giden Sarıbal, söz konusu durumun tarımsal faaliyete engel olacağını söyledi.

    “YETKİLİLERİ UYARIYORUZ”

    Bursa Yenişehir’deki zeminin düz ve yoğun yağış alan bir bölge olduğunu belirten Sarıbal, şu uyarılarda bulundu:

    “Menfezler yapılmış ama yoğun su ve yağmur olduğu dönemlerde menfezlerden giden suyun drenaj sistemi maalesef kötü. Çiftçilerimizin uyarısı üzerine buraya geldik. Şu anda su iki gündür çekilmiş ama mevcut arazi bataklık, sürüm, işleme yapılamıyor.

    Bir uyarımız var: Eğer yan drenaj kanalları akıntı yönünde ve ana kanallara yeterli düzeyde bağlantı sağlanamazsa, hem de hızlıca, Mart sonuna geliyoruz. Mart, Nisan, Mayıs aylarında yağacak yağmurlar nedeniyle; ekim yapmak zorlaşacak, ekim yapılsa bile eğer bu menfezler çalışmaz, bu drenajlar çalışmazsa araziler su altında kalacak ve dolayısıyla hem verim kaybı, hem üretim kaybı ama en önemlisi, çiftçinin ciddi bir maliyet kaybı olacak. Dolayısıyla tekrar biz bütün ilgilileri, bütün yetkilileri uyarıyoruz.

    Drenajlar yetersiz, drenajlar su akıntısını sağlamıyor. Menfezler yetersiz. Menfezler su drenaj kanallarının üstünde kalıyor. Dolayısıyla bir sorun var. Bu sorunun acilen çözülmesi bugünden bize düşen uyarıyı yapma çabamız. Bütün yetkilileri burada bu çalışmaya davet ediyoruz. Çiftçi üretmek istiyor. Tren yolu ve menfezler buna engel olmamalı.

    “ÇİFTÇİ ŞU AN EKİM YAPAMIYOR”

    Tarım alanı ve bu arazinin sahibi ya da üretim yapmak isteyen çiftçi, şu anda bu araziyi işleyemiyor, ekim yapamıyor. Bu bizim genel bir uyarımızdır. Bölgenin taban suyu, su alma kapasitesi yüksek ve drenajı mutlaka önemli bir şekilde yapılması gereken bir yer. Eğer yoğun yağmur yağdığında bugün şu gördüğünüz arazi çok daha geniş bir alanda müthiş bir su birikintisi olacak ve bu su birikintisi üretimi doğrudan etkileyecek.

    Uyarımızı tekrar ediyoruz. Somut, görünen bir gerçek. Yetkilileri buraya çağırıyoruz. Buradan yapılması gereken çok şey olduğunu biliyoruz. Derhal yapmaları konusunda önerimizi uyarımızı bir kez daha yineliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sarıbal, Bakan Şimşek’e sordu: Deprem bölgesindeki haciz işlemlerinin sayısı nedir?

    Sarıbal, Bakan Şimşek’e sordu: Deprem bölgesindeki haciz işlemlerinin sayısı nedir?

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, 6 Şubat depreminin ardından yıkıma uğrayan illerde icra/haciz işlemlerinin yoğunlaştığı iddialarını Meclis gündemine getirdi. Sarıbal, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’e “Çok sayıda icrai takip ve haciz dosyasının söz konusu olduğu doğru mudur?” diye sordu.

    Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, deprem bölgesinde yaşanan icra, haciz ve borç takiplerine ilişkin konuları Meclis gündemine getirdi.

    Milletvekili Orhan Sarıbal, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremlerin kapsadığı Maraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Diyarbakır, Urfa, Antep, Kilis, Adana, Malatya ve Elazığ illerinde hayata geçirilen vergi, alacak, borç, kredi düzenlemelerinin neler olduğunu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sordu.

    Milletvekili Orhan Sarıbal, hazırladığı önergesinde Bakan Mehmet Şimşek’e şu soruları yöneltti:

    “*Bu düzenlemelerin hangileri kamu alacakları, hangileri (kamu ya da özel) banka alacakları içindir?

    *Bu düzenlemelerin vadeleri ve şartları nedir?

    *Kaç yurttaş bu düzenlemelerden faydalanmış; kaç yurttaşın başvurusu reddedilmiştir? Red nedenleri ne olmuştur?

    *İlgili düzenlemelerin vadesi geçtiği için icrai takibe muhatap olmuş kaç yurttaş söz konusudur?

    *Adı geçen illere bağlı vergi daireleri ve bankalarda, depremin üstünden geçen 1 yıl sonunda icra, haciz ya da takibe düşen borçların durumu nedir?

    *Adana ili başta olmak üzere, çok sayıda icrai takip ve haciz dosyasının söz konusu olduğu doğru mudur?

    *Depremde yaşanan maddi kayıplar nedeni ile borçların miras yolu ile kayıp yakınlarına devri nedeniyle yaşanan takip/icra/haciz işlemlerinin sayısı nedir?

    *Bakanlığınızın afet illerinde, özellikle geride kalan 1 yıl ardından yaşanmaya devam eden vergi, kredi, alacak, borç gibi maddi güçlükler hakkında ne tür hazırlıkları, çalışmaları söz konusudur?”

    PİRHA/ANKARA

  • Aleviler, katliamın 44. yılında Maraş’tan seslendi: Maraş merkezde anıt yapılmalı-VİDEO

    Aleviler, katliamın 44. yılında Maraş’tan seslendi: Maraş merkezde anıt yapılmalı-VİDEO

    PİRHA-Alevi kurum başkanları, Maraş Katliamı’nın 44. yılında katliamın gerçekleştiği Yörük Selim Mahallesi’nde açıklama yaparak, “Katliamlarla yüzleşilmedi. Acılar yok sayılırsa bitmez. Bir hafta boyunca Maraş’ta vahşet yaşandı. Maraş’ın merkezine bir anıt yapılmalı. Katliamlarla yüzleşmeliyiz” dedi.

    Maraş Katliamı’nın 44’üncü yıl dönümü. 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş’ta gerçekleşen katliamda onlarca yurttaş yaşamını yitirdi, yaralandı ve binlercesi de Maraş’ı terk etmek zorunda kaldı.
    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAVK), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) üye ve yöneticileri, katliamın 44. yıl dönümünde hayatını kaybedenleri anmak için Maraş’taydı.

    Anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Mahmut Tuğrul, parti temsilcileri Songül Tunçdemir ile Turgut Öker, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Orhan Sarıbal ve parti temsilcileri de katıldı.

    Maraş Valiliği’nin “Kamu düzeni” gerekçesiyle getirdiği yasağı reddeden Alevi kurumlarının çağrısıyla toplanan onlarca kişi katliamın gerçekleştiği Yörük Selim Mahallesi’ne yürüdü. Yürüyüş sırasında sık sık “Maraş’ı unutma unutturma. Maraş’ın hesabı sorulacak. Katil devlet hesap verecek. Alevilik vardır, Alevilik haktır.” sloganları atıldı.

    Anmanın yapıldığı Yörük Selim Mahallesi yüzlerce polis tarafından ablukaya alındı. Anmaya katılanlar 3 farklı polis kontrol noktasından geçtikten sonra Erenler Cemevi’ne ulaşabildi.

    Erenler Cemevi önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, katliamda yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulundu. Anmanın açılış gülbengini Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz okudu. Ardından hayatını kaybedenlerin anısına karanfiller bırakıldı.

    “YÜZLEŞME YAPILMADIĞI İÇİN KATLİAMLAR SÜRÜYOR”

    Anmada söz alan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul “44 yıldır bu acıyı yaşıyoruz. 44 yıl önce burada bir darbenin alt yapısını oluşturmak için katliam yapıldı. Bugün hala bu katliamın arkasındaki güçler açığa çıkarılmadı. Yüzleşme sağlanamadığı için bugün hala katliamlar devam ediyor. Burada halen Kürtler, Aleviler yerinden edilmeye çalışılıyor. Pazarcık’ta tarım alanları yok ediliyor, Maraş’ın çöpü oraya dökülüyor, çimento fabrikası kuruluyor. Bunlar tesadüf değil. Göç ettirilmesi için yapılıyor. Dün Fransa’da yaşamını yitirenleri de anmak istiyorum. Hepimiz, kendimiz olarak bu topraklarda yaşamak istiyoruz. Ancak birileri hala bunları kabul etmiyor. Utanmadan inancımızı tarif etmeye çalışıyor. Devletin Aleviliği öğretmesine ihtiyacımız yok. Alevilik kültür değil, inançtır. İnancımızı inkar edip torba yasa içerisine koydular. Biz Aleviler kimsenin inancına karışmadık. Kimse de bize karışmasın. Rızalığımızı almadan yasa yaptılar. Hala kapılarımız çarpıyla işaretleniyor. Eşit, adil, özgür bir toplum istiyoruz. Sahipsiz değiliz. Örgütlü bir yapıdayız. Yan yana gelip Hüseyni duruşu sergilemeliyiz” diye konuştu.

    “MARAŞ’IN BELGELERİNİ AÇIKLAYIN”

    CHP Milletvekili Orhan Sarıbal ise, “Acı bir katliam yaşandı” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Burada kamu görevlileri acımızı büyütmeye çalışıyor. Yasak getiriyor. Unutalım istiyorlar. Ama acımızı derinleştiriyorlar. Bugün bu yasakları koyanların vicdanı yoktur. İnsanlık çökmüş demektir. Biz ısrarla barış, özgürlük olsun katliamlar yaşanmasın istiyoruz. İnsanlık katledildi burada. Bir çürümüşlük var. İktidar korkuyor. Yan yana gelmemizi istemiyor. Maraş’ın bütün belgelerini açıklayın. O günün siyasileri, MİT, CIA, kimler var o katliamın içinde, ortaya çıksın. Hala insanlar bugün cenazelerine ulaşabilmiş değil. Yan yana gelirsek her şeyi çözeriz. Eşit yurttaşlığı birlikte getireceğiz. Organize kötülüğe karşı dayanışmaya ihtiyacımız var.

    “ALEVİLER OLARAK ASLA DİZ ÇÖKMEYECEĞİZ”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat ise yaptığı konuşmada “Bu acı, hesabı sorulana kadar dinmez” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “44 yıl önce burada katledilenlerin yakınları görmek zorunda kaldılar. Avrupa’da örgütlendiler ve kazandılar. Almanya’da Aleviler kamu tüzel kişiliğini kazandılar. Kiliseler hangi haklara sahipse biz de aynı haklara sahibiz. Alevileri katletmekle bitirebildiniz mi? Hayır. Başka bir coğrafyada zuhur etti. Taleplerimizi tekrarlıyoruz yine. Biz inatçıyız, vazgeçmeyeceğiz. Maraş’ın, Dersim’in, Çorum’un hesabını verselerdi bugün bu noktada olmazdık. Almanya’da yine bir cemevimizin kapısına çarpı attılar. Dün Fransa’da bir katliam yaşandı. Biz herkes için eşitlik ve özgürlük istiyoruz. Asla teslim alamayacaksınız. Aleviler asla geri adım atmaz. Yarın Yenikapı’da buluşacağız. Seyit Rıza’nın da dediği gibi önünüzde asla diz çökmeyeceğiz. Avrupa’da olduğu gibi bu topraklarda da haklarımızı alacağız.”

    “MARAŞ’IN MERKEZİ’NE BİR ANIT YAPILMALI”

    Alevi kurumları adına ortak açıklamayı AKD Genel Başkanı İsmet Kurt yaptı. Kurt şunları dile getirdi:

    “44 yıl önce sinsi bir planla katliam yapıldı. Emperyalizm ve işbirlikçileri bunu yaptı. 1 hafta boyunca vahşet yaşandı. Maraş’ın merkezine bir anıt yapılmalı. Katliamlarla yüzleşmeliyiz. Maraş’ta yaşananlar olay değil katliamdır. Her inanç kendi bahçesinde güzeldir. Arif Özzeybek isimli kişinin çalışmasıyla bir torba yasa çıkarıldı. Rızalığımız alınmadı cemevleri bizim ibadethanemizdir. Zorunlu din dersleri kaldırılsın. Hala Aleviler ayrımcılığa uğruyor. Bir öğretmen nefret söylemlerinde bulundu. Görevden alınmadı başka okula gönderildi. Meclis önünde bariyerleri yıktık. Direnenlere selam olsun. Din ve dil üzerinden siyaset yapılmaz. 44 yıl önce hakka yürüyen canlarımızı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”

    “BU ACILARI BİR DAHA YAŞAMAMAK İÇİN BURADAYIZ”

    Maraş Erenler Kültür Derneği Müslüm İbili de, anma Komitesi adına ortak açıklamayı okudu. İbili, “Katliamlarla yüzleşilmedi. Hesabı sorulmadı. Acılar yok satılırsa bitmez. Katliamda kaç kişi öldü bilmiyoruz bile. Devlet belgeleri açılmalı. Burada Aleviler katledildi, kalanlar sürgün edildi. Bu acıları bir daha yaşamamak için bugün buradayız. Zulümler karşısında yolumuzdan dönmedik dönmeyeceğiz de. Birlik beraberlik sevgi barış huzur getirelim. Dayanışmayı büyütelim.”

    Konuşmaların ardından deyişler söylendi, semahlar dönüldü. Anma, yaşamını yitirenler anısına lokma dağıtılması ve cerağ sırlamasıyla sona erdi.

    PİRHA/MARAŞ

  • CHP’li Sarıbal: Maraş Katliamı’ndan hesap sorulmadığı için yeni katliamlar yaşandı

    CHP’li Sarıbal: Maraş Katliamı’ndan hesap sorulmadığı için yeni katliamlar yaşandı

    PİRHA- CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Maraş Katliamı’nın 44. yılı nedeniyle Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Sarıbal, “Diğer katliamlardan, Maraş Katliamı’ndan hesap sorulmadığı için her defasında yeni katliamlar yaşandı” dedi. Sarıbal, gerçek bir yüzleşmenin gerekliliğini dile getirdi. 

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Maraş Katliamı’nı lanetledi.

    Sarıbal, eskiden yaşanan olumsuzlukların ve kötülüklerin gelecekte yaşanmaması için geçmişin, Maraş Katliamı’nın yaşandığı 1978 ve sonraki yılların unutulmaması gerektiğini söyledi.

    “MARAŞ KATLİAMI’NDAN HESAP SORULMADIĞI İÇİN YENİ KATLİAMLAR YAŞANDI”

    Malatya, Çorum ve Sivas katliamlarına değinen Sarıbal, “Öylesine büyük acılar yaşandı ki bugün de ne yazık ki acılar taptaze devam ediyor. Maraş Katliamı’nda en az 150 insan katledildi. İnsanlar doğdukları, büyüdükleri, yaşamlarını sürdürdükleri yerleri bırakıp çekip gittiler, birçoğu yurt dışına gitti ama hiçbiri acılarını unutmadı. Diğer katliamlardan, Maraş Katliamı’ndan hesap sorulmadığı için her defasında yeni katliamlar yaşandı” dedi.

    Sarıbal şöyle devam etti:

    “Maraş Katliamı, 19 Aralık ile 26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta Alevilere yönelik yaşandı. Resmi rakamlara göre 7 gün süren olaylar sırasında 120 insan öldürüldü.

    Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi. 23 yıl süren davalar sonunda 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Orhan Sarıbal: Bursa halkının Uludağ’a girmesi yasaklanacak

    Orhan Sarıbal: Bursa halkının Uludağ’a girmesi yasaklanacak

    PİRHA –  Milletvekili Orhan Sarıbal, Uludağ Alan Başkanlığı yasasına ilişkin yaptığı konuşmada “Uludağ’ı zenginler için organize ediyorsunuz. Bursa halkının Uludağ’a girmesi yasaklanacak. Parası olan gidebilecek” dedi.

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Uludağ Alan Başkanlığı kurulmasını düzenleyen yasa teklifi ile ilgili konuştu.

    Aynı zamanda Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi olan Orhan Sarıbal, ilgili sivil toplum örgütlerinin ve kamuoyunun görüşü alınmadan Bursa’nın geleceğini etkileyecek bir yasa düzenlemesi yapıldığını belirterek, “Uludağ talana açılacak. Bu yasa teklifi birinci maddesinden son maddesine kadar bir avuç insanı zenginleştirme projesidir. Bir grubun iktidar ortaklığıyla Uludağ’ı talan anlayışıdır” dedi.

    UZMANLAR, DÜZENLEMENİN ÇEVREYE ZARAR VERECEĞİNİ BELİRTTİ!

    AKP Bursa Milletvekilleri tarafından hazırlanan Uludağ Alan Başkanlığı Yasa Teklifi, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda iki gün süren görüşmelerin ardından, AKP’li ve MHP’li üyelerin oylarıyla kabul edildi.

    Komisyon görüşmelerinde muhalefet milletvekilleri düzenlemeye Anayasa’ya aykırılık dahil birçok açıdan itiraz edip eleştiri getirdiler. Yasa teklifinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı gibi farklı bakanlıkları ilgilendirdiğini ve bakanlıkları ilgilendiren komisyonlardan da görüş alınması için alt komisyon kurulması teklifleri de ret edildi.

    Komisyona katılarak yasa teklifi ile ilgili görüş bildiren Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği (DOĞADER) Başkanı Sedat Güler, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, Bursa Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Eralp Atabek, düzenlemenin Uludağ ve çevresine zarar vereceğini dile getirmişti. Güney Marmara Otelciler Birliği (GÜMTOB) Başkan Yardımcısı Çetin Ceylan ve Uludağ Kayak Merkezi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Özergin ise teklife destek oldular.

    “3-5 KİŞİNİN RANT VE KAR AMACI İÇİN TALAN DÜZENLEMESİ”

    Komisyon görüşmelerinde, Uludağ Alan Başkanlığı kurulmasına yönelik düzenlemeye tepki gösteren isimlerden birisi de Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal oldu. Sarıbal, “Bu yasa teklifi sadece Uludağ değil Bursa’nın geleceğini doğrudan etkileyen düzenlemedir” diyerek şu görüşleri dile getirdi:

    1. “Bursa’nın 11 milletvekilinin adeta Bursa’da yaşamıyormuş gibi, Bursa’daki diğer siyasi parti yetkilileri, milletvekilleri, sivil toplum örgütleriyle görüşülmeden böyle bir metnin altına imza koymaları üzüntü verici.

    2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilmektedir. Başka kurumlar da etkili ama Milli Parkların görev, yetki, sorumlulukları Milli Parklar Genel Müdürlüğüne aittir. Bir yetki karmaşası yoktur. Ama siyaset ve ticaretin müdahalesiyle Uludağ halktan, Bursa’dan, Türkiye’den, dünyanın en önemli doğal yaşam alanı olmasından koparılacak. 3-5 kişinin rant ve kar amacı için imara, ranta, talana açılacak. Bugün Milli Parklar’ın müdahale ettiği her şey Uludağ’ın yararınadır.

    Yasa teklifinin gerekçesinde ‘Turizme kazandıracağız’ diyorsunuz. Dünyada koruma ve kullanma dengesi diye bir kavram var. Yani bu şu demek değil: Ben Uludağ’a senede 5 milyon insan götüreceğim. Böyle bir şey yok. Uludağ’ın bir habitatı var, bir ekolojisi var; o habitat o ekoloji ne kadar insan taşıyorsa sezonda o kadar insan götürebilirsiniz.

    Uludağ’a yol yapılacak diye her yer delik deşik edildi. Binlerce ağaç kesildi. Dünyanın en büyük teleferiğini yaptılar, çalışmıyor. Teleferik ile yolcu taşıma oranı %30. Karayolu ile gidenlerin oranı %70.”

    “ULUDAĞ’A HALKA KAPATILIYOR”

    “Uludağ’ı zenginler için organize ediyorsunuz. Bursa halkının Uludağ’a girmesi yasaklanacak. Parası olan gidebilecek. Uludağ halkın. Bursa’nın su havzası. Bursa’nın ekosistemi Uludağ’a bağlı. Bugün zaten göğsünden hançerlenmiş gibi her tarafında maden ocakları, bor madeni ile kirletilmiş sular.

    Bu yasa teklifi 1’inci maddesinden son maddesine kadar Uludağ’ı bir grubu zengin etmek Uludağ’ı talan etmek anlayışı ile hazırlanmıştır. Alan Yönetim Başkanlığı aslında bugün Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı olarak çalışan, 2873 sayılı Kanun’la sorumluluğunu yerine getiren Millî Parklar Genel Müdürlüğünün bütün yetkisini alarak diğer kamu kurumlarını da yok sayarak tamamen orayı ranta, talana çevirecek bir mekanizmanın başlangıcıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevilere hakaret eden din öğretmeni Bursa’da protesto edildi: Görevden uzaklaştırılsın

    Alevilere hakaret eden din öğretmeni Bursa’da protesto edildi: Görevden uzaklaştırılsın

    PİRHA- Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Aleviler hakkındaki nefret söylemine tepki gösteren Bursa Alevi Platformu ve Bursa Demokrasi Güçleri, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada Cengiz’in görevden uzaklaştırılması istendi.

    Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in Aleviler hakkındaki nefret söylemine tepki gösteren Bursa Alevi Platformu ve Bursa Demokrasi Güçleri, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada sınıfta nefret söylemi kullanan Mehtap Cengiz’in görevden alınması istenirken, açıklamaya katılanlar daha sonra Bursa Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulundu.

    Ortak açıklamayı, Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Bursa Şube Başkanı Murat Çalışkan okudu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK YİNE GERİCİ VE CİNSİYETÇİ NEFRET SÖYLEMİNDE BULUNULDU”

    Çalışkan açıklamada şunları dile getirdi.

    “İlimizde din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni Alevi inancına, kültürüne yönelik aşağılayıcı ifadeler kullanmış iftira ve ağır hakaretlerde bulunmuş, yine gerici ve cinsiyetçi nefret söyleminde bulunmuştur. Bu nefret ve ayrımcılık içeren gerici ve cinsiyetçi söylemler sınıfta bulunan öğrencilerin psikolojilerinin bozulmasına sebebiyet vermiştir. Şahıs hakkında Bursa Barosu ve demokratik kitle örgütleri tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur.

    “OKULLARDA NEFRET TOHUMLARI EKİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Tüm başvurularımıza rağmen bu eğitimci sıfatını taşıyan şahıs halen görevden uzaklaştırılmamıştır. Bu kişinin başka bir okulda görevlendirildiği bilgisi tarafımıza ulaşmıştır. Bilim yuvası olması gereken okullarımızda nefret tohumları eken, toplumsal barışı bozan, laiklik karşıtı gerici cinsiyetçi söylemlerde bulunan bu şahsın öğretmenlik yapması kabul edilemez. Daha önce de bu tür nefret söylemleri kullananlar hakkında etkili soruşturma yapılmaması ve cezalandırılmaması yeni nefret suçlarına yol açmaktadır. Nefret söylemi kullanan bu öğretmenin görevden uzaklaştırılmasını ve gerekli soruşturmanın yapılmasını istiyoruz. Bilim yuvası olması gereken okullarda nefret tohumları ekilmesine izin vermeyeceğiz.”

    “EĞİTİM SEN OLARAK SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Açıklamanın ardından söz alan Eğitim Sen Bursa Şube Sekreteri Derviş Erdem ise, “Öğretmen demeye dilim varmıyor. Bu kişi bulunduğu ortamda dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği tesis etmesi gerekirken öğrenciler arasında kini nefreti belirtmiştir. Bizler Eğitim Sen olarak sürecin takipçisi olacağız. Bu kişinin görev yerinin değiştirilmesi yetmez. Yarın gittiği yerde yine öğrencileri, Alevileri hedef göstermeye devam etmeyecek mi? Görev yeri değişikliği yetmez, görevden alınıp derhal adli olarak cezalandırılması gerekir” dedi.

    “BUGÜN YAŞADIĞIMIZ OLAY İKTİDARIN UYGULADIĞI SİYASETİN BİR SONUCUDUR”

    “İktidarın uzunca bir zamandır kimlik, inanç üzerinde ısrarla yaptığı siyasetin bir sonucunu yaşıyoruz” diyen CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise, şunları ifade etti:

    “Bugün yaşadığımız olay iktidarın uyguladığı siyasetin bir sonucudur. Bir kamu görevlisi, öğretmen bireysel olarak kolay kolay böyle bir davranışı sergilemez. Ancak kendisinin arkasında bir güç görürse, yaptığı bu suça karşı cezasızlığın devreye gireceğini bilirse yapar. Bugüne kadar Alevi toplumuna, demokrasiye ve bütün muhalefete uygulanan bütün suçlarda cezasızlığın hatta ödüllendirmenin egemen olduğu bir siyasi tarihten geçiyoruz. Yapılan iş çok açık bir şekilde sadece Alevilere yapılmamıştır. Diğer bütün inanç gruplarına bütün kimliklere, bu ülkenin bütününü oluşturan bütün halklara karşı yapılmıştır.”

    NE OLMUŞTU?

    Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta, “Ben Alevilerin gittikleri yolun yanlış olduğunu düşünüyorum. Çoğu Alevi ailede çocuğun kimden olduğu belli değil. Alevilerin Hz. Ali’yi Hz. Peygamberimizin yerine koyuyorlar, çoğu Alevinin ahlaki açıdan bozuklukları bulunuyor. Bir erkek ile kız öğrencinin ders dışında konuşması da zina” şeklindeki sözleri üzerine sınıfta bulunan Alevi öğrenciler durumu ailelerine bildirdi. Bir ailenin okula gelerek duruma tepki göstermesi ve suç duyurusunda bulunmasının ardından Milli Eğitim olayla ilgili soruşturma başlattı.

    PİRHA/BURSA

  • CHP’li Sarıbal: Yapılanlar Alevilere karşı büyük bir ayıp ve hakarettir

    CHP’li Sarıbal: Yapılanlar Alevilere karşı büyük bir ayıp ve hakarettir

    PİRHA-TBMM’de görüşülmeye devam eden torba yasa içerisindeki Alevilere ilişkin düzenlemeler ile cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulan cemevi başkanlığına tepki gösteren CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bunu kabul etmiyoruz. Torba yasadaki maddeler oylanmadan geri çekilmeli, Cumhurbaşkanlığı Kararı iptal edilmeli. Alevi toplumunun talepleri dikkate alınarak yeni bir düzenleme getirilmeli” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te görüşmeleri devam eden torba yasasındaki Alevilere yönelik düzenlemelere ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamesine tepki gösterdi. “Alevi inancına kafalarına göre bir elbise dikmek istiyorlar” diyen Sarıbal, “Bunu kabul etmiyoruz. Torba yasadaki maddeler oylanmadan geri çekilmeli, Cumhurbaşkanlığı Kararı iptal edilmeli. Alevi toplumunun talepleri dikkate alınarak yeni bir düzenleme getirilmeli” ifadelerini kullandı.

    “YAPILANLAR ALEVİLERE KARŞI BÜYÜK AYIP VE HAKARETTİR”

    Her iki düzenlemenin de Alevi inancını “kültürel faaliyet” seviyesine indiren ve bir inanç olarak kabul etmeyen düzenlemeler olduğunu belirten Sarıbal, hiç kimsenin inançları tarif hakkı olmadığını söyledi. Getirilen torba kanun teklifinin hem usul açısından hem içerik açısından yanlış olduğunu kaydeden Sarıbal, şöyle konuştu:

    “Alevilerin temel hak ve taleplerini görmezlikten gelen bir tutumla ortaya çıkmış bir kanun teklifi. Alevilerin yıllardır talep ettiği haklarını hiç alakasız maddelerin barındıran torba kanunun teklifinin içine atmak 35 milyon insanı, kendini Alevi olarak gören, tarif eden insanlara karşı büyük bir ayıp ve hakarettir. 35 milyon insanın yaşam biçimini, kültürünü, inancını bir torba kanun teklifinin içine atarak, yanına hiç alakasız şeyleri koyarak iktidarın tam da anlatmak istediği bir yöntem. Alevi toplumunun değerleri, inancı, kültürü, felsefesi torba kanunla değiştirilemez, torba kanun içine konulamaz.

    Kanun teklifi hazırlanırken Alevi toplumunun kanat önderleri, dernekleri, konfederasyonları, cemevlerinin pirleri ve dedeleri dinlenmedi. Bu kadar büyük bir kitleyi, 1500 yıldan fazla tarihi bir geçmişi olan Alevi inancının temsilcilerinin, önderlerinin, örgütlerinin, cemevlerinin, pirlerinin, dedelerinin görüşü alınmadan yapılan bu düzenlemeyi kabul etmiyoruz. Torba kanun teklifinin içine konulan 6 maddelik düzenleme Aleviliği yok etmeye dönüktür. Asimilasyona dönüktür. İnkara, zapturapta dönüktür. Kanunun ortaya çıkması ve buraya gelmesi tamamen yanlıştır. İlgili komisyonlarda konuşulmamış, tartışılmamış, alakasız komisyonlarda konuşularak buraya getirildi. Usul açısından tamamen yanlış.”

    “ALEVİLERİN TALEBİ EŞİT YURTTAŞLIK”

    Kanun teklifinin Meclise geldiği akşam çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğunu hatırlatan Sarıbal, “Dünyanın neresinde inanç merkezlerinin başkanlığı var? Caminin, Kilisenin, Sinagog, Havranın başkanlığı var mı? Bunlar Alevi inancını itibarsızlaştırmak, yok saymak, inkar etmektir. Hem kanun teklifi hem Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bir inancı, bir kültürü, bir felsefeyi nasıl itibarsızlaştırıldığına dair kararlardır. Bunu kabul etmiyoruz. Alevi inancı torbaya sığmaz. Bu düzenlemeler ile “Aleviliği tarif edip bir elbisenin içine sıkıştırabilir miyiz” düşüncesindeler. Olmaz. Siyasilerin görevi inançları tarif etmek değil tanımaktır. Alevilerin talepleri çok net: Eşit yurttaşlık istiyoruz. Zorunlu din derslerinin kalkmasını istiyoruz. İnanç özgürlüğü istiyoruz. Bu yasayı da kararnameyi de kabul etmiyoruz.

    Alevilerin yaşadıkları sorunları çözmek konusunda samimi iseler bu yasa teklifindeki Alevilere ilişkin düzenlemeler ve 112 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi iptal edilmelidir. Mecliste bir komisyon kurulmalı ve bu komisyon eliyle Alevi toplumu da dinlenerek bu meselenin çözüme kavuşması konusunda Alevi toplumuyla ilişki kurulmalıdır” dedi.

    PİRHA / ANKARA

  • “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” sona erdi-VİDEO

    “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” sona erdi-VİDEO

    PİRHA-“Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” üçüncü gün programı ile sona erdi. Son gün konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bir tercih yapmak zorundayız. Bu tercih politik olabilir ama insanlıktan yana olmalıdır. Ekmek yoksa, açlık varsa orada siz vatandan, milletten, bayraktan, dinden, imandan bir şey söyleyemezsiniz. Açlık sofuluğu bozdurur” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi tarafından yapılan “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” üçüncü gün programı ile sona erdi. Etkinliklerin son gününde ilk olarak sahneye sanatçı Melda Duygulu çıktı. Ardından ise Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, gazeteci Ceyda Karan ile tarihçi-yazar Erdoğan Aydın‘ın katıldığı bir panel gerçekleştirildi. Panelin moderatörlüğünü ise Kemal Yadırgı yaptı.

    “İKTİDARIN DIŞ POLİTİKAYI İÇERİDE KULLANDIĞINI GÖRÜYORUZ”

    Gazeteci Ceyda Karan, “Yeni dünya düzeni demokrasiden uzaklaşıyor mu? Yakınlaşıyor mu?” başlıklı konuşmasında “Türkiye’de o emperyalizmin çok net bir resmi var. Maalesef kaynağı da çok ortada. Bütün tüketim ürünlerimiz, mali sistemimiz hepsi batı tarafından belirleniyor. Batının, siyasal İslamcılara desteği tarafından belirleniyor. Emperyalizm, bizim gibi ülkeleri etkiliyor. Bunun karşısında bizim içimizdeki yönetim de sanki antiemperyalistmiş gibi yapabiliyor. İktidarın, iç ve dış politikayı kullanış biçimine her gün tanıklık ediyorsunuz. Dış politikayı içeride kullanış biçimine hep beraber tanıklık ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AÇLIK, SOFULUĞU BOZDURUR”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise “Liberalizm, açlık ve kıtlık” başlıklı sunumunda şunları söyledi:

    “Yeni dünya düzeninde işgal, silahla, topla, tüfekle çok olmuyor. Rusya, Ukrayna bunu devam ettiriyorlar. Başka yerlerde savaş var ama yeni dünya düzeninde işgal, ekonomik yöntemlerle oluyor. Geliyorlar sizin çiftçinizi teslim alıyorlar. Güneş, toprak, su, çiftçi, tüketici bizden ama tohum yabancıların. Bir tercih yapmak zorundayız. Bu tercih politik olabilir ama insanlıktan yana olmalıdır. Ekmek yoksa, açlık varsa orada siz vatandan, milletten, bayraktan, dinden, imandan bir şey söyleyemezsiniz. Açlık sofuluğu bozdurur.”

    “DEMOKRASİ VE LAİKLİK TAAHHÜDÜ VERMELİLER”

    Son olarak söz alan Erdoğan Aydın da “2. yüzyıla girerken nasıl bir demokrasi?” başlığıyla yaptığı  konuşmada, “Alevi çocuklarının bilim öğrenmeye gittikleri yuvalarda zorunlu din derslerinde koşullandırıldıkları bir sürecin de sonunu alenen dillendirmek zorundayız. Muhalefet partileri artık bu tarihsel yarığa dair söz kurmaktan imtina edemeyeceğini; bir demokrasi ve laiklik taahhüdü olarak teslim etmek zorundadır. Aynı şekilde Kürtler için de cumhuriyetin ikinci yüzyılı için Kürdün anadilinin yasaklandığı, kendi seçtiği belediyelere sürekli el koyulduğu bir atmosferi, adeta bir sömürge rejimini andıran davranış tarzını kabul etmememiz gerektiğini, mutlaka programlarımıza yazmak zorundayız” dedi.

    Panelin ardından sahneye sanatçı Pınar Aydınlar çıkarken, yapılan konser ile etkinlikler sona erdi.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >‘Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri’ başladı-VİDEO
    >‘Alevilik; devletsiz, iktidarsız, sermayesiz bir düzen kurdu, en az 500 yıl ayakta tuttu’-VİDEO

     

  • Milletvekili Sarıbal: Bu topraklarda yaşanan katliamların faili belli, faili net!

    Milletvekili Sarıbal: Bu topraklarda yaşanan katliamların faili belli, faili net!

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, Sivas ve Maraş Katliamlarının yıldönümü sebebiyle yaptığı basın açıklamasında “Adaleti küçültürseniz suçluları büyütürsünüz. Cezasızlık katliamlara yol açtı” dedi.

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 12 Eylül darbesi öncesi yapılan ve sonrasında yaşanan katliamların sorumlularından hesap sorulmadığını “Adaletin küçüldüğü ülkelerde büyük olan artık suçlulardır derler. Maalesef ülkemiz adaletin yok edildiği suçluların büyüdüğü bir yer oldu” dedi.

    Sarıbal, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında 2 Temmuz tarihinde Sivas Madımak, 3-4 Temmuz tarihinde ise Çorum katliamı anmalarının yapılacağını anımsattı.

    12 Eylül Darbesi’ne giden süreçte yaşanan Malatya, Maraş ve Çorum katliamlarından hesap sorulmadığı için sonrasında Sivas, Suruç, İstanbul Gazi Mahallesi, Ankara Gar gibi katliamların yaşandığını ifade eden Sarıbal, devletin vatandaşını koruyamadığını söyledi.

    Katliamla sonuçlanan olayların planlı şekilde organize edildiğini ifade eden Sarıbal, “Belki de mağdurları bir kez daha öldüren temel mesele bu. İktidarın yurttaşlarını koruyamaması, yurttaşlarına karşı görevini yerine getirememesi” dedi.

    Sarıbal, yaşanan katliamlarda siyasetin içindeki bazı çevreler ile istihbarat örgütlerinin rolü olduğunu da belirtti.

    “CEZASIZLIK YENİ KATLİAMLARA NEDEN OLDU”

    Orhan Sarıbal, yaşanan katliamların faillerinin belli olduğunu ancak ‘faili meçhul’ bırakıldığını vurgulayarak “Her katliam sonrası uygulanan cezasızlık, yeni katliamlara alan açmak, yeni katliamlara rıza göstermek demektir. Yeni katliamlara ‘buyurun yapın biz sizi affederiz’ demektir” diye konuştu.

    “Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarını yapanlardan hesap sorulmadı. Adalet hiç olmadı” diyen Sarıbal, şöyle devam etti:

    “Cezaların, suçun, katliamların arttığı her yerde adalet küçülür. Katliamların arttığı her yerde adalet küçüktür. Adaletin küçülmesi demek, ‘suçluların gücü var’ demektir. Adalet, halk için mağdurlar için vardır. Adaleti küçültürseniz orada insanlıktan, insan haklarından, demokrasiden bahsedemezsiniz. Bu topraklarda yaşanan katliamların faili belli, faili net. Ama o faillerin ortaya çıkarmayan mekanizma var ve bu katliamlardan ve bu kandan besleniyor. O yüzden bu davalar sonuçlanmayan, faili meçhul davalar.”

    Sivas ve Çorum katliamı için anma programları olacağını hatırlatan Sarıbal, yaşanan katliamlar sırasında yapılan yargılama süreçlerini aktardı. Yaşanan katliamlarda hiçbir zaman adaletin yerini bulmadığını vurgulayan Sarıbal, Sivas Katliamı davasının firari 3 sanığı için yargılamanın devam ettiğini, yıl bitmeden bu kişilerin yakalanmaması durumunda davanın zaman aşımıyla düşeceğini söyledi.

    “ZALİMLER YAPTIKLARININ HESABINI VERMELİ”

    “Derdimizi acıları tazelemek değil” diyen Sarıbal, “Bu topraklarda bir daha bu acılar yaşanmasın. Herkes için adalet olmalı. Devlet vatandaşını korumalıdır. Yaşanan katliamları unutmadık. Zalimler yaptıklarının hesabını vermeli. Ancak o zaman bu topraklarda barış olur, kardeşlik olur. Derdimiz insanca yaşamak. Bu gökyüzü altında bu topraklarda din, dil, kimlik, yaşam biçimi. Bütün bu farklılıkları birer zenginlik olarak kabul ederek yaşamak” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıbal: Bugün Dünya Çiftçiler Günü, çiftçi mutlu değilse kimse mutlu olamaz!

    Sarıbal: Bugün Dünya Çiftçiler Günü, çiftçi mutlu değilse kimse mutlu olamaz!

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle açıklama yaparak Her yıl tarımdan kopan çiftçi sayısı arttığına işaret etti.

     

    CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla açıklama yaparak “Çiftçimiz mutsuz, umutsuz. İnsan yaşamı için vazgeçilmez bir hak olan gıda hakkının temelinde çiftçinin emeği yer alıyor. Eğer çiftçi mutsuz ise toplum da mutsuz olur” dedi.

    “TARIMDAN KOPAN ÇİFTÇİ SAYISI ARTIYOR”

    CHP Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Orhan Sarıbal, yaptığı açıklamada tarımsal üretimin ‘sanayileşme hamlesi’ne kurban edildiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Devlet desteğini çekti. Özellikle 1980 Darbesi sonrası yürürlüğe konulan 24 Şubat Kararları sonrası iyice kaderine terk edildi. Tarımda Devlet desteğini sağlayan kurumların büyük bölümü ya satıldı, ya işlevsizleştirildi. Son 20 yıllık AKP ve Saray Rejimi ile de kalan bütün kurumlar bitirildi. Devletin tarıma olan desteği tamamen bitti ve ülke tarımı kaderine terk edildi.

    Yaşadığımız pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı bize tarımın stratejik bir alan olduğunu ve tarımın sahipsiz bırakılmasının ne kadar yanlış bir politika olduğunu kez daha gösterdi. Pandemi sürecinde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere bütün dünya ülkeleri çiftçisinin daha fazla üretim yapması için yeni kaynaklar aktarırken, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünyada kıtlık riskinin oluştuğu konuşulmaya başlandı.

    Ancak bu iki olumsuz gelişme bile mevcut siyasal iktidarın gereken adımları atmasını, çiftçinin yaşadığı sorunları hafifletmesini sağlamadı.

    Her yıl tarımdan kopan çiftçi sayısı artıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 2 milyon 567 bin çiftçimiz vardı. Bugün bu sayı 2 milyon 100 seviyesine geriledi. Aynı dönemde 35 milyon dönüm tarım arazisi üretimden çıktı. Üretimde kalan çiftçi ise her yıl biraz daha fakirleşti. Tarımsal girdi maliyetleri altında ezildi. Aldığı borcu ödeyemediği için icralık oldu. Bugün ülkemiz çiftçisi belki de dünyanın en borçlu çiftçisi. 2 milyon 100 bin civarındaki çiftçimizin sadece bankalara olan borcu 185 milyar lirayı geçmiş durumda.

    Mazot, gübre, ilaç, tohum, su, elektrik, yem gibi tarım girdilerinde sadece bu yıl 3-4 kat artış oldu. Çiftçi tarlasına gübre, ilaç atamadı. Kaliteli tohum kullanamadı. Yeterli miktarda sulayamadı. Beslediği hayvanına yem almadı. Alan da her gün zarar etti. Girdiler bu kadar artarken çiftçinin ürünü para etmedi. Oysa çiftçimiz bugün 84 milyon insanımız ile birlikte 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancı ile 35-40 milyon turisti besliyor.

    Bugüne kadar ‘Paramız var ki ithalat yapıyoruz’ anlayışı ile yol alan AKP, artık hem parası yok hem de parası olsa bile dışarıdan ithalat yapamayacak duruma düştü.

    Eğer çiftçinin sorunlarını çözemezsek bugün artan enflasyon ile birlikte baş gösteren gıda krizi daha da derinleşir. Çiftçiyi küstürür ve üretimden uzaklaştırmaya devam edersek, Hindistan’dan bile buğday alamaz hale geliriz.

    Çiftçimizi üretimde tutamazsak gıda egemenliğimizi ve gıda güvenliğimizi kaybederiz. Çiftçimiz tarlasını terk ederse ucuz gıdaya ulaşmamız hayal olur. Ucuz gıdaya ulaşamazsak toplum yeterli ve dengeli beslenemez.

    Özetle, çiftçimizi mutlu edemezsek toplum olarak mutlu olamayız.

    Bütün olumsuz koşullara rağmen gecesini gündüzüne katarak çalışan, üretimde kalmaya devam eden bütün çiftçilerimizi saygıyla selamlıyor, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum!”

    PİRHA/ANKARA