PİRHA-Adıyaman’da Alevi Kültür Dernekleri Yeni Mahalle Cemevi’nde depremzedeler için revir oluşturuldu. Tıp öğrencileri, doktorlar, hemşireler gönüllü hizmet veriyor. İstanbul Tabip Odası Tıp Öğrencileri Kolu’ndan Rezan Kağanarslan, “Suyun olmamasıyla insanlar banyo ihtiyacını da karşılayamıyor bu da halk sağlığı sorunu yaratıyor. Temiz tuvaletlerin olmaması bizi endişelendiriyor” dedi.
Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin ardından binlerce kişi yaşamını yitirirken yüz binlercesi de yaralandı, evsiz kaldı. Halkın soğuk havada, dışarıda zor şartlarda bekleyişleri sürüyor.
Depremlerden çok etkilenen yerlerden Adıyaman’da Alevi Kültür Dernekleri Adıyaman Şubesi Yeni Mahalle Cemevi’nde depremzedeler için revir oluşturuldu.
Adıyaman’a gönüllü olarak gelerek depremzedelere yardım eden İstanbul Tabip Odası Tıp Öğrencileri Kolu’ndan Rezan Kağanarslan ve tıp fakültesi öğrencisi Bervan Mete Adıyaman’da yaşanan hak sorunlarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ADIYAMAN’DA HALK SAĞLIĞI PROBLEMİ YAŞANIYOR”
Depremin ikinci gününde Adıyaman’a geldiklerini söyleyen Rezan Kağanarslan, “Şehir merkezi ve köyleri geziyoruz buraya gelen hastalara hem poliklinik ve hem de eczane hizmeti vermeye çalışıyoruz. Şehrin birçok noktasında elektrik ve su yoktu, suyun olmaması hijyen açısından birçok sıkıntı yaratıyordu ve insanlar banyo ihtiyacını da karşılayamıyor bu da halk sağlığı sorunu yaratıyor. Temiz tuvaletlerin olmaması bizi endişelendiriyor. Salgın hastalıklarla ilgili de problemler görülmeye başlanıyor. Depremden sonra Adıyaman’da halk sağlığı problemi yaşanıyor.
“GÖNÜLLÜ OLARAK HALKIMIZA HİZMET VERMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Depreme Diyarbakır’da yakalandığını söyleyen Bervan Mete de, “Depremin ilk günü Diyarbakır’da enkaz çalışmasına yardım ettim, tıp öğrencisi olduğum için sağlık alanında yardım edebilirim diye düşündüm. Diyarbakır’da durumun daha iyi olduğunu düşündüğümüz için, Adıyaman’da durumun daha kötü olduğunu ve cemevinin kaplarını sağlık ekiplerine açtığını duyduk bu yüzden Adıyaman’a gelip yardımcı olmak istedik. Burada tıp fakültesi öğrencileri, hemşireler ve doktorlar olarak gönüllü olarak halkımıza hizmet vermeye çalışıyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Kamu emekçileri ile tüm emeklilerin maaşlarına en az yüzde 54 zam talebiyle Okmeydanı Ağız ve Diş Hastanesi önünde basın açıklaması yapan SES Şişli Şubesi ile Dev Sağlık İş İstanbul Şubesi, “Bizler sadaka değil insanca yaşayacak ücret istiyoruz. Ölümü gösterip sıtmaya razı edenlere karşı duracağız. En az asgari ücrete yapılan yüzde 54 oranında zam, taban ücret istiyoruz!” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şubesi ile Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası İstanbul Şubesi, “Kamu emekçilerinin ve tüm emeklilerin maaşlarına en az yüzde 54 zam” talebiyle Okmeydanı Ağız ve Diş Hastanesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de katıldı.
“İNSANCA YAŞAMAYA YETECEK BİR ÜCRET İSTİYORUZ”
Sendikalar adına basın açıklamasını Okmeydanı Ağız ve Diş Hastanesi SES işyeri temsilcisi Doktor Tülin Çelik okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Öncelikle; insanca yaşamaya yetecek bir ücret için en düşük kamu emekçisinin maaşının; eş yardımı, çocuk yardımı, kira yardımı, ulaşım yardımı gibi sosyal ödemelerde yapılacak artışlarla yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, tüm vergi yükünü ücretlilerin omuzlarına yıkan, her yıl daha da büyüyen gelir vergisi adaletsizliğine derhal son verilmesini, gelir vergisi birinci dilim oranının %15 ten %10’a düşürülerek yoksulluk sınırına kadar olan maaşların-ücretlerin birinci vergi diliminde sabitlenmesini talep ediyoruz.
Bizler sadaka değil insanca yaşayacak ücret istiyoruz. Ölümü gösterip sıtmaya razı edenlere karşı duracağız. Sahte TÜİK rakamlarına göre yapılan zamma itiraz ediyoruz. Yoksullukta, asgari ücrette eşitlenmeye çalışılan eğitimli donanımlı bireyler olmak istemiyoruz! En az asgari ücrete yapılan yüzde 54 oranında zam, taban ücret istiyoruz!
“SAĞLIK EMEKÇİLERİ OLARAK VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ”
Sizler sağlıkta bu ücret-istihdam politikalarını değiştirmedikçe bizler yılmadan yanlışları dile getirmeye, hakkımız olanı istemeye devam edeceğiz! Yeter ki tüm halkımız, içinde olan bizler sağlıklı olana kadar. Her gün eksilmeyen sağlıkta şiddetinize, sahte rakamlarınızla enflasyona yedirdiğiniz maaşlarımıza rağmen biz toplumcu sağlığı hedefleyen sağlık emekçileri olarak vardık, varız, var olacağız!
Toplu iş sözleşme masalarında, şölenlerde alkış tutanlarla değil emeğin hakkını her zaman iktidarlara karşı savunanlarla, susmayan SES’imizle birlikte mücadeleye devam.”
PİRHA-TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tahliye kararının ardından adliye önünde açıklama yapıldı. TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten tarafından yapılan açıklamada, “Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir. TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!” denildi.
TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada mahkeme, Fincancı’yı 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı ve tahliyesine karar verdi. Kararın ardından İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı.
“BİZLERİN VİCDANINDA BU CEZA YOK HÜKMÜNDEDİR”
TTB Merkez Konseyi adına açıklamayı okuyan ikinci başkan Ali İhsan Ökten, şunları kaydetti:
“Dr. Şebnem Korur Fincancı serbest bırakıldı. Hiç yaşanmaması gereken bir süreç 2 buçuk aydan uzun bir sürenin ardından sonlandı. Demokratik hukuk devleti ve mesleki bağımsızlığa saygı ilkeleri hiçe sayılarak 26 Ekim 2022’de tutuklanan Merkez Konseyi Başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı bugün serbest bırakıldı.
Dr. Nusret Fişek, Dr. Ata Soyer’lerden bu yana Türk Tabipleri Birliği geleneği toplumun sağlık hakkının ve hekimlik değerlerinin en önemli savunucusu olagelmiştir. Elbette iktidarlar böylesi bir faaliyeti cezasız bırakmamıştır. Görevdeki TTB Merkez Konseyi başkan ve üyeleri her daim soruşturmalar ve cezalandırmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya verilen hukuksuz cezayı da bu hekimlik yargılamalarının bir devamı olarak görüyoruz. Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir.
“HEKİMLER SUSMAZ, TTB SUSTURULAMAZ”
Bununla birlikte tutukluluğu bir cezalandırma yöntemi haline getiren mevcut iktidar çevreleri, tutukluluk süresi boyunca hedeflerinin aslında TTB’ye müdahale etmek olduğunu itiraf eder nitelikte demeçler vermiş, Şebnem Hoca hakkındaki soruşturma süreci, bu hedef için bir kaldıraca dönüştürülmeye çalışılmıştır. Dün de TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması için açılmış olan temelsiz bir davanın duruşması için Ankara Dışkapı Adliye’sinin önündeydik. Niyetinizi görüyoruz ve çok net ifade ediyoruz, başaramayacaksınız.
TTB’ye yönelik, var olanı daha da vesayetçi hale getirmeyi hedefleyen anti-demokratik müdahale çabalarını reddediyoruz. Hekim örgütümüz, aramıza dönen merkez konseyi başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı ile birlikte, meslek örgütümüzün tarihinden ve geleneklerinden aldığı güçle, ülkemizin önünde bulunan dönüm noktasında rolünü oynayacak; TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!”
Açıklamanın ardından Fincancı’nın tahliyesi için Bakırköy Kadın Cezaevi’ne geçildi.
PİRHA-TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılandığı davada bugün kararın çıkması bekleniyor. Duruşma öncesi Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapılırken, “Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya, geleceğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz” denildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklu yargılandığı dava öncesi Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet önünde basın açıklaması yapıldı. Adliyenin önü ve çevresi polis tarafından daha önceki duruşmalarda olduğu gibi yine ablukaya alınırken, açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy, Hüda Kaya, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ile Dünya Tabipler Birliği’nden de temsilciler katıldı.
“FİNCANCI’YA, GELECEĞİMİZE VE ÖRGÜTÜMÜZE SAHİP ÇIKIYORUZ”
TTB Merkez Konseyi adına basın açıklamasını TTB İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten okurken, şu ifadelere yer verdi:
“Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya, geleceğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz. Bugün, üçüncü defa ülkemiz demokrasisi ve hukuku açısından yaşadığımız utanç verici bir dönemin sonlanması için toplandık. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın duruşması az sonra başlayacak.
Dün, 10 Ocak 2023 Pazartesi günü ise Ankara’da TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması için açılmış olan davanın duruşmasındaydık. Bu adliyelerin önünde bizlere bedel ödetme niyetinde olanlar şunu bilmeliler, tarihin çöp sepeti bu niyeti besleyenlerle doludur. Tamamen siyasi hedeflerle ve ayan beyan bir hukuksuzlukla sürdürülen bu sürecin artık sonlandırılmasını, hukuki hiçbir dayanağı olmayan kararlarla halen tutuklu bulunan Merkez Konseyi Başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın derhal serbest bırakılmasını bekliyoruz.
Geldiğimiz noktada mevcut iktidar çevreleri topluma demokrasi ve halk sağlığı için yıkım dışında bir şey vaat etmemektedir. Bu yıkım, hekimlerin meşru örgütü olan TTB’nin yargı eliyle muktedirler tarafından baskı altına alınmasında, Merkez Konseyi Başkanı’nın keyfi ve hukuksuz bir biçimde tutuklanmasında kendini göstermektedir. Bu süreci hep birlikte, dayanışmayla aşacağımızı, Şebnem Hocamızı özgürlüğüne kavuşturacağımızı ve yine hep birlikte hekimlik değerleri, mesleki bağımsızlık, toplumun sağlık hakkı, demokrasi ve özgürlük için mücadelemizi sürdüreceğiz. Geçmişte olduğu gibi bugün de kazanan, hekim meslek örgütümüz olacaktır.”
PİRHA- Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyeleri, basın mensuplarıyla Ankara’da bir araya geldi. Basın toplantısında konuşan TTB 2. Başkanı Ali İhsan Ökten, “Hedefleri başta TTB olmak üzere, TMMOB ve tüm meslek birliklerinin kendilerinin istediği şekilde hareket etmesi ya da etkisizleştirilmesidir. TTB hangi iktidar olursa olsun halkın sağlığı, toplumun yararı için doğruyu söylemekten asla vazgeçmemiştir/ vazgeçmeyecektir” dedi.
TTB Merkez Konsey üyeleri ile basın çalışanları Ankara’da bir araya geldi. Programın açılışını yapan Prof Dr. Vedat Bulut, TTB’ye yönelik iktidar baskısına dikkat çekerek birçok meslek örgütünün, hükümetin hedefinde olduğunu ifade etti.
“TTB HER ZAMAN İKTİDARLARIN HEDEFİ OLMUŞTUR”
Toplantının açılış konuşmasını TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı Ali İhsan Ökten yaptı. “TTB yine hedef halindedir” diyen Ökten, iktidarlar tarafından neden baskı gördüklerini belirterek, “Özellikle Modern tıptan kapitalist veya endüstriyel tıbba geçiş süreciyle birlikte toplum sağlığı ve koruyucu sağlık mücadelesi veren hekimlerle sağlığın ticaretleştirilmesini isteyen siyasal sistemler veya iktidarlar arasında sorunlar, çatışmalar yaşanmıştır. Bu aslında günümüzün de sorunu değildir” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de ekonomik-siyasal-sosyal-ekolojik-kültürel-sağlık krizleri yaşandığına dikkat çeken Ökten, “Bu duruma kısaca “pankriz” diyebiliriz. Kapitalist sistemin neoliberal politikalarının başta ekonomik, siyasal ve sağlık olmak üzere her açıdan çöktüğü bir süreci yaşıyoruz” dedi.
TTB’nin her zaman iktidarların hedefi olduğunu vurgulayan Ökten, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı haksız, hukuksuz ve antidemokratik yöntemle şu an tutuklu olarak cezaevindedir. Bununla da kalınmamış, sonrasında Merkez Konseyin görevden alınması için dava açılmış, yetmemiş anayasal koruma altında olmasına rağmen TTB yasa değişikliği gündeme getirilmiştir. Algı operasyonları bunlarla da kalmamış konseyin tüm üyeleri hakkında örgüt üyeliğinden soruşturma açılmıştır” diye belirtti.
Ali İhsan Ökten, TTB’nin neden iktidar tarafından hedefe konulduğuna ise şu sözlerle açıklık getirildi:
“• İyi, nitelikli ücretsiz ve herkese eşit sağlık hizmeti istediği için,
• Toplumsal, koruyucu sağlık hizmetlerini öncelediği için
• Birinci basamağı kuvvetlendirip basamak sistemine geçilmesini önerdiği için,
• Sağlık hizmetlerinin ticaretleşmesine ve özelleştirilmesine karşı çıktığı için,
• Şehir hastanelerine ödenecek miktarın ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini 25 yıl ipotek almasına karşı çıktığı için,
• 3-5 dakikada bir muayenenin hasta ve hekim haklarına karşı olduğu için,
• Hekimlerin ekonomik ve özlük haklarına sahip çıktığı için,
• Aylar sonraya verilen muayene, tetkik ve ameliyat randevularına karşı geldiği için,
• Sağlıkta Dönüşüm Projesinin, kışkırtılmış sağlık politikaları, sağlıkta şiddet, malpraktis, çalışma barışını bozma, niteliksiz sağlık hizmetine dönüştüğünü ve sağlıkta bugünkü çöküşü yıllar önce söylediği için,
• Pandemide sahadan aldığı verileri bilimsel verilerle güçlendirip hakikat üzerinden yaptığı açıklamalarla iktidarın bu konudaki turkuaz tablosunu, kara tabloya çevirdiği için,
• Mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitiminin niteliksizleştirilmesine karşı çıktığı için,
• Nükleere santrallere, termik santrallere, ekolojik yıkım ve ekolojik krize karşı durduğu, doğaya, ağaca, yeşile, her türlü canlıya sahip çıktığı için,
• Başta Sağlık Bilimleri Üniversitesi olmak üzere atamaların adrese teslim kadrolara açılmasına karşı çıktığı için,
• Pandemide ekonomi ve siyasetin halkın sağlık hakkının önüne geçtiğini söylediği için,
• Üniversitelerde bilimsel özgürlüğü ve özerkliği savunduğu ve kayyum rektörlere karşı çıktığı için,
• Haksız, hukuksuz, antidemokratik uygulamalara karşı çıktığı için,
• Özellikle son 1.5 yıl içinde çok ciddi iş bırakmalar, eylemler ve yükselen hekim ve sağlık hareketi yarattığı için
• Yeni bir proje olarak sunulan Beyaz Reformun aslında Sağlıkta Dönüşüm Projesinin bir devamı olduğunu ve sağlık hizmetlerini daha da çökerteceğini iddia ettiği için,
Kısaca süreci özetleyecek olursam Şebnem hocanın kendi uzmanlık alanı ile ilgili yaptığı bir bilimsel değerlendirmeden sonra algı yönetimi ve kara propaganda başlamış ve hakkında siyasi iktidarın verdiği direktifler doğrultusunda soruşturma açılmıştır.”
“TTB, DOĞRUYU SÖYLEMEKTEN ASLA VAZGEÇMEMİŞTİR”
Basın toplantısında, 10 Ocak Salı günü Ankara’da TTB Merkez Konseyine yönelik “Görevden alma davası” da hatırlatılarak şöyle devam etti:
“Bu dosyanın da içeriği boştur. Bu davanın açılma gerekçesi Konseyin faaliyetleri dışında bulunmaktır. Ancak bu faaliyetler nedir? Bununla ilgili herhangi bir bilgi yoktur. Ancak bir şekilde doldurulacaktır. Veya Şebnem hocanın dosyası ile bir şekilde ilişkilendirilmek istenmektedir.
Son olarak tesadüfen avukatlarımızın öğrendiği bir soruşturma dosyası ise Merkez Konseyin tamamına açılan örgüt üyeliği suçlamasıdır. Konseyin şu an 8 üyesi sağlık bakanlığı veya üniversitelerde çalışan devlet memurlarıdır. Hepimiz işinde olan, hasta bakan, ameliyat yapan, öğrencilere veya asistanlara ders anlatan kimseleriz. Hakkımızda böylesine ciddi bir suçlama nasıl olabilir.
Hedefleri başta TTB olmak üzere, sırada TMMOB olmak üzere tüm meslek birliklerinin kendilerinin istediği şekilde hareket etmesi ya da etkisizleştirilmesidir. Son dönemlerde sıkça yaşadığımız seçimle ele geçiremedikleri yerleri kendi yöntemleri ile kayyum atayarak ele geçirmek ve yönetmek istekleridir.”
“İKTİDAR TTB İLE UĞRAŞACAĞINA SAĞLIKTA YAŞANAN SORUNLARI ÇÖZMEK ZORUNDADIR”
TTB tüm bu baskı, soruşturmalara rağmen tüm örgütü ile normal çalışmasına devam ettiğinin altını çizen Ökten, ” Şu an ülkemizde çok ciddi sağlık sisteminin getirdiği sorunlar vardır. Başta aşı ve ilaç eksiklikleri veya bulunmamaları ile birlikte, aylar sonraya verilen muayene ameliyatı tetkik randevuları, yaşanmaktadır. İktidar TTB ve diğer meslek örgütleri ile uğraşacağına yaşanılan ekonomik, siyasal kriz ve çökme noktasına gelen sağlıkta yaşanan sorunları çözmek zorundadır. TTB hangi iktidar olursa olsun halkın sağlığı, toplumun yararı için doğruyu söylemekten asla vazgeçmemiştir/ vazgeçmeyecektir. Binlerce yıllık hekimlik değerlerimize dayanan Hekimlik Andımızda topluma söz verdiğimiz gibi; “Tehdit ediliyor olsak bile, tıbbi bilgimizi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağız” ifadlerine yer verdi.
PİRHA- Türk Tabipleri Birliği, 10 ve 11 Ocak’ta TTB Merkez Konseyi ile Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik davalara ilişkin katılım çağrısı yaparak “Bizi susturacaklarını, korkutacaklarını zannedenler bilsin, “bir yemin ettik ki dönmeyiz” dedi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), 10 Ocak’ta TTB Merkez Konseyinin görevden alınması ile 11 Ocak TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın davasına çağrı yaptı. TTB genel Merkezi önünde yapılan basın açıkşamasına çok sayıda hekim destek verdi.
Yapılan eylemde “Hak, hukuk, adalet. TTB susmadı, susmayacak. Emek bizim söz bizim, yürüyoruz umuda. Şebnem hoca onurumuzdur” sloganları atıldı. “TTB’ye dokunma. Mesleğimize ve örgütümüze sahip çıkıyoruz” pankartının açıldığı programda TTB’ye yönelik dava süreçlerine değinildi.
“MÜCADELEMİZ UZUN SOLUKLUDUR”
TTB. 2. başkanı Ali İhsan Ökten’in okuduğu basın açıklamasında, “bu baskı ve karanlık günleri önlüğümüzün beyazı ile aşacağız” denilerek TTB’nin susturulamayacağına vurgu yaptı. Ökten, “Toplumun sağlıklı olabilmesi, ancak sağlığa bütünlüklü yaklaşımla mümkündür. Bizler insanlık tarihiyle aynı geçmişi paylaşan hekimlik sanatına gönül verenleriz; Canlıların yararına her türlü ayrıcalık ve özgünlükle, her canlıyı eşsizliğiyle sağaltan bir yaşatma çabasını ortaya koyanlarız. Ve yaşatma sanatımız barış ve huzurla birlikte anılmıştır. Bundandır her canlı için/doğa için, ayrım yapmadan tüm insanlar için, sadece tedavi eden değil koruyan sağlık için mücadelemiz” dedi.
“TTB, insanlık tarihi kadar köklü böylesi mücadelenin yakın tarihteki somutlaşmış örneklerinden biridir yalnızca” diyen Ökten, “Herhangi bir iktidara yaslanmayı her zaman reddetmiş, eleştirel/bilimsel/etik aklı en büyük dayanağı olmuştur. Mücadelesi uzun solukludur ve onunla baş etmeye çalışanların soluğu yetmemiştir. Tüm sağlık çalışanlarının insanca yaşayabileceği, emeklerinin karşılığını alacağı geliri ve çalışma koşulları sağlanmalıdır” diye konuştu.
“Birileri şimdi güçlü olabilir ancak haklı değiller. Unutmayalım ki gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. TTB’nin en büyük dayanağı toplumdur, hekimlerdir. TTB bu güç ve sorumlulukla üzerinde oluşturulmaya çalışılan algılarla; linç kampanyalarıyla; baskılarla dün olduğu gibi yarın da mücadele edecek birikim ve inanca sahiptir.
Biz bugün burada TTB Genel Yönetim Kurulu (GYK) için bir araya gelmiş olan tabip odalarının yönetici/temsilcileri, TTB kollarının temsilcileri, seçili kurullarımızın temsilcileri, TTB Merkez Konseyi üyeleri olarak hekimlere ve topluma; sağlıklı, emeğimizin sömürülmediği, demokrasi ve barışın bâki olduğu bir gelecek için mücadele edeceğimize buradan bir kez daha söz veriyoruz.
8 Ocak Pazar günü 18.00’da TTB binamızdaki “TTB ile Dayanışma Nöbeti”ne; 9 Ocak Pazartesi günü 18.00’da TTB binamızdaki “Ulusal ve Uluslararası Katılımlı Panel/Forum”a; 10 Ocak Salı 14.30’da TTB Merkez Konseyimizin görevden alınması için Ankara Dışkapı Adliyesi 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki duruşmamıza;
11 Ocak Çarşamba günü 10.00’da TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın İstanbul Çağlayan Adliyesi 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davasına tüm emek demokrasi güçlerini, toplumun tüm kesimlerini bir kez daha davet ediyoruz.
Biliyoruz ki “Dayanışma tüm ezilenlerin inceliğidir” ve inanıyoruz ki bu baskı dolu ve karanlık günleri, dayanışma ve önlüğümüzün beyazıyla aşacağız. Topluma ve hekimlere sözümüzdür: Aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam…”
PİRHA-TTB Başkanı Fincancı’nın bugün görülen ilk duruşmasının ardından adliye önünde açıklama yapan Av. Meriç Eyüpoğlu, “Gözaltına alındığından bugüne kadar o kadar çok hak ihlali oldu ki, bunların çoğu haber bile olmadı. Şebnem Fincancı, Sincan Cezaevi’nden buraya getirilirken, bir minibüse bindirilmiş, camekanlı kapalı bir alanda kilitli haldeyken, kendisi dışında yedi tane jandarma görevli varken, buraya kadar kelepçeli halde getirilmiş” dedi.
Örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla 7,5 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında mahkeme ilk duruşmada tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki celse 29 Aralık gününe ertelenirken, duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı.
“FİNCANCI, SİNCAN CEZAEVİNDEN BURAYA KADAR KELEPÇELİ HALDE GETİRİLMİŞ”
Açıklamada ilk olarak söz alan Avukat Meriç Eyüpoğlu, Fincancı’nın gözaltına alınmasından itibaren yaşadığı hak ihlallerinin gündem olmadığını belirterek, tepki gösterdi. Eyüpoğlu, “Maalesef bugün gördüğümüz ülkedeki ne ilk skandal ne de belli ki son skandal olacak. Gözaltına alındığından bugüne kadar o kadar çok hak ihlali oldu ki, bunların çoğu haber bile olmadı. Bu dava dokunulması istenmeyen, haber yapıldığı zaman RTÜK’ten ceza gelebilecek olan, erişimin engellenmesi tehdidiyle karşı karşıya kalınan bir dava olduğu için aslında bu hak ihlalleri yeterince duyurulamadı. Bu ülkenin hakimleri ve savcıları adil yargılamanın ne olduğunu bilmiyor. Şebnem Fincancı, Sincan Cezaevi’nden buraya getirilirken, bir minibüse bindirilmiş, camekanlı kapalı bir alanda kilitli haldeyken, kendisi dışında yedi tane jandarma görevli varken, buraya kadar kelepçeli halde getirilmiş” dedi.
“BU ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜKLERİN SONU GELECEK”
TTB Merkez Konseyi adına basın açıklamasını ise TTB 2. Başkanı Ali İhsan Ökten okudu. Ökten’in açıklamasından öne çıkan satır başları ise şöyle:
“Türk Tabipleri Birliği ve tabi ki Türkiye için emek, demokrasi ve sağlık adına zor bir günden daha geçtik. Adaletle asla bağdaşmayacak bir kararla karşı karşıya kaldık. Hukuku bir baskı aracı olarak kullanan siyasi erkler biliyoruz ki, bugüne kadar birçok demokrasi dışı uygulamada olduğu gibi, ileride bu kararı da sahiplenmeyecek ve birbirlerini suçlayacaklardır. İdam cezalarına karşı çıkan; bunun için yargılanan TTB Başkanlarımızdan Nusret Fişek’i bizler bugün de gurur ve minnetle anıyoruz; ancak onları yargılayan 12 Eylül darbecilerini kimse ne minnetle ne de gururla anıyor. Hekimliğin ve TTB’nin; yaşam ve sağlık için bizlere ışık tutan onurlu tarihi, bu karanlığı da birlikte aşmamızı sağlayacak. Dün olduğu gibi yarın da iyi ve doğru için; bilim ve etik son sözü söyleyecek.
Şebnem hocamızın tutukluluğundan bu yana da kendisiyle ve TTB ile dayanışmasını her zaman gösteren kurumlarımıza, dostlarımıza teşekkür ediyoruz. En büyük teşekkürü de, siyasi popülizme ödün vermeyip halkın sağlığı için mücadele eden biz hekimlere sahip çıkan, topluma ediyoruz. Dayanışmanın ezilenlerin inceliği olduğunu bir kez daha gördük. Biz hekimler toplumun sadece bir parçasıyız ve biliyoruz ki hepimiz birbirimize muhtacız. Elbet bu örgütlü kötülüklerin sonu gelecek; bu topraklarda barış, umut, emek, sevgi hâkim olacak.
Şebnem Hocamız belki bugünlük yanımızda olamadı ama Hocamızın “aynı umutlu ve eylemci iyimserlikle mücadeleye devam…” sözleriyle kendisi üzerine sorumluluk aldığı gibi bizlere de büyük bir sorumluluk yükledi. Bu sorumluluk öncelikle TTB’nindir: Ancak yalnızca bizim değil aynı zamanda gelecek güzel günlere inan tüm emek demokrasi güçlerinindir de… Bizler susmuyoruz; korkmuyoruz ve birilerine inat, hiçbir yere gitmiyoruz. Güzel günlere olan inancımızla bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza, kamuoyuna bir kez daha teşekkür ediyoruz.”
PİRHA-Mağaza Market-Sen, yayımladığı açıklama ile A101 marketlerinin son kullanma tarihi geçmiş ürünleri sattığını iddia etti.
Mağaza Market-Sen, A101 mağazalarında son kullanma tarihi geçen ürünlerin çalışanlara zorla sattırıldığını iddia etti. Mağaza Market-Sen, bozuk sütlerin bölge sorumluları tarafından kasadan geçirildiği ve son kullanma tarihi geçen tavuk paketlerinin üzerindeki etiketlerin silinip ürünlerin şoklanarak satışa çıkarıldığını açıkladı.
“İŞÇİLER, PATRONLARIN VE SUÇUN ORTAĞI OLMAYACAK”
Mağaza Market-Sen A101 Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“A101’in bozuk ürün rezilliğini bakanlık seyrediyor, biz seyretmeyiz! A101’in son kullanma tarihi geçen ürünleri zorla sattırma politikası hala devam ediyor. Mağaza Market-Sen üyeleri, bu rezilliğe son vermek için çektiği görüntüleri sendikasına ulaştırdı.
Gelen görüntülerde bir değil, üç skandal var. Birincisi; bozuk sütler bölge sorumlusu tarafından kasadan geçirtiliyor. Bu ürünler ‘çöpe gidiyor’ ama parasını A101 işçileri ödüyor. İkincisi; bozuk, patlamış, satılamayacak ürünler fire olarak yazdırılmadan çöpe attırılıyor. Envanter sayımında çıkan bu açıkları A101 işçileri ödüyor. Üçüncüsü; bozuk tavukların son kullanma tarihi siliniyor. Şoklanarak satışa sunuluyor.
A101 patronları her zararını işçinin sırtına yüklüyor. Bozuk ürünleri sahtekarlıkla satma suçuna işçileri de ortak etmeye çalışıyor. İşçiler ne patronların, ne de bu suçun ortağı olmayacak. İşte Mağaza Market-Sen üyeleri bu rezilliği bir kez daha ortaya çıkarıyor. Çalışma Bakanlığı da Tarım ve Orman Bakanlığı da tüm bu rezilliği hala seyrediyor. Çalışma Bakanlığı, işçinin cebine göz diken A101 patronlarını seyrediyor. Tarım Bakanlığı, emekçi halkın bozuk ürünlere mahkum edilmesini seyrediyor. Biz seyretmeyiz. A101 işçileri seyretmeyecek.”
PİRHA-Almanya’daki evinde baygınlık geçirdikten sonra hastaneye kaldırılan sanatçı Ferhat Tunç sağlık durumuna ilişkin yaptığı paylaşımda “Umarım ciddi bir sağlık sorunu ile karşılaşmam. Bir süre hastanede kalmak durumundayım. Arayıp, soran herkese teşekkür ediyorum. Şimdilik iyi durumdayım. İyi olacağız hep birlikte” ifadelerini kullandı.
Almanya’daki evinde geçtiğimiz pazartesi gecesi baygınlık geçiren ve hastaneye kaldırılan sanatçı Ferhat Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda sağlık sorununun araştırıldığını belirtirken, “Umarım ciddi bir sağlık sorunu ile karşılaşmam. Bir süre hastanede kalmak durumundayım. Arayıp, soran herkese teşekkür ediyorum. Şimdilik iyi durumdayım. İyi olacağız hep birlikte” dedi.
12 Eylül Pazartesi gecesi evinde bayılan sanatçı Ferhat Tunç, sabah saatlerinde Almanya’nın Wiesbaden kentindeki HSK Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastanede kontrol altında tutulan sanatçının gerekli tahlillerinin yapıldığı ve müşahede altında tutulduğu öğrenildi. Durumuna ilişkin bir video yayımlayan Tunç bir süre daha hastanede kalacağını ifade etti.
PİRHA-Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği ile hekimlerin cezalandırıldığını belirten SES Dersim Şube Sekreteri Duygu Kurban Güzel, gelinen aşamada sağlık hizmetleri kötüye gitmekte, sağlık emekçileri daha fazla sömürüldüğünün altını çizerek, “Hakkımız olanı alana kadar hep birlikte, sağlıksız politikalarınızın ve emek gaspınızın karşısında olmaya tüm gücümüzle devam edeceğiz” dedi.
Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği ile hekimlerin cezalandırıldığını belirten sağlık çalışanları, yönetmeliğin iptali için Türkiye genelinde iş bıraktı. İş bırakma eylemi yarın da sürecek. İş bırakan hekimler, birçok kentte açıklama yaptı.
SES Dersim Şubesi de, Sanat Sokağı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı SES Dersim Şube Sekreteri Duygu Kurban Güzel okudu.
Duygu Kurban Güzel, sağlık alanının özelleştirmeci bir anlayışla dönüştürülmesinin AKP hükümetleri döneminde hızlandırıldığına işaret ederek, “Sağlıkta dönüşüm programının en önemli başlıklarından biri sağlık ocağı sistemine dayalı birinci basamak temel sağlık hizmetlerini aile hekimliği sistemine dönüştürmek olmuştur. Aile hekimliği sistemi ile “dönüştürülen” birinci basamak, toplum sağlığı açısından sürekli olarak sorunların birikmesine neden olurken aynı zamanda esnek ve performansa dayalı ücretlendirme sistemi ile de sağlık emekçilerine yönelik sömürüyü derinleştirmektedir” dedi.
Gelinen aşamada sağlık hizmetleri kötüye gitmekte, sağlık emekçileri daha fazla sömürüldüğünün altını çizen Duygu Kurban Güzel , “Aile Hekimliği sistemi iktidar tarafından, halkın ve hatta sağlık emekçilerinin büyük yararına olacakmış gibi anlatıldı. Aile Hekimliği uygulama yönetmeliğinde bugüne kadar yapılan her değişiklikte geriye gidilmiş, hak kayıpları hatta cezalandırmalar oluşturulmuştur. 30.06.2021 tarihinde yayınlanan yönetmelik ise sorunları çözmek bir tarafa daha da arttırmış, itiraz eden sağlık emekçilerini cezalandırmayı hedef almıştır” diye konuştu.
Duygu Kurban Güzel, devamında şunları aktardı:
“Aile hekimliği uygulamasında iş güvencesi bu yönetmelikle sona ermiştir. Yeni yönetmelik ile sözleşme yenilme ve fesih yetkisi İl Sağlık Müdürlüklerine verilmiş olup zaten iller arasında var olan uygulama farklılıkları kişilerin insafına bırakılmıştır. Açığa alma, sözleşme yenilememe gibi olağanüstü yetkiler, tüm hukuk kuralları çiğnenerek verilmiştir.Bunun neticesinde sağlık hizmetleri kötüye gitmekte, sağlık emekçileri daha fazla sömürülmektedir.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi son çıkarılan ceza yönetmeliğinde getirilen yeni sorumluluklar iş yükü altında ezilen ASM’lere ek yükler getirmektedir. Bir hekim ve bir aile sağlığı çalışanından ibaret olan ekip her geçen gün yenisi eklenen görevlerin yükü altında ezilmektedir. İş yükü yoğunluğu nedeniyle koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili görevlerin tümü aile sağlığı çalışanı tarafından yürütülmektedir.
Çalışırken de emekli olurken de insanca yaşamaya yetecek yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret belirlenmesi talebimiz için mücadeleye devam edecek ve mutlaka kazanacağız. Bugünkü G(ö)REV eylemimiz son değil. Hakkımız olanı alana kadar hep birlikte, sağlıksız politikalarınızın ve emek gaspınızın karşısında olmaya tüm gücümüzle devam edeceğiz. Tüm Türkiye’de hakları için, mesleğinin onuru için bir araya gelen milyonlar olarak biliyoruz ki emeğimizin hakkını aldığımız, sağlıklı bir geleceği birlikte inşa edeceğiz.”
PİRHA- Sağlık çalışanlarının özlük haklarında düzenleme öngören 14 maddelik kanun teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilirken, sağlık meslek örgütlerinin çağrısıyla sağlık emekçileri yarın (15 Haziran) iş bırakma eylemi yapacak.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Teklifi’nin görüşmeleri tamamlandı ve teklif kabul edildi.
“HEKİMLER BU KÖTÜLÜĞÜ UNUTMAYACAK!”
Sağlıkçılar ise komisyonda kabul edilen teklifin geri çekilmesini istiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) çıkan teklife “Özlük haklarımız ile ilgili düzenleme yapacağınızı söyleyerek hekimleri aylardır oyalıyorsunuz. Bizleri çalışamaz, sağlık sistemini işlemez noktaya getiren sağlık politikalarının uygulayıcıları tarafından TBBM’ye sunulan yasa teklifinin yetersizliklerine dair tüm itirazlarımıza rağmen komisyondan değiştirilmeden geçirildi. Hekimler bu kötülüğü unutmayacak! Süreci takip etmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz,” açıklamasıyla tepki gösterdi.
1 GÜNLÜK İŞ BIRAKMA EYLEMİ
TTB, SES, TDB, DİSK Genel Sağlık-İş’in de aralarında bulunduğu sağlık meslek örgütleri 15 Haziran’da 1 günlük iş bırakma eylemi yaparak, komisyondan geçen teklifin geri çekilmesini ve sağlık emekçilerinin haklarını koruyan ve geliştiren yasaların çıkarılmasını isteyecek.
PİRHA-Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan fakat tahliye edilmeyen HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un son durumuna ilişkin yapılan açıklamada “Hem mahpus hem de hasta olmak çok katmerli bir sorun. Sağlık hakkı cezaevinde kalan herkes için de geçerli. Aysel Tuğluk için düşman hukuku uygulanmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
‘Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın’, tutuklu bulunduğu Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde ‘demans’ tanısı konulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un son durumuna ilişkin basın toplantısı düzenledi. İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Karşı Sanat Çalışmaları Salonu’nda gerçekleştirilen açıklamaya HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Gülten Kaya ile çok sayıda kişi katıldı.
Hacer Özdemir’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen toplantıda basın açıklamasını oyuncu Deniz Türkali okudu. İstanbul Tabip Odası (İTO) önceki dönem başkanı Dr. Pınar Saip, Nörolog Uzman Doktor Emel Gökmen, Avukat Elif Taşdöğen ile Aysel Tuğluk’un kuzeni gazeteci Gülsen Yüksel de konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.
Toplantının açılışını yapan Hacer Özdemir, “Hükümetin birçok konuda politikasının olmadığını biliyoruz. Ama kadın ve Kürtler konusunda politikası hep oldu. Var olana karşı istikrarlı bir saldırısı var. Kadınlar değişimi, eşitliği sağladığı için her zaman korkulan oldu. Hep mücadele edildi. Kadınlar birçok kazanımı elde etti. Aysel Tuğluk yoldaşımızdı. Hepimizin gözü cezaevinde. Onun durumunu kaygıyla izliyoruz. Aysel Tuğluk ilk eş genel başkandı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Değişimi başlatandı. Ondan kaynaklı böyle saldırılıyor” ifadelerini kullandı.
“YARGI SÜRECİ SİYASİ SAİKLERLE DEVAM EDİYOR”
Oyuncu Deniz Türkali‘nin okuduğu basın metninde öne çıkan satır başları şöyle:
“Aysel Tuğluk şahsında binleri aşan hasta mahpusun yaşam hakkını savunmaya devam ediyoruz. Bir siyasetçi ve hukukçu olan Aysel Tuğluk altı yılı aşkın bir süredir cezaevinde. Cezaevinde tek başına hayatını idame ettirmesinin gün geçtikçe imkansızlaştığı görmezden geliniyor. Siyasi saiklerle devam eden yargı sürecinde ve günlerce süren duruşmalarda, Aysel Tuğluk SEGBİS salonlarında beklemek zorunda bırakılıyor.
Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hastalığa ilişkin yetkili sağlık kurumlarının hazırladığı “cezaevinde kalamaz” raporlarının dikkate alınmasını, hukuka, insan haklarına uygun bir karar verilmesini, Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılarak tedavi olmasının sağlanmasını, bunun için derhal harekete geçilmesini talep ediyoruz. Bu talepler bugün 54 ülkeden 6 bini aşkın kadının imzasını, çok daha fazla kadının irade beyanını taşıyor.
Aysel Tuğluk’a karşı geliştirilen haksız tutumun aynı zamanda kadın mücadelesine yönelik tutumun da bir göstergesi olduğunu biliyoruz. Kadın mücadelesinin ve barış mücadelesinin bir parçası olan Aysel Tuğluk’a yaşatılanlar, biz kadınların haklarımız ve hayatlarımız için sürdürdüğümüz mücadelenin gerekçelerinden birisidir. Aysel Tuğluk için insanca yaşam koşulları ve tedavi imkanı sağlanıncaya ve tahliye edilinceye kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi duyuruyoruz.”
“TUĞLUK, CÜMLE KURMAKTA ZORLUK ÇEKİYOR”
Tuğluk’un son durumuna ilişkin bilgiler veren gazeteci kuzeni Gülsen Yüksel şunları söyledi:
“Aysel için ailecek çok üzgünüz. Annesinin cenazesine yapılanları biliyoruz. O hadiseyi kimse dile getirmiyor zaten. Onun yaralarını saramamışken, Aysel’in bu durumu bizi şok etti. Pandemi sürecinin hastalığını ilerlettiğini gördük. Cümle kurmakta zorluk çekiyor. Çok iyi bildiği isimleri unutuyordu. Uzun süredir kötüydü zaten. Şaşkın, çocuksu ve ürkek. Bulunduğumuz yılı sorduğumuzda bilemedi. Yeni karşılaştığımız bir hastalıktı bu.”
“İNSANLARIN AKLIYLA OYNADIKLARINI GÖRDÜK”
“Aysel Tuğluk için düşman hukuku uygulanmaktadır” diyen Avukat Elif Taşdöğen ise “Tuğluk annesini kaybettikten sonra uzun süre sessizliğe bürünüyor. Baş ağrıları ve unutkanlık başladı fakat durumun normal olduğu ifade edildi. Anormal giden sürecin arkadaşları da farkına vardı. Yas sürecinde olması ve yaşının genç olması nedeniyle teşhiste gecikildi. Demans tanısı konulduğunda “cezaevinde ve tek başına kalamayacağı” yönünde bir rapor da verildi. Rapora rağmen “cezaevinde kalabilir” şeklinde ayrı bir karar çıkarıldı. İnsanların aklıyla oynadıklarını gördük” şeklinde konuştu.
“CEZAEVİNDE KALMASI HASTALIĞININ İLERLEMESİNE YOL AÇIYOR”
Nörolog Emel Gökmen de Tuğluk için verilen raporlara değinirken, “Kocaeli Üniversitesi ile Adli Tıp Kurumu aynı değerlendirmeyi yapıyor fakat iki kurumun yorumları ise zıt yönlü. Üniversite ‘demans’ olarak yorumluyor. Adli Tıp’ın yorumu ise farklı. Cezaevi koşullarında kalması hastalığının ilerlemesi noktasında olumsuz etkiye neden olur” dedi.
“HEM MAHPUS HEM HASTA OLMAK ÇOK KATMERLİ BİR SORUN”
Açıklamada son olarak konuşan Prof. Dr. Pınar Saip de şu ifadeleri kullandı:
“Hem mahpus hem de hasta olmak çok katmerli bir sorun. TTB’ye birçok şikayet yansımakta. Yalnız Aysel Tuğluk özelinde değil birçok tutuklu bu süreci yaşıyor. Sağlık hakkı cezaevinde kalan herkes için de geçerli. Hastalar hastaneye sevk edilirken; hangi suçtan dolayı tutuklu bulunduğu da belirtiliyor. Bu durumdan kaynaklı ayrımcılığa uğrayan hastalar oluyor. Fakat bu tutum hekimlik etiğiyle uyuşmayan bir durumdur.”
PİRHA – Sağlık emekçileri, ‘Sağlıkta Şiddetle Mücadele Günü’ dolayısıyla başta Dr. Ersin Arslan olmak üzere yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada “Artık bir sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmamıştır” denildi.
Sağlık meslek örgütleri, şiddet nedeniyle yaşamını yitiren sağlık emekçilerini andı. Ankara Tabip Odası’nda yapılan basın açıklamasına sağlık meslek ve emek örgütleri de katıldı.
Ortak basın metnini okuyan Dr. Muharrem Baytemür, 2021 yılında Türkiye’de, günde ortalama 80’den fazla sağlıkta şiddet vakasının yaşandığını belirterek şunları dile getirdi:
“Dr. Ersin Arslan’ın, tedavi ettiği bir hastanın yakını tarafından öldürülmesinin üzerinden 10 yıl geçti. Türk Tabipleri Birliği (TTB), bu üzücü günü ‘Sağlıkta Şiddete Karşı Mücadele Günü’ ilan etti.
Dr. Ersin Arslan’ı ve son 20 yıl içinde öldürülen diğer meslektaşlarımızı; sadece öfkeli hasta ve yakınları değil, mevcut sağlık sisteminin ağır sorunları aramızdan almıştır. Bu sorunları gidermek siyasi iktidarın sorumluluğundadır. Ancak sağlıkta şiddetin azalmasını sağlamak yerine, şiddet sarmalını besleyecek, büyütecek bir tutumda ısrarcı olunmuştur. Bu tutum sonucunda şiddet yayılmış, olağanlaşmıştır. Sağlıkta şiddet, artık sorun çözme aracı olarak başvurulan doğal bir davranış ve düşünce biçimine dönüşmüştür. Sağlık çalışanlarına hakaret, küfür, tehdit, aşağılama, darp ve hatta cinayet, sorunlar karşısında başvurulan genel geçer bir yöntem halini almıştır.
Sağlıkta şiddet, pandemide büyük özveri ile çalışan, her türlü riskle karşı karşıya gelen, yaşamını kaybeden hekimler ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine rağmen durmamıştır. Sağlıkta şiddeti gösteren Beyaz Kod bildirim sayısı, 2020’de 25.882 iken, 2021 yılında sağlık kurumlarına başvuru sayılarındaki artışa da paralel şekilde artmış, Beyaz Kod bildirim sayısı 29.826’ya yükselmiştir. TTB’nin yaptığı anket çalışmasına göre, hekimlerin %84’ü meslek hayatlarında en az bir defa fiziksel veya sözel şiddete uğramış, ancak bunların yalnızca yarısı Beyaz Kod veya yetkili mercilere bildirimle sonuçlanmıştır. Başka bir anlatımla, Beyaz Kod verilerinin buz dağının görünen kısmı olduğunu belirtebiliriz. Ancak sadece Beyaz Kod verileri bile 2021 yılında Türkiye’de, günde ortalama 80’den fazla sağlıkta şiddet vakasının yaşandığını göstermektedir.
Her geçen gün zorlaşan yaşam koşulları ve ekonomik kriz toplumun bütün kesimlerini etkisi altına almıştır. Yoksulluk, hastalanma ve başvuru oranını artırırken, performans sisteminin de zorlayıcılığı ile muayene sürelerinin yetersizliği, yoğun çalışma koşulları, iktidarın sağlık alanında yürüttüğü politikalar ile birleşince sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin payına şiddet, ölüm, çaresizlik, umutsuzluk düşmüş ve çalışma koşulları dayanılmaz hale gelmiştir. Başta hekim ve hemşireler olmak üzere pek çok sağlık ve sosyal hizmet emekçisi çözümü istifa etmekte, emekli olmakta, hatta ülke değiştirmekte aramaktadırlar.
“KOŞULLAR DÜZELTİLMELİ”
Sağlık emek ve meslek örgütleri defalarca bu şiddet ortamını düzeltecek, iyileştirecek öneriler sunarken, siyasi iktidar bu önerilere kulaklarını tıkayarak yanıt vermiştir. Tıkanmış sağlık sisteminin aynı şekilde devam ettirilmeye çalışılması, sağlıkta şiddetin daha da artmasına zemin hazırlamıştır.
Bu şiddet ortamının düzeltilmesi, maddi manevi şiddet oluşturan koşulların tümünün düzeltilmesiyle ve yeni bir sağlık sisteminin yapılandırılmasıyla mümkündür. Son yapılan büyük beyaz eylemler sonrası kaçınılmaz olarak çıkartılan şiddetin önlenmesi için yasa, bu sorunun sadece hukuki yanını görmüş, sosyal boyutunu görmezden gelmiştir. Dolayısıyla son yasa, şiddetin önlenmesi için kapsamlı hiçbir adım atmamıştır. Yoksullaşan, krizler ile uğraşan, sağlıkta yaşanan krizi ve tıkanmayı gün geçtikçe daha fazla hisseden yurttaşlar ile meslektaşları öldürülen, darp edilen, pandemide ağır şartlar altında çalışan, sistemin tüm açıklarının muhatabı haline getirilen sağlık ve sosyal hizmet emekçileri karşı karşıya getirilmektedir. Sağlıkta yaşanan şiddetin kök nedenlerini kabul etmeden, yani vatandaşların yaşama koşullarını ve sağlık alanında çalışma koşullarını iyileştirmeden, halk sağlığını öncelemeyen sağlık sistemi değiştirilmeden, salt şiddet yasası sağlıkta şiddeti kalıcı olarak çözemez.
Artık bir sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin kılına zarar gelmesine tahammülümüz kalmamıştır. Şiddet öngörülebilir ve önlenebilir toplumsal bir sorundur.
Şiddet sona erene kadar mücadelemiz sürecektir. Kaybettiğimiz arkadaşlarımızı, 30 yaşında aramızdan ayrılan Dr. Ersin Arslan şahsında saygı ve şükranla anıyoruz.”
Basın açıklamasında imzası olan örgütler:
ANKARA AİLE HEKİMLİĞİ DERNEĞİ
ANKARA DİŞ HEKİMLERİ ODASI
ANKARA TABİP ODASI
BİRLİK VE DAYANIŞMA SENDİKASI
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞÇİLERİ SENDİKASI
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ
PİRHA-Güncel koronavirüs verilerine göre son 24 saatte 45 kişi yaşamını yitirirken, 13 bin 367 yeni vaka tespit edildi.
Sağlık Bakanlığı 1 Nisan gününe ait koronavirüs verilerini açıkladı. Buna göre son 24 saatte 265 bin 362 test yapılırken, 13 bin 367 yeni vaka tespit edildi. 45 kişi ise salgın nedeniyle hayatını kaybetti. 14 bin 858 kişinin ise sağlığına kavuştuğu bildirildi.
PİRHA-Toros Devlet Hastanesi önünde açıklama yapan Mersin Sağlık Örgütleri, Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden sağlık emekçilerini anarken, “Çığlıklarımıza kulak tıkayanlar bilmelidir ki, bu toplumun parçası olan bizler kimsenin kahramanı olmak istemiyoruz. Yalnızca haklarımızı, toplumun sağlık hakkını korumak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Mersin Sağlık Örgütleri, Toros Devlet Hastanesi önünde yaptıkları basın açıklaması ile Covid-19 nedeniyle yaşamını yitiren meslektaşlarını andı.
Covid-19’un meslek hastalığı sayılması için gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğin kaydedilen açıklamada “Çığlıklarımıza kulak tıkayanlar bilmelidir ki, bu toplumun parçası olan bizler kimsenin kahramanı olmak istemiyoruz. Yalnızca haklarımızı istiyoruz, haklarımızı korumak istiyoruz, toplumun sağlık hakkını korumak istiyoruz” ifadelerine yer verildi.
Mersin Sağlık Örgütleri tarafından yapılan açıklamanın tamamı şu şekilde:
“Ülkemizde Covid-19 nedeniyle bu zamana kadar 550’nin üzerinde sağlık çalışanı, 200’ün üzerinde hekim hayatını kaybetmiş halen de hastalanmakta/yaşamını yitirmektedir. 1 Nisan 2020’de COVID-19 nedeniyle görevi başındayken kaybettiğimiz ilk hekim Dr. Cemil Taşçıoğlu idi. Taşçıoğlu’nun ve kaybettiğimiz tüm sağlık çalışanlarının anısına Türk Tabipleri Birliği (TTB) 72. Büyük Kongresi’nde, 1 Nisan, “COVID-19 Nedeniyle Kaybettiğimiz Hekim ve Sağlık Çalışanlarını Anma Günü” olarak belirlenmiştir.
İlk kez 17 Mart’ta, bir eczacı sağlık çalışanımızı yitirmiştik. Ne yazık ki yöneticiler pandemi bitmiş gibi davranmasına rağmen halen hekimler, sağlık emekçileri, yurttaşlar yaşamını yitirmektedir. Tüm bilimsel gerekliliklere rağmen koruyucu sağlığın öncelendiği birinci basamak yerine ikinci ve üçüncü basamaklarda salgını karşılamanın bunda etkisi çok büyüktür. Salgının ikinci ve üçüncü basamakta karşılanması ile birlikte, sağlık çalışanları pandemi sürecinde büyük bir riskle yüz yüze gelmiştir.
“BİLİMİN GEREKLERİNİ YAPACAĞIZ”
Sağlık çalışanlarını, hekimleri koruyamayan bir “salgınla mücadele politikası” toplumu da koruyamaz, nitekim koruyamamıştır. Gerçek verilerden çok uzak olduğunu belirttiğimiz resmî rakamlarla dahi Türkiye’de bu güne dek hastalanan yurttaşlarımızın sayısı 15 milyona, kaybettiğimiz yurttaşlarımız ise 100 bine yaklaşmıştır.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında yitirdiğimiz sağlık çalışanlarını anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Biz onların anılarını yaşatmaya, bu salgınla doğru temelde mücadele etmeye devam edeceğiz, buna söz veriyoruz. Bu salgını bilimsel ilkelerle yönet(e)meyenlere rağmen yaşamlarını yitirme pahasına mücadele eden tüm meslektaşlarımıza, sağlığa emek verenlere verebileceğimiz en güçlü söz: Toplum sağlığını onlara bırakmayacağımız, bilimin gereklerini yapacağımız, doğruları söylemekten asla vazgeçmeyeceğimizdir.
“COVİD-19 MESLEK HASTALIĞI SAYILMALI”
Kaybettiğimiz mesai arkadaşlarımızın ailelerine bile hürmetsizlik edip “COVID-19’un Meslek Hastalığı Sayılması” için illiyet bağı isteyenler; pandemi sürecinde istediğimiz 120 gün yıpranma payını bize çok görenler; “giderlerse gitsinler”, “gidişleri olsun da dönüşleri olmasın” diyebilecek kadar minnetsiz olanlar bilsinler ki: Kaybettiklerimizin haklarını sormak; emek verenlerimizin haklarını korumak için gitmiyoruz, kalıyoruz! Sağlık mücadelesi size bırakılamayacak kadar değerlidir, yaşamın özüdür, topluma karşı sorumluluğumuzdur. Topluma sözümüz var, hekimlere sözümüz var: Gitmeyeceğiz. Sizin, bizim, hepimizin sağlığı için, emeğimiz için söyleyecek sözümüz var…
Tükeniyoruz… Çığlıklarımıza kulak tıkayanlar bilmelidir ki, bu toplumun parçası olan bizler kimsenin kahramanı olmak istemiyoruz. Yalnızca haklarımızı istiyoruz, haklarımızı korumak istiyoruz, toplumun sağlık hakkını korumak istiyoruz! COVID-19’un illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı sayılması için gerekli düzenlemelerin yapılmasını istiyoruz. Hakkımız olan yıpranma payının uygulanmasını istiyoruz. Hayatımızı korumamıza yardım edecek çalışma koşulları istiyoruz. İsteklerimiz o kadar zor mu ki bizleri hedef göstermeye, itibarsızlaştırmaya, toplumla karşı karşıya getirmeye çalışmayı; haklarımızı vermeye tercih ediyorsunuz?
Küresel salgında kaybettiğimiz tüm sağlık çalışanlarının anıları önünde bir kez daha saygı ile eğiliyoruz. Onlara, topluma sağlıklı bir gelecek için mücadele sözümüz olsun. Anıları, sağlık hakkı mücadelemizde bize ışık olacaktır. Unutmayacağız! Unutturmayacağız! Unutulmayacaklar!”
14-15-16 Mart tarihlerinde grevde olacaklarını açıklayan sağlık meslek örgütleri ve sendikalar bugün de iş bıraktı.
Mersin’de de Mersin Tabip Odası, Mersin Diş Hekimleri Odası, Ses Mersin Şubesi DİSK Genel Sağlık İş, Birlik Dayanışma Sendikası, Hekim Birliği Sendikası ve Mersin Aile Hekimleri Derneği’nin öncülüğünde sağlık emekçileri iş bırakarak greve gitti.
Mersin’de sağlık emekçileri grevlerinin üçüncü gününde Özgür Çocuk Parkı’nda ‘Beyaz Forum’ düzenledi.
Sağlık emekçilerin halaylar çektiği eylemde, sağlıkta yaşanan sorunlara dikkat çekilerek, birlik, dayanışma, mücadele çağrısı yapıldı.
PİRHA-Mersin’de sağlık emekçileri iş bırakarak greve gitti. Mersin’de sağlıkçılar yaptıkları açıklamada, iktidara seslenerek, “Bilmenizi isteriz ki siz emeğimizi-bizleri görmezden gelmeye devam ettikçe; bizler de tüm haklılığımızla sizin karşınızda durmaya, emeğimize geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz” dediler.
Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Ancak bugünden başlayarak sağlık emekçileri 3 günlük iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor. 14-15-16 Mart tarihlerinde grevde olacaklarını açıklayan Sağlık meslek örgütleri ve sendikalar bugün iş bıraktı.
Mersin’de de Mersin Tabip Odası, Mersin Diş Hekimleri Odası, Ses Mersin Şubesi DİSK Genel Sağlık İş, Birlik Dayanışma Sendikası, Hekim Birliği Sendikası ve Mersin Aile Hekimleri Derneği’nin öncülüğünde sağlık emekçileri iş bırakarak greve gitti.
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde bir araya gelen sağlık çalışanları açıklama yaptı. Sağlık çalışanları adına açıklamayı okuyan Mersin Tabip Odası Genel Sekreteri Cemil Galioğlu, toplum sağlığını korumak bir yana daha da riske atan sağlık sisteminin yürütücüleri ne sağlıkçıların emeğini ne de toplumun sağlığını umursamadığına işaret ederek, “Ancak iş özel sağlık işletmeleri ve zenginleri korumaya gelince ise hiçbir sınır tanımamaktadır. Salgın döneminde dahi bu anlayıştan vazgeçmemişlerdir. Yüz binlerce insanımız, yüzlerce hekim, sağlık çalışanı yaşamını yitirirken; onlar sağlık sisteminin, şehir hastanelerinin güzellemeleriyle günlerini geçirmiş; bunca emek ve fedakârlığımıza rağmen bir de bizlere gidiyorlarsa gitsinler demişlerdir” dedi.
Genel Sekreter Cemil Galioğlu, ‘Beyaz Yürüyüş’, ‘Beyaz Forum’, ‘Beyaz Nöbet’lerle acil taleplerinin karşılanmasını, seslerine kulak verilmesini defalarca istediklerini ifade ederek, “Bilmenizi isteriz ki siz emeğimizi-bizleri görmezden gelmeye devam ettikçe; bizler de tüm haklılığımızla sizin karşınızda durmaya, emeğimize geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Aralık ve Şubat’taki Beyaz G(ö)REV’lerle de Aile Sağlığı Merkezlerinden, Üniversite Hastanelerine Türkiye’nin dört bir yanında tüm sağlık kuruluşlarında emeğimize sahip çıkacağımızı gösterdik” diye konuştu.
“EMEK BİZİM, SÖZ BİZİM”
Bizi duymazdan, görmezden gelip yok sayanlara; sesimize kulaklarını tıkayanlara; “Varsın gidiyorlarsa gitsinler, bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Gerekirse yurtdışından ülkemize dönmek isteyenleri davet eder, istihdam ederiz” diyerek bizi değersizleştirenlere karşı emeğimize, mesleğimize, geleceğimize hep birlikte bir kez daha sahip çıkmak için artık G(ö)REV zamanıdır.
Biliyoruz: Sorunlarımızın çözümü ancak kendi mücadelemizle olacaktır. İşte bu nedenle emeğimiz için, haklarımız için, sağlığımız için, acil taleplerimizin karşılanması için 14-15-16 Mart 2022 Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri bütün Türkiye’de, bütün sağlık kurumlarında G(ö)REV’deyiz!
Emeklerinin karşılığını alamadıkları çalışma koşullarının ve sağlık alanında yaşanan şiddete artık tek bir gün bile tahammüllerinin kalmadığını söyleyen Galioğlu şunları dile getirdi:
“Oyalama istemiyoruz, daha fazlasını değil, yalnızca hakkımız olanı istiyoruz. Günde 50’nin üzerinde olan ve artmaya devam eden sağlıkta şiddet vakalarına karşı önlemler alınmasını, şiddetin olmadığı bir ortamda çalışmak için etkili bir sağlıkta şiddet yasası çıkarılmasını istiyoruz. Malpraktisve performans baskısı altında ezilmediğimiz insanca çalışma koşulları, Emekliliğimize yansıyacak insanca ücret istiyoruz. COVID-19’dan ölen 553 meslektaşımızın görülmesini ve COVID-19’un meslek hastalığı kabul edilmesin istiyoruz. Birinci basamağın güçlendirilmesini ve Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliğinin kaldırılmasını istiyoruz. Halkın sağlığı için en az 20 dakika muayene süresi ayırabildiğimiz, hastaların aylarca randevu sırası beklemediği nitelikli sağlık hizmeti sunmak istiyoruz.
Yaşama adanmış bir mesleğin onurlu mensupları olarak hakkımızın gasp edilmesine, kötü çalışma koşullarına, sefalet ücretlerine karşı “Sağlıklı Bir Gelecek Ellerimizde, Emek Bizim Söz Bizim” diyerek mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu haklı ve onurlu mücadelemizde; bütün hastalarımızın, toplumun desteğini bekliyor; sağlığımıza birlikte sahip çıkmaya davet ediyoruz.”
PİRHA- Bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştiren sağlık emekçileri, yetersiz istihdamın ve kışkırtılmış sağlık talebinin karşısında tükenmekte olduklarını, angarya ile çalışmaya zorlandıklarını belirterek, iktidara “Hakkımızı istiyoruz” diye seslendi.
Sağlık emekçileri, çalışma koşulları ve özlük haklarının yerine getirilmesi talebiyle “Beyaz G(ö)rev” kapsamında bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi.
Mersin’de iş bırakan sağlık emekçileri, Tabip Odası, Diş Hekimleri Odası, SES Şubesi, Birlik Dayanışma Sendikası, Genel Sağlık İş ve Aile Hekimleri Derneği, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tarsus, Erdemli ve Toros Devlet Hastaneleri önünde bir araya geldi. Sağlık emekçilerinin Özgür Çocuk Parkı’na yapacakları yürüyüş polis tarafından engellendi.
Engellemeyi protesto eden sağlık emekçileri Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya geldi.
“SESİMİZ YİNE DUYULMAZSA DAHA UZUN SÜRELİ G(Ö)REV’LERE HAZIRIZ”
“Oyalama değil hakkımızı olanı istiyoruz” ve “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” pankartlarının açıldığı açıklamada, “Ağam bizle eylenir”, “Sermayeye değil, emekçiye bütçe” ve “Sağlıkta şiddet tutuklu yargılansın” dövizleri taşındığı eylemde açıklama yapan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, Ekim 2021 tarihinden bu yana başlattıkları eylemlilik sürecinin sonucunda ülkenin dört bir yanında ‘BEYAZ G(ö)REV’de’ olduklarını dile getirerek, “Sağlık Bakanı’ndan 463 gün önce istediğimiz randevuya ne yazık ki hâlâ yanıt verilmiş değil. Bu nedenle sesimizin duyulması için bugün alanlardayız ve sesimiz yine duyulmazsa daha uzun süreli G(ö)REV’lere hazırız” dedi.
“HİZMET ÜRETİMİNDEN GELEN GÜCÜMÜZÜ KULLANMAYA HAZIRIZ”
“Sağlığı alınıp satılan bir meta, hastaneleri işletme, hastaları müşteri, doktorları tüccar ve sağlık çalışanlarını köle olarak gören anlayışın yürürlüğe koyduğu sağlıkta dönüşüm programı ile hekimlerin ve tüm sağlık emekçilerinin emeği ucuzlatılmış, çalışma koşulları kötüleşmiş, halkın sağlık hakkı elinden alınmış, gelinen aşamada sağlık sistemi işlemez hale gelmiş” diyen Antmen, şunları kaydetti:
“Taleplerimiz yerine getirilmediği takdirde, tüm meslek örgütleri ve sendikalar olarak haklarımızı alana kadar daha güçlü eylem ve etkinliklere hazır olduğumuzu, hizmet üretiminden gelen gücümüzü kullanmaya kararlı olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yurt genelinde iş bırakma eylemi gerçekleştiren sağlık emekçileri, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi önünden bir kez daha seslendi. Sağlıkçılar ortak yaptıkları açıklama ile “Bu işlemeyen, sağlık değil sağlıksızlık üreten sisteminin tüm yükünü bizler çekmekteyiz, emeğimizin karşılığını alamadan her geçen gün daha fazla şiddete maruz kalmaktayız” dedi.
Sağlık emekçileri, özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle yurt genelinde bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. İstanbul Tabip Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası, 1. Bölge İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Genel Sağlık-İş Sendikası, Dev-Sağlık-İş ile Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik Ve Dayanışma Sendikası, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi önünde bir araya geldi.
Temel Bilimler Fakültesi önünden ana kapıya kadar yürüyüş gerçekleştiren sağlık emekçileri, taleplerini bir kez daha haykırdı. Kurumlar adına ortak basın açıklamasını İstanbul Tabip Odası Başkanı Dr. Pınar Saip okudu. “Pandeminin derinleştiği kriz ortamında ekonomik ve sosyal haklarımız ile ilgili büyük hak kayıpları yaşamaya devam ediyoruz” diyen Saip, siyasi iktidarın sağlık hizmetlerini üreten sağlık emekçilerinin haklarını görmezden geldiğini söyledi.
“SAĞLIKSIZLIK ÜRETEN SİSTEMİN TÜM YÜKÜNÜ BİZ ÇEKİYORUZ”
Saip şöyle devam etti:
“Her gün yağmur gibi gelen zamlar nedeniyle, tüm toplum kesimleri gibi bizler de artık geçinemiyoruz. Sağlığı alınıp, satılan bir meta, hastaneleri işletme, hastaları müşteri ve sağlık çalışanlarını köle olarak gören anlayışın ürünü olan “sağlıkta dönüşüm programı” ile bizlerin emeği ucuzlatılmış, çalışma koşulları kötüleşmiş, halkın sağlık hakkı ise büyük ölçüde elinden alınmış gelinen aşamada sağlık sistemi işlemez hale gelmiştir.
Sağlığa erişim giderek zorlaşmakta, katkı-katılım payları ile ekonomik krizin derinleştiği koşullarda yurttaşın cebinden giderek daha fazla para çıkmaktadır. Bu işlemeyen, sağlık değil sağlıksızlık üreten sisteminin tüm yükünü ise bizler çekmekte, emeğimizin karşılığını alamadan her geçen gün daha fazla şiddete maruz kalmaktayız. Yetersiz istihdamın ve kışkırtılmış sağlık talebinin karşısında tükenmekte, angarya ile daha çok çalışmaya zorlanmaktayız.”
“İNSANCA ÇALIŞMA KOŞULLARI İSTİYORUZ”
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ise sağlık çalışanlarının taleplerini şöyle sıraladı:
“İnsanca yaşayacağımız temel ücret, insanca çalışma koşulları ve güvenli çalışma ortamları istiyoruz. Emekliliğe yansıyacak hakkımız olan ücretlerimizi ve 7200 ek gösterge istiyoruz. Emekli hekimlerin maaşlarının yaşamlarını ekonomik ve sosyal açıdan sürdürebileceği seviyeye çıkartılmasını istiyoruz. TTB’nin yıllardır önerdiği ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıkarılmasını, sağlıkta şiddetin sona ermesini istiyoruz. Covid-19’un bütün sağlık çalışanları için illiyet bağı aranmaksızın meslek hastalığı olarak kabul edilmesini istiyoruz.
‘Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği’nin geri çekilmesini; koruyucu sağlık hizmetlerinin kamu tarafından yeterli ve güvenli koşullara kavuşturan kamu binalarında, toplumun her kesimine eşit ve öncelikli sunulduğu birinci basamak sağlık hizmeti vermek istiyoruz. Asistan hekimlerin asli işlerinin eğitimleri olduğunun kabulünü, ucuz emek sömürüsüne denk düşen uygulamalara son verilmesini istiyoruz. Özel sektörde ciro baskısına, şirket kurdurma zorlamasına son verilmesini, güvenceli sendikalı, çalışma koşullarının oluşturulmasını istiyoruz. Pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı istiyoruz.”
PİRHA- ‘Sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire Ömür Erez, dün bir hasta yakınının silahlı saldırısına uğramış ve hayatını kaybetmişti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu, genel merkez binalarında yaptıkları basın açıklamasıyla sağlık emekçilerine yönelik artan şiddete ve alınmayan önlemelere karşı tepkilerini dile getirdi.
Açıklamanın yapıldığı salona ‘Kadına ve sağlıkçıya yönelik her türlü şiddeti durduralım! Şiddete karşı sesimizi yükseltelim!’ pankartı asıldı. Açıklamayı sağlık emekçileri adında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)Eş Genel Başkanı Selma Atabey okudu. Atabey, sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddete karşı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacakları bilgisini paylaştı.
“ÖMÜR EREZ İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ FESHEDEN İKTİDAR TARAFINDAN KATLEDİLDİ”
‘Sözün bittiği yerdeyiz! Artık tahammülümüz kalmadı! Nefes alamıyoruz! Tükendik!’ diyerek sözlerine başlayan Atabey, sağlık emekçilerinin güvenli ortamlarda çalışmadığını, her an şiddet tehdidi altında inanılmaz bir stresle yaşadıklarını belirtti.
Kadına ve sağlık emekçilerine yönelik şiddetin her geçen gün arttığına vurgu yapan Atabey, “Şiddet pandemisi ile karşı karşıyayız. Dün çok acı bir haberle sarsıldık. İstanbul Kartal’da bir Aile Sağlığı Merkezi’nde çalışan hemşire arkadaşımız silahlı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Bu ülke kadınları korumuyor! Kadınlar her gün tanıdığı ve hatta tanımadığı erkekler tarafından şiddete maruz kalıyor ve gerekli mercilere başvurduklarında, hayatları için koruma istediklerinde bile yalnız bırakılıyor. Cezasızlık politikasından ve iktidarın kadın düşmanı politikalarından cesaret alan erkekler her gün en az 3 kadını katlediyor. Bu ülkede kadınlar her gün evde, işte, sokakta, erkek şiddetine maruz kalmakta, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı her alanda saldırı gelişmekte. Ömür Erez yalnızca bir erkek tarafından katledilmedi. Ömür Erez İstanbul Sözleşmesi’ni fesheden iktidar tarafından katledildi, erkek yargı tarafından katledildi ve her gün ekranlarda cinsiyet eşitsizliğini savunan siyasetçiler tarafından katledildi” şeklinde konuştu.
“BU ÜLKE KADINLARI VE SAĞLIK EMEKÇİLERİNİ KORUMUYOR”
Resmi rakamlara göre her gün 50 sağlık çalışanının sözlü ya da fiziksel olarak şiddete maruz kaldığı bilgisini paylaşan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:
“Hastaneler artık sağlıkla değil şiddetle anılmaktadır. Mevcut sağlık sisteminde herkes mutsuz, en çok da sağlık emekçisi mutsuzdur. Sağlıktan mutlu olan tek kesim sağlıkta dönüşüm sayesinde oylarımız artmıştır diyenlerdir. Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servis kapısını barikat ile kapatmaya çalışan sağlık çalışanları halen hafızalarımızdadır. Hasta yakınlarının tekmeli saldırısına uğrayan gebe hemşire, kafasında mermer blok kırılan hekim, boğazı kesilmeye çalışılan sağlık emekçisi, her gün her dakika elinde bıçakla, tabancayla sağlık emekçilerini canlarıyla tehdit eden yeni bir hasta yakını haberi almaktayız. Bu ülke kadınları ve sağlık emekçilerini korumuyor! Bu ülke sağlıkta şiddeti cezalandırmıyor, hatta ellerini ovuşturarak izliyor, bu sayede oyları artar mı onun hesabını yapıyor!”
‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlık çalışanlarının canına kastettiğini, bu program sonucu oluşturulan kışkırtılmış sağlık talebinin, muayene sürelerinin 5 dakikaya kadar indirilmesiyle göğüslenmeye çalışılmakta olduğunu ifade eden Atabey, artan angarya ve iş yoğunluğu altında ezilen sağlık çalışanlarının her gün dozu artan şiddet olguları ile karşı karşıya kaldığını vurguladı.
Sağlık emekçilerinin yaptıkları işe yabancılaştığını da kaydeden Atabey, “Hayatlarıyla meslekleri arasına sıkıştırılan, emeklerinin karşılığı ödenmeyen sağlık emekçileri bu cendereden kurtuluş olmadığını düşünmekte, mesleklerini yurtdışında yapmanın imkânlarını araştırmaktadır. Memlekette kalanlarsa özellere akın etmektedir. Kendisi de bir özel hastane zinciri patronu olan Sağlık Bakanı bu durumdan hoşnut bile olabilir ancak bundan zarar görenler yine özellerde çalışan sayısı arttıkça mali haklarında gerileme yaşayacak olan, iş güvencesinden mahrum bırakılmış sağlık emekçileri olacaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı İstanbul sözleşmesinden ve sağlıktaki şiddete karşı etkin mücadeleden asla geri adım atmayacağız. Şiddetle yüz yüze kalan tüm sağlık emekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
“‘SAĞLIKTA ŞİDDETİ DURDURALIM’ TEMALI BİR DİZİ EYLEM VE ETKİNLİKLER YAPACAĞIZ”
Bugün startını verdikleri ve 28 Ocak’a kadar sürecek olan ‘sağlıkta şiddeti durduralım’ temalı bir dizi eylem ve etkinlikler yapacaklarını açıklayan Atabey, bu süre boyunca işyerlerinde siyah kurdele ve kokart takacak, şiddete karşı kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirecek, bu açıklamalar sırasında şiddete karşı korunmadıklarını ifade etmek için baret, kalkan gibi sembolik koruyucu ekipmanlar giyeceklerini söyledi.
Yine maskelerine sağlıkta şiddeti protesto eden yazılar yazacaklarını, üyeleri ve yöneticileri tarafından hazırlanacak kısa videoları sosyal medyada yaygın dolaşıma sokacaklarını, bu dönem içinde yapılacak tüm eylem ve etkinlikleri şube/temsilcilik hesaplarından paylaşacaklarını da dile getiren Atabey son olarak şunları aktardı:
“Ekonomik özlük demokratik haklarımız ve şiddetsiz çalışma ortamı için dün sağlık meslek örgütleri ile ortak ve bugün de SES olarak açıkladığımız 14 Mart haftasına kadar devam edecek programlarımızı 10-11 Şubat 2022 tarihinde yapacağımız Merkez Temsilciler Kurulu toplantımızda yapacağımız tartışma ve kararlaşmalarla daha da kapsamlı ve kararlı bir şekilde sürdüreceğiz.
Başta sağlık bakanlığı ve çalışma bakanlığına çağrımızdır: Bir an önce gerekli tedbirleri almak ve sorunun çözümü için işkolunda örgütlü emek ve meslek örgütleri ile birlikte acil bir toplantı organize edilmesini ve şiddete karşı acil eylem planı oluşturmaya çağırıyoruz.
İşkolu emekçilerine de yapacağımız eylem ve etkinlikleri daha güçlü ses vermek adına desteklemeye çağırıyoruz. Halkımıza çağrımızdır: Bu sistemin sorumlusu biz değiliz diyor ve sizleri başka bir sağlık sistemi mümkün diyen biz sağlık emekçileri ile birlikte mücadeleye etmeye çağırıyoruz.”