Etiket: sağlık

  • Dersimli doktorlar, 1-3 Mayıs tarihlerinde Dersim’de yurttaşlarla buluşacak!

    Dersimli doktorlar, 1-3 Mayıs tarihlerinde Dersim’de yurttaşlarla buluşacak!

    PİRHA- Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı bünyesinde bir araya gelen 160’ı aşkın Dersimli doktor, 1-3 Mayıs tarihlerinde “Munzur Sağlık Buluşmaları” ile yurttaşlarla buluşacak.

    Türkiye’nin ve dünyanın bir çok kentinde hekimlik yapan isimler, Dersim’de çeşitli sosyal sorumluluk failyetleri yürütecek. Tunceli Eğitim ve Sağlık Vakfı (TESV) tarafından organize edilen bu etkinliklerin ilki 1-3 Mayıs tarihlerinde yapılacak.

    “Munzur Sağlık Buluşmaları” kapsamında yapılacak etkinliğe dair Dersim’de basın toplnatısı düzenlendi. Prof.Dr. Şükrü Aslan ve beraberindeki hekimlerin katıldığı toplantıda, yapılacak çalışmalar konusunda fikir alışverişi yapıldı.

    Hüseyin Güntaş Kütüphanesi Konferans Salonu‘nda gerçekleştirilecek etkinlikte, halkın günlük yaşamda en çok karşılaştığı sağlık sorunları uzman isimler tarafından ele alınacak.

    Etkinlik programı şöyle:

    1. gün (1 Mayıs): Kalp Damar Hastalıkları ve Acil Yardım (Tansiyon, kalp krizi, boğulma ve kene vakalarına müdahale)

    2. gün (2 Mayıs): Psikiyatri, Nöroloji ve Nefroloji (Madde bağımlılığı, depresyon, Alzheimer ve böbrek hastalıkları)

    3. gün (3 Mayıs): Multi disipliner Oturum (Kadın kanser taramaları, HPV aşısı, prostat hastalıkları ve KOAH)

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Sağlık emekçileri Dersim’den seslendi: Tüm emekçilere yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret verilsin!

    Sağlık emekçileri Dersim’den seslendi: Tüm emekçilere yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret verilsin!

    PİRHA- Tunceli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi önünde iktidara seslenen sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, “Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin” dediler.

    SES Dersim Şubesi, “Grevli TS hakkı, gerçek toplu sözleşme, demokratik çalışma yaşamı” başlıklı basın açıklaması yaptı.

    Tunceli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi önünde yapılan basın açıklamasını Şube Eş Başkanı Serap Kahraman okudu.

    Serap Kahraman, sağlıkta dönüşüm programının sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin ekonomik, özlük ve demokratik haklarına yönelik etkilerini günümüzde çok daha derinden yaşandığına dikkat çekerek, “Ekonomik dar boğaz gerekçe gösterilerek tasarrufun öncelikle kamudan ve kamusal hizmet veren emekçilerden başlanarak yapılması sadece özlük ve mali haklarımızı değil nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetini de etkilemektedir. Sağlık emekçisi ve halkı karşı karşıya getiren bu sistemde en çok zarar gören mesleklerden biri de diş hekimleri ve ağız diş sağlığı birimlerinde hizmet veren sağlık emekçileridir” dedi.

    “KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSE HİÇ VERİLEMEMEKTEDİR”

    Diş hekimleri sağlık bakanlığına bağlı kurumlar, üniversite ve özel sağlık kurumlarında ağız ve diş sağlığı hizmetlerini eksik sayıyla, emekliliğe yansımayan düşük ücretler, angarya koşullarında, mobbing ve liyakatsiz yöneticilerin idareciliklerinde sunmaya devam ettiğinin altını çizen Kahraman, şunları ifade etti:

    “ADSM’lerde çalışan tüm mesleklerde eksik istihdam bulunmaktadır. Bu da iş yükünü arttırmaktadır. Özellikle atanması yapılmayan binlerce diş hekimi nedeniyle MHRS sistemi tıkanmış hastalara yeterli zaman ayrılamamaktadır. Koruyucu ve önleyici ağız ve diş sağlığı hizmetleri ise hiç verilememektedir. Tüm bu sorunların en azından bir kısmının bu toplu sözleşme döneminde giderilmesini beklemekteyiz.”

    “EMEKÇİLERDEN ALINAN VERGİ % 10’DA SABİTLENSİN”

    SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, temel taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın,

    -OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdam edilerek, sözleşmeli tüm çalışanlar 657 4/a kapsamına alınsın. Bir an önce atama bekleyen diş hekimleri, diş teknisyen ve teknikleri gibi meslek mensupları yeterli sayıda işe başlatılsın.

    -Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin.

    -Son TS’de ilave ek zam olarak verilen emekliliğe ve emeklilere yansıtılmayan  ve emekliliği daha da hayal hale getiren uygulamaya son verilerek ilave ek zammın emekliliğe ve tüm kamu emeklilerine yansıtılması,

    Vergide adalet sağlansın. Emekçilerden alınan vergi % 10’da sabitlensin.

    Çalışma yaşamının demokratikleşmesinin ilk adımı olarak idarecilerin atanması yönteminden vazgeçilsin. Liyakatı uygun olanların aday olacağı ve yöneticilik yapacağı emekçilerin oylarıyla bir ya da iki yıllığına seçimle belirlensin.

    Muayene, tedavide ve ilaçta hiçbir ad altında; katkı, katılım payı, ilave ücret alınmasın. Sağlık hizmetleri ücretsiz olsun.”

    PİRHA/DERSİM

  • TÜİK, Ocak enflasyonunu yıllık yüzde 42, ENAG ise yüzde 81 olarak açıkladı!

    TÜİK, Ocak enflasyonunu yıllık yüzde 42, ENAG ise yüzde 81 olarak açıkladı!

    PİRHA – Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 Ocak ayı enflasyon rakamlarını açıklandı. TÜİK’e göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 42,12 oldu. TÜİK rakamlarına göre, aylık enflasyon da yüzde 5,03 gösterildi.

    Enflasyon anketlerinde ekonomistlerin beklentisi ocak ayında ortalama yüzde 4,33, yıllık beklenti ise yüzde 41,25 yönündeydi. Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise Ocak 2025’te aylık bazda yüzde 8,22 artış gösterdi. ENAG ise yıllık enflasyonu yüzde 81,01 olarak hesapladı.

    EN BÜYÜK ARTIŞ SAĞLIKTA!

    Ana harcama gruplarında en yüksek aylık artış katkı payının artırıldığı sağlıkta gerçekleşti. Sağlık grubu Ocak’ta aylık olarak yüzde 23,57 arttı. Sağlığı yüzde 7,66 ile çeşitli mal ve hizmetler ve yüzde 7,63 ile eğitim izledi. Giyim ve ayakkabı grubunda ise fiyatlar aylık olarak yüzde 5,17 geriledi.

    Yıllık bazda ise en yüksek artış yüzde 99,93 ile eğitimde gerçekleşti. Eğitimin ardından yüzde 68,90 ile konut, yüzde 55,02 ile sağlık geldi.

    BAKAN ŞİMŞEK: YILLIK ENFLASYONDA GERİLEME!

    TÜİK rakamlarının açıklanması ardından Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, X hesabından açıklama yaptı. Şimşek, son 4 yılın en düşük ocak ayı verisine ulaşıldığını ifade ederek “Dönemsel etkilerle aylık enflasyon arttı. Ancak programımızın diğer adımlarıyla birlikte bütçe imkânları dâhilinde enflasyon hedefiyle uyumlu belirlediğimiz yönetilen ve yönlendirilen fiyatların da katkısıyla son 4 yılın en düşük ocak ayı verisi gerçekleşti. Maliye politikasındaki duruşumuz, talepteki dengelenme ve arz yönlü adımlarımızla enflasyondaki düşüş devam edecek” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Liyakatsiz atamalarla sağlık çalışanlarının ve Dersim halkının sağlığı tehdit altında’-VİDEO

    ‘Liyakatsiz atamalarla sağlık çalışanlarının ve Dersim halkının sağlığı tehdit altında’-VİDEO

    PİRHA- SES Dersim Şubesi, Dersim’de sağlık alanında yaşanan sıkıntılara dair açıklama yaptı. Sendika, “Dersim halkı, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde faydalanmayı hak etmektedir. Liyakat esasına dayalı atamalar, nitelikli sağlık personelinin görevlendirilmesi ve sendikal baskıların ortadan kaldırılması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    SES Dersim Şubesi, Dersim’de sağlık alanında yaşanan sıkıntılara dair basın açıklaması yaptı. Sanat sokağında yapılan açıklamayı okuyan SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, Dersim’de son yıllarda sağlık hizmetlerinde yaşanan ciddi aksaklıkların ve yönetimsel sorunların, sağlık çalışanlarını ve halk sağlığını tehdit ettiğini belirtti.

    “HALKIN SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA”

    İktidarın yarattığı kayırmacılık ve liyakatsiz atamalar, sağlık sisteminin temellerini sarsarak, kamu hizmetlerinin niteliksizleşmesine yol açtığını vurgulayan Kahraman, “Özellikle İl Sağlık Müdürlüğü’ndeki liyakatsiz atamalar, bu sorunun somut örneklerindendir. İl Sağlık Müdürü göreve başladığı ilk yıl, SES üyesi olan yönetici arkadaşlarımızın sözleşmelerini feshederek, yandaş sendika temsilcileri ve üyelerini  etrafına alarak yeni bir yönetim kadrosu oluşturmaya çalışmıştır. Bu tablo, sadece liyakatsiz atamaları değil, aynı zamanda toplumsal değerlere yabancı bir yönetim anlayışını da gözler önüne sermektedir. Eğitim seviyesi yüksek olan ilimizde, son derece deneyimli ve donanımlı kişiler yöneticilik görevlerinden dışlanmaktadır. Bu, liyakatin göz ardı edilmesinin  ötesinde, halkın sağlığını tehdit eden bir yönetim anlayışının güçlenmesine neden  olmaktadır” dedi.

    “DERSİM HALKI, SAĞLIK HİZMETLERİNDEN EN İYİ ŞEKİLDE FAYDALANMAYI HAK ETMEKTEDİR”

    Sevgi Kahraman, liyakatsiz atamaların yalnızca yönetici pozisyonlarıyla sınırlı kalmadığı, sağlık çalışanlarına yönelik mobbing uygulamalarıyla daha da derinleştiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:

    “Alınan tasarruf tedbirleri, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların temel sağlık  hizmetlerine erişimini engellemektedir. Mazgirt ilçesine bağlı Darıkent 112 İstasyonu’nun, vaka sayısının az olduğu gerekçesiyle kapatılması, 30 köyde yaşayan halkı sağlık hizmetlerinden mahrum bırakmıştır. Liyakatsiz yönetim anlayışının yalnızca sağlık hizmetlerinin niteliğini değil, aynı  zamanda halk sağlığını tehdit ettiğini açıkça görmekteyiz. Sağlık hizmetlerinin  niteliğini artırmak için öncelikle ihtiyaç duyulan personelin görevlendirilmesi  gerekmektedir.

    Dersim halkı, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde faydalanmayı hak etmektedir. Liyakat esasına dayalı atamalar, nitelikli sağlık personelinin görevlendirilmesi ve sendikal baskıların ortadan kaldırılması için mücadelemize devam edeceğiz. Bizler, halk sağlığını savunan, eşit, nitelikli ve parasız sağlık hizmetini hedefleyen bir sendika olarak, her türlü hukuksuz uygulamanın karşısında duracağımızı ve bu mücadelemizi tüm demokratik yolları kullanarak sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Sağlık çalışanları 38 haftadır vergide adalet istiyor!

    Sağlık çalışanları 38 haftadır vergide adalet istiyor!

    PİRHA- Mersin Tabip Odası’nda bir araya gelen sağlık emekçileri, gelirde ve vergide adalet sağlanması, toplumun sağlık hakkı ve sağlık çalışanlarının hakları için söz söylemeye ve mücadele etmeye kararlı olduklarını vurgulayarak, “Eziyet yönetmelikleri değil,
 gelirde ve vergide adalet istiyoruz!” dedi.

    Sağlık emekçileri, 38 haftadır Türkiye’nin dört bir yanındaki aile sağlığı merkezlerinde, hastanelerde, vergi dairelerinde gelirde ve vergide adalet taleplerini dile getirmeye devam ediyor.

    Mersin’de de, Mersin Tabip Odası, Birlik ve Dayanışma Sendikası, Dev Sağlık-İş, Genel Sağlık İş Sendikası, Hekim Birliği Sendikası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Mersin Aile Sağlığı Çalışanları Derneği (MASÇAD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Tabip Sen vergide adalet için açıklama yaptı.

    Mersin Tabip Odası’nda yapılan açıklamayı, Mersin Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu üyesi Dr. Olgan Çavdar okudu.

    Hazine ve Maliye Bakanı’nın 2025 yılında vergilerin %43 artırılacağını söylediğini hatırlatan Çavdar, “Peki bu artış ücretlerimizde de olacak mı?” diye sordu.

    “YENİDOĞANLAR ÖLÜRKEN BU DENETİMLERİ NEDEN YAPAMADINIZ?”

    18 şehir hastanesinin, Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin %10’unu tükettiğini aktaran Çavdar, “Aylardır bizden aldığınız vergileri bize harcamanızı talep ediyoruz. Sağlık Bakanı’na soruyoruz: Şehir hastanelerinin müteahhitlerine ayrılan bütçe, aşı almaya neden yetmiyor? Aile hekimlerine bir “eziyet yönetmeliği” çıkardınız. Aile hekimliğine ayırdığınız bütçeyi keserek daha çok çalıştırmanın formülünü arıyorsunuz. Bu formülleri şehir hastaneleri için neden yapamıyorsunuz? 5-6-7 Kasım’da üç gün iş bıraktık. Sadece İstanbul’da 6 bine yakın denetim yapıldı. 8 yıl İl Sağlık Müdürlüğü yaptığınız İstanbul’da yenidoğanlar ölürken bu denetimleri neden yapamadınız?” diye konuştu.

    “SİZ KİMİN REÇETESİNE, NE AMAÇLA KARIŞIYORSUNUZ?

    Çavdar, her gün ekonomik krizin altında ezilen, hayata tutunmaya çalışan insanlar gördüklerini belirterek, “Her gün çocuğuna ateş düşürücü almak için para denkleştirmeye çalışan insanlarla karşılaşıyoruz. Sağlık Bakanı ise “Ateş düşürücü reçetesi yazmayın, ücretinizi keseriz” diyor. Siz kimin reçetesine, ne amaçla karışıyorsunuz? Bu ilaçların cepten ödenmesini mi istiyorsunuz? “Bir de eczane zincirleri kuralım” mı diyorsunuz?” diye belirtti.

    “SAĞLIK VE EKONOMİ POLİTİKALARINIZ EN BÜYÜK HALK SAĞLIĞI SORUNU!”

    Maliye ve Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarının taleplerine kayıtsız kalarak bir tercihte bulunduğunu vurgulayan Çavdar, şunları söyledi: “Ancak bilinmelidir ki haklı olan talepler için yapılan iş bırakmalar ve diğer meşru eylemler sonuç alınana dek devam edecektir. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve birinci basamak sağlık hizmet alanında örgütlü meslek emek örgütleri “eziyet yönetmeliği”nin geri çekilmesi için 2-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük G(ö)REV eylemini ikinci kez yapmak zorunda kalacak.

    Toplumun sağlık hakkı için yaşam koşulları herkese ayrımsız olarak yeterli ve tam olarak kamu olanaklarıyla sağlanmalı; sağlık hizmetleri ticari ortamdan arındırılmalı ve herkese eşit şekilde ücretsiz olarak sunulmalıdır. Tüm sağlık çalışanlarına güvenceli iş, güvenli ortamda, emekliliğine yansıyacak tek kalemden oluşan, performansa dayalı olmayan, insanca yaşamaya yetecek kadar ücret ödenmelidir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanından 38. defa sesleniyoruz: Sağlık ve ekonomi politikalarınız en büyük halk sağlığı sorunumuz haline geldi. Formülleriniz ve tercihleriniz hep bir avuç zenginden yana. Sağlık çalışanları tükeniyor, bebeklerimiz ölüyor; sadece yoğun bakımlarda değil, aşı olmadığı için de bebeklerimiz ölüyor. Çocuklarımız okul yerine işe gidiyor, beş çocuktan biri çalışıyor.”

    “VERGİLERLE BİZİM İÇİN OKUL, KREŞ VE AİLE SAĞLIĞI MERKEZİ YAPIN

    Çavdar, sağlık çalışanları olarak taleplerini şöyle sıraladı:

    “* Bizden topladığınız vergilerle bizim için okul, kreş ve aile sağlığı merkezi yapmanızı istiyoruz.

    * Bizden topladığınız vergileri bizim refahımız için harcamanızı istiyoruz. Yoksulluk sınırının üstünde bir gelir talep ediyoruz.

    * Emeklilikte açlık sınırı altında maaşa mahkum olmayacağımız bir ücretlendirme talep ediyoruz.

    * Artan vergi dilimleri nedeniyle her ay maaşımızın azalmasını istemiyoruz.

    * Sabit gelirlilerden %35’e varan vergi kesintileri yerine en fazla %15’e sabitlenmiş vergi kesintisi talep istiyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Depremin travması sürüyor: Adıyaman’da antidepresan ilaç satışları arttı-VİDEO

    Depremin travması sürüyor: Adıyaman’da antidepresan ilaç satışları arttı-VİDEO

    PİRHA-6 Şubat depremlerinin etkilediği Adıyaman’da sağlık sorunları devam ediyor.  SES Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, stresten kaynaklı eczanelerde antidepresan ilaçların satışlarının arttığını söyledi. Aydın, depremin üzerinden 20 ay geçmesine rağmen depremin etkilerinin sürdüğünü ifade ederek, “Deprem sadece birinci ay ya da ikinci ayda sürmedi 20 aydır hala etkisi devam ediyor” dedi.

    6 Şubat Maraş Pazarcık merkezli depremde en çok yıkımın yaşandığı illerden biri olan Adıyaman’da halkın sağlık sorunları devam ediyor.

    Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) konuşan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, depremin üzerinden 20 ay geçtiğini ancak sorunların devam ettiğini söyledi. Şehirdeki depremin en çok stresi artırdığını, buna bağlı olarak eczanelerde antidepresan ilaçlarının tüketiminde yükselme olduğun ifade etti. Aydın, yapımı devam eden inşaatlardan oluşan tozların da göğüs hastalıklarına neden olduğunu, buna bağlı hastaneye başvurularda şikayetlerin arttığını kaydetti.

    “STERSE BAĞLI RUHSAL SORUNLARDAN DOLAYI ANTİDEPRESAN İLAÇLARIN SATIŞI ARTTI”

    Deprem sonrası oluşan psikolojik sorunlarla birlikte antidepresan ilaçların tüketiminin arttığına dikkat çeken Aydın, “6 Şubat depreminin en çok hasar aldığı yerlerden bir tanesi Adıyaman. Bununla birlikte kentte ciddi sorunlar oluşmaya başladı. Bunların en başında sağlık sorunları geliyor… Psikolojik sorunlarla birlikte antidepresan ilaçların artışında bir artış var. Yani depremden sonra strese bağlı, kaygıya bağlı psikolojik ve ruhsal sorunlar oluştu. Şu an eczanelerde satışlarının artması bunun en net göstergesidir. Depremle birlikte bir yıkım, bu yıkımla birlikte de bir toz asbest durumu oluştu. Depremin üzerinden 20 ay geçti bir şeyler değişti mi diye bakarsanız hayır bir şey değişmedi maalesef” dedi.

    “İNŞAAT ÇALIŞMALARINDAN OLUŞAN TOZLAR GÖĞÜŞ HASTALIKLARINI ARTTIRDI”

    Yıkımlardan ve toprak yollardan oluşan tozların etkisiyle solunum rahatsızlıklarının artış gösterdiğinin dile getiren Aydın, “Adıyaman’ın kuzeyinde yapılan Toki inşaatlarından oluşan tozların şehrin içine savrulmasıyla birlikte hastanelerde en çok başvurulan polikliniklerden bir tanesi de göğüs hastalıkları poliklinikleri gelmektedir. Sonra enfeksiyon, dahiliye, kardiyoloji… Bu hastalıkların çoğu da tozdan dolayı tetiklenen hastalıklardır. İçme sularından dolayı da ciddi hastalıklar oluşuyor. Bundan 2-3 ay önce salgın hastalık yoktu ama salgın hala devam ediyor” diye belirtti.

    “KONTEYNERLERDE EN BÜYÜK YÜKÜ KADINLAR TAŞIYOR”

    Konteyner kentlerde kadınların yaşadığı sorunlarla ilgili konuşan Aydın, şunları ifade etti:

    “Hastanelerde ve konteyner kentlerde yaptığımız gözlem sonucunda bize bazı şikayetler geliyor. Gebe kadınların düşük yapması, kadınsal hastalıkların arttığıyla ilgili sağlık sorunlarının oluşması… 21 metre karelik alanlarda yaşamak zorunda kalan kadınlar en büyük yükü taşımak zorunda kalıyorlar. Erkek şiddetinin artış göstermesi kadınlarda düşük doğum yapmayı artıran etkenlerden bir tanesi. Hijyenik olmayan ortamlarda yaşamak zorunda kalınması, deprem travmasının devam etmesi kadınlarda ciddi bir gebelik düşüklüğüne neden oluyor. Depremden önce Adıyaman’da sağlık alt yapısı çok yetersizdi. Afili dediğimiz hastanelerinin kapatılarak tek bir hastanede birleştirilmesi hastanelerde hizmet yürütülmesinde bir aksamaya neden oldu. Depremden önce Adıyaman’da bir tane Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi vardı o da hasar aldığı için hizmet veremeyecek durumda. Adıyaman’da zaten tek bir tane Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi vardı onun yükü de başka hastanelere taşındı. Deprem döneminde ağır hasarlı ve yıkılan aile ve sağlık merkezleri bulunuyordu. Şu anda 4 tanesi sadece hizmet verebiliyor. Kısacası depremden önce de sağlık alt yapısında sorunlar varken depremin ardından içinden çıkılamayacak bir duruma girdi.”

    “KADIN DOĞUM DOKTORLARININ HİZMET VEREBİLECEĞİ BİR ORTAMI YOK”

    “Depremde yaşanabilecek alan olmayınca birçok sağlık emekçisinin tayinini başka yerlere vermek zorunda kaldığını ifade eden Aydın, “Hastane hizmetlerinin yetersiz olması, çalışma şartlarının kötü olmasından dolayı buraya gelip daha sonra başka yerlere gitmek isteyen sağlık çalışanları oldu. Biz her platformda şunu söylüyoruz: Depremle birlikte Adıyaman’da yaşamımızı sürdüreceğimiz bir alan kalmadığı için birçok sağlık görevlisi başka yerlere gitmek durumunda kaldı. Çalışma şartlarının zor olması gibi birçok neden sıralayabiliriz. Ama kentte hala yaşam devam ediyor ve hastalıkların sayısı daha da çok arttı. Halkın daha çok sağlık hizmetine ihtiyacı var. Buraya gelen sağlık emekçisini burada tutmaya ihtiyacımız var. Bunun da yerine getirebilmek için sağlık ve yaşam koşullarının düzeltilmesiyle olabilir. Koşulların düzeltilmesiyle ilgili somut bir örnek vermek gerekirse: Burada kadın doğum ve çocuk hastalıkları hastanesi yıkıldığı için 400 yataklı hastanesinin dahiliye polikliniğinin koridorunda hizmet veriyor. Özellikle kadın doğum doktorlarının hizmet verebileceği bir ortamı yok. Yani oradaki çalışma koşulları çok kötü” diye konuştu.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARI STRES SORUNU YAŞIYOR”

    SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın “Hastane personelleriyle yaptığımız görüşmelerde tanık olduğumuz, bizimle bire bir yaşadıkları sorunları dile getiriyorlar. Bu sorunların başında ise stres düzeylerinin artması, uyku problemlerinin oluşması, aileleri içinde uyum sağlayamama gibi etkenler var. Daha önceleri işini severek yapan personeller artık işe gelmek istememeye başladı. Bu da ruhsal yapılarının, psikolojik sorunlarının bir göstergesidir” dedi.

    Son olarak depremle ilgili konuşan Aydın, depremin etkisinin devam ettiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Adıyaman hala depremini yaşıyor. Deprem etkisi sadece birinci ay ya da ikinci ayda sürmedi, 20 aydır hala sorunları devam ediyor. Sağlık alt yapısından tutun, eğitim alt yapısına, yaşam koşullarına kadar ciddi sorunlar var. Bunlar iyileşmediği sürece Adıyaman’da bir gelişme söz konusu olamaz. İyileşme topyekün olur. Şehir düzelmeden sağlık personelinin iyi hizmet vermesi mümkün değildir. Koşullar düzelirse Adıyaman halkının sorunları da çözülebilecektir.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Hekimler hükümete seslendi: 2 dakikada hasta muayene edilemez! -VİDEO

    Hekimler hükümete seslendi: 2 dakikada hasta muayene edilemez! -VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da hekimler hasta muayene süresinin 2 dakikaya kadar düşürülmesinin üzerine Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde açıklama yaptı. “Emek bizim söz bizim” diyen hekimler 2 dakikalık muayene ile hekimlik yapılamayacağını vurguladılar, hastalara ise “sağlığınıza sahip çıkın” çağrısında bulundular.

    İstanbul Tabip Odası’nın çağrısıyla Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi önünde ‘2 dakikada hasta muayene edilemez’ diyerek bir araya gelen hekimler basın açıklaması yaptı.

    Açılış konuşmasını İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ertuğrul Oruç yaptı.

    Oruç, Sağlık Bakanı ve başhekimliğin olaya ilişkin açıklamalarına tepki göstererek, “İstanbul Tabip Odası olarak da biz bunu kamuoyuna taşıyınca, gündemleştirince bir anda infial yarattı. Sağlık Bakanlığı ve başhekimlik bunun sehven yapıldığına dair söylemler söyledi ama görüyorsunuz aslında meslektaşlarımız 12’yi geçmesine rağmen pek çoğu poliklinikte çıkamıyorlar. Çünkü 10 dakikaya sıkıştırılmış dört beş hastaya bakmaya çalışıyorlar. Ne kadar bakabilirlerse, hastalarda bu arada şifa bulmaya çalışıyor. Ne kadar şifa bulmaya çalışabilirlerse… Sağlık Bakanlığı yine kendi yarattığı sorunu, sağlığı piyasalaştırarak hekimler üstünden, hastalar üstünden çözmeye çalışıyor bugün de. Ne yapıyor? Hasta sayısını arttırarak hekim emeğini ucuzlatmaya çalışıyor. İkincisi de bunu yaparak hastalarımızın sağlık hakkını aslında gasp etmiş oluyor” diye konuştu

    “SİSTEMSEL BİR HATA DEĞİL, SİSTEMİNİZ HATALI!”

    İlk sözü İstanbul Tabip Odası Genel Başkanı Osman Küçükosmanoğlu aldı. Küçükosmanoğlu “Bu sistemsel bir hata değil, sisteminiz hatalı” diyerek sözlerine başladı ve “Şu andaki mevcut sağlık sistemi hastayı müşteri, sağlık kuruluşlarını da bir ticarethaneye dönüştürmüş durumda. Bu gördüğünüz hastalık bir kamu hastanesi olabilir ama bir ticarethane mantığıyla yürüyor. Döner sermayesi var. Ne kadar hasta görülürse ne kadar işlem ne kadar tetkik yapılırsa ona göre Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan bir pay alması söz konusu. Hekimler için ücretler de öyle. Bakılan işe yapılan işleme göre yapılan bir ücretlendirme var. Daha çok işlem daha çok para diye. sanki vatandaşın sağlığına değil de hastalığına dua edin diyen bir sistem. Ama bu yürümüyor. Sistem nasıl olmalı? Bizim koruyucu hekimliği önceleyen birinci basamak dediğimiz şu anda aile sağlığı merkezlerinde yürütülen hizmetin güçlendirilmesi lazım” dedi.

    “HATANELER İŞLETME DEĞİLDİR”

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Anadolu Şubesi adına konuşan Hatice Yayla, Sağlıkta dönüşüm politikasına dikkat çekti. Yayla, “Hastaneler birer işletme değil. Buraların bir sağlık kurumu olduğunu ve buraların bir fabrika gibi yönetilemeyeceğini yıllardır dile getiriyoruz. Fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda tamamen ranta ve özelleştirmeye dayalı sağlık emekçilerinin hakkını yok sayan, hastaların sağlık hakkını yok sayan bir sisteme dönüşmüş durumda. Bizler biliyoruz ki bu muayene sürelerinin kısaltılması demek aynı zamanda bu alanda çalışan her bir sağlık emekçisinin iş yükünün onlarca belki yüzlerce kat artması demek. Bizler biliyoruz ki bu muayene sürelerinin kısaltılması demek beyaz kot vakalarının daha da fazla artması demek olduğunu da biliyoruz. Sağlık emekçilerinin nefes almadan bir köle gibi çalıştırılmak istendiği bir sistem olduğunu da biliyoruz bu sistemin. Ne toplum ne de toplumun bir parçası olan biz sağlık emekçileri mevcut bu sağlık sistemini kabul etmiyoruz. Ve bu hastalıklı sağlık sistemine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    Günden güne kısalan muayene süresine dikkat çeken hekimler adına basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası ve SES Anadolu Şubesi adına Doktor Meltem Günbeyi okudu. Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Sağlık 2 dakikaya sığmaz! Uzun süredir İstanbul’da hastaların kamu hastanelerinde muayene randevusu bulması çok zorlaşmış, bazı branşlarda ise imkânsız hâle gelmişti. Sağlık Bakanlığı ise kendi yarattığı bu sorunu her zaman yaptığı gibi hekimler üzerinden çözmeye yöneldi. Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi’nde randevu sistemi hiçbir hekime bilgi verilmeksizin 10 dakikada 4-5 hasta bakılacak şekilde, yani her hastaya 1-2 dakika muayene süresi düşecek şekilde yeniden düzenlendi. İktidar, adına “Sağlıkta Dönüşüm Programı” dediği, 2003 yılında uygulamaya başladığı program ile birlikte hastaneleri ticarethaneye, hastaları müşteriye dönüştürdü. Sağlık merkezlerine başvuru sayısı yıldan yıla ciddi artış gösterdi. Yıllık hekime başvuru sayısı 2000’lerin başında 200 milyon mertebesinden son açıklanan 2022 Sağlık İstatistikleri Yıllığı verisine göre 850 milyona yükseldi. Ve bu eğilim artarak devam etmekte. Sağlıklı olma hâlini değil sağlıksızlığı, daha çok hasta başvurusunu önceleyen bu anlayışla yönetilen sağlık sistemi toplumun nitelikli sağlık hizmeti alma hakkını ve hekimlik değerlerini yok saymaktadır.

    “SAĞLIĞINIZA SAHİP ÇIKIN”

    Bir hastaya ayrılması gereken muayene süresi en az 20 dakikadır. Ancak buna rağmen ülkemizde birçok hastanede bu süre 10 dakikanın altına, hatta 5 dakikaya inmiş bulunmaktaydı. Bu yolla hekimlere günlük muayene ettikleri hasta sayısını en üst seviyeye çekmesi dayatması uzun süredir vardı. Bu randevular, bugün Göztepe Şehir Hastanesi’nde olduğu gibi, hekimin isteği ve bilgisi dışında MHRS sistemi üzerinden açılmakta, hekimin hastasına yeterli zaman ayırmasına, halkın nitelikli sağlık hizmeti almasına engel olmaktadır. Sağlıkta yaşatılan kriz hastanın yalnızca hastaneye gitmesi üzerinden kurgulanan yöntemlerle çözülmeye çalışılsa da bu suni çözüm arayışları 2 dakikada çözüm olunamayan sağlık sorunları sonrası hastaların yeniden ve yeniden sağlık kurumuna başvurularının artmasına neden olacaktır. Yani tam da sağlığı ticarileştirenlerin istediği gibi sürekli talep üretecektir. Hastalarımıza çağrımızdır. Sağlığınız 2 dakikadan daha kıymetlidir, sağlığınıza sahip çıkın!

    “SORUNUN KAYNAĞI AKP İKTİDARI VE SAĞLIK BAKANLIĞIDIR”

    Hastalıkların tanısını koyabilmek için ilk ve en önemli adım, hastanın şikayetini ayrıntılı şekilde dinlemektir. Dayatılan 2 dakikada ne hastanın derdi anlaşılabilir ne de yeterli muayenesi yapılabilir. Muayene için yeterli zaman tanımamak, hekim hasta ilişkisini birkaç dakikaya sığdırmak; hekimlik meslek etiği ilkelerimiz açısından kabul edilemez ve mesleki özerkliğimize yönelik bilinçli bir saldırıdır. Üstelik yeni hekimler, yeni uzmanlar yetiştirme sorumluluğu olan eğitim ve araştırma hastanelerinde tıp ve tıpta uzmanlık eğitimini imkânsız hale getirmektedir. Bu uygulama hekim, veri giriş personeli, hemşire, hastanede laboratuvar işlemlerinden, görüntülemeye kadar iş yükünde kabul edilemez bir artışa ve dolayısı ile tükenmişliğe daha çok istifa, daha çok hekim göçü, daha çok hastalık, daha çok sağlıksızlık, daha çok sağlıkta şiddet getirecektir. Halk sağlığını ve sağlık çalışanlarının sağlığını tehdit eden bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.
    Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sorunlarının sebebi biz hekimler, sağlık çalışanları ve hastalarımız değil. Sorunun kaynağı, bu programı uygulayan AKP iktidarı ve Sağlık Bakanlığı’dır. O nedenle sistemin tıkanıklığını mesleğimizi, emeğimizi ve halkın sağlığını hiçe sayarak çözme girişimlerini kabul etmiyoruz. Çözüm, dayatmalarda değil, hastayı müşteri,bizleri de ucuz iş gücü olarak gören, sağlığı piyasa haline getiren politikaların terk edilmesidir.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARI KÖLE, HASTALAR MÜŞTERİ DEĞİLDİR”

    İlan ediyoruz: nasıl dün muayene süresi 5 dakikaya indirilmeye çalışıldığında bu uygulamanın karşısında olduysak bugün de 2 dakikalık muayene dayatmasının da sonuna kadar karşısındayız, bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Nitelikli sağlık hizmeti talebimizde ısrarcıyız ve hastalarımıza şifa vereceğimiz şartlarda hekimlik yapmak istiyoruz. Sağlık çalışanları köle, hastalar müşteri değildir. Buradayız! Emeğimize, mesleğimize sahip çıkıyor bizlerin yok sayıldığı her türlü uygulamaya itiraz ediyoruz!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadıköy’de Büyük Hekim Yürüyüşü! – VİDEO

    Kadıköy’de Büyük Hekim Yürüyüşü! – VİDEO

    PİRHA- Sağlık emekçileri, 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında İstanbul’da yürüyüş yaptı. Kadıköy İskele Meydanı’nda 14 maddelik talep açıklayan hekim ve sağlık çalışanları, “TTB’nin sağlıkta şiddet yasa teklifi kabul edilmelidir” diye belirtti.

    https://youtu.be/hOIgfD83dsg

    Sağlık emekçileri, 14 Mart Tıp Bayramı haftası kapsamında düzenledikleri ‘Büyük Hekim Yürüyüşü’ öncesi Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya geldi. Hekim ve sağlık çalışanları, Filistin’de yaşamını yitiren sağlık emekçileri ve Filistin halkı için boyunlarına taktıkları puşiler ile dayanışma gösterdiklerini ifade etti.

    “YAŞAMAK, YAŞATMAK İSTİYORUZ”

    “Herkese eşit parasız sağlık”, “Sağlıkta şiddet ölüm demektir”, “Asistan hekim köle değildir” “Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz”, “Filistin halkı yalnız değildir”, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz” sloganları ile yürüyüşe geçen hekim ve sağlık emekçilerinin toplanma adresi Kadıköy İskele Meydanı oldu.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”

    Depremde yaşamını yitiren sağlık emekçileri için 1 dakikalık saygı duruşu ardından TTB Merkez Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı ilk konuşmayı yaptı. Fincancı şu konulara değindi:

    “Biz 14 Mart’ı bayram tadında kutlama olanağından yoksunuz.  14 Mart’lar yalnızca bizim bayramımız değil, tüm insanlarımızın bayramı olsun. 14 Mart’ları yalnızca hekimler, yalnızca sağlık emekçileri olarak değil, tüm insanlar olarak bayram kılmak için yan yana duralım, birlikte mücadele edelim. Çünkü sağlık hepimizin, emek hepimizin ve emeğimizi, sağlığımızı yeniden insanlar için var etmek üzere mücadele ediyoruz.

    “İYİ HEKİMLİK YAPMAK İSTİYORUZ”

    İstanbul Tabip Odası adına söz alan Nergis Aydoğan ise şunlar ifade etti:

    “Sorunlarımız çok büyük gerçekten. Anlatıldı, anlatılacak ama her şeye rağmen, şu anda sizlerle birlikte olmanın mutluluğunu, sizlerin gücünü hissetmenin hazzını yaşıyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum bu anlamda. Değerli meslektaşlarım, aslında hekimlerin talepleri son derece basit. Şiddetsiz bir ortamda hekimlik yapmak istiyoruz. Gücümüz ölçüsünde hasta görüp iyi hekimlik yapmak istiyoruz. İnsanca yaşayacağımız koşullara sahip olmak istiyoruz. Bütün enerjimizi mesleğimize daha fazla yöneltmek üzere rahat koşullar istiyoruz. Bunlar son derece basit, uygulanabilir istekler. Son derece insani istekler ama biz biliyoruz ki bu bir tercih meselesi. Nereye, kime yatırım yapacağınıza dair bir siyasi tercih meselesi ne yazık ki. Günümüzde bu tercihin nerelere nasıl yapıldığı belli. Tercihi kendimizden yana döndürebilmek için gücümüze ihtiyacımız var. İnsanca çalışacağımız koşullara kavuşmak için hep birlikte olmanın önemini bir kez daha vurguluyorum.”

    “14 MART’TA 14 TALEP”

    Sağlık emekçileri, “14 Mart Tıp Bayramı’nda 14 talebimiz var” diyerek kamuoyuna şu açıklamayı paylaştı:

    “Sağlık ortamına dair düzenlemeler, TTB ve ilgili sağlık emek-meslek örgütlerinin görüşleriyle yapılmalıdır.

    TTB’nin sağlıkta şiddet yasa teklifi, mekânsal önlem önerileri kabul edilmelidir. Güvenli bir çalışma ortamı sağlanmasında idarecilerin sorumluluğu öncelikli olarak dikkate alınmalıdır.

    Hekimlerin/sağlık emekçilerinin dinlenme koşulları, sağlık hizmetinde hataya sevk etmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Her sağlık kurumunda yeterli sayıda doktor dinlenme odası, kafeterya, emzirme odası, kreş sağlanmalıdır. Nöbet ertesi izin, idarecilerin insafına bırakılmamalıdır.

    Pandemilerde, pandemiye yol açan hastalık, sağlık emekçileri için illiyet bağı aranmadan meslek hastalığı kabul edilmelidir.

    Sağlık emekçileri için fiili hizmet süresi zammı 120 gün olmalıdır.

    Hekimlerde ek gösterge üst sınırı 7600’e yükseltilmelidir.

    Tüm sağlık emekçilerine, emekliliğe yansıyan, gerçek enflasyona uygun, insanca yaşayabilecekleri tek kalem maaş verilmelidir.

    Emekli sandığı, SSK, Bağ-Kur emekli aylıkları arasındaki uçurum giderilmeli, tüm emekli hekim aylıkları yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalı, tüm hekimler emeklerinin hakkı ölçüsünde emekli ikramiyesi alabilmelidir.

    Vergide adalet istiyoruz! Vergi dilimi üst sınırı %15 olmalıdır.

    Muayene süreleri, bilimsel ve nitelikli sağlık hizmeti gözetilerek düzenlenmelidir.

    Acil servislerde yeşil alan kaldırılmalı, poliklinik hizmeti verilmemelidir.

    Atamalar bilimsel ölçütlere ve liyakate dayalı olmalıdır.

    Tıp fakültesi ve tıpta uzmanlık eğitimi kontenjanları, eğitimin niteliği gözetilerek azaltılmalıdır.

    Koruyucu sağlık sisteminin öncelendiği, güçlü ve bölge tabanlı birinci basamak, basamaklandırılmış ve parasız bir sağlık sistemi inşa edilmelidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Torba yasasına tepki: Sağlık torbaya sığmaz!-VİDEO

    Torba yasasına tepki: Sağlık torbaya sığmaz!-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da sağlık emekçileri, TBMM’de görüşülmesi planlanan torba yasasına karşı bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Kanuna tepki gösteren sağlık emekçileri, kanun teklifinin kaldırılmasını istedi.

    video eklenecek…

    Adıyaman Tabip Odası, Adıyaman Aile Hekimleri Derneği ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi, Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde bir araya gelerek Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülen ‘Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair’ verilen torba yasasında yer alan sağlık çalışanları etkileyen kanun teklifine tepki göstererek geri çekilmesini istedi.

    “ANAYASA MAHKEMESİ İPTAL EDİLMESİNE RAĞMEN, TEKRAR GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamayı okuyan Adıyaman Tabip Odası Genel Sekreteri Erdal Yavuz, istenen kanun teklifinin sağlık çalışanlarının baskı altına almak olduğunu dile getirerek şunları söyledi:

    “Kanun teklifinde hastanelerde dağıtılacak ek ödeme miktarının belirlenmesinde esas olan unsurlar; tahakkuk, verimlilik, hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmeti elde etme maliyeti gibi faktörler şeklinde sıralamıştır. Bu unsurları, sağlık hizmeti sunumunun niteliğini ölçmek için kullanan anlayış, Türkiye sağlık ortamını çöküşe sürükleyen anlayışın ta kendisidir.

    İkinci bir disiplin cezası olarak değerlendirdiğimiz, disiplin cezası sonucu hastanelerde çalışanlarda ek ödemelerde kesintilerin ve aile sağlığı merkezi çalışanlarında destek ödemelerindeki kesintilerin bu düzenlemeyle kanuna alındığı görülmektedir. Bu düzenlemeler mevcut haliyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesine rağmen, yasal olmayan hususlarda düzenleme yapılmadan tekrardan kanun teklifine konulması; Anayasa’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni tanımama anlamına da gelmektedir.”

    YASA TEKLİFİNİ GERİ ÇEKİN

    Adıyaman SES Eş Şube Başkanı Halil İbrahim Aydın ise, teklif ile ilgili, “Bu yasa teklifini geri çekin, ilgili taraflarla konuşun ona göre bir tasarı oluşturup yeniden gündem getirilebilir. Bu yasa meclise geldiği günden itibaren biz sağlık ve sosyla hizmet emekçileri sendikası olarak kendi itirazlarımızı sunduk” şeklinde konuştu.

    Sağlık çalışanları,  Sağlık Bakanına seslenerek taleplerinin yerine getirilmesini istedi.

    PİRHA-ADIYAMAN

     

     

  • SES Hatay Şubesi Hukuk Sekreteri Aşkar: Sorunlarla uğraşmaktan yas tutamıyoruz-VİDEO

    SES Hatay Şubesi Hukuk Sekreteri Aşkar: Sorunlarla uğraşmaktan yas tutamıyoruz-VİDEO

    PİRHA-Depremle beraber özellikle koruyucu sağlık alanında sıkıntıların arttığını belirten SES Hatay Şubesi Hukuk Sekreteri Nilgün Aşkar, “Aynı zamanda çalıştıkları kurumlarda kendilerini güvende ve sağlıklı bulabilecekleri bir ortamları yok. Hem sağlık emekçilerinin yaşadıkları güçlükler varken, bir taraftan da halkın hizmet almasıyla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor” dedi. 

    Maraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremler, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olurken, kamuoyunda ise ölü sayısının 100 bini, yaralı sayısının 200 binin üzerinde olduğu ifade ediliyor.

    6 Şubat’ta Maraş merkezli meydana gelen ve büyük yıkıma neden olan depremlerin birinci yıl dönümünde yaşamını kaybedenler anılırken, sorumluların cezalandırılması talebi yükseliyor. Depremlerin en çok yıkıma uğrattığı kentlerden biri Hatay oldu. Birçok ilçede bir yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.

    SES Hatay Şubesi Hukuk Sekreteri Nilgün Aşkar, 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen bir yılı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “PROBLEMLER SÜRÜYOR”

    Depremle beraber özellikle koruyucu sağlık alanında sıkıntıların arttığını belirten Nilgün Aşkar, “Sağlık merkezlerinin önemli bir kısmında yıkılmalar oldu. Bu da sağlık hizmetinde aksaklıklara, özellikle koruyucu sağlıkta aksaklıklara neden oldu. Uzun süre kronik hastalıkların takibiyle ilgili sorunlar yaşandı. Hala kronik hastalıkların takibiyle ilgili problemler devam ediyor” dedi.

    Hatay’da hastanelerin önemli bir kısmının yıkıldığını aktaran Nilgün Aşkar, “İnsanlar çok fazla şehir dışına gitmek zorunda kaldı. Bazıları gidemediği için bazı sağlık sorunlarını ötelemek zorunda kaldı. Gidenlerde fazladan bir maddi külfetle karşı karşıya kaldı. Bu da zaten evlerini, hayatlarını işlerini, kaybetmiş insanlara artı bir külfet oluşturuyor” şeklinde konuştu.

    “CİDDİ BİR PERSONEL VE HASTANE EKSİĞİ VAR”

    Sağlık emeçilerinin, barınma, eğitim gibi temel ihtiyaçları karşılanmadığı için farklı kentlere göç etmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Aşkar, “Ciddi bir personel ve hastane eksiği var. Hastanelerde ciddi cihaz eksikleri var. Aynı zamanda çalıştıkları kurumlarda kendilerini güvende ve sağlıklı bulabilecekleri bir ortamları yok. Hem sağlık emekçilerinin yaşadıkları güçlükler varken, bir taraftan da halkın hizmet almasıyla ilgili ciddi sorunlar yaşanıyor” diye belirtti.

    “SORUNLARLA UĞRAŞMAKTAN YAS TUTAMIYORUZ”

    Barınma sorununun depremin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen devam ettiğine dikkat çeken Nilgün Aşkar, şunları söyledi:

    “Barınma sorununun hızlı bir şekilde karşılanması gerekiyordu. Hatay’ın Özel Afet Bölgesi ilan edilmesi gerekiyor. Yurttaşlara, işsiz kalanlara, esnafa teçvikler verilmeli. Devlet eliyle kamu binaları oluşturulsa, okullar hızlıca yeniden yapılsa, sosyal hizmet, bakım yükümlülükleriyle ilgili hizmetler hızlıca yoluna girse burası daha yaşanır bir hale gelir. İnsanlar zaten yas tutacakken, sorunlardan kaynaklı yas tutamıyoruz. Çünkü hala biz güvenli ve sağlıklı bir yaşam elde etmekle ilgili bir mücadele içindeyiz. O yas böyle, kronik, travmatik bir şeye dönüşüyor.”

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/HATAY

     

  • CHP’li Nermin Kara’dan iktidara moloz uyarısı: Anayasayı uygula!-VİDEO

    CHP’li Nermin Kara’dan iktidara moloz uyarısı: Anayasayı uygula!-VİDEO

    PİRHA- Hatay’da deprem sonrası molozlar tüm uyarılara karşın yaşam alanlarına ve ayrıştırılmadan dökülmeye devam ediyor. CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’ın Samandağ ilçesinde iktidara seslenerek, “Anayasanın 56’ıncı maddesi uyarınca, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alacak adımların atılmasıdır” diye konuştu.

    6 Şubat’ta meydana gelen ve onbinlerce yurttaşın yaşamını yitirmesine, yüzbinlerin yaralanmasına ve evsiz kalmasına yol açan deprem felaketinin üzerinden aylar geçmesine rağmen sorunlar hala giderilmedi.

    Depremin ardından enkaz, tüm uyarılara rağmen kontrölsüzce tarım ve yaşam alanlarına dökülürken, Hatay’ın üzerinde toz bulutları oluşuyor.

    Türk Tabipleri Birliği ile Temiz Hava Hakkı Platformu, Hatay’daki hava kirliliğinin, limit değerlerin çok üzerinde olduğu uyarısında bulunuyor.

    6 Şubat’ta yaşamını yitirenlerin bedenlerine ve akıbetlerine dair yetkililer sağlıklı bilgiler vermezken, yurttaşlar kendi imkanlarıyla kayıp olan yakınlarını arıyor.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’ın Samandağ ilçesinde iktidara seslendi.

    Deprem sonucunda ortaya çıkan enkazların güvenli ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde ayrıştırılması, alınması gereken en önemli tedbirler arasında olması gerektiğinin altını çizen Kara, “Geçen 10 ayın sonunda, Hatay’ın pek çok yerinde yükselen hafriyat tepeleri durmaya; asbest büyük bir tehlike oluşturmaya devam ediyor” dedi.

    İktidarın tüm uyarılara karşın yasalara ve anayasaya uygun olmayan, insan sağlığını ve çevreyi tehdit eden bir yöntemi sürdürdüğünü ifade eden Nermin Kara, “İktidardan talebimiz, Anayasanın 56’ıncı maddesi uyarınca, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alacak adımların atılmasıdır” diye konuştu.

    PİRHA/HATAY

     

  • HEDEP Merkez Yürütme Kurulu üyeleri belli oldu

    HEDEP Merkez Yürütme Kurulu üyeleri belli oldu

    PİRHA- HEDEP’in Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve görev dağılımı belli oldu. Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Murad Mıhçı oldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Parti Meclisi (PM), dün ilk toplantısını gerçekleştirdi. Partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapılan toplantıda, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri belirlendi.

    MYK üyeleri ve görev dağılımı şöyle:

    -Parti Sözcüsü: Ayşegül Doğan

    -Kadın Meclisi Sözcüsü: Halide Türkoğlu

    -Genel Sayman: Serhat Eren

    -Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Mahfuz Güleryüz

    -Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü: Yüksel Mutlu

    -Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi: Murad Mıhçı

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Vezir Coşkun Parlak

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu Eş Sözcüsü: Elif Bulut

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu üyesi: Derya Arslan

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu üyesi: Semiha Şahin

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu üyesi: Umut Vedat Açar

    -Merkezi Örgütlenme Komisyonu üyesi: Musa Piroğlu

    -Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Mehmet Rüştü Tiryaki

    -Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Öztürk Türdoğan

    -Parti Okulu Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Canan Çalağan

    -Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu Eş Sözcüleri: Kerem Fırtına ve Cemile Turhallı Balsak

    -Dış İlişkiler Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Ebru Günay

    -Ekoloji ve Tarım Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: İbrahim Akın

    -Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü: Hatice Betül Çelebi

    -Seçim İşleri Komisyonu Eş Sözcüsü: İlknur Birol

    -Basın, Yayın ve Propaganda Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Tayip Temel

    -Gençlik Meclisi Eş Sözcüsü: Edanur İbrahimoğlu

    -Gençlik Meclisi Eş Sözcüsü: Rohat Gövercin

    -STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Özlem Gündüz

    -STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü: Mehmet Saltoğlu

    -Emek ve Sosyal Politikalar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Sevtap Akdağ

    -Sağlık Politikaları Komisyonu Eş Sözcüsü: Onur Hamzaoğlu

    PİRHA/ANKARA

     

  • Mersin’de sağlık emekçileri isyan etti: Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz-VİDEO

    Mersin’de sağlık emekçileri isyan etti: Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de art arda iki sağlıkçı kadının saldırıya uğraması, sağlık emekçileri tarafından protesto edildi. Mersin Üniversitesi Hastanesi önünde bir araya gelen sağlık emekçileri adına açıklama yapan Dr. Reyhan Baloğlu, sağlıkta şiddet ve kadına yönelik şiddetin kesişim noktasının altta yatan eril şiddet ve cezasızlık politikaları olduğunu vurgulayarak, “Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz” dedi.

    23 Ekim 2023 tarihinde Mut’da Hemşire Ayfer Kaya, uzaklaştırma kararı olan boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından, çalıştığı hastanenin yanındaki özel otoparkta katledildi.

    Aynı gün Mersin Üniversitesi KYK Yurdu yakınında bir intörn kadın, bir erkek tarafından 6 el ateş edilmesi sonucu ağır yaralandı. Bir bacağı ampüte edilen kadının diğer bacağında kırıklar mevcut.

    Mersin Tabip Odası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Birlik Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık İş, Aile Sağlığı Çalışanları Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), HEKİM-SEN, Hekim Birliği, Mersin Üniversitesi Hastanesi önünde, sağlık emekçilerine dönük saldırıları protesto etti.

    Mersin Tabip Odası Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu’ndan Doktor Reyhan Baloğlu tarafından yapılan açıklamaya çok sayıda sağlık emekçisi siyah önlükler giyerek katıldı.

    Dr. Reyhan Baoğlu, Türkiye’de en önemli insan hakkı ihlallerinden ve halk sağlığı  sorunlarından biri toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri olduğunun altını çizdi.

    ” MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ

    Kadın katliamlarının yükselişte olduğu bu dönemde, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa karşı toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan ulusal ve uluslararası hukuksal, kamusal kazanımların, başta İstanbul Sözleşmesi’ne atılan imzanın geri çekilmesi olmak üzere, hem Türkiye’de hem de dünyada milliyetçi muhafazakar eril iktidarlar tarafından uygulanmasının engellendğini ve güçsüzleştirilmeye çalışıldığını aktaran Dr. Baloğlu, “Bizler ise bu zihniyete karşı dur demeye ve mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    “KAZANIMLARIMIZDAN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ

    Dr. Baloğlu, sağlıkta şiddet ve kadına yönelik şiddetin kesişim noktası altta yatan eril şiddet ve cezasızlık politikaları olduğunu vurgulayarak, “Şiddet ikliminin, sağlık alanına ve kadına yönelik sonuçları ile yüz yüze kalan biz kadın sağlık çalışanları isyanımızı bugün de haykırmaya devam ediyoruz. Koruyamıyorsunuz, öldürülüyoruz. Aramızdan çekilip alınan kadınların eksikliğinde; ülkemizde kazanımlarımızı geri alma girişimlerimizi sürekli gündemde tutmaya, başta İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa olmak üzere kazanımlarımızdan geri adım atmayacağız ve mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de sağlıkta şiddet protesto edildi-VİDEO

    Mersin’de sağlıkta şiddet protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Sağlık emekçilerine yönelik artan şiddeti protesto eden Mersin’deki sağlık meslek örgütleri, “Can güvenliğinin olmadığı yerde kimse çalışmak istemez” diyerek, iktidarı uyardı.

    Mersin Tabip Odası, Mersin Aile Hekimleri Derneği (MAHDER), Birlik Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık İş, Aile Sağlığı Çalışanları Derneği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), HEKİM-SEN, Hekim Birliği Mersin Toros Devlet Hastanesi önünde, sağlık emekçilerine dönük son haftalarda artan şiddeti protesto etti.

    Ortak açıklamayı Birlik Dayanışma Sendikası Yönetim Kurulu üyesi Uzman Doktor Çağlar Özen okudu. Özen, son bir haftada bile bir çok sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığını belirterek, “Öncesinde hastanelerde defalarca silahlar patladı, şifa dağıtan kurumlarda silahlı çatışmalar yaşandı. Sağlık çalışanları yaralandı, hayatını kaybetti. Bunlar gibi daha niceleri yaşandı, yaşanıyor ve ne yazık ki yaşanacak. Çünkü ilgili bakanlıklar gerekli önlemleri almıyor ve bu terörü bu şiddeti önlemek için hiçbir şey yapmıyor” dedi.

    “CAN GÜVENLİĞİNİN OLMADIĞI YERDE KİMSE ÇALIŞMAK İSTEMEZ

    Uzman Doktor Çağlar Özen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yıllardır öldürülüyoruz, sakat bırakılıyoruz, sürekli fiziksel ve sözel şiddete uğrayarak çalışmak durumunda kalıyoruz. Kınamaktan, basın açıklaması ve eylem yapmaktan biz bıktık ama bizi korumakla görevli olan yetkililer ne bize yapılan bu şiddeti görmekten ne de isyanımızı duymaktan bıkmadılar. Çünkü umurlarında değiliz. Ölürlerse ölsünler yerine yenisi gelir diyorlar herhalde ama öyle olmuyor.

    O yüzden tüm bu olup bitenlere öfkeliyiz, isyan ediyor ve tepki veriyoruz. Tek bir sağlıkta şiddet olayına daha tahammülümüz yok. Umarız bunu görürsünüz ve gerekli yasaları çıkarıp önlemleri alırsınız. Aksi takdirde kopuşlar nedeniyle ülkenin nitelikli sağlık hizmetinden yoksun kalacağını öngörebilirsiniz. Can güvenliğinin olmadığı yerde kimse çalışmak istemez, gider.

    Sevgili vatandaş, sağlık uygulamalarında karşılaştığın sorunların hiçbirinin kaynağı biz değiliz. Öncelikle bunu bilin. Yaratmadığımız probleme çözüm üretecek olan da biz değiliz. Muhatabınızı iyi bilin. Sistemin tüm sorunlarının yaratıcısı ve çözümü sağlık bakanlığının ta kendisidir. Sağlık çalışanları da aynı sorunlar nedeniyle mağdurdur.”

    “İKTİDAR UYARILARIMIZI DİKKATE ALMIYOR”

    Mersin Tabip Odası Başkanı Nasır Nesanır da, özellikle Dr. Ersin Arslan’ın katledilmesinin ardından sağlıkta şiddete karşı etkili önlemler için birçok kez iktidarı uyardıklarını belirterek, “Toplumda artarak süregelen şiddet iklimi, iktidarın şiddet dili, sağlığımızı bozan, bizi yok sayan, tüketen, değersizleştiren sağlık politikaları, hem bizi hem de halkı geçinememeye sürükleyen ekonomik buhranla birleşince; sağlığın fiziksel, zihinsel, toplumsal bütün bileşenleri de zarar görerek sağlık alanlarında şiddete de zemin oluşturmuştur. TTB ve tabip odaları olarak sağlıkta artan şiddetin de, toplumda körüklenen şiddet dilinin de karşısındayız ve sağlıkta şiddetle etkin mücadele çağrımızı yineliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • Av. Bülent Çınar: Sorun büyüyor, Adıyaman şirketlerin insafına terk edilmiş-VİDEO

    Av. Bülent Çınar: Sorun büyüyor, Adıyaman şirketlerin insafına terk edilmiş-VİDEO

    PİRHA- İHD Adıyaman önceki dönem Şube Başkanı Av. Bülent Çınar, iktidarın sosyal devlet anlayışından uzak bir pratik ortaya koyduğunu  ifade ederek, “Hala vatandaşlar nerede ne şekilde kalacağını, hangi konteynerin olmadığını, ev sahibi, hak sahibi olup olmayacağını veya ne zaman ne şekilde olacağını, bunun kaç ay, kaç yılda biteceğini bilememektedir” dedi.

    6 Şubat 2023’te Maraş merkezli meydana gelen depremlerinin en çok etkilediği kentlerin başında gelen Adıyaman’da yaşam yeniden kurulmaya çalışılırken, iktidarın 8 aylık pratiği tepki topluyor.

    Ağır hasarlı binaların kaldırılma işlemleri toz bulutlarına yol açarken, halkın sağlığını da olumsuz etkiliyor. Barınma, eğitim, sağlık alanında sorunlar büyürken, kışın yaklaşması yurttaşlardaki endişeyi arttırıyor.

    “SULARLA İLGİLİ BÜYÜK PROBLEMLERİMİZ VAR

    Önceki dönem İnsan Hakları Derneği (İHD) Adıyaman Şube Başkanı Avukat Bülent Çınar, depremin üzerinden geçen 7 ayı değerlendirdi.

    6 Şubat depremleri sonrası Adıyaman’da hala sorunların sarmal halinde büyüyerek devam ettiğini aktaran Çınar, “İnsan hakları noktasında da baktığımız zaman yaşama hakkı başta olmak üzere sağlık hakkı, eğitim hakkı, sosyal yaşam hakkı yok sayılıyor, bütün bu ihlaller gittikçe büyüyerek devam ediyor” dedi.

    Deprem sonrasında sosyal devlet anlayışının gereği olarak iktidarın sivil toplum kuruluşları ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte hareket etmesi gerekirken, kurumları yok saydığını vurgulayan Çınar, “Hızlı bir şekilde deprem felaketinden etkilenen yurttaşların sorunlarının daha da büyümemesi için ciddi ve hızlı bir planlama yapılıp sorunların çözümüne doğru gidilmesi gerekirdi. Ancak şu an bu soruların çözümü yerine karmaşık bir durum yaşandığını görüyoruz. Çocuklar, kadınlar, mülteciler ciddi sıkıntılar yaşıyor. Eğitim, sağlık ve barınmada da büyük sorunlar var” şeklinde konuştu.

    “SORUNLAR SARMALI BÜYÜYOR”

    Deprem süreci içerisinde İHD olarak bir raporlama ve saha çalışması yaptıklarını ifade eden Çınar, şunları söyledi:

    “Sahadan mevcut bazı sorunları ve ihlalleri tespit ettik bunu genel merkezimizde de paylaştık. Hala vatandaşlar nerede ne şekilde kalacağını, hangi konteynerin olmadığını, ev sahibi, hak sahibi olup olmayacağını veya ne zaman ne şekilde olacağını, bunun kaç ay, kaç yılda biteceğini bilememektedir. Dolayısıyla su, barınma sorunu, sağlık sorunu bütün bu sorunların üst üste geleceğini ve devam edeceğini görmekteyiz.”

    “ŞİRKETLERİN İNSAFINA BIRAKILMIŞ; İNSAN YOK SAYILIYOR”

    Sosyal devlet anlayışı gereğince hareket etmek yerine şirketlerin insafına bırakılan bir kentin varlığına işaret eden avukat Çınar, “Şirketlerin kendi kar paylarını öncelikli olarak ortaya koyuyorlar. Dolayısıyla kar paylarının öncelikli olduğu durumda insan haklarının ihlalinin de kaçınılmaz olduğunu görmekteyiz. Bunu kabul etmiyoruz. Sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Kamil Murat DEMİR-Cebrail ARSLAN/ADIYAMAN

  • Türk Tabipleri Birliği: Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!

    Türk Tabipleri Birliği: Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!

    PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, son günlerde sağlık emekçilerine karşı artan şiddet olaylarına ilişkin açıklama yaptı. TTB açıklamasında, “Bu politikalar sağlığımızı alınır satılır bir nesne, bizleri de köle kıldı.” denildi.

    Ülkede yaşanan sağlıkta şiddetin günden güne çoğalması üzerine TTB bir kez daha açıklama yaparak 2003’den beri uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı eleştirdi. TTB, sağlık emekçilerinin yaşadıkları zorluklarla ilgili kamuoyuna yazılı açıklama yaptı.

    “NEFRET VE ŞİDDET DİLİ SAĞLIKTA ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ”

    TTB, ülke geneline hakim olan ve şiddeti körükleyen dilin sağlık sektörünü de olumsuz etkilediğinin altını çizdi. Açıklamada şu sözler yer aldı:

    “Geçtiğimiz hafta içinde Samsun’da, Van’da, Adana’da, Rize’de; güvenli yerler olması gereken sağlık kurumlarında, silahlar patlatılarak şiddet olayları yaşanmıştır.

    TTB olarak; 2003’ten beri ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı ile had safhaya ulaşan neoliberal sağlık politikalarının şiddeti daha çok artıracağını söyledik. Bu politikalar sağlığımızı alınır satılır bir nesne, bizleri de köle kıldı. Apartman bodrumlarına, penceresiz mekanlara sıkıştırılan birinci basamak sağlık hizmetleri, hepimizin geleceğini çalan kara delikler olarak şehrin en uzak yerlerine kondurdukları şehir/şirket hastaneleri, eğitimden uzaklaşan ve niteliği değil de niceliği gözeten üniversite hastaneleri hem pandemide hem de depremde enkaz altında kaldı.

    Güvencesiz, esnek çalışma koşullarıyla güvenli ve sağlam olmayan binalarda sağlık hizmetlerinin verilemeyeceğini defalarca söyledik; geldiğimiz noktada hem pandemi, hem deprem, hem de yıllardır yaşadığımız şiddet olayları bunu göstermiştir. Keza alınamayan randevular, alınsa bile 3-5 dakikaya sığdırılmaya çalışılan muayenelerle verilemeyen sağlık hizmeti, yok sayılan sağlık hakkı, iyileşemeyen hastalıklar, bulunamayan ilaçlar, yapılamayan ameliyatlar, mesleki özerkliğe yapılan müdahaleler, hekimlerin/sağlık emekçilerinin tükenmişliği ve son zamanlarda iyice derinleşen ekonomik zorluklar, toplumun sağlığını bozdu. Toplumda artarak süregelen şiddet iklimi, sağlığımızı bozan, bizi yok sayan, tüketen, değersizleştiren sağlık politikaları, hem bizi hem de halkı geçinememeye sürükleyen ekonomik buhranla birleşince; sağlığın fiziksel, zihinsel, toplumsal bütün bileşenleri de zarar görerek sağlık alanlarında şiddete de zemin oluşturdu. Aynı zamanda ülkeyi yönetenlere kadar uzanan nefret ve şiddet dili de sağlıkta şiddeti körükledi.”

    “TEKLİFİMİZİ BAKANLIK VE MECLİS GÜNDEME GETİRMEDİ”

    Türk Tabibleri Birliği olarak sağlıkta şiddeti önlemek için mücadele ettiklerini belirten TTB yönetimi “Yıllardır sağlıkta şiddeti önlemek için yapılması gerekenlerle ilgili her alanda, konunun muhatabı olan her kesimle iletişimimizi sürdürüyor, alandaki tüm emek-meslek örgütleriyle birlikte mücadelemize devam ediyoruz. Daha bir yıl önce, 6136 sayılı Ateşli Silah ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi ve gerekçesini TBMM’de grubu olan partilere ilettik. Beyaz Kod verilerinin de ortaya konulduğu değişiklik teklifinin gerekçesinde son yıllarda sağlıkta artan şiddetin toplum sağlığını tehdit eden bir boyuta ulaştığı belirtildi. TTB’nin ilettiği teklifte sağlıkta yaşanan şiddetin önlenmesi amacıyla 6136 sayılı kanunun ek madde 1’inde tanımlanan ruhsatlı ateşli silahların taşınamayacağı alanlara, sağlık kurum ve kuruluşlarının; aynı maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan mahkeme salonları ibaresinden sonra gelmek üzere sağlık kurum ve kuruluşlarında ibaresi eklenmesi önerildi. Teklifimiz bakanlık ve Meclis tarafından gündeme dahi getirilmezken; yaklaşık bir ay sonra Dr. Ekrem Karakaya, hastane içinde ateşli silahla katledildi.

    Yıllardır toplumun her kesimine, her yaşam alanına, kadına, çocuğa artarak yönelen şiddet; sağlık alanlarında da artarak dayanılmaz bir boyuta ulaştı. O nedenle TTB olarak bizler mücadeleyi her alanda sürdürüyoruz.” ifadelerine yer verildi.

    “ŞİFA DAĞITMAYA, YAŞATMAYA YEMİN ETTİK”

    Dr. Ersin Arslan’ın ölüm günü olan 17 Nisan, TTB tarafından Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü ilan edildiğini hatırlatan TTB, “Dr. Ersin Arslan’ın aramızdan ayrılmasının ardından bugüne kadar etkili bir düzenleme için gerçekleştirdiğimiz mücadele sonucunda yetersiz de olsa yasal düzenlemeler yapıldı; ancak sağlık sistemi böyle devam ettikçe, toplumsal nedenlerin önüne geçilmedikçe sağlık kurumlarında şiddet de sona ermeyecektir. Yaşamı ve yaşatmayı kendine şiar edinmiş bir mesleğin mensupları olarak sağlıkta şiddete karşı her yönüyle mücadelemiz devam edecek; çünkü biz hekimler, şifa dağıtmaya, yaşatmaya yemin ettik” açıklamasını yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sağlık emekçileri Dersim’de iş bıraktı-VİDEO

    Sağlık emekçileri Dersim’de iş bıraktı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de sağlık emekçileri iş bırakarak, taleplerini dile getirdi. Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istediklerini belirten sağlık emekçileri, grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasasının çıkarılmasını talep etti.

    SES, Türkiye genelinde grevli toplu iş sözleşmesi hakkı, gerçek toplu sözleşme, demokratik çalışma yaşamı için bir günlük iş bırakarak işyerleri önünde açıklama yaptı.

    Dersim’de de sağlık emekçileri, Tunceli Devlet Hastanesi önünde bir araya geldi. Sağlık emekçileri adına SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, taleplerini içeren bir açıklama yaptı.

    SES’in kuruluş yıldönümü olan 1 Ağustos’ta alanlarda olduklarını belirten Kahraman, “Bugün sağlık emekçileri ve halkın sağlık alanı ile ilgili yaşadığı sorunların temelinde uygulamaya konulan “sağlıkta dönüşüm” programları yatmaktadır. Hizmeti üreten sağlık emekçileri açısından da kışkırtılan sağlık talebi ile birlikte eksik personel nedeniyle uzun çalışma süreleri, angarya çalışma dayatılmıştır” dedi.

    Sağlık emekçilerine dönük şiddetin artarak devam ettiğine dikkat çeken Kahraman, “Siyasilerin toplumda yarattığı kutuplaşma, gittikçe otoriterleşen yönetim biçimi nedeni ile kültür haline gelen şiddetinde etkisi var. Bu nedenle de biz şiddet üretmeyen bir sağlık sistemi inşa etmek zorundayız” diye konuştu.

    Serap Kahraman, temel taleplerini şu şekilde açıkladı:

    “*Performans, ek ödeme, taban, teşvik değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret istiyoruz. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim durumu, hizmet yılı gibi kriterler eklenerek giydirilmiş ücretler belirlensin.

    *Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın.

    *Sağlık hizmetleri ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) yıllık 90 gün üzerinden tam olarak tüm emekçilere ödensin ve geçmiş yılları da kapsasın.

    *Nöbet, icap ve fazla çalışma ücretleri 2 kat arttırılsın.

    *Sağlık alanında çalışan tüm emekçiler “sağlık hizmetleri sınıfı”na alınsın.

    *Üniversite hastanelerinde de çalışanlara tayin hakkı verilsin.

    *Sağlık emekçilerine yönelik şiddetin son bulması için “şiddet üreten sağlık sistemi” değişsin. Halk ve emekçiler yararına yeni bir sağlık sisteminin inşası için işkolu emekçileri ve halkın örgütlü yapılarının, hizmetin planlanmasından sunulmasına kadar karar alma mercilerinde yer alacağı mekanizmalar oluşturulsun.

    *Sağlık ve sosyal hizmetler alanında OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdam edilerek, sözleşmeli tüm çalışanlar 657 4/a kapsamına alınsın.

    *Kamu sağlık hizmeti verilen ASM’lerde her türlü giderler devlet tarafından karşılansın.

    *Covid-19 gibi meslekle ilgili hastalıklar, illiyet bağı aranmadan sağlık kurumlarında çalışan tüm personel için meslek hastalığı sayılsın.

    *Haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.

    *Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü personelinin özlük, mali ve sosyal haklarını, bir an önce Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğündeki emsali personellere eşitleyin, geçmiş hak kayıplarını acilen telafi edilsin. Sağlık Bakanlığı’nın diğer tüm personellerine sağlanan imkan ve haklardan aynı ve eşit derecede yararlandırılsın.

    *Muayene, tedavide ve ilaçta hiçbir ad altında;  katkı, katılım payı, ilave ücret alınmasın. Sağlık hizmetleri ücretsiz olsun.”

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    PİRHA-Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair Mersin Tabip Odası ve SES Mersin Şubesi, basın açıklaması yaptı. Açıklamada, şiddeti meşrulaştıran, körükleyen iktidarın; başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürdüğüne dikkat çekildi.

    Mersin Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi, geçtiğimiz günlerde Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair basın açıklaması yaptı. Eğitim-Sen Mersin Şubesi’nde yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan Dr. Reyhangül Baloğlu, Bağçe’nin katledilmesinin bir ilk olmadığının altını çizerek, “Şiddeti meşrulaştıran, körükleyen, hatta sürekli olarak yeniden üreten iktidar ve siyaset dili, başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürülmektedir. Dozu giderek artan bu şiddet söylemi, insan ve doğa haklarını hiçe sayan güvenlikçi-militarist-neoliberal politikalarla güçlendirilmektedir” diye konuştu.

    Kadını ve kazanılmış haklarını yok sayan, sahiplenilmesi gereken bir mal gibi gören kadın düşmanı erkek egemen politikalar, alınmayan koruyucu önlemler, işletilmeyen düzenleyici mekanizmalar ve cezasızlık politikaların hayatın her alanını kuşatmaya devam ettiğini vurgulayan Reyhangül Baloğlu, “Bizler biliyoruz ki; kadın cinayetleri politiktir ve bütün kadın cinayetlerinde olduğu gibi kız kardeşimiz Dr. Melek Bağçe’yi yaşamdan koparan fail yalnızca boşanma aşamasında olduğu erkek değil, bu kadın düşmanı politikalardır” şeklinde konuştu.

    İktidarın sağlık çalışanlarının “Sağlıkta şiddete son” çığlıkları duymadığını dile getiren Reyhangül Baloğlu, şunları aktardı:

    “Sağlığın ve yaşamın korunması için hizmet üretilen ve güvenli olması gereken sağlık kurumları, günümüzde eli silahlı erkek faillerin kolayca girip çıktığı, özellikle kadın sağlık çalışanlarına yönelik tacizden cinayete her tür şiddet eylemini gerçekleştirebildiği ortamlara dönüşmüştür. Meslektaşımız Dr. Melek Bağçe’nin çalıştığı Damlataş Aile Sağlığı Merkezi’nde katledilmesine yol açan, şiddete açık olan ve şiddete karşı gerekli önlemlerin alınmadığı bu güvenli olmayan çalışma ortamlarıdır.

    Bir kadını daha kaybetmemek için yaşamdan, sağlıktan, özgürlükten yana ve meslekten bir kişi daha eksilmemek için kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. İnsan haklarına ve onuruna yaraşır, şiddete karşı güvenli çalışma ortamlarını talep etmekten ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Kimsenin ulaşmadığı köylere giderek sağlık çalışması yürüttük’-VİDEO

    ‘Kimsenin ulaşmadığı köylere giderek sağlık çalışması yürüttük’-VİDEO

    PİRHA-Deprem bölgesinde kimsenin ulaşmadığı köylere sağlık yardımı ulaştırmak için gittiklerini söyleyen hemşire Veysi Soydan, “Elimizde çok fazla sağlık ekipmanı yoktu biz de insanlara ilk müdahalede bulunacağımız malzemeleri topladık daha sonra çalışmalarımıza başladık. Halka tedavi hizmeti verdikten sonra ekipler belirleyerek köylerde sağlık çalışması yürüttük” dedi.

    6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen ve büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüz binlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.

    Türk Tabipler Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve sağlık emek-meslek örgütleri ile birlikte deprem bölgesinde depremzedelere sağlık hizmeti veriyor.

    Hemşire Veysi Soydan, deprem bölgesinde yaptıkları çalışmalar hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “PAZARCIK’A GİTTİĞİMİZDE BİZDEN BAŞKA KİMSE YOKTU”

    Depremin ilk gününde Pazarcık’a gitmek için yola çıktıklarını ve ikinci depreme yolda yakalandıklarını söyleyen Veysi Soydan, “Pazarcık’a vardığımızda herkes gece giydiği kıyafetiyle dışarıya çıkmıştı. Yağıştan dolayı her yer çamurdu insanların barınacak hiçbir yerleri yoktu. Biz Pazarcık’a gittiğimizde bizden başka kimse yoktu. İlk başta bir aşevi kurmaya başladık, yemek yemeyen çocuklar vardı onlar için hazırda olan şeyleri verdik. Pazarcık’ta HDP’nin ve SES’te ki arkadaşların koordinasyon merkezi vardı birlikte sağlık çalışması yürüttük. Elimizde çok fazla sağlık ekipmanı yoktu. Biz de insanlara ilk müdahalede bulunacağımız malzemeleri topladık daha sonra çalışmalarımıza başladık. Halka tedavi hizmeti verdikten sonra köylere ekipler çıkarmaya başladık ve ekipler belirleyerek köylerde sağlık çalışması yürüttük” dedi.

    “KİMSENİN ULAŞMADIĞI KÖYLERE GİTTİK”

    Köylere gidip kimsenin ulaşmadığı yerlere yardıma gittiklerini belirten Soydan, “İlk zamanlarda köylere ulaşan kimse yoktu, köylere ulaştığımızda insanlar enkazların altından kendi imkanları ile çıkmıştı. 10 gün boyunca çalışmalarımız kayyım atanana kadar düzenli bir şekilde sürdü. Daha sonra Pazarcık’tan çıkmak zorunda kaldık ve Adıyaman’a geçtik orada da TTB’nin, SES’in ve gönüllü sağlıkçı arkadaşlarımızın koordinasyon merkezleri vardı orada çalışmalarımızı sürdürdük” diye belirtti.

    “DEPREM BÖLGESİNDE İNSANLARIN YALNIZLIK HİSSİNİ HALKIN DAYANIŞMASI DOLDURDU”

    ‘İnsanlar evlerinden ve ailesinden olmuştu bizde böyle zor bir psikolojiyle karşı karşıyaydık’ diyen Soydan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İlk başta birçok kişiyle temasta bulunma şansımız oldu; ailesinden herkesin öldüğü, intiharı düşünen kişilerle ve sahipsiz olduğunu düşünen insanlar vardı. İnsanlar özellikle devlet kurumlarının kendilerine hiçbir destek vermemesi gerçekliği kendilerine çok ağır geldi. Deprem bölgesinde devletin halkın yanında olmamasından dolayı oluşan yalnızlık hissini halkın dayanışması doldurdu. Bizler yalnızlık hissini elimizden geldiğince gidermeye çalışıyorduk ama tabi ki kolay bir şey değil.”

    PİRHA/DERSİM

  • Samandağlılar’dan moloz tepkisi: Enkazda ölmedik, mikroptan öleceğiz-VİDEO

    Samandağlılar’dan moloz tepkisi: Enkazda ölmedik, mikroptan öleceğiz-VİDEO

    PİRHA-Hatay’ın Samandağ ilçesinde çadırların yakınına dökülen molozlara tepki gösteren halk, “Yarın bu zehirler bütün Samandağ’a akacak. Enkazda ölmedik mikroptan öleceğiz. Biz bunu hak etmiyoruz” dedi.

    Maraş ve Hatay merkezli depremlerin ardından bölgede yaşanan sorunlar devam ediyor. Hatay’ın Samandağ ilçesinde halk, enkazlardan çıkarılan molozların mahalle içindeki çadırların yakınına dökülmesine tepki gösteriyor.

    Molozların yaratacağı çevre ve sağlık sorunlarına dikkat çeken halk, kamyonların önünü keserken, yolu kapattı. Güvenlik güçlerinin sona erdirmeye çalıştığı eylemde Samandağlılar yaşananları, “Bakın bin kişilik çadır ve yanında moloz yığını var. Bizim amacımız sadece çadır değil ki yarın bu zehirler bütün Samandağ’a akacak. Enkazda ölmedik mikroptan öleceğiz. Biz bunu hak etmiyoruz arkadaşlar, hak etmiyoruz. Kimseyi kandıramazsınız. Samandağ halkı molozların yol açacağı çevre ve sağlık problemlerinin farkında. Sizi bu yoldan geçirmeyeceğiz” diyerek protesto etti.

    (HABER MERKEZİ)