Etiket: sağlık bakanlığı

  • Sağlık emekçileri, 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı

    Sağlık emekçileri, 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı

    PİRHA-Aile hekimleri, yeni sözleşme ve ödeme yönetmeliğine karşı 6-10 Ocak’ta yeniden greve gitme kararı aldı. Sağlık meslek örgütleri tarafından yapılan ortak açıklamada, “Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek yapısal düzenlemeler yerine “Performans ve Ödeme Yönetmeliği” ile torba kanun teklifleriyle sorunları daha da çözülmez hale getirdi” denildi.

    Kasım ve Aralık aylarında, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ne karşı iş bırakma eylemi yapan aile hekimleri, sağlık çalışanları ve ebeler, 6-10 Ocak 2025’te yeniden iş bırakacak. İkinci ve üçüncü basamak hastanelerdeki hekim ve sağlık çalışanları da, dayanışma, meslek onuru ve halk sağlığı için 8 Ocak’ta grevde olacak.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası’nın da aralarında yer aldığı sağlık meslek örgütleri konuya ilişkin ortak açıklama yaptı.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI, SORUNLARI DAHA DA ÇÖZÜLEMEZ HALE GETİRDİ”

    Yapılan açıklamada, “Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek yapısal düzenlemeler yerine “Performans ve Ödeme Yönetmeliği” ile torba kanun teklifleriyle sorunları daha da çözülmez hale getirdi. Bizlerin bilimsel çalışmalardan ve dünya örneklerinden yola çıkarak getirdiğimiz kalıcı çözüm önerilerini içeren taleplerimizi duymazdan gelmekte, yanlışta ısrar etmektedir. Bakanlığın bu yanlışlardan dönmesini sağlamak için yaptığımız sayısız görüşme ve Kasım ayında uyarı amacıyla gerçekleştirdiğimiz 3 günlük iş bırakma etkinliği sonuç vermeyince halkın sağlığını ve meslek onurumuzu korumak için 2-6 Aralık tarihlerinde 5 gün iş bırakma eylemi yapmak zorunda kaldık. Bakanlık, Performans ve Ödeme Yönetmeliği ile getirdiği bazı uygulamaları geçici olarak ertelemek veya kotayı azaltmak zorunda kalmıştır. Ancak bu geri adımlar halkın sağlığı ve meslek onurumuzun korunması için yeterli değildir. Bakanlık bu geri adımların geçici olduğunu ifade etmektedir. Bu yönetmeliğin, yürütülmesinden sorumlu kişi olan Sağlık Bakanı tarafından tamamen kaldırılması da mümkündür ve bizim öncelikli taleplerimizden birisi budur” denildi.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ CAN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI”

    Sağlık meslek örgütleri, sağlık emekçilerinin taleplerini ise şöyle sıraladı:

    -Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalı.

    -Halka nitelikli bir sağlık hizmeti sunulabilmesi için yeterli zaman ve olanak sağlanmalı. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar aile sağlığı merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalı.

    -Aile hekimliğinde güvencesiz ve kadrosuz istihdam kabul edilmiyor. Aile sağlığı merkezlerinde nüfus yapısına göre yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmeli. Aile sağlığı çalışanlarının kanun değişikliği gerektiren tavan ücreti katsayısı artırılmalı.

    -Aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekim, ebe, hemşire ve  sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmeli.

    -Sağlıkta şiddeti artıracak düzenlemeler değil şiddetin önlenmesini sağlayacak etkin ve caydırıcı tedbirler alınmalı, etkili şiddet yasası çıkarılmalı ve sağlık çalışanlarının can güvenliği sağlanmalı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adıyaman’da sağlık emekçileri 3 gün iş bırakma kararı aldı-VİDEO

    Adıyaman’da sağlık emekçileri 3 gün iş bırakma kararı aldı-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman sağlık bileşenleri, sağlık emekçilerine yönelik maddi kayıplar ve iş güvencesizliği getiren, halkın sağlığına katkısı olmayan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin geri çekilmesi için 3 gün süreyle uyarı amaçlı Aile Sağlık Merkezlerinde iş bırakma kararı aldıklarını açıkladı. Bugün başlayan iş bırakma eylemi 6 ve 7 Kasım’da da sürecek. 

    Aile Hekimleri Sözleşme ve Yönetmeliği, hekimler ve sağlık çalışanlarının itirazlarına rağmen 1 Kasım’da yürürlüğe girdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB), sendikalar ve meslek örgütlerinden oluşan 14 kuruluş, yönetmeliği protesto etmek üzere Aile Sağlık Merkezleri’nde üç günlük iş bırakma kararı aldı.

    Sağlık Bakanlığı’nın 1 Kasım’da yürürlüğe koyduğu ‘Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ Adıyaman sağlık bileşenleri tarafından protesto edildi. Adıyaman 1 No’lu Sağlık Ocağı önünde bir araya gelen sağlık emekçileri yeni yönetmeliği kabul etmediklerini söyleyerek 5-6-7 Kasım günlerinde 3 gün sürecek iş bırakma kararı aldıklarını açıkladılar.

    Adıyaman Tabip Odası Adıyaman Aile Hekimleri Derneği (ADAHED) Birinci Basamak Sağlık Çalışanları, Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS) Hekim Birliği, Hekim-Sen, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ortaklaşa yaptıkları açıklamada, Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan yönetmeliğini eleştirerek, kararın geri çekilmesini aksi halde eylemlerinin süreceğini kaydetti.

    “YÖNETMELİK KALKANA MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Adıyaman SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, defalarca söylenmesine rağmen 1 Kasım’da yürürlüğe konulan Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin kabul edilmediğini, sağlık çalışanlarının istekleri doğrultusunda alınmadıklarını belirtti.

    Aydın, “Eğer koruyucu ve önleyici sağlık önlemleri alınmış olsaydı, sağlık hizmetleri geliştirilmiş olsaydı deprem ve Covid’te bu kadar sorun yaşamayacaktık. Yıllardan beri söylüyoruz Aile Sağlık Merkezlerinin düzeltilmesi gerekiyor, ama bu düzeltme bir performans ödeme yönetmeliğiyle düzelmez” diyerek her alanda çıkarılan yönetmeliğe karşı mücadele vereceklerini söyledi.

    Adıyaman Hekimler Derneği Başkanı İsmail Tosun da Sağlık Bakanlığı’na seslenerek, “Bu karar masa başında iki kişiyle oturup konuşulacak bir konu değildir. 1. basamak düzeltilecek ise aktif çalışanlarla görüşülüp yapılması gereken bir konuyu masa başında iki kişiyle yaparsanız sorun çözülmez” dedi. Tosun, yönetmelik kalkana kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “PERFORMANS BASKISI MESLEK ONURUMUZU AYAKLAR ALTINA ALMAKTADIR”

    Alınan kararın sadece sağlık çalışanlarının mesleki haklarını değil, halka da etki edeceğini söyleyen Hekim-Sen Adıyaman Temsilcisi Mehmet Emin Doğan, “Yönetmelik adı altında sağlık çalışanlarına dayatılan bu haksız düzenleme kabul edilemez ve geri çekilmelidir. Yeni yönetmelikle aile hekimlerine yüklenen görevler ve dayatılan performans baskısı meslek onurumuzu ayaklar altına almaktadır” diye konuştu.

    “TEPKİLERE RAĞMEN BAKANLIK 1 KASIM’DA YÖNETMELİĞİ YÜRÜRÜLÜĞE KOYDU”

    Sağlık emekçileri adına açıklama yapan Adıyaman Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Erdal Yavuz, sağlık sisteminde yaşanan ve yenidoğan skandalı ile beraber sağlık içeresinde yaşanan sorunların artış gösterdiğini kaydetti.

    Yavuz, “Henüz yenidoğan skandalı ortaya çıkmadan önce 14 Ekim’de bakanlığın hazırlamakta olduğu Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin bu sorunlara çözüm olmayacağını, ‘sorunlar yumağına dönüşmüş sağlık sisteminin düzeltilebilmesinin yolunun birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve koruyucu hekimlik uygulamalarının güçlendirilmesi’ olduğunu hem her kademeden bakanlık yetkililerine hem kamuoyuna duyurmuştuk” dedi.

    Yavuz, Sağlık Bakanlığı’na gereken sorunları ilettiklerini, eksikliklerinin neler olduğunu söylediklerini belirterek şunları kaydetti:

    “Yönetmeliğin eksik, hatalı yönlerini ve çözüm önerilerimizi bakanlık yetkilileri ile yaptığımız görüşmelerde iletmiş ve 19 Ekim’de Ankara’da düzenlediğimiz mitingle taleplerimiz konusunda kararlılığımızı ifade etmiştik. Ancak bakanlık tüm uyarı, öneri ve eleştirilerimizi duymazdan gelip 1 Kasım itibariyle yönetmeliği yürürlüğe soktu.Sağlık Bakanlığı’nın sağlık alanında yaşanan ciddi sorunları çözmek için birinci basamak sağlık hizmetlerini ve koruyucu hekimlik uygulamalarını güçlendirecek yapısal düzenlemeler yapmak yerine; “Performans ve Ödeme Yönetmeliği” ile ödeme üzerinden değişiklikler yapmaya çalışması sorunların büyüklüğünün kavranamamış olduğunu göstermektedir. Yürürlüğe giren bu yönetmelik halkın sağlığına ve hekimlerin, sağlık emekçilerinin haklarına bir katkı sağlamayacaktır.”

    “YAPILAN İŞİN KALİTESİNE DEĞİL SAYISINA ÖNEM VERİLMEKTEDİR”

    Yapılan değişiklikle birlikte sorunların artacağını söyleyen sağlık emekçileri, yasayla birlikte oluşabilecek olumsuzlukları şu şekilde sıraladı:

    “*Koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine yönelik gerekli düzenlemeleri içermemektedir.

    *Hastalara ve koruyucu hekimlik uygulamalarına yeterli zaman ayrılabilmesine fırsat vermemektedir.

    *Kendi içinde taşıdığı çelişkili uygulamalar ile hekimlerle hastaları karşı karşıya getirerek şiddete zemin hazırlamaktadır.

    *Belli ilaç gruplarının reçetelenmesi ve sevkleri sınırlayarak hekim bağımsızlığına müdahale etmektedir.

    *Karmaşık hesaplamalar ile ulaşılması mümkün olmayan, ulaşılsa bile halk sağlığı için faydasız performans kriterleri içermektedir.

    *Yapılan işin kalitesine değil sayısına değer vermektedir.

    *Hekimlerin ve aile sağlığı emekçilerinin iş ve gelir güvencesini ortadan kaldırmaktadır.

    *Aile sağlığı merkezinde mevcut ebe ve hemşire eksikliğini gidermek şöyle dursun artacak olan istifalar ile pek çok birimin geçici görevlendirmeler ile hizmete devam etmek zorunda kalmasına yol açacaktır.”

     TALEPLER

    Sağlık örgütleri Sağlık Bakanlığından “Performans ve Ödemenin karmaşık hesapları ile uğraşmak yerine taleplerinin yerine getirilmesini istedi. Sendika bileşenleri ortak yaptıkları açıklamada taleplerini şu şekilde sıraladı:

    -Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.

    -Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.

    -Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.

    -Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.

    -Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.”

    5 maddelik taleplerimiz yerine getirilene kadar her türlü hukuksal mücadele ve eylemliliği hep birlikte hayata geçirme konusunda kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Sağlık emekçileri 3 günlük greve başladı!

    Sağlık emekçileri 3 günlük greve başladı!

    PİRHA – Aile hekimleri ile birinci basamak sağlık hizmeti sunan sağlık emekçileri, Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’ni protesto ediyor. Sağlık Bakanlığı’nın yeni kararına “Eziyet Yönetmeliği” diyen sağlıkçılar, ülke genelinde bugünden itibaren 3 gün boyunca eylem yapacak.

    Türk Tabipleri Birliği tarafından; aile hekimlerinin yaşadıkları sorunları, taleplerini ve nitelikli sağlık hizmetine erişimin önündeki engelleri toplumla paylaşabilmek için, 5-7 Kasım’da sağlık hizmetlerinin resmi tatillerdeki gibi sunulacağı kamuoyuna duyurulmuştu.

    Aile Hekimleri Sözleşme ve Yönetmeliği, hekimler ve sağlık çalışanlarının itirazlarına rağmen 1 Kasım’da yürürlüğe girdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB), sendikalar ve meslek örgütlerinden oluşan 14 kuruluş, yönetmeliği protesto etmek üzere Aile Sağlık Merkezleri’nde üç günlük iş bırakma kararı aldı.

    Ülke genelinde eylemde olacak sağlıkçılar, gün içerisinde basın açıklamaları yaparak taleplerini bir kez daha kamuoyuna duyuracak.

    UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK EYLEM!

    Sağlık emekçileri, üç gün süreyle uyarı amaçlı iş bıraktıklarını belirterek, taleplerini şu şekilde sıralamıştı:

    “*Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.

    *Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.

    *Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.

    *Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.

    *Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.”

    TTB’DEN HUKUKİ BİLGİLENDİRME!

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, iş bırakma eylemi hakkında hukuki bilgilendirme notu da paylaştı. Yapılan bilgilendirmede şu ifadelere yer verildi:

    “Sağlık çalışanlarının meslek kuruluşunun ve sendikaların aldığı karara dayalı yapacağı bu etkinlik, anayasal haklar arasında yer alan örgütlenme, düşünce ve ifade özgürlüğünün kullanımı niteliğindedir. Örgütlenme özgürlüğü önündeki hukuki engeller, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları hem de ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler doğrultusunda yeniden düzenlenerek bu konudaki engeller kaldırılmaya çalışılmıştır.

    Sağlık çalışanlarının görevlerini yerine getirirken, yetkili mercilere gerekli kararların aldırılmasında kamuoyu oluşturmak için çaba göstermesi, baskı grubu oluşturması ve bunun için hukuka uygun bütün yöntemleri kullanması demokrasinin gereklerindendir. Anayasa’nın 26. maddesi ile herkesin, düşüncelerini söz, yazı, resim ve başka yollarla tek başına veya toplu olarak yayma hakkında sahip olduğu belirtilerek ifade özgürlüğü teminat altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok sayıda kararında belirtildiği üzere, herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sağlık emekçileri üç gün süreyle iş bırakıyor!

    Sağlık emekçileri üç gün süreyle iş bırakıyor!

    PİRHA – Çok sayıda sağlık meslek örgütü, sağlık sistemindeki kötüye gidişi protesto etmek için 5-6-7 Kasım’da grev yapacak. Sağlıkçılar, ‘Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin kaldırılması konusunda Sağlık Bakanlığı’na bir kez daha uyarıda bulunacak.

    Sağlık emekçileri, sağlık sisteminde yaşanan aksaklıklar ve “Yenidoğan skandalı” ile daha da görünür hale gelen sorunlara ilişkin eyleme geçiyor.

    Hekimler ve sağlık çalışanları1 Kasım’da yürürlüğe giren Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin, mevcut sorunlara çözüm olmayacağını vurguluyor.

    UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK GREV KARARI!

    Sağlık emekçileri, Sağlık Bakanlığına yönelik taleplerini ise şu şekilde sıraladı:

    1. Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.
    2. Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.
    3. Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.
    4. Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.
    5. Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.

    Taleplerimizin karşılanabilir olduğunu ve randevu bulunamamasından şiddete kadar sağlık sistemindeki pek çok sorunu çözebileceğini biliyoruz.

    Halkın sağlığına katkısı olmayan yönetmelik geri çekilerek yukarıda yer alan 5 maddelik taleplerimiz yerine getirilene kadar her türlü hukuksal mücadele ve eylemliliği hep birlikte hayata geçirme konusunda kararlı olduğumuzu bildiriyoruz. Kararlılığımızın göstergesi olarak ilk etapta 5-7 Kasım 2024’te (Salı-Çarşamba-Perşembe) üç gün süreyle iş bırakıyoruz.

    Sonraki haftalarda sağlık meslek örgütleri ile birlikte gerçekleştireceğimiz çeşitli eylem ve etkinliklerle halkımızın sağlığı ve haklarımız için sağlık otoritesini harekete geçme konusunda zorlamaya devam edeceğimizi, sonuç alıncaya kadar vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz.”

    Grev kararı alan meslek örgüleri:

    Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş), Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hekim Birliği), Hekim ve Diğer Sağlık Çalışanları, Kamu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (HekimSen),Hürriyetçi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hürriyetçi Sağlık Sen), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Tabip ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kamu Görevlileri Sendikası (Tabip-Sen), Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD)

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Fırat, DMD ve SMA hastalarının durumunu Sağlık Bakanı’na sordu

    Milletvekili Fırat, DMD ve SMA hastalarının durumunu Sağlık Bakanı’na sordu

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, DMD ve SMA hastalıklarını gündeme getirerek, tedavi süreçlerinde talep edilen ücretlere dikkat çekti. Fırat, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na “Türkiye’de DMD ve SMA hastalarının tedavi giderlerinin ne kadarı devlet tarafından karşılanmaktadır? Hastalığın tedavileri için ailelere ne gibi maddi manevi destek sunulmaktadır?” diye sordu.

    Bir tür kas hastalığı olan Duchenne Musküler Distrofi (DMD) nedeniyle çok sayıda aile, tedavi için mücadele yürütüyor.

    Hastalığın tedavisinin bir hayli maliyetli olması nedeniyle aileler, bağış kampanyaları ile çare arıyor.

    ÇAĞIN HASTALIĞI!

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat da ülkedeki DMD hastalığının geldiği düzeye dikkat çekti. Konuya ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na önerge sunan Fırat, sayısı tahmini olarak 5.000-10.000 arasında olan hastalığın ciddiyetini vurguladı.

    DMD hastalığının tedavi maliyetinin çok yüksek olduğunu belirten Celal Fırat, sadece DMD’nin ilerlemesini yavaşlatmaya yarayan ve ömür boyu kullanılması gereken ilaç tutarının milyon dolarlarla ifade edildiğini kaydetti.

    Milletvekili Fırat, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Bu hastalığa yakalananlardan biri de İstanbul’da yaşayan 12 yaşındaki Hüseyin Boran Çul’dur. Her geçen gün kaslarının erimesine yol açan DMD hastalığıyla mücadele eden 12 yaşındaki Hüseyin Boran Çul, tedavi olabilmek için yardım bekliyor. Ailesi, oğullarının ABD’deki Boston Üniversitesi’nde gen tedavisi alabilmesi için 3.4 milyon dolara ihtiyaç duymaktadır. Valilik izniyle yardım kampanyası başlatılmıştır. Boran’ın olumlu bir sonuç alabilmesi için bu yılın sonuna kadar tedaviye ulaşması gerekiyor. Kampanyanın şu an sadece yüzde 2’si tamamlanmış ve çok daha fazla desteğe ihtiyaç duyulmaktadır.

    Diğer taraftan, Türkiye’de DMD hastalığına benzer şekilde kas güçsüzlüğü ve hareket kabiliyetinde ciddi sorunlara yol açan nadir ve genetik bir hastalık olan SMA hastaları da genellikle tedaviye erişim, uygun sağlık hizmetleri ve genetik tedaviler için devlet desteği ve sosyal yardım talepleri beklemektedir. Tahminen 1300 ile 2000 arasında değişen SMA hastalarına uygulanan özellikle Zolgensma tedavisi, tek seferde bir gen tedavisi olup 2 milyon dolara yakın bir maliyeti bulunmaktadır.

    “HASTALIKLARLA İLGİLİ BİR ÇALIŞMANIZ VAR MI?”

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Türkiye’de DMD ve SMA hastalarının tedavi giderlerinin ne kadarı devlet tarafından karşılanmaktadır?

    *DMD ve SMA hastalarına Valilik izni, Sağlık Bakanlığı ve İdare Mahkemesi süreçleri neden uzun sürmektedir?

    *Türkiye’deki DMD ve SMA hastalarının genetik tedavi veya kas sağlığını destekleyen tedavilere erişimini hızlandıracak bir çalışmanız var mıdır?

    *DMD ve SMA hastalarının hepsi ücretsiz olarak kas güçsüzlüğünü yavaşlatmak için düzenli fizyoterapi ve rehabilitasyon hizmeti alabilmekte midir?

    *DMD ve SMA hastalığını yavaşlatabilecek veya belirtilerini hafifletebilecek gen tedavileri için ailelere ne gibi maddi manevi destek sunulmaktadır?

    *İlerleyici bir hastalık olan DMD ve SMA hastalarının ailelerine ve hastaların psikolojisine destek, sosyal yardım veya eğitim programları var mıdır?

    *DMD ve SMA hastalarının tedavi giderlerinin geri ödeme kapsamına alınması için herhangi bir çalışmanız var mıdır?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Karaca’dan, Sağlık Bakanına: Hastanelerde kadına yönelik şiddet vakalarını kim yönetmektedir?

    Karaca’dan, Sağlık Bakanına: Hastanelerde kadına yönelik şiddet vakalarını kim yönetmektedir?

    PİRHA – Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sağlık sisteminde kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınların korunması konusundaki çalışmaları Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na sordu. Karaca, “Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınların koruma mekanizmalarına Sağlık Bakanlığı bünyesinde erişmesi için diğer bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşları ile yapılan iş birlikleri nelerdir?” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, sağlık sisteminin kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınların korunması konusundaki çalışmaları Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’na sordu.

    “EĞİTİM VE BİLİNÇLENDİRME ÇALIŞMALARINI KİMLER YAPMAKTADIR?”

    EMEP Milletvekili Karaca, kadına yönelik şiddeti önleme ve kadınların korunması konusunda özel hastanelerin çalışmalarının ise kamuoyu ile paylaşılmadığını ifade ederek Bakan Memişoğlu’na şu soruları sordu:

    “-Sağlık kuruluşlarında kadına yönelik şiddet vakalarının tespiti ve bildirilmesi için özel olarak geliştirilmiş protokoller ve eğitim programları mevcut mudur? Mevcut ise içerikleri nelerdir?

    -Kadına yönelik şiddetle mücadelede sağlık personelinin bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi amacıyla yapılan çalışmalar nelerdir? Bu çalışmalara 2021-2024 döneminde sağlık çalışanlarının yüzde kaçı katılmıştır? Eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarını kimler yapmaktadır?

    -Sağlık çalışanlarına verilen online eğitimlerin uygulamaları ne ölçüde etkilediği nasıl ölçülmektedir?

    -Şiddete maruz kalan kadınların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla hangi tedbirler alınmıştır?

    -Sağlık kuruluşlarında şiddete maruz kalan kadınlara özel psikolojik destek hizmeti sunulmakta mıdır? 2021-2024 döneminde şiddete maruz bırakılan kaç kadına bu hizmet sunulmuştur?

    -Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınların desteklenmesi ve rehabilitasyonu amacıyla, Sağlık Bakanlığı bünyesinde yürütülen çalışmalar ve bu çalışmalara ayrılan bütçe miktarı nedir?

    -Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz kalan kadınların koruma mekanizmalarına Sağlık Bakanlığı bünyesinde erişmesi için diğer bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşları ile yapılan iş birlikleri nelerdir?

    -Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için iş birliği ve koordinasyon değerlendirilmekte midir?

    -İş birliği ve koordinasyonun desteklenmesi için neler yapılmaktadır?

    -İş birliği ve koordinasyonun gelişmesi ile ilgili kurumlar arası koordinasyonu içeren nasıl bir izleme/takip sistemi uygulanmaktadır?

    -Kadına yönelik şiddetle mücadelede interdisipliner çalışmanın önemini dikkate alarak hangi politikalar uygulanmaktadır?

    -Kamu kurumları ile sivil toplum örgütleri arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlamak için neler yapılmaktadır? Hangi sivil toplum örgütleri ile iş birliği gerçekleştirilmektedir?

    -Kadın tıbbi destek merkezlerinde çalışan meslek elemanlarının hizmet sunumunda tam zamanlı olarak görev alması sağlanacak mıdır? İcapçı nöbet usulü yerine tam zamanlı çalışma düzenlemesi yapılması hakkında bir plan var mıdır?

    -Psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi psikososyal anlamda doğrudan travma odaklı çalışan meslek elemanlarının kadın tıbbi destek merkezlerinde bulunması konusunda bir strateji belirlenmiş midir? Bu meslek elemanlarının kadınların alacağı hizmetlerin niteliğini nasıl geliştireceği hakkında bir planlama yapılmış mıdır?

    -Cinsel şiddet olgularıyla çalışmanın spesifik bir alan olduğu ve kendine özgü dinamiklere sahip olduğu göz önünde bulundurularak, kadın tıbbi destek merkezlerine gelen vakalara profesyonel hizmet sunumuna dair hangi protokol ve prosedürler işletilmektedir?

    -Kadın tıbbi destek merkezlerinin yaygınlaştırma planı nedir? Yaygınlaştırma planları yapılırken hangi kriterlere göre karar verilmektedir? Bu merkezlerin yaygınlaştırılması sürecinde hangi stratejiler izlenecektir?

    -Açılan kadın tıbbi destek merkezlerinin bilinirliğinin artırılması için nasıl bir planlama yapılmaktadır? Diğer profesyoneller ve kadınlar için bu merkezlerin bilinirliğinin artırılması hangi yöntemlerle desteklenecektir?

    -Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının kadına yönelik şiddetin tespitinde ve destek sunulmasında kritik bir öneme sahip olduğu göz önünde bulundurulduğunda, aile hekimlerinin şiddete maruz kalan kadınları desteklemek için bağlı oldukları algoritma var mıdır? Algoritma var ise bunun işlerliği, nasıl takip edilmektedir?

    -Aile hekimlerinin yanı sıra birinci basamak sağlık çalışanlarının da bağlı oldukları algoritmayı bilmesi beklenmektedir. Bununla ilgili, personele dönük hangi çalışmalar yapılmaktadır?

    -Birinci basamakta tespit edilen kadına yönelik şiddet vakalarında, yönlendirme gerektiğinde aile hekimlerinin vaka bazında ve kurumlar arası iş birliğinin sağlanması bağlamında nasıl destekleneceği konusunda bir planlama yapılmış mıdır?

    -Aile hekimlerinin güvenliği ve bölgesel farklılıklar göz önünde bulundurularak, kadına yönelik şiddetle mücadelede kullanılacak algoritmalar belirlenirken hangi kriterler dikkate alınacaktır? Koşullara uygun iş akışlarının tanımlanması için ne gibi önlemler alınacaktır?

    -Aile hekimleri ve aile sağlığı merkezi çalışanlarının kadına yönelik şiddetle mücadele, koruyucu önleyici tedbirlerle ilgili rolleri, yasal sorumlulukları gibi konularda kapsamlı bir hizmet içi eğitim alması ile ilgili yürütülen çalışmalar nelerdir?

    -Özel hastaneler, kadına yönelik şiddeti önleme ve şiddete maruz bırakılan kadınların korunmasında ulusal düzeyde bir algoritmaya bağlı mıdır? Bağlılarsa bu algoritma nedir ve nasıl uygulanmaktadır?

    -Özel hastanelerde, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve şiddete maruz bırakılan kadınların korunmasına ilişkin hangi adımlar atılmaktadır? Bu adımların etkinliğini artırmak için ne tür çalışmalar yapılmaktadır?

    -Özel sağlık kurumları, kadına yönelik şiddeti önleme ve müdahale konularında hangi denetim mekanizmalarıyla takip edilmektedir? Bu kurumlarda iş akışı nasıl düzenlenmektedir ve hangi prosedürlere bağlıdır?

    -Kamu hastanelerinde kadına yönelik şiddet vakalarının yöneticisi olarak sosyal hizmet uzmanları görev alırken, özel hastanelerde sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmemektedir. Bu durumda, özel hastanelerde kadına yönelik şiddet vakalarını kim yönetmektedir? Bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için ne tür düzenlemeler yapılması planlanmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık çalışanları arasında 5 kat farklı teşvik ödemesi tepkiyle karşılandı

    Sağlık çalışanları arasında 5 kat farklı teşvik ödemesi tepkiyle karşılandı

    PİRHA – SES Ankara Şube üyeleri, teşvik ödemelerine karşı eylem yaptı. Yapılan basın açıklamasında, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışan sağlık çalışanı arasında 5 kata varan farkın ortaya çıktığına işaret edildi.

    Ankara’daki sağlık emekçileri, iş barışını bozduğu gerekçesiyle “Teşvik ödemelerine” karşı eylem yaptı.

    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir araya gelen Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyeleri, teşvik ödemelerine karşı basın açıklaması yaptı.

    “ACİLEN MAĞDURİYETİMİZİN GİDERİLMESİ GEREKMEKTE”

    Sağlık emekçileri adına basın açıklamasını SES Ankara Şube Yöneticisi Nurullah Sivlim okudu. Sivlim, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde aynı birimde eşit koşullarda olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışanlar arasında 5 kata varan fark ortaya çıktığını söyledi. Yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Üniversite hastanelerinde çalışan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sorunlarını tek tek listelesek buradan YÖK’e kadar uzanır. Ama öncelikle belirtmek ve çözüme kavuşmasını istediğimiz bazı sorunlarımızı sizinle paylaşmak istiyoruz. Bu sorunlarımızın başında teşvik ödemelerindeki adaletsizlik geliyor. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı İbni Sina ve Cebeci Hastanelerinde çalışan farklı meslek gruplarına bağlı emekçiler arasında ciddi farklar bulunmaktadır. Hatta geçen ay teşvik ödeme alamayan ya da çok az alan arkadaşlarımızın sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

    Özellikle Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde aynı birimde eşit koşullarda olan sağlık çalışanı ile Ankara Tıp’ta çalışan sağlık çalışanı arasında 5 kata varan fark ortaya çıkmaktadır. İş barışını bozan, emeğimizi değersizleştiren bu uygulama hakkında acilen yeni bir düzenleme yapılması ve mağduriyetimizin giderilmesi gerekmektedir.

    Sorunlarımız bununla kalmamaktadır. İnsanları iyileştirmek için gece gündüz demeden günün 24 saati çalışan emekçilerin beslenme hakkı da sorunlarımızın başında gelmektedir. Kurumda dağıtılan yemek hijyenik ve doyurucu olmaktan uzak olması sebebiyle de koruyucu sağlık hizmetinin ihlali anlamına gelmektedir.

    Yine kurum içerisinde liyakatsiz atamalar, keyfi uygulamalar da sorunlarımızın arasında yer almaktadır. Keyfi ve plansız yer değişiklikleri, mobbinge varan psikolojik baskılar çalışanların mutsuzluğunu derinleştirirken idarenin diyaloğa kapalı tutumu ve sendikal hakların kullanımına yönelik tehditler ise bizim açımızdan asla kabul edilebilir değildir.

    İdarecilerin araçları için özel yer ayrılırken diğer sağlık çalışanları erken geldikleri halde bile otopark sorunu yaşaması, özellikle maaş, döner sermaye vb. ödemelere yönelik bilgi talebimizin karşılıksız kalması, bırakın birinci derece yakınlarımızı kendimizin bile randevu ve tetkikler için sıra alamamamız eşitlik ve adalet duygusunu ortadan kaldıran sorunlarımızın başında gelmektedir.

    “ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ TALEPLERİ GÖRMELİ”

    Üniversite yönetimi bir an önce sağlık çalışanlarının taleplerini görmeli ve çözmek için gerekli çabayı sarf etmelidir. Aksi takdirde hizmet üretiminden gelen gücümüzün kullanımı da dahil olmak üzere her türlü eylem ve etkinliği kullanacağımızdan kimsenin şüphesi olmamalıdır.

    Bizler yandaş sendikaların yaptığı gibi görev savan açıklamalar değil, sorunlarımızın çözümünü esas alan eylem ve etkinlikler yaparak üniversite hastanelerinde çalışanlarının haklarını almasını sağlayacağız.

    Bir kez daha yönetimi uyarıyoruz. Bu SES’e kulak verin…”

    PİRHA/ANKARA

  • SMA Hastası Yamaç Artuç 8 kiloya kadar düştü, tedavi için 55 milyona ihtiyaç var!

    SMA Hastası Yamaç Artuç 8 kiloya kadar düştü, tedavi için 55 milyona ihtiyaç var!

    PİRHA – SMA hastası 6 yaşındaki Yamaç Artuç, Türkiye’de tedavi olamaması nedeniyle 8 kiloya kadar düştü. Amca Kenan Artuç, yurtdışında tedavi imkanı için 55 milyon liraya ihtiyaç olduğunu belirtti. Artuç, “Devletin, kesinlikle bu hastalığın tedavisi için bir yardımı olmuyor. Devlet diyor ki ‘Git dilencilik yap.’ İşte biz de dilencilik yapıyoruz!” dedi. Dr. Ahmet Karer Yurtdaş ise akraba evliliğinin yaygın olduğu toplumlarda hastalığın görülme sıklığının yüksek olduğuna vurgu yaptı.

    Spinal Müsküler Atrofi (SMA); Türkçe adıyla ‘Omuriliğe bağlı kas körelme’ hastalığı her ne kadar insanlarda nadir rastlanılsa da tedavisi de bir o kadar güç durumda.

    Genellikle bebek ya da erken çocukluk döneminde teşhis edilen SMA hastalığı, kas erimesi ile sonuçlanan bir tür nöromüsküler bozukluk olarak ifade edilmekte. Hastalığın seyri ise önce kol, bacak ve solunum kaslarının zayıflamasıyla başlayıp, sonrasında ise baş kontrolü, yutma güçlüğü, skolyoz ve eklem hareketlerinin kaybına kadar ulaşıyor.

    Türkiye’de tedavi süreci bir hayli zor olan SMA hastalarının yaşadıkları ise içler acısı. Aileler, Sağlık Bakanlığının bu yönlü hizmetinin sınırlı kaldığını belirterek çareyi yurtdışındaki hastanelerde aramakta. Hastalığın tedavi edilmesi için talep edilen ücretler bir hayli yüksek olunca aileler de çareyi kampanyalar yürüterek aramakta.

    KAMPANYALAR SAYESİNDE İSMİ DUYURAN HASTALIK!

    Günlük yaşantımızda; çarşı merkezlerinde, metro ulaşımlarında, AVM’lerde ve daha birçok yerde SMA hastası çocuklar için yürütülen kampanyalarla karşılaşılmakta. Sanal medya ya da TV programlarında da bu kampanyalara sık sık yer verilmekte. Rastlantısı bu denli çok olan kampanyalar, şüphesiz ki akıllarda kimi soru işaretlerine de sebep oluyor.

    ‘SMA hastalığına yakalanan kişi sayısı günden güne artıyor mu?’ sorusuna bilim insanları ‘hayır’ cevabını verse de devletin tedavide karşılıksız kalması, aileler nezdinde büyük çöküntüye sebep oluyor.

    Van’da yaşam mücadelesi veren 6 yaşındaki Yamaç Artuç için de kampanyalar aracılığıyla gerekli para toplanmaya çalışılıyor. Kampanya sorumlusu amca Kenan Artuç, Yamaç’ın henüz 1,5 yaşındayken rahatsızlığı nedeniyle hastaneye götürüldüğünü, ancak 3 yaşında SMA Tip-2 bulgusuna rastlandığını söyledi. Kenan Artuç, Yamaç’ın tedavisi için Van’dan Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne götürüldüğünü ancak her defasında “Bu çocuk gevşek bebek, düzelir” denildiğini aktardı.

    HASTALIĞIN TEŞHİSİNİ ÖZEL HASTANEDE BULDULAR!

    Kenan Artuç, SMA hastası Yamaç’ın, 4 yaşına gelmesiyle birlikte oturuş hareketlerinin dahi değiştiğini belirterek “Bu defa Ankara Hacettepe Hastanesi’ne götürdük. Orada da herhangi bir sonuç alamadık. Sonrasında özel bir hastaneye gittik. Gen testi yapıldığında SMA teşhisi konuldu. Şu anda 5.5 yaşında ve 8 kiloya kadar düştü. Durumu hiç iyi değil, çok zor duruma girdik. Şu an nereye başvuracağımızı, nereye gideceğimizi bizler de bilmiyoruz. Hastanelerin ihmalkarlığı söz konusu” diye konuştu.

    UMUT, 55 MİLYON TL DEĞERİNDEKİ O İĞNEDE!

    Kenan Artuç, “Şu an tek derdimiz Yamaç’ın kurtulması” diyerek çareyi yurt dışında aradıklarını belirtti. Farklı ülkelerden hekimlerle görüştüklerini söyleyen Artuç, “Yurt dışından görüştüğümüz hekimler %98 Yamaç’ın bu hastalığı yenebileceğini söylüyor. Bir iğne, 40 dakika boyunca serumla veriliyor ve 6 ay sonrasında hasta kalkıp düzeliyor. Bütün hastalığı yenecek sadece tek bir iğne ve o iğne Türkiye’de yok! İğnenin fiyatı ise 55 milyon TL. Ülkemizde Dolar kuru arttıkça bu ilacın fiyatı da artıyor maalesef” dedi.

    “DEVLET ‘GİT DİLENCİLİK YAP’ DİYOR”

    Valilik izniyle Yamaç için yardım kampanyası yürüttüklerini de belirten amca Artuç, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Kampanyanın son bulmasına 9 ay kaldığı söylendi. Gereken meblağının sadece %40’ını toparlayabildik. 9 Ay içerisinde geri kalanın toplanması gerek. Devletin, kesinlikle bu hastalığın tedavisi için bir yardımı olmuyor. Devlet, bize diyor ki ‘Git dilencilik yap’. İşte biz de dilencilik yapıyoruz! Bu durumdan dolayı aile darmadağınık. Sürekli hastaneye git gel durumu var. Yamaç, son olarak 20 güne yakın entübe olarak hastanede kaldı. Yoğun bakımdan 4 gün önce çıkabildi. En ufak bir enfeksiyonda entübe oluyor ve çok zorluk yaşıyor. O nedenle bir an önce bu kampanya için sesimizin duyulması lazım. Bu para çok kolay toplanılabilir, yeter ki ses duyulabilsin.

    “BİR AN ÖNCE İLACA KAVUŞMASI LAZIM”

    Devlet bu işe el atmıyor. El atsa bu kadar sıkıntı çekilmeyecektir. Kampanya sebebiyle işitmediğimiz küfür, hakaret kalmıyor. Biz de bu evladımızı kurtarmak için mecbur sesimizi çıkartamıyoruz. Bu bir devlet ayıbıdır. Bir an önce Yamaç’ın ilacına kavuşması lazım. Artık Yamaç çok yıprandı ve çok yorgun düşmüş durumda. Mesela yine bir Şeyma bebek vardı; bir binbaşının kızıydı, 3 günde para toplandı ve kampanyası bitirildi. 2 defa televizyona çıktı ve kampanya bitirildi. İstenirse oluyor.”

    SMA’YA DAİR BİLİNMEYENLER!

    TTB Merkez Konseyi Üyesi Ahmet Karer Yurtdaş, SMA hakkındaki tüm sorularımıza yanıt verdi. Tıbbi Genetik Anabilim Dalı’nda çalışma yürüten Yurtdaş, SMA hastalığının farklı tipleri olduğuna işaret ederek “Kamuoyunda genelde en ağır formu biliniyor. Tartışılan gen tedavisi de bu en ağır formuna yönelik bir tedavi olarak deneniyor şu an. Fakat daha hafif seyreden formları da mevcut. Ne kadar ağır seyredeceği hastalığa sebep olan mutasyon tiplerine göre değişkenlik gösteriyor” bilgisini verdi.

    Ahmet Karer Yurtdaş, SMA hastalığındaki ilk tanının 70 yıldan uzun süredir bilindiğini söyleyerek, “Genetik tanı yöntemlerinin gelişmesiyle farklı formlar SMA çatısı altında toplandı. Örneğin öncesinde ağır SMA bilinen formu ‘SMA tip1 Werndig Hoffman’ hastalığı olarak biliniyordu” diye de ekledi.

    “AKRABA EVLİLİKLERİNDE SMA GÖRÜLME SIKLIĞI YÜKSEK”

    Dr. Ahmet Karer Yurtdaş, SMA hastalığının ortaya çıkmasındaki sebeplere dair ise şu bilgileri verdi:

    “Hem anne hem babanın hastalık yönünden taşıyıcı olduğu durumlarda teorik olarak 4’te 1 ihtimalle ortaya çıkıyor, etkileyen başka bir faktör yok. Taşıyıcılık kişide herhangi bir soruna yol açmıyor, dolayısıyla sağlıklı ebeveynlerin çocuklarında ortaya çıkıyor hastalık. Yakın akrabalık her iki kişide de aynı hastalığın (bu durumda SMA’nın) taşıyıcılık ihtimalini arttırdığı için riski çok yükseltiyor. Akraba evliliğinin yaygın olduğu toplumlarda hastalığın görülme sıklığı yüksek, Türkiye de o ülkelerden biri. Türkiye’de her 5 evlilikten biri akraba evliliği olmaya devam ediyor. Bununla birlikte daha düşük oranda olacak şekilde akraba olmayan ebeveynlerin de çocuklarında görülme ihtimali var hastalığın.

    Son yıllarda tarama testleri yoğunlaşmaya başladı. Taşıyıcılığın çocuk sahibi olmadan önce tanınması ile çeşitli üreme teknikleriyle SMA olmayan gebelik oluşturulmasının imkanları yaygınlaşmakta.”

    “HASTALIĞIN BİYOLOJİK OLARAK ARTTIĞI DÜŞÜNÜLMÜYOR”

    Hastalığın yoğunlaştığına dair bilimsel bir verinin söz konusu olmadığını da belirten Ahmet Karer Yurtdaş, “SMA Sıklığının biyolojik olarak arttığı düşünülmüyor. Tanı imkanlarının artması ve gen tedavisi gibi konularla hastalığın kamuoyunun gündemine sıklıkla gelmesi bu algıyı yaratmış olabilir” dedi.

    SMA tedavisi hakkında konuşan Yurttaş, “Aktif kullanılan geri ödeme kapsamında bazı ilaçlar var. Hastalığın en ağır formu için denenmekte olan geri ödeme kapsamında olmayan gen terapisi de mevcut. Umut verici sonuçlar var ama kesin tedavi vasfına henüz kavuşmuş değil. İlacın uzun süreli etkilerinin ortaya çıkması için henüz zaman var. Önerimiz, hastaların klinik araştırma kapsamına dahil edilmesi için Bakanlığın girişimlerde bulunması. Bu durum ilacın uygun olan bebekler için kullanımını da daha olası kılabilir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • TTB ve SES uyardı: Deprem bölgesindeki çocuklar içme suyuna dahi ulaşamıyor-VİDEO

    TTB ve SES uyardı: Deprem bölgesindeki çocuklar içme suyuna dahi ulaşamıyor-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Hatay Deprem Koordinasyonu, deprem bölgesindeki çocukların beslenme sorunlarını gündeme getirdi. Uzmanlar, “Çocuklar ne yumurta ne de süt tüketiyor. Bodurluk artışta. Yokluktan klimadan çıkan suyu kullananlara rastladık” uyarısında bulundu.

    6 Şubat Maraş merkezli depremlerin ardından bölge halkının temel yaşam ihtiyaçları ve gıdaya ulaşım sorunu günden güne artıyor.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Hatay Deprem Koordinasyonu, söz konusu ihtiyaçlara dikkat çekti.

    TTB Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında, gıda güvencesi ve 5 yaş altı çocukların beslenme sorunları gündeme getirildi.

    TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Karer Yurttaş, 5 yaş altı çocukların beslenme probleminin tüm toplum sağlığını ilgilendirdiğini belirtti. 100 sayfalık bir çalışmanın ortaya çıktığını belirten Yurttaş, yetkilileri sorumluluk almaya çağırdı.

    “11 AY GEÇTİ HALEN YETERLİ YARDIM YOK!”

    TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, toplantıya dijital ortam ile katıldı. Fincancı, depremin üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen kamu otoritesinin sorumluluk almadığını söyledi. TTB olarak depremin yaşandığı gün itibariyle halk sağlığı konusunda çaba sarf ettiklerini belirten Fincancı “Yeterli ve dengeli beslenme konusunda uyarılar yapmıştık. 11 ay geçmesine rağmen bir değişim olmadı. Bu konu ciddi sorunlar barındırıyor. Hava kirliliği konusunda da ciddi riskleri kamuoyu önüne koymuştuk. 45 bin liralık yoksulluk sınırına ulaşamayan yurttaşların sağlıklı beslenmeye ulaşamadığını da biliyoruz” diye konuştu.

    SES Eş Başkanı Nazan Karacabey ise çocukların beslenme durumunun kritik durumda olduğunun altını çizdi. Karacabey, “Gitmediğimiz köy, kasaba kalmadı. Halkın sağlık hakkı için çabaladık. Tüm deprem illerinde yürüttüğümüz bu çalışmalar halkın nitelikli sağlık hakkına kavuşana dek devam edecek. Bölge halkı yanlız değildir” sözlerini ekledi.

    DEPREM SONRASI BODURLUK ORANINDA ARTIŞ!

    Çalışma grubunda yer alan Dr. Mehmet Zencir, bilimsel bulguları paylaştı. Beslenmenin tek tip olmaması gerektiğini söyleyen Zencir, protein ve vitaminlerin ne kadar verilmesi gerektiği bilgisinin Sağlık Bakanlığı’nda da olduğunu vurguladı. Zencir, çalışmalarının Hatay özelinde olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Çocuklara odaklanarak erken uyarı yapıyoruz. Çünkü bu yaş aralığı, çocukların hızlı geliştiği dönemlerdir. 19 Eylül ile 23 Kasım arasında veriler topladık. Çocukların boy ve kilo ölçümlerini de yaptık. 564 çocuğa ulaştık. Ailelerin yüzde 76’sının düzenli işi yoktu. Çocukların 4/1’i erken doğmuşlardı. Travmanın beslenme üzerindeki etkisini de gördük.

    Yaşa göre toplamda 100 çocuğun yüzde 6,2’si bodur. Yüzde 8,9 oranında zayıflık söz konusu. 5 yaşa doğru obezite sorununun arttığını görüyoruz. Erkek çocuklarda bodurluğun daha çok olduğunu gözlemledik. Kardeş kaybı ile bodurluk arasında da bir ilişki gördük. Yapılacaklar belli ancak liyakat yok. Bu nedenle çocuklara ne süt ne de yumurta dahi verilemiyor.”

    “KLİMADAN ÇIKAN SUYU KULLANIYORLAR!”

    Diyet ve Beslenme Uzmanı Dicle Dilan Salman ise deprem bölgesindeki halkın, halen yeterli gıda ve suya ulaşamadığını vurguladı. Beslenme kolileri hazırlanırken çocukların göz önünde tutulmadığını söyleyen Salman, şu bilgileri paylaştı:

    “Yaş arttıkça öğün sayılarının azaldığını gördük. Çocukların yarısının anne sütü alamadığını gördük. Birçok anne, depremden sonra yetersiz beslendiği için sütü olmadığını belirtti. 100 çocuktan 22’si sadece aile sofrasında ne varsa onu tüketebiliyor. Çocukların beslenmesinde protein yetersizliğini görebiliyoruz. 5 yaş altı çocuklarda hiçbir çocuğun yeterli protein aldığını söyleyemeyiz. 4 çocuktan ancak 1’inin yeterli proteine ulaşabildiğini görebiliyoruz. Ailelerin yarısının içme suyuna ulaşımı yetersiz durumda.

    Tek çeşit beslenme, abur cubur ile beslenme durumuna sıklıkla rastladık. En ucuz markaya yöneldiklerini, en çok makarna tüketildiğini söylediler. En çok problem maddi yetersizlik. Bu nedenle gıda sıkıntısı yaşadıklarını belirttiler. Süt, yumurta alamadıklarını, bazen sadece zeytin yiyebildiklerini söyleyenler oldu. Halk, ‘dayanışma örgütleri olmasaydı açlıktan ölebilirdik’ diyor. Çöplerin toplanmaması, böceklenme olması, fare çokluğu gibi sorunlar da var. Klimadan çıkan su ile yüzlerini yıkayan, böylesi onur kırıcı durumlarla karşılaştık. Acil kamusal politikalara ihtiyaç var.”

    ŞEBEKE SUYU KAYNATILIP TÜKETİLİYOR!

    TTB aktivisti Leyla Kalın ise hijyen konusuna değinerek şunları söyledi:

    “Çadırkent ve konteynerlarda yaşayanların birçoğunda buzdolabı olmadığını gördük. Hijyen açısından bir mutfak düzeni yoktu. Şebeke suyunun kaynatıldıktan sonra tüketildiğini gördük. Çocuklar için marketlerde hijyen malzemeleri yoktu. Konteynerlarda elektrik kesintileri sık olduğu için gıda saklama sorunları var. Konteyner kentlerde aile başına 10 litre su verildiğini gözlemledik. Kimi yerlerde mutfağın bir kısmının banyo alanına dönüştürüldüğüne şahit olduk.”

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Dr. Fincancı: Çalışmalardan geri durmamız söz konusu değil, hep beraber buradayız – VİDEO

    Prof. Dr. Fincancı: Çalışmalardan geri durmamız söz konusu değil, hep beraber buradayız – VİDEO

    PİRHA – Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB Merkez Konseyi’nin mahkeme kararı ile görevden alınması ardından gelinen süreci anlattı. Fincancı, 40 yıldır TTB’de emek verdiğinin altını çizerek “Görevimizi bundan sonra da sürdüreceğiz. Buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak” diye belirtti.

     31. Asliye Ceza Mahkemesi, “amaç dışı faaliyet” gerekçesiyle Türk tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin yeniden belirlenmesi için 30 Kasım’da kararını açıkladı. Ancak mahkemenin gerekçeli kararı henüz TTB’ye ulaşmadı.

    TTB Merkez konseyi başkanı Şebnem Korur Fincancı, mahkeme kararı sonrasında nasıl yol alınacağı konusunu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZ BURADAYIZ VE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, gerekçeli kararın kendilerine ulaşması sonrasında İstinaf yolunun açık olduğunu belirtti. Fincancı, mahkemeden çıkan karara karşılık TTB’deki görevlerinin başında olacaklarına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Karar kesinleşene kadar biz çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Merkez konseyde olan arkadaşlarımız, Türk Tabipleri Birliği meslek örgütümüzün her biriminde görev yapan insanlardır. Kollarımızda, çalışma gruplarında 40 yıldır bu meslek örgütünün pek çok biriminde emek vermiş birisiyim. Dolayısıyla biz bu görevimizi zaten sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdüreceğiz. Hakim bir yandan da yönetimin belirlenmesi için görevlendirmeyi yaptı. Geçici kuruldaki tabip odalarımızın başkanı 5 meslektaşımız, görevlendirme ile gelebilir. Ancak biz buradayız ve çalışmaya da devam edeceğiz. Burada bir değişiklik olmayacak. Yıllardır ne yapıyorsak onları yapmaya, meslek örgütünün, hekimlerin emeklerinin değersizleştirilmesine, mesleğin itibarsızlaştırılmasına karşı yürüttüğümüz mücadeleye, hem de toplumun sağlığı için yaptığımız çalışmalara devam etmekten geri durmamız söz konusu değil. O nedenle hep beraber buradayız.

    “BÖYLE ÇALIŞMA ORTAMI İSTEMİYORUZ!”

    Ayrıca sadece biz burada değiliz, tabii ki bu meslek örgütünün inanılmaz üretim yapan pek çok üyesi ile hep beraber buradayız. Emek ve demokrasi güçleri de yanımızda, birlikte mücadele ediyoruz. İki gün önce Şanlıurfa Eğitim Ve Araştırma Hastanesi polikliniklerdeki meslektaşlarımızı ziyaret ettik. Hem dayanışma duygularını ilettiler hem de çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle yanımızda olamadıklarını, duruşmaya gelemedikleri için üzüntülerini de ifade ettiler. Biz gittiğimizde saat 14:00’ü biraz geçmişti ve bir meslektaşımız 138. hastasına bakıyordu. Bu tabii ki utanç verici bir durum. Çünkü meslektaşımız bu kadar hastayla yeterince ilgilenemediği için üzüntü duyuyordu. Biz böyle bir çalışma ortamı istemediğimizi yıllardır söylüyoruz.”

    “TEHDİT NİTELİĞİNDE KARAR!”

    Şebnem Korur Fincancı, mahkemenin vermiş olduğu kararın emek ve demokrasi güçlerine yönelik bir tür tehdit niteliğinde olduğunun altını çizdi. Fincancı, AKP-MHP hükümetinin diğer iktidarlara kıyasla çok daha baskıcı olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bu karara şaşırmak iyidir. Çünkü şaşırdığınız durumda alışmıyorsunuz demektir. Bu yapılan hukuksuzluğa karşı da mücadeleyi sürdüreceğiniz anlamına gelir. O yüzden tabii ki herkes şaşırmalı. Ancak biz bu kapasiteye sahip olduklarını da biliyoruz. Bu denli baskı uygulayabileceklerini de biliyoruz. Bugüne kadar görevden alma ile ilgili girişimler oldu, pek çok yargılama girişimiyle karşı karşıya kaldık ama Türkiye’de yargı hiç bu kadar araçsallaştırılmamıştı. Yargı, bu kadar iktidarın dedikleri üzerinden yürüyen kararlarla karşımıza çıkmamıştı. Dolayısıyla bu dönemin geçmiş dönemlerden farklı olduğunu söylemek mümkün. Kuvvetler ayrılığı ilkemiz vardı, bunları çoktan teslim ettik. Dolayısıyla bu karar şaşırtıcı değil. Bu karar, Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik bir karar değil aslında. Onların, ne karar verirlerse versinler bizi mücadeleden geri döndüremeyeceklerini bildiklerine adım gibi eminim. Aslında bu karar Türkiye’de emek ve demokrasi güçlerine parmak sallama, tehdit niteliğindedir. Bu tehdidi, mücadele ile karşılık vererek tabii ki bertaraf edebiliriz. O yüzden tüm toplumu, TTB ile birlikte mücadeleye çağırıyorum.”

    “HALK SAĞLIĞI KONUSUNDA MÜCADELEDEN GERİ DURMAYACAĞIZ”

    Prof. Dr. Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın. “Hekim hakları ve saygınlığı için verilecek mücadelenin yeri sendikalar değil, asıl, tabip odaları olmalıdır. Tabip odalarının amacı ise, sadece Hekim hakları ve Hekim saygınlığını korumak olmalıdır. Bütün hekim arkadaşlarımı, amacı sadece hekim hakları ve saygınlığını korumak olması gereken tabip odalarını desteklemeye davet ediyorum” şeklindeki açıklamalarına da cevap verdi. TTB Merkez Konsey Başkanı Fincancı, Bakan Koca’ya cevaben şunları söyledi:

    “Özlük hakları mücadelesi tabii ki de sendikalar üzerinden yürür. Aslında kendisi bu konuda bilgi sahibi olsa gerek! Bu bir dil sürçmesi mi bilemem ama tabii ki sendikalarda mücadele edecekler, ancak TTB de mesleğimizin geliştirilmesi, değerlerimizin güçlendirilmesi ve korunması için mücadeleye devam edecek. Ama bizim tek görevimiz bu değil; ‘amaç dışı faaliyet’ diye tanımladıkları şey bizim halk sağlığıyla, yani toplumun sağlığını koruma ile ilgili yaptığımız çalışmalardır. Çünkü bundan rahatsızlık duyuyorlar. Bunu nereden biliyoruz; bundan 12 yıl önce TTB’nin 6023 sayılı yasasında değişiklik yaparak bu ilgili cümleyi çıkartmaya teşebbüs ettiler ama Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi bozdu ve tekrar bize toplum sağlığını koruma görevini teslim etti. Dolayısıyla biz evet meslektaşlarımızın hakları için mücadele ettiğimiz gibi bunu tek başımıza yapmıyoruz, emek örgütleri, meslektaşlarımızın sendikalarıyla bunları yapmaya çalışıyoruz. Ama biz toplumun sağlığını da korumaya çalışıyoruz. Bu toplumun sağlığını bozan her türlü etken; buna nükleer girişimleri, maden sahalarında yapılan kirletmeler, temiz içme suyuna erişimimizi engelleyen zehirli atıklar ya da enkazların uygun şekilde kaldırılmamasını nedeniyle hava kirliliği ile zehirli maddelere toplumu maruz bırakan uygulamalar da dahil bunlara karşı da elbette mücadele etmekten de geri durmayacağız.

    Unutulmaması gereken bir yan daha var; Türk Tabipleri Birliği’nde temsili görevlerde kimin olduğunun hiçbir önemi yoktur. Biz aslında tüm üyeleri ile birlikte çalışmalar yürüten bir meslek örgütüyüz. Bugün burada ben görev üstlendim ama yarın başka bir meslektaşım temsil edecektir. Biz gene asıl olarak o üretilenleri çoğaltmak için çaba sarf etmekten de geri durmayacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • TTB’den hekimlere mektup: Şimdi özerkliğimize sahip çıkma zamanıdır!

    TTB’den hekimlere mektup: Şimdi özerkliğimize sahip çıkma zamanıdır!

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, hekimlere yönelik mektup kaleme alarak “Şimdi meslek örgütümüze, değerlerimize ve haklarımıza sahip çıkma zamanı!” çağrısını yaptı. Mektupta, “Merkez Konseyi olarak örgütümüzün özerkliğini hiçbir muktedire devretmeyeceğiz” denildi. 

    31. Asliye Ceza Mahkemesi’nin “amaç dışı faaliyet” gerekçesiyle TTB Merkez Konseyi üyelerini görevden almasının ardından yeni yönetimin oluşturulması için süreç de işliyor. Mahkeme kararıyla birlikte 1 ay içerisinde 11 kişilik yeni konsey üyelerinin belirlenmesi için süre tanınmıştı.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİ DE HEDEF ALINMAKTA”

    Gelişmelerin ardından TTB Merkez Konseyi, hekimlere yönelik mektup kaleme aldı. Siyasal iktidarın, ülkedeki tüm demokratik örgütleri hedef aldığı belirtilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli meslektaşımız,

    30 Kasım 2023 tarihinde görülen davamız, hekimlerin bilimsel-etik özerkliğini ve örgütlenme özgürlüğünü yok sayan; hukuksal zeminden yoksun, kabul edilemez bir kararla sonuçlandı. Davada, Merkez Konseyi’nin ne dediği, ne yaptığı ve neden yargılandığı söylenmediği gibi hiçbir somut belge de ortaya konulmadı. Yargılanan Merkez Konseyi idi, ancak hiçbir Merkez Konseyi üyesi dinlenmedi. Söylemediklerimiz yargılandı, sözlerimiz dinlenmeden karar verildi.

    Dünya Tabipleri Birliği’nin (DTB) vurguladığı gibi; hekimlik, hastalarının iyiliğine adanmışlık, yüksek ahlaki standartlar, belli bir bilgi beceri bütünü ve yüksek derecede bağımsızlıkla karakterize bir iştir. “Giderlerse gitsinler” diyenlere inat korkmadan hakikati dile getiren TTB’nin yargı ile baskı altına alınmaya çalışılması, tam da mesleğimizin olmazsa olmazı bu bağımsızlığımızı hedeflemiştir. Üyeleri tarafından seçilmiş TTB Merkez Konseyi’nin bu şekilde görevden alınması kararı, yalnızca TTB’yi değil; ülkemizin demokratik örgütlerini ve demokrasi mücadelesini de hedef almaktadır.

    DTB hekimi, biyolojik olduğu kadar toplumsal kökenli hastalık ve rahatsızlıkları da tedavi eden olarak tanımlamıştır. Tam da bu sorumlulukla hekimler Sağlık Bakanlığı’nın atıl ve sessiz kalmasına karşın depremde ilk “hazırız” diyenler olmuş; deprem bölgelerine kendi imkanlarıyla akmıştır. Kendi yakınları enkaz altındayken hastanelere koşmuş, yıkılmış ASM’lerinin önüne çadır kurup hastalarına ulaşmaya çalışmış, aşı dolaplarındaki aşıları nasıl korurum diye çırpınmıştır.

    “HEKİMLİĞİN, ZORLUĞUNUN VE ONURUNUN FARKINDAYIZ”

    Çökmüş sağlık sistemini Şubat 2023 depremlerinde bir kez daha gördük. Hekimlerin, yurttaşların yalnızlığını hep birlikte gördük, görüyoruz. Deprem bölgesinde bir tarafta haftalarca sessiz kalanlar, bir şey yapmayanlar vardı; bir tarafta da dayanışma ve fedakarlıkla çalışan bizler… Yalnızca birbirimizin dayanışmasına sığınabildik. Yapılamaz denilen yerlerde yapılan, dayanıksız denilen hastanelerde çalıştırılmaya zorlanan onlarca hekim arkadaşımızın cenazesini enkazlardan aldık. Halen cenazelerine ulaşamadığımız hekim arkadaşlarımızı arıyoruz. Hekimlik mirasını kendisi için yol gösterici olarak gören TTB, iktidarların hoşuna gitmese de bilimsel ve toplumsal yaklaşımdan asla vazgeçmeyecek, bu tutumları gösteren her bir hekimin yanında olacak, haklarını koruyacaktır. Bize bilimsel, etik ve toplumsal sorumluklar veren hekimliğin, zorluğunun ve onurunun farkındayız.

    İktidar pandemide yürüttüğü yanlış sağlık politikaları nedeniyle fazladan ölümler yaşanmadı dememizi; COVID-19 nedeniyle ölen hekimlerin iş kazası nedeniyle ölmediğini söylememizi; “Sağlıkta şiddet olağandır” dememizi; “Bilim var liyakatsizlik yok, hekimler de geleceğini burada görüyor” dememizi istiyor. Kendileri de özel hastaneler zinciri sahibi olan iktidardakilerin bizden istediği, ranta açılan sağlık sisteminin tümden satılmasına sessiz kalmamızdır. Asıl amacın “yalnızca susmamız değil; onların istediklerini de söylememiz” olduğunun farkındayız. Ölümcül boyuta sıçrayan sağlıkta şiddete karşı; ciro baskısı, şirket kurdurma zorlamasıyla özel hastanelerdeki çalışma koşullarına karşı; tıbbın şarlatanlarına karşı; tek hedefi ucuz işgücü olan niteliksiz tıp fakültelerinin açılmasına karşı sessiz kalmayacak, mücadeleden geri durmayacağız. COVID-19 pandemisi, sağlıkta şiddet ve depremle ilgili gerçekleri bilimsel ve şeffaf olarak paylaşmalarını istemeye; çekinmeden açıklamaya devam edeceğiz.

    “ÖRGÜTÜMÜZÜN ÖZERKLİĞİNİ HİÇBİR MUKTEDİRE DEVRETMEYECEĞİZ”

    Bugün toplumun ve hekimlerin önüne çıkan yol ayırımı mesleki özerklik ve iktidarların çıkarlarına teslim olma arasındadır; liyakat ve haksızlık arasındadır; bilim ve yobazlık arasındadır; demokratik bir toplumla despotizm arasındadır. Onlar için aslolan kimin yargılandığı ve ne söylediği değil; hekimlerin susması, örgütümüzün özerkliğinin elinden alınması, onların ihtiyaç duyduklarını söylemesi, çıkarları için çalışan bir yer olmasıdır.

    Türk Tabipleri Birliği hekimlerin ve toplumun verdiği sorumluluğu ancak onların devralacağı mücadele kültürünün bilincindedir. Buna sahip çıkacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Merkez Konseyi olarak örgütümüzün özerkliğini hiçbir muktedire devretmeyeceğiz. Toplumu güçlü kılan, aynı şeyleri söyleten zorbalıklar değil, kimsenin zorba olmasına izin vermeyen ortak değerlerdir. Bunları savunması için “seçtiği” iç denetim aygıtlarıdır. Bu örgütlü kötülükle ancak ve ancak hep birlikte baş edebileceğimizi unutmamalıyız. Şimdi örgütümüze ve hekimlik değerlerimize, özerkliğimize, seçme hakkımıza, amasız-fakatsız-veyasız sahip çıkma zamanıdır. Her türlü hukuk dışılığa, baskıya ve zorbalığa karşı, hiç aralıksız çalışmamızı sağlayan dayanışma, destek ve inancınıza bir kez daha teşekkür ediyoruz. Bizleri susturacağını zannedenlere bir not: “Umudumuza, inancımıza ve dayanışmamıza bir kez daha yenileceksiniz.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB ‘Beyaz Kod’ verilerinin paylaşılmamasını yargıya taşıdı

    TTB ‘Beyaz Kod’ verilerinin paylaşılmamasını yargıya taşıdı

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), sağlık çalışanlarına yönelik şiddet başvurularının kaydedildiği Beyaz Kod verilerinin paylaşılması talebiyle 21 Temmuz’da Sağlık Bakanlığı’na yazdığı yazıya süresi içinde bir yanıt verilmedi. TTB, Beyaz Kod verilerini Sağlık Bakanlığı’ndan bir kez daha talep etti.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), sağlık çalışanlarına yönelik şiddet başvurularının kaydedildiği Beyaz Kod verilerini Sağlık Bakanlığı’ndan bir kez daha talep etti. Daha önce TTB, Sağlık Bakanlığı’ndan Beyaz Kod verilerini talep etmiş, yanıt gelmemesi üzerine konuyu idare mahkemesine taşımıştı. Ankara 6. İdare Mahkemesi, Beyaz Kod verilerini istemenin TTB’nin görev tanımı kapsamında; verileri paylaşmanın ise Sağlık Bakanlığı’nın sorumluluğu gereği olduğuna hükmetmişti. Verilerin paylaşılmamasının ardından TTB, Bakanlıktan Beyaz Kod verilerini tekrar istedi.

    TTB, yazıya yanıt verilmeyerek başvurunun zımnen reddedilmesinin anayasada düzenlenen dilekçe hakkına ve Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’na aykırı olması sebebiyle 29 Eylül 2023 tarihinde idare mahkemesinde dava açtı.

    “BAKANLIĞIN HUKUKİ YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR”

    Sağlık Bakanlığı Hukuki Yardım ve Beyaz Kod Uygulaması Genelgesi’nde arşiv ve kayıtların düzenli tutulup ilgili birimlere aylık ve yıllık gönderilmesinin düzenlendiğine dikkat çekilen başvuruda; TTB’nin talep ettiği bilgi ve belgelerin, bakanlığın hukuki yükümlülüğü olarak kaydını ve istatistiğini tutması gereken bilgi ve belgeler olduğunu ifade edildi. Başvuruda Beyaz Kod verilerinin paylaşılmamasının hem hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve sağlıklarının korunması hem de toplumun sağlık hizmetine erişimi için bir engel olduğu vurgulandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de sağlık emekçileri isyan etti: Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz-VİDEO

    Mersin’de sağlık emekçileri isyan etti: Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de art arda iki sağlıkçı kadının saldırıya uğraması, sağlık emekçileri tarafından protesto edildi. Mersin Üniversitesi Hastanesi önünde bir araya gelen sağlık emekçileri adına açıklama yapan Dr. Reyhan Baloğlu, sağlıkta şiddet ve kadına yönelik şiddetin kesişim noktasının altta yatan eril şiddet ve cezasızlık politikaları olduğunu vurgulayarak, “Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz” dedi.

    23 Ekim 2023 tarihinde Mut’da Hemşire Ayfer Kaya, uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından, çalıştığı hastanenin yanındaki özel otoparkta katledildi.

    Aynı gün Mersin Üniversitesi KYK Yurdu yakınında bir intörn kadın, bir erkek tarafından 6 el ateş edilmesi sonucu ağır yaralandı. Bir bacağı ampüte edilen kadının diğer bacağında kırıklar mevcut.

    Mersin Tabip Odası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Birlik Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık İş, Aile Sağlığı Çalışanları Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), HEKİM-SEN, Hekim Birliği, Mersin Üniversitesi Hastanesi önünde, sağlık emekçilerine dönük saldırıları protesto etti.

    Mersin Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’ndan Doktor Reyhan Baloğlu tarafından yapılan açıklamaya çok sayıda sağlık emekçisi siyah önlükler giyerek katıldı.

    Dr. Reyhan Baoğlu, Türkiye’de en önemli insan hakkı ihlallerinden ve halk sağlığı  sorunlarından biri toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri olduğunun altını çizdi.

    ” MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ

    Kadın katliamlarının yükselişte olduğu bu dönemde, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa karşı toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan ulusal ve uluslararası hukuksal, kamusal kazanımların, başta İstanbul Sözleşmesi’ne atılan imzanın geri çekilmesi olmak üzere, hem Türkiye’de hem de dünyada milliyetçi muhafazakar eril iktidarlar tarafından uygulanmasının engellendğini ve güçsüzleştirilmeye çalışıldığını aktaran Dr. Baloğlu, “Bizler ise bu zihniyete karşı dur demeye ve mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    “KAZANIMLARIMIZDAN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ

    Dr. Baloğlu, sağlıkta şiddet ve kadına yönelik şiddetin kesişim noktası altta yatan eril şiddet ve cezasızlık politikaları olduğunu vurgulayarak, “Şiddet ikliminin, sağlık alanına ve kadına yönelik sonuçları ile yüz yüze kalan biz kadın sağlık çalışanları isyanımızı bugün de haykırmaya devam ediyoruz. Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz. Aramızdan çekilip alınan kadınların eksikliğinde; ülkemizde kazanımlarımızı geri alma girişimlerimizi sürekli gündemde tutmaya, başta İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa olmak üzere kazanımlarımızdan geri adım atmayacağız ve mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Sağlık emekçilerinden Bakana çağrı: Ya görevinizi yapın ya da istifa edin!

    Sağlık emekçilerinden Bakana çağrı: Ya görevinizi yapın ya da istifa edin!

    PİRHA-Ankara’da sağlık çalışanları ve sağlık örgütleri, Sağlık Bakanlığı önünde yaptıkları eylemle sağlıkta şiddeti protesto etti. Sağlıkta şiddet yasasının kabul edilmesini istediklerini belirten Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanı’na seslenerek, “Ya derhal gerçekçi adımlar atın ya da istifa edin” dedi. 

    Türk Tabipler Birliği’nin de aralarında olduğu sağlık alanındaki sivil toplum kuruluşları, Sağlık Bakanlığı önünde bir araya geldi.  ‘Yönetemiyorsunuz! Ya görevinizi yapın şiddeti önleyin ya da istifa edin’ yazılı pankart açılan eylemde açıklamayı Türk Tabipler Birliği (TTB) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı okudu.

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI’NIN TERK EDİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı ekleştiren Fincancı, “Başta mesleğimizin değersizleştirilmesi, toplum sağlığının yok sayılması olmak üzere bugün yaşadığımız tüm sorunların kaynağının bu program olduğunu biliyoruz. Sağlıkta yaşanan sorunlara geçici, çözüm olmaktan uzak, günü kurtaran rötuşlarla şiddeti besleyen Sağlık Bakanlığı’na yerinde seslenmeye geldik. Yönetemiyorsunuz. Sağlıkta kriz giderek derinleşiyor. Ya derhal gerçekçi adımlar atın ya da istifa edin” dedi.

    Sağlıkta şiddet yasasının değiştirilmeden kabul edilmesini isteyen Fincancı, şu talepleri sıraladı:

    “Sağlık emek-meslek örgütleri ve uzmanlık derneklerinin önerileriyle güvenli çalışma alanları istiyoruz. Mesleklerimizi hedef gösteren tüm kitle iletişim araçlarının denetlenmesini istiyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hemen terk edilmesini istiyoruz. Hekim-hasta ilişkisindeki güvenin yeniden tesisini hedefliyoruz. Toplumu hastalıklardan koruyabildiğimiz; tüketim nesnesi değil; hak öznesi olduğumuz bir hekimliği var etmek istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Emir’den, Bakan Koca’ya: Hangi cemaatlerle hangi protokoller imzalandı?

    CHP’li Emir’den, Bakan Koca’ya: Hangi cemaatlerle hangi protokoller imzalandı?

    PİRHA – Milletvekili Murat Emir, Diyanet İşleri Başkanlığının 2022 yılında 155 bin hastaya manevi hizmet verildiğini açıklaması üzerine Sağlık Bakanlığı’nın, hangi cemaatlerle hangi protokollerin yapıldığını gündeme getirdi.

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Diyanet İşleri Başkanlığının 2022 yılında 155 bin hastaya manevi hizmet verdiğini gündeme getirerek “gizli protokollere” dikkat çekti. Emir, Sağlık Bakanlığı’nın, cemaatlerle hangi protokolleri yaptığını gizli tuttuğunu belirterek, Bakan Fahrettin Koca’ya “Sağlık müdürlükleri, hangi cemaatlerle hangi protokolleri imzaladı?” sorusunu yöneltti. Emir, psikiyatrist, psikolog gibi binlerce uzmanın atama beklerken bu tür hizmetlerin din görevlileri tarafından verilmeye çalışılmasını da eleştirdi.

    SAĞLIK MÜDÜRLÜKLERİ GİZLİ PROTOKOLLER Mİ İMZALIYOR?

    Diyanet İşleri Başkanlığının 2022 yılı faaliyet raporunu gündeme getiren Murat Emir, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Sağlıklı Yaş Alma Merkezleri’ genelgesi kapsamında evlere manevi destek personeli gönderdiğine de vurgu yaptı. Emir, Sağlıklı Yaş Alma Merkezleri ile evde sağlık hizmetleri kapsamında verilen manevi desteğe ilişkin verilerin ise tam olarak açıklanmadığına dikkat çekti. Sağlık Müdürlüklerinin, illerde cemaatlerle bazı protokoller yaptıklarını ancak bunların da kamuoyuna açıklanmadığını kaydeden Emir, yazılı soru önergesinde şu ifadeleri kullandı:

    “Söz konusu hizmetler Sağlıklı Yaş Alma projesi ve evde sağlık hizmetleri ile daha da genişletilmektedir. Söz konusu çalışmalar ise sağlık müdürlükleri aracılığı ile yürütülmekte bu doğrultuda sağlık müdürlükleri, çeşitli cemaat ve vakıflarla protokoller imzalamaktadır. Ancak, bu protokollere ilişkin verilen hizmetlerle ilgili veriler ne Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ne de Sağlık Bakanlığı tarafından kamuoyuna net olarak açıklanmaktadır.

    Evde sağlık hizmetleri kapsamında cemaat ve vakıfların evlere kontrolsüz bir şekilde girmeleri ve bu şekilde hizmet vermeleri hiçbir şekilde yasa ve yönetmeliklere uygunluk taşımamaktadır. Psikolog, psikiyatrist ve sosyal hizmet uzmanlığı dalında binlerce profesyonel kamuda atama beklerken bu tür hizmetlerin uzmanlar tarafından değil de ağırlıklı olarak cemaatler aracılığı ile din görevlileri tarafından verilmeye çalışılması da Türkiye’nin gittikçe bilimsellikten uzaklaşmasına sebep olacaktır. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, derhal bugüne kadar sağlık müdürlüklerinin hangi cemaat ve vakıflarla ne tür protokoller yaptıklarını kamuoyuna açıklamak zorundadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB, Kızamık salgını tehlikesine karşı yetkililerden randevu talep etti

    TTB, Kızamık salgını tehlikesine karşı yetkililerden randevu talep etti

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB), Kızamık salgını riski ile ilgili Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden randevu istedi.

    TTB, kızamık gündemiyle ilgili 10 Haziran 2023 günü Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Sedat Kaygusuz’dan randevu talep etti.

    TTB, 16 Haziran’da konuyla ilgili yaptığı basın açıklamasında “Ülkemiz, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Bölgesi Kızamık ve Kızamıkçık Raporuna göre, son bir yılda 457 Kızamık vakası ile Rusya ve Tacikistan’ın ardından üçüncü ülkedir. Nisan 2022-Mayıs 2023’te bildirilen 457 vakanın 343’ü 2023 yılının Ocak ve Şubat aylarına ait olup salgının boyutu özellikle 2023 yılında gitgide artmıştır” uyarısında bulundu.

    SALGIN RİSKİ BÜYÜYOR MU?

    TTB, Kızamık vakalarının hızla arttığına ve salgın riskiyle karşı karşıya kalındığına bir kez daha dikkat çekerek; konuyla ilgili görüş ve önerileri paylaşmak adına Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nden randevu talep etti.

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı imzasıyla, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Sedat Kaygusuz’dan randevu talep edildi. Fincancı, talep yazısında “Son dönemlerde kızamık vakalarının hızla artması ve salgın riskiyle karşı karşıya kaldığımız bu dönemde konuyla ilgili görüşlerimizi ve önerilerimizi paylaşmak ve halk sağlığı için hep birlikte neler yapabileceğimizi görüşmek üzere sizden randevu talep eder, saygılar sunarız.” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Emir: uyuşturucu kullanımı artıyor, ALO 191’de çağrı sayısı patladı!

    CHP’li Emir: uyuşturucu kullanımı artıyor, ALO 191’de çağrı sayısı patladı!

    PİRHA – Milletvekili Murat Emir, uyuşturucu kullanımının yüksek boyutlarda arttığını ortaya koyan verileri açıklayarak, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Sağlık Bakanlığının raporlarından uyuşturucu kullanımının arttığına dair verileri paylaştı. Emir, iddialarını, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle iki ayrı soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı.

    BİR YILDA 730 BİN KİŞİ ULAŞMIŞ!

    Uyuşturucu ile Mücadele Danışma ve Destek Hattı olan ALO 191’in 2015 yılında hizmete girdiğini hatırlatan Emir, şu ifadeleri kullandı:

    “Uyuşturucudan kurtulmak isteyenlerin yanı sıra alkol ve madde bağımlılığı hakkında da bilgi ve yardım almak isteyenler ALO 191’e başvuru yapıyor. Uyuşturucu kullanmayı bırakan ancak hala istek duyanlar, uyuşturucu ile başa çıkmakta zorlananlar da söz konusu hattan destek alabiliyor. ALO 191 ilk kez 2015 yılında hizmete girerken o yıldan bu yana bu hatta yapılan başvuru sayısı, yıllık 64 bini geçmemişti. 2016 yılında 38 bin 465 kişi ALO 191’e başvururken, bu sayı 2021 yılında da 63 bin 535 olarak gerçekleşmişti. 2021 yılı sonunda toplam başvuru sayısı ise, bir önceki yıla oranla yüzde 24 oranındaki artışla 358 bin 627’ye ulaşmıştı. Biz bunu geçtiğimiz yıl gündeme getirmiş ve iktidarı da uyarmıştık. Ancak, uyuşturucu ile yeterince mücadele edilememesi sonucu ALO 191’e yapılan başvuruda patlama yaşandığını tespit ettik.

    Sağlık Bakanlığının raporlarına göre, 2015’ten 2022 yılı sonuna kadar ALO 191’e yapılan çağrı sayısı tam 1 milyon 88 bin 741’e ulaşmış. Oysa bu başvuru sayısı bir önceki yıl 358 bin 627 olarak açıklanmıştı. Yani her yıl ortalama 60 bin kişi ALO 191’i ararken, sadece son bir yılda ALO 191’den uyuşturucu ve alkol bağımlılığı için yardım isteyen kişi sayısı 730 bin 114’e ulaşmış.

    İktidarın uyuşturucu kullanımı ile ilgili önlem alması ve seferberlik ilan etmesi için daha ne gerekiyor? Daha kaç milyon gencin feryat etmesi gerekiyor? Bu da yetmezmiş gibi Sağlık Bakanlığının bütçe rakamlarına bakıyoruz. Ve uyuşturucu kullanımının bakanlığın umurunda olmadığını görüyoruz.

    MÜCADELE İÇİN AYRILAN ÖDENEK HARCANMAMIŞ!

    Bakanlığın 2022 yılı bütçesinde bağımlılıkla mücadele için 1 milyar 746 milyon TL ayrılmasına karşın bu bütçenin yalnızca 409 milyon TL’sinin kullanıldığını görüyoruz. Daha da kötüsü Çocuk ve Ergenlere Yönelik Bağımlılık Tedavi ve Rehabilitasyon Hizmetleri başlangıç ödeneği 604 milyon 351 bin TL, harcanan para yalnızca 66 milyon 226 bin TL. Erişkinlere Yönelik Bağımlılık Tedavi ve Rehabilitasyon Hizmetleri için ayrılan ödenek ise 910 milyon 425 bin TL. Harcanan para yalnızca 9 milyon 292 bin TL.

    Tüm bu rakamlar gençlerin uyuşturucunun pençesine düşmüş olmasını iktidarın umursamadığını ortaya koyuyor. Bu da bize gösteriyor ki; AKP iktidarı devam ettiği sürece gençlerimizi maalesef uyuşturucunun pençesinden kurtaramayacağız. Ancak yüz binlerce aileye, milyonlarca gence bize güvenmeleri çağrısında bulunuyoruz. Millet İttifakı olarak iktidara geldiğimiz anda atacağımız her adımı bugünden planladık. En kısa sürede seferberlik ilan ederek, gençleri uyuşturucu kullanımından kurtarmak için her adımı geciktirmeden atacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB: Deprem bölgesindeki sağlık emekçilerinin barınma sorunu sürüyor

    TTB: Deprem bölgesindeki sağlık emekçilerinin barınma sorunu sürüyor

    PİRHA – TTB, deprem bölgesinde sağlık hizmeti yürüten emekçilerin durumuna dikkat çekerek Sağlık Bakanlığı’na bir yazı gönderdi. Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sağlık emekçilerinin barınma sorununun sürdüğünü belirterek “Çözüm için sağlık emek-meslek örgütleriyle birlikte hareket edilmesi gerekiyor” vurgusunu yaptı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), 14 Mart Tıp Haftası kapsamında deprem bölgesinde yaptığı incelemelerden ve hekim/sağlık çalışanlarıyla yaptığı görüşmelerden tespit ettiği sorunların çözümü için Sağlık Bakanlığı’na bir yazı gönderdi.

    Barınma başta olmak üzere temel ihtiyaçların giderilmesinde halen büyük sorunlar yaşandığının belirtildiği yazıda; hekimlerin kendi inisiyatifleriyle vardiyalı çalıştığı, dinlenme zamanlarında konaklamak için kendi olanaklarıyla başka illere gittiği veya bölgede uygun olmayan koşullarda yaşamak zorunda kaldığı bilgisi aktarıldı.

    KAMUSAL SORUMLULUK VURGUSU!

    TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı imzasıyla gönderilen yazıda, bölgedeki koordinasyon eksikliğine dikkat çekilerek “Bu sorunların çözümünde Sağlık Bakanlığı tarafından ciddi bir adımın atılmadığı da tarafımıza iletilmiş ve gözlenmiştir. Üstelik sorunların çözülmesi için bir temel oluşturmadan bölgeye çok sayıda yeni atamanın yapılması da bahsedilen sıkıntıları derinleştirecektir” denildi.

    Barınma sorununun çözümü için deprem bölgesindeki sağlık kurumlarında çalışan tüm sağlık emekçilerinin taleplerinin alınması istenen yazıda; kısa vadede konteynerler, orta ve uzun vadede prefabrik konutlar, kreşler, lojmanlar ve hekimevlerinin oluşturulmasının bir kamusal sorumluluk olduğu vurgulandı.

    Yazının sonunda soruların çözümü için sağlık emek-meslek örgütleriyle birlikte hareket edilmesi ve konuyla ilgili yapılacak çalışmaların TTB ile paylaşılması da talep edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Prof. Dr. Vedat Bulut: Deprem bölgesi için en çok korkulan salgın hastalık koleradır-VİDEO

    Prof. Dr. Vedat Bulut: Deprem bölgesi için en çok korkulan salgın hastalık koleradır-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, depremin yaşandığı illerde su klorlamalarının eksik olduğunu belirterek ,“Sulardan kaynaklı bir takım salgın hastalıklar olabilir. Burada en çok korkulan da koleradır” uyarısında bulundu.

    Maraş merkezli iki büyük deprem ve sonrasında yaşanan depremlerin yarattığı yıkımlar sonrasında birçok kentin altyapısı da bozuldu. Kanalizasyon sisteminin düzenli çalışmamasıyla birlikte şebeke sularındaki kirliliğe dikkat çeken bilim insanları, salgın hastalıkları konusunda uyarılarını sürdürüyor.

    TTB Merkez Konseyi, konunun ciddiyeti nedeniyle Sağlık Bakanlığı ile bir kez daha görüşme talebinde bulunarak, “TTB’nin katkısı son derece kritik önemdedir” açıklamasını yaptı.

    KOLERA TEDİRGİNLİĞİ!

    “Salgın hastalıklar kapıda” diyen TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut, bir süredir uyuz vakalarının görünür olduğunun da altını çizdi. Öncelikle üst solunum enfeksiyonlarının artacağı uyarısını yapan Vedat Bulut, şu konulara dikkat çekti:

    “Depremin yaşandığı bölgelerde toplu yaşam alanları var. Biz sadece geçici yerleşim alanlarından bahsetmiyoruz; o bölgede gözden kaçan bir sorun var. Aynı zamanda kentten köye göç oldu. 50 kişilik köyler şimdi 700 kişiye çıkmış durumda. Onun dışında bir de o bölgeden milyonlarca insan diğer illerdeki akrabalarının yanlarına yerleştiler ve bunların getirecekleri üst solunum enfeksiyonları, uyuz gibi kalabalık yaşama ait olan hastalıklar yayılır. Buna göre önlemler alınmalı ve ilaç sevkiyatı yapılmalı. Mesela su klorlamaları eksik. Halen Hatay’da, Adıyaman’da, Kahramanmaraş’ta güvenli içme suyu sağlanabilmiş değil. Bunun için de sulardan kaynaklı bir takım salgın hastalıklar olabilir. Burada en çok korkulan da koleradır. Henüz vaka görülmedi ama öyle bir vaka görüldüğü zaman hızla artacağını biliyoruz. Şu anda mevsim itibariyle zaten bir kısım ishal hastalıkları var, bunların yaygınlaşması mümkün. Bizler bunlara dikkat çekmek istedik.”

    SAĞLIK EMEKÇİLERİ DE TEHLİKE ALTINDA!

    Deprem bölgesinde çalışma yürüten sağlık çalışanları ve hekimlerin de salgın tehlikesi ile karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “Barınma sorunları var ve bu sorunlar Sağlık Bakanlığı’ndaki koordinasyonsuzluk nedeniyle çözülemiyor” diyen Prof. Dr. Vedat Bulut sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Örneğin 70 kişiyi dönüşümlü olarak bir yere gönderiyorlar, o 70 kişiyi çekmeden bir başka 70 kişi daha gönderince bu insanların kalacak yerleri de olmuyor. Çokça bilinen bir uygulamadır; deprem bölgelerinde sağlık çalışanları ve hekimler hızla diğerleri ile yer değiştirmelidir. Çünkü bu insanların da aileleri var. Kendileri de mağdur durumda ve bir de onlardan hizmet istemek çok uygun değil. Bunların hepsini bir arada aldığımızda sağlık hizmetleri aksıyor ve pek çok hastalık o bölgede söz konusu olacak. Örneğin hastane enfeksiyonları bekleniyor.”

    “MOBİL HASTANE ÜNİTELERİ TÜRKİYE’DE BİR İHTİYAÇTIR”

    Deprem yaşanan illerde beş yıldan önce yaraların sarılamayacağını belirten Bulut, şöyle devam etti:

    “Çünkü bir takım binaların tekrar yapılması izolatörlerin yerleştirilmesi gerekiyor. Bölgede 5 bine yakın mühendis şu anda tüm binalarda hasar tespiti yapıyor. Çok daha önemlisi aile sağlığı merkezlerinin yapılandırılmasıdır. Yani 2. ve 3. basamak sağlık hizmetleri bir taraftan yapılandırılırken bu değişen nüfus yapısına bağlı olarak da kentten köye, kentten kente gibi göç durumu oradaki aile sağlığı merkezlerinin yapısını değiştirecek. Çünkü belli aile sağlığı merkezleri hiç kullanılamaz durumda ve orada nüfus da kalmamış durumda. O zaman bu aile sağlığı merkezlerini diğer taraflara kaydırmak gerekiyor. Koruyucu sağlığı bölgede sağlayabilirsek ki bunu sağlayabilmek 6 ay ya da bir yıl içinde olabilir.
    Hastanelerin planlamasının yapılması lazım. Bunların da şehir hastaneleri gibi saçma, absürt bir yaklaşımla yapılmaması gerekir. Herkesin ulaşabileceği mesafede 400 ya da 600 yataklı hastaneler inşa etmek gerekir. Ama şu anda ani çözüm elbette ki gezici hastane üniteleri ile olacaktır. Mobil hastane üniteleri Türkiye’de bir ihtiyaçtır. 1996-97 yılından beri bu konuşulur. Hatta ‘7 bölgede 7 Gezici hastane hazır bekletilsin, Türkiye bir afet bölgesi, bu afet bölgelerine hızla ulaşılsın’ diye projeler üretildi. Ama bunlar da göz ardı edildi ve şimdi nasıl bunun büyük bir ihtiyaç olduğunu görüyoruz. İtalyanlar, Amerika Birleşik Devletleri ve hatta bir şirkete ait gemi, hastaneye çevrilerek Hatay’a getirildi. Devletin elinde birden fazla mobil hastane ünitesi zaten olmalıydı.”

    “ÖNEMLİ BİR KAMU KUSURU VAR”

    “Doğal afet, kötü yönetimler ile felakete dönüştü” diyen Vedat Bulut, Türkiye’nin birçok fay hattına sahip olduğunu, orman yangınları ya da sel baskınları riski taşıdığını belirterek şöyle devam etti:

    “Yönetimsizlik, kamu kurumlarının zafiyet göstermesi, AFAD’ın, Kızılay’ın içine düşmüş olduğu durum nedeniyle bir felakete dönüştü bu deprem. Kaldı ki 2021 yılında Kahramanmaraş’ta bir deprem olacağı ile ilgili bir senaryonun raporu yapılmış ve bununla ilgili de AFAD’ın bir çalışması var. Yani bir tatbikat da yapılmış. Niçin kamu kurumları bu kadar hazırlıksız yakalandı? Burada çok önemli bir kamu kusuru var. Kamu kurumları çok daha hızlı hareket etmeliydi, belki o zaman on binlerce insan ölümü azalabilirdi.”

    “ŞU ANDA DEVLETİN KIRINTISI YOK”

    Geçmiş yıllarda yaşanan deprem ve sonrasındaki sağlık organizasyonlarına da işaret eden Vedat Bulut, şu bilgileri de paylaştı:

    “1999 Kocaeli depremini örnek verelim. Hükümetin ömrü o zaman 2,5 aylıktı. Şu anda 21 yıllık bir iktidardan bahsediyoruz. Yunanistan’da bir tren kazasında bakan istifa edebiliyor, yani Türkiye’de maalesef böyle bir gelenek de oluşmuş değil. Bunun getirdiği aşırı derecede siyasi bir özgüven de var; ‘Nasıl olsa halktan bana tepki gelmez’ düşüncesi mevcut. 99 depreminin olduğu dönemde sağlık bakanlığının yine hizmeti vardı ama Kızılay Kızılay’dı ve dayanışmaya da engel olunmadı. Kocaeli ve Van depremine hatırlayalım, yüzlerce sivil toplum örgütü ve kurumun insanı oraya gönüllülükle gitti ve kurtarma, yemek, çadır hizmetleri gibi hizmetlere yardımcı oldular. Ama şu anda dayanışma ve yardımlaşmayı engelliyorlar. Giden malzemelere el konuluyor. Yurt dışından gelen yardımların bile yağma ve talan edildiğini görüyoruz. Yani aradaki fark geçmişte bir devlet olgusu vardı ama şu anda devletin kırıntısı yok.

    Şu anda Hatay Sevgi Parkı’nda sağlık hizmetleri veren bir birimimiz var. Bir kadın reviri var. Ve onun dışında psikoterapi birimi var. Hatay Tabip Odası yıkılmış olduğu için oradaki hekimlerin hizmet alabilmesini sağlayabilecek bir birimimiz de mevcut. Belediyelerle yapılan işbirliği sonucu sorunlara çözüm getirilebiliyor ama merkezi yönetimle sorunlar büyük. Onlar genelde gönüllü çalışmaların olmamasını ya da görünür olmamasını istiyorlar, kendi zafiyetleri gözükmesin diye.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • TTB, Sağlık Bakanlığı’ndan bir kez daha randevu istedi

    TTB, Sağlık Bakanlığı’ndan bir kez daha randevu istedi

    PİRHA – TTB, Sağlık Bakanlığı’ndan bir kez daha randevu istedi. Yapılan açıklamada “Deprem bölgesinde sağlık hizmetlerinin organizasyonunda sorunlar sürmektedir, bakanlığın TTB ile koordineli hareket etmesi gerekmektedir” denildi.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığı’ndan yetkililer ile görüşmek için bir kez daha randevu talebinde bulunduklarını açıkladı.

    TTB, deprem bölgesinde hekimler, sağlık çalışanları ve toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlara karşı çözüm önerilerine ilişkin 28 Şubat 2023 günü Sağlık Bakanlığı’na bir yazı yazarak randevu talebini yineledi.

    TTB’nin depremin olduğu 6 Şubat 2023 gününden itibaren Kriz Masası, il deprem koordinasyonları, birimleri, gezici ekipleri ile bir çalışması yürüttüğü belirtilen yazıda, sahadan elde edilen bilgilerin hızlı değerlendirme raporları ve deprem bültenleri ile kamuoyuna aktarıldığı hatırlatıldı.

    “TTB’NİN KATKISI SON DERECE KRİTİK ÖNEMDEDİR”

    Deprem bölgesindeki sağlık hizmetlerinde aksaklıkların halen sürdüğü ifade edilen yazıda özellikle Hatay’da ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmeti veren merkezlerin zarar görmesi nedeniyle acil ihtiyaçların ortada olduğu kaydedildi.

    TTB’nin hazırladığı gönüllü listelerindeki idari izin belirsizliklerine de dikkat çekilen yazıda, “Deprem sonrası sağlık hizmetlerinin yeniden organizasyonunda TTB’nin katkısı son derece kritik önemdedir. Bu nedenle sağlık hizmetleri ile ilgili her türlü konuda Sağlık Bakanlığı’nın, TTB ve diğer sağlık emek ve meslek örgütleri ile birlikte koordine hareket etmesi beklenmektedir” denildi ve randevu talebi yinelendi.

    PİRHA/ANKARA