Etiket: savaş

  • Cumartesi Anneleri’nin eylemine polis müdahalesi

    Cumartesi Anneleri’nin eylemine polis müdahalesi

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 759. hafta eylemine polis biber gazı ve coplarla müdahale etti. 

    Cumartesi Anneleri 759. hafta eylemleri için İHD İstanbul Şube binası önünde toplandı. Basın açıklamasını okumayan başlayan İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri’nin savaşa Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı askeri operasyona tepki gösterdiği için polis biber gazı ve coplarla müdahale etti.

    İnsanları önce İHD binasına tıkmaya çalışan polis kapalı alana biber gazı sıktı.

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Kuzey Suriye’deki savaşa karşı barışı ve ortak yaşamı savunduklarını belirtti.

    Kayıp yakınları ise “Biz kayıplarımızı istiyoruz. Siz bizden ne istiyorsunuz? Yeter artık” diyerek polis müdahalesine tepki gösterdi.

    Cemil Kırbayır’ın kardeşi Fatma Kırbayır,  “Cemil Kırbayır nerede? Ben kardeşimi devlete teslim ettim. Cumhurbaşkanı sen anneme söz verdin” dedi.

    .Hanım Tosun, “Biz sokakta olmaya devam edeceğiz. Meydanlarda kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim” dedi

    Sabri MERAL/İSTANBUL

  • “Vicdan sahibi sanatçılara çağrımızdır; hiç olmazsa ‘Barış’ deyin”-VİDEO

    “Vicdan sahibi sanatçılara çağrımızdır; hiç olmazsa ‘Barış’ deyin”-VİDEO

    PİRHA- Sanatçılar Ferhat Tunç ve Pınar Aydınlar, Kuzey Suriye’ye yönelik başlatılan operasyona tepki gösterdi. 

    Haberin Videosu

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve içerisinde cihatçı grupların da yer aldığı ÖSO’nun Suriye’de Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği operasyon 4. gününde devam ediyor. Öte yandan dünyada ve Türkiye’de operasyonun durdurulması çağrıları da yaygınlaşıyor.

    Sanatçılar Ferhat Tunç ve Pınar Aydınlar, Kuzey Suriye’ye yönelik başlatılan operasyona tepki gösterdi.

    Ferhat Tunç, “Duyarlı vicdan sahibi sanatçılara, aydınlaradır sözüm. Hiç olmazsa ‘savaşa hayır’ deyin” ifadelerini kullanırken Pınar Aydınlar, “Bugün halklar üzerine dayatılan ırkçılık, tekçilik anlayışıyla emperyalistlerin bu kirli oyununa karşı barışı daha da güçlü bir şekilde sahiplenmemiz gerekiyor” dedi.

    “HİÇ OLMAZSA ‘SAVAŞA HAYIR’ DEYİN”

    Sanatçı Ferhat Tunç şu ifadeleri kullandı:

    “Yaşanan bu durumu anlamak ve anlamlandırmak gerçekten mümkün değildir. Ben dünyanın gözleri önünde bir cinayet işlendiğini görüyorum. Çünkü savaşın bir cinayet hali olduğuna inanan insanlardanım. Asıl mesele burada dünyanın bu cinayet haline ne kadar tahammül edeceği meselesidir. Kürtlerin yaşam alanlarını, kazanımlarını kanlı bir savaşın hedefi haline getirmek hangi akla ve vicdana sığar sorarım buradan. Suriye’de Kürtlerin varlığı ve kazanımları Türkiye için asla bir tehdit olmadı, olmayacaktır da.

    AKP ve MHP iktidarı böyle bir tehdit yalanına sarılarak bugün başlattığı savaşa zemin hazırladı ve ne yazık ki kendisine muhalif olan ve başını CHP’nin çektiği Türkiye muhalefetini de bu yalanına bir şekilde inandırmış görünüyor. Türkiye’nin vicdan sahibi halkları olarak bugün tarihi bir görev ve sorumlukla karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Tehdit ve yalan üzerinde oluşturulan bu savaşa, bu savaş politikalarına ‘hayır’ deme günüdür. Bütün dünyanın dehşet içinde izlediği bu kör gidişata dur diyecek akla, vicdana ve duyarlılığa ihtiyacı vardır bugün. Ve duyarlı vicdan sahibi sanatçılara, aydınlaradır sözüm. Hiç olmazsa savaşa hayır deyin.”

    “BARIŞI DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEMİZ GEREKİYOR”

    Sanatçı Pınar Aydınlar da “Savaş zulüm, yoksulluk, açlık demektir. Bugün birbirinin ardından yakılan ağıtların bin misliyle kana bulunması demektir. Bizler onurlu mücadele için elbetteki yaşam boyunca kavgamızı veririz. Ancak bugün halklar üzerine dayatılan ırkçılık, tekçilik anlayışıyla emperyalistlerin bu kirli oyununa karşı barışı daha da güçlü bir şekilde sahiplenmemiz gerekiyor. Halklar arası barışı. Bunun için dayatılan savaşa hayır.” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • İzmir Barosu’ndan hükümete “Savaşa son verin” çağrısı

    İzmir Barosu’ndan hükümete “Savaşa son verin” çağrısı

    İzmir Barosu, Suriye’nin kuzeyinde süren askeri harekatla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, ‘Savaşın ölüm, acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyeceği’ ifade edilerek, hükümete harekata son verilme çağrısı yapıldı.

    İzmir Barosu, Suriye’nin kuzeyinde süren askeri harekatla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın ancak ve ancak barış ortamında kurulabileceğini belirterek,  şehitlerimize ve sivillere Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor, siyasi iktidarı daha fazla can kaybı yaşanmadan savaşa son vermeye çağırıyoruz” denildi.

    İzmir Barosu’nun açıklamasında şöyle denildi:

    “İzmir Barosu tarihi boyunca Barış’ı öncelemiş, savaşlara karşı çıkmıştır. Savaşa karşı çıkmanın tarihsel bir sorumluluk olduğu düşüncesiyle, dün olduğu gibi bugün de diyoruz ki; ‘Savaş insan onurunun, temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, yıkım, açlık, sefalet demektir. Savaş, insanlığın geçmişten bugüne biriktirdiği maddi ve manevi değerlerin tahrip edilmesi demektir.”

    “GELECEK GÜZEL GÜNLER BARIŞLA MÜMKÜN”

    “Kuzey Suriye harekatının ilk gününde yaşamlarını yitiren şehitlerimiz ve siviller, savaşın ölüm, acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyeceğini ortaya koymaktadır. Gelecek güzel günlerin yalnızca barışla mümkün olduğu ve yurttaşlarımızın barışı hak ettiği inancıyla; vatandaşlarımızın hayatın ‘Her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğunu’ bir kez daha tüm kamuoyunun dikkatine sunuyor, eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın ancak ve ancak barış ortamında kurulabileceğini anımsatarak, şehitlerimize ve sivillere Allahtan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor, siyasi iktidarı daha fazla can kaybı yaşanmadan savaşa son vermeye çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’ye askeri operasyonda 3. gün

    Suriye’ye askeri operasyonda 3. gün

    TSK ve ÖSO’nun Suriye’nin kuzeyine başlattığı operasyonlar 3. gününde. Operasyon nedeniyle Ceylanpınar’da 11 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti. 1 asker de çatışmada hayatını kaybetti.

    Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinden operasyonların durdurulması çağrılarına rağmen TSK’nin, içerisinde cihatçı grupların da bulunduğu ÖSO militanlarıyla birlikte Kuzey Suriye’ye başlattığı operasyon 3. gününde.

    Operasyon nedeniyle Resulayn (Serekaniye) ve Tel Abyad’da şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmalar nedeniyle yeni ölüm haberleri geldi.

    Sınırın öte yanından Ceylanpınar’a atılan bir havan mermisi nedeniyle yaralanan 11 yaşındaki bir çocuk hayatını kaybetti. Resulayn’daki çatışmalarda da TSK mensubu 1 askerin hayatını kaybettiği açıklanmıştı. 11 yaşındaki bir çocukla birlikte sivil ölümlerinin sayısı 7’ye yükseldi. Tel Abyad’da yaşanan çatışmalarda ise 4 ÖSO militanı öldü. Kamışlı’dan Nusaybin’e açılan ateş nedeniyle de 2 gazeteci yaralandı.

    Çatışma ve ölümlere dönük ülke geneline yayılan tepkilere rağmen gece boyu sınıra askeri sevkiyat devam etti.

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ise ABD’li, İngiliz ve Fransız mevkidaşlarıyla operasyon hakkında görüşme gerçekleştirdi.

    1 ASKER HAYATINI KAYBETTİ, 3 ASKER YARALI

    Milli Savunma Bakanlığı, Fırat’ın doğusuna düzenlenen operasyonda 1 askerin hayatını kaybettiğini, 3 askerin de yaralandığını açıkladı. Ölümün Resulayn’daki çatışmalar sırasında yaşandığı belirtildi. MSB’nin operasyona ilişkin bir başka açıklamasında verilen bilgilere göre şu ana kadar 342 SDG’linin hayatını kaybettiği iddia edildi.

    AZEZ’DE TSK ÜSSÜNE SALDIRI: 5 ASKER YARALI

    Fırat’ın batısında bulunan Azez’deki TSK üssüne de havanlı saldırı düzenlendiği ve saldırıda 5 askerin yaralandığı belirtildi.

    SDG kontrolündeki Tel Rıfat bölgesinden Azez’e yakın TSK’ye ait üsse havanlı saldırı düzenlendi. Saldırıda yaralanan 5 asker, Kilis Devlet Hastanesi’ne getirildi. Havan mermilerinin geldiği bölge ise ateş altına alındı.

    SİVİL ÖLÜMÜ 7’YE YÜKSELDİ

    Operasyonun başlangıcından bu yana yaşanan sivil ölümlerinin sayısı da 7’ye yükseldi. Suriye’nin Telabyad kentinde SDG’lilerin ateşlediği roket ve havanların isabet ettiği Ceylanpınar’da yaralanan ve Urfa’da tedavi gören 11 yaşındaki Mazlum Güneş doktorların müdahalesine karşın kurtarılamadı. Mazlum Güneş’in ölümüyle Ceylanpınar’da yaşanan sivil ölümü sayısı 4’e yükseldi.

    Şu ana kadar havan mermisi ve roketli saldırılarda Mardin Nusaybin’de anne ile 2 çocuğu, Urfa Akçakale’de 1’i bebek 2 kişi ve Ceylanpınar’da ise 2 çocuk hayatını kaybetti. Sivil ölümlerinin toplam sayısı 7’ye yükseldi.

    Kamışlı’dan Nusaybin’e açılan ateş sonucu da bir bina hedef alındı. Saldırıda 2 gazeteci yaralandı.

    4 ÖSO’CU ÖLDÜ

    Harekat kapsamında, Tel Abyad’daki SDG hedefleri de sabahın erken saatlerinden itibaren obüs atışlarıyla vuruluyor. İlçede çatışmalar şiddetli biçimde devam ediyor. Operasyon sırasında ilçeye yakın bir köyde 4 ÖSO militanı öldü.

    ÖSO kaynakları, SDG’lilerle girilen çatışma sırasında 4 ÖSO’cunun öldüğünü, 3 ÖSO’cunun ise yaralandığını açıkladı. Çatışma nedeniyle ÖSO’cuların geri çekildiği sonrasında yeniden köye giriş yaptığı iddia edildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cemevi başkanından operasyon tepkisi: Barışın tesisi için uğraşalım- VİDEO

    Cemevi başkanından operasyon tepkisi: Barışın tesisi için uğraşalım- VİDEO

    PİRHA – TSK’nin Kuzey Suriye’ye yönelik askeri operasyonunu değerlendiren Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Suriye’ye yapılan operasyonla Kürtleri yerine İŞİD’i yerleştirmeyi hedeflediklerini savundu. Savaşın bir yıkım, ölüm, acı demek olduğunu belirten Bozkurt, biran önce barışın olması gerektiğinin altını çizdi. 

    Haberin videosu

    TSK’nin Kuzey Suriye’ye yönelik başlattığı askeri operasyon 3. gününde devam ediyor. Operasyonu değerlendiren İzmir Alevi Kültür Dernekleri Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, savaşlardan medet uman, onun üzerinden iktidarlarını pekiştiren, halkları milliyetçilikle bir arada tutan siyasi bir erkin olduğunu belirtti.

    Bozkurt, “Eskiden insanlar haksızlığa uğradığında sokaklara çıkıp dertlerini anlatabiliyordu ama bugün bu ortam kalkdı, iş iktidara kaldı” dedi.

    “İKTİDAR KENDİ VARLIĞINI BAŞKASININ YOKLUĞU ÜZERİNE KURUYOR”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘İçimiz yanıyor, acıyor ama evet diyeceğiz’ sözlerini hatırlatan Bozkurt, “Bugün düşündürücüdür sol, demokrat parti dediğimiz partiler bile bugünkü savaşa ‘İçimiz yanıyor, acıyor ama evet diyeceğiz’ deme noktasına gelmişseler bunu dedirtecek ne var bunun arkasında. İçiniz acıyor, vicdanınız sızlıyor ama kehren evet dediğinize göre sizi buna mahkum eden bu söylemi söylettiren ne var Türkiye’de” diye sordu.

    Türkiye’de ciddi bir ekonomik sorun yaşandığını, insanların yaşam hakkının ne olacağından endişelendiklerini belirten Mehmet Bozkurt, Suriye’ye yönelik savaşın ise ölüm, acı, gözyaşı olacağını söyledi.

    İktidar güçlerinin kendi varlığını başkasının yokluğu üzerinde kurduğunu belirten Bozkurt, uluslarası güçlerin de aynısını yaptığını  kaydetti.

    “IŞİD’İ YERLEŞTİRECEKLER”

    Suriye’ye yönelik savaş ile hedeflenmek istenenin Kürtleri yok etmek olduğunu ifade eden Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti:

    “Kürtleri orada yok edip onların yerine İŞİD’i yerleştirecekler. İŞİD ile orada savaşan tek siyasi örgüt YPG’di. İŞİD’in alanını daraltan YPG’ydi. Eğer siz YPG’yi orada yok ederseniz İŞİD’i orada var edeceksiniz. Uluslararası güçlerin de orada savaşın bitmesini istemediklerini düşünüyoruz. İŞİD’in Türkiye için bir tehlike olduğunu hepimiz biliyoruz. Bize göre uluslararası güçlerin kendi çıkarları için orada bir savaş gerekçesi yaratma çabalarıdır. Ne yazık ki kendi  iktidarlarını sürdürme adına bu oyuna gelindiğini düşünüyorum.”

    “ÇÖZÜMÜ NEDEN BAŞKA YERLERDE ARIYORSUNUZ?”

    Türkiye’yi yönetenlere çağrıda bulunan Bozkurt, “Neden bugüne çözümü Trump’da, dışarıda başka yerlerde arıyorsunuz? Gelin kendi halkınızla kendi halklarınızla herkesin özgür yaşayabileceği ortamı tesis edelim. Demokrasi etrafında kenetlenelim. Neden bunu denemiyorsunuz? Hepimizin ortak temelli her koşulda savaşa karşı olduğunuzu mazlum halkların bir arada yaşamasını desteklediğimizi bir kez daha haykırıyoruz. Biran önce bu savaşın durdurulması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “HEP BERABER BARIŞIN TESİSİ İÇİN UĞRAŞALIM”

    Bütün Alevi kurumlarının biran önce bu savaşın durdurulması için ortak eylem planı hazırlamaları gerektiğini söyleyen Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, “Ölen mazlumlar, garibanların çocukları. Bu siyasette bu emri veren, iktidarlarını sürdürenlerin hiçbirinin evladı cephede savaşmıyor, ölmüyor anneleri ağlamıyor. Ben mazlum halklara demokrasi güçlerine diyorum ki, gelin savaştan umut beklemeyin, savaş öldürüyor, yok ediyor. Barışı hep beraber, ortak dille dillendirelim, yaşasın barı, diyelim. Barışın bedeli ne olursa olsun onu ödememiz gerekiyor. Ama savaşın bedeli gözyaşı, acı, ölüm olduğunu unutmayalım. Savaşlar bizi geriye götürüyor. Yaramızı daha büyütmeden biran önce barış diyelim. Yaşasın barış, yaşasın halkların kardeşliği diyorum” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Demir: Savaş istemiyoruz; hükümet operasyondaki ısrarını anlatmalı-VİDEO

    Demir: Savaş istemiyoruz; hükümet operasyondaki ısrarını anlatmalı-VİDEO

    PİRHA-Hükümetin Suriye’ye askeri operasyonunu değerlendiren AKD Genel Başkanı Doğan Demir, hiçbir ülkenin toprak bütünlüğüne karışmamak gerektiğini söyledi. Demir, savaş istemediklerini belirterek, hükümetin halka gerekli açıklamaları yapmasını istedi. 

    Haberin videosu

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir, Türkiye’nin Suriye’ye başlattığı askeri operasyonu PİRHA’ya değerlendirdi. Suriye’deki operasyonun olmaması gerektiğine vurgu yapan Demir, bu sorunun siyasi bir çözümünün olması gerektiğini kaydetti.

    Hiçbir ülkenin toprak bütünlüğüne karışmamak gerektiğini belirten Demir, “Elbette ki ülkenin sınırları içerisinde bir tehdit varsa onunla ilgili gerekli çalışma yapılacaktır. Ancak mutlaka komşu ülkelerimizle terörü orada yok edebilecek, o kanalları temizleyebilecek bir siyasi çözümün zorlanması gerekiyor” dedi.

    “ORTAK ÇÖZÜM YOLU BULUNMALI”

    Ortadoğu coğrafyasını kan gölüne çeviren Amerika’nın Türkiye’yi o bataklığa çekmesine izin vermemek gerektiğini kaydeden Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Trump’ın yaptığı bir talihsiz açıklama var, Türkiye ekonomisini yok edeceğini söylüyor. Aynı zamanda IŞİD elemanlarının da Türkiye’ye sorumluluğunu veriyor. Siz İslam coğrafyası olan Ortadoğu coğrafyasını yıllarca ipotek altına alacaksınız, kan gölüne çevireceksiniz, elinizdeki ekonomik ve süper gücü kullanıp bütün devletleri tehdit edeceksiniz. İstediğiniz gibi hem terörü besleyeceksiniz hem ülkeleri tehdit edeceksiniz. Türkiye Cumhuriyetinin bir bütün içerisinde hükümetiyle, muhalefetiyle bütün siyasi partileri kimseyi ötekileştirmeden herkesin ortaklaşa bir çözüm yolu bulması gerektiğine inanıyorum.”

    “HÜKÜMET NEDEN BU OPERASYONDA ISRARLI?”

    Hükümetin neden bu operasyonda bu kadar ısrarlı olduğunu şeffaf bir şekilde halka anlatması gerektiğini de ifade eden Demir, “Gerçekten orada bir terör tehdidi varsa, Türkiye’ye yönelik bir çalışma varsa hükümetin bunu mutlaka Türkiye halkına anlatması gerekiyor. Halk çocuklarını savaşa gönderiyor ama niye gönderdiğini bilmiyor. Sadece klasik bir deyim var terör. Terör de, ‘bunun alt yapısını kim oluşturdu, 7 seneden beridir orada bu çalışmaları kim yaptı, niye yaptı?’ Bunları hükümetin mutlaka irdelemesi ve şeffaf bir şekilde Türkiye halkına anlatması lazım. İnsanlar gerçekten bunun ne derece tehlikeli olduğunu bilmeli. Gerekirse elbette ki vatan için ölüme gideceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak hükümetin buradaki gerekçesi terör de olsa bizi mutlaka bilgilendirmesi gerekiyor” diye konuştu.

    “AZINLIKLAR, ALEVİLER, KÜRTLER HER ZAMAN TEHDİT ALTINDA”

    Alevilerin insanı ve yaşamı kutsayan inançlarından dolayı savaşı değil barışı savunduklarını dile getiren Demir, “O coğrafyada Aleviler, Kürtler, azınlıklar her zaman tehdit altında. Bu ülkede yaşayan herkes etkilenir. O anlamda biz savaş istemiyoruz, mutlaka bunun siyasi bir kanalının olması gerektiğine inanıyoruz. Yoksa orada başta Aleviler, o bölgede yaşayan Kürtler herkes etkilenecek. İstanbul’da doğup büyüyen bir çocuğun asker olduğunu ve orada savaştığını düşünün. Yarın şehit cenazesinin geleceğini de düşünün” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD: Aleviler olarak barışa çerağ uyandıracak, yaşama dua ile niyaz olacağız

    DAD: Aleviler olarak barışa çerağ uyandıracak, yaşama dua ile niyaz olacağız

    PİRHA- TSK’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonuna ilişkin yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri, “Türkiye halkları Anadolu’nun mirası üzerinde yaşamaktayız. Biz Aleviler bu hakikat duygusu ile bugüne kadar barışı yaşamımızdan eksik etmedik, dilimizde söyledik bugün de söylüyoruz. Başka yollar bulmak lazım, başka yollar için bahtını açmak lazım.” dedi.

    Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı operasyon 2. gününde devam ediyor. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) de operasyona tepki gösteren bir yazılı açıklama yaptı.

    “Eza iktidarlarına karşı, rıza toplumu için mücadele esastır” başlıklı açıklamada, “Ortadoğu ve Mezopotamya insanlık tarihinde, toplumsallığa, insanlığa, ana kadına ait ilkleri var eden bir binlerce yıldır rıza toplumu yaşam tarzını bünyesinde taşımış bundan dolayı her dönemin Nemrudlarının taciz ve tecavüzüne uğramıştır. Bu bakımdan ezeli ve ebedi bünyesinde taşır. İkrarlı bir toplumun bütün özelliklerini geleceğe taşıyacak kemaleti mevcuttur.” denildi.

    “Hak yol Alevî inancına göre toprak mülk değildir. Toprak, cümle canın ikrar ve rızalık ile birbirine niyaz olarak, cümle varlığı Hakk cemali gören inancımıza göre, alem cümle canın hanesidir.” denilen açıklamada rızasız bir şekilde mekana girmenin zulüm, taciz ve tecavüz olduğu vurgulandı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Dünyadaki mazlumlara model olacak rıza toplumunun kök hücresi Anadolu ve Mezopotamya topraklarında mevcuttur. Modern Nemrudlar bunu çok iyi biliyorlar. Ortaya konan mazlumların kanıdır. Türkiye halkları Anadolu’nun mirası üzerinde yaşamaktayız, biz Aleviler bu hakikat duygusu ile bugüne kadar barışı yaşamımızdan eksik etmedik, dilimizde söyledik bugün de söylüyoruz. Başka yollar bulmak lazım, başka yollar için bahtını açmak lazım. Halkların diplomasi gücü vardır. Nemrutların ise güvendikleri silahları. Bir fırsat daha düşünülmeli yoksa bu cenk amansız olacak.”

    “MAZLUM ÇARESİZ, MEKAN RIZASIZ, ZAMAN SAHİPSİZ DEĞİLDİR”

    Açıklamada, Suriye’ye yönelik başlatılan operasyonun sonuçlarının ağır olacağı madde madde sıralandı:

    1. Türkiye rejim değişikliği aşamadığı ekonomik, sosyal başarısızlığı, savaşla taşımaya çalışmak halklarımıza yarar getirmeyecektir. Savaş hezeyanları yaşayanlar biraz daha tarih okumalıdır. Bilad-ı Şam Muaviye ruhunun işlediği mekandır. Kimseye hayrı olmaz bu savaşın. Bu vesile ile Hakk yolun omuzlarımıza yüklediği sorumluluğumuz gereği uyarıyoruz. Bu hamle bir tuzak hamledir. Geri dönüşü çok zahmetlidir. İktidara kurban edilmeyecek kadar derin bir yıkım gücü vardır.
    2. Özgüvenli savaş baronlarının sözüne güvenilmez, halklarla savaşmak yerine derin diplomasi gücü ile ilişki geliştirmek daha anlamlı sonuçlar doğuracaktır.
    3. Kuzey Suriye hamlesi Türkiye halklarına IŞİD mirası bırakacaktır. Bu durum biz Alevileri derinden endişelendirmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin demokratik olgunlaşma süreci yeni kıyımlarla derin yara almak üzeredir. Alınacak IŞİD mirası ilk biz Aleviler üzerinde denenecektir. Daha önceleri Terolar’da bu politikalar denendi. Ayrıca birçok yerde katliamlar bu selefi zihniyeti savunanlar tarafından yapıldı. İkinci Şark Islahat Planı devrededir. Bu durumu kabul etmemiz beklenemez.
    4. ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesini düşünmek ilk elden safdillilik ya da aymazlık olur. Bu durum İran’ı teğet geçen travmanın Türkiye’de konaklayacağı anlamına gelir. Kürt halkı ile bağlarını koparacak Türkiye faunası gerçekçi değildir. Bu kadar düşmanlıktan yalnızlık ya da soykırım çıkar. Kıyım zihni gözünü karartmışların dillerindedir. Hakk için rızamız yoktur. Vatan ancak üzerinde barış içerisinde yaşanacak ise anlam bulur. Külli mülkin sahibi Hak’ktır. O mülkü tapu sayan nemrutluğun başımıza açtığı işleri tarihte en acı deneyimlerle yaşamış bir inancın mensupları olarak halk diplomasi gücünü ve barış ruhunu tekrar hatırlatmak isteriz. Tarih bize şunu gösterdi İran size nişan koydu ise bilin ki iflah bulmanız zordur.
    5. İçi yana yana sınır ötesi tezkereye evet diyenler. Bu topraklarda her ölümün sebebi olmak mührünü ellerine almışlardır. Barış için bir kapı aralama cesareti ve diplomasi gücü olmayan Türkiye halklarından bir güven beklemesin. Alevilere kıyacak zihnin canlanacağı gün gibi açıkken diğer taraftan bu savaşın ağır faturası kriz ortamında yaşayacak gücü kalmamış halklara iki kat daha ağır bedelleri içinde barındırmaktadır.
    6. Bizlerin barış ısrarımıza art niyetli yaklaşanlar bilsinler ki biz halklar olarak yanlıştan dönebileceğiniz bir kemalet kapısı için fırsat aralıyoruz. Çünkü; Hakk yasasının ilk kelamının ‘Öldürmeyeceksin’ olduğunu milyon kere gördü bu topraklar. Her ortamda savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamayı haykıracağız. Başta ülkemizde ve cümle canla ikrarlı yaşamak istiyoruz. Zafer kimin olursa olsun her kurşun gidip bir ananın yüreğini bulacak. Farklılık ve çeşitlilik Hak’kın emri rızasıdır.”

    Savaşın doğuracağı sonuçların ifade edildiği açıklamada, “Biz Hakk yol Aleviler barışa çerağ uyandıracak, yaşama dua ile niyaz olacağız. Mazlum çaresiz, mekan rızasız, zaman sahipsiz değildir” ifadeleri kullanıldı. (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV: 103 canımızı asla unutmadık ve unutturmayacağız

    HBVAKV: 103 canımızı asla unutmadık ve unutturmayacağız

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, 10 Ekim’in 4. yıldönümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacak, katliamın unutturulmak istenmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 10 Ekim Ankara katliamının 4. yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaparak katliamda yaşamını yitirenler andı.

    Açıklamada, “Ülke tarihinin en acımasız katliamının üzerinden dört yıl geçmiş olmasına rağmen, kalbimizdeki acı ve yüreğimizdeki sancı ilk günkü gibi tazeliğini koruyor” denildi.

    “ALEVİLER HER ZAMAN BARIŞI SAVUNMUŞLARDIR”

    Açıklamanın devamı şöyle:

    “Tam da dört yıl önce bugün Ankara’da savaşa karşı yürüyen canlarımız ne yazık’ki bugün 10 Ekim sınır ötesi barış pınarı adı altında bir harekat düzenleniyor olması ne tesadüf. Ülkemiz bunca ekonomik işsizlik ve yoksulluk sıkıntıları yaşarken yeri geldiğinde bağımsızlıkta ve özgürlükten bahsedenler ne yazık ki başka bir ülkenin sınırlarına operasyonlar düzenleye bilmektedir. Biz Aleviler her zaman savaşlara karşı barışı savunmuşuz savaş nerede yaşanırsa yaşasın karşısında barışı savunmaya devam edeceğiz savaşın değil barışın kazanımı olur.

    10 Ekim 2015’te ölüme karşı ısrarla yaşamı savunanlar, ‘Artık kimse ölmesin’ diye haykırırken, Ankara’ya kadar göz göre göre gelen IŞİD canileri tarafından patlatılan canlı bombalarla vahşi bir katliamın kurbanları oldular. Her birimiz annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı canlarımızı kaybettik.

    Katliam sonrasında emniyet güçlerinin yaralıları hedef alan şiddeti ve biber gazlı saldırısı çok sayıda arkadaşımızın hayatını kaybetmesine neden oldu. Saldırı sonrasında 500’ü aşkın arkadaşımız yaralanırken, halen çok sayıda arkadaşımız farklı organ kayıplarına uğrayarak hayatını sürdürmeye çalışıyor.

    Siyasi iktidarın 10 Ekim’de yaşanan katliamın üzerini örtmek için yoğun çaba harcaması, olayda ihmali bulunan kamu görevlilerinin somut delillere rağmen yargıdan kaçırılması ve bugüne kadar kaybettiğimiz canlarımızı anmamıza bile polis şiddeti ile yanıt verilmesi, 10 Ekim katliamının asıl failleri hakkında yeterince ipucu vermektedir.

    10 Ekim katliamını planlayarak yapanlar da, önceden haber aldıkları halde hiçbir önlem almayıp, katillerin arkasındaki güçlerin ortaya çıkmasını engelleyenler de bellidir. Katiller tespit edilmiş ancak, katliamın yaşanmasında ihmali olanlar, katliamı önleyebilecekken, kılını kıpırdatmayanlar hala görevlerinin başındadır.

    “UNUTMAYACAĞIZ”

    Siyasi iktidarın 10 Ekim katliamında asıl sorumluların hesap vermesini engellemek için attığı bütün adımlara rağmen emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağımız bilinmelidir. Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacak, katliamın unutturulmak istenmesine asla izin vermeyeceğiz.

    10 Ekim 2015’den bu yana yaşadığımız acı çok büyük ve tarifsizdir. Dört yıl içinde ne yüreğimizdeki acı, ne de öfkemiz dinmemiştir. Türkiye’nin en kanlı katliamlarından birisi olan 10 Ekim katliamının insani değerlerini yitirmemiş milyonlarca insanın yüreklerini yaktığını, içini acıttığını biliyoruz.

    “TÜRKİYE UZUN SÜREDİR ŞİDDET VE BASKI İKLİMİNDE YAŞAMAKTADIR”

    Türkiye, uzun süreden beri yoğun bir şiddet ve baskı ikliminde yaşamaktadır. 10 Ekim Katliamı, içinde bulunduğumuz baskı ve korku rejimine giden yolda en önemli ve trajik sembollerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Ülkemizin bu karanlıktan kurtulması, başta Çorum, Maraş, Sivas katliamları olmak üzere 10 Ekim o dönemde birbiri ardına yaşanan kitlesel katliamlarla hesaplaşılmasıyla mümkündür. Bu hesaplaşma, yitirdiğimiz canlarımızın ve ailelerine karşı en büyük sorumluluğumuzdur.

    Yoldaşlarımızı kaybetmiş olmamız, onların inandıkları değerleri, uğruna canlarını verdikleri barışı kazanmak için mücadele görevini bizlerin, hepimizin omuzlarına yüklemiştir. Üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, 10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, asıl sorumluların korunmasına ve yaşananların üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğimiz bilinmelidir.

    Her dönem iktidarın hedefinde olan emek, barış ve demokrasi savunucuları olarak, ayrım yapmaksızın herkesin eşit yurttaşlık ve haklar temelinde, barış içinde bir arada yaşaması için ölümü değil, yaşamı ve yaşatmayı ısrarla savunmaya devam edeceğiz. Bizleri korkutmaya, yıldırmaya, sindirmeye çalışanlar, ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, yılmayacağız ve katilleri asla affetmeyeceğiz. 10 Ekim Ankara katliamında kaybettiğimiz 103 canımızı yoldaşlarımızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız.” (HABER MERKEZİ)

  • Yazar İnce: Savaş bütün hoyratlıkların en büyüğüdür ve savaşta önce çocuklar ölür

    Yazar İnce: Savaş bütün hoyratlıkların en büyüğüdür ve savaşta önce çocuklar ölür

    PİRHA- TSK’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonuna tepki gösteren Yazar Özcan İnce, “Uygar topluluklarda kültür bir değer olduğu için hoyratlığa yer yoktur. Savaş bütün hoyratlıkların en büyüğüdür. Dost bahçesine hoyrat girerse önce gonca gül ezilir. Bu nedenle hoyratça savaşlarda önce çocuklar ölür” dedi.

    Yazar Özcan İnce TSK’nin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyonuna tepki gösterdi.

    Barbarlık ve uygarlığın kültürel olduğunu kaydeden İnce, “Bir topluluğun barbar ve uygar oluşu, kültürüyle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü kültür insanlığın temelidir. Temel iyi inşa edilmişse  kültürün bir değeri vardır. Temel iyi inşa edilmemişse, hangi cilayla süslenirse süslensin o kültürün bir değeri yoktur. Kültürel alış veriş bu değer üzerinden yapılır. Kültür bir değer değilse kültürel alış veriş niye olsun” diye konuştu.

    İnce, “Barbarlık kültür olarak tarih sahnesine geç girmiş. Geç girdiği için hoyrattır. Onun için hangi maskeyle görünürse görünsün barbarlık ve hoyratlığını gizleyemez. Bu nedenle barbarlık ve hoyratlığını gizlemek için sürekli maskeli olmak durumundadır” dedi.

    “‘SAVAŞ’ DİYEN BİR ALEVİ BİREYİ ASLA OLMAZ”

    Uygar topluluklarda kültürün bir değer olduğunu bu nedenle  hoyratlığa yer olmadığını belirten İnce, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Savaş bütün hoyratlıkların en büyüğüdür. Dost bahçesine hoyrat girerse önce gonca gül ezilir. Bu nedenle hoyratça savaşlarda önce çocuklar ölür. Hak Yol inancında barış bu nedenle sevilir. Çünkü barışın olduğu yerde güller ezilmez. Hak Yol Kızılbaş Alevilerin barışsever olmasının temel nedeni budur. ‘Savaşa evet’ diyen bir Alevi bireyi bu nedenle asla olmaz. Olursa o birey müşkül ve düşkün bile değildir. Doğrudan Alevi toplumundan uzaktır. Çünkü, düşkün ve müşgülün bile Alevilikte bir yeri vardır. Alevilikten çıkmış olsa bile gideceği bir düşkünler ocağı vardır. Toplumdan kopsa bile insanlıktan kopmaz. Ama barbarın toplumda hiçbir yeri olmadığı için insanlığın dışındalar. Xızır savaş çıldını barbarları düştükleri hoyratlıktan kurtarsın. Savaş pilotluğu bu nedenle meslek değil hoyratlığın zirvesidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi, ‘Türkiye halkları savaşa dur demeli’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi, ‘Türkiye halkları savaşa dur demeli’ manşetiyle çıktı

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım 2019 tarihli 85. sayısı, “Türkiye halkları savaşa dur demeli” manşetiyle çıktı.

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 85’inci sayısı okuyucularıyla buluştu.

    “Türkiye halkları savaşa dur demeli” manşetiyle çıkan gazetenin kapağında şunlar paylaşıldı:

    “Türkiyeli aydınlar, sanatçılar ve demokrasi güçleri bu savaşa karşı tutum almalıdır. Suriye macerası Türkiye’ye yarar değil, hep zarar verdi. Atalarımız ‘zararın neresinden dönersen kardır’ demiş ama şer atına binenler zararın topraklarında nal eskitiyor. Hatırlansın, Esad rejimini ‘devirip’, Emevi Caminde namaz kılacaklardı. Bunun için ‘MİT tırları’ ile insani yardım ismi altında çetelere silah taşıdılar. Ama Süleyman Şah Türbesini bile IŞİD’ten koruyamadılar. Türbeyi ‘terörist’ dedikleri PYD/YPG desteğiyle taşıdılar. Başta ‘dost’ olan Kürtleri bir süre sonra ‘düşman’ ilan ettiler. ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ ismiyle Afrin’e girdiler ve cihadist çeteler bütün dünyanın gözleri önünde Kürtlerin evini barkını yağmaladılar, zeytinlerini çaldılar. Yapılan her iş, atılan her adım gözyaşı biriktirmekten öteye gitmedi. Bugün Türkiye’de dört milyona yakın Suriyeli göçmen var. İktidar göçmenleri dış politika ‘malzemesi’ yapıyor. Oysa savaş mağduru bu insanlar büyük bir insani dram içindeler. Geçtiğimiz günlerde, dokuz yaşındaki Vail El Suud isimli çocuk ırkçılığa maruz kaldığı için intihar etti. Akdeniz ve Ege Denizleri, savaştan kaçan masum insanların mezarlığına dönüşmüş. Bu yıkımlar yetmemiş olacak ki yeni bir savaş süreciyle karşı karşıyayız. Savaş ölüm ve yıkım demek, göç yollarında yeni Alan Kurdî bebeklerin ölümünü onay vermektir. Dolayısıyla Türkiye halkları bu savaşa rızalık göstermemelidir. DAİŞ gibi barbar bir örgütün saldırısı karşısında, destansı bir mücadele vererek ülkesini savunan Kuzey Suriye halkları şimdilerde kirli bir pazarlığa kurban edilmek isteniyor. Emperyal güçler çıkar dalaşında ve halkların kaderiyle oynuyor. Silah tüccarları ellerindeki yeni nesil silahları Ortadoğu halkı üzerinde deniyor. İktidar, siyasal açmazını savaş çığırtkanlığı ile aşmak istiyor. AKP ve küçük ortağı MHP, savaşı oya tahvil ederek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Yandaş medya ise her zaman olduğu gibi, iktidarın payandası olarak savaşın borazanlığını yapıyor. Suriye toprakları üzerinde, yeni bir savaşa, yeni bir trajediye karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Binlerce yıl medeniyete ev sahipliği yapmış, dillerin ve dinlerin topraklarında yeni bir savaş istemediğimizi haykırmalıyız. Kobanî örneğinde olduğu gibi, büyük bedeller ödenerek yeni ve ortakçı bir yaşam sürdüren Rojava kantonları, ‘çağ dışı’ örgütlerin insafına bırakılmamalı. Kadın özgürlükçü ekolojik yaşam alanları yaratan bölge insanının tercihine saygı gösterilmeli. Şengal’e yapılan barbarlığın hesabının sorulamaması vicdanları kanatmaya devam ediyorken, çağdaş dünya, IŞİD barbarlığına karşı tavrını net olarak ortaya koymalı artık. Ezîdî kadınların köle pazarında satılmasının utancını taşıyan her insanın Rojava halklarının barbarlara karşı verdiği mücadeleyi desteklemesi gerektiğini düşünüyor, yeni bir yaşamın oluşumunda büyük kahramanlık gösteren Kuzey Suriye halklarıyla dayanışma içinde olmalıyız.”

    Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım sayısında;

    Muzaffer ORUÇOĞLU  “68”
    Ferhat TUNÇ  “Savaşa Hayır”
    Celalettin CAN “Kayyım Darbesine Hayır, Dayanışmaya Devam”
    Hüseyin AYRILMAZ “Maden Şirketlerinin Göz Diktiği Topraklar”
    Hamza AKSÜT “Şeyh Hasan Aşiret Federasyonu ve Şeyh Ahmet Tavil Ocağı”
    Hüsnü GÜRBEY “Kimyasal Silah Kullanımı Hakkında”
    Umur HOZATLI “DERSİM’İN GÜNEY KARDEŞLERİ- 2
    ‘Çöldeki Dersim’liler’ ve Yedi Köyün Dergâhı”
    Haydar OĞUR “Qırrayisé Yabani”
    Hüseyin ALAN “Munzur Vadisi Neden Jeopark Olmalı!”
    Erdoğan YALGIN “Alevilikteki Kutsal 12’ler!”
    Can KASAPOĞLU “Her yer Yeşilçam, her yer Film seti”
    Nesimi ADAY “Çorum’da Kürt Alevi Köyleri / Röportaj”
    Doğan HALİS “Sorunların Çözülemediği Tarımda Neo Liberal Saldırı”
    Hasan Ali KILIÇ “Dersim’de Bir Yaşam Mücadelesi”
    Hüseyin OZAN “Raştîya Xora ke Birîya ra”
    Yeşim ÇOŞKUN “Nefesimde Kızıl Kement”
    Hıdır İŞIK “Tanrı Hanesine Düşen Ah: BALIŞNA KIRMANCIYÊ” yazılarıyla Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım sayısında.

    Ayrıca Gazetenin arka kapağında “Munzur Gözeleri Kutsal Mekândır, piknik alanı olmaktan çıkarılmalıdır” manşetiyle Munzur’daki kirliliğe dikkat çekti. (HABER MERKEZİ)

  • HDP, HDK, DTK, DBP’den Suriye açıklaması

    HDP, HDK, DTK, DBP’den Suriye açıklaması

    Suriye’ye yapılması planlanan harekatla ilgili HDP, HDK, DTK, DBP’den açıklama geldi. Açıklamada, “Ülkeyi bölgesel bir savaşın içine sürükleyen iktidara “dur” demek bütün Türkiye halklarının sorumluluğudur” denildi. 
    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik harekatla ilgili açıklamada bulundu.

    HDP Genel Merkezi’nde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, HDK Eş Sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Sedat Şenoğlu, DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, DBP Eş Başkanı Mehmet Aslan, “Geldiğimiz tarihsel aşamada işgal ve savaş siyasetini dayatan, Kürt halkının ve kazanımlarının inkârını ve imhasını sürdürmeye çalışan bir iktidar aklı ile karşı karşıyayız” dedi.

    Açıklamada, “Bu tezkereye evet diyen bütün partiler bilmelidir ki Türkiye halkları bu savaşa rıza göstermiyor, bu savaş ve işgal girişimini onaylamıyor” denilirken, “Meşruluğunu yitiren, aciz duruma düşen, kendi içinde çatırdayan iktidar, geçmişteki savaş hükümetleri döneminde olduğu gibi savaştan beslenen, Kürt karşıtlığını kendine bayrak edinen bütün güçleri etrafına toplayarak içinde olduğu krizi aşmak için bölgesel bir savaşı gündeme getirmiştir. Herhangi bir meşruiyeti olmayan bu işgal girişimine ülke içinde meşruiyet sağlamak için Meclis’e savaş tezkeresi getirilmiştir. Bir kez daha Türkiye halklarının çıkarları bu partiler tarafından iktidar bloğunun ve müesses nizamın çıkarlarına tercih edilmiştir” ifadeleri yer aldı.

    Harekatın uluslararası toplum nazarında kabul görmediğinin belirtildiği açıklamada, “Selefi, cihadçı çeteleri kullanarak bugüne kadar barış içinde yaşayan kadın, çocuk bütün Suriye halklarına saldıracak olan iktidar bloku, DAİŞ barbarlığının başaramadığını başarmaya soyunmaktadır. Kürt inkârı ve soykırımının 21’inci yüzyılda sürdürülmesi manasına gelen bu yaklaşım halkların direnişi ve barış içinde yaşama iradesi karşısında dün olduğu gibi bugün de kaybedecektir” denildi.

    “DUR DEMEK SORUMLULUK”

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Bütün Kuzey ve Doğu Suriye ile Rojava’dan, bugüne kadar Türkiye’ye tehdit değil barış ve kardeşlik mesajları gelmiştir”  Kuzey ve Doğu Suriye ile Rojava halkları Türkiye’de yaşayan halkların akrabası, dostu, kardeşidir. Yapılması düşünülen, vicdani ve ahlaki olarak kabul edilemez olan bu saldırı bölgesel istikrarsızlığı tetikleyecek, DAİŞ, El Kaide gibi barbar çetelere alan açacak ve halklar arasında sonu gelmeyen nefret bariyerleri örecektir. Kendi bekası ve kini uğruna savaş kışkırtıcılığı yapan ve ülkeyi bölgesel bir savaşın içine sürükleyen iktidara “dur” demek bütün Türkiye halklarının sorumluluğudur.”

  • Temelli’den AB ve BM’ye çağrı: Erdoğan’a “dur” deyin

    Temelli’den AB ve BM’ye çağrı: Erdoğan’a “dur” deyin

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Türkiye’nin Suriye’ye olası operasyonu hakkında partisinin meclis grubunda konuştu. Temelli,  ‘AB ve BM başta olmak üzere çağrı yapıyoruz; Erdoğan’ın savaş politikalarına dur deyin” diye konuştu.

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu.

    Türkiye’nin olası Suriye operasyonuna ilişkin konuşan Temelli, “Savaş istemiyoruz. Savaş felakettir. O yüzden buradan güçlü bir şekilde söylüyoruz; savaşa hayır. Tüm Türkiye halklarını, herkesi, tüm Ortadoğu halklarını, Avrupa halklarını, savaşa hayır demek için yan yana gelmeye davet ediyoruz. Tıpkı 17 yıl önce savaştan beslenenlere nasıl hayır dediysek, bugün de bu savaşı istemiyoruz” dedi.

    AB ve BM başta olmak üzere çağrı yaptıklarını belirten Temelli, “Erdoğan’ın savaş politikalarına dur deyin. Öyle kısa açıklamalarla değil. Dur deyin. Evet, dur deyin. Yoksa bu savaş sadece Ortadoğu Suriye’nin kuzeyini yakmakla kalmayacak. Bütün dünyayı bu ateşin içine çekmeye devam edecek” diye konuştu.

  • MARDEF: Savaş ölüm, soykırım demektir; karşı çıkıyoruz

    MARDEF: Savaş ölüm, soykırım demektir; karşı çıkıyoruz

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), yazılı bir açıklama yaparak, Türk hükümetinin Suriye’nin kuzeyine askeri operasyon düzenleme kararına sert tepki gösterdi. Açıklamada, “Bizler, bu savaşa karşı çıkıyoruz ve bu amaçla yapabileceğimiz her türlü demokratik çabayı ortaya koymaktan geri durmayacağız” denildi. 

    AKP hükümetinin Suriye’nin kuzeyine operasyon başlatma kararına tepkiler sürüyor. Yazılı bir açıklama yapan Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), savaşa karşı olduklarını belirterek, “Dünya ve bölge gericiliği, Türk devleti şahsında, el birliğiyle, Kürtlere karşı daha kapsamlı bir savaş planlamaktadırlar. Bu savaş, halkların kanı ve yoksulluğu pahasına sürdürülen bir savaş” ifadelerini kullandı.

    “SAVAŞ SOYKIRIM DEMEKTİR”

    Açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Bölge halklarının bir parçası olan bizler, bu savaşa karşı çıkıyoruz ve bu amaçla yapabileceğimiz her türlü demokratik çabayı ortaya koymaktan geri durmayacağız. Çünkü halklar, savaş koşullarında, hiçbir yaşamsal etkinlik ve üretim gerçekleştiremezler. Çünkü savaş, genç, yaşlı, çocuk, kadın ve erkek binlerce, on binlerce insanın ölümü demektir. Çünkü savaş, yokluk ve yoksulluk demektir. Son olarak savaş, katliamlar, toplu kıyımlar, inanç farklılıklarının yok edilmesi, asimilasyon ve soykırım demektir. Kimse bizden dünyanın bu kötülüğüne kayıtsız kalmamızı beklemesin.

    “KÜRT KARDEŞLERİMİZE KARŞI BİR SAVAŞA SÜRÜKLENMEYECEĞİZ”

    Bizler, bu zulme, zorbalığa ve savaşa karşı çıkıyoruz ve savaşa karşı mücadelemizi kararlılıkla devam ettireceğiz. Büyük acılar yaşamış olan Maraşlı halklarımız, savaşın aynı zamanda katliam demek olduğunu biliyorlar ve bu gerçeği hiç unutmadılar. O nedenle aynı zamanda Kürt ve Alevi halkının bir parçası olan bizler, Kürt kardeşlerimize karşı bir savaşa sürüklenmeyeceğiz, böyle bir savaşa rıza göstermeyeceğiz. Tam tersine bizler, savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunuyoruz ve böyle davranmaktan hiç kimse bizi alıkoyamayacaktır.”  (HABER MERKEZİ)   

     

     

  • Kılıçkaya: Savaş ölüm ve yıkımdır; karşı duracağız

    Kılıçkaya: Savaş ölüm ve yıkımdır; karşı duracağız

    PİRHA-AABK 2. Başkanı ve FUAF YK Üyesi Erdal Kılıçkaya, savaşa karşı olduklarını belirterek, “Savaş her şeyden önce ölüm ve yıkımdır. Açlık, sefalet, hastalık, adaletsizlik, tecavüz ve doğanın yok edilmesidir. Bize düşen, muktedirlerden aman beklemek değil, onların ikiyüzlülüğünü teşhir edip önlem almaya zorlamaktır” dedi. 

    Türkiye hükümetinin, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturulmasına ilişkin adımlarında kritik döneme girildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında önceki gün yapılan telefon görüşmesinin ardından ABD kuvvetlerinin çekilme süreci başladı. Türkiye’nin başlatacağı operasyona destek verilmeyeceğini belirten Beyaz Saray’ın, “IŞİD’li tutuklulardan Türkiye’nin sorumlu olacağı” açıklaması yapması dikkat çekti.

    Yazılı bir açıklama yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) 2. Başkanı ve Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) YK Üyesi Erdal Kılıçkaya, “Bize düşen, muktedirlerden aman beklemek değildir” dedi.

    Kılıçkaya, “Savaş çığlıkları arasında, zaten açlık ve yoksullukla cebelleşen halkın, savaşla birlikte bu durumunu sorgusuz kabulleneceği hedeflenecek” ifadelerini kullandı.

    “HDP’DEN SONRA SIRA CHP VE KILIÇDAROĞLU’NA GELİYOR”

    “HDP’ye yönelik çok yönlü operasyonların ardından sırayı CHP’ye getirip ve devamında bir erken seçime giderek, AKP-MHP ortaklığını devam ettirme planlarının hayata geçirildiği günleri yaşıyoruz” diyen Kılıçkaya,  şöyle devam etti:

    “Bunun somut adımları atılmaya başlandı bile. HDP kanadında Eş Başkanlardan partinin çaycısına kadar, geniş parti kadrolarının gözaltına alınmasının devamında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Kılıçdaroğlu ile ilgili “CHP Genel Başkanı için dokunulmazlığın kaldırılması ve mahkeme yolu ardına kadar aralanmış ve açılmıştır” diyerek, seçim öncesi CHP’den çok Kılıçdaroğlu’nun hedefe konacağının sinyalini verdi. Buradan da anlaşılacağı gibi, HDP’den sonra artık sıranın kaçınılmaz bir biçimde CHP’ye ve Kılıçdaroğlu’na geldiğini görüyoruz. Her ne kadar Suriye seferine CHP ve Kılıçdaroğlu destek verse de, olası bir 2020 erken seçimi öncesi özellikle Kılıçdaroğlu hedef olmaktan kurtulamayacak.”

    “BUGÜNLERİN MUMLA ARANACAĞI VAZİYETE DOĞRU GİDİLİYOR”  

    Bugünlerin mumla aranacağı vaziyetine doğru ilerlenen bir dönemin yaşandığını belirten Kılıçkaya, “Savaş çığlıkları arasında, zaten açlık ve yoksullukla cebelleşen halkın, savaşla birlikte bu durumunu sorgusuz kabulleneceği hedeflenecek. Muktedirler, militarizmin mide açlığını dindireceğini sanarak ilerleyebileceklerini düşünecek. Oysa savaş her şeyden önce ölüm ve yıkımdır. Açlık, sefalet, hastalık, adaletsizlik, tecavüz ve doğanın yok edilmesidir” dedi.

    “İLLE DE BARIŞ DİYORUZ”

    “Bize düşen, muktedirlerden aman beklemek değil, onların ikiyüzlülüğünü teşhir edip önlem almaya zorlamaktır” diyen Kılıçkaya, şunları kaydetti:

    “Bundan dolayı, biz de “ille de barış” diyerek, savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşamasını savunacağız.

    Emek, demokrasi, ekolojik mücadele ve barış eksenli mücedelemizi hiç durmadan devam ettireceğiz.

    Alevi’ye, Ezidi’ye, Kürt’e, Ermeni’ye, Türk’e, Arap’a, kadına, emekçiye, aydına, gence, insanlığa yönelik bu yok etme girişimine karşı çıkacağız.
    Unutmayalım! Birimize saldırı, hepimize saldırıdır.
    Dolayısı ile, birbirimizin rakibi, düşmanı hiç bir zaman olmadığımız gibi, hele şu günlerde hiç değiliz. Hep birlikte insanlığa ve doğaya saldıranların rakibi ve karşısında dik duranlarız.
    “İlle de Barış” şiarımızın, ülkemizde, Orta Doğuda ve tüm dünyada hayat bulması için, demokrasiyi, evrensel değerleri savunmak için, güçlerimizi birleştirmek zorundayız.
    Tek çaremiz, birlikte mücadele, birlikte mücadele, birlikte mücadele.”

    (HABER MERKEZİ)   

     

  • FEDA: Bu operasyon bütün halklara yıkım getirecektir

    FEDA: Bu operasyon bütün halklara yıkım getirecektir

    PİRHA- Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlemesi planlanan operasyonun başlatılması için ABD askerlerinin çekilmesi beklendiğine dair açıklamaya ilişkin FEDA, “Bu işgal sadece Kürtler için bir yıkım olmayacak, süreç içerisinde biz Alevileri de hedef alacaktır. Bu işgal planı, halklara ölümü dayatıyor, savaşı dayatıyor.” dedi.

    Reuters, üst düzey Türkiyeli bir yetkilinin “Türkiye büyük olasılıkla ABD’li askerler harekat bölgesinden çekilene kadar bekleyecek” dediğini aktardı.

    İsim vermeden konuşan bir yetkili, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlemesi planlanan operasyonun başlatılması için ABD askerlerinin çekilmesinin beklendiğini söyledi.

    Konuya ilişkin Demokratik Alevi Federasyonu FEDA ise yazılı bir açıklama  yaptı. Açıklamada Türkiye’nin Rojava bölgesine yapacağı böyle bir operasyonun gerek Türkiye için gerekse bölge halkları için yıkım olacağı belirtildi.

    ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon güçleri, yapılan anlaşmalarda üstlendiği sorumluluğun gereklerine hiçe sayarak Girê Spî (Tel Abyad) ve Serêkaniyê’deki sınır noktalarından çekilmeye başladığı ‘belirtilen açıklamada, ABD ve BM’nin, Türkiye’ye yol vererek bu operasyonda yaşanacak katliamların suç ortağı olacağı ifade edildi.

    FEDA, açıklamasında uluslararası güçlerin çekilmesiyle yaşanacak sürecin Rojava’nın işgali anlamına geleceği ve buna karşı olmanın sadece Kürtler değil bütün bölge halklarına düştüğünün de altı çizdi. Son olarak, açıklama da bunun bir savaş cehennemi yaratacağı sadece Kürtleri değil, sesiz kalınırsa Aleviler de içinde olmak üzere herkesi yakacağına dikkat çekildi. (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV: Herkesin barışın iyileştirici ve birleştirici gücüne ihtiyacı var

    HBVAKV: Herkesin barışın iyileştirici ve birleştirici gücüne ihtiyacı var

    PİRHA – 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle HBVAKV yaptığı açıklamada Dünyada ve ülkemizde yaşanan gelişmelerin barış için daha fazla mücadele edilmesi gerektiğine dikkat çekildi.  

    1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Genel Merkezi adına Genel Sekreter Hüseyin Gülseven imzasıyla yayınlanan açıklamada, insanlık tarihinin en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşı olan İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinin üzerinden 80 yıl geçtiği, bu savaşın ardından büyük bir acının kaldığı belirtildi.

    “Yüzlerce yıldır  emperyalist güçlerin hegemonya alanlarını genişletme projelerinin halklar arasındaki milliyet, din, dil, etnik kimlik farklılıklarını düşmanlaştırma politikalarına, savaşlara alet etmeye devam ediyor” denilen açıklamada süren savaşlarda yok olan hayatların, doğanın, göç yollarında yitip giden binlece insanın umurlarında olmadığı kaydedildi.

    Başta Ortadoğu olamak üzere tüm dünyada devam eden savaş politikasında insanların ağır bedeler ödediği kaydedilen açıklamada, demokrasiye dair temel kazanımların her geçen gün kaybolduğu belirtildi.

    Savaşlarda faturayı emekçi sınıfın ve yoksulların ödediğine dikkat çekilen açıklamada, kurulan yeni rejimde tek adamın ağzından çıkan herşeyin ‘Ferman’ sayıldığını, bu rejimde demokrasinin son kırıntılarının rafa kaldırıldığı vurgulandı.

    “YAŞANAN KRİZ ‘EKONOMİK SAVAŞ’ OLARAK YUTTURULUYOR”

    Kürt sorununun barışçıl bir temelde çözüm yolunun kapatıldığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi;

    “Milliyetçi, şoven, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyasetin hakim siyaset haline getirilmesi hem savaş, çatışma ve şiddet ortamını sürekli canlı tutuyor; hem de binlerce insanımızın ölümüne, bizim emeğimizin ürünü olan kaynakların onlarca yıldır süren adı konmamış savaşa aktarılmasına, doğanın ve yaşam alanlarımızın yok edilmesine yol açıyor. Emekçilere ve emeklilere yapılan maaş artışlarından kaynak yok bahane edilerek komik rakamlarla bizleri açlığa ve sefalete mahkum edenler sıra savaş bütçesine ve satın alınan mühimata sıra gelince kesenin ağzını sonuna kadar açmayı ihmal etmiyorlar.

    Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı ve demokratik bir temelde çözüm yolunun kapatılması çatışmaların artarak devam etmesinden,  gençlerimizin, çocuklarımızın birer birer toprağa düşmesinden, dolayısıyla yıllardır kanayan yaranın daha da derinleşmesinden başka bir şeye hizmet etmiyor.

    Barış demenin neredeyse yasaklandığı ülkemizde sermayeye,  rantçılara, kara para aklayıcılara çıkarılan vergi ve imar aflarına  ‘vergi barışı,’ ‘imar barışı’  denilerek kamu kaynakları sermayeye peşkeş çekiliyor. Yıllardır ülkeyi dışarıya, emperyalist ülkelere bağımlı hale getiren, halkın emekçilerin alın terinin ürünü kamu iktisadi teşebbüslerini sermayeye yok pahasına satan,  halktan topladıkları vergileri yandaşlarını beslemek için betona, inşaata gömenler bugün yaşanan krizi ‘ekonomik savaş’ olarak yutturmaya çalışıyor.

    “Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batarız” nakaratını tekrar edenler,  yıllardır hayata geçirdikleri emek karşıtı sermaye yanlısı politikalarla yoksulluk ve sefalete ittikleri işçilerden ve emekçilerden daha fazla fedakarlık istiyorlar.”

    “SAVAŞA HAYIR, YAŞASIN BARIŞ”

    Herkesin barışın birleştirici gücüne ihtiyacının olduğu belirtilen açıklamada, dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerin barış için daha fazla mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamanın devamında şunlar belirildi;

    “Hangi milliyetten, dinden, mezhepten olursak olalım hepimiz adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, paylaşımın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insanca bir yaşamın kalıcı hale getirildiği bir dünyaya özlem duyuyoruz. Bu özleme kavuşmanın yolu savaş ve çatışmadan değil, barış ve kardeşlikten geçiyor. Bunun için emperyalist ülkelerin ve işbirlikçilerinin çıkar kavgasının eseri savaşlar yoksul halkların ve biz emekçilerin savaşı değildir. Savaş ve çatışma ortamını besleyerek ülkemizin içinden çıkılmaz bir felakete sürüklenmesine karşı hepimizin Barışın İyileştirici Gücüne İhtiyacı Var! Savaşların ve çatışmaların,  ülkemizi adım adım bir kaos ortamına sürüklendiğini görmekteyiz bu duruma izin vermeyeceğiz.

    Tüm halkların eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağı bir dünyayı kendi ellerimizle kurmanın yolunu açmak için savaşa hayır yaşasın barış.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim Kadın Platformu: Dünyayı kadınlar özgürleştirir- VİDEO

    Dersim Kadın Platformu: Dünyayı kadınlar özgürleştirir- VİDEO

    PİRHA- 19. Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nin son gününde Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yapan Dersim Kadın Platformu, “Eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, kadınların özgürce yaşamlarını sürdürdüğü bir gelecek mümkün! Bu gelecek kadınların örgütlü ellerinin üzerinden yükselecektir. Biliyoruz ki; Mücadele kadınları birleştirir, kadınlar dünyayı özgürleştirir” dedi.

    19’ncu Munzur Doğa ve Kültür Festivali kapsamında Dersim Kadın Platformu son dönemde artarak süren kadın katliamları, cinsel taciz ve saldırılara ilişkin ‘Mücadele kadınları bireştirir, kadınlar dünyayı özgürleştirir’ şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz, HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun, platform üyeleri ve çok sayıda kadın katıldı. Açıklamayı Dersim Kadın Platformu adına Fatoş Taşkale okudu.

    “OTTOWA SÖZLEŞMESİNİN HÜKÜMLERİ YERİNE GETİRİLSİN”

    Festivalin Nupelda ve Ayaz nezdinde katledilen tüm çocuklara ve kadınlara adandığını hatırlatan Taşkale, Nupelda ve Ayaz’ın yaşamını yitirmesinin bölgede sürdürülen savaş politikalarının bir sonucu olduğunu söyledi. Fatoş, “Dersim, resmi rakamlara göre sınır illeri hariç en fazla mayının bulunduğu ildir. Daha fazla ölüm ve acı yaşamamak için, ülkemizin de taraf olduğu anti-personel mayınların imhasına dair Ottowa Sözleşmesi hükümleri yerine getirilerek, ilgili alanlar tekrar taranmalı ve anti-personel mayınları imha edilmeli, gerek sözleşmeden ve gerekse hukukumuzdan kaynaklı gerekli tedbirler alınmalıdır. 38’den 90 lara; 90 lardan günümüze bölgede yürütülen savaş politikalarının en ağır bedelini, hayatlarımızla ödemeyi reddediyoruz . Bu politikaların yıkıcılığı sadece bedenlerimiz üzerinden olmuyor, bedenlerimiz ile beraber yaşam alanlarımız da tahrip oluyor, yok ediliyor. Her yaz şehrimizde çıkan orman yangınları, yaşam alanlarımızla beraber bu alanlarda yaşayan canlı türlerini de yok etmektedir. Yaşamlarımız, yaşam alanlarımız ve tüm canlılar için barış istiyoruz . Çünkü bizler biliyoruz ki eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, kadınların özgürce ve barış içinde yaşamlarını sürdürdüğü bir gelecek mümkün” diye belirtti.

    TACİZ, TECAVÜZ VE KADIN KATLİAMLARINA TEPKİ

    Kadınların büyük mücadeleler ve emeklerle elde ettiği yasal düzenlemelerin büyük bir keyfiyetle askıya alındığını kaydeden Fatoş, en temel medeni hakların tartışıldığını ifade etti. Taşkale, “Yaşamlarımızı ve bedenimizi sürekli denetim altında tutarak eril zihniyetlerinde tahayyül ettikleri geleceği yeniden üretmemizi istiyorlar. Kadınlar lehine imzalanan ulusal ve uluslararası sözleşmelere uyulmadığı gibi, cezasızlık ve haksız tahrik indirimi gibi cezai uygulamalar, kadına yönelik her türlü şiddet taciz tecavüzde erkek egemen zihniyeti güçlendiriyor, teşvik ediyor ve koruyor Bu koruma ve yasasızlık her gün karşımıza yeni bir taciz, tecavüz ve kadın katliamı olarak çıkıyor. Son günlerde sosyal medya ve basında yer alan haberlerde, Munzur Üniversitesi’nde görevli bir memur hakkında, kamu görevlilerinin öğrenciler ile not, para vb. şeyler karşılığında yakınlaşmasına aracılık ettiğine dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Binlerce genç kadınımızın, çocuğumuzun okuduğu üniversitede bu şahsın halen görevine devam etmesi tezattır. Üniversite yönetimini soruşturmanın bütün yönlerini kamuoyuyla paylaşmaya çağırıyoruz” dedi.

    “SÖMÜRÜLMEYİ REDDEDİYORUZ”

    İktidarın tüm araçlarıyla kadınların ev içi ve ev dışı emeğini, aile dışındaki toplumsal ve siyasal etkinliklerini, var olma mücadelelerini değersizleştirdiğini dile getiren Taşkale, “Kadınların hayatları üzerindeki kontrolünü zayıflatmaya çalışıyor. Esnek, kuralsız, güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretlerle sömürülmeye, ekonomik krizle birlikte daha fazla yoksullaşmaya, çalışma yaşamının ayrılmaz parçası haline getirilmiş durumda. Baskı, şiddet ve mobinge, kreşleri kapatıp kadınlara yüklenmeye çalışılan bakım hizmetleri nedeniyle ücretli işlerde çalışmamızı engelleyen politikalara karşı durmaya, ev içerisinde görünmez kılınıp değersizleştirilen emeğimize sahip çıkarak mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.. İlimizde çeşitli teşviklerle açılan ve açılırken kadın işçilerle çalıştırılacağı yönünden çokça reklamı yapılan ve de çeşitli yayın organlarında ‘başarı öyküsü’ denilerek sunulan iki tekstil atölyesi, bugün Dersimli kadınlar için bir sömürü cehennemi durumuna gelmiştir. Ünlü markalarla çalışan atölyeler zaman zaman kadınlara fazla mesai yaptırmalarına rağmen bırakın fazla mesai ödemelerini ,bazen kadınlara aylarca maaş ödememektedirler. Emeğimizin böylesine yok sayılmasını, sömürülmeyi reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Taşkale, son olarak şunları kaydetti: “Mücadelemiz; yaşamın her alanında eşitliğin inşa edilmesi, eşitliğin kalıcı hale gelmesi ve kadınların şiddetten, yoksulluktan, işsizlikten, güvencesizlikten uzak hayatlar kurabilmesi için tüm devlet olanaklarının seferber edileceği toplumsal düzen içindir. Eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, kadınların özgürce yaşamlarını sürdürdüğü bir gelecek mümkün! Bu gelecek kadınların örgütlü ellerinin üzerinden yükselecektir. Biliyoruz ki; Mücadele kadınları birleştirir, kadınlar dünyayı özgürleştirir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Barış imzacısı akademisyenler: Haklarımızı geri verin

    Barış imzacısı akademisyenler: Haklarımızı geri verin

    AYM’nin, barış imzacısı akademisyenler hakkında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesinin ardından ihraç edilen akademisyenler “Haklarımızı geri verin” dedi.

    “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriyi imzaladıkları için “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan cezalandırılan, aralarında Prof. Dr. Füsun Üstel’in de bulunduğu 10 akademisye hakkında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermesinin ardından gözler imzacı akademisyenlere çevrildi.

    AYM’nin haklarında ihlal kararı verdiği akademisyenler, imzacı oldukları için çok ağır bedeller ödediklerini, AYM kararının sevindirici olduğunu ancak akademisyenlerin yaşadığı hak ihlallerine karşın atılması gereken daha çok adım olduğunu vurguladılar.

    “AYM KARARINI ÖĞRENDİĞİMDE GÖZYAŞLARINA BOĞULDUM”

    Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden ihraç edilen ve AYM’nin hak ihlali kararı verdiği isimler arasında yer alan imzacı akademisyen Canan Özbey, AYM kararını öğrendiğinde gözyaşlarına boğulduğunu belirterek, “Hiçbir suçumuz yokken, yasaya göre hiçbir kabahatimiz olmamasına rağmen, güzel bir şey istediğimiz için çok büyük bedeller ödedik. Maddi, manevi çok ağır bir süreçti. Çok yıprandık. Yaşanan bu ağır süreçte yaşamlarıyla bedel ödeyenler oldu. İntihar edenler oldu. Türkiye’nin geleceği için çok ağır bir tablo” dedi.

    “BİR YOL AÇILDI”

    Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden ihraç edilen ve AYM’nin hak ihlali kararı verdiği isimler arasında yer alan imzacı akademisyen Dr. Ece Öztan ise AYM’nin verdiği karara çok sevindiğini belirterek, adaletin bir zerresinin bile insanlara çok iyi geldiğini ifade etti. Öztan, şunları söyledi:

    “AYM’nin önünde bekleyen bir dosyam daha var. Doçentlik hakkımın elimden alınmasına dair. Şu an o dosyanın da yolunun açılacağını düşünüyorum. AYM 3.5 yıl süren hukuki ve fiili karamsar havayı açacak bir kilit gösterdi. Bunun arkasına hukuka uygun bir rejim kurulacaksa arkası gelecektir. Bu süreç zaman alacaktır. 3 yıllık süreçte ağır şeyler yaşandı. En azından şu an da ifade özgürlüğünün bir kez bile olsa mahkemelerde telaffuz edilmesi bana iyi geldi. Herkes kördü… Bir yol açıldığı için mutluyum. Umarım yerel mahkeme hukuka uygun davranır ve AYM kararını uygular. Yolumuz uzun. Daha büyük hukuk mücadelelerimiz olacak. Tüm gaspedilen haklarımızın hesabını soracağız.”

    “MESLEĞE İADE EDİLECEK MİYİZ?”

    Barış Bildirisi’ne imza attığı için Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Yrd. Doç. Dr. Ceren Akçabay ise AYM’nin kararına şaşırdığını belirtti. Akçabay, şunları söyledi:

    “Halihazırda AYM’nin karar verdiği dosya sayısı 10, ama yüzlerce kişiden bahsediyoruz. AYM’nin emsal kararı uygulanacak mı? Yerel mahkeme AYM kararı doğrultusunda beraat verecek mi? AYM önündeki dosyaları hızla karara bağlayacak mı? OHAL Komisyonu çok uzun zaman geçmesine rağmen başvurumuza cevap vermedi. Mesleğe iade edilecek miyiz? Bu hak ihlalleri ne kadar sürecek? Maddi manevi yaşadığımız zararlar tazmin edilecek mi?”

    “YEREL MAHKEMENİN AYM KARARINA NE KADAR RİAYET EDECEĞİ ÖNEMLİ”

    Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre, Marmara Üniversitesİ İletişim Fakültesi’nden ihraç edilen Dr. Utku Uraz Aydın da AYM’nin verdiği kararın önemli bir gelişme olduğunu, ancak yaşanan hak kayıplarını ortadan kaldırmadığını söyledi. Verilen kararın iktidar blokunda yaşanan çözülmelerin emarelerinden biri olduğunu aktaran Aydın, yerel mahkemenin AYM’nin kararına ne kadar riayet edeceği konusunun önemli olduğunu söyledi.

  • TTB 70. büyük kongresine çağrı yaptı

    TTB 70. büyük kongresine çağrı yaptı

    TTB’nin 70’inci büyük kongresi öncesi katılım çağrısı yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, kongrenin barış talep eden seçilmiş bir meslek örgütünün yöneticilerinin haklarının tanınmadığı bir dönemde yapıldığına vurgu yaparak, “adalet” talebi olan tüm kesimleri kongreye davet etti.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), Genel Merkez binasında 22 Haziran’da 65 tabip odasından gelecek delegelerle gerçekleştirecekleri “Tababet İçin Adalet” temalı 70’inci Büyük Kongre gündemi ve ayrıntılarıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz, TTB Merkez Konseyi üyeleri Prof. Dr. Gülriz Erişgen ve Dr. Selma Güngör ile Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut’un katıldığı basın toplantısında, açıklamayı Sinan Adıyaman okudu.

    Kongreye, 2016-2018 dönemi TTB Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklamasını yaptıkları için hapis cezasına çarptırıldığı bir dönemde yapıldığına vurgu yapan Adıyaman, “Bu ceza verilirken evrensel tüm hekimlik değerlerinin ve hukuk kurallarının altüst edildiği, barış talep eden seçilmiş bir meslek örgütünün yöneticilerinin haklarının tanınmadığı, iyi hekimlik değerlerini savunan meslektaşlarımıza gözdağı verilmek istenen bir dönemde yapılıyor” diye belirtti.

    “ELEŞTİRİLMEYEN SİYASAL ORTAM SAĞLIKTA EŞİTSİZLİKLERİN YAŞANMASI DEMEKTİR”

    Kongreye giderken artık ülkede adaletten söz etmenin olanağının kalmadığını ifade eden Adıyaman, “AKP iktidarına muhalif meslek örgütleri, sendikalar, siyasal partiler, toplumun örgütlü kesimleri cezalarla yıldırılmaya ve yok edilmeye çalışılmaktadır. Adaletin olmadığı bir ülkede toplumun yaşam hakkından söz edilemeyeceği gibi, sağlık hakkından da söz etmek mümkün değildir. Çünkü artık eleştirmek hatta önermek dahi yasaktır. Eleştirilmeyen ve dayatmalarla yürütülen bir siyasal ortamın sağlıkta eşitsizliklerin yaşanması, kızamık salgınlarının ve sağlıkta bölgesel farklılıkların giderek artması demektir. Halkın sınırlı kaynaklarının Şehir Hastaneleri adıyla özel şirketlere aktarılması gibi ülkenin sağlık alanındaki ihtiyaçlarının gözetilmesi yerine israf yapılması demektir.”

    “KARANLIĞIN KISA SÜREDE YOK OLACAĞI UMUDUYLA”

    Kongrenin Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden geçtiği bir dönemde yapıldığını vurgulayan Adıyaman, TTB, tabip odaları ve Türkiye’nin dört bir tarafından gelecek hekimler olarak bu karanlığın en kısa sürede yok olacağına olan umutla kongreyi gerçekleştireceklerini söyledi. Adıyaman, “Kongremizi yaşamdaki tüm adaletsizliklere ‘Tababet İçin Adalet’ talebiyle karşı duracağımızı haykıracağız” diyerek, tababet için adaletin, sağlıklı toplum, kadınlar, sanatçılar, Gezi direnişçileri, gazeteciler, barış akademisyenleri, öğrenciler için adalet anlamına geldiğini ifade etti.

    “ADALET TALEBİ OLAN TÜM KESİMLERİ DAVET EDİYORUZ”

    TTB’nin, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, barıştan yana mücadelesini uzun yıllardır verdiğini dile getiren Adıyaman, Türkiye’de, “adalet” talebi olan tüm kesimleri, davet ederek, “Birlikteliğimizi, dayanışmamızı ve adaletsizliklere olan tepkimizi birlikte haykırmayı diliyoruz” dedi.

  • ‘Savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur’

    ‘Savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur’

    KESK’in bu yıl 2’incisini düzenlediği Ortadoğu Barış Konferansı’nın ikinci gününde ‘Ortadoğu Savaş Kıskacında Kadın ve Barış’ başlığı tartışıldı. Ortadoğu ülkelerinden konferansa katılan birçok kadın Ortadoğu’da kadınların yaşadıklarını anlattı.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Bakırköy’de bulunan Tarık Akan Kültür Sanat Merkezi’nde düzenlediği 2’ci Ortadoğu Barış Konferansı ikinci gününde devam ediyor. Konferansın 2’inci gününün birinci oturumu “Ortadoğu Savaş Kıskacında Kadın ve Barış” başlığıyla devam etti. Oturumun moderatölüğünü KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy Tekdemir yaparken Filistin Kadınlar Komitesi Birliği (UPWC) üyesi Abeer Abu Khdeir, Lübnan’lı Siyaset Sosyolojisi Prof. Dr. Houda Rizk, Tunus Halk Cephesi üyesi Mubarewke Brahmi, Bahreyn’li Aktivist Sameyya Khail, Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayla Akat Ata konuşmacı olarak katıldı.

    SİYAH İŞÇİLİK

    UPWC üyesi Abeer Abu Khdeir UPWC’yi anlattı. Ortadoğu’da kadının kültürel olarak zayıf bırakıldığını söyleyen Khdeir “Ortadoğu’da kadının yeri evidir. Görevi çocuklara bakmaktır. Ortadoğu’da Filistinli kadının siyasi olarak kendi tarihi vardır. Bütün Filistin tarihinde bile kadının tarihi vardır. Filistinli kadının rolü bütün dünyaya efsaneler yazmıştır. Tarihe geçmiştir. Ortadoğu’daki oranlara göre Filistinli kadının eğitim düzeyi yüksektir. Sosyal ve kültürel miras sahibidir. Ancak istihdam alanı yok. Kalkınma alanları yok. İşsizlik almış başını gidiyor. Sendikalara bir takım kalkınma projelerinin açılması için önerilerde bulunuyoruz. Ancak yeterli bir çaba yok. Kudüs’te olup da çalışan kadınlar var. Burada çalışmak için İçişleri Bakanlığı’na başvuran kadınlar var. Onlara da iş veriyorlar ama hastanelerde yada başka kurumlarda tuvalet temizliği işi veriyorlar. Onlar da tacize maruz kalıyorlar. Biz buna siyah işçilik diyoruz. Kadınlar ihanetin her türlüsünü yaşıyorlar. Gazze’deki Filistinli kadınların evlerinin hala yüzde 40’ı yaşanılamaz durumda. Gazze’de kalkınma diye bir şey yok. İstihdam yok” diye konuştu.

    53 KADIN YAŞAMINI YİTİRDİ

    Filistin’li kadın tutsakların yaşadıklarını anlatan Khdeir şunları belirtti: “İsrail cezaevlerinde bir takım radyoaktif yayan cihazlar koydular. Bu cihazları aileleriyle telefonda görüşemesinler diye koydular. Şu anda 53 kadınımız cezaevinde yaşamını yitirdi. Cezaevinin her tarafına kameralar koydular. Kadınlarda onları protesto etmek için avluya çıkmamaya başladılar. Spora gitmemeye başladılar. Kameralar kaldırılmayınca kadınlar boykota gittiler. Bunun üzerine bütün kadınlar sürgün edildi. Yeteri kadar yatak olmayan bir cezaevine sürgün edildiler. Kişisel eşyalarını dahi almalarına izin verilmedi. Kışın soğuğunda duş alacak su yok. Özellikle eğitimden mahrum bırakıyorlar. Yaşı küçük olan çocuklar var onlar da eğitimlerden mahrum bırakılıyor.”

    ÖZGÜRLÜK İSTEDİĞİ İÇİN TUTUKLANAN KADINLAR

    Arabistan’da özgürlük istediği için cezaevinde olan kadınların olduğuna dikkat çeken Lübnan’lı Siyaset Sosyolojisi Prof. Dr. Houda Rizk “Ancak bakıyorsunuz kadının araba sürmesine izin verildiği için sevinenler oluyor. Özgürlük isteyen kadınları görmüyorlar. Türkiye’de de özgürlük istediği için tutuklanan kadınlar var. Türkiye Kürt tutuklular söz konusu. Her ülkedeki sorunları dile getirmeliyiz. Suriye’ye baktığımızda orada terör örgütleri her türlü işkenceyi kadınlara yaptılar. Ama burada kadınlar Irak’tan Suriye’den Kobanê direnişini ortaya koymuştur. Dolayısıyla savaşın maliyeti kadınlar üzerinden çok ağır olmuştur. Bu örgütlere baktığımızda özellikle terör örgütlerinden söz ediyoruz. Bu örgütler çeşitliliği yok etme üzerinden kendilerini var ediyorlar. Suriye de çok çeşitli kültürel mozaiği olan bir ülke. Suriye’de çeşitliliği yok etmek için Kürtlerden başladılar. Önce onlara saldırdılar. Savaşlar en çok kadın ve çocukları vurmaktadır. Suriye’de siyasi istikrarsızlık devam ettikçe kadınlar ve çocuklar mağdur olmaya devam edecektir. Özellikle yerinden edilme durumunda kadınlar daha çok mağdur ediliyor. Kadınlar cinsel şiddete, psikolojik şiddete maruz kalıyorlar.” diye konuştu.

    “KADIN SINIRSIZ BİR KAYNAKTIR”

    Tunus Halk Cephesi’nden Mubarewke Brahmi Tunus’ta kadınların yaşadığı sorunları anlattı. Kadının kendisinin pratik hayatta yer alması için mücadele ettiklerini dile getiren Brahmi “Tunuslu kadın bir takım hakları kazanmak için mücadele etmeye devam ediyor. Her türlü mücadeleyi veriyor. Kadınlara olanaklar verilirse yapamayacağı şey yoktur. Kadınlar çok güzel şeyler yapabilir. Kadın sınırsız bir kaynaktır. Bir pınar gibidir. Yeter ki kapılar açılsın, yasalar kapıları açsın. Kadın birçok şeyden yoksun bırakılmış durumda. Birçok kadın Tunus’ta çöp toplayarak geçinimi sağlıyor. Binlerce kadın plastik toplayarak geçimini sağlıyor. Bugün Tunus’ta işsizlik oranı 15.4 oranında” şeklinde ifade etti.

    “KADIN HAREKETİ GELİŞMEYE DEVAM ETMELİ”

    Bahreyn’li Aktivist Sameyya Khail tüm tutukları özelde Bahreynli tutuklu kadınları selamladığını belirtti. Bahreyn’de gazetecilerin korktukları için tutuklu olan kadınlarla ilgilenmediğinin altını çizen Khail “Bu kadınların bir çoğu hasta. Hastalıklarla uğraşıyorlar. Kadın yada erkek olsun siyasi, kültürel, sosyal hak elde etmek isterse çok zorlu bir mücadele vermesi gerekiyor. Her şeye rağmen Bahreynli kadın hep mücadele etti. Hakları için taleplerde bulunmaktan vazgeçmedi. Kadınlar sokaklara meydanlara çıktı. Diğer kadınların bilinçlenmesi için mücadele etti. Bahreynli kadın dünyadaki bütün kadınlara benzer mücadeleler veriyor. Şiddete maruz kalıyor. Hakları ellerinden alınıyor. Hepimiz eşitiz. Omuz omuza mücadele vermeliyiz. Kadın hareketi olarak gelişmeye devam etmemiz gerekiyor. Yönetim, emperyalizm bizi yok etmek istiyor. Özellikle eğitimsiz bırakarak yok etmek istiyor.” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİNDEN SAVAŞIN KADIN ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE”

    Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Ayla Akat Ata, Kürt Kadın Hareketinin gelişim sürecini anlattı. Çözüm süreci ile birlikte kadın mücadelesinin farklı bir mücadeleye taşındığını vurgulayan Ata, şunlara dikkat çekti: “Türkiye’de savaş demenin yasak olduğu bir süreç yaşadık. İnkar politikasının çok yoğun olduğu süreci yaşadık. O yüzden barış sürecinde mücadele etmek de zordu. Çözüm tartışmaları sürecinde Kürt Kadın Hareketinin deneyimi esasında birçok ülke deneyiminden de farklı. Çözüm süreci başladığında sürecin başından sonuna kadar kadınlar sürecin içerisinde yer aldı. Sürecin başlamasında ilk görüşmede iki kişiden birinin kadın olmasının ne kadar önemli olduğunun altı çizilmişti. Demokratik ortak yaşamın öneminin altı çizildi. Kadın özgürlük meclisi içerisinde bütün bu tartışmalar yürütüldü. Bu tartışmalar çok önemliydi ama çözüm sürecinin bitmesiyle bu tartışmalar şu an devam etmiyor. Bu süreçleri Barış İçin Kadın Girişimi, Kadınlar Birlikte Güçlü, Vakit Geldi ekibinden Türkiye kadın hareketiyle ortak tartıştık. Kazanımları büyütme eksenli, aynı zamanda yaşanan savaş, savaşın kadın üzerindeki etkisi üzerinde tartışmalar yürütme noktasına geldik. Savaş devam ederken, çatışma devam ederken çözümün nasıl olabileceği konusunda bir hareket yok. 2013 süreci içerisinde heyetteki kadın arkadaşımızın çok önemli bir deneyimi vardır. Tartışılan her başlık için ‘Kadının yeri ne olacak?’ sorusunu soran ve bunu tartışmaya açan bir süreç yaşandı. Çatışma süreciyle kadın özgürlük sorununun ilişkisi var diyerek bunu hükümetin gündemine sokmuştur. Kadını özgür olmayan bir toplumun özgür olamayacağı belirtilmişti.”