Etiket: sansür yasası

  • Kenanoğlu: Havuz medyası yalanı gerçek gibi sunuyor, dezenformasyon yapıyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Havuz medyası yalanı gerçek gibi sunuyor, dezenformasyon yapıyor-VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Dezenformasyon ile Mücadele Yasası’na dair Meclis Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Kenanoğlu, ‘Dezenformasyonu, Kobani Kumpas Davası’nda görüyoruz’ diyerek hakikatin karartılmak istendiğini vurguladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, sansür yasasına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda konuştu.

    İktidara yakın basın organlarının, Kobani Davası’na ilişkin dezenformasyon yürüttüğünü söyleyen Kenanoğlu, siyasi iktidara yönelik “Bütünüyle derdiniz hakikatleri karartmaktır ancak hakikatler kararmaz” dedi.

    “DEZENFORMASYONU YAPAN İKTİDAR VE İKTİDAR YANDAŞLARIDIR”

    Ali Kenanoğlu, havuz medyasının, aynı günlerde, benzer manşetlerle yayın yaptıklarına dair görselleri de genel kurul salonuna göstererek şu konuşmayı yaptı:

    “Dezenformasyona baktığımız zaman işte ‘bilgi çarpıtma’ deniliyor, yanlış bilgiyi yayma üzerinden ele alınıyor. Bu konuda tabii, bugünlerde bugün de 6-8 Ekim Kobani protestolarının yıl dönümünde aklıma şöyle bir şey geldi: Rus kökenli Fransız bir yazar olan Vladimir Volkoff şöyle ifade ediyor: Bu dezenformasyonu, zaten Fransızca bir kelime bu dezenformasyon: ‘Kamuoyunu etkilemek ya da bir gerçeği gizlemek için kasti ve ekseriyetle de örtülü biçimde yayılan yanlış haber.’ Ve ‘Bunun 4 tane belirtisi var.’ diyor: Birincisi, herkes aynı şeyi söyler. Yani bu yalanla ilgili, bunun kalıcı olarak akıllarda kalmasını sağlamak için herkes aynı şeyi söyler, aynı yalanı tekrar eder. İkincisi, sorunun bir yönüyle ilgili bombardıman yaparken, diğer yönleriyle ilgili hiçbir bilgi vermezler, o kısmıyla hiç ilgilenmezler. Üçüncüsü, bir tarafın yaptığı her şeyi iyi, diğer tarafın yaptığı her şeyi kötü olarak gösterirler. Dördüncüsü, bir görüşün kabul edilmesi kolektif saplantı hâline gelir. Kobani davasını takip edenlerdeniz yani biz milletvekilleri arkadaşlarımızla, grup olarak takip ediyoruz zaman zaman. Orada nasıl bir dezenformasyon ve bu dezenformasyon üzerinden HDP’li siyasetçilerin, özelde Kürt siyasetçilerin nasıl hedef alındıklarını görüyoruz. İlginç bir şey var tabii, yani orada Kürt siyasetinden gelen arkadaşlar da ayrı bir muameleye tabi tutuluyor yani öyle bir şeye de bir Türk siyasetçi olarak tanık olduğumu da ifade etmek istiyorum. Orada şimdi, bu olayı sürekli yayma konusu bahsediliyor ya, sürekli aynı şeyi tekrar etme, yani bunun dezenformasyon olduğunu söylüyoruz.

    Şimdi, bakıyoruz, o zaman bu dezenformasyonları kim yapıyor? Şimdi, bu başlıkların hepsi aynı gazeteye ait. Bu bir gün örneğin- başka bir gün aynı gazeteler aynı yalanı hepsi birlikte sıralamışlar, aynı başlık; değişen bir şey yok. Köşe yazarlarının aynı başlıkla yazdıkları yazılar bunlar, yalan haber, tamam mı? Bu, başlığı da aynı yani köşe yazılarının, bu yazarların başlıkları da aynı başlık üzerine ve konu da aynı konu üzerine. Yani yalanı üretip bu yalan üzerinden aynı başlığı atan havuz medyasıdır ve bu yalanların muhatabı, mağduru da şu anda bir bütün olarak muhalefettir, özellikle de partimiz bunun muhatabı ve bunun en belirgin özelliği de Kobani protestolarıdır.

    “HAVUZ MEDYASI YALANI GERÇEK GİBİ SUNUYOR”

    Öğleyin de tartışıldı burada, ‘Partinizle alakalı bir şey söylenmedi, biz Kandil’e laf söylüyoruz.’ filan denildi ama şu anda bizim arkadaşlarımız yargılanıyor ve haftada 4 gün de dava devam ediyor. Ve bizim arkadaşlarımız yargılanıyor ve bir bütün olarak ‘gizli tanık’ dedikleri uydurma hikâyelerden, uydurma yalanlardan ibaret bir yargılama sürüyor. Ama siz havuz medyasına baktığınız zaman, o yalanları tümüyle gerçek gibi sunan ve hepsinin aynı şeyi tekrar ettiği bir süreci izliyoruz. Dolayısıyla, eğer bir dezenformasyondan bahsediyorsak bu dezenformasyonu yapan tümüyle iktidar ve iktidar yandaşlarıdır. Yaptıkları da bütünüyle gerçek bilgiyi ve hakikati karartma üzerinedir. Zaten Türkiye’de bir yasa var yani bu konuyla ilgili olarak şu anda 5651 sayılı Yasa zaten internet ortamında yapılan yayınların düzenlemesini yapıyor ve bir bütün olarak bir sansür kurulu olarak da çalışıyor.

    Şimdi, bu 5651 sayılı Yasa’ya muhatap olanlar kimler? Muhalefet, bütünüyle muhalefet. Yani burada iktidara yönelik herhangi bir söz söylediğinizde bütün internet sitelerine, bunula ilgili bütün sosyal medya hesaplarına ve kişilere karşı cezai yaptırımlar uygulanıyor. Ancak muhalefete karşı, özellikle de HDP’ye ve HDP milletvekillerine karşı sosyal medyada, internet ortamında yapılan hakaretler, yalanlar, iftiralar, tehditler; bütün bunlara karşı herhangi bir şey yapılmıyor. Bizim kadın milletvekili arkadaşlarımıza ağza alınmayacak hakaretlere, bizlere, eşlerimize, çocuklarımıza, ailemize yönelik hakaretlere yönelik, sözlere ilişkin mahkemeye başvuruyoruz, mahkemeler dahi bunları bir yorum olarak nitelendirip ceza vermiyor ama biz bir laf edersek hemen bizim milletvekilliğimizi düşüren, dokunulmazlığımızı kaldıran sonuca evriliyor. Bütünüyle derdiniz hakikatleri karartmaktır ancak hakikatler kararmaz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Basın meslek örgütleri tepkili: Sansür yasası demek çok hafif kalır, yok etme yasası geliyor!-VİDEO

    Basın meslek örgütleri tepkili: Sansür yasası demek çok hafif kalır, yok etme yasası geliyor!-VİDEO

    PİRHA – Basın meslek örgütleri, 1 Ekim’de Meclis gündemine gelecek olan ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ dair itirazlarını dile getirdi. Yasanın sadece gazetecileri kapsamadığını vurgulayan örgüt temsilcileri “Bu toplumu susturma yasasıdır. Yok etme yasasıdır. Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir” dedi.

    AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, 1 Ekim’de açılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun ilk gündem maddesinin; “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” olacağını açıklamıştı.

    Temmuz 2022’de gündeme gelen ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ olarak bilinen ‘Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ gazeteciler başta olmak üzere geniş çevrelerin tepkisine neden olmuştu.

    1 Ekim’de Meclis’te ele alınacak kanun teklifine dair basın meslek örgütlerinin ise eleştirileri sürüyor.

    “YOK ETME YASASI”

    DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, basın örgütlerinin “Sansür yasası” olarak adlandırdığı kanun teklifine dair “Aslına bakacak olursanız bu bir sansür yasası değil. Bu bir tür yok etme yasası” yorumunda bulundu.

    Dedeoğlu, hükümetin, sansürün de ötesinde bir düzenleme yapma amacında olduğunu belirterek “Özgür basını yok etme çabası var. Sadece yandaş basını ayakta bırakarak kendi basınlarını oluşturma yasası bu. Onun için ‘sansür yasası’ demekten ziyade buna ‘yok etme yasası’ dememiz gerekiyor. Çünkü bu sansürle alakası olan bir şey değil, tümüyle ortadan kaldırma ile ilgili bir yasa” dedi.

    “YASANIN İÇERİSİNE BİRAZ DA BAL KOYMUŞLAR”

    Turgut Dedeoğlu söz konusu yasanın neler içerdiği konusuna da değinerek şunları söyledi:

    “Aslında Türk Ceza Kanunu’nda anayasada belirli hükümler var. Nedir bu hükümler? Mesela Türk Ceza Kanunu’nda basın yoluyla işlediğiniz cezalar normalde bir kişinin alması gereken cezaların 3 katıyla cezalandırılır. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nda zaten var olan hükümler. Şimdi siz bunların üzerine ayrıca gazeteci olmasa bile yurttaş gazeteciliğini de katıyorsunuz. Sokakta bir olay gördünüz, çekim yapıyorsunuz, işte bu sizin yapmış olduğunuz çekim bu yasayla suç haline getiriliyor. Yani gazeteciler gibi normalde almanız gereken cezanın 3 katı ile cezalandırılacaksınız.
    Bu yasanın içerisine biraz da bal koymuşlar. ‘İnternet medyasına, çalışanlara basın kartı verilecek’ deniliyor ama hemen akabinde de şöyle bir hüküm ile diyorlar ki ‘Eğer haber sitenizde çalışan bir gazetecinin yapmış olduğu bir haberden ötürü ceza alınırsa diğerlerinin de basın kartları iptal edilir’. Bu şu anlama geliyor; otosansürü daha da yoğunlaştırmak.

    Kendi kendini sansürleme durumu var. Bu yasa ile beraber otosansürün de ötesine geçeceksin. Diyeceksin ki ‘ben bu haberi yaparım ama benim basın kartım iptal edilmekle kalmayacak kurumda çalışan arkadaşlarımın da kartları iptal edilecek’. Yani tümüyle bir yok etme, ortadan kaldırma çalışması bu. Buna artık sansür yasası demek çok hafif kalır.”

    “BELKİ NAZİ ALMANYASINDA OLABİLİRDİ”

    Söz konusu kanun teklifinin hayata geçmesi halinde daha çok gazetecinin tutuklanacağı görüşünde olan Turgut Dedeoğlu “İktidara karşı aykırı düşünüyorsanız cezaevlerinin misafiri olacaksınız” vurgusunu yaptı. Dedeoğlu, söz konusu yasanın AKP iktidarına özgü bir tasarı olduğunu da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Ülkemizde okul yapımından çok cezaevi yapımı var. Adalet Bakanlığı yeni cezaevleri açmakla övünüyor. Türkiye’de çok fazla tecavüz, adli vakalar mı var? Evet var ama onun ötesinde daha fazla düşünce suçlusu var bu ülkede. Bunun bir benzerini belki yaşasaydık Nazi Almanyasında olabilirdi. Burada da yapılmak istenen bir anlamda sizi yok edip öldürme anlamında değil ama düşüncelerinizi, cesaretinizi yok etmektir.

    “TOPLUMA KARŞI İŞLENEN BİR SUÇ”

    Toplumdaki cesaret, direniş 12 Eylül ile beraber kırıldı ne yazık ki. Toplum köleleştirildi ve iyice yozlaştırıldı. Şimdi bunu yeniden ayağa kaldırmak biraz zor tabii. Onun için de biz dernek ve sendikalara düşen aslında bu yasayı topluma anlatabilmek. Bu aslında topluma karşı işlenen bir suç. Sadece gazetecilere, basın örgütlerine işlenmiş bir suç değil. Bu toplumu susturma yasasıdır.
    Daha önce helikopterden atılan vatandaşları haberleştiren gazeteciler tutuklandılar. Özgür basın dağıtıcıları tutuklandı ya da öldürüldüler. Biz bu tür olaylara aşinayız. Türkiye’de 1915’ten bu yana pek çok gazeteci katliamı yaşandı. Cumhuriyet sonrasında yüzü aşkın gazeteci öldürüldü ve halen öldürülmekte. İran’da bir gazeteci, Mahsa Amini’nin haberini yaptığı için tutuklandı ama artık Türkiye’de gazeteci olmayan vatandaşı da tutuklayıp ‘sen gazetecilik yaptın’ diyecekler.”

    “BU YASA, TOPLUMU SUSTURMA YASASIDIR”

    Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Yusuf Kanlı ise ‘Dezenformasyon Yasa Teklifi’ni “Şeker kaplı bir zehir” sözleri ile tarif etti. Amaçlananın “toplumu susturmak” olduğunu söyleyen Kanlı, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu yasa, ilk defa Türk Yasa Kanunu’nda zaten olan dezenformasyon suçunu ayrı bir suç olarak tanımlıyor ve daha da iyisi bir yıl ile üç yıl arası hapis cezası getiriyor. Ondan da iyisi bunu eğer bir hashtag ile yapıyorsanız ‘organize’ deyip 4,5 yıla çıkartabiliyor. Yani bunun uygulanması tabii ki mümkün değil. Sayın Mahir Ünal da bize izah ederken ‘Şöyle şartlar var, böyle şartlar var. Bunun uygulanması çok zor ama işte bir cezayı da tanımlamak lazım’ diyor. Doğru, uygulaması çok zor zaten. Bu gibi yasaların uygulanması kadar bir de korku etkisi vardır. Bu toplumu susturma etkisidir. Bu yasa uygulanmaktan ziyade toplumu susturma yasasıdır. Ve eminim ki 3-5 örnek uygulama da yapacak ve sonucunda beraat gelecektir. Ve toplum da susacaktır.

    Neden ‘toplum’ diyorum da ‘gazeteciler’ demiyorum? Çünkü millet sanıyor ki dezenformasyon sadece gazetecileri ilgilendiren bir suç. Alakası yok. Herhangi bir retweet dahi ettiğiniz zaman ya da Facebook’ta bir şey paylaştığınız an, kendileri tarafından tanımlanan eylem suç unsuru olarak kabul ediliyorsa, yargının bu kadar problemli olduğu bir ülkede bir anda kendinizi sebepsiz, mesnetsiz, yargı önünde, hatta mahkum olarak bulabilirsiniz. Zaten öyle oluyor ama şu anda bizim önümüzde ikinci bir anti terör yasası benzeri bir yasa var. Yani geniş, muğlak bir suç tanımıyla tamamen keyfi uygulanacak alan açılıyor. Ama maalesef Türkiye’de bu yasayı çıkaranlar dahil Mecliste dezenformasyonu kendileri yapıyorlar. Hiçbir şekilde konfirme edilmemiş, hiçbir şekilde editöryal bir süreçten geçilmemiş, doğru veya yanlış kavramları hiç dikkate alınmadan kendileri de twit atıyorlar.”

    “TARİHİ KENDİNE GÖRE YAZMAK…”

    Yusuf Kanlı “Bu yasanın içerisine bir tane de güzel havuç koydular” diyerek internet haberciliği yapan gazetecilerin kimi haklarını edineceğini de belirtti. Kanlı, “Takdir ettim. ‘Olması gerekir’ dedim” sözlerinin ardından eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

    “Peki nedir bu havuç? İnternet medyasında görev yapan arkadaşlarımız basın kartı alıp sigorta yaptırabilecekler. Ama şimdi bunun yanında bana internet medyasını da gidip Basın İlan Kurumu’nu RTÜK’leştirerek oraya bağlamak Türkiye’yi kontrollü toplum olayına götürüyor. George Orwell’in ‘1984’ isimli bir romanı var. Her şey o günkü siyasi iktidarın arzusuna göre değişiyor. Doğrular yanlış oluyor, yanlışlar doğru oluyor. Tarih kitapları değişiyor falan. Şu anda ülkemizde yaşanan zaten o değil mi? Tarihi kendine göre yazmak… Bunun aksini söylediğin zaman ‘dezenformasyon’ oluyor, öyle bir şey olmaz. Bilgi haktır doğru haber herkesin hakkıdır.”

    BU YASA ÖYLE HÜKÜMLER GEÇİRİYOR Kİ…”

    “Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir. Ve işin gırgırı; bu yasadan en fazla muhalefeti susturarak seçimden yararlanma umudunda olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi zarar görecek. Çünkü yarın onlar muhalefet oldukları zaman zannetmesinler ki bugün karşı duran CHP ve İyi Parti ve diğerleri bu yasayı hemen bir günde ortadan kaldıracaklar. Bu yasa öyle hükümler geçiriyor ki bu sefer onlar, diğerlerinin ve bizim aleyhimize kullanacaklardır. Ondan dolayı diyoruz ki bu siyasal bir mesele değildir. Bu haklarla alakalı bir meseledir. Gelin aklınızı başınıza toparlayın, bu tetiği çekmeyin. Çünkü namlu sadece karşıdakine değil kendinize de dönüktür.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Gazeteci Erbay’dan tutuklanan gazetecilere destek: Hukuksuzluğa Sessiz kalmayalım-VİDEO

    Gazeteci Erbay’dan tutuklanan gazetecilere destek: Hukuksuzluğa Sessiz kalmayalım-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutuklanmasına ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Gazete Duvar muhabiri Vecdi Erbay, “16 gazetecinin tutuklanarak cezaevine gönderilmesi dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde olsaydı kıyamet kopardı ama Türkiye’de hiçbir şey olmadı” dedi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazeteci 16 Haziran’da tutuklandı. Daha sonra ise basın meslek örgütleri, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı tepkiler gösterdi.

    Gazete Duvar muhabiri Vecdi Erbay, 16 gazetecinin tutuklanması ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HUKUKSUZLUKLAR ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİLDİ”

    16 gazetecinin tutuklanarak cezaevine gönderilmesinin dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde olsaydı kıyametin kopacağını ama Türkiye’de hiçbir şey olmadığını söyleyen Erbay, “16 gazetecinin tutuklanmasının nedeni ne olursa olsun tutuklamalarının hukuksuz olduğunu Türkiye’de ki herkes biliyor. Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklar alışkanlık haline getirildi. Maalesef bu hukuksuzluklar devam ettiği ve meslek örgütleri buna sessiz kaldığı sürece ülkede yaşanan hukuksuzlukların arkası kesilmeyecek. Herkesin duyarlı olması ve arkadaşlarımızın serbest bırakılması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor” dedi.

    “GAZETECİLİK ÖZGÜRLÜK İSTER”

    Yeni yasayla beraber gazetecilere bazı özlük haklarının verildiğini ancak sansürle birlikte gazetecilik yapmanın önüne geçildiğini vurgulayan Erbay, şöyle devam etti:

    “Benim gazetecilik yapmamın önüne geçen bir yasayı desteklemem mümkün değil. Eğer gazetecilik yapmamızın önüne geçen bir madde varsa o madde en tehlikeli olandır. Çünkü gazetecilik özgürlük ister, eğer gazetede yazan insanlar düşünce özgürlüğünü ifade edemeyecekse ve biz gazetecilik yapamayacaksak yasada bulunan birkaç iyi maddenin hiçbir kıymeti yok” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Xwebûn Gazetesi Editörü Konak: Basın özgürlüğü mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    Xwebûn Gazetesi Editörü Konak: Basın özgürlüğü mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutuklanmasına ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Xwebûn Gazetesi Kırmancki Editörü İsmet Konak, “Yapılan tüm baskılara karşı ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz” dedi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazeteci 16 Haziran’da tutuklandı. Daha sonra ise basın meslek örgütlerinin, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı tepkiler göstermişti.

    Xwebûn Gazetesi Kırmancki Editörü İsmet Konak, 16 gazetecinin tutuklanması ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Gazetecilerin gözaltına alınmasında güvenlik güçlerinin düşmanca yaklaşımına değinen İsmet Konak, “Güvenlik güçleri iktidarın vermiş olduğu emirleri çok hızlı bir şekilde ve iştahla yerine getiriyorlar. Artık saray tapınak gibi, güvenlik güçleri, hakimler ve savcılar da tapınağın şövalyeleri gibi davranıyorlar. Xwebûn, Jinnews ve PEL’e yapılan baskınlarda bütün bilgisayarlara el konulması bize Moğol saldırısını hatırlatıyor” diye belirtti.

    “BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTEDE MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Gazetecilere yönelik saldırıların gazeteciliği işlemez hale getirmek amacıyla yapıldığını belirten Konak, şöyle devam etti:

    “16 gazeteci arkadaşımız tutuklu zindanda bekliyorlar. Uygulanan hukuksuzlukların farkındayız. İktidarın ve güvenlik güçlerinin yapmış olduğu saldırı tamamen ifade özgürlüğünü ve gazeteciliği kırmaya dönük bir adım. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. ve 10. maddesinde ifade ve basın özgürlüğünü çok net bir şekilde görüyoruz ama bunların Türkiye’deki hukuk mekanizmasında da yer edinmesi lazım. Ama biz iktidarı artık tanıyoruz, bütün bu baskıların temel sebebi içinde bulunmuş oldukları açmazı kamufle etmek içindir. Çünkü artık iktidarda hırsızlık, yolsuzluk vardır ve artık meşruiyetini yitirme söz konusudur. İktidar seçimler öncesi gazetecilere özelliklede Kürt kimliğini hedef alarak tüm suçlarını örtmeye çalışıyorlar ama ne yaparlarsa yapsınlar sonuca ulaşamayacaklar. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına karşı çok ciddi bir kamuoyu oluşturduk açıklamalar yaptık ve kampanyalarımız devam ediyor. Bundan sonraki süreçte de mücadele etmeye devam edeceğiz. Yalnız taştan duvar olmaz o yüzden yapılan tüm baskılara karşı ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz.”

    “İKTİDARIN ÇIKARMAK İSTEDİĞİ YASA SANSÜR YASASIDIR”

    İktidarın çıkarmak istediği sosyal medya yasasının sansür yasası olduğunu vurgulayan Konak, “Yasada 29. Madde çok önemli, çünkü halka yanıltıcı bilgi verenler, halkı endişe ve paniğe sokanlar bir şekilde bu yasa çerçevesinde 1-3 yıl arasında cezalandırılacaklar. Yasadaki bu ibareler çok ucu açık ibareler hangi bilgiler yanıltıcı, hangi bilgi panik içeriyor, hangi bilgi halkı endişelendirir bunların hepsinin ucu açık özellikle yargı alanında keyfilik yaratabilir. Ben yeni çıkacak yasayla birlikte Twitter’da hükümeti eleştiren bir paylaşım yaptığımdan dolayı beni hapishaneye atabilirler. Ülkede hukuk kuralları yok, sansür yasasına karşı gazeteciler, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler daha fazla ses çıkarmalı. Hükümet kendisine yönelik eleştirel seslerin önünü kesmek için sansür yasasını çıkarmak istiyor ama biz gazeteciler olarak tüm baskılara rağmen mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Basın meslek örgütleri ‘sansür yasasına’ karşı İstanbul’da bir araya geldi-VİDEO

    Basın meslek örgütleri ‘sansür yasasına’ karşı İstanbul’da bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA-Basın meslek örgütleri, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı İstanbul Şişhane’de bir araya gelerek, açıklama yaptı. DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, “Daha fazla sansür, daha fazla baskı uygulamaları karşısında sessiz kalmamak için buradayız. Özgür bir ülke için özgür basın şart. Özgür basın için örgütlü bir basın ve örgütlü bir toplum şart” diye konuştu.

    “Sansür yasası” olarak nitelendirilen internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı basın meslek örgütleri İstanbul Şişhane’de bir araya gelerek açıklama yaptı. Birçok gazetecinin de katıldığı açıklamada DİSK Basın-İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ile Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) İstanbul Temsilcisi Uğur Güç konuşma yaptı.

    “ÖZGÜR BİR ÜLKE İÇİN ÖZGÜR BASIN ŞART”

    İlk olarak söz alan DİSK Basın İş Genel Sekreteri Özge Yurttaş şunları söyledi:

    “Kalemimize, basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne sahip çıkmaya devam edeceğiz. Hakikatin, gerçeğin gücü hiçbir şeyle örtülemeyecek kadar etkilidir. Sadece çıplak sesimiz, sadece kalemimiz, sadece kameramız kalsa bile yazmaya, anlatmaya, kayıt altına almaya ve insanlara hakikati ulaştırmaya devam edeceğiz. Umarız bundan sonra halkın haber alma hakkına yönelik ve basın özgürlüğüne yönelik her türlü saldırı karşısında ortak bir şekilde elimizden gelenin en iyisiyle var gücümüzle karşı koyabildiğimiz bir uzun döneminde ilk adımı olsun. Tutuklanan meslektaşlarımızın serbest kaldığı, uydurma gerekçelerle gözaltına alınan haklarında dava açılan meslektaşlarımızın artık adliyelerde ya da hapishanelerde değil, görevlerinin başlarında olduğu yarınlar için buradayız. Daha fazla sansür, daha fazla baskı uygulamaları karşısında sessiz kalmamak için buradayız. Bugün burada mütevazi buluşma yarın Türkiye’nin farklı yerlerinde ve Ankara’da gerçekleşecek itirazlar yasayı meclisten geçse de geçmese de işlemeyecek hale getirecek bir iradeye ve kararlığa dönüşecek. Özgür bir ülke için özgür basın şart. Özgür basın için örgütlü bir basın ve örgütlü bir toplum şart.”

    “BU KANUN TASARISI BİZİM TASARIMIZ DEĞİLDİR”

    TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise şöyle konuştu:

    “3 haftadır Türkiye’nin, gazetecilerin, gündeminde bu yasa tasarısı var. Başından beri itiraz ediyoruz çünkü bu yasa tasarısı meslek örgütlerine sorulmadan, bürokratlar, siyasetçiler tarafından hazırlanmıştır. Bu yasa tasarısıyla Türkiye’de habercilik yok edilmek istenmektedir. Basın özgürlüğünün son zerrecikleri ortadan kaldırılmak istenmektedir. İnternet medyasında çalışanlara basın kartı vereceğiz, internet medyasında çalışanlar resmi ilan da alacaklar gibi süslemelerle RTÜK gibi Basın İlan Kurumu’nun da bir sansür ve ceza mekanizmasına dönüştürüldüğü gizlenmek istenmektedir. Bu yasa tasarısıyla gazetecilerin zaten ulaşmakta zorlandığı basın kartı tamamen bürokratlar tarafından verilecek bir karta dönüşecektir. Halkı yanıltıcı bilgiyi halka yaymak suçlaması gibi sübjektif değerlendirmelerle gazetecilere yeni cezaların yolu açılmaktadır. Daha geçtiğimiz hafta bu yasa kanunlaşmadan Diyarbakır’da 16 meslektaşımız tutuklandı, suç delili olarak kameralar, fotoğraf makineleri, yaptıkları haberler gösterildi. 2 gün önce Ordu’da haber kaynağını açıklamayan bir internet sitesinin bilgisayarlarına el konuldu. Daha yasa gelmeden gazetecilik fiilen engellenmeye başladı.

    Biz basın meslek örgütleri olarak bu yasanın tamamen geri çekilmesini ve Türkiye’de ihtiyaç duyulan basın ve dezenformasyon konusundaki kanunu basın meslek örgütlerinin hazırlaması gerektiğini düşünüyoruz. Meclis’te, komisyonlarda yapılan görüşmelerde bunların hepsini ifade ettik ama kulakları sağır, gözleri görmüyor. Hiçbir önerimiz bu tekliflerin içerisinde düzeltilmedi, itirazımız buna. Bu kanun bu tasarı bizim tasarımız değildir, basın kanunu değildir çünkü içerisinde gazeteci yoktur. Buna karşı mücadelemizi karalılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Bugün Türkiye’nin çeşitli illerinde bu yasa tasarısına karşı mücadele ateşini başlattık. Bundan sonra da bu yasanın geri çekilene kadar meslek örgütleri olarak aynı kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz ve bu yasayı geri çektireceğiz.”

    “BİZ CEZAEVİNDEN KORKMUYORUZ”

    ÇGD İstanbul Temsilcisi Uğur Güç de “Yasa tasarısını haber aldığımızda önce Dijital Mecralar Komisyonu’nda sakıncalarımızı ve itirazlarımızı dile getirdik. Sonra Adalet Komisyonu’nda itirazlarımızı dile getirdik raporlaştırıp sunduk. Fakat bu yasa içerisinde hiçbiri dikkate alınmadan yasa çıkartılmaya çalışılıyor. Perşembenin gelişi çarşambadan belli olduğu için önce Diyarbakır’da 22 arkadaşımızı gözaltına aldılar. Bunlardan 16’sı tutuklandı. Daha şimdiden gazetecileri hapsetmeye başladılar. Seçim öncesinde gündeme getirilen basın yasası önce ‘gazetecilere basın kartı vereceğiz’, ‘internet çalışanlarına basın kartı vereceğiz’ denilerek havuç gösteriliyor ancak ardındaki sopayı saklıyorlar. Bu şekilde düzenlenen yasa tasarısı basın tarihinin en ağır sansürlerinden birisidir. Bu tamamen sansür yasasıdır. Bundan başka hiçbir gerekçeyle bu maddeler açıklanamaz. Dezenformasyonu zaten iktidarın kendisi yapıyor. Enflasyon yüzde 150 oldu desek bizi cezaevine atacaklar. Yarın benzine zam geldi desek bizi cezaevine atacaklar. Biz cezaevinden korkmuyoruz. Zaten tutuklanıyoruz, zaten yargılanıyoruz ama gerçekleri yazmaya devam ediyoruz. Bu şekilde yasalaşırsa sosyal medyada sıradan vatandaşların bile hapislere atılacağı günler bizi bekliyor demektir. İktidarın kurguladığı geleceği biz gerçekleri yazarak deleceğiz. Gerçekleri yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Sanatçı Suavi’den tutuklanan 16 gazeteciye destek!-VİDEO

    Sanatçı Suavi’den tutuklanan 16 gazeteciye destek!-VİDEO

    PİRHA – Sanatçı Suavi, Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklanmasını eleştirerek, “Bu ülkede hiçbir zaman basın özgürlüğü oluşmadı. Bizim ‘farklı’ diyebileceğimiz her ses, erk ve güç olanın hışmına uğradı. Tutuklanmış bütün emekçileri selamlıyorum” dedi.

    Özgür basın geleneğinin sürdürücüsü olan 16 gazetecinin tutuklanmasına tepkiler sürüyor. Sanatçı Suavi, gazetecilere dönük yıldırma politikalarını kınayarak Diyarbakır’da tutuklanan 16 basın emekçisine Ankara’dan selam gönderdi.

    “TÜM EMEKÇİLERİ SELAMLIYORUM”

    Yapılanları “Alışagelmiş, bilindik şeyler” sözleriyle özetleyen Suavi, şunları kaydetti:

    “Bu ülkede hiçbir zaman basın özgürlüğü oluşmadı zaten. Bizim tırnak içerisinde söylediğimiz, farklı diyebileceğimiz her ses, erk ve güç olanın hışmına uğradı. Hal böyle olunca bugün Diyarbakır’da yaşanan şey benim işaret ettiğim bu geleneksel devlet baskıcılığının yeniden bir parçası olarak karşımızda duruyor. Bu ve benzeri şeylerin önüne geçebilmenin temel koşulu demokrasiyi iktidara getirmek ve gerçekten özgürlük alanlarını kurumsallaştırmak. Bu anlamda Diyarbakır’da tutuklanmış, cezaevine atılmış basın mensuplarının şahsında hem içeride olan, hem içeriye girme ihtimali olan, hem de hala basından yana umutla, dirençle cümle kurmaya çalışan bütün emekçileri saygıyla selamlıyorum. Ayrıca hep birlikte özgürleştiğimiz bir dünya diliyorum.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    PİRHA- AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin verdiği yeni yasa teklifine ilişkin konuşan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi Ayçin Özoktay, “Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor” dedi. Özoktay, ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını da  vurguladı.

    AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin teklif bu hafta Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye devam edecek.

    Teklifin birçok maddesine itirazı bulunan muhalefet partileri, özellikle ‘sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse’ için hapis cezası öngören 29. maddesinin çıkarılmasını talep ediyor.

    Basın meslek örgütleri ve iletişim uzmanları da teklifin yeni bir sansür yasası olduğunu vurguluyor.

    Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan ve İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı’nın kurucularından Ayçin Özoktay söz konusu yasayı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İLETİŞİM EMEKÇİLERİNİN, MEDYA PATRONLARININ KARŞISINDA BİR ARAYA GELMESİNİ İSTİYORUZ”

    İletişim alanına emek cephesinden bakan çalışmalar ürettiğini belirten Özoktay, iletişim emekçileri olarak bir dayanışma ağı kurma amaçlarını şöyle anlattı:

    “Özellikle son yıllarda palazlanan krizde, sermaye sınıfı örgütlü biçimde emekçilerin karşısında kendini sürekli koruyabilirken, örgütsüz işçilere ise işsizlik, düşük ücret ya da muazzam sömürü ortamı kalıyor. İletişim sektörlerinde çalışanlar bu ortamdan en çok etkilenen kesimlerden. Öncelikle İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı, medya patronlarının karşısında yalnızlaşan, örgütsüzleşen emekçilerin bir araya gelmesi ve dayanışmasını amaçlıyor. Kabaca basın, yayın ya da genel anlamda medya sektöründe çalışan emekçilerin maruz kaldığı patron baskısı ve zorlu iş koşullarına karşı bir araya gelerek çözümler üretme gibi bir amacımız var.

    “HAK GASPLARINA KARŞI YALNIZ DEĞİLİZ”

    Çalışmamız sadece gazetecileri değil, medyada çalışan tüm emekçileri kapsıyor. Tutunmanın en zor olduğu iş kollarından biri olduğu bilinen medyada, kendimize bir mücadele alanı yaratmayı ve hak gasplarına karşı yalnız olmadığımızı söylemeyi amaçlıyoruz. Bu bağlamda gönüllü avukatlarımız ile birlikte hareket ediyoruz. Diğer yandan iletişim sektörüne yeni atılan ya da atılacak genç arkadaşlarımız ile dayanışma atölyeleri yürütüyoruz. Dayanışma ağımızda herkesin bir sorumluluğu oluyor. Bir ekip oluşturduk. Bugün röportajda sözcü olarak ben konuşsam da yapılan, edilen, söylenen her şey kolektif işliyor.”

    “HABERCİLİK FAALİYETLERİNDE, YASAL VE HUKUKİ SÜREÇLERDE BİR TÜR GRİ ALAN YARATMA ÇABASI VAR”

    AKP iktidarının Meclis’e getirdiği yeni basın düzenlemesine ilişkin konuşan Özoktay, bu yasa teklifinde geçen ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını vurguladı.

    Yasada yapılan ‘dezenformasyon’ tanımının ucunun açık olduğunu ifade eden Özoktay, “Dolayısıyla yasal ve hukuki süreçlerde bir tür gri alan yaratma gayeleri olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu yasayla sansürün kapsamı genişletilerek TCK’ya, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu eklenecek ve suçun tanımı oldukça muğlak. ‘Dezenformasyon’  suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve bu ceza, ‘failin kimliğini gizli tutması’ durumunda, yani ismini belirtmek istemeyen kaynaklarla yürütülen habercilik faaliyetinde ağırlaşıyor” diye konuştu.

    “‘BASIN KARTI’ MÜJDESİYLE OYALAMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Yasa teklifinin içerisinde internet mecralarına basın kartı verileceği ile ilgili maddenin de yer aldığını dile getiren Özoktay sözlerine şöyle devam etti:

    “Danıştay’ın Basın Kartı Yönetmeliği’ne ilişkin yürütmenin durdurulması kararını kaldırdığını; basın kartının kime, hangi koşullarda verileceği ya da nasıl iptal edileceğine ilişkin inisiyatifin İletişim Başkanlığı’na devrolduğu gerçeğini anımsatmak istiyorum. Bu bir ‘mükafat’ değil. 212 gibi bir mesele hala can yakıcı haldeyken süreci ‘basın kartı’ müjdesiyle oyalamaya çalıştıklarını düşünüyoruz.”

    “YASA SANSÜRÜN KAPSAMINI GENİŞLETİYOR”

    Mevcut iktidarın hali hazırda, gazetecilere ve basına yönelik ağır bir sansür ve baskısının var olduğunu söyleyen Özoktay, söz konusu yasanın sansürü ve baskıyı daha da arttıracağına dikkat çekti.

    Özoktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “20 yıllık AKP dönemi, zaten Türkiye’de basının geçirdiği en karanlık dönemlerden biri. Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor. Bizim anladığımız AKP iktidarı, habercilik faaliyetine yeni kurallar koyup eski köye yeni adet getiriyor. Bahsettiğimiz yasa teklifi, mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan tüm basın emekçilerine aba altından sopa gösteriyor. İnternet gazetelerinin de resmi ilan alabileceği üzerinde konuşuluyor. Bu bir kesime avantaj gibi görünse de akla Menderes dönemi sansürleri ve ilan paylaşımını getiriyor. Tek tip haberler, şiddetli otosansür ve üstüne hapis cezası…”

    “BU YASA TEKLİFİ GEÇERSE, GERİYE ISMARLAMA İŞ YAPAN HABERCİLER KALACAK”

    Basın emekçilerinin talebinin öteden beri habercilik faaliyeti üzerindeki baskı mekanizmalarının derhal ve koşulsuz olarak kaldırılması olduğunu aktaran Özoktay, son olarak şunları kaydetti:

    “Tehdidin sürekli arttığı, gazeteciliğin bütünüyle iktidarın tekeline sokulmaya çalışıldığı ve ifade hürriyetinin iğdiş edildiği karanlık bir dönemdeyiz. Bu yasa teklifi bize, baskı karşısında sessiz kaldıkça bu iş kolunda geriye sadece ısmarlama iş yapan habercilerin kalacağını anlatıyor. Genel manada medyada çalışan tüm emekçilerin, karşılaştıkları sorunlara çözüm bulabilecekleri ya da en azından kendilerini yalnız hissetmeyecekleri bir örgütlenme alanı oluşturma gayretindeyiz. Burası ‘esnek çalışma’ adı altındaki sömürünün en yoğun olduğu iş kolu ve patronların iki eli boğazımızdayken bir şeyler yapmanın zaruri olduğu kanaatindeyiz. Çalışmalarımızı bu amaçla sürdürmeye ve örgütlenmeye devam edeceğiz.

    Bu hafta Adalet Komisyonu’nda tekrar görüşmeler olacak. Özellikle hapis cezası gündemi konusunda tüm meslek örgütleri ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Biz de bu süreçte elimizden geldiğince sesimizi çıkartacak, yasanın gazetecilik mesleğine ne kadar ağır bir darbe olduğunu yorulmadan anlatacağız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA