PİRHA- Gazete Patika Dersim muhabiri Hıdır Yıldız, polisin gençlere yönelik şiddetini çektiği esnada gözaltına alındı. Yıldız’ın telefonunundaki görüntüler zorla silindi.
Gazete Patika Dersim muhabiri Hıdır Yıldız, Dersim merkezdeki cumhuriyet kutlamaları sırasında polis şiddetini görüntülediği esnada gözaltına alındı.
Aktarlan bilgilere göre cumhuriyet kutlamaları kapsamında çıkan tartışmada polis ekipleri bir grup gence silah çekti. Bu esnada polis şiddetini görüntüleyen gazeteci Hıdır Yıldız’ı gözaltına alındı.
Yıldız’ın telefon kamerası ile çektiği görüntüler zorla silindi.
Hıdır Yıldız, Tunceli Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.
PİRHA- Gençlerin darp edilerek gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen öğrenci ve emek ve demokrasi örgütleri, gözaltında tutulan arkadaşlarının bırakılması için basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın” çağrısı yapıldı.
25 Nisan’da Konur Sokak’tan Adalet Bakanlığı’na yürümek isteyen öğrencileri şiddet kullanarak gözaltına alınmasını protesto etmek için Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya üniversite öğrencileri dışında Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri destek vererek öğrencilerin serbest bırakılmasını talep etti.
Arkadaşlarının bırakılmasına tepki gösteren kitle, “Baskılara gözaltılar ve işkencelere karşı üniversiteler ayakta” ve “Gençliğe geleceğe sahip çıkıyoruz, gözaltılar derhal serbest bırakılsın” yazılı pankartalar taşıdı.
“GELECEKSİZLEŞTİRİLEN GENÇLİK MÜCADALE EDİYOR”
Üniversite öğrencileri adına açıklamayı yapan Sude Dohman, gözaltına alınan, tutuklanan ve çıplak arama dayatmasına maruz bırakılan öğrenciler için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mart’tan bu yana, iktidarın baskıcı, gerici politikalarıyla hayatı karanlığa sürüklenen, yoksullaştırma politikalarıyla geleceksizleştirilen gençlik mücadele ediyor. Bu süreçte faşist devletin kolluk kuvvetleri tarafından; kampüslerde, sokaklarda, meydanlarda; işkenceye, kimyasal silahlara, coplara, plastik mermilere, gazlı sulara maruz kalıyor. Dün ise tutuklanan ve gözaltına alınan arkadaşlarımızın yanında olduğumuzu göstermek için buluştuğumuz, direndiğimiz Yüksel Caddesi’nde 30 arkadaşımız yerlerde sürüklenerek, tekmelenerek, işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alındı. Dün gece bir arkadaşımızı polis tarafından yerde sürükleyerek işkenceyle gözaltına alındı. Bu görüntüler sosyal medyada yayıldıktan sonra Ankara Valiliği işkenceyi meşrulaştırmak için ‘kadın iç çamaşırı giymiş erkek’, ‘sözde kadın’ gibi transfobik ifadelerin olduğu bir açıklama paylaştı. Bizler ise iktidarı uyarıyor ve buradan da bir kez daha yineliyoruz: Gözaltında cinsel saldırıya uğrayan kadınları ve LGBTİQ+ları her gün konuşacağız! Varoluşlarımızdan ve yaşama hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz, erkek adaletten hesap soracağız” dedi.
‘26 ÖĞRENCİ HALA GÖZALTINDA’
Gözaltına alınan öğrencilerden 4’ünün serbest bırakıldığını geri kalan 26 öğrencinin ise halen gözaltında tutulduğunu belirten Sude Dohman, “Gözaltındaki arkadaşlarımızın tamamını alana, tutuklu tüm arkadaşlarımız serbest kalana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Ne soruşturmalarınız ne de yargılamalarınız, emniyetin işkencelerini örtbas edemeyecek; bizler mücadelemizle, onurumuzla işkencenizi yeneceğiz. Biz sizin 23 yıllık iktidarınızın baskı ve korku politikalarını kabul etmiyoruz. 19 Mart günü Beyazıt Meydanı tarihine bir direnişi daha kazıdı. Biz bu direnişten aldığımız güçle yürümeye devam edeceğiz. Üniversiteliler olarak 1 Mayıs’ta da alanları dolduracak ve işçi sınıfının safında mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.
“BU ÜLKEDE HAK, HUKUK, ADALET VE İNSANLIK YOK”
Ardından Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Zarife Çamalan ise “Gençler, 19 Mart’tan bu yana eylem yapıyor. Çünkü; gelecekleri ellerinden alındı ve çalındı. Dün 19 Mart’tan beri eylemler gerekçe gösterilerek tutuklanan arkadaşları için Konur Sokak’ta bir araya gelerek Adalet Bakanlığına yürümek istediler. Çünkü bu ülkede hak, hukuk, adalet ve insanlık yok! Gençler orada bir araya gelerek sadece basın açıklaması düzenleyerek arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep edeceklerdi. Fakat Ankara Emniyeti gençlerin yürümesine engel olmakla kalmadı onları insanlık dışı darplarla gözaltına aldı. Bizler Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri olarak diyoruz ki; geleceğimiz ve gençlerin yanındayız. Gözaltılar biran önce serbest bırakılsın” diye konuştu.
PİRHA-DİSK BASIN-İŞ, gazetecilere yönelik artan polis şiddetine ve baskılara karşı İstanbul’da eylem yaptı. Açıklamada, “AKP iktidarı, bir taraftan ‘Barış’ söylemlerini dile getirirken, bir taraftan da sahada barış isteyenlere dönük baskılarını ve saldırılarını arttırarak, gazetecileri de hedef aldı” denildi.
Türkiye Basın Yayın ve Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK BASIN-İŞ), Gazeteci Furkan Karabay’ın tutuklanmasına, Yeni Yaşam Gazetesi dağıtımcısının kaçırılması girişimine ve özgür basın çalışanlarına yönelik artan polis şiddetine karşı Taksim’de basın açıklaması yaptı.
“Gazetecilik suç değildir” pankartının açıldığı eylemde “Basın susarsa gerçekler susar. Özgür basın susturulamaz. Hakikatin sesi kısılamaz.” sloganları da atıldı. Basın açıklamasını Mezopotamya Ajansı Editörü Diren Yurtsever okudu.
“YUMUŞAMA SÖYLEMİ BASINA ŞİDDET OLARAK YANSIDI”
Ekim ayında 9 gazetecinin polis şiddetine maruz kaldığını ifade eden Diren Yurtsever, “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlar olup, bu tür toplumlarda devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasından düşünce ve kanaat özgürlüğü, özellikle düşünceyi açıklama özgürlüğü önemli bir yer alır. Düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün en olağan yollarından birisi ise basındır. Basının, haber verme ve eleştiri hakkı vardır. Demokratik toplumlarda basının en önemli işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunmak suretiyle kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır. Basına, üstlendiği bu işlev nedeniyle iki hak tanınmaktadır. Bu haklar haber verme hakkı ile eleştiri, değer yargısında bulunma hakkıdır. Haber verme hakkı, kamu yararı taşıyan bir olayı topluma haber vermek, bildirmektir. Bu önemli işlevi nedeniyle basın özgürlüğünün, kamu güçlerine karşı olduğu kadar özel güçlere karşı da korunması gerekmektedir. Bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev kapsamındadır” dedi.
“ÖZGÜRLÜK OLMADAN DEMOKRATİK TOPLUMDAN BAHSEDİLEMEZ”
Diren Yurtsever, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Nitekim, Anayasa’nın 28 ila 30. maddelerinde basın hürriyetine ilişkin hususlar özel olarak düzenlenmiş; ayrıca basın hürriyetinin sınırlandırılmasında düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetine ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Basın hürriyeti, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesi kapsamında ele alınmaktadır. İfade özgürlüğünün toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’in de ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumun ve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü “haber” ve “düşüncelerin” değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onları rahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi ve bireylerin ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağından emin olmaları gerekmektedir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın ‘demokratik toplumdan’ bahsedilemez.”
“7 GAZETECİ TEHDİT EDİLDİ”
AKP- MHP iktidarının, yumuşama söylemlerinin sahada yansımasının olmadığını belirten Yurtsever, “Sadece Ekim ayında, en az 9 meslektaşımız haber takibi sırasında engellenerek, polisin şiddeti ve tehdidi ile karşı karşıya kaldı. Adliye koridorlarındaki gazetecilerin mesaileri, Ekim ayında da yoğun bir şekilde sürdü. 39 dosyada 104 gazetecinin yargılandığı bu davalar sonucu, 11 gazeteciye 19 yıl 8 ay 13 gün hapis cezası verildi. 7 gazeteciye soruşturma açılırken, 6 gazeteci hakkında ise dava açıldı. DİSK Basın-İş Sendikası üyesi Furkan Karabay, haberinde anlattığı adaletsizliği, hukuksuzluğu yaşadı. Baronların, katillerin, suç makinelerinin, çete liderlerinin elini kolunu sallayarak gezdiği ülkede gazeteciler tutuklanıyor. Yargı bataklığında onurlu, dürüst, cesur gazeteciyi boğmak istiyorlar. Furkan’ın dediği gibi “hukuk bir gün hepimize lazım olmaz mı? AKP iktidarı, bir taraftan ‘Barış’ söylemlerini dile getirirken, bir taraftan da sahada barış isteyenlere dönük baskılarını ve saldırılarını arttırarak, gazetecileri de hedef aldı. İktidarın bu politikaları temelinde, 9 gazetecinin gözaltına alındığı Ekim ayında 11 gazeteci kötü muameleye maruz kalırken, 7 gazeteci de tehdit edildi” diye ifade etti.
“İKTİDAR, GERÇEKLERİ HALKTAN SAKLAMAYA DEVAM EDİYOR”
İktidarın gerçekleri halktan saklamayı kendine ilke edindiğini vurgulayan Yurtsever, “İktidar, bununla yetinmeyip 119 sosyal medya hesabına erişim engeli getirirken, çok sayıda yurttaş da sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Yine Ekim ayında günlük yayın yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nin 5 sayısı hakkında tam da “barış” söylemleri kullanılırken toplatılma kararı verildi. Bu çağ dışı karar yetmezmiş gibi gazetede yayınlanan köşe yazısına da erişim engeli getirildi. Gazetenin dağıtımcıları gözaltına alınarak, tehditlere maruz kaldı. Batman’da bir gazeteci dağıtımcısı hedef alındı. Gazetecilere silah çekip Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Veysi Akören’i gözaltına almak isteyen ve kendini polis diye tanıtan kişiler, çevredeki yurttaşların ve gazetecilerin tepkisi sonrası kaçtı. İstanbul’da, Diyarbakır’da ve Dersim’de de gazete dağıtımcıları benzer tehditlere maruz kaldı, kalıyor. Farklılıkları bünyesinde barındıran, toplumsal sorunlar ile iklim krizine eğilen ve radyo yayıncılığında örnek gösterilen Açık Radyo, uzun yıllar RTÜK’ün para cezaları ile yüz yüze kaldı. RTÜK, son olarak Açık Radyo’nun karasal yayın lisansını iptal etti” dedi.
“GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”
Basın emekçilerinin son bir ayda yaşadıklarına inat gazetecilik mesleğini inatla yapmaya devam edeceklerini vurgulayan Yurtsever, “Emekten yana demokratik bir düzenin varlığının, düşünce, ifade ve basın özgürlüğü olmaksızın hayata geçirilmesi mümkün değildir. Ne yayın yasakları ne sansür yasaları ne de günümüzdeki kaçınılmaz bir iletişim ağı olan sosyal medyaya kısıtlama getirilmesi Türkiye’nin içine çekilmeye çalışıldığı kaosun çözümü olabilir. Hatta bu kaosu daha da artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır ve bir kez daha haykırıyoruz gazetecilik suç değildir” diye konuştu.
Gazeteciler, yaptıkları basın açıklaması ardından ‘Yaşama sahip çık’ manşeti ile yayınlanan Yeni Yaşam gazetesini Beyoğlu Caddesi’nde dağıttı.
PİRHA- Basın örgütleri Mardin, Batman, İstanbul ve diğer illerde gazetecilere yönelik polis şiddetine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “İktidar, eleştiriyi susturmak için güvenlik güçlerini kullanarak gazetecilere yönelik bu şiddeti bir baskı aracına dönüştürmüştür. Basına uygulanan bu baskılar aynı zamanda toplumun doğru bilgiye erişim hakkını da doğrudan ihlal etmektedir” dedi.
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, DİSK Basın İş, Kadın Gazeteciler Derneği, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Amed Haber Sen, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Yerel Medya Derneği kayyım protestolarında haber takibi yapan gazetecilere yönelik polis şiddetine karşı ortak bir açıklama yaptı.
Yazılı yapılan açıklamada gazetecilere dönük artan baskı ve polis şiddetinin, hukukun üstünlüğünü ve toplumun haber alma hakkını doğrudan tehdit ettiği vurgulandı.
“SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son dönemde, Mardin, Batman, İstanbul, Adıyaman ve Malatya gibi birçok kentte, iktidarın baskıları ve polis şiddeti, bu temel hakkı ciddi şekilde tehdit etmektedir. Gazeteciler, toplumsal olayları, kamu yararını ve hak ihlallerini kamuoyuna duyurmak için görevlerini yaparken fiziksel ve psikolojik şiddetle engellenmekte, gözaltına alınmakta, hatta darp edilmektedir.
Görev başındaki gazetecilere yönelik artan polis şiddetini ve baskıyı kınıyor; iktidarın basına yönelik bu anti-demokratik uygulamalarına karşı sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz. Basına uygulanan bu baskılar yalnızca gazetecilerin değil, toplumun doğru bilgiye erişim hakkını da doğrudan ihlal etmektedir.
GAZETECİLERİN MARUZ KALDIĞI ŞİDDET İFŞA EDİLDİ
JINNEWS muhabiri Derya Ren ve PİRHA Haber Ajansı muhabiri Kamber Yıldız, deprem bölgesinde görev yaparken jandarmalar tarafından Genel Bilgi Taramasına (GBT) maruz kalmış; Adıyaman’da kaldıkları ev iki kez jandarma tarafından basılmıştır. Gazetecilere, yaptıkları haberler sorgulanmış, baskınların “aramızda kalması” istenerek baskının gizlenmeye çalışıldığı belirtilmiştir.
Yenidoğan Çetesi’ne yönelik soruşturmayı yürüten savcıyla ilgili haber sonrasında halktv.com.tr Yazı İşleri Müdürü Dinçer Gökçe ve Gazete Pencere Yazı İşleri Müdürü Nilay Can gözaltına alınmış; avukat İrem Çiçek’e ev hapsi verilmiştir. Adalet Bakanı’nın açıklamalarının ardından, basına yönelik bu baskının hukuk çerçevesini aşarak doğrudan iktidarın basına gözdağı verme çabasına dönüştüğüne tanık oluyoruz.
Batman Belediyesi’ne kayyım atanması sırasında protestoları takip eden Batman Sonsöz Gazetesi’ne yapılan polis baskınında, gazete muhabiri Serhat Aslan gözaltına alınmak istenmiş, ancak bürodaki diğer gazetecilerin müdahalesiyle serbest bırakılmıştır. Gün boyunca kayyıma karşı yapılan protestoları takip eden birçok gazeteci ise sürekli olarak polis engeline maruz kalmıştır.
Batman Belediyesi önünde gerçekleşen eylemi takip eden JINNEWS muhabiri Pelşin Çetinkaya ve Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Veysi Akören, polis tarafından darp edilerek gözaltına alınmışlardır. Her iki gazeteci de emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştır.
Kadıköy’de kayyım atamalarına karşı yürüyüş yapan kadınları belgelemek isteyen Mezopotamya Ajansı muhabiri Yeşim Tükel, polis tarafından darp edilmiştir.
Bu olaylar, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları ve basın özgürlüğü anlaşmalarına aykırıdır. Gazetecilere yönelik bu saldırılar yalnızca bireysel hak ihlalleri yaratmakla kalmamakta; toplumun bilgiye erişim hakkını da ciddi bir şekilde ihlal etmektedir.”
TALEPLER SIRALANDI
Açıklamada talepler de sıralandı.
*Gazetecilere yönelik artan polis şiddeti, gözaltılar ve baskı olaylarının derhal bağımsız bir şekilde soruşturulmasını talep ediyoruz. Sorumluların yargı önüne çıkarılması, demokrasiyi savunmak adına büyük önem taşımaktadır.
*Kolluk kuvvetlerinin, basın mensuplarının görevlerini yapmalarını engellemeye yönelik tavırlarının son bulması ve gazetecilere karşı saygılı bir şekilde hareket etmeleri için kapsamlı eğitimler almalarını talep ediyoruz. Polis gücü, halkın bilgiye erişim hakkına saygılı olmalıdır.
*Basına yönelik baskıların sona ermesi için iktidarı, basın özgürlüğüne ve kamu yararına saygı duymaya davet ediyoruz. Basına yönelik bu şiddet ve gözdağı politikalarının sona erdirilmesi gerekmektedir.”
PİRHA-Ovacık merkezde bulunan bir çay ocağına baskın yapan özel harekat polislerinin Erkan Kıl adlı genci darp ederek gözaltına aldığı belirtildi. Erkan Kıl’ın dipçik darbeleriyle başından yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.
İddialara göre Ovacık’ta bir çay ocağında henüz bilinmeyen bir nedenle polis ile Erkan Kıl adlı genç arasında tartışma çıktı. Bunun üzerine çay ocağına gelen özel harekat polisleri Erkan Kıl’ı darp edip gözaltına aldı. Kıl’ın başından yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı öğrenildi.
Saldırıya halkın tepki göstermesi üzerine polisin havaya ateş açtığı kaydedildi.
Halka da şiddet gösteren özel harekatçıların havaya ateş ettiği belirtilirken, halkın tedirgin bekleyişi sürüyor.
PİRHA- Gezi Eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın adalet mücadelesi sürerken, Danıştay’a yapılan başvuru da reddedildi.
Gezi Eylemleri’nde Taksim’de 11 Haziran 2013 akşamı polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın adalet arayışı o günden beri devam ediyor.
İlk olarak İstanbul 9. İdare Mahkemesi’ne giden Sarıkaya’nın açmak istediği dava, mahkeme başkanının çoğunluk görüşüne muhalif kalmasına rağmen diğer iki üye hakimin oyuyla süre aşımı nedeniyle reddedildi. Ardından başvurulan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava Dairesi de istinaf başvurusunun reddine karar verdi. Bunun üzerine Sarıkaya, Danıştay’a gitti. Danıştay 10. Dairesi de Mahkeme Tetkik Hakimi’nin kararın bozulmasına ilişkin görüşüne rağmen temyiz talebinin reddine ve verilen kararın onanmasına karar verdi.
Birgün’den Kayhan Ayhan’nın haberine göre Sarıkaya, “Gezi direnişi sonrası başlatmış olduğum adalet arayışımda bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesinin tavır ve tutumu karşısında siyasallaşmış bir yargı ile karşılaştım. 11 yıldır bu ülkede adaletin olmadığını ceza soruşturması sürecinde defalarca görmeme ve yaşamama rağmen Danıştay bu kararıyla yargının tamamıyla siyasallaştığını kanıtladı” dedi.
2020 yılının Mart ayında yaptığı başvurusunun 4 yıl boyunca bekletildiğini kaydeden Sarıkaya, “Danıştay ve diğer yargı kurumlarını karar almadan önce medyada Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi direnişiyle ilgili bir açıklamaları kendilerine referans alıp karar verdiklerinin ispatı. Dosyayı başından sonuna kadar inceleyen tüm süreci değerlendiren Tetkik Hakimin ‘Bölge idari mahkemesi kararının bozularak, davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği’ belirtmesine rağmen talebim reddediliyor. Sürecin tamamı Gezi Direnişi’nde AKP karşında boyun eğmeyen kenetlenmiş halklardan intikam almak ve korku oluşturmaktan başka bir şey değil. Çürümüş, tek adam kontrolünde yargı, iktidarın elinde bir kılıç görevi görüp halkı bastırıyor” ifadelerini kullandı.
“KÖR EDİLEN BİR GÖZÜN BEDELİ MADDİ DEĞERLE ÖLÇÜLEMEZ”
Maddi bir kazanım peşinde olmadığını söyleyen Sarıkaya, sözlerine şunları ekledi:
“Bir polis vahşeti sonucu kör edilen bir gözün bedeli maddi değerle ölçülemez. Milyonlar verseler sağ gözümü geri getirebilir mi? Şehit edilen gençlerimiz geri gelir mi. Bu süreç tamamıyla adalet arayışı için verilen bir mücadele.
Ben bu süreçte kaybeden değil kazan biriyim. Ben Gezi gazisi Erdal Sarıkaya’yım. Bu ömür bana yeter. Kaybeden bağımsızlığını kaybetmiş siyasallaşmış yargı kurumlarıdır. Çünkü 86 milyonun artık tek bir ferdinin dahi yargıya ve aldıkları kararlara zerre güveni kalmamıştır. Bugün adaletsiz yargı dağıtanlar bilmelidir ki bir gün bağımsız yargı herkese lazım olacak.”
PİRHA-Şırnak’ta 25 Kasım eylemini takip ederken darp edilerek gözaltına alınan gazeteciler, İHD’ye başvuruda bulundu. Polis şiddetini çekmelerini istemedikleri için gözaltına alındıklarını söyleyen MA Muhabiri Zeynep Durgut, “Gözaltında da polislerin işkencesine, hakaretlerine maruz kaldık. Araç içerisinde saatlerce kelepçeli bir şekilde bekletildik. Yaşananları topluma duyurmaya devam edeceğiz” dedi.
Şırnak’ta 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yapılan eylem sırasında darp edilerek gözaltına alınan ve teknik ekipmanları kırılan gazeteciler, İnsan Hakları Derneği (İHD) Şırnak Şubesi’ne başvurdu.
Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Zeynep Durgut ve Ömer Akın ile JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin, başvuru sonrası dernek binasında açıklama yaptı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan ile İHD Şırnak Şube Eşbaşkanı Haşım Toğurlu da açıklamaya katıldı.
“BİZİM ŞİDDETİ ÇEKMEMİZİ İSTEMEDİLER”
Eylemci kadınlarla birlikte gözaltına alındıklarını söyleyen MA muhabiri Zeynep Durgut, “Polisler bizi tanımasına rağmen gözaltı yaptılar. Çünkü bizim şiddeti çekmemizi istemediler. Gözaltında da onların işkencesine, hakaretlerine maruz kaldık. Araç içerisinde saatlerce kelepçeli bir şekilde bekletildik. Yaşananları topluma duyurmaya devam edeceğiz” diye belirtti.
“ŞİDDETE MARUZ KALDIK”
JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin ise, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde şiddete maruz kaldık. Gültekin, kadın olmaları ve özgür basın çalışanı olmaları nedeniyle şiddete maruz kaldık. İktidara yakın basın mensuplarına bir müdahale edilmezken, biz tehdit edilerek gözaltına alındık. Kadınlar da işkenceyle gözaltına alındı. Bu işkence görüntüleri biz gözaltına alındığımız için çekilmedi. Kameramı kırmak için şiddet uyguladılar. Bunun sonuncunda parmağımda çatlak oluştu” diye belirtti.
“NE İŞKENCE NE DE TUTUKLAMA BİZLERİ YILDIRMAYACAK”
MA muhabiri Ömer Akın ise şunları dile getirdi:
“Gözaltına alındıkları gün Anadolu Ajansı ve iktidara yakın medya kuruluşlarının muhabirlerinin de olduğuna ancak onlara herhangi bir engelleme yapılmadı. 10-15 polis etrafımı sardı. Kameramı zorla benden alıp, tekme ve yumruklarla darp ettiler. Sesleri kendi kameralarına girsin diye ‘direnme’ diye bağırıp darp etmeye devam ediyorlardı. Bu esnada kameramın yere vurulduğunu gördüm. Daha sonra beni yüzüstü yere yatırıp sırtıma çıktılar. Ardından yerdeyken plastik kelepçeyle ters kelepçe yaptılar. Araca bindirildikten sonra polislerden biri küfür edip, ‘sana çekme demedik mi?’ dedi. ‘Darp yoktur’ raporu verildi. TEM polisi, ‘seni bir daha buralarda görsem daha çok döveriz’ diye tehdit etti. Gözaltına alındığım sırada çektiğim görüntülerin silinmesi için kameram polisler tarafından kırıldı. Emniyetteyken yanıma getirilen kameramı kontrol ettiğimde kameranın SD kart okuyucu bölümünün kırıldığını gördüm. Gözaltına alınmadan önce çektiğim görüntüleri yok etmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Apê Musa’dan devir aldığımız gelenekle bugün de yarın da çalışmaya devam edeceğiz. Ne işkence ne tutuklama bizleri yıldırmayacak.”
“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”
İHD Şırnak Şube Eş Başkanı Haşim Toğurlu ise, “Başvuruların detayına baktığımız zaman kolluk kuvvetlerinin orantısız bir şekilde işkenceyle kendilerini gözaltına alındıklarını dile getirdiler. Buna ilişkin savcılığa suç duyurusunda bulunacağız” dedi.
PİRHA- Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), üyelerine yönelik polis baskısı nedeniyle basın açıklaması yaptı. Platform adına konuşan Hasan Akman, terör demagojisi ile devrimci güçlerin özel hedef haline getirildiğini söyledi.
Polis baskısına maruz kaldıklarını ifade eden BDSP üyeleri, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Platform adına konuşan Hasan Akman, devrimcilerin baskı ve zorbalıkla sindirilmeye çalışıldığını ifade ederek, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından baskıların arttığını da söyledi.
TACİZ, TEHDİT, AJANLAŞTIRMA!
Hasan Akman, terör demagojisi ile devrimci güçlerin özel hedef haline getirildiğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı:
“Özellikle Ankara’da sermaye devletinin polisi bu çerçevede burjuva hukukunu da ayaklar altına alarak her türlü pervasızlığı sergiliyor. Yapılmak istenen eylemlerde uygulanan devlet terörüne, ilerici-devrimci faaliyete yönelik her türlü engelleme girişimine yine ilerici-devrimci kurumlara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklama saldırıları eşlik ediyor. Bununla birlikte kurumlarımız taciz ediliyor, dostlarımız baskı ve tehditlerle ilerici-devrimci fikirlerden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
BDSP olarak Ankara polisinin bu pervasız saldırıları ile bugüne kadar sayısız kez karşı karşıya kaldık. Sistematik olarak hayata geçirdikleri saldırılarla sürekli olarak faaliyetimize yönelik engelleme girişimlerinde bulundular. Yeri geldi eylemlerde yoldaşlarımızı özel hedef haline getirdiler, kemiklerini kırdılar, yeri geldi sözde yargı kurumunu da harekete geçirerek yoldaşlarımızı tutsak ettiler. Son bir yıldır ise sistematik bir şekilde yoldaşlarımıza ve faaliyetimize yönelik yeni bir saldırı hesabı içinde olduklarını görüyoruz. Yoldaşlarımızın içinde faaliyet yürüttükleri kurumlara yönelik tacizlerin yanı sıra bu kurumlara gelip giden, faaliyetlerimize ve etkinliklerimize katılan dostlarımız da baskı ve tehditlerle yıldırılmaya çalışılıyor. Hatta yer yer kimi örneklerde gördüğümüz üzere ajanlaştırılmaya çalışılıyor.”
“TERÖRİST ARIYORLARSA AYNAYA BAKABİLİRLER”
Hasan Akman, üyelerinin telefon üzerinden belirli aralıklarla taciz edildiğini aktarırken, yaşananlara dair şu bilgileri de paylaştı:
“Haklarında hiçbir yargı kararı olmayan yoldaşlarımız, terörist olarak lanse edilerek yoldaşlarımızla teması sürdürmeleri durumunda kendilerine de “terörist” muamelesi yapılacağı söyleniyor. Kendilerini etkinliklere kimin/kimlerin davet ettiği sorgulanarak, yoldaşlarımıza yönelik yeni bir saldırının hazırlıkları yapılıyor. Hatta bir kısmına “işbirliği” teklif edilerek ajanlaştırılmak isteniyor.
Biz gerçekleştirilen basın açıklamalarında bile hangi cümlenin kurulup hangisinin kurulamayacağına karışma cüretini kendinde bulan Ankara polisinin bu hukuksuz ve pervasız uygulamalarına şaşırmıyoruz. Ama buradan şunu söylemek istiyoruz: Eğer terörist arıyorlarsa aynaya bakabilirler. İnsanları tehdit ve zorbalıkla ilerici-devrimci düşüncelerden, mücadeleden koparabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onların baskı ve tehditleri bize ne kadar haklı ve onurlu bir çabanın içinde olduğumuzu gösteriyor. Ve ne yaparlarsa yapsınlar sosyalist fikirlerin yayılmasına, sosyalizm mücadelesini büyütme çabamıza engel olamayacaklar.”
PİRHA-Son dönemde AKP hükümetinin Alevilerin üzerine gittiğini söyleyen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, PSAKD Sarıyer Şubesi/Zeynep Yıldırım Cemevi’nin kapılarının polis tarafından kırılmasına tepki gösterdi. Kamilağaoğlu, “Bu bir skandal. Sadece Alevi kurumlarının değil diğer sivil toplum örgütlerinin de Alevilerin yanında olup ses vermesi, destek olması gerekiyor” dedi.
Polisin Sarıyer Armutlu Mahallesi’nde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi/ Zeynep Yıldırım Cemevi’ne 13 Ekim günü sabah saat 06.00 sıralarında operasyon yaparak cemevinin kapılarını kırmasına Alevilerin tepkileri sürüyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Armutlu’da bulunan PSAKD Sarıyer Şubesi/Zeynep Yıldırım Cemevi’ne yapılan polis operasyonuna tepki gösterdi.
“POLİSİN RIZALIK ALMADAN GİRMESİ ASLA KABUL EDİLEMEZ”
Cemevlerinin Alevilerin evi, mekanları olduğunu dile getiren Kamilağaoğlu, “Bizim evimize rızalık almadan girip polisin taciz etmesinin asla kabul edilebilir bir tarafı yok. Geçmişte Gezi olaylarında insanlar camiye ayakkabılarıyla girmedikleri halde devlet erkanı ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere bu yalan haberi yıllarca dillendirdiler. Hala da konuşuyorlar. Ama sıra Alevilerin cemevlerine gelince herkes susuyor” dedi.
“ORASI ALEVİ KADINLAR AÇISINDAN ÖZEL BİR MEKAN”
Kamilağaoğlu, polisin kapılarını kırdığı Zeynep Yıldırım Cemevi’ne dair de şunları söyledi:
“Orası, o mekan sıradan bir mekan değil aslında. Benim için de öyle. Armutlu mahallesindeki Zeynep Yıldırım Cemevi çok özel bir mekan. Alevi kadınlar açısından da özel bir mekan. Çünkü sevgili Zeynep’in adını taşıyor. Bunu biz kabul etmiyoruz. Son dönem Alevi kurum yöneticilerinin üzerine gidiyorlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerine arkadan kelepçe vurdular. Madımak Hafıza Merkezi’nde çalışan Sena Şat gözaltına alındı. Diğer yandan cemevlerimize yapılan baskın ve bu son gelinen noktanın kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Sadece Alevi kurumlarının değil diğer sivil toplum örgütlerinin de Alevilerin yanında olup ses vermesi, destek olması gerekiyor. Bu gerçekten büyük bir skandal.”
PİRHA- İstanbul Adliyesi önünde polis şiddetine uğrayan ve ters kelepçeyle gözaltına alınan Alevi kurumları yöneticileri ve Alevi yurttaşlar, Şişli’de basın açıklaması yaptı. Dün gözaltına alınanlardan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yaptığı açıklamada, polisin, sınırlarını ve yetkisini aşarak Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlediğini belirtti. Erçe, savcıları göreve çağırarak, yetkililerin açıklama yapmasını istedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in duruşması dün görüldü. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Çağlayan Adliyesi önünde davayı takip eden ve basına bilgi vermek isteyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, PSAKD Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz, AKD Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Şehitleri Şube Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, PSAKD Kartal Şube Başkanı Ali Yürümez, ABF Yöneticisi Alaattin Türkoğlu, Gazi Şehitleri Şube Yöneticisi Hüseyin Ördek polis tarafından ters kelepçe takılarak gözaltına alınmıştı.
Söz konusu polis şiddetini protesto etmek için Alevi kurumları temsilcileri ve Alevi yurttaşlar İstanbul Şişli’de Cevahir AVM önünde bir araya geldi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları adına yaptığı basın açıklamasında, polisin, sınırlarını ve yetkisini aşarak Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlediğini belirtti. Erçe, “Bu durum ülkemizin içinde bulunduğu utanç verici durumu fazlasıyla açıklamaktadır. Bunun sorumluları hukuk önünde derhal hesap vermelidir. Savcıları ve konuyla ilgili tüm yetkililerin gerekli açıklamaları yapmalarını bekliyoruz” dedi.
“POLİS SINIRLARINI AŞTI, SUÇ İŞLEDİ”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu, Britanya Alevi Federasyonu, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı, Demokratik Alevi Dernekleri, Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi adına yap ortak yapılan açıklamanın tamamı şöyle:
“Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir hukuksuzlukla yüz yüze gelmeyelim. Hemen hemen her gün hak mücadelesi yürüten farklı kesimlere yönelik iktidarın baskı, şiddet, gözaltı ve tutuklamaları yaşanmaktadır. Biz Alevi yurttaş ve kurumları da bundan fazlasıyla nasibimizi almaktayız.
Bunun son örneklerinden birisi de dün yaşandı. PSAKD Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan Gün ve Şube Yöneticisi Şimal Deniz’in yargılandığı dava sonrası, Çağlayan adliyesi önünde basına bilgi vermek isteyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurum temsilcileri, Cemevi başkanları ve aileler, önce ablukaya alındı, sonrasında şiddet kullanılarak ters kelepçe ile gözaltına alındılar.
Basına açıklama ve düşünceyi ifade etmek, Türkiye’nin hem taraf olduğu uluslararası sözleşmelere hem de anayasaya göre tartışılmaz bir haktır. Polis, sınırlarını ve yetkisini aşarak, bu hakkın kullanımını engellemiş ve Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlemiştir. Bu durum ülkemizin içinde bulunduğu utanç verici durumu fazlasıyla açıklamaktadır. Bunun sorumluları hukuk önünde derhal hesap vermelidir. Savcıları ve konuyla ilgili tüm yetkililerin gerekli açıklamaları yapmalarını bekliyoruz.
“GÖZALTILARLA KORKUTULMAK İSTENİYORUZ”
İktidarın, tüm toplumu zapturapt altına aldığı bu dönemde, Madımak Katliam Davası’nın zaman aşımına uğratılması, katillerinin serbest bırakılması, okullarda ÇEDES ve benzeri protokol ve projelerle eğitimin gittikçe dinselleştirilmesi, Kültür bakanlığı marifetiyle yürütülen asimilasyon ve toplumumuzu parçalama girişimlerinin olmasının boşuna olmadığını biliyoruz. Tüm bunlara karşı İzmir’deki “Laik Eğitim, Laik Yaşam ve Eşit Yurttaşlık” mitingi ve aralıksız devam eden hak mücadelemizin devamında bu göz altılarla korkutulmak isteniyoruz. Korkup geri duracağımızı düşünenlere, tarihimize bakmalarını salık veririz. Biz Alevi kurumlarının bu faşist uygulamalara ve gericiliğe karşı en önde durmaya devam edeceğimizin bilinmesini isteriz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyenlerdeniz. Zalime boyun eğmeyen Hüseyni duruşun temsilcileriyiz.
“BİZ ASİ VE ASİL PİRLERİMİZİN TORUNLARIYIZ”
Şu bilinmelidir ki;
Biz Aleviler asi ve asil dedelerimizin, pirlerimizin torunlarıyız. Bizler Hallac-ı Mansurların, Pirimiz Pir Sultan Abdalların torunlarıyız. Bizler, Menekşe-Koray’larla, Asım Bezirci’lerle, Berkin’ler, Ali İsmail Korkmaz’larla aynı soydanız. Bize yakışmaz İmam Hüseyin’in biat etmediği Emevi zihniyetine biat etmek. Bize yakışmaz Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın boyun eğmediği Hınzır Paşalara boyun eğmek. Bize yakışmaz ölümü gülümseyerek karşılayan dostlarımızın gülüşünü yere düşürmek.
Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi bir olmak, iri ve diri olmamızın ön şartıdır. Bizler, Alevi, Sünni ve her türlü inanç, Kürt, Türk, Ermeni ve her etnik kimlik, kadın, emek ve çevre düşmanlığı yapmayan her kurum ve Can’la yan yana olmak, bir arada durmak zorundayız.
“TÜRKİYE KARANLIĞA GİDİYOR”
Türkiye mevcut iktidarın yeni uygulamalarıyla her gün biraz daha karanlığa doğru hızla gitmektedir. Bu durumdan hemen hemen herkes payını fazlasıyla almaktadır. Hak hukuk, düşünce, örgütlenme ve inanç özgürlüğü, insanca yaşam hakkı herkesin sorunudur. Bu sorunların sadece Alevilerin sorunu olmadığını biliyoruz.
İktidar, yaşanan derin ekonomik krizi, yoksulluğu, işsizliği ve açlığı gizlemek, üstünü örtmek için toplumun belli kesimlerini tevekküle ve şükür etmeye yönlendirirken, buna karşı çıkan demokrasi güçlerini de baskı ve şiddetle susturmaya çalışmaktadır.
“TÜM GÜÇLERİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Biz aşağıda imzası bulunan Alevi kurumları, demokrasiden, barıştan, özgürlüklerden, laiklikten, adil paylaşımdan, hukuktan ve adaletten yana olan tüm güçleri birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Çünkü biliyoruz ki iktidar, her farklı kesimi tek başına zapturapt altına alarak, yalnızlaştırmakta ve etkisizleştirmektedir. Ülkemizin, açlığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, tekçiliğe ve hayatın tüm alanlarının dinselleştirilmesine asla rızamız yoktur.
Dün Çağlayan adliyesi önünde, tamamen hukuksuz bir şekilde ters kelepçe uygulamak suretiyle gözaltı uygulaması yapan İstanbul Emniyeti Güvenlik Şube görevlileri için suç duyurusunda bulunacağımızı ve Bundan sonra Alevilere yönelik hiçbir hak ihlalini, zorbalığı Divana bırakmayacağımızı buradan sizler aracılığı ile kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Biz Aleviler, Ulu divanı bu dünyada kuracağız.
Ya hep beraber olacağız ya da iktidarın zulmü altında ezileceğiz
O yüzden diyoruz ki gelin canlar bir olalım, zulme karşı birlikte mücadele edelim
Biz Aleviler hiçbir zaman zulme boyun eğmedik, eğilmedik, eğilmeyeceğiz.”
PİRHA- İstanbul Adliyesi önünde polis tarafından ters kelepçelenerek ve şiddete uğrayarak gözaltına alınan Alevi kurum temsilcileri bugün saat 17.00’de Şişli’de Cevahir AVM önünde basın açıklaması yaparak polis şiddetini protesto edecekler.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in duruşması dün görüldü. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Mahkemenin bu kararına ilişkin adliye önünde açıklama yapmak isterken gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, PSAKD Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz, AKD Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Şehitleri Şube Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, PSAKD Kartal Şube Başkanı Ali Yürümez, ABF Yöneticisi Alaattin Türkoğlu, Gazi Şehitleri Şube Yöneticisi Hüseyin Ördek, bir süre sonra serbest bırakıldılar.
Polis şiddetine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “75 yaşındaki amcamız da dahil ters kelepçeyle, polis şiddetiyle gözaltına alındık. Araçta özellikle gençlere yapılan şiddete tanık olduk. Alevi kurumları olarak bu polis şiddetini kınıyoruz. Bu bir gözdağı. Alevi kurumlarına da, emek güçlerine de, demokrasi güçlerine de bir gözdağıydı” dedi.
Gözaltına alınan Alevi kurum temsilcileri, demokrasi güçlerinin katılımıyla bugün saat 17.00’de İstanbul Şişli’de Cevahir AVM önünde basın açıklaması yaparak polis şiddetini protesto edecekler.
PİRHA- Akbelen Ormanlarında kesimin devam ettiğini belgelemek amacıyla ormana giden yaşam savunucuları, idari para cezası kesilerek ormandan çıkarıldı. Direniş alanında yapılan açıklamada ise termik santrallerin kapatılma kararı hatırlatılarak kesimin hukuksuz olduğu belirtildi.
Muğla’nın Milas İlçesinde Akbelen Ormanı’nın Limak Holdinge bağlı Yeniköy Kemerköy Termik Santrallerine kömür madeni sağlamak için kesilmesine karşı direniş üçüncü gününde devam ediyor.
Sabah saatlerinde içlerinde bir avukat, iki basın mensubu, yaşam savunucuları ve İkizköy sakinlerinin bulunduğu heyet kesim alanına gitti. Burada kesimin devam ettiğini görüntüleyen yaşam savunucuları jandarma ve polis tarafından engellenmek istendi.
Köylüler korsan eylem yaptı, ablukaya alındı. 10 köylü kimlik tespiti yapıldıktan sonra serbest bırakıldı.
KESİM DEVAM EDİYOR
Ormanda kesimin devam ettiğini belirten Nejla Işık, eylemci köylülerden bir kısmının zorla ormandan çıkarıldığını belirtti. Işık, “Burası jandarma mevkisi ama polis, arkadaşlarımızı gözaltına almaya çalıştı. Polis karışamaz. Jandarma bize engel olamaz, bize değil ,Limak’a engel olsunlar. Burayı dağıtmak istiyorlar” dedi.
İDARİ PARA CEZASI KESİLDİ
Ardında konuşan Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) üyesi Umay Karabaş da 2005 yılından bu yana termik santrallerin kapatılma kararı olduğunu, dolayısıyla kesimin hukuksuz şekilde devam ettiğini belirterek, “Zaten özü yok davanın. Burada ciddi bir mücadele sürüyor. Termik santraller kapatıldığında işsiz kalacağını söyleyen işçiler adil dönüşümle istihdam mümkün. Termik santraller çalışmadığı durumda ona verilen teşviklerle yüzlerce binlerce işçi istihdam edilebilir” şeklinde ifade etti.
Kesim işlemlerini görüntülemek isteyenler hakkında gözaltı kararı çıkarılamayınca idari para cezası kesilerek serbest bırakıldı.
JANDARMA, DENİZ GÜMÜŞEL’İ ALIKOYDU
İkizköy Çevre Komitesi üyesi Deniz Gümüşel ise savcılığın gözaltı kararı olmamasına rağmen jandarma tarafından alıkonuluyor.
PİRHA – KESK’in 17 Aralık’ta Tandoğan meydanında yapmayı planladığı miting Ankara Valiliği’nin engeline takıldı. Kararı Meclis önünde protesto etmek isteyen sendika yöneticileri bir kez daha polis müdahalesiyle karşılaştı. Antalya KESK üyeleri de yasak kararını protesto etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK)17 Aralık Cumartesi günü Ankara Tandoğan Meydanı’nda gerçekleştirmek istediği ‘Seçim bütçesi değil, geçim bütçesi istiyoruz’ mitingi Ankara Valiliği tarafından engellenmişti. Kararı protesto etmek için TBMM önünde bir araya gelmek isteyen sendika yönetici ve üyelerine burada da müdahalede bulunuldu.
Kolluk güçleri, Meclis çevresini ablukaya alarak sendika temsilcilerinin TBMM kampüsü çevresine yaklaşmasına izin vermedi. Basın görevlilerinin de görüntü almasını engelleyen polisler, CHP ve HDP’li milletvekillerinin ısrarı ardından sadece temsili sayı ile Meclis kampüsü dışarısındaki park içerisinde açıklama yapılabileceğini iletti.
“ÇARK, ZENGİNİ DAHA ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”
KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, bütçe taleplerini iletmek üzere TBMM önünde açıklama yapmak istediklerini belirterek “Hayat pahalılığından, işsizliğe, hukuk ve adaletten iç ve dış politikaya kadar her alanda adeta çıkmaz bir sokağa sürüklenmiş bulunuyoruz” dedi. Bozgeyik, polis engelini de kınayarak şu açıklamayı yaptı:
“Bin bir çeşit Ali Cengiz oyununa başvurulan resmi rakamlar bile artık bu ülkede yaşanan işsizliği, hayat pahalılığını gizlemeye yetmiyor. Ama ülkeyi yönetenler ‘Gelişmiş ülkelerde bile raflar boş, dünya hatta gelişmiş batı ülkeleri bizi kıskanıyor’ nutukları atıyorlar.
Evet, ülkede market rafları dolu ama bizim cüzdanlarımız, ceplerimiz boş. Marketleri, pazarları artık müze gezer gibi dolaşıyoruz. Raflardaki her şey el yaktığı için bakıp, bakıp çıkıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk. Kış kapıya dayandı. Doğalgaz, elektrik faturası kâbusumuz yeniden başladı.
Evet çarklar dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor.
17 Aralık’ta Ankara’da gerçekleştireceğimiz ‘Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz’ şiarlı mitingimize ilişkin Ankara Valiliği tarafından verilen cevap bunun son örneğidir.
Ankara Valiliği haftalar önce Tandoğan meydanı için yaptığımız başvuruya uzun süre cevap vermemiştir. Dün saat 10’da yani mitinge 48 saat kala verilen cevapta ise miting yerinin Anıtpark olarak belirlendiği bildirilmiştir. Üstelik miting kısa bir saat dilimi ile sınırlandırılmak istenmiştir.
Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Hepimiz biliyoruz ki bugün TBMM’de görüşmeleri tamamlanacak olan bütçe de yıllardır bizlere, halka dayatılan Kölelik ve Yoksulluk Programının bir parçasıdır.
Nitekim daha önceki bütçeler gibi bu bütçede de işçiler yine yok. Kamu emekçileri yine yok. Açlık sınırı altına itilen on milyon asgari ücretli, 3 bin 500 TL ile açlık sınırının yarısına bile denk gelmeyen bir maaş reva görülen milyonlarca emekli yok. Kadınlar, gençler yok. Kamu hizmetlerine, eğitime, sağlığa, ulaşıma yatırım yok.”
Meclis önüne gidemeyen KESK üyeleri ise Selanik Caddesi girişinde bekletildi. Mehmet Bozgeyik ve beraberindeki grup, Meclis yakınında yaptıkları açıklama ardından engellenen sendikalılarla buluştu. Kitlenin basın açıklaması konusunda ısrarı ardından polislerle müzakere yapıldı. Selanik Caddesi’nde trafik akışı durdurularak Meclis önünde yapılmak istenen basın açıklaması okundu.
KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, “Bu ülkede yaşanan bütün hukuksuzlukları protesto ediyoruz” diyerek şu talepleri sıraladı:
“Temel tüketim maddelerine son iki yıl içinde yapılan zamların geri alınması, Mali kayıplarımızın yaşanan gerçek hayat pahalılığı ve yoksulluk sınırında yaşanan artış temel alınarak telafi edilmesi,
Vergide adaletin sağlanması, az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınması,
Tükettiğimiz her şeyden alınan dolaylı vergilerin düşürülmesi,
Gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesi,
Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıkların kaldırılması, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınması,
Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesi
Kamu hizmetlerinin tasfiyesine, özelleştirmelere, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan hazine garantilerine son verilmesi,
Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılması,
Her türlü güvencesiz istihdama son verilmesi,
Engelli yurttaşların erişebilirlik sorununun çözülmesini, engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi,
Kaynaklarımızın savunmaya, güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; adaletin tesis edilmesi, emek, barış ve demokrasi için kullanılması.”
ANTALYA
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Antalya Şubeler Platformu yarın (17 Aralık) Ankara’da “Artık yeter! Emekten halktan yana, seçim bütçesi değil geçim bütçesi istiyoruz” şiarıyla gerçekleştirilecek olan mitingin yasaklanmasına ilişkin açıklama yaptı.
Attalos Heykeli önünde yapılan açıklamayı KESK Antalya Şubeler Platformu adına dönem sözcüsü Eğitim Sen Şube Başkanı Nurettin Sönmez okudu.
Miting yasağının, anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı ile örgütlenme, ifade ve düşünce özgürlüğüne darbe olduğunu belirten Sönmez, “Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. Bu yasaklama ve engellenmeler bize geri adım attıramayacaktır. Bu hukuksuzluklar silsilesi son buluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Gelin, insanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için-emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” ifadelerine yer verdi.
25 Kasım Kadın Platformu, Taksim’deki yürüyüşte kadınlara şiddet uygulayan polisler hakkında suç duyurusunda bulunarak, “Tüm işkenceci polisler yargılanana kadar mücadelemiz sürecek” dedi.
25 Kasım Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Taksim’de gerçekleştirdikleri yürüyüşte ortaya çıkan polis şiddetine dair Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde açıklama yaptı. Çok sayıda kadın ve hukukçunun katıldığı açıklamada, “Kadınları değil erkek şiddetini engelle” pankartı açılırken, sık sık “Yaşasın kadın dayanışması”, “Kadınları değil katilleri engelle” ve “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları atıldı.
ŞİDDET GÖREN KADINLARA ÇAĞRI
Platform üyesi Feride Eralp, 25 Kasım gecesi 200’den fazla kadının gözaltına alındığını ve ağır şiddete uğradığını aktardı. Eralp, “Bu da yetmedi 27 Kasım’da da kadınlara yönelik saldırı, şiddet ve gözaltılar devam etti” dedi. Kitlesel suç duyuruları için “25 Kasım Kadın Platformu’na ulaşın” çağrısı yapan Eralp, “Bizimle birlikte o gece şiddete uğrayan tüm kadınlar, LGBTI+’lar hep birlikte suç duyurularımız devam etsin” diye kaydetti.
Suç duyurusuna dair açıklamayı okuyan Meltem Yalçın ise, “25 Kasım gecesi yaşananlar kamu düzeninin kimin bozduğunu, toplumsal iç barışı kimin tehdit ettiğini, kimin hak ve özgürlükler sorunu yarattığını bir kez daha açıkça gösterdi” dedi.
Polislerin hakaret ve taciz içeren sözlerine maruz kaldığını ifade eden Yalçın, şunları belirtti:
“Bayıltarak, kimimizin bacağını kırarak, kimimizi kan içinde bırakarak ve ters kelepçe yaparak bizleri gözaltına aldı. Gözaltılar sırasında bilinçli olarak ölüme ve ya sakat bırakmaya sebebiyet verebilecek kadar ağır darp, trans kadınlara dönük taciz ve transfobi, tutanaksız olarak telefonlara ve dijital aletlere el konulması, gözaltında çıplak arama dayatması, doktorların şiddete maruz kalan arkadaşlarımızı muayene etmemesi, şikayetlerini kayıt altına almaması başta olmak üzere pek çok hak ihlali, daha birçok keyfi işlem ve işkence yöntemi uygulandı. En az 216 kadın gözaltına alındı. İki arkadaşımız Selimpaşa Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildi ve haklarında sınır dışı kararı çıkarıldı.”
Polis şiddetini normalleştirmeyeceklerini vurgulayan Yalçın, “Suç duyurularımız ve disiplin soruşturması başvurularımız devam edecek. Biz kadınlar haklarımızdan, hayatlarımızdan, mücadelemizden, özgürlüğümüzden, eşitlikten asla vazgeçmeyeceğiz. Sokaklarda görüşmek üzere” diye kaydetti.
AVUKATLAR DA POLİS ŞİDDETİNE MARUZ KALDI
Platform avukatlarından Diren Gökmen de gözaltına alınan kadınların maruz kaldığı şiddeti anlattı. Bu durumu belgelemeye çalışan avukatların da polis şiddetine maruz kaldığını söyleyen Gökmen, şunları dile getirdi:
“25 Kasım gecesinde de Vatan Emniyet’te müvekkillerimizle görüşmemiz engellendi. Daha sonra polis amirlerinin ‘süpürün’ emriyle müvekkillerimizle görüşmeye çalışan avukatlar olarak polis şiddetine maruz bırakıldık. Kağıthane’de de gözaltı listesine avukatlar olarak ulaşamadık, görüşmelerimiz engellendi. Saatlerce ters kelepçeyle bekletilme durumuna müdahale etmemiz engellendi.”
Şiddete uğrayanların kendilerine ulaşmasını isteyen Gökmen, “Bu işkence ve kötü muamelenin peşini bırakmayacağız. Yargılanana, ceza alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.”
“FAİLLER YARGILANANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”
Yürüyüşte beş polis tarafından şiddete maruz kalan AvukatFulya Dağlı, “Sanmasınlar ki bu işkence, gözaltı ve saldırılar sonrası mağdura dönüşüp, evlerimize kapanacağız ve yorganların altında depresyona gireceğiz. Tüm neşemizle, dayanışmamızla, kız kardeşliğimizle buradayız. Mücadeleye devam ediyor olacağız. Bizler yıllardır bu şiddet biçimiyle mücadele eden kadınlar olarak bize artık işlemiyor. Çünkü biz bunun panzehrini yüz yıllar önce bulduk. Kadın dayanışmasıyla erkek-devlet şiddetine direnmeye, failler yargılanana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU
Tekrardan söz alan Feride Eralp, Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilen ve haklarında sınır dışı edilme kararı çıkarılan iki kadının durumuna dikkat çekti. Eralp, karara karşı itiraz süreçlerinin devam ettiğini aktararak, “Kadın eylemine katılması, hakları ve hayatlarına sahip çıkmasının bir kadın için sınır dışı edilme sebebi olması asla ve asla kabul edilemez” dedi.
Açıklama “jin, jiyan, azadî” sloganıyla son buldu. Kadınlar, ardından avukatlarla birlikte İstanbul Adliyesi’nde, polis şiddeti sonucu bacağı kırılan Dilbent Türker ve diğer şiddet gören kadınlar için suç duyurusunda bulundu.
PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, yaşanan polis şiddetini Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirerek, “Devletle çeteleri birbirinden ayıran şey hukuktur değil mi? Sonuçta siz eğer hukuki birtakım zeminler üzerinden bu işleri yapmıyorsanız yaptığınız işe ‘çetecilik’ denir. Hak arayan herkes şiddete maruz kalıyor” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, polis şiddeti olaylarını Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirdi.
Hasta ve tutuklu yakınlarının adalet nöbeti eylemine yönelik polis saldırılarını ve 2014 yılında Uğur Kurt’un Okmeydanı cemevi bahçesinde polis kurşunuyla öldürülmesini anımsatarak sözlerine başlayan Kenanoğlu, cezasızlık uygulamalarına dikkat çekti.
“YAPILMAK İSTENEN TÜM EYLEMLER ENGELLENİYOR”
Kenanoğlu konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“İstanbul’da hasta tutuklu yakınları basın açıklamaları yapıyorlar her hafta Çağlayan Adliyesi önünde, yapmak istiyorlar daha doğrusu. Çocukları hapiste, hasta tutuklular var ve bunların gerekli sağlık koşullarına kavuşturulması gerekiyor, birçoğunun serbest bırakılıp dışarıda tedavi edilmesi gerekiyor. Ağır hastalar var, işte, Adli Tıp Kurumunun raporları, bu hasta tutsakların, tutukluların durumlarını çokça tartıştık burada, onun detayına girmek istemiyorum ama polisin buradaki tutumu, her hafta bu basın açıklaması İstanbul’un neresinde yapılırsa yapılsın, yapılmak istenirse istensin mutlaka engelleniyor ve sadece engelle bırakılmıyor. O anneler, yaşları çok da ileri olan bu anneler ters kelepçeyle gözaltına alınıyorlar ve -kendi beyanları- orada darp da ediliyorlar yani gözaltı aracında hastaneye götürülürken birçok yönüyle de darp da ediliyorlar.
“HUKUKUN ORTADAN KALDIRILDIĞI BİR UYGULAMAYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Şimdi, İstanbul’da farklı bir uygulama var. İstanbul’daki polisin uygulamalarına karşı yapılan şikâyetler sonucunda herhangi bir soruşturma, kovuşturma da yok. Özellikle bir isim var, hani niye bu terfi ettirilmiyor diye şaşırıyorum. Emniyet Müdürlüğü’nde görevli Hanifi Zengin; ismi çok tartışılıyor İstanbul kamuoyunda, bütün basın biliyor, bütün demokratik kitle örgütleri bunu biliyor ve bu şahsı tanıyorlar çünkü kendisi bütünüyle gazetecileri, demokratik kitle örgütlerini, halkı tehdit eden bir yapıya sahip, hakaret eden bir yapıya sahip ve kendisiyle ilgili çok sayıda şikâyet olmasına rağmen hakkında herhangi bir soruşturma açılmıyor. Burada devletle çeteleri birbirinden ayıran şey hukuktur değil mi yani? Sonuçta siz eğer hukuki birtakım zeminler üzerinden bu işleri yapmıyorsanız yaptığınız işe ‘çetecilik’ denir. Zaten uluslararası literatürde de her tarafta bu anlatılır ve bilinir. Şimdi, burada hukuk yok İstanbul’daki Emniyetin uygulamalarında hani sadece İstanbul’dan ibaret? Tabii, o da değil yani ama tümüyle hukukun ortadan kaldırıldığı bir polis devlet uygulamasıyla karşı karşıyayız.
“ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ UĞUR KURT’UN ÖLDÜRÜLMESİNDEN SORUMLU KİŞİDİR”
Geçen hafta çok tartışıldı burada, cemevleri yasası ve ‘Aleviler için şöyle iyi şeyler yapıyoruz, böyle iyi şeyler yapıyoruz’ diye övünüldü ama ben size bir isimden bahsedeceğim şimdi, bu isim Uğur Kurt’un Okmeydanı Cemevi avlusunda katledilmesinden sorumlu olan kişi. Bununla ilgili disiplin soruşturması yapılmasına ilişkin rapor hazırlanıyor ama raporu hazırlayan emekli ediliyor. Kendisi kim bu kişi? Şu anda Ankara Emniyet Müdürü olan Servet Yılmaz. Yani Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz Okmeydanı Cemevi avlusunda Uğur Kurt’un katledilmesinden sorumlu bir kişidir. Rapor var hakkında ama buna rağmen terfi ettiriliyor, raporu işleme konmuyor.
“IĞDIR VEKİLİMİZİN AYAĞINI KIRDINIZ”
Korunup kollanan bir emniyet mensubu, bir kolluk güçleri var. Bütün bu kolluk, korumalar tabii ki bir hukuk devleti, bir anayasa, bir yasa devleti olmaktan çıkartıp bir çete uygulamasına sebebiyet verdiğini ifade etmek istiyorum. Iğdır Vekilimiz Habip Eksik’e yönelik yapılan darp işlemini, bacağının kırılma işlemine İçişleri Bakanı diyor ki: ‘Siz yaptınız.’ Yani bu kadar da utanmaz, bu kadar da hakikatleri gizleyebilecek şekilde pervasızca bizi de suçlayabiliyorlar. Yani kendi vekillerimizi, kendi partililerimizi, kendi vekilimizin ayağını, bacağını kırmakla bizi suçlayabiliyorlar. Yani bu kadar pervasız da olabiliyorlar.
“İKTİDARA KARŞI HAK ARAYANLAR ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”
Değerli arkadaşlar, polislerin sonuçta uluslararası birçok alanda ve Uluslararası Af Örgütü’nün yapmış olduğu önermeler de var. Yani polislerin çalışma şekilleriyle ilgili bütün bunlara baktığınız zaman esasında bir hukuk devleti çerçevesinde, hukuk devleti normları içerisinde kalmaları gerektiğini ifade eden önermeler, maddeler de var. Bunları bir internet arama motoruna girdiğiniz zaman hepsi karşınıza çıkar ama bizdeki uygulamalar bütün bunlara yönelik değil, tam bir cezasızlık politikası içerisinde, bir polis devleti uygulaması içerisinde yürütülüyor. Gazeteciler, iktidara karşı hak arayan, bunun için sokaklara çıkan, basın açıklaması yapan herkese karşı aynı şekilde bir darp uygulaması söz konusu Türkiye’nin her tarafında. Öncelikle, polislerin hukuk çerçevesinde kalmasını sağlayacak adımların atılması gerekir. Bu konuda da tabii ki Hükûmetin sorumluluğundadır bu alan. Hükûmeti bu sorumluluğa davet ediyorum.”
PİRHA- “Gökyüzü çatımız sokaklar evimiz” eylemlerinde sürekli polisin tacizine ve tehditlerine maruz kaldıklarını anlatan üniversite öğrencisi Barış Kırmızıtaş, ekonomik krizden en çok öğrencilerin etkilendiğini belirterek, iktidarın çözüm üretmeyen politikalarına karşı birlikte hareket etme çağrısında bulundu. Kırmızıtaş, ters kelepçeyle gözaltına alındıklarında polisin bir arkadaşlarının gözüne tekme atarak kör etmek istediğini söyledi.
İktidarın yaşamın her alanında çözümsüzlük ısrarı ülkedeki ekonomik krizi gün geçtikçe çıkmaza sürüklüyor. Ekonomik krizden en fazla emekçiler, kadınlar, gençler ve çocuklar etkileniyor. Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla beraber üniversitelerine gitmek için farklı şehirlere gitmek zorunda kalan öğrenciler artan kira ve yurt fiyatları ile karşı karşıya kaldı. Barınma sorunu başta olmak üzere pek çok sorun yaşayan öğrenciler buna karşı harekete geçti.
İzmir’de “Gökyüzü çatımız sokaklar evimiz” hareketinin çağrısıyla öğrenciler 11 Eylül’den bu yana barınma sorununa dikkat çekmek için parklarda nöbet tutuyor. Nöbeti sürdüren öğrenciler, parklarda polis tacizine ve tehdidine de maruz kalıyor.
Çatımız Gökyüzü Hareketi’nde yer alan Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencisi Barış Kırmızıtaş, bu eylemi sadece kendileri için değil toplumun sesi olmak adına yaptıklarını dile getirdi. Mevcut yurtlardaki odaların ranzalar ile koğuş sistemine döndüğünü aktaran Kırmızıtaş, “Bu eylemdeki temel amaç mevcut hükümetin yarattığı ekonomik krizin sonuçlarına, öğrenciler üzerinde kendini dayatmasına tepkiydi. Halkın bütün kesimleri bu ekonomik krizden payını alıyor. Öğrenciler ev sorunu, kira ve fatura zamlarından dolayı geçinemiyorlar. Yurtlara yerleşemeyen öğrenciler evlerine dönmek zorunda kalıyor. Hükümet yeni yurtlar yapması gerekirken ranza sistemi 4 kişilik odaları 10 kişiye çıkarıyorlar. Etüt odalarındaki masalar kaldırılarak yataklar yerleştiriliyor ve 12 kişilik odalar yapılıyor. Biz öğrenciler bunu kabul etmiyoruz ve sesimizi böyle duyurmak istiyoruz” diye konuştu.
Kırmızıtaş, önceki günlerde ablukaya alınıp, darp edilerek gözaltına alınmalarına tepki gösterdi. Eyleme başladıklarından bu yana çeşitli taciz ve tehditlerle karşılaştıklarını ifade eden Kırmızıtaş şöyle konuştu:
“Biz bu eylemi sürdürmeye çalıştığımızda taciz, hakaret ve küfürler hiç dinmedi. 4 öğrenci olarak başladık. 4 kişi için 60 kişilik kolluk güçleri gelmişti. İlk günlerde bizleri darp ederek gözaltına aldılar. En temel hakkımızı protesto ile gerçekleştiriyoruz. Çadır kurulamaz gibi yasak olmamasına rağmen çadırımızı kırarak ters kelepçe ile gözaltına alındık. Hem bizleri hem de çantalarımızı ince aramadan geçerdiler. Gizli bir şekilde ve kamera kaydı alınmadan bu ince arama yapıldı. Çantalarımıza bir şeyler dahi konulmuş olabilir. Arkadaşımın gözüne tekme atarak kör etmek istediler.”
“TALEPLERİMİZ, TOPLUMUN DA TALEPLERİDİR”
Barınma, ulaşım ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamayan öğrencilerin okulu bırakmak zorunda kaldığını hatırlatan Kırmızıtaş, taleplerinin aslında ekonomik kriz kıskacında bırakılmış halkın da talepleri olduğunun altını çizerek, “Artık halk da bıkmış durumda ve bir şeylerin değişmesi gerektiğini söylüyor. İşte bu genel tepkinin öncülüğünü biz gençler yapıyoruz. Bu üniversitedeki bir öğrenci evinin genel sorunu olarak ele alınmamalı. Taleplerimiz, ekonomik krizin yansımalarını kat be kat yaşayan toplumun talepleridir. İnsanlar ev kiralarını ödeyemiyor, faturalarını ödeyemiyor. Geçinemedikleri için banyolarında kendilerini asıyor. Çocuğunun ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Halkın en somut sorunlarını biz üniversite öğrencileri çok daha fazla yaşıyoruz. Ek bir gelirimiz yok. KYK bursları ile geçinemiyoruz. Ev kiraları 4 bin TL olmuş durumda. Arkadaşlarımız ev sorunlarını çözemediğini için okulu bırakıp gitmek zorunda kaldı. Hükümet çözüm olarak bizlere bunu reva görüyor” ifadelerini kullandı.
“BASKI VE TEHDİTLER KAPIMIZIN ÖNÜNE KADAR GELDİ”
Nöbet eyleminin dışında evlerinin kapılarına kadar baskı ve tacizlerin devam ettiğine vurgu yapan BarışKırmızıtaş, “Evlerimizden çıkarken kapımızın önünde bekleyen araçlar görüyoruz. Takip ederek taciz ve küfür ediyorlar. Ailelerimizi dahi arayarak bizleri illegalize etmek istiyorlar. Bizleri bu şekilde fişleyemezler. Bütün öğrencileri dayanışmaya çağırıyoruz. Bir şeyleri değiştireceğimize dair gücümüz var” dedi.
Öğrencilerin talepleri şöyle:
“* İlk günden itibaren yetersiz kalan 850 TL’lik burs; eğitime, barınmaya ve beslenmeye gelen zamlar karşısında çoktan eridi. Bursumuz yaşanan enflasyon oranında arttırılmalı ve geri ödemeli bir şekilde verilen krediler de birikmiş borçları silinmek üzere bursa dönüştürülmelidir.
* KYK yurt ücretlerine yüzde 80 ile yüzde 100 arasında yapılan zamlar derhal geri çekilmeli. Yaşam standartları iyileştirilerek barınmanın ücretsiz olmasına dönük adımlar atılmalıdır.
* 2-3-4 kişilik KYK yurt odalarının ranza sistemiyle 8-10 kişiye çıkarılmasını kabul etmiyoruz. Koğuş değil yurt istiyoruz. Yatak kapasiteleri; ranza sistemine geçerek değil yeni yurtlar inşa ederek arttırılmalıdır.
* Tarikat ve cemaat yurtları, ideolojik dayatmaları ve baskılarıyla özgür düşüncenin ve özgür bireyin gelişimi önünde başat engellerden birini oluşturmaktadır. Bu kurumların yurtları kapatılmalı ve bu binalar KYK yurtları olarak faaliyete geçirilmelidir.
* Yemekhanelerde yapılan yüzde 100-300 arasındaki yemek zamları geri çekilmelidir. Bizler müşteri değiliz. Eğitim kurumları da birer ticaret merkezi değildir.
* Ev kiraları ve emlakların denetimsizliği; ev sahiplerine ve emlakçılara bir kara borsa alanı oluşturmaktadır. Boş evler, adeta açık arttırmaya çıkarılırcasına en yüksek ücreti verene kiralanmaktadır. Kiralar ve emlaklar denetlenmelidir.
* Her öğrenciye kırtasiye malzemesi ve kirada kalan öğrencilere ise gıda malzemesi, kira ve fatura desteği yapılmalıdır.
* Ulaşım masrafları ve yapılan son zamlar biz öğrencileri ciddi anlamda zorlamaktadır. Toplu taşıma belediyelerin bünyesinde olduğu gibi aynı zamanda ulaşım, eğitim alanının da bir parçasıdır. Ulaşıma yapılan zamlar geri çekilmelidir.
* Son olarak; eğitim, barınma ve beslenme haklarını talep ettiği için yurttan çıkarılan ve bursları kesilen tüm arkadaşlarımızın gasp edilen hakları geri verilmedir.”
CHP, basın açıklaması yapmak isteyen özel sektör öğretmenlerine yönelik tavırlarıyla kamuoyunun tepkisini çeken Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyusunda bulundu.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, dün Ankara’da düzenlediği toplantının ardından Milli Eğitim Bakanlığı önünde basın açıklaması yapmak istemiş, polis açıklamaya izin vermemişti.
Polis, basın açıklamasını Olgunlar Sokak’taki Madenci Anıtı önünde yapma kararı alan özel sektör öğretmenlerine biber gazıyla müdahale etmiş, çok sayıda öğretmen gözaltına alınmıştı. Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen’in öğretmenlere yönelik tavırları, kamuoyunun ve muhalefet partilerinin tepkisini çekmişti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda, “Öğretmenlere gaz mı sıktınız, öyle mi? Öğretmenlere şiddet uyguladınız, öyle mi? Öğretmenlere… ‘Al bunu diyen’ o kişi beni beklesin. Öğretmene yapılan bu efeliği affetmeyeceğiz” demişti.
CHP, Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mukadder Kardiyen hakkında bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. CHP’nin suç duyurusunda dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:
“Şüpheli Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde kolluk görevlisidir. Şüpheli, toplumsal olaylarda görevli kolluğun amiri olarak görev yapmaktadır. Şüpheli, bu görevi sırasında defaten ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘işkence’ suçlarını işlemiştir. Anayasal bir hak çerçevesinde barışçıl olarak yürütülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde provokatif tavırlarıyla ve görev sınırlarını aşan müdahaleleriyle defalarca demokratik bir hakkın kullanımını bilinçli olarak engellemiştir.
“HUKUKİ OLMAYAN GÖZALTI EMİRLERİ VERMİŞTİR”
Şüpheli, daha önce de hiçbir taşkınlığın bulunmadığı barışçıl birçok gösteriyi engellemiş, hukuki olmayan gözaltı emirleri vermiştir. Bu emirleri verirken de yurttaşlar üzerinde orantısız güç uygulamaktan çekinmemiştir. Ankara ilinde yapılan demokratik protestolarda, anayasal hakkını kullanan eylemcilere ya aşağılayıcı ifadelerde bulunmuş ya hakaret etmiş ya da gerekmediği halde fiziken zor kullanmıştır.
Kolluk görevlisi olmanın sorumluluğunu ve rütbesinin ağırlığını taşıyamayan şüpheli, 30 Ağustos 2022 tarihinde de yukarıda yazılı suçları işlemiştir. Bu tarihte, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın düzenlediği konferans sonrası öğretmenler tarafından bir basın açıklaması yapılmak istenmiştir. Basın açıklaması yapılması için önceden herhangi bir izin alınması gerekmemektedir. Demokratik hakkın kullanımı sırasında şüpheli, daha önceki eylemlerde de gösterdiği provokatif tavrını yinelemiş ve demokratik hakkını kullanmak isteyen öğretmenlere karşı suç içeren davranış ve eylemlerde bulunmuştur.
Somut olayda bir öğretmenin yanına giden şüpheli, kolluğa verilen davranış biçimi eğitimlerinin tamamını yok sayarak, karşısındakini aşağılar bir üslupla anayasal hakkın kullanımını engelleyeceğini açıkça ifade etmiştir. Ardından öğretmenin kendisine bağırdığı iddiasıyla (olaya ilişkin görüntülerde bağırmadığı görülmektedir) onu kolundan tutup savurarak gözaltına alınması talimatını vermiştir. Bu esnada da ‘Al bunu, Al bunu’ diye bağırarak insan onurunu zedelemiş, açıkça görevini kötüye kullanmıştır. Ardından da diğer öğretmenlerin hukuka aykırı biçimde gözaltına alınması için talimatlar vermiştir. Yalnızca basın açıklaması yapmak ve kötü şartlarda çalıştığını anlatmak isteyen öğretmenlere orantısız müdahalede bulunulmuş ve 10’dan fazla öğretmen haksız yere gözaltına alınmıştır. Şüphelinin somut olayda işlediği suçlar, medyada yoğun bir biçimde yer bulmuş, toplumda büyük bir infial ve üzüntüyle karşılanmıştır.
“BU KUTSAL MESLEĞİ İCRA EDENLERE KARŞI İŞLEDİĞİ SUÇLAR GÖZ ARDI EDİLEMEZ”
Şüphelinin orantısız ve işkence içerikli müdahalede bulunduğu, barışçıl toplantıyı gerçekleştirenler öğretmenlerdir. Öğretmenleri kamuda görev yapan-özel sektörde görev yapan diyerek ayırmak da doğru değildir. Şüpheli, kendisini yetiştirenlerin de öğretmenler olduğunu unutmuş olacak ki bir öğretmeni itip kakarak orantısız güçle gözaltına aldırabilmektedir. Şüphelinin bu kutsal mesleği icra edenlere karşı işlediği suçlar göz ardı edilemez. Kaldı ki öğretmen olsun olmasın demokratik hakkını kullanan hiç kimseye kötü muamele yapılamaz. Kolluğun gözaltı yapabileceği hallerde dahi görevini kötüye kullanma, müessir fiilde bulunma, hakaret etme, kötü muamelede bulunma ve işkence yapma hakkı bulunmamaktadır.
Çok zor şartlarda görev yapan polisimiz içerisinde maalesef her meslek grubunda olduğu gibi görevini kötüye kullanan kişiler bulunmaktadır ve bundan en çok emniyet teşkilatımız zarar görmektedir. Şüphelinin işlediği suçun bir mağduru da görevini hukuk içerisinde hakkıyla yapan kolluk görevlileridir.”
PİRHA- KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu’nun Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesine dair verdiği karara ilişkin yapmak istediği basın açıklamasına polis sert müdahalede bulundu. Polis, açıklamaya katılan kadınlara cinsiyetçi hakaretler ederken, açıklamayı takip eden gazetecilere de şiddet uyguladı.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeleri Kadın Platformu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle 20 Mart gecesi feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ne dair 19 Temmuz’da Danıştay 10’ncu Dairenin ‘yürütmeyi durdurma’ kararının iptalini reddetmesine ilişkin Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapmak istedi.
POLİSLER, GAZETECİLERİ DARP ETTİ
Açıklama öncesi Sakarya Caddesi çevik kuvvet polisleri ve gözaltı araçları ile kapatıldı. Sakarya Caddesi’nde toplanan kadınların açıklama yapmasına izin vermeyen polis, gazetecileri de alandan uzaklaştırarak görüntü çekilmesine izin vermedi.
Gazetecileri açıklamanın olacağı alanın dışına iten polis, PİRHA muhabiri Melis Ciddioğlu’nun kolundan tutup yere fırlatarak, ‘Mağdur rolü oynama’ dedi. Yine açıklamayı takip etmek isteyen ARTI TV kameramanı Kadir Devir’in şiddet uygulayan polise, ‘Sizi şikayet edeceğim’ sözleri üzerine polis, ‘İstersen sana numaramı da vereyim akşam mesajlaşalım, kime şikayet ediyorsan et’ sözlerini kullandı. Sakarya Caddesi’nden yürüyerek, KESK binasına gitmek isteyen kadınları çekmek isteyen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Emel Vural’a da şiddet uygulayan polis, çekim yaptığı makinasını ve kolunu tutarak yere fırlattı.
Açıklama yapmaları engellenen kadınlar, Sakarya Caddesi’nden, KESK Genel Merkezinin önüne ‘AKP kadınlara hesap verecek’, ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’, ‘İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz’ sloganları ile yürüdü.
KESK binası önüne gelen kadınlar burada da polis barikatları ile karşılaşınca sadece yaşadıkları polis şiddetine dair kısa bir açıklamada bulundular. Kadınlar adına açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan yaptı.
“DANIŞTAY’IN HUKUKSUZ KARARINI TANIMIYORUZ”
‘OHAL Sürüyor Adaletsizlik Büyüyor’ sloganıyla başlattıkları Adalet Nöbeti için dün KESK binası önünde yine polis şiddetine maruz kaldıklarını anımsatarak sözlerine başlayan Kablan, “Siyasallaşan yargı siyasi kararlara imza atıyor. İşte bunlardan bir tanesi olan İstanbul Sözleşmesi’nin feshi. Tek adam kararının feshine karşı bu ülkedeki barıştan özgürlükten yana mücadele yürüten kadın örgütlerinin, sendikalarının, avukatların hukuk yoluyla açmış olduğu mücadeleye bir darbeyi de 19 Temmuz’da Danıştay 10’ncu Dairesi verdi. Bugün KESK’li kadınlar ne yapmak istiyordu; bu adaletsizlik ve hukuksuzluk silsilesinin devamı olarak İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak, bu hukuksuz kararı tanımadığımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşmak istiyorduk” diye konuştu.
Bu ülkenin örgütlü kamu emekçileri içerisinde en büyük konfederasyonlarından birisi olduklarını söyleyen Kablan son olarak şunları aktardı:
“MYK üyelerimize, Şube yöneticilerimize kabul edilmeyecek insanlık dışı bir uygulama ile karşı karşıya kaldık. Sendikal eylemlerimizin en açık örneğine tanıklık ettik. Bu ülkede yıllardır kadın düşmanı politikalar hayata geçiriliyor. Sözleşmenin feshinden güç alan erkek yargıdan kaynaklı, erkekler bizlere daha fazla saldırıyor. En somut olarak, Sakarya Meydan’ında yaşadık. Polisler kadın arkadaşlarımızın kişisel bakımlarına dönük, bedenlerine ve cinsiyetlerine dönük hakaretler etti. Bunlar kayıt altına alınmadığı için bu pervasızlığa sessiz kalacağımızı mı sanıyorsunuz? Sendikamıza ait önlüklerimiz, çevik kuvvet tarafından amirlerinin gözleri önünde müdahale edilmeden arkadaşlarımızın üzerinden parçalandı. Bu şiddeti nereye koyuyorsunuz? Hangi hukuktan güç alıyorsunuz? Biz hukuksuzluğun güç aldığı yeri çok iyi biliyoruz. Bize sendikal ders vermeye çalışıldı. 20 Temmuz sivil darbesinden bu yana Ankara’da başka bir anayasa mı devrede? Bunun hesabı hukuk karşısında verilecek. Cinsiyetine, duruşuna, bedenine hakaret eden kadın arkadaşlarımızla bunun hesabını soracağız. Gün gelir devran döner, haklılığımız aldığımız güçle biz yine burada oluruz, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Dersim’de kaybolan Gülistan Doku’nun bulunması için üç gündür Adalet Bakanı ile görüşme talebinde bulunan ancak engellenen ve polis müdahalesine maruz kalan Doku ailesi, İHD Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Anne Bedriye Doku, “Ben kızımı devletten istiyorum. Kızımın başına ne geldi bilmiyorum. Ben bir anneyim ve ölene kadar bu davadan vazgeçmeyeceğim” dedi.
Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybedilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun ailesi ‘Adalet Nöbeti’ kapsamında Ankara’da kızları Gülistan Doku’nun akıbetini sormayı sürdürüyor.
Meclis’te muhalefet partileri ile görüşen aile Adalet Bakanlığı ile de görüşmek istiyor. Üç gündür bakanlıktan randevu almaya çalışan ancak polis müdahalesine maruz kalan Gülistan Doku’nun ailesi İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
Gülistan Doku’nun fotoğraflarının taşındığı basın toplantısına, Ankara Kadın Platformu üyeleri de katıldı.
Basın toplantısında ilk olarak İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut, söz aldı. Turgut, ailenin 3 gündür polis şiddetine maruz kaldığını ve bunun insan hakları başta olmak üzere hukuka da aykırı olduğunu vurguladı.
“MECLİS’TE KOMİSYON KURULMASINI BİR TEK AKP KABUL ETMEDİ”
Ardından sözü Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’ya aldı. Gülistan’ın bulunması için Meclis’te bulunan 600 milletvekiline mektup göndererek komisyon kurulması talebinde bulunduğunu söyleyen abla Doku; “Bunun cevabını almak için siyasi parti temsilcileriyle görüştük. Hepsi komisyonun kurulması için ellerinden geleni yapacağını söyledi. MHP Grup Başkanvekili ile de görüştük, AKP tamam derse biz de komisyon kurulmasına olumlu bakarız mesajı verdi. AKP vekillerine çağrımdır, Gülistan gencecik bir kadın, bütün partiler kabul etti siz kaldınız siz de kabul edin. Gülistan’ı karanlıkta bırakmayın” ifadelerini kullandı.
“BİR AİLE OLARAK KIZIMIZI VE ADALETİ İSTİYORUZ”
3 gündür Ankara’da olduklarını ve polis müdahalesine maruz kaldıklarını hatırlatan abla Doku, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Dersim’de Vali ve Kaymakamlık tarafından sürekli Adalet Bakanlığı işaret edildi bize. O yüzden buraya geldik. Adalet Bakanlığı’nın özel kalemi ile üç gündür görüşüyorum. Adalet Bakanı’nın toplantılarda olduğunu söylüyorlar. Haber bekliyoruz yanımıza gelen polisler de bize, ‘sizinle sıkıntımız yok Adalet Bakanlığı sizinle görüşmek istemiyor’ diyorlar. Bir kadın kayıp ve baş şüphelinin neden sorgulanmadığını, adil yargılama yapılmadığını soracağız. Dönemin Valisi Tuncer Soner, Zeynal Abarakov’u kendi elleriyle Rusya’ya gönderdi. Bir idari amirin görevi bir suçluyu şehir dışına çıkarmak mıdır? Yeni başsavcısı ise bize arabada, evde ve telefonda kriminal inceleme yapılabilirdi ama yapılmadı, diyor. Zaynal Abarakov Rusya’ya gittikten sonra telefonunu imha etmiş. Gülistan’ın bulunması yönünde bütün delillerin yolları kapatıldı, diyor. Bir aile kızını ve adalet istiyor. Tek istedikleri adalet. Bir çözümsüzlük var. Bu çözümsüzlük ailenin sesini bastırarak çözülemez.”
“ÖLENE KADAR BU DAVADAN VAZGEÇMEYECEĞİM”
Eski Vali Tuncer Soner’in kendilerini kandırdığını dile getiren anne Bedriye Doku ise şunları kaydetti:
“Mobbese görüntülerini hep yok etmişler. İki yıldır çalmadığımız kapı kalmadı. İki yıldır tek bir sonuç alamadık. Kızıma ne oldu? Bize yardım edin, o kız buhar olup uçmadı. Dersim küçük şehir, bu kız nerede? Şüpheliyi gözaltına alsalardı bugün Gülistan’a ne olduğunu öğrenebilirdik ve Ankara’ya gelmezdik. Baş şüpheli ‘arkam sağlamdır’ dedi. Bunun arkasında kim var? Bütün vekiller Gülistan için bir komisyon kursun. Ben kızımı devletten istiyorum. Başına ne gelmiş bana söylesinler. Kızımın başına ne geldi bilmiyorum. Bunların cevabını istiyorum, başka bir şey istemiyorum. Niye baş şüphelinin önünü kesmedi, neden onu çember altına almadılar. Ben bir anneyim. Yemedim, içmedim kızımı bugünlere getirmek için çok çalıştım. Ben ölene kadar bu davadan vazgeçmeyeceğim.”
“BEN KIZIMI OKULA GÖNDERDİM ÖLÜME DEĞİL”
Gülistan Doku’nun babası Halit Doku ise, polislerin kendilerini Adalet Bakanlığı ile görüştüreceklerini söylediklerini ama daha sonra darp edilerek alandan uzaklaştırdıklarını söyledi. Baba Doku; “Herkes bize yardım etsin. Ben burada babayım baba! Kızımı okula mı gönderdim, ölüme mi? Bütün milletvekillerine sesleniyorum. Bu koltuklar kimsenin babasının malı değil. Bizim oylarımızla, milletin oylarıyla oradalar. Komisyon kurulsun. Allah için öyle bir duruma geldim ki kızımın kemiklerini istiyorum” dedi.
‘Gülistan Doku Nerede?’ sloganıyla sona eren açıklamanın ardından Doku ailesi, Ankara Adliyesi’ne giderek, kendilerini darp eden polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.
PİRHA- Yunus ekipleri, Altındağ ilçesinde bir yurttaşı tekme tokat dövdü. Polis şiddetinden kaçmak isteyen O.P., amcasının işlettiği bakkal dükkanına sığınmak istedi ancak bu defa amca da polislerin saldırısına uğradı.
Söz konusu olay, Altındağ ilçesinde 20 Ocak’ta yaşandı. İddiaya göre; O.P. yolun karşısına geçerken bir araç süratli şekilde önünden geçti ve küçük bir çocuk ezilme tehlikesi yaşadı. O.P. aracın şoförünü uyardı. Ardından O.P. ile şoför arasında tartışma yaşandı. Olay yerine gelen Yunus ekibi, müdahalede bulundu. Yaşanan tartışma ardından Yunus ekibi, O.P.’yi tekme tokat dövmeye başladı.
Maruz kaldığı şiddet üzerine O.P., amcası F.P.’nin bakkal dükkanına sığınmaya çalıştı. Polisler, O.P.’yi dükkanın önünde de dövmeyi sürdürdü. Yeğenini kurtarmaya çalışan F.P. de polis şiddetine maruz kaldı.
F.P. ve O.P., yaşananlar ardından polisler hakkında şikayetçi olmak istedi. Ancak Yunus ekibinin amirinin, F.P. ve O.P.’den şikayetçi olmamaları konusunda ricada bulunduğu bildirildi. Amirin, F.P. ve O.P.’ye, memurları hakkında şikayetçi olmaları halinde kendi aleyhine sonuçlar doğacağını söylediği öne sürüldü. F.P. ve O.P.’nin, AKP Altındağ ilçe yönetiminin de araya girmesiyle şikayetten vazgeçtiği iddia edildi.