Etiket: Rusya

  • Rusya’da 8.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi!

    Rusya’da 8.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi!

    PİRHA- Rusya’da 8.8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Japonya’da tsunami meydana gelirken, ABD’de Hawaii’nin kıyı bölgelerinin tahliyesi istendi. 

    Rusya’nın doğusundaki Kamçatka Yarımadası açıklarında, Amerikan Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS) verilerine göre yüzeye yakın bir noktada 8.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Deprem sonrası Japonya’nın kuzeyinde tsunami meydana gelirken, ABD’de ise tsunami uyarısı yapıldı.

    Rusya Acil Durumlar Bakanlığı, depremin ardından meydana gelen tsunami nedeniyle Severo-Kurilsk şehrinin bir kısmının sular altında kaldığını bildirdi. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, depremin bölgede 1952 yılından beri meydana gelen depremlerin en şiddetlisi olduğu kaydedildi. Ayrıca can kaybı yaşanmadığı kaydedildi.

    Kamçatka Tsunami İzleme ve Öneri Merkezinin Severo-Kurilsk Bölgesi’ndeki Paramuşir ve Şumşu adalarına yaklaşan bir dalga olduğunu duyurduğu aktarılan açıklamada, “Tsunami dalgası Severo-Kurilsk liman kentini ve Alaid ismindeki bir balıkçılık işletmesini yer yer sular altında bıraktı. Halk tahliye edildi” ifadeleri kullanıldı.

    ABD Başkanı Donald Trump, sanal medya hesabından deprem sonrası açıklama yaptı. Trump, “Pasifik Okyanusu’nda meydana gelen büyük bir deprem nedeniyle, Hawaii’de yaşayanlar için Tsunami uyarısı yürürlükte. Alaska ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Pasifik kıyısı için ise Tsunami İzleme durumu geçerli. Japonya da tehlike altındaki bölgeler arasında yer alıyor. Güçlü ve güvende kalın” diye kaydetti.

    JAPONYA’DA UYARI 

    Japonya devlet televizyonu NHK’nin haberine göre yetkililer, 3 metreye kadar ulaşabilecek tsunami uyarısının ardından “tüm uyarılar kaldırılana” kadar bölgeyi tahliye etme çağrısında bulundu.

    Depremler sonrası, Miyagi eyaletindeki İşinomaki limanında 50 santimetrelik, Tokaçi limanında 40 santimetrelik bir tsunami ve Hokkaido’nun güneydoğu kesimindeki Erimo kasabasında 30 santimetrelik bir dalga kaydedildi.

    Tohoku ve Kanto bölgelerinde de 20 ila 40 santimetre yüksekliğinde dalgalar gözlemlendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Rusya’daki saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 19’a çıktı

    Rusya’daki saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısı 19’a çıktı

    PİRHA-Rusya Soruşturma Komitesi, Dağıstan bölgesinde sinagog, kilise ve polis noktasına düzenlenen saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısını 19 olarak açıkladı.

    Rusya Soruşturma Komitesi, Dağıstan bölgesindeki Mahaçkale ve Derbent şehirlerinde dün düzenlenen silahlı saldırılarda 15’i polis ve 4’ü sivil 19 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

    Komiteden yapılan açıklamada, Rusya’ya bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti’nin Mahaçkale ve Derbent şehirlerinde polis noktası, sinagog ve iki kilisenin hedef alındığı saldırılara ilişkin bilgi verildi. Soruşturmanın devam ettiği aktarılan açıklamada,  “İlk belirlemelere göre, 15 polis ve bir Ortodoks papaz dahil 4 sivil yaşamını yitirdi. Suçun bastırılması esnasında 5 kişi öldürüldü. Bunların kimlikleri tespit edildi. Olaya karışan diğer kişilerin tespit edilmesi için çalışmalar sürüyor.” ifadelerine yer verildi.

    Rusya İçişleri Bakanlığından dün yapılan yazılı açıklamada, Mahaçkale ve Derbent şehirlerinde kimliği belirsiz silahlı kişilerin saldırı düzenledikleri bildirilmişti. Bir polis noktası, sinagog ve iki kilisenin hedef alındığı saldırılarda, 7 polis ve bir papazın hayatını kaybettiği, saldırganlardan 4’ünün öldürüldüğü belirtilmişti.

    Dağıstan Özerk Cumhuriyeti Başkanı Sergey Melikov da Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Dış güçler tarafından hazırlanan tüm oyunların ve terör hücrelerinin tespit edilmesi yönünde gerekli çalışmalar gerçekleştirilecek. Durum, devletin kurumları tarafından kontrol altında bulunuyor” açıklaması yaptı.

    Dağıstan’da saldırı sonrası 24-25-26 Haziran tarihinde yas ilan edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İthal edilen tarım ürünlerinde GDO, karkas ette salmonella tehlikesi!

    İthal edilen tarım ürünlerinde GDO, karkas ette salmonella tehlikesi!

    PİRHA- TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Rusya ve Ukrayna’dan tonlarca GDO’lu mısır ve kanolanın geldiği belirtti. CHP Tarım ve Orman Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem ise Ukrayna’dan ithal edilen canlı hayvanlarda sarmonella tespit edildiğini aktardı.

    Cumhuriyet Halk Partili isimlerden, ithal edilen ürünler sebebiyle gıda sağlığı tehlikesi uyarısı yapıldı.

    CHP, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Rusya ve Ukrayna’dan Tekirdağ Limanı’na gelen tonlarca GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) mısır ve kanolanın yasak olmasına karşın piyasaya sürüldüğünü belirtti. Halk sağlığının korunması için Tarım ve Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere iktidarın seferber olmasını isteyen Milletvekili Barut, Türkiye’de GDO’lu ürün tüketimi ve üretiminin yasak olduğunu hatırlattı.

    “HALK SAĞLIĞINI TEHLİKEYE ATANLAR HESAP VERMELİ”

    Tekirdağ Limanı’na Rusya ve Ukrayna’dan ithal edilen 7 gemi mısır ve 3 gemi kanolanın geldiği, GDO’lu olduğu öne sürülen ürünlerin laboratuvar incelemesi yapılmadan iç piyasaya sürüldüğü iddialarına açıklık getirilmesini isteyen Ayhan Barut, daha önce de bebek mamaları başta olmak üzere çok sayıda üründe GDO tespiti yapıldığını vurguladı.

    Ayhan Barut, konuya ilişkin şu açıklamayı paylaştı:

    “Türkiye’de mısır üreticilerinin büyük emeklerle ürettiği ürün para etmezken, yerli çiftçinin ocağı söndürülürken AKP iktidarı her yıl binlerce ton mısır ithal ediyor. Aynı durum pamuktan soyaya, buğdaydan kanolaya birçok üründe geçerli. Ülke ekonomisi ve çiftçisine destek vermeyerek ithalat yoluyla darbe vurulduğu yetmezmiş gibi şimdi bir de yasak olmasına karşın GDO belasıyla uğraşıyoruz. Çünkü iktidar, Biyogüvenlik Kurulu’nun içini boşalttı, halk sağlığını tehlikeye attı. Şimdi münferit bir olaymış gibi skandal geçiştirilmeye çalışılıyor. GDO halk sağlığı için büyük bir risktir.”

    “DERHAL İSTİFAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Cumhuriyet Halk Partisi Tarım ve Orman Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem de ithal edilen canlı hayvanlarda sarmonella tespit edildiğini belirtti. Erhan Adem, Tarım Bakanına uyarıda bulunarak “Halk sağlığını tehlikeye atamazsınız!” dedi.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Erhan Adem, yazılı yaptığı açıklamada “Daha 4 gün önce uyarmıştık. Çıkarılan son kararname ile tüm ülkelerden tırnaklı canlı hayvan ithal edilmesinin ülkemize hastalık getireceğini söylemiştik. Üzerinden 3 gün geçmeden, Ukrayna’dan gelen 1 tır karkas ette salmonella tespit edildi. Bu konuda acil olarak kamuoyunu bilgilendirmeniz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Erhan Adem, Tarım Bakanına yanıtlaması için şu soruları yöneltti:

    “Ukrayna’dan ithal edilen hastalıklı etler, gümrükte gerekli riskli dönem süresine ve koşullarına uyularak bekletilmiş midir? Yoksa gerektiği kadar bekletilmeden Et ve Süt Kurumu Denizli Kombinasına mı gönderilmiştir?

    Hastalık tespit edilene kadar Et ve Süt Kurumu Denizli Kombinasına giden etlerin akıbeti ne oldu?

    Bu etler, Et ve Süt Kurumu mağazalarında satışa sunuldu mu? Halkımız bu etlerden satın aldı mı?

    Tahliller sonuçlanmadan bu etleri nasıl ülke sınırları içine sokarsınız? Halk sağlığını nasıl tehlikeye atarsınız?

    Bu ülkenin Tarım Bakanı olarak, ülkede hayvan hastalıklarının artmasına ve halkımızın sağlıksız et tüketmesine nasıl göz yumarsınız?

    Sayın Bakan, et fiyatlarını düşüreceğim diye halk sağlığı ile oynayamazsınız, halkın hastalıklı et yemesine göz yumamazsınız. Türk Ceza Kanunu Madde 186’ya göre açıkça suç işliyorsunuz. Bu ihmalkarlık ve vahim olay karşısında sizi ve diğer tüm sorumluları, derhal istifaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Moskova’da konser salonuna saldıran 4 sanık yargıç karşısına çıktı

    Moskova’da konser salonuna saldıran 4 sanık yargıç karşısına çıktı

    PİRHA – Moskova’da 22 Mart’ta bir konser salonuna düzenlenen ve en az 137 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili olarak 4 sanık, yargıç karşısına çıktı. Sanıklar “terörizmle” suçlandı.

    Rusya’nın başkenti Moskova’da 137 kişinin ölümünden sorumlu oldukları iddia edilen Tacikistan vatandaşı 4 sanığın yargılanma süreci başladı.

    Mahkeme salonuna getirilen sanıkların, ağır işkenceye uğradıkları görüldü. Sanıklardan birinin bilincinin neredeyse kapalı olduğu, bir diğerinin ise kulağının kesildiği bildiriliyor. 4 saldırganın, 22 Mayıs’taki duruşmaya kadar tutuklu kalacakları öğrenildi.

    Mahkemeden yapılan açıklamada, iki sanığın suçlarını kabul ettiği ve ömür boyu hapis cezasına çarptırılabilecekleri belirtildi.

    Rus Tass haber ajansı, sanıkların isimlerini Dalerdzhon Mirzoyev, Saidakrami Murodali Rachabalizod, Muhammadsobir Fayzov ve Shamsidin Fariduni olarak açıkladı.

    Sanıkların adliyeye götürülürken ve mahkeme salonunda çekilen görüntüleri de yayınlandı. Görüntülerde dört sanığın da vücutlarının çeşitli yerlerinde morartı ve yaralar görülüyor. Sanıklardan birinin ise mahkeme salonuna tekerlekli sandalye ile getirildiği kameralara yansıdı.

    Reuters haber ajansı, sanıklardan Muhammadsobir Fayzov’un bir gözünün olmadığını da bildirdi.

    BBC Rusça Servisi, mahkemede yaşananları haber yapan Mediazona isimli yayın organına atıfla, en az iki sanığın Tacikçe konuştuğunu aktardı.

    IŞİD NEDEN RUSYA’YA SALDIRDI?

    Radikal İslamcı gruplar onlarca yıldır Kafkasya’da Rusya’ya karşı savaşıyor. Çeçenistan’daki çatışmalar bunların bir örneğiydi. O grupların bir kısmı Suriye’de iç savaş başlayınca IŞİD’e katılmak için Ortadoğu’ya yöneldi. Suriye hükümetini destekleyen Rusya da o gruplarla Suriye’de çatışmaya devam etti. Uzmanlara göre Kuzey Kafkasya’daki bazı militan grupları, IŞİD’e bağlılıklarını açıkladı.

    2015’te Mısır’ın Sina Yarımadası üzerinde bir Rus uçağı bombayla patlatılmış, saldırıda çoğu Rus turist 224 kişi hayatını kaybetmiş, saldırıyı da IŞİD üstlenmişti. Radikal İslamcılar 2017’da St. Petersburg metrosuna düzenlenen ve 15 kişinin hayatını kaybettiği bombalı bir saldırıya da üstlenmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Moskova’daki saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 133’e yükseldi

    Moskova’daki saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 133’e yükseldi

    PİRHA – Moskova’da konser salonuna saldırı sonucu yaşamını yitirenlerin sayısı 133’e yükseldi. Ülkede bir günlük yas ilan edildi.

    Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada tüm saldırganların yakalandığını söyledi. “Barbarca bir terörist saldırı” olarak nitelediği olayın faillerinin Ukrayna’ya doğru seyahat ederken yakalandığını belirten Putin, “Düşmanlarımız bizi bölemeyecek” diye belirtti. Putin saldırının ardından 24 Mart’ta bir günlük yas ilan ettiğini de açıkladı.

    Rus yetkililer tarafınca yapılan açıklamada, saldırıyı gerçekleştiren dört kişi de dahil toplam 11 kişinin gözaltına alındığı duyuruldu.

    IŞİD tarafından yapılan saldırı, ülkenin en popüler büyük konser salonlarından birinin de bulunduğu Crocus Belediye Salonu’nda düzenlendi. Salonun, kent merkezinden uzakta olması sebebiyle güvenlik konusunda zayıf olduğu yorumları yapıldı.

    IŞİD, Moskova saldırısını örgütün Telegram kanalı üzerinden üstlendiğini duyurdu. Yapılan saldırının Rusya’daki son 20 yılın en büyük terör girişimi olduğu yönünde yorumalar da paylaşıldı.

    ABD’DEN DİKKAT ÇEKİCİ UYARI!

    AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ, Mart’ın ilk haftasında Rusya’daki vatandaşlarına yönelik uyarı yayımlayarak, “Moskova’da konserler de dahil toplu etkinliklerin hedef alınabileceğine dair bilgilerin değerlendirildiğini” duyurmuştu. ABD’li yetkililer, bu ay Rusya’ya dair bu istihbaratı aldıklarında, ellerindeki bilgileri Rus yetkililerle de paylaştıklarını söyledi.

    SALDIRI HAKKINDA BİLİNENLER!

    Doğrulanan görüntülerde, bir rock grubunun konseri için toplanan kişilere salona giren kamuflajlı kişilerin, otomatik silahlarla ateş açtığı görülüyor. Saldırıyı en az 4 kişinin yaptığı belirtiliyor. Binlerce kişinin bulunduğu binada yangın çıkmasının sebebi olarak da saldırganların molotof kokteyli kullanmaları işaret ediliyor.

    Saldırı anında olay yerinde olan bir görgü tanığı, yangının başlaması sonrası, acil çıkışa yöneldiklerini, ancak burada kilitli bir kapıya rastlamaları sonrası bodrum katında kurtarılmayı beklediklerini kaydetti. Tanıklar, çocukların da aralarında olduğu grupların kaçışı sırasında ezilmeler olduğunu aktardı.

    Kaynak: BBC

     

  • IŞİD’in üstlendiği Moskova’daki saldırıda 60 kişi öldü

    IŞİD’in üstlendiği Moskova’daki saldırıda 60 kişi öldü

    PİRHA- Rusya’nın başkenti Moskova’da bir konser salonuna düzenlenen ve sivilleri hedef alan saldırıda 60 kişinin öldüğü, 145’ten fazla kişinin de yaralandığı bildirildi. Saldırıyı IŞİD üstlendi.

    Rusyanın başkenti Moskova’da Crocus Konser Salonu’na düzenlenen saldırıda, askeri kamuflaj giyen saldırganlar çok sayıda sivile ateş açtı. Saldırı sonrası konser salonunun binasında yangın çıktı ve binanın çatısı bir süre sonra çöktü.

    Rusya Soruşturma Komitesi 60’tan fazla kişinin hayatını kaybettiğini, ölü sayısının artabileceğini bildirdi. Hayatını kaybedenlerin cesetlerinin incelendiği aktarılan açıklamada, “Terör saldırısı sonucu 60’tan fazla kişinin öldüğü tespit edildi. Ne yazık ki kurbanların sayısı artabilir” ifadeleri kullanıldı. Rusya Sağlık Bakanı Mihail Muraşko da 60’ı ağır olmak üzere 115 kişinin yaralandığını ve bu yaralılardan 5’inin çocuk olduğunu duyurdu.

    SALDIRIYI IŞİD ÜSTLENDİ

    IŞİD, Moskova saldırısını örgütün Telegram kanalı üzerinden üstlendi. IŞİD’in Telegram hesabından yapılan açıklamada, “İslam Devleti savaşçıları, Rus başkenti Moskova’nın eteklerinde Krasnogorsk şehrinde büyük bir Hıristiyan topluluğuna saldırdı, yüzlerce kişiyi öldürüp yaraladı ve üslerine güvenli bir şekilde çekilmeden önce büyük yıkıma neden oldu” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz’in suyunun ısınmasından kaynaklı Akkuyu Nükleer Santralin kapatılması için açılan dava, Mersin 2’nci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Avukat İsmail Hakkı Atal, “İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” dedi.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri’nin (DAÇE) Akdeniz’in suyunun ısınması sebebiyle Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden ve Rusya’ya ait olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) kapatılmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açmıştı.

    Mersin 2’nci İdare Mahkemesi duruşma kararını tebliğ etti ve ret kararı verdi. Kararda “ÇED raporunda bazı eksiklikler tespit edilmiş ise de bu eksikliklerin raporu sakatlamayacağı ve projenin uygulanmasına engel teşkil etmediği, Akdeniz’in soğutma suyu yeterliliği açısından söz konusu nükleer tesise ilişkin yeniden ÇED raporu alınmasını gerektirir hukuken geçerli yeni bir sebebin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, davanın reddine karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

    “TÜRKİYE AKKUYU İLE FELAKETE SÜRÜKLENİYOR”

    Davayı açan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, diğer ülkelerde deniz suyu 25 dereceyi geçtiğinde nükleer santral yapımının durdurulduğunu belirterek, Akdeniz’in suyunun 31, buçuk dereceye vardığına dikkat çekti.

    Atal, davanın reddine ilişkin, “AKP’nin yargıyı (Danıştay’ın birkaç dairesi dışında) tamamen emri altına aldığı yeni Türkiye yüzyılında Akkuyu Nükleer Santralinin soğutma suyu davasını AKP’li Mersin 2. İdare Mahkemesi reddetti ve kararı istinaf ettik. İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” sözlerini kullandı.

    “HER YÖNÜYLE ZARARLI BİR PROJE”

    Akkuyu Nükleer Santral projesinin her yönüyle ülkeye zararlı olduğunu belirten Atal, şunları söyledi:

    “Akkuyu her an 7 ‘den büyük yıkıcı bir deprem beklenen Kuzey Anadolu Ecemiş fay hattı üzerinde olduğundan bir deprem sonrasında patlamazsa, gelecek yıl 35 dereceyi bulacak Akdeniz su sıcaklığından dolayı patlamazsa, emperyalist Rusya devletinin mülkiyet sahibi ve operatörü olduğu Akkuyu Rusların Türkiye’yi işgali için bir kalkan olarak kullanılmazsa, en iyi ihtimalle Rusya Türkiye’yi 15 yıl boyunca soyacaktır. Zira şu anda yenilenebilir enerjiyi devlet kwh 2,5 centten elektrik satın alırken Akkuyu’dan 15 yıl boyunca kwh 12,5 centten elektrik satın almak zorunda kalacaktır.”

    Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerini ve Türkiye Barolar Birliği’ni eleştiren Atal, Akkuyu’ya karşı mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Mersin’de nükleere tepki: Bu akıl almaz proje derhal durdurulmalı- VİDEO

    Mersin’de nükleere tepki: Bu akıl almaz proje derhal durdurulmalı- VİDEO

    PİRHA- Akkuyu NGS’nin birinci güç ünitesi için işletmeye alma izni verilmesine tepki gösteren TİP Mersin İl Başkanı Ahmet Paket, “Rusya ve ortağı olan sarayın inatla sürdürdüğü Akkuyu NGS Projesi’nin yapımının sürdürülmesi bir akıl tutulmasıdır. Bu akıl almaz proje derhal durdurulmalı” dedi.

    Rusya tarafından Mersin’in Gülnar ilçesinde inşa edilen Akkuyu Nükleer Santrali, ilk reaktörün işletmeye alınması için Nükleer Düzenleme Kurumu’ndan gerekli izinleri aldı. Konuya ilişkin Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mersin İl Örgütü, Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı.

    “Rantınıza da reaktörünüze de geçit yok” yazılı pankartın açıldığı eyleme emek ve demokrasi güçleri ile çok sayıda çevreci destek verdi.

    “TÜM AKDENİZ’İ YOK EDECEK BİR PROJE”

    Basın açıklamasını okuyan TİP Mersin İl Başkanı Ahmet Paket, nükleerin tüm Akdeniz’i yok edecek bir proje olduğunu belirterek, AKP iktidarını bu ısrarı yüzünden eleştirdi. “Bu nükleer yerli ve milli” diyerek halka yalan söylendiğine işaret eden Paket, Topraklarımızın 100 yıllığına Rusya’ya kiralanması bir yana, daha geçtiğimiz yıl yaşanılan yangınlara müdahale etmekte geciken, yılı bile dolmayan ve on binlerce yurttaşımızın hayatını yitirdiği depremlere önlem almak bir yana canlarını hiçe sayacak uygulamalara imza atan AKP iktidarının ısrarla sürdürdüğü Akkuyu NGS Projesi’nin yapımının sürdürülmesi bir akıl tutulmasıdır” dedi.

    Nükleer Santral inşaatında yaşanan iş cinayetlerine de değinen Paket, buranın bir işçi mezarlığına dönüştüğünü ve üstünün örtüldüğüne de dikkatleri çekti.

    “RUSYA’NIN TÜRKİYE’DEKİ ÜSSÜ”

    Yapımı süren nükleer ile toprakların Rusya’ya peşkeş çekildiğini dile getiren Ahmet Paket, söylenenin aksine yurttaşların daha pahalıya elektrik kullanmasına neden olacağını söyledi:

    “Öncelikle bu santralin sahibi yüzde 100 Rusya olacak. Yapım maliyeti ise 22 milyar dolar. 15 yılda Rusya’ya ödenecek toplam alım garantisi tutarı 38 milyar dolar. 60 yılda Rusya’ya ödenecek olan toplam tutar en az 284 milyar dolar. Rusya bir koyup 13 kazanacak, Türkiye kendi sınırları içerisinde yabancı bir santralden yıllarca ithalat yapmak zorunda kalacak. Bu sözleşmeyle Rusya Türkiye’de bir nevi ilk Rus askeri üssünü de kurmuş olacak. 11 kilometrelik vatan toprağı 100 yıl boyunca göz göre göre yabancı bir ülkeye verilmiş olacak.”

    NÜKLEER PROJESİNİN İPTALİ İÇİN ÇAĞRI

    En ufak bir nükleer sızıntıda tüm habitatın yok olacağını vurgulayan Paket, “Rusya ve ortağı olan sarayın inatla sürdürdüğü nükleer inşaatında reaktörler devreye sokulmadan bu akıl almaz proje durdurulsun. Reaktörler daha devreye girmeden iklim krizi nedeniyle 2 derece ısınan Akdeniz’de yapılmaması gerek bu projeden vazgeçin. Mersinliler olarak yaşamda inat ediyoruz ve nükleer projesi durdurulana kadar sokaklarda olmaya devam edeceğimizi yeniden duyuruyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Dr. Uğurhan: Akkuyu, düğmesi Rusya’nın elinde bir bomba; gelecek nesillere haksızlık- VİDEO

    Dr. Uğurhan: Akkuyu, düğmesi Rusya’nın elinde bir bomba; gelecek nesillere haksızlık- VİDEO

    PİRHA- Çevre aktivisti Dr. Ful Uğurhan, Akkuyu’da yapımı devam eden nükleer santralin halk sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkilerden bahsederek, “Rant uğruna yapılan bu santral çevreye, doğaya, gelecek nesillere yapılan büyük bir haksızlık. Akkuyu, düğmesi Rusya’nın elinde bir bomba” dedi.

    Mersin’in Gülnar ilçesinde inşaatı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne (NGS) çevreye ve insan sağlığına verdiği zararlar ile Rusya’ya sağladığı imtiyazlar sebebiyle karşı çıkılıyor. Tüm bunların yanında inşaat yapımına başlandığı günden itibaren çıkan yangınların, patlamaların, iş kazalarının ve işçi ölümlerinin ardı arkası gelmiyor.

    Uzun yıllardır nükleere karşı mücadele eden Mersin Tabip Odası eski başkanı Dr. Ful Uğurhan; santrali, halk sağlığı, çevreye vereceği zarar ve yaratacağı siyasi güç bağlamında değerlendirdi.

    “NÜKLEERİN ZARARLARI YAPIM AŞAMASINDA BAŞLIYOR”

    Nükleerin zararlarının henüz yapım aşamasında başladığına dikkat çeken Ful Uğurhan, nükleerin ham maddesi olan uranyumun topraktan çıkarıldığı andan itibaren radyasyon yaymaya başladığını belirtti.

    Uğurhan, nükleerin atmosfere radyoaktif atık verdiğini söyleyerek, “Sırf radyoaktivite değil, santralin soğutma suyunun içerisinde klor kullanacaklar ki bu da deniz canlılarının ölmesi demek. Deniz suyunun buharlaşması ve bunun yağmur suyu olarak dönecek ve bu yağmur suyunun suladığı bitki örtüsü, sulardan içen hayvanlar, hayvanların sütlerine karışma döngüsü… Ekolojik bir bütün olarak baktığımızda zararın hangi birinden bahsedeceğimizi bilemiyoruz” dedi.

    Nükleerin beden sağlığına vereceği zararların yanında psikolojik etkilerine de değinen Ful Uğurhan; inşaat sahasında binlerce çalışan kamyonun çıkardığı gürültüden, tozdan ve bölgenin ekolojik yapısının tahrip edilmesinden dolayı bölge halkının oldukça mutsuz olduğunu kaydetti.

    “AKKUYU, DÜĞMESİ RUSYA’NIN ELİNDE OLAN BİR BOMBA”

    Santral, insan sağlığına ve ekolojik yaşama verdiği zararların yanında inşaat yapımında çalışan işçilerin hayatını da tehdit ediyor.

    Geçtiğimiz haftalarda yaşanan yemek zehirlenmesinin ardından santralde işe yeni başlayan İlyas Bul isimli işçi, iş sahasında düşme sonucu beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetti.

    Bunun ilk ölüm olmadığını dile getiren Uğurhan, “Nükleer aynı zamanda bir işçi sağlığı sorunu. Dünyanın en büyük inşaat tesisinde işçi sağlığını yönetemiyorlar. Her gün bir işçi ölümünden söz ediliyor. Nükleer yetkililerin her defasında üstünü kapatması sebebiyle gerçek ölüm sayısını, ne tür kazaların olduğunu net bir şekilde kamuoyuna duyuramıyoruz” sözlerini kullandı.

    Öte yandan Rusya’nın santralin bütün kontrolü elinde tutmasının olası bir anlaşmazlık durumunda silah olarak kullanacağına vurgu yapan Uğurhan, şunları söyledi:

    “Akkuyu, düğmesi başka bir ülkenin elinde bir bomba. Yarın öbür gün aramız Rusya ile kötü olursa soğutma suyunun vanasını kapatıyorum dediklerinde bizim toprağımızda bir nükleer bomba patlayacak. Vatan, millet diye konuşuyorlar ama halbuki kendimizi öldürecek bir bombayı kurdurmuşuz ve bütün kontrolü de onların elinde. Nerden baksanız anlamsız ve Türkiye’nin sonunu getirecek bir proje.”

    “RANT UĞRUNA YAŞAM TALAN EDİLİYOR”

    Türkiye’nin herhangi bir elektrik enerjisine ihtiyacını olmadığından ve pek çok atıl santralin varlığından söz eden Ful Uğurhan, santralin nükleer atık alanı haline getirileceği görüşünde.

    Bundan sonraki süreçte ne olacak sorusuna iyi ihtimali değerlendirerek cevap veren Ful Uğurhan, “Büyük olasılıkla küresel ısınmadan dolayı bu santral efektif çalışamayacak. Umalım ki öyle olsun. Ama rant uğruna yapılan bu santral çevreye, doğaya, gelecek nesillere yapılan büyük bir haksızlık” şeklinde konuştu.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

    İLGİLİ HABERLER:

    ‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’
    > Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir

    >Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    >Koca: Akkuyu Nükleer Santrali ekokırım projesidir, kapatılmalıdır-VİDEO

  • Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    Avukat Atal: Enerji Bakanı Akkuyu konusunda açıkça yalan söylüyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Akkuyu bir Türk şirketidir” sözlerini yalanlayan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu Rusya mülkiyetinde olan bir santral. Enerji Bakanı bu konuda açıkça yalan söyleyerek, halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) şirketinin CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın “Bu nükleer santral tamamen Rusya’ya aittir” sözlerini yalanladı.

    Bakan Bayraktar, “Akkuyu Nükleer A.Ş., Türkiye Cumhuriyeti‘nin vergi mevzuatına, hukuk kurallarına göre çalışan bir şirket, bir Türk şirketidir. Hükümetler arası anlaşma kapsamında da bizlere her konuda, hem iktisadi hem de güvenlik konularında fevkalade önemli haklarımızın olduğu ve tamamen Türkiye’nin kontrolünde yürüyen bir proje” dedi.

    Ancak Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal da Enerji Bakanı Bayraktar’ı yalanladı. Atal, nükleere ilişkin yapılan milletlerarası sözleşmenin maddelerine işaret ederek Enerji Bakanı’nın açıkça yalan söylediğini belirtti.

    “ZOTEEVA İTİRAF ETTİ, BAKAN İSE YALAN SÖYLEDİ”

    Anastasia Zoteeva’nın NGS’nin tamamen bir Rus şirketi olduğu yönündeki açıklamalarını daha önce Mersin Nükleer Karşıtı Platform bileşenleri doğrulamıştı.

    Birçok çevre davasının avukatı olan İsmail Hakkı Atal da son olarak Zoteeva’nın sözlerini doğrulayarak, “Zoteeva, Akkuyu Nükleer Santral’in yüzde yüz bir Rus şirketi olduğunu, Rusya mülkiyetinde olduğunu itiraf etti. Buna karşı Enerji Bakanı açıkça yalan söyleyerek halkı manipüle etmeye çalışıyor” dedi.

    Türkiye’nin Rusya devletine bağlı şirketler ile yap-işlet-sahip ol modeline göre yaptığı anlaşmanın maddelerine değinen Atal, şunları aktardı:

    “Rusya ile Türkiye arasında imzalanan ikili uluslararası anlaşmanın 5. maddesine göre; Akkuyu Nükleer yüzde yüz Rusya hissesiyle, Rusya mülkiyetinde kurulacaktır. Yine aynı maddenin 4. fıkrasına göre Rusya’nın hissesi hiçbir zaman yüzde 51’in altına düşmeyecektir, geri kalan yüzde 49 hisseyi de Türkiye’ye veya başka birine verip vermemesi tamamen kendi inisiyatifinde olacaktır. Yine daha sonra çıkarttıkları Nükleer Düzenleme Kurumu kanununun 4. maddesinin 2. fıkrasına göre yabancıların Türkiye’de kurdukları şirketler vasıtasıyla nükleer santral sahibi olmasının önü açılmıştır.

    Anlaşmanın 6. Maddesine göre 3. taraf sorumluluğu tamamen Türkiye’ye aittir. Yani burası patlarsa, kaza olursa Rusya hiçbir sorumluluk üstlenmeyecek. Akdeniz’deki bütün ülkelere karşı maddi tazminat sorumluluğu Türkiye’ye ait olacak. 15. maddenin 1. fıkrasına göre Ruslar hiçbir şekilde Türkiye’ye nükleer enerjisi teknoloji transferi yapmayacak. Kamuoyuna söylenenlerin aksine Türkiye bu konuda hiçbir zaman nükleer sahibi olmayacak.”

    “AKKUYU BÜYÜK BİR ULUSAL GÜVENLİK TEHDİDİDİR”

    Yapılan anlaşmalarda Rusya’ya büyük imtiyazlar verilmesinin ileride tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini dile getiren Atal, Akkuyu’nun büyük bir ulusal güvenlik tehdidi olduğu görüşünde.

    Atal, “Türkiye topraklarında yönetimi, mülkiyeti, sermayesi, santrali, her şeyi Rusya’nın olan bu nükleer santral, Türkiye tarihindeki en büyük ulusal güvenlik tehdididir. Nitekim Ukrayna’daki Zaporijya Nükleer Santrali’ne birden fazla füze atarak bütün dünyayı nükleer bir facianın eşiğine getirdi” diyerek, bir an önce Rusya’nın Türkiye topraklarından çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    >‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’
    > Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir

     

  • Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir- VİDEO

    Nükleer santrale ilişkin kaygılar artıyor: Akkuyu, nükleer atık alanı haline getirilebilir- VİDEO

    PİRHA- Nükleer Karşıtı Platform’undan Çevre Mühendisi Cihan Ersoy, nükleer santralin bir nükleer atık alanı haline getirilmesine ilişkin kaygıları olduğunu dile getirdi. Ersoy, “Rusya, yurt dışından almış olduğu radyoaktif atıkları, kullanılmış yakıt çubuklarını burada depolayıp geri dönüştürerek tekrar nükleer çubuklar haline getirerek dünyaya satmayı planlıyor olabilir. Bu dünyada yaşanılabilecek en büyük felaket olur” dedi.

    Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali çevreye vereceği zararlar, işçi ölümleri ve siyasi boyutuyla tartışmalara neden olmaya devam ediyor.

    Son günlerde işçilerin zehirlenmesi ve Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın nükleer santrale ilişkin açıklamalarının ardından, 2 gün önce inşaat sahasında çalışan bir işçinin iskeleden düşerek hayatını kaybetmesi nükleer santrale karşı tepkileri alevlendirdi.

    Nükleer Karşıtı Platform’undan Çevre Mühendisi Cihan Ersoy, Akkuyu Nükleer Santrali’ne ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, santralin bütünlüklü olarak bir felaket olduğunu vurguladı.

    “TOPRAKLARIMIZ PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”

    Cihan Ersoy, nükleer santral projesini ‘batak’ olarak tanımlayıp, siyasi iktidarın bekasını buna bağladığını söyleyerek, “Zoteeva’nın açıklamalarından da anlaşılacağı üzere bu santralin kime ait olduğu artık net olarak ortaya çıktı. Topraklarımızın gerçekten peşkeş çekileceğine inandığımız bir çalışma bu. Üstüne üstlük bir de Sinop’ta, İğneada’da yapmaya çalışıyorlar” dedi.

    SANTRAL ÇALIŞIRKEN DE BÜYÜK ZARAR VERİYOR!

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin sadece bir felaket anında değil çalışırken de ekosisteme büyük zararlar verdiğine dikkat çeken Ersoy, “Denizden çekecekleri soğutma suyu yirmi milyon metreküp. Bu suyu soğutabilmek için mutlaka dezenfekte etmeleri gerekiyor. Bunun için de toz klor kullanacaklar. Evdeki çamaşır suyunun toz halini düşünün ve bundan günde yirmi ton kullanacaklar. Dezenfekte ettikten sonra oluşan klorlu bileşikler denize tekrar aktarılacak. Yani çok kısa bir zaman içerisinde patlamasa bile, herhangi bir kaza dahi olmasa tezgahlarımızda çift başlı balık görmek oldukça mümkün” şeklinde konuştu.

    Ersoy, soğutma suyu olarak kullanacak olan Akdeniz’in hesapların ötesinde ısınmaya başladığına da değinerek, “Küresel iklim değişikliği düşünülenden çok daha hızlı ilerliyor. Ve soğutma suyu pompaları da o reaktörün olmazsa olmazıdır. Yeni bir soğutma suyu pompası koyacakları yerleri de yok. Pompaların debilerini de artıramazlar. Bunun anlamı reaktörde ısı birikimi olacak ve ısı birikiminden kaynaklı olarak Çernobil’de olduğu gibi büyük bir patlamayla da sonuçlanabilir” sözlerini kullandı.

    ÇEVRESEL ETKİLERİ VE SİYASİ TEHLİKELERİ

    Cihan Ersoy, Rusya ile NATO arasında yaşanacak herhangi bir gerginlikte Akkuyu’nun hedef haline getirilmesine ilişkin kaygılarını da paylaşarak şunları söyledi:

    “Burası nükleer santral olarak işletilmeyecek gibi kaygılarımız var. Rusya, yurt dışından almış olduğu radyoaktif atıkları, kullanılmış yakıt çubuklarını burada depolayıp geri dönüştürerek tekrar nükleer çubuklar haline getirerek dünyaya satmayı planlıyor olabilir. Bu dünyada yaşanılabilecek en büyük felaket olur. Bütün Akdeniz bu işten çok hızlı ve çok şiddetli biçimde etkilenir.

    Öte yandan Rusya’yla NATO arasında çıkabilecek herhangi bir gerginlik, Akkuyu Nükleer Santrali’ni doğrudan hedef haline getirebilir. Ki bu da en ufak bir şeyde buranın çok ciddi, onarılamaz hasarlarla patlayacağını bize çağrıştırıyor. Bu konuda çok tedirginiz.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • ‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’ -VİDEO

    ‘Nükleer santral ekosisteme yapılan bir darbe, vazgeçilmeli’ -VİDEO

    PİRHA- Mersin Nükleer Karşıtı Platform Sözcüsü Osman Koçak, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin insan, doğa ve ekonomik yönden sorun teşkil ettiğini belirtti. Koçak, nükleer santralin ekosisteme yapılan bir darbe olduğunu ve inşaatın durdurulması gerektiğini ifade etti.

    Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımına başlandığı günden bu yana birçok skandalla gündeme gelen, toplumun büyük bir kesiminin ekolojik facia olarak tanımladığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde vukuatlar son bulmuyor.

    2018 yılında temelleri atılan Akkuyu NGS inşaat sahasında iş kazaları, patlamalar, temelde çatlak ve zeminde su sızıntısı meydana gelmişti. Son olarak inşaatta çalışan en az bin 500 işçi verilen yemeklerden dolayı zehirlendi.

    Mersin Nükleer Karşıtı Platform (NKP) Sözcüsü Osman Koçak, 20 milyar dolarlık dev bir yatırımda sermaye sahiplerinin maliyetleri düşürmek için insan sağlığını hiçe saydıklarını belirtti.

    “1500 KİŞİNİN ZEHİRLENMESİ BÜYÜK BİR OLAY”

    Yaşanan zehirlenme olayında ölümlerin olduğu ileri sürülse de bunun üzerinin kapatıldığı iddia ediliyor.

    Osman Koçak; yemek sorununun ilk olmadığını, bin 500 işçinin zehirlenmesinin bu konuda herhangi bir iyileştirmenin veya denetimin yapılmadığına kanıt olduğunu söyledi.

    Yemeklerde sınıf ayrımının da olduğuna dikkat çeken Koçak, “20 milyar dolarlık büyük bir yatırımda bin 500 işçinin gıda zehirlenmesi yaşaması büyük bir olay. Her ne kadar üstü örtülmeye çalışılsa da iş cinayetlerinin, ölümlerin olduğunu da biliyoruz. İşçiler yedikleri yemeklerde sınıf ayrımı yaşıyor. Mavi yakalılarla beyaz yakalıların yemek yerleri ayrı. Onların mekanı daha geniş yemek kalitesi farklı. Yemek, barınma, temizlik, banyo, duş sorunları var. Maliyetlerden kısmak adına halkın sağlığı hiçe sayılıyor” dedi.

    “SANTRAL TAMAMEN RUSYA’NIN, HALK YANLIŞ BİLGİLENDİRİLİYOR”

    Geçtiğimiz günlerde Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın Rus devlet televizyonuna nükleer santral ile ilgili yaptığı açıklamalar dikkat çekti. Zoteeva, “Sovyet dönemi dâhil Rusya’nın nükleer enerji tarihinde ilk kez başka bir ülkede, ancak kendimiz için bir santral inşa ediyoruz. Bu nükleer santral Rusya’ya ait. Bu başka ülkenin topraklarında inşa edilen bize ait santraldir” ifadelerini kullandı.

    Rusya Atom Enerjisi Kurumu’nun (ROSATOM) Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin inşaatını ‘Yap-İşlet-Devret’ modeliyle değil ‘Yap-İşlet-Sahip Ol’ sistemiyle üstlenmesi bilinen bir gerçek.

    Ancak hükümetin bu konuda farklı bir algı yarattığını dile getiren Osman Koçak, “Bu santral halkımıza empoze edildiği gibi Türkiye’ye ait bir santral değil, Zoteeva bu gerçeği açıkladı. Rusya ürettiği elektriğin yarısını 15 yıl müddetle kullan kullanma Türkiye’ye ödetecek. Yaklaşık 50 milyar dolar civarında bir tutar ediyor. Aslında Türkiye Rusya’nın sahip olduğu bu inşaatın maliyetini kendi halkına ödetmiş olacak” sözlerini kullandı.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Siyasi rant uğruna ekosistemin talan edildiğini ve insan yaşamının göz ardı edildiğini ifade eden Koçak, mücadele vurgusu yaparak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Nükleer, Türkiye açısından siyasi iktidar meselesi, yapanlar sermaye çevreleri fakat iktidarlar anlaşarak yaptılar. Bütün bunlar insan sağlığı ve çevre için oldukça sorunlu. Ekosisteme yapılmış bir darbe nükleer. Halkı ve doğayı düşünen yok. Yalan ve sahte bir şekilde halkla ilişkiler çalışmaları yapıyorlar ama halka bunu iletmek lazım. Biz Nükleer Karşıtı Platformlar olarak Türkiye genelinde bu bilgileri halka yansıtmaya çalışıyoruz ancak burada siyasi yapılara ve demokratik kitle örgütlerine büyük bir görev düşüyor. Kendi kitlelerine ve halkın tamamına nükleer ile ilgili gerçeklerin anlatılması gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • İdlib’teki hava saldırısında 7 kişi hayatını kaybetti

    İdlib’teki hava saldırısında 7 kişi hayatını kaybetti

    PİRHA – İdlib’e dönük Rus hava saldırısında en az 7 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

    Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), Rus hava kuvvetlerinin İdlib’de hava saldırısı düzenlediğini ve en az 7 kişinin öldüğünü bildirdi. SOHR Müdürü Rami Abdul Rahman’ın AFP’ye yaptığı açıklamada, Cisr El Şuğur adlı paramiliter grubun üyelerine dönük düzenlenen hava saldırısında 4 sivil ve 3 paramiliter grup üyesi öldü. Saldırıda 25 kişinin de yaralandığı ifade edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Putin hakkında tutuklama kararı!

    Putin hakkında tutuklama kararı!

    Uluslararası Ceza Mahkemesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında savaş suçları işlediği gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı. 

    Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında savaş suçları işlediği gerekçesiyle tutuklama kararı çıkardı. UCM yaptığı açıklamada, “Soruşturmanın daha iyi şekilde yürütülmesi ve mağdurların korunması için Putin hakkındaki tutuklama kararının ve yakalama emrinin gizlice verilmesinin düşünüldüğü fakat bunun kamuoyuna açıklanması durumunda gelecekte benzer suçların önüne geçilmesi ihtimali nedeniyle kararın duyurulmasının istendiği” ifade edildi.

    UCM’nin Vilademir Putin’e yönelttiği suçlamalar arasında Ukrayna’daki bazı çocukların yasa dışı şekilde Rusya’ya götürülmesi de yer alıyor. Mahkeme bu nedenle, Rusya Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevna Lovova-Belova hakkında da tutuklama kararı çıkardı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İsveç’ten NATO açıklaması!

    İsveç’ten NATO açıklaması!

    PİRHA- İsveç, NATO üyelik sürecini geçici olarak durdurdu.

    İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström yaptığı açıklamada, “Provokatif eylemlerden sonra İsveç’e yönelik öfkeyi gidermeye çalışıyoruz. Türkiye’de seçimin yapılacağı 14 Mayıs’ı da yakından takip ediyoruz. Amacımız Temmuz’da tam üyelik” dedi.

    Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından İsveç ve Finlandiya tarafsızlık politikalarından vazgeçerek NATO üyeliği başvurusunda bulunmuştu. İttifaka tam üye olarak katılmalarına 30 ülkeden sadece Türkiye ve Macaristan onay vermemişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Savaşa karşı barış çizgisini büyütmeliyiz’-VİDEO

    ‘Savaşa karşı barış çizgisini büyütmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. İlhan Uzgel, dünyada silahlanma arttığına işaret ederken, HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Antalya Konferansı’nda Türkiye’de üretilen silahlar tanıtıldığına dikkat çekerek, “Barış görüşmelerinde silah tanıtıldı. AKP’nin barıştan ne anladığının tam olarak göstergesidir” diyerek, savaşa karşı barış çizgisinin büyütülmesi çağrısında bulundu.

    Samandağ Kalkındırma Derneği ve Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 22’inci geleneksel ‘Evvel Temmuz’ festivali panel, söyleşi ve konserler ile devam ediyor.

    Evvel Temmuz Festivali kapsamında, Prof. Dr. İlhan Uzgel ve HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları‘nın katılımıyla “Ukrayna Emperyalist Mücadelenin Av Sahası” paneli düzenlendi.

    “DÜNYADA SİLAHLANMA ARTTI”

    Av. Adnan Eryılmaz’ ın moderatörlüğünde yapılan panelde konuşan Prof. Dr. İlhan Uzgel, savaşın çeşitli gerekçelerle başlatıldığını aktararak, “Ukrayna’nın NATO’ya alınacağını düşünmüyorum. NATO Ukrayna’yı Rusya’nın önüne attı. Dünyada silahlanma arttı. Savaş ölüm demektir. Savaşa karşı barışı savunan ve politikasını yürüten bir yerde olunması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    “BARIŞ GÖRÜŞMELERİNDE SİLAH TANITILDI”

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Ukrayna-Rusya savaşına çözüm bulunacağı iddia edilen Antalya Konferansı’nda Türkiye’de üretilen silahlar tanıtıldığına dikkat çekerek, “Barış görüşmelerinde silah tanıtıldı. AKP’nin barıştan ne anladığının tam olarak göstergesidir. Kim Suriye’de savaşa izin verdiyse AKP onunla oldu” dedi.

    Savaşın derhal bitirilmesi gerektiğinin altını çizen Tülay Hatimoğulları, “Savaşa karşı barış çizgimizi büyütmeliyiz. Barışçıl bir dış politikaya ihtiyacımız var. Barış cesurların işidir ve Türkiye’nin barış politikasına girmenin yolu Neo-Osmanlıcı politikalardan vazgeçmeden geçiyor. Barış kazanmalıdır” diyerek sözlerini tamamladı.

    Panel soru-cevap ile sona erdi.

    PİRHA/HATAY

     

  • BM Genel Kurulu, Rusya’yı İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkardı

    BM Genel Kurulu, Rusya’yı İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkardı

    PİRHA- BM Genel Kurulu, Rusya’yı İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkardı.

    Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Rusya’yı, Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş nedeniyle Cenevre merkezli İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkardı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Öndül: Anayasal olarak Türkiye inanç özgürlüğünü herkes için tanımaktadır, ancak pratikte yok

    Öndül: Anayasal olarak Türkiye inanç özgürlüğünü herkes için tanımaktadır, ancak pratikte yok

    PİRHA – Hukukçu Hüsnü Öndül, Alevi toplumuna dönük nefret suçlarına işaret ederek “Türkiye’de pek çok insan hakkı kategorisinde olduğu gibi inanç özgürlüğü alanında da ciddi sorunlar var. Oysa anayasal olarak ve ulusalüstü insan hakları hukuku bakımından Türkiye inanç özgürlüğünü herkes için tanımaktadır. Fakat pratikte tekçi bir özellik taşıyormuş gibi bir uygulama var” dedi.

    İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Çağdaş Hukukçular Derneği kurucu ve yöneticilerinden Hüsnü Öndül, dünya kamuoyunun gündeminde olan Rusya-Ukrayna  savaşı ile Türkiye’deki hak ihlalleri hakkında PİRHA’ya konuştu. Bir dönem İnsan Hakları Derneği Genel Başkanlığı’nı da yapan Öndül, ilk olarak Rusya’nın Ukrayna işgaline dönük sorularımıza cevap verdi.

    “SAVAŞLAR SOSYAL ADALETSİZLİKTEN ÇIKAR”

    Hüsnü Öndül, Rusya savaşını, “Savaşların nedeni dünyanın eşitsizlikler dünyası olmasındandır” sözleriyle özetleyerek şunları ifade etti:

    “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve savaş olgusu, kendi özel/öznel koşulları olmakla birlikte, dünyanın genel işleyiş kurallarından, durumlarından ayrı değil. Uluslararası Çalışma Örgütü (İLO) Anayasasının daha ilk cümlesinde yazdığı gibi… Savaşlar sosyal adaletsizlikten çıkar. Gelir dağılımı adaletsizliğinden. Temel neden budur. Güçlüler, Thomas Hobbess’in Leviathan eserinde anlatıldığı gibi, dünyanın doğa durumunda olduğunu düşünüp kuvvete başvurmayı kendilerinde hak görüyorlar. Doğa durumunda hak kuvvete göre belirlenir. ‘Büyük balık küçük balığı yer.’ Bu durum ve şimdi Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ve işgali dünyanın ‘toplum durumu’nda -hala- olmadığı anlamına gelir. Toplum durumunda hukuk geçerlidir ve kural olarak dünyada bir hukuk düzeni var. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin Önsözü ve 28. Maddesi ile BM Şartı’ndaki Birleşmiş Milletler’in amacını vurgulayan amaç maddesi (madde 1) işlemiyor. Kimi devletler ve bu savaşta Rusya kendisini bağlayan bir dünya hukuk düzeni yokmuş gibi ve sanki doğa durumundaymışız gibi hakkını hukuka göre değil, güce/kuvvete göre tarif ediyor ve işgal ve ilhak hareketine girişiyor. Beni öldürülen tüm canlılar (onbinlerce Ukrayna ve Rus sivil insanlar, askerler, hayvanlar); yakılan yıkılan köyler/ kentler, tarihi ve doğal çevre ilgilendiriyor ve savaşa karşı çıkıyorum. Bu savaşta ve bütün savaşlarda İnsancıl Hukuk’un en önemli ve temel belgeleri olan 12 Ağustos 1949 Cenevre Sözleşmelerine ve 1977 Protokollerine uygun hareket edilmelidir.”

    “HUKUK İLKELERİ İŞLEMELİDİR”

    Hukukçu Hüsnü Öndül, Türkiye’deki militar eylemler sebebiyle yaşanan sivil ölümlere de yorum yaptı. Urfa’da 24 Mart’ta özel harekat polislerinin atış talimi yaptığı civarda 16 yaşındaki Muharrem Aksem’in öldürülmesine dair Öndül, “Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği, kamu otoritelerinin hukuka aykırı eylem ve işlemleri söz konusu olduğunda da hukuk ilkeleri işlemelidir. AİHM silver ve diğerleri İngiltere kararında hukukun üstünlüğü ilkesini kamu makamlarının eylem ve işlemlerinin hukuksal denetiminin yargı organı tarafından yapılması olarak açıklamıştır. Türkiye’de gözaltında kayıplara karşı, yargısız infazlara karşı verilen mücadele, cezasızlığa karşı verilen mücadele işte bu ilkenin; hukukun üstünlüğü ilkesinin yaşam bulması için verilen mücadeledir ve bu ilkenin savunulmasıdır” dedi.

    “YAŞAM HAKKININ KORUNMASI GEREKİR”

    Hüsnü Öndül, ‘hasta tutuklular’ sorununa değindi. Cezaevlerinden her gün gelen ölüm haberlerine ilişkin “yaşam hakkının korunması” vurgusu yapan Öndül, şu yorumu yaptı:

    “Hasta mahpusların özgürlüğü için insan hakları savunucuları yıllardır talepte bulunuyor. Fakat Adli Tıp Kurumu bağımsız değil ve hasta mahpusların cezaevlerinde uzun süre kalmalarına yol açan veya cezaevlerinde yaşamlarını yitirmeleri ya da tahliyelerinden kısa bir süre sonra hayatlarını kaybetmeleri sonucunu doğuran bir tutum içerisinde. Konunun insan haklarına saygı yükümlülüğü ile ilgisi var. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1. Maddesinin başlığı ‘saygı yükümlülüğüdür’. Devletler egemenlik alanındaki herkese karşı bu yükümlülük altındadır. ‘Herkese’ mahpuslar da dahildir. Sözleşmede yer alan hakları ve özgürlükleri herkes için tanıdıklarını taahhüt ederler bu birinci maddede. ‘Tanıma’ ifadesi, korumayı, kullanmayı ve geliştirmeyi içerir. Yaşam hakkı söz konusudur ve atılı suç ne olursa olsun yaşam hakkının korunması gerekir. Ben uygulamaları saygı yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendiriyorum.”

    “PRATİKTE TÜRKİYE TOPLUMU TEKÇİ BİR ÖZELLİK TAŞIYORMUŞ GİBİ UYGULAMA VAR”

    Alevi toplumunun maruz kaldığı hak ihlalleri de Hüsnü Öndül’ün üzerinde durduğu bir diğer konu oldu. Mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinden vazgeçmeyen iktidarın, şimdi de Diyanet Akademisi kurmakta oluşunu yorumlayan Öndül, söz konusu baskılara dair şunları söyledi:

    “Demokrasi, halkın kendi siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel sistemini kurmak için iradesinin özgürce ifade edilmesine ve yaşamının tüm yönlerine tam katılımına dayanır. Birleşmiş Milletler Dünya İnsan Hakları Konferansı Viyana Belgesi’nin 8. Maddesi’nde böyle yazılıdır. Demokrasi çoğulculuğa dayanır. Türkiye toplumu da çoğulcu, etnik, dinsel, dilsel açıdan çoğulcudur. Türkiye’de pek çok insan hakkı kategorisinde olduğu gibi inanç özgürlüğü alanında da ciddi sorunlar vardır. Oysa anayasal olarak ve ulusalüstü insan hakları hukuku bakımından Türkiye inanç özgürlüğünü herkes için tanımaktadır. Fakat pratikte sanki Türkiye toplumu çoğulcu değil, tekçi bir özellik taşıyormuş gibi bir uygulama vardır. Hem Aleviler hem Şafiler hem Hristiyan topluluklar açısından dini özgürlükler alanında da baskıcı uygulamalara tanık olunmaktadır. Bu tür uygulamaların ortadan kalkması insan haklarına dayalı, hukukun üstünlüğü ilkesinin geçerli olacağı demokratik, laik, çoğulcu bir siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel düzenin oluşturulmasına bağlıdır.”

    NEFRET SUÇLARI İŞLENİYOR”

    Hüsnü Öndül, okullardaki dinci baskının karşılık bulamayacağını da ifade ederek “Bunlar geçici ve mevzi hadiseler. Türkiye toplumunun geldiği noktayı göstermiyor. Demokratik tepkiler, eleştiriler, insan hakları ve demokrasi mücadelesi ile aşılacak sorunlar olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

    Öndül, Alevilerin inanç merkezleri olan cemevlerine yönelik devlet politikalarını da eleştirerek, “Nefret suçları işleniyor ve hukuk devleti kurumları, ilkeyi (hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan devlet demektir, Şu andaki Anayasa’nın 2. Maddesi’nde ve değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek maddeler arasındadır) uygulamalıdır” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Rusya ve Ukrayna görüşmelerinin ilk günü sona erdi

    Rusya ve Ukrayna görüşmelerinin ilk günü sona erdi

    PİRHA- Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakerelerden sonra açıklama yapan taraflardan Rusya Savunma Bakanlığı, Kiev ve Çernihiv’e yapılan operasyonların durdurulacağını söylerken, Ukrayna heyeti, BM Güvenlik Konseyi ülkelerinin garantör ülke olmasını istedi.

    Rusya ile Ukrayna arasındaki ateşkes müzakerelerinin ilk günü sona erdi. Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelen iki ülke heyetlerinin toplantısı 4 saat sürdü.

    Toplantı sonrası açıklama yapan Ukrayna heyeti, Türkiye dahil birçok ülkeyi garantör olarak istediklerini belirtirken, Rusya ile anlaşmaların garantör ülkeler ile birlikte imzalanacağını aktardı. Rusya tarafı ise Ukrayna’nın önerilerinin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e iletileceğini açıkladı.

    Rusya ve Ukrayna arasındaki görüşmelerde ele alınan başlıklar toprak bütünlüğü, tarafsızlık, Rusların hakları ve Ukrayna’nın Nazilerden arındırılması oldu.

    TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSU

    Donetsk ve Luhansk’tan oluşan Donbas bölgesindeki, Rusya destekli ayrılıkçılar iki yerde de bağımsız Cumhuriyet ilan etti, Rusya tanıdı. Moskova geçen hafta Donetsk’in yüzde 54’ünü, Luhansk’ın yüzde 93’ünü ele geçirdiğini ilan etti. Zelenski önceki gece Donbas’ta çözüm istediğini söyledi.

    UKRAYNA’NIN TARAFSIZ KALMASI KONUSU

    Ukrayna’nın tarafsızlığı, Rusya’nın taleplerinin başında geliyor. Moskova, savaş öncesi Ukrayna’nın hiçbir zaman NATO’ya üye olmayacağına dair yazılı güvence istiyordu. Rusya, saldırının amaçlarından birini de Ukrayna’nın silahsızlandırılması olarak ilan etti. Ukraynalı yetkililer, son bir ayda ülkenin NATO’ya üye olmayacağını dile getirdi. Zelenski de önceki gece tarafsızlık konusunda müzakereye hazır olduğunu ilan etti.

    UKRAYNA’DA YAŞAYAN RUSLARIN HAKLARI

    Rusya’nın doğusunda Rusça konuşan bir nüfus bulunuyor. Ukrayna 2019’da çıkardığı yasayla Ukrayna dilini zorunlu hale getirmişti. Memur, asker, doktor ve öğretmen olmak için Ukraynaca konuşmak gerekiyor. Ancak Rusça’nın statüsü Moskova’nın talepleri arasında bulunuyor.  Zelenski bu başlığın müzakerelerde konuşulduğunu açıkladı.

    AŞIRI SAĞCILARIN SİLAHSIZLANDIRILMASI

    Ruslar, ‘Azak Tugayı’ gibi aşırı sağcı grupların Rusça konuşan halka ‘soykırım’ yaptığını iddia ediyor. Ukrayna ise iddiaları kesin bir dille reddediyor. Rusların ‘Nazilerden arındırma’ şeklinde tanımladığı kavram kapsamında aşırı sağcıların silahsızlandırılması isteniyor. Rusya ayrıca Ukrayna’nın kendi ordusuna sahip olabileceğini ancak Batılı ülkelerin silahlarına ve üslerine ev sahipliği yapmamasını istiyor.

    “RUSYA İLE GÜVENLİK GARANTİLERİ KONUSUNDA ANLAŞMAK MÜMKÜN OLMADI”

    Ukraynalı müzakere heyeti görüşme sonrası yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Türkiye dahil birçok ülkeyi garantör olarak istiyoruz. Rusya ile güvenlik garantileri konusunda anlaşmak mümkün olmadı. Tabi ki işin hukuki boyutunu başka bir arkadaşımız paylaşacak. Savaşı sona erdirmek için Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve geleceğini sağlamak için önemlidir. Bunlar Ukrayna’nın güvenliğini garanti edecek. Bunun NATO’nun 5. maddesine benzer olmasını istiyoruz.

    “NATO’YA GİRMEYECEĞİZ AMA AB’YE GİRMEMİZ ENGELLENEMEZ”

    Öncelikli olarak bir referandum gerçekleştirilmesi gerekecek. Vatandaşlar önce sesini duyuracak. Sonra garantör ülkelerin parlamentoda onaylanması gerekecek. Müzakereler sürerken askeri güç kullanılmaması konusunda da ayrı bir müzakere gerekecektir. Tabii ki burada tıkanık konular büyük ölçüde çözülmemiş görünüyor. Manipülasyonlara izin verilmemesi lazım. Sosyal medyada dezenformasyon görüyoruz. Bunun geçerli bir doküman olabilmesi için öncelikle anlaşmaya varılması gerekiyor. Çünkü Viyana Sözleşmesi’ne hepimiz tarafımız. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de çeşitli mekanizmaların harekete geçirilmesi gerekecek. Olası bir anlaşma olursa, Rusya’ya bunu ileteceğiz. Anlaşma olursa garantör ülkeler tarafından imzalanacak.

    Garantör ülkeler bunu imzalayacak olursa Rusya ile yapılacak olan anlaşmada taraf olacaklar demektir. Bu durum işgal altındaki bölgelerde askeri güç kullanılmasını içermeyecek. NATO’ya girmeyeceğiz ama AB’ye girmemiz engellenemez.”

    “KİEV VE ÇERNİHİV’DE OPERASYON DURACAK”

    Rus heyeti tarafından yapılan açıklamada ise şunlar dile getirildi:

    “Dışişleri bakanları anlaşırsa liderler görüşebilir, dışişleri bakanları onaylanabilir. Ukrayna heyetinin taleplerini Putin’e ileteceğiz. Kiev ve Çernihiv’de operasyon duracak.”

    Müzakerelerde ilk gün tamamlanırken, görüşmelerin yarın devam etmesi bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, savaşın sona ermesi için şartları açıkladı

    Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, savaşın sona ermesi için şartları açıkladı

    Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, operasyonun güvenlik garantileri ve tarafsızlık statüsüne ilişkin kapsamlı bir anlaşma ile sona ereceğini umduğunu açıkladı.

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya-Ukrayna savaşında gelinen son noktaya dair değerlendirmesinde müzakereleri işaret ederek, “Taleplerimize ilişkin belgelerin imzalanmasıyla operasyonlar sona erecek” dedi.

    Lavrov, çatışmaların Ukrayna’nın statüsünün tarafsız olacağına dair kapsamlı bir güvenlik anlaşmasıyla sonlanabileceğini kaydetti.

    Ukrayna yasalarında Rus dili, Rusça eğitim ve Rus medyası ile ilgili maddelerin düzeltilmesi gerektiğine vurgu yapan Lavrov, neo-nazi eğilimlerini yasaklayan bir yasanın yürürlüğe girmesini talep ettiklerini bildirdi.

    Lavrov ayrıca, ABD’nin Ukrayna’ya, Rusya’nın müzakerelerde öne sürdüğü koşulları kabul etmemesi için baskı yaptığını da iddia etti.

    Ukrayna Devlet Başkanı Volodomir Zelenski’nin neo-nazileri desteklemediğine ilişkin açıklamalarının sahadaki eylemlerle çeliştiğini söyleyen Lavrov, “Bu tür eğilimleri destekledikleri için Ukrayna liderliğinin politikalarını ciddiye almak zorlaşıyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)