PİRHA- Suriye’deki çatışmalara ilişkin açıklama yapan BM, 27 Kasım’dan bugüne Suriye’de 280 bin insanın yerinden edildiğini belirtti.
Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyonu Ofisi (OCHA) Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin BM Cenevre Ofisi’nde basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda söz alan Dünya Gıda Programı Acil Durum Koordinasyonu Direktörü Samer Abdel-Jaber, Suriye’de yaşanan son gelişmeleri, “Bir başka krizin üzerine gelen yeni bir kriz” olarak nitelendirdi. Samer Abdel-Jaber devamla şunları ifade etti: “2011’de hükumete karşı bir halk ayaklanmasıyla başlayan ve bölgesel ve uluslararası güçlerin dahil olduğu bu iç savaş, BM Güvenlik Konseyi ve küresel toplumun tüm çabalarına rağmen sona erdirilemedi. Bu savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi. Bugün yaşanan çatışmalar ülkede yaşanan krizi daha derinleştirir bir hal almış durumda” diye değerlendirdi.
Yaşanan son çatışmalardan önce Suriye’de acil yardıma muhtaç insan sayısının 12,9 milyon olduğunu hatırlatan Abdel-Jaber, önümüzdeki dönemde bu sayının daha da artacağını kaydetti.
280 BİN İNSAN YERİNDEN EDİLDİ
27 Kasım’dan bugüne yaşanan çatışmalarda 280 bin insanın yerinden edildiğine dikkat çeken Abdel-Jaber, bu sayının 1,5 milyona çıkmasından endişe duyduklarını belirtti. Abdel-Jaber, “Elimizdeki rakamlara göre 27 Kasım’dan bu yana 280,000 kişi yerinden edildi. Bu rakam dün gece itibariyle güncellenmiş rakamdır. Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmaların tırmandığı son dönemde Lübnan’dan kaçarak Suriye’ye gelen, yaşanan çatışmalar nedeniyle şimdi ise Lübnan’a geri dönenlerin sayısı bu rakama dahil değil” dedi.
PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik devam eden çete saldırılarına ilişkin yaptığı paylaşımda herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırdı.
Sanatçı Ferhat Tunç, Kuzey ve Doğu Suriye ve Halep kentine yönelik 27 Kasım’da başlatılan çete saldırılarına ilişkin X hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi.
“SAVAŞ HALKLAR İÇİN YIKIMDIR”
Sanatçı Ferhat Tunç, X hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Son birkaç gündür böyle görüntüleri içim sızlayarak ve öfkelenerek izliyorum. Suriye topraklarında Kürt halkına yaşatılan bu zulmü tariflemenin imkânı yoktur. Kürtler söz konusu olduğunda büyük bir akıl ve vicdan yitimi yaşanıyor ne yazık ki. IŞİD ve benzeri cihatçı terör örgütleriyle iş tutmak akıl ve vicdanla nasıl açıklanabilir ki… Bir yandan da “Biz Kürtlerle etle tırnak gibiyiz” diyebilmek! Bu nasıl çelişki, nasıl kardeşlik? Niye görüş belirtmiyorsun, diyerek kızanlar olmuş. Hayatım, yaşadığımız o coğrafyada savaş ve sonuçlarına dair söz söyleyerek geçti. Keşke barışa dair çabamızın, lafımızın, barışı dillendiren ezgilerimizin karşılık bulduğu bir siyaset aklı olsaydı. Savaşın o acımasız yüzünü yerinde yaşamış bir sanatçıyım. ‘Sanatçılar sadece şarkılarını söylesin’ gibi safsatanın parçası asla olmadım. Olmadığım içindir ki yedi yıldır ülkemden, evimden uzağım. Savaş halklar için yıkımdır. Bugün Kürdün, yarın başkasının yıkımı. Herkesi savaşa karşı çıkmaya çağırıyorum.”
PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanlığı’nın önünde iktidara seslenerek, “Düğmeye basmışlar; bir taraftan muhalefeti bölmek istiyorlar, bir taraftan da Kürt halkının mücadelesini yok etmek istiyorlar” dedi. Koçyiğit, “Barış diyenlere soruyoruz; üst üste kayyım atayarak, Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının, Hristiyanların, Dürzilerin, Êzidîlerin, Arap Alevilerinin katliamlarına yol vererek Türkiye’de barışı nasıl sağlayacaksınız?” diye sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli ile milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı önünde belediyelere kayyım atanmasına dair açıklama yaptı.
DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, İçişleri Bakanlığı’nın halk iradesini ve halkın seçme seçilme hakkını gasp eden bir bakanlık olduğunu söyleyerek, “Bu kayyım siyaseti sürdüğü sürece, kayyım siyasetiyle AKP yol almaya devam ettiği sürece, bu kayyımcı anlayışı bütün ülkeye yaymaya devam ettikleri sürece bizler de demokratik mücadelemizde ısrar edeceğiz. Gerekirse her hafta, her gün İçişleri Bakanlığı’nın önüne geleceğiz. Bu bakanlığın yaptığı hukuksuzluğu ve demokrasi darbesini buradan teşhir edeceğiz” dedi.
“İKTİDARIN NE DEMOKRASİ, NE HUKUK, NE EMEKÇİLERDEN YANA DERTLERİ YOK”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, iktidarın DEM Parti’ye gözaltı, tutuklama ve kayyımlarla rota çizmeye çalıştığını vurgulayarak, “Eşitlik ve özgürlük talebimizi boşa çıkarmak istiyorlar. Halkın demokratik direniş hattını yok etmek istiyorlar. İktidarın ne demokrasi, ne hukuk, ne emekçilerden yana dertleri yok. Çetelerin Suriye’de yaptığı katliamı protesto eden 7 arkadaşımız İstanbul’da tutukladı. Eş Genel Başkan Yardımcımız Sevtap Akdağ ve Kayapınar Belediye Eş Başkanımızın içinde olduğu onlarca arkadaşımızı tutukladılar. Düğmeye basmışlar; bir taraftan muhalefeti bölmek istiyorlar, bir taraftan da Kürt halkının mücadelesini yok etmek istiyorlar. Barış diyenlere soruyoruz; üst üste kayyım atayarak, Kuzey Doğu Suriye’de Kürt halkının, Hristiyanların, Dürzilerin, Êzidîlerin, Arap Alevilerinin katliamlarına yol vererek Türkiye’de barışı nasıl sağlayacaksınız?” diye sordu.
“KATLİAMCI ÇETELERİN ÖNÜNE NEDEN GEÇMİYORSUNUZ?”
Gülistan Kılıç Koçyiğit, Suriye’de yaşanan sürece dair konuşarak, şunları söyledi:
“Türkiye’nin terör örgütü listesinde olan HTŞ, medyada muhalif örgüt diye lanse ediliyor. Halep’e Türk bayrağı dikildi diye sevinenler var. Halep kimin toprağı? Kimin şehri? Türkiye Halep’i, Suriye’yi işgal mi etmek istiyor? Kürt halkının, orada yaşayan halkların iradesine neden saygı duymuyorsunuz? Neden Suriye halklarının barış içinde yaşaması için bir politika geliştirmiyorsunuz. Bu katliamcı çetelerin önüne niye geçmiyorsunuz?
Bugün barış için her zamankinden daha fazla fırsat var. Suriye’nin barışı için de Türkiye’nin barışı için de koşullar vardır. Ama sizin niyetiniz barış değil. Siz barış diyerek savaşı kışkırtıyor, ülkedeki gerginliği tırmandırıyorsunuz. Kayyım atayarak halkın iradesini yok sayıyorsunuz; böyle bir barış olabilir mi? Barış deyip tecridi derinleştirmek, barış deyip halka darbe yapmak, barış değildir. Böyle bir barış yolu olamaz. Barışın yolu açıktır, ülkede yaşayan herkesi, inancı halkı eşit görmekten geçer. Bu bir efendi köle ilişkisi değildir. Birileri buyuracak, birileri yapacak. Barış böyle birşey değildir. Ülkede şiddeti, gerilimi tırmandıran, demokrasiyi askıya alan anlayış Suriye’de çetelerin önünü açıyor.
“HÜKÜMET YANLIŞ HESAP YAPIYOR”
Türkiye, Kürtler başta olmak üzere orada yaşayan halkların yaşayacağı her türlü katliamın müsebbibidir. Haberimiz yok diyemezsiniz; İdlib’de kimin üsteleri var? Bu HTŞ nerede barınıyordu, HTŞ’yi kim korudu İdlib’de? Astana’da neyin garantörlüğünü verdiniz? Çıkın bunların yanıtını verin. Şimdi eğitilmiş, donatılmış, silahlandırılmış Kürt katliamına gidiyor, Kürtlerin yaşam alanlarına kastediyorlar ve bize diyorlar ki Suriye’deki Kürtler ayrı Türkiye’deki Kürtler ayrı. Öyle bir dünya yok. Suruç ile Kobani aynıdır, Qamişlo ile Nusaybin aynıdır. Biz Kürtler biriz, bütünüz. Halkımıza dönük katliama sessiz kalamayız. Suriye’deki Kürdün de, Arap Alevinin de, Dürzinin de, Ermeninin de, Çerkezin de, Ezidinin de, yaşam hakkı için mücadele ederiz. Hükümet yanlış hesap yapıyor.
“SURİYE’DE BARIŞIN İNŞA EDİLMESİ İÇİN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”
Bütün bu kayyım uygulamalarını kınıyoruz. Kayyım uygulamalarına karşı demokrasi güçleriyle beraber her yerde ses çıkarmaya devam edeceğiz. Bugün eş genel başkanlarımız Suruç’ta sınıra yürüyecekler. Çok açık ve net söylüyorum; Suriye bizim kırmızı çizgimizdir. Suriye’de halkların katliamına asla yol vermeyiz. Orada halkımızın katledilmesine göz yummayız. Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’de yaşayan halkların Suriye’nin geleceğini belirlemesi, Suriye’de barışın inşa edilmesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Hükümeti de çatışmayı durdurmaya, barışçıl bir rol oynamaya davet ediyoruz.”
1 SAATLİK OTURMA EYLEMİ
DEM Parti Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri açıklamanın ardından, kayyım darbesine karşı, TBMM şeref salonunda bir saatlik oturma eylemi yaptı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, iktidara seslenerek “Bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın” çağrısında bulunurken, Ortadoğu’da savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceklerini belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair konuştu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla engellilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, “Çözüm demokrasi mücadelesinin ta kendisidir. Engellerin olmadığı yeni bir yaşamı engellilerle birlikte inşa edeceğiz” dedi.
“MÜCADELEMİZ KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK VE BARIŞÇIL ÇÖZÜMÜNDEN YANADIR”
Tülay Hatimoğulları, Ortadoğu’da düzensizlik üzerinden yeni bir düzen ikame edilmeye çalışıldığına işaret ederek, şunları ifade etti:
“Yeniden katliam, yıkım, yeniden göç dalgalarıyla karşı karşıyayız. Halep’ten Tel Rıfat’a, Şehba’ya kadar. Hali hazırda birkaç gündür devam eden çatışmalarda 10 binlerce insan göç yollarına düştü. İsrail ile Lübnan arasında bir anlaşma imzalandı ve bu anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan Suriye’de savaş ve çatışma yeniden başladı. Tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen Heyeti Tahrir el-Şam (HTŞ) onunla birlikte SMO şimdi Suriye’nin çeşitli yerlerine saldırılar gerçekleştiriyor. SMO’yu hatırlayacaksınız, Türkiye’nin eğitip donattığı Türkiye’nin bütün lojistiğini hatta maaşlarını sağladığı örgütün ta kendisidir. Biz buradan soruyoruz. HTŞ, SMO, El Kaide ve IŞİD uzantıları olan bu örgütler kimin vekalet savaşını yürütüyor? Bu sorunun yanıtlarını bekliyoruz. Suriye’nin en önemli kentlerinden olan Halep’e girdiler. Halep Arapların, Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Hristiyanların ve Sünnilerin bir arada barış içinde yaşadığı, yaşamayı başardığı bir kent. Bu kentlere zorla vekalet savaşı yürüten bu çeteler çökmeye çalışmaktadır.
Tel Rıfat’a yönelik çete saldırıları devam ediyor. Biz bu filmi 2011’de Suriye savaşı başladığı zaman izlemiştik. Bu filmin şimdi yeni sahnelerini izliyoruz. Bugün Ortadoğu’da, Gazze’den Hayfa’ya, Beyrut’tan Halep’e aynı savaşın izdüşümleri yaşanıyor. 7 Ekim 2023’te başlayan Ortadoğu’da savaş denklemi, daha da çetrefil bir hal aldı. Lübnanlaşma riski bugün Türkiye dahil bütün bölge ülkeleri için bir tehlikedir. Bölgeye fetihçi gözlerle bakan, kendi iç barışını öteleyen her yaklaşım; emin olun ki Lübnanlaşmak demektir. Türkiye’de iktidarın bu konuyla ilgili çıkaracağı dersler olduğunu düşünüyoruz. Ve bu dersleri çıkarmasını ümit ediyoruz.
Buradan devlet aklı ve yürütme erkine seslenmek istiyorum; 2011 Suriye savaşına müdahil olarak büyük bir yıkımın parçası oldunuz. Yeni maceraların peşinden koşmayın. Vekil güçlerinizi sahaya sürmeyin. Ortadoğu’daki hesap çarşıya uymaz. Rojava’da yaşayan Kürtlere mızrak, Türkiye’deki Kürtlere zeytin dalı uzatmak olmaz, olamaz.
“IŞİD ANLAYIŞINDAKİ HTŞ, TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA ZARAR ÜRETECEĞİ BİLİNMELİDİR”
IŞİD pratiği ve anlayışını sergileyen HTŞ’nin sadece Suriye’de değil, Türkiye ve bütün dünyada zarar üreteceği bilinmelidir. IŞİD ve türevi örgütleri, HTŞ’yi, SMO’yu ve diğer bütün koalisyonda yer alan örgütleri bizlere düzeltme yaparak satmaya sakın ola kalkmayın.
Ortadoğu’da şiddetin her yayılışı hem Türkiye için hem de bütün bölge ülkeleri için bir felakettir. Bizler diyoruz ki; gelin bölgesel barış jeopolitiğini hayata geçirelim. Gelin içeride barış, bölgede barış ilkesini hayata geçirelim. Bu saldırılar hepimize ve geleceğimize dönüktür. Bunları asla kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. DEM Parti olarak; bölgede yaşanan kaosun hangi güçler tarafından çıkarıldığını, kimin kimden ne çıkar elde etmek istediğini, hepsini gayet iyi biliyoruz. Bizim mücadelemiz Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünden yanadır. Sözde değil, özde demokratik bir Ortadoğu inşasından yanadır.
Dünya nükleer savaş gibi bir tehdit altındayken, dünyayı emperyalist kutuplar arasındaki çatışmalar kurtaramaz. Çare o değildir. Çare barıştır. Barış bütün sınırlar için en önemli güvenlik yöntemidir. Türkiye 911 kilometrelik sınırında barışı sağlayabilirse güvendedir. O nedenle barış güvenlik açısından silahlardan, tanktan, toptan çok daha etkili bir yöntemdir. Burada bunun altını bir kez daha çiziyoruz; hiç kimsenin şüphesi olmasın çeteler ve onların arkasındaki güçler yenilecek.
1 Ekim’den bu yana Türkiye’nin gündeminde MHP Genel Başkanı’nın yaptığı açıklamalar var. Kürt sorunuyla ilgili belirsiz tartışmalar devam ediyor. Toprak ölümden yoruldu, tencere sefaletten. O nedenle artık bu çatışma, sefalet ve savaş hali bitsin istiyoruz. Biz onurlu bir barış için dilimizi büyük bir ciddiyetle kurduk ve bunu koruduk. Ar damarı çatlamış kesimler ise ‘DEM Eş Genel Başkanları çözüm istemiyor’ diye yazıp duruyorlar. Vay efendim, DEM çözüm istemiyormuş diye veryansın ediyorlar. Değerli Türkiye halkları, bunlar külliyen yalandır.
DEM Parti, onurlu barışın umududur. Bunu bilmemek, bilip de görmezden gelmek, DEM Parti ile ilgili olan bir şey değildir. Umutsuzum diyen Cumhurbaşkanı, projeniz nedir bu soruna dair yaklaşımınız nedir? Bunu sadece DEM Parti değil, bütün Türkiye, 85 milyon insanımız merak etmektedir. Bu konu ile ilgili açıklamalarınızı bekliyoruz.”
“SAYIN ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER SAĞLANSIN”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’la beraber Salı günü İmralı’ya gitmek için başvuru yaptıklarını hatırlatan Hatimoğulları, “Henüz bu başvuruya bir yanıt almış değiliz. Sürecin takipçisiyiz. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan söyledi; ‘Cesur olacağız, yeni adımlar atacağız.’ Bizler de bir cesaret örneği olarak İmralı kapılarını açın diyoruz, Sayın Öcalan ile görüşmeler sağlansın” diye konuştu.
“DEM PARTİ ANKARA VE DİYARBAKIR’DIR”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘DEM Parti nerededir’ sorusuna cevap veren Hatimoğulları, “Öncelikle şunu söylüyoruz tehdit dilinden vazgeçin. Bizleri tehdit edip durmayın. Tehdit ederek diyalog kurulamaz. Öncelikle bunu bilince çıkarın. Duymak isteyen kulaklar için tekrar ediyoruz; DEM Parti demokrasidir, çözümdür. DEM Parti, ortak vatandaşlıkta, inkarın karşısındadır. DEM Parti sizden daha Türkiyelidir bunu hepiniz bilesiniz. DEM Parti Ankara ve Diyarbakır’dır. Asıl biz kendilerine sormak istiyoruz; Siz bu barış sürecinin neresinde duruyorsunuz? Barış, canınızın istediği anda onu aparat olarak kullanacağız bir şey değildir. Barış cesaret işidir. Barış cesurların işidir ve sorunlarla hakiki bir yüzleşmeyi gerektirir. Ferasettir barış. Bizler barış sevdasıyla, büyük bir cesaretle okyanusta ama pusulamızı bilerek yüzmeye devam edeceğiz. Barışa giden yolları kapatmaya çalışırlarsa bizler yeniden kanatlanacağız ve barışın rotasında uçmaya devam edeceğiz. Tıpkı ağzında zeytin dalı taşıyan bir güvercin gibi. Asla ürkek değil, büyük bir cesaretle barış demeye devam edeceğiz. Bu da onlara dert olsun” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- FEDA yaptığı açıklamada, “BM başta olmak üzere bu saldırılara sessiz kalan herkes en az saldırganlar kadar suçludur. Saldırılarına karşı başta biz Aleviler olmak üzere tüm halklar gerekli duyarlığı ve dayanışmayı göstermek durumundayız. Yarın çok geç olmadan mazlumların sesi, onların Xizir’ı olmalıyız” dedi.
Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Suriye’de süren savaşa dair yazılı açıklama yaptı. Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan halkların ve inançların özgür ve demokratik ortak yaşamını yıllardır hedefine alındığına dikkak çekilen açıklamda, “Bu ortaklaşmacı kültürü yok etmek için her seferinde başvurmadığı yol, vermediği taviz kalma bölge halkının kendi iradesiyle kendisini yönetmesini engellemek, halklara ve mazlumlara umut olsun istemiyor” denildi.
BM başta olmak üzere bu saldırılara sessiz kalan herkes en az saldırganlar kadar suçlu olduğunun vurgulandığı açıklamının devamında şunlara yer verildi:
“Dünyanın gözü önünde süren bu saldırı, devletli sistemin onayı olmaksızın mümkün değildir. Suriye’yi ve tüm Ortadoğu’nun geleceğini etkileyecek olan bu saldırı engellenemezse 21. yüzyılda vahşi ve barbarların faşist diktatöryal rejimlere yol açacağı açıktır. Rojava devrimini hedefleyen saldırılarına karşı başta biz Aleviler olmak üzere tüm halklar gerekli duyarlığı ve dayanışmayı göstermek durumundayız. Yarın çok geç olmadan mazlumların sesi, onların Xizir’ı olmalıyız.
FEDA olarak tüm canlarımızı ve mazlum tüm halkları soykırımcı saldırılar karşısında Kobanê ruhuyla alanlara akmaya, Kuzey ve Doğu Suriye halklarıyla dayanışmaya, Rojava devriminin kazanımlarını korumaya davet ediyoruz.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Suriye’de yeniden yükselen savaşa dair açıklama yaparak, “Küresel ve bölgesel vahşet merkezlerinin eliyle tekrarlanan bir katliam ve insanlık suçları pratiği Suriye’de bir kez daha sahneye konulmaktadır” dedi. DAD, Alevi ve Kürt karşıtlığı temelinde yürütülen politikalara ortak olunmaması ve Türkiye’nin olanak ve etkisini Suriye’de toplumsal rızalaşma ve barışın tesisi yönünde değerlendirmesi çağrısında bulundu.
Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.
Suriye’deki savaşa dair Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, yazılı açıklama yaptı. Ortadoğu’nun, insanlığın gelişim tarihinde yaşamın tüm alanlarında önemli kazanımlara öncülük eden bir coğrafya olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Ortadoğu, gerek tarihi, gerekse coğrafi konumu nedeniyle pek çok halkın ve inanç kimliğinin erken dönemlerden bu yana bir arada bulunduğu, hegemon merkezlerin müdahalesi olmadığı sürece güçlü bir ortak yaşam kültürünü var edip sürdürdüğü bir coğrafya olmuştur. Halkların kadim yurdu olan ve insanlığın gelişimine büyük katkılar sunan bu coğrafya emperyalist güçler ve bölgesel gerici hegemon merkezler tarafından savaşlar ve boğazlaştırmalar sarmalında kan deryasına çevrilmiştir” denildi.
“TALAN VE TAHAKKÜM POLİTİKALARI BÜYÜK YIKIMLARA YOL AÇMAKTADIRLAR”
DAD, açıklamasının devamında şunlara yer verildi:
“Küresel ve bölgesel vahşet merkezlerinin eliyle tekrarlanan bir katliam ve insanlık suçları pratiği hali hazırda Suriye’de bir kez daha sahneye konulmaktadır. Eli kanlı ve her türlü insanlık suçunu alenen işlemiş olan çeteler bir kez daha Suriye halklarının üzerine salınmıştır. Pek çok farklı etnik ve inanç kimliğinin bir arada yaşamakta olduğu Suriye ve Ortadoğu merkezli ülkelerin hiç birinde, bir etnik ya da inanç kimliğinin tahakkümü üzerinden demokratik ve eşitlikçi bir yaşam inşa etmenin olanağı yoktur. Bu gerçeği bilen küresel ve bölgesel hegemon güçler ayrıştırma, karşıtlaştırma ve çatıştırma politikalarıyla tüm inanç ve etnik kimliklerden halklarımızı adeta esir almakta, talan ve tahakküm politikaları için araçsallaştırarak büyük yıkımlara yol açmaktadırlar.
“İNSANLIK SUÇLARINI LANETLİYORUZ”
Mezhepsel ve etnik düşmanlık temelinde Suriye’de yürütülmekte olan savaşta, her inanç kimliği ve etnisiteden tüm halklar mağdur edilmiş, yüzbinlerce can kaybı yaşanmış ve milyonlarca insan mülteci durumuna düşürülmüştür.
Gerek rejimin, gerekse muhalif denen katil sürülerinin insanlık suçlarını lanetliyoruz. Sadece demokratik bir Suriye tüm bileşenlerinin, vatandaşlarının ortak vatanı olabilecektir. Suriye halklarına çağrımız rızalaşma temelli bir demokrasinin inşasına taraf olmaları, bu yönde bir duruş göstermeleridir.
HTŞ öncülüğünde geliştirilen son saldırıların emperyalist ve bölgesel hegemon güçlerin ortaklaşa yürüttüğü ve buna karşın iç çelişkilerin yaşandığı, farklı hesapların yapıldığı bir operasyon olduğu görülmektedir.
“ALEVİ VE KÜRT KARŞITLIĞI TEMELİNDE YÜRÜTÜLEN POLİTİKALARA ORTAK OLUNMAMALI”
Bilindiği gibi, bölgesel gelişmelerden birçok etnik ve inanç kimliğinin mevcudiyeti nedeniyle ülkemiz de derinden etkilenmektedir. Bu son gelişme birçok hassasiyete yol açmıştır. Suriye’de İslamı araçsallaştıran yapılar, Alevi ve Kürt halklarına düşmanlık temelinde hareket etmekte ve trajik biçimde ülkemizde de bu zihniyet karşılık bulmaktadır.
Suriye’deki gelişmeler bağlamında ülkemizin alacağı tutumun toplumsal barışımızı doğrudan etkileyeceği açık bir gerçektir. Bu nedenle Alevi ve Kürt karşıtlığı temelinde yürütülen politikalara ortak olunmaması ve Türkiye’nin olanak ve etkisini Suriye’de toplumsal rızalaşma ve barışın tesisi yönünde değerlendirmesi çağrısında bulunuyoruz.
Rızalaşma ve demokrasi hem ülkemizin, hem de bölge halklarının öncelikli ihtiyacıdır. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir.”
PİRHA- Alevi kurumları ortak bir açıklama yaparak Suriye’de yaşanan katliama tepki gösterdi. Suriye’de insanlık suçu işlendiği belirtilen açıklamada, “Şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi Hıristiyan ayrımı yapmadan katlediyor. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler” denildi.
Suriye’de ordu ile Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçı grupların çatışmaları 27 Kasım’dan bu yana devam ediyor. Halep’e giren silahlı grupların kentin büyük bir bölümünü kontrol ettiği ileri sürülüyor.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) konuya ilişkin ortak açıklama yayınlarken Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konudaki tavrını ve rolünü de değerlendirdi.
“SURİYE’DE İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR”
Suriye’de insanlık suçu işlendiğinin altını çizen Alevi kurumları, “Suriye iç savaşında sağlanan ateşkes sonucunda cihatçı selefi örgütler İdlib bölgesine sıkışmışlardı. Bir yılı aşkın bir süredir İsrail tarafından Filistin halkına yönelik yapılan katliamlar karşısında bu selefi /ırkçı çeteler sessiz kaldılar. Ne zamanki İsrail ile Lübnan hükümeti arasında sağlanan ateşkes süreci başlayınca bu güçler Suriye Hükümetine ve bölge halkına karşı savaşı başlattılar. ABD ve bölgedeki işbirlikçileri tarafından Eğitilen-donatılan, beslenip palazlandırılan şeriatçı, selefi, ırkçı çeteler başta Aleviler olmak üzere, Kürt, Ezidi, Süryani, Dürzi, Hristiyan ayrımı yapmadan katlediyor” dedi.
“İDLİP’TEN YOLA ÇIKAN KONVOYLAR ALEVİLERİ VE KÜRTLERİ İŞKENCELERLE KATLETMEKTE”
İdlip’ten yola çıkan konvoyların Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte olduğunu belirten kurumlar, açıklamalarında şunları ekledi:
“Suriye ile başlatılması düşünülen görüşmelerden olumlu sonuç alamayan siyasi iktidar ne yazık ki uzun bir süredir kontrol altında tuttuğu ve desteklediği ÖSO / SMO güçlerini serbest bırakarak Suriye denkleminden karlı çıkmanın hesaplarını yapmaktadır. Bölgede çok sayıda Şeriatçı/ selefi örgütler bulunmaktadır. Bu örgütlerle birlikte, Heyeti Tahrir Şam (HTŞ), (Nusra, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) öncülüğünde başlatılan saldırılar El Kaide ile ilişkili tecrübeli Uygur Türklerinden oluşan Türkistan İslam Partisi’nin eklenmesiyle daha da katliamcı bir hale geldi. Türkistan İslam partisi ve Özgür Suriye Ordusunun (ÖSO) askeri konvoylarında Türk Bayraklarının oluşu ve Suriye ordusunun mevzilerine obüs atışlarının olması ülkemizin bu konudaki tavrını ve rolünü açığa çıkarmaktadır. İdlip’ten yola çıkan konvoylar Halep merkezine doğru sert ve katliamcı bir tarzda ilerlerken bu güzergâh üzerinde yaşayan Alevileri ve Kürtleri işkencelerle katletmekte, Sosyal medyada yayınlamaktadırlar. Hızını alamayan şeriatçı, selefi, ırkçı gruplar sosyal medyada HTŞ’yi Samandağ’ına sokarak ülkemizdeki Alevileri de katletmekten bahsetmektedirler.”
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI OLAN ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN AKRABA VE AŞİRETLERİNİN BİR YARISI SURİYE SINIRLARI İÇERİSİNDE YAŞAMAKTA”
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamakta olduğunu dolayısıyla planlamalar yapılırken bu hassasiyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Alevi kurumları, şunları ekledi:
“Siyasi iktidarın ve devletimizin tüm birimlerinin unutmaması gereken en önemli konu şudur: Tüm emperyalist devletlerin bölge ile ilgili planları olabilir, çıkarları yerine gelmeyince veya elde edince arkalarına bakmadan çekip gidebilirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir şansı ve olanağı yoktur. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Alevilerin ve Kürtlerin akraba ve aşiretlerinin bir yarısı Suriye sınırları içerisinde yaşamaktadır. Dolayısıyla devletimiz bölge ile ilgili planlamalar yaparken bu hassasiyeti göz önünde bulundurmalıdır.”
“SAVAŞ, İNSANLIK SUÇUDUR”
Suriye topraklarının ilhak edildiğini belirten Alevi kurumları, Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi ikinci aşamasına geçmiş göründüğünün altını çizdi.
Kurumlar açıklamada, “Peki savaş karşıtları, barış yanlıları, halkların özgürlüğü ve kardeşliğinden yana olanlar, insan hakları savunucuları bizler bu duruma daha ne kadar seyirci kalacağız. Yanı başımızda insanlık ölüyor. Suriye’de ve Ortadoğu’da İlhak, işgal, talan ve katliam var. Eğitilip donatılan Şeriatçı, Selefi, Irkçı çeteler kardeşlerimizi katlediyor. Savaş, ölüm demek, göç demek, yoksulluk ve çürümeye neden olan bir yıkım demektir. Savaş cinayet, savaş tecavüz, savaş yetim kalan çocuk demektir. Savaş, insanlık suçudur… Tüm siyasi Partileri, Emek ve Meslek Örgütlerimizi ve Demokratik Kamuoyunu duyarlı olmaya çağırıyoruz! Bozatlı Hızır darda zorda kalan cümle canların carına yetişsin…” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- KESK’in Ankara’daki mitinginde bütçenin ekolojik yıkım, doğan talanı, savaş, güvenlikçi politika ve silahlanmaya aktarılmasına tepki gösteren on binlerce emekçi, ülkenin kaynaklarının yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılması çağrısında bulundu.
Anadolu Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen sendika üyeleri, taleplerini taşıdıkları pankartlarla duyurmaya devam ediyor. “Yoksulluk sınır üzerinde maaş”, “Vergide adalet”, “Ulaşım, barınma, beslenme desteği”, “Ücretsiz bir öğün yemek”, “Yan ödemeleri emekliliğe yansıt” ve “İktidarların çıkarları için değil! Kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar ve tüm hak sahipleri için sosyal hizmet” pankartlarını taşıyan KESK üyeleri ,Türkiye’nin dört bir yanından “Geçinemiyoruz” demek için Ankara’ya geldi.
AKM önünden Tandoğan Meydanı’na yürüyüş başladı. Yürüyüş boyunca halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. Savaşı derinleştiren politikalara itiraz eden KESK’liler, savaşa harcanacak bütçenin halkın temel gereksinimlerine harcanmasını talep etti.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun, Ankara’da düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitingine on binler katıldı. AKM önünden Tandoğan’a kadar yapılan yürüyüşün ardından meydanda yapılan mitingde halkın geniş kesimlerini yoksullaştıran ekonomi yönetimine, TÜİK’in gerçeği yansıtmayan enflasyon açıklamalarına, yüksek enflasyon karşısında hâlâ ücretlerin baskılanmaya çalışılmasına, eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere yeterince bütçe ayrılmamasına karşı mücadele çağrıları yapıldı. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına da tepki gösterdi.
KADINLAR TALEPLERİYLE ALANDA
Kadınlar da kendi talepleriyle miting alanındaydı. Yoksullaştırma politikalarından en çok kadınların ve LGBTİ+’ların etkilendiğini vurgulayan KESK’li kadınlar, merkezi bütçenin de toplumsal cinsiyet ayrımı körü olmaması gerektiğini ifade etti.
Son dönemde artan kadın cinayetlerine ve yoğunlaşan kadına yönelik şiddete değinen KESK’li kadınlar “Haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkıyor, emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı mücadelede birleşiyoruz!” dedi.
KAYYIMLAR GÜNDEMDE
Mitingin gündemlerinden biri de kayyım atamaları oldu. KESK’liler taşıdıkları dövizlerle, attıkları sloganlarla kayyum atamalarına tepki gösterdi. Kayyımun halkın iradesinin gaspı olduğunu ifade etti.
Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz! şiarıyla, 50 binden fazla kamu emekçisi ve halkın katılımıyla düzenlenen mitingde ortak metni KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu.
“ÇARKLAR; RANT, SOYGUN ÜZERİNDEN DÖNÜYOR”
Koçak ve Karagöz‘ün konuşmalarından başlıklar şöyle:
“Bundan tam 10 yıl önce yine burada, Ankara’da “Emek, Demokrasi, Barış ve Adalet” mitingimizde hep bir ağızdan “Bozuk Düzende Sağlam Çark Olmaz! Diye haykırmak istemiştik. Aradan 10 yıl geçti. Bozuk düzende sağlam çark olmayacağını her gün daha ağır bir biçimde yaşamaya devam ediyoruz. Çünkü bu bozuk düzenin çarkları yıllardır dönmeye devam ediyor. Çarklar; yıllardır ülkemizi emperyalist kapitalist sisteme, yabancı ve yerli tekellere daha fazla bağımlı hale getiren uluslararası sermayenin yağmasına yol açan neo-liberal politikalarla dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır borçlanmaya, ranta, betonlaşmaya dayalı bir ekonomik model üzerinden dönüyor. Çarklar, sadece sanayide, teknolojide, enerjide değil tarımda, hammaddede hemen her alanda dışarıya bağımlı hale getirilmesi ile dönüyor. Bu ülkede çarklar; yıllardır hepimizden, halktan alınan vergilerle, kaynaklarla kurulan; PETKİM’den TÜPRAŞ’a, SEKA’dan TEKEL’e, TEDAŞ’dan SÜMERBANK’a, yem fabrikalarından, limanlara, şeker fabrikalarından madenlere kadar tüm kamu işletmelerini, fabrikaları özelleştirme soygunu ile yok pahasına yabancı ve yerli sermayeye peşkeş çekilmesi ile dönüyor. Çarklar; Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, bakım sorumluluğunun kadına yüklenmesi üzerinden dönüyor.
KAYYIM, KHK, İHRAÇLAR..
Bizim söylediklerimizi bir yana; 22 yıldır ülkeyi yönetenler bu bozuk düzenin çarklarının nasıl ve kimin için döndürdüklerini zaten açık açık itiraf ediyorlar. Döviz kuru ve enflasyon rekor üstüne rekor kırarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti. “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”. Doğru çarklar dönüyor. Ama nasıl dönüyor? Çarkların içinde kimler eziliyor ? Emek karşıtı, sermaye yanlısı bütçelerle, adaletsiz vergi sistemi, özelleştirme talanı ve kamunun tasfiye edilmesi ile düzenin çarkları biz emekçileri eziyor. TÜİK’in sahte rakamları ile düşük gösterilen enflasyonla, açlık sınırında ücretlerle, angarya çalışmayla, güvencesiz istihdamla çarklar bizi eziyor. Hak arama yollarımızı kapatan, insan hakları ihlallerini körükleyen güvenlikçi politikalarla, darbelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL’lerle, kayyum darbeleri ile çarklar bizi eziyor.
Grev yasaklarıyla, sendikal hak ihlalleri ile torba yasalarla KHK’lerle, sorgusuz sualiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle çarklar bizi eziyor. Doğayı talan eden, yaşam alanlarımızı yok eden ranta dayalı betonlaşma ile çarpık kentleşme ile düzenin dişlileri bizi yok ediyor. Kadın yoksulluğunun, güvencesizliğinin eşitsizliklerin derinleştirilmesi ile bu çarklar bizi eziyor. Kısacası bu bozuk düzenin çarkları; yıllardır halkı, emekçileri, kadınları, yoksullaştırarak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor.
SAVAŞ POLİTİKALARI
Bu iktidarın savaş ve rant politikalarının sonuçları; seçilmiş milletvekillerinin halen cezaevinde tutulması Belediye Başkanlarının, Eş Başkanlarının yerine kayyım atanması, halk iradesinin ayaklar altına alınmasıdır. Demokrasinin, hukukun, adaletin, sendikal hak ve özgürlüklerin kırıntılarının bile rafa kaldırıldığı, tek adam rejiminin ferman düzenidir. Siyasal iktidarın ırkçı, gerici bir anlayışla laikliği hedef alması, etnik ve inanç kimlikleri üzerinden toplumun ayrıştırılması ve kutuplaştırılmasıdır. Kontrolsüz iç ve dış göçün yarattığı göçmen ve sığınmacı sorunları üzerinden ırkçılığı yeniden üretilmesidir. Yaşanan sorunların sebebi savaştan kaçarak ülkemize sığınan yoksul halklar değil emperyalist güçlerin ve yerli işbirlikçilerinin savaş tamtamlarıdır.
“KAYYIM TOPLUMSAL BARIŞA DARBEDİR”
Demokrasinin varlığının temel koşulu halk iradesine saygı duymaktır. Bunun aksine her türlü karar ve müdahale halkın demokratik iradesinin gasp edilmesidir. Bir kez daha altını çiziyoruz. Kayyım; halk iradesine, emeğe, toplumsal barışa darbedir. Kayyım; yerel yönetim emekçilerini işinden, ekmeğinden eden, toplu sözleşmelerini iptal eden, sürgünü, sendikal ayrımcılığı, angarya çalıştırmayı rutin hale getiren emek düşmanlığının adıdır. Kayyım; yolsuzluktur, boşaltılan kasalar, Yandaşlara belediyelerde kadro açmak, ihale dağıtmak, halkın omuzlarına katmerli borçlar yüklemektir. Kayyım; rantçı belediyecilik anlayışı karşısında olanlara, eşit yurttaşlık temelinde, bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklara yönelik bir gözdağıdır. Kayyım; halkla belediye arasına konulan beton duvarlardır.
“KÜRT SORUNUNUN DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜ VE ALEVİLERE EŞİT YURTTAŞLIK”
Bizler eşit, özgür, laik ve demokratik bir ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyoruz. Bu nedenle saltanatlarını sürdürmek için acıdan ve gözyaşından, kutuplaştırmadan, çatışmadan beslenenlerin karşısında bir arada olmaya devam edeceğiz. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin bütün kazanımlarını, izlerini hafızalarımızdan silmeyi hedefleyen zihniyete karşı; “Laiklik” ve “Demokratik Cumhuriyet” mücadelemizi büyüterek sürdüreceğiz.
Kürt sorununun demokratik yol ve yöntemlerle çözülmesinden yanayız. Halklarımız barış özlemini ortak yaşam eşit yurttaşlık talebini açıkça ortaya koymuştur. Barış süreci yeniden örülmeli, başta Kürt halkı ve Aleviler olmak üzere halkların eşit yurttaşlık talebinin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
Koçak ve Karagöz taleplerini şöyle sıraladı:
“-Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını, emekçilerin ve emek örgütlerinin bütçe sürecine katılım sağlayabileceği yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz.
-Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
-Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini, kadınların güvenceli istihdamının arttırılmasını, kadınları şiddetten koruyacak kamusal hizmetlerin genişletilmesini istiyoruz.
-Vergide ve ücretlerde adalet istiyoruz. Bunun için; tükettiğimiz her şeyden alınan KDV, ÖTV gibi tüm dolaylı vergilerin düşürülmesini,
-Yoksulluk sınırına kadar olan maaşların, birinci vergi diliminde sabitlenmesi ve %10’a çekilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizden oluşan bütçeden alıp Kamu Özel İş birliği (KÖİ) projelerine, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine aktarılan Hazine garantilerine son verilmesini istiyoruz.
-Vergilerimizin, ülkenin kaynaklarının güvenlikçi politikalara, silahlanmaya değil; istihdamın arttırılması, yoksulluğun ve işsizliğin önlenmesi, adaletin, barışın ve demokrasinin tesis edilmesi için kullanılmasını istiyoruz.
-Maaşlarımızda her geçen yıl artan kayıpların karşılanmasını istiyoruz.
-Asgari ücretin bir işçinin ailesi ile insanca yaşamaya yetecek seviyeye, en düşük emekli aylığının ise asgari ücret seviyesine çıkarılmasını istiyoruz. Biliyoruz ki bunu yapmak için sadece sermaye çevrelerinden almadıkları vergilerin onda biri yeterlidir.
-En düşük kamu emekçisi maaşının kira, aile, yakacak yardımları ile yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını istiyoruz.
-Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm çalışanların güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini istiyoruz.
-Eğitimin tüm aşamalarında çocuklarımıza ücretsiz, bir öğün yemek içilebilir su istiyoruz.
-Uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan ve temel hakkımız olan; Gerçek Grevli Bir Toplu Sözleşme Yasası talep ediyoruz.
-Kamuda işe alımlarda, siyasi kayırmacılığa son verilmesini, gençlerimizin işe girmesini engelleyen mülakatın ve güvenlik soruşturmalarının kaldırılmasını istiyoruz.
-Haksız hukuksuz şekilde KHK’lar ile ihraç edilen tüm emekçilerin derhal görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz.
-Eğitim ve sağlık başta olmak üzere tüm kamu hizmetlerinin ücretsiz, anadilinde, ulaşılabilir ve nitelikli hale getirilmesini, bütçelendirilmesini bu alanda özel sektörün teşvikinden vazgeçilmesini istiyoruz.”
PİRHA- Ankara’da 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri bir araya geldi. Yapılan açıklamada, ” İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” denildi.
78’liler Hareketi Ankara, Alınteri, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Ankara İşçi Meclisi, BDSP, DAD, DEM Parti, Devrimci Parti, EHP, ESP, Emekliler Meclisi Sendikası, Halk-Der, HDK Emek Meclisi, Sosyalist Parti, SYKP, Kaldıraç, Partizan; 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri olarak Ankara Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.
“Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz” şiarıyla buluşma düzenleyen Yüksel Caddesi’nde toplanarak Sakarya Caddesi’ne yürüdü.
“Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz” yazılı pankart açılırken “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz “, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek ” söz, yetki, karar işçilere” sloganları atıldı.
Bileşenler adına açıklamayı Songül Doğan okudu.
“MAHKUM EDİLDİĞİMİZ AÇLIK, YOKSULLUK, SEFALET VE SAVAŞ DÜZENİNİ KABUL ETMİYORUZ”
“Tüm zenginlikleri yaratanlar olarak içinde yaşamaya mahkûm edildiğimiz açlık, yoksulluk, sefalet ve savaş düzenini kabul etmiyoruz” diyen Doğan, “Bizler; emeği azgınca sömürülen işçiler, yoksulluk girdabında boğulmak istenen emekçileriz. Bizler; üç kuruş emekli aylığı ile yaşam hakkı ayaklar altına alınmak istenen emeklileriz. Bizler; doğası, toprağı kapitalistlerin üç kuruş kâr hırsı uğruna yağmalanan köylüleriz. Bizler; geleceği gasp edilen gençler; evde, sokakta, işyerinde baskı, şiddet ve katliamlara uğrayan kadınlarız. Bizler sömürü çarkları dönsün diye en temel demokratik hakları yok sayılan; etnik, dinsel, mezhepsel çatışmalarla birbirine düşman edilmeye çalışılanlarız. Savaş ve saldırganlık politikalarıyla kıyıma uğrayan, yok sayılan halklarız. Türkü, Kürdü, Arabı,Rumu, Ermenisi ile; Alevisi, Sünnisi, Süryanisi ile her dilden ve her renkten emekçiler olarak dünyayı emeği ile var edenleriz” dedi.
“PATRONLARI ZENGİN ETMEYE DEVAM EDİYORLAR”
Uyguladıkları programın adı konulmamış bir IMF programı olduğunu vurgulayan Songül Doğan, şunları söyledi:
“İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Çalışma ve yaşam koşullarımız her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Aldığımız ücretlerle bırakın insanca bir yaşam sürmeyi nefes almak bile imkânsız hale geliyor. Enflasyon canavarı belimizi bükmeye, çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştıkça iş cinayetleri artmaya devam ediyor.
Ama onlar, bu ülkede açlık sınırının altında ücretlerle çalışmak zorunda bırakılan milyonlar yokmuş gibi çıkıp enflasyonun nedenini ücret zamları olduğunu iddia ediyorlar. Fedakârlık adı altında bu ülkenin işçisinden, emekçisinden, emeklisinden göz göre göre çalmaya devam ediyorlar.
Geçtiğimiz haftalarda bir Orta Vadeli Program açıkladılar. Bugünlerde 2025 Bütçe Tasarısı mecliste, önümüzdeki günlerde yeni asgari ücret için tespit komisyonu toplantıları başlayacak. Ve buralarda kurdukları her cümle, yazdıkları her satır ile bizden çalmaya, patronları zengin etmeye devam ediyorlar.
“KRİZİN FATURASINI KRİZE NEDEN OLANLAR ÖDEMELİ”
Emeği ile yaşam kavgası veren işçilerden, emekçilerden daha ücreti eline geçmeden vergisi kesilirken, vergi afları ve indirimleri ile trilyonlarca lirayı sermayedarlara hibe ediyorlar. Artan oranlı vergilerle, dolaylı vergilerle işçiler, emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşırken eğitimi, sağlığı, ulaşımı patronların insafına terk ediyor, kamu hizmetlerine dair sorumluluklarının hiçbirini yerine getirmiyorlar.
Ve bu emek düşmanı rejim devam etsin diye, sırf patronlar daha da fazla kazansın diye çalışma koşullarını daha da ağırlaştıracak düzenlemeler çıkarmaya hazırlanıyorlar. Ajandalarında yeni esnek üretim saldırıları var. Ajandalarında güvencesiz çalışma biçimleri var. Ajandalarında kıdem tazminatı hakkımızın gasp edilmesi var. Ajandalarında daha az ücret, daha çok sömürü için ne gerekiyorsa o var.
Bizler, bu emek düşmanı politikaları kabul etmiyoruz. Krizin faturasını doymak bilmez kâr hırsları ile bu krize neden olanlar ödemeli diyoruz.”
“BASKI VE ZORBALIK İLE BÜTÜN BİR TOPLUMU ÇÜRÜTÜYORLAR”
İktidarın işçiyi, emekçiyi ırkıyla, mezhebiyle bölüp parçalarken kendisi İsrail’e ticaret gemilerini göndermeye devam ettiğinin belirten Songül, Bu emek düşmanı rejim sadece ücretlerimizi düşürüp çalışma ve yaşam koşullarımızı ağırlaştırmıyor. Ayakta kalabilmek için, sömürü çarkının işlemeye devam etmesi için bir baskı ve zorbalık düzeni tahkim ediyor. Baskı ve zorbalık ile insana dair her şeyi yok ediyor, bütün bir toplumu çürütüyor.
Emeğinin hakkını istediği için, sendikalaştığı için işçinin karşısına barikat kuruyor; doğasına sahip çıkan köylüye saldırıyor, rezerv alan adı altında evlerine el koyuyor. Soruşturma ve yasaklarla, MESEM adı altında işletilen sömürü mekanizmalarıyla gençliğin, şiddet sarmalı ile kadınların ve LBGTİ+’ların gelecek umudunu yok ediyor. Rant uğruna üç günlük bebeklerimizi çetelerin elinde ölümünü seyrediyor. Seçme seçilme hakkına bile tahammül edemiyor, seçilmiş belediye başkanlarını sudan gerekçelerle görevden alıyor, bir kayyım rejimi inşa ediyor” dedi.
“SOKAKLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
İktidarın toplumda göçmen karşıtlığını kışkırtırken, göçmenlerin emeği üzerinden yeni rant alanlarının hesabını yaptığını belirten Doğan, “Başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkların haklı ve onurlu taleplerini inkâr ve imha politikaları ile yok sayarken kışkırttığı savaş politikaları ile silah tekellerini zengin etmeye devam ediyor. Her yıl ödediğimiz vergilerimizden trilyonlar sırf onları daha çok kazansın diye, sırf işçi ve emekçiler o savaş politikalarının esiri olup baskı ve zorbalık düzenine ses çıkarmasınlar diye peşkeş çekiliyor” diye ekledi.
İnsanca yaşamak istediklerinin altını çizen Songül Doğan, “Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“ARTIK BIÇAK KEMİKTE”
KESK adına konuşan sendika başkanı Ahmet Karagöz, “Umarım bu etkinlik birilerine ders olur. Açık sefalet diz boyu. Ülkeyi yönetemeyenlerin yoksulluğu yönettiği bir dönemdeyiz. Artık bıçak kemikte, artık sabretmeyeceğimizi bildirmek istiyorum. Bütçelerin bu ülkenin emekçisinin bütçesi olmadığını, öğrencilerin bütçesi olmadığını görüyoruz. Bütçenin patronların bütçesi olduğunu hepimiz biliyoruz. KESK olarak 30 Kasım’da Ankara’da bütçe kapsamında bir miting düzenleyeceğiz. Bu ülkenin bütçesinin sermayeye aktarıldığı bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
10 kişinin işten çıkartılmasının ardından 19 Eylül’den beri grevde olan As plastik işçilerinin mesajı okundu. Grevdeki işçiler mesajlarında direniş çağrısı yaparak birlikte mücadele vurgusu yaptılar.
Emekliler Meclisleri Sendikası ise “Emeklilerimizin sefalet ile sınanmaktadır. Emekliler sorunları görmezden gelinmiştir” diyerek emeklilerin sorunlarına vurgu yaptı.
Buluşma işçilerin konuşmalarının ardından sona erdi.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, savaşın yoğunlaştığı Ortadoğu’da demir kubbeler çözümün yolu olmadığını vurgulayarak, “Şöyle dönüp İsrail Filistin savaşına Lübnan’a savaşa çekilmek istenen İran’daki gelişmelere baktığımızda; hiçbir demir kubbenin hiç kimseyi korumadığını gördük. Oysa barış korurdu. Gelin Ortadoğu’da Türkiye’ye kadar gök kubbeyi demirden çelikten arındıralım, gelin gök kubbeyi barışla dolduralım. Halklar kazansın, barış kazansın, kardeşlik kazansın” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.
Tülay Hatimoğulları, iktidarın çelik kubbe bahanesiyle borçtan vergi almaya çalıştığına dikkat çekerek, “Güvenlik adıyla toplumun işini aşını çaldılar. Bir avuç zenginin kasasını doldurdular. Hazine ve Maliye Bakanı, “Savunma projelerine kaynak gerekiyor. ‘750 lira vergiyi çelik kubbe için alıyoruz’ diye bir açıklama yaptı. Herkese tavsiyemiz, bu iktidar milli güvenlik deyince herkes elini cebine atsın ve baksın. Bu iktidarın hırsız eli senin cebinde mi değil mi? Bu gerçekten söylüyoruz şaka olsun diye söylemiyoruz. Çünkü onlar her milli güvenlik dediklerini ellerini cebimize uzatıyorlar. Bu iktidar, uyguladığı ekonomi politikaları en temel milli güvenlik problemidir. Bu iktidar, yurttaşımızı aç bırakmıştır. Bu iktidar sistemle el ele vererek çetelerle bu ülkeyi yönetmeye kalkmıştır” dedi.
“HER BİR KADINA GÜNLÜK 38 KURUŞ DÜŞÜYOR”
Türkiye’nin kadınların, çocukların katledildiği bir ülkeye dönüştüğünü vurgulayan Tülay Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
İktidar bu bütçeyi halkın, emekçinin, yoksulun, kadının sırtına yükleyerek bütçe yapmaya çalışıyor. Bu bütçe iktidarın politik tercihleri çerçevesinde geliştirilen bir bütçe. Bakın kadın katliamlarından bahsettik. Yüreğimizi, içimizi dağlayan her gün yüreğimizi paralayan ve politik olan kadın cinayetlerinin yaşandığı bir süreçte iktidarın 2025 yılı bütçesinde kadının güçlendirilmesi başlığı altında ayırmış oldukları bütçenin miktarına bakın; 5.9 milyar tl. Yani bu bütçe kadının güçlendirilmesi için her bir kadına günlük 38 kuruş düşüyor. Gerçek rakam bu; 38 kuruş. Aklımızla alay ediyorlar. Kadınlara 38 kuruşu layık gören bu iktidar faiz lobisine tam 1 trilyon 950 milyar TL ödenek ayırmış. 2025’te faize günde 5 milyar 416 milyon lira saatte 225 milyon lira dakikada 3 milyon 761 bin lira, saniyede 62 bin 693 lira ödeyecekler. Yani sadece saniyede faize ayırmış olan bütçe 4 asgari ücrete tekabül ediyor. Asgari ücretliye emekçiye emekliye verdikleri değeri yine faiz lobisine ayırdıkları bütçe ile kıyasladığımızda ne kadar değersiz olduğunu görüyoruz.”
Tülay Hatimoğulları, iktidarın meclise getirdiği bu bütçenin sefalet, felaket ve şiddet bütçesi olduğunu vurgulayarak, Meclisteki görüşmelerde en güçlü muhalefeti DEM Parti olarak yapacaklarını söyledi.
Türkiye eğer gerçekten güvenli bir sınıra sahip olmak istiyorsa yapması ilk şeyin Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi olduğunun altını çizen Tülay Hatimoğulları, şunları dile getirdi:
“Değerli Türkiye halkları hepimiz bu gerçekliği görmek durumundayız. Sahte güvenlikçi politikalar bizleri yoksullaştırdığı ekmeğimizi küçülttü. Kürt halkı bizlerin tarihsel kardeşidir. Türk, Kürt, Arap, Acem, Ermeni ve birçok halk Ortadoğu’nun kadim halkıdır ve tarihsel kardeşlik vardır aralarında. Halkların dilini konuşması anadilinde eğitim görmesi, anayasa haklarının eşit bir şekilde tanımlanması bir ülkeyi bölmez tam tersine halklar arasındaki dayanışmayı güçlendirir. Bizleri daha güçlü bir toplum haline getirir. Dünya savaşının zikredildiği bir dönemde savaşın yoğunlaştığı Ortadoğu’da demir kubbeler çözümün yolu olmadı. Şöyle dönüp İsrail Filistin savaşına Lübnan’a savaşa çekilmek istenen İran’daki gelişmelere baktığımızda; hiçbir demir kubbenin hiç kimseyi korumadığını gördük. Oysa barış korurdu. Gelin Ortadoğu’da Türkiye’ye kadar gök kubbeyi demirden çelikten arındıralım, gelin gök kubbeyi barışla dolduralım. Gelin barışın sesini sadece Türkiye’den değil, sınırları aşacak sınırların çok ötesine ulaşacak şekilde barış çığlığını hep birlikte büyütelim, bunu bir temel politik çizgi haline hep beraber getirelim. Halklar kazansın, barış kazansın, kardeşlik kazansın.
TECRİT KALDIRILMALI
AKP’nin dış politikası iflas etmiştir. Ama bölgede barış demek için Kürt sorununun çözülmesi bizlerin elindedir. Kürt sorunun çözüm yolu, yöntemleri ve muhatapları bellidir. Ortadoğu ve Türkiye’de barışın muhatabı İmralı’da ağır tecrit altında bulunan Sayın Abdullah Öcalan’dır. Kürt sorunun çözüm yeri Meclistir. Parlamentoda ve siyasette muhatap DEM Parti’dir. Demokratik zeminde siyasi partiler ve demokrasi güçlerinin tamamıdır, toplumun bizatihi kendisidir. Geçmiş deneyimlerimizden çok iyi biliyoruz ki toplumsallaşamamış bir barış gerçek olarak bir barışı gerçekleştirememiş sağlayamamış oluyoruz. Barış bilinci toplumun bütün hücrelerine yayılmalı ki, bütün toplum tarafından benimsenmelidir gerçek bir barış olsun. Bir başlangıç olacaksa tecrit derhal kaldırılmalıdır. Kürt sorunun çözümünde pusula demokratik müzakere ve onurlu barıştır. Çözümü kimseden dilenmiyoruz. Onurlu bir barış için üstünlük almaya hazırız.”
“ACİL BİR BİÇİMDE ADIM ATILMALIDIR”
Grup konuşmasında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup konuşmasında sarf ettiği “Bugün kitabın orasından konuşacağım. Öcalan gelsin TBMM’de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün bittiğini açıklasın, sonra da umut hakkı için başvurusunu yapsın” sözlerine de cevap veren Tülay Hatimoğulları, “Tecrit 44 aydır devam ediyor. Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması için yıllardır mücadele ediyoruz. Demokratik kamuoyu yıllardır ‘Tecrit kaldırılsın’ diyor. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit kesinlikle kaldırılmalıdır. Fiziki olarak gelsin konuşsun diyoruz. Geçen hafta, ne diyeceğini hep birlikte görelim dedik. Bu hafta da aynı sözü tekrarlıyoruz. Bırakın tecrit kalksın Sayın Öcalan çıkıp konuşsun ve ne konuştuğunu hep birlikte görelim. DEM Parti olarak üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzun altını buradan bir kez daha çiziyorum. Söz veriyoruz; bu ülkeye onurlu bir barış gelecek” diye belirtti.
PİRHA- Özgür Özel ile görüşmesine dair açıklama yapan Selahattin Demirtaş, Türkiye’de siyaset kanalları uzun yıllardır tıkalı durumda olduğunu, Anayasa’ya aykırı uygulamaların keyfi şekilde sürdürüldüğüne dikkat çekerek, “Seçim hesaplarına girmeden, ittifak yarışlarıyla tartışmanın önünü kesmeden, barış için herkesin katkısının önemine değindim” dedi.
Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmesine dair sanal medya hesabından açıklama yaptı.
Demirtaş’ın açıklaması şöyle:
“Bugün, CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel ile görüştük. Sayın Özel’e, ziyareti nedeniyle teşekkürlerimi sunuyorum. Toplumsal birliğe, güçlü beraberliğe, adalete ve barışa susamış, ekonomik krizin yol açtığı yoksullukla boğuşan halkımızın yararına olduğuna inandığımız tüm konuları samimiyetle tartışma fırsatımız oldu.
Türkiye’de siyaset kanalları uzun yıllardır tıkalı durumdadır. Devlet işleyişi oldu bittilerle, Anayasa’ya aykırı uygulamalarla keyfi şekilde sürdürülmektedir. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘normalleşme, yumuşama’ diye ifade ettiği sürecin ayaklarının yere basması, ete kemiğe bürünmesi isteniyorsa yapılması gereken ilk şey, hukukun üstünlüğüne her alanda saygı duymaktır. Bu olmadan siyaset kanalları da açılmaz, normalleşme zemini de oluşmaz.
Türkiye’deki sorunların çözüm yolu siyaset, çözüm kurumu da TBMM’dir. Sayın Özel’in ziyareti vesilesiyle bu konularda görüş alışverişinde bulunma fırsatını yakalamış olduk. Gelir adaletsizliğinden demokrasiye, dış politikadan Kürt sorununa, doğa haklarından emeklilerin, gençlerin, çocukların ve özellikle kadınların sorunlarına kadar birçok konuda verimli bir tartışma yürüttük, son günlerde açığa çıkan bebek katliamını ve sağlık sistemini ele aldık.
Ayrıca Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde siyasetin rol üstlenmesinin, diyaloğun ve iş birliğinin öneminin altını çizerek el sıkışma seremonisinin devamının gelmesi için siyasete şans tanınması gerektiğini ifade ettim. Bu aşamada, seçim hesaplarına girmeden, ittifak yarışlarıyla tartışmanın önünü kesmeden, barış için herkesin katkısının önemine değindim.
Sayın Özgür Özel ile yaptığımız bu anlamlı ve değerli görüşmenin absürt bir yönü vardı, o da görüşmeyi cezaevinde yapmış olmamızdı. Umarım Kobani ve Gezi kumpas davaları rehineleri başta olmak üzere, Sayın Selçuk Mızraklı ve Sayın Bekir Kaya dahil tüm siyasi tutsakların hakları bir an önce iade edilir ve özgürlüklerine kavuşurlar, bu zalimce adaletsizlik son bulur. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak girişimleri gibi yargısal operasyonlardan da artık vazgeçilir.
Bizler her şart ve koşulda demokratik siyasette ısrarcı olacağız ve demokrasinin, toplumsal barışımızın sağlanması için üzerimize düşen sorumluluğun gereklerini yerine getireceğiz.
Ayrıca, kurumsal işleyişimize uygun bir şekilde, görüşmenin içeriğini avukatlarım aracılığıyla DEM Parti Genel Merkezi’ne aktaracağım.
Sayın Özel’e bu anlamlı ziyareti nedeniyle bir kez daha teşekkürlerimi sunarken kendisine başarılar diliyor, şahsında tüm Cumhuriyet Halk Partililere içten selam, sevgilerimi gönderiyorum. Saygılarımla…”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini vurguladı. Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor? Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Eylül ayında 34, 2024 yılının 8 ayında ise 261 kadının katledildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, “Erkekler bu cesareti nereden alıyor?Erkekler bu cesareti işletilmeyen yargıdan alıyor. Her davanın hafifletici nedenler bulunularak bir şekilde cezasızlıkla sonuçlandırılmasından alıyor. Ağızlarını her açtıklarında kadınları ötekileştiren iktidardan alıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçen iktidardan alıyor. 6284 sayılı kanunu iptal etmeyi tartışan iktidardan ve erkek devletten alıyor. Toplum nezdinde bunları normalleştiriyorlar. Artık yeter. Bir kadının dahi öldürülmesine tahammülümüz yok. Erkek şiddetine karşı önleyici politikalar derhal hayata geçirilmelidir. Yargı erkek yargı olmaktan çıkmalıdır. Cezasızlık sisteminden vazgeçmelidir” dedi.
Ekmek ve Adalet Kampanyası kapsamında yaptıkları faaliyetlere dikkat çeken Hatimoğulları, yurttaşların aç ve yoksul olduğunu söyleyerek, “Bıçak kemikte değil bıçak ilikte. Tablo tam olarak böyle. AKP iktidarının uyguladığı politikalardan bu sömürücü sistemden dolayı üreten de aç, tüketen de aç. Gelirde, vergide, ücrette adalet yok. Yargıda adalet yok. Bu iktidarın yönetme ehliyeti de yok. Bu iktidar bir an önce gitmelidir” diye belirtti.
“HERKES ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI”
Filistin’de Lübnan’da süren savaşa işaret eden Hatimoğulları, şunları dile getirdi:
“100 yıl önce masa başında haritalar çizildi. Dün bir yılını dolduran İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarından yaklaşık 40 bin insan yaşamını yitirdi. Bu bilinen sayı. Bir de bilinmeyen var. Eminiz ki bundan daha çok fazlası var. Filistin’de Lübnan’da yaşamını kaybeden insanları saygıyla anıyorum. Siviller katledildi, topluma dönük inanılmaz düzeyde baskılar söz konusu. Ortadoğu halklarına emperyalist bir dizayn dayatılıyor. Harita yeniden çizilmek isteniyor. Filistin yakıldı, yıkıldı. Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Çin-Tayvan savaşı gündemde. Şimdi İsrail’in Beyrut’a Suriye’ye hatta daha da sınırları genişleterek Irak ve İran’a kadar uzanan saldırılar söz konusu. Bu savaş çok kutuplu dünyada yeni bir paylaşım savaşıdır. Yepyeni bir dünya düzenini yaratmak için yola çıkmış emperyalist güçlerin bölgesel savaşlarıdır. Enerji kaynakları; Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon gaz rezervleri enerji nakil hatları üzerinden dünya yeniden şekillendirilmek isteniyor. Bu nedenle bu savaşlar çıkarılıyor.
Çok daha büyük yıkım, çok ağır bir yıkım dünyanın yer kürenin ortadan kalkması anlamına gelecek büyük bir yok oluşun habercisidir bunlar. İşte nedenle bu hafta yaptığımız Avrupa Konseyi görüşmelerimizde oradaki hükümetlerin temsilcilerine Avrupa Parlamentosu temsilcilerine şu görüşlerimizi ilettik. Bütün Türkiye kamuoyu bilsin. Artık herkesin barış konusunda elini taşın altına koyması gerekiyor. Çünkü nükleer saldırılar karşısında hiç kimsenin, doğanın yaşama şansı kalmayacaktır. Gelin sınır tanımadan evrensel bir barış hareketini örgütleyelim. Dönemin ihtiyacıdır, gelişmelere bağlı olarak bu asli görevimizdir.”
“TÜRKİYE’DE ORTAK BİR YAŞAM UMUDU VAR”
AKP-MHP iktidarının, yayılmacı ve Osmanlıcı bir çizgide izlediğini aktaran Hatimoğulları, “İktidar dış politikasını Kürt düşmanlığı üzerinden bina etti. Erdoğan, ‘İsrail’in gözü Anadolu’da’ diyor. Bu gerçeklerin altını çizmek zorundayız. Erdoğan ‘one mine’ çıkışıyla ya da BM Güvenlik Konseyi’nde İsrail karşıtı yaptığı konuşmalarla bir yol aldığını zannediyorsa yanılıyor. Bu konuşmalar hamasettir, pratik karşılıkları yoktur. Biz diyoruz ki halkların Türkiye’de ortak bir yaşam rüyası ortak bir yaşam umudu var” şeklinde konuştu.
“DEM PARTİ OLARAK ONURLU BARIŞ İSTİYORUZ”
Hatimoğulları, Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğinin altını çizerek şunları ifade etti:
“Sadece Türkiye’de değil; Suriye’de statü elde etmek üzere olan Kürt halkının statü hakkına dayanışmacı bir çizgi ile yaklaşılmalıdır. Bu Türkiye’nin resmi görüşü olarak da sunulabilmelidir. Barışın bölgede sağlamanın yolunun buradan geçtiğini kimse unutmamalıdır. Bizler bu taleplerimizi yükseltmek için özellikle İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen tecridin kırılması gerektiğini canı gönülden savunuyoruz.
Bunun için de 13 Ekim’de “Abdullah Öcalan’a özgürlük Kürt sorununa çözüm” diyerek Amed’de 10 binlerle mitingde olacağız. Biz Amed’den barışın sesini Ankara’ya İstanbul’a Amed’den barışın sesini Beyrut’a Filistin’e Amed’den barışın sesini Ukrayna ve Tayvan’a kadar ulaştırmak istiyoruz.
DEM Parti olarak onurlu barış istiyoruz. Onurlu barışın tesis edilmesi için ödenecek bedel ne ise verilecek mücadele ne ise veriyoruz, vermeye de hazırız. Bu konuda müzakere ve diyalog gerektiren dönemlerde de müzakereye de diyaloga oturmaya da hazırız. Ama şu unutulmamalıdır ki söz de değil özde. Kamera karşısına çıkıp iki söz söyleyerek yetinilmesi değil, tam da çözüme dair bir plan ve programın kamuoyuna açıklanması, böylesi bir programla ortaya çıkılması ve böyle bir somutlukla ancak siyaset konuşulabilir.”
Grup toplatısı sonrası gazetecilerin MHPlideri Devlet Bahçeli’nin “tokalaşma” çıkışa dair sorularını yanıtlayan Tülay Hatimoğulları, “Türkiye’nin iç barışa ihtiyacı var. Atılacak adımları biz de izleyeceğiz” dedi.
PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle basın açıklaması yaptı. Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşma yapan Adıyaman İHD Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Maalesef ki devletin sürekli öne sürdüğü çatışma, çözümsüzlük ve savaş ortamı toplum üzerindeki baskıyı da beraberinde getirmiştir” dedi.
Adıyaman Demokrasi Parkı önünde bir araya gelen Emek ve Demokrasi Platformu, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle basın açıklaması yaptı.
“Barış İnsan Hakkıdır, Barış İnsan Teminatıdır” pankartı açan kitle, ‘Barış Hemen Şimdi’, ‘Biji Aşiti’ dövizlerini taşıdı.
Açıklama metnini okuyan Adıyaman İnsan Hakları Derneği Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Rojava’daki çatışmalı ortam binlerce sivil ölüme neden olmuştur. Birleşmiş Milletler raporlarında ağır silah kullanımının giderek arttığı, ayrım gözetmeyen orantısız saldırılar sonucunda sivil ölümlerinin beşte birinin ‘kadın ölümleri’ olduğu belirtilmektedir” şeklinde konuştu.
“ROJAVADAKİ ÇATIŞMALI ORTAMDA BİNLERCE İNSAN YAŞAMINI YİTİRDİ”
Dünya’daki savaşların giderek arttığını dile getiren Adıyaman İHD Şubesi Eş Başkanı Dilan Güler, “Barış gününü kutladığımız bugün Dünyanın birçok yerinde bölgesel ve yerel savaşlar ile çatışmalar devam etmektedir. İsrail-Filistin savaşı, Rusya’nın Ukrayna işgali ile devam eden savaş, Sudan, Myanmar, Burkina Faso, Mali, Libya’da süren savaşlar/çatışmalı ortam ve Suriye iç savaşı ile Rojava’daki çatışmalı ortam binlerce sivil ölüme neden olmuştur. Birleşmiş Milletler raporlarında ağır silah kullanımının giderek arttığı, ayrım gözetmeyen orantısız saldırılar sonucunda sivil ölümlerinin beşte birinin “kadın ölümleri” olduğu belirtilmektedir” açıklamasında bulundu.
“AŞIRI GÜVENLİKÇİ POLİTİKALAR KUTUPLAŞMAYA NEDEN OLMUŞTUR”
Kürt sorunun baskı politikaları nedeniyle çözülemediğinin altını çizen Güler, “Türkiye, Kürt meselesini aşırı güvenlikçi politikalarla çözme ısrarını 1990’lardaki köy boşaltma ve yakmaları yerine günümüzde güvenlik politikaları adı altında sınır duvarları, güvenlik barajları, kalekol ve karakol inşaatları, ekonomik ve ekolojik talanın savaş aracı olarak kullanılması ile devam ettirmektedir. 40 yıldır devam eden çatışmalı süreçte başta yaşam hakkı olmak üzere en temel insan hakları sürekli ve sistematik olarak ihlal edilmiştir. Devlet, toplumdan gelen temel hak ve özgürlüklerin tanınması talebine karşı aşırı güvenlikçi politikalarla cevap vererek meselenin çözümünden uzaklaşmış, bu durum Türkiye toplumunun kutuplaşmasına neden olmuştur” şeklinde konuştu.
“672 SAYILI KHK İLE EMEKÇİLERE SAVAŞ AÇILMIŞTIR”
Güler şöyle devam etti:
“Kürt sivil siyasetçiler, insan hakları savunucuları, gazeteciler, sanatçılar birçok insan sadece devletten farklı düşündükleri için hapishanelerde tutulmakta veya iltica etmek zorunda kalmaktadır. Nitekim AKP iktidarı tüm dünya 1 Eylül vesilesiyle barıştan, demokrasiden, özgürlük ve eşitlikten yana söylem ve talepleri yükseldiği bir günde, 1 Eylül 2016 gecesinde, yayımladığı 672 sayılı KHK ile sorgusuz sualsiz şekilde 50 bin 875 kamu görevlisini ihraç ederek adeta kamu emekçilerine savaş açmıştır. Ve o günden bu yana ihraç, açığa alma, adli ve idari soruşturmalar, gözaltı ve tutuklamalar, demokratik hakların kullanımı karşısında yasaklama ve fili müdahaleler gibi her türlü zor ve baskı aracı aratarak devam etmiştir.
“BARIŞIN TESİS EDİLECEĞİ ANA KADAR MÜCADALE EDECEĞİZ”
Emek ve Demokrasi bileşenleri olarak 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle bir kez daha barış isteğimizi yüksek sesle dile getiriyoruz. Topluma dayatılan tekçilik, ırkçılık, milliyetçilik, ötekileştirmenin ve nefret dilinin son bulması için iktidarı insan haklarına dayalı barışçıl politikaları uygulamaya ve Türkiye’nin toplumsal barışına engel teşkil eden tecrit politikasından vazgeçmeye çağırıyoruz. İnsan Hakları Savunucuları olarak barışın tesis edileceği ana kadar mücadele etmeye devam edeceğimizi tüm kamuoyuna duyuruyoruz.”
PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, yazılı bir açıklama yaparak, savaşların, şiddetin ve ayrımcılığın karşısında barış, adalet ve eşitlik talebini bir kez daha dile getirdi. Savaşların faturasını kadınların en ağır şekilde ödediğini belirten Birlik, Türkiye’de Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına dikkat çekti.
1 Eylül Dünya Barış Günü öncesinde yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Savaşların, şiddetin ve ayrımcılığın karşısında barış, adalet ve eşitlik taleplerimizi bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz” dedi.
“KADINLAR SAVAŞLARIN EN AĞIR FATURASINI ÖDÜYOR”
Kadınların, savaşların en ağır faturasını ödediğini, savaşların, çatışmaların ve baskı rejimlerinin en büyük mağdurlarının kadınlar olduğunu belirten Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Bugün Hindistan’dan Afganistan’a kadar dünyanın dört bir yanında kadınlar şiddetin, tecavüzün ve baskının hedefi olmaya devam ediyor. Politik görüşleri nedeniyle kadınlar katlediliyor, doğru haberler yapan ve yapmaya çalışan kadınlar susturulmaya çalışılıyor. Bu sistematik şiddet, dünyanın her yerinde kadınları hedef alıyor” ifadelerini kullandı.
ALEVİLİK VE ZORLA ASİMİLASYON
Türkiye’de Alevi toplumunun uzun yıllardır inanç özgürlüğü ve eşitlik mücadelesi verdiğini vurgulayan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, şöyle devam etti:
“AKP ve MHP hükümeti eliyle, Sünni olmayan inançlar baskı altında tutuluyor, Alevilik ise asimile edilmeye zorlanıyor. Ancak biz Alevi kadınlar olarak, inancımızı özgürce yaşama ve hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan eşit yurttaşlar olarak var olma hakkımızdan vazgeçmiyoruz. Barışın Gerçek Adresi: Kadınların Mücadelesi dünyanın dört bir yanında, Kürdistan’da ve Türkiyede kadınlar, eşitlik hakları için mücadele ediyor. Cumartesi Anneleri’nin, Barış Anneleri’nin ve Emine Şenyaşar’ın direnişi, barışın ve adaletin gerçek adresidir. Bizler, bu cesur kadınların mücadelesini selamlıyor ve onların barış taleplerini sahipleniyoruz. Eşit ve adil bir dünyada yaşamak için mücadele ediyoruz. Biz Alevi kadınlar olarak, eşit, adil ve özgür bir dünyada hiç kimsenin ötekileştirilmeden yaşama hakkını savunuyoruz.
“BARIŞ İNANCIMIZIN BİR PARÇASI”
İnancımızı özgürce yaşayabileceğimiz, hiçbir bireyin inancı ya da kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı bir dünya hayal ediyoruz. Barış, bizim için yalnızca bir talep değil, inancımızın ve yaşamımızın bir parçasıdır. Bizler, bu barış mücadelesinin bir parçası olmaya devam edeceğiz. Dünyada ve ülkemize gerçek barış saĝlanıncaya kadar mücadelemiz de sürecektir.
PİRHA-İsrail’in 261 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de can kaybı 37 bin 598’e çıktı.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 47 artarak 37 bin 598’e yükseldi.
Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 261 gündür sürdürdüğü saldırılara ilişkin bilgi verildi. İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 4 katliam gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 47 Filistinlinin daha yaşamını yitirdiği, 121’inin yaralandığı belirtildi. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda ölenlerin sayısının 37 bin 598’e, yaralı sayısının 86 bin 32’e yükseldiği kaydedildi.
EĞİTİM KURUMUNA SALDIRIDA 4 KİŞİ ÖLDÜ
İsrail ordusunun, Gazze Şeridi’nde Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) bağlı bir mesleki eğitim akademisini bombalaması sonucu en az 4 Filistinli hayatını kaybetti. Bombardıman nedeniyle binanın dış duvarının tamamen yıkıldığı, büyük bölümünün de hasar gördüğü aktarıldı.
İSRAİL GAZZE’DEKİ OKULLARIN YÜZDE 69’UNU VURDU
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde zorla yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı okulların yüzde 69’unu vurduğunu duyurdu. UNRWA’nın X hesabından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin sığındığı okullara yönelik saldırılarına ilişkin bilgi verildi. Açıklamada, Gazze Şeridi’nde zorla yerinden edilmiş ailelerin sığındığı okul binalarının yüzde 69’unun doğrudan vurulduğu ya da hasar gördüğü belirtildi. Uluslararası insancıl hukukun açıkça görmezden gelinmesine son verilmesi gerektiği kaydedilen açıklamada, Gazze’de derhal ateşkese ihtiyaç olduğu vurgulandı.
TEL AVİV’DE NETAHYAHU’NUN İSTİFASI TALEBİYLE EYLEMLER DEVAM ETTİ
İsraillilerin Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin geri getirilmesi ve Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin istifası talebiyle ülke genelinde düzenlediği eylemler cumartesi günü de devam etti. Tel Aviv’deki Savunma Bakanlığı önünde toplanan binlerce kişi, ellerinde İsrail bayrakları ve Netanyahu ve hükümetindeki siyasetçiler aleyhinde pankart, afiş ve dövizler taşıdı.
PİRHA-İsrail’in 257 gündür saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de katledilenlerin sayısı 37 bin 396’ya yükseldi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda katledilenlerin sayısı son 24 saatte 30 artarak 37 bin 396’ya yükseldi.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 257 gündür sürdürdüğü işgal ve soykırım saldırılarına ilişkin bilgi verildi.
İsrail ordusunun son 24 saatte Gazze’nin çeşitli bölgelerinde 3 “katliam” gerçekleştirdiği, söz konusu saldırılarda 24 Filistinlinin daha katledildiği, 71 Filistinlinin yaralandığı belirtildi. İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda katledilenlerin sayısının 37 bin 396’ya yaralı sayısının 85 bin 523’e yükseldiği kaydedildi.
Açıklamada ayrıca hâlâ enkaz altında ve yol kenarlarında cesetlerin bulunduğu ancak İsrail’in engellemeleri nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı yinelendi.
PİRHA-İsrail’in Gazze’ye dönük saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 34 bini geçti.
İsrail’in Gazze’ye dönük 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 34 bini geçti. Gazzeli yetkililere göre yaşamını yitirenlerin çoğu kadın ve çocuklardan oluşuyor.
Gerçek ölü sayısının ise 34 binin üzerinde olduğu düşünülüyor. Açıklanan sayılara bombardımanlarda yıkılan evler, dükkanlar, sığınaklar ve diğer yapıların altında kalan ve henüz cesetlerine ulaşılamayan kişiler dahil edilmiyor.
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının 170. gününde yaşamını yitirenlerin sayısı 32 bin 226’ya yükseldi. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı yaralı sayısının ise 74 bin 518’e yükseldiğini açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 32 bin 226’ya, yaralananların sayısı ise 74 bin 518’e yükseldi.
İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları 170. günde devam ediyor.
Gazze’deki Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in son 24 saatte 8 saldırı gerçekleştirdiği, 84 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 106 Filistinlinin ise yaralandığı bildirildi.
Saldırıların başladığı 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısının 32 bin 226’ya, yaralananların sayısının ise 74 bin 518’e yükseldiği ifade edildi.
PİRHA-İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne aylardır sürdürdüğü saldırılarda katledilen Filistinlilerin sayısı 25 bin 105’e, yaralı sayısı 62 bin 681’e çıktı.
İsrail ordusunun Gazze’ye yönelik saldırılarında katledilenlerin sayısı artıyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, 178 Filistinlinin daha İsrail saldırılarında katledildiği, 293 kişinin yaralandığı belirtildi. Bakanlık, İsrail’in Gazze Şeridi’ne 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırılarda katledilen Filistinlilerin sayısının 25 bin 105’e, yaralı sayısının ise 62 bin 681’e yükseldiğini bildirdi.
Saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin halen enkaz altında olduğu kaydedilen açıklamada, sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı aktarıldı.
PİRHA-DGDF, gazetecilerle bir araya geldi. Etkinlikte konuşan DGDF Genel Başkan Yardımcısı ve Batman İl ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Dernek Başkanı İhsan Taş, Türkiye’nin barışa, kardeşliğe ve huzura ihtiyacı olduğunu söyleyerek, “Parlamentoda bir müzakere masasının kurulması bizim talebimizdir. Parlamentoda grubu olan bütün siyasi partilerimizin bir müzakere masasının kurulmasını talebimizdir, üyelerimizin, halkımızın önerisidir. Diyoruz ki savaş dilinden vazgeçelim. Barış diline dönelim” çağrısında bulundu.
Mersin’de 30’a yakın yöre derneğinin oluşturduğu Doğu ve Güneydoğu Dernekler Federasyonu (DGDF), basın mensuplarıyla bir araya geldi.
DGDF Genel Başkanı ve aynı zamanda Şırnaklılar Dernek Başkanı Mahmut Çalış katılımcıları selamlarken, DGDF Sözcüsü Murat Karahan da, dernekler adına basın açıklamasını okudu. Karahan,yöre dernekleri olarak hiçbir siyasi partinin arka bahçesi olmadıklarını belirterek, yerel yönetimlerden halkın sorunlarını çözecek adımlar beklediklerini ifade etti.
DGDF Genel Başkan Yardımcısı ve Batman İl ve İlçeleri Kültür ve Dayanışma Dernek Başkanı İhsan Taş ise, sadece Mersin’in değil, Türkiye’nin barışa, kardeşliğe ve huzura ihtiyacı olduğunu söyledi.
Son haftalarda artan ölüm haberlerine dikkat çeken Taş, “Her gözyaşı rengi aynıdır. Bu bir ayın içerisinde baktığımızda onlarca insanlar canından oldu. Bizim barışa, huzura ihtiyacımız var” dedi.
“Edi Bese, Artık Yeter” diyerek, siyasi partilere seslenen Taş, “Parlamentoda bir müzakere masasının kurulması bizim talebimizdir. Parlamentoda grubu olan bütün siyasi partilerimizin bir müzakere masasının kurulmasını talebimizdir, üyelerimizin, halkımızın önerisidir. Diyoruz ki savaş dilinden vazgeçelim. Barış diline dönelim” çağrısında bulundu.
Açıklamaların ardından federasyon yöneticileri gazetecilerin sorularını yanıtladı.