Devrimci Güç Birliği bileşenlerinden Partizan’ın yerel seçimler kapsamında kentte astığı “Partizan” yazılı bayrak ve afişleri hakkında, “Şiddet içeren amaçları meşru gösterdiği” gerekçesiyle toplatılma kararı verildi.
Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 31 Mart yerel seçimlerine sayılı günler kala afiş ve pankartları hakkında ardı ardına toplatılma kararları veriliyor. Urfa’da “Li Dijî Şer Aşitî ” (Savaşa karşı barış) içerikli afişi, Siirt’te “Azadî bi xwerêvebirinê dest pê dike” (Özgürlük kendini yönetmekle başlar” afişi hakkında toplatılma kararı verilmesi ardından bu kez Dersim’de benzer bir karar alındı.
Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi doğrultusunda, Dersim Devrimci Güç Birliği bileşenlerinden olan Partizan’ın isminin bulunduğu bayrak ve afişler hakkında toplatılma kararı çıkarıldı. Tunceli Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda, “Seçim irtibat bürolarında asılmak suretiyle afişe edilen kırmızı zemin üzerine sarı renkte ‘PARTİZAN’ ibaresi olan afiş/pankartın örgütün 3713 sayılı TMK’nın 7. Maddesi kapsamında terör örgütünün şiddet içeren amaçlarını meşru gösterdiği, bu amaçları övdüğü ve bu suretle propaganda nitelikli olduğu anlaşılmakla asılmış olan bu pankart ve afişlerin tamamına el konulmasına ve toplatılmasına karar verilmiştir” denildi.
Bugün ayrıca Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) yerel seçim için hazırladığı Kürtçe afişler, birçok kentte yanlış çeviriler sonucu toplatılırken, Dersim’in Nazimiye ilçesinde ise HDP afişindeki Kürtçenin Kirmanckî lehçesiyle yazılan “Yê Mao (Bizimdir)” sloganı nedeniyle ilginç bir soruşturma başlatılmıştı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Dersim Devrimci Güç Birliği’nde yer alan ittifak güçleri, birliğin oluşumuna ve Dersim halkı için önemine dair PİRHA’ya konuştu. Kurum temsilcileri, “Dersim Devrimci Güç Birliği, kayyuma karşı, AKP-MHP faşizmine karşı politik bir güç birliği, politik bir tavırdır” ifadelerini kullandılar.
Dersim’de HDP, Partizan, ESP ve EMEP tarafından oluşturulan Dersim Devrimci Güç Birliği’ne ilişkin kurum temsilcilerine mikrofon uzattık. Kayyum tarafından gasp edilen iradenin geri alınması noktasında birlik oluşturulmasının gerekliliğiyle bu oluşumun sağlandığına değinen kurum temsilcileri oluşturulan birliğe halkın destek verdiğini ifade ettiler.
HDP Temsilcisi Ferhat Yıldız, “Dersim halkının iradesinin gasp edilmesi Dersimliler için hali hazırda ödenmesi gereken bir borçtur. Onun için ne pahasına olursa olsun ilk hedeflenen şey, makam olarak belediyeyi değil, gasp edilen iradeyi geri almaktır. Dersim çok farklı bir coğrafya, farklı kültürel sosyolojik bir yapısı var. Farklı siyasi partiler, değişik fikirler vardır ondan demokrasinin ta kendisidir. Herkes fikrini çok kolaylıkla dile getirebilir, kendini ifade edip kendine yer bulabilir. 31 Mart yerel seçimlerine yönelik olarak da HDP’nin doğal olarak bileşenleri vardır ayrıca Dersim genelinde HDP ile ittifak yapan kurumlar vardır” dedi.
Güç Birliği’ndeki esas amacın kayyumdan belediyeyi geri almak olduğunu ifade eden Yıldız, şunları kaydetti:
“Dersim halkı politik bir halktır. Birliğin stratejik bir yanı vardır ama çoğu zaman politiktir. HDP’nin batıdaki stratejisi farklıdır buradaki politik bir tavırdır. O da kayyuma karşı, AKP-MHP faşizmine karşı politik bir güç birliği, politik bir tavırdır. Bir sistem partileri vardır bir de o sistemi değiştirme dönüştürme çabasında olan Halkların Demokratik Partisi ve Devrimci Güç Birliği vardır. Onun için Dersim halkı 31 Mart’ta Devrimci Güç Birliği’ne destek verecektir ve belediyeyi geri alacaktır, irademizi geri alacaktır.”
“DERSİM TARİHİ BİR GELENEĞE, DİRENİŞE SAHİPTİR”
DBP’li Mehmet Ali Yazır ise şunları söyledi:
“Güç birliği ilkeler düzeyinde yapılmıştır. Halkın iradesine ipotek koyulduğundan dolayı Dersim’i tekrar Devrimci Güç Birliği olarak almakta kararlıyız. Dersim, tarihi bir geleneğe, direnişe sahiptir. Bu halkın iradesi gasp edilmiştir, zorla el konulmuştur. Hem Türkiye hem dünya kamuoyunun gözü Dersim’dedir. 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde halk üzerine düşeni yapacaktır. Eksiklikleri de söyleseler Dersim halkı vicdanlıdır.
HDP’nin gençlere, kadınlara yönelik projeleri var. Halkçı belediyecilik anlayışı ile hareket etmiştir, edecektir de. İki dönem kadın belediye başkanı, üçüncü dönemde ise eş başkanlık sistemi olmuştur. Bu noktada da güç birliği ile birlikte halkçı belediyecilik savunulduğundan dolayı eş başkanlık sisteminin tutacağını söylemek istiyorum. Halk da bunu kanıtlayacaktır.”
“HALK, BASKIYA KARŞI MÜCADELE ETMEK İÇİN GÜÇ BİRLİĞİNE OY VERMELİ”
Partizan Temsilcisi Yusuf Topçu, “Yıllardan beri özellikle Dersim’de hem inancımıza hem kültürümüze hem doğamıza karşı korkunç bir tahribat korkunç bir asimilasyon politikası süregeliyor bugüne kadar. Özellikle de son dönemde kayyumla tamamen ayyuka çıkmış olan bu baskı asimilasyon politikası zirve yapmış, böyle bir süreçte Partizan neden güç birliğinde yer aldı” diyerek şu açıklamalarda bulundu:
“Hem ülke genelindeki siyasi konjonktüre bakarak hem de Kürt illerinde kayyum eliyle zorla elde edilen bu belediyelerin Kürt halkı için çok önemli bir yerde durduğunu dolayısıyla bizim de 45 yıllık tarihimizde bizler her zaman mazlumların, ötekilerin yanında, ezilmişlerin, ezilen ulusların yanında yer aldık. Bundan dolayıdır ki burada güç birliğine ihtiyaç duyulduğunu bilerek bu güç birliğinde yer aldık.
Egemenler tarafından Dersim’e gelindiği zaman inancımızla alay edildi, dağları ormanları yakıldı. Biz bunların hepsinin tanığıyız. Doğaldır ki biz bütün bunları görerek analiz ederek HDP ile bir güç birliğine vardık. Bunun içerisinde ESP, EMEP, DBP de var. Dolayısıyla bizler bu asimilasyona dur diyebilmek için seçim politikamızla güç birliği içerisinde yer aldık. Aynı zamanda kayyumla zorla alınan belediyeyi geri almak için halkın iradesini almak için halkın iradesini halka teslim etme yönünde bir politikadayız.”
Topçu, “Benim inancım horlanıyor diye oy vermeli. Benim kültürüm yok sayılıyor diye vermeli dört bir tarafı kulelerle çevrilmiş bir coğrafyada bunun kalkması için oy vermeli, belediye karakola dönüştürüldüğü için oy vermeli, baskı orman yangınları sürüyor diye oy vermeli. Saldırıya karşı mücadele etmek için oy vermeli” diyerek sözlerini tamamladı.
“DERSİM HALKI GÜÇ BİRLİĞİNİN YANINDA, OMUZ VERİYOR”
ESP Temsilcisi Ekber Kaya, “Devrimci Güç Birliği, sadece Dersim halkı açısından değil tüm halklar için önemli bir oluşumdur. Bütün ezilenlerin, yoksulların, işçi sınıfının, köylünün, ezilen inançların ortak bir mücadele etrafında örgütlendiğini düşünüyoruz. ESP olarak mücadelemiz hep bu yönde. Bu cepheyi oluşturma adına her alanda bu gayreti sarf ediyoruz. Dersim de bunun bir parçası. Alevi halkımızın önemli merkezlerinden bir tanesi. Halkımızın kendi inancını, geleneklerini özgürce yaşaması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün inançlar, kültürler büyük baskı altında. İşçi sınıfı sendikasız, güvenliksiz çalışıyor. Yoksulluğun hesabının sorulması gerekiyor. bütün bunlar da ezilenler cephesinde birleşmeyi zorunlu hale getiriyor. Ülkenin demokratikleşmesi için örgütlenme, hak arama mücadelelerinin önündeki engelleri yıkmak için ortak mücadele gerekiyor” dedi.
“Dersim’de de 31 Mart yerel seçimlerinde AKP karşısında HDP’nin önemli sonuçlar alması için gayret sarf ediyoruz. Dersim’de de bunu sağladık” diye konuşan Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkenin genelinde özellikle Kürt illerinde iki cephe oluşmuş durumda. CHP-İyi Parti ve AKP-MHP bazı bölgelerde HDP’ye karşı birleşiyorlar. Biz de ezilenlerin ortak mücadelesinde bir aradayız, bütün çabamız bu yönde. Bu seçimden zaferle çıkacağımızı biliyoruz. 31 Mart sonrasında da esasen birlikte birleşmek, birlikte mücadele etmek, birlikte hak arayışını sürdürüp bunu ileriye taşımanın gereği olduğunu düşünüyoruz. Halklarımızı, inançlarımızı lehine doğru sonuçlar alarak ileriki süreçte daha fazla büyütmeyi tasarlıyoruz.
Dersim, yüz yıllardır zalimlere karşı durmasını bilmiş bir bölge. Bu geleneğini sürdürecektir. Kutsal değerlerini, kutsallarını, düşünsel değerlerini korumuş. Bu halk güç birliğinin kendisini temsil ettiğini biliyor. Dersim halkı güç birliğinin yanında, omuz veriyor.”
“GÜÇ BİRLİĞİNİN TEMELLERİ 2004’TE ATILMIŞTIR”
EMEP’li Mustafa Taşkale de Devrimci Güç Birliği’nin temellerinin 2004’te atıldığını belirterek şunları söyledi:
“Devrimci Güç Birliği 2016 yılına kadar sürdü. Geçmişten gelen bir birliktelik vardı ama sürecin ortaya çıkardığı görevlere bakarsak oluşan birikim ve değerler konusunda siyasal karşılığını da düşünürsek güç birliği bileşenleri ortaya çıkan durumu görerek halkın elinden alınan belediyenin geri alınması üzerine elzem oldu.
Geçmişten gelen bir şekilleniş vardır. Burası da kayyumla zorla alınan bir bölgedir. Taktik bir ittifak olarak buna bakarsak yerine oturacaktır.
Burada gerçekten emek vermiş kurumun bir araya gelmesi söz konusu. Ortaya çıkan bir birikim, değer vardır. Hizmet alanında baktığımızda 2004’ten bu yana belediyecilik var. Dersim’in birçok temel sorunu çözüme kavuşturuldu. belediyenin kurumsal kimlik kazanması 2004’te başlamıştır. Enkazdan çıkmış bir belediye kendi kimliğini yakalamış ve ciddi hizmetler sunmuştur. Halkımız bu hizmetleri görerek oyunu vermiştir.”
PİRHA – Dersim’in Nazımiye ilçesi Devrimci Güç Birliği belediye eş başkan adayları Rahime Kızılkan ve Özkan Arslan, yerel seçimlere ilişkin PİRHA’ya konuştu. Kızılkan ve Özkan, “Bize verilen oy; inanca, doğaya, insanlığa ve ezilenlere verilen oydur” diye belirttiler.
Dersim Devrimci Güç Birliği Nazımiye Belediye Eş Başkan adayları Rahime Kızılkan ve Özkan Arslan, yerel seçimlere ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Yıllardır parti çalışması içerisinde yer almış, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez üyelerinden olan Rahime Kızılkan aynı zamanda Kureyşan Ocağında hizmet yürüten analardan.
31 Mart yerel seçimlerinde seçilmeleri halinde halkın talebi doğrultusunda hareket edeceklerini, halkla birlikte çalışmalar yapacaklarını ifade eden Kızılkan, şunları belirtti:
“Öncelikle yapılması gereken birçok şey var; kadın olarak kadınlar üzerine istihdam yaratmaya çalışacağız. Kendi emeğini değerlendirebilecekleri çalışmalar yapacağız. Bu konuyla ilgili birçok projemiz var. Halkla birlikte kazanıp halkla birlikte yönetelim.
Biz her zaman birlikten yanaydık. Seçim çalışmalarına katıldığım zaman, halk birleşmeyi istiyordu. Devrimci Güç Birliği, halkın talebidir. Dost kurumlarız. Her zaman birlikte yürüyeceğimize inanıyoruz.
Dersim halkına çağrım; günümüz koşulları bellidir. İrademiz, belediyemiz elimizden alındı. Kayyumla yönetiliyoruz. Bizim irademize bir gasp yapılmıştır. Halkımız gönülden istememiştir kayyumu. Halkımız bunlara gereken cevabı verecektir.
Dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yaşatmak için çalışmalarımız olacak. Ocaklarımız var. Öz yönetim denince aklıma gelen budur. Dedelerimiz, nenelerimiz böyle hayatlarını sürdürdüler. Cem cıvatla, darla didarla kendilerini yönetmişler. İnancımızın bize getirdiği şeylerdir bunlar.”
“BÜTÜN DENEYİMLERİMİZİ YEREL YÖNETİME AKTARMAK İÇİN ADAYIZ”
Eş Başkan adayı Özkan Arslan ise yıllardır Dersim doğası için mücadele eden doğa aktivistlerinden. Mücadele yaşamı içerisinde cezaevinde kalmış ve birçok kez Dersim’e girişi yasaklanmış.
Çevre konusunda mücadeleye yerel yönetimlerle birlikte devam edeceklerini belirten Arslan, “Dersim coğrafyasında yıllardır halktan yana, ezilenlerden yana mücadele çizgisi içerisinde yer aldım. Devletin tüm baskı ve şiddetine maruz kaldık. Cezaevlerinden geçip topraklarımıza girişlerimiz yasaklandı. Bugün buradayız. Bütün deneyimlerimizi yerel yönetimlerde sergilemek için adayız” ifadelerini kullandı.
Nazımiye ilçesinin bu ülkenin başlangıcından bu yana belli düzen partilerinin elinde yönetildiğini söyleyen Arslan, Nazımiye ilçesini şöyle anlattı:
“Sürekli geriye giden, sürekli göç veren, gelişmeyen bir ilçe konumunda. İnsanların mutlu olmadığı gençlerin üretemediği, örgütlenemediğini, işin öznesi olmadığı bir coğrafya. Ama aynı zamanda bizler için önemli olan bir coğrafya. Eskilerden beri, 38’lerde dahi insanların katliamlardan geçirildiği bir coğrafya. Alevi inancının ziyaretlerinin olduğu bir bölge. Dil anlamında Kırmancki dilinin edebiyatı anlamında birçok şair ve yazarın çıktığı, dilin esas alındığı bir bölge.”
Arslan, “Mevcut düzen partilerinin elinde yok olmaya yüz tutmuş kültürümüzü, ilçemizi, halkımızı yeniden diriltmek, Dersim’in kadim yaşamını tekrardan yaşatmak adına Dersim Devrimci Güç Birliği olarak Nazımiye’de iddialıyız. Halkımızın da bize inanacağını düşünüyoruz. Bir bütün olarak mücadelemizde tek başına sandık siyasetini esas alan bir yapıda değiliz. Bizler öznesinin olduğu bir yönetim, insanların ürettiği, kendi diline, kültürüne sahip çıktığı, inançlarını özgür bir şekilde yapacağı, giden insanlarımızın geri döneceği bir yerel yönetim istiyoruz. Halkımızın buna el vereceğini düşünüyoruz. Devletin sürekli artan baskısıyla göçler yaşıyoruz ama insanlar üretimin olmadığı yerde geçinemiyor, yaşam kuramıyor. Buna son vermek için adayız” diye konuştu.
“Halkın devrimci yönetimi, halkçı belediyeciliği görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bize verilen her oy; barajlarla, kalekollarla, madenlerle yok edilen Dersim coğrafyası içindir. Dersim’de katledilen doğanın, yaban hayatının korunması için bir oydur. Bize verilen oy ezilenlere, özgürlük mücadelesine verilecek oydur, bir yoldur” diyen Arslan, “Evlerinden çıkamayan, sürekli hem devlet tarafından hem erkek egemen sistem tarafından baskı gören kadınların sokağa çıkması için verilecek bir oydur. Geleceksiz bırakılan çocukların, gençlerin daha umutlu bakabilmesi için verilecek bir oydur. Gelecek dünya düşümüzün en ufak nüvesidir orası” ifadelerini kullandı.
Arslan, üretim alanında da birlik olunacağını belirterek şunları belirtti:
“Diğer düzen partileri gibi sandık siyaseti üzerinden bize oy veren bizdendir, oy vermeyen şudur budur değildir. İnsanlar yüz yıllardır bu sistem içerisinde katliamlara maruz kalıp asimile edildiler. Burada örgütlü bir halkı yaratma çabası içerisindeyiz. Bizler geldiğimizde Nazımiye insanların gülümseyeceği bir yer olacak.
Dersim’de komşusu dahi öldüğünde kırk gün bahçesine çamaşır asmayan komşunun o duyarlılığıyla, ince meşe ağacı kesenle bir genç öldürenin aynı sayıldığı bir çevre anlayışıyla, ekmeğini yapan kadının ilk lokmasını köpeğine attığı saygıyla, insanların birbirine sırt dayadığı, insanların birlikte ürettiği bir yönetim anlayışıyla buradayız.”
Dersim’de il ve ilçelerde güç birliği kuruldu. ‘Dersim Devrimci Güç Birliği” adıyla EMEP, HDP, ESP ve Partizan seçimlere ortak giriyor.
Yerel seçimlere kısa bir süre kaldı. Siyasi partiler adaylarını açıklamaya devam ediyor. İttifaklar da büyük oranda netleşmiş durumda.
Evrensel’den Orhan Kurul’un haberine göre, 17 Kasım’da kayyım atanan Dersim Belediyesi için yerel ittifakın oluştuğu ve ortak adaylar üzerinden seçime gidileceği netleşti. “Dersim Devrimci Güç Birliği” olarak adlandırılan ittifakta Emek Partisi (EMEP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Partizan yer alıyor.
“Dersim Devrimci Güç Birliği” il ve ilçe adaylarını 31 Ocak Perşembe günü açıklayacak. Aday tanıtımının yapılacağı Dersim Düğün Salonu’na; EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, ESP Genel Başkan vekili Şahin Tümtüklü ve Partizan temsilcilerinin yanı sıra çokça davetlinin katılması bekleniyor. İttifakı EMEP, ESP, HDP ile konuştuk. Siyasi parti temsilcileri, kayyımın halk iradesine atandığını hatırlatarak bu birliğin bu gereklilik sonucunu oluşturduğunu vurguladı.
EMEP: HALKÇI BELEDİYECİLİĞİ UYGULAYACAĞIZ
Yerel seçimlerin AKP açısından tek adam rejiminin devamı ve sac ayağı olarak görüldüğünü belirten EMEP İl Başkanı Ergin Tekin, “Tam tersinden kaybetmeleri kendi iktidarlarının tartışılması demektir. Bu açıdan kaybetmelerini sağlamanın en önemli yolu halk güçlerinin en geniş birliğini sağlamakla olacaktır” dedi.
En geniş birliği oluşturabilmek için çaba sarf ettiklerini belirten Tekin,şunları kaydetti:
“İl örgütü olarak bu en geniş birlikteliğin oluşması için Kasım ayında yerelden bir çok kurumun katıldığı bir forum düzenlemiştik. Verimli bir forum olmuştu ama tam anlamıyla en geniş bir birliktelik oluşmadı. Buna rağmen iyi bir birliktelik oluşturduğumuzu düşünüyoruz” dedi. İktidarın yerel yönetim politikasının en açık örneğinin halkın iradesine atanan kayyımların uyguladığı yönetimde görülebileceğini belirten Tekin, “En son Sayıştay’ın il belediyesine dair yaptığı tespitler, kayyımın halkın ihtiyaçları yerine bir çok usulsüzlük yaptığının belgesi oldu. O nedenle elimizden alınan belediyemizi tekrar kazanarak kurulacak halk meclisleri ve yapılacak çalışmalarla halkın olan belediyeyi halka teslim etmek için güç birliği oluşturduk. Demokratik halkçı yönetim modelini 31 martta Dersim’de uygulamaya başlayacağız.”
HDP: İTTİFAK YAPMAMAK ANORMAL OLURDU
Birliğin bir gereklilik olduğunu ve Dersim’in de bu birliğe ihtiyacının olduğunu söyleyen HDP İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, “Uzun süreden beri Dersim’i, sadece fiziki olarak değil politik olarak da çevreleyen bir durum söz konusuydu. Dersim’in; kültürünü, dilini, inancını yok etmeye dejenere etmeye çalışan bir kayyım yönetimi var şimdi. Cemevlerimize bile imam atanma söz konusu bu yönetim tarafından. Coğrafyamız barajlarla boğulmaya çalışılıyor. Bu da yetmezmiş gibi her yıl ormanlarımız yakılıyor” dedi.
Kayyımın, Dersimlilerin kültürüyle uzlaşmayan işler yaptığını söyleyen Çiçek, “Şu anda mesela Dersim’de, Dersimlilerin değer olarak gördüğü bir sürü şahsın isminin yazılı olduğu tabelalar kaldırıldı, yerine hiç bizim kültürümüzle ilişkili olmayanların isimleri yazıldı” dedi. Kayyım atanmadan önce belediyenin kasasında 10 milyonu aşkın paranın olduğunu söyleyen Çiçek, “Şimdi milyonlarca borcunun olduğu söyleniyor” dedi. İttifakın gerekliliğini “Dersim’in bütün kaynakları ipoteklenmiş durumda. Hal böyleyken Dersim’de demokrasi güçlerinin de buna top yekûn bir karşılık vermesi gerekiyordu. Bu birliktelik de aynı yöne bakan dost kurumlarının Dersim’i daha iyi yönetebilme fikrinin sonucunda oluşmuş bir birlikteliktir, bir araya gelmemek anormal olurdu. Hala bu birlikteliğe katılmamış olan dostlarımız var şahıslar var bunların da bu birlikteliğe katılması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle ittifaka dahil olmamış, halk iradesinden yana özellikle tavır almamış olanları da vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” şeklinde özetledi.
ESP: HALKIN İRADESİNİ GERİ ALMAK İSTİYORUZ
Dersim’in, Bölge’de önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen ESP İl Temsilcisi Metin Kılıç, “El koyulmuş halkın iradesini geri almak istiyoruz. Bu iradeyi alabilmek için de böyle devrimci güç birliğine ihtiyaç var” dedi. Güç birliğinin, halk iradesine zorla el koyanlardan belediyeyi alıp tekrardan halka teslim etmek üzere kurulduğunu vurgulayan Kılıç, “Halkın iradesini gözetmek gerekiyor. Şu anda geniş bir birliktelik oluşturmaya çalıştık ancak dahil olmamış olanlar var. İsterdik ki, beraber olalım. Daha iyi olurdu. İsterdik ki ötekileştirilmiş bütün kurumlar, kişiler kendilerini bir yönetimde bulabilsinler. Çağrımız hala geçerli, bu birlikteliğe katılmamış olanların bu birlikte yer alması gerektiğini ve daha geniş birlikle Dersim’i yönetmek istediğimizi vurguluyor ve kapımız sonuna kadar açık diyoruz” dedi. (EVRENSEL)
PİRHA- Aralarında Bir Adım Daha İnisiyatifi, Emek ve Özgürlük Cephesi, Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Halkevleri’nin de bulunduğu sosyalist gruplar ortak açıklama yaparak, “Adil ve demokratik bir seçim’ için okullarda, seçim kurulları önünde, seçim izleme merkezlerinde, NÖBET’te olacağız” dedi.
Bir Adım Daha İnisiyatifi, Emek ve Özgürlük Cephesi, Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Halkevleri, Kaldıraç, Köz, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye İşçi Partisi ortak bir açıklama yaparak, 24 Haziran seçimleri için “Sandık başından sokak başına, oylarımızın peşindeyiz.
‘Adil ve demokratik bir seçim’ için okullarda, seçim kurulları önünde, seçim izleme merkezlerinde, NÖBET’te olacağız” dedi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Türkiye halkları demokrasiye, adalete, eşitliğe ve özgürlüğe inancını bir kez daha gösterdi. Adaletsiz, eşitsiz, baskıcı koşullar altında irademizi bir kez daha binbir emek ve fedakarlıkla 24 Haziran’da sandığa taşıyoruz.
Şimdi irademize omuz omuza sahip çıkma zamanıdır.
Bizler HDP ve Selahattin Demirtaş’ın seçim başarısı için ortaklaşan Demokrasi Güçleri olarak;
Oyumuza ve geleceğimize sahip çıkmak için;
Türkiye halklarının demokratik iradesine dönük her türlü müdehaleye karşı durmak için nöbette olacağız.
24 Haziran’da tüm yurttaşlarımızı sandığa oy kullanmaya, okul önlerinde, seçim kurulları önünde buluşarak irademize sahip çıkmaya;
Seçim sürecindeki her tür hile ve baskıya birlikte karşı durmaya;
Oy sayım sonuçlarının duyurulmaya başlandığı süre boyunca ve seçim sonuçlarının netleştiği, resmi ilanın yapıldığı ana kadar tüm süreci birlikte takip etmeye,
Ortaklaşmamızdan, dayanışmamızdan doğan sorumluluğumuzu hep birlikte yerine getirmeye çağırıyoruz.
Asla boyun eğmeyenler ve biat etmeyenler olarak, şimdi, birliğimiz daha da büyüdü, dayanışmamız daha da sağlam, daha da güçlüyüz dünden.
24 Haziran seçimleri, bize tarihsel bir fırsat sunuyor. Adaletsizlik ve zorbalık iktidarına DUR demenin, tam zamanı.
Bugünü kazanalım, geleceğimize sahip çıkalım.
Haydi! “ADİL VE DEMOKRATİK BIR SEÇİM” için buluşmaya!”
PİRHA – Savaşa Karşı Koordinasyon, Ortadoğu’da vekalet savaşlarının cehenneminde “ölme/öldürme” demenin tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulayarak, “Ölümü değil yaşamı savunuyoruz” dedi.
HABERİN VİDEOSU
Afrin’e yönelik başlatılan saldırıya karşı Savaşa Karşı Koordinasyon, İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nda basın açıklaması düzenledi.
Basın açıklamasına, HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP 25. Dönem Milletvekili Leven Tüzel, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, Barış Bloku Eş Sözcüsü Özgür Müftüoğlu, Anti Kapitalist İhsan Eliçık, Alevi Bektaşi Federasyonu MYK Üyesi Mustafa Can, Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şube Eş Başkanları Nergiz Güzel ve İmam Balsever, 78 Girişimi, Kaldıraç, ESP, Halk Evleri, Partizan, Diyalog Grubu, Yazar Erdoğan Aydın ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi katıldı.
Afrin’e yönelik başlatılan saldırıya karşı siyasi partiler, bireyler, sivil inisiyatifler, sendikalar, Alevi örgütleri, ,kadın kurumları, gazeteciler ve yazarların katılımı ile neden ‘Savaşa Hayır’ dediklerini açıkladılar.
“SAVAŞ BİR BİLGİSAYAR OYUNU DEĞİLDİR”
Basın açıklamasını okuyan Demokrasi İçin Birlik Üyesi Nesteren Davutoğlu, Fransız bir yazarın “Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir” sözünü hatırlatarak başladı.
Davutoğlu, seçim hesaplarının, başkanlık tahkiminin payandası yapılan Afrin’e yönelik savaşın sonuçlarını bilmediklerini ancak iyi olmayacağını söyledi.
Savaşın bir bilgisayar oyunu olmadığı vurgulanan açıklamada, “Savaş televizyonlarda ölümü kutsayanların iştahla harita üzerinde “şurdan gireriz buradan gireriz” diye anlattıkları bir oyun hiç değildir. Savaş gerçek, ürettiği düşmanlık da gerçek. Sessizlik yanıltmasın hiçbirimizi” denildi.
Barış istemenin, çocuklar ölmesin demenin cezalandırıldığı ve aslında istenilenin bir ölüm sessizliği olduğu belirtilen açıklamada, Ortadoğu’da vekalet savaşlarının cehenneminde “ölme/öldürme” demek tarihsel bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
Halkları birbirine düşman kılmanın suç olduğu ifade edilen açıklamada, “İnsanlığın yarattığı değerlerin, barışı savunmayı görev kılıyor” denildi.
“BARIŞ İSTEYENLER SUÇLU İLAN EDİLİYOR”
Barış isteyenlerin “suçlu” ilan edildiği ve gözaltına alındığı hatta tutuklandığı hatırlatılarak, şunlar belirtildi:
“Ülkemizde ve bölgemizde savaş değil sulh ve sükûn istiyoruz. Savaş taraftarlığının gürültüsünde gerçeklerin örtülmesine rızamız yok. Ölümleri konuşamıyoruz, gazetecilik ölüyor, çocuklara yönelik cinsel istismarlarını tartışamıyoruz, işçilerin grevlerini duyamıyoruz. Ezidîlerin yaşadığı Afrin’de kim bilir neler yanıyor? Kadın erkek, yaşlı genç, çocuk hasta yüz binlerce insanın sesi de duyulmuyor. Tıpkı Yemen gibi, tıpkı Filistin gibi. Uluslar arası sözleşmelere göre savaş yanlısı açıklama yapmak suçtur. Savaşa karşı olmak ahlaki görevdir. Savaşa karşı olmak, İsraflardan biriyle düşman diğerleriyle dost olmak değildir; onlara sorunları müzakere He halledin demektir. Bizler, düşmanlıkların toplumları tükettiğini biliyoruz.Yeni bir yaşamı var etmenin toplumları güçlendirdiğine inanıyoruz. Barışı istemek bir haktır. Ölümü değil yaşamı savunuyoruz. ”
Açıklamanın ardından katılımcılar birer konuşma yaptı.
“SÜREKLİ ALDATILAN BİR HÜKÜMETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
İlk sözü alan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Afrin’de yaşanan çatışmalara tanıklık ettiklerini söyledi.
Gürkün, “Bu bölgede bu çatışmacı, rekabetli politikaların ortağı olmak demek Ortadoğu coğrafyasındaki savaş yangınına benzin taşımak anlamına gelmektedir. AKP hükumeti de savaşçı politikalar kapsamında almış olduğu kararla başlatmış olduğu bu operasyon tamda bu politikalara kan taşımaktır. Bu savaş emperyalist karşıtı bir savaş değil tam tersine emperyalist politikaları güçlendiren bir karardır. Türkiye’nin bir beka sorunu yoktur. Türkiye’nin AKP’nin yanlış politikaları sorunu vardır. Nitekim sürekli aldatılan bir hükumetle karşı karşıyayız. En son dün Obama’nın da aldattığını öğrendik. Sürekli aldatan bir hükümletin siyasi iktidarın isabetli kararlar alacağını düşünmüyoruz” ifadelerini kullandı.
Gürkan, hükümette seslenerek, “Bu savaş kararlarından dönmeye çağrıda bulunuyoruz. Bu operasyonlara son verin” dedi.
“İKTİDAR PSİKOLOJİK BİR SAVAŞLA YÖNETMEYE ÇALIŞIYOR”
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, insanlığın unutturulmaya çalışıldığı, vicdanların öldürülmeye çalışıldığı bir dönemde buluşmanın önemine dikkat çekti. Sözmez, bunun bir insanlık ve demokrasi mücadelesi olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Yaşam hakkının bir süredir ayaklar altına alındığı, yaşama hakkının tamamen siyasi iktidarın hedefi olduğu ve buna karşı ses vermenin noter vazifesi gören yargı eliyle, gözaltılarla, tutuklamalarla ve ölümle sonuçlanan bir bedel ödetilerek ağır dönemden geçiyoruz. Böylesi bir dönemde ses vermek, toplumu psikolojik bir algıyla yönetmeye çalışan iktidar karşısında biz buradayız, barış istemeye devam edeceğiz demenin çok kıymetli olduğu bir eşikteyiz. Bu bir insanlık ve demokrasi mücadelesidir.”
“SAVAŞ İNSANLIK SUÇUDUR, BU SUÇA ORTAK OLMAYIN”
HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, 100 yıl önce Ermenilere yapılanları hatırlatarak, “Gelin bu hatayı tekrar yapmayın” dedi.
Paylan, konuşmasını şöyle sürdürdü.
“Afrin’e olan savaş birçok şeyin ötesinde. Çünkü Efrin bütün bu yangının içinde kendi evini koruyabilen bu yangından uzak tutan ve her şeye rağmen çok kültürlü çok inançlı ve bir arada yaşama iradesini koruyabilen ender yerlerden birisiydi Suriye’de. Aslında bu saldırının amacı çok kültürlülüğü nasıl oluyor da koruyor noktasında bu çokluğu boğmaktır.
Türkiye’de bir akıl tutulması vardır. Oraya saldıran tekçiliktir, orada savunulansa çoğulculuktır. Bunu Türkiye halkları bilmelidir. Orada Araplar, Türkmenler, Ermeniler, Kürtler birlikte yaşamanın yolunu bulmuşlar, bunu bulamayan bizleriz. 100 yıl önce bu hatayı çok acı bir şekilde yaptık, bunun bedelini en acı şekilde Ermeni halkı sonra Anadolu halkları ödediler. Bu hatayı bir kez daha yapmamaya çağırıyoruz. Savaş insanlık suçudur. Savaşa hayır demeyi de suç haline getiriyorlar. Hep beraber bu savaşa hayır diyelim.”
“DİNİ SAVAŞA ALET OLMASIN”
Anti Kapitalist Müslüman yazar İhsan Eliaçık, “Biz de Müslümanız ve İslama inanıyoruz. Dinimizin savaşa alet olmasını istemiyoruz” diyerek yaşananlara tepki gösterdi. Eliaçık, ‘Savaşa hayır’ diyenlerin yanında olacaklarını vurguladı.
Diyalog Grubu’ndan Hüsnü Okçuoğlu, KESK, ESP, Yazar Erdoğan Aydın, Alevi Bektaşi Federasyonu MYK Üyesi Mustafa Can, Demokratik Alevi Derneği Eyüp Şube Eş Başkanı İmam Balsever, HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu, HDP Kadın Meclisi Gülsüm Ağaoğlu da birer konuşma yaparak, savaşa karşı durulması gerektiğine vurgu yaptılar. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde DAD, PSAKD, Munzur Çevre Derneği ve DEDEF ortak basın açıklaması yaptı. Dersim’de 2017 yılında çıkan orman yangınları sırasında nasıl müdahale edildiğini, yangınların uğraşlar sonucu söndürüldüğü belirtilen açıklamada “Doğanın korunmasındaki ısrarlı mücadelemiz sürecektir” denildi.
Açıklamaya Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Koruma Kurulu, Munzur Çevre Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Alevi Bektaşi Federasyonu, Karakoçan Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, KESK/Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası,Demokratik Halklar Federasyonu katıldı.
Açıklamada Dersim’de yakılan ormanlarla ilgili gözlem raporu sunuldu. Raporda şu ifadeler yer aldı:
“Devlet, Dersim’de onlarca yıldır savaş ve şiddet politikasını uygulamaya devam ediyor. Bunun en acımasız sonucu; 90’lı yıllarda köy boşaltmalar ve boşaltılan köyleri yakmalarıdır. Bu politikalarla yüzlerce köy boşaltıldı, binlerce insan zorunlu göçe tabi tutularak yerinden, toprağından, kültüründen uzaklaştırıldı ve metropollerde sefalet içerisinde yaşamaya mahkum edildi. Nitekim bugün de başta Dersim Şehir Merkez’i olmak üzere birçok bölgede orman yangınlarına sıradanlık süsü verilerek ormanlar ve tüm doğa yakılmaya devam ediliyor. Bir bütün olarak bir coğrafya ateşe verilerek yaşanmaz hale getirilmek isteniyor. Köylerimiz, doğamız, inanç yerlerimiz yakılıp yıkılarak yok ediliyor. Doğamız tahrip ediliyor ve 1990’ları da aşan büyük tahribatlar acımasızca sürdürülüyor.”
YAŞAM ALANLARIMIZ DOĞAMIZ TAHRİP EDİLİYOR
“Çok açıktır ki tüm bu politikalar, bir coğrafyayı insansızlaştırmak ve doğasını talan etmeyi hedefliyor. Bir inat uğruna yaşam alanlarımız,ormanlarımız, doğamız tahrip edilerek Dersim coğrafyasındaki insanlarımızın geçim aracı olan tarım ve hayvancılık yapılamaz duruma getirilmek isteniyor. Köyler, ekinler, tarım arazileri, bahçe ve bostanlar, su kanalları, sulama havuzları, hayvan barınakları, yani tüm yaşam araçları yakılıp yıkılarak yok ediliyor. AKP hükümeti’nin doğaya ve orman varlığına en küçük sevgi ve saygısının olmadığı icraatlarıyla ortadadır. Onlar için; rant ve kar uğruna her şey feda edilebilir. AKP, son 15 yılda Orman Kanunu’nda 12 kez değişiklik yapmış ve torba yasalara tıkıştırdığı yasal düzenlemelerle Orman Kanunu’nu delik deşik etmiştir. Ve her düzenleme orman alanlarının daraltılmasına, çıkar çevrelerine peş keş çekilmesine olanak sağlayacak niteliktedir.Devletin gelenekselleştirdiği orman yangınları icraatı 2017 yılında da aynı anlayışla sürdürülüyor.”
ÇIKAN ORMAN YANGINLARI
* Haziran 2017 de Karakoçan sınırları içerisinde yasak bölge olarak ilan edilen özlüce barajının kuzey yamaçları olan bölgede çıkan yangında yüzlerce hektar orman yakıldı.
* 14-15 Temmuz 2017 tarihinde Pülümür’e bağlı Rabat tepesi ve 28 Temmuz 2017 tarihinde Dere boyu Köyü mevkii helikopterlerle bombalanmış, geniş ormanlık alanda yangın çıkmıştır. Çıkarılan yangının hektarı yasaklı bölge olması nedeniyle tespit edilememiştir. Ancak bölge halkının anlatımlarına göre binlerce hektarlık alanın tahrip edildiği öğrenilmiştir. *29 temmuz 2017 tarihinde Karakoçan ilçesine bağlı Akkuş (PAŞ)Köyü sınırlarında Pembelik barajının su tutulan gövdenin hemen üstü Koç yiğitler karakolunun güneyi ve koordinat olarak yasak bölge konumunda olan alanda çıkan yangın sonucu dili olmayan canlılarla birlikte ormanlarımız yandı. Verilen bilgiler bu yangının Mağara mevkiinden Paş köyünün rızası olmadan suyuna el konulan Limak şantiyesine su getirmesini sağlayan kablonun ısınıp tutuşması çıktığı iddia edilmişti.
* 1 Ağustos 2017 tarihinde Pülümür’e bağlı Mezra Köyü’nde, Uzun evler Mahallesi’nde ve Kaymaz tepe mevkiinde bulunan ormanlık alanda Kırmızı Köprü Karakolu’ndan açılan ateş sonucu yangın çıkmış ve yöre halkı kendi imkânları ile bu yangına müdahale etmiştir.
* 1 Ağustos 2017 tarihinde Dersim’in Çemişkezek, Ali boğazı mevkiindeki ormanlık alan, kobra helikopterlerce bombalanmış ve bu bombardıman sonucu yangın çıkmıştır. Yangına bölge halkı müdahale etmek istemiş fakat güvenlik gerekçesiyle izin verilmemiş ve binlerce hektarlık alan küle dönmüştür.
* 3 Ağustos 2017 tarihinde Hozat’a bağlı Amutka Bölgesi, Boydaş Mevkii Çakmaklı Yaylasının büyük kısmı, Ovacık Kozluca Köyü, Yayla günü, Samoşi Dere köyü Bölgeleri’nin helikopterlerce bombalanması sonucu o bölgede bulunan ormanlık alanlarda büyük bir yangın çıkmıştır. Dersim halkı ve demokratik kurumların çağrılarına rağmen, yangının söndürülmesi noktasında yetkililer tarafından hiçbir müdahale gerçekleştirilmemiştir. Aynı zamanda halkın müdahalesine dahi izin verilmemiştir.
* 6 Ağustos 2017 tarihinde Dersim merkeze bağlı Sarı taş, Karşılar, Geyik suyu Eğri yamaç, Gökçek Köyleri mevkiinde bulunan ormanlık alanlar güvenlik güçleri tarafından ateşe verilmiştir. Ormana müdahale etmek isteyen halka ise güvenlik güçleri izin vermemiştir.
* 9 Ağustos 2017 tarihinde, Kutu deresi Bölgesi’nde Jandarma Karakolu’ndan atılan havan topu sonucu çıkan yangın 1 hafta boyunca devam etmiştir. Yangına müdahale etmek isteyen köylüleri de güvenlik güçleri engellemiştir. Günlerce süren yangın ormanların büyük bir alanının yanmasına sebep olmuştur.
*Bingöl Xolxol Yayladere’den başlayan çemizene/ sürmeli koç azıkan zimteg/ çay ağzı ormanlık alanı peri vadisi sınırlarında Karakoçan okçular köyü beroj tepesi Bingöl/ Bilice köyü sınırları Hisar Dağı gomo beze mağara mevkiinde Koçyiğitler karakolundan yapılan ateş sonrasında çıkan yangınlarda çok sayıda ormanlık alanda hektarlarca orman yakılmıştır.
* 10 Ağustos 2017 tarihinde Ovacık Yay lagün Köyü, Çayır düzü Mezrası, Kızık Köyü, Kara dere Mezrası, Kuşluca Köyü mevkiindeki ormanlık alanlara güvenlik güçlerince açılan ateş sonucu yangın çıkmış, günlerce süren yangın yöre halkının kendi çaba ve imkânları ile söndürülmüştür.
* 11 Ağustos 2017 tarihinde merkeze bağlı Balı Deresi, Kutu Deresi, Özlü can Köyü, Roj Vadisi mevkilerinde, güvenlik güçlerinin havadan attığı bombalar sonucu yangın meydana gelmiştir. Çıkan yangına müdahale edilmediği için hektarlarca ormanın kül olmasına sebep olunmuştur. Ovacık ilçesi yayla günü köyü yakınlarında 12 Ağustos sabah saatlerinde başlatılan orman yangınları Ovacık’tan yangını söndürmek için bölgeye çok sayıda vatandaşımız gitmeye çalışmış Ovacık ilçemizin komünist belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu Ovacık’ta Kuşluca ve Yaylagünü Köyü’nde çıkarılan yangınlara müdahale etmiş ve daha fazla zarar verilmeden yangın söndürülmüştür.
* 16 Ağustos 2017 tarihinde Nazimiye’ye bağlı Doğan taş Köyü mevkiindeki ormanlık alanlarda güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucunda yangın çıkmıştır.
* 27 Ağustos 2017 tarihinde Pülümür’e bağlı Hasan gazi Köyü mevkiindeki ormanlık alanlarda güvenlik güçlerinin attığı bombalar sonucu yangın çıkmıştır.
* 3 Eylül 2017 tarihinde Nazimiye’ye bağlı Uzun tarla ve Dokuzkayalar’daki ormanlık alanlarda kobra tipi helikopterlerden atılan bombalar sonucu yangın çıkmıştır.
* 8 Eylül 2017 tarihinde Nazimiye’ye bağlı Büyük yurt Köyü mevkiindeki ormanlık alanlarda kobra tipi helikopterlerden atılan bombalar sonucu yangın çıkmıştır.
* 17 Eylül 2017 tarihinde Dersim merkeze bağlı Geyik suyu, Halbori, Karşılar ve Sin köylerindeki ormanlık alanlarda, Geyik suyu karakolundan atılan havan topları sonucu yangın çıkmıştır.
YASAL SÜREÇLERİN BAŞLAMASINI TALEP EDİYORUZ
DEDEF, Munzur Çevre Derneği, DAD, PSAKD, KARDEF ve Peri Suyu Koruma Platformu’nun yer aldığı bir komisyon oluşturulduğu ifade edilirken “Bizler heyet olarak, bu yangınlara sebep olanların hakkında gerekli yasal süreçlerin başlatmasını talep ediyoruz. Orman Katliamlarının son bulması, doğanın canlılığının devam etmesi için doğanın tahrip edilmemesi ve korunması gerektiğini doğanın korunması konusundaki ısrarlı mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 17 Eylül’de Kartal’da Alevi kurumlarının ve Eğitim-Sen’in “Eşit, Parasız, Bilimsel, Anadilde Eğitim İstiyoruz” şiarıyla düzenleyeceği mitinge dair bir açıklama yapan Partizan, “Geleceğimizi mücadele ile örelim; Baskıya, zulme, asimilasyona, imha ve inkara karşı birleşelim!” dedi.
Partizan, 17 Eylül’de Kartal’da saat 13.00’te Alevi kurumlarının ve Eğitim-Sen’in “Eşit, Parasız, Bilimsel, Anadilde Eğitim İstiyoruz” şiarıyla düzenleyeceği mitinge dair bir açıklama yaptı.
Açıklamada, devletin iktidarını; farklı olanların sesini kısarak, direncini yok ederek, asimilasyona uğratarak, kültür, dil ve inançları devlet güdümünde tekleştirerek korumaya çalıştığı, en demokratik hakları yasaklayarak halkı hizaya getirmeyi kendilerine görev edindiği devletin bu karakterinin toplumun en küçük hücrelerine kadar nüfuz ettiği bir aşamada olunduğu belirtildi.
“TOPYEKÜN BİR SALDIRI SÖZKONUSU”
“İktidarını korumak için elinde tuttuğu tüm zor aygıtlarıyla, 15 Temmuz darbe girişimi ile daha da gün yüzüne çıkan klikler arası dalaşın, ekonomik ve siyasi krizin faturasını tüm emekçi ve ezilenlere ödetmeye çalışmaktadırlar” denilen açıklamada, “Bugün bu faturanın adı KHK’lar, zamlar, işsizlik, grev yasakları, tutuklamalar, hapishanelerdeki çığ gibi büyüyen hak gasplarıdır” ifadeleri kullanıldı.
“TEKÇİ ZİHNİYETİ YAŞAMIN HER ALANINA UYGULAMAK İSTİYORLAR”
“AKP tek din, tek millet, tek bayrak, tek vatan şiarları ile tekçi zihniyetini yaşamın her alanına uygulamak istemektedir” denilen açıklamada şunlar vurgulandı:
“Okullarda, inanç merkezlerinde, televizyonlarda baskı, dayatma ve asimilasyon olmaktadır. AKP iktidarı boyunca aşama aşama eğitim, sağlık ve tüm alanlarda, gerici politikalarını yaşama geçirecek kadrolaşma çalışmaları tamamlanmış gibidir.”
“BİATÇI, IRKÇI BİR NESİL YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR”
Partizan’ın kendi sayfasında yayınladığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Eğitimde “yeni projeler” adı altında ırkçı ve gerici eğitim sistemi dinci/gerici yönü daha da güçlendirilerek tam da iktidarın ihtiyaç duyduğu özelliklere kavuşturulmak istenmektedir. Bu yolla sorgulamayan, biatçı, çıkarcı bir nesil yetişmesi amaçlanmaktadır. Bugün devlet ve iktidardaki AKP tarafından dayatılan inkar, imha, asimilasyon politikalarını püskürtmek için işçi sınıfı ve emekçiler, Kürtler, Aleviler, gençler, kadınlar, LGBTİ’ler kısacası toplumun tüm ezilen ve sömürülenleri her bir saldırı karşısında dayanışma göstermeli, direnmelidir.”
“EŞİT, PARASIZ, BİLİMSEL, ANA DİLDE EĞİTİM İÇİN HAYKIRALIM”
Baskı ve asimilasyon politikalarına karşı 17 Eylül’de Kartal’da gerçekleştirilecek olan mitinge katılım çağrısında bulunulan açıklama şu cümlelerle son buldu:
-Dini inançlara dayatılan tekçi, mezhepçi anlayışa, zorunlu din derslerine, eğitimde imam hatipleşmeye karşı;
-Bilimi dışlayan, dini hurafelerle doldurulan ırkçı, faşist eğitim sistemi ve müfredatlara karşı;
-Cemaatlerle her gün boyutlanan çocuk istismarına karşı;
-Değişik inanç ve milliyetlerden halkın ilerici kültür ve değerlerine yönelen baskı, yasak ve talana karşı;
-Ticarileştirilen eğitim politikalarıyla işçi sınıfı ve ezilenlerin yok sayılmasına karşı…
-Daha gür bir sesle haykıralım: Eşit, Parasız, Bilimsel, Ana Dilde Eğitim! için birlik olalım, dayanışma gösterelim, direnişi örgütleyelim.