Etiket: pkk

  • Zeynel Abidin Koç: PKK’nin çekilme kararı barış için atılmış çok ciddi bir adım -VİDEO

    Zeynel Abidin Koç: PKK’nin çekilme kararı barış için atılmış çok ciddi bir adım -VİDEO

    PİRHA – Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, PKK’nin Türkiye’den çekilmesini “Barış için atılmış çok ciddi bir adımdır” sözleriyle değerlendirdi. Koç, barış sürecinin başarıya ulaşması için Alevi örgütleri olarak her zaman destek sunacaklarını belirterek “Ancak Aleviler, hükümet tarafından bu sürecin dışında tutuluyor” dedi.

    Demokratikleşme yolunda entegrasyon sürecine geçilirken Alevi kurumları da barış için atılan adımları yakından takip etmekte. Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç da kalıcı barışın inşası için PKK’nin almış olduğu kararların fırsat olabileceğini söyledi. Çekilme kararıyla birlikte huzur ortamının oluşacağını ifade eden Koç, şu görüşleri paylaştı:

    “40 yılı aşan bir yapılanmanın sonucunda Türkiye sınırlarının dışarısına çıkması Türkiye’de ciddi anlamda bir karşılık gösterecektir. Çünkü bu işin iki boyutu var. Bir; yürütülen süreç, bir de halk nezdindeki bakış açısı. Sonuçta halkın nezdindeki bakış açısında bu çok olumlu bir yansıma. Bunun dışında Türkiye’nin hem batı hem de doğu illerinde insanlar, ticaret yaparken ya da tüm etkinliklerinde artık şu mantık ve mantaliteyle düşünmeye başlıyorlar; Türkiye’de artık barış var. Türkiye’de artık bu barışın getirdiği bir huzur ortamı var. Doğal olarak bu coğrafyadaki sivilleşme, Türkiye’deki bu demokratikleşmenin STK’lara yansıması, bölgede çok büyük değişimlere sebebiyet verecektir ama bunun batıda da çok ciddi yansıması olacaktır. Çünkü batıda da bir gerginlik vardı. Türkiye topraklarının terk edilmesi, batıdaki gerginliği de artık ortadan kaldıracaktır. Doğal olarak barış için atılmış çok ciddi bir adımdır.”

    ADALETİN İNŞASI EŞİT YURTTAŞLIK İLE OLACAKTIR”

    Barışın sadece silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık hakkının tanınmasıyla sağlanabileceğinin altını çizen Koç, şu cümlelerle devam etti:

    “Öncelikle şöyle bakmak lazım; Türkiye’de herkes, her şeyin boyacı küpü misali çalışmasına alıştığı için yıllardır onu bekliyor. ‘Bir gün başlayalım, sabahleyin bu barış görüşmeleri bitsin’ deniliyor. Şimdi bu ciddi bir uzun süreç. Yani silahların bırakılması, bunun Türkiye’ye yansıması, doğal olarak bu aşama kat edilecek bir yoldur. Yani böyle bir yıl içerisinde bitecek bir çalışma değil. Uzun yıllara varacak bir çalışma süreci gerekiyor. Tabii Alevilerin, uzun yıllardır eşit yurttaşlık talebi, ya bizler bunu tam doğru anlatamıyoruz ya da karşımızdakiler tam bunu anlamak istemiyor. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi sadece Alevilerin kendine ait bir olgu değil. Türkiye’de yaşayan tüm toplulukların eşit yurttaşlık talebidir. Bunun altını özellikle çizmek istedim. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi zaman içerisinde karşılık bulacaktır. Çok uzun olmayan süreç içerisinde yeni bir anayasa süreci olacaktır. Anayasa içerisindeki vatandaşlık tanımı, insanların dil, din, inanç, etnik özelliklerinin bütün haklarının verilmesi, Türkiye’de adaletin yeniden inşası, mülakatların artık kaldırılması, liyakate dayalı bir ülkenin tekrar var edilmesi eşit yurttaşlığın taleplerinin sonucu olacaktır. Doğal olarak ilerleyen yıllarda eşit yurttaşlık bandında Türkiye’ye yansıyacağını çok ciddi düşünüyorum. Çünkü Türkiye öyle  jeopolitik bir coğrafya ki her taraftan basınç var Türkiye’ye. Türkiye bu ikilemde yönünü eşit yurttaşlıkla daha çok gelişmiş ülkeler seviyesinde bulacağını düşünüyorum.”

    ÖZELLİKLE ALEVİLER BU SÜRECİN DIŞINDA TUTULUYOR”

    Zeynel Abidin Koç, Alevi kurumları olarak sürecin güvenle ilerlemesi için nasıl bir rol üstlenmeyi düşündüklerini de açıkladı. Koç, inanç topluluklarının, barışa yapabilecekleri katkıya dair şunları söyledi:

    “Bu konu gündeme geldiği ilk günden itibaren Alevi örgütlerinin tüm temsilcileri, fikirlerini açıkça ifade etti. Aleviler olarak binlerce yıldır 72 millete bir bakarız. Yani ‘biz herkesi eşit görürüz’ anlamında değil. Bunun anlamı, aynı zamanda ‘72 milletle barış içinde yaşarız’ karşılığıdır. Yani bizim varoluşumuzun sebebi barıştır zaten. Ancak ciddi anlamda bu işin içine dahil olabilmek, sürekli bilgi sahibi olmak, katkı sağlamak istediğimizi biz defaatle ifade ettik. Ama süreç şu anda sadece mecliste bir komisyonla yürüyor. Aleviler olarak bu komisyona fikirlerimizi ifade etmek için de çeşitli defa beyanda bulunduk. Fakat bugüne kadar komisyon, Alevi örgütlerini dinlemedi. Ama biz bunun dışında yine de kalmıyoruz. Süreci yürütülmesinde yaptığımız konferans ve panellerle kendi örgütümüze, halkımıza, diğer örgütlere, halklara barış hakkındaki görüşlerimizi ifade ediyoruz. Ancak yeterli mi? Değil. Ama şu anda Türkiye’deki bütün konjonktür böyle. Hiçbir şey yeterli değil. Çok dar kapsamda yürüyor. Geçmiş dönemdeki taleplerimiz hep şu olmuştu; bunun meclis çatısı altında sürdürülmesi… Ama bu kadar çok uzatılması talebimiz değildi. Bir sonuç elde edilmiyor. Habire sadece dinlemeler yapılıyor ve özellikle Aleviler bu sürecin de dışında tutuluyor. Ve bunu biz nerede görüyoruz?

    Mesela Alevilerin taleplerinin yüzde 99’u Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgilidir. Meclisteki komisyon, Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili kurulmuş bir komisyon olmasına rağmen Alevi sorunlarının, dışarıda ekstra bir çözüm süreciyle yürütülmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Oysa ki biz bunu talep etmedik. Aleviler olarak biz, bu barış sürecine sağlayabileceğimiz tüm katkıları vermeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik ve sözümüzün de arkasındayız. Barış sürecinin sonuca ulaşması için Alevi örgütleri olarak desteğimizi her zaman vermeye devam edeceğiz.”

    “FİKİR VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMASI GEREKİR”

    Zeynel Abidin Koç, toplumsal barışın sağlanabilmesi için yapılacaklara da dikkat çekti. Koç, barış süreciyle birlikte hükümetin öncelikli yapması gerekenleri şu cümlelerle açıkladı:

    “100 yıllık bir cumhuriyetin getirmiş olduğu bir basınç var. Coğrafya içerisinde yaşayan çeşitli etnik gruplar var. Doğal olarak öncelikle bunların tamamının dinlenerek, talepleri alınarak, Türkiye’nin acilen bir demokratikleşmeye ihtiyacı var. Türkiye’deki insanların artık ‘fikrimden dolayı tutuklanmamalıyım’ diyebilmesi lazım. Fikir özgürlüktür. Fikir, Türkiye’nin gelişmesine katkı sağlar. Sadece söylediklerinden dolayı tutuklu olan binlerce insan var. Öncelikle hükümetin, bu yönlü karar alması lazım. Fikir özgürlüğünün teminat altına alınması gerekir. Bu durum ciddi bir özgürlük hareketinin başlangıcı olacaktır ve piyasalara bile ciddi anlamda olumlu yansıyacaktır. Bunun dışında hukuksuzca yürütülen kayyum meselesi var. Bir belediye başkanı suç işlemiş olabilir. Bu durumda görevden alabilirsiniz ama yeni belediye başkanını meclis seçer, kayyum atanmaz. Doğal olarak Türkiye’de öncelikle fikir ve vicdan özgürlüğünü kanunla teminat altına alıp serbest bırakmanız lazım. Bir kişinin dudağı arasına bırakmamanız lazım.”

    “SADECE BU İŞE SİYASAL AÇIDAN BAKMIYORUZ”

    Alevi kurumları olarak sürecin yakın takipçisi olduklarını belirten Zeynel Abidin Koç, şu cümlelerle konuşmasına son verdi:

    “Düzenli bilgi alıyor, Alevi örgütlerinin fikirlerini de muhataplarına bildiriyoruz. Çünkü biz Aleviler, bu ülkenin insanlarıyız. Ülkemizin her bir bireyinin huzuru, bizim de teminatımızın altında olması lazım. Alevilerin böyle bir misyonu da var. Türkiye’deki bir bireyin dahi fikrini özgür ifade edememesi bizim için bir sorun. Türkiye’deki ekonomik şartlar artık haddini aştı. Emeklinin sorunu ortada. Yani biz Aleviler sadece bu işe siyasal açıdan da bakmıyoruz. Bütün özgürlükler, ekonomik gelişmeler Alevi örgütlerinin, insanının mücadelesi içindedir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Hakan Tahmaz: Kalıcı barış için yasal düzenlemeler şart

    Hakan Tahmaz: Kalıcı barış için yasal düzenlemeler şart

    PİRHA – Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, PKK’nin ‘Türkiye’den tüm güçlerimizi çekiyoruz’ açıklamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Tahmaz, sürecin bir yıldan fazladır sürdüğünü, ancak hâlâ “tek taraflı bir silahsızlanma süreci” olarak ilerlediğini vurguladı. “Toplumsal barışın kalıcı hale gelmesi için Türkiye’nin özgürlükler ve haklar alanında adım atması gerekiyor” dedi.

    Tahmaz, açıklamanın her şeyden önce “yaklaşık bir yıldan fazla süredir süren sürecin sürdüğünü teyit eden bir açıklama” olduğunu belirtti. Ancak sürecin niteliğine dikkat çekerek, “Bu açıklama aynı zamanda sürecin tek taraflı olduğunu da teyit ediyor” dedi.

    Hükümetin bugüne kadar sürece dair adım atmadığını vurgulayan Tahmaz, “Beklentilere denk düşen bir karşılık verilmedi. Hükümet, bu konuda ne bir kapsam sundu ne de yanıt üretti” ifadelerini kullandı.

    Tahmaz, açıklamada silahlı mücadelenin sonlandırılmasına yönelik iradenin teyit edilmesine rağmen, bu sürecin toplumsal barışa dönüşmesi için devletin atması gereken adımların olmadığını söyledi:

    “Evet, süreç tek taraflı ilerliyor. Ama bunun kalıcı hale gelmesi için, toplumsal barışa dönüşmesi için Türkiye’nin hak ve özgürlükler alanında adımlar atması, yasal düzenlemeler yapması gerekiyor. Bunlar olmadan umutların büyümesi, barışın kalıcı hale gelmesi gerçekçi olmaz.”

    Sahadan edindikleri gözlemlere de değinen Tahmaz, toplumun bu süreçten umutlu olmadığını belirtti.

    “Toplumda bir değişim yok. Bugün yapılan saha araştırmalarında da bu görülüyor. Türkiye’nin temel sorunları arasında barış meselesi artık çok gerilerde. Bu, silah bırakma sürecinde atılması gereken adımların atılmadığına dair umutsuzluğu derinleştiriyor.”

    Tahmaz, bu koşullarda sürecin sorunsuz ilerlemesinin zor olduğunu ifade etti:

    “Devam ettiğini görüyoruz ama kalıcı hale gelmesi esas mesele. Bu da mevcut haliyle çok mümkün görünmüyor.”

    “KÜRT BARIŞININ TOPLUMSALLAŞMASI İÇİN İRADE GEREKİYOR”

    Tahmaz, sürecin doğrudan devlet ve Öcalan merkezli yürütülmesinin sivil toplumun katkı alanını daralttığını belirtti:

    “Bu süreç çok merkezi bir düzeyde, Öcalan ve iktidar ekseninde sürdüğü için bizim gibi sivil yapıların katkı sunma alanı oldukça sınırlı kalıyor. Bilgiye erişim de kısıtlı. Dolayısıyla pozitif katkı sunmak pek mümkün olmuyor.Türkiye’de dünyada eşi ve benzeri olmayan bir süreç yürütülüyor. Devlet merkezli ve tek taraflı. Yeni sürecin devam ettiğini teyit eden bir açıklama bugün geldi Kandilden”

    Son olarak Tahmaz, kalıcı barışın yalnızca silah bırakmakla değil, demokratikleşme, hak ve özgürlükler yönünde somut adımlar atmakla mümkün olabileceğini vurguladı:

    “Bu süreç, tek taraflı adımlarla değil, karşılıklı güven ve demokratikleşme iradesiyle kalıcı hale gelir. Toplumda barış umudunu yeniden güçlendirecek adımların atılması gerekiyor.”

    HABER MERKEZİ

  • Rıza Türmen: Sürecin  başarıya ulaşması için demokratik adımlar şart

    Rıza Türmen: Sürecin başarıya ulaşması için demokratik adımlar şart

    PİRHA- Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı Anayasa Mahkemesi üyesi ve hukukçu Rıza Türmen, PKK’nın Türkiye’den tüm güçlerini çekeceği açıklamasını PİRHA’ya değerlendirdi. Türmen, sürecin önemine dikkat çekerken tek taraflı ilerleyen uygulamalar ve otoriterleşme eğilimlerinin barış sürecini tehlikeye attığını söyledi.

    Rıza Türmen, PKK’nın Türkiye’den çekilme kararını değerlendirirken, bunun önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Türmen şöyle dedi:

    “PKK’nın Türkiye’den bütün kuvvetlerini çekeceğini açıklayan bir basın toplantısı yapması, bu konuda böyle bir tahayyül altına girmesi elbette ki çok önemli bir adım.Bu yeni bir aşama. Çok da iyi bir şey oldu çünkü süreç yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı.”

    “SÜREÇ TEK TARAFLA YÜRÜTÜLÜYOR”

    Türmen, sürecin büyük ölçüde Kürt tarafının inisiyatifiyle ilerlediğini belirterek şöyle devam etti:

    “İki tespit yapmak istiyorum bununla ilgili olarak.

    Birinci tespit şu, bu süreç Bahçeli’nin konuşmasıyla başladı, pek güzel. Ama ondan sonra yapılan her şey Kürt tarafından geldi. Öcalan’ın açıklamaları, arkasından PKK’nın sembolik silah bırakması, arkasından kendini feshetmesi,  arkasından Türkiye’den çekileceğini ilan etmesi. Bütün bu adımlar Kürt tarafından geldi. Oysa tango yapmak için iki kişi gerekli. İktidar bu sürecin neresinde duruyor? Bunu bilemiyoruz.

    PKK’lıların Türkiye’ye dönüşüyle ilgili ne yapmayı düşünüyor?

    Nasıl bir kanun çalışması var?

    Bunların hiçbiri yok ortada. Süreci böyle götüremezsiniz. Siyasi iktidarın bu sürecin neresinde durduğunu göstermesi lazım artık. Bir yerde duruyor mu yoksa hiçbir yerde durmuyor mu?”

    “BARIŞ VE DEMOKRATİKLEŞME BİRLİKTE YÜRÜTÜLÜR”

    Türmen, sürecin yalnızca silah bırakılmasıyla sınırlı kalamayacağını belirterek, çelişkili tabloya dikkat çekti:

    “İkinci tespit de şu, bu sadece terörsüz Türkiye PKK’nın silah bırakmasıyla sınırlı tutulamaz.İşte bugün yaşananlar ne kadar paradoksal. Bir taraftan Çağlayan adliyesi önünde kıyamet kopuyor.İmamoğlu ifadeye çağrılıyor. Niye çağrılıyor? Casusluk suçu için çağrılıyor. Öbür taraftan PKK Türkiye’den çekileceğini ilan ediyor.Yani ne kadar paradoksal bu ikisinin aynı günde olması. İçinde bulunduğumuz daha büyük paradoksu gösteriyor.Yani bu sürecin başarıya ulaşmasını istiyorsanız bunun demokratik adımlarla tamamlanması lazım. Bir taraftan barış yapacaksınız, öbür taraftan daha fazla otoriterleşeceksiniz. Tamamen otokratik bir rejim kuracaksınız. Buna imkan yok.

    Bu çelişkilere baksanıza.

    PKK’yla, Kürtlerle iş birliği yaptı diye suçlanıyor.Öte yandan PKK’ların Türkiye’ye dönmesi konuşuluyor. İkisi tamamen ayrı paralelde ayrı yolda yürüyen bu iki süreci bir yerde birleştirmek zorundasınız. Bunlar birbirinden bağımsız olamaz.Siz giderek daha fazla otoriterleştirken öbür taraftan da Kürt sorunuyla ilgili bir barış yapacaksınız. Buna imkan yok.

    Türmen, burada barışın sadece silah bırakma üzerinden yürütülemeyeceğini ve demokratikleşme adımlarının eş zamanlı atılması gerektiğinin altını çizdi.

    “Tabii ki bir şey daha var, Kürt sorununun çözümü burada söz konusu olmalı.Yani sadece silahların bırakılması, PKK’nin kendini fes etmesi değil. Ondan sonra da Kürt sorununun çözümü için neler yapılabilir? Bir müzakere süreci ortaya çıkarmak lazım. O da tabii demokratikleşmeyle birleşecek.Kürt sorununun çözümü için de demokratikleşme adımlarının atılması lazım.Bu sürecin ters çevrilmesi lazım. Bu üçü birbirine bağlı.Bunlardan bir tanesini çıkarırsanız, öbürleri de başarısız olur diye düşünüyorum.

    HABER MERKEZİ

  • PKK Kongre kararları kapsamında yeni adım: Güçlerimizi çekiyoruz

    PKK Kongre kararları kapsamında yeni adım: Güçlerimizi çekiyoruz

    PİRHA- PKK yönetimi, Abdullah Öcalan’ın onayıyla Türkiye’deki tüm güçlerini geri çekmeye başladıklarını duyurdu. Açıklamada, “12. Kongre kararlarına bağlıyız. Bunların pratikleşmesi için hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeden gösterilmelidir” vurgusu yapıldı.

    PKK, çözüm sürecine dair Kandil’de önemli bir açıklama yaptı. Açıklamada, PKK 12’nci Kongre kararları kapsamında Abdullah Öcalan’ın onayıyla güçlerini “Medya Savunma Alanları”na geri çekilmeye başladığı aktarıldı. Karar kapsamında geri çekilenler de yapılan açıklamaya katıldı.

    Açıklamanın Türkçesini KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok, Kürtçesini ise YJA-Star komutanlarından Vejîn Dêrsim yaptı.

    PKK KONGRE KARARLARI HATIRLATILDI

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ortadoğu’da yaşanan çatışma ve savaşların Türkiye’nin ve Kürtlerin geleceğini çok ciddi biçimde tehdit eder hale gelmesi üzerine; geçen yıl Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle, Önder Abdullah Öcalan’ın açıklamalarıyla başlayan ve Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı ile kimlik kazanan süreç, son derece önemli ve kritik bir aşamadan geçmektedir.

    Geçen 8 aylık süre içinde Kürt tarafı olarak biz, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı temelinde tarihi öneme sahip büyük adımlar attık. Sakin ve rahat bir tartışma ortamı yaratabilmek için, çağrıdan hemen sonra 1 Mart günü ateşkes ilan ettik. Önder Abdullah Öcalan’ın uygun yöntemlerle gerçekleştirdiği yönlendirme temelinde 5-7 Mayıs tarihleri arasında PKK 12. Kongresini toplayarak PKK’nin örgütsel varlığını ve silahlı mücadele stratejisini sona erdirme kararlarını aldık ve bunların ancak Önder Abdullah Öcalan’ın doğrudan yürütmesi ile pratikleşebileceğini de bu kararlara ekledik.

    İki ay sonra 11 Temmuz günü ise, Önder Abdullah Öcalan’ın görüntülü çağrısı temelinde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat yönetimindeki 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum grubu, düzenlenen bir törenle silahlarını yakarak silahlı mücadeleyi sona erdirme kararını uygulamadaki net ve kararlı tutumumuzu ortaya koydu.

    Önder Abdullah Öcalan ve PKK öncülüğünde Kürt tarafının attığı bu tarihsel adımlar, Türkiye siyasi ve toplumsal ortamını derinden etkileyerek, barış ve demokratikleşme doğrultusunda yeni bir ruh ve irade ortaya çıkardı. Kürtlerin barış, demokratik ve özgürlükten yana olan bu cesur ve fedakar tutumu, Türkiye içinde ve dışında genel planda hep takdirle karşılanmıştır.

    Yaşanan yetersiz yaklaşımlara rağmen Önder Abdullah Öcalan ve Kürdistan Özgürlük Hareketi, Türkiye ve Kürtler üzerine gittikçe ağırlaşan tehlikeleri bertaraf edebilmek için gelecek yüzyılların özgür, demokratik ve kardeşçe yaşamının temellerini atabilmek için, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni ikinci bir aşamaya taşıyabilmek amacıyla ön açıcı yeni pratik adımlar atmaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, 12. Kongre kararları temelinde planladığı Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçlerimizi Medya Savunma Alanlarına geri çekme işlemini Önder Abdullah Öcalan’ın da onayı temelinde gerçekleştirmekteyiz. Medya Savunma Alanlarına ulaşan gruplardan bir kısmı şu an burada bulunmakta ve bu açıklamaya bizzat katılmaktadır. Ayrıca sınır alanlarında da çatışma riski oluşturan olası provokasyonlara açık olan mevzilerde de benzer düzeltici tedbirler alınmaktadır.

    Kuşkusuz attığımız bu adımların etki düzeyini pratik gösterecektir. Ancak attığımız bu pratik adımlar da PKK’nin 12. Kongre Kararlarını uygulamadaki kararlılığı ve net tutumumuzu bir kez daha ortaya koymaktadır.

    Çok açık ki biz 12. Kongre Kararlarına bağlıyız ve uygulamakta kararlıyız. Ama bunların pratikleşmesi için de yine PKK 12. Kongresinin aldığı kararlar doğrultusunda sürecin gerektirdiği hukuki ve siyasi yaklaşımlar gecikmeden gösterilmelidir. Bu çerçevede PKK’ye özgü Geçiş Hukuku esas alınmalı, demokratik siyasete katılabilmek için gerekli özgürlük ve demokratik entegrasyon yasaları gecikmeden çıkarılmalıdır.

    Son olarak çağrımız, başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımızadır. Süreç birilerinden bir şeyler bekleme değil, özgür ve demokratik yaşamı örgütlü mücadeleyle yaratma ve kazanma sürecidir. O halde kendini bu yaşamın içinde gören herkesin ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin’ başarısı için seferberlik düzeyinde mücadele etmesi gerekir.

    Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu mutlaka zafere ulaşacaktır.

    26 Ekim 2025

    Hareket Yönetimi.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yücel Zülfikar: Gerçek barış, Kürtlerin kendi gücüyle gelecek- VİDEO

    Yücel Zülfikar: Gerçek barış, Kürtlerin kendi gücüyle gelecek- VİDEO

    PİRHA- Kürt aydını Yücel Zülfikar, Barış ve Demokratik Toplum sürecinin bir çözüm mutabakatı olduğunu, gerçek barışın ise Kürt halkının statü kazanması ve toplumsal hesaplaşma ile mümkün olabileceğini vurguladı.

    Türkiye’de barış ve demokratik çözüm süreci hem siyasi hem toplumsal düzeyde yeniden tartışılıyor. Kürt sorununda onca yıl süren çatışmanın ardından gündeme gelen çözüm arayışlarının kalıcılığı, iç ve dış aktörlerin tutumları kadar, halkların siyasi iradesi ve örgütlülüğüne de bağlı görülüyor. Bu çerçevede konuştuğumuz Kürt aydını Yücel Zülfikar, devlet ile Abdullah Öcalan arasında yürütülen görüşmelerin bir “barış” değil, “zorunlu bir çözüm mutabakatı” olduğunu söyledi. Zülfikar, gerçek barışın ancak Kürt halkının statü kazanmasıyla ve toplumsal hesaplaşmayla mümkün olabileceğini vurguladı.

    “KAPSAMLI BİR HESAPLAŞMA ŞART”

    Yücel Zülfikar’a göre, bugün kamuoyunda “barış süreci” olarak adlandırılan dönem, teknik olarak bir barış değil. Çatışmanın tarafları arasında yürüyen, koşulların zorladığı bir çözüm sürecinin söz konusu olduğuna dikkat çeken Zülfikar, “Şu anda bir süredir devam eden ilişkilere barış demek çok zor. Bu bir anlaşma, bir çözüm süreci, bir mutabakat. Barış farklı bir şey. Çünkü barış, Kürdistan barışıdır. Kürdistan barışı sadece kendisiyle ilgili değildir; Ortadoğu’yu ilgilendiren bir barıştır. Taraflar 40 yıl savaşmış. Artık başka bir alternatif kalmamış. Sürece bu nedenle girilmiş” diye konuştu.

    Zülfikar, barışın yalnızca çatışmasızlık hali değil, kapsamlı bir hesaplaşma ve yeniden inşa süreci olduğunu kaydederek, “Barış dediğin, sadece silahların susması değil. Karşılıklı olarak zararların tazmin edildiği, tutukluların bırakıldığı, cezalara dair adil bir yaklaşımın olduğu bir süreci kapsar. Bunun için iki şey şart: Birincisi, uluslararası gözlemcilerin süreci izlemesi. Bu süreçte Birleşmiş Milletler veya Avrupa Birliği’nden bir heyetin kesinlikle bu anlaşmalarda, işin organizasyonunda bulunması gerekiyordu. İkincisi, tarafların birbirine verdiği zararları, haksızlıkları araştıracak bir adalet kurulu. Bunlar olmadan barış olmaz” dedi.

    “SİYASAL İSLAM, ULUSLAŞMANIN DÜŞMANIDIR”

    Yücel Zülfikar, bugünkü iktidarın temsil ettiği siyasal İslam çizgisi, Kürt halkının uluslaşma talebiyle temelden çeliştiğini, bu nedenle barış ihtimalinin ideolojik olarak sınırlı kaldığını söyledi.

    “KÜRTLER STATÜ KAZANACAK VE BARIŞ GELECEK”

    Zülfikar, Türkiye’deki mevcut hukuki ve anayasal düzenin Kürt halkına güvence sağlamadığını belirtti. Bu nedenle çözümün, devletin lütfu değil, Kürt halkının örgütlü gücüyle şekilleneceğini vurgulayarak, “Şimdiye kadar hep anayasal güvence istedik. Ama ne anayasa güvencesi var ne hukuk güvencesi. Bu ülkede böyle bir şey yok, belki yıllarca da olmayacak. O yüzden Kürt halkı kendi kurumlarını kurmak, kendi gücünü yaratmak zorunda. Kürt hareketi de bu güce sahip. Umutsuz değiliz. Çünkü bu barış değil belki ama insanlar ölmüyor. Bu bile çok kıymetli” dedi.

    Tüm zorluklara, baskılara ve ideolojik farklılıklara rağmen Kürt halkının statü kazanacağına ve gerçek barışın geleceğine inandığını vurgulayan Zülfikar, “Bu baskılarla barış gecikebilir ama engellenemez. Kürt halkı statü kazanacak. Bu barış mutlaka gelecek. Ama bu süreç devletle yapılan bir anlaşmayla değil, Kürt halkının kendi dinamikleriyle, örgütlülüğüyle olacak. Biz artık çok şey öğrendik. Ve o barış, gerçek bir dönüşümle birlikte gelecek” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği tarafından yazılı açıklamada, “Bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız” denildi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), silahların yakılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “BARIŞ, HEPİMİZE ÖZGÜR BİR YAŞAMIN ANAHTARIDIR”

    FEDA ve DAKB tarafından yapılan ortak açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” sözleri, bugün tarihi bir gerçekliğe dönüştü. Yarım asırlık mücadelenin sonucunda Özgürlük Gerillası’nın düzenlediği törenle, barışın, demokrasinin ve ortak yaşamın kapısı aralandı. Bu tören yalnızca bir sembol değil; bu an, tarihin yön değiştirdiği, halkların kaderinin yeniden yazıldığı bir dönüm noktasıdır.

    Dünya nefesini tuttu, gözler bugüne çevrildi. Ve artık biliyoruz: Silahlar sustu, yeni bir başlangıç doğdu. Yarım asırlık bir mücadele, artık demokratik bir zeminde yaşam bulmak istiyor. Bu gelişme sadece Kürt halkı için değil; bu coğrafyada ötelenen, yok sayılan, ezilen tüm halklar için bir nefes, bir umut, bir diriliştir. Bbiz Aleviler içinse çok daha fazlasıdır. Bin yıllardır süren baskının, inkarın, asimilasyonun ve katliamların son bulacağına inanmak; yüreğimizdeki yangının bir nebze de olsa  söndürecektir.

    Reya Haq inancının yolcuları olarak, silahların susmasını biz herkesten çok istedik. Ve işte silahlar sustu. Ancak  asıl görev şimdi başlıyor. Özgür iradeyle bırakılan silahların ardından, özgür bir ülkede, eşit ve onurlu bir yaşam istiyoruz. Biz Aleviler, barışın pasif izleyicileri değil; onun yolunu açan, taşıyan ve büyütenleriyiz. Çünkü biz bu sürecin yalnızca tanığı değil, aynı zamanda taşıyıcısı, mağduru, öznesi ve çözümleyicisi söz sahibiyiz.  O nedenle gerçekten barış için yürüyecek,  bunun için sorumluluk alacak ve mücadeleye devam edeceğiz. Yaralı bir halkın barışa olan derin inancıyla buradayız ve bu süreci büyütmeye, çoğaltmaya ve her adımında yer almaya hazırız. Buradan devlete sesleniyoruz. Barışa aralanan bu kapıyı sonuna kadar açın! Bu toplumsal dönüşümün önünü tıkamayın; halkların barış iradesine saygı gösterin çünkü barış, hepimize özgür bir yaşamın anahtarıdır.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak bizler, Reya Haq inancının yolcuları, bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -GÜNCELLENDİ- PKK silah yaktı!-VİDEO
    -Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO
    -Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

  • DEM Parti: Şimdi hep birlikte adım atma zamanıdır!

    DEM Parti: Şimdi hep birlikte adım atma zamanıdır!

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, PKK’nin silah bırakması ardından ilk açıklamalarını yaptı. DEM Parti Eş Genel Başkanları, “Şimdi hep birlikte demokratik siyasi ve hukuki düzenlemeleri yaparak geleceğin demokratik Türkiye’si için adım atma zamanıdır, demokratik siyaset mücadelesini büyütme zamanıdır” ifadelerini kullandı.

    Bir grup PKK mensubunun silah bırakması ardından DEM Parti’den de ilk açıklama geldi.

    Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, “Silahlara veda töreni demokratik, adil, eşit, özgür yaşama davettir” başlıklı yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Ortadoğu ve Türkiye’nin yüzyıllık tarihinde dönüm noktalarından biri bugün yaşanıyor. İmralı’dan 26 yıl sonra gelen görüntülü barış çağrısı, bu toprakların kadim ruhuna seslenişin en güçlü ifadesidir.

    İmralı’dan gelen çağrının ardından yapılan PKK’nin silah yakma töreniyle Kürt sorununun çözümü ve Demokratik Türkiye’nin inşası için yeni bir döneme giriliyor.

    PKK’nin silahlara veda kararı, sadece Kürt meselesinin değil, Türkiye’nin tüm sorunlarının demokratik yollarla çözüleceğinin güvencesini ortaya çıkarmıştır.

    PKK’lilerin silahlara veda töreni demokratik, adil, eşit, özgür yaşama davettir. Bu tören halklarımızın geleceğe dair umudunu büyütmüştür.

    Yüz yıllık acının sona erdiği, kardeşliğin zafer kazandığı günleri görme umudumuz artmıştır.

    Barış hepimizin ortak kazancıdır.

    Bu mukaddes yolculukta hiçbir ferdi, hiçbir kesimi geride bırakmayacağız. Anadolu’nun bereketli topraklarından Trakya’nın verimli ovalarına, Karadeniz’in dalgalı kıyılarından Mezopotamya’nın kadim şehirlerine kadar her yurttaş bu demokratik dönüşümün şahidi ve ortağı olacaktır.

    Kazanan halklar olacaktır. Kazanan eşitlik, demokrasi ve barış olacaktır. Bu süreci onurla, sabırla, inatla savunacağız.

    Bu duygu ve düşüncelerle, Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun 11 Temmuz 2025’te tarihî bir iradeyle başlattığı silahsızlanma ve demokratik siyasete geçiş hamlesini yürekten selamlıyoruz.

    Çünkü bu adım sadece Kürt halkının meşru özgürlük mücadelesinde değil, Türkiye’nin ve bütün Ortadoğu’nun barış, eşitlik ve demokratik dönüşüm arayışında yeni bir dönemi başlatmaktadır.

    Şimdi hep birlikte demokratik siyasi ve hukuki düzenlemeleri yaparak geleceğin demokratik Türkiye’si için adım atma zamanıdır, demokratik siyaset mücadelesini büyütme zamanıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

    Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Törene katılanlar arasında yer alan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “21. yüzyılın belki de en etkili bir ritüeli gerçekleştirildi. Çünkü etkileri sadece yerel düzeyde değil küresel düzeyde. Bundan sonra barış ve demokratik toplum inşasını isteyen bütün toplumsal kesimlere yol gösterecek bir perspektifi kendi içinde barındırıyordu” dedi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de törene katılanlar arasında yer aldı.

    “ÖZGÜR YURTTAŞ OLARAK YAŞAMANIN ŞEHADETİ YAPILDI”

    Zeynel Kete, silahların imha edilmesinden sonra şunları dile getirdi:

    “21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi. Çünkü etkileri sadece yerel düzeyde değil küresel düzeyde. Bundan sonra barış ve demokratik toplum inşasını isteyen bütün toplumsal kesimlere yol gösterecek bir perspektifi kendi içinde barındırıyordu. Dünden beri yollardayız. İnsanlar büyük bir umutla, büyük bir duyguyla, büyük bir coşkuyla o alana geldiler.

    Burada önemli olan birkaç noktayı özellikle de belirtmek lazım. Birincisi yaşadığımız an değildi bir tarihti. İkincisi bu bir taktik değildi, bir stratejiydi. Sayın Abdullah Öcalan’ın kendi video canlı yayında da daha önceki perspektifini de dile getirdiği gibi silahlı mücadeleye başvurmalarının nedeni Kürtlerin ontolojik olarak varlıkları tartışılıyordu. An itibariyle Kürtlerin varlığı kabul edilmiştir bu mücadele ile beraber. Artık silah bir araç olmaktan çıkmıştır. Varlık nedeni kabul edildiğinden dolayı bu yola başvurulmayacak. Bu bir taktikten ziyade bir stratejiydi dedi.

    Bu tip dünya çapında etkisi olabilecek, toplumların kaderini olumlu yönde tayin edebilecek zaman ve mekanında meydana gelen bu tarihsel olaylara şahitlik eden her canın da madem ki bu kadar büyük düzeyde bir şahadeti var. Bizim inancımızda bir olaya yaşanan bir meydan açıldığında meydanda rızalık ve şahitlik kavramı önemlidir.
    Eğer bir can bu sürece şahitlik ediyorsa bizim inancımızda birincisi yaşanan sürecin ve o meydandaki duygunun ruhsal, zihinsel, bedensel olarak onunla ikrarlaşıp kabul eder. Bunun doğru olduğuna ikrar verir. İkincisi ise bu durumu yeni süreci beraber örmeye söz verir. En nihayetinde Sayın Abdullah Öcalan’ın belirlediği gibi 1000 yıllık bir birliktelik ve ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamanın şehadeti yapıldı. Oradaki o duygu yoğunluğunu gerçekten hissetmek lazımdı. Ben eminim ki binlerce insan bu duygu yoğunluğunu bu anı görmek isterdi.

    Bir barış erkanıydı. Bir ritüeldi. Bu yönüyle burada şahitlik yapan bütün canların yaşamlarına geri döndüklerinde de bu uğurda birlik, beraberlik içerisinde artık anaların gözyaşları akmasın. Artık kapsayıcı hukuk çerçevesinde bütün etnik yapılar, kültürler, kimlikler Cumhuriyetin 2. yüzyılında birlik beraberlik içerisinde bir yaşam alanı inşa etsinler. Bu sürecin sabotaj edilmesi hiçbir şekilde hiçbir topluma ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve diğer kesimlere de daha büyük bir katkı sunmaz.

    Yeni süreçte yeni sorumluluklar gerektiriyor. Bu sürecin öznesi olmak lazım. Demokratik siyaset stratejisinde bu olan duruma şehadet veren herkesin mutlaka ve mutlaka yapacağı bir gerçeklik vardır. Zikir, fikir, eylem zamanıdır diyorum.

    Buraya gelen bütün canları da burada aşkla selamlıyorum. Hayırlı olacağına inanıyorum. Bu bir Rıza Meydanı’dır. Rıza Meydanı’nda ateş yakıldı. Ateş inancımızda itikati manada bir halden bir hale geçmeyi ifade eder. Ateşi yakmak demek yok etmek demek değildir. Enerjinin farklı bir yoludur. Ateş adalettir, temizliktir, arınmadır. Kaç bin yıllık Rea Haq Kürt aryanik damarda da ateşi yakmak yeni bir yaşamın kapısını aralamaktır. Bizde herhangi bir ev yapıldığında, bir hane yapıldığında ocakta ilk ateş yakılır ki süreç bir ritüelle tamamlanır. Bu ortamda barış olsun, birlik olsun, beraberlik olsun, kirlilik def olsun.
    Karanlığa karşı da nehak zihniyete karşı da bir delildir diyorum. Ateşi uyaranlara aşk olsun.

    PİRHA/SÜLEYMANİYE

  • Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO

    Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Törene katılan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bugünkü tören, geleceğe dair umudu büyütmeli, tüm tarafları daha fazla sorumluluk almaya, toplumsal barışın kalıcılaşması için çaba göstermeye çağırmalıdır” dedi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat da törene katılanlar arasında yer aldı.

    “BU TARİHİ ADIMIN KALICI BİR BARIŞA DÖNÜŞMESİNİ DİLİYORUM”

    Celal Fırat, silahların imha edilmesinden sonra şunları dile getirdi:

    “Silah bırakma, her şeyden önce bir kez daha hatırlatıyor ki, sorunlarımızı çözmenin en onurlu, en insani yolu demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşmadır. Bugün atılan adım, artık sesimizin ve sözümüzün, şiddetin değil, demokratik iradenin belirleyici olacağı yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.

    Barış, sadece silahların susması değil; yaraların sarılması, hakikatlerin ortaya konması, adaletin tesisi ve ortak bir geleceğin inşası demektir. Hep birlikte, etnik kimliği, dili, inancı ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan tüm insanlarımız için onurlu bir barışı kurmak mümkündür.

    Bugünkü tören, geleceğe dair umudu büyütmeli, tüm tarafları daha fazla sorumluluk almaya, toplumsal barışın kalıcılaşması için çaba göstermeye çağırmalıdır. Demokratik siyasetin, eşit yurttaşlığın, özgürce ifade edilen düşüncelerin önündeki tüm engellerin kalktığı bir toplum, hepimizin ortak kazanımı olacaktır.

    Bugün silahlar bırakılırken, yarınlarımızı birlikte kurmak için daha fazla diyalog, daha fazla adalet ve daha fazla demokrasiye ihtiyacımız olduğu unutulmamalıdır. Bu tarihi adımın kalıcı barışa dönüşmesini diliyor, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik temelinde yeni bir toplumsal sözleşmenin önünü açmasını temenni ediyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PKK’nin düzenleyeceği töreni izleyecek heyet, Süleymaniye’ye doğru yola çıktı

    PKK’nin düzenleyeceği töreni izleyecek heyet, Süleymaniye’ye doğru yola çıktı

    PİRHA- PKK’nin düzenleyeceği silah bırakma törenini izleyecek heyet, Hewlêr’den Süleymaniye’ye doğru yola çıktı.

    PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine yapılacak silah bırakma törenini takip için Diyarbakır’dan yola çıkan ve Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentine ulaşan aralarında DEM Parti, DBP, HDK Eş Genel Başkanlaır ve sözcülerinin de olduğu heyet, törenin yapılacağı Süleymaniye kentine doğru yola çıktı.

    Federe Kürdistan Bölgesi yönetiminin sağladığı araçlarla yola çıkan heyet, Süleymaniye’de törenin yapılacağı alana götürülecek.

    Törenin yapılacağı alana herhangi teknik bir ekipman alınmayacağı öğrenildi.

    Ayrıca Uluslararası delegasyon, “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”nun gerçekleştireceği törenin yapılacağı alanda olacak.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >Alevi kurum temsilcilerinin de bulunduğu heyet Süleymaniye’ye doğru yola çıktı!

  • Alevi kurum temsilcilerinin de bulunduğu heyet Süleymaniye’ye doğru yola çıktı!

    Alevi kurum temsilcilerinin de bulunduğu heyet Süleymaniye’ye doğru yola çıktı!

    PİRHA- Alevi kurum temsilcilerinin de aralarında bulunduğu siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisi, gazeteci ve yazarlardan oluşan grup, PKK’nin Süleymaniye’de yapacağı töreni izlemek için Diyarbakır’dan yola çıktı.

    PKK, PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrı üzerine yarın Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde silah bırakma töreni düzenleyecek.

    PKK’nin “silah yakma” merasimi gözleri törenin yapılacağı Süleymaniye’ye çevirdi.

    Töreni izlemek için Diyarbakır’da bir araya gelen ve aralarında Alevi kurum temsilcileri, siyasetçi, sivil toplum örgütü temsilcisi, gazeteci ve yazarların da olduğu grup, Süleymaniye kentine doğru yola çıktı. Yaklaşık 150 kişilik grup, Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan Amed Stadyumu önünde toplandı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, DEM Parti İstanbul milletvekili Celal Fırat, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, ÖHD Eş Genel Başkanı Ekin Yeter, İHD, MED TUHAD-FED’den de isimler yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayşegül Doğan: 11 Temmuz’da Süleymaniye’de olacağız; siyasi partiler sorumluluk almalı-VİDEO

    Ayşegül Doğan: 11 Temmuz’da Süleymaniye’de olacağız; siyasi partiler sorumluluk almalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti orada olacağız” dedi. 

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın görüntülü ikinci çağrısının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.

    “YEPYENİ BİR SAYFA AÇILIYOR, TARİHİ BİZ YAZACAĞIZ”

    Yeni aşamanın herkese sorumluluk yüklediğini ifade eden Ayşegül Doğan, “Yepyeni bir sayfa açılıyor. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz. Tarihi biz yazacağız. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez sayın Öcalan’dan İmralı’dan bir görüntü gördük. Dünya da ilgiyle takip ediyor” dedi.

    “SİLAHLARIN TÜMDEN DEVRE DIŞI KALMASI İÇİN İLK ADIMA HAZIRLANIYOR”

    “Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir” diyen Ayşegül Doğan, “Yıllarca çözümü demokratik bir çözümün, barışın, eşit adil onurlu kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Önce DEM Parti İmralı heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. Eşit adil onurlu ve kalıcı bir barış için yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı umutlu heyecanlı ve hazırız” diye konuştu.

    “HERKESİ SORUMLULUK ALMAYA, CESUR OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Devamında Ayşegül Doğan şunları belirtti:

    “Bugünün önünü açanlar var bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Dolayısıyla biz Vedat Aydını anarken ismini sayamayacağımız onlarca yüzlerce binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir.

    “ENDİŞE VE KAYGILAR DA AZALACAKTIR”

    Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri artırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.

    Çok net ifadeler var Sayın Öcalan açıklamasında. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı. Bu tarihi eşikte yapılması gereken her şey ama her şey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönüş bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey. Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur.

    “KOMİSYON BİR AN ÖNCE ÖZEL YETKİLERLE OLUŞSUN”

    Bizim aylarca öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Meclis aktif bir rol üstlensin dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun. Temennimiz o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon biran evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı önemli tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon.

    “11 TEMMUZ’DA SÜLEYMANİYE’DE OLACAĞIZ”

    Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları eş sözcüleri MYK üyelerimiz vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız.

    Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma kongre karalarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temeni ediyoruz. Bunu bir yenme yenilme, tasfiye, taviz, gibi görmemek böyle yaklaşmamak ve bu dili üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir.

    “İKTİDAR VE MUHALEFET DE TANIKLIK ETMELİDİR”

    Demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Bu yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar. Kendimize güveniyoruz. İktidar bloku da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve tanıklık edip bu sorumluluğa ortak olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • PKK Önderi Öcalan’ın mesajı görüntülü yayınladı!

    PKK Önderi Öcalan’ın mesajı görüntülü yayınladı!

    PİRHA- PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında yeni bir açıklaması yayınladı. Görüntülü paylaşılan mesajda Öcalan, “Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” dedi.

     

    PKK Önderi Abdullah Öcalan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında tarihi bir çağrı daha yaptı. Fırat Haber Ajansı (ANF), tarihi çağrının görüntüsünü yayınladı. İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar da tarihi çağrıda Abdullah Öcalan’ın yanında yer aldı.

    Abdullah Öcalan, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” çağrısında bulundu.

    Öcalan’ın çağrısı şöyle:

    “Değerli yoldaşlar;

    Komünalist yoldaşlık hareketimizin geldiği aşamayı, yaşadıkları somut durumu, sorun ve çözüm yollarına ilişkin kapsamlı bir mektupla tekraren de olsa açıklayıcı ve yaratıcı yanıtlar vermeyi, sizlere karşı etik bir görev saymaktayım.

    27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim. Sizlerin PKK’nin 12. Fesih Kongresi’yle, buna kapsamlı oldukça doğru bir içerikle pozitif yanıt vermenizi tarihi bir karşılık olarak değerlendirmekteyim.

    Gelinen nokta oldukça değerli ve tarihi nitelikte sayılmak durumundadır. Bu arada köprü ilişkide bulunan yoldaşların çabası aynı değerde ve takdire şayandır.

    Tüm yaşanan gelişmeler sonunda tarihi bir dönüşüm sayılması gereken bir Demokratik Toplum Manifestosu hazırladım. Bu manifesto, yaklaşık 50 yıllık ‘Kürdistan Devriminin Yolu’’ manifestosunu başarıyla ikame edecek niteliktedir. Sadece Kürt tarihsel toplumu için değil, bölgesel ve küresel toplum için de tarihsel toplumsal bir içerik taşıdığına inanmaktayım. Tarihi manifesto geleneğinin başarılı bir örneğini teşkil ettiğinden kuşku duymamaktayım.

    Tüm bu gelişmelerin İmralı’da gerçekleştirdiğim görüşmeler neticesinde yaşandığını açıkça belirtmek durumundayım. Görüşmelerin özgür irade temelinde yürütülmesine azami dikkat gösterilmiştir.

    Varılan aşama, yeni adımlarla pratiğe geçmeyi gerekli kılmaktadır. Bu aşamanın ve gerekli adımların da tarihi nitelikte olduğunun önemle belirtilmesi, anlaşılması ve gereklerine bağlı kalınması, yol alınması açısından kaçınılmazdır.

    Varlık inkarına dayalı ve ayrı devlet amaçlı PKK hareketi ve dayandığı ulusal kurtuluş savaş stratejisine son verilmiştir. Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir. Miadını doldurma bu anlamdadır. Gerisi aşırı tekrar ve açmaz olarak değerlendirilmiştir. Bu temelde kapsamlı eleştiri-öz eleştiri devam edecektir.

    Siyaset boşluk tanımayacağına göre, boşluk, Barış ve Demokratik Toplum başlıklı program, ‘demokratik siyaset’ stratejisi ve temel taktik olarak bütüncül hukukla doldurulmak durumundadır. Tarihsel nitelikte ve kader belirleyici bir süreçten bahsediyoruz.

    Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir. Kısır mantıklı, önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır. Atılan adımların boşa çıkmayacağını biliyorum. Samimiyeti görüyor ve güveniyorum.

    Dolayısıyla daha da pratik ve somut kilit açıcı adımlara geçilmeye çalışılmaktadır. Benim tarafımdan ileri sürülen tezlerin belli başlı olanları şunlardır:

    Herkesin üzerine düşeni yapması, Barış ve Demokratik Toplum hedefine ulaşılması, pozitif entegrasyonalist bir perspektifle mümkündür. Tüm anlatılanlardan çıkarılan sonuç; PKK ulus devletçi bir amaçtan vazgeçmiş, bu temel amaçtan vazgeçişle birlikte temel savaş stratejisinden de vazgeçmiş, varlığını sona erdirmiştir. Gelinen tarihi noktanın daha da ileriye götürülmesi beklenmektedir.

    Gerek TBMM ve komisyon için anlam ifade edecek, gerek kamuoyundaki şüpheleri giderecek ve sözümüzün gereğini karşılayacak şekilde silahların bırakılmasını, ilgili çevre ve kamuoyuna açık olarak temin etmeniz doğal karşılanmalıdır. Silah bırakma mekanizmasının kurulması süreci ileri taşıyacaktır. Yapılan silahlı mücadele aşamasından demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır. Silah bırakmaya ilişkin detaylar belirlenecek ve hızlıca hayata geçirilecektir.

    Meclisin çatısı altında bulunan DEM, diğer partilerle birlikte bu sürecin başarıya ulaşması için üzerine düşeni yapacaktır.

    Bu arada tüm karar metinlerinde vazgeçilmez bir şart olarak benim özgür kalma durumuma gelince; biliyorsunuz ki ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim. Felsefi olarak da kişi özgürlüğü toplumdan soyut olamaz. Birey özgürleştiği oranda toplum, toplum özgürleştiği oranda birey özgür olabilir. Bu eğilimin gereğine bağlı kalınacağı tabidir.

    Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum.

    Son günlerde bölgede yaşanan gelişmeler, attığımız bu tarihi adımın önemini ve aciliyetini açıkça teyit ediyor.

    Sürece yönelik her türlü eleştiri ve önerilerinizi, katkılarınızı dört gözle beklediğimi belirtmeliyim. Bu tartışmalar tüm ülke, bölge, küresel düzeyde bizleri, Demokratik Modernite Güçlerini yeni bir teorik program, stratejik ve taktik evreye ulaştıracağına, şimdiden bunun hazırlık çabası içinde olunduğuna dair çok iyimser ve hazır olduğumu, arzulu ve coşkulu olarak belirtirim.

    Önümüzdeki döneme çağrım, kongre kararları ve en son bu yazıda dile getirdiğim görüş ve öneriler doğrultusunda yüklenelim ve başarı temelinde gelişmeler sağlayalım.

    Daimi yoldaşça selam ve sevgiyle kalın.

    19 Haziran 2025

    Abdullah Öcalan”

    (HABER MERKEZİ) 
  • ‘Alevi kurumları, yalnızca taleplerini ileten değil, süreçte mücadele eden aktör olmalı!’

    ‘Alevi kurumları, yalnızca taleplerini ileten değil, süreçte mücadele eden aktör olmalı!’

    PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın, Alevi toplumu açısından “umut verici” olduğunu ifade etti. Kamilağaoğlu, “Alevi kurumları, bu süreçte yalnızca taleplerini ileten değil, aynı zamanda anayasa tartışma sürecinin içerisinde toplumsal demokratik dönüşüm için mücadele eden bir aktör olmalıdır” diye de ekledi.

    Abdullah Öcalan’ın ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından PKK’nin silah bırakma kararı, ülkede yeni bir siyasi atmosfer oluşturdu. İktidar partisi de muhalefet de Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda fikirlerini sundu ancak hükümet nezdinde henüz somut bir adım atılmadı.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulması önerilen komisyona dair de henüz net bir açıklama yapılmadı.

    Sürecin bir diğer merakla beklenen başlığı ise yeni anayasa çalışmaları konusu. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından çalışmalara başlandığı ifade edilse de anayasa hazırlıklarında hangi evreye varıldığı da bilinmeyenler arasında.

    “DEMOKRATİK DÖNÜŞÜMÜN BAŞLANGICI”

    Sürecin öznelerinden olarak gösterilen Alevi toplumu da Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı olumlu yorumladı. AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu da sürece dair Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Alevi toplumu nezdinde nasıl okundu?” sorusuna Kamilağaoğlu şu yanıtı verdi:

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, Alevi toplumu açısından umut verici ve çok değerli olmakla birlikte temkinli bir şekilde karşılanıyor. Aleviler, tarihsel olarak katliamlardan geçmiş, dışlanmış, inançları görmezden gelinmiş yok sayılmış bir topluluk. Bu nedenle her çağrı, Alevi toplumu tarafından önceki yaşadıkları tecrübelerin süzgecinden geçirilerek değerlendiriliyor. Bizim için barış, sadece silahların susması değil, toplumsal adaletin tesisi, eşit yurttaşlık, ana dil ve inanç özgürlüğünün tanınmasıdır. Aleviler bu çağrıyı, inançlarının tanındığı, eşit yurttaşlık temelinde bir demokratik dönüşümün başlangıcı olarak görmek istiyor. Ama, bugüne kadarki devletin uygulamaları ve devlete karşı duydukları güvensizlikten dolayı son dönemki gelişmelere temkinli yaklaşıyor.”

    “ALEVİLİK, ANAYASAL DÜZEYDE İNANÇ OLARAK TANINSIN!”

    Nevin Kamilağaoğlu yeni anayasa çalışmalarına dair de görüş belirtti. Alevi toplumunun, yeni anayasada görmek istediği başlıklara değinen Kamilağaoğlu, şunları söyledi:

    “Yeni bir anayasa, geçmişin ayrımcı, baskıcı, inkarcı uygulamalarını tekrar etmeyecek demokratik ve çoğulcu toplumsal bir sözleşme olmalıdır. Bizler, yeni anayasada laikliğin gerçek anlamda uygulanmasını, tüm inanç gruplarına, farklı kimliklere eşit mesafede olmasını görmek istiyoruz. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, inançlara eşit yaklaşmayan, yok sayan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını tüm inançlara eşit yaklaşan yeni bir yapının kurulmasını istiyoruz. Aleviler, Aleviliğin anayasal düzeyde bir inanç olarak tanınması, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasını en temel hakkımız olarak görüyoruz.”

    “İKTİDARIN SAMİMİYETİNE DAİR CİDDİ ŞÜPHELERİMİZ VAR”

    AKP-MHP Hükümetinin, yeni anayasa taslağı için kendisine yakın kimi Alevi şahsiyetlerle görüştüğü iddiaları ise kamuoyunda tepkiyle karşılandı. Nevin Kamilağaoğlu da “ihanet içinde olan çevrelerin, devletle Aleviler adına kurdukları ilişkileri bizim için yok hükmündedir” dedi.

    Kamilağaoğlu, “Mevcut iktidar, Anayasa Mahkemesi’nin Alevilik hakkında lehte kararlarını uygulanmayıp, AİHM’in kararlarını da tanımayan bir pozisyondayken şimdi nasıl bir anayasa taslağı öngörüyor dersiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Bu soru, çok haklı bir toplumsal sorgulamayı yansıtıyor. Evet, AYM ve AİHM kararları açıkça Aleviliğin bir inanç olarak tanınması gerektiğini ortaya koymasına rağmen bu kararlar hayata geçirilmiyor. Çünkü ulus devlet projesinde devletin dini tekçilik ve Aleviliğin inkarı üzerine kurulmuştur. Bu durum yüz yıldır devam ediyor. İktidara kim gelirse gelsin durum değişmiyor. Şu anda yine iktidarda olan siyasi iradenin samimiyetine dair çok ciddi şüphelerimiz ve güvensizliklerimiz var.

    Alevi toplumu olarak şunu söylüyoruz: İktidar gerçek bir demokratik anayasa hazırlamak istiyorsa önce mevcut hukuk kararlarına uymalı, uygulamalı ve eşit yurttaşlık ilkesini pratiğe geçirmelidir. Alevilik, herhangi bir pazarlığın ya da temsil iddialarının asla söz konusu olamaz. Bizler şeffaf, katılımcı ve hak temelli bir anayasa sürecinin ancak tüm inanç ve kimliklerin tam temsiliyle mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Kimi ihanet içinde olan çevrelerin devletle Aleviler adına kurdukları ilişkiler bizim için yok hükmündedir.”

    “DEMOKRASİ, ALEVİLER İÇİN HAYATİ BİR MESELE”

    “Aleviler için demokratikleşme, sadece oy verme, sandığa gitme hakkı değil” diyen Kamilağaoğlu, cümlelerine şöyle devam etti:

    “Gerçek demokratikleşme, inanç özgürlüğünün ve ana dilin güvence altına alınması, kültürel hakların tanınması ve devletin tüm yurttaşlara eşit yaklaşmasıyla mümkündür. Gerçek demokratikleşme halkın yönetime katılma hakkıdır, örgütlenme hakkıdır, sendikalaşma hakkıdır; özgür medya, bağımsız yargı, bağımsız üniversitelerdir.

    Aleviler, artık kamusal alanda var olabilmek, ibadetlerini özgürce yerine getirebilmek, eğitimde ve kamu hizmetlerinde ayrımcılığa uğramak istemiyor. Demokratikleşme, toplumun her kesiminin kendisini özgürce ifade edebileceği bir yapının kurulmasıdır. Bu nedenle demokrasi, bir bütün olarak insan hakları; kadın, çocuk, doğa, hayvan hakları, Aleviler için doğrudan hayati bir meseledir.”

    “ALEVİ KURUMLARI, TOPLUMU DOĞRU BİLGİLENDİRMELİ”

    AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Alevi kurumlarının mevcut süreçte nasıl rol alması gerektiğinin de altını çizerek, “Alevi örgütleri, somut olarak ne yapmalı?” sorusunu şu cümlelerle yanıtladı:

    “Alevi kurumlarının, kurum yöneticilerinin bugünkü en önemli görevi, toplumu doğru bilgilendirmek, talepleri ortaklaştırıp birlikte hareket etmektir. Bu süreçte kurumsal ayrışmaları bir kenara bırakarak, eşit yurttaşlık temelinde birleşik bir duruş sergilemek gerekir. Somut olarak, anayasa çalışmaları ile ilgili kendi taleplerini bir belge haline getirilerek kamuoyu ile paylaşılmalı. Ayrıca Alevi kurumları, ulusal ve uluslararası düzeyde insan hakkı temelli faaliyetlerini artırılmalı, her hukuk mücadelesinde gençler başta olmak üzere kadınların sürece aktif katılımı sağlanmalıdır. Sonuç olarak, Alevi kurumları, bu süreçte yalnızca taleplerini ileten değil, aynı zamanda anayasa tartışma sürecinin içerisinde toplumsal demokratik dönüşüm için mücadele eden bir aktör olmalıdır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Yılmaz Bozkurt: Barışı halklar birlikte kuracak- VİDEO

    Yılmaz Bozkurt: Barışı halklar birlikte kuracak- VİDEO

    PİRHA- Halkevleri Emekli Hakları Meclisi üyesi Yılmaz Bozkurt, kalıcı bir barışın sağlanması için herkesin topyekün süreci sahiplenmesi gerektiğini belirtti. Bozkurt, “Türkiye’de yaşayan işçiler, kamu emekçileri, emekliler; herkes bu sürece destek vermeli. Barış hepimizin çıkarınadır. Bu nedenle hem devletin, hem toplumun sorumluluk alması gerekiyor” dedi.

    Mersin Halkevleri Emekli Hakları Meclisi’nden Yılmaz Bozkurt, PKK’nin ilan ettiği ateşkesin ardından yeniden gündeme gelen barış süreci tartışmalarına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Bozkurt, siyasi tutukluların serbest bırakılması, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve demokratik taleplerin karşılanması çağrısında bulundu.

    “CEZAEVİNDEKİ SİYASETÇİLER SERBEST BIRAKILMALI”

    Türkiye halklarının barışa ihtiyaç duyduğunu söyleyen Bozkurt, 40 yıldır süren çatışmalı sürecin yalnızca güvenlikçi politikalarla değil, hak temelli bir yaklaşımla aşılabileceğini ifade etti.

    Bozkurt, HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere cezaevinde tutulan siyasetçi ve belediye başkanlarının derhal serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Benim bildiğim kadarıyla şu anda 5 binin üzerinde Kürt siyasetçi cezaevinde. Seçilmiş belediye başkanları görevden alındı, yerlerine kayyumlar atandı. Bu tabloyla barışa inanmak mümkün değil. Eğer bu bir barış süreci olacaksa, öncelikle demokratik siyasetin önünün açılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “SAVAŞ POLİTİKALARI EKONOMİYİ ETKİLİYOR”

    Bozkurt, savaş politikalarının yalnızca insani değil, ekonomik maliyetinin de ağır olduğunu vurguladı. Savaşın sona ermesinin halkın yaşam koşullarını iyileştireceğine dikkat çeken Bozkurt, “Bugün asgari ücret 22 bin lira ama geçim sağlanamıyor. Emekliler açlık sınırının altında yaşıyor. Kaynaklarımız yıllardır savaşa, silahlanmaya, operasyonlara gidiyor. Barış sağlanırsa, halk daha insanca yaşayabilir” dedi.

    “SURİYE’DEKİ KÜRT KAZANIMLARI TANINMALI”

    Bozkurt, Kürt hareketinin yalnızca Türkiye’de değil, Ortadoğu’nun farklı bölgelerinde de mücadele yürüttüğünün altını çizdi. Suriye’nin kuzeyinde kadınların öncülüğünde inşa edilen kolektif yönetim biçimlerine işaret eden Bozkurt, “Kobani’de geliştirilen model, statü kazanmalı. O bölgeye yönelik saldırıların durması ve elde edilen kazanımların tanınması gerekiyor. Çünkü Kürtler yalnızca Suriye’de değil, Türkiye’de, İran’da, Irak’ta dört bölgeye yayılmış ve bu dört bölgedeki insanların bir arada bizlerle kardeşçe ve barış içinde yaşaması gerekiyor. Biz Türkiye sosyalistleri olarak Kürtlerin ve ezilenlerin dayanışmasıyla bu mücadeleye olumlu katkı sunacağına inanıyoruz” diye kaydetti.

    “HERKES BU SÜRECE DESTEK VERMELİ”

    Son olarak barışın yalnızca siyasilerin değil, halkın birlikte inşa edeceği bir süreç olduğunu belirten Bozkurt, şunları söyledi:

    “Her gün bu ülkenin şehirlerine cenazeler geliyordu. Kimi askerdi, kimi dağdaki gençti. Biz bu acıları ortak yaşamış bir halkız. Empati olmadan barış inşa edilemez. Şimdi özellikle Türkiye’de yaşayan ulusalcı ve liberal çevreler bu süreçle birlikte Kürt hareketinin AKP ile anlaşarak yeni bir anayasa değişikliği yapması ve onun üzerinden Cumhurbaşkanlığını devam ettirme niyetinde olduklarına dair bir algı var. 40 yıldır savaşan insanların barış sistemlerini doğru kavramak gerekiyor. Bu nedenle Türkiye’de yaşayan işçiler, kamu emekçileri, emekliler; herkes bu sürece destek vermeli. Barış hepimizin çıkarınadır. Bu nedenle hem devletin hem toplumun sorumluluk alması gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • ‘Barış siyasi bir tercih değil, ülkenin refahı için ortak umuttur’- VİDEO

    ‘Barış siyasi bir tercih değil, ülkenin refahı için ortak umuttur’- VİDEO

    PİRHA- PKK’nin kendini feshetme ve silah bırakma kararıyla başlayan yeni süreci değerlendiren 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, “Savaşa ayrılan her kuruş, emeklinin sofrasından eksiliyor, gençleri geleceksizliğe mahkum ediyor. Barış sadece bir siyasi tercih değil; halkın refahı, çocuklarımızın geleceği ve bu ülkenin ortak umududur” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla PKK’nin kongresini toplayarak silah bırakma ve kendini feshetme kararı alması üzerine yeni bir sürecin başlangıcı konuşuluyor. Çözüm ve demokratik toplum sürecine dair PİRHA’ya konuşan 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, PKK’nin silahlarını bırakması ve kendini feshetmesinin oldukça önemli olduğuna vurgu yaparak tüm toplumun bu tarihi adımı sahiplenmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “FATURAYI EMEKLİLER VE YOKSUL HALK ÖDÜYOR”

    Çatışmalı sürecin en büyük mağdurlarının yoksullar ve dar gelirliler olduğuna vurgu yapan Kurt, savaş ekonomisinin halkı doğrudan etkilediğini söyledi. Savaş uçaklarının bir sortisinin maliyetinin yüzlerce emeklinin maaşına denk geldiğini dile getiren Kurt, “Bu ülkede torunlarımız göçmen oldu, bizler hasret kaldık. Eğer bu savaş olmasaydı, emekliler daha insanca yaşayabilir, gençler başka ülkelerde hayal kurmak zorunda kalmazdı” ifadelerini kullandı.

    “KALICI BARIŞ SAĞLANMALI”

    PKK’nin silah bırakmasının ve kendini feshetmesinin barış adına önemli bir adım olduğunu belirten Kurt, bu kararın kalıcı barışa dönüşmesi için devletin de adım atması gerektiğini ifade etti. Sürecin sadece bir tarafın değil, tüm toplumun, siyaset kurumlarının ve özellikle hükümetin sorumluluk alarak yürütmesi gerektiğini söyledi.

    Türkiye’de farklı inanç ve halkların yüzyıllardır bir arada yaşadığını hatırlatan Kurt, milliyetçi duyguların körüklenmesinin toplumsal barışı zedelediğini ifade etti. Kurt, “Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkezler; Aleviler, Sünniler, Dürziler bu topraklarda bir arada yaşıyor. Kardeşsek, kardeş hukuku da tesis edilmeli” diyerek, demokratik toplumun inşası için eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa ve toplumsal uzlaşının şart olduğunu belirtti.

    “MECLİS BU SÜRECİN MERKEZİ OLMALI”

    Hükümetin süreci tüm boyutlarıyla halka açık bir şekilde anlatması ve bu konuda tüm taraflarla görüşerek toplumsal uzlaşmayı sağlaması gerektiğini dile getiren Kurt, “Meclis bu sürecin merkezi olmalı. Komisyonlar kurularak tarafsız ve taraf olan tüm partiler sürece dahil edilmeli. Demokratik yaşamın bütün üyeleri bu sürece katılmalı” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Yeni sürece dair halk ne diyor?-VİDEO

    Yeni sürece dair halk ne diyor?-VİDEO

    PİRHA – PKK Önderi Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından başlatılan yeni süreç, toplum nezdinde nasıl yorumlanıyor; Ankara ve İstanbul’daki yurttaşlardan dinledik.

    Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 5-7 Mayıs’ta toplanan PKK, 12. Kongresinde fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıkladı. Bu karar ardından hükümet ve Kürt hareketi arasındaki görüşmeler de yoğunlaştı.

    Barışın sağlanabilmesi için yeni bir anayasa hazırlığının olduğunu açıklayan AKP-MHP hükümeti, sürecinin olgunlaşması adına TBMM çatısı altında bir de komisyon kurulması gerektiğini belirtti.

    ÇOĞUNLUK UMUTLU VE BARIŞTAN YANA!

    Ülkede yaşanan gelişmeler ardından halkın görüşü ne yönde; sokak röportajları ile nabız ölçtük. “Hükümet ciddi adım atarsa barış olur” görüşünün yaygın olduğu görülürken, kimi yurttaşlar ise süreci “Hükümetin bir oyunu” şeklinde yorumladı.

    “Barışın sözü bile güzel. Bizlerde çok güzel duygu uyandırdı. İktidar artık adım atmalı. Örneğin Selahattin Demirtaş gibi isimleri serbest bırakmalı” diyen yurttaşlar, yeni anayasanın eşit yurttaşlık temelinde oluşması gerektiğini vurguladı.

    Eren GÜVEN – Rozerin TEK – Buse Nehir DEMİR/PİRHA

  • Şamil Tuncay Beştoy: Barış süreci şeffaf, katılımcı ve toplumsal olmalı- VİDEO

    Şamil Tuncay Beştoy: Barış süreci şeffaf, katılımcı ve toplumsal olmalı- VİDEO

    PİRHA- PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla birlikte PKK’nin kendini feshetmesiyle başlayan ‘negatif barış’ sürecine ilişkin konuşan Şamil Tuncay Beştoy; kalıcı bir barış için şeffaflık, toplumsallaşma ve çift taraflı toplumsal iknanın önemine vurgu yaptı.

    Abdullah Öcalan’ın çağrısının ardından PKK’nin kendini feshetmesiyle başlayan süreci PİRHA’ya değerlendiren Çevre ve Arı Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Şamil Tuncay Beştoy, bu meseleyi son 50 yılın en önemli meselelerinden biri olarak tanımlayıp, toplumun tamamının açıkça tartışabileceği bir zemine oturtulması gerektiğinin altını çizdi.

    “GÜVENSİZLİK VE UMUTSUZLUK GİDERİLMELİ”

    Beştoy, geçmişteki deneyimlerin her iki halkta da ciddi bir güvensizlik ve umutsuzluk oluşturduğuna dikkat çekerek, “Süreç şeffaf olmaz, gerekli adımlar zamanında atılmazsa, söylentiler ve niyet okumalarla şekillenen bir zemine dönüşür. Bu da sürecin geleceği açısından tehlike arz eder” uyarısında bulundu.

    Sürecin sadece devlet ve örgüt düzeyinde değil, toplum düzeyinde de benimsenmesi gerektiğini vurgulayan Beştoy, “Bu sürecin artık toplumsallaşması ve kamusallaşması gerekiyor. Ancak o zaman kalıcı ve sürdürülebilir bir barış mümkün olabilir” dedi.

    “ÖNCELİKLİ OLARAK KÜRTLER İKNA EDİLMELİ”

    Beştoy, çatışmalardan en çok etkilenenin Kürt halkı olduğunu belirterek, “Bu sürecin öncelikle Kürt halkı tarafından içselleştirilmesi gerekiyor. Onların ikna edilmediği bir çözüm modeli eksik kalır” ifadelerini kullandı. Aynı zamanda Türk halkına da sürecin doğru anlatılması gerektiğini belirten Beştoy, “Yıllardır başka türlü anlatılan bir topluluğa dair söylemin bir anda değişmesi kafa karışıklığı yaratıyor” diye konuştu.

    Beştoy, bazı kesimlerde barışın “af” ya da “teslimiyet” olarak algılandığını, bunun da sürecin sağlıklı işlemesine engel olacağına işaret ederek “Bu barış, kimsenin özür dileyip affedildiği bir barış değil. Eşit yurttaşlık temelinde, halkların iradesine dayalı bir çözüm olmalı” dedi.

    Süreçte siyasi partiler, STK’ler ve diğer toplumsal kurumların da açık bir tutum takınması gerektiğini belirten Beştoy, “Şu an birçok yapı ne diyeceğini bilmiyor. Herkes yuvarlak ifadelerle konuşuyor. Ama artık net ve kararlı bir duruş gerekiyor. Gerçek çözüm, halkların geleceğini kendilerinin belirlemesidir. Bu irade tanınmadıkça kalıcı barış da mümkün olmaz” diyerek sözlerini tamamladı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Pir İbrahim Erdoğan: Bu barış süreci Aleviler için bir kurtuluş sistemidir!-VİDEO

    Pir İbrahim Erdoğan: Bu barış süreci Aleviler için bir kurtuluş sistemidir!-VİDEO

    PİRHA – Pir İbrahim Erdoğan, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na dair Alevi toplumunun yaklaşımını değerlendirdi. Erdoğan, “Yaşanan süreç, Aleviler için bir kurtuluş sistemidir. Bu kurtuluşa sarılmaları gerekiyor. Alevilerin, kazanım elde etmesi için bütün ezilenlerle birleşmesi, bu programa güç vermesi gerekiyor” görüşünü paylaştı.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından yeni süreç, Alevi toplumu tarafından da dikkatle takip ediliyor.

    PKK tarafından silahların bırakılacağı yönündeki açıklama ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile AKP-MHP Hükümeti arasındaki görüşmeler de hızlandı. Taraflar arasında 2 Haziran’da yapılan toplantı sonrasında Meclis bünyesinde yakın zamanda bir komisyon kurulacağı da duyuruldu.

    “ALEVİLER, BARIŞIN OLMASINI İSTİYOR”

    Parlamento sorumluluğunda ilerleyeceği açıklanan yeni sürece dair Ağuçan Ocağı pirlerinden İbrahim Erdoğan ile konuştuk. Gelinen evre ve yapılan görüşmelere ilişkin Pir İbrahim Erdoğan “Her şeyden önce bu başlatılan süreç, ülkede yaşayan her insan için bu zamana kadar bulunamayan bir program oldu” diyerek sözlerine başladı.

    “Bu topraklara barışı getirmek, güzel bir yaşamı kurdurmak her insanın görevi olmalıdır” diyen Pir Erdoğan, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Her iki taraftan anaların yüreğinin gerçekten çok acı bir şekilde yandığını hepimiz biliyoruz. Sayın Öcalan’ın başlatmış olduğu bu programın, bu görüşün, bu barışın çok kıymetli olduğunu görüyorum. Ülke insanları için, toplum için, hatta Ortadoğu için çok kıymetli olduğunu biliyorum. Hepimiz hizmet etmeliyiz. Hepimiz, bu barışı engelleyenlere karşı da mücadele etmeliyiz. Eski derin devlet sistemi, asla bu barışın sağlamasını istemez. Bu ülkede Alevilerin, Kürtlerin, Ermenilerin; yani bütün ezilenlerin kendi kimliğine, inancına sahip olmasını istemiyor. Çünkü bunu istemediği sürece kendi hegemonyasını yürütecek. İşte Türk-İslam sentezini, anayasadaki ilk dört maddeyi yürütmek istiyor şu anda. Çünkü onu ayakta tutan, hegemonyasını bu ülkenin mazlumları üzerinde yürütmek için o dört maddeye ihtiyacı var. O dört madde bozulmasını istemiyor. Bu nedenden dolayı Aleviler genel olarak bu barışın kesinlikle olmasını ve sonuç alınmasını istiyor. Ama şöyle bir eksiklik de var. Barışı istiyor ama mücadele de etmiyor.”

    “ALEVİLER İÇİN BİR KURTULUŞ SİSTEMİ”

    Pir İbrahim Erdoğan, gerçek bir barışın sağlanabilmesi için Alevi toplumunun da mücadele içerisinde olması gerektiğine vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Alevi toplumu, katılım konusunda her ne kadar bugün eksik de olsa, bu konuda bilinçlidir. Barış, özgürlük, ezilmek ne demektir, bunu çok iyi bilen bir toplumdur. Aleviler hem Osmanlı döneminde de cumhuriyet döneminde de ve hatta Hristiyan devletlerin dahi katliamına uğramıştır. Bu nedenlerle yaşanan süreç Aleviler için bir kurtuluş sistemidir. Bu kurtuluşa sarılmaları gerekiyor. Barış olmazsa ne olur? Eğer bu sürece sarılmazsan, barışı sağlayamazsan geçmişte olan katliamların aynısı görülecektir. Çoluk çocuğunu o katliamcıya teslim etmek istemiyorsan o zaman barış sistemine sarılman lazım.

    Görüşmeler var ama açıkta, ortada bir şey yok. Bu konuda Alevilerde bir güvensizlik söz konusu. Yani deniliyor ki ‘Biz bu hükümete güvenmiyoruz. Geçmişte bize çeşitli oyunlar oynandı. İyi niyetten dolayı kaybettik. İnanmıyoruz’. Bu konularda biraz kafalar karışık.”

    “ALEVİLERİN KURUMSALLAŞMASI GEREKİYOR”

    Alevi toplumunun yeni süreçten beklentilerine değinen İbrahim Erdoğan, öncelikle var olan örgütlerin “doğru temelde kurumsallaşması gerektiğine” dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Alevilerin öncelikle kendi tarihine, bilincine dayanıp kurumsallaşması gerekir. Aksi halde başkalarının peşine düşülür, bu da seni bir yere götürmez. Masaya oturmak için kurumsallaşmak gerekiyor. Şimdi Alevilerin bir kısmında bu konuda sadece sanki Kürt sorunu çözülecekmiş gibi bir bakış açısı var. Oysa ki demokrasi kurulur, barış sağlanırsa ‘Alevi, sen bu işin dışında kalacaksın. Sana bir şey verilmeyecek’ gibi bir anlayış yok. Sadece Kürt sorunu çözülecekmiş gibi bir konuyu, milliyetçi görüşe sahip olan kişiler yayıyor. Bu bilgi yayılınca Alevilerin kafası da karışıyor ve ‘Sana bir şey olmayacak, sadece Şafii’ler kazanacak, sen bir şey kazanmayacaksın’ deniliyor. Milyonlarca Kürt Alevisi var. Aleviler komple bu ülkede söz sahibi olmak, kurulacak hükümetlerin karşısından güç olarak korunmak istiyorlarsa yapılacak anayasanın karşısında şimdiden kendi komisyonunu hazırlaması gerekiyor. Anayasa hazırlanacak ya ama bu anayasanın anayasaya ne istiyorsun anayasadan? Alevilerde okuyan kesim çok. Çok bilgili bir kesim de var ama bu taşın altına elini koymuyorlar. Yani bir hukuk komisyonu kurulmalı. O komisyon, halkla bütün bölgelerdeki Alevilerle toplantı yapıp görüşler almalı ki güç alsın, güç olsun. Mesela benim aldığım bir habere göre anayasa için Alevileri çağıracaklar. Peki Aleviler hazırlıklı mı? Yok. İki başkanın peşine Alevilerin takılması bir şey kazandırmaz. Hak ve Özgürlükler Komisyonunun kurulması lazım. Aleviler, bu ülkede ezilenlerin hepsini yanına alıp, onlardan güç alması gerekiyor.

    47 senedir evladını kaybeden Kürt halkıyla toplantılar yapılması, onlardan güç alınması lazım. Aleviler, Kürtler için ne düşünüyor, Kürtler, Aleviler için ne düşünüyor bilinmesi lazım. Fakat, ‘Yalnız Şafiler kazanacak’ fikrini ortadan kaldırmak gerekiyor.”

    “ALEVİLERİN, KAZANIMI İÇİN EZİLENLERLE BİRLEŞMESİ GEREKİR”

    Pir İbrahim Erdoğan, sürecin hükümet kontrolüne bırakılmaması konusunda uyarıda da bulundu. “Bu hükümet ile barış olur mu?” sorusuna birçok yerde rastladığını belirten Erdoğan, değerlendirmesini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Aleviler içerisinde çok yaygın bir şekilde ‘Bunlarla barış olmaz’ deniliyor. Süreci AKP ve MHP’ye bırakırsan tabii ki seni kandırır. Bu ülkede ezilen bütün halkların, bütün inançların büyük bir potansiyel gücü var. Bu gücünle ortak hareket edersen karşıdaki kişi hangi niyetle olursa olsun başarı sağlayamaz. Şu anda bir barış programı için ‘evet’ diyoruz ama durmadan insanları içeri atıyor, ‘Terörsüz Türkiye’ diye konuşuyorlar. Kötü niyetli olduklarını ben de biliyorum. Ama onun o kötü niyetinin hayata geçmemesi için güç birliği yapacağız. Alevilerin, kazanım elde etmesi için bütün ezilenlerle birleşmesi, bu programa güç vermesi gerekiyor.”

    Eren GÜVEN – Rozerin TEK /İSTANBUL

  • Mahmut Toğrul: Barışı, tüm farklılıkların ittifakı sağlayacaktır-VİDEO

    Mahmut Toğrul: Barışı, tüm farklılıkların ittifakı sağlayacaktır-VİDEO

    PİRHA-Önceki dönem HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, barışın oluşabilmesi için toplumun tüm kesimlerinin ittifakına ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Eğer gerçekten tüm farklılıkların ittifakı olursa bunda Aleviler de kârlı çıkacak, Aleviler de eşit yurttaşlık hakkını kullanma imkânını bulacak” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası kongresini toplayan PKK’nin “fesih” kararının üzerinden 3 hafta geçti. Hemen sonrasında DEM Parti’nin siyasi partilerle teması hızlanırken, sürecin gerekliliklerine dair henüz bir adım atılmadı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Mahmut Toğrul, gelişen sürece dair konuştu.

    “BİR KESİMİ MUTSUZ EDEREK BİR KESİMİN BARIŞINI SAĞLAYAMAYIZ”

    Çözüm sürecini her farklı kesimin çıkarına göre başarılı kılmak gerektiğinin belirten Toğrul, “Eğer gerçekten tüm farklılıkların ittifakı olursa bunda Aleviler de kârlı çıkacak, Alevi de eşit yurttaşlık hakkını kullanma imkânını bulacak. Aynı şekilde Kürtler de kendini bugüne kadar yok sayan, görülmeyen haklarını 21. yüzyılda dilinin, kültürünün yasaklı olmasını dünyaya anlatamaz. O açıdan bu süreci her farklı grubun çıkarına ve avantajına göre bir süreç olarak başarılı kılarsak amaca ulaşmış olur. Bir kesimi mutsuz ederek bir kesimin barışını sağlayamayız. Bir kesimi yok sayarak bir kesimin barışını sağlayamayız” şeklinde konuştu.

    “İHTİYACIMIZ OLAN İDRİS-İ İLE YAVUZ SELİM’İN İTTİFAKI DEĞİL TÜM FARKLILIKLARIN İTTİFAKIDIR”

    Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin ittifakının değil tüm toplulukların ittifakıyla toplumsal sorunların çözüme kavuşacağına dikkat çeken Toğrul, “Bugün ihtiyacımız olan İdris Bitlisi ile Yavuz Selim’in ittifakı değil; bizim ihtiyacımız olan tüm farklılıkların ittifakıdır. Bir arada yaşamanın ve bir arada bu toprakları sahiplenmenin koşullarını yaratmak için bu ittifak olmalıdır. Yoksa birilerini ezmeye, birilerini yok saymaya, birilerinin haklarını çiğnemeye, gasp etmeye yönelik bir ittifak bu topraklarda huzuru sağlayamaz” diye belirtti.

    Kamber YILDIZ/MARAŞ