Etiket: osman baydemir

  • Kenanoğlu’ndan sert tepki: Böyle haksız, hukuksuz ve bölücü bir yasa olamaz-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan sert tepki: Böyle haksız, hukuksuz ve bölücü bir yasa olamaz-VİDEO

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, Köy Kanunu’na ilişkin Meclis’te yaptığı konuşmada, “Köy Kanunu’na göre, köyün ortak kullanım alanlarına cami yapımından bahsedilmekte. Aynı kanunda 4500 Alevi köyüne cemevi yapılmasından bahsedilmemekte. Bu bölücülük değil de nedir?” ifadelerini kullandı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda Köy Kanunu’na ilişkin söz aldı. Köy Kanunu’na göre köy; köyün ortak kullanım alanlarına cami yapımından bahsedildiğinin altını çizen Kenanoğlu, aynı kanunda 4500 Alevi köyüne cemevi yapılmasından bahsedilmediğini söyleyerek, “Bu bölücülük değil de nedir” diye sordu.

    “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN MAKBUL BİR VATANDAŞ TANIMI VARDIR”

    Ali Kenanoğlu, “Bu devletin makbul bir köy tanımı var” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Konuya şöyle girmek istiyorum, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu tarafa Türkiye Cumhuriyeti’nin makbul bir vatandaş tanımı vardır. Bu makbul vatandaş Türk ve Sünni’dir, tek başına Türk olması yetmez, tek başına Sünni Müslüman olması da yetmez. Mübadeleler döneminde Hristiyan olan Türkler göç ettirildiler, niye? Çünkü Türklerdi ama Müslüman değillerdi, böyle bir makbul vatandaş tanımı var. Aynı zamanda bu devletin makbul bir köy tanımı da var. Şimdi, bu köy tanımı nedir? İçişleri Bakanlığının sayfasında köy; cami, mektep, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanların bağ ve bahçe ve tarlalarıyla birlikte teşkil ettikleri, nüfusu 2 binden az olan yerleşim birimi olarak geçiyor. Yani bu ülkenin bir de makbul köy tanımı var. Şimdi, bu ülkede 4.500 civarında Alevi köyü var ve bu Alevi köylerinde cemevleri var. İnançları ibadetleri gereğince ortak ibadet ettiğimiz yerler cemevleri ve bunlar var. Şimdi, siz, bu yasayla köyün ortak mülkiyeti, ortak değerleri, ortak alanlarından camilere yapılacak yardımlar ya da ormanlık alanlardan elde edilen birtakım gelirlerle buraya yapılacak işler için kanunda düzenleme yapıyorsunuz ama cemevi yok. Şimdi o köyde köy muhtarı, köy ihtiyar heyeti kendi cemevleriyle ilgili bu tür harcamayı yaptıkları zaman suç işlemiş olacaklar, kanunen suç işlemiş olacaklar çünkü kanunda “cemevi” diye bir şey yok.

    Dönemin Başbakanı Yıldırım Akbulut bizi ziyaret etmişti, ben cemevi başkanıydım, yöneticisiydim o zaman, dedim ki: “Sayın Başbakan, biz haksızlığa uğruyoruz, birçok konuda haksızlık var.” “Ya, nasıl bir haksızlık var; bir anlat bakayım.” dedi. Ya, hangi birini anlatalım, askerdekini mi anlatalım, okuldakini mi anlatalım, çarşı pazardakini mi anlatalım. “Ama bunlara gerek yok, ben size kanundan bahsedeyim. Ya, Köy Kanunu var, siz bilmiyor musunuz, Köy Kanunu böyledir.” dedim, “Ya, nasıl olur böyle bir şey?” dedi. Başbakanın haberi yoktu, biz Köy Kanunu’nu önüne koyduk, baktı, o da şaşırdı. Bilmiyorum, belki birçok arkadaşımın bundan da haberi yoktur. “Ama bu ülkede kanunlar, yasalar, uygulamalar, yönetmelikler ayrımcıdır, bölücüdür.” dediğimiz zaman bize diyorlar ki “Ya, siz niye böyle konuşuyorsunuz?” Evet, bu ülkenin kanunları bölücüdür, bölmüştür işte; 4.500 tane Alevi köyünün ibadethanesini yok sayıyor; Köy Kanunu yok sayıyor, köy sıfatında tanımlamıyor, köy tanımına almıyor.

    Şöyle bir şey var: Ali Osman Baydemir var, belediye başkanıydı, Diyarbakır Belediye Başkanıydı. Şimdi diyeceksiniz ki “Ya, bu Osman Baydemir’di, Ali nereden geliyor?” “Ali” ismini biz verdik ona Aleviler olarak. Çünkü kendisi belediye başkanlığı döneminde anahtar teslim bir cemevi yaptı, Pir Sultan Abdal Derneğine teslim etti ve bundan yargılandı; hakkında fezleke düzenlendi ve bundan dolayı yargılandı. Şimdi, dolayısıyla bakış açısı bütünüyle, böyle yapıyorsunuz…”

    “BÖYLE ADALETSİZ VE BÖLÜCÜ BİR YASA OLAMAZ”

    “Bu Köy Kanunu’nda, işte arkadaşlar önerge verdiler, ya, niye kabul etmiyorsunuz? Yani köylü köydeki ortak alanlarına, ortak değerlerine yatırım yaparken, orayla ilgili harcamalar yaparken yani köyünde cemevi varsa burayla ilgili yatırım yaptığı, masraf ettiği zaman bunu niye kabul etmiyorsunuz? Ha, çünkü niye? Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdunuz ve cemevlerini birer kültürel mekân olarak kabul ettiniz, ibadethane olarak kabul etmiyorsunuz dolayısıyla “Eğer bir yardım talebi söz konusuysa gitsin, oraya başvursun, oraya kaydolsun, oranın literatürüne girsin ya da oranın kontrolü altına girsin.” diyorsunuz. Şimdi, bu bakış açısıyla bu ülkede yani hâlâ geldiğimiz yüzyılda, 2023 yılında böyle haksız, hukuksuz, adaletsiz ve bölücü bir yasa olamaz, bölücü bir köy tanımı, köy kanunu olamaz. Bu yasada bunu düzeltme imkânı varken, bu düzenlemeyle, bu önergeyi kabul ederek bunu yapma imkânı varken şimdi bunu da reddettiniz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ama yarın seçimler için hepiniz sokağa çıkacaksınız, sokağa çıktığınız zaman cemevlerini de ziyaret edeceksiniz, Alevi köylerini de gezeceksiniz -eminim, her biriniz doğal olarak gezeceksiniz tabii ki- ve oralara gittiğinizde size buna hatırlattıkları zaman ne diyeceksiniz? Bu işleri böyle, hani bir tarafına bakarak, diğer taraftan yok sayarak yaparak birlik, beraberlik, kardeşlik söylemleri olmuyor, bunlar tutmuyor.

    Eğer bu ülkede hepimiz kardeşsek, hepimiz eşitsek, eşit yurttaşlık çerçevesinde bir olmak gerekiyorsa o zaman bu kanunlardaki ayrımcılıkların da ortadan kaldırılması gerekiyor. Tümüyle ayrımcılık, bölücülük içeren bir maddedir. Alevi toplumu ve onların ibadethanesini yok sayan bir maddedir. Dolayısıyla bu maddenin çekilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevi yaptığı için Baydemir hakkında dava açılması Alevi inancını yok saymaktır’-VİDEO

    ‘Cemevi yaptığı için Baydemir hakkında dava açılması Alevi inancını yok saymaktır’-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, cemevine yer tahsis ettiği için dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında dava açılmasının Alevilerin hak mücadelesini engelleme çabası olduğunu kaydetti. Koluman, “Bu dava, yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne (GGC) yer tahsis etme kararı veren 53 belediye meclis üyesi ve bu kurumlarla protokol imzalayan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    İçişleri Bakanlığı’nın raporları doğrultusunda savcılığın açılan davayı değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Hukuk Sekreteri Av. Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu ifade etti.

    “DİYARBAKIR’DAKİ ALEVİLERİN TALEPLERİ DUYARLILIKLA KARŞILANDI”

    Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin cemevi talebiyle dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e taleplerini aktardığını ve bu talebin de kısa zamanda hayata geçirildiğini söyleyen Koluman, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Diyarbakır’da 2001 yılından beri faaliyet gösteren bir dernektir. Tabii ki bu derneğin burada faaliyet gösterdiği günden sonra temenni hedefimiz vardı. Burada Aleviler var. Aleviler yaşıyor. Alevilerin kültürüyle barışması, kültürünü tanıması, inancını yaşaması, inancı, inanç hizmetini yerine getirebilmek adına Diyarbakır’da hiç olmayan bir cemevi yapılması gerektiği konusunda bir çalışma yürütüyorduk. Bu çalışmayı yürütmek için sürekli belediyelere başvurumuz oluyor. En son aşamada o dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Osman Baydemir’le bu konuyu paylaştık. Çok daha büyük duyarlılık sergilediler” dedi.

    “OSMAN BAYDEMİR, CEMEVİ PROJEMİZE SON DERECE DUYARLI YAKLAŞTI”

    Devletin resmi olarak tanımadığı ve yasal statüsünü kabul etmediği cemevinin ‘kültürel tesis’ olarak Diyarbakır’da hizmet vermeye başladığını hatırlatan Koluman, şöyle devam etti:

    “İmar çalışması yapıldı. İlk etapta cemevleri yasal statüye sahip olmadığından dolayı bunu aşmanın hukuki yolları nasıl olur? Dolayısıyla ilk etapta kültürel tesis alanı olan imarda ihya edildi. Cemevleri maalesef halen Alevilerin temel ibadethanesi olmasına rağmen, cem yapılmasına rağmen halen yasal anlamda statüye kavuşturulmuş değil. Dolayısıyla o dönem belediye başkanlığı görevinde olan Osman Baydemir bu konuda son derece duyarlıydı. Çünkü insan hakları mücadelesinden gelmiş, hak temelli bir mücadele olarak görüyor. Alevilerin yok sayıldığını, inanç hizmetlerini yerine getiremedikleri düşüncesinden hareketle burada bir cemevi binası açıldı. İlerleyen süreçte yasal statüye sahip olmaması nedeniyle fiili olarak bir meclis kararı alındı o dönem. Kültürel tesis alanında ve bu kültürel tesis alanında, Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin inanç hizmetlerini yerine getirebilmesi için bu meclis kararına istinaden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’yle Büyükşehir Belediyesi arasında o zaman karşılıklı imzalanan protokol yapıldı. Protokole istinaden de 10 yıllığına inanç hizmetlerimizi yerine getirebilmek adına bedel almaksızın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsis edildi.”

    “LAİKLİK İLKESİNDEN DEM VURULARAK DAVALAR AÇILDI”

    Av. Cafer Koluman, 1o yıllık süreç içerisinde cemevine arsa tahsis eden dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e bunun üzerinden defalarca dava açıldığını ve bu davaların görevsizlik kararıyla sonuçlandığını belirtti.

    Koluman, “Devam eden süreçte cemevi işlemi nedeniyle Osman Baydemir’in milletvekilliği yaptığı dönem hakkında bir fezleke düzenlendi. Yine bu protokol gerekçe göstererek, dini hükümlerin çabası ve çalışması kaynaklı, laiklik ilkesine aykırı olmak. Bir taraftan laiklik ilkesine aykırılığına dem vuruyorlar, fezleke düzenliyorlar, diğer taraftan ise o dönem yani şubat 2012’de meclis kararını alan 53 encümen ve büyükşehir belediye başkanı hakkında dava açıldı, ‘görevi kötüye kullandığı’ gerekçesiyle, bu tahsis kaynaklı. Diyarbakır Asli  Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. Diyarbakır Asli Ceza Mahkemesi ise ‘Evet ortada bir suç var. Bu suç yalnız görevi kötüye kullanma değil de zimmet suçu kapsamında kaldığını‘ gerekçe göstererek, Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermek üzere görevsizlik kararı veriyor. Şu an görevsizlik hususu değerlendirilecek” diye konuştu.

    “HÜKÜMET, İBADETHANE OLARAK GÖRMEDİĞİ CEMEVİNE GİRİYOR”

    Son dönemde yasal statüsü tanınmayan ve ibadethane olarak görülmeyen cemevlerine yönelik hükümet ve mülki amirlerin yoğun ilgisini ve politikalarını hatırlatan Koluman, şunları kaydetti:

    “Nasıl bir suç uydurmadır anlayabilmiş değiliz. Çünkü zimmetlik hiçbir durum yok. Görevi kötüye kullanmayı gerektirecek bir durum da söz konusu değil. Şu an ne değişti? Şimdi Şubat 2022’de bu 10 yıllık süre doldu. Son iki yıldır gerçekten de devletin mülki idare amirleri geçen yıldan beri bakanlığının gideri amirleri, kayyumları Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine ciddi anlamda bir yakınlık gösteriyor. Bundan kaynaklı bir taraftan siz yasal statü vermiyorsunuz, diğer taraftan yok saydığınız, cümbüş evi olarak gördünüz. Sözde Aleviler dediğiniz, Alevilerin kutsal mekanlarını ziyaret ediyorsunuz ve Alevilerle bir dayanışma içerisine girmeye çalışıyorsunuz. Demek istediğim o ki, Osman Baydemir’in ya da encümenlerin yaptığı suçsa aynısını şu an kayyum belediyesi yapmış.”

    “BU DAVA, ALEVİLERİN İNANCINI VE HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYMAKTIR”

    Avukat Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla, Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu söyledi.

    Koluman, “Şubat 2022’de yine Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla 2032’ye kadar bir 10 yıl daha bedelsiz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne Cemevi tahsis edildi. Peki o dönem encümenlerin işlemiş olduğu suç ise o zaman aynısını kayyım belediye de yapıyor. Buna ne demeli? Ortada ciddi bir çelişki var. Esasında bu dava yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, hakları yok sayılan, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen de cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır, Alevileri ötekileştirmektir. Bu politikaları bitmedi. Biz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi toplumu bu davanın takipçisi olacağımızı ve o dönem cemevi konusunda hassasiyet ve duyarlık sergileyen bütün canlarla dayanışma içerisinde olacağımızı buradan bildirmek istiyoruz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • ‘Aleviler ve cemevleri üzerinden siyaset yapılmasın, hakları gasp edilmesin’-VİDEO

    ‘Aleviler ve cemevleri üzerinden siyaset yapılmasın, hakları gasp edilmesin’-VİDEO

    PİRHA-HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ile PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı, cemevi açılması için yer tahsis eden dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir ile 53 belediye meclis üyesi ve encümeni hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla açılan davaya tepki gösterdi. Ömer Öcalan, “Alevilerin hakları gasp edilmemeli” derken, Aydın Atlı da “İktidar operasyona girişiyor” ifadesini kullandı. 

    Diyarbakır’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne (PSAKD) bağlı cemevi açılması için yer tahsis eden dönemin büyükşehir belediye başkanı Osman Baydemir ile 53 belediye meclis üyesi ve encümeni hakkında görevi kötüye kullanma iddiasıyla 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ile PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı, konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİLER İNANCINDAN DOLAYI KATLİAMA MAHKUM EDİLDİLER”

    Milyonlarca Alevi’nin yaşadığı bir bölgede olduklarını kaydeden HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, cemevine yer tahsisi için belediye meclisinde alınan kararın yerinde olduğunu söyledi. Öcalan, “Milyonlarca Alevi’nin yaşadığı bir bölgedeyiz. Amed de bizim açıdan maneviyatı yüksek bir şehirdir. Arkadaşlarımız da buraya bu binayı tahsis etmişler yıllar önce. Bunun bedeli ne olursa olsun biz arkadaşlarımızın bu binanın buraya tahsis edilmesinin arkasındayız. Eğer bu bina burada Alevi canlara tahsis edilmeseydi siyasetimiz için, Amed siyaseti için büyük bir eksiklik olacaktı. Ama şimdi bunun üzerine siyaset yapmak isteyen insanlar, kesimler, iktidar var. Biz bunu da kabul etmiyoruz. Doğru bulmuyoruz. Alevi canlar bu ülkede çok ağır süreçler yaşadılar. Binlerce üyesi büyük bir zulme uğradı. Cumhuriyet tarihinden de, Osmanlı tarihinden de bunlara biz şahidiz. İnsanlar inançlarından kaynaklı ölüme, katliamlara mahkum edildiler. Biz bunun farkındayız, bilincindeyiz” dedi.

    “ALEVİ HALKININ İNANCI, HAKLARI SEÇİMLERE İNDİRGENMEMELİDİR”

    Aleviler için önemli bir süreçten geçildiğini belirten Ömer Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Manevi günlerden geçiyoruz. Önemli bir ayda önemli bir süreçten geçiyoruz. Biz arkadaşlarımızın aldığı kararın arkasındayız. İnsanların inancının önü açılmalıdır. İnsanlar nasıl inanmak istiyorsa, hangi inanç grubuna mensup olmak istiyorsa bunun önü açılmalıdır. Baskıyla, sindirmeyle kimse bunun önünde duramaz. Buraya hatta az bile tahsis edilmiş. Amed gibi bir şehirde Alevi canlara ve diğer inanç gruplarına alan açılmalıdır. Diğer kimliklere alan açılmalıdır. Biz farklılıkları zenginlik olarak gören bir paradigmadan geliyoruz. Biz buna inanıyoruz. Ve bu inanç da bizim siyasi düsturumuzdur. Onun ötesi bizim için anlamsızdır. Kimileri politik yaklaşabilir. Kimileri farklı amaçlarla yaklaşabilir. Kürdistan ve Türkiye’de milyonlarca Alevi yaşamaktadır. Alevi inançları, Alevilerin gücü bazı menfaatlere indirgenmemelidir.

    Yaklaşan bir seçim süreci vardır. Alevi halkının inancı seçimlere indirgenmemelidir. Alevilerin bu ülkede gasp edilen haklarının iadesi için her zaman talepleri, mücadelesi vardır. Ve ağır bedeller de ödemektedir. 1938’den, Sivas Katliamı’ndan tutun Çorum Katliamı’ndan Maraş Katliamı’na kadar… Bunlar bu ülkenin yakın tarihinde yaşanan organize edilmiş katliamlardır. Ama yeri gelince de iktidarları için Alevilerin oylarına talip olup ve bunu bir seçime indirgeme anlayışını biz doğru bulmuyoruz. Kürt meselesinde de böyledir. Alevilerin inancından dolayı da bunun böyle yapılmaması gerekiyor. Her zaman Alevi halkının inancını özgürce yaşaması için doğuştan getirdiği hakların ne devlet, ne bir iktidar, ne bir insan grubu, ne de bir inanç grubu gasp etmemeli. Biz Alevi halkımızla birlikteyiz. Arkadaşlarımızın da aldığı kararın arkasındayız.”

    “SİYASAL İKTİDAR OPERASYONA GİRİŞİYOR”

    PSAKD Diyarbakır Şubesi Başkanı Aydın Atlı ise açılan davaya tepki gösterirken, “Diyarbakır cemevimiz 2011 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir tarafından yapılıp 6 aylık gibi kısa bir sürede Diyarbakır’da yaşayan Alevi canlarımıza yani bizlere ibadetlerimizi yerine getirme, sosyal ve kültürel faaliyetlerini yapmak üzere tahsis edildi. Bu tahsis tabii 10 yıllık bir süreci kapsıyordu. Bu süreç Şubat 2022 yılında doldu. Şu anki belediyedeki yetkililer tarafından bu tahsis süresi 10 yıllığına tekrar aynı şartlarda uzatıldı ve yine biz Alevi canlara, cemevinin kullanımı verilmiş durumda. Ama cemevimizin ismini ön plana çıkartıp, Aleviler üzerinden böyle bir algı yaratılması doğru değil. Çünkü Osman Baydemir Diyarbakır yerelinde Alevilerin bir ibadethanesinin olmadığını gördü ve temaslarımız sonucunda da böyle bir yere ihtiyaç olduğu tespit edilip burası yapıldı” diye konuştu.

    Atlı, “Keşke daha fazla yapılsaydı” diyerek şöyle devam etti:

    “Ama tabii şimdi bu süreçte Osman Baydemir ve 53 il genel meclis üyesinin de üyesi hakkında bir dava açılmış. Nedeni de cemevine arsa tahsis etmek. Doğru bir yaklaşım değil. Madem cemevleri yani kendilerine göre yasal bir yer değilse şu an devletin yapmış olduğu bir cemevi bir operasyonu var. Şu anda operasyon diyoruz buna. Devletin 8 tane cemevi yapmak üzere çalışmalar başlattığı söyleniyor. Madem cemevlerine arsa tahsis etmek suçsa o zaman sizler niye böyle bir girişimde bulundunuz? Yok suç değilse o zaman Osman Baydemir ve meclis üyeleri hakkında neden böyle bir dava açıldı? Biz Aleviler olarak davaya her zaman için müdahil olacağız. Bu kabul edilirse bizler müdahil olarak, Diyarbakır’daki Aleviler olarak bu davanın peşinde olacağız. Her zaman bize yakın duranlarla beraber de olduk. Bu bir zorunluluktur. Çünkü Alevilerin ibadethaneleri cemevleridir. Lütfen Aleviler üzerinden, cemevlerimiz üzerinden siyaset yapılmasın. Çünkü yakında bir seçim vardır. Dolayısıyla siyasal iktidar böyle bir operasyona girişiyor. Biz bunu kabul etmiyoruz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • İçişleri Bakanlığı, cemevine yer tahsis eden Osman Baydemir’e dava açtı!

    İçişleri Bakanlığı, cemevine yer tahsis eden Osman Baydemir’e dava açtı!

    Diyarbakır’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne cemevi açılması için yer tahsis eden dönemin Belediye Başkanı Osman Baydemir ile 53 belediye meclis üyesi ve ve encümeni hakkında, İçişleri Bakanlığı tarafından görevi kötüye kullanmaktan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 2015 yılındaki işlemleriyle ilgili hazırladığı ön inceleme raporunda, dönemin Belediye Başkanı Osman Baydemir ile 53 belediye meclis üyesi ve encümeninin, belediyeye ait mülklerin kiralanması, iş yerlerinin tahliye edilmesi ve derneklere yer tahsis edilmesini yasal mevzuata uygun bir şekilde yapmadıklarını iddia etti.

    Başsavcılık, 2020 yılının aralık ayında tamamlanan soruşturmada, Baydemir ve meclis üyeleri hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçlamasıyla 6 aydan 2’şer yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Deniz Tekin’in haberine göre; iddianamenin devamında, meclis üyeleri ve Baydemir, belediyeye ait altı taşınmazın kiralanması, kullanımı ile kiralarının tahsil edilmesi ve iş yerlerinin tahliyelerinde gerekli işlemleri yapmamakla suçlandı. 10 yıl süreyle bir kişiye kiralanan belediyeye ait Konukevi Binası’nın ihale şartnamesine aykırı olarak Demokratik Toplum Kongresi tarafından siyasi maksatla kullanıldığı da kaydedildi.

    PSAKD TAHSİS ETMEK SUÇ UNSURU SAYILDI

    İddianamede, Osman Baydemir’in Belediye Meclisi’nin mevzuata aykırı bir şekilde verdiği öne sürülen protokol yapma yetkisine dayanarak Kayapınar ilçesindeki taşınmazın cemevi olarak kullanılması amacıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne 10 yıl süreyle tahsisi için 2012 yılında imzaladığı protokol suç unsuru olarak gösterildi.

    Baydemir’in imzaladığı protokolde geçen “…kentimizde yaşayan Alevi yurttaşların sosyal, kültürel ve dini ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 13’üncü maddesinin 2. fıkrası ile aynı Kanunun 15/a ve 18/e bentlerine istinaden 10 yıllığına Pir Sultan Abdal Derneği’ne tahsis edilmiştir” şeklindeki ifadeler ise iddianamede suç delili olarak gösterildi. İddianamede Baydemir’e Sümerpark içerisinde bulunan belediyeye ait atıl binayı 2006 yılında yaptığı protokolle 10 yıllığına Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne tahsis etmesi de suç sayıldı.

    Baydemir ve belediye meclis üyelerine bu protokol gerekçe gösterilerek dava açılırken Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyumu Münir Karaloğlu 2022 yılında süresi dolan protokolü geçtiğimiz şubat ayında 10 yıl daha uzattı. Baydemir hakkında bu protokolü imzaladığı için yasama dokunulmazlığının kaldırılması amacıyla 2017 yılında fezleke hazırlanmıştı.

    BAYDEMİR’İN AVUKATI İTİRAZ ETTİ

    Savcı, “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde kamu görevlisi şüphelilerin görevlerine aykırı bir şekilde davranmak suretiyle üzerlerine atılı ‘görevi kötüye kullanmak’ suçunu işleyerek, kamuyu zarara uğrattıkları” iddiasıyla şüphelilerinin isnat edilen suçtan cezalandırılmalarını istedi.

    İddianameyi kabul eden Diyarbakır 13. Asliye Ceza Mahkemesi, 10 Haziran 2022 tarihinde dosya için görevsizlik kararı verdi. Mahkeme, dava dosyasındaki suçlamalar göz önünde bulundurulduğunda sanıkların üzerlerine atılı suçun TCK’nin 247. Maddesi’nde düzenlenen “zimmet” suçunu oluşturup oluşturmadığı konusunda değerlendirme yapma yetkisinin ağır ceza mahkemesinde olduğunu savundu. Baydemir’in avukatı Reyhan Yalçındağ ve diğer sanık avukatları, dava dosyasında zimmet suçunun maddi ya da manevi unsurlarının gerçekleşmediğini ve görevsizlik kararının yasaya aykırı olduğunu belirterek itiraz etti. Henüz nöbetçi ağır ceza mahkemesine ulaşmayan itirazlarla ile ilgili önümüzdeki günlerde karar çıkması bekleniyor.

    BAYDEMİR’DEN AÇIKLAMA

    Baydemir, “Yerel yönetimler olarak bize düşen bu çoğulculuğun hakkını vermekti. Farklı dilleri, farklı inançları, farklı kültürleri hem görünür kılmak hem de geleceğe taşımaktı. Koruma amaçlı planımızın temel taşlarından biri de inanç turizmine ev sahipliği yapmaktı” ifadelerini kullandı.

    Baydemir, “Düşünün; bir şehirde farklı inançlar var ama o inançların mensuplarının inançlarının gereklerini yerine getirebilecekleri mabetleri yok. Alevi inancına mensup kardeşlerimin inançlarının gereğini yerine getirebilecekleri bir mabetlerinin olmayışı Diyarbakır’da çok büyük eksikliğin ve haksızlığın da ifadesiydi. Cemevini açmakla biz aslında tarihi bir haksızlığa son verdik. Hem de yine aynı şekilde bir tabuyu elbirliğiyle ortadan kaldırdık. Çünkü Pir Sultan Abdal Cemevi tamamen belediyenin kaynaklarıyla inşa edildi. Bir camiye verilen kıymet neyse belediye açısından cemevine verilen kıymet de oydu. Bütün bunlardan hareketle aslında belediyenin, bizim yapmış olduğumuz sadece görevimizin ifasıydı. Evet, biz bu görevi ifade ederken, cemevini inşa ederken, kiliseyi restore ederken, Ahmedê Xanê, Feqiyê Teyran Camisini açarken bütün inançlara, bütün kültürlere eşit derece hizmet ederken aynı zamanda bir tabuyu, bir korkuyu yıktık ve tarihi haksızlığa dur dedik” diye belirtti.

    “TEKÇİLİK ZİHNİYETİNE İTİRAZ ETTİK”

    Osman Baydemir, “Daha açık bir ifade ile Cumhuriyetin kuruluş esası olan ve Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin gelen o tekçilik zihniyetine bir itiraz ettik” dedi. Baydemir şöyle devam etti:

    “Tekçilik zihniyetine itirazımız ve ortaya çıkardığımız sonuç bütün toplum tarafından görüldü ve alkışlandı. Ne için alkışlandı? Cemevini açarken bütün medrese seydaları oradaydı, müftü oradaydı, papaz oradaydı. Farklı dinlere mensup insanlar oradaydı. Herkes cemevinin açılışına alkış tuttu, manevi haz aldı. Aynı tablo kilisenin onarımında, kilisenin açılışında da yaşandı. Dolayısıyla tekçiliğin fakirlik, tekçiliğin aslında çölleşme olduğunu toplumun kendisi idrak etti. Çoğulculuğa alkış tuttu ve çoğulculuğun yanında yer aldı. Bana göre bu devleti rahatsız etti. O tekçi zihniyeti rahatsız etti. Hakkımızda açılan bu dava, o rahatsızlığın gereğidir aslında. Hatta bana sorarsanız kayyum uygulamasının nedenlerinden bir tanesi de bu hizmetlerimizdir. Çok dilli, çok kültürlü, çok inançlı bir politikayla ve hizmet perspektifiyle yurttaşa hizmet götürdüğümüz içindir. Bir soruşturma değil, binlerce soruşturma açılsa da ben yaptıklarımın arkasındayım. Keşke imkanım olsaydı bir cemevi değil, birden fazla cemevi inşa edebilseydik. Bir kilise değil, birden fazla kilise onarsaydık. Keşke imkanlarımız olsaydı Havra’yı da onarabilseydik. Keşke imkanlarımız olsaydı Ezidilerin mabedi için de çaba sarf etseydik.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AİHM’in ihlal kararı var ama 28 yıldır adalet yok-VİDEO

    AİHM’in ihlal kararı var ama 28 yıldır adalet yok-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, AİHM’in ihlal kararına rağmen 28 yıldır akıbetleri açığa çıkarılmayan İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur için adalet talep ederek, yeniden yargılamanın yolunun açılmasını istedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkması için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 896’ncı hafta eylemlerini online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 18 Mayıs 1994 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Beşişt (Türeli) Köyü Dehla Zera (Çaylarbaşı) Mezrası’na yapılan askeri operasyonla gözaltına alınan ve kaybedilen İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur’un akıbeti soruldu.

    GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ

    Eylemde ilk olarak İkram ve Servet İpek’in kuzeni Azamettin İpek söz aldı. Köylerine yapılan baskında tüm köylülerin okul önünde bir araya getirildiğini, evlerinin yakıldığını ve aralarında kuzenlerinin de olduğu 6 gencin gözaltına alındığını paylaşan İpek, gençlerin köyün dışında bekletilen araçlara bindirildiğini söyledi. Gençlerin Lice’de bulunan askeri tabura götürüldüğünü belirten İpek, görgü tanıklarının gençlerin sabaha kadar işkence edildiklerini ve 3 gencin bu işkence ile katledildiğini anlattıklarını paylaştı. İpek, “Aileleri tabura gittiklerinde askerler ‘Biz kimseyi almadık, kimseyi buraya getirmediler’ sözleri ile geri gönderilip tehdit edildi. Ailelere ‘Tabura yaklaşırsanız sizi tararız’ dediler. Daha sonra birçok kuruma dilekçe verdiler ama hiçbir kurum bu dilekçeleri kabul etmedi. Aileler, bunun üzerine İHD’ye başvurdu. Dosya AİHM’e gitti. Ama Türkiye operasyon yaptığını inkar etti” sözleri ile hukuksal yollardan da sonuç alamadıklarını ifade etti.

    AİHM’in Türkiye’yi daha sonra suçlu bulduğunu kaydeden İpek, fakat daha sonra açılan soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandığını dile getirdi. İpek, ayrıca soruşturma kapsamında mezarların açıldığını, DNA örnekleri verdiklerini fakat bundan da kendilerine herhangi bir yanıt verilmediğini aktardı.

    AİHM’İN VERMİŞ OLDUĞU EN AĞIR İHLAL

    Daha sonra da aile avukatı Osman Baydemir söz aldı. 28 yıldır 3 gençten haber alınamadığını belirten Baydemir, İHD Diyarbakır Şubesi Hukuk Komisyonu tarafından AİHM’e götürülen dosyanın o güne kadar verilmiş olan en ağır ihlal kararı olduğunu söyledi. Baydemir, buna rağmen iç hukukta faillere ulaşılmadığını ifade ederek, “AİHM kararına rağmen adalet tecelli ettirilmedi. Adalet tecelli ettirilinceye kadar, gözaltına alınanların akıbeti, gözaltına alınanların maruz kaldıkları hukuk ihlallerinin failleri yargılanıncaya kadar hak ve adalet arayışı devam edecek” dedi.

    ASKERLER RASTGELE SEÇTİ

    896’ncı hafta basın metnini ise İHD İstanbul Şube üyesi Karun Yıldız okudu. “28 yıldır soruyoruz: İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur nerede?” diye soran Yıldız, 18 Mayıs 1994 tarihinde yaşananları şöyle aktardı:

    “Sabah 10.00 civarında, yüzlerce üniformalı asker 20 kadar ailenin yaşadığı Türeli (Beşişt) Köyü, Çaylarbaşı (Dehla Zera) Mezrası’na operasyon düzenledi. Tanık beyanlarına göre Bolu Komando Tugayına bağlı askerler araçlarından inip mezraya yaya olarak girdi. Operasyona askeri bir helikopter de eşlik etti. Askerler köylülere evlerinden çıkarak mezranın dışındaki okulun bahçesinde toplanmaları emrini verdi. Kadın ve çocuklardan ayrılan erkeklerin kimlikleri toplandı. Bir grup asker mezrada kaldı, diğer bir grup ise okulda köylülerin başında bekledi. Bir süre sonra mezradaki evler ve içinde hayvanlar bulunan ahırlar ateşe verildi.

    Ardından askerler, herhangi bir isim söylemeden rastgele ‘Sen, sen’ diyerek seçtikleri İkram ve Servet İpek ile Seyithan, Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur’u ‘Askeri teçhizatları araçlara taşımak için’ diyerek yanlarında götürdü. Diğer köylüler kimlikleri dağıtılarak serbest bırakıldı.”

    TANIK İFADELERİNE RAĞMEN İNKAR EDİLDİ

    Tanıkların Servet, İkram ve Seyithan’ın Lice Jandarma Komutanlığı’na götürüldüklerini, ilk gece aynı yerde tutulduklarını sonra onlardan ayrı bir yere alındıklarını aktardıklarını belirten Yıldız, o günden sonra 3 gençten bir daha haber alınamadığını söyledi. Ailelerin girişimlerine rağmen Genel Kurmay’, OHAL Bölge Valisi, Diyarbakır DGM Başsavcılığı, Lice Savcılığı ve Lice Jandarma Komutanlığı’nın “Köyünüze operasyon yapılmadı, kimse gözaltına alınmadı.” şeklinde cevaplar aldığını ifade eden Yıldız, olayı soruşturmakla görevlendirilen Yarbay Turgut Alpı’nın Lice Kaymakam’lığına gönderdiği raporunda da “18 Mayıs 1994 tarihinde Türeli köyünde yasadışı bir olay meydana geldiğine ilişkin en ufak bir delil olmadığı” şeklinde yazıldığını aktardı.

    AİHM ‘GÖZALTINDA KAYBETTİRİLDİLER’ DEDİ

    İç hukuktan sonuç alamayan ailenin AİHM’e başvurduğunu dile getiren Yıldız, “AİHM, Ankara’da yaptığı duruşmada tarafların sunduğu belgesel kanıtları, verilen tanık ifadelerini ve kamu görevlilerinin savunmalarını göz önünde bulundurarak oybirliği ile İkram İpek ve Servet İpek’in gözaltında kaybedildiğine ve diğer köylülerle birlikte İpek Ailesi’nin de evlerinin yakıldığına karar verdi. Ayrıca Mahkeme, ailenin başvuruları karşısında yetkililerin verdikleri tepkiyi insanlık dışı uygulama olarak değerlendirdi” bilgisini verdi.

    YENİDEN YARGILANMA YAPILSIN

    Yıldız, AİHM kararı esas alınarak yeniden yargılama yapılması taleplerini yineleyerek, “AİHM’in zorla kaybetmelerle ilgili olarak verdiği ihlal kararlarının kesinleşmesinden itibaren süre sınırı olmaksızın, yargı makamlarının yeniden yargılama yapmak için harekete geçmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İkram ve Servet İpek ile Seyithan Yolur için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 197 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu –VİDEO

    Cumartesi Anneleri 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbetini sordu –VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilen yakınları için hakikat ve adalet talebiyle başlattıkları eylemin 885’inci haftasında, 28 yıl önce kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun akıbeti soruldu. Yapılan açıklamada, “Ahdımız olsun ki Makbule ananın sorusunu sormaya devam edeceğiz. ‘Nazım nerede, Nazımlar nerede?’ sorusunu sormaya devam edeceğiz” denildi. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması, fail ve sorumluların yargılanması için 885 haftadır kamuoyu karşısında olan Cumartesi Anneleri bu hafta buluşmasında 28 yıl önce gözaltında kaybedilen Nazım Babaoğlu için adalet istedi.

    Bu hafta yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    Tepe açıklamamasında, 28 sene önce gözaltında kaybedilen Nazım Babaoğlu’nun yaşadıklarını anlatarak adalet istediklerini ve bu tür faili meçhullerin akıbetine ulaşana kadar mücadele etmekten de Galatasaray Meydanı’ndan da vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    “28 YILDIR DEVLET İŞLEMİŞ OLDUĞU SUÇU İNKÂR EDİYOR”

    Tepe’nin okuduğu basın açıklaması öncesinde söz alan Babaoğlu ailesinin avukatı Osman Baydemir şunları dile getirdi:

    “1990’lı yılların karanlığında devlet eliyle insanlar yargısız infazlara kurban ediliyordu. Gözaltında kaybediliyordu. Faili meçhul cinayetler işleniyordu. Gözaltında tacizler, tecavüzler yaşanıyordu. İki temel Işık vardı. Bunlardan birisi insan hakları savunucuları bir diğeri de özgür basın geleneği idi. Gerçekler karanlıkta kalmasın, karanlıkta kalmasın ki bir kez daha insan hakları ihlalleri işlenmesin. Nazım Babaoğlu gencecik bir fidandı. Bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanıyordu öte yandan da Özgür Gündem Gazetesi’nde muhabir olarak çalışıyordu. Tıpkı Ape Musa’ya yapıldığı gibi önce bir komplo kuruldu. Siverek’te büyük bir haber var aramasıyla Siverek’e davet edildi ve orada gözaltına alındı. Görgü tanıklarının anlatımlarına rağmen, savcılığa bildirilmesine rağmen 28 yıldır devlet sessizliğini koruyor. 28 yıldır devlet işlemiş olduğu suçu inkar ediyor.

    Ahdımız olsun ki Makbule ananın sorusunu sormaya devam edeceğiz. ‘Nazım nerede, Nazımlar nerede?’ sorusunu sormaya devam edeceğiz.”

    “ELEŞTİREL HABERİ TERÖR FAALİYETİ OLARAK GÖSTERİP BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLIYORLAR”

    Cumartesi Anneleri adına 885’inci hafta basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Özgür Gündem muhabiri Ferhat Tepe’nin kardeşi Ayşe Tepe okudu.

    Tepe açıklamasında, Nazım Babaoğlu’nu aramaktan ve basın özgürlüğünü savunmaktan vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Tüm inkârcı rejimler halkın haber alma hakkını hedef alır. Gazeteciliği suç, eleştirel haberi terör faaliyeti haline getirerek basın özgürlüğünü işlevsiz kılmayı amaçlar. Halkın bilgi edinme hakkını ve ülke gerçeklerinin kamuoyuna yansımasını engellemek için medyayı siyasetin emrine girmeye zorlar. İktidarın parçası olan medyayı ise çalışamaz hale getirmek için ağır baskı ve engellilerle karşı karşıya bırakır. Söz konusu engellemelerin en ağırı basın çalışanlarının yaşama haklarına yönelik saldırılardır. Kimi çalışmalarda sansür diye nitelenen bu saldırılar ne yazık ki bizim topraklarımızın unutulmak istenen bir gerçeğidir. 90’lı yıllar kanla sansürün en yoğun yaşandığı dönem olmuştur. Devleti yönetenlerin, ‘Onlar gazeteci değil militan’ dediği gerçekte ise halkın haber alma hakkını savunan onlarca gazeteci katledildi, kaybedildi” şeklinde konuştu.

    “KORUCULARIN CİNSEL SALDIRI HABERİNİ YAPTIKLARI İÇİN SÜREKLİ TEHDİT EDİLİYORLARDI”

    ‘885 haftamız da 2017 yılında evladına ve adaleti ulaşamadan aramızdan ayrılan Makbule Babaoğlu’nun, ‘Ölmeden oğlumun mezarını bulmak, bize bu acıları yaşatanların hesap verdiğini görmek istiyorum’ talebini bir kez daha kamuoyuna taşıyoruz’ diye Tepe sözlerine şu şekilde devam etti:

    “19 yaşındaki Nazım Babaoğlu Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa bürosunda çalışıyordu. Büro çalışanları yaşanılan ağır hak ihlallerini duyurdukları için baskı altındaydılar. Gazetelerin bombalandığı, gazetecilerin sokaklarda infaz edildiği karanlık günlerdi. Özgür Gündem Gazetesi Urfa büro şefi Kemal Kılıç uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. Bucak aşiretine mensup 4 korucunun Siverek’te görevli bir öğretmenin evini basarak öğretmene ve kız kardeşine cinsel saldırıda bulunduklarına dair hazırladıkları haber Özgür Gündem Gazetesi’nde yayınlanınca, Urfa çalışanlarına yönelik tehditler daha da arttı. Gazetede çalışanların can güvenliklerinin sağlanmasına dair yaptığı başvurulara rağmen hiçbir önlem alınmadı.

    “KORUCULAR TARAFINDAN ZORLA BİR ARACA BİNDİRİLEREK SEDAT BUCAK’IN EVİNE GÖTÜRÜLDÜ”

    12 Mart 1994 sabahı Siverek’teki yerel bir gazetenin çalışanı ve ilçenin Anadolu Ajansı temsilcisi Murat Yoğunlu, Özgür Gündem bürosunun telefonunu aradı. Korucularla ilgili çok önemli bir haber olduğunu ve mutlaka muhabir göndermelerini söyledi. Nazım sözü edilen haberi izlemek için Siverek’e gitti. Kendisinden bir daha haber alınamadı. Görgü tanıklarının anlatımlarına göre Nazım Murat Yoğunlu ile buluşacakları Siverek’te ki İrfan Gazetesi’ne gitti. Gazetede bekleyen Bucak aşiretinin korucuları tarafından zorla bir araca bindirilerek Sedat Bucak’ın evine götürüldü. Ailenin tüm başvuruları ve tanık beyanlarına rağmen sonuç alınamadı. Gerçeği açığa çıkartacak, failleri tespit edecek etkin bir soruşturma yürütülmedi. Dosya zamanaşımına sürüklendi. Gazeteci Nazım Babaoğlu’nun akıbeti karanlıkta bırakıldı. Onu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.”

    “HUKUK VE ADALET SİSTEMİNDE YARATTIĞINIZ BÜYÜK TAHRİBATA SON VERİN”

    885’inci haftalarında iktidara ve adli makamlara bir kez daha seslendiklerini söyleyen Tep, “Hukuk ve adalet sisteminde yarattığınız büyük tahribata son verin. Nazım Babaoğlu’nun akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun bilinen şüphelileri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütülmesi sağlama görevini yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Nazım Babaoğlu için tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel normlar içerisinde hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan, 186 haftadır bize yasaklanan kayıp yakınları ile buluşma imkanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM vekilliği düşürülen HDP’liler için Türkiye’den savunma istedi

    AİHM, Anayasa’da yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li 4 eski milletvekili için Türkiye’den savunma istedi.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa’nın milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesinde yapılan geçici değişiklikle milletvekillikleri düşürülen HDP’li eski milletvekilleri Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve yaşamını yitiren İbrahim Ayhan konusunda Türkiye’den savunma istedi.

    AKP-MHP’nin tam, CHP’nin kısmi desteğiyle 20 Mayıs 2016’da Anayasa’da yapılan değişiklik sonrası 29 AKP, 10 MHP, 55 CHP, 53 HDP ile bir bağımsız milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmıştı.

    Dokunulmazlığı kaldırılan 148 isim arasından sadece HDP milletvekillerinin vekillikleri düşürüldü. HDP’nin önceki eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında olduğu 9 milletvekili tutuklandı, 11 HDP’li vekilin ise milletvekilliği “meclise devamsızlık” ve “kesinleşmiş hapis cezası” nedeniyle düşürüldü.

    4 VEKİL İÇİN SAVUNMA TALEBİ

    Milletvekilliği düşürülen Besime Konca, Ferhat Encü, Faysal Sarıyıldız, Osman Baydemir, Figen Yüksekdağ, Ahmet Yıldırım, Nursel Aydoğan, Tuğba Hezer, Leyla Zana, Selma Irmak ve dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra gittiği yurtdışında yaşamını yitiren İbrahim Ayhan, “seçme seçilme haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle Türkiye’deki iç hukuk yollarını tüketmesinin ardından avukatları AİHM’e başvurmuştu.

    Diğer milletvekillerinin yargı süreci devam ederken AİHM, vekilliği düşürülen Selma Irmak, Ahmet Yıldırım, Osman Baydemir ve İbrahim Ayhan’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin savunma istedi.

    Meclise devamsızlıktan dolayı milletvekillikleri düşürülen Tuğba Hezer ve Faysal Sarıyıldız’ın başvurularını daha önce reddeden AİHM, haklarında kesinleşmiş hapis cezası bulunan 4 HDP’li milletvekillinin “seçme ve seçilme haklarının ihlal” edildiği gerekçesiyle yaptığı başvuruyu ilk defa kabul ederek Türkiye’den savunma istedi.

    AİHS EK 1 NO’LU PROTOKOLÜ 3. MADDESİ İHLAL EDİLDİ Mİ?

    HDP’li milletvekillerinin avukatı olan Reyhan Yalçındağ, Osman Baydemir ve Mesut Beştaş’ın Temmuz 2018’de yaptığı başvuruyu inceleyen AİHM, Türkiye’den başvurucuların vekilliklerinin düşürülmesinden dolayı “serbest seçim hakkını” içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek 1 no’lu Protokolü 3’üncü Maddesi’nin ihlal edilip edilmediğini sorarak savunma istedi.

    Av. Reyhan Yalçındağ, Türkiye’nin vereceği savunmaya göre gerekli hukuki adımları atacaklarını söyledi.

  • Osman Baydemir hakkında 6 yıl hapis istemi

    Osman Baydemir hakkında 6 yıl hapis istemi

    Van Cumhuriyet Başsavcılığı Baydemir hakkında başlattığı soruşturmayı tamamladı.

    Eski Diyarbakır Belediye Başkanı ve HDP milletvekili Osman Baydemir’in, partisinin iki yıl önce Van’da gerçekleştirdiği grup toplantısı ile “Vicdan ve Adalet Nöbeti”nde yaptığı konuşmalar nedeniyle 6 yıla kadar hapsi istendi.

    Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HDP Milletvekili Baydemir’in, Van’daki grup toplantısında yaptığı konuşmalarla ilgili başlatılan soruşturma tamamlandı. Van 5. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, Baydemir’in ‘Türk milletini, cumhuriyeti ve TBMM’yi alenen aşağılama’ iddiasıyla 6 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. (HABER MERKEZİ)

  • Baydemir Croydon Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti-VİDEO

    Baydemir Croydon Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA-HDP Milletvekili Osman Baydemir BAF bünyesinde çalışmalar yürüten Croydon Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti.

    HDP Milletvekili Osman Baydemir  Croydon Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. Burada bir konuşma yapan Baydemir, bütün insanı değerlerin saldırı altında olduğunu belirterek, “HDP’nin bayrağı insanlığın sembolüdür. Ortadoğu’da insani değerlerimiz saldırı altındadır. DAİŞ, El Kaide insanlıktan nasibini almamıştır. Bugün o barbarlıklar Erdoğan barbarlığı ile uyuşmuş durumda. Ortadoğu’ya Kerbela’yı yaşatmak istiyorlar” dedi.

    HDP’nin birleştirici özelliğinden bahseden Baydemir, “Canlar, Mazlumlar, Şeyh Sait’in, Şeyh Bedreddin’in torunları birleşti HDP’de. Burada tek bir vücut oldu. O Nemrud’un barajını yerle yeksan etti” diye konuştu.

    Baydemir herkesi 24 Haziran’da oy vermeye çağırdı.

    Elif TABAK/LONDRA

     

     

  • HDP’li Baydemir ile Irmak’ın vekillikleri düşürüldü

    HDP’li Baydemir ile Irmak’ın vekillikleri düşürüldü

    Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Milletvekilleri Osman Baydemir ile Selma Irmak’ın vekilleri düşürüldü.

    HDP milletvekilleri Osman Baydemir ve Selma Irmak’ın haklarındaki cezanın istinaf mahkemesinde onaylanmasının ardından milletvekilliklerinin düşürülmesine dair tezkere Meclis Genel Kurulu’na geldi.

    Tezkereler okunmadan önce HDP’liler Genel Kurulu terk etti.

    Baydemir ile Irmak’ın vekillikleri düşürüldü.

    Böylece 1 Kasım seçimlerinde 59 milletvekili çıkaran HDP’nin vekil sayısı 48’e düşmüş oldu.

  • HDP’li Baydemir serbest bırakıldı

    HDP’li Baydemir serbest bırakıldı

    PİRHA – İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınan HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, alınan ifadesinin ardından serbest bırakıldı. 

    HDP Urfa Milletvekilleri Osman Baydemir, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda polislerce gözaltına alındı. Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne götürülen Baydemir’in ifadesi alındı. Baydemir, alınan ifadesinin ardından serbest bırakıldı.
    Baydemir hakkında Urfa’nın Birecik ilçesinde katıldığı Newroz kutlaması sırasında yaptığı konuşma nedeniyle “Örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açılmıştı. Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 6’ıncı duruşmada, Baydemir hakkında ifadesi alınmak üzere “yakalama kararı” verilmişti.
    Haber Merkezi
  • HDP Sözcüsü Baydemir: AKP’de siyasi edep yoktur, halk bunları görevden alabilir

    HDP Sözcüsü Baydemir: AKP’de siyasi edep yoktur, halk bunları görevden alabilir

    Hatun Tuğluk’un cenazesine saldıran Murat Alp’in İçişleri Bakanı Soylu ile karakolda çekilen fotoğrafına, HDP Sözcüsü Osman Baydemir, “AKP’de siyasi edep yok” sözüyle tepki gösterdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Osman Baydemir, partisinin Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine saldıranlar arasında bulunan Murat Alp’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla karakolda çekilen fotoğrafına tepki gösterdi.

    Cenazeye yönelik saldırıyı, “Sözün bittiği yer” sözüyle yorumlayan Baydemir, şunları ifade etti:

    “Her Kürdün yaşamında öncesi ve sonrası bir duygu dünyası olmak durumundadır. Eğer kabristanlarımız ortak olmayacaksa, ne ortak olabilir? Hayatın hangi anı ortak olabilir. Bu tarihimizde bir dönüm noktasıdır, bir kırılma noktasıdır. Bugüne kadar AKP’ye oy vermiş, alnı secde görmüş bütün Kürtlere çağrımdır; sorgulayın, aksi takdirde desteğiniz ile suça ve vebale ortak olursunuz. Bizler bir gün mutlaka Hatun Anne gibi hak yoluna gideceğiz, o şerbeti tadacağız. O gün geldiğinde, bizden hem yaptıklarımız hem de yapmaktan imtina ettiklerimizden suale çekileceğiz.”

    “POLİS GAZ DAHİ SIKMADI”

    Saldırganın Soylu ile çekilen fotoğrafının yaşananların ispatı olduğunu vurgulayan Baydemir, “Bu faşist iktidar bloku, sizin halkınıza zulüm ettiğinde bir kabre zulüm ettiğinde, hakaret ettiğinde niye sustun diye soracaklar. Susma zamanı değil, zalimin zulmüne, propagandasına hayır deme zamanıdır” dedi.

    Baydemir şunları kaydetti:

    “Sosyal medyada çıkan İçişleri Bakanı ve saldırganın birlikte o gece çekilmiş fotoğrafı, bizim bütün tanıklığımızı doğrular mahiyette. Saldırı organizeliydi, planlıydı. Bir buçuk saat boyunca saldırıların gerçekleştiği zaman dilimi içerisinde biz resmi kurumlarla, valiyle, ilgili bürokratlarla temas kuramadık. Orada bulunan kolluk görevlileri, tek bir tanesine bir fiske dahi vurmadı, bir gaz dahi sıkmadı. Bir tanesinin eli kolu bükülüp gözaltına alınmadı. Adım adım büyümesi için o zombi güruhunun çoğalması için zemin oluşturuldu. Saldırganlardan bir tanesinin Bakan ile fotoğraf çekebiliyor olması bile başlı başlına her şeyi ispatlıyor.”

    “SATAŞMA DEĞİL, TERÖR EYLEMİDİR”

    Hükümet yetkilileri ve Ankara Valiliği’nin saldırıya ilişkin yaptığı açıklamaları, “suç ortaklığı” şeklinde değerlendiren Baydemir, şöyle konuştu:

    “Ben de bir siyasetçiyim. Günde onlarca kişi benimle de fotoğraf çekiliyor. Biz siyasetçiler, bizimle fotoğraf çekinmek isteyenlerden sabıka kaydı istemeyiz. Kim fotoğraf çekmek isterse çekeriz. Ancak bu böyle bir durum değil, karakolun içerisine kadar girebiliyor bu saldırganlar. Kamera kayıtları var, hangi öz güvenle karakola girebiliyor. Ona orada fotoğraf çektiren mantık ve dinamikle aynıdır. Testiyi kırdılar, testi kırıldıktan sonra tamiri bu şekilde olamaz. Hatun Anne’den kalan boş mezarlığa bu ülkeye faşizmi, ırkçılığı gömmeyecekse, hiç bir şey eskisi gibi olamayacak. Kabristanlarımız bir olamayacaksa, camilerimiz de, cemevlerimiz de bir olamaz. Bu ortalık bitmişse, aynı sokağı, aynı kurumu nasıl paylaşacağız. Bu işin vahameti karşısında Ankara Valiliği’nin yaptığı açıklama suç ortaklığıdır. Birkaç kendini bilmez sataşmada bulunmuş. Bu sataşma değil en büyük terör eylemidir. Eylemin mağduru hem Kürtler hem Türkler hem Aleviler hem de insanlıktır. Böyle vahim bir saldırıya sataşma derseniz, saldırgan gelir bakanla fotoğraf çeker. Bu aşamada derinlikli soruşturulması gerekiyor.”

    “AKP’DE SİYASİ EDEP, GELENEK YOKTUR”

    Baydemir, saldırı ve yaşanan gelişmelerin ardından istifa çağrılarına ilişkin ise şunları söyledi:

    “O gün bir buçuk saat boyunca saldırılara göz yuman ve o noktaya gelmesini sağlayan herkesin istifa etmesi gerekiyor. AKP’de o manada siyasi edep veya gelenek, olgunlukları yoktur. Olmayan bir şeyi isteyemeyiz. Hatayla yüzleşmek ve onu telafi etmek erdemliliktir. Siyasetçinin olmazsa olmazıdır, AKP’de böyle bir siyaset profili yok. Olmayan bir siyaset profilini AKP’ye atfetmiyorum. Ama kamuoyunun istifa çağrısı yerinde ve haklı bir çağrıdır. Kimin sorumluluğu varsa görevden alınmalıdır. Alınmazsa bu süreç devam edecektir” dedi.

    ‘HALK DESTEĞİNİ ÇEKEREK GÖREVDEN ALABİLİR’

    HDP’nin saldırganların ve sorumluların yargılanması için olayın takipçisi olacağını aktaran Baydemir, “Kim olursa olsun, sorumluluğu bulunan herkesin yargılanması konusunda, teşhir edilmesi konusunda iç hukuk ve uluslararası hukuk mekanizmalarında takipçisi olmaya devam edeceğiz. Her şeyden önce bu vicdan ve onur meselesidir. Bu, insan kalma mücadelesidir. Kürtlerin, Alevilerin ve insanım diyen herkesin artık AKP-MHP faşist ırkçı bloğundan desteğini çekmek zorundadır. Aksi takdirde geleceği Ankara’da o mezarlıkta yaşanan tablo ülkenin tümünü saracaktır. En büyük uyarıyı bu halk ortaya koymak durumundadır. Kimse istifa etmeyecek; ancak halk desteğini çekerek görevden alabilir. Çağrım halka ve insanlığadır; faşizme, ırkçılığa hayır deyin. Biz insanız ve insan kalma mücadelesini vermek zorundayız” dedi.

  • Baydemir: Bütün canlılara Kerbela’yı yaşatıyorlar, ortak mücadele edelim-VİDEO

    Baydemir: Bütün canlılara Kerbela’yı yaşatıyorlar, ortak mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin başlatmış olduğu ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ eyleminin son durağı olan İzmir’de birçok engellemeye rağmen toplumsal kesimler nöbeti sahiplenmeye devam ediyor. PİRHA’ ya konuşan HDP Sözcüsü Osman Baydemir, “Sadece insanlara değil bütün canlılara Kerbela’yı yaşatma ısrarını ortaya koyuyorlar. O halde bizler de Hz. Hüseyin’in kararlılığıyla karşı çıkmak durumundayız” diyerek ortak vicdan, duruş ile ortak mücadele çağrısında bulundu.

    HABERİN VİDEOSU

    HDP’nin ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ İzmir’de üçüncü gününde devam ediyor. HDP Eş Sözcüsü Osman Baydemir nöbetin üçüncü gününde PİRHA’ya konuştu.

    İNSANIN ÖZ DEĞERİ, ÖZ KİMLİĞİ VİCDANA ÇAĞRIDIR

    “Adaletin olmadığı bir coğrafya mayasız kalmaya mahkumdur” diyen Baydemir şöyle konuştu:

    “Her şeyden önce ilk günden bugüne değin vicdanının derinliğinde bize desteğini, dayanışmasını gösteren ve gönderen canlara binlerce kez selam olsun. Hiçbirimizin şüphesi yoktur ki vicdan ve adalet mutlaka ama mutlaka bu coğrafyada hakim olacak. Çünkü vicdanın olmadığı bir toplum mahvolmaya mahkumdur. Adaletin olmadığı bir coğrafya mayasız kalmaya mahkumdur. Bugün sahip çıkmaya çalıştığımız insanın öz kimliği, öz değeri vicdana çağrıdır. Bugün sahip çıktığımız her bir insanın her bir beşerin hatta ve hatta doğanın ihtiyaç duyduğu adalete, hukukun üstünlüğüne, eşitliğe, özgürlüğe ve demokrasiye sahip çıkıştır.”

    ALEVİNİN, KÜRT’ÜN COĞRAFYASINA DÜŞMANLIK VAR

    “Dersim’de orman yangını yok, orman yakmak var” diye belirten Baydemir, Faşizme karşı ortak mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayarak şunları belirtti:

    “Birkez daha haykırmakta fayda görüyoruz. Sadece insanlara değil bütün canlılara Kerbela’yı yaşatma ısrarını ortaya koyuyorlar. O halde bizler de Hz. Hüseyin’in kararlığıyla karşı çıkmak durumundayız. Bugün Dersim’de orman yangını yok, orman yakmak var. Sadece Kürt’ün, Alevinin, canın, ötekinin, farklılığının fikriyatı değil, neredeyse coğrafyasına karşı bir düşmanlık var. O yakılan orman içerisinde binlerce, on binlerce canlı türü var ve bütün bu canlıları bir meziyet, maharet olarak gören faşist bir anlayış var. O halde biz bütün canlılar demokrasiye, eşitliğe inanan herkesin artık vicdanlarımızı ortaklaştırmanın zamanı gelmiştir. Faşizme karşı ortak bir duruşu, ortak bir söylemi, ortak bir çabayı kol kola omuz omuza ortaya koymamızın zamanı gelmiştir. Bugün bütün Kürt coğrafyasında Dersim başta olmak üzere halkın, canların hür iradesiyle seçmiş olduğu belediye başkanları Nurhayat Altun ve Mehmet Ali Bul cezaevindeler. Ey canlar, ey yoldaşlar sizin iradeniz cezaevinde. Kayyum eliyle Dersim coğrafyası adeta çoraklaştırılmak isteniyor” dedi.

    DEMİRTAŞ GİBİ KILIÇDAROĞLU’NA CEZAEVİNE KONMA KUMPASI PLANLANIYOR

    Selahattin Demirtaş gibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun cezaevine atılması kumpasının hazırlandığını belirten Baydemir, son olarak şunları vurguladı:

    “Açık ve net söylüyoruz Selahattin Demirtaş’ları cezaevine atanlar Nurhayat Altun, Mehmet Ali Bul ve Gülten Kışanak’ları cezaevine atanlar şimdiden Kemal Kılıçdaroğlu’nu cezaevine koymanın kumpasını koyuyorlar. Bu nasıl bir kumpastır ki, nasıl ki Demirtaşlar kumpas sonucu cezaevine konulduysa aynı kumpasta bu kez geriye kalan muhalefeti cezaevine koymanın arayışı içerisindedir. Aynı zihniyet aynı mantık sadece Diyarbakır’la Dersim’le 89 Kürt belediyesine kayyum atamakla yetinmeyecek. Sırada İzmir var, Çanakkale ve diğer muhalefet şehirleri var. O halde sıranın kendisine gelmesini beklememek gerekiyor. Çünkü artık susma sustukça sıra sana gelecek demiyoruz, dememeliyiz. Susma sustukça suça ortak olursun. Sen susarsan faşizm kurumsallaşır bu ülkede. Artık susma zamanı değil. Vicdanda, adalette eşitlikte ve onurlu bir barışı inşa etmekte buluşmamız gerekiyor. Vicdan ve adalet tam da bunun içindir. Yaşatmak içindir. Kerbelalara son vermek içindir. Yezidlerin fikriyatına, zulmüne son vermek içindir.”

    Ersin ÖZGÜL – İZMİR

  • Osman Baydemir: Yepyeni bir faşizan vesayet getirdiniz

    Osman Baydemir: Yepyeni bir faşizan vesayet getirdiniz

    PİRHA-HDP’nin başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti Diyarbakır ve İstanbul’un ardından Van’da 3. gününde devam ediyor. Nöbetin 3. günüde kameraların karşısına geçen HDP Eş Sözcüsü Osman Baydemir, iktidarın muhalefetin hiçbir yerde konuşmasını istemediğini, gerçeği haykıranların ötekileştirildikleri ve izole edildiklerini vurguladı. 

    HDP’nin başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti Van’da 3. gününde sürüyor. Nöbet’te konuşan HDP Eş Sözcüsü Osman Baydemir gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Baydemir şunları ifade etti:

    Hiçbir demokrasi anlayışı yoktur ki iktidarlar eleştirilmez olsun. Tam tersi, iktidara sahip olan her hareket, her lider peşinen eleştiri hedefi olmayı kabul etmelidir. Eğer bir lider kendisine yapılacak eleştiriyi vatana ihanetle özdeşleştirirse onun adı diktatörlük olur. Dünyanın neresinde olursa olsun mutlak iktidar kirletir. Ve siz AKP Genel Başkanı, bu ülkede 15 yıldır iktidarsınız. Ve iktidar kirletir. Size gelecek her türlü eleştiri vatana ihanet olarak kodlayamazsınız. Bunun demokrasiyle ilgisi yoktur.

    Bugün muhalefete ‘muhalefet etme’ tehdidi savruluyor. Ne sokakta ne mecliste muhalefet konuşmayacak. Medya gerçekleri yazmayacak, yazanlar cezaevine konacak. Gerçeği haykıranlar ötekileştirilecek, izole edilecek.

    ERDOĞAN DOĞRU SÖYLÜYOR: AYDER’İ REZİL ETTİNİZ

    Bizim yapmamız gereken bir çıkış yolu bulmaktır. Muhalefetin görevi her zaman muhalefet etmek de değildir. Aynı zamanda yol yöntem önermektir. Alternatif sunmaktır. Bir diğer görev de doğruya ‘doğru’ demektir. Mesela AKP Genel Başkanı Erdoğan, bundan 2 gün önce Rize’de çok doğru bir söz söyledi. Partim adına da doğruluyorum. Ne demişti: Allah’ın bize verdiği Ayder bambaşka ama biz Ayder’i kirlettik, rezil ettik. Doğru, siz kirlettiniz, rezil ettiniz. Bu sadece Ayder’le sınırlı değil.

    Ayder, sizin 15 yıllık iktidarınızın çevre politikasının özetidir. Sadece Ayder mi? Hasankeyf, Allianoi, Van Gölü. Bakın Van Gölü ile Van halkı arasına utanç duvarı örülüyor. Bendamasi mıntıkasında 2 derenin yönünü değiştirdiniz. 40 mahallenin nüfusu ekmeğinden oldu. Van’ın kimliği haline gelmiş bir pencereyi kapattınız. HES’lerle ters göçün önüne geçtiniz, milyonlarca İnci Kefali telef oldu. Nasıl ki Ayder’i kirlettiniz, şimdi aynı uygulama Van’da yaşanıyor.

    Bu kirlenme sadece çevre politikalarıyla mı sınırlı? Hayır, yaşamın her alanında mevcut. 14 yıl önce iddia olarak ortaya koyduğunuz değerlere baktığımızda sadece kirlettiniz. Yoksullukla mücadele dediniz, nan’a (ekmeğe) muhtaç hale getirdiniz. Rızkı veren Allah dediniz evet doğru. Ama siz şu anda şirk koşuyorsunuz. 130 bin insanın ekmeğine el koydunuz. Yetmedi, eşini, annesini, babasını nan’a muhtaç etiniz. Nasıl bir akıldır, nasıl bir kindir nasıl bir hırstır bu? Kuruluş iddianızdan tümüyle vazgeçtiniz.

    “SİZ KAYBETTİNİZ”

    Aslında sen 4 yıldır kaybetmişsin. Çünkü insanlar yola çıktığında bir değerleri olur. Şu anda o bütün değerleri siz iktidarda kalmak uğruna heba ettiniz. Hani OHAL’i kaldırmakla övünüyordunuz. OHAL en son 6 şehirde uygulanıyordu. Şimdi 81 ilde OHAL, Kürt coğrafyasında sıkıyönetim var. Hani seçilmişler atanmışların önünde el pençe durmayacaktı. Siz seçilmiş milletvekilini, belediye başkanını, seçilmiş rakibiniz olan lideri cezaevine koyuyorsunuz. Bütün bunları yaparak zaten kaybettiğinizi gösteriyorsunuz. Hani askeri vesayete mücadele verecektiniz. Askeri vesayet bitti, demokrasi güçlerinin ortak mücadelesiyle bitti. Ama siz yepyeni bir faşizan vesayet getirdiniz.

    Oysa muhalefetin, Demirtaş’ın sesine kulak vermiş olsaydın, yazarların, çizerlerin, aydınların sesine kulak vermiş olsaydın ne Ayder kirlenecekti ne de sen kirlenecektin. Muhalefetsiz bir demokrasi, demokrasi değildir. Tek adam rejimidir ve tek adam rejiminin sonu hüsrandır.

    Grup Başkanvekilimiz İdris Baluken, yiğit bir siyasetçi, halkının evladı, cunta kalkışmasından hemen sonra 4 siyasi partinin imzaladığı deklarasyonda imzası var. Ortak bir duruş sergilendi. Sen Baluken’i cezaevine gönderdin. Baluken’e yönelik suçlamalar sadece yaptığı konuşmalardır. AKP Genel Başkanını eleştirmek benim görevimdir, ödevimdir. Ben bunu yapmazsam halkım karşı sorumlu olur. Baluken ne yaptı, tam da şu anda yaptığımı yaptı. Ama şimdi cezaevinde.

    “SÖZDE ŞİKAYETLE BALUKEN YENİDEN TUTUKLANDI”

    30 Ocak 2017’de mahkeme Baluken hakkında tahliye kararı verdi. Kararı verirken de AYM içtihadını gösterdi. Doğru bir karardı. Bu kararı veren mahkeme heyeti başka yerlere sürgün edildi. Bu sadece İdris Baluken’i yargılayan heyete verilen bir ceza değildi. Bütün mahkemelere verilen bir gözdağı idi. 3 Şubat 2017 tarihinde CİMER sistemi üzerinden sözüm ona Cumhurbaşkanına bir şikayet gelmiş . O mektupta denmiş ki “Baluken niye tahliye edilmiş”. O dilekçe Adalet Bakanlığına gönderilmiş, hemen sonra Adalet Bakanlığı ilgili mahkemeye talimat vermiş. Ve sadece 2 hafta tedavi gördüğü hastanede yeniden gözaltına alındı. Yargının neresi bağımsız? Bu ülkede adalet yok. Adaleti bitirdiniz.

    Saray’da bir birim var, HDP milletvekillerinden kimin tutuklanacağı, kimin tutuksuz yargılanacağı, kimin alınıp bırakılacağı, hangi gazetecinin ceza alacağını belirleyen bir birim var. Bu birim kimlerden oluşuyor? Hangi yasal dayanaktan hareketle görev ifa ediyor?

    “Yargı bağımsız” diyorsunuz değil mi, yalan söylüyorsunuz. Yalanla bu gemi yürümez. Öyle bir noktaya geldi ki artık mahkemelerde siz Eş Genel Başkanımız Figen Yüksekdağ’ı yargılamıyorsunuz, Figen Yüksekdağ sizi yargılıyor. Siz Ahmet Şık’ı yargılamıyorsunuz, Ahmet Şık sizi yargılıyor. Sizin rehin aldıklarınız hem demokrasi dersi veriyor hem sizi yargılıyor. Tek bir fark var onlar sizi tutuksuz yargılıyor.

    “SENİN KIRMIZI ÇİZGİN VAR DA BAŞKASININ YOK MU?”

    Kirlilik yaşamın her alanına, siyasetin her alanına dış siyasete de sirayet etmiş. Suriye politikanız başından beri kirli bir politikadır. Kürt düşmanlığı politikanız size kazandırmayacak. Bu ülkenin en büyük kaybı Kürt karşıtlığı politikasından gelecek. Baas rejiminin sonunu getiren 2 temel siyasetten biri Kürt karşıtlığıydı. Bardağı taşıran da Saddam’ın Kuveyt’i işgaliydi.

    Kuveyt’in işgali hangi sonucu çıkardıysa Afrin’in işgali de aynı sonucu çıkarma riskini taşır. Daha büyük felaketler yaşansın istemiyorsanız bu politikadan vazgeçin. Dönüp dolaşıp kırmızı çizgimiz var diyorsun. Senin kırmızı çizgin var da başkasının kırmızı çizgisi yok mu? Bu kırmızı çizgilerden dolayı bu halk sana kırmızı kart gösterdi. Van halkı 16 Nisan’da sana kırmızı kart gösterdi. Kayyum politikalarına, Rojava politikana kırmızı kart gösterdi. Sen halen kırmızı çizgi diyorsun.

    Bu ülkeyi bu yanlıştan çıkaracak yegane güç demokrasinin vicdanin çizgisine geri dönmektir. Vicdan ve Adalet Nöbetimiz bütün bu kirlenmişliklere karşı aydınlık geleceğin kapısını aralamak, kirlilikten arınmak içindir.

    “SEÇİMLE GİTMEMEK İÇİN SAVAŞ ÇIKARDIN”

    Seçimle geldiysen seçimle gitmeyi göze alacaksın. Biz seçimle geldik, seçimle gitmeyi başımız üstüne göze alıyoruz. Sen seçimle gitmemek için savaş çıkardın, savaş. Müzakere masasını devirdin. Eğer 7 Haziran iradesini tanısaydın, koalisyona fırsat verseydin, yeni bir iktidarı kanla inşa etmemiş olsaydın Suriye politikası böyle olmazdı. Şırnak, Nusaybin yakılmazdı. Binlerce insan toprağa düşmezdi. Bu ülke 30 yıldır kazandığı bütün demokratik değerleri kaybetmiş olmazdı. Şu anda Türkiye AB’ye tam üyelik masasında olacaktı. Bu ülkenin yurttaşları pasaportlarıyla özgürce seyahat edebilecekti.

    150 bin kamu emekçisi işinden olmazdı. Çünkü darbe mekaniği harekete geçmezdi. Bütün bunlar senin yanlış politikalarının sonucudur. Bu ülke acı çekmesin, faşizm urumsallaşmasın diye Vicdan ve Adalet Nöbeti. Faşizm rica ve minnetle gitmez. Faşizmin panzehiri cesarettir. Faşizmin panzehiri vicdan ve adalettir.

    Savaş kirletir. Tepeden tırnağa kirletir. Dün Şemdinli Şapatan’dan fotoğraf gösterdim. 77 yaşındaki kadına işkence yapmak kirlenmek değil de nedir? Kürdü meydan dayağından geçirmek kirlenmek değil de nedir? O görüntüler Gazze’de yaşansaydı Müslüman kardeşlerim diye feryat koparacaktın. O 77 yaşındaki anne Rabbim de biliyor sen de biliyorsun senden daha çok iman sahibidir. Neden sessiz kalıyorsun? Kürt annesi olduğu için. O işkence ben insanım diyen herkese yapıldı. O işkence karşısında sessiz duran da dilsiz iblistir.

    Bu savaş sürdükçe bu suçlar devam edecek. Eğer kirlenmekten vazgeçeceksen savaştan, Kürt karşıtlığından, tecritten, tasfiye politikasından vazgeçmelisin. AKP-MHP koalisyonundan vazgeçmelisin.

    “ÖZÜR DİLE YENİ KAPI ARALANSIN”

    Bir başlangıca ihtiyaç var. O başlangıç da şu: Selahattin Demirtaş ve onun şahsında bütün HDP seçmeninden ve halktan özür dilemendir. O özür yeni bir kapı aralayabilir.

    Bak sen 2-3 gün önce Guantanamo modelinden ilham aldığını, tek tip elbiseye geçeceğini söyledin. O günden bugüne 7 cezaevinde gardiyanlar mahkumlara saldırıyor. Hemen yanı başımızda Van T Tipinde de benzer bir olay yaşandı.

    10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanı seçiminin aynı zamanda yıl dönümü. Demirtaş bu seçimde aday olarak AKP Genel Başkanı Erdoğan’la yarıştı. Peki şu anda Erdoğan Külliye’de, Demirtaş nerede? Cezaevinde. Bu demokrasinin vicdanın ahlakın adaletin neresine sığıyor. Diyorsun ki: 80 milletvekili ile parlamentoya gittiler 6-7 Ekim Kobani olaylarını çıkarttılar. Bak bunu da 1 kere de demedin. Hiç Allah’tan korkmuyor musun? Bu yalan ha yalan! 6-7 Ekim olayları 2014’te gerçekleştirdi. HDP barajı 80 milletvekili ile 2015’te aştı. Neden yalan söylüyorsun?

    Diyorsun ki Demirtaş’ın tutuklanmasının sebebi 6-7 Ekim olayları. Demirtaş hakkındaki fezleke 2014 Ekim’inde hazırlanmadı. 2016’da hazırlandı. Savcılar niye 2 yıl bekledi biliyor musun? Senin talimatını beklediler. Ayrıca sen TCK’da olmayan bir suçla isnat ediyorsun. AKP’yi eleştirme suçu, Erdoğan’ı eleştirme suçu. Kılıçdaroğlu tutuklanırsa hiç şaşırmayın. Ama eğer sessiz kalırsak faşizm zorbalığını dayatmaya devam edecek. Ama bugün burada sesimizi ortaklaştırırsak emin olun faşizmin gerilemekten başka şansı yok.

    Mahkeme diyor ki ‘Demirtaş 6-7 Ekim olaylarından dolayı yargılanamaz çünkü böyle bir suç yok. Demirtaş böyle bir çağrı yapsa bile ‘toplantı gösteri yasasına muhalefettir’ diyor. E sen 15 Temmuz’da milleti sokağa çağırdın, 200’ün üzerinde insan öldü. Senin de bundan dolayı yargılanman gerekir. Sen ne yaptığının farkında değilsin.

    Bütün bu kirlenmeler ortadan kalksın diye daha fazla kirlenmemeniz için, bu ülkeyi rezil etmemeniz için durmayacağız, faşizmi durduracağız.

  • Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde Konuşan Baydemir: AKP-MHP ortaklığı ülkeyi zindana çevirdi

    Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde Konuşan Baydemir: AKP-MHP ortaklığı ülkeyi zindana çevirdi

    HDP tarafından başlatılan Vicdan ve Adalet Nöbeti, Van Musa Anter Parkı’nda 2’inci gününde devam etti. Anadil ve çözüm süreci üzerinden hükümete yönelik eleştirilerde bulunan HDP sözcüsü Osman Baydemir, konuşmasını tamamını Kürtçe olarak yaptı. Baydemir, AKP hükümetinin kendi çıkarı için, barış masasını devirdiğini söyledi.

    Van’daki Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne HDP Sözcüsü Osman Baydemir, HDP Van Milletvekilleri Lezgin Botan, Bedia Özgökçe Ertan, Adem Geveri, Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan, Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Iğdır Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ile Şanlıurfa Milletvekili Dilek Öcalan, HDP MYK ve PM üyelerinin yanı sıra HDP, DBP Van il ve ilçe örgütleri de katıldı.

    Burada açıklamalarda bulunan HDP Grup Sözcüsü Osman Baydemir, konuşmasının tamamını Kürtçe yaptı.

    “AKP KENDİ ÇIKARI İÇİN BARIŞ MASASINI DEVİRDİ” 

    HDP Sözcüsü Baydemir, Türkiye tarihindeki en büyük siyasi hamlenin 2013 yılında ilan edilen ‘çözüm süreci’ olduğunu savunarak şunları söyledi:

    Ama bildiğiniz gibi 2013 ile 2015 yılları arasında AKP hükümeti kendi çıkarı için, barış masasını devirdi. Bir kez daha bizim bölgemiz ateş yerine döndü. Bugün bu topraklarda anneler gözyaşı döküyor. Asker, polis, gerilla ya da siviller yaşamını yitiriyor. Bu ölümlerin en büyük sebebi AKP hükümetinin politikaları ve AKP ile MHP’nin ittifakının bir sonucudur. Bu milletin seçilmişleri zindanlarda. Bu da gösteriyor ki AKP yolunu şaşırmış, AKP artık MHP’nin ortağıdır. Bu ortaklık bütün ülkeyi zindana çevirmiş durumda. Bugün birçok yerde 50 bin, 100 bin nüfusu olan bir topluluk devlet statüsü kazanmış, ama bakıyorsunuz ki Türkiye hapishanelerinde bu sayıdan çok daha fazla siyasi tutuklu bulunuyor.”

    “AKP ŞİMDİ GUANTANAMO’YU ÖRNEK ALIYOR”

    Son bir haftada bölgede yaşanan işkence görüntülerine ve Van T Tipi Cezaevi’nde yaşananlara değinen Baydemir, “Van F Tipi Cezaevi’nde kadın tutsaklara yönelik ahlaksız bir şiddet uygulanmıştır. Avukatları gidip görüşemiyor, aileleri haber alamıyor. İşte bu tam bir faşizmdir. AKP şimdi Guantanamo’yu örnek alıyor. Bu kirli politikalarından derhal vazgeçmelerini istiyoruz. Bu topraklarda İskender’ler, Dehak’lar bu halkı esaret altına alamadı ve bundan sonra da alamayacak. Şemdinli’de Şapatan köyünde yaşanan işkenceler kamuoyuna yansıdı. İşte AKP ve MHP’nin ortaklığının sonucudur. AKP ile MHP’nin ortaklığı kurdun ve tilkinin ortaklığıdır. 80 yaşındaki kadına işkence yapılıyor. Eğer bu olay Filistin’de olsaydı Erdoğan bütün dünyayı ‘Müslüman kardeşlerimize işkence yapılıyor’ diye ayağa kaldırırdı. Gelin bu kana ve işkenceye ortak olmayın, gelin MHP ile ortaklıktan vazgeçin. Bu vicdan hareketi sadece HDP’nin değil vicdanı olan herkesin sahip çıkması gerekiyor” ifadesinde bulundu.

    “BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ”

    AKP’nin Kürt düşmanlığı üzerinden siyaset yaptığını ifade eden Baydemir, şöyle devam etti: “Bugün devlet siyasetini Kürt düşmanlığı üzerinden yapıyor. Fırat Kalkanı adıyla Kürtlerin kazanımını engellemeye çalışıyor. AKP Sykes Picot’un devamını istiyor. Amed ve Ankara Garı katliamını yapan IŞİD’liler serbest bırakılırken, barışı ve kardeşliği savunan Sayın Selahattin Demirtaş hala tutuklu bulunuyor. Bu da gösteriyor ki AKP’nin tek derdi Kürt düşmanlığıdır. Ama tarih boyunca Kürtlere düşmanlık yapanlar sonuç alamadılar, bundan sonra da sonuç alamayacaklar. Erdoğan önceki gün Rize’de Efrîn’e saldırıdan söz ediyordu. Peki, Kürt düşmanlığı yapan Saddam Hüseyin’in akıbeti ortada. Saddam Hüseyin o kadar Halepçe’de katliam yaptı, Hiroşima’ya Atom bombası atıldı ama faşizmin yıktığı tüm bu kentler nasıl yeniden inşa olduysa Erdoğan’ın yıktığı Cizre, Gever, Silopi ve Şırnak yeniden inşa edilecek. Bunu hep birlikte başaracağız.”

    Konuşmanın ardından CHP Van İl Başkanı Mehmet Kurukcu ile beraberindeki bir grup HDP’li vekilleri ziyaret ederek destekte bulundu.

  • HDP’nin ‘Adalet Ve Vicdan Nöbeti’ dördüncü gününde

    HDP’nin ‘Adalet Ve Vicdan Nöbeti’ dördüncü gününde

    HDP’nin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’ dördüncü gününde polis ablukasına rağmen devam ediyor. Dünkü nöbette HDP’li vekiller ses çıkarma eylemi yaparken, Sırrı Süreyya Önder cümbüş çalmıştı.

    Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) 10 milletvekilinin Diyarbakır Ekin Ceren Parkı’nda başlattığı “Vicdan ve Adalet Nöbeti” dördüncü gününde devam ediyor. Vekillerin nöbette olduğu alan yaklaşık 3 bin polisle abluka altında tutulurken, parkın etrafı yaklaşık 5 bin bariyer ve zırhlı araçla çevrili durumda. Parka destek için gelenler ‘güvenlik’ ve ‘OHAL’ gerekçesiyle içeri alınmıyor.

    DÖRDÜNCÜ GÜNDE ABLUKAYA RAĞMEN NÖBET SÜRÜYOR

    Ancak ablukaya rağmen HDP’nin nöbeti sürüyor. Bugün de sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanan milletvekilleri, abluka altındaki parkta yürüyüş yaptıktan sonra, parkta çevre temizliği yaptı. Daha sonra parkta volta atan vekiller, basın çalışanlarıyla kahvaltı yaptı.

    SES ÇIKARMA EYLEMİ

    ‘Vicdan ve Adalet Nöbeti’nde dün, nöbete katılan HDP’liler saat 21:00’de ses çıkarma eylemi düzenlemişti. Eyleme çevrede bulunan apartmanlarda yaşayan yurttaşlar da balkon demirlerine vurarak ve ışık kapatıp açarak destek vermişti.

    Bir açıklama yapan HDP Sözcüsü Osman Baydemir, şunları söylemişti:

    Vicdanla ahlakla adaletle faşizm gerileyecektir. Faşizmin gerilemesi ile birlikte tecrit ortadan kalkacaktır. Tecritin kalkması ile birlikte legal demokratik siyasetin önü açılacaktır. Legal demokratik siyasetin önünün açılması demek canlarımızın toprağa düşmemesi demektir. Gelin hak talebinden, özgürlük ve eşitlik, adalet talebinden korkmaktan vazgeçin. Çünkü faşizmin sonu yoktur. Faşizmi dayatanların sonu hüsrandır. Bir an önce bugün çıkarmış olduğumuz sesin dalga dalga tüm memleketi sarmasını diliyoruz. Durmayacağız birlikte faşizmi durduracağız.

    Öte yandan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder parka gelerek eylemde olan milletvekillerine destek için cümbüş çaldı. Önder cümbüş ile ‘Mavi yazma’ türküsünü çaldı.

  • Baydemir: Tek bir canımız toprağa düşmesin diye nöbetteyiz

    Baydemir: Tek bir canımız toprağa düşmesin diye nöbetteyiz

    Diyarbakır Ekin Ceren Parkı’nda başlattıkları Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne polis ablukası altında devam eden HDP Milletvekilleri, nöbetin üçüncü gününde kameraların karşına geçti. Dün başlattıkları ses çıkarma eylemine Diyarbakır halkından gelen yanıt için teşekkür eden vekiller adına konuşan Parti Sözcüsü Osman Baydemir, HDP Milletvekilleri Faysal Sarıyıldız ve Tuğba Hezer’in durumuna ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. 

    Diyarbakır Ekin Ceren Parkı’nda başlattıkları Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne polis ablukası altında devam eden HDP Milletvekilleri, nöbetin üçüncü gününde sürüyor.

     Parti Sözcüsü Osman Baydemir, bugün Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne ilişkin açıklamalarda bulundu. Baydemir şöyle konuştu:
    “Bir kez daha bu tecrit koşullarında Kürtçe ıslığından korkulan Musa Anter’den bayrağı devralan İnan Kızılkaya’dan Gurbet Ellilere binlerce kez selam olsun. Bayrağı Metin Göktepe’den devralan Ahmet Şık’lara binlerce kez selam olsun. Ahmet Şık, dün hakikati yargılamaya çalışanlar karşısında hakikati yargılamak isteyenleri yargıladı. Ahmet Şık şahsında cezaevinde tutulan tüm gazetecilere buradan selam olsun.
    Çarçira Meydanı’nda özgürlüğünden vazgeçmediği için yürüttüğü mücadelede katledilen Qazî Mihemed’den Sur’da katledilen Tahir Elçi’ye ve Tahir Elçi’nin barış bayrağını elinde tutan herkese selam olsun. Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş’a, Figen Yüksekdağ’a milletvekillerimize selam olsun. Gültan Kışanak şahsında tüm tutuklu belediye başkanlarımıza selam olsun. Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan yardımcımız Aysel Tuğluk şahsında tüm insan hakları savunucularına selam olsun.
    “TEK BİR CANIMIZ TOPRAĞA DÜŞMESİN DİYE NÖBETTEYİZ” 
    İşte Türkiye’nin özeti bu: Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız cezaevinde. Çünkü insan haklarından, hukuktan, adaletten korkuyorlar. 2 yıldır güvenlikçi politikalara geri dönüşün fotoğrafıdır bugün yaşadıklarımız. Çözüm sürecinin tek başına iktidar olma hırsı uğruna bitirilmesinin sonucudur. Güvenlikçi politikalarının maliyetinin haddi hesabı yoktur. 2 yıl boyunca kaybettiğimiz tüm canlar hükümetin savaş politikalarına dönmesinin kurbanlarıdır. 2 yıldır yitirdiğimiz tüm canların ailelerinin acılarını yürekten paylaşıyoruz. Bugün bu sıcakta bu vicdan ve adalet nöbetini tutuyorsak tek bir canımız toprağa düşmesin diyedir. Tüm sorunlar diyalog yoluyla çözüme kavuşabilir. Ama onlar bu  ülkenin evlatlarını ölüme gönderdiler; Şırnak’ta, Cizre’de vahşice katlettiler ve yalan söylüyorlar.
    “FAŞİZM BİAT İSTİYOR, BİAT ETMEYİN”
    Tecrit’in sadece kendilerine uygulanmadığını belirten Baydemir, dış kapıda SYKP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğullarının içeriye heyetiyle birlikte alınmadığını kaydetti. Baydemir, “Gerekçe burada o da kısa bir mesaj verecekti. Vereceği mesajdan neden korkuluyor? Çünkü faşizm biat istiyor. Allah için faşizme biat etmeyin” dedi.
    “FAŞİZMİ DURDURANA KADAR BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ”

    “Eğer demokrasiyi savunmak suçsa demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz” diyen Baydemir, “İnsan haklarını savunmak suçsa insan haklarını savunmaya devam edeceğiz. Özgürlük istemek suçsa istemeye devam edeceğiz. Faşizmi durdurana kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Tam da bundan dolayı bugün buradayız, Vicdan ve Adalet Nöbeti tutuyoruz” diye konuştu.
    “KÜRT’Ü YOK SAYMA, PARLAMENTOYU KÜRT’E KAPATMAKTIR”

    HDP Parti Sözcüsü Baydemir şunları dile getirdi:
    “Bugün muhtemelen Faysal Sarıyıldız’ın milletvekilliğinin düşürülmesi oylanacak. 20 Ocak 2016’da Cizre’de bulunan Faysal Sarıyıldız’ın canına, bugün cezaevinde bulunan bir darbe kliği kast etti. O suikastte iki yurttaş hayatını yitirdi. O gün amacına ulaşamayan o cunta kliği, siyasi uzantıları eliyle Faysal Sarıyıldız’ın vekilliğini düşürüyor. Bunun özeti Kürt’ü yok sayma parlamentoyu Kürt’e kapatmaktır. Bizler o parlamento Kürt’ün de Süryani’nin de Arap’ın da Ezidi’nin de parlamentosu olsun diye uğraştık ama onlar tekçiliği dayatıyorlar.
    “KÜRT’E DÜŞMANLIK ÖRGÜTLENİYORSA SİZİN KİBRİNİZİN SONUCU”
    AKP Genel Başkanı bizim gerçekleştiremediğimiz grup toplantısını kendisi gerçekleştirdi ve belediye başkanlarına hitap etti ve onlara dedi ki nefsinize esir olmayın. Onlara dedi ki kibirlenmeyin, kirlenmeyin. Ne kadar güzel nasihatler değil mi?  Sayın AKP Genel Başkanı bu tecrit koşullarından sizlere günaydın diyoruz, rojbaj diyoruz. Üzüm üzüme baka baka kararır. O kirlendiğini, kibirlendiğini düşündüğünüz mesai arkadaşlarınız sizden etkilenmiş olmasın? Bugün ülke bu haldeyse, demokrasi ayaklar altına alınıyorsa, Kürt’e düşmanlık örgütleniyorsa sizin kibrinizin hırsınızın sonucu değil mi?
     
    “RİCAYLA MİNNETLE FAŞİZM DURDURULMAZ”
     Vicdani çağrıya Diyarbakır halkının yanıt verdiğini söyleyen Osman Baydemir şöyle konuştu:
    “Diyarbakır halkı tecridi, buluşmamızın engellenmesini, o karanlığı sesle yıktılar. Sesimize ses kattılar. Bu vicdani çıkış adım adım büyüyecek. Bugün zulme çanak tutanlar mazlumun yüzüne bakarken mahcubiyet duyacaklar. Yarın mazlumun yüzüne bakıldığında mahcubiyet duymamak için faşizme dur demenin zamanı gelmiştir. Ricayla minnetle faşizm durdurulmaz. Tüm halkımızı vicdanda, eşitlik, adalet, özgürlük talebinde buluşmaya, tecridin kaldırılması çabasında bulunmaya davet ediyorum. Kadının sesi, vicdanını taşıyan kadın yoldaşlarıma teşekkür ediyorum. Demirtaş’a, Yüksekdağ’a, zindanlardaki tüm yoldaşlara selamlarımızı iletiyoruz.”
    (HABER MERKEZİ)
  • Baydemir’den, yarın başlayacak ‘Direniş Nöbeti’ eylemine davet

    Baydemir’den, yarın başlayacak ‘Direniş Nöbeti’ eylemine davet

    HDP Sözcüsü Osman Baydemir, mevcut gidişata “İtirazım var” diyen herkesi yarın başlatacakları “Direniş Nöbeti”ne davet etti.

    HDP Sözcüsü Osman Baydemir, mevcut gidişata “İtirazım var” diyen herkesi yarın başlatacakları “Direniş Nöbeti”ne davet ederek, “7 gün 24 saat açık alanda adalet, barış ve demokrasi için nöbet tutacağız. Durmayacağız, faşizmi durduracağız” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Osman Baydemir, Meclis’te yaptığı basın toplantısında HDP’nin cezaevinde tutulan Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında hazırlanan son fezlekelere ilişkin bilgi verdi. Baydemir, partisi tarafından başlatılan “Vicdan ve Adalet Hareketi”nin detaylarını da paylaştı.

    Bugünün sansürünün kaldırılışının 130. yıldönümü olduğunu ifade ederek, açıklamalarına başlayan Baydemir, “Basın bayramı olarak da geçiyor. Ama 166 gazeteci halkın haber alma ve yayma hakkını kullandıkları için cezaevinde. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi çalışanları bugün hakim karşısında. Adalet, hukuk herkese lazım olacak. Faşizme karşı direnmekle bu ülke aydınlığa kavuşacak. Ne pahasına olursa olsun susmayan, boyun eğmeyen kalemlerin medya organlarının katkısıyla olacak. Sansür ve baskı sadece medya üzerinde yok. Sansür ve baskı, demokratik siyaset üzerinde de uygulanıyor” diye konuştu.

    “DEMİRTAŞ SÖYLEDİĞİ İÇİN Mİ SUÇ OLUYOR?”

    263 gündür eş genel başkanlar ile birlikte milletvekillerinin “rehin” olduğunu ifade eden Baydemir, şöyle devam etti:

    “4 Kasım darbesinden sonra da Eş Genel Başkanlarımız hakkında iddianameler fezlekeler hazırlanmaya devam etti 4 Kasım’dan bugüne 13 fezleke daha hazırlandı. Bugün sadece 4 örnek sunacağım. 2017’ye 72 no’lu fezleke; suçu ve suçluyu övme örgüt propagandası yapma. Diyarbakır’da darbelere hayır mitinginde yaptığı konuşmadan dolayı Meclis’e fezleke gönderilmiş. Demirtaş şöyle konuşmuş: ‘Çözüm ve müzakere dediğimiz şey en erdemli yoldur. Her cesaretli siyasetçinin denemesi gereken en erdemli yoldur. Bunun yolunu defalarca haykırdık. Defalarca doğruyu işaret ettik. Sizler Sayın Öcalan’ı İmralı’da bir esir gibi tecrit altında tutmaya devam ettikçe işte bu yol açılmıyor.’ Bu sözler terör propagandası olarak kodlanmış. Aynen Demirtaş’ın ifade ettiği gibi darbeyi önlemenin ne önemli yolu çatışmasızlık demokrasi ve insan haklarıdır. Bu konuşma suç unsuru oluyorsa Sur’u, Cizre’yi yıkan generaller neden cezaevinde, savaş suçluları niye cezaevinde. Bunu Demirtaş söylediği için mi suç oluyor. Bir Kürt lider darbeciye darbeci dediği için mi suç oluyor?

    Bir diğer fezleke; 2017–3, Cumhurbaşkanına hakaret. Demirtaş şöyle konuşmuş: ‘Cumhurbaşkanı olmadan önce, Recep Tayyip Erdoğan, ne kadar aktardın sen bu terör örgütüne? Örtülü ödenekten Fethullah Gülen’e gönderdiğin, onun örgütüne hibe ettiğin paranın haddi hesabı yok. Bütçeden harcadığın paranın haddi hesabı yok. Bu ülkede birileri terör örgütüne yardım ve yataklıktan, destekten yargılanacaksa senden başlamak lazım.’ Suç bunun neresinde? Sen değil miydin ne istediler de vermedik diyen. AKP Genel Başkanı’na sesleniyorum ‘Paraysa para, arsaysa arsa makamsa makam.’ Sen kendin söylemedin mi? Gülen’le 12-13 yıllık ilişkini, ortaklığını dünya alem biliyor. Bir muhalefet liderinin bunu ifade etmesinin neresi suç?

    “FAKİR FUKARANIN ÇOCUĞUNUN KANI”

    2017-36 no’u fezlekede yer alan ifade: ‘Daha fazla kan, daha fazla kan. Topraklarımızı kanla sulayalım, yoksa vatan olmaz diyor. Biri de çıkıp bu kan kimin kanı kardeşim diye sormuyor. Fakir fukaranın çocuğunun kanı. Kim bu gidişattan şikayetçiyse sesini yükseltsin Karadeniz’de, Trakya’da. Ege’de, İç Anadolu’da eğer buna karşı itirazı varsa insanlar sesini yükseltsin, biz yükseltiyoruz. Bizimle el ele versinler, barış istiyorum desinler. ‘Biz evlatlarımızı Saray’a kurban etmek istemiyoruz’ desinler.’ Savcı şu cümlelerin altını çizmiş, kalınlaştırmış: ‘Bizimle el ele versinler, barış istiyorum desinler. Biz evlatlarımızı Saray’a kurban etmek istemiyoruz’ desinler.’ Bundan dolayı dava açılmış. Her kim ki bu ülkede çocukların Saray’a kurban edilmesine, savaşa kurban edilmesine göz yumuyorsa Allah onun bildiği gibi yapsın. Bir yandan kan dökülmesin diyen Demirtaş için fezleke hazırlanıyor. Oluk oluk kan akacak diyen 3. sınıf mafya liderlerinin sırtı sıvazlanıyor. İşte ülkenin realitesi.

    SAVCILIK BEYANI FEZLEKE KONUSU 

    En az 20 yıllık avukatlık meslek hayatımda da karşılaşmadığım bir fezleke. 2017’ye 4 no’lu fezleke. Cumhurbaşkanına hakaret. 4 Kasım darbesinden sonra düğmeye basmak suretiyle savcılığa çıkarılıyor. Savcılıkta Demirtaş beyanda bulunuyor: ‘Milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir. Bu yargı, Erdoğan’ın talimatıyla işliyor’ diyor. Yalan mı? Meclis’te konuşmak yasak, mitingde konuşmak yasak, mahkemede kendini savunmak yasak. Bunun adı faşizmdir. Faşizm ancak ve ancak direnerek aşılabilecek bir illettir. Ve ancak Demirtaşların dönüşüyle aşılabilecek bir beladır.”

    “7 GÜN 24 SAAT DEMOKRASİ İÇİN NÖBET TUTACAĞIZ”

    Baydemir, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Yarın Diyarbakır’da startı verilecek eylem takviminin detayları sorulan Baydemir, “Meclis, iktidarın noterliği haline dönüştürülüyor. OHAL, KHK’ler, içeride ve dışarıda düşmanlık siyasetiyle ülke cendereye sokuluyor. Savunma hakkının kutsallığı hiçe sayılarak, savunmanın kendisi yargılana konusu oluyor. Yapılması gereken bütün bu faşizm uygulamalarına karşı vicdan ve adalet direnişi ortaya koymaktır. HDP olarak yarın grup toplantımızı Diyarbakır’da yapacağız. Şiddetsiz, taşsız, sopasız tamamen bir vicdan ve adalet direnişi ortaya koyacağız. Bizlere ve topluma yöneltilen şiddete karşı bir vicdan ve adalet direnişi ortaya koyacağız. 7 gün 24 saat açık alanda adalet, barış, demokrasi için nöbet tutacağız. Demirtaş cezaevinde olduğu müddetçe, Figen Yüksekdağ, milletvekillerimiz, belediye eşbaşkanlarımız cezaevinde olduğu müddetçe, kayyımlar işbaşında olduğu müddetçe, OHAL devam ettiği müddetçe devam edeceğiz. Yani faşizm gerilemedikçe durmayacağız. Durmayacağız, çünkü faşizmi durdurmak durumundayız. Faşizm ricayla minnetle durmaz. Faşizm ancak sivil, demokratik bir direnişle durdurulabilir. Durmayacağız, faşizmi durduracağız. İlk hafta Diyarbakır’dayız. Sonraki hafta İstanbul, bir sonraki hafta Van, sonraki hafta İzmir’de olacağız. Vicdan ve adalet direnişini başlatacağız, şiddetsiz nefretsiz insani bir duruşla alanda olacağız” yanıtını verdi.

    “İTİRAZIM VAR DİYEN HERKESİ DAVET EDİYORUZ”

    Baydemir, “Benim bu gidişata itirazım var, ülkenin geleceğine dair kaygım var diyen bütün siyasi partileri, STK’leri davet ediyoruz. Gelin vicdanlarda buluşalım. Tereddütlü duruşlarla, dengeci yaklaşımlarla faşizmi durdurma şansı yoktur. Haksızlık kimden gelirse ona karşı duralım. Kim haksızlığa maruz kaldıysa onun yanında duralım. KHK ile ekmeği elinden alınanlar, akademisyenler, evlatlarını yitiren anneler sizleri bekliyoruz. Kim savaşa hayır diyorsa, kim tecrit insanlık suçudur diyorsa bekliyoruz. Kim itirazım var diyorsa bekliyoruz” diye kaydetti.

    “HERKES VİCDANİ, AHLAKİ BİR DİRENİŞ ORTAYA KOYSUN”

    İktidara çağrıda da bulunan Baydemir, “Sizler faşizmde ısrar ettikçe bizler biat etmeyeceğiz. Neye mal olursa olsun. Zulmün karşısında dilsiz olmayacağız. Bugün adalet iktidar partinin tabelasından ibarettir. Demirtaş hakkındaki bu fezlekeler batık bir adaletin fezlekeleridir. Adalet batıksa o toplumun vicdanı da batık demektir. Bu toplumun vicdanının batmaması için herkese vicdani, ahlaki bir direniş ortaya koymaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “OHAL MUHALEFETLE KALKAR”

    Baydemir, “İzin konusunda sıkıntı yaşanır mı?” şeklindeki bir soruya ise “Bu çabamızın bir nedeni OHAL rejiminin varlığıdır. Biz gerekli olan bildirimleri yaptık. Yanıt ne olursa olsun biz vekiller olarak bu nöbeti tutacağız. Bizi darp edebilirler, bize şiddet uygulayabilirler. Ant olsun bize şiddet uygulansa da şiddete şiddetle yanıt vermeyeceğiz. Çünkü amaçlarımızdan biri OHAL’i sonlandırmak. OHAL kendiliğinden kalkmaz. Muhalefetle kalkar” yanıtını verdi.

  • HDP, ‘Demokratik Çözüm Deklarasyonu’nu açıkladı: Durmayalım dur diyelim-VİDEO

    HDP, ‘Demokratik Çözüm Deklarasyonu’nu açıkladı: Durmayalım dur diyelim-VİDEO

    HDP Abbasağa Parkı’nda düzenlediği ‘Demokrasi Mitingi’nde 9 maddelik “Demokratik Çözüm Deklarasyonu”nu açıkladı. HDP, Türkiye’de siyasal ve toplumsal alanda demokratikleşmenin birlikte mücadele ruhundan geçtiğine dikkat çekerek, “‘Mutlaka Kazanacağız’ şiarıyla toplumun tüm kesimlerini adalet, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesine çağırıyoruz” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Beşiktaş’ta bulunan Abbasağa Parkı’nda “Durmayalım, Dur diyelim” sloganıyla düzenlediği ‘Demokrasi Mitingi’nde “Ortak mücadeleye çağırıyoruz” başlıklı “Demokratik Çözüm Deklarasyonu”nu açıkladı.

    Deklarasyon metnini HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ile HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir okudu.

    HDP’nin “Ortak mücadeleye çağırıyoruz” başlıklı 9 maddelik deklarasyonu şöyle:

    1. Demokratik siyaset tasfiye edilemez

    – Demokratik siyaset üzerindeki baskılara, cezalar yoluyla siyasetçilerin tasfiye edilmesine,

    – Eş Genel Başkanların, milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanarak rehin tutulmalarına,

    – Halk iradesi yok sayılarak seçilmiş belediyelere kayyum atanmasına,

    – İktidarı eleştirenlerin ve muhalif düşünenlerin düşman, hain veya terörist olarak etiketlenmesine DUR DİYELİM.

    1. Evrensel insan hak ve özgürlüklerinden vazgeçilemez

    – Örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde yoğunlaşan baskılara ve sansüre,

    – Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünün kullanılmasını engelleyen keyfi uygulamalara,

    – Cezaevlerinde tecrit, işkence ve kötü muamele gibi insanlık suçlarına,

    – Farklı düşünce, yaşam tarzı ve cinsel yönelime sahip olanların nefret söylemi ile hedef haline getirilmelerine,

    – Herkes için kutsal olan yaşam hakkının ihlal edilmesine DUR DİYELİM.

    1. Hukukun üstünlüğü ve evrensel demokratik hukuk ilkeleri çiğnenemez

    – Her türlü denetimden uzak OHAL ve KHK Rejimi’ne,

    – KHK’lerle yapılan ihraçlara, soruşturmalara ve dernek, vakıf ve kitle örgütlerinin kapatılmasına,

    – Radyo, tv, gazete, dergi, dijital ve sosyal medya araçlarının kapatılmasına, gazetecilerin tutuklanmasına,

    – Uluslararası demokratik sözleşmelere uymayan yargı sistemine ve iktidarın emriyle yapılan yargılamalara DUR DİYELİM.

    1. Barıştan vazgeçilemez

    – İktidardaki savaş blokunun içerde ve dışardaki saldırganlığına; komşu halkların topraklarına işgalci bir zihniyetle asker gönderilmesine,

    – Barışın inşasında kilit role sahip olan Sayın Abdullah Öcalan üzerinde süren tecrit uygulamasına,

    – Tekçi anlayışla farklı kültür, kimlik, inanç ve anadillere sahip olanların düşman ilan edilmesine,

    – Başta Kürt halkı ve Alevi toplumu olmak üzere halkların ve inançların ötekileştirilmesine,

    – Sur-Cizre-Hasankeyf gibi Kürt halkının siyasi, tarihsel ve kültürel değerlerinin tahrip edilmesine DUR DİYELİM.

    1. Emekçilerin sosyal ve ekonomik hakları gasp edilemez

    – İş cinayetlerine, grev yasaklamalarına ve ertelemelerine,

    – Zorunlu BES, Varlık Fonu, Kıdem Tazminatı ve İşsizlik Fonu’na bağlı hak gasplarına,

    – Mevsimlik, kiralık, göçmen işçilerin ve mültecilerin güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırılmasına,

    – Emeklilerin, engellilerin, emekçilerin ve tüm toplumsal emeğin nitelikli ve parasız eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarının gasp edilmesine DUR DİYELİM.

    1. Doğal ve kültürel varlıklar talan edilemez

    – Tarihsel ve kültürel hafıza ve doğal dokunun tahrip edilmesine,

    – Tarım alanları, zeytinlikler, kıyılar ve su havzalarının sermayenin talanına terk edilmesine,

    – Kentsel dönüşüm adı altında şehirlerin betonlaştırılmasına, insanların yerinden edilmesine,

    – Yeraltı ve yerüstü varlıklarının kullanılması hakkında yerel halka söz ve karar hakkı tanımayanlara DUR DİYELİM.

    1. Gençlerin bugünü ve geleceği karartılamaz

    – Gençlerin her geçen gün daha fazla işsizliğe mahkum edilmesine, geleceğe olan inançlarının yok edilmesine,

    – Üniversiteler üzerindeki her tür baskıya ve öğrencilere söz hakkı tanımayan üniversite yönetimlerine,

    – Öğrencilerin niteliksiz ve sağlıksız yurtlara mecbur edilmesine,

    – Gençler arasında devlet ve çeteler eliyle teşvik edilen uyuşturucu kullanımına DUR DİYELİM.

    1. Kadınların kazanımları yok edilemez

    – Kadınların sosyal, siyasal ve çalışma yaşamından dışlanmasına

    – Kimliğine, bedenine, yaşam ve giyimine yapılan saldırılara, kadın katliamlarına

    – Kadın emeğinin işyerinde ve evde sınırsızca sömürülmesine,

    – Erkek şiddeti ve çocuk istismarı davalarındaki cezasızlık uygulamalarına DUR DİYELİM.

    1. Yeni toplumsal sözleşme ihtiyaçtır

    – Anayasal yurttaşlığa dayanan demokratik, eşitlikçi, sosyal, kadın özgürlükçü, laik, ekolojist, çoğulcu bir anayasa yapabiliriz.

    – Farklı kültürlerin, kimliklerin, anadillerin ve inançların anayasal güvence altına alındığı bir yeni toplumsal sözleşme hazırlayabiliriz.

    – Anadilinde eğitim ve öğretimi herkes için gerçekleştirebiliriz.

    Tüm bunları konuşarak sağlıklı bir topluma; insani bir topluma; vicdanlı bir topluma; huzurlu bir topluma; güven toplumuna ve barış toplumuna ulaşabiliriz. Baş başa vererek, yan yana gelerek demokratik hak ve özgürlüklere, büyük insanlık değerlerine sahip çıkabiliriz.

    HDP olarak biz bunun için adım atmaya, ortak bir yürüyüşü ve mücadeleyi örgütlemeye hazırız.

    Ülkede yaşayanların büyük çoğunluğunun özlemi olan adalet, güvenli ve insanca bir yaşam, saygı, huzur ve eşitlik için birlikte ve ortak mücadeleden başka bir yol yoktur. Bizler adım atmaya, ortak bir yürüyüşü ve kesintisiz mücadeleyi örgütlemeye hazırız ve kararlıyız.

    Halk buluşmaları, konferanslar, çalıştaylar, toplantılar, mitingler, forumlarla; geniş katılımlı, kapsayıcı, çoğulculuğu içeren platformlarla, sivil itaatsizlikle sokaklarda ve işyerlerinde bir araya gelerek bir vicdan ve adalet hareketini başlatıyoruz.

    Toplumun tüm kesimlerine açık çağrı yapıyoruz:

    Durmayalım! Faşizmi durduralım!

    Durmayalım! Birlikte değiştirelim!

    MUTLAKA KAZANACAĞIZ!

  • HDP’nin ‘Demokrasi Mitingi’: Bu halk mutlak suretle faşizmi aşacaktır-VİDEO

    HDP’nin ‘Demokrasi Mitingi’: Bu halk mutlak suretle faşizmi aşacaktır-VİDEO

    PİRHA-HDP İstanbul Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda ‘Durmayalım, dur diyelim ‘ sloganı ile ‘Demokrasi Mitingi’ düzenledi. Suruç’ta hayatını kaybedenlerin de anıldığı etkinlikte konuşan HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay ve Osman Baydemir faşizme karşı mücadelenin zorunlu olduğuna dikkat çektiler. 

    HABERİN VİDEOSU

    Ortak mücadele çağrısıyla gerçekleşen ‘Demokrasi Mitingi’ coşkuyla başladı. Etkinliğe, HDP Milletvekilleri Hüda Kaya, Ayşe Acar Başaran, Ahmet Yıldırım, SYKP Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya, EMEP İstanbul İl Başkanı Güven Gerçek, Cumartesi Anneleri, HDP bileşenleri ile çok sayıda kişi katıldı.

    Etkinlikte Suruç Katliamı’nın 2. yılında yaşamını yitirenler ile açlık grevinde tutuklu olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça da unutulmadı. Etkinlikte “Suruç Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız”, “Nuriye ve Semih’e özgürlük, talepleri kabul edilsin” dövizleri açıldı.

    ‘TEMMUZ DİRENİŞ AYIDIR”

    Demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından açılış konuşmasını HDK MYK Üyesi ve HDP eski Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş yaptı. Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak konuşmasına başlayan Küçükkeleş, Abbasağa Parkı’nda Nuriye ve Semih için direnenlere de selam gönderdi. Küçükkeleş, “Temmuz ayı direniş ayıdır. Siyaseti zindanlara hapsetmeye çalışanlara karşı, Abbasağa Parkı’nda tüm siyasi tutuklulara selam gönderiyoruz. Temmuz ayı insanca yaşamı yeniden inşa edenlerin ayıdır da” ifadelerini kullandı.

    Küçükkeleş’in konuşmasının ardından HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın grup toplantısında yaptığı konuşma izletildi.

    “SURUÇ’TAKİ CANLARIN ATTIĞI TOHUMA SU DÖKECEĞİZ”

    Ardından ilk konuşmayı HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir yaptı. Baydemir, Suruç’ta yaşamını yitiren 33 can’a değinerek başladı:

    “33 can, fidan Suruç ovasında barışın, bereketin. insanlığın tohumlarının atıldığı coğrafyada medeniyete bir katkı daha sunmak için Kobane’dekilerin yaralarını sarmak için çocuklara dayanışmak için gelen 33 cana kıydılar. İşte bugün bir kez daha faşizme karşı durmayalım, dur diyelim etkinliğimiz, buluşmamız o canların attığı tohuma su dökmektir. Kardeşlik fidanını büyütmektir. Onların Kobane’de diktiği fidanlar boy verdi, o fidanlar ormana dönüşecek. Hem de hür ormana.”

    “DEMİRTAŞ’A KELEPÇE VURULAMAZ”

    Baydemir, ‘Kürt halkına dayatılan esaret aynı zamanda Ortadoğu’daki tüm halkların barışa erişmeleri önündeki en büyük engeldir. Öyle bir rejim inşa edilmek isteniyor ki kendi iktidarları dışında herkes terörist. Demirtaş’a, Yüksekdağ’a, belediye eş başkanlarına, fikri özgürlüğe kelepçe vurulamaz. Çünkü özgürlüğe kelepçe vurulamaz. Bu halk mutlak suretle faşizmi aşacaktır. Siz parlamentoda konuşmayı engellerseniz işte sokaklar işte parklar. Eğer çözüm istiyorsak önce faşizmi aşmamız gerekiyor. Bu coğrafyada eşitlik, özgürlük, demokrasi isteyin milyonlar var. HDP var, çözüm var” ifadelerini kullandı.

    “KARDEŞLERİMİZİN DÜŞLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

    Baydemir’in ardından konuşan HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak konuşmasına başladı. Kemalbay, “Onların düşleri bizim düşlerimiz. Bu mücadeleyi başarıya ulaştırarak kardeşlerimizin düşlerini gerçekleştireceğiz. Halkların bahçesi olan bu coğrafyada halkların kardeşliğini birlikte inşa edeceğiz” dedi.

    Kemalbay, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yağan yağmurun ardından ortaya çıkan tabloyu anlatarak, “Belediyecilik sel altında kaldı. Sular betondan kendine yer bulamadığı için bir felaket yaşandı. AKP iktidarının bir felaketidir. Adeletin, kardeşliğin, barışı yok eden iktidarın kendisidir. Bu felaketi, iktidarı durdurmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

    “FAŞİZMİN KURUMSALLAŞMASINA MAHKUM DEĞİLİZ”

    Kemalbay sözlerini şöyle sürdürdü:

    “OHAL ile birlikte devletin partileştiği, tek adam diktatörlüğü bir dönem olacak. Biz faşizmin kurumsallaşmasına mahkum değiliz. Mücadelemizi bunun için daha da yükseltmek istiyoruz. Adeta kontrgerillanın özelliklerinin kendi bünyesinde klonladı. Bu katliamların her yerde gerçekleştiriyor. Siyasal İslamı da sos olarak kullanıyor. Kendi diktatörlüğünü meşrulaştırmak için kullanıyor. Barışın katledildiğini farkındayız. Bu mücadele de buna karşı. Saraya karşı mücadeleyi sürdürmek zorundayız. Artık AKP’ye biat etmeyenlerin vatandaş sayılmadığı günlerden geçiyoruz. OHAL KHK’leri ile kamu emekçileri sokağa atılarak yaşayan ölüler haline getirildi. Bizim mücadelemiz buna karşıdır. Halkın haber alma özgürlüğü ortadan kaldırılıyor.

    Yan yana gelirsek faşizmi durdurabiliriz. Bu faşizmin ilerleyişini durdurmak için ön yargılardan uzaklaşıp daha empati ile düşünmek bunun için birlikte hareket etmek zorundayız. Bizlerin çağrısı faşizme karşı bir arada olmak. Bugünden yarına mücadeleyi daha da yükseltmektir. Eşitlik, adalet, özgürlük için sesimizi yükseltiyoruz. Artık birlikte mücadeleyi yükseltelim.” (HABER MERKEZİ)