Etiket: pkk

  • DEM Parti İmralı Heyeti, adaya doğru yola çıktı!

    DEM Parti İmralı Heyeti, adaya doğru yola çıktı!

    PİRHA – DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile üçüncü görüşmeyi yapmak üzere yola çıktı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile üçüncü görüşmeyi gerçekleştirmek üzere yola koyuldu.

    DEM Parti İmralı Heyeti’nde Ahmet Türk, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan, Cengiz Çiçek ve Faik Özgür Erol’un yer aldığı açıklandı.

    Heyet, yapacağı görüşmenin ardından İstanbul’da saat 17.00’de açıklama yapacak. Açıklamanın Diyarbakır ve Van’da canlı olarak verileceği açıklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Amerikalı ve Kürt güçleri Rojava’da ortak devriyelere başladı

    Amerikalı ve Kürt güçleri Rojava’da ortak devriyelere başladı

    Amerikan askerleri Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt güçlerle ara verilen ortak devriyelere yeniden başladı.

    AP’nin haberine göre Hasake vilayetindeki ABD üssünden 4 Amerikan ve 1 Suriye Demokratik Güçleri’ne ait zırhlı aracın birlikte devriyeye çıktığı görüldü. Devriye’nin Irak sınırı yakınlarındaki bir diğer Amerikan üssüne doğru hareket ettiği bildirildi.

    Suriye Demokratik Güçleri Başkomutanı Mazlum Kobani, ABD öncülüğündeki koalisyonun IŞİD’le mücadele kapsamında yürüttüğü ortak devriyelere Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle ara verildiğini açıklamıştı.

    Suriye’de şu an 900 civarında Amerikan askeri bulunuyor. Amerikalı yetkililer, 11 Aralık’ta yeniden başlayan devriyelerin IŞİD militanlarının tespiti için yapılmadığını, IŞİD’li esirlerin tutulduğu hapishaneler ve bağlantılı ailelerin tutulduğu kampların etrafıyla sınırlı olduğunu duyurdu.

    Türkiye 13 Kasım’da İstanbul’da düzenlenen bombalı saldırıya misilleme olarak Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde saldırıdan sorumlu tuttuğu Kürt güçlere (PYD/YPG) yönelik yoğun bir hava harekatı düzenlemişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan her an kara harekatı da yapılabileceğini söylemişti.

    Kaynak: AP

  • PKK, Taksim saldırısına ilişkin açıklama yaptı: Saldırıyla herhangi bir ilişkimiz yok

    PKK, Taksim saldırısına ilişkin açıklama yaptı: Saldırıyla herhangi bir ilişkimiz yok

    PİRHA- PKK’nin silahlı kanadı olan HPG Taksim’deki bombalı saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, “Taksim’deki saldırıyla herhangi bir ilişkimiz yok” dedi.

    İstanbul Taksim’deki İstiklal Caddesi’nde yaşanan bombalı saldırı sonucunda 6 kişi hayatını kaybetti, 81 kişi de yaralandı.

    Olayın ardından konuya ilişkin açıklama yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, saldırıyı PKK’nin düzenlediğini öne sürerek, “Eylemin talimatının Kobani’den geldiği, eylemi yapanın Afrin’den geçtiği konusunda bir değerlendirmemiz var. Biraz önce bombayı bırakan kişi İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı. Elde ettiğimiz bulgular çerçevesinde PKK/PYD terör örgütü” demişti. Emniyet Genel Müdürlüğü de açıklamasında, bombalı saldırının failinin PKK’li olduğunu ileri sürmüştü.

    “HERHANGİ BİR İLİŞKİMİZ YOK”

    ANF’nin yaptığı habere göre, PKK’nin silahlı kanadı olan HPG saldırıya dair açıklama yaptı. HPG açıklamasında, “Taksim’deki saldırıyla herhangi bir ilişkimiz yok” dedi. Hayatını kaybedenlere başsağlığı dilenen açıklamada, “Bunun karanlık bir planın başlangıcına işaret ettiği anlaşılmaktadır” ifadeleri yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’nin çağrı yaptığı Taksim’de polis ablukası: Çok sayıda gözaltı

    HDP’nin çağrı yaptığı Taksim’de polis ablukası: Çok sayıda gözaltı

    PİRHA-Kimyasal silah iddialarına ilişkin HDP’nin çağrısıyla İstanbul Beyoğlu’nda açıklama yapmak isteyenlere polis müdahale etti. Çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Birleşik Mücadele Güçleri, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda buluştu.

    HDP’nin çağrıda bulunduğu yürüyüş öncesi Taksim’de çok sayıda sokak ve cadde polis barikatları ile kapatıldı. Galatasaray Meydanı’nda slogan atarak yürüyüş başlatan bir grup, önce abluka altına alındı. Grup daha sonra kelepçelenerek gözaltına alındı.

    HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise polis çemberinde tutularak çıkmasına izin verilmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Suriye’ye giderken kolluk kuvvetleri baklava veriyordu’ diyen IŞİD üyesine ceza verilmemiş!

    ‘Suriye’ye giderken kolluk kuvvetleri baklava veriyordu’ diyen IŞİD üyesine ceza verilmemiş!

    PİRHA-Urfa’da 2018 yılında görülen IŞİD dosyasında “Bana git, PKK ile savaş dediler” şeklinde ifade veren sanık Ahmet Sami Karabilgin’e ceza verilmediği ortaya çıktı.

    Urfa’daki IŞİD davasının dosyaları Ankara’daki 10 Ekim Ankara Tren Garı katliamı ile ilgili yargılama dosyasına girdi. IŞİD’e 2014’te katılan sanık Ahmet Sami Karabilgin’e ceza verilmediği ortaya çıktı.

    10 Ekim davasında dosyaya eklenen belgelere göre Karabilgin ile beş kadın, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede “silahlı terör örgütü üyesi” olmakla suçlandı. Karabilgin, Şanlıurfa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde 21 Aralık 2017’de yaptığı savunmada, IŞİD’e katılma sürecini şu sözlerle anlattı:

    “BANA ‘GİT PKK İLE SAVAŞ’ DEDİLER”

    “2014 yılı Ekim ayında IŞİD terör örgütüne katılmak için Suriye’ye gittim. Kimse bana, ‘gitme’ demedi. Bana, “Git PKK ile savaş” dediler. Türkiye’ ye gelmek için 1 seneden beridir uğraşıyordum. Geri gelmek için 12 bin ABD Dolar’ı ödedim. Kardeşim Şanlıurfa Valiliği ile irtibata geçti beni geri getirdiler. Ben giderken kimse bana, ‘gitme’ demedi. Hatta giderken kolluk kuvvetleri bana baklava veriyorlardı. Sınırı çok rahat, basit bir şekilde geçtim. Askerler bize sıcak ekmek gönderiyorlardı. Oraya gitmek için teşvik ediliyorduk.”

    “KADRİ BAĞDU CİNAYETİNİN FAİLLERİNDEN TALİP GÜLER İLE TANIŞIYORUM”

    Karabilgin, 20 Mart 2018 tarihli duruşmada ise Suriye’ye gittikten sonra yaptıklarını da anlattı. Suriye’de ilk olarak Haseki’de kaldığını ve burada PKK ile çatışan ve yaralanan IŞİD’cileri ambulans aracıyla taşıdığını, ayrıca 2 hafta silahlı eğitim aldığını açıklayan Karabilgin, Adana’da 2014 yılında öldürülen gazeteci Kadri Bağdu cinayetinin failleri arasında gösterilen Talip Güler ile tanıştığını da söyledi.

    Karabilgin ile beraber yargılanan kadınlardan A.T. ise eşiyle birlikte Suriye’de Elbab ve Rakka’ya gittiğini ve eşi öldükten sonra Talip Güler ile evlendiğini aktardı. A.T., IŞİD’ci olmadığını ve Suriye’de sadece evde çocuk baktığını dile getirdi. IŞİD’ci Talip Güler’in kardeşi G.K. ise Suriye’ye eşiyle gittiğini söyledi. Talip Güler’in eşi S.S. ise “Eşimi çok sevdiğimden dolayı onunla birlikte gittim. Eşim Talip’in de IŞİD ile herhangi bir ilgi ve alakası yoktur. Mecburiyetten dolayı Suriye’ye gitmiştik” diye kendini savundu.

    İTİRAFÇI OLDUĞU İÇİN CEZALANDIRILMADI

    Mahkeme, 5 Temmuz 2018 tarihli duruşmada, savcılığın; silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılmasını istediği beş sanığa beraat, Karabilgin’e ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi. Mahkeme heyetinin gerekçeli kararında ise Karabilgin’in IŞİD üyesi olduğunu, silahlı eğitim aldığını, IŞİD’den maaş aldığını ve PKK ile çıkan çatışmada yaralandığını belirtti, ancak itirafçı olduğu için cezalandırılmadığını açıkladı.

    Diğer beş kadının da eşleriyle beraber Suriye’ye gittiğini aktaran mahkeme heyeti, bu kadınlar hakkında beraat kararının gerekçesinde ise “Suriye’de terör örgütünün hâkim bulunduğu yerlerde eşleriyle birlikte bulunmaları örgüt üyesi olduğu anlamına gelmez” denildi.

    MAHKEME BAŞKANI ŞERH KOYDU

    Karara muhalefet şerhi koyan mahkeme başkanı ise kadınların eşleriyle birlikte IŞİD’in içerisinde yer aldıklarını bildirerek ‘terör örgütü üyeliği’ suçundan cezalandırılmaları gerektiğini bildirdi. Mahkeme başkanı şerhinde şunları kaydetti:

    “Sanıkların DEAŞ adlı silahlı terör örgütünün Suriye ülkesinde kontrol altında bulunan bölgelerde yaşamış olmaları, yaşadıkları yerin DEAŞ kontrolünden çıkması sonrası, bulundukları bölgeyi terk edip, DEAŞ’ın bir başka kontrol altında tuttuğu bölgeye gitmeleri ve sürekli yer değiştirmiş olmaları, bu durumun sanıkların örgütün güdümünde ve örgüte bağlı olarak hareket ettiklerini gösterdiği, sanıkların Türkiye’ye geliş tarihlerinin DEAŞ silahlı terör örgütünün dağılma sürecine girdiği döneme denk gelmesi ve sanıkların uzun bir süre örgütün kontrol ettiği bölgelerde bulunmaları, sanıkların DEAŞ silahlı terör örgütüne organik olarak bağlı olup, örgüt talimatına göre hareket ettikleri, örgüt kararları ve hareket sahasına göre Suriye ülkesinde yer değiştirdikleri, sanıkların ailevi, sosyal ve ekonomik hayatlarını DEAŞ terör örgütünün kurallarına göre ve bu örgütün içerisinde dizayn ettikleri, sanıkların DEAŞ’ın kontrolünde bulunan bölgelerde bulundukları süreler göz önünde bulundurulduğunda sanıkların DEAŞ silahlı terör örgütünün talimatı dışında hareket etmelerinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı…”

    (HABER MERKEZİ)

  • TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    PİRHA-Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) dün akşam saatlerinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprakları içerisinde bulunan Metina, Zap ve Avaşin başta olmak üzere birçok bölgeye havadan ve karadan operasyon düzenledi. Yerel kaynaklara göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de etkilendiği kaydedildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), dün akşam saat 20.00 sıralarında Federe Kürdistan sınırında bulunan Metina bölgesine önce havadan sonra karadan operasyon başlattı. TSK, aynı saatlerde Avaşîn bölgesine asker indirmesi yaparken, sabah saatlerinde de Zap’a operasyon başlattı. Her üç bölgede de TSK ile HPG güçleri arasında yoğun çatışmaların yaşandığı kaydedildi.
    Sınır bölgelerine yönelik operasyonların ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı telefon görüşmesinden sonra gelmesi dikkat çekti. Basına yansıyan iddialara göre, görüşmede Biden 1915’te yaşananları “Ermeni Soykırımı” olarak tanımlayacağını Erdoğan’a iletti. Erdoğan’ın “soykırım” tanımasına ne karşılık verdiği bilinmezken, TSK askerleri dün akşam Federe Kürdistan Bölgesi sınırında bulunan üç bölgeye operasyon başlattı.

    METİNA’NA OPERASYON

    Fırat Haber Ajansı’nın yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, TSK ait savaş uçakları, Metina’nın Zendura bölgesine bağlı Derarê, Koordine ve Stuna alanları dün akşam saat 20.00’den sonra bombaladı. Sınır hattı üzerinde bulunan ve Kaşura hattı olarak bilinen bölge daha sonra helikopterler tarafından bombalandı. Helikopterler hareketliliğinin sürdüğü bölge, çevredeki sınır karakollarından da havan ve obüslerle vuruluyor.

    Hava saldırısından sonra Metina bölgesine bu kez helikopterler tarafından indirme yapılarak, karadan operasyon başlatıldı. İndirme yapan askerlere, Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) karşılık verdiği belirtildi. Bölgede keşif uçaklarının hareketliliği de yoğun bir şekilde yaşanıyor.

    AVAŞÎN’E İNDİRME

    Metina’na yapılan operasyonla eş zamanlı olarak yine sınır bölgesinde bulunan Avaşîn alanı TSK tarafından yoğun şekilde vuruldu. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Avaşîn’e bağlı Mamreşo bölgesi bombalandıktan sonra gece yarısından itibaren bu kez Mamreşo Tepesi’ne asker indirme yaptı. HPG/YJA Star güçlerinin indirmeden sonra askerlere karşılık verdi. Bölgede yoğun çatışmalar yaşanıyor. Bombalamanın sürdüğü bölgede, büyük kayıpların olduğu kaydedildi.

    SABAH ZAP VURULDU

    Metina ve Avaşîn’den sonra sabah saatlerinde Zap bölgesine yönelik operasyon başlatıldı. Zap’a bağlı Qela Bêdewê, Şehît Munzur, Dola Nêrwe ve Kinyaniş alanlarını hedef alan TSK’nin operasyonu sürüyor.
    Her üç bölgede de hem çatışmalar hem de TSK’nin karadan ve havadan yoğun bombardımanı devam ediyor. Yerel kaynaklara dayandırılan bilgilere göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de operasyondan olumsuz etkilendiği ve sivil can kayıplarının da yaşanabileceği kaydedildi.

    Heftanîn ve Xakurkê’den sonra geçtiğimiz Şubat ayında Garê’ye yapılan operasyonda TSK, HPG anakargahını hedef almıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başarısız oldu” dediği operasyon sonucunda, 13 esir asker ve polis, 6 yıl tutuldukları yerlerinden cansız bedenleriyle Türkiye’ye getirilmişti. HPG yetkilileri, esir asker ve polislerin tutulduğu bölgenin yoğunca bombalandığını ve bombalamada kimyasal gazın kullanıldığını açıklamıştı ve Birleşmiş Milletleri’nden bölgede inceleme yapmasını istemişti.

     

  • İHD’den çağrı: Olayı araştırmak için TBMM’de araştırma komisyonu kurulmalı

    İHD’den çağrı: Olayı araştırmak için TBMM’de araştırma komisyonu kurulmalı

    Kuzey Irak’ta PKK’nin elinde olan 13 kişinin TSK’nin yürüttüğü operasyon sırasında hayatını kaybetmesi ile ilgili olarak İnsan Hakları Derneği bir basın toplantısı yaptı. Olayı araştırmak için TBMM’de araştırma komisyonu kurulması çağrısı yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), TSK’nin Kuzey Irak’ta bulunan Garê bölgesine yönelik 10 Şubat’ta başlatılan askeri operasyonda PKK tarafından alıkonulan asker, polis ve MİT mensubu 13 kişinin yaşamını yitirmesine ilişkin İHD Genel Merkezi’nden basın toplantısı düzenledi.

    Toplantıya İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri katıldı.

    Türkdoğan ve İHD yöneticileri gelinen süreci değerlendirdi. Açıklamada İHD’nin alıkonan 13 kişi için çok sayıda girişimde bulunduğu ve basın açıklaması yaptığı hatırlatıldı.

    Açıklamadan öne çıkan bölümler şöyle:

    “Malatya Valiliği’nin 14 Şubat günü yaptığı açıklama ve akabinde yapılan kimlik tespitlerine göre yukarıda isimleri belirtilen alıkonan asker ve polislerden 10 kişi ile sivil iki kişinin kimlik tespitleri yapılmış, bir kişinin ise kimlik tespit çalışmasının devam ettiği yönündedir.

    Silahlı çatışmanın tarafları çatışmanın tarafı olmayanlara (hors de combat) yönelik herhangi bir saldırı gerçekleştiremez. Söz konusu olayda hayatını kaybeden 13 kişinin çatışmaya taraf olmadığı açıktır. Bu tür eylemler sadece insancıl hukuku ihlal etmez aynı zamanda savaş suçu niteliği taşırlar. Bu nedenle, doğrudan çatışma dışı kişilerin hedef alınıp alınmadığı bu gibi vakalarda kritik önem taşımaktadır. Öte yandan sadece devletleri bağlayan insan hakları hukuku da devletlere yapacakları operasyonlarda bazı sorumluluklar yükler. İnsan hakları hukuku uyarınca devletlerin çatışmanın tarafı olmayan kişileri tehlikeye düşürecek operasyonlardan kaçınması, bu kişilerin yaşam hakkının güvence altına alınması için gerekli önlemleri alması yükümlülüğü vardır.

    “ETKİLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMELİ”

    “Bu hususlar, etkili bir soruşturma yürütülmeksizin açığa çıkarılamaz. Her iki hukuk alanı da ihlal gerçekleştikten sonra sorumluların ortaya çıkarılması için tarafsız ve bağımsız organlar eliyle, soruşturmayı sekteye uğratmadığı sürece başta mağdur yakınları olmak üzere kamuoyunun hakikati bilme hakkına saygı gösterilerek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. İHD bu yükümlülüğün sadece ölen kişilerin yakınlarına karşı bir sorumluluk olmadığını aynı zamanda benzer hak ihlallerinin tekrar etmemesi için de zorunlu bir yol olduğunu hatırlatmayı zorunlu görmektedir.

    PKK, insancıl hukuk kuralları gereği alıkoyduğu kişilerin hayatından sorumludur. Bu olaydaki sorumluluğu açıktır. Halen elinde alıkoyduğu kişiler var ise bu kişileri bir an önce serbest bırakmaya davet ediyoruz.”

    Devlet/Hükümet yetkililerine sesleniyoruz. Genelkurmayın alıkonan kişilerin bulunduğu yere oldukça riskli askeri operasyon yapmasının muhtemel sonuçlarından da sorumlu tutulacağı açıktır. Hükümetin bu konuda adım atarak idari soruşturma konusu yapması gerekmektedir. Yaşamını yitiren alıkonan kişiler ile ilgili etkili soruşturma için yetkili Başsavcılığın çalışmalarının kolaylaştırılması gerekmektedir. Askeri operasyon ile ilgili eldeki tüm bilgi ve belgelerin yetkili Başsavcılık ile paylaşılması gerekmektedir. Adli tıp kurumunun yapacağı otopsi ve benzeri çalışmalarda yaşamını yitirenlerin ölüm sebebini ve ölüm anını uluslararası standartlara uygun olarak ve denetime açık bir şekilde yapması gerekir. Adaletin yerini bulması açısından tüm gerçekliğin açığı çıkmasının zorunlu olduğunu, bu tip ağır yaşam hakkı ihlallerinde yukarıda belirttiğimiz gibi tarafsız ve bağımsız organlar eliyle soruşturma yürütülmesinin gerekli olduğunu belirtmek isteriz.”

    “TBMM’DE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI”

    “Olayın önemi dikkate alınarak, TBMM’nin bu olayı araştırma komisyonu kurarak araştırması ve olayı açıklığa kavuşturması gerekmektedir.”

    “Tüm bu olup biten ağır yaşam hakkı ihlallerinin devam eden silahlı çatışmanın sonuçları olduğu ve Kürt sorununun demokratik çözümü olmadığı sürece maalesef devam edeceği unutulmamalıdır. Bizler barış savunucuları olarak savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş’a 1 yıl 3 ay hapis cezası

    Demirtaş’a 1 yıl 3 ay hapis cezası

    PİRHA – Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesi, Selahattin Demirtaş’a ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Mahkeme hakimi, cezayı TCK’nın 51/1. maddesi gereğince erteledi.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş hakkında, kapatılan BDP Genel Başkanı iken 27 Aralık 2013’de partisinin Şırnak il binasında katıldığı aday tanıtım etkinliğinden dolayı ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ suçundan dava açılmıştı.

    Ankara 44. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına Edirne’de tutuklu olan Demirtaş katılmazken avukatları hazır bulundu.

    Esasa ilişkin savunma yapan Demirtaş’ın avukatları, toplantıdaki konuşmaların suç teşkil etmeyip aday tanıtımları ve siyasi değerlendirmeler olduğunu söyledi. Avukatlar ayrıca konuşma sırasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posterlerinin açılması ve PKK lehine sloganlar atılmasından Demirtaş’ın sorumlu tutulamayacağını savunarak beraat talebinde bulundu.

    Kararını açıklayan mahkeme hakimi, Demirtaş’a ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet’ suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Hakim, Demirtaş’a verilen hapis cezasını TCK’nın 51/1. maddesi gereğince erteledi.

    PİRHA / ANKARA

  • ABD: Türkiye ile güvenli bölgede henüz bir anlaşma yok

    ABD: Türkiye ile güvenli bölgede henüz bir anlaşma yok

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, “Türkiye ile güvenli bölge konusunda henüz bir anlaşma sağlanamadı” dedi. 

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığında yapılan haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    YPG’nin IŞİD ile savaştığını söyleyen Jeffrey, “Bizimle birlikte savaşanların zarar görmemesi, herhangi bir tarafın saldırısına hedef olmaması sözüne bağlıyız. Başkan da bunu açıkça söyledi. Bu durum, Türklerle ilgili endişelerimizi de kapsıyor” dedi.

    “GÜVENLİ BÖLGE KONUSUNDA HENÜZ ANLAŞMA YOK”

    Öte yandan Jeffrey, kendisine yöneltilen “Suriye’de güvenli bölge” kurulması konusunda Türkiye ile anlaşma sağlanıp sağlanılmadığına yönelik soruya cevap vererek, görüşmelerin sürdüğünü fakat henüz net olarak bir sonuca varılamadığını belirtti. Jeffrey, şunları söyledi:

    “Bir tarafta önemli bir yerel ortak YPG, diğer taraf da NATO müttefiki olan Türkiye var. Bir yandan da PKK ile ilgili endişeler var. Türkiye’ye karşı olan ve geçen hafta Erbil’deki bir Türk diplomatı öldüren PKK tehdidi konusunda oldukça endişeliyiz. Kaygıları dengelemeye çalışıyoruz.”

    Türkiye’nin güvenlik endişeleri kapsamındaki güvenli bölge konusunda henüz bir anlaşmaya varılamadığını aktaran Jeffrey, şunları kaydetti:

    “Türk Savunma Bakanı (Hulusi Akar) oldukça sert bir pozisyon alıyor. Türkiye, bizim için mantıklı olan tüm ağır silahların geriye çekildiği 5 ile 14 kilometrelik bir alandan daha derin bölge istiyor. Bu konuda bazı anlaşmazlıklar var. Bu durum ‘güvenli bölgenin’ kurulmasını engelliyor ama diplomatik ve askeri temaslarımız sürüyor.”

  • ‘Esir asker ve polislerin alınmasında üzerimize düşeni yaparız’-VİDEO

    ‘Esir asker ve polislerin alınmasında üzerimize düşeni yaparız’-VİDEO

    PİRHA -İHD, PKK tarafından farklı tarihlerde alıkonulan asker ve polislerin aileleriyle birlikte açıklama yaparak yakınlarının biran önce serbest bırakılmasını talep etti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkan Yardımcısı Raci Bilici ile asker ve polis aileleri, PKK tarafından alıkonulan kolluk güçlerinin durumuna ilişkin Ankara’da basın açıklaması yaptı.

    Basın metnini İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan okudu. Türkdoğan, ailelerle birlikte birçok kez seslerini duyurmak için uğraş verdiklerini ifade ederek şunları söyledi:

    “NE HÜKÜMET, NE SİYASİLER, NE DE KAMUOYU SESİMİZİ DUYMUYOR”

    “24 Temmuz 2015 tarihinde maalesef Türkiye’de yeniden çatışmalara başlandı. O tarihten bu zamana kadar aradan geçen dört yılda elimizdeki listeye göre 13 asker ve polisin PKK tarafından alıkonulduğunu öğrenmiş durumdayız. Daha önceki süreçlerde birkaç defa sürekli ailelerle birlikte çağrılar yaptık ve bu kişilerin serbest bırakılmasını talep ettik. Siyasi iktidara seslendik, devlete seslendik, hükümete seslendik, siyasi partilere seslendik. Türkiye’nin demokratik kamuoyuna seslendik. Türkiye’nin basınına seslendik. Ve maalesef çok sayıda girişimde bulunduk ama maalesef bu güne kadar başarılı olabilmiş değiliz.

    ESİR ASKER VE POLİSLERİN ALINMASINDA SORUMLULUK ÜSTLENİRİZ.

    Bugün yeniden karşınızdayız bunun bir sebebi alıkonulan asker ve polislerden 8’nin yazdıkları mektuplar derneğimize bir şekilde bırakılmıştı. Biz de aileleri çağırıp bu mektupları teslim ettik. Dolayısıyla aileler, duygu ve düşüncelerini sizlerle paylaşacaklar. Ama şunu ifade etmek istiyorum ki alıkonulan insanların alınması noktasında onların sağ salim ailelerine kavuşmaları noktasında biz elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz.

    Siyasi iktidara ve demokratik kamuoyuna sesleniyoruz. Alıkonulanların serbest bırakılması için elinizden gelen bütün çabayı gösteriniz. PKK’ye insancıl hukuk kurallarını hatırlatıyor, alıkonulan asker ve polislerin serbest bırakılmalar için üzerimize düşen her türlü girişimde bulunmaya ve teslim almaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz.”

    Türkdoğan’ın ardından asker ve polis yakınları söz aldı.

    “SADECE KARDEŞİM DEĞİL, BİZ DE ESİRİZ”

    Alıkonulan Mevlüt Kahvecinin ablası Beyhan Çarkçı kardeşine seslenerek, “Annem iyi. Sağlığı da iyi. Bugün buraya gelemedi ama seni çok özledi” dedi.

    Devlet yetkililerine de seslenen Beyhan Çarkçı şöyle devam etti:

    “3 yıldır sadece kardeşim esir değil biz de esiriz. Ne bayramımız var, ne Ramazanımız var. Yani yaşamıyoruz. Kardeşimin suçu ne? Askere gitti diye, vatanını koruyor diye mi suçlu?

    “KARŞIMDAKİLERİN DUYGULARI OLSAYDI SES VERİRLERDİ”

    Ailelerden Müslüm Altındaş’ın babası Yusuf Altıntaş ise “Delikanlı oğlumu büyüttüm, bu vatana asker olarak gönderdim. 4 yıl oldu yazık günah. Bu sözü tahtaya duvara söylüyorum. İnsana söylemiyorum çünkü karşımdakilerinin duyguları olsaydı bir tepki verirlerdi” dedi.

    “BİR GÜN KAVUŞACAĞIZ ELBET”

    Esir Polis Sedat Yabalak’ın teyzesi Rahime Uyumaz da, “Bir an önce çocuklarımıza kavuşmak istiyoruz. Annesi rahatsız, gelemedi. Bir gün kavuşacağız elbet” ifadelerini kullandı.

    Daha sonra sorunun çözümü için mecliste grubu bulunan partilerle  görüşme gerçekleştirileceği ifade edildi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Sanatçı Ferhat Tunç hakkında 20 yıl hapis istendi

    Sanatçı Ferhat Tunç hakkında 20 yıl hapis istendi

    PİRHA- Sanatçı Ferhat Tunç hakkında Diyarbakır’da yürütülen bir soruşturma kapsamında “terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası” yapmak suçlamalarıyla 8 yıl 6 aydan 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

    İddianamede, Tunç’un PKK’ye finansal destek vermek amacıyla kuryelik yaptığı, Zeytin Dalı Harekatı sırasında aleyhte, PKK’yi destekler mahiyette paylaşımlarda bulunduğu ileri sürüldü.

    İddianamede, “Şüpheli tarafından yapılan paylaşımların şiddete çağrı niteliğinde olduğu, ülkemizde yaklaşık 40 yıldır süregelen terör faaliyetleri dikkate alındığında, yakın tehlike kriterinin oluştuğu anlaşılmaktadır.” denildi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede Tunç’un Demokratik Toplum Kongresi’nde “şahsiyet” ve “kurum delegesi” sıfatıyla faaliyet yürüttüğü bildirildi. Tunç’un farklı tarihlerdeki DTK toplantılarına katıldığı belirtildi.

    İddianamede, Tunç’un sosyal medya hesabında, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Suriye’nin Afrin bölgesinde yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı’nda, PKK’yi destekler mahiyette ve operasyon aleyhine paylaşımlar yaptığı ileri sürüldü. Tunç’un PKK üyeleriyle fotoğraf çekerek, paylaştığı ileri sürülen iddianamede, Tunç’un örgüt ile irtibatlı olduğunun anlaşıldığı öne sürüldü.

    PAYLAŞIMLARI SUÇ SAYILDI

    Tunç’un paylaşımlarına ilişkin iddianamede şu değerlendirmelerde bulunuldu: “Terör örgütü PKK/KCK’lı teröristlerin ülkemizin farklı bölgelerinde, çukur kazarak ve barikat kurarak sokakları kapatması, çukurlara ve çevresine bomba yerleştirilmesi, güvenlik güçlerimize karşı silahlı, bombalı, roketatarlı saldırıları gerçekleştirmesi, vatandaşların günlük yaşamlarının engellenmesi üzerine kamu düzeninin tahsisi için yapılan operasyonları örgütün propaganda faaliyetleri doğrultusunda çarpıtmaktadır. Kürt kökenli vatandaşların devlet tarafından katledildiği, ezildiği, sömürüldüğü ve tecride mahkum bırakıldığı yönünde algı oluşturmak, terör faaliyetlerinin meşru olduğuna insanları inandırmak, vatandaşların devlete karşı kin ve nefret duyguları beslemesini sağlayarak, devlete küskün kitleler oluşturmak ve bu kitleyi terör örgütünün saflarına çekmek maksadıyla paylaşımlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.”

    İddianamenin sonuç kısmında, şunlar kaydedildi: “Örgütsel nitelikteki çeşitli toplantılar ve eylemlere katılarak devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak, toplumsal ayrışmaya sebep olmak amacıyla halk kitlelerini etkilemeye çalışmıştır. Şüphelinin, herkesin ulaşabileceği internet ortamında yaptığı paylaşımlarında kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmiştir. Şüpheli tarafından yapılan paylaşımların şiddete çağrı niteliğinde olduğu, ülkemizde yaklaşık 40 yıldır süregelen terör faaliyetleri dikkate alındığında, yakın tehlike kriterinin oluştuğu anlaşılmaktadır.”

    8 YILDAN 20 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ

    İddianamede Tunç hakkında, “terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası” yapmak suçlarından 8 yıl 6 aydan 20 yıla kadar hapis cezası istenerek, mahkumiyeti halinde TCK’nin 53/1 maddesinde görülen hak yoksunluklarına hükmedilmesi talep ediliyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Tunç, 14 Ocak’ta Almanya’dan tarifeli uçakla geldiği İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınmış, Bakırköy Adliyesindeki ifadesinin ardından serbest bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Celalettin Can: Darbeyi yargıladığımız için yargılanıyoruz

    Celalettin Can: Darbeyi yargıladığımız için yargılanıyoruz

    PİRHA-Bugün ilk duruşmasına çıkarılan 78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP PM Üyesi Celalettin Can, “Burada darbecileri suçladığımız için yargılanıyoruz. Bu ayıptır, dünya bize güler. Darbecileri savunan savcı, darbecileri savunan devlet olamaz. Dünyada bunun örneği yoktur. Dünyanın her yerinde darbeciler yargılandı Türkiye’de darbeciler korunuyor” dedi.

    Beş aydır tutuklu bulunan 78’liler Girişimi Sözcüsü, HDP PM Üyesi Celalettin Can ve 33 kişi hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının ardından bugün davanın ilk duruşması başladı. Duruşma, Silivri Cezaevi Adliyesi’ne nakledilen İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülüyor.

    “HDP VE ÇALIŞMALARIMIZ KRİMİNALİZE EDİLİYOR”

    Saat 10:30 itibariyle başlayan duruşmada önce tutuklulardan HDP üyesi Can Memiş konuştu. Memiş, “HDP’nin Beyoğlu ilçe kongresine katıldığım için yasal siyasi faaliyet yürüten bir partinin kongresine katılmam suç sayılmış. Bunlar yasadışı suçmuş gibi gösterilmiş. Her partide olduğu gibi HDP’nin de gençlik örgütü ve kadın örgütü ve benzeri örgütlenmeleri var. Bunlar da yasaldır. Bu yasal örgütlerde çalıştığım için buradaki telefon konuşmalarım, toplantılara katılmalarım suç sayılmış. Sanki bu çalışmalar PKK, KCK örgütünün çalışmaları gibi gösteriliyor. Bununla HDP ve çalışmalarımız kriminalize ediliyor. Demokratik yasal haklarımız ihlal ediliyor” dedi ve beraatini istedi.

    TV10 EYLEMİNE KATILMAK SUÇ SAYILMIŞ

    Arkasından HDK yöneticisi Şamil Altan önce iddianamenin tamamına ilişkin genel bir değerlendirme yaptı. “HDP ve HDK sanki yasa dışı bir örgütmüş gibi ele alınmış iddianamede. Bizler de yasadışı bir örgütün çalışanıymışız gibi gösteriliyor. İddianamede yöntem olarak failden fiile yöntemi uygulanmış. Bu yöntemle önce biz tutuklandık sonra hakkımızda suç icat edildi” dedi. HDK’nin kuruluş amacını ve bileşenlerin kendi özgünlükleriyle orada var olduklarını anlatan Altan, HDK’de hiyerarşinin olmadığını, demokratik bir yapılanma olduğunu bu nedenle kendisinin ve bir kısım arkadaşının yönetici bir kısmının da üye olarak gösterilmesinin yanlış olduğunu kaydetti. HDK’de yatay bir örgütlenmenin olduğunu vurgulayan Altan, bu yatay örgütlenme içinde görev bölümlerinin olduğunu bunun da yasalara uygun olduğunu, yapılan toplantıların da telefon görüşmelerinin de buna uygun olduğunu bu mantık içinde olduğunu belirtti. HDK’nin PKK, KCK’nin yan örgütü olarak gösterildiğini, kriminalize edildiğini ifade eden Altan, “Alevilerin Sesi TV10 eylemine gittim. Gitmeden önce bir arkadaşımı aradım ve ‘Siz de gelecek misiniz?’ diye sordum. Bu iddianamede sanki yasadışı bir eyleme çağrı yapıyormuş gibi yansıtılmış” dedi.

    HDP’nin kadın çalışmalarında yer alan Gülistan Aydın da iddianamenin tamamına ilişkin Kürtçe savunma yaparak, yasal çalışmalarının kriminalize edildiğini belirtti.

    “TÜRKİYE’DE DARBECİLER KORUNUYOR”

    Arkasından savunmasına başlayan 78’liler Girişimi Sözcüsü ve HDP PM Üyesi Celalettin Can ise şu ana kadar yaptığı savunmada 78’liler Girişimi’nin faaliyetlerini ve çalışmalarını özetledi. Bu çalışmalarda öncelikle 12 Eylül askeri darbesinin zulmüne maruz kalmış bir kuşağın haklarını savunduklarını kaydetti. Can, 12 Eylül askeri faşist darbesini yargılamaya çalıştıkları, yargılamak için yasal zemini zorladıkları ve nihayetinde 12 Eylül faşist darbesini yargıladıkları için yargılandıklarını vurguladı. Kendisinin de 12 Eylül sürecinde yargılanıp 19 yıl 9 ay cezaevinde kaldığını söyleyen Can, “Türkİye toplumu bir yerde güç toplumu, güce tapıyor gücü seviyor. Gücü sevmeyeni, güce muhalefet edeni de ötekileştiriyor, yok sayıyor. Yüzde 82 ile 12 Eylül askeri faşist darbesini onaylayan bir toplum durumuna düşürüldü bu toplum. FETÖ eğer 15 Temmuz darbesinde başarılı olsaydı bu toplum ona da tapacaktı. Biz 78’liler Vakfı Girişimi olarak bu güce tapan anlayışla ve darbeci zihniyetle mücadele ettik. Darbeci Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya’yı mahkum ettirdik. İddia makamı yani savcılık bizim bu çalışmalarımızı PKK, KCK’ye yardım ettiğimiz, onu övdüğümüz, ona hizmet ettiğimiz anlamında değerlendirmiş. Şu anki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Diyarbakır zindanındaki vahşete değinerek bu çalışmalarımıza bir şekilde benzer ifadelerde bulundu. Anayasa mahkemesi de bu çalışmalarımız temelinde karar verdi. Eğer biz PKK, KCK üyeleri ve ona hizmet eden teröristlersek o zaman Anayasa Mahkemesi de buna ortaktır, cumhurbaşkanı da buna ortaktır. Biz burada darbecileri suçluyoruz diye yargılanıyoruz. Bu ayıptır, dünya bize güler. Darbecileri savunan savcı, darbecileri savunan devlet olamaz. Dünyada bunun örneği yoktur. Dünyanın her yerinde darbeciler yargılandı Türkiye’de darbeciler korunuyor” dedi.

    “BAŞBAKANLIK ADINA SÜRECE DAHİL EDİLDİM”

    Can, savunmasının devamında çalışmalarının 78’liler Vakfı Girişimi ve kendisinin Türkiye’de yaşanan çatışmalı sürecin son bulması, akan kanın durması için çaba harcadığını, bunun için PKK ile devlet arasındaki görüşmeler sürecinde dönemin hükümet temsilcisi Beşir Atalay tarafından başbakanlık adına telefonla arandığını ve akil insan olarak sürece dahil edildiğini katkı sunabileceğine inandığı için bu görevi kabul ettiğini belirtti. Bu sürecin tamamının kamuoyuna ve basına açık bir süreç olduğunu ifade eden Can, iddia makamı bu çalışmalarını da kriminalize ederek buradaki telefon konuşmalarını da kriminalize ederek iddianameye yerleştirdiğini söyledi. Burada kendisinin 78’liler Vakfı Girişimi’nin ve demokrasi mücadelesinin hedeflendiğini belirtti.

    Duruşmaya öğlen arası verildi. Öğleden sonra Celalettin Can savunmasına devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL