PİRHA-İzmir’de Kadınlar Birlikte Güçlü, Ankara’da polis ve özel güvenliklerin kadın mücadelesi ve feminist mücadele yürüten kadınlara karşı uyguladığı şiddet, tehdit ve tacize yönelik dikkat çekerek, erkek devlet şiddetine ve patriyarkal tehditlerine karşı kararlılıkla mücadele edeceklerini vurguladı.
İzmir’de Kadınlar Birlikte Güçlü, İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi binasında basın toplantısı düzenledi. “Erkek-devlet-polis şiddetine karşı mücadelemiz engellenemez” pankartının asıldığı toplantıda, basın metnini kadınlar adına Büşra Yeşilbaş okudu.
DEVLET-POLİS ŞİDDETİ
Son süreçte birçok kentte ve özellikle Ankara’ da feminist mücadele yürüten kadınlara dönük yoğun bir polis tacizinin yaşandığına dikkat çeken Yeşilbaş, “Kadınlar evlerine giderken yolları kesiliyor, iş yerlerinin önünde polis bekletiliyor ve toplantı yaptıkları alanlara polis açıkça tehdit eder şekilde gelip oradan kadınlar gidene kadar bekliyor. Ankara’da feminist mücadele yürüten arkadaşlarımızın yaptıkları her etkinliğe, atölyeye, buluşmaya polisler gelerek kadınları bulundukları alanda kriminalize etmeye çalışıyor, taciz ediyor. Erkek egemen sistemin en kaba erkeklik biçimleri devreye sokuluyor. Kadınlar polis baskısı ile aile içine hapsedilmeye ve şiddete karşı sessiz kalmaya zorlanıyor. Son olarak 2 hafta önce Ankara’da eylem yapan 3 arkadaşımız özel güvenlik ve polis tacizi ile engellenmiş, keyfi gerekçelerle göz altına alınmış ve ardından ailelerine, işyerlerine ulaşılarak tehdit edilmişlerdir” dedi.
“EMNİYET SUÇ İŞLİYOR”
Ankara Emniyeti’nin açık bir şekilde suç işlediğini söyleyen Yeşilbaş, “Arkadaşlarımızın başına bundan sonra gelebilecek her türlü şiddet ya da sorundan Ankara emniyetinin sorumlu olacağını buradan ilan ve ifşa ediyoruz. Sistematik bir şekilde yürütülen şiddet politikaları bizi asla yıldıramayacağı gibi tersine öfkemizi büyütüyor, kararlılığımızı pekiştiriyor ve isyanımızı yükseltiyor. Erkek devletin tüm mekanizmalarına yayılan bu hukuksuzluklara karşı sessiz kalmayacağımızı buradan tekrar dile getiriyoruz. Kadın dayanışmasını ve feminist isyanı da arkamıza alarak Ankara’da devlet eliyle işlenen suçlara karşı yasal başvuruların takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye belirtti.
“SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Hayatın her alanında karşılarına çıkan erkek devlet şiddetine, tacize, tecavüze ve tehditlere karşı asla sessiz kalmayacaklarını ifade eden Yeşilbaş, “Gücünü ve kaynaklarını halkın güvenliğini sağlamak yönünde kullanması gereken iktidar, içinde bulunduğu krize çıkış yolu bulamadığı için çareyi biz direnen kadınları susturmaya çalışmakta arıyor. Pandemiye, yasaklara, tehditlere rağmen evlerde, sokaklarda, atölyelerde, okullarda, işyerlerinde, kampüslerde yani yaşadığımız, nefes aldığımız her yerde mücadelemizi büyütmeye, öfkemizi örgütlemeye devam edeceğiz. Adil, eşit ve özgür bir hayatı kurmak için verdiğimiz bu mücadeleye olan inancımız erkek devlet şiddetine ve patriyarkal tehditlerine galip gelecek ve bu kararlılıkla biz kazanacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Basın meslek örgütleri, ülke genelinde gazetecilere dönük polis baskısına ‘dur’ demek için 29 Haziran’da İstanbul, Ankara ve İzmir Valilikleri önünde açıklama yapacak.
Basın meslek örgütleri, gazetecilere yönelik polis şiddetine karşı üç ilde sokağa çıkacak. “Basının nefesini kesemezsiniz!” başlığı ile duyuru yapan basın meslek örgütleri, “Gazeteciye şiddet uygulayan kamu görevlileri suç işliyor, bu gidişe hep birlikte dur demeliyiz. Tüm basın emekçilerine çağrımızdır!” diyerek İstanbul’da saat 14:00’te, Ankara’da 11:30’da İzmir’de ise 14:00’te valilik binaları önünde eylem yapacağını açıkladı.
“ELLERİNİZİ GAZETECİLERİN ÜZERİNDEN ÇEKİN”
14 Basın meslek örgütü imzası ile yapılan duyuruda şu açıklamaya yer verildi:
“Haklarını aramak için sokağa çıkan yurttaşları takip edip haberleştirmek gazetecinin kamusal görevidir. Meslektaşlarımız son günlerde tüm toplum adına bu görevlerini yürütürken ağır şiddetle karşı karşıya kalmaya başladı. Yaşananlar çok tehlikeli bir boyuta ulaştı. Taksim’de yapılmak istenen protesto eylemini izlemeye çalışan çok sayıda gazeteci darp edildi, gözaltına alınmak istendi, görüntü almaları engellendi, makinelerindeki görüntüler silinmek istendi. Ama artık gazeteciler görevlerini yaparken ölümle de yüz yüze kalıyor! Bunun son örneği Taksim’deki protestoları takip eden AFP Fotomuhabiri Bülent Kılıç’ın uğradığı şiddettir. Haksız ve hukuksuz şekilde Kılıç’ın görev yapmasını engelleyen polis, yere yatırdığı meslektaşımızın boynuna diziyle bastırarak ölümle sonuçlanabilecek bir şiddet sergiledi. Amerika’da bir polis tarafından aynı yöntemle boğazına çökülerek öldürülen George Floyd’un görüntüleri tüm dünyada infial uyandırmışken, ülkemizdeki güvenlik güçlerinin bunu örnek alırcasına şiddet uygulaması hepimizi derinden endişelendirmektedir. Emniyet güçleri bu hareketleri ile halkın gerçekleri öğrenme hakkını engellemektedir, nefessiz bıraktıkları yalnız meslektaşımız değil, halkın bu hakkıdır. Gösterileri izleyen gazetecilerin görüntü almasını engellemeye yönelik İçişleri Bakanlığı genelgesi hukuka ayrılıktan davalıktır. Tüm basın meslek örgütleri bu genelgeye tepkilerini gösterdi, Danıştay’da dava açıldı. Bu şiddet uygulamasının amacı basını bezdirmek ve görevini yapmaktan uzak tutmak ise, bu amaca ulaşmanın mümkün olmadığını bir kez daha gür bir sesle haykırıyoruz. Bu kabul edilemez anlayışı şiddetle kınıyoruz. Tepkimizi dile getirmek için tüm meslektaşlarımızı üç ilde Valilik önüne kameralarımızı, fotoğraf makinelerimizi, not defterlerimizi bırakarak, şiddeti barışçıl şekilde protesto etmeye çağırıyoruz. Gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, asla kabul etmeyeceğiz! Ellerinizi gazetecilerin üzerinden çekin! Bu ablukayı dayanışma ile kıracağız!”
PİRHA-İstanbul’un Esenyurt ilçesinde yaşayan Gökçe Yaşar isimli kadın 2 polis tarafından şiddete uğradı. Şiddet görüntüleri güvenlik kameralarına yansırken, Gökçe Yaşar’ın şiddet olayını sosyal medya hesabından paylaşarak duyurdu.
İstanbul’un Esenyurt ilçesinde yaşayan Gökçe Yaşar isimli kadın 2 polis tarafından şiddete uğradı. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, polis ekibin de bulunan diğer 3 polisin ise olaya müdahale etmeden yerde sürüklenen ve yumruk darbelerine maruz bırakılan kadının şiddet anlarını izlediği görüldü. Polisler tarafından şiddete maruz bırakılan Gökçe Yaşar’ın şiddet olayını sosyal medya hesabından paylaşarak duyurdu.
İstanbul Esenyurt’ta bulunan bir sitede meydana gelen olayda, Gökçe Yaşar isimli kadın, kendisine hakaret ettiğini belirttiği polis memuru A.C.Y. ile tartıştı. Yaşanan tartışma sonrası A.C.Y. araçtan inerek Yaşar’a şiddet uyguladı.
Yaşar’ın darptan dolayı kafasında, kolunda, çenesinde ve sırtında ödem ve morluklar oluşurken ‘görevli memura mukavemet etmek’ gerekçesiyle de gözaltına alınarak karakola götürüldü.
Gazeteci Erk Acarer polis tarafından şiddete maruz bırakılan Gökçe Yaşar’ın ifadesine ulaştı. Acarer Twetter hesabından konuya ilişkin şu paylaşımı yaptı:
“Esenyurt’ta polis şiddeti gören Gökçe Yaşar’ın ifadesine ulaştım. İddialar vahim:
▪️Aracı durdurup yolda da darp etmişler,
▪️Tecavüz ile tehdit etmişler,
▪️Polis sana benim gibi erkek lazım demiş,
▪️Esenyurt Devlet Hastanesi’nde hekim, ‘az benzetmişsiniz’ demiş. Darp raporu vermemiş!”
Yaşar, kendisine şiddet uygulayan polisler hakkında şikayetçi oldu. Konu yargıya taşınırken İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu. Polis Memuru A.C.Y.’nin ise görev yeri değiştirildiği açıklandı.
PİRHA-Baran Tursun Vakfı’nın ‘Ölmek zorunda değillerdi’ başlıklı raporun verilerine göre, polisin silah kullanma yetkisini genişleten kanunda 2007 yılında yapılan değişiklikten bugüne kadar 404 kişi yaşamını yitirdi. Ölenlerden 93’ü ise çocuk.
Baran Tursun Vakfı’nın, ‘Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı sonucunda yaşam hakkı ihlalleri raporu’ açıklandı. ‘Ölmek zorunda değillerdi’ başlıklı 59 sayfalık rapor hak savunucuları Mehmet Tursun ve Dr. Günal Kurşun tarafından hazırlandı.
2007’de AKP iktidarı İç Güvenlik Paketi’yle 2559 Sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununu (PVSK) değiştirerek polislere ‘kendi öngörüsü ve takdiriyle zor ve silah kullanma yetkisi’ vermişti. Baran Tursun Vakfı’nın açıkladığı verilere göre 2007-2020 yılları arasında faili polis olan 404 ölüm yaşandı. Ölenlerden 93’ü ise çocuk. Yaşanan ölümler polis kurşunuyla, panzer veya polis aracı çarpmasıyla ya da polis merkezlerinde şüpheli bir şekilde meydana geldi.
Raporda, son 14 yılda 93 çocuğun, 70 kadının ve 241 erkeğin öldürüldüğü bilgisine de yer verildi.
POLİS İLK SEÇENEK OLARAK SİLAHA SARILIYOR
Baran Tursun Vakfı’nın veri tabanında kayıtlı 404 vakanın analizi sonucunda oluşan raporda, şu bilgiler yer aldı:
“PVSK’de düzenlenen 16’ncı maddeye göre, ‘Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir’ deniliyor.
PVSK’de 2007 ve 2015 yıllarında yapılan değişikliklerle, polisin ateşli silah kullanma konusunda arttırılan yetkilerine tereddüt göstermeden başvurmaları sonucu, yaşam hakkı ihlallerinin önemli ölçüde arttığı gözlenmektedir. Yasanın öngördüğü gibi ‘son seçenek’ olarak silahını kullanması gereken polis, makul şüphe, öngörü ve takdir gibi yeterince eğitimini almadığı soyut kavramlara kendince bazı anlamlar yükleyerek, neredeyse ‘ilk seçenek’ olarak silahını ölümcül sonuç verecek şekilde kullanmaktadır.”
RAPORDA ÇÖZÜM ÖNERİLERİ DE YER ALDI
Raporda, sorunun çözümü için ise şu öneriler sıralandı:
* Görevli polis hakkında yaşam hakkı ihlaline ilişkin bir soruşturmanın olduğu durumlarda, söz konusu kişinin aktif görevde kalmasına müsaade edilmemeli ve terfi verilmemelidir.
* Hukuka aykırı öldürme vakalarında savcılar daha hafif suçlar yerine daima öldürme suçundan dava açmalıdır. Açılan davalar bağımsız, tarafsız ve etkili yargı organlarınca görülmeli, olası cezasızlık algısının önüne geçilmelidir.
* Polisin taraf olduğu yaşam hakkının ihlal edildiği davalarda, başta delilleri toplama ve muhafaza olmak üzere tüm iş ve işlemlerin yanı sıra soruşturmaya esas alınacak olay yeri inceleme görevi polis gücünden alınıp jandarma gücüne verilmeli, böylelikle delil yaratma ve delil karartma iddialarının önüne geçilmelidir.
* Yakınlarını kaybeden ve şikayette bulunan kişilere karşı misillemede bulunulmamasına yönelik adımlar atılmalıdır. Şikayette bulunan kişilere karşı uygulanan karşı suçlama uygulamalarına son verilmelidir.
* Tehdit altında bulunduklarını ifade eden tanıkların, mağdurların, mağdur ailelerinin ve üçüncü tarafların kendilerini emniyette hissetmelerini sağlayacak daha güçlü ve etkili koruma programlarının uygulanması bir öncelik olarak ele alınmalıdır.
* Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 4.maddesine (2559 sayılı yasanın 16.maddesine) eklenen ‘Makul şüphe, öngörü ve takdir’ gibi kavramları konusu, polise verilen eğitimlerde ayrıntılı şekilde işlenmelidir.
* Ölümcül güç kullanımının son çare olarak ve yalnızca gerektiğinde, hayat kurtarmak için kullanılabileceğinin yasalarda soyut kavramlarla değil, somut kavramlarla ve net olarak ifade edilmesi, mevzuatın uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi sağlanmalıdır.
* Mevzuattaki soyut ve son derece geniş yorumlanan yetkiler yerine, polisin silah kullanma yetkisi daraltılmalı ve kriterlere bağlanmalıdır.
* Başta durdurma, arama ve kuvvet kullanma yetkisi olmak üzere, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun nasıl uygulandığını izleyecek ve değerlendirecek, aralarında Sivil Toplum Örgütlerinin de olduğu, bağımsız ve güvenilir mekanizmalar kurulmalıdır.
* Başta Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK) ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu olmak üzere, yaşanan olayların incelenmesi ve izlenmesinde alternatif kamu kurumlarının cesaretle olayın üzerine gidebilmelerini sağlayacak imkanlar geliştirilmelidir.
* Gözaltındaki şüphelilerin sorgusu sırasında ve polis karakollarının her yerindeki video ve ses kayıt sistemlerinin sürekli çalışıyor olması garanti altına alınmalıdır. Bu kayıtlarla oynanmamalı, silinmemeli ve gözaltında insan hakları ihlalleri iddialarının soruşturmasında kullanılabilmesi için derhal ve düzenli olarak savcılığa teslim edilmelidir.
* Polis okullarında ve polisin meslek içi eğitiminde, ölümcül sonuç doğuran silah kullanma tekniklerine ‘Mobil silah’ kullanma teknikleri ve yetki sınırlarını ayrıntılı olarak açıklanmalı, eğitim yoluyla polisin mobil silah kullanma konusunda bilgi eksikliği giderilmelidir.
* Yargı kararıyla görevinde kusuru kanıtlanan polislere yönelik rücu mekanizması etkili biçimde çalıştırılarak cezasızlık algısının önüne geçilmeli ve hukuka aykırılıkların vergi mükelleflerinin kesesinden tazmin edilmesi uygulaması sonlandırılmalıdır.
PİRHA- Türkiye’de, polislerin sivillere uyguladığı şiddet görüntülerine bir yenisi daha eklendi. Bugün Mersin’de ortaya çıkan görüntülerde polislerin iki kişiyi gözaltına alırken uyguladığı şiddet kameraya yansıdı.
Türkiye’de, polislerin sivillere uyguladığı şiddet görüntülerine bir yenisi daha eklendi. Bugün Mersin’de ortaya çıkan görüntülerde polislerin iki kişiyi gözaltına alırken uyguladığı şiddet kameraya yansıdı.
PİRHA-YOL TV Muhabiri Özge Uyanık, İçişleri Bakanlığı’nın cep telefonu ile polis müdahalesini çekmeyi yasaklayan genelgesini yargıya taşıdı. Gazeteci Uyanık, yaptığı açıklamada “Halkın haber alma hakkını savunmaya ve işimizin gereğini yapmaya devam edeceğiz” dedi.
YOL TV Muhabiri Özge Uyanık, 1 Mayıs’ta Ankara’daki eylemleri takip ederken Emniyet Genel Müdürlüğü’nün genelgesi gerekçe gösterilerek polisin şiddetine maruz kalmıştı.
Özge Uyanık, cep telefonu ile görüntü almayı yasaklayan emniyet genelgesi sebebiyle görevini yapmasını engelleyen polisler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Gazeteci Özge Uyanık, suç duyurusu işlemi öncesinde Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak söz konusu genelgenin hukuka aykırı olduğunu ifade etti. Uyanık, “İşimizin gereğini yapmaya devam edeceğiz” dediği açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Bu genelgenin hiçbir şekilde basını etkilemeyeceği söylendi. ‘Basın kısıtlanmayacak’ denildi ancak bizim yaşadıklarımız bu açıklama ile çelişiyor. Kaldı ki vatandaşın da bu tür genelgelerle bir hak ihlali gördüğünde o anı belgelemesi kısıtlanmamalı. Nerede bir hukuksuzluk, insanlık dışı muamele, hak ihlali görürsek biz bunu telefon ve kameralarımızla kayıt altına almaya devam edeceğiz. Bizler işimizi yapıyoruz ve görevimizi yaparken kamusal alanda hiçbir kamu görevlisi tarafından engellenmek istemiyoruz. Bundan sonra yargının da yine basın özgürlüğümüzü koruyacak şekilde karar vermesini bekliyoruz. Bundan sonra 1 Mayıs’ta olduğu gibi diğer günlerde de halkın haber alma hakkını savunmaya ve işimizin gereğini yapmaya devam edeceğiz.”
“GENELGEYİ GERİ ÇEKİN”
Gazeteci Özge Uyanık’a CHP Ankara Milletvekili Gaye Taşcıer de destek verdi. Konuya ilişkin konuşan Taşcıer, “Çok ciddi bir anayasa ihlali var” diyerek şunları dile getirdi:
“İktidar, ülkeyi adeta genelgelerle yöneteceği, hukuk tanımaz bir sürecin içine soktu. Son yaşanan olaylarla gördük ki bu genelge bir tür anayasa ihlalidir. Hem basın özgürlüğü hem de ifade özgürlüğüne yapılan bir darbedir. Ayrıca vatandaşın haber alma özgürlüğüne de yapılan bir darbe söz konusu. İstiyorlar ki bütün basın aynı şeyleri yazsın, aynı şeyleri söylesin, iktidarı övsün. Ama kötü giden, yanlış olan hiçbir şeye değinmesin. Bu kabul edilemez. Bu genelgeyi İşçileri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yayınlandığını ifade etti. Eğer öyleyse bu genelgeyi geri çekin. Ve sorumlular hakkında gerekli ceza işlemini hemen başlatın. Yoksa her geçen gün hukuk devleti olmaktan koşarak uzaklaşılıyor.”
PİRHA- Suruç Katliamı’n 5’inci yıl dönümü dolayısıyla 20 Temmuz’da Ankara’da yapmak istediği anmaya dönük gerçekleşen polis müdahalesine ilişkin Ankara’daki gençlik örgütleri açıklama yaptı. Gençler, “5 yıldır, Suruç için adalet mücadelesi veriyoruz. 5 yıldır ‘’Suruç için adalet, herkes için adalet’’ diyoruz, demeye de devam edeceğiz” ifadelerini kullandılar.
Ankara’daki gençlik örgütleri, Suruç katliamın 5’inci yıl dönümü dolayısıyla 20 Temmuz’da kentte yapmak istediği anmaya dönük gerçekleşen polis müdahalesine ilişkin basın toplantısı yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nde yapılan açıklamaya Suruç Katliamında yaşamını yitiren 33 kişinin fotoğrafları açıldı.
Gençlik örgütleri adına açıklama yapan Doğa Emek Ünlü, Suruç Katliamı’nın 5. yıl anmasına polisin işkence ile saldırdığını ve 4 arkadaşlarının yüz felci, kırık, kas yırtılması vb. gibi şüpheler ile şehir hastanesine sevk edildiğini ifade ederek, şunları ifade etti:
“20 Temmuz günü Ankara’da Gama İş Merkezi önünde yaşanan polisin insanlık dışı müdahalesini teşhir ediyoruz. Karşılaştığımız öfkenin kaynağını iyi biliyoruz. Öfkelerinin kaynağı korkudur. Tahtlarının sallanmasının korkusudur. Korkuları Gezi’dir. Korkuları hep beraber bir ağızdan “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganını haykırmamızdır, inadımızdır, inancımızdır, kararlılığımızdır. 20 Temmuz günü bir daha gördük ki devletin bu denli vahşi saldırısı, katliamın faili olduğunun kanıtıdır. Korkuyorlar, korkmakta da haklılar, korkularını gerçeğe çevireceğiz. Buradan bir kez daha söylüyoruz; katliamların, Suruç’un, 33 arkadaşımızın hesabını soracağız.”
Ünlü, 20 Temmuz günü Güvenpark’ta okunamayan metni paylaştı. Metinde şunlar belirtildi:
“Bundan tam 5 yıl önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’un Amara Kültür Merkezi’nde katil IŞİD çetelerinin canlı bomba saldırısıyla 33 devrimciyi, 33 yoldaşımızı kaybettik. ‘’Ha düştü ha düşecek’’ diye dört gözle beklenirken katil IŞİD çetelerine karşı halkların ve enternasyonalist devrimcilerin tarihi bir direniş ve zaferiyle özgürleşen Kobani’ye, ‘’Beraber Savunduk, Beraber İnşa Edeceğiz’’ diyerek yola çıkan 33 Düş yolcusu organize biçimde katledildi. Bu katliamla hedeflenen halklar arasında kurulan köprünün kendisiydi. Hazımsızlık; bu coğrafyada yaşayan halkların kardeşleşmesineydi. Tahammülsüzlük; Gezi Direnişinin çocuklarının Kobanili çocuklarla buluşmasınaydı. Onların kanla çizdikleri sınırlarına, halklar arasındaki barış ve dayanışma sınırsızlığıyla dayanan 33’ler; devlet eliyle, IŞİD işbirliği ile katledildi.
“KATİLLERİMİZİ İYİ TANIYORUZ”
Amed, Suruç, Ankara, Sultanahmet, Havalimanı, Reina, Antep…
Siyasi açmaz ve krizler içinde; Gezi’yle büyüyen, 7 Haziran’a yansımış direniş dalgasıyla sarsılan iktidarlarını korumak için baskı, zor, saldırganlık ve kan kaçınılmazdı. Kürt halkını inkar-imha politikalarının ve devrimci-demokratik hareketlere baskıların yanı sıra katliamlar serisi ile tüm toplumun üzerinde korku iklimi yaratılmaya çalışıldı. Bu direniş dalgasıyla kendi sonlarının geleceğine dair korkularını topluma yaymaya çalıştılar, korktukça saldırganlığı artırdılar. ‘’Öfkeli çocukları’’nı sahaya sürdüler. Katledildik, katlettiler. Kendi içlerinde çatlaklar ve ayrılıklar yaşayınca bugün dönüp 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 arasındaki tarihler için o zamanın defterleri açılırsa kimilerimiz insan yüzüne çıkamaz diyor, Davutoğlu. Bilin ki biz o defteri hiç kapatmadık ve o defterde ne yazıyor biliyoruz. Suruç’ta, Ankara’da nasıl organize ve planlı bir biçimde katledildik, biliyoruz. Ve katillerimizi iyi tanıyoruz.
“5 YILDIR ‘’SURUÇ İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET’’ DİYORUZ”
5 yıldır, Suruç için adalet mücadelesi veriyoruz. 5 yıldır “Suruç için adalet, herkes için adalet’’ diyoruz. Hrant Dink’ten Tahir Elçi’ye, Soma’dan Çorlu Tren Katliamı’na, Şule Çet’ten Hande Kader’e, Gezi şehitlerinden Sibel Ünli’ye, Roboski’den Ankara Katliamı’na, Beyazıt Katliamı’ndan Gülistan Doku’ya herkes için adalet talebini haykırıyoruz. Adaleti de; Suruç ilçe emniyet müdürüne 7500 tl ceza verdiğiniz, Berkin Elvan’ın katillerini akladığınız, kadın katillerine iyi hal indirimi verdiğiniz, Sivas’ta katledenleri salıverdiğiniz mahkemelerinizden beklemiyoruz. Berkin’i anan üniversite öğrencilerine tutuklama çıkardığınız; Suruç aile, avukat ve gazilerini ceza dosyalarıyla yıldırmaya çalıştığınız; göz göre göre Mustafa’yı, Helin’i ve İbrahim’i katleden devletinizden ve mahkemelerinizden bir beklentimiz yok.
“ADALET SOKAKTA KAZANILIR, KAZANACAĞIZ”
Adalet sokakta kazanılır, kazanacağız. Bu topraklarda kalpleri adalet için atan milyonlarız. Bugün adalet talebi; işçiler, emekçiler, kadınlar, LGBTİQ+’lar, gençler, doğa ve hayvanlar için en önemli talep haline gelmişken ‘’Herkes için Adalet’’ sloganını yükseltmeye daha güçlü devam edeceğiz. 5 yıldır kampüslerden, sokaklara ve meydanlara adalet mücadelemizi büyütüyoruz. 33 Düş yolcusunu anmak istediğimiz Suruç Katliamı’nın yıldönümlerinde karşımıza envanterlerinde baskı ve zor araçlarıyla çıkanlar karşılarında kol kola birlik, sıkılı yumruk, kararlılık ve hesap sorma bilincini buldular. Bugün, dünden farklı değil. ‘’Katillerden hesabı gençlik soracak’’ sözü de yalnızca bir slogan değil. Unutmayacağız ve affetmeyeceğiz. Suruç’un hesabını soracağız.”
“SURUÇ DİRENİŞTİR”
Polis şiddeti sonucu yüzünde geçici felçlik oluşan Şamil Parlak ise, şunları ifade etti:
“Sesimizi duyuran basın emekçilerine, saldırı günü yanımızda bulunan HDP Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’a dayanışmaları için teşekkür ediyoruz. Güvenpark’a çıkarken polisin karşımıza çıkacağını biliyorduk ve 5 yıl önce yoldaşlarımıza ne yaptılarsa bize de aynı şeyi yapacaklarını. İşkence ile gözaltına alındıktan sonra polis otobüslerinde 40’ar kişi halinde sıcak havaya rağmen maskesiz uzun bir süre bekletildik. Polis saldırısı ve işkencesi serbest bırakılana kadar devam etti. Ankara’da uzun zamandır polis, şiddet ve işkence ile her türlü etkinliği engellemeye çalışıyor. Biz de Suruç kampanyasını örgütlerken bunu göz önünde bulundurarak bu tavrı değiştirmek için Güvenpark’a çıktık. Bizim anmanın 5’inci yılında sokağa çıkabilmemiz, 5 yıl önce yaşamını yitiren yoldaşlarımızın iradesi ile ortaya çıktı. 33 düş yolcusu Kobani’ye gittiler, Kobani’de direniş vardı, 33 düş yolcusu da bize direnişi miras bıraktılar. Biz de bu direnişi devam ettiriyoruz. Ne yaparlarsa yapsınlar biz direnmeye sokağa çıkmaya örgütlenmeye devam edeceğiz. Suruç direniştir.”
İHD Genel Sekreteri Osman İşçi de, yaşananları “Son 5 yılda yaşanan hak ihlallerinin dönüm noktası” şeklinde nitelendirdi. “5 yıl boyunca çok fazla hak ihlali yaşandı” diyen İşçi, “İfade özgürlüğü ortadan kalktı, bunu uygulayanlar da cezasızlık ile ödüllendirildi. Ciddi bir şekilde soruşturması yapılmayan katliamın anmasına da saldırılar oldu her yerde. İHD olarak şiddet uygulayan kolluk güçlerinin cezalandırılması için konunun takipçisi olacağız” dedi.
Gençlik örgütleri, yaşadıkları polis şiddetine yönelik suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu.
PİRHA- HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya son günlerde yaşanan polis şiddetini sordu. Hatimoğulları, polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?” dedi.
HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, geçtiğimiz günlerde üst üste yaşanan polis şiddeti vak’aları hakkında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından cevaplandırması talebiyle Meclis’e soru önergesi verdi.
“SALGIN DÖNEMİNDE DE POLİS ŞİDDETİ GÜNDEMDE YERİNİ ALMAYA DEVAM EDİYOR”
Hatimoğulları, soru önergesine gerekçe olarak şunları belirtti:
“Çorlu’da evinin önünde oturan Dursun Gültaş isimli yurttaşın, devriye gezen polisçe küfürlü bir şekilde uyarıldığını ardından kendisine tepki verdiği gerekçesi ile tüm ailesi; olay yerine gelen 4 araba polis ekibinin de dahil olması ile darp edildiğini iletti. Çevrede uyarıda bulunan yurttaşların ise tehdit edilerek, çektikleri videolara el konulmak istendiğini ifade etti. Polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?
Nusaybin’de çocukların polislerce silahla kovalanması ve 8 yaşında bir çocuğun zorla zırhlı araca götürülerek korkutulması, Adana’da Suriyeli 18 yaşındaki Ali El Hemdan’ın uygulama noktasında polis kurşunu ile öldürülmesinin ardından, İstanbul Kadıköy’de motorlu bir kuryenin polis şiddetine uğradığı görüntüler basına yansımış; kuryenin kendisine vuran polise, “bana vurman doğru mu?” sorusuna polis ise “doğru ben karar veriyorum, kanun da benim” cevabını verebilmiştir.”
“POLİS ŞİDDETİ OLAĞAN HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”
Bayram süresince benzer şekilde İstanbul Sultanbeyli, Zeytinburnu, Eyüp; Edirne Keşan, Şırnak Cizre ve Batman’da polis şiddetleri yaşandığına dikkat çeken Hatimoğulları, iktidarın suç işleyen polislere sahip çıkan açıklama ve uygulamaları nedeniyle şiddetin daha da artmasına, cezasızlık pratiği ise polis şiddetinin sistematik olarak devam etmesine neden olduğunu belirtti.
Salgınla ilgili tedbirler istismar edilerek, sokağa çıkma kısıtlamalarının; polis şiddeti ile olağan hale getirilmeye çalışıldığını vurgulayan Hatimoğulları, “Suç işleyen polislerin, meslektaşları, amirleri, teşkilatları ve siyasi irade tarafından kollanacaklarından emin bir şekilde hareket etmektedir. Ancak basına yansıdığı kadarıyla gündeme gelen vak’alara dair açıklamalar yapan resmi kurumların, ilk elden polis memurunun eylemine meşruluk sağlamaya çalışan yaklaşımda bulunmaktadırlar. Görüntüleri olmayan şiddet vakalarında ise inkar yoluna gidilmekte; polisin/bekçinin haklı olduğu, orantılı bir güç kullanıldığı yönünde açıklamaların yapılmaktadır” dedi.
“SON BEŞ YILDA KOLLUK KUVVETLERİNİN NEDEN OLDUĞU HAK İHLALLERİ SAYISI KAÇTIR?”
Hatimoğulları, soru önergesinde şu soruların yanıtlanmasını istedi:
-Yaşanan ve kamuoyuna yansıyan polislerin/bekçilerin yurttaşlara karşı uyguladıkları şiddetle ilgili hangi yasal işlemler başlatılmıştır? Soruşturmaların süreçleri nedir, hangi aşamadadır?
-Çorlu’daki polis şiddetinin ardından Valiliğin yaptığı açıklamada görevlilere işten el çektirildiği ve soruşturmanın başlatıldığı ifade edilmiştir. İşten el çektirilen kaç polistir ve hangileri hakkında işlem başlatılmıştır?
-Çorlu’da yaşanan olayın ardından, henüz soruşturma sonuçlanmamışken yapılan resmi açıklamaların evinde şiddete uğrayan aile aleyhinde olması peşin hükümlü ve polisleri aklayıcı olunduğunu göstermez mi?
-İçişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklama, yurttaşlara pervasızca şiddet uygulayan polislerin lehinde ve onları savunma içeriğindeyken; teşkilat içinde buna benzer tutumların çoğalacağını düşünmüyor musunuz?
-İçişleri Bakanlığı sözcüsü tarafından olayı araştırmamakla suçlanan yurttaşlar ve basın yerine; görüntüler apaçık ortadayken, olayların objektif bir şekilde soruşturulacak olması temini neden kamuoyuna verilmemektedir?
-Bayram günü yurttaşların kendilerini güvende hissetmeleri gereken yer olan evlerinin önünde bulunmak suç mudur?
-Görüntülerde sabit tüm bu polis şiddeti vakalarında 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanuna aykırı olarak şiddet uygulandığı açıktır. Bahsi geçen olaylarda yer alan tüm Emniyet personellerine Kanuna aykırılık nedeni ile işlem başlatılacak mıdır?
-Tekrarlı bir şekilde sürekli yaşanan polis şiddetinin önüne geçmek üzere çalışmalarınız olacak mıdır?
-Polisin kendini “kanun” yerine koyması, kanun uygulayıcısı değil de kanun koyucu olarak görmesi nasıl açıklanabilir?
-Son beş yılda kolluk kuvvetlerinin neden olduğu hak ihlalleri sayısı kaçtır? Yıllar bazında darp, işkence, kötü muamele nedenleriyle hakkında şikâyet bulunan kaç kolluk kuvveti mensubu bulunmaktadır.
PİRHA – Tekirdağ’ın Çorlu İlçesi’nde evinin bahçesinde oturan bir yurttaşa onlarca polis saldırdı.
Tekirdağ Çorlu’ya bağlı Silahtarağa Mahallesi’nde çok sayıda polisin evinin önünde oturduğu iddia edilen yurttaşı darbettiği görüntüler paylaşıldı.
Görüntülerde çok sayıda polisin uyguladığı şiddet ile bağırıp küfür ve tehdit ettiği yurttaşlara ters kelepçe takıldığı görülüyor.
Görüntüleri paylaşan gazeteci Ali Osman Önder, YouTube kanalına da yüklediği videoya şu açıklamayı yazdı:
“Dursun Gültaş, aslen Sinoplu. Kendi halinde bir gariban. Tek suçu evinin önünde oturması. Görgü tanıklarının iddiasına göre, Tekirdağ Çorlu’da Silahtarağa Mahallesi’nde evinin önünde otururken devriye gezen bir polis kendisine, “Şerefsizler içeriye girsenize” diye bağırıyor. Vatandaş da polise, “Bu üslup devletimizin polisine yakışmıyor” diye tepki gösterince, polis “Kes sesini lan” diyerek Dursun Gültaş ve ailesine girişiyorlar. Tam 4 araba ekip ailenin tamamını dövüyorlar. Görüntüyü çeken kişi fark edilince ellerinden görüntüyü almak için onun da peşinden bulunduğu yere gidiyorlar. Polis devletimizin polisidir. Polisin bu davranışı kabul edilemez. Her daim polise, askere dua eden bu millete bu zulüm yapılmamalıdır.”
Gezi protestoları sırasında polis şiddetine uğrayan bir avukatın başvurusunu değerlendiren Anayasa Mahkemesi “eziyet yasağının ihlal edildiğine” hükmetti. Mahkeme avukata 37 bin 500 lira tazminat ödenmesine karar verdi.
Osman Kavala’nın beraatiyle gündeme gelen Gezi protestolarına ilişkin hukuk sürecinde yeni bir karar daha çıktı. Eda Ayşegül Kılıç adlı avukat, Ankara Kızılay’da katıldığı protestolar sırasında kolluk kuvvetlerinin kendisine orantısız güç kullandığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Deutsche Welle Türkçe’nin aktardığına göre, başvuruyu inceleyen mahkeme, Anayasa’nın 17. Maddesi’nde düzenlenen eziyet yasağının ve 34. Maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Anayasa Mahkemesi başvurucuya net 37 bin 500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.
Avukat Eda Ayşegül Kılıç, 2 Haziran 2013 tarihinde Ankara Kızılay çevresinde katıldığı gösteri sırasında kolluk görevlilerinin “sırt, bel, baş ve kol bölgesine coplarıyla vurdukları ve bu nedenle bilinç kaybı yaşadığı” gerekçesiyle bir gün sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç ihbarında bulundu.
İhbarı değerlendiren Başsavcılık 12 Mart 2015 tarihli kararında kolluk görevlileri hakkında “zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması suretiyle kasten yaralama ve hakaret suçlarından kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Kılıç’ın karara yaptığı itiraz ise Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği’nce 1 Haziran 2015 tarihinde reddedildi. Bunun üzerine Kılıç 16 Temmuz 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
AYM’NİN GEREKÇELİ KARARI
Kılıç başvurusunda Anayasa’nın 17. Maddesi ile düzenlenen eziyet yasağının, 19. Maddesi ile düzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, 40. Maddesi ile korunan etkili başvuru hakkının ve 36. Maddesi ile güvence altına alınan adil yargılama hakkının ihlal edildiğini savundu.
Anayasa Mahkemesi’nin 25 Şubat 2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararında “Kişinin maddi ve manevi varlığına en fazla zarar veren muamele işkencedir. İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, belirli bir süre devam eden, yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebeb olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak […] tanımlanabilir” denildi.
“Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumlarından dolayı güvenlik güçlerinin fiziksel güce başvurmaları mümkündür” diyen Anayasa Mahkemesi “Bu durumda dahi sadece kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak kaydıyla fiziksel güç kullanılabilir. Kişinin kendi davranış ve tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hale gelmedikçe bu tür fiiller prensip olarak Anayasa’nın 17. Maddesi’nde düzenlenen yasağı ihlal edecektir” ifadelerine yer verdi.
“UYGULANAN FİZİKSEL GÜCÜN ÖLÇÜLÜ OLDUĞU SÖYLENEMEZ”
Söz konusu genel ilkeyi başvuruya konu olan olaya uygulayan Anayasa Mahkemesi, “eziyet yasağının ihlalini” maddi boyut ve usul yönünden inceledi.
Eziyet yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine hükmeden mahkeme hükmünde karara gerekçe olarak şu ifadelere yer verdi:
“Şiddete karıştığı tespit edilemeyen ve toplanma özgürlüğünü barışçıl şekilde kullanmadığına dair herhangi bir bulgu olmayan başvurucunun katıldığı protesto gösterisinin dağıtılması için müdahalede bulunulmuş olması, başvurucudaki yaralanmaların –özellikle baş ve yüz bölgesindeki yaralanmaların- şiddetini tek başına açıklamaya yeterli değildir. Dolayısıyla başvurucuya uygulanan fiziksel gücün ölçülü olduğu söylenemez.”
AYM eziyet yasağının usul bakımından da ihlal edildiğine hükmetti. “Başvurucunun katıldığı gösteri sırasında bir suç işlediği iddiası veya aleyhinde başlatılan bir ceza soruşturması bulunmamaktadır” diyen mahkeme, kararında “Başvurucu üzerinde işlediği bir suçu sonlandırmak veya yakalama yapmak amacıyla güç kullanıldığı sonucuna varmak mümkün değildir” ifadelerine yer verdi.
Kararda ayrıca “Sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli ve etkili resmi bir soruşturma yapılması gerekmektedir” denildi.
“DEVLET, SABIR VE HOŞGÖRÜ GÖSTERMELİ”
Anayasa’nın 34. Maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının da ihlal edildiğine hükmeden mahkeme, kararında “Barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kullanılırken kişilerin kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde B/6 Koğuşu’na baskın düzenleyen polis, kadın mahkumlara şiddet uyguladı. Mahpuslardan 4’ü ağır yaralanırken, Esin Kavruk’un koğuştan zorla götürüldüğü belirtildi. Esin Kavruk’un Avukatı Gülizar Tuncer, insan hakları örgütlerine ve kadın kurumlarına konuyla ilgilenmeleri için çağrıda bulundu.
Haberin videosu
İstanbul’da Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde polis kadın mahpusların kaldığı B/6 Koğuşu’na baskın düzenledi. Baskında kadın mahpuslar darp edilirken, 4’ü ağır yaralandı. Esin Kavruk adlı mahkumun ise koğuştan zorla götürüldüğü belirtildi.
“SAVAŞA HAYIR” YAZDIĞI İÇİN TUTUKLANMIŞTI
Esin Kavruk, Türkiye’nin Kuzey ve Doğru Suriye’ye dönük başlattığı operasyona ilişkin sosyal medya paylaşımlarında “Savaşa hayır” ifadelerini kullandığı için 11 Ekim’de “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanarak, Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’ne konulmuştu.
İstanbul 5’inci Sulh Ceza Mahkemesi Kavruk’un DNA örneğinin alınması için karar çıkardı. Kavruk’un rızası olmadan 11 Kasım günü mahkemenin bu kararı doğrultusunda Adli Tıp Kurumu’na (ATK) götürülüp kan ve tükürük örnekleri alınmak istendi. Kavruk’un uygulamayı reddetmesi üzerine hastane doktoru tutanak tutup Kavruk’u tekrar cezaevine gönderdi.
“SALDIRIDAN ÖNCE IŞİD’LİLERİN VE ADLİ MAHPUSLARIN HÜCRELERİ BOŞALTILDI”
Esin Kavruk’un Avukatı Gülizar Tuncer konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
Tuncer, müvekkilinin kendilerine saldıranların yalnızca infaz koruma memurlarının olmadığını, robokoplar ve hapishane müdürlerinin de saldırıya dahil olduklarını söylediğini belirtti. Bu saldırıların önceden planlandığını ve saldırıdan sonra kendileri için hücrelerin boşaltıldığını ifade eden Tuncer, “Kadın mahpuslara saldırıdan önce Adli mahpusların ve IŞİD davası sanıklarının hücreleri boşaltıldı” dedi.
KADIN MAHPUSA CİNSEL SALDIRI
Kadınların hemen hepsinin şiddete maruz kaldığını söyleyen Tuncer, 4 kişinin ağır yaralandığını ifade ederek aynı koğuştan Züleyha Geçgin’e yönelik cinsel saldırı olduğunu belirtti. Geçgin’in özellikle vajinasının hedef alındığını ve bu saldırı sonucunda vajina çökmesi olduğunu ve belinden ağır yaralandığını söyledi. Tuncer, saldırı akşamından kadın mahpusların önceden boşaltılan hücrelere konulduğunu ekledi.
KADIN MAHPUSLARA TERS KELEPÇE TEHDİDİ
Av. Gülizar Tuncer, mahpus kadınların saldırıları protesto etmek için kapılara vurup slogan attıkları için hapishane birinci müdürünün ters kelepçe tehditlerine maruz bırakıldığını söyledi ve müdürün kadınlara “Bu şekilde davranmaya devam ederseniz ters kelepçe takarız” dediğini söyledi.
Baş gardiyan ve robokopların Esin Kavruk’u yerde sürükleyerek maltaya çıkardıktan sonra Kavruk’un Haseki Hastanesi’ne götürüldüğünü ve orada terörle mücadele polislerine teslim edildiğini söyleyen Tuncer, Kavruk’un kendisinden DNA örneği alınmasını reddettiği için polislerin önce bacaklarını hedef alarak etkisiz hale getirmek istediğini ifade etti. Tuncer, Kavruk yere düştükten sonra çenesi ve boynu zorlanarak tükürük örneği alındığını söyledi.
Tuncer, “Bu konunun ciddiyetle ele alınması gerekiyor” diyerek insan hakları örgütlerine ve kadın kurumlarına çağrıda bulundu.
Son dönemde fazlasıyla gündeme gelen polis şiddetinin yeni örneği Çorum’da yaşandı. Haberci 19’da yer alan habere göre Çorum’un Mecitözü ilçesinde bankamatikte işlem yapan yüzde 84 görme özürlü Zafer İlhan isimli vatandaşın önünü kesen sivil polis memuru Mesut Mustafa Seyhan, “Lan vatan haini şikayet etmekle eline ne geçti. 10-15 gün önce bir Alevinin kafasını kırdım şimdi de senin kafanı kıracağım” dedi.
Çorum’un Mecitözü ilçesinde bankamatikte işlem yapan yüzde 84 görme özürlü Zafer İlhan isimli vatandaşı sözle taciz eden sivil polis memuru Mesut Mustafa Seyhan, bankamatikteki işlemini bitiren özürlü vatandaşın yolunu kesti. Olay yerine 1 sivil olmak üzere 2 polis memuru ve bir bekçi çağıran M. Mustafa Seyhan, polisler olay yerine gelmeden yakasından tuttuğu %84 görme özürlü Zafer İlhan isimli vatandaşı yere fırlattı. Yere düşen özürlü vatandaşın üzerine oturan M. Mustafa Seyhan isim polis memuru özürlü vatandaşın kollarını bükerek etkisiz hale getirirken, olay yerine gelen 1 resmi ve 1 sivil polis vatandaşın ayaklarını tutarak yol ortasında darp etmeye başladı. Başlarında ise gece bekçisi bekledi. 3 polisin etkisiz hale getirdiği yüzde 84 görme özürlü Zafer ilhan yerlerde sürüklenirken suratına yumruklar da indi.
Suratına ve vücuduna polisler tarafından indirilen darbeler sonrasında hastaneye götürülen Zafer İlhan yaşadıklarını şöyle anlattı;
“Bana, bankamatikte işlem yaparken yanımdan geçen M. Mustafa Seyhan isimli polis memuru hakaret etti. ‘Lan vatan haini şikayet etmekle eline ne geçti. 10-15 gün önce bir Alevinin kafasını kırdım şimdide senin kafanı kıracağım’ dedi. Ben de kendisine ‘işine git hemşerim’ dedim. Bana kimliğimi vermemi söyledi. Ben de ‘Siz henüz görevli değilsiniz, çağırın görevli memurlara vereyim kimliğimi’ dedim. Olay yerine polisler gelmeden yakamdan tutarak yere fırlattı. Yere düştüğümde üzerime çöktü. Gelen polislerin bana yardım edeceğini umuyordum meğer gelenlerde bana zor kullanmaya başladılar. Birileri ayaklarımı tutarken iki sivil polis ise rast gele darp etmeye ve küfürler savurmaya devam ettiler. Olay yerinden kaldırdılar beni ve karakola götürürken de anama bacıma küfür ettiler. Hem küfür ediyorlar ve bir yandan da rast gele kafama ve sırtıma vurmayı sürdürüyorlardı. M. Mustafa Seyhan isimli polis elindeki kelepçe ile suratıma defalarca vurdu. Zaten görmeyen gözümle sadece ben size ne yaptım dedim. Onlar da, ‘Bizi şikayet etmeyecektin’ dediler. Canım çok yanıyordu, burnum kırılmıştı aldığım darbelerden sonra. Beni Mecitözü İlçe Devlet Hastanesi’ne götürdüler. Ama beni hastaneye yine beni dövenler götürdü. Doktorlarla benden çok onlar konuştu. Ve gereken tedavi almamı ve doktorların rapor vermesini engellemeye çalıştılar.”
“BURANIN HAKİMİ DE KAYMAKAMI DA BİZİZ”
Zafer İlhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bana ‘vatan haini’ diye hitap edince dayanamadım, kendisine ‘benim sülalemde vatan haini çıkmadı ve de çıkmaz. Bizler vatanına bayrağına saygılı insanlarız’ dedim. Bu konudan dolayı kendisini ilçe kaymakamlığına şikayet etmiştim. Polisler, ‘Şikayet edemezsin biz buranın hem hakimi hem de kaymakamıyız’ demişlerdi. Benim %84 görme özürlü olmam polislerden dayak yemem mi gerektiriyor. Anlayamadım. Oysa polislerin vatandaşa yardımcı olduğunu sanıyordum.”
Çorum Emniyet Müdürlüğü ise polis memuru M. Mustafa Seyhan hakkında idari işlem başlattıklarını bildirdi. (HABER MERKEZİ)