Etiket: ortadoğu

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Gelin gök kubbeyi barışla dolduralım!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Gelin gök kubbeyi barışla dolduralım!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, savaşın yoğunlaştığı Ortadoğu’da demir kubbeler çözümün yolu olmadığını vurgulayarak, “Şöyle dönüp İsrail Filistin savaşına Lübnan’a savaşa çekilmek istenen İran’daki gelişmelere baktığımızda; hiçbir demir kubbenin hiç kimseyi korumadığını gördük. Oysa barış korurdu. Gelin Ortadoğu’da Türkiye’ye kadar gök kubbeyi demirden çelikten arındıralım, gelin gök kubbeyi barışla dolduralım. Halklar kazansın, barış kazansın, kardeşlik kazansın” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, iktidarın çelik kubbe bahanesiyle borçtan vergi almaya çalıştığına dikkat çekerek, “Güvenlik adıyla toplumun işini aşını çaldılar. Bir avuç zenginin kasasını doldurdular. Hazine ve Maliye Bakanı, “Savunma projelerine kaynak gerekiyor. ‘750 lira vergiyi çelik kubbe için alıyoruz’ diye bir açıklama yaptı. Herkese tavsiyemiz, bu iktidar milli güvenlik deyince herkes elini cebine atsın ve baksın. Bu iktidarın hırsız eli senin cebinde mi değil mi? Bu gerçekten söylüyoruz şaka olsun diye söylemiyoruz. Çünkü onlar her milli güvenlik dediklerini ellerini cebimize uzatıyorlar. Bu iktidar, uyguladığı ekonomi politikaları en temel milli güvenlik problemidir. Bu iktidar, yurttaşımızı aç bırakmıştır. Bu iktidar sistemle el ele vererek çetelerle bu ülkeyi yönetmeye kalkmıştır” dedi.

    “HER BİR KADINA GÜNLÜK 38 KURUŞ DÜŞÜYOR

    Türkiye’nin kadınların, çocukların katledildiği bir ülkeye dönüştüğünü vurgulayan Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    İktidar bu bütçeyi halkın, emekçinin, yoksulun, kadının sırtına yükleyerek bütçe yapmaya çalışıyor. Bu bütçe iktidarın politik tercihleri çerçevesinde geliştirilen bir bütçe. Bakın kadın katliamlarından bahsettik. Yüreğimizi, içimizi dağlayan her gün yüreğimizi paralayan ve politik olan kadın cinayetlerinin yaşandığı bir süreçte iktidarın 2025 yılı bütçesinde kadının güçlendirilmesi başlığı altında ayırmış oldukları bütçenin miktarına bakın; 5.9 milyar tl. Yani bu bütçe kadının güçlendirilmesi için her bir kadına günlük 38 kuruş düşüyor. Gerçek rakam bu; 38 kuruş. Aklımızla alay ediyorlar. Kadınlara 38 kuruşu layık gören bu iktidar faiz lobisine tam 1 trilyon 950 milyar TL ödenek ayırmış. 2025’te faize günde 5 milyar 416 milyon lira saatte 225 milyon lira dakikada 3 milyon 761 bin lira, saniyede 62 bin 693 lira ödeyecekler. Yani sadece saniyede faize ayırmış olan bütçe 4 asgari ücrete tekabül ediyor. Asgari ücretliye emekçiye emekliye verdikleri değeri yine faiz lobisine ayırdıkları bütçe ile kıyasladığımızda ne kadar değersiz olduğunu görüyoruz.”

    Tülay Hatimoğulları, iktidarın meclise getirdiği bu bütçenin sefalet, felaket ve şiddet bütçesi olduğunu vurgulayarak, Meclisteki görüşmelerde en güçlü muhalefeti DEM Parti olarak yapacaklarını söyledi.

    Türkiye eğer gerçekten güvenli bir sınıra sahip olmak istiyorsa yapması ilk şeyin Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi olduğunun altını çizen Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “Değerli Türkiye halkları hepimiz bu gerçekliği görmek durumundayız. Sahte güvenlikçi politikalar bizleri yoksullaştırdığı ekmeğimizi küçülttü. Kürt halkı bizlerin tarihsel kardeşidir. Türk, Kürt, Arap, Acem, Ermeni ve birçok halk Ortadoğu’nun kadim halkıdır ve tarihsel kardeşlik vardır aralarında. Halkların dilini konuşması anadilinde eğitim görmesi, anayasa haklarının eşit bir şekilde tanımlanması bir ülkeyi bölmez tam tersine halklar arasındaki dayanışmayı güçlendirir. Bizleri daha güçlü bir toplum haline getirir. Dünya savaşının zikredildiği bir dönemde savaşın yoğunlaştığı Ortadoğu’da demir kubbeler çözümün yolu olmadı. Şöyle dönüp İsrail Filistin savaşına Lübnan’a savaşa çekilmek istenen İran’daki gelişmelere baktığımızda; hiçbir demir kubbenin hiç kimseyi korumadığını gördük. Oysa barış korurdu. Gelin Ortadoğu’da Türkiye’ye kadar gök kubbeyi demirden çelikten arındıralım, gelin gök kubbeyi barışla dolduralım. Gelin barışın sesini sadece Türkiye’den değil, sınırları aşacak sınırların çok ötesine ulaşacak şekilde barış çığlığını hep birlikte büyütelim, bunu bir temel politik çizgi haline hep beraber getirelim. Halklar kazansın, barış kazansın, kardeşlik kazansın.

    TECRİT KALDIRILMALI

    AKP’nin dış politikası iflas etmiştir. Ama bölgede barış demek için Kürt sorununun çözülmesi bizlerin elindedir. Kürt sorunun çözüm yolu, yöntemleri ve muhatapları bellidir. Ortadoğu ve Türkiye’de barışın muhatabı İmralı’da ağır tecrit altında bulunan Sayın Abdullah Öcalan’dır. Kürt sorunun çözüm yeri Meclistir. Parlamentoda ve siyasette muhatap DEM Parti’dir. Demokratik zeminde siyasi partiler ve demokrasi güçlerinin tamamıdır, toplumun bizatihi kendisidir. Geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz ki toplumsallaşamamış bir barış gerçek olarak bir barışı gerçekleştirememiş sağlayamamış oluyoruz. Barış bilinci toplumun bütün hücrelerine yayılmalı ki, bütün toplum tarafından benimsenmelidir gerçek bir barış olsun. Bir başlangıç olacaksa tecrit derhal kaldırılmalıdır. Kürt sorunun çözümünde pusula demokratik müzakere ve onurlu barıştır. Çözümü kimseden dilenmiyoruz. Onurlu bir barış için üstünlük almaya hazırız.”

    “ACİL BİR BİÇİMDE ADIM ATILMALIDIR”

    Grup konuşmasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup konuşmasında sarf ettiği “Bugün kitabın orasından konuşacağım. Öcalan gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini açıklasın, sonra da umut hakkı için başvurusunu yapsın” sözlerine de cevap veren Tülay Hatimoğulları, “Tecrit 44 aydır devam ediyor. Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması için yıllardır mücadele ediyoruz. Demokratik kamuoyu yıllardır ‘Tecrit kaldırılsın’ diyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kesinlikle kaldırılmalıdır. Fiziki olarak gelsin konuşsun diyoruz. Geçen hafta, ne diyeceğini hep birlikte görelim dedik. Bu hafta da aynı sözü tekrarlıyoruz. Bırakın tecrit kalksın Sayın Öcalan çıkıp konuşsun ve ne konuştuğunu hep birlikte görelim. DEM Parti olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzun altını buradan bir kez daha çiziyorum. Söz veriyoruz; bu ülkeye onurlu bir barış gelecek” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Kadın katliamının sorumlusu iktidardır-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları: Kadın katliamının sorumlusu iktidardır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini vurguladı. Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor? Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor?Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor. 6284 sayılı kanunu iptal etmeyi tartışan iktidardan ve erkek devletten alıyor. Toplum nezdinde bunları normalleştiriyorlar. Artık yeter. Bir kadının dahi öldürülmesine tahammülümüz yok. Erkek şiddetine karşı önleyici politikalar derhal hayata geçirilmelidir. Yargı erkek yargı olmaktan çıkmalıdır. Cezasızlık sisteminden vazgeçmelidir” dedi.

    Ekmek ve Adalet Kampanyası kapsamında yaptıkları faaliyetlere dikkat çeken Hatimoğulları, yurttaşların aç ve yoksul olduğunu söyleyerek, “Bıçak kemikte değil bıçak ilikte. Tablo tam olarak böyle. AKP iktidarının uyguladığı politikalardan bu sömürücü sistemden dolayı üreten de aç, tüketen de aç. Gelirde, vergide, ücrette adalet yok. Yargıda adalet yok. Bu iktidarın yönetme ehliyeti de yok. Bu iktidar bir an önce gitmelidir” diye belirtti.

    “HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”

    Filistin’de Lübnan’da süren savaşa işaret eden Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “100 yıl önce masa başında haritalar çizildi. Dün bir yılını dolduran İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarından yaklaşık 40 bin insan yaşamını yitirdi. Bu bilinen sayı. Bir de bilinmeyen var. Eminiz ki bundan daha çok fazlası var. Filistin’de Lübnan’da yaşamını kaybeden insanları saygıyla anıyorum. Siviller katledildi, topluma dönük inanılmaz düzeyde baskılar söz konusu. Ortadoğu halklarına emperyalist bir dizayn dayatılıyor. Harita yeniden çizilmek isteniyor. Filistin yakıldı, yıkıldı. Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Çin-Tayvan savaşı gündemde. Şimdi İsrail’in Beyrut’a Suriye’ye hatta daha da sınırları genişleterek Irak ve İran’a kadar uzanan saldırılar söz konusu. Bu savaş çok kutuplu dünyada yeni bir paylaşım savaşıdır. Yepyeni bir dünya düzenini yaratmak için yola çıkmış emperyalist güçlerin bölgesel savaşlarıdır. Enerji kaynakları; Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon gaz rezervleri enerji nakil hatları üzerinden dünya yeniden şekillendirilmek isteniyor. Bu nedenle bu savaşlar çıkarılıyor.

    Çok daha büyük yıkım, çok ağır bir yıkım dünyanın yer kürenin ortadan kalkması anlamına gelecek büyük bir yok oluşun habercisidir bunlar. İşte nedenle bu hafta yaptığımız Avrupa Konseyi görüşmelerimizde oradaki hükümetlerin temsilcilerine Avrupa Parlamentosu temsilcilerine şu görüşlerimizi ilettik. Bütün Türkiye kamuoyu bilsin. Artık herkesin barış konusunda elini taşın altına koyması gerekiyor. Çünkü nükleer saldırılar karşısında hiç kimsenin, doğanın yaşama şansı kalmayacaktır. Gelin sınır tanımadan evrensel bir barış hareketini örgütleyelim. Dönemin ihtiyacıdır, gelişmelere bağlı olarak bu asli görevimizdir.”

    “TÜRKİYE’DE ORTAK BİR YAŞAM UMUDU VAR”

    AKP-MHP iktidarının, yayılmacı ve Osmanlıcı bir çizgide izlediğini aktaran Hatimoğulları, “İktidar dış politikasını Kürt düşmanlığı üzerinden bina etti. Erdoğan, ‘İsrail’in gözü Anadolu’da’ diyor. Bu gerçeklerin altını çizmek zorundayız. Erdoğan ‘one mine’ çıkışıyla ya da BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail karşıtı yaptığı konuşmalarla bir yol aldığını zannediyorsa yanılıyor. Bu konuşmalar hamasettir, pratik karşılıkları yoktur. Biz diyoruz ki halkların Türkiye’de ortak bir yaşam rüyası ortak bir yaşam umudu var” şeklinde konuştu.

    “DEM PARTİ OLARAK ONURLU BARIŞ İSTİYORUZ

    Hatimoğulları, Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğinin altını çizerek şunları ifade etti:
    “Sadece Türkiye’de değil; Suriye’de statü elde etmek üzere olan Kürt halkının statü hakkına dayanışmacı bir çizgi ile yaklaşılmalıdır. Bu Türkiye’nin resmi görüşü olarak da sunulabilmelidir. Barışın bölgede sağlamanın yolunun buradan geçtiğini kimse unutmamalıdır. Bizler bu taleplerimizi yükseltmek için özellikle İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecridin kırılması gerektiğini canı gönülden savunuyoruz.

    Bunun için de 13 Ekim’de “Abdullah Öcalan’a özgürlük Kürt sorununa çözüm” diyerek Amed’de 10 binlerle mitingde olacağız. Biz Amed’den barışın sesini Ankara’ya İstanbul’a Amed’den barışın sesini Beyrut’a Filistin’e Amed’den barışın sesini Ukrayna ve Tayvan’a kadar ulaştırmak istiyoruz.

    DEM Parti olarak onurlu barış istiyoruz. Onurlu barışın tesis edilmesi için ödenecek bedel ne ise verilecek mücadele ne ise veriyoruz, vermeye de hazırız. Bu konuda müzakere ve diyalog gerektiren dönemlerde de müzakereye de diyaloga oturmaya da hazırız. Ama şu unutulmamalıdır ki söz de değil özde. Kamera karşısına çıkıp iki söz söyleyerek yetinilmesi değil, tam da çözüme dair bir plan ve programın kamuoyuna açıklanması, böylesi bir programla ortaya çıkılması ve böyle bir somutlukla ancak siyaset konuşulabilir.”

    Grup toplatısı sonrası gazetecilerin MHPlideri Devlet Bahçeli’nin “tokalaşma” çıkışa dair sorularını yanıtlayan Tülay Hatimoğulları, “Türkiye’nin iç barışa ihtiyacı var. Atılacak adımları biz de izleyeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Musa Kulu: Savaşa karşı susmak Alevi hakikatine asla denk düşmez- VİDEO

    Musa Kulu: Savaşa karşı susmak Alevi hakikatine asla denk düşmez- VİDEO

    PİRHA- Orta Doğu’daki savaşlara karşı herkesin ses çıkarması gerektiğinin altını çizen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” dedi.

    Filistin ve İsrail arasındaki savaşta ölümler günden güne artıyor. Öte yandan Türkiye ordusunun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yaptığı saldırılarda birçok sivil yaşamını yitirdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, İsrail- Filistin arasındaki çatışmaları ve Kuzey Doğu Suriye’ye yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Dünyadaki hiçbir savaşın haklı gerekçesinin olmadığına vurgu yapan Kulu, herkesin savaş karşısında barışı savunması ve söz kurması gerektiğinin altını çizdi.

    “SAVAŞIN İNANCIMIZDA YERİ YOK, HERKES KARŞI ÇIKMALI”

    Tırmanan savaş ortamına ilişkin konuşan Musa Kulu, “Bugün Orta Doğu’da mazlum iki halk var. Filistinliler ve Kürtler. Kendi inancı ve hakikatini, yaşamını sürdüren halklar bu savaşlarda katlediliyorlar. Dünyada hiçbir savaş haklı değil. Hem dünya hem de insanlık hiçbir kazanım elde etmez. Tek kazanan sermaye ve iktidarlar olur” dedi.

    Kulu, Aleviliğin bir barış inancı olduğunu belirterek, “Bizim inancımızda cana kıyan ve insanlık adına bir utanç olan ölümü haklı kılmak asla Alevi hakikatine denk düşmez. Hepimizin savaşa karşı ses çıkarması gerekiyor” sözlerini kullandı.

    “FİLİSTİN’E SES ÇIKARAN ROJAVA’NIN DA YANINDA OLMALI”

    İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Kuzey ve Doğu Suriye’deki yıkıma da karşı çıkmak zorunda olduğuna işaret eden Musa Kulu, bunun bir insanlık borcu olduğunu ifade etti.

    Orta Doğu’da, Ukrayna’da veya dünyanın herhangi bir yerinde savaşta masum insanların öldüğünü ve buna karşı bir direnişin gerekliliğini vurgulayan Kulu, şunları söyledi:

    “Bugün Orta Doğu’nun yeniden şekillenmesi için yeniden başlatılan İsrail, İngiliz ve Avrupa ortaklığında başlatılan bu savaşa hayır demek bizim insanlık borcumuz ve inancımızın gereğidir. Öte yandan İsrail ve Filistin’deki savaşa karşı olanların Rojava’daki yıkıma da karşı çıkmaları gerekiyor. Bunu yapmadığımız zaman eksik kalacağımızı, insanlıktan çıkacağımızı, başımıza geldiğinde ise yanımızda kimsenin olmayacağını bilmemiz gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Mersin’de HDP’lilerden açıklama: Rojava’ya yapılan saldırı hepimize yapılmıştır- VİDEO

    Mersin’de HDP’lilerden açıklama: Rojava’ya yapılan saldırı hepimize yapılmıştır- VİDEO

    PİRHA- Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarda sivillerin yaşamını yitirmesine ilişkin Mersin’de açıklama yapmak isteyen HDP’lileri polis engelledi. Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, parti binasını ablukaya alan polisin suç işlediğini belirtti. Rojava halkına yapılan saldırıları da kınayan Bozan, “Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Rojava halkının yanındayız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Yeşil Sol Parti, Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Tevgera Jinen Azad (Özgür Kadın Hareketi) Mersin İl Örgütleri, Türkiye’nin Rojava’ya yönelik saldırılarını protesto etmek için Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yapmak istedi.

    Parti binasını ablukaya alan polisler, açıklama yapılmasına müsade etmedi. Kitle, “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Rojava halkı yalnız değildir” sloganları attı.

    “POLİS AÇIKÇA SUÇ İŞLİYOR”

    HDP İl Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız, polisin parti binasının içine kadar yolu kapatmasına tepki gösterdi. Sarıyıldız, bu uygulamanın suç olduğunu belirterek, “Kürt halkı ve demokrasi güçleri maruz kaldığı zulme karşı hiçbir zaman geri adım atmadılar. Bizler de bu uygulamanın suç olduğunu ve bu baskıları kabul etmediğimizin altını çiziyoruz” dedi.

    GAZZE VE ROJAVA İÇİN BARIŞ TALEBİ

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ise, Filistin ve Rojava’daki saldırılarda sivillerin katledildiğine vurgu yaptı.

    Bozan, şöyle devam etti:

    Ortadoğu’da Filistin ve İsrail arasında çatışmalar var. Ve bu savaşta siviller katlediliyor. Savaşlarda sivillerin katledilmesini kesinlikle kabul etmiyoruz. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Gazze için insan hakları diyorsa Rojava için de insan hakları demeli. Rojava halkı bizim kardeşlerimiz, akrabalarımızdır. Bu nedenle Rojava’ya yapılan saldırıları kendi evimize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da Kürt sorunun çözümü için müzakare yollarının açık olması gerekiyor. Gazze için ne talep ediliyorsa Rojava için de aynısını talep ediyoruz. Kürdistan’ın herhangi bir parçasına yapılan saldırı Kürdistan’ın tamamına yapılmıştır, bize yapılmıştır. Rojava halkı yalnız değildir” diye konuştu.

    Milletvekilinin konuşmasının ardından kitle, sloganlar eşliğinde oturma eylemi yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • KESK’li kadınlar: Yaşamlarımıza sahip çıkmaya, 8 Mart alanlarına çağırıyoruz-VİDEO

    KESK’li kadınlar: Yaşamlarımıza sahip çıkmaya, 8 Mart alanlarına çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA-KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair açıklama yaparak “Eşit ve özgür bir hayatı biz kadınlar kuracağız, 8 Mart’ta sokaklarda ve alanlarda olacağız” mesajını verdi. 

    KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili Eğitim Sen 1 No’lu Şube binasında basın toplantısı düzenledi.

    8 Mart’ta sokaklarda olacaklarını duyuran KESK’li kadınlar, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması için mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

    “KADINLARIN YAŞAMLARI ÇALINIYOR”

    Basın açıklamasını Eğitim Sen 3 Nolu Eğitim Sekreteri Melek Aşır okudu. Aşır, iktidarın, kadınların yaşadıklarını görmezden geldiğini belirterek, “Kadınlara güvencesiz ve sendikasız çalışma biçimlerini dayatmaya devam ediyor” dedi.

    Melek Aşır, kadına yönelik şiddetin yaşamın tüm alanlarında sürdüğüne vurgu yaparak şunları dile getirdi:

    “Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddete uğruyor, ‘intihar’ denilen son derece şüpheli ölümlerle kadınların yaşamları çalınıyor. Buna karşın yaşamlarını korumak için öz savunmasını kullanan kadınlar serbest bırakılmak yerine, ağırlaştırılmış cezalarla cezaevlerinde yaşamaya mahkûm ediliyor. Biz kadınlar biliyoruz ki eşitlik ve özgürlük talebimiz devletin erkek egemen hukukuna sığmayacak; evde, işyerinde, sokakta cinsiyetçiliği ve tacizleri ifşa etmeye devam edeceğiz!

    Tüm dünyada, özellikle de yaşadığımız Ortadoğu coğrafyasında ve ülkemizde kazanılmış haklarımıza dönük yoğun saldırılara ve dinselleştirme politikaları ile bizi toplumsallıktan kopararak yaşamımız üzerinde kurulmak istenen denetime karşı ‘hayatımızdan ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz’ diyerek direniyoruz.”

    “8 MART KADINLAR İÇİN ÜCRETLİ İZİN GÜNÜ SAYILMALI”

    Eşitsizliğin, sınırsız tüketimin, sömürünün, yoksulluğun sistemleştiği; kapitalizmin, kadın ile kurduğu ‘ucuz emek-kutsanmış annelik’ ilişkisinin neoliberal politikalarla tüm dünyada yeni kölelik koşullarının dayatıldığı bu dönemde, kadının varoluş mücadelesi çok daha anlamlı bir hale gelmiştir. Hep birlikte sesimizi yükseltmek, demokratik, özgür ve eşit bir dünya kurabilmek, aşağıdaki taleplerimizi haykırmak için mücadelemizi yükseltelim!

    • Kadın istihdamının önündeki engellerden olan bakım hizmetleri kadının üstünden alacak özel politikalar uygulanmalıdır.
    • Salgın döneminde, artan kadın işsizliğini azaltacak istihdam politikaları hızla hayata geçirilmelidir.
    •  Kadın istihdamında tek seçenekmiş  gibi sunulan esnek-güvencesiz ve kayıt dışı çalıştırmaya son verilmeli, güvenceli iş, güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır.
    • Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli sayılmalıdır.
    • Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçirilmesi sağlanmalıdır.
    • Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmelidir.
    • 8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.
    • Covid-19 aşısı en kısa sürede yaygın ve ücretsiz uygulanmalıdır.

    Kadınların eşit ve özgür olduğu, sömürünün baskının ortadan kaldırıldığı bir gelecek için,

    Hayatlarımıza sahip çıkmak için,

    Savaş ve işgal politikalarına geçit vermemek için,

    Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz bizimdir demek için,

    Doğamıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkmak için,

    Emeğimizi ve hayatı örgütlemek için,

    Demokrasiyi, barışı, laikliği kazanmak için,

    Tüm kadınları, gökkuşağı gibi tüm renklerimizle bir arada olmaya, haklarımıza ve yaşamlarımıza sahip çıkmaya 8 Mart alanlarına çağırıyoruz.”

    KESK’li kadınlar, basın açıklaması ardından PTT Mithatpaşa Şubesi’ne geçerek KESK’li tutsak kadınlar mektup gönderdi.

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD: Aleviler savaş istemiyor, Libya Tezkeresi’ne hayır

    PSAKD: Aleviler savaş istemiyor, Libya Tezkeresi’ne hayır

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Libya’ya asker gönderilmesini içeren tezkerenin Meclis’te kabul edilmesine tepki gösterdi. Yapılan yazılı açıklamada, AKP ve MHP’nin Libya’da yeni bir bataklık yaratma peşinde olduğu belirtildi. 

    Libya’ya asker gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Meclis’te kabul edildi. AKP ve MHP asker gönderilmesini onaylarken, CHP, İYİ Parti ve HDP tezkereye karşı çıktı. 157’ye karşı 325 oyla tezkere Meclis’ten geçti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, yaptığı yazılı açıklamayla Libya Tezkeresi’ne hayır diyerek tepki gösterdi.

    Alevilerin dünyanın hiç bir halkını düşman görmediği ve savaş istemediği belirtilen açıklamada, halkın yoksulluğa ve savaşa mahkum edildiğinin altı çizilerek, AKP ve MHP’nin Libya’da yeni bir bataklık yaratma peşinde olduğu kaydedildi.

    “LİBYA’DAKİ SAVAŞA TARAF OLMAK DAHA FAZLA KAN VE GÖZYAŞI DEMEKTİR”

    Meclis’te onaylanan savaş tezkeresinin başta Libya ve bölge halkları için daha fazla kan ve gözyaşı olduğu ifade edilen açıklamada, “Suriye’de dökülen kan, çekilen acı yetmiyor mu? Libya’daki ateşi söndürmek için insani yardımların ulaştırılması yerine, oradaki savaşa taraf olmak yeni acılar ve gözyaşı demektir. Savaş bilinçli ve planlanmış milyonlarca cinayet demektir” denildi.

    AKP ve MHP’ye başka ülkelerin içişlerine müdahale etmekten vazgeçme çağrısı yapılan açıklamada, AKP ve MHP’nin Türkiye’de yarattığı milyonlarca işsiz ve açlık ordusunun hesabını vermesi gerektiği kaydedildi.

    “ALEVİLER SAVAŞ İSTEMİYOR”

    “Ortadoğuda emperyalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda hareket etmekten derhal vazgecmelidir” denilen açıklamada şunları ifade edildi:

    “Savaş ve kandan beslenenlerin gerçek yüzü, hiçbir inanca ve yaşama saygısı olmayan, kendi çıkarları adına her yola başvuran, yalan ve talandır. Bu iktidar, doğa katliamından, ekolojik dengeye, savaş, rüşvet ve yolsuzluk batağına gömülmüş, bitmiş tükenmiş bir siyasi organizasyondur. Çıkarları ters düştüğü için bugün sözde ayrı düştükleri Ahmet Davutoğlu’nun “öfkeli gençlerinin” Suriye’de neler yaptığını tüm dünya görmüştü. Bu gün aynı şeyi Libya’da görmek istemiyoruz.”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevilerin savaşa karşı olduğunu belirtilerek, Libya tezkeresini kabul etmediklerini kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Haber-Sen: Zenginlerin savaşında yoksullar bedel ödüyor-VİDEO

    Haber-Sen: Zenginlerin savaşında yoksullar bedel ödüyor-VİDEO

    PİRHA – Haber-Sen, AKP iktidarının Suriye politikalarını eleştirdi. Yapılan açıklamada,  “Emperyalist güçlerin kapışma alanı haline gelen bir bataklıkta, onların sattığı silahlarla, hepimizin geleceğini tehdit edebilecek tehlikeli vaatlerde bulunarak, başka bir ülkenin toprağında askeri bir operasyona girişmenin kimin ihtiyacına yanıt verdiği büyük bir soru işaretidir”  denildi. 

    Haberin videosu

    Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber-Sen), Türkiye’nin Suriye’ye yönelik harekatını kınayarak basın açıklaması yaptı.

    Eğitim-Sen Genel Merkezinde yapılan açıklamaya tüm şube başkanları da katıldı.

    “HAREKAT KARDEŞLİK DUYGUSUNU ZEDELEYECEKTİR”

    “Barış kazanacak” başlıklı açıklamayı okuyan Haber-Sen Genel Başkanı Musa Özdemir, “İç politikada yaşadığı düşüş, ekonomik kriz ve Kürt sorunundaki çözümsüzlük dayatması iktidarı yeniden savaşa, yeniden sınır ötesi operasyondan medet ummaya götürdü” diyerek şunları söyledi:

    “Uluslararası güçlerin ve sermayenin gözetiminde ülke güvenliği gerekçesiyle ‘Barış Pınarı’ adı altında başlatılan savaş, kimseye barış götürmeyeceği ortadayken savaşı devam ettirme inadı halklara zulüm ve ölümden başka bir şey getirmeyecektir. Adına ‘barış pınarı’ dense de Kürt, Türk, Arap halklarının arasındaki kardeşlik duygusunu zedeleyecek, bir arada yaşamı olanaksız hale getirecektir

    Dört yıl önce 10 Ekim 2015’te Ankara’da Emek-Barış-Demokrasi mitinginde yaşanan ve 103 insanımızı yitirdiğimiz katliam, bizlere ödetilen bedellerden sadece biridir. Ortadoğu’daki savaş politikalarının besleyip, büyüttüğü, Türkiye’de yüzlerce insanımızı aramızdan alan katliamları gerçekleştiren IŞİD’in, dünyanın dört bir yanından gelen ve yurttaşı oldukları hiç bir ülkenin geri almak istemediği binlerce üyesinin ‘gardiyanlığı’ gibi ciddi bir tehlikeyle de karşı karşıyayız.

    Emperyalist güçlerin kapışma alanı haline gelen bir bataklıkta, emperyalist güçlerle girilen pazarlıklarda izin verilen bir kapsamda, onların sattığı ve satacağı silahlarla, hepimizin geleceğini tehdit edebilecek tehlikeli vaatlerde bulunarak, üstelik başka bir ülkenin toprağında askeri bir operasyona girişmenin kimin ihtiyacına yanıt verdiği büyük bir soru işaretidir.

    Ülkemize, bu ülkede yaşayan yurttaşlara, temsil ettiğimiz üyelerimize sorumluluğumuzun gereği olarak tarihe not düşmek boynumuzun borcudur: Böylesi bir askeri maceranın hiçbir sorunu çözmeyeceğini, aksine ülkemizin temel sorunlarını derinleştireceğini görenler için, göz göre göre susma zamanı değildir.

    “ÜLKEMİZİN EN ÖNEMLİ SORUNU İŞSİZLİK, ZAMLAR, YOKSULLUKTUR”

    Ülkemizin temel sorunu rekorlar kıran işsizliktir, yağmur gibi yağan zamlardır, yoksullaşan milyonlardır.

    Ülkemizin temel sorunu demokrasinin ve adaletin yıkımıdır.

    Ülkemizin temel sorunu bir arada, barış içerisinde, kardeşçe yaşama umudunun karşısına dikilen ayrımcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici politikalardır.

    Suriye’de girilmek istenen yeni maceranın, daha önce girilen maceralarda olduğu gibi, bu temel sorunları çözmek bir yana daha da derinleştireceği açıktır.

    Ortadoğu halklarının savaşa değil barışa, emperyalist işgallere değil bağımsızlığa ihtiyacı olduğu işte böylesi bir dönemde yapılması gereken tek bir şey vardır. Zenginlerin çıkardığı savaşlarda, yoksulların bedel ödediğini unutmadan Ortadoğu halkları olarak bir araya gelip, kol kola girerek emperyalizme karşı mücadele etmektir.

    Aksi durumunda savaşların bitirilmesine izin verilmeyen bölgemizde rahatlıkla yaşayabileceğimiz bir doğamız, birlikte barış içerisinde yaşayabileceğimiz komşularımız, dostlarımız olmayacak. İnsanım diyen herkesi yaşamdan yana tavır almaya, savaşa karşı barış, emperyalizme karşı bağımsızlık için mücadele etmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Sağlıkçılardan ‘Savaşa karşı barışı savunacağız’ açıklaması-VİDEO

    Sağlıkçılardan ‘Savaşa karşı barışı savunacağız’ açıklaması-VİDEO

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Türkiye’nin Suriye operasyonuna tepki göstererek, “Savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

    Haberin videosu

    Türkiye’nin, Suriye harekatına beş gün ara verilmesine karşın yapılan anlaşmanın ardından Resulayn kentinden bombardıman ve silah sesleri gelmeye devam ediyor.

    Operasyonların tümüyle durması ve ölümlerin yaşanmaması konusunda görüş paylaşan bir kesim de sağlıkçılar oldu.

    Akar Otel’de basın açıklaması yapan SES Merkez Temsilciler Kurulu, “Savaş televizyonlarda izlenecek bir oyun değildir” diyerek çatışmalara son verilmesi yönünde çağrı yaptı.

    “BU SAVAŞ İNSANDA VE DOĞADA TAHRİBATLARA NEDEN OLACAKTIR”

    Basın metninin okuyan SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, şunları söyledi:

    “Savaş; sakatlıktır, ölümdür. Savaş; insanların yerlerinden yurtlarından göç etmesidir, mülteciliktir. Savaş; ekolojik ve yerleşim yerlerinin yıkımıdır. Savaş; açlıktır, yoksulluktur.

    Savaş; toplum sağlığının yok edilmesidir. Ülkemizde ve dünyada darbelerin, savaşların ve ekonomik krizlerin bedelini zenginler değil, ne yazık ki yoksul emekçi halklar ödemektedir.

    AKP iktidarı ülke güvenliğini bahane ederek toplumu bir bütün olarak güvensiz bir ortama fiilen sürüklemekte olan OHAL ile tek adam rejimi inşa edilmek istenmektedir. Toplumun da bu faşizan uygulamalara biat etmesi istenmektedir.

    Yine ülke güvenliği söylemleri ile başlatılan ve on gündür sürdürülen Kürt, Türk, Arap halklarının kardeşlik duygusunu zedeleyecek ve bir arada yaşamı olanaksız hale getirecek olan ‘Barış Pınarı Askeri Operasyonu’nu toplumun koşulsuz kabul etmesi için baskılar uygulanmaktadır.

    Ortadoğu halklarının savaş ve inkar politikalarına, emperyalist işgallere değil barış içerisinde ve kardeşçe bir arada yaşamaya, demokratik ve özgür bir geleceğin inşasına, demokratik ve bağımsız ortaklığa yani barışa ihtiyacı vardır.

    O nedenle Ortadoğu halkları koşulsuz bir şekilde savaşın karşısında özgürlük ve barış mücadelesini yükseltmek zorundadır.

    Aksi takdirde, sürekli dikkat çektiğimiz gibi bu savaşta da bebeklerin, gebelerin, kadınların, yaşlıların yaşam hakları başta olmak üzere insanda ve doğada ciddi tahribatlara neden olacaktır. Sağlığımız, toplumun sağlıklı yaşam hakkı elinden alınacaktır.”

    “SAVAŞIN SONUÇLARINI KESTİRMEK NE YAZIK Kİ GÜÇ DEĞİL”

    Kara, sendika olarak operasyonun başlamasıyla birlikte Mardin’in Nusaybin ilçesine giderek incelemelerde bulunduklarına da işaret ederek şöyle devam etti:

    “Nusaybin’de yaptığımız ziyaretler ve görüşmelerde kurumlar ve halktan görgü tanıklarının ifadelerine göre ziyareti yaptığımız tarihe kadar Nusaybin’e yaklaşık 50-60 civarı havan topu düştüğü, yaşanan ölüm ve yaralanmaların 2 havan topunun yerleşim alanlarına isabet etmesi sonucu gerçekleştiği ifade edilmiştir. 2 havan topunun sonucu böyle iken, sürdürülen savaşın toplamda nasıl sonuçları olacağını kestirmek ne yazık ki güç değildir.

    Ziyaretlerimizde tespit ettiğimiz, bizlere aktarılan önemli hususlardan biri de savaş kararının alınmasının ardından burada yaşayan halkın korunması, can güvenliğinin sağlanması için herhangi bir hazırlık yapılmamış, halk yaşanabilecek süreçlerle ilgili bilgilendirilmemiştir.

    Sonuç olarak; sürdürülen savaş süreci bir an önce sonlandırılmalı; herhangi bir gerekçe ile iktidarın politika ve kararları ile aynı düşünmeyenlerin baskı altına alınması kabul edilemeyeceğinden, bu politikalara destek vermeyenlere yönelik her türlü uygulanan baskı sona erdirilmelidir.

    İnsanım diyen herkesi yaşamdan yana tavır almaya savaşa karşı barış, emperyalizme karşı bağımsızlık için mücadele etmeye davet ediyoruz.

    Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak her zaman ve her koşulda savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunacağımızı kamuoyuna saygı ile duyururuz.”

    PİRHA / ANKARA

  • HBVAKV: Herkesin barışın iyileştirici ve birleştirici gücüne ihtiyacı var

    HBVAKV: Herkesin barışın iyileştirici ve birleştirici gücüne ihtiyacı var

    PİRHA – 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle HBVAKV yaptığı açıklamada Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmelerin barış için daha fazla mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çekildi.  

    1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Genel Merkezi adına Genel Sekreter Hüseyin Gülseven imzasıyla yayınlanan açıklamada, insanlık tarihinin en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşı olan İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinin üzerinden 80 yıl geçtiği, bu savaşın ardından büyük bir acının kaldığı belirtildi.

    “Yüzlerce yıldır  emperyalist güçlerin hegemonya alanlarını genişletme projelerinin halklar arasındaki milliyet, din, dil, etnik kimlik farklılıklarını düşmanlaştırma politikalarına, savaşlara alet etmeye devam ediyor” denilen açıklamada süren savaşlarda yok olan hayatların, doğanın, göç yollarında yitip giden binlece insanın umurlarında olmadığı kaydedildi.

    Başta Ortadoğu olamak üzere tüm dünyada devam eden savaş politikasında insanların ağır bedeler ödediği kaydedilen açıklamada, demokrasiye dair temel kazanımların her geçen gün kaybolduğu belirtildi.

    Savaşlarda faturayı emekçi sınıfın ve yoksulların ödediğine dikkat çekilen açıklamada, kurulan yeni rejimde tek adamın ağzından çıkan herşeyin ‘Ferman’ sayıldığını, bu rejimde demokrasinin son kırıntılarının rafa kaldırıldığı vurgulandı.

    “YAŞANAN KRİZ ‘EKONOMİK SAVAŞ’ OLARAK YUTTURULUYOR”

    Kürt sorununun barışçıl bir temelde çözüm yolunun kapatıldığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi;

    “Milliyetçi, şoven, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyasetin hakim siyaset haline getirilmesi hem savaş, çatışma ve şiddet ortamını sürekli canlı tutuyor; hem de binlerce insanımızın ölümüne, bizim emeğimizin ürünü olan kaynakların onlarca yıldır süren adı konmamış savaşa aktarılmasına, doğanın ve yaşam alanlarımızın yok edilmesine yol açıyor. Emekçilere ve emeklilere yapılan maaş artışlarından kaynak yok bahane edilerek komik rakamlarla bizleri açlığa ve sefalete mahkum edenler sıra savaş bütçesine ve satın alınan mühimata sıra gelince kesenin ağzını sonuna kadar açmayı ihmal etmiyorlar.

    Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı ve demokratik bir temelde çözüm yolunun kapatılması çatışmaların artarak devam etmesinden,  gençlerimizin, çocuklarımızın birer birer toprağa düşmesinden, dolayısıyla yıllardır kanayan yaranın daha da derinleşmesinden başka bir şeye hizmet etmiyor.

    Barış demenin neredeyse yasaklandığı ülkemizde sermayeye,  rantçılara, kara para aklayıcılara çıkarılan vergi ve imar aflarına  ‘vergi barışı,’ ‘imar barışı’  denilerek kamu kaynakları sermayeye peşkeş çekiliyor. Yıllardır ülkeyi dışarıya, emperyalist ülkelere bağımlı hale getiren, halkın emekçilerin alın terinin ürünü kamu iktisadi teşebbüslerini sermayeye yok pahasına satan,  halktan topladıkları vergileri yandaşlarını beslemek için betona, inşaata gömenler bugün yaşanan krizi ‘ekonomik savaş’ olarak yutturmaya çalışıyor.

    “Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batarız” nakaratını tekrar edenler,  yıllardır hayata geçirdikleri emek karşıtı sermaye yanlısı politikalarla yoksulluk ve sefalete ittikleri işçilerden ve emekçilerden daha fazla fedakarlık istiyorlar.”

    “SAVAŞA HAYIR, YAŞASIN BARIŞ”

    Herkesin barışın birleştirici gücüne ihtiyacının olduğu belirtilen açıklamada, dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerin barış için daha fazla mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamanın devamında şunlar belirildi;

    “Hangi milliyetten, dinden, mezhepten olursak olalım hepimiz adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, paylaşımın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insanca bir yaşamın kalıcı hale getirildiği bir dünyaya özlem duyuyoruz. Bu özleme kavuşmanın yolu savaş ve çatışmadan değil, barış ve kardeşlikten geçiyor. Bunun için emperyalist ülkelerin ve işbirlikçilerinin çıkar kavgasının eseri savaşlar yoksul halkların ve biz emekçilerin savaşı değildir. Savaş ve çatışma ortamını besleyerek ülkemizin içinden çıkılmaz bir felakete sürüklenmesine karşı hepimizin Barışın İyileştirici Gücüne İhtiyacı Var! Savaşların ve çatışmaların,  ülkemizi adım adım bir kaos ortamına sürüklendiğini görmekteyiz bu duruma izin vermeyeceğiz.

    Tüm halkların eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kendi ellerimizle kurmanın yolunu açmak için savaşa hayır yaşasın barış.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur’

    ‘Savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur’

    KESK’in bu yıl 2’incisini düzenlediği Ortadoğu Barış Konferansı’nın ikinci gününde ‘Ortadoğu Savaş Kıskacında Kadın ve Barış’ başlığı tartışıldı. Ortadoğu ülkelerinden konferansa katılan birçok kadın Ortadoğu’da kadınların yaşadıklarını anlattı.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Bakırköy’de bulunan Tarık Akan Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlediği 2’ci Ortadoğu Barış Konferansı ikinci gününde devam ediyor. Konferansın 2’inci gününün birinci oturumu “Ortadoğu Savaş Kıskacında Kadın ve Barış” başlığıyla devam etti. Oturumun moderatölüğünü KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy Tekdemir yaparken Filistin Kadınlar Komitesi Birliği (UPWC) üyesi Abeer Abu Khdeir, Lübnan’lı Siyaset Sosyolojisi Prof. Dr. Houda Rizk, Tunus Halk Cephesi üyesi Mubarewke Brahmi, Bahreyn’li Aktivist Sameyya Khail, Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayla Akat Ata konuşmacı olarak katıldı.

    SİYAH İŞÇİLİK

    UPWC üyesi Abeer Abu Khdeir UPWC’yi anlattı. Ortadoğu’da kadının kültürel olarak zayıf bırakıldığını söyleyen Khdeir “Ortadoğu’da kadının yeri evidir. Görevi çocuklara bakmaktır. Ortadoğu’da Filistinli kadının siyasi olarak kendi tarihi vardır. Bütün Filistin tarihinde bile kadının tarihi vardır. Filistinli kadının rolü bütün dünyaya efsaneler yazmıştır. Tarihe geçmiştir. Ortadoğu’daki oranlara göre Filistinli kadının eğitim düzeyi yüksektir. Sosyal ve kültürel miras sahibidir. Ancak istihdam alanı yok. Kalkınma alanları yok. İşsizlik almış başını gidiyor. Sendikalara bir takım kalkınma projelerinin açılması için önerilerde bulunuyoruz. Ancak yeterli bir çaba yok. Kudüs’te olup da çalışan kadınlar var. Burada çalışmak için İçişleri Bakanlığı’na başvuran kadınlar var. Onlara da iş veriyorlar ama hastanelerde yada başka kurumlarda tuvalet temizliği işi veriyorlar. Onlar da tacize maruz kalıyorlar. Biz buna siyah işçilik diyoruz. Kadınlar ihanetin her türlüsünü yaşıyorlar. Gazze’deki Filistinli kadınların evlerinin hala yüzde 40’ı yaşanılamaz durumda. Gazze’de kalkınma diye bir şey yok. İstihdam yok” diye konuştu.

    53 KADIN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Filistin’li kadın tutsakların yaşadıklarını anlatan Khdeir şunları belirtti: “İsrail cezaevlerinde bir takım radyoaktif yayan cihazlar koydular. Bu cihazları aileleriyle telefonda görüşemesinler diye koydular. Şu anda 53 kadınımız cezaevinde yaşamını yitirdi. Cezaevinin her tarafına kameralar koydular. Kadınlarda onları protesto etmek için avluya çıkmamaya başladılar. Spora gitmemeye başladılar. Kameralar kaldırılmayınca kadınlar boykota gittiler. Bunun üzerine bütün kadınlar sürgün edildi. Yeteri kadar yatak olmayan bir cezaevine sürgün edildiler. Kişisel eşyalarını dahi almalarına izin verilmedi. Kışın soğuğunda duş alacak su yok. Özellikle eğitimden mahrum bırakıyorlar. Yaşı küçük olan çocuklar var onlar da eğitimlerden mahrum bırakılıyor.”

    ÖZGÜRLÜK İSTEDİĞİ İÇİN TUTUKLANAN KADINLAR

    Arabistan’da özgürlük istediği için cezaevinde olan kadınların olduğuna dikkat çeken Lübnan’lı Siyaset Sosyolojisi Prof. Dr. Houda Rizk “Ancak bakıyorsunuz kadının araba sürmesine izin verildiği için sevinenler oluyor. Özgürlük isteyen kadınları görmüyorlar. Türkiye’de de özgürlük istediği için tutuklanan kadınlar var. Türkiye Kürt tutuklular söz konusu. Her ülkedeki sorunları dile getirmeliyiz. Suriye’ye baktığımızda orada terör örgütleri her türlü işkenceyi kadınlara yaptılar. Ama burada kadınlar Irak’tan Suriye’den Kobanê direnişini ortaya koymuştur. Dolayısıyla savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur. Bu örgütlere baktığımızda özellikle terör örgütlerinden söz ediyoruz. Bu örgütler çeşitliliği yok etme üzerinden kendilerini var ediyorlar. Suriye de çok çeşitli kültürel mozaiği olan bir ülke. Suriye’de çeşitliliği yok etmek için Kürtlerden başladılar. Önce onlara saldırdılar. Savaşlar en çok kadın ve çocukları vurmaktadır. Suriye’de siyasi istikrarsızlık devam ettikçe kadınlar ve çocuklar mağdur olmaya devam edecektir. Özellikle yerinden edilme durumunda kadınlar daha çok mağdur ediliyor. Kadınlar cinsel şiddete, psikolojik şiddete maruz kalıyorlar.” diye konuştu.

    “KADIN SINIRSIZ BİR KAYNAKTIR”

    Tunus Halk Cephesi’nden Mubarewke Brahmi Tunus’ta kadınların yaşadığı sorunları anlattı. Kadının kendisinin pratik hayatta yer alması için mücadele ettiklerini dile getiren Brahmi “Tunuslu kadın bir takım hakları kazanmak için mücadele etmeye devam ediyor. Her türlü mücadeleyi veriyor. Kadınlara olanaklar verilirse yapamayacağı şey yoktur. Kadınlar çok güzel şeyler yapabilir. Kadın sınırsız bir kaynaktır. Bir pınar gibidir. Yeter ki kapılar açılsın, yasalar kapıları açsın. Kadın birçok şeyden yoksun bırakılmış durumda. Birçok kadın Tunus’ta çöp toplayarak geçinimi sağlıyor. Binlerce kadın plastik toplayarak geçimini sağlıyor. Bugün Tunus’ta işsizlik oranı 15.4 oranında” şeklinde ifade etti.

    “KADIN HAREKETİ GELİŞMEYE DEVAM ETMELİ”

    Bahreyn’li Aktivist Sameyya Khail tüm tutukları özelde Bahreynli tutuklu kadınları selamladığını belirtti. Bahreyn’de gazetecilerin korktukları için tutuklu olan kadınlarla ilgilenmediğinin altını çizen Khail “Bu kadınların bir çoğu hasta. Hastalıklarla uğraşıyorlar. Kadın yada erkek olsun siyasi, kültürel, sosyal hak elde etmek isterse çok zorlu bir mücadele vermesi gerekiyor. Her şeye rağmen Bahreynli kadın hep mücadele etti. Hakları için taleplerde bulunmaktan vazgeçmedi. Kadınlar sokaklara meydanlara çıktı. Diğer kadınların bilinçlenmesi için mücadele etti. Bahreynli kadın dünyadaki bütün kadınlara benzer mücadeleler veriyor. Şiddete maruz kalıyor. Hakları ellerinden alınıyor. Hepimiz eşitiz. Omuz omuza mücadele vermeliyiz. Kadın hareketi olarak gelişmeye devam etmemiz gerekiyor. Yönetim, emperyalizm bizi yok etmek istiyor. Özellikle eğitimsiz bırakarak yok etmek istiyor.” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİNDEN SAVAŞIN KADIN ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE”

    Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayla Akat Ata, Kürt Kadın Hareketinin gelişim sürecini anlattı. Çözüm süreci ile birlikte kadın mücadelesinin farklı bir mücadeleye taşındığını vurgulayan Ata, şunlara dikkat çekti: “Türkiye’de savaş demenin yasak olduğu bir süreç yaşadık. İnkar politikasının çok yoğun olduğu süreci yaşadık. O yüzden barış sürecinde mücadele etmek de zordu. Çözüm tartışmaları sürecinde Kürt Kadın Hareketinin deneyimi esasında birçok ülke deneyiminden de farklı. Çözüm süreci başladığında sürecin başından sonuna kadar kadınlar sürecin içerisinde yer aldı. Sürecin başlamasında ilk görüşmede iki kişiden birinin kadın olmasının ne kadar önemli olduğunun altı çizilmişti. Demokratik ortak yaşamın öneminin altı çizildi. Kadın özgürlük meclisi içerisinde bütün bu tartışmalar yürütüldü. Bu tartışmalar çok önemliydi ama çözüm sürecinin bitmesiyle bu tartışmalar şu an devam etmiyor. Bu süreçleri Barış İçin Kadın Girişimi, Kadınlar Birlikte Güçlü, Vakit Geldi ekibinden Türkiye kadın hareketiyle ortak tartıştık. Kazanımları büyütme eksenli, aynı zamanda yaşanan savaş, savaşın kadın üzerindeki etkisi üzerinde tartışmalar yürütme noktasına geldik. Savaş devam ederken, çatışma devam ederken çözümün nasıl olabileceği konusunda bir hareket yok. 2013 süreci içerisinde heyetteki kadın arkadaşımızın çok önemli bir deneyimi vardır. Tartışılan her başlık için ‘Kadının yeri ne olacak?’ sorusunu soran ve bunu tartışmaya açan bir süreç yaşandı. Çatışma süreciyle kadın özgürlük sorununun ilişkisi var diyerek bunu hükümetin gündemine sokmuştur. Kadını özgür olmayan bir toplumun özgür olamayacağı belirtilmişti.”

  • Trump, Afganistan ve Suriye’den askerleri çekeceğini açıkladı

    Trump, Afganistan ve Suriye’den askerleri çekeceğini açıkladı

    ABD Başkanı Donald Trump, Afganistan ve Suriye’de devam eden savaştan uzak durmak için Amerikan askerlerini çekeceğini açıkladı. Kararlılıkla bu fikrini uygulamak istediğini belirten Trump “Artık zamanı geldi.” diye konuştu.

    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Trump, uzun bir süredir dile getirdiği “Ortadoğu’dan çekileceğiz’ söylemine yenisini ekledi. “Artık yorulduk” açıklamasını yapan Trump, Suriye ve Irak savaşından uzak duracaklarını açıkladı. ABD Başkanı ayrıca İran’ın durumunu kontrol etmek amacıyla Irak’ta asker bulundurmaya devam edeceklerinin de altını çizdi.

    “HEPİMİZ YORULDUK”

    Trump, Afganistan iç savaşına işaret ederek uzun yıllar mücadele ettiklerini, bu sebeple çok zaiyat verip büyük bir bedel ödediklerini söyledi. Trump ayrıca “Taliban ile neler olacak göreceğiz. Onlar barış istiyor çünkü yoruldular. Hepimiz yorulduk.” dedi.

    Suriye’deki iki bini aşkın Amerikan askerinin durumuna da değinen Trump, bu birliklerin zaman içerisinde ülkeyi terk edeceklerini ancak ‘İsrail’i ve burada kendilerine ait varlıkları korumaları’ gerektiğini söyledi. Suriye ve Irak’ta IŞİD ile yaptıkları mücadeleye de değinen Başkan Trump, “Şu anda yüzde 99 oranında temizledik. Bunu yüzde 100’e çıkaracağız” dedi.

    Trump’ın açıklamalarının ardından Amerikan istihbarat servisi yönetiminden uyarı geldi. Yetkililer Afganistan ve Suriye’den ivedi bir şekilde çekilmenin el-Kaide ve IŞİD gibi örgütlerin yeniden yapılanmasına izin vereceğini söyledi. Cumhuriyetçi Parti’de çoğunluk lideri olan senatör Mitch McConnell de, Amerikan askerlerinin her iki ülkeden hızlı bir şekilde çıkılmasına karşı olduklarını açıklamıştı.

    ABD’li yetkililer Katar’da Taliban liderleriyle görüşerek 17 yıl süren savaşın bitmesi için barış görüşmeleri yapıyordu.

     

  • Koçyiğit: Tekçi cumhuriyete karşı demokratik cumhuriyeti inşa etmeliyiz-VİDEO

    Koçyiğit: Tekçi cumhuriyete karşı demokratik cumhuriyeti inşa etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- HDK Mersin Genel Kurulu’nda konuşan HDK Eş Genel Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Tekçi, milliyetçi bloka karşı, bizlerinde halkların demokratik birleşik cephesini büyütmemiz gerekiyor. Bunun içinde sokakta, pazarda örgütlenmeliyiz ” dedi. 

    Haberin videosu

    Halkların Demokratik Kongresi Mersin Genel Kurulu, onlarca delege ve HDK Eş Genel Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit’in katılımıyla yapıldı.

    Genel Kurulda söz alan HDK Eş Genel Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ilk olarak 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engelli yurttaşların sorunlarına dikkat çekerek engelli yurttaşların mücadelelerinin yanında olduklarını ifade etti.

    “DEMOKRATİK YAŞAMA İNANANLAR ROJAVA DEVRİMİNİ GERÇEKLEŞTİRDİ”

    Ardından Ortadoğu’da yaşanan savaşı ve sonuçlarını değerlendiren Gülistan Koçyiğit, şunları belirtti:

    “Yüzyıl önce 1’inci Dünya Savaşı’ndan sonra  masa başında bütün halkları cetvelle bölenler yüzyıl sonra  ‘bizim yeni bir paylaşıma ihtiyacımız var’ diyerek yeni bir paylaşıma giriştiler. Ortadoğu’da halklar aleyhine bir sistem inşa etmeye çalışıyorlar. Buna karşı eşitlik, özgürlük çizgisinde ısrarlı demokratik yaşama inan halklar biraraya gelerek Rojava Devrimi’ni gerçekleştirdiler.”

    “AKP VE MHP’NİN BU TOPLUMA SÖYLEYECEK SÖZÜ KALMADI”

    Koçyiğit, “İktidardan düşmüş bir AKP, iktidarda kalmak için zor aygıtlarının tümünü kullanıyor” diyerek şunları söyledi:

    “AKP ve MHP’nin bu topluma söyleyecek tek sözü kalmamıştır. Daha iyi bir yaşam ve Türkiye sözü veremezler. Ne yapmak sorusunu bugün çok daha güçlü söylemek lazım. Eşit ve özgür bir yaşamı inşa etmek için örgütlenmemiz gerekiyor. Demokratik Cumhuriyet’in gereği için hareket etmeliyiz. Nedir Demokratik Cumhuriyet, Kürdü, Aleviyi, kadını, yaşlıyı, engelliyi dışlamayan Cumhuriyet’tir. Milli, faşist cepheye karşı bizlerin de halkların demokratik birleşik cephesini bir kez daha inşa etmemiz gerekiyor.”

    Diren KESER/MERSİN

  • PSAKD Mali Sekreteri: İktidar muhalefetin sesini kısarak bir yere varamaz-VİDEO

    PSAKD Mali Sekreteri: İktidar muhalefetin sesini kısarak bir yere varamaz-VİDEO

    PİRHA – Meclis İçtüzüğü’nde yapılan değişikliklere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Mali Sekreteri Onur Kaya iç tüzükte yapılan değişikliklerin tarihsel olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Kaya, “Muhalefetin sesini kısarak herhangi bir yere varamazsınız. Bu topraklarda muhalefet bir şekliyle Seyit Rıza olur, bir şekliyle Deniz olur, bir şekliyle Mahir olur, bir şekliyle Cizre olur, bir şekliyle Sur olur. Ama mutlaka size sözünü söyler” dedi.

    Haberin Videosu

    PSAKD Genel Mali Sekreteri Onur Kaya Meclis , İçtüzüğü’nde yapılan değişikliklere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Kaya, İçtüzük değişikliğini tarihsel olarak ele almak gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “DÜNÜN ŞAH İSMAİL’İ BUGÜN MUHALEFETİ TEMSİL ETMEKTEDİR”

    “Tarihe baktığımızda beylikler döneminde Alevilerin ve Bektaşilerin hakim olduğu beylikler var ve bu beyliklerin Osmanlı ile çatışmaları var. Osmanlı bir şekilde bu beylikleri Sünnileştirerek, Hanifileştirerek elde etmeye çalışmış ve o dönem içerisinde Anadolu topraklarında yaşayan halkları birbirine kırdırmıştır. Dünün Şah İsmail’i bugün muhalefeti temsil etmektedir. Nasıl ki Anadolu halkları Şah İsmail’e dönmüş ise Osmanlı’nın baskı ve zulmünden kaçmaya çalışmışsa bugünün iktidarları da Yavuz Sultan Selim’i temsil etmektedir. O nedenle bugünki iktidarlar, köprüleri Yavuz Sultan Selim adına açmaktalar. Çeşitli eksiklikleri ve kuruluştaki sakatlığına rağmen Cumhuriyetle birlikte, şeriatçı anlayıştan demokrasi ve çağdaşlığı temsil eden, Anadolu topraklarını Araplaşmaktan ayrıştıran bir topluluk yaratılmaya çalışıldı.”

    Bugün gelinen noktada inancın ön plana çıkmasıyla birlikte Sünni islamın birinci plana alındığını ifade eden Kaya, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmeye başladığı bir dönemde Türkiye’nin halkların birbirleriyle kardeşçe yaşamaları yerine yeniden soykırımlar, çatışmalar ve savaşların olabileceği bir sürece götürülmeye çalışıldığını vurguladı.

    “2019’DA YENİ BİR İÇTÜZÜK HAZIRLANACAK”

    Kaya, “Halkların doğru bilgilenmesini engellemek için muhalefetin sesini kısmak gerekiyor. Muhalefeti hiç konuşturmamak gerekiyor. Muhalefet doğruları halka götürdüğü zaman bunların gerçek yüzünün de ortaya çıkacağının bilincindeler. O nedenle iç tüzük değişikliği yaptılar” diyen Kaya, bu i tüzüğün 2019’a kadar devam edeceğini, 2019’dan sonra ise yeni bir içtüzüğün hazırlanacağını belirtti.

    Kaya “Yani 2019’a kadar mecliste 1-2 dakika da olsa muhalefet konuşabilecek ama 2019’dan sonra muhalefetin hiç biri mecliste temsil edilmeyecek demektir. Bundan dolayı sürecin önünü açmaya çalışıyorlar” dedi.

    “MUHALEFETİN SESİNİ KISARAK BİR YERE VARAMAZSINIZ”

    Bu topraklarda halkın söylemesi gerekenin her dönemde bir şekilde söylediğine vurgu yapan PSAKD Genel Mali Sekreteri Onur Kaya şunları dile getirdi:

    “Nasıl dün Adalet Yürüyüşü ile 2 milyonun üzerinde insanı sokaklara döküp muhalefetini yapabilmiş ise bundan sonraki süreçte de eğer mecliste muhalefetin sesini kısarsanız, halkın isteklerini bir tarafa bırakırsanız yine aynı şekilde bu sefer sokağın sesi olarak tekrar döneceğiz. Yani sizin kısıtladığınız haklarımızı kullanmayacağımız anlamına gelmez. Biz Yavuz’la da mücadele ettik, ondan sonraki süreçteki padişahlarınızla da mücadele ettik. Sizler kırdınız ama bizler yok olmadık. Hala Alevi toplumu olarak varız. Ve Alevi toplumu olarak bugün dimdik ayaktayız. Sizin içtüzük tartışmalarınız bizim muhalefetimizi engelleyemeyecektir. O nedenle sağduyulu olmak zorundasınız. Muhalefetin sesini kısarak herhangi bir yere varamazsınız. Bu topraklarda muhalefet bir şekliyle Seyit Rıza olur, bir şekliyle Deniz olur, bir şekliyle Mahir olur, bir şekliyle Cizre olur, bir şekliyle Sur olur. Ama mutlaka size sözünü söyler.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA