PİRHA – Geleneksel 5. Şahkulu Sultan Dergahı Kitap Günleri başladı. Beş gün sürecek program dahilinde birçok yayınevinden seçkilerin yanı sıra, paneller ve fotoğraf sergisi de sunulacak.
Bu yıl beşincisi yapılan Şahkulu Sultan Dergahı Kitap Günleri’nin açılışı, Dede Ali Doğan’ın verdiği gülbeng ve semah hizmetinin ardından yapıldı.
Sembolik olarak kurdelenin kesilmesi ardından stantlar, okuyucuların hizmetine sunuldu. Etkinliğe yaklaşık 30 yayınevi katılırken, özellikle Alevi-Bektaşi dünyasına dair birçok kitap çalışması sergilendi. Yazarların da katıldığı programda, okuyucular kitaplarını imzalatıp sohbet etme olanağı buldu.
5. Şahkulu Sultan Dergahı Kitap Günleri etkinliğinde söyleşilere de yer verildi.
‘Alevi-Bektaşi öğretisini bugüne taşıyan sözün ve sazın ustaları: Ozanlar/Aşıklar’ başlıklı söyleşide Yazar Şah Hüseyin Şahin konuk oldu.
‘Son dönem büyük dergah / Ocak Ozanı: Sıdkı Baba’ konulu sunumda konuşan Yazar Şah Hüseyin Şahin, Sıdkı Baba’nın yaşam hikayesini aktardı.
“ALEVİLİĞİN DETAYLARINI KENDİNDE GÖRÜNÜR KILDI”
1865-1928 yılları arasında yaşam süren Sıdkı Baba’nın 14 yaşındayken Hacı Bektaş Dergahına gittiğini söyleyen Yazar Şahin, şu bilgileri paylaştı:
“Hacı Bektaş Dergahı o dönem aynı zamanda bir tür eğitim merkeziydi. Sıdkı Baba da o dergahta eğitim gördüğü için Aleviliğin bütün detaylarını kendisinde görünür kıldı.
Sıdkı Baba’nın deyişleri bir ölçüde Alevi Bektaşi inancının buyruğu niteliğindedir. Yazdıklarının tasavfuf niteliği çok yüksektir.
Şiir, deyiş ve duvaz imamlarının bir kısmı kaybolmuştur.
35 ağıt, 50 mersiye, 5 deyiş, 4 devriye ile çok sayıda destan yazmıştır. Sıdkı Baba, Pir Sultan’ı da okuyup benimsemiştir.
Şiirlerinde halk hikayelerine, Rıza Şehrine de değinmiştir. Bazı şiirlerinde Alevi-Sünni ayrışımına da değinmiş ve çok sert bir dil kullanmıştır.”
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, 9. Kışlık Ayakkabı Yardım Kampanyası’nı başlattı.
Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, “Kardeşlerimizin ayakları üşümesin diye…” çağrısıyla 9. Kışlık Ayakkabı – Mont Yardım Kampanyası’nı başlattıklarını duyurdu.
Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, 19 Ekim’e kadar sürecek kampanyaya ilişkin “Anadolu’da kışın zor şartlarında okuyan kardeşlerimize ‘Kışlık Ayakkabı – Mont Yardım Kampanyası’ gerçekleştireceğiz. Yardımlarınızla bu sayıyı çoğaltalım. Şimdiden duyarlılığınız için teşekkür ederiz. Aşk ile…” açıklamasını yaptı.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, 9. eğitime destek kampanyasını tamamladı. Çok sayıda kırtasiye malzemesi, Adıyaman’ın Azikan köyü ile İstanbul’un Ataşehir ilçesindeki yoksul çocuklara ulaştırılmak üzere kargoyla gönderildi.
Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, yoksul ailelerin çocukları için her yıl olduğu gibi bu yılda destek kampanyası yürüttü.
“Siz de bir çocuğu sevindirebilirsiniz” çağrısıyla 20 Temmuz’da başlatılan kampanya sonucu çok sayıda kırtasiye malzemesi toplandı.
Kampanyanın yürütücülerinden Erencan Çelik ile Tayfun Doğan, Adıyaman’a gönderilmek üzere toplanan malzemeleri bugün itibariyle kargoya teslim etti.
Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu üyesi Erencan Çelik, bu yılki kampanyaya dair ilginin bir hayli yüksek olduğunu söyledi. Çelik, “Beklemediğimiz bir karşılık gördük. Geçmiş dönemlerde bu kadar maddi yardım toplayamıyorduk” diye belirtti.
Çelik, kimi yurttaşların ise direk kırtasiye malzemesi bağışladıklarını belirterek şunları söyledi:
“Maddi yardım dışında örneğin bir bağışçımız, 47 tane çanta getirdi. Kampanyamız sebebiyle bizler de indirimli şekilde ürünler alabildik. Şimdi 80 tane okul çantasını Adıyaman’a göndereceğiz. 27 tane de İstanbul’un Ataşehir İlçesi 1 Mayıs Mahallesi’ndeki Mavi Yeşil Derneği’ne ulaştıracağız. Özetle, kampanyamız güzel ilerledi. Umarım seneye de bu şekilde yürütür, daha fazlasını yapabiliriz. Sadece tek bir köy ve derneğe değil de umarım 4-5 yere gönderebilme şansımız olur.”
ÇOCUKLAR ÜŞÜMESİN DİYE MONT VE AYAKKABI KAMPANYASI!
Kampanya grubunda lise çağında olan 10 gencin yer aldığını da hatırlatan Erencan Çelik, ekip olarak büyük mücadele yürüttüklerinin altını çizdi. Çelik, “Hep beraber bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” diyen Çelik, yakın zamanda ise kışlık ayakkabı ve mont kampanyası da başlatacaklarını söyledi. Çelik, “Bu kampanyamızla ilgi de canların desteklerini bekliyoruz. Tabii sadece buraya gelen canların değil, diğer Alevi kurumları, yöre derneklerinin de bizlere ulaşıp, bir şekilde bu yardımlarını ulaştırmasını istiyoruz” dedi.
Eğitime destek kampanyasının yürütücülerinden Tayfun Doğan da yaptıkları çalışmadan ötürü memnuniyetini dile getirdi. Doğan, her bir öğrenci için içerisinde tüm kırtasiye malzemelerinin olduğu çantalar hazırladıklarını belirtti.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan Yas-ı Kerbela sohbetlerinde günümüz katliamlarına değinildi. Sosyolog Gülbeyaz Türkoğlu “Bugün Suriye’de, İsrail’de de Kerbelalar yaşanmıyor mu? Hala aynı Yezit, Muaviye soyu devam etmektedir” diye belirtti.
Muharrem Ayı süresince Şahkulu Sultan Dergahı’nda her gün yapılmakta olan sohbetlere bugün de yoğun ilgi oluştu.
Dede Burhan Menteş’in gülbengi ile başlanan sohbet, Eğitimci Gülay Türkoğlu’nun çalıp seslendirdiği deyiş ve mersiyeler ile devam etti.
“BUGÜN HER CANLI İÇİN KERBELA YAŞANMAKTA”
Muharrem Orucu’nun 8. günündeki muhabbetin konuşmacıları arasında Sosyolog Gülbeyaz Türkoğlu da yer aldı. “Çocuklarımızı kendi çağımıza göre büyütmeliyiz” diyen Türkoğlu, şu konuşmayı yaptı:
“Kerbela bizler için çok acı ama modern çağımızda da benzer acılar yaşıyoruz. Yani her dönemin bir Firavun’u var ne yazık.
Muharrem Orucu’nun 8. gününü İmam Rıza için tutarız. İmam Rıza, sürgünler yaşamış ve döneminde çok zulüm görmüştür. Peki bizler İmam Rıza’dan neler miras aldık? Toplumsal adaleti, iyiliği miras aldık. Onlardan sevgiyi, birlik ve beraberliği öğrendik. O nedenle Alevi toplumu böylesine sevgi dolu.
Bugün Suriye’de, İsrail’de de Kerbelalar yaşanmıyor mu? Hala aynı Yezit, Muaviye soyu devam etmektedir.
Bizler, tüm bildiklerimizi dedelerimizden öğrendik. Büyüğümüz ne derse biz de onu söylerdik. Peki bizler, çocuklarımıza Kerbela’yı nasıl anlatabiliriz. Çocuklara, ‘Zulme boyun eğer miydiniz, nasıl davranırdınız?’ diye sorup onları düşündürmeliyiz. Çocuklarımızı şimdiden yetiştiremezsek gelecekte daha da zorlaşacaktır. Buraya gelirken çocuklarımızı getirmeliyiz. Değerlerimize sahip çıkmalıyız ki yok olmayalım.
Bugün dünyanın her yerinde zulüm var. Sadece insanlar için değil, her canlı için Kerbela yaşanıyor.”
Dede Burhan Menteş ise “Bize göre her yerde Kerbelalar mevcut. Savaşların olduğu, haksızlıkların olduğu her yer Kerbela’dır. Kerbela öyle bir yer ki onu anlatacak ne sözcükler ne de cümleler vardır” diye belirtti. Dede Burhan Menteş’in okuduğu gülbeng ardından sohbet sona erdi.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahında yapılan panelde ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ başlığı değerlendirildi. Akademisyen Çiğdem Boz, Yaşar Kemal’ kitaplarındaki Alevi vurgusunun yoğunluğuna dikkat çekerken, Doç. Dr. Cemal Salman ise Kemal’in, Alevilikten yoğun bir şekilde beslendiğini vurguladı. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya da Yaşar Kemal’in, doğrudan Alevi mirasları içerisinden unsurlar anlattığını söyledi.
Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı tarafından yapılan kültür ve sanat buluşmalarının bu haftaki konusu ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ oldu.
Panelin konuşmacıları arasında Prof. Dr. Çiğdem Boz, Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ve Doç. Dr. Cemal Salman yer aldı.
Programın açılışını Yazar Ayhan Aydın yaptı. “Aydınlık yolumuzu hiç karartmadan yol alacağız” diyen Ayhan Aydın, konuşmasında Şahkulu Sultan Dergahının tarihsel rolüne de değindi.
Panele katılanlar arasında Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha da yer aldı. Salonu selamlayan Semiha, “Burası Yaşar Kemal’in bir dost mekanı. Sizlerle birlikte olmaktan ötürü çok mutluyum” dedi.
“PANELİ SURİYE’DE ZULME UĞRAYANLARA ATFEDİYORUM”
Prof. Dr. Çiğdem Boz, ilk sunum yapan isim oldu. Akademisyen Boz, konuşmasında Suriye’de devam eden Alevi katliamına da değinerek ‘Yaşar Kemal romanlarında Aleviler ve Alevilik’ konferansına nasıl karar kılındığını şu cümlelerle anlattı:
“Aleviler, bin bir renkli halıdaki motiften birisi. Yaşar Kemal, özellikle bizim gibi topluluklara ‘halının altına silinen bir toplum olmayın’ diyor. Toplumu anlamaya çalışan toplum bilimciler olarak Yaşar Kemal, bizlere önemli doneler veriyor. Romanlardan, edebiyattan akademik çalışma çıkarmamız nedeniyle eleştiri de alıyoruz evet. Alevi nefreti gerçeği de mevcut. Çok uzak değil, şu an sınırımızda dahi Aleviler katlediliyor. O nedenle bizlerin Aleviliği konuşmamız lazım. Bu nedenlerle bu paneli rızalığınız varsa Suriye’de zulme uğrayanlara atfetmek istiyorum.”
YAŞAR KEMAL’İN KİTAPLARINDA GEÇİM BİÇİMLERİ
Prof. Dr. Çiğdem Boz, sunumunun devamında “Ben Bu Dağın Maralıyam: Alevilerin geçim biçimlerini Yaşar Kemal romanlarında aramak” başlığını değerlendirdi. Çiğdem Boz, konuşmasında şunları söyledi:
“Geyik avının bir laneti var. Geyik ne zaman gözden düşüyor diye baktığımızda, bunun erkekleşmeyle alakası olduğunu söylemek mümkün. Alevileri de bu dağın maralı olarak gördüm. Hep bir kırımdan kaçan, ince olup aynı zamanda zayıftırlar şeklinde bir bağ kurdum. Aralarında bir bağ var.
Yaşar Kemal’in kitaplarında Tahtacılar, Abdallar, ağıtçı kadınlar, hayvancılık, balıkçılık yapanlar da var. Yoğunluklu geçim kaynağı olarak tarımla uğraşanları görürüz. Mevsimlik işçileri, pamuk toplayanları görürüz. Çok özel bir geçim kaynağı olarak Sarız bölgesindeki, Binboğalar tarafında kökçülük işini de görüyoruz. Çok ağır ve zahmetli bir iş.
Bir diğer geçim kaynağı olarak da eşkiyalar karşımıza çıkıyor. Yaşar Kemal kitapları denilince ilk akla gelen geçim kaynaklarından birisi de bu oluyor. Ama kitaplarda bir tane Alevi eşraf da buldum. Musa Kazım Ağa… Alevi olduğunu 12 yüzüğünden anlıyoruz. Girit’e gitmeden önce pir ocağından olduğunu söylüyor. Dolayısıyla toparladığımızda Musa Kazım haricinde bir zengin Aleviye rastlamadık. Zanaatları olduğunu biliyoruz ancak şehirlerde bu zanaatlar işe yaramıyor.
Yaşar Kemal kitaplarını okuduktan sonra, Alevi ocaklarının zanaatlara göre ayrıldıklarını bilmiyordum, bunu fark ettim. Davulcular Ocağı, Kavalcılar ocağı gibi…”
“YAŞAR KEMAL, ALEVİLİKTEN BESLENMİŞTİR”
Doç. Dr. Cemal Salman ise “Âşık, Ocak, Ziyaret: Yaşar Kemal’de kırsal Aleviliğin kutsalları” başlığını değerlendirdi. Akademisyen Salman, sunumunda şunları söyledi:
“Elime aldığım ilk kitap ‘Sarı Sıcak’ oldu. Bilmediğim dünyadan büyülü hikayeler okudum. Aleviliği edebiyatın bir yerine yerleştirecek olursam bu şiir ile olur. Yaşar Kemal de Aleviliği duvara işleyen bir tasvir vardır. Her bir kelimeyi nakşeder, iştah ve içtenlikle anlatır. Yaşar Kemal’le ilgili toplam 97 makale yazılmış ancak Alevilerin var-yok haliyle uğraşmak mı istememişler bilemiyorum. Yaşar Kemal, ‘Aleviler çok zulüm gördüler. O nedenle onları çok sevdim’ diyor.
Benim Yaşar Kemal’den seçtiğim kutsallar; aşıklar, ocaklar ve ziyaretler… Bunların üçü ‘Alevilikte kutsal nedir?’ sorusunun da karşılığını veriyor.
‘Aşık’ dediğimiz bazı yerlerde ‘Zakir’ ve ‘Hakk aşığı’ olarak da geçiyor. Alevilikte bağlama, öylece ele alınıp çalınan bir saz değildir. Alan araştırması yaptığım yıllarda Sivas Yıldızeli’nde bir dede ile tanıştım. Aynı zamanda aşıklık da yapıyordu. Soyadımın ‘Salman’ olduğunu söylediğimde uzunca bir şiiri ezbere okumuştu. Yani bir tablete ya da ekrana bakma hali yoktu.
Alevilikte ziyaretleri öylesine bir yer olarak görmüyoruz. Doğanın da bir ruhu olduğuna inanan; belki bir ağaç, belki ulu birinin yatırı da kutsal olabilir. Yıldızeli’nde alan araştırması yaptığımda 44 kutsal mekanı olduğunu not etmiştim.
Yaşar Kemal’in kitaplarında adında ‘Alevi’ geçmese bile Alevi ritüellerini okursunuz. Binboğalar Efsanesi’nde örneğin semah dönenler var.
Yaşar Kemal de aşık olmayı çok istermiş. Hikayelerinde aşıklığı, dengbejliği kutsallıkla anlattığını görüyoruz.
‘İnce Mehmet’ bahsettiğim tüm temaların en çok işlendiği kitaptır. ‘Sefil Ali’ figürü örneğin… Kırkgöz Ocağı çok derin anlatılıyor örneğin. Özetle şunu diyebiliriz; adı konulsun ya da konulmasın, Yaşar Kemal Aleviliğin sözünden, sesinden beslenmiştir.”
“KUTSALINIZ YOKSA SİZ DE YOKSUNUZ”
Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya: “Dağın Öteki Yüzü ve Binboğalar Efsanesi: Kutsalın gücü, kutsalın göçü” başlığı altında sunum yaptı. “Yaşar Kemal külliyatı Aleviler tarafından hep kaçırıldı” diyerek söze başlayan Yalçınkaya, şunları söyledi:
“Kutsalın göçü nereye göçtü? Kutsal ile temas, bir anlamda ölümle temastır. Kim kutsalın kendisi haline gelmişse ölmüştür. Kutsal olan ölmek zorundadır. Aleviler, kendi kutsallaştırdıklarıyla kişisel düzeyde ilişki kurarlar. Örneğin Haydar Usta ‘Beni Allaha rezil etmeyin. Allah benim babamın oğlu mu?’ diyor. Allaha beddualar ediyor. Yani Allah ile ilişkisi böyle yani. Bireysellik, bedduayı da içeriyor. Tanrı ile ilişki, bizim bütün deyişlerimizde Yaşar Kemal’in kitaplarında anlattıklarıyla birebir aynıdır. Yaşar Kemal’in doğrudan Alevilerin adını zikrederek anlattığı kitap Binboğalar Efsanesidir.
Yaşar Kemal’in kitaplarında bütün kutsallıklar yerseldi. Ama göksel unsurlar da vardır tabi. Bizde göksel unsur olarak ay ve güneş vardır. Güneş anadır, baba ise aydır. Bugün halen Kürt coğrafyasında güneşe doğru dua edilir. Yaşar Kemal, doğrudan Alevi mirasları içerisinden unsurlar anlatıyor.
Yaşar Kemal’in kitaplarında en az görülen kutsal nesnelerdir. Kutsalınız yoksa siz yoksunuz. Peki bizim kutsalımızın Sünniliğin içinde ne işi var? Alevilerin kutsallık anlayışı Sünnilerin kök anlayışından kök olarak daha eskidir. Dolayısıyla kutsalı olmayanın dini çalışmaz. Her din ikiye bölerek çalışır. Kutsallık iki uçludur; negatif ya da pozitif… Ama Sünni kutsalın sadece Allah’ı vardır. Sünni Ortodoks, Aleviliğin sapmasıdır. Kutsal, bugün bizden Sünni topluluklara doğru göçüyor. Çocuklarımıza, dedelerimizin hikayelerini ‘batıl inanç’ olarak anlatırsanız kendi kutsalınızı terk etmişsiniz demektir.”
Programın sonunda Dede Ali Doğan, Yaşar Kemal adına verilecek lokma için gülbeng okudu.
PİRHA – Bizans kültürü üzerinde ‘Ahî ocağı olarak kurulan Şahkulu Sultan Türbesi, yıllar geçtikçe Bektaşi tekkesine dönüştü. Tarih boyunca pek çok badire atlatan tekke, günümüzde ise Alevi toplumunun sahiplenmesi ile İstanbul’daki ender inanç merkezlerinden biri haline geldi. Yasaklar ve saldırılara karşı ayakta kalan Şahkulu Sultan Dergahı’nın dünü ve bugününü aktarıyoruz.
Göztepe İlçesi Merdivenköy Mahallesi’ndeki Şahkulu Sultan Tekkesi, 1329 yılında Orhan Gazi tarafından bir ahî tekkesi olarak kuruldu. Osmanlı döneminde askeri amaçlar sebebiyle de kullanılan tekke, tarih sürecinde birçok yasaklama ve saldırıya da maruz kaldı.
1826 Yılında Yeniçeri Ocağının lağvedilmesi ardından Şahkulu Sultan Tekkesi de diğer birçok Alevi-Bektaşi inanç merkezinde olduğu gibi Nakşibendîlere devredildi. O tarihte dergahta postnişin görevini yürüten Âhir Mehmed Baba ve dört derviş, Tire’ye sürüldü. O tarihten sonra Şahkulu Tekkesi uzun yıllar boyunca Alevi-Bektaşi toplumuna yasaklandı.
Son postnişin olarak Hasan Tahsin Baba’nın hizmetleri ardından 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu ile Şahkulu Tekkesi yeniden karanlık bir döneme girdi. Öyle ki 1960’lardaki bir yangın sebebiyle geride kalan yapılar da büyük zarar gördü.
Şahkulu Sultan Külliyesi’ni Onarma ve Yaşatma Derneği’nin kurulması ardından tekke yeniden hayat bulmaya başladı. 1980’li yılların sonunda ise ‘Şahkulu Sultan Külliyesi Mehmet Ali Hilmi Dedebaba Araştırma, Eğitim ve Kültür Vakfı’ kuruldu. Bu tarihten sonra dergâhın yıkılan kısımları peyderpey inşa edildi.
HACIBEKTAŞ’TAN SONRAKİ EN BÜYÜK ÖNEME SAHİP DERGAH!
Tarih boyunca yasaklanan, kundaklanan Şahkulu Sultan Dergahından günümüze az sayıda “tarihi” denebilecek yapı kaldı. O yapılar ise dergaha ait aşevi ve meydan evi oldu.
Yazar Ayhan Aydın, Şahkulu Sultan Dergahı’nın, İstanbul’daki en kadim Alevi Bektaşi merkezlerinden birisi olduğunu, hatta dünya ölçeğinde önemli bir yer edindiğinin altını çizdi. Aydın, “Dergahtaki binalar, burada yaşamış olan insanlar ve İstanbul’daki konumu gereği gerçekten Anadolu ile Rumeli’yi birbirine bağlayan ana dergah burasıydı” diye belirtti.
Şahkulu Sultah Tekkesinde halifelik makamı da olduğunu söyleyen Aydın, şu bilgileri paylaştı:
“Bilindiği gibi Bektaşiliğin ana merkezi Hacı Bektaş Dergahıydı. Dünyadaki bütün Bektaşi önderlerinin bir merkezden yönetildiğini, onlarla diyalogların Hacıbektaş’tan olduğunu düşünürsek ‘Dedebaba’ dediğimiz Bektaşi inanç önderi Hacıbektaş’ta yaşıyordu ama onun dışında dünyada 11 halifelik makamı vardı. Yüzlerce dergah, tekke, ocak, türbe ziyaretleri vardı ama onların merkezinde Hacı Bektaş Dergahı bulunuyordu. İşte Hacı Bektaş Dergahından sonra İstanbul’da onun vekaleti diyebileceğimiz, onun adına hizmetleri yürütebilecek ana merkezlerden birisi burasıydı. Halifelik dediğimiz; Bektaşilik’te dervişlik, babalık, halife babalık ve dede babalık var, halife baba, tek başına bugünkü manada bir isimlendirme değil de bir mekanla özdeşleşen kişinin adıydı. Yani bir dergaha hükmeden, oradaki babaların, dervişlerin kendisine bağlı olarak hizmet yürüttükleri İnanç önderi manasındaydı. Dolayısıyla halife babanın bulunmuş olduğu dergah da çok fonksiyonlu bir dergahtı. İşte İstanbul’da en büyük fonksiyona sahip olan dergah da Şahkulu Sultan Dergahıdır.
AHİ OCAĞINDAN BEKTAŞİ TEKKESİNE!
Burası aslında bir Ahi ocağı olarak kurulmuştur. Ahilik Aleviliğin özünde olan temel yapı taşlarından birisidir. Dürüstçe üretmeye ve paylaşmaya namzettir ve Alevi ocağı olarak devam etmiştir, sonradan da Bektaşi tekkesi olmuştur. Ama çok önemli bir unsur olmak üzere Şahkulu’nun birçok dergahtan farkı, geçmişiyle bugünü arasında bağlantı kurabilmesi, kendisini yenileyebilmesi ama geçmişini unutmamasıdır. Yani burada hem Ahilik hem Alevilik hem Bektaşilik hem de aynı zamanda bunlardan ayrı düşünülemeyecek derecede Çelebilik de vardır.
Çelebiler bildiğiniz gibi Hacı Bektaş’ın soyca devamını nitelendirir. Hacı Bektaş’ın evlatlarına ‘Çelebi’ denir. İşte Hacıbektaş’ta hem Bektaşi Babağan kolunun dedebabası otururdu hem de Hacı Bektaş’ın evlatları olarak Çelebiler orada posta birlikte oturup hizmet yürütürlerdi. Anadolu Alevileri üzerinde Çelebilerin çok derin bir etkisi vardır. İç Anadolu, Karadeniz Bölgesi Alevi toplumu ve batı Anadolu’daki Alevi Bektaşi toplumu hala Çelebilere; yani Hacıbektaş Dergahının, ocağının evlatlarına büyük saygı duyarlar. İşte burada da bu bütün yapıları Şahkulu Sultan Dergahı kendi bünyesinde toparlamıştı. Yaklaşık 700 yıldan beri faaliyetini sürdüren dergahımız türlü sıkıntılı devirler geçirmiş olsa bile bugün hala İstanbul’da en çok ziyaret edilen; türbesiyle, aşevi ile meydan evi ile ilgi görür.
Aslında tarihsel olarak ‘Meydan evi’ vardır. Çünkü Bektaşiler, cemevine ‘Meydan evi’ derler. Burada da sonradan yapılmış olsa bile meydan evi olarak isimlendirilen bir yapımız vardır. Ayrıca Bektaşilikte ‘hazire’ kavramı vardır. Hazire, kutsal insanların; babaların, dedelerin, Çelebilerin ve devlet erkanından olan insanların eğer Bektaşiliğe aşk ve muhabbet duyuyorsa onlar da vasiyeti gereği burada yer alabiliyorlar. Yani Derviş Çelebi Dedenin yanı sıra bir de devlet erkanından insanlar var. Peki bu neyi işaret ediyor? Buranın ne kadar kozmopolit, evrensel ve kucaklayıcı ve merkezi bir yer olduğunu da gösteriyor.
Şahkulu büyük bir önder. Tarihte de iki bilinen Şahkulu var. Antalya’da Şah İsmail taraftarı olarak ayaklanan bir Şahkulu var Fakat o 1511 yılında göçüyor şu anda İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahındaki Şahkulu ise Anadolu erenlerinden, Hacı Bektaş dergahında yetiştiğine inanılan, Gözcü Baba ve Karacaahmet Babayla beraber buraya ilk gelen erenlerden birisi olduğuna inandığımız bir ocak eri, bir pir. Buraya geliyor ve Ahi tekkesini derleyip toparlayarak tarihsel olarak Bizans kalıntıları üzerinde yükselen dergahı kurduğuna inandığımız bir ulu önderimizdir.
BİZANS’TAN KALMA KÜPLER, BEKTAŞİ DERGAHINDA GÜVENDE!
Ayhan Aydın, Şahkulu Sultan Dergahının ayakta kalan ‘aşevi’ bölümünü ve döneminde nasıl hizmet verdiğini de anlattı. “İstanbul’da ayakta kalmış en büyük aşevlerinden birisi” diye anlattığı Şahkulu’na dair Aydın şu bilgileri paylaştı:
“Bektaşi dergahlarında yaklaşık 12 tane yapı birimi olurdu. ‘Dergah’ diyoruz ancak aslında ‘Tekke’ ismi de çok yaygın. Ama Alevi Bektaşi toplumu ‘Dergah’ demiş. Örneğin ‘Gönül bir dergahtır’ demişler. Yani inanç merkezini gönüle de benzetmişler. Tarih kayıtlarına baktığımız zaman ‘Bektaşi tekkeleri’ isimlendirmesi daha çok geçer.
Buralardaki 12 birim içerisinde cemlerin yürütüldüğü yer, meydan evi vardı. Tabii ki insanlar buralarda barınıp yaşıyorlardı; derviş odaları da vardı. Buralarda aynı zamanda misafirlerin konakladıkları, mihman evi dediğimiz yerlerde kaldıklarını da görüyoruz. Bir de hiç olmazsa olmaz kilerimiz vardı. 12 ay boyunca yaz kış dergahlarda insanların yemek ihtiyaçları gideriliyordu. Mehmet Ali Hilmi Dedebaba buranın son postnişini. Burada birçok hizmeti, divanı, eserleri olan, Gözcü Baba ve diğer tekkelere de el atmış. Buranın eksiklerini gidermiş büyük bir yol ehli olan Mehmet Ali Hilmi Dedebaba devrinden bize kalan yadigar aşevidir. Çünkü 1826 yılında tekkeler büyük bir kıyıma uğrayıp yıkılıyor. Sonrasında onarmalar oluyor ama maalesef ki bunların çoğuna da izin verilmiyor. Örneğin İstanbul’da gidip görülmesi gereken ana merkezlerden birisi Karyağdı Baba Dergahıdır. 1930’lu yıllardaki elimize geçen bir haritaya baktığımızda bayağı bina kalıntısı olduğunu görüyoruz. 1826’dan sonra bu işin nasıl dönüştüğünü göstermesi açısından elimize önemli bir belge duruyor. Yani birçok birim yerinde. Şu ya da bu nedenden dolayı; bildiğiniz gibi 1925’te tekke ve zaviyeler kapatılıyor ama bakımsızlık, ilgisizlik, sürgün, yokluklar, sonradan ayakta kalanları da yok etmiş. Yani sırf 1826 ile de bu yıkım sınırlı değil. Maalesef ki Bektaşiler sonrasında da çok şey kaybetmişler.
Şahkulu aşevinde yer alan tarihi küpler görülebilir. Bu küpler gıda ve sıvıların depolanması için kullanılıyordu. Bunlar aynı zamanda Bizans döneminden bize yadigardır. Arkeologların ifade ettiğine göre mevcut küpler, Bizans dönemine tarihlendiriliyor. Bu küpler öncesinde Bahçedeydi ve ardından aşevine alındı. İşte bu durum Alevi Bektaşiliğin evrenselliğini, insanlığın birliğini, bütünlüğünü, kültürlerin birbirine etkilemesini de gösteriyor. Tarihten günümüze sadece 2 adet küp gelebilmiş. Sağlam bir şekilde günümüze gelmesini ise mucize olarak değerlendiriyorum. Bu küplere kim bilir belki de binlerce insanın eli değdi, bugüne kadar gelmesi benim açımdan çok kutsaldır.
TARİHİ AŞEVİ İÇERİSİNDEKİ HAMAMIN İŞLEVİ!
Alevi Bektaşi öğretisinde 4 Kapı 40 Makam vardır. İnsanlar şeriat, tarikat, marifet, sırrı hakikat makamına ulaşacaklardır. Alevilik bir gönül yoludur ve insanlar eğitimden geçip olgunlaşır. Fakat bir de dış kapı, eşikten dışarısı vardır. İnsanın da bedeni ile birlikte iç ve dış dünyası vardır. Dolayısıyla insanoğlu yıkanmak, arınmak zorundadır. Dergahlar, ocaklar manevi yönden arınma merkezleri olduğu kadar sosyal yapılar olması sebebiyle de buralarda birçok iş de yapılıyordu. Buradaki aş evinin içerisinde bir de derin anlamı olan bir hamamla karşılaşıyoruz. Burada insanların sadece yıkanması değil, iş yapılması sebebiyle sıcak suya da gereksinim vardı. Dergahtaki meydan evi aynı zamanda aşevi ve hamam, merkezi bir ısıtma sistemi ile birbirine bağlı. O yüzden bu dergahın kayda değer en güzel yönlerinden birisi hala burada bir hamamın da olmasıdır.
MEYDAN EVİNİN ÖZGÜNLÜĞÜ!
Birçok medeniyetin izleriyle birlikte Aleviliğin derin tarihini günümüze taşıyan mekanlardan birisi de Şahkulu Sultan Dergahı içerisindeki meydan evi. İstanbul’daki en eski Bektaşi yapısı olarak gösterilen bu ibadethane içerisinde günümüzde de cemler yürütülüyor. Tuğla ve taştan yapılmış yapının özelliğine dair yazar Ayhan Aydın şu bilgileri paylaştı:
“Burası Bizans yerleşim birimi üzerinde yükselen bir yapı iken gök kubbeyi andıran yapı içerisinde bir kökün üzerinde dalları görüyoruz. Meydan evi içerisindeki mevcut görüntü bir görüşe göre Tuğba Ağacı’nı nitelendiriyor. Peki ne için Tuğba Ağacı remz edilmiş, örnek alınmış olabilir? Hazreti Muhammed’in, vasisi olan Hz Ali’ye kutsal emanetleri Tuğba Ağacının altında verdiğini biliyoruz. Dolayısıyla Hakk Muhammed Ali çerağının yandığı bir mekan ve bu mekan da 12 dilime ayrılıp 12 imamları simgeliyor. Ve biz gök kubbe altında Tuğba Ağacının içerisinde cem uluyoruz. Yukarıdaki pencereler de göğe açılan birer kapıdır.
Dergah içerisinde bir de çeşmeler var ama bu kesinlikle abdest almak için yapılan çeşmeler değildir. Çünkü gönül abdesti vardır, insanlar Alevi Bektaşi yolunda Yol’a girdiği zaman kurbanını tığlar ve sonrasında dedenin huzuruna çıkarlar. Darda, didarda, cemde insanlar yıkanır. Dolayısıyla her insan temizlenir. Alevi Bektaşi toplumu da zaten yüzyıllardır kendisine kara çalındığı şekliyle temizliğe en fazla önem veren topluluktur. İnsanlar zaten meydan evine temizlenerek gelirler. Buradaki çeşmeler kevser suyunu simgeler. Kevser varlıktır, sonsuzluktur berekettir. Hazreti Fatma Ana, Ehlibeyt kevseridir. Dolayısıyla bu meydan evinde bolluğun, bereketin, sevginin, aynı zamanda saflığın timsali olan nurlar olduğu kadar Kevser suyu da akıtılır. Aynı zamanda Kerbela’da Hazreti Hüseyin, zalimler elinde katledildiği için susuz kalan şehitler aşkına bu çeşmeler vardır. Bu çeşmelerden alınarak insanlara Kerbela suyu dağıtılır. Yoksa abdestle bir ilgisi yoktur.
40 ÇERAĞ YAKMA GELENEĞİ!
Ayrıca burada dedebaba postunun yanında küçük bir ocak görüyoruz. Burada şamdanlar yanar. Çerağ nurdur, aydınlıktır. Bektaşilikteki büyük ibadetlerde 40 adet çerağı yakılır. Kırklar bu öğretinin temellerindendir ve semboliktir. Dünya ve mekan sahipsiz ve boş değildir. O nedenle çerağlar her daim yanar. Nur, yani çerağlar söndürüldüğü zaman kıyamet deryası vardır. O yüzden sonsuza kadar bu dergahlarda çerağlar yanacaktır.”
Şahkulu Sultan dergahında dedelik hizmeti yürüten Ali Doğan da dergahların tarihsel süreçteki önemine dikkat çekti. Anadolu’da ocaklar sisteminin geçerli olduğunu belirten Doğan, “Birçok bölgede ocak sistemi ile bu Yol işler ama biraz daha batıya geldiğimizde buralarda tekke ve dergahların daha önde olduğunu görürüz” dedi. Ali Doğan, Şakkulu Sultan Dergahına dair şu bilgileri paylaştı:
“Bu dergahlar Anadolu’dan İstanbul’a göç eden Alevi Bektaşi inancına sahip, veyahut da dönemin Osmanlı hükümdarlığı döneminde şehirde yaşayan Alevi Bektaşi kimliğine sahip canlarımızın hizmet gördüğü; nasıl ki Anadolu’da ocaklar ise batıda da bu dergahlarda Bektaşi inancına sahip canlarımız, erkan açmışlar. Şehir hayatında bu dergahlar hizmet etmiştir. Burası ‘hangah’ olarak geçer. Yani, cümle canların toplandığı, cem olduğu sosyalleştiği, ilim irfan üzere hareket ettiği ocaklardır. Osmanlı döneminde buraların yakılıp yıkılıp, terk edilmesi sonrasında kendi kaderiyle baş başa bırakılması ve daha sonrasında Anadolu’dan gelen Alevilerin buralara yerleştiği zamanlarda kendi izlerini arayarak buldukları bu dergahları küllerinden tekrar inşa edip, Anadolu’daki kendi ocak sistemi gibi bu dergahları meydana getirip hizmetlerini buralarda yapmışlardır.”
DERGAHLARA CAMİ DAYATMASI!
Bektaşi dergahlarının tarihte yakılıp yıkılmasının yanı sıra bir de farklı inançların gölgesinde bırakılma durumu da söz konusu. Günümüzde ayakta kalan ya da yıkılan dergahların arazileri içerisinde camilerin varlığını da görmek mümkün. Dede Ali Doğan, camilerin, dergahlara bu denli dahil edilmesine dair şu değerlendirmeyi yaptı:
“İstanbul, Alevilerin olduğu gibi Sünnilerin de olduğu bir şehir. Burası için böyle bir iyimserliği düşünebiliyoruz ama Anadolu’ya gittiğimiz zaman; örneğin Şahkulu Sultan dergahının yanında bir cami var, diyelim ki burada bir ihtiyaç var! Anadolu’ya gittiğimiz zaman köklü kadim ocak ve türbelerin yanlarında da cami görüyoruz. Komple Alevi olan köylüler, ibadetlerini camide değil cemevinde yapıyor. İstanbul’da bu durumu ironi ile çözümledik ama tamamen Alevi köyü olan bir köyde cami niye yapılır? Burada o insanların asimilasyonu için mi çalışılıyor diye bir düşünce aklımıza geliyor. Ulularımızın, pirlerimizin türbelerinin, veyahut da cemevlerinin yanına birer cami yaptırılmasını maksatlı görüyoruz. Bu yapılanları çok da doğru bulmuyoruz.”
DEVLETTEN BEŞ KURUŞ PARA ALMADAN DERGAH ONARILIYOR!
Alevi toplumunun asimilasyonu için çabalayan iktidarlar, 1925 yanından sonra inanç merkezlerine yönelik baskı politikalarını arttırdı. Tekke ve zaviyelerin yasaklanması ardından Şahkulu Sultan Dergahına dönük bir de kundaklama faaliyeti oldu. 1980’li yıllara dek atıl halde olan Dergah Mehmet Ali Yılmazkaya’nın öncülüğünde adeta yeniden küllerinden doğdu. Şahkulu Sultan Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Yılmazkaya, dergahın bugünkü haline nasıl geldiğini şu sözlerle özetledi:
“Babamın vasıtasıyla Şahkulu Dergahını tanıdık. 1970’li yıllarda bir veli, ulu, rahmetli babama Şahkulu’nu işaret ederek ‘burayı Sen İhya edersin’ diyor. O zamanlar burası harabeydi, ne bahçesi ne de duvarları yoktu. Bir tek tarihi cemevi ve aşevi ayaktaydı. Orası da tabii virane biçimdeydi. Babam büyük bir bağla Gültepe’den Göztepe’ye gelir, bizi de getirirdi. Çocukluğumdan beri burayı bilen birisiyim.
Babam, 1970’lerde buraya dernek kurmak istedi fakat o zamanlar Aleviliğini saklayan insanlar bir türlü derneği kuramadılar. 1980 yılında tam dernek kuracaklardı ihtilal oldu. Fakat burayla irtibatı hiç kesmiyorduk, devamlı gelip gidiyorduk. Abdal Musa lokmalarını da burada yapıyorduk. Hatırladığım kadarıyla 1982 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğüne askeriyeden bir albay atadılar. Bu yönetici, babama ‘Sen orayı ne yapacaksın?’ diye soruyor. Babam da ‘İhya edeceğim. Biz Aleviyiz. Halkıma burada hizmet edeceğim’ diyor. Bunun üzerine babama, Şahkulu’nu bir buçuk yıllığına veriyorlar. O süre içerisinde tabii babam söylediklerini yapamıyor. Bu süreyi tekrar bir buçuk yıl uzatıyorlar. Ve babam, buranın duvarlarını örüp derneği kurunca dergahı da dernek bünyesine alıyor. 1987’den 1994 yılına kadar burayı dernek idare ediyor. Halkın parasıyla, yani devletten beş kuruş para almadan bu şekilde Mehmet Ali Yılmazkaya’nın önderliğinde Muharrem Taşdemir, Hasan Işık, Makbule Nergis gibi isimler birlikte çalışıyor.
Sonrasında buranın tahsilini istiyorlar ancak derneklere bu tahsis yapılamadığı için bir vakıf kuruluyor. Babam o tahsisi hızlandırmak için 7 kişi ile bir vakıf kurmuştu ve bu kişilerin içerisinde ben de varım. Vakfımız bu şekilde halkımıza hizmet ediyor. Perşembe, Cumartesi ve Pazar burada halka lokma veriyoruz. Ayrıca panellerimiz seminerlerimiz oluyor ve yolu yürütmek için dedemiz pazar günleri cem yapıyor.
Bizden yardım isteyen dernek ve vakıflara da yardım elini uzatmaya çalışıyoruz. Devlet Son bir yıldır bizden sadece kira ve elektrik parası almıyor. Yani burası kendi imkanıyla kavrulan bir dergah. Bana göre işlevini de yapıyor. Daha da iyiye gideceğini umuyorum. Tabii ki insanların vermiş olduğu ufak paralarla buralar yapılmış ve yapılmaya devam ediyor ama halkımız da duyarlı, yardımlarını esirgemiyor.”
ONARIM SIRASI KARYAĞDI BABA TEKKESİ’NDE!
Siyasi iktidarların, Alevi kurumlarının üzerinde baskıları sürse de Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı, imc usulüyle halkın taleplerine karşılık buluyor. Dergah, inançsal hizmetlerin yanı sıra eğitim alanına yönelik de üretimlerini sürdürüyor.
2006 yılından günümüze dek Şahkulu Sultan Vakfı yönetiminde yer alan Mimar Rıza Baş, dergahın teknik işlerini üstlenen bir isim. İstanbul genelindeki Alevi Bektaşi dergahlarına dönük olumsuz yaklaşımlara dikkat çeken Rıza Baş şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sürekli şekilde burada teknik işlerle; yani inşaat revizyon, restorasyon işleriyle ilgilendim. Şahkulu’nda halktan mum satarak topladığımız paraları, iş adamlarının yardımlarını, halkın yararına sunmak üzere tesisler yapmaya başladık.
Eyüp İlçesinde Pierre Loti’nin üstünde Karyağdı Baba Tekkesi var. O tekkenin alımı konusunda 1990 yılından bu yana başkanımız epey uğraştı ve sonrasında tapusunu alabildik. Şimdi orası metruk bir durumda. Restorasyonu ile ilgili bir çalışmanın da içerisindeyiz. Orayı da hayata kavuşturmak istiyoruz. Şu an birinci hedefimiz, Karyağdı Baba Tekkesini eğer Büyükşehir Belediyesi yapmazsa biz kendimiz yapacağız. Kendi gücümüzü orayı inşa edebiliriz.”
ÇOK SAYIDA ÖNEMLİ ZATIN KABİRLERİ BU HAZİREDE!
Tarih Yazarı Burak Çetintaş ise Şahkulu Sultan Türbesi etrafındaki hazire alanının özelliğine değindi. Burak Çetintaş, “İstanbul’un en zengin Mezarlığı” olarak gösterdiği alana dair şu bilgileri paylaştı:
“Gözcü baba Göztepe Erenköy Kartal gibi önemli makamların kesişiminde olan bir noktadayız şu anda. Yaklaşık 650 senelik bir dergahtan bahsediyoruz. İstanbul’un en önemli en büyük tasavvuf ocaklarından birisi burası.
Bektaşiliğe yakınlık duymuş, burada hizmet görmüş olan kimselerin veya buraya gönülden bağlı olan, imkanlarını dergah için seferber etmiş kimselerin vasiyetleri mucibince defnedildikleri bir mezarlık burası. Aşağı yukarı 60 kadar mezar taşı bulunuyor. En eski tarihliler 16. yüzyıla ait fakat 19. yüzyıla ait taşların daha ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Burada önemli zatlar arasında telaffuz edebileceğimiz Mehmet Ali Hilmi Dedebabanın ardılı olan Ahmet Babanın mezarı var. Mısri Meydanını burada uyandıran zatın mezarı var. Önemli devlet bürokratlarının da burada mezarları bulunuyor. Cumhuriyetin ilanından hemen sonra vefat etmiş olan Koyun Babanın mezarı da burada. Dolayısıyla bir araştırmacı buraya geldiği zaman hem tasavvuf tarihi ile ilgili hem geç dönem bürokrasi ile ilgili pek çok önemli zatın kabrini görebilir. İstanbul mezarlıklarında çok fazla rastlamayacağımız çok çeşitli Bektaşi tarih şeriflerini burada görüyoruz. Bu bakımdan İstanbul’un en zengin Mezarlığı Merdivenköy Şahkulu haziresidir diyebiliriz.”
PİRHA-İstanbul’da bulunan Gözcübaba Türbesi’ne dozerlerle girilerek inşaat çalışması başlatıldı. Konuya ilişkin açıklama yapan Ali Haydar Ercan Dedebaba ve Halife Babaları, “Alevi-Bektaşi inancına bağlı canların değerlerini hiçe sayarak, söz konusu mekânda yapılmakta olan projeyi bizlerin de kabul etmesi mümkün değildir” dediler.
İstanbul Kadıköy’de Alevilerin kutsal mekanlarından olan Gözcübaba Türbesi’ne dozer ve kamyonlarla girilerek inşaat çalışması başlatıldı. Bektaşi inanç önderi Ali Haydar Ercan Dedebaba ve Halife Babaları Gözcü Baba Hazire Alanı ile ilgili açıklama yaptı.
“KÜLTÜREL İNANÇ MERKEZİDİR”
Ali Haydar Ercan Dedebaba ve Halife Babaları tarafından yapılan açıklamada; Kültür Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki, Gözcü Baba Haziresi çevresinde; yapılanmakta olan proje çalışmalarına ilişkin kaygılı ve derin üzüntü duyduklarını belirterek, “Bilindiği gibi, Alevilik-Bektaşilik bu topraklarda var olmuş bir inançtır. Kendi öz değerimizdir. Tüm değerlerimiz gibi, Alevi-Bektaşi inancına ait değerleri de korumak ve yaşatmak; sadece Alevi-Bektaşi kimliğini taşıyan canların değil, tüm vatandaşların ve devletimizin görevidir. Alevi-Bektaşi erenlerinden, Gözcü Baba, Sancaktar Baba, Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’nın ve diğer erenlerin kabirlerinin bulunduğu arazi ile, tarihe şahitlik eden koruma altındaki ağaçlar Şahkulu Sultan Dergâhı içinde, önemli bir tarihi ve kültürel inanç merkezidir” dediler.
“PROJEYİ BİZLERİN KABUL ETMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR”
Yapılan açıklamada derhal projeden vazgeçilerek eski halinde bırakılması talep edilerek şunlar söylendi:
“Söz konusu arazinin, devrinden ve yeni yapı çalışmalarından Alevi-Bektaşi inancına mensup bireyler ile, bütün kurum ve kuruluşlar son derece rahatsızdır. Toplumda birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyaç varken, Alevi-Bektaşi inancına bağlı canların değerlerini hiçe sayarak, söz konusu mekânda yapılmakta olan projeyi bizlerin de kabul etmesi mümkün değildir.
Vakıflar Genel Müdürlüğünce, inanç merkezi tanımından ‘türbeler içeren tarla’ tanımlandırılması yapılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na on yıllık kiraya verilen inanç merkezimizin, yapılandırmaya açılmasına rıza göstermediğimizi, halkımıza ve yetkililere saygılarımızla duyururuz.
Bu türden yeniden biçimlendirmelerin, inançlar ve kültürel değerler çerçevesinde; ahengi sağlayacak hassas bir işleyişle gözden geçirilip, derhal vazgeçilerek eski halinde bırakılması dileklerimizle, tüm Bektaşi canların hayır dualarını sunarız.”
PİRHA – İstanbul’da çok sayıda Alevi örgütü, cihatçı çetelerden yapılanması HTŞ tarafından Suriye’de özellikle Alevilere yapılan baskı ve şiddet politikalarına karşı basın açıklaması yaptı. Alevi düşmanlığını yayan sosyal medya unsurlarının dizginlenmesi için Cumhuriyet savcılarına, İletişim Başkanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na çağrıda bulunan Alevi örgütleri, “Suriye’de acilen tüm farklılık arz eden unsurların yaşam hakları, inançsal hakları ve değerleri korunmalıdır” dedi.
İstanbul’da çok sayıda Alevi kurumu yöneticileri, Suriye’de Alevilere yönelik şiddet politikalarına ilişkin basın açıklaması yaptı. Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan açıklamaya çok sayıda yurttaş da destek verdi.
“Suriye’de katliamlara, emperyalist ve Siyonist saldırganlığa hayır” çağrısıyla yapılan basın açıklamasını Seyit Sabun Ocağı mensubu Dede Ali Küçük okudu.
“ALEVİLERİ KATLETME TEHDİTLERİ YÜKSELTİLMEKTE”
Suriye’de başta Aleviler olmak üzere Kürtler, Hristiyanlar ve Dürzilerin “can ve hak güvenliği” konusunda tehlike yaşadıklarını belirten Ali Küçük, şu açıklamayı yaptı:
“Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde Suriye’de başlatılan iç savaş sonucunda yüz binlerce insan yaşamını kaybetti. Suriye milyonlarca vatandaşının göç ettiği, bütün şehir ve birikimlerinin yıkıma uğradığı bir süreç yaşadı.
Suriye rejimin düşmesinin ardından yönetim, omurgasını El Kaide, El Nusra, yerel çete unsurları, kısmen de DAİŞ (İŞID) gibi tüm dünyanın ve ülkemizin terör listesine aldığı unsurlardan oluştuğu bilinen HTŞ’nin eline geçmiştir.
Savaşın başladığı günden bu yana yaptığımız çağrılarda da yinelediğimiz gibi, bölgede yaşayan bütün halkların eşit yurttaşlık ve güven temelinde yaşayacakları bir sistem isterken; yaşam haklarını ihlal eden oluşumlara dün karşı çıktığımız gibi bugün de karşı çıkıyoruz.
Ülkemizde ise özellikle sosyal medya ve kimi basın yayın kuruluşları aracılığı ile yalan, uydurma ve çarpıtma söylemlerle, hem Suriye’deki Alevileri, hem de bin yıllık kardeşliğimize halel getirecek biçimde ülkemizdeki Alevileri katletme tehditleri yükseltilmektedir.
“KARDEŞLİK VE YAŞAM HAKKINI TEHTİT EDEN SOSYAL MEDYA UNSURLARI KONTROL ALTINA ALINMALI”
Ülkemizin bütünlüğüne zarar veren, kardeşlik ve yaşam hakkını tehdit eden tüm sosyal medya unsurları için Cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyoruz. Bu husus İletişim Başkanlığı ve İçişleri Bakanlığımız tarafından kontrol altına alınmalıdır.
Suriye politikasının Alevi düşmanlığı üzerinden şekillendirmekten derhal vazgeçilmesi, Dünyanın neresinden olursa olsun, Alevilerin ve birlikte yaşanılan diğer halkların ve inançların can güvenliği her türlü siyasetin ve Ortadoğu rant hesaplarının üstündedir. Bu nedenle Suriye topraklarında yaşayan halkların hayatının güvence altına alınacağı bir yönetim yapısının oluşmasını istiyoruz.
“SURİYE HALKLARININ ÖZGÜR İRADEİYLE DEMOKRATİK BİR YÖNETİM KURULMALI”
Suriye’deki yönetim boşluğundan yararlanmayı düşünen, başta Siyonist katil İsrail hükümeti olmak üzere halkların kaynaklarını rant olarak gören tüm emperyalist güçler derhal geri çekilmeli ve Suriye, Suriye halklarının özgür iradesi ile demokratik bir yönetim anlayışıyla yeniden kurulmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olarak bölgemizin en önemli aktörü ve dengeleyicisidir. Bu bakımdan;
-Suriye’de tüm toplum katmanlarına yer verilecek biçimde terörden ve çetevari unsurlardan temizlenmiş demokratik, katılımcı ülke bütünlüğünü sağlamış bir yönetimin oluşması sağlanmalıdır.
-Suriye’de acilen Alevilerin ve diğer tüm farklılık arz eden unsurların yaşam hakları, inançsal hakları ve değerleri korunmalıdır.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nda 40 yıldır zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirliğin bir anda olmayacağını belirterek, “Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor” dedi. Kılıç, şu an 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı ve muhabbeti bulamadıklarını da belirterek ekledi: 12 hizmetin en kutsalı zakirlik.
1963 Sivas Divriği Çamşıhı doğumlu Zakir Adnan Kılıç, yaklaşık 40 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürütüyor. Kılıç’ın ayrıca ‘Alevilikte Birlik Cemi’ ve ‘Şah’a Doğru Giden Kervan’ olmak üzere 2 tane de kaseti bulunuyor.
1984 yılından beri Şahkulu Sultan Dergahı’nda zakirlik hizmeti yürüten Adnan Kılıç, zakirlik hizmetine dair PİRHA’ya konuştu.
“İLK OLARAK 1984 YILINDA ZAKİR OLARAK POSTA OTURDUM”
Zakir Adnan Kılıç, Divriği Çamşıhı bölgesinde müziğin yaşının olmadığını, bölgede anadan doğar doğmaz müziğe başladıklarını belirterek 3-4 yaşlarından beri yörede yapılan cemlerde zakirliği öğrendiğini ifade etti.
Feyzullah Çınar, Aşık Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Ali Ertekin ve geçen hafta Hakk’a yürüyen Hüseyin Gazi Metin Dede gibi nice ozanlar diyarı olan Çamşıhı bölgesinin suyundan içen, dünyaya gelmiş her canlının müzikle tanıştığını da söyleyen Kılıç, zakirlik hizmetine başlama sürecini şöyle anlattı:
“Bizim ailede zakir olarak sadece ben bu işe meyil verdim. O da farklı yörelerden gelen ve tanışmış olduğum bir takım dedelerin dizlerinin dibinde oturarak onların nidalarından, eserlerinden, bizim yöreden farklı olan deyişleri, duaz-ı imamlarını dinleyerek ben bu işe karar verdim. İlk zakir olarak 1984’te rahmetli Gürgür Dedenin ve Ali Metin’in Şahkulu’nda yapmış olduğu cemde zakir olarak posta oturdum.”
“12 HİZMETİN EN KUTSALI ZAKİRLİK; CEMDE BİR COŞKU SELİ HİSSEDİYORSUNUZ”
Kılıç, cemin içerisinde zakirin yapması gereken ritüellerin çok farklı olduğunu, belli bir periyodik sırayla ceme uymak zorunda olduğunu ifade ederek “Nasıl ki bir su, yavaş yavaş gözeden akar çoğaldıkça çağlamaya başlar, cemde de öyle bir coşku seli hissediyorsunuz. Karşınızdaki insanlara da o duyguyu kendiliğinden verebilmek çok önemli” dedi. Kılıç, şu an yapılan cemlerde, 30 sene önce yaptıkları cemlerdeki gibi heyecanı, aşkı, muhabbeti bulamadıklarını belirterek şu eleştiriyi yaptı:
“Günümüzde yeni yetişen gençler cemevlerinde 3-4 tane deyiş söylemeyi zakirlik sanıyorlar. Değil aslında. 12 hizmetin en kutsalı zakirlik. Telli kuran dediğimizi Türkçe olarak iyi okumaları lazım. Okudukları şeyi de karşıdaki insanlara iyi yansıtmaları gerekiyor. Bugünki dedeler de maalesef ellerinde, önlerinde dosya ile Cem yürütüyor. Orada duyguyu dosya ile yansıtamazsın. Eski dedeler nasıl ki önlerinde hiçbir şey olmadan o duyguyu yansıtıyorsa zakirler de öyleydi.”
Zakir Adnan Kılıç, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerinden biri olan ‘Alevi-Bektaşi Deyiş, Nefes, Semah, Duaz-ı İmam ve Muharremiyye Güzel Okuma Ses Yarışması’nı eleştirerek “İnancın yarışması olmaz. Bu bir hizmettir. Hizmet de Hakk için dediğimiz zaman Hakk için yapılan şeyler de göstermelik veya gösteriş için olmaz. Vitrinlik olmaz daha doğrusu” dedi.
Kılıç, eleştirisine şöyle devam etti:
“Bugün Anadolu’da zakirliğin mutfak bölümünde hizmet eden, zakirlik yapan yüzlerce belki binlerce canımız var. Ama günümüzde cemevlerinde popülizm adına, ön plana çıkma adına ‘ben daha iyi zakirim, sesim güzel, ben daha iyi cem yapıyorum’ düşüncesiyle bir yarışma içerisine girdiler. Bu da yanlıştır ve inanca zarar verir. Erozyona uğratır. Kendi inancımızı kendi elimizle asimile ediyoruz. Her şeyin bir eğitimi var. Biz yaşlılardan değil yaşayarak öğrendik bu kültürü. Cemlere girerek 4 yaşından beri, kitaplardan değil yaşayarak bizzat öğrendiğimiz için belli aşamalarda görselliğe, yarışmaya yönelik yapılan yenilikler doğru değil. İnanç adına daha doğrusu zakirlik adına ben böyle yarışmaları onaylamıyorum.”
“DARBEYE RAĞMEN İLK CEMİMİZİ YAPTIK”
Zakirliğin bir anda olmayacağına da değinen Kılıç, Şahkulu Dergahı’nda yaptıkları ilk ceme dair de şunları konuştu:
“Her insan bulunduğu yörede çiğdir, eksiktir. Biz de bu dergahta aşk ile gönüllü olarak başladık ama gelen dedeleri gördükçe, feyz aldıkça yavaş yavaş pişmeye başladık. Bu işler bir gün içerisinde veya bir sene içerisinde olmuyor. İlk başladığımızda buranın bir tadilat durumu vardı. Cemevi yıkık döküktü, biz orayı temizledik. İlk cemimizi perşembe akşamı rahmetli Ali Metin Dede, Kasım Dede, rahmetli Bektaş Dede ve toplam 15 dede ile yaptık. Ocağı yeniden alevlendirmeye çalıştık. O dönemde bir de darbe vardı. O yasaklara rağmen, o korkuya rağmen biz burada cemimizi yaptık. Ateşi yaktık, o ateş o günden bugüne kadar hala alevlenerek yanıyor. Bizden sonra da yanmaya devam edecek.”
“KENDİ KENDİMİZİ ASİMİLE EDİYORUZ”
Kılıç, son olarak asimilasyona ve yozlaşmaya dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Benim yakınımda sevdiğim sanatçı arkadaşlarımın çoğu, türkü kafelerde, deyişleri, duaz imamları, semahları yozlaştırdı maalesef. Birebir görüştüğümde de yanlış yaptıklarını, inancı zedelediklerini, sonradan kimsenin saygı duymayacağını kendilerine söylüyordum. Gerçekten de bir şeyi ne kadar çok göz önünde tutarsan insanlara bir bıkkınlık geliyor. Ya da o şeyleri değiştirmeye yönelik yenilikler arandığı zaman bizim aradığımız o otantik duygu kendiliğinden yok oluyor. Bu sefer de kalkıp diyoruz ki bizi asimile etmeye çalışıyorlar. Kimse bizi asimile edemez. Biz kendi kendimizi maalesef asimile ediyoruz, etmeye çaba sarf ediyoruz.”
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nın TUSAŞ’a yönelik saldırıya dair yaptığı açıklamada, “Bu saldırı son olsun, kimse ölmesin” denildi.
Şahkulu Sultan Dergahı, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ)’a yönelik saldırıya dair açıklama yaptı.
“SALDIRININ BUGÜNLERE DENK GELMESİ OLDUKÇA MANİDARDIR”
Yapılan açıklamanın tamamı şöyle:
“Ankara’da TUSAŞ’ta gerçekleştirilen saldırıyı şiddetle kınıyor; hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Saldırının diyaloğa en çok ihtiyacımızın olduğu, sorunların mecliste, siyasetle çözülme iradesinin konuşulduğu bugünlere denk gelmesi oldukça manidardır. Toplumsal barışa yönelik, masum insanları hedef alan her türlü eylemi, kimden gelirse gelsin reddediyor, lanetliyoruz.
BU SALDIRI SON OLSUN, KİMSE ÖLMESİN
Toplumsal barış, diyaloğun yanı sıra, eşitlikçi bir yaklaşımla temel hakların yargı yoluyla koruma altına alınması, konusunda atılacak adımlarla pekişecektir. İvedilikle ihtiyacımız olan tam da budur.
Barış, kardeşlik, eşitlik ve adalete uzanan bir köprünün tam ortasındayız. Geçeceğimiz son köprü olabilir bu, yıkılması kolay; yapılması uzun, zahmetli ve acılarla dolu bu köprüyü ayakta tutmak hepimizin sorumluluğudur.
“Bir orman gibi kardeşçesine” yaşayacağımız bir ülke için var gücümüzle bu köprüyü ayakta tutalım. Tutalım ki bu saldırı son olsun, kimse ölmesin.”
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, 8. Kışlık Ayakkabı Yardım Kampanyası için çalışmalarını sürdürüyor. Gençlik komisyonu üyesi Erencan Çelik, bir önceki yardım kampanyasını Varto ilçesindeki bir köye yaptıklarını belirterek “Alevi toplumu büyük bir toplum. Kurumların da bu çalışmalara destek olması gerekir. Alevi iş insanlarının da desteği ile yüz köye çok rahat yardım yapabiliriz” dedi.
Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu, eğitime verdiği destek kampanyasıyla birçok ildeki öğrencilerle yardımlaşıyor. “Kardeşlerimizin ayakları üşümesin diye…” çağrısıyla yola çıkan gençlik komisyon üyeleri, şimdi 8. Kışlık Ayakkabı Yardım Kampanyasını yürütüyor. 30 Kasım’a dek sürecek kampanyanın detaylarını Erencan Çelik ile konuştuk.
65 ÖĞRENCİYE EL UZATILDI!”
Erencan Çelik, Şahkulu Sultan Dergahı Gençlik Komisyonu’nda hizmet yürüten isimlerden birisi. Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra zakirlik de yapan Erencan Çelik, yaklaşık 20 yıldır dergahla ilişkili olduğunu söyledi.
8. yardım kampanyalarına dair bilgi veren Erencan Çelik, şu bilgileri paylaştı:
“Bu gelenek hep vardı. Bayrağı abilerimden aldım diyebilirim. Burası ile ilişkim 10 yaşındayken bağlama kursuna başlamam ile oldu. Ardından semah kursuna yöneldim ve sonrasında ise cemlere girip zakirlik hizmeti yapmaya çalıştım diyelim. Şu anda da semah ekibine zakirlik yapmaktayım. Burası ilk kurulduğu günden bu yana gençlik komisyonunun aktif olduğu bir yer. Bizler de o bayrağı devralıp bir yerlere taşımaya çalışan gençleriz.
En son kırtasiye yardım kampanyası yaptık. Toplamda 65 öğrenciye ihtiyaçlarını ulaştırdık. Yardım paketlerinin 40’ını Varto ilçesine, geri kalanı ise buradaki yakın çevrelere gönderdik. Geçmişte abilerimiz ne yaptıysa bizler de onların üstüne biraz katarak bir şeyler yapmaya çalıştık. Tabii bu yardım kampanyasını bir çok Alevi kurumunda olduğu gibi burada da canların ufak lokmalarıyla, çocuklara bir şekilde hizmet götürmeye çalıştık. Genelde ilkokul öğrencisi kardeşlerimiz o yardım stantlarında duruyordu. Böylelikle çocukların da dergaha, yapılan etkinliklere ve yola bağlı hissetmelerini amaçladık.”
Erencan Çelik, Varto’dan kendilerine talep gelmesi sebebiyle yardımları Qurçik (Görgü) Köyü’ne gönderdiklerini belirterek “Köydeki muhtarı aradığımda 40 öğrencilerinin olduğunu, bunların 15’inin yatılı geri kalanların ise köyde okuduğunu söyledi. Buradaki yönetimle de ortaklaşarak yardımlarımızı oraya gönderdik. Bu kampanyayı her sene yapmaya çalışacağız. Biraz cebimizden vererek geri kalanı da halktan imece usulü ile kampanyayı yürütmeye çalışıyoruz. Dileğimiz birçok köye ulaşmak ama ne yazık ki Türkiye’deki ekonomik şartlar pek uygun olmadığı için şimdilik bir köye yardım yapabildik. Umarım seneye 4-5 köye yardım gönderebiliriz” dedi.
KIŞLIK AYAKKABI VE MONT KAMPANYASI!
Erencan Çelik, bugünlerde ise kışlık ayakkabı ve mont yardımı için kampanya yürüttüklerini aktardı. Çelik “Bu kampanyaya da Alevi canların, iş insanlarının destek olmasını talep ediyoruz. Çünkü Anadolu’da özellikle de doğuda kış sert geçiyor. O gençlere bir nebze de olsa yardım ulaştırabilirsek ne mutlu bize” dedi.
“DESTEK OLUNMASI GEREKİYOR”
Yardım kampanyalarının genişlemesi adına çağrıda bulunan Erencan Çelik sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Herkesin ekonomik durumu zaten ortada. Bağış yapabilen canların, bu tür çalışmalar yapan tüm kurumlara destek olmalarını isteriz. Anadolu’da gençler ne yazık ki bu imkanlara erişemeyebiliyor. Alevi toplumu da büyük bir toplum, kurumların bu tür çalışmalara destek olması gerekiyor. Alevi iş insanlarının bu tür çalışmalara destek vermesi ile yüz köye de çok rahat yardım yapabiliriz diye düşünüyorum.”
GENÇLERE ÇAĞRI!
Gençlerin daha çok Alevi kurumlarında yer alması gerektiğinin altını çizen Erencan Çelik, sözlerine şöyle devam etti:
“Çoğu Alevi kurumlarına ne yazık ki gençler gitmiyor. Dışarıdaki hayat gençlere daha ışıltılı geliyor. Gençlerin, bizim yaptığımız türde çalışmalara katılması gerekli. Gençler bu şekilde bu çalışmalarla büyürse ileriki yaşlarında işlerinde de daha örgütlü bir mücadeleye katılabilirler. Evet bizler ilk önce inançsal olarak buradayız, Alevi inancını öğrenmeye çalışıyoruz ama aynı zamanda gençleri burada dışarıdaki hayata da örgütlemeye çalışıyoruz.
Gençler buraya geldiğinde ‘biz şu projeyi ya da etkinliği yapmak istiyoruz’ dediklerinde hiçbir şekilde olumsuz bir tepki ile karşılaşacaklarını düşünmüyorum. 20 yıldır elimden geldiğince bu dergahta hizmet etmeye çalışıyorum, çok yönetim gelip geçti hiçbirinden olumsuz bir tepki almadım.”
GENÇ VE ÇOCUKLAR İÇİN DERGAHTAKİ ETKİNLİKLER!
Erencan Çelik, son olarak Şahkulu gençliğinin yaptığı faaliyetlere değinerek “Gençlik Günleri etkinliklerinin 15.’sini yapmak için hazırlıklar sürüyor. ‘Dem bu dem’ muhabbetlerinin yanı sıra geçmişte sinema günleri de yapıldı. Çoğu Alevi kurumu, yapmazken burada çocuklar için özel etkinlikler yapılıyor. Bu yaptığımız etkinlikler hem bize hem de diğer cemevindeki gençlik komisyonlarına ışık oldu diyebilirim” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Şahkulu Sultan Dergahı yönetimi, Muhammet Yıldırım adlı saldırganın elinde Kur’an ile Garip Dede Dergahı Cemevi’ne giderek etrafa saldırmasına tepki gösterdi. Yazılı bir açıklama yapan Şahkulu Sultan Dergahı, “İlk değil bu saldırı, bu iklimde son olacağa da benzemiyor. Şunun bilinmesinde fayda var, hiçbir Alevi ve hiçbir Alevi kurumu yalnız başına değildir” dedi.
İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Garip Dede Dergahı Cemevi’ne dün akşam saatlerinde giren Muhammet Yıldırım adlı saldırgan burada abdest alıp namaz kılmak isteyip etrafa saldırdı. Ardından elinde bulunan Kur’an ile Atatürk büstüne zarar verdi. Büstü bulunduğu yerden söken şahıs, olay yerine çağırılan polis ekiplerince gözaltına alındı.
İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı yönetimi saldırıya ilişkin açıklama yaptı.
“HİÇBİR ALEVİ VE HİÇBİR ALEVİ KURUMU YALNIZ BAŞINA DEĞİLDİR”
Şahkulu Sultan Dergahı’nın açıklamasında bu saldırıların ilk olmadığının altı çizilirken, cezasızlığın başka cezalara sebebiyet verebileceği belirtildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Alevi inancımızın köklü kurumlarından olan Garip Dede Dergahımız dün akşam saatlerinde karanlık geçmişi yüzyılları bulan zihniyetin alçakça saldırısına uğradı. Kendinden başka her şeyi ret ve inkar ederek varlığına kapı açmaya çalışanların, kadimden beri ilerici ve kucaklayıcı olan; sevgi, emek, barış ve adaleti kendine rehber edinen bir öğretiye düşman olmalarını anlıyoruz.
İlk değil bu saldırı, bu iklimde son olacağa da benzemiyor. Şunun bilinmesinde fayda var, hiçbir Alevi ve hiçbir Alevi kurumu yalnız başına değildir. Bu tür alçakça saldırılar sadece birliğimizi pekiştirmeye, saflarımızı sıklaştırmaya yarar.
Bu saldırı, inanç özgürlüğüne ve farklı inançlara apaçık bir düşmanlık, bu apaçık büyük bir kışkırtmadır. Yetkililerden beklentimiz odur ki, bundan önceki saldırılarda olduğu gibi bu saldırı da, ‘bir kaç çocuk’ ya da ‘psikolojik sorunları var’ gibi söylemlerle geçiştirilmesin. Cezasızlık başka cezalara sebebiyet vermesin. Garip Dede Dergahımızdaki canlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor, her zaman, her şart ve durumda, bir olduğumuzun, iri olduğumuzun, diri olduğumuzun altını bir kez daha çiziyoruz.”
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı’nın mütevelli heyeti üyesi Hüseyin Taştekin, Hakk’a yürüdü.
Şahkulu Sultan Dergahı’nın mütevelli heyeti üyesi ve eski yöneticilerinden Hüseyin Taştekin, Hakk’a yürüdü. Taştekin’in bir süredir kanser terdavisi gördüğü öğrenildi.
Hüseyin Taştekin için Hakk’a yürüme erkanı 14 Eylül Cumartesi saat 16.00’da Şahkulu Sultan Dergahında yapılacak.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri Kanber Yıldırım, Kartal Belediyesi ile ortak açtıkları ve 1950 TL ücreti olan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu’nu PİRHA’ya anlattı. Yıldırım, Şahkulu Sultan Dergahı’nın yüzde elli öğrenci kapasitesi olduğunu da belirterek yurda müracaatlar bitse bile öğrenci kapasitesini doldurmaya çalışacaklarını ifade etti.
Kartal Belediyesi ve Şahkulu Sultan Dergahı tarafından açılıp hizmete başlayan ve Kartal Yakacık’ta bulunan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu, yeni eğitim öğretim yılında konaklayacak öğrencilerini bekliyor.
Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Genel Sekreteri Kanber Yıldırım, özellikle demokratik kitle örgütlerinden, Alevi kurum ve kuruluşlarından öğrencilerin yurda kayıt yaptırmalarını ve tarikat yurtlarından öğrencileri kurtarmayı amaçladıklarını da söyleyerek 1950 TL ücreti olan Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu’nu PİRHA’ya anlattı.
“ÖĞRENCİLERİMİZ GEÇMİŞTE ÇOK SIKINTI ÇEKTİLER”
Yıldırım, öğrenci yurdunu açmalarındaki temel nedenin Alevi öğrencilerin değişik bölgelerde tarikat yurtlarında kalmak zorunda olmasına bağladıklarını ifade ederek “Çocuklarımızı tarikat yurtlarından kurtarıp kendilerini özgürce ifade edebilecekleri yurtlarda kalmalarını sağlamak için bu yurdu açtık. Bugün de bu sıkıntıları çekiyoruz. Bizim öğrencilerimiz kalacak yer bulamıyorlar, belediyelere başvurup sonuç alamıyorlar. Bizim öğrencilerimiz geçmişte çok sıkıntılar çektiler. Ve belediye yurtları da dolu oluyor yer bulamıyorlar. Geçen yıl da bir sürü sıkıntılar yaşandı, asansör faciaları vb. yaşandı” dedi.
“HİÇBİR EKSİĞİ OLMAYAN BİR YURT OLDU”
Şimdiye kadar öğrenci yurtlarının, binaları dönüştürmek suretiyle yapıldığına dikkat çeken Yıldırım, “yurt projesi karar alındıktan sonra inşaattan itibaren yurt olarak projelendirilmesiydi. Böylelikle hem çok modern hem de hiçbir eksiği olmayan bir yurt haline getirildi”dedi. Yıldırım, öğrenci yurdunun özelliklerini ise şöyle sıraladı:
“Yaklaşık 12.000metrekare kullanım alanı olan, 81 tane yatak odası olan şu an 478 öğrenci kapasiteli bu 500 öğrenci kapasitesine de rahatlıkla çıkarılabilir. Çünkü odalarımız 60 metrekare büyüklüğünde ve içerisinde banyo, lavabosu ve interneti mevcut. 500 öğrenciye yemek hazırlayıp servis edilebilecek bir mutfağı var. Bilgisayarlarla donatılmış bilgisayar odası ve etüt merkezi, sınırsız internet kullanım hakkı, 100 kişinin spor ve aktivite yapabileceği fitness salonu, kantin, sinema, engellileri düşünerek yapılmış oda, fitness salonu ve her katta birer tane engelli öğrencinin kalabileceği, ihtiyacını giderebileceği odalar var. 2 adet asansörü, konferans salonu var. Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği de dahil yurt ücreti 1950 TL. Maliyetlerin çok altında, zaten biz yaptığımız protokollerde de yoksul öğrencilerin barınma ve diğer ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılaması için fedakarlık yapacağını yazmıştık. Bu fedakarlığı büyükşehirle birlikte daha da arttırmış olduk.”
“BAŞVURULAR BİTSE BİLE KAPASİTEYİ DOLDURACAĞIZ”
Yıldırım, yurt başvuruları bitse bile Şahkulu Sultan Dergahı’nın yüzde 50 öğrenci kapasitesi olduğu için kapasiteyi doldurana kadar başvuruları alacaklarını belirterek şunları kaydetti:
“Biz bu yurdu geçtiğimiz Mart ayında hizmete açmıştık ama o dönemde tespit ettiğimiz fiyat 4500 TL idi. Belediyenin önerisiyle bu ücreti aşağı çekebilmek için hem de büyükşehir belediyesinin yurtları var, yurtlardaki yönetim deneyiminden yararlanabilmek için protokol yapalım büyükşehir belediyesini de yönetime katalım diye öneride bulunduk. Bizim yüzde 50 öğrenci kapasitemiz var. Yüzde 50 öğrenci Şahkulu Sultan Dergahı’na ait. Yani müracatlar bitse bile biz öğrenci kapasitesini doldurmaya çalışacağız. Bizim avantajımız hem yurdumuzun modern olması hem ücretinin düşük olması hem de ulaşım olarak her yere yakın olmasıdır. Biz özellikle demokratik kitle örgütlerinden, Alevi kurum ve kuruluşlarından kız öğrencilerin bizim yurdumuza kayıt yaptırmalarını öneriyoruz.”
Yıldırım, aynı zamanda öğrencilerin 1 Eylül’e kadar yurda kaydolmak için Şahkulu Sultan Dergahı ile iletişime geçebileceklerini de ekledi.
PİRHA – Muharrem Orucunun son gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda oruç açılıp cem olundu.
İmam Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da katledilmesi sebebiyle tutulan 12 günlük oruç süreci son buldu. Şahkulu Sultan Dergahı’nda bir araya gelen yurttaşlar, hep birlikte oruçlarını açtıktan sonra cem yürütüldü. Cem erkanını Ali Doğan Dede ve Burhan Menteş Dede yürüttü.
PİRHA – Alevi inanç merkezlerinin başında gelen yerlerden Şahkulu Sultan Dergahı 700 yıldır hizmetini sürdürüyor. Dergah, bilimsel ve kültürel aktiviteler için de kapılarını tüm topluma açık tutuyor. Yaklaşık 4 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda hizmet yürüten Ali Doğan Dede, dergahın çok zengin bir kütüphaneye de sahip olduğunu belirterek, dergahın lokmalarla ayakta durduğunu anlattı.
Tarih boyunca Alevi-Bektaşi geleneğinin önemli adreslerinden biri olan İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı, günümüzde de hizmetini sürdürüyor. Toplumun inanç ritüellerinin yanı sıra kültürel aktivitelerine de karşılık veren dergahın hizmetlerini, Derviş Cemal Ocağı’na mensup Ali Doğan Dede’den dinledik.
Yaklaşık 4 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda hizmet yürüttüğünü ifade eden Ali Doğan, dergahın net bir tarihçesinin ise henüz yazılamadığına dikkat çekti. Kısıtlı argümanlar doğrultusunda dergaha dair aktarımların olduğunu belirten Ali Doğan, şu bilgileri paylaştı:
“1330-1370’li yıllar arasında Maltepe’nin fethinden sonra bu dergah kuruluyor. Şahkulu Sultan’ın da 18 yıl bu dergahta dedelik yaptığı ve savaşta civarda şehit düşerek buraya defnedildiği ifade edilir. Onunla birlikte 40 dervişlerinin de buranın müdafaası esnasında şehit oldukları belirtilir.
Şahkulu Sultan, 1330 1370’li yılları arasında Alevilik inancının önde gelen şahsiyetlerinden birisidir. Kendisi Horasan erenlerindendir. Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’na gidip 3 yıl kadar orada görev yaptığı, daha sonra Maltepe’nin fethi, Pelekanon savaşı sonrasında bu yeri dergah eyler. O günden bugüne burası ‘Şahkulu Sultan Dergahı’ olarak anılmaktadır. Burası aynı zamanda Hünkar Hacı Bektaş Veli Pirin de vekalet makamıdır. 2. Pir Evi olarak geçer.”
“LOKMALAR İLE BU DERGAH AYAKTA DURMAKTA”
Yaklaşık 700 yıldır dergahta bir fiil hizmetin yürüdüğünü belirten Dede Ali Doğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nın günümüzdeki işleyişine ilişkin şunları söyledi:
“Tarihten bugüne Şahkulu Sultan Dergahı, üzerine yüklemiş olduğu misyon ile ‘40 Derviş Dergahı, Kırklar Dergahı’ diye de geçer. Kurulduğu günden günümüze kadar bu dergah, lokma hizmeti üzerine kurulmuştur. İstikamet olarak zaten kervanların çokça geçtiği bir güzergah üzerine kurulmuş. Dergah, hizmet esası üzerine kurulmuş bir yerdir. Bugünlerde de aynı hizmet devam etmektedir. Buranın tüm hizmet edenleri, gelen canların vakfımıza, dergaha bırakmış olduğu lokmalar ile bu dergah ayakta durmakta. Örneğin bize yapılan maddi bağışlarla 600 yataklı bir kız öğrenci yurdu yaptık. Kartal Yakacık yolu üzerinde Şahkulu Sultan Dergahı Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu olarak çok modern bir yurt oldu. Kayıtlar da bu sene başladı. Bizler devletten çok destek alan kurumlar değiliz. Burası ayda ortalama 25.000 kişinin ziyaret ettiği bir dergah. Bırakılan nakdi yardımlar, burada çalışan yaklaşık 17 kişinin maaş ve bu dergahın hizmetinde kullanılıyor.
BİRÇOK ALANDA HİZMET VEREN DERGAH!
Şu anda matem ayındayız. Oruç tutulduğundan dolayı akşamları hem Muharrem sohbetlerimiz oluyor hem de saat 20.30 gibi oruçlarımızı açıyoruz. Onun haricinde Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri dergah lokması olarak saat 12:00 ile 13:00 arası burada etli bulgur pilavı pişer ve kapılarımız herkese açılır. Burası her alanda hizmet veren bir dergah. Kültürel faaliyetlerde de çok önemli rol oynayan bir yer. Yakın zamanda Ozanlar Festivali Kitap Fuarı gibi etkinlikler de yaptık. Halkı bilinçlendirmek için seminerler, paneller yaparak, ülkenin önde gelen profesörleri, yazarları, çizerleri davet ederek burada halkı bilinçlendirme amaçlı etkinliklerimiz oluyor. Örneğin doğal afetlere karşı AKUT’u dahi buraya çağırdık ve seminerler yaptık. Sadece ibadet ve yemek değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak da birçok alanda Şahkulu Sultan Dergahı olarak hizmet vermekteyiz.”
700 YILLIK HİZMET GELENEĞİ!
Şahkulu Sultan Dergahı’nın “Akademi” niteliği olduğunu söyleyen Dede Ali Doğan, 700 yıldır hizmetin sürdüğünün altını çizdi. Dergahın, Arnavut Bektaşiler tarafından ayakta kaldığını da söyleyen Ali Doğan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Burası ilim, irfan yuvasıdır. Burası sadece ibadet edilen bir yer değil. Burada yetişen dervişler özellikle Bektaşilik tarikatının nüksettiği günden bugüne kadar, yani Balım Sultan Pirden bugüne kadar burası Arnavut Bektaşilerle ayakta kalmış bir dergahtır. Balım Sultan’a kadar burası Horasan’dan gelen Şahkulu Sultan hazretlerinin dergahı olarak anılıyor. Yani Burası bir Kızılbaş Alevi dergahı olarak hizmet ediyor. Balım Sultan’dan sonra sadece burası değil Anadolu’daki bütün dergahlar Osmanlı padişahlarının emriyle Bektaşi dergahı olarak çevriliyor. Burası da bir Alevi Bektaşi dergahı olarak yüzyıllarca hizmet vermiş. Avrupa’ya giden bütün dervişler, postnişinler, buradan hizmet, icazet alıp o tarafa gidip hizmet vermiş. Yani burası bir ilim, irfan yuvasıdır. Her türlü eğitimler bu dergahlarda veriliyormuş. İnsanlar hem felsefi hem manevi hem de bilim üzerine eğitilip buradan Balkanlar’a gidip oradaki dergahlarda hizmet veriyorlarmış.
“DERGAH, TARİHTEKİ MİSYONUNA DEVAM EDİYOR”
Bugün biz halen burada aynı geleneği devam ettiriyoruz. İdari binamızın büyük bir bölümü komple kütüphaneden oluşuyor. Yani Şahkulu Sultan Dergahı çok zengin bir kütüphaneye sahip. Tez hazırlayıp doktora yapanlar buraya gelip, gerek tarihi kaynaklardan ve ülkenin önemli sosyolog, antropolog ve bilim insanları tarafından yazılmış eserlerden faydalanabiliyor. Bu dergahta yetişip tezini hazırlayan onlarca insan vardır. Eğitime, ilime ve bilime önem vererek bu dergah tarihteki misyonuna devam ediyor.
Şahkulu Sultan Dergahı çevresinin geçmiş yıllarda bir Alevi yerleşkesi olduğunu ifade eden Ali Doğan, söz konusu bölgenin demografisindeki değişime de işaret etti. Dede Ali Doğan, dergahın tarihçesine ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Tahminen bundan 50 yıl öncesine kadar bu bölge Arnavut Bektaşilerinin yoğunlukta yaşadıkları bir yerdi. Burası da zaten Arnavut Alevi Bektaşi inancına sahip canların hizmet görüp yürüttüğü bir dergahtı. Bektaşi tarikatına mensup olan Arnavut Bektaşileri burada hizmet görürlermiş fakat artık aralarında bir anlaşmazlık mı oluyor ne oluyorsa burayı terk etmişler. Burası sonrasında atıl bir duruma geliyor. Şu anda Şahkulu Dergahı 8 dönüm araziye sahip. Tarihte ise 220 dönüm arazisi olduğu belirtilir.
Dergah, atıl duruma geldikten sonra evsiz, barksız, madde bağımlılarının geldiği bir alan haline dönmüş. Sivas Zaralı Didar Ana, burayı şu anki vakıf başkanımız Hikmet Yılmazkaya’nın babası Mehmet Ali Yılmazkaya’ya göstermiş. Buranın her gün önünden gelir geçerlermiş ama ne olduğunu bilmezlermiş. İşte Didar Ananın teşvikiyle Mehmet Ali Yılmazkaya beyefendinin de öngörüsü ve hizmetleri ile buranın bir Alevi Dergahı olduğu öğrenildikten sonra Anadolu’nun her yerindeki tüm Alevi canlar, buraya akın edip, destekte bulunup imece usulü bu dergahı onarmış.
Bektaşiler burayı neden terk etmişler bilmiyoruz. Hemen dergahın yan tarafında ahşap bir bina varmış ancak çıkan bir yangında harabeye dönmüş ve cemevinin olduğu bina da göçmüş. Anadolu’nun her yöresinden Alevi inancına sahip canlar, para vermiş, parası olmayanlar da işgücü ile dergahın onarımına destekte bulunmuş.”
MATEM AYI SEBEBİYLE MUHABBET CEMLERİ YÜRÜTÜLÜYOR
Dede Ali Doğan, Muharrem Ayı etkinliklerine ilişkin de şunları ifade etti:
“Şu anda matem ayındayız. Hz. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehadetinin olduğu günlerdeyiz. Toplumumuzun en önemli unsuru birlik ve beraberliktir. Her akşam bütün cemevi ve dergahlarda olduğu gibi Şahkulu Sultan Dergahı’nda da muhabbet cemlerimiz yapılır ve oruç açma lokmalarımız dağıtılır. Bilgi sahibi olan canlar, bu dergahı ziyaret etsin, Şahkulu Sultan Hazretlerini niyaz eylesinler. Sonrasında hep birlikte cem olunması konusunda arzumuzu belirtelim.”
PİRHA – Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda Muharrem Muhabbeti yapıldı ve lokmalar pay edildi.
Kerbela yası Alevi kurum, dergahı ve cemevlerinde tutulan oruçlarla devam ediyor. Muharrem Orucu’nun üçüncü gününde Şahkulu Sultan Dergahı’nda muhabbet gerçekleştirildi ve lokmalar pay edildi.
Muhabbete katılan Yazar Kıymet Erzincan Kına, “Fatma Ana ve Kadıncık Ana’nın izinden Alevilik’te kadının yeri” konusuna değinirken, Dede Sefa Öztürk ise “Kerbela Katliamı nasıl okunmalı?” konusuna değindi. Tuğba Karaca’nın da mersiyeler seslendirdiği muhabbetin ardından oruç açıldı ve lokmalar pay edildi.
PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Anmada konuşan Sivas Madımak Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, “Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi” diye konuştu.
Sivas Madımak Otelinde yapılan katliamın üzerinden tam 31 yıl geçti. Yaşamını yitiren 33 yurttaş için anmalar sürüyor.
2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 31. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Şahkulu Sultan Dergahı’nda anma yapıldı. Cemil Aydın’ın sunuculuğunda yapılan anmaya Sivas Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman konuşmacı olarak katıldı. Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.
Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir araya geldiklerini belirterek şunları konuştu:
“Sivas’ın aydınlığı, evren yok oluncaya kadar bizimle birlikte olacak. Sivas’ta yeryüzü insanlık tarihinin en büyük katliamlarından biri yaşanmıştır. Kerbela sahrasında en sevdikleriyle birlikte canını feda eden Hüseyin’e selam olsun! Biz çok bedeller ödedik. Sadece Kızılbaş olduğumuz için bizi dışladılar, ötekileştirdiler, türlü hakaretlere maruz kaldık. Biz bu bedelleri daha ödeyecek miyiz? Biz Aleviyiz, Kızılbaşız diye bu bize yazgı mı? Yazılan kaderimizi değiştiremeyiz mi? Sivas olayı değildir Sivas Katliamı’dır! Boğularak öldüler o insanlarımız. Pir Sultan’ın yolundan giden barış güvercinleri boğuldu!
“YENİ SİVASLARIN OLMAMASI İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAK ZORUNDAYIZ”
Sivas’ta sadece 33 canımızı değil gençliğimizi, ozanlığımızı, geleceğimizi kaybettik. Orada ölenlerin yakınları da toprağa gömüldü. Devlet çetelerin, zalimlerin eline geçmiş olabilir her daim bu vardı ama yılmayacağız, korkmayacağız! Biz karanlığı kendi karanlığında boğacağız! Aleviler Sivas kıyımı gibi kıyımları yaşamak istemiyorlarsa kimliklerine sahip çıkacaklar. Dolayısıyla Sivas’ta ölenlerin her birimizin üzerinde vebali var. Biz onlara karşı sorumluyuz. Yeni Sivasların olmaması için her türlü tedbiri almak zorundayız.”
ZAMAN: ASIL HEDEF AZİZ NESİN DEĞİLDİ
Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, sadece Cumhuriyet döneminde Alevilerin beş altı defa katliama uğradığını ifade ederek “Sivas’ta 33 canımız neden yakıldı? Özellikle 1993’te Sivas’ta canları alınanlarımızın ödemiş olduğu bir bedel var. O bedeli insanlık aydınlığa kavuşsun diye ödediler” dedi. Zaman, devamında şöyle konuştu:
“İnanç denilen şey insanlığın kendi iç dünyasında yapmış olduğu manevi yolculuktur. ‘Aziz Nesin’e ölüm’ dediler. 1500’lü yıllardan bu yana herkesin diline pelesenk olmuş Pir Sultan Abdal vardır. O dönemde Sivas’ın gericileri halkı galeyana getirecek konuşmalar yapıyorlar. 1 Temmuz’da yapılan bu etkinlikte Aziz Nesin gün boyu kitaplarını imzaladı. Asıl hedef Aziz Nesin değildi. Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacaktı. Bunlar laikliğe düşman.
“35 İNSANIMIZI DİRİ DİRİ YAKTILAR”
Hepimizin gözü önünde 35 insanımızı diri diri yaktılar. Orada devletin gözü önünde bu insanlar cayır cayır yakıldılar. Ondan sonra Alevi örgütlenmesi başladı. Bu katliamların nedenini bilmediğimiz sürece ilerleyemeyiz. Yakın zamanda Gezi’de, Maraş’ta insanlarımızı katlettiler. Acı üstüne acı neden bu yapılıyor? Aleviler Bektaşiler her zaman birlik mesajı vermiştir. Sivas’ı unutursak geleceğimizi unuturuz. Sivas’ı unutmak aydınları, yaşanılan vahşeti, umudu, barışı unutmaktır! Sivas’ta yakanların düşüncesi insani olan her şeye karşıtlıktır.”
SARIHAN: 35 CANIN CENAZESİ BİR DİRENİŞ GİBİYDİ
Sivas Davası avukatlarından Şenal Sarıhan, ise şunları konuştu:
“Bugün insanlığa karşı işlenmiş bir katliamın 31. Yılındayız. Biz çok küçük gruplarla da olsa geleceğe yönelik küçük notlar bırakabiliriz. Bugün bireyci olmayan dindar ve kindar olmayan bir neslin yetişmesine gerek var.
Biz cinayeti, katliamı Sivas’ta değil televizyonumuzda gördük. Herkes bize devletin güçleri her şeyi yapacaktır dediler biz merak ettik. Çünkü bir Çorum, Maraş yaşanmıştı ve devrimciler öldürülmüştü. Biz merak ettik ve merak ettiğimiz gibi de oldu. Biz bir şeyler yapmalıyız dedik. Öyle bir gidiş vardı ki bu gidiş Türkiye’nin geleceğine mal olacaktı. Biz o gece kavrulan insanlarla beraber sabahladık. 35 can diye ifade etmemiz daha doğru. O 35 canın cenazesi bir direniş gibiydi. Binlerce insan Dikmen’den Demetevlere kadar nasıl yürüdüklerine şaşarak yürüdüler. O gün isyan vardı. Herkes susmuştu, irtica konuşmuştu.
ÇHD olarak biz bu davanın sahibi olacağız dedik çok sayıda ses yükseldi. Birçok siyasi partinin avukatı bu davada görev almak istediler. “Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak” sloganı nedeniyle Türkiye Barolar Birliği bu davada yer aldı. İlk defa bir davada yan yana iddia makamı olarak yer aldık. Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Eylem boyunca Cumhuriyet gidecek diyorlar açıkça amaçlarını ifade ediyorlar. Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Kuran kursu olarak otellere yerleştirilmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi. Polis kayıtlarına göre 15 bin kişi o eyleme katıldı ve sadece 175 kişi gözaltına alındı.
3 ayrı davanın açıldığını öğrenen bir grup arkadaşımız Sivas’a gittiler. Biz bu bilgileri onlardan öğrendik. Ankara’dan Sivas’a davayı taşımak demek anneleri babalarına tekrar tekrar acıları yaşatmak demek! Nasıl gitsin insanlar? Çocukların bir çoğu boğularak öldüler. Biz Türkiye çapında 600’e yakın avukat görev almak istedik ama 600’e yakın avukat da yakanları savunmak için geldi. Ben ‘nasıl bu davada yakanlar savunulur?’ diye sorguladım ama onlar şalvarlı, sakallı avukatlardı. Karar adam öldürmeden 15’er yıl ceza idi. Sonuç olarak 34 kişi hakkında idam cezası verildi. İdam cezası verilen sanıklar çoktan tahliye edilmişti ve tahliye olan her sanık yurt dışına kaçırılmıştı. Yakınlarda ise 2 sanık hakkında Cumhurbaşkanı beraat kararı verdi. Türkiye’de pek çok siyasi tutuklu var kimseyi öldürmediği halde ama onlarla ilgili herhangi bir şeye rastlamıyoruz. Bir avukat 31 yıl bir davanın sahipleri dimdik duruyorsa o davanın peşinden gider. İkincisi örgütler her zaman bu davanın yanında oldu. Üçüncüsü Alevi dernekleri adeta bir orman gibi çoğaldı. Bunlar da bu mücadelenin kazanımları.”
Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.
PİRHA-Aşık Mahzuni Şerif Hakk’a yürüyüşünün 22. Yılında Şahkulu Sultan Dergahı’da konuşmalar ve ezgileriyle anıldı.
17 Mayıs 2002 yılında Almanya’ nın Köln kentinde Hakk’a yürüyen Aşık Mahzuni Şerif, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan bir etkinlikle anıldı.
Sunuculuğunu Esin Yıldız’ın yaptığı, Vakıf Başkanı Hikmet Yılmazkaya’nın açılış konuşması ile başlayan etkinlikte, Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Aşık Mahzuni’nin filozofik bir aşık olduğunun altını çizerek, Alevilikte önemli bir yeri olan devriye inancına dair eserlerinden örnekler verdi.
Zaman’ın konuşmasından sonra, Erdal Yoksuli, Taylan Alpgündüz ve Fırat Aras’ın seslendirdikleri Mahzuni türküleriyle etkinlik son buldu.