Etiket: ortadoğu

  • İbrahim Aslan: İran savaşı bitmez, bu tarihsel hesaplaşmanın devamı!-VİDEO

    İbrahim Aslan: İran savaşı bitmez, bu tarihsel hesaplaşmanın devamı!-VİDEO

    PİRHA- Ortadoğu’daki gelişmeleri ve İran savaşındaki son durumu değerlendiren İbrahim Aslan, bölgedeki gelişmelerin güncel döneme ait olmadığını, bugün yaşananların geçmişe dayalı hesaplardan kaynaklı yaşandığına dikkat çekti. Aslan, İran savaşının kolay bitmeyeceğini vurgulayarak, savaşın zor geçeceğini belirtti.

    Dersim’in Ovacık ilçesinde yaşayan İbrahim Aslan Ortadoğu’daki sorunların kökeninin tarihsel olduğuna dikkat çekerek, Sykes-Picot Anlaşması ile bölgenin kasıtlı olarak parçalandığını vurguladı. Emperyal güçlerin, bölgedeki petrol ve yeraltı zenginliklerini daha rahat denetleyebilmek için bu bölünmeyi gerçekleştirdiğini belirten Aslan, günümüzdeki gelişmelerin de bu mirasın devamı niteliğinde olduğunu ifade etti.

    Aslan, İran’a yönelik baskının askeri değil küresel sermayenin dayattığı bir süreç olduğunu söyledi. Perslerin binlerce yıllık tarihine sahip olan İran’ın kolay parçalanamayacağını belirten Aslan, dış müdahale karşısında halkın birleştiğini vurguladı. ABD ve İsrail’in bu süreçte ciddi şekilde yıpranabileceğini kaydeden Aslan, mevcut tablonun kısa vadede sona ermeyeceğini öngördü.

    ORTADOĞU’DAKİ SORUNLARIN TARİHSEL ARKA PLANI

    Ortadoğu’daki sorunların yeni olmadığını vurgulayan İbrahim Aslan, kökeninin Birinci Dünya Savaşı’na dayandığını söyledi. Sykes-Picot Anlaşması ile bölgenin parçalandığını hatırlatan Aslan, “O dönemde bölge 20’ye yakın ülkeye bölündü. İsrail sonradan kuruldu. Müslüman ülkeler, petrol ve yeraltı zenginlikleri nedeniyle kasıtlı olarak parçalandı” dedi.

    Emperyal güçlerin teknolojik üstünlüklere sahip olduğunu ancak kullandıkları yakıtın Ortadoğu’dan geldiğini belirten Aslan, bölünmenin amacının hem denetimi hem de kaynak sömürüsünü kolaylaştırmak olduğunu ifade etti.

    SAVAŞIN KÜRESEL SERMAYEYE YÖNELİK ETKİSİ VE İRAN

    Aslan, günümüzde İran’a karşı yürütülen sürecin askeri değil, ekonomik ve politik baskılarla şekillendiğini dile getirdi:

    “İran’a başlatılan hareket askeri bir yıpratma değil; küresel sermaye sahiplerinin dayattığı bir savaş. Bu savaş, uluslararası lobiler aracılığıyla yürütülüyor.”

    İran’ın tarihsel ve toplumsal yapısına dikkat çeken Aslan, ülkenin kolay parçalanamayacağını vurguladı:

    “Perslerin 2500 yıllık bir tarihi var. İçeride çelişkiler, otoriter ve antidemokratik uygulamalar olsa da, dış müdahale söz konusu olduğunda halk bütünleşir.”

    Aslan, İsrail ve ABD’nin İran’ı kısa sürede parçalamasının zor olduğunu belirterek, “Bu savaş Suriye gibi hızlı bitmez, Venezuela gibi kolay dağıtılmaz. Ancak İsrail ve ABD, Kore, Çin ve Rusya’yla anlaşırsa farklı bir senaryo gündeme gelebilir. Aksi halde süreç uzayacak ve ABD ile İsrail de ciddi yıpranacak” dedi.

    Ekonomik boyuta da değinen Aslan, İran’da bazı ürünlerin fiyatlarının hâlâ çok düşük olduğunu hatırlatarak, sürecin uzun vadeli olacağı öngörüsünde bulundu.

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • ABD Başkanı Trump: Ateşkes yapmak istemiyorum!

    ABD Başkanı Trump: Ateşkes yapmak istemiyorum!

    PİRHA- ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum” dedi. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi. 

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalenin 22. gününde karşılıklı saldırılar ve açıklamalar devam ediyor.

    ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere İran’a karşı yürütülen savaşla ilgili yaptığı açıklamada, “Ateşkes yapmak istemiyorum. Karşı tarafı yerle bir ederken ateşkes yapmazsınız. ABD savaşı ne zaman bitirmek isterse İsrail’in de hazır olacağını düşünüyorum. Hürmüz Boğazı bir noktada kendiliğinden açılacak. Hürmüz konusunda Çin’in devreye girmesi iyi olurdu” dedi.

    İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan da, nükleer silah peşinde olmadıklarını belirterek komşu ülkelerle çatışma yaşamak istemediklerini söyleyerek, ” Biz hiçbir şekilde nükleer silah arayışında değildik. Savunma Konseyi üyeleri ve komutanlarla birlikte Devrim Lideri’ni (Ali Hamaney) her ziyaret ettiğimizde, kendisi nükleer silahların İslam hukukunca yasaklandığını kesin bir dille ifade ederdi” dedi. Pezeşkiyan, bölgede barış ve huzur yaratmak için, Ortadoğu’daki İslam ülkelerinden oluşan bir güvenlik yapısı kurulmasını önerdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Zeynel Kete: Ortadoğu’daki savaşlar Alevileri ve Kürtleri doğrudan hedef alıyor-VİDEO

    Zeynel Kete: Ortadoğu’daki savaşlar Alevileri ve Kürtleri doğrudan hedef alıyor-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Ortadoğu’da yaşanan savaşların ve saldırı konseptlerinin doğrudan Alevileri ve Kürtleri hedef aldığını vurguladı. Kürtlerin hakikat ve özgürlük mücadelesinin yalnızca kendilerine değil, bölgedeki tüm demokratik topluluklara yönelik olduğunu ifade eden Kete, Alevilerin bu sürecin en önemli bileşenlerinden biri olduğunu belirtti.

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, devam eden İran-İsrail-ABD savaşı hakkında konuştu. Kete, Gazze, Lübnan ve Suriye’yle başlayan savaş konseptinin İran ile devam ettiğini belirterek, Ortadoğu’da yaşanan savaşların Merkezi Uygarlık güçlerinin kendi çıkar ve emperyal hedefleri doğrultusunda yürütüldüğünü söyledi.

    Diğer yandan Ortadoğu’da süren savaş ve çatışmaların yalnızca Kürtleri değil, Alevileri de doğrudan hedef aldığını belirten Kete, Kürtlerin hakikat ve özgürlük mücadelesinin bölgedeki tüm demokratik toplulukların ortak geleceğini ilgilendirdiğini vurguladı.

    “ORTADOĞU’DAKİ BÜTÜN HALKLARIN HAKİKAT VE ÖZGÜRLÜK ARAYIŞI BİRBİRİYLE BAĞLANTILIDIR”

    Kete, yaptığı konuşmada Kürt halkının mevcut durumunu değerlendirerek şunları söyledi: “Ortadoğu’da söz konusu Kürtler olunca aslında Kürtlerin Ortadoğu’daki varlığı sadece kendi özgün dinamikleriyle şekillenmiyor. Böyle bir halk gerçekliği vardır. Bir de Kürtlerin Ortadoğu ve Kürdistan’daki hakikat ve özgürlük arayışının sadece kendileriyle ilgili bir arayış” olmadığını söyleyerek şu şekilde devam etti:

    “Yani Kürt’ün hakikat arayışına girdiği her coğrafyada, yine kendisi gibi olan demokratik toplumun en kadim değerlerini bünyesinde taşıyan ve bizim ‘Rıza Toplumu’ olarak tanımladığımız, Dürziler, Aleviler, Êzîdîler, Kakaîler gibi farklı etnik yapılar ve kimliklerdir. Bu hakikat ve özgürlük arayışı onları da birebir ilgilendiriyor” dedi.

    “KÜRT HALKINA İKİNCİ BİR ULUSLARARASI KOMPLO YAŞATILMAK İSTENİYOR”

    Kete, Kürtlere yönelik uluslararası komploların tarihsel boyutlarına değinerek, 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan ulus devletlerin homojenleştirici politikaları nedeniyle bölgedeki halkların soykırım ve kültürel asimilasyon süreçleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti. Son dönemde Suriye, Irak ve İran’da yürütülen saldırıların bu bağlamda ele alınması gerektiğini söyleyen Kete şöyle devam etti, 

    “Kürtlerin Haşdi Şabi ile karşı karşıya getirilmesi, Arap-Kürt ve Şii-Sünni-Alevi çatışmalarını derinleştirme çabası, ikinci büyük uluslararası komplo girişimidir. Ancak halkın kendi öz gücüyle demokratik siyaset etrafında kenetlenmesiyle bu konsept boşa düşmüştür.”

    Kete, Merkezi Uygarlık güçlerinin önlerinde yeni bir yüz yıllık proje olduğunu belirterek, “Bu güçler inşa ettikleri ulus devletleri ya ortadan kaldırmayı ya da kontrol altına almayı hedefliyor. Skys-Picot Anlaşması’nın 100. yılı doldu ve yeni bir strateji hattı oluşmaya başladı” dedi. Kete,Ortadoğu’da yaşanan güncel gelişmeler hakkında şunlara dikkat çekti:

    ”Suriye’de Arap Alevilerine yönelik başlayan süreç, daha sonra Kürtlere yöneldi. General Mazlum Abdi’nin Ocak’taki diplomasi trafiğini yürütmesinden sonra, Fransa, Britanya, ABD, İsrail ve Türkiye’nin de içinde olduğu bir konsept, Kürtleri Haşdi Şabi ile karşı karşıya getirmeye çalıştı. Bu, hem Arap-Kürt çatışması hem de Şii-Sünni-Alevi çatışmasını derinleştirmeye dönük bir 2. Uluslararası Komplo idi. Ancak halkın öz gücüyle demokratik siyaset etrafında kenetlenmesiyle bu plan boşa düştü” 

    İRAN VE STRATEJİK DENİZ HATTI

    Kete, sistemin krizde olduğunu ve bu krizi aşmak için savaşa başvurduğunu söyleyerek, “Savaş günümüzde Merkezi Uygarlık güçlerinin kendi krizlerini aşma ve ömürlerini uzatma yöntemidir. 2 Mart’ta Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve 4 Mart’ta Sri Lanka açıklarında bir İran gemisinin ABD tarafından batırılması bunun göstergesidir” dedi ve şöyle devam etti:

    “Deniz yolları, insanlığa hizmet etmekten çok hegemonik güçlerin çatışma, rekabet ve istihbarat alanlarına dönüşmüş durumdadır. Bu süreçte Çin ve İran gemilerinin geçişlerine ilişkin yaşananlar da uluslararası şebekelerin oyunlarını gözler önüne sermektedir.”

    “ORTADOĞU’DAKİ SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ DEMOKRATİK TOPLUM PERSPEKTİFİDİR”

    Kete, Alevilerin tarihsel komünal yaşam biçimi ve inanç örgütlenmelerinin, barış ve demokratik toplum perspektifine en uygun model olduğunu ifade etti:

    “Bu bölgede Reya Haq Alevileri, Suriye’de, İran’da, Irak’ta bu bahsettiğimiz Alevi süreklere aynı zamanda barış ve demokratik toplum perspektifinin en güçlü bileşenleridirler. Çünkü inanç yapıları itibariyle de komünal özellikleri, demokratik toplum özelliklerini, birey, toplum ve doğayla olan demokratik ilişkileri, ikrar ilişkileri bu perspektife en büyük katkıyı sunacak potansiyeli kendi içinde barındırıyor. Binlerce yıldır özerk yaşamışlar. Ocak sistemi bir komün sistemidir. Her komün özerktir” 

    Alevilerin sorunlarının yalnızca kendi içlerinde çözülemeyeceğini, tüm demokratik ve özgürlükçü yapılarla ortak mücadelenin zorunlu olduğunu vurgulayan Kete, şöyle devam etti:

    “Bu coğrafyada Türkiye’de dahil olmak üzere Kürtlerin demokrasi mücadelesinin dışına itilmesi, kontrol ve denetim altına alınması durumunda Alevilerin çok rahatlıkla yok edilebileceği gerçeği vardır. Bütün Alevi sürekleri bu hakikati bilmelidir. Bu açıdan Ortadoğu’da yaşanan bu savaşlar birebir Alevileri ilgilendiriyor” dedi.

    Kete, Ortadoğu’daki demokratik toplum mücadelesinin, Aleviler başta olmak üzere tüm halkların ortak özgürlük arayışını temsil ettiğini belirterek sözlerini tamamladı.

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    Yüksel Mutlu: Savaştan çıkışın yolu halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesidir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını kapitalizmin içine girdiği krizden kaynaklandığını belirterek, halkların, inanç topluluklarının birlikte yaşadığı demokratik bir Orta Doğu’nun mümkün olduğunu söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını değerledirdi.

    Kapitalizmin Orta Doğu’da kaotik süreç yaşadığını vurgulayan Yüksel Mutlu, “Kapitalizmin içine girdiği bu kaos sadece Orta Doğu’yla ilgili değil. Aynı zamanda dünyanın birçok ülkesinde sistem kendine yeni bir arayış, yeni bir çıkış arıyor ve bu çıkışın içinden emperyal güçler çıkarken halkları, inançları, yoksulları, kadınları, emekçileri asla düşünmediler, düşünmeyecekler” dedi.

    “ULUS DEVLET MİADINI DOLDURDU”

    Suriye, Irak, İran gibi birçok ülkede çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirten Yüksel Mutlu, “Orta Doğu tarihsel olarak hep bu çatışmaların içinden çıkmış ama sınırlar oluşturularak küçük ulus devletçikler oluşturulmuş ve bu ulus devletler zaman içerisinde yıprandı. Halkın nezdinde ulus devletler bütün geçerliliğini yitirmiştir. Halkı ezen, yok sayan tekçi bir ulus devlet zihniyeti elbette ki sonsuza kadar yürüyemez” şeklinde konuştu.

    “STATÜ KAZABİLİRLER”

    Kapitalizme karşı Orta Doğu’da direniş gücünün de olduğunun altını çizen Yüksel Mutlu, “En yakın zamanda Suriye’de gördüğümüz gibi mücadele eden, örgütlü güç haline gelen, kendini ifade edebilen, direnişle kendini gösteren halklar ve toplumlar kendini ifade edebiliyor. Bir statü kazanabiliyor. Bu Rojava’da ifadesini buldu ve şu an mücadelesi devam ediyor. Suriye’de kimlikleri dahil olmayan Kürt halkı bugün bir statü kazanmış durumda” diye belirtti.

    “DEMOKRATİK BİR ORTADOĞU MÜMKÜN”

    İran’da Humeyni ile başlayan süreçte, Humeyni’nin başta sosyalistler olmak üzere halklara ve yok sayılanlara karşı idam sephalarını kurduğunu hatılratan Yüksel Mutlu, şunları ifade etti:

    “Molla rejiminin İran’daki Kürtlere, Belucilere, rejime muhalefet eden güçlere müsaade etmediğini, nasıl zulüm ettiğini İran’daki uyguladığı idamlarından ve katliamlardan biliyoruz. En son Jina Mahsa Amini’nin katledilmesi ile başlayan “Jin, Jin, Azadi” sloganı bugün neredeyse dünyada evrensel bir hal aldı.

    Bugün Molla rejimi ABD, İsrail ve ona bağlı güçlerin oluşturduğu güçler tarafından değiştirilmek isteniyor. Emperyalizm kendine bağlı yeni bir güç oluşturmak istiyor. Oradaki örgütlü güçlerin de bu kaotik süreçten bir güçle çıkarıp çıkaramayacağına bakmak lazım. Kürtler, ne molla rejimine eklemlenen ne de ABD emperyalizmine ya da İsrail İsrail’in bölgedeki egemenliğine evet diyen bir noktada değiller.

    Üçüncü yol dediğimiz kendi paradigmasını, kendi gücünü oluşturan, kendi mücadelesini yürüten bir güç olması hasebiyle bugün İran’da aslında halkların ve inançların bir arada güç oluşturabileceği bir demokratik İran rejimi olabilir mi, olamaz mı? Mesele tam burada kilitleniyor. Buradan okuduğumuzda mümkün olduğunu görüyoruz. Bu mücadele verilirse, bir araya gelinirse farklı inançlarla, farklı kimliklerle, kültürlerle bir araya gelip güçlü bir örgütlü mücadele oluşturursak bunun mümkün olduğunu düşünüyorum.

    21. yüzyılda demokratik bir Orta Doğu oluşturmanın mücadelesini hep beraber vermeliyiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘İran’ın geleceğini İran halkı belirlemelidir’-VİDEO

    ‘İran’ın geleceğini İran halkı belirlemelidir’-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair konuştu. Başkavak, Amerika’nın dünyanın hiçbiri yerine demokrasi getirmediği gibi İran’a getirmeyeceğine dikkat çekerken, Korkmaz da, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğini belirtti.

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları 18’inci gününe girerken, karşılıklı saldırı dalgası devam ediyor.

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına dair KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz ve EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ajansımıza konuştu.

    Yeşil Sol Parti Merkez Yürütme Üyesi (MYK) Münir Korkmaz, Ortadoğu’da yaşananları ‘savaş karşıtlığı’ üzerinden değerlendirerek, “Amerika Birleşik Devletleri’nin, bağımsız bir ülkeye bu şekilde haydutça saldırısı doğru bir şey değil. Ama bu şu anlama gelmiyor. İran’daki antidemokratik yönetiminin orada Kürtlere yaptığı uygulamaları meşru hale getirmiyor. Veyahut da kadınlara, İran halkına yönelik yaptıkları antidemokratik uygulamaları meşru hale getirmiyor. Karşı çıkma nedenimiz ABD emperyalizminin İsrail ile beraber bir ülkeye bu şekilde saldırmasıdır” dedi.

    “ZENGİNLER KAÇIYOR, YOKSULLAR ÖLÜYOR”

    Emperyalizmin amacının İran’daki petrol kaynaklarını kazanmak ve kendi politikalarını uygulayacak uydu devletler yaratmak olduğunun altını çizerek, “O anlamıyla bu yapılan müdahaleye itiraz ediyorum. Ama İran halkının geleceğini İran halkları belirleyecek. Onların da mücadelelerinin yanındayız. Emperyalist bir savaş varsa buna karşı çıkmak gerekiyor. Barış yanlılarının görevi bu. Çünkü savaşta genelde emekçi halk çocukları, kadınlar ve yoksullar ölüyor, zenginler kaçıyor” şeklinde ifade etti.

    “TÜRKİYENİN BARIŞA İHTİYACI VAR”

    Ortadoğu’daki savaşın Türkiye’yi yakından ilgilendirdiğini belirten Korkmaz, Türkiye’nin iç dinamiğinde yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşmasının ve hiçbir bahaneye takılmadan devam etmesi gerektiğinin altını çizdi: “Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı var.”

    “BİZİM DERDİMİZ ASLINDA TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRMESİ OLMALIDIR”

    Münir Korkmaz, toplumsal muhalefetin Türkiye’deki barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratikleşmeye hizmet edecek adımların hızlıca atılması çağrısının süren savaşta ne kadar önemli olduğunun iktidar tarafından anlaşılması gerektiğine dikkat çekerek, “Demokratik bir ülke olduğumuz zaman aslında bu sorunların hiçbirisi olmayacak. Bizim derdimiz aslında Türkiye’yi demokratikleştirmesi olmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “AMERİKA DÜNYANIN HİÇBİR YERİNE DEMOKRASİ GÖTÜRMEDİ”

    İran’daki rejimin hem gerici bir rejim olması, hem baskıcı bir iktidar olması nedeniyle dünya kamuoyunda sanki bütün saldırılara hak ediyormuş gibi bir yaklaşımın olduğunu dile getiren EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Evet, İran’da gerici aynı zamanda baskıcı, halkına zulm uygulayan bir iktidar var. Bunu yerine koymak lazım. Ama yaşanan sürecin şöylesi bir karşılığı var. Amerika ve İsrail İran’da ilerici bir rejim istediği için saldırmıyor. Amerikan Başkanı Trump bunu açıkça söyledi. Dolayısıyla Amerika’nın İran’dan önceki Afganistan gibi, Irak gibi, Suriye gibi pek çok ülke gibi dünyada hiçbir yere demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış götürmediği gibi İran’a da bunları götürmek gibi bir derdi yok” diye belirtti.

    “AMERİKANIN TEK DERDİ YERALTI KAYNAKLARI”

    Amerika’nın oradaki hesapladığı tek şeyin İran halkının ortak varlığı olan yeraltı kaynaklarına el koymak olduğunu vurgulayan Başkavak, şunları ifade etti:

    “Nitekim işte Venezuela’da da Maduro’yu bir operasyonla evinden aldı ve oradaki iktidara da ‘petrolleri, Amerikan şirketleri işlettiği sürece bizim sizinle bir sorunumuz yok’ dedi. O nedenle İran halkının demokrasi, eşitlik, özgürlük isteği ne Amerikan emperyalizmi, ne İsrail siyonizmi ne de bölge gericiliklerinin karşılayabileceği bir şey değildir.

    İran halkları kendi mücadelesini kendisi vererek ancak gerçek bir demokrasiyi, gerçek bir eşitliği, gerçek bir özgürlüğü kazanabilir.”

    “SAVAŞ EKOLOJİK TAHRİBAT YARATIYOR”

    Savaşın ekolojik yıkımına da dikkat çeken Başkavak, “Çünkü bu kadar bombanın, bu kadar savaş araç gerecinin kullanıldığı coğrafyada aynı zamanda toprakta kirleniyor, su da kirleniyor ve önümüzdeki dönemde geri döndürülmez pek çok tahribatla da karşı karşıya kalıyoruz” diye konuştu.

    “İRAN HALKININ ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNİN YANINDA DURMALIYIZ”

    İran’daki yaşayan halkın Amerika’dan bir demokrasi gelmeyeceğini gördüğüne işaret eden Başkavak, “Bizim gibi sol sosyalist partilerin, emek, demokrasi güçlerinin öncelikli sorumluluğu; İran’a saldırıların durdurulmasını, İran halkıyla da, İran’daki emekçi halk kitleleriyle de dayanışma içerisinde olarak onların demokrasi, eşitlik, özgürlük, barış talebini de desteklemek olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin’de ‘Aleviler ve Ortadoğu’ paneli: Örgütlenirsek katliamları durdururuz!-VİDEO

    Mersin’de ‘Aleviler ve Ortadoğu’ paneli: Örgütlenirsek katliamları durdururuz!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de SODAP’ın düzenlediği “Soykırımın 1’inci yılında Aleviler ve Ortadoğu” panelde yapılan konuşmalarda Ortadoğu’da Alevilerin, Kürtlerin ve diğer tüm halklar ve inanç topluluklarının ortak mücadelesi vurgulanarak, “Soykırımdan kurtuluş birlikte, yana yana örgütlenmekten geçiyor” denildi.

    Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), “Soykırımın 1’nci yılında Aleviler ve Ortadoğu” başlığıyla panel düzenledi. Mersin Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda gerçekleşen panelde konuşmacı olarak Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Alman Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Onursal Başkanı Turgut Öker ve SODAP Temsilcisi Sezgin Kartal katıldı.

    “DAYANIŞMA ŞART!”

    Burada ilk olarak söz alan AABF Onursal Başkanı Turgut Öker, Ortadoğu’da Aleviler açısından laik bir toplumsal yapının oluşmasının emperyalist güçler tarafından istenmediğine dikkat çekerek, “Colani adlı kişi kırmızı bültenle aranan bir katilken, bugün bir devlet başkanı gibi kırmızı halılarla karşılanıyor. Bu gerçeği görmeden Alevilere yönelik laik ve çağdaş bir yönetimin neden oluşturulmadığını anlamamız mümkün değil. Bu nedenle bu topraklarda laik ve çağdaş güçlerle dayanışma içinde olmamız, bir araya gelmemiz gerekiyor” dedi.

    “KADINLAR ORTADOĞU’YU ÖZGÜRLEŞTİRECEK”

    Ardından konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Suriye’de BAAS rejimi ortadan kaldırılırken, yerine sistemin yerine başka bir tekçi anlayışı getirdiğini söyledi. Bunun sonucu olarakta Alevi soykırımının yaşandığını belirten Mutlu, “Buna karşı ise bir direniş gelişti. Suriye’deki Alevilerin ise uzun süre örgütsüz bir duruşu oldu. ‘Esad artıkları’ söylemiyle Arap Alevileri hedef gösterildi ve gerçekten de hedef haline getirildiler. Uluslararası güçler de buna karşı güçlü bir tepki ortaya koymadı. Bu nedenle Arap Alevilerinin örgütlenmek gibi tarihsel bir sorumluluğu bulunuyor. Halihazırda bu risk devam ediyor. Bunun çözümü ise direnmek ve örgütlenmekten geçiyor. Kürtler Rojava’da bunu başardıkları için bir statü elde ettiler. Kadınların örgütlü mücadelesi toplumları ve ortadoğuyu özgürleştirecektir” şeklinde konuştu.

    Son olarak söz alan SODAP Temsilcisi Sezgin Kartal ise, katliamlara ve saldırılara karşı örgütlü mücadelenin önemine değindi.

    Panel, soru cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • AFA: Savaş ve işgali reddediyor, barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz!

    AFA: Savaş ve işgali reddediyor, barışı ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz!

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik yürütülen saldırılara tepki göstererek, “Savaş ve işgali reddediyor, barışı, halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    ABD ve İsrail’in İran’a dönük saldırıları devam ederken, İran’da karşı saldırısını sürdürüyor. Ölü ve yaralı sayısının her geçen saat arttığı saldırıların durdurulması çağrıları da sürüyor.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik yürütülen saldırılara karşı açıklama yaptı.

    “SAVAŞ VE İŞGALİ REDDEDİYOR, BARIŞI, HALKLARIN EŞİTLİĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    İran halkının yanında olduklarını ifade eden AFA, şunları dile getirdi:

    “Orta Doğu, uzun yıllardır dış müdahalelerin hedefinde olmuştur. Geçmişte Irak, Afganistan, ve şu an Suriye’de (özellikle Şeriatçı HTŞ teröristlerinin iktidara taşındığı bölgeler) yaşanan askeri operasyonlar siviller üzerinde büyük insani kayıplara yol açmıştır. Bugün İran’da da, diplomatik görüşmeler devam ederken gerçekleştirilen füze ve hava saldırıları ciddi insani sonuçlar doğurmuş, yüzlerce insan hayatını kaybetmiş ve milyonlarca kişi savaş korkusu yaşamaktadır.

    Bir ülkenin yönetimini değiştirme hakkı yalnızca o ülkenin halkına aittir. Emperyalist müdahaleler özgürlük getirmez; aksine yıkım, yoksulluk ve bağımlılık üretir. İran’daki baskıcı uygulamaları eleştiriyor, ancak dış müdahaleyi meşrulaştırmıyoruz. Bölgeye yönelik askeri müdahaleler, yalnızca hedef ülkeleri değil, tüm Orta Doğu halklarını tehdit etmektedir.

    Bu bağlamda savaş ve işgali reddediyor, barışı, halkların eşitliğini, özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Ülkeler kendi demokrasisini, dış müdalelerle değil, halklarıyla inşa etmelidir’-VİDEO

    ‘Ülkeler kendi demokrasisini, dış müdalelerle değil, halklarıyla inşa etmelidir’-VİDEO

    PİRHA- CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Sudan, İran’a yapılan müdaheleye tepki göstererek, “Bu coğrafyada barış içinde yaşayan insanların herhangi bir nedenle bir saldırının kurbanı olmasını, katledilmesini kabul etmek mümkün değil.  Ülkelerin kendi iç hukukunu, demokrasisini, kendi içerisindeki halklarıyla ve toplumuyla birlikte inşa etmelidir” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us ve Demokrasi ve Atılım Partisi (Deva Partisi)  Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Çalışmaları Başkanı Zeynep Sudan ABD ve İsrail’in İran’a saldırısını değerlendirdi.

    “TÜRKİYE HALKLARI DESTEKLEMELİ, BARIŞI ÖNERMELİDİR”

    CHP Kadın Kolları Genel Başkan Yardımcısı Hatice Us, Orta Doğu coğrafyasında bulunan ülkelerin birbirini ekonomik, inançsal ve siyasal olarak etkilediğini vurgulayarak, “İran’daki rejimin ne olduğu tarihten biliyoruz. Şimdi oradaki kötülüğün tabii ki olmasını, özellikle kadına ve çocuğa yönelik kötülüklerin, savaş ortamının olmasını kesinlikle istemeyiz. Kesinlikle ve kesinlikle savaşa karşıyız” dedi.

    Savaşlarda en büyük zararı kadın ve çocukların gördüğünün altıını çizen Hatice Us, “İran’ın rejimini değiştirmek amaçlı saldırıyı kabul etmek mümkün değil. Savaşın kendisi korkutucu. Hele bir kadın olarak biz kadınlar için çok daha da korkutucu. Sınır komşumuzda bir rejim değişikliği isteniyor. Farklı farklı gerekçeler gösterilerek ve aslında temel nedenler saklanarak bir saldırı gerçekleştirildi. Bu coğrafyada barış içinde yaşayan insanların herhangi bir nedenle bir saldırının kurbanı olmasını, katledilmesini kabul etmek mümkün değil” diye belirtti.

    Hatice Us,”Türkiye bu anlamda barış sürecini yönetebilir mi?” sorusuna ise şu cevabı verdi: “Türkiye halkları desteklemelidir, barışı önermelidir. Talebi de bu olmalıdır.”

    “ÜLKELERİN KENDİ DEMOKRASİSİNİ KENDİ İÇERİSİNDEKİ HALKLARIYLA VE TOPLUMUYLA BİRLİKTE İNŞA ETMELİDİR”

    Deva Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Kadın Çalışmaları Başkanı Zeynep Sudan ise, parti olarak ülkelerin kendi iç hukuku ve demokrasisiyle kendi halkları tarafından yönetilmesini önemseyen bir dış politikayı önemsediklerini dile getirerek, “Dış güçlerin, okyanus ötesi güçlerin gelip Orta Doğu’yu şekillendirme projelerine kesinlikle karşıyız” şeklinde konuştu.

    Kardeşlik ve komşuluk hukukunun olduğu ülkelerin kendi iç hukukunu ve demokrasisini inşa edebilmesi adına bir taraf ve bir tutum sergilenmesi gerektiğinin altını çizen Zeynep Sudan, şunları söyledi:

    “Biz Deva Partisi olarak bunu son derece önemsiyoruz. İran kırk üç yıl önce laik, demokratik ve kadın hakları konusunda da üst düzeylerde bir siyaset anlayışı ve yaşam biçimi ortaya koyarken, kırk üç yıl sonra gelmiş olduğu durumda maalesef kötü sonuçlar doğurmuştur. Rejimin baskıcı ve kötü yönetimi şu anki sonuçları ortaya çıkarmıştır. Bu haklı mıdır? Asla. Biz ülkelerin kendi iç hukukunu, demokrasisini, anayasasını, adalet anlayışını, kendi içerisindeki halklarıyla ve toplumuyla birlikte inşa etmesinden taraf olan bir siyaset anlayışındayız.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Gazze’de şiddet, İran’da diplomatik sertlik!

    Gazze’de şiddet, İran’da diplomatik sertlik!

    PİRHA- 1 Şubat 2026 itibarıyla uluslararası ajanslar, Ortadoğu’da çatışma ve diplomatik gerilimin eş zamanlı derinleştiğine dikkat çekti. Reuters ve The Guardian, Gazze’de ateşkes döneminde düzenlenen hava saldırılarında en az 30 Filistinlinin öldüğünü yazarken; İran’ın AB ve ABD’ye yönelik sert çıkışları bölgesel krizin genişleme riskini artırdı.

    Uluslararası haber ajanslarının 1 Şubat 2026 tarihli Ortadoğu gündemi, ateşkeslerin fiilen aşındığı, diplomatik hatların ise giderek sertleştiği bir tabloya işaret ediyor. Reuters’in geçtiği bilgilere göre Gazze’de dün akşamdan bu yana süren İsrail hava saldırılarında en az 30 Filistinli yaşamını yitirdi. Filistinli sağlık yetkilileri, hayatını kaybedenler arasında kadınlar ve çocukların da bulunduğunu duyurdu. The Guardian da benzer şekilde, bombardımanın ateşkes sürecine rağmen devam ettiğini ve saldırıların barış görüşmeleriyle aynı döneme denk geldiğini vurguladı.

    Reuters haberinde, İsrail ordusunun saldırıları Hamas ve İslami Cihad hedeflerine yönelik “meşru müdafaa” kapsamında değerlendirdiği, gerekçe olarak ise bir gün önce Rafah bölgesinden çıkan silahlı kişilere atıfta bulunduğu aktarıldı. Ancak ajans, ateşkesin sürdüğü bir dönemde yaşanan bu saldırıların, sahadaki fiili durum ile diplomatik söylem arasındaki çelişkiyi derinleştirdiğine dikkat çekti.

    Ortadoğu gündeminin bir diğer başlığını ise İran oluşturdu. Reuters, İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian’ın yaptığı açıklamalara yer vererek, ülkedeki protestoların temelinde artan ekonomik baskılar ve geçim sıkıntısının bulunduğunu yazdı. Pezeshkian, ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve bazı Avrupa liderlerini İran’daki gerilimi körüklemekle suçladı. İran yönetimi, protestolar sırasında yaşanan can kayıplarından “dış müdahaleleri” sorumlu tuttu.

    Aynı ajans, İran’ın 1–2 Şubat tarihlerinde Hürmüz Boğazı’nda canlı atış tatbikatı yapacağını duyurdu. Reuters’a göre bu tatbikat, küresel enerji güvenliği açısından kritik önemde olan boğazda tansiyonun yükselebileceğine işaret ediyor. Ajans, askeri hareketliliğin ABD ve müttefikleri tarafından yakından izlendiğini belirtti.

    Bölgesel diplomasiye dair bir başka gelişmede ise Reuters, Rusya’nın Washington ile Tahran arasında doğrudan bir diplomasi hattı kurulması çağrısında bulunduğunu aktardı. Kremlin sözcüsü, askeri seçeneklerin Ortadoğu’daki istikrarı daha da zedeleyeceğini vurgulayarak tarafları müzakereye davet etti.

    Uluslararası ajansların değerlendirmeleri, 1 Şubat 2026 itibarıyla Ortadoğu’da Gazze merkezli şiddetin yeniden tırmandığını, İran-Batı geriliminin ise askeri ve diplomatik cephelerde aynı anda sertleştiğini ortaya koyuyor. Bu tablo, bölgede kırılgan dengelerin uzun süre daha korunamayacağına dair güçlü işaretler olarak yorumlanıyor.

    HABER MERKEZİ

  • Hataylı yurttaşlar: Kimsenin, dili, inancı yüzünden hedef olmadığı bir yıl diliyoruz!-VİDEO

    Hataylı yurttaşlar: Kimsenin, dili, inancı yüzünden hedef olmadığı bir yıl diliyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Hatay’da yaşayan yurttaşlar, yeni yıla dair mesajlarını paylaştı. 2026 yılının barışın tesis edilidiği, kadın ve çocuklara yönelik katliam ve şiddetin olmadığı bir yıl olmasını umud eden yurttaşlar, “Çocukların silah sesleriyle değil, oyun sesleriyle büyüdüğü, kimsenin, dili, inancı, kültürü yüzünden hedef olmadığı bir yıl diliyoruz” dedi.

    Hatay’daki yurttaşlar, yeni yıla dair beklentilerini PİRHA ile paylaştı.

    Hatay Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği Başkanı Necati Oğural, 2026’dan beklentilerini şu sözlerle dile getirdi:

    “2026 yılının Ortadoğu ve Türkiye halklarına iyiliklere vesile olmasını umud ediyoruz. Barışın tesis edilidiği, kadın ve çocuklara yönelik katliam ve şiddetin olmadığı bir yıl olsun. 2026, barışa, huzura vesile olsun.

    Antakyalı Evrim adlı yurttaş da, yıllar değişsede Ortadoğu’da acıların çoğu zaman aynı kaldığını belirterek, ” Bu coğrafyada insanlar aynı gökyüzüne bakıyor, aynı güneşle uyanıyor ama aynı huzurla uyanmıyor. Yeni yıldan mucizeler değil, sadece insan olmayı hatırlanmasını diliyoruz. Çocukların silah sesleriyle değil, oyun sesleriyle büyüdüğü, kimsenin, dili, inancı, kültürü yüzünden hedef olmadığı bir yıl diliyoruz. Çünkü barış bir lüks değil, herkesin hakkı. Herkesin yeni yılı kutlu olsun” dedi.

    PİRHA/HATAY

  • Hişyar Özsoy: Şam’ın merkeziyetçi yapısı, halklar ve inanç toplulukları için tehdit- VİDEO

    Hişyar Özsoy: Şam’ın merkeziyetçi yapısı, halklar ve inanç toplulukları için tehdit- VİDEO

    PİRHA- Akademisyen ve siyasetçi Hişyar Özsoy, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam arasındaki müzakerelerin Aleviler, Dürziler ve Kürtler gibi selefi olmayan halklar ve inanç topluluklarının güvenliği için kritik olduğunu belirtti. Özsoy, ayrıca Türkiye’nin Suriye’deki politikasındaki değişim ihtiyacını ve muhalefetin Kürt siyasi aktörlerle temas eksikliğini eleştirdi.

    video eklenecek…

    Akademisyen ve siyasetçi Hişyar Özsoy, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Şam arasındaki müzakereleri, Türkiye’nin Suriye’deki politikasına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    Yürütülen müzakerelerin Suriye’nin geleceğini şekillendireceğini ve özellikle Aleviler, Dürziler gibi toplulukların güvenliği için hayati önem taşıdığını vurguladı. Özsoy, Türkiye’nin Suriye’deki politikasının zamanla değişmeye mecbur olduğunu ve muhalefetin de Kürt siyasi hareketiyle temas kurması gerektiğini belirtti. Özsoy, Türkiye’nin Suriye’deki çözüm sürecinde oynayacağı rolün, bölgedeki halkların hakları ve temsil imkanları açısından belirleyici olacağını söyledi.

    “SDG’NİN KURUCU ROLÜ ALEVİ VE DÜRZİLER İÇİN GÜVENCE OLUR”

    PİRHA: Son günlerde Suriye rejimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir tür “entegrasyon süreci” konuşuluyor. Bu gelişme Suriye’nin geleceği açısından halklar ve inanç toplulukları özellikle de soykırım tehdidi altında olan ve katliama uğrayan Aleviler ve Dürziler açısından ne anlam taşıyor?

    Hişyar ÖZSOY: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile yeni Suriye rejimi arasında, ülkede nasıl bir siyasal sistem kurulacağına dair kapsamlı müzakereler yürütülüyor. Ancak tarafların süreçten beklentileri arasında oldukça geniş bir makas bulunuyor. Şam, merkeziyetçiliği artırmak, kendi gücünü pekiştirmek ve bu çerçevede Kürtlerin kazanımlarını mümkün olduğunca geriletmek isterken; Türkiye de bu sürece dışsal bir faktör olarak müdahil oluyor. SDG ile Şam arasındaki müzakerelerin içeriği, Suriye’nin geleceğini belirleyecek en kritik düğüm noktasıdır. Bu düğüm çözüldüğü takdirde yeni bir Suriye inşa edilebilir. SDG’nin bu süreçte kurucu bir rol üstlenmesi, kuşkusuz Dürziler ve Aleviler açısından da güven verici olacaktır. Zira Şam’daki mevcut yönetimin ideolojik yapısını, siyasetini ve kökten İslamcı karakterini biliyoruz; bu sene Alevilerin ve Dürzilerin yaşadığı korkunç katliamlara şahitlik ettik. Dolayısıyla SDG’nin yeni rejim içerisinde güçlü bir pozisyona sahip olması, başta can güvenliği olmak üzere, Sünni olmayan Müslüman toplulukları ve Arap olmayan kesimleri de güvence altına alabilir. Nitekim Alevilere dönük katliamların sürdüğü bir dönemde, SDG 10 Mart’ta Şam’la bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşmanın temel koşullarından biri Alevilere yönelik saldırıların derhal durdurulması olmuştur. Ayrıca SDG’nin hem Alevilerle hem de Dürzilerle yoğun ilişkiler geliştirdiği bilinmektedir. Bu noktada yapılması gereken, Şam’daki merkezi yönetimle yürütülen müzakerelerde Aleviler, Dürziler, Kürtler ve SDG’nin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan diğer halkların kendi aralarında çok daha güçlü bağlar kurabilmesidir. Ancak bu şekilde Suriye’nin geleceğinde herkese hem can güvenliği hem de siyasal tanınma ve temsiliyet imkânları sağlanabilir.

    “TÜRKİYE KÜRTLERLE GÖRÜŞMEYE MECBUR KALACAK”

    -Türkiye’nin Suriye politikasında bir değişiklik bekliyor musunuz?

    Türkiye’nin Suriye politikasında zorunlu olarak kısmi bir değişim yaşanıyor; yeni bir jeopolitik durum söz konusu. Esad’ın devrilmesiyle birlikte, bölgesel ve küresel güçlerin Suriye’deki konumlanması köklü biçimde değişti. Esad döneminde Türkiye, Astana süreci çerçevesinde İran ve Rusya ile çok yakın çalışıyordu. Hatta öyle ki, Rusya’ya bu kadar yaklaşarak NATO ve Batılı devletlerle ilişkilerini zedelemişti. S-400’leri almış, yaptırımlara uğramış ve ısrarla Suriye’nin kuzeyindeki Kürt bölgelerine saldırılar düzenlemişti. Türkiye’nin bakış açısı şuydu: İran zaten Kürt karşıtı bir pozisyonda, dolayısıyla Astana üçlüsü (Türkiye, İran, Rusya) Esad’a belli bir sistemi kabul ettirecek ve bu sistem içerisinde Türkiye’nin temel hedefi olan Kürtlerin statü ve özerklik taleplerine hiçbir şekilde yer verilmeyecekti. Türkiye yaklaşık on yıl boyunca bu siyaseti izledi. Ancak Esad’ın devrilmesiyle birlikte Astana süreci çöktü, Rusya Suriye’de zayıfladı, İran ise sahadan çekilmek durumunda kaldı. Bu boşluğu İsrail ve Amerika doldurdu; bugün oyun kurucu konumundalar. Fransa ve İngiltere de sahada var, fakat koçbaşı, yani asıl öncü güç İsrail. İsrail, “güvenlik kaygıları” gerekçesiyle Suriye’yi ve genel olarak tüm bölgeyi yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Bu değişim, Suriye’nin jeopolitiğinde Kürtlerin siyasi ve askeri önemini daha da artırdı. Artık Kürtlerin Suriye’de yer bulmaması gibi bir ihtimal söz konusu değil. Türkiye de bunun farkında ve sahada İsrail, Amerika, İngiltere ve Fransa gibi güçlerle karşı karşıya. Dolayısıyla Kürtlerin varlığını ve Suriye’deki Kürt meselesini en azından belli bir düzeyde kabullenmek zorunda. Türkiye’nin şu anda yaptığı şey, bir yandan Ahmet El Şara’ya her türlü desteği sunarak Kürtlerin kazanımlarını geriletmeye çalışmak. Ne zaman Şam ile Kürtler arasında bir görüşme olsa, Türkiye müdahil oluyor ve sürekli Kürtlerin taleplerini geri itmeye çalışıyor. Bu noktada her türlü istihbarat, siyasi ve diplomatik desteği Şam’a sağlıyor.

    Diğer taraftan, SDG ile de görüşüyor, çünkü artık Kürtlerle müzakere etmek bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Türkiye hala bir hatada ısrar ediyor. Tarihsel olarak Suriye’de hep yanlış müttefikler seçti. Ne olduğu belirsiz birçok silahlı gruba destek verdi; Kürt karşıtı olan kim varsa onlarla iş tuttu, hatta Kürt karşıtı olmayan grupları bile Kürtlere karşı bir pozisyona itmeye çalıştı. Bu grupları Kürtlere karşı kullandı. Bugün bu politikanın dozu azalsa da hâlâ El Şara’yı Kürtlere karşı konumlandırmaya çabalıyor. Oysa Türkiye’nin bu pozisyondan derhal vazgeçmesi gerekir. Türkiye’de de bir “süreç” yürütülüyor. Henüz “barış” ya da “çözüm süreci” diyemesek de, PKK ve Abdullah Öcalan’la bağlantılı görüşmeler söz konusu. Dolayısıyla Türkiye, Suriye’nin geleceğinde rol oynamak istiyorsa, çok hızlı ve radikal bir pozisyon değişikliğine gitmeli; SDG ile El Şara arasındaki müzakerelerde bozucu değil, yapıcı ve pozitif bir aktör haline gelmelidir. Çünkü herkes biliyor ki Suriye’nin geleceğinde Kürtlerin hem askeri hem siyasi olarak belirleyici bir nüfuzu olacak. Türkiye de bu gerçeklikle yüzleşmek ve pozisyonunu buna göre şekillendirmek zorundadır. Bunun kimi emarelerini sahada görmeye başladık.

    “KATI MERKEZİYETÇİLİKLE ESKİ HATALAR TEKRAR EDİLİR”

    -Suriye genelinde yeni bir anayasa süreci gündeme geliyor. Kürtler, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Araplar Asuriler gibi halklar ve inançlar toplulukları açısından bu sürecin adil işlemesi için ne tür temel ilkeler garanti altına alınmalı? Özellikle öz yönetim ve yerel demokrasi açısından kırmızı çizgiler neler olmalıdır? 

    Suriye’deki halkların kendi geleceklerine dair karar vermeleri gerekiyor. Bu, yalnızca ne istediklerine değil, aynı zamanda ne kadar güç sahibi olduklarına ve bu güçleriyle ne ölçüde müzakere edebildiklerine bağlıdır. Suriye Demokratik Güçleri son on yılda bir model ortaya koydu. Bu model, farklı halkların, inanç gruplarının, dinlerin ve etnisitelerin bir arada yaşayabileceği; kültürel olarak kendilerini ifade edebilecekleri, siyaseten temsil bulabilecekleri ve ülkenin ekonomik kaynaklarından faydalanabilecekleri esnek bir modeli esas alıyor. Yerinden yönetim bu modelin temel unsurlarından biri. Eğer her şey Şam’da merkezileştirilir ve ülkenin geneline katı merkeziyetçi bir yapı dayatılırsa, Esad’ın yıllardır yaptığı hatalar tekrarlanmış olur. Bu, Türkiye’nin yüz yıldır kendi içinde uyguladığı yanlış politikaların, Saddam’ın Irak’ta işlediği hataların Suriye’de yeniden üretilmesinden başka bir şey olmayacaktır. Oysa Suriye, etnik, mezhepsel ve dinsel açıdan son derece karmaşık bir yapıya sahiptir. Burada yaşayan tüm insanlar, özgürce kendi kültürel kimliklerini yaşamak, eğitim ve kültür alanında belli bir özerkliğe sahip olmak ve aynı zamanda siyasal temsil görmek istiyorlar. Başka bir ifadeyle, öz yönetim talep ediyorlar. Bunun karşılığı ise esnek ve adem-i merkeziyetçi bir modeldir. Bugün Suriye’de iki modelin çatışması yaşanıyor: Birincisi, HTŞ, Şam merkezi ve Türkiye’nin desteklediği aşırı merkeziyetçi modeldir. Bu model yerellere neredeyse hiç yetki tanımıyor, temsiliyet vermiyor, her şeyi “Şam’dan yönetiriz” anlayışıyla yürütmek istiyor. İkincisi ise SDG’nin ortaya koyduğu modeldir. Bu modelde tüm topluluklar nüfusları oranında siyasal temsil, kültürel özgürlük, ekonomik kaynaklardan yararlanma, öz yönetim ve hatta öz savunma hakkına sahip olmaya çalışıyor. Bugün Şam’a hâkim olmayan Dürziler, Aleviler, Kürtler, Süryaniler, Êzidiler ve Ermeniler dağınık halde bulunuyor. Bu halkların Şam’la tek tek değil, ortak bir zemin üzerinden ve birlikte müzakere etmesi gerekir. Yan yana gelirlerse muazzam bir güç açığa çıkar. Bu nedenle Suriye’deki farklı toplulukların öncelikle kendi aralarındaki ilişkileri güçlendirmeleri, ardından da Şam’ı bu konuda ikna etmeye çalışmaları ve uluslararası-bölgesel dengeleri doğru okumaları gerekmektedir. Türkiye ise bu süreçte önemli bir faktör olacaktır. Ancak Türkiye’nin Suriye’de oyun kurucu bir vizyonu yok. Aksine, güçlü küresel ve bölgesel aktörlerin kurmaya çalıştıkları oyunları kendi çıkarlarına aykırı gördüğü için onları bozmaya odaklanıyor. Türkiye’nin bu pozisyondan çıkıp, Suriye halkları arasında yapılacak müzakereleri teşvik edici, yapıcı bir rol üstlenmesi gerekir.

    “MUHALEFET DE KÜRT KARŞITLIĞINDA YARIŞ HALİNDE”

    -Türkiye’de iktidar kadar muhalefetin de Suriye’deki Kürt siyasi aktörlerle temas kurmadığı, hatta dışlayıcı bir çizgi izlediği yönde eleştiriler var. Bu sessizliğin sebebini neye bağlıyorsunuz? Suriye’deki çözüm arayışlarında Türkiye muhalefetinin rolü olabilir mi? 

    Maalesef Türkiye’nin Suriye’deki Kürt politikası konusunda DEM Parti dışında pek bir muhalefet yok. Neredeyse tüm partiler, milliyetçi ve devletçi reflekslerle hareket ettikleri için adeta “daha az yapıyorsunuz” diyerek hükümeti eleştiriyorlar. Televizyon ekranlarında sürekli çığırtkanlık yapıyorlar. Her biri, “Kürtler orada devlet kurdu, bölgesel yönetim ilan etti; hükümet neden karşı çıkmıyor, neden daha fazla saldırmıyor?” diye savaş borazanlığı yapıyor. Hatta hükümeti, yeterince “devlet olamamakla” suçluyorlar. Türkiye’de mesele Kürtlerin Ortadoğu’daki hak ve kazanımları olduğunda –iyi niyetli bazı şahsiyetleri istisna tutarsak– partiler arasında ciddi bir fark yok. Aksine, kim daha fazla Kürt karşıtı, kim daha fazla milliyetçi diye birbirleriyle yarışıyorlar. Örneğin Colani Kürtlere saldırdığında kimsenin ondan bir şikâyeti olmuyor. Ana akım muhalefetin büyük bir kısmı, Şam Kürtlere saldırdığında neredeyse zil takıp oynayacak noktadaydı. Suriye siyaseti konusunda yalnızca AKP ve MHP değil, CHP de sınıfta kalmıştır. Çünkü ne söz üretebiliyorlar ne de siyaset geliştirebiliyorlar. Suriye’nin daha farklı, çoğulcu ve demokratik bir biçimde inşa edilmesi için herhangi bir önerileri ya da çabaları yok.

    Genel olarak muhalefet, Erdoğan’ın Suriye politikasına yalnızca göçmenler meselesi üzerinden ve utangaç bir şekilde “mezhepçilik yapılıyor” diyerek yüzeysel eleştirilerde bulunmakla yetiniyor. Öyle ki, Türkiye’de muhalefet birçok konuda hükümetten bile daha geri bir noktada duruyor. Türkiye’de CHP dahil anaakım muhalefetin önemli bir kesimi seküler Türklerden oluşuyor. Ancak onlar da bazen açık bazen örtük bir şekilde “İslamcı” El Şara’yı seküler ve demokrat Kürtlere tercih ediyorlar. Bu tutumu, ırkçılık ve milliyetçilik dışında açıklayabilecek başka bir argüman bulmak zor. Suriye’deki Kürtler, kendilerine bu kadar sert saldırılar yapan AKP ve MHP ile bile görüşmeye ve sorunlarını müzakere etmeye açık olduklarını söylerken, muhalefetin bu konuda herhangi bir rol üstlendiğini ya da üstlenmek istediğini görmedik. Tam tersine, Kürtlerin kazanımlarını geriletmek söz konusu olduğunda AKP-MHP ittifakına her türlü desteği sunuyorlar.

     “ŞAM ÇOĞULCULUĞU TANIMAZSA ÇATIŞMA DEVAM EDER”

    -Suriye’nin geleceğine dair konuşulan “normalleşme” ve “bölgesel istikrar” başlıklarında, yerel halkların katılımı olmadan kurulan masa ve mutabakatların ne kadar kalıcı olabileceğini düşünüyorsunuz? Sizce halk iradesi bu süreçlerde nasıl güçlenebilir? 

    Suriye’deki çoğulluğu görmezden gelir, tanımaz, anayasaya yansıtmazsanız; çoğulluğun siyaseten eşitliğini sağlayamaz ve halkların ülkenin ekonomik kaynaklarından faydalanabileceği bir sistem, bir düzen kurmazsanız çelişkiler ve çatışmalar devam eder. Bu nedenle mesele, doğrudan doğruya nasıl bir sistem kurulacağıyla ilgilidir. Şam’daki yönetimin ideolojik karakterine, bugüne kadar yaptıklarına, mezhepçiliğine ve merkeziyetçiliğine bakıldığında, insan ister istemez karamsarlaşıyor. Ancak diğer taraftan, tüm bunlara rağmen devam eden süreçler ve müzakereler de var. Bu çerçevede hem Suriye Demokratik Güçleri hem Dürziler hem Aleviler hem de diğer halklar, başka bir Suriye’nin mümkün olabileceğini; belli bir dengede farklı halkların nefes alabilecekleri imkânların üretilebileceğini dile getiriyorlar. Bu halkların iradelerinin güçlenmesinin tek yolu, güç birliği yapmaları, birlikte hareket ederek hem yeni Şam yönetimiyle hem de bölgeye dâhil olan aktörlerle çok taraflı müzakereler yürütmeleridir.

     “YENİ SURİYE İÇİN HERKES MASADA AMA ÇIKARLAR ÇATIŞIYOR”

    -2025 sonbaharı itibariyle Suriye’de çözüm için gerçekçi ve kalıcı bir yol haritası var mı? Siz bir siyasetçi olarak hangi başlıkların artık konuşulması gerektiğini düşünüyorsunuz? 

    Genel tablo çok umut verici görünmüyor. Ancak çoğu zaman kimsenin büyük beklenti içine girmediği anlarda çözüm ihtimali doğabiliyor. Yani bazen umutların tamamen tükendiği, dibe vurduğu noktalarda ilginç gelişmeler yaşanabiliyor. Bu genel bir tespit; fakat Suriye’ye baktığımızda reel olarak sahada pek çok bölgesel ve küresel gücün bulunduğunu ve yeni bir Suriye’nin bir an önce kurulması için yoğun bir mesai harcandığını görüyoruz. Amerika, İngiltere, Fransa, Türkiye ve İsrail sahada aktif durumda. Şam yönetimi ise tüm bu dış baskıları bir yandan dengelemek, bir yandan da rejimin devamını sağlamak, para ve diplomatik destek bulmak zorunda. Kısmen de olsa meşruiyet krizini aşmış durumda; yaptırımların kaldırılması gündemde. Bugün birçok güç, yeni bir Suriye’nin kurulması için çabalıyor. Yeni düzen, ancak bu güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir dengede inşa edilebilecek. Herkes kendi gücü ölçüsünde sürece yön vermeye çalışıyor. Ancak çıkarların farklılığı, bu çıkarlar arasındaki mücadelenin sürmesine yol açıyor ve bu durum Suriye’deki halkların kendi meselelerini müzakere edip ortak bir noktada buluşmasını engelliyor.

    Türkiye’nin yeni sistemin oluşumunda kritik bir rolü olabilir. Ankara, Şam’ı manipüle ediyor ve üzerinde baskı kuruyor. Oysa gerçekten herkesin kendini güvende hissedebileceği, Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve diğer halkların özgürce yaşayabileceği kapsayıcı bir sistemin kurulmasına katkı sunarsa, süreç çok daha hızlı sonuçlanabilir. Nihayetinde Suriye’de yaşamın sürdürülebilir olmasının yolunu oradaki halkların kendileri bulmak zorunda. Uluslararası güçlerin de bu konuda teşvik edici ve zorlayıcı baskıları söz konusu. Türkiye’nin pozisyonu değişmezse de siyasal süreç ilerleyecektir, ancak istenildiği kadar kapsayıcı ve hızlı olmayabilir. Bu nedenle güçlü bir iyimserlikten söz etmek mümkün değil. Yine de mevcut jeopolitik tablo, Suriye’nin yavaş yavaş toparlanması ve meselenin bir noktada dengeye kavuşarak çözüme ulaşması konusunda genel bir mutabakat bulunduğunu gösteriyor. Bugün için kalıcı, hatta geçici bir yol haritası dahi bulunmuyor. Dolayısıyla hangi başlıkların ele alınacağı şimdilik soyut bir soru olarak kalıyor. Ancak en önemli başlık, yeni bir ülke kurulacağı için anayasa yapımı ve bu anayasada siyasal sistemin tanımlanması ile ülkede yaşayan farklı halkların siyasal statü ve temsiliyet meselesidir. Bunun yanı sıra güvenlik düzenlemeleri, yerlerinden edilen insanların dönüşü, ekonomik yeniden inşa ve adalet mekanizmaları da ilk akla gelen öncelikli konular arasında yer alıyor.

    Fatoş SARIKAYA-Ulaş Cihan BERK

     

  • Mersin’de ‘Orta Doğu’da Barışa Giden Yol’ panelinde barış vurgusu yapıldı- VİDEO

    Mersin’de ‘Orta Doğu’da Barışa Giden Yol’ panelinde barış vurgusu yapıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de düzenlenen ‘Orta Doğu’da Barışa Giden Yol’ panelinde konuşan Faik Bulut, bölgedeki dış dinamiklerin etkisini vurgularken, Dr. Metin Bakkalcı ise “Geçiş Dönemi Adaleti”nin önemine dikkat çekti. Konuşmalar, Kürt meselesi ve barışın toplumsal temelleri üzerine derinlemesine bir değerlendirme sundu.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Orta Doğu’daki güncel gelişmeleri ve barış sürecini tartışmak amacıyla “Orta Doğu’da Barışa Giden Yol” başlıklı bir panel düzenledi. Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Özge Göncü üstlendi. Panelde konuşmacı olarak yer alan araştırmacı gazeteci Faik Bulut ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Dr. Metin Bakkalcı, Orta Doğu’daki barış süreci üzerine önemli değerlendirmelerde bulundular.

    Faik Bulut, “Güncel Gelişmelerle Orta Doğu’da Barış” başlıklı konuşmasında, bölgedeki çatışmaların arka planındaki dengelerden ve barış sürecinin sebeplerine değindi. Dr. Metin Bakkalcı ise, “İnsan Hakları Perspektifinde Geçiş Dönemi Adaleti” başlıklı konuşmasında, barış süreçlerinde adaletin sağlanmasının ne denli önemli olduğuna dikkat çekti.

    “DEVLET, ÖCALAN’LA MASAYA OTURMAK ZORUNDA KALDI”

    Panelde ilk olarak konuşan Faik Bulut, İngiltere ve Amerika’nın Orta Doğu’daki bütün silahlı örgütlerin ortadan kaldırılma kararı aldığını ve buradan doğru Türkiye’de sürecin başlamasında dış dinamiklerin etkisi olduğuna dikkat çekti. Bulut, barış süreci denklemine dair şunları söyledi:

    “Türkiye’de sürecin başlamasında dış dinamiklerin etkisi oldu. ‘Kürt meselesini çözmezseniz ülke oldukça karışacak’ denmesi üzerine süreç başladı. Bölgedeki silahlı örgütlerin tamamını silahsızlandırmak istediler. Hizbullah’ta başarılı oldular. Gazze’de barış olsa da olmasa da Hamas’ı silahsızlandırıp devre dışı bırakacaklar. Kürtlere gelince ise; Kürtlerin kitlesi fazla olduğu için silahsızlandırıp devre dışı bırakamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Türkiye’ye ‘bunun çaresine bakmanız lazım. Bu işi çözün bölgedeki Kürtlerin tamamının himayesini size veririz’ dedi Amerika. Bunu MİT Başkanı İbrahim Kalın 4 ay önce bir gazeteci ile sohbetinde ‘biz Kürtlerin hamiliğine soyunacağız’ diyerek destekledi. Dış şartlar ve iç şartlar mevcut iktidarı Öcalan’la oturmaya mecbur etti. Öcalan da öbür türlü olmayacağını bildiği için masaya oturdu.

    Burada Abdullah Öcalan ilginç bir şey yaptı; Türkiye’de başka bir devlet istemenin mümkün olmayacağını kavradı. ‘Özerklik, federalizm, kültüralizm de istemiyoruz, radikal demokrasi istiyoruz’ dedi. 2 sene önce Rojava’da toplumsal sözleşme hayata geçti. Bu sözleşme, toplumun renkleri olan insanların demokrasi, özgürlük, eşitlik temelinde yeni bir toplum inşa etmeyi savunuyor. Öcalan’ın da talebi bu yönde oldu aslında.”

    AKP’nin barışın toplumsallaşması adına hiçbir adım atmadığını ve bu sürece dair samimi olmadığını söyleyen Bulut, DEM Parti’nin ise bunu yapmaya çalıştığını ancak kendi çeperinde yapmasının eksiklik doğurduğunu kaydetti. Bulut, son olarak bu süreçte DEM Parti’nin daha aktif olması gerektiğinin altını çizdi.

    “GEÇMİŞ ACILARLA YÜZLEŞİLMELİ”

    Metin Bakkalcı ise, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde ‘Geçiş Dönemi Adaleti’nin önemine vurgu yapan bir sunum yaptı. Bu kavramın geçmişle yüzleşmeyi ve travmatik belleğin onarılmasını odağına aldığını belirtti. Bakkalcı, Numan Kurtulmuş’un, komisyondaki “Amaç geçmişin tartışmalarını tekrar etmek değildir, ortak geleceği kurabilmek için kararlılığımızı artırmaktır. Bu iki hususun acılarımızı yarıştırmamak ve geçmişte olanları bugüne taşımamak lazım” sözlerini hatırlatan Bakkalcı, “Geçiş dönemi adaleti çatışma sırasında veya baskıcı bir rejim tarafından işlenen geçmiş suçlarla yüzleşilmesi ve adaletin tesis edilmesini kapsar. Geçiş dönemi adaleti insan hakları temelli bir sorun çözüm yöntemi olarak ele almalı. Bütün acıları, suçları ve travmatik belleği sıfırlamaya çalışıyorlar. Oysa ki travmanın yaralarının onarılması gerekiyor. Ve bu onarma da ötekiyle yapılacak empati ile başlar” dedi.

    PKK’nin silah bırakmasının kendi başına çok önemli olduğunun altını çizen Bakkalcı, “Silah bırakma kendi başına çok önemli. Buranın özgürleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun güvence altına alınması gerekiyor. Bu noktada hepimize görevler düşüyor. Kürt meselesinin diyalog ve müzakareye dayalı olarak şiddeti dışlayan yöntemlerle çözümü doğrultusunda ilerlemeli. Bu noktada Kürtlerin temel haklarının teminata alınması gereken programlar yapılması gerekiyor” diye konuştu.

    Panel, soru ve cevapların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Ortadoğu ve Barış Konferansı sona erdi: Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor-VİDEO

    Ortadoğu ve Barış Konferansı sona erdi: Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlığı ile yapılan 2’nci oturum ile sona erdi. Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine vurgu yapan EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, “Kürt halkının karar vermesi, onların razı olduğu çözümde tabii ki önemli. Ama esas olarak gerek bölgedeki gelişmelerden kaynaklı, gerekse de bugüne kadar Kürt halkının vermiş olduğu mücadelenin ardından çözüm masası kuruldu. Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi.

    “Bölgedeki gelişmeler Kürt sorunu ve demokrasi güçlerinin tutumu” başlığı ile yapılan 2’nci oturumun moderatörlüğünü EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin yaparken EMEP Yürütme Kurulu Üyesi Halil İmrek, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın konuşmacı olarak yer aldı.

    “ORTADOĞU’DA SINIRLAR CETVELLE ÇİZİLİYOR”

    Ortadoğu’da sınırların cetvelle çizildiğine vurgu yapan EMEP MYK Üyesi Halil İmrek, “Kürt halkının karar vermesi, onların razı olduğu çözümde tabii ki önemli. Ama esas olarak gerek bölgedeki gelişmelerden kaynaklı, gerekse de bugüne kadar Kürt halkının vermiş olduğu mücadelenin ardından çözüm masası kuruldu. Türkiye’de bir barış cephesinin oluşması gerekiyor. Bu açıdan da biz buradan kaynaklı olarak da kurulan meclisteki komisyonda yer alıyoruz. Türkiye’de savaşa, savunmaya gidecek kaynakların en azından emekçilerin kullanması bakımdan bir imkan ve bu bakımdan da Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin bir silah bırakma kararı almış olması, bizim bunu önemli buluyoruz” dedi.

    “KOMİSYON, DENENMESİ GEREKEN BİR ARAÇTIR”

    Komisyonun işlevinin tartışıldığını belirten CHP Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Komisyondan beklentimiz nedir? Ben umuyor ve diliyorum ki burası denenmesi gereken bir araçtır. Ve buradan Türkiye’nin barışına ve demokrasisine ilişkin bazı sonuçlar çıkartabilelim. Bunu kim arzu etmez? Bunun için gayret ediyoruz. CHP içeriden ve dışarıdan tüm eleştirilere ve hatta saldırılara rağmen bu nedenle komisyonda kalmaya devam ediyor. Buradan ne çıkartabilirsek birlikte çıkartalım” diye konuştu.

    “BİZ BU SİSTEMİ VE DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizler ezilenler cephesinden bu değişimin bizim lehimize nasıl mümkün olacağını aramak zorundayız. Bunun için de bazı şeyleri ayıklamak zorundayız, netleştirmek zorundayız. Biz bu sistemi ve bu dünyayı değiştirmek istiyoruz. Yani bunun için tarih boyu mücadele yürütüyoruz. Eğer egemenler kendi hegemonya kavgasında Ortadoğu’da dünyada kendi ittifaklarını kendi politikalarını değiştirme gereği duyuyorsa ve bu konuda tabiri caizse taşlar yerinde oynuyorsa bizler de kendi ittifak politikamızı, kendi mücadele tarzımızı, yolumuzu, yöntemimizi de tekrardan tartışmak zorundayız.”

    Konferans, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

  • Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    PİRHA-EMEP Dersim İl Örgütü, ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi. Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zaman sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi.

    Konferansa yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    “İKTİDAR ADIM ATMIYOR”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zamana sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Ana muhalefete saldırılarını sürdüren makul muhalefeti yaratmaya çalışan, kayyımları geri çekmeyen, cezaevleri ile ilgili yasal düzenlemeleri yapmayan, barış annelerinin komisyonda kürtçe konuşmasına izin vermeyen, basın ifade örgütlenme özgürlüğünü yok sayan, bölge ve bölge illerinde Kürt coğrafyasındaki bütün illerde ve özelinde Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Bu yaklaşım aslında haklıdır ve bunu devam ettiriyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Konferansın 1’nci oturumda “Güç ilişkilerindeki değişiklikler ve Ortadoğu’daki gelişmeler” başlığıyla panel düzenlendi.

    Moderatörlüğünü Avukat Çağla Yolaşan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Munzur Üniversitesi’nden Doç.Dr. Özkan Gökçan, Kürdistan Hewler Üniversitesi öğretim Üyesi Doç.Dr. Arzu Yılmaz ve Gazeteci Fatih Polat konuşmacı olarak yer alırken Gazeteci Fehim Taştekin’de online bağlantı gerçekleştirdi.

    “SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİ 2011 YILINDA BAŞLAMADI”

    Yandaş medyada anlatıldığı gibi Suriye’deki Kürt meselesinin 2011 yılında başlamadığını belirten Doç. Dr. Özkan Gökcan, “Suriye Kürtleri diye bahsettiğimiz Türkiye Kürtleri ile akraba olan kimi kaynaklara göre 10. yy’da Anadolu’dan buraya yerleştikleri tarihçiler tarafından dile getiriliyor. Bugün ne olduğunu anlayabilmek için Kürtlerin özellikle Baas iktidarı sürecinde yaşadıklarına bakmak gerekiyor. Mesele bir reddediş ve bunun karşısında ben buradayım söyleminin bir karşılığını yaşıyoruz” diye belirtti.

    “TÜRKİYE, ORTADOĞU PLANININ DIŞINA ATILDI”

    Gelinen süreçte Ortadoğu’da yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Doç. Dr. Arzu Yılmaz, “Türkiye çoktan Ortadoğu planının dışına atıldı. Türkiye’nin yeni dünya düzensizliği içerisinde Karadeniz güvenliği içerisinde anlam buluyor. Türkiye bu güç ilişkilerinde konumlandırıldığı yerle söylediği şeylere baktığımızda ideolojik olarak kendini Ortadoğu’dan alamıyor. Kürtler hayatta kalma güdüsüyle hareket ediyorlar. Hayatta kalmanın temel dayanağı Amerika olamaz, Rusya buna yardımcı olamaz sınırları vardır, bölgesel aktörleri merkeze aldığı bir okumayla yola çıkıyorlar” dedi.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE BARIŞ GERÇEKLEŞİR”

    ABD’nin Ortadoğu’da kendisine bir yol açmaya çalıştığını söyleyen gazeteci Fatih Polat, “İsrail deyince ABD’yi, Almanya’yı, İngiltere’yi görüyoruz. Yapılan tahlillerde eskinin yıkılmış olması ve ABD ‘nin oradaki varlığı başka bir şeye izin verecek tarzında bir yaklaşım var. Bu karşısında bir güç olduğu oranda gerçekleşecek bir durum. Ortadoğu hava sahasına baktığımızda bu dönem en çok savunma sanayi hisseleri yükseldi. Amerika’nın İran’a saldırısı sadece güç gösterisi değildi sığınak saldırı uçaklarını denemek içindi. Sonrasında bakınca kaç ülkenin bu savaş aracı siparişini verdiğini görüyoruz. Halkların örgütlü mücadelesiyle Ortadoğu’da bir barış sağlanacağını düşünüyorum” diye ifade etti.

    “BÜTÜN ORTADOĞU HİZALANMAK İSTENİYOR”

    Fehim Taştekin, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Güç denklemi İsrail’in Filistin’de giriştiği katliam üzerinden bir baskı, korku ortamı oluşturdu. Daha önce ağır çekim bir soykırım varken eline geçen fırsatla soykırım hızlandırıldı. Lübnan’ da silahlar teslim edilmezse sürekli vurulan bir ülke haline gelebilir. Bir diğeri Suriye, Suriye’nin İsrail’i tehdit edemeyecek bir yapıya getirilmesi çünkü tüm yapıyı İsrail yok etti. Tamamen bağımlı, tehdit edilen bir ülke haline gelecek Suriye. Lübnan ve Suriye’yi bu şekilde bağladı. Sarsıcı sonuçlar ve hedefler arasında bir bağ kurmak kolay değil. Bütün Ortadoğu’yu hizalamak istiyor Türkiye dahil. Ama her şey Amerika’nın istediği gibi de olmuyor, özellikle Katar saldırısı sonrası bölgedeki Amerikan yanlısı güçlerin kendilerinin de korunamayacağını anladı bu yeni bir şey değil.”

    1’nci oturum soru-cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Hüseyni bir duruş olduğu müddetçe amaçladıkları gerçekleşemez’-VİDEO

    ‘Hüseyni bir duruş olduğu müddetçe amaçladıkları gerçekleşemez’-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Yazar Mehmet Ali Çelebi, GADEV Kitap Fuarı kapsamında yapılan panelde konuştu. Çelebi, Türkiye’nin Suriye’deki kaotik ortamdaki payına değinerek “Ceberrut iktidarlar başarılı olursa tıpkı Maraş, Çorum’da olduğu gibi korkunç şeyler olacaktır. Ortak ve Hüseyni bir duruş olduğu müddetçe amaçladıkları gerçekleşemez” dedi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı’nın (GADEV) düzenlediği kitap fuarının son gününde, Suriye’de yaşanan gelişmelere dair panel yapıldı.

    Gazeteci Mehmet Ali Çelebi‘nin konuşmacı olduğu panelde “Suriye jeopolitiği: İç savaşın etkileri, HTŞ dönemi ve Alevilere, Kürtlere, Dürzilere ve Türkiye’ye yansımaları” başlıkları değerlendirildi.

    Panelin moderatörlüğünü Hüseyin Kubad yaptı.

    Mehmet Ali Çelebi sözlerine, Suriye’de savaşın nasıl başladığını özetleyerek başladı. Çelebi, şunları söyledi:

    “Suriye, uluslararası güçlerin cirit attığı bir alana dönüştü. Suriye’deki halkları bastırmak için AKP-MHP de çok çabaladı. Suriye’de bir cihadist koridoru inşa etmeye çalıştılar. Dünyanın her yerinden cihadistler, Suriye’ye akmaya başladı ve bugün Suriye’deki en tehlikeli unsurlar olarak Uygurlar gösteriliyor. Halbuki bu güçler, Çin’de Türkleri katledenlere karşı savaşmıyor! 8 Aralık 2024’ten itibaren Suriye’de bambaşka bir durum söz konusu. HTŞ’li cihadistler, tek mezhepli bir anlayış dayattı. Oysa Kürtler, Akeviler, Dürziler ile biraraya gelinseydi bambaşka bir Suriye görecektik.”

    “BAŞARILI OLURLARSA TIPKI MARAŞ VE ÇORUM GİBİ KATLİAMLAR YAŞANIR”

    Savaşın bölge halkları üzerindeki etkisine de değinen Çelebi, özellikle Alevi toplumunun yaşadıklarına vurgu yaptı. Beşar Esad’ın, iktidar olduğu dönem boyunca Alevilerin kendi öz savunmalarına engel olduğunu söyleyen gazeteci Çelebi, şunları söyledi:

    “Şengal’de yaptıkları gibi kadınları ve çocukları gasp edip, köleleştirmek onlar için ‘mübahtır’ anlayışıyla hareket ediyorlar. O bölgede soykırım yaparak bölgeyi insansızlaştırmak istiyorlar. Lazkiye, Tartus, Banyas gibi bölgelerde hakimiyet kurmak istiyorlar. O alan hangi güç tarafından kontrol edilirse Ortadoğu’nun önemli bir alanını kontrol etmiş olacaktı. Bu yüzden Alevilere yönelik böyle bir pogrom gerçekleştirildi. Türkiye, HTŞ’ye göz yumdu ve Aleviler katkedildikten sonra Dürziler üzerinde de bir pogrom gerçekleşti. Türkiye halen Alevi bölgelerine ambargo uygulamaya da devam ediyor. Saldırılar yakın zamanda da devam etti. 28 Ağustos’ta Alevi mahallelerine girerek kentsel dönüşüm bahanesiyle Alevilerin evlerine çökmeye çalıştılar. Aleviler bu saldırıları görünce bir deklerasyon yayınladılar. Şu an Aleviler, kurdukları konsey üzerinden kendi güvenliğini kurup, öz yönetim oluşturmaya çalışıyorlar. Ceberrut iktidarlar başarılı olursa tıpkı Maraş, Çorum’da olduğu gibi korkunç şeyler olacaktır. Suriye’deki birçok fabrika yağmalanıp, ürünler buraya getirilip satıldı. Suriye’yi labaratuvar olarak kullandılar. Hakan Fidan da Şam Valisi gibi konuşmakta.’Suriye Arap Cumhuriyeti’ olsun istiyorlar. Diğer halkları yok sayıyorlar.”

    “954 YIL BOYUNCA ALEVİLERİ YOK SAYMIŞSINIZ”

    Mehmet Ali Çelebi, “Suriye’de şu an suyu bulandıran temel güç Ankara’dır” diyerek şunları aktardı:

    “Şu anda İsrail ile Türkiye, ciddi bir bilek güreşi içerisinde. Örneğin Bahçeli, HTŞ ile ortak saldırılardan bahsediyor. Bu olursa Maraş ve Çorum gibi katliamlar olur. Suriye ile ilgili kararları neden Suriyeliler veremiyor? Kudüs, birçok toplum tarafından kutsal görülür ama mesele Aleviler olursa cemevlerini tanımazsınız. Ayasofya’yı cami yapmaktan geri durmuyorsunuz. Oysaki hiçbir kimliğin, başka bir kimlik üzerinde üstünlüğü yoktur. Cumhuriyet şu an 102 yaşında. Osmanlı dönemlerini de eklerseniz eğer 954 yıl boyunca Alevileri yok saymışsınız.”

    Suriye’deki Alevi düşmanlığının temellerine de değinen Çelebi, “Bu anlayış, çok köklü bir durum. Ortadoğu, sadece bir mezhebin hakimiyetine koyulmak isteniyor. Ancak Suriye’ye bu anlayışı empoze etmek pek mümkün durmuyor. Suriye’de birçok enerji kaynağının yanı sıra su ve gıda kaynakları da mevcut. Türkiye, bu kaynaklara da konmak istiyor. Ortak ve Hüseyni bir duruş olduğu müddetçe amaçladıkları gerçekleşemez” diye belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İran-İsrail arasında ateşkes!

    İran-İsrail arasında ateşkes!

    ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile İran arasında “tam ve eksiksiz ateşkes” sağlandığını ve böylelikle savaşın sona ereceğini bildirdi.  Press TV ise saat 07.30 itibariyle ateşkesin başladığını duyurdu. 

    İran-İsrail arasındaki saldırılar karşılıklı sürerken, ABD Başkanı Donald Trump dün gece yaptığı paylaşımda İsrail ve İran arasında ateşkes konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı.

    Trump, ayrıca İran’ın ateşkesi başlatacağını ve takip eden 12. saatte de İsrail’in ateşkes başlatacağını, izleyen 24. saatte de “12 gün savaşının resmi sonunun” dünya tarafından da “selamlanacağını” kaydetti.

    Her bir ateşkes esnasında diğer tarafın “barışçıl ve saygılı” kalacağını kaydeden Trump, “Her şeyin olması gerektiği gibi çalışacağı varsayımıyla, ki öyle olacak, her iki ülkeyi, İsrail ve İran’ı, ’12 günlük savaş’ olarak adlandırılması gereken şeyi sona erdirmek için gereken dayanıklılık, cesaret ve zekaya sahip oldukları için tebrik etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    Trump, bu savaşın yıllarca sürebilecek ve tüm Ortadoğu’yu yok edebilecek bir savaş olabileceğini ifade ederek, “Ama olmadı ve asla olmayacak! Tanrı İsrail’i korusun, Tanrı İran’ı korusun, Tanrı Ortadoğu’yu korusun, Tanrı ABD’yi korusun ve Tanrı dünyayı korusun” açıklamasında bulundu.

    PRESS TV: ATEŞKES BAŞLADI

    İran Press TV saat 07.30 itibariyle İsrail ile İran arasında ateşkesin başladığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hatimoğulları: Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir-VİDEO

    Hatimoğulları: Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidara seslenerek “Bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın” çağrısında bulunurken, Ortadoğu’da savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceklerini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engellilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, “Çözüm demokrasi mücadelesinin ta kendisidir. Engellerin olmadığı yeni bir yaşamı engellilerle birlikte inşa edeceğiz” dedi.

    “MÜCADELEMİZ KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜNDEN YANADIR” 

    Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu’da düzensizlik üzerinden yeni bir düzen ikame edilmeye çalışıldığına işaret ederek, şunları ifade etti:

    “Yeniden katliam, yıkım, yeniden göç dalgalarıyla karşı karşıyayız. Halep’ten Tel Rıfat’a, Şehba’ya kadar. Hali hazırda birkaç gündür devam eden çatışmalarda 10 binlerce insan göç yollarına düştü. İsrail ile Lübnan arasında bir anlaşma imzalandı ve bu anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan Suriye’de savaş ve çatışma yeniden başladı. Tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen Heyeti Tahrir el-Şam (HTŞ) onunla birlikte SMO şimdi Suriye’nin çeşitli yerlerine saldırılar gerçekleştiriyor. SMO’yu hatırlayacaksınız, Türkiye’nin eğitip donattığı Türkiye’nin bütün lojistiğini hatta maaşlarını sağladığı örgütün ta kendisidir. Biz buradan soruyoruz. HTŞ, SMO, El Kaide ve IŞİD uzantıları olan bu örgütler kimin vekalet savaşını yürütüyor? Bu sorunun yanıtlarını bekliyoruz. Suriye’nin en önemli kentlerinden olan Halep’e girdiler. Halep Arapların, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Hristiyanların ve  Sünnilerin bir arada barış içinde yaşadığı, yaşamayı başardığı bir kent. Bu kentlere zorla vekalet savaşı yürüten bu çeteler çökmeye çalışmaktadır.

    Tel Rıfat’a yönelik çete saldırıları devam ediyor. Biz bu filmi 2011’de Suriye savaşı başladığı zaman izlemiştik. Bu filmin şimdi yeni sahnelerini izliyoruz. Bugün Ortadoğu’da, Gazze’den Hayfa’ya, Beyrut’tan Halep’e aynı savaşın izdüşümleri yaşanıyor. 7 Ekim 2023’te başlayan Ortadoğu’da savaş denklemi, daha da çetrefil bir hal aldı. Lübnanlaşma riski bugün Türkiye dahil bütün bölge ülkeleri için bir tehlikedir. Bölgeye fetihçi gözlerle bakan, kendi iç barışını öteleyen her yaklaşım; emin olun ki Lübnanlaşmak demektir. Türkiye’de iktidarın bu konuyla ilgili çıkaracağı dersler olduğunu düşünüyoruz. Ve bu dersleri çıkarmasını ümit ediyoruz.

    Buradan devlet aklı ve yürütme erkine seslenmek istiyorum; 2011 Suriye savaşına müdahil olarak büyük bir yıkımın parçası oldunuz. Yeni maceraların peşinden koşmayın. Vekil güçlerinizi sahaya sürmeyin. Ortadoğu’daki hesap çarşıya uymaz. Rojava’da yaşayan Kürtlere mızrak, Türkiye’deki Kürtlere zeytin dalı uzatmak olmaz, olamaz.

    “IŞİD ANLAYIŞINDAKİ HTŞ, TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA ZARAR ÜRETECEĞİ BİLİNMELİDİR”

    IŞİD pratiği ve anlayışını sergileyen HTŞ’nin sadece Suriye’de değil, Türkiye ve bütün dünyada zarar üreteceği bilinmelidir. IŞİD ve türevi örgütleri, HTŞ’yi, SMO’yu ve diğer bütün koalisyonda yer alan örgütleri bizlere düzeltme yaparak satmaya sakın ola kalkmayın.

    Ortadoğu’da şiddetin her yayılışı hem Türkiye için hem de bütün bölge ülkeleri için bir felakettir. Bizler diyoruz ki; gelin bölgesel barış jeopolitiğini hayata geçirelim. Gelin içeride barış, bölgede barış ilkesini hayata geçirelim. Bu saldırılar hepimize ve geleceğimize dönüktür. Bunları asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. DEM Parti olarak; bölgede yaşanan kaosun hangi güçler tarafından çıkarıldığını, kimin kimden  ne çıkar elde etmek istediğini, hepsini gayet iyi biliyoruz. Bizim mücadelemiz Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünden yanadır. Sözde değil, özde demokratik bir Ortadoğu inşasından yanadır.

    Dünya nükleer savaş gibi bir tehdit altındayken, dünyayı emperyalist kutuplar arasındaki çatışmalar kurtaramaz. Çare o değildir. Çare barıştır. Barış bütün sınırlar için en önemli güvenlik yöntemidir. Türkiye 911 kilometrelik sınırında barışı sağlayabilirse güvendedir. O nedenle barış güvenlik açısından silahlardan, tanktan, toptan çok daha etkili bir yöntemdir. Burada bunun altını bir kez daha çiziyoruz; hiç kimsenin şüphesi olmasın çeteler ve onların arkasındaki güçler yenilecek.

    1 Ekim’den bu yana Türkiye’nin gündeminde MHP Genel Başkanı’nın yaptığı açıklamalar var. Kürt sorunuyla ilgili belirsiz tartışmalar devam ediyor. Toprak ölümden yoruldu, tencere sefaletten. O nedenle artık bu çatışma, sefalet ve savaş hali bitsin istiyoruz. Biz onurlu bir barış için dilimizi büyük bir ciddiyetle kurduk ve bunu koruduk. Ar damarı çatlamış kesimler ise ‘DEM Eş Genel Başkanları çözüm istemiyor’ diye yazıp duruyorlar. Vay efendim, DEM çözüm istemiyormuş diye veryansın ediyorlar. Değerli Türkiye halkları, bunlar külliyen yalandır.

    DEM Parti, onurlu barışın umududur. Bunu bilmemek, bilip de görmezden gelmek, DEM Parti ile ilgili olan bir şey değildir. Umutsuzum diyen Cumhurbaşkanı, projeniz nedir bu soruna dair yaklaşımınız nedir? Bunu sadece DEM Parti değil, bütün Türkiye, 85 milyon insanımız merak etmektedir. Bu konu ile ilgili açıklamalarınızı bekliyoruz.”

    “SAYIN ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER SAĞLANSIN”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’la beraber Salı günü İmralı’ya gitmek için başvuru yaptıklarını hatırlatan Hatimoğulları, “Henüz bu başvuruya bir yanıt almış değiliz. Sürecin takipçisiyiz. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan söyledi; ‘Cesur olacağız, yeni adımlar atacağız.’ Bizler de bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın diyoruz, Sayın Öcalan ile görüşmeler sağlansın” diye konuştu.

    “DEM PARTİ ANKARA VE DİYARBAKIR’DIR”

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘DEM Parti nerededir’ sorusuna cevap veren Hatimoğulları, “Öncelikle şunu söylüyoruz tehdit dilinden vazgeçin. Bizleri tehdit edip durmayın. Tehdit ederek diyalog kurulamaz. Öncelikle bunu bilince çıkarın. Duymak isteyen kulaklar için tekrar ediyoruz; DEM Parti demokrasidir, çözümdür. DEM Parti, ortak vatandaşlıkta, inkarın karşısındadır. DEM Parti sizden daha Türkiyelidir bunu hepiniz bilesiniz. DEM Parti Ankara ve Diyarbakır’dır. Asıl biz kendilerine sormak istiyoruz; Siz bu barış sürecinin neresinde duruyorsunuz? Barış, canınızın istediği anda onu aparat olarak kullanacağız bir şey değildir. Barış cesaret işidir. Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir. Ferasettir barış. Bizler barış sevdasıyla, büyük bir cesaretle okyanusta ama pusulamızı bilerek yüzmeye devam edeceğiz. Barışa giden yolları kapatmaya çalışırlarsa bizler yeniden kanatlanacağız ve barışın rotasında uçmaya devam edeceğiz. Tıpkı ağzında zeytin dalı taşıyan bir güvercin gibi. Asla ürkek değil, büyük bir cesaretle barış demeye devam edeceğiz. Bu da onlara dert olsun” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • FEDA: Saldırılara sessiz kalmayalım

    FEDA: Saldırılara sessiz kalmayalım

    PİRHA- FEDA yaptığı açıklamada, “BM başta olmak üzere bu saldırılara sessiz kalan herkes en az saldırganlar kadar suçludur. Saldırılarına karşı başta biz Aleviler olmak üzere tüm halklar gerekli duyarlığı ve dayanışmayı göstermek durumundayız. Yarın çok geç olmadan mazlumların sesi, onların Xizir’ı olmalıyız” dedi.

    Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Suriye’de süren savaşa dair yazılı açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halkların ve inançların özgür ve demokratik ortak yaşamını yıllardır hedefine alındığına dikkak çekilen açıklamda, “Bu ortaklaşmacı kültürü yok etmek için her seferinde başvurmadığı yol, vermediği taviz kalma bölge halkının kendi iradesiyle kendisini yönetmesini engellemek, halklara ve mazlumlara umut olsun istemiyor” denildi.

    BM başta olmak üzere bu saldırılara sessiz kalan herkes en az saldırganlar kadar suçlu olduğunun vurgulandığı açıklamının devamında şunlara yer verildi:

    “Dünyanın gözü önünde süren bu saldırı, devletli sistemin onayı olmaksızın mümkün değildir. Suriye’yi ve tüm Ortadoğu’nun geleceğini etkileyecek olan bu saldırı engellenemezse 21. yüzyılda vahşi ve barbarların faşist diktatöryal rejimlere yol açacağı açıktır. Rojava devrimini hedefleyen saldırılarına karşı başta biz Aleviler olmak üzere tüm halklar gerekli duyarlığı ve dayanışmayı göstermek durumundayız. Yarın çok geç olmadan mazlumların sesi, onların Xizir’ı olmalıyız.

    FEDA olarak tüm canlarımızı ve mazlum tüm halkları soykırımcı saldırılar karşısında Kobanê ruhuyla alanlara akmaya, Kuzey ve Doğu Suriye halklarıyla dayanışmaya, Rojava devriminin kazanımlarını korumaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD’tan çağrı: Suriye’de toplumsal rızalaşma ile barış tesis edilmeli

    DAD’tan çağrı: Suriye’de toplumsal rızalaşma ile barış tesis edilmeli

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Suriye’de yeniden yükselen savaşa dair açıklama yaparak, “Küresel ve bölgesel vahşet merkezlerinin eliyle tekrarlanan bir katliam ve insanlık suçları pratiği Suriye’de bir kez daha sahneye konulmaktadır” dedi. DAD, Alevi ve Kürt karşıtlığı temelinde yürütülen politikalara ortak olunmaması ve Türkiye’nin olanak ve etkisini Suriye’de toplumsal rızalaşma ve barışın tesisi yönünde değerlendirmesi çağrısında bulundu.

    Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.

    Suriye’deki savaşa dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, yazılı açıklama yaptı. Ortadoğu’nun, insanlığın gelişim tarihinde yaşamın tüm alanlarında önemli kazanımlara öncülük eden bir coğrafya olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Ortadoğu, gerek tarihi, gerekse coğrafi konumu nedeniyle pek çok halkın ve inanç kimliğinin erken dönemlerden bu yana bir arada bulunduğu, hegemon merkezlerin müdahalesi olmadığı sürece güçlü bir ortak yaşam kültürünü var edip sürdürdüğü bir coğrafya olmuştur. Halkların kadim yurdu olan ve insanlığın gelişimine büyük katkılar sunan bu coğrafya emperyalist güçler ve bölgesel gerici hegemon merkezler tarafından savaşlar ve boğazlaştırmalar sarmalında kan deryasına çevrilmiştir” denildi.

    “TALAN VE TAHAKKÜM POLİTİKALARI BÜYÜK YIKIMLARA YOL AÇMAKTADIRLAR”

    DAD, açıklamasının devamında şunlara yer verildi:

    “Küresel ve bölgesel vahşet merkezlerinin eliyle tekrarlanan bir katliam ve insanlık suçları pratiği hali hazırda Suriye’de bir kez daha sahneye konulmaktadır. Eli kanlı ve her türlü insanlık suçunu alenen işlemiş olan çeteler bir kez daha Suriye halklarının üzerine salınmıştır. Pek çok farklı etnik ve inanç kimliğinin bir arada yaşamakta olduğu Suriye ve Ortadoğu merkezli ülkelerin hiç birinde, bir etnik ya da inanç kimliğinin tahakkümü üzerinden demokratik ve eşitlikçi bir yaşam inşa etmenin olanağı yoktur. Bu gerçeği bilen küresel ve bölgesel hegemon güçler ayrıştırma, karşıtlaştırma ve çatıştırma politikalarıyla tüm inanç ve etnik kimliklerden halklarımızı adeta esir almakta, talan ve tahakküm politikaları için araçsallaştırarak büyük yıkımlara yol açmaktadırlar.

    “İNSANLIK SUÇLARINI LANETLİYORUZ”

    Mezhepsel ve etnik düşmanlık temelinde Suriye’de yürütülmekte olan savaşta, her inanç kimliği ve etnisiteden tüm halklar mağdur edilmiş, yüzbinlerce can kaybı yaşanmış ve milyonlarca insan mülteci durumuna düşürülmüştür.

    Gerek rejimin, gerekse muhalif denen katil sürülerinin insanlık suçlarını lanetliyoruz. Sadece demokratik bir Suriye tüm bileşenlerinin, vatandaşlarının ortak vatanı olabilecektir. Suriye halklarına çağrımız rızalaşma temelli bir demokrasinin inşasına taraf olmaları, bu yönde bir duruş göstermeleridir.

    HTŞ öncülüğünde geliştirilen son saldırıların emperyalist ve bölgesel hegemon güçlerin ortaklaşa yürüttüğü ve buna karşın iç çelişkilerin yaşandığı, farklı hesapların yapıldığı bir operasyon olduğu görülmektedir.

    “ALEVİ VE KÜRT KARŞITLIĞI TEMELİNDE YÜRÜTÜLEN POLİTİKALARA ORTAK OLUNMAMALI”

    Bilindiği gibi, bölgesel gelişmelerden birçok etnik ve inanç kimliğinin mevcudiyeti nedeniyle ülkemiz de derinden etkilenmektedir. Bu son gelişme birçok hassasiyete yol açmıştır. Suriye’de İslamı araçsallaştıran yapılar, Alevi ve Kürt halklarına düşmanlık temelinde hareket etmekte ve trajik biçimde ülkemizde de bu zihniyet karşılık bulmaktadır.

    Suriye’deki gelişmeler bağlamında ülkemizin alacağı tutumun toplumsal barışımızı doğrudan etkileyeceği açık bir gerçektir. Bu nedenle Alevi ve Kürt karşıtlığı temelinde yürütülen politikalara ortak olunmaması ve Türkiye’nin olanak ve etkisini Suriye’de toplumsal rızalaşma ve barışın tesisi yönünde değerlendirmesi çağrısında bulunuyoruz.

    Rızalaşma ve demokrasi hem ülkemizin, hem de bölge halklarının öncelikli ihtiyacıdır. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkili olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir” dedi.

    22 Ekim Salı günü Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşma yapmasını, silahların bırakılması, müzakere yoluna gidilmesini, söyledi.

    Devlet, Devlet Bahçeli üzerinden bir tartışma başlattı. Neyi amaçladılar? Hegemonik güçler bu süreçte nasıl konumlanacaklar? Devlet aklı Kürt siyasetçileri birbirine bırakarak, ayrıştırma yaparak asıl muhatabı görünmez mi kılacak? Kürtleri en aza razı edip siyaset olarak etkisiz hale mi getirecek? Yaşanan süreç Türkiye için sıtratejik bir hamle midir yoksa konjoktörel bir planlama mıdır? Sistemsel krizi kısa süreliğine atlatıp AKP – MHP ittikının ömrünü mü uzatacak? 3. Dünya savaşının etkilerini Türkiye’yi olumsuz etkilemesini engellemek için, sahadaki gelişmeleri okuyarak demokratik siyasetin önünü mü açacak? Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Kürtlerle ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alacak bir çözüme mi gidecek? Bütün bunları sahada ki gelişmeler ve atılacak adımların niteliği belirleyecek.

    Biz de tüm bu gelişmeleri Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile konuştuk.

    “BARIŞ SÜRECİNİN DERİNLİKLİ VE KAPSAMLI OLMASI GEREKİYOR”

    PİRHA:Bir tarafta Ortadoğu’da savaşın dozajı yükselirken, Türkiye’de “barış” konuşulmaya başlandı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ayın ardındna Ömer Öcalan’la aile görüşmesi gerçekleştirirken, AKP-MHP kanadındna açıklamalar gelmeye devam ediyor. Ardı ardına yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Zeynel KETE: Çoklu kayıpların ve kazanımların yoğunca yaşandığı bir dem-i davrandı yaşıyoruz. An geçmişin yükünü omzunda taşır. Yaşanan her anın tarih olduğu realitesi tecrübeyle sabittir. Yaşadığımız an geçmişin yükünü omzunda taşır. Bu hakikatle olaylara yaklaşmak, çözüm odaklı yaklaşımdır. Kürt Sorunu cumhuriyet tarihinde devletin ulus yaratırken tekçiliği esas almasından kaynaklı yaratılan bir sorundur. Sorun Kürtlerin kendisinden kaynaklı değildir. Kapsama alanı çok geniş, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, tarihsel boyutu olan bir sorun. Sorunun çok kapsamlı olması “barış sürecinin” de derinlikli ve kapsamlı olmasını gerektiriyor. Elbette ki dünyada ki gelişmeler Türkiye yi derinlikli etkikemekte. 3. Dünya savaşının etkilerinin Türkiye yi çoklu boyut ile etkilediği günümüzde barış söylemini iyi değerlendirmek gerekiyor.

    Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İsrail sadece kendine güç değildir aynı zamanda hegemonik ABD gücü demektir. Enerji hatlarının yeniden dizaynı söz konusudur. Güçler dengesi kendini yenilemektedir; ittifaklar yenileniyor,çatışmalar derinleşiyor. Özellikle iç barışını sağlamayan Ortadoğu’daki tekçi ulus devletler, kapitalist modernist güçler için sorun teşkil etmektedir. Egemenlerin çıkarı için ulus devletlerin yeniden inşası söz konusudur. Türkiye, İran, Irak, Suriye bunların başında gelmektedir. Ortadoğu’da yaşanan savaş sadece İsrail, Hamas ve Hizbullah ile sınırlı değildir, yayılma alanı genişleyen Güney Lübnan ve Gazze ile içine alan Yemen, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı ciddi etkileyen bir süreç söz konusudur. Neredeyse Ortadoğu’nun tamamı bu savaşın içindedir. özellikle İsrail yetkililerinin dile getirdikleri “7 Ekim öncesi ile 7 ekim sonrası aynı olmayacak” sözü bölgedeki meydana gelen değişimlerin somut bir ifadesidir. Ortadoğu’da İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye İran savaşı bölgesel bir düzeye geldiği, savaşın derinleşmesi ile bölgenin kapitalist modernist güçler tarafından dizayn edilmesi doğru orantılıdır. ABD, İsrail Avrupa’nın İran’a tehtidleri, müdahalesi Basra Körfezi’nde başlayan ve bir bütün olarak Akdeniz’i etkileyecek Kürt jeopolitiği gerçekliği ortada duruyor.

    “100 YILLIK İNKAR SİYASETİ SIKIŞMIŞ DURUMDADIR

    -Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi de yeniden konumlanmayı itiyor?

    Kesinlikle. Türkiye iç siyasetinde her boyutuyla sistemsel krizin derinlemesine yaşanması, çaresizliğin her alanda görünür olması, toplumsal çürümenin gizlenecek düzeyde olmaması, bir çöküşün yaşanmasıyla beraber, uluslararası konjonktürde oyun kuranların Türkiye’yi konsepte dahil etmemesi gibi faktörler belirleyicidir.

    Uluslararası dengeler ve Türkiye’deki egemen siyaset Kürtleri içeride parçalama, yanında tutma, en aza razı etme çalışması yürütmektedir. Bu pazarda milli muhalefet ve milli iktidar aynı mantıkla hareket etmektedir. Gelinen aşamada 100 yıllık inkar siyaseti sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlığı aşmak için bir yöntem bulmaları gerekiyor. Halkın beklentilerini, acılarını, özlemlerini, istemlerini, sahadaki gelişmeleri, uluslararası konjektörü görmezden gelerek toplumun umutlarıyla oynama sahte bir oyun halidir telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır.

    Kürtlerin, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alınması, toplumsal barışın inşa edilmesi için barış mücadelesi potansiyelleri yüksektir. Geçmişteki pratikler, sahada yaşananlara sıtratejik yaklaşılması, demokratik siyaset anlayışı çerçevesinde sürece cevap olma konusunda teorik ve pratik olarak güçlü katkılar sunarlar.

    ALEVİ TOPLUMU SITRATEJİK BİR SÜRECE SUSARAK, BEKLEYEREK CEVAP OLAMAZLAR”

    -İfade ettiğiniz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesi, Alevilerin de temel hak mücadelesi. Bu süreçte ortak mücadele hattı barışın tesisi bağlamında ne anlam taşıyor?

    Türkiye’de inşa edilecek onurlu bir barış iklimi nihayetinde Alevi toplumu açısından da olumlu olacaktır. Tekçilik esas alınarak inşa edilen ulus devlet anlayışının en önemli iki topluluğu Kürtler ve Alevilerdir. Bu bakımdan onurlu bir barış Alevi toplumun zihin kodlarına uygundur. Yüzyıldır Alevi sürekleri yaşanan savaş ikliminde en çok etkilenen inanç kesimini oluşturmaktadır.

    Barış mücadelesi vermek Aleviler açısından ibadetten sayılır. Hakikat ve özgürlük arayışı aynı zamanda toplumsal barış mücadelesi demektir. Tarihsel hakikatlerinden aldıkları güç ile, yaşadıkları fiziksel ve kültürel soykırım süreçleri göz önüne alındığında sürece sıtratejik bir çerçevede okumaları toplumsal çıkarlarına uygun olur.

    Alevi toplumu sürecin olgunlaşması ile paralel olarak söz söyleme, pratik geliştirme lemaletleri vardır. Barış her halükarda Alevileri ilgilendirir. Yüzyıllık cumhuriyet modernitesi döneminde Kürtlerle beraber “muteber vatandaş” olmadılar. Kaldı ki Alevilerin büyük bir çoğunluğu Kürt idiler. Bundan dolayı hem inançlarından hem de etnik yapılarından dolayı çifte baskı gördüler.

    Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir.

    Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkilidir. Bu mana ile Kürt sorunun demokratik bir çerçevede çözülmesi gerekiyor. Alevilerin barışı savunurken ilkesel davranmaları gerekiyor. Mazlum kimdir? Sorunun kaynağı neresidir? Doğru barış savunuculuğu nedir? Sistemin iyisi ve kötüsüne rıza göstermeden üçüncü göz (Gönül gözü) mensupları kimlerdir? Barışı anlamlı kılmak, inşa etmek aslında tarihi de anlamlı kılmaktır. Aleviler toplumsal bilinçleri, farklılıkların ikrarlı birliği ilkesini esas alarak güncel ihtiyaçları ile bütünleştirmeleri gerekiyor. Aleviler demokratik siyasetin ve barış sürecinin öznesi olmalılar. Demokratik ve özgür bir yaşam için özne olmaları tarihsel hakikatlerinin gereğidir. Özne olmadan özgürlük olmaz. Parçalı duruş esaret ve yoksulluk demektir. Birlik, hakikat meydanında cümle can ile ikrarlı bir yaşam ve birlik özgürlüğe ve var olmaya götürür. Sürecin durumuna göre Aleviler mutlaka görev almalı. Üçüncü göz olmaları olumlu bir hava yaratır.

    Barış dönemlerinde toplumu harekete geçiren manevi güçler vardır. Alevi pirler, Seydalar, Analar, kültürel İslamı yaşayanlar, komün güçleri, pirler, bilgeler, kanaat önderleri barış talebini toplumsallaştırmalıdır, bu potansiyelleri yüksektir.

    “HALKIN İRADE, BİLİNÇ VE KARAR GÜCÜ OLMASI İLE BARIŞ İNŞA EDİLİR”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Sonuç olarak barışın anlamı silikleştirilmemeli, ulaşılmaz kılınmamalı. Barışın anlamı yitikleşmemeli. Barışın anlamı yitikleşirse hakikatte yok olur, yitikleşir. Barışın anlamı derinleştirilmelidir. Varoluşun asıl amacı bütünselliktir. Bundan dolayıdır Aleviler “cümle can” kavramını kullanıyor. Görüşmeleri yürütecek taraflar bu mana derinliğini göz önüne almaları, sorunun çözümünü kolaylaştırır. Tarihsel okumalar bize şöyle bir hakikati de göstermiştir. Hakikat ve özgürlük arayışı yürüten hiç bir kurum, örgüt veya lider kendi kaderi ile ilgili belirsizliği kabul etmez. Bu barış için önemli bir tespittir.

    Üçüncü dünya savaşında kartlar yeniden karılırken Kürtlerin Ortadoğu ve Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleme konusunda kilit bir konuma geldikleri gerçekliği inkar edilmez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyaset perspektifi ile toplum politikleşir, politikleşen toplum özgürleşir ve toplumsal barışını inşa eder. Siyaset sorunları ortak irade ile çözme, birlikte karar alma, ikrar ve rızalığı esas alama, bunun için Hak meydanını açma sanatıdır. Halkın irade, bilinç ve karar gücü olması ile barış inşa edilir. Gelinen aşamada taraflar imkansızı yapmazlarsa, olanaksız olanla karşı karşıya kalırlar. Barış için mücadele eden, cümle canı Hakk’ın varlık deryası olarak gören bu konuda pratik geliştiren cümle canlara aşk olsun.

    PİRHA/ADANA