PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu hakkında yakalama kararı çıkarıldığı açıklandı. Karara tepki gösteren Avrupa Alevi Gençler Birliği, “Alevileri ve Alevi kurumlarını kriminalize etmekten bir an önce vazgeçin!” dedi.
Avrupa Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu hakkında Ankara Savcılığı tarafından yakalama kararı çıkarıldı.
Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB), hakkında yakalama kararı çıkarılan Avrupa Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu için dayanışma çağrısında bulundu. Nevin Kamilağaoğlu’na yönelik gerçekleştirilen yakalama kararına tepki gösteren AAGB, “Nevin Kamilağaoğlu Yalnız Değildir!” diye destek mesajı verdi.
“Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu Yalnız Değildir!
Sevgili eşit başkanımız hakkında Ankara savcılığı tarafından alınan yakalama kararını kabul etmiyoruz. Bu karar derhal geri çekilsin ve Alevi kurumlarına yönelik son dönemlerde başlatılan cadı avına derhal son verilsin. Düzmece savlar üzerinden, aslı astarı olmayan iddialarla yöneticilerimiz planlı ve tek elden yönetildiği belli olan bir saldırı dalgasına maruz kalmaktadır. Geçmişimiz, duruşumuz ve söylemlerimiz pür-ü paktır. Bu zamana kadar hep barışın yanında ve savaşın karşısında duran bir toplum olarak; şiddetin karşısında durduk ve durmaya devam edeceğiz. Bu şiddet dalgasına da asla boyun eğmeyeceğiz! Alevileri ve Alevi kurumlarını kriminalize etmekten bir an önce vazgeçin! Aleviler vardır, Alevilik haktır!”
PİRHA- DAD Genel Merkezi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’nin ifadeye çağrılmasının Alevilere gözdağı olduğunu belirterek, “Bu hamle Alevi kurumlarına ‘İnancınızla istediğimiz şekilde oynarız, istediğimiz şekilde entegrasyon yaratırız, sesiniz çıkmasın, itiraz etmeyin’ demektir. Alevi kurumlarının eşit-özgür yurttaşlık mücadelesi haktır, yargılanamaz. Cuma Erçe can yalnız değildir!” açıklamasında bulundu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’in şikâyeti üzerine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe hakkında soruşturma başlatıldı. Erçe, Pazartesi günü Ankara’da ifade verecek.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin ifadeye çağrılmasına dair açıklamada bulundu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulduğu günden bu yana bir kayyum mantığı ile Aleviliğe karşı asimilasyon politikalarını sürdürdüğüne işaret edilen açıklamada, “Bu kez de eleştirildi ve Aleviler tarafından kabul görmediği için Alevilere karşı yargı sopasını kullanıyor” diye belirtildi.
DAD Genel Merkezi’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:
“Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı icraatlarına devam ediyor. Kurulduğu günden bu yana bir kayyum mantığı ile Aleviliğe karşı asimilasyon politikalarını sürdüren başkanlık, bu kez de eleştirildi ve Aleviler tarafından kabul görmediği için Alevilere karşı yargı sopasını kullanıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, Kültür ve Cemevi Başkanlığını eleştirdiği için ifadeye çağrıldı. Bu hamle açık bir şekilde Alevilere gözdağı vermektir. Bu hamle Alevi kurumlarına “İnancınızla istediğimiz şekilde oynarız, istediğimiz şekilde entegrasyon yaratırız, sesiniz çıkmasın, itiraz etmeyin” demektir.
Buradan birkez daha gür bir sesle ifade ediyoruz, Cemevi Başkanlığı Aleviler için meşru değildir, olmayacakta. Devlet inancımızdan elini çekmeli, Aleviliğin kendi iç dinamiklerine saygılı olmalıdır!
PİRHA – Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı Cemevi’ne girerek sağ sola saldıran ve Atatürk büstünü kıran Muhammet Yıldırım’ın uyuşturucu madde kullanımı ve tehdit suçlarından kaydı, “devletin egemenlik alametlerini aşağılama” suçundan firari olduğu ortaya çıktı. Dün gözaltına alınan saldırganın, Kanarya Polis Merkezi Amirliği’nde sorgusu sürerken, bugün mahkemeye çıkarılması bekleniyor.
İstanbul’un Küçükçekmece ilçesinde bulunan Garip Dede Dergahı Cemevi’ne dün akşam saatlerinde giren Muhammet Yıldırım adlı saldırgan burada abdest alıp namaz kılmak istedi. Ardından elinde bulunan Kuran ile Atatürk büstüne zarar verdi.
Büstü bulunduğu yerden sökerek zarar veren şahıs, olay yerine çağırılan polis ekiplerince gözaltına alındı.
SALDIRGAN, İLAÇ KULLANIYORMUŞ!
Garip Dede Dergahı’na saldıran Muhammet Yıldırım’ın savcılığa verdiği ifade de, Risperdal isimli psikolojik ilaç kullandığı, 3 aydır kullanmadığı ve 2 gün önce kullanmaya başladığını söylediği öğrenildi.
2 GÜN ÖNCE DE BURSA’DA SALDIRMIŞ!
Edinilen bilgilere göre Muhammet Yıldırım, 2 gün önce Bursa’da Orhangazi’de yine Atatürk afişine saldırarak orada yakalanamadığı için kaçıyor. Bursa’daki saldırının ardından Garip Dede Dergahı’na giderek saldırıyı yaptığı belirtiliyor.
Cemevi önünde bulunan polisin ise saldırıyı kitlenin müdahalesi sonucu fark ettiği anlaşıldı.
Gözaltına alınan Muhammet Yıldırım’ın Küçükçekmece’de bulunan Kanarya Polis Merkezi Amirliği’nde sorgusu devam ediyor. Saldırganın bugün mahkemeye çıkarılması bekleniyor.
Muhammet Yıldırım’ın uyuşturucu madde kullanımı ve tehdit suçlarından kaydı, “devletin egemenlik alametlerini aşağılama” suçundan firari olduğu ifade edildi.
PİRHA- Kaybolmasından 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın otopsisine dair hazırlanan savcılık tutanağında, “delici alet veya ateşli silah yaralanması, iç kanama bulgusu elde edilemedi” ifadeleri yer aldı.
Diyarbakır’da 21 Ağustos’ta kaybolan ve 19 gün sonra katledilmiş halde bulunan 8 yaşındaki Narin Güran, olayın yaşandığı köyde bugün toprağa verildi. Güran’ın 10 saat süren otopsi işlemlerine dair savcılık tutanağı ortaya çıktı. Tutanakta ölüm sebebinin ve zamanının henüz belirlenemediği bilgisi dikkat çekerken, “delici alet veya ateşli silah yaralanması, iç kanama bulgusu elde edilemedi” ifadeleri yer aldı. Tutanakta, “Cesetteki çürüme sebebiyle ölüm zamanına ilişkin bir beyanda da bulunulamayacağı” da belirtildi.
91 ADET ÖRNEK ALINDI
Savcılık tarafından tutulan tutanak şöyle:
“Cenaze bütünlüğü bozulmadan önce ve cesedin içerisinde bulunduğu çuvaldan çıkarılmadan skopi işlemlerine tabi tutulduğu, radyoloji uzmanı ve adli tip uzmanları eşliğinde gerekli incelemelerin yapıldığı, sonrasında moleküler ve genetik incelemeye esas olacak biyolojik bulgu, sürüntü örneklerinin detaylıca cesedin her noktasından olacak şekilde alındığı, ceset üzerinden alınan örneklerden istismar dahil her türlü suçu ortaya çıkaracak şekilde örneklerin alındığı, toplamda 91 adet örnek alındıktan sonra cesedin tekrar skopi işlemine tabi tutulduğu, skopi işlemi ardından klasik otopsi yapılmak üzere ceset otopsi salonuna alındı.
SOMUT BEYAN MÜMKÜN DEĞİL
Sol bacak diz kapağından itibaren kopma olduğu cesedin bulunduğu bir çuval içerisinde cesede ait olduğu değerlendirilen muhtemel kaval kemiği olduğu değerlendirilen, kemiğin muhafaza altına alınarak diğer kemik parçalarının da alınarak beraber İstanbul ATK Başkanlığına gönderilerek bacaktaki kopmanın sebebinin ancak burada yapılacak inceleme ile çözümlenebileceği, iç organlarda gerekli incelemelerin yapılarak numunelerin alındığı, cesedin tümü üzerinde hemen her dokudan örnek alınıldığı, alınan doku örnekleri, iç organların üzerinde patolojik çalışmalar yapılması gerektiği, saçlı doku üzerinde gerekli kimyasal incelemelerin yapılması amacıyla örneklerin alındığı, Adli Tip Uzmanlarının ilk izlenimlerinde cesette ciddi anlamda çürüme başlamış olduğundan somut bir beyanda bulunmanın mümkün olmayacağı, yapılan otopsi işleminde bu aşamada gözle görünür bir kesici – delici alet veya ateşli silah yaralanması, iç kanama bulgusu elde edilemediği, cesetteki çürüme sebebiyle ölüm zamanına ilişkin bir beyanda da bulunulamayacağı, kesin ölüm sebebinin Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi’nce yapılacak moleküler incelemeler, patolojik çalışmalar, İstanbul ATK’ye gönderilen numuneler üzerinde yapılacak incelemeler ile belirlenebileceği Adli Tıp Heyetince belirtilmiştir.”
PİRHA- Hüseyin Akgün, Dersim Katliamı’nda öldürülen ve toplu mezarda bulunan ailesine mezar yeri yapmak için hukuk yoluna başvurdu. 9 yıl sonra gelen ret kararına Akgün tepki gösterdi.
Akgün’ün tüm ailesi 1938 Dersim Katliamı’nda Nazimiye’nin Avlosan Deresi’nde katledildi. Akgün, ailesine ait toplu mezarın açılması talebiyle 2015 yılında Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu.
Toplu mezar yerini aile büyüklerinin aktarımı ile öğrenen Akgün’ün, akrabaları Emine Altıntaş, Hetip Altıntaş, Ali Cemal Altıntaş, Suzan Altıntaş, Ahmedi Altıntaş, Hatice Altıntaş, Mehmet Altıntaş, Elif Altıntaş ve Humar Altıntaş’a ait toplu mezarın açılması ve inanca uygun defin talebi 9 yılın sonunda “zamanaşımı” gerekçesiyle reddedildi.
“DAVAMIZI SONUNA KADAR TAKİP EDECEĞİZ”
Duvar’dan Duygu Kıt’ın haberine göre, akrabalarının kemiklerini kefene sarıp inancına göre defnetmek istediğini söyleyen Akgün karara tepki gösterdi. “Davamızı sonuna kadar takip edeceğiz” diyen Akgün şunları söyledi:
“Biz 1938’de ailece çok bedel ödedik. Ailemden herkesi öldürdüler; bebeklerin, yaşlıların, kadınların cesetlerini kurda kuşa yem ettiler. O dönem sadece babamla amcam kalmış, onları da Kütahya Tavşanlı’ya sürgüne gönderiyorlar. Buradaki bütün mal varlıklarımıza da el konuluyor. Ayrıca ailemin devlet tarafından imha edildiğine ilişkin belgeye eski Dersim vekili Hüseyin Aygün aracılığıyla ulaşmıştım. Ben de tüm bunlara ilişkin Nazımiye Cumhuriyet Savcılığı’na başvurdum. ‘Akrabalarımın kemiklerini kefene sarıp dini usullere göre define etmek istiyorum’ dedim. ‘Zamanaşımı’ dediler.”
İLK BAŞVURUYA ZAMANAŞIMI YANITI İTİRAZLA KALDIRILDI
Akgün’ün avukatı Cihan Söylemez’in aktardığına göre, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı ilk soruşturma dosyasında zamanaşımını ileri sürerek, dosyada kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verdi. Fakat Akgün ve avukatı karara ilişkin itirazda bulunarak, Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararını kaldırttı. Böylece Akgün’ün 9 yıl sürecek adalet talepli bekleyişi başladı.
KEŞİF KARARINA GÜVENLİK ENGELİ
Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kalkması üzerine Nazımiye Cumhuriyet Başsavcılığı’nca toplu mezar mahallinde keşif yapılması planlanıyor fakat o tarihten bugüne kadar keşif yapılmıyor. Sebebi ise keşif için güvenlik verilmemesi. Avukat Söylemez şöyle devam etti:
“2015 yılında Tunceli Sulh Ceza Hakimliği, savcılığın ‘zamanaşımı’ gerekçesini yerinde görmemiş ve etkin soruşturma yürütülmediği için kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı kaldırmıştı. Aynı hakimlik 2014 yılında da Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararını kaldırmış ve Hozat’ın Sekesure adlı mevkiinde 1938 Katliamı’na ait toplu mezarı açmış, mezarda çocuklara ve kadınlara ait kemikler çıkmıştı. Nazımiye’de de Tunceli Sulh Ceza Hakimliği kararınca 9 senedir toplu mezarın açılmasını bekliyorduk.”
SAVCIDAN TEKRAR ZAMANAŞIMI TALEBİ
Cumhuriyet savcısının müracaatı üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından ikinci kez verilen zamanaşımı kararı ile toplu mezar soruşturmalarının kapatılmak istendiğini belirten Söylemez, “Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 9 yıl sonra ikinci kez ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle Tunceli Sulh Ceza Hakimliği’nin kararını kaldırması hukuk devleti ilkesine vurulmuş büyük bir darbedir. Bu kararın en üstten Yargıtay’dan aldırılması ile 1938 Dersim Katliamı toplu mezar soruşturmaları kapatılmak istenmiştir. Bosna’da ya da Kosova’da bir toplu mezar açıldığında verilen tepki ile Dersim 1938 Katliamı’na ait bir toplu mezarın açılması konusunda aynı olumlu tepki verilmesi gerekmez mi?” diye soruyor.
“ETKİN SORUŞTURMA İÇİN İTİRAZLARA DEVAM EDECEĞİZ”
“Toplu mezar soruşturmaları, resmi tarihin ‘isyan’ savını çürüttüğü için tarihle yüzleşme ve demokratikleşme açısından önemli bir konu” diyen Söylemez son olarak şunları kaydetti:
“Yargıtay’ın ‘Dersim İçtihadı’ sonucu savcılık yıllar sonra ikinci kez takipsizlik verdi. Bu karara karşı itirazımızı yaptık. İşin dikkat çeken yönü olarak bu itiraza da yine Tunceli Sulh Ceza Hakimliği bakacak ve karara bağlayacak. Tunceli Sulh Ceza Hakimliği 2015 yılında verdiği kararın arkasında durmaz ise Anayasa Mahkemesi’ne etkin soruşturma ağır ihlali gerekçesiyle müracaat edeceğiz.”
PİRHA – İstanbul’da 1 Mayıs’ta gözaltına alınan ve savcılığın “mevcutlu” istediği 35 kişi bugün savcılığa çıkarılacak. Gözaltına alınan 217 kişiden 182’si ise serbest bırakıldı.
İstanbul’da 1 Mayıs nedeniyle Taksim’e gitmek istedikleri için polis tarafından gözaltına alınan 217 kişiden 35’nin polisteki ifade işlemleri sabaha karşı 04.30’da bitti. 35 kişi bugün Çağlayan Adliyesine çıkarılacak. Gözaltına alınan 182 kişi ise serbest bırakıldı.
17 Partizan okuruna “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya” sloganı ve “İbrahim Kaypakkaya silüetli Partizan önlükleri ve flamaları” nedeniyle “örgüt propagandası yapmak”tan işlem yapıldığı öğrenildi. 17 Partizan okuru hakkında ayrıca 2911’den de işlem yapıldı.
Polis ifadesinde susma hakkını kullanan Partizan okurları bugün savcı karşısında ifade verecek.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde İstanbul’da 217, Tunceli’de 4, Maraş’ta 3 ve Aydın’da 2 olmak üzere toplam 226 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı.
PİRHA – Başakşehir’de kedi Eros’u altı dakika boyunca işkence ederek katleden İbrahim Keloğlan hakkında verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının az olduğu gerekçesiyle, savcılıkça itiraz dilekçesi verildi. Dilekçede, üst hadden hapis cezası verilmesi gerekirken ceza adaletine ve kamusal vicdana uygun olmayacak şekilde temel ceza tayinine gidildiği belirtildi.
Başakşehir’de kedi Eros’u altı dakika boyunca işkence ederek katleden İbrahim Keloğlan hakkında verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının az olduğu gerekçesiyle, savcılıkça itiraz dilekçesi verildi.
İtiraz dilekçesinde, sanık İbrahim Keloğlan‘ın Eros’u katlettiği tarihinde, site sakinleri ve müşteki tarafından beslenip bakımı yapılan kediye asansör içerisinde tekme vurduğu ve kedinin can havliyle koridora kaçtığı belirtildi.
Dilekçede, sanığın kedinin kaçmasını engelleyecek şekilde, koridor kapılarını kapattığı ve defalarca kendisinden kaçmaya çalışmışsa da kediyi tekmelemekten ısrarla vazgeçmediği ve sürekli olarak öldürmeye yönelik eylemine devam ettiği anlatıldı.
Dilekçede, Hayvanları Koruma Kanunu’nun birinci maddesinde belirtilen kanunun amacı da dikkate alınarak, sanık hakkında takdiren ve tehdiden, üst hadden hapis cezası verilmesi gerekirken ceza adaletine ve kamusal vicdana uygun olmayacak şekilde temel ceza tayinine gidildiği kaydedildi.
Savcılık dilekçesinde, ‘canavarca hisle’, ‘hunharca eziyet çektirerek’, ‘yoğun kast altında işlenen’ eyleme yönelik üst hadden ceza verilmemesi durumunda hangi daha vahim eylem ve hadiseye bu miktar ceza verileceğinin de anlaşılamadığına dikkati çekildi.
Sanığın, eylemi gerçekleştirme biçiminde olayın son derece ağır ve vahim olduğuyla ilgili bir kuşku olmadığı vurgulanan dilekçede mahkemenin kararında, kastın yoğunluğu, canavarca his, eziyet çektirerek evcil hayvanın öldürülmesinin kamusal ve toplumsal vicdanları yaralamasına karşın maddenin öngördüğü ölçülere göre temel cezanın belirlenmediği belirtildi.
TEMEL CEZA BELİRLENMESİNDE YANILGIYA DÜŞÜLDÜ
Dilekçede, temel cezanın belirlenmesinde şikayetçi olup olunmaması ile zararın karşılanıp karşılanmamasına bakılmadığına, sanığın olay sonrasında gösterdiği kişilik özelliklerinin (pişmanlığını) ölçüt olarak sayılmadığına işaret edilerek, tüm bu açıklamalar ışığında ‘temel cezanın belirlenmesinde yanılgıya düşüldüğü’ ifade edildi.
TUTUKLANMASI TALEP EDİLDİ
Savcılık istinaf dilekçesinde, mahkemece üst hadden ceza verilmemesi, sanık hakkında TCK 62’nci maddesinin uygulanması, mahkumiyet hükmüyle birlikte sanığın tutuklanmaması sebepleriyle, usul ve esas yönünden kararın kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulüyle hükmün bozulması, bununla birlikte sanığın tutuklanmasına karar verilmesi talep edildi.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Başakşehir’deki ulunan ‘Ağaoğlu My World Europe’ sitesinde bir asansörde 1 Ocak akşamı İbrahim Keloğlan’ın defarca tekmelediği kedi, 6 dakika süren işkencenin sonunda ölmüştü.
Keloğlan, görüntülerin ortaya çıkmasının ardından 4 Ocak’ta tutuklanmış, 8 Şubat’ta da hakim karşısına çıkmıştı. Sanık, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, evcil hayvanı kasten öldürme suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılsa da cezası ertelenerek tahliye edilmiş, savcılık ve İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi bu karara itiraz etmişti.
Küçükçekmece 4. Ağır Ceza Mahkemesi itirazları kabul etmişti. Kararda, kedinin kaçmaya çalışmasına rağmen sanığın eylemini ısrarlı bir şekilde devam ettirdiği, dakikalarca kovalayıp tekmelediği, üzerine basarak ölümüne neden olduğu belirtilmişti. Hayvanların korunması için caydırıcı cezalara ihtiyaç olduğu anlatılmıştı.
Üst mahkemenin bu kararı ile Keloğlan’ın yeniden yargılanmasına hükmedilmiş oldu.
İstanbul Bahçeşehir’de Eros adlı kediyi tekmeleyerek katleden İbrahim Keloğlan hakkında yeni karar açıklanmıştı. Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığın 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasını karar verdi. Ancak iyi hal indirimi uyguladı, ceza 2 yıl 6 ay hapse çevrildi. Mahkeme ayrıca savcının tutuklama istemine uymadı, sanık hakkında yurtdışı çıkış yasağı koydu.
Küçükçekmece’de Eros adlı kedinin eziyet edilerek öldürülmesi nedeniyle yargılanan İbrahim Keloğlan hakkında verilen 2 yıl 6 aylık hapis cezası kararına Cumhuriyet Savcısı’ndan da itiraz gelmişti.
Keloğlan’ın tutuklanmama gerekçesi ‘sanığın toplumda oluşan tüm baskıya rağmen duruşmaya gelmiş olması’ olmuştu. İndirimin gerekçesi de ‘cezanın sanığın geleceğindeki olası etkileri’ olarak değerlendirilmişti.
Amasra Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında adliyeye getirilen TTK Amasra Müessese sorumlusu 8 kişi tutuklandı.
Soruşturma kapsamında gözaltına alınan Müessese Müdürü Cihat Özdemir, TTK Amasra Müessese Müdür Yardımcısı Salih Atmaca, işletme müdürü Selçuk Ekmekçi ile kartiyelerden (Birkaç üretim ünitesinden oluşan ocak) sorumlu maden mühendisleri Levent Aydın ve İbrahim Hakan Mengeş, TTK Amasra Müessese İşletme Baş Mühendisi Mehmet Tural, iş güvenliği şube müdür vekili Volkan Soylu ve emniyet mühendisi Şahan Kahraman, savcılıktaki sorgularının ardından tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk edildi.
Nöbetçi hakimlik, sekiz şüphelinin “bilinçli taksirle birden fazla insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçundan tutuklanmasına karar verdi.
Ayrıca Amasra maden faciasına ilişkin açıklanan bilirkişi ön raporu tamamlandı. Maden, jeoloji, jeofizik, elektrik ve makine mühendisleriyle iş güvenliği uzmanından oluşan 7 kişilik bilirkişi heyetinin hazırladığı 28 sayfalık ön inceleme raporu, Amasra Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
Raporda “İş kazası, -320 Kalın Damar Tavan Yolu’ndaki patlatma çalışması kaynaklı olarak meydana gelmiş, grizu ve kömür tozu patlamasını içeren bir patlamadır. Metan drenajı uygulaması hayata geçirilmiş olsaydı kaza önlenebilirdi” ifadeleri yer aldı.
Ankara Adliyesi’ne getirilen MA ve JINNEWS muhabirlerinin ifade işlemleri başladı. İfadeler, 9 savcı tarafından eş zamanlı alınıyor.
Ankara merkezli soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı Yazı İşleri Müdür Diren Yurtsever ve muhabirleri Deniz Nazlım, Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, MA Ankara bürosunda bir süre stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan, 4 gün sonra Ankara Adliyesi’ne getirildi.
Adliye içerisinde kelepçeli bekletilen MA ve JINNEWS muhabirlerinin ifade işlemleri başladı. İfadeler, 9 savcı tarafından eş zamanlı alınıyor.
Bu arada, Ankara Adliyesi’ne ters kelepçe takılarak getirilen gazetecilerin, tek sıra halinde dizilerek görüntülerinin alındığı belirtildi.
PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, cemevine yer tahsis ettiği için dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir hakkında dava açılmasının Alevilerin hak mücadelesini engelleme çabası olduğunu kaydetti. Koluman, “Bu dava, yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’ne (GGC) yer tahsis etme kararı veren 53 belediye meclis üyesi ve bu kurumlarla protokol imzalayan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Osman Baydemir hakkında ‘görevi kötüye kullanmak’ suçlamasıyla iki yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
İçişleri Bakanlığı’nın raporları doğrultusunda savcılığın açılan davayı değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Hukuk Sekreteri Av. Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu ifade etti.
Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin cemevi talebiyle dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e taleplerini aktardığını ve bu talebin de kısa zamanda hayata geçirildiğini söyleyen Koluman, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Diyarbakır’da 2001 yılından beri faaliyet gösteren bir dernektir. Tabii ki bu derneğin burada faaliyet gösterdiği günden sonra temenni hedefimiz vardı. Burada Aleviler var. Aleviler yaşıyor. Alevilerin kültürüyle barışması, kültürünü tanıması, inancını yaşaması, inancı, inanç hizmetini yerine getirebilmek adına Diyarbakır’da hiç olmayan bir cemevi yapılması gerektiği konusunda bir çalışma yürütüyorduk. Bu çalışmayı yürütmek için sürekli belediyelere başvurumuz oluyor. En son aşamada o dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Osman Baydemir’le bu konuyu paylaştık. Çok daha büyük duyarlılık sergilediler” dedi.
“OSMAN BAYDEMİR, CEMEVİ PROJEMİZE SON DERECE DUYARLI YAKLAŞTI”
Devletin resmi olarak tanımadığı ve yasal statüsünü kabul etmediği cemevinin ‘kültürel tesis’ olarak Diyarbakır’da hizmet vermeye başladığını hatırlatan Koluman, şöyle devam etti:
“İmar çalışması yapıldı. İlk etapta cemevleri yasal statüye sahip olmadığından dolayı bunu aşmanın hukuki yolları nasıl olur? Dolayısıyla ilk etapta kültürel tesis alanı olan imarda ihya edildi. Cemevleri maalesef halen Alevilerin temel ibadethanesi olmasına rağmen, cem yapılmasına rağmen halen yasal anlamda statüye kavuşturulmuş değil. Dolayısıyla o dönem belediye başkanlığı görevinde olan Osman Baydemir bu konuda son derece duyarlıydı. Çünkü insan hakları mücadelesinden gelmiş, hak temelli bir mücadele olarak görüyor. Alevilerin yok sayıldığını, inanç hizmetlerini yerine getiremedikleri düşüncesinden hareketle burada bir cemevi binası açıldı. İlerleyen süreçte yasal statüye sahip olmaması nedeniyle fiili olarak bir meclis kararı alındı o dönem. Kültürel tesis alanında ve bu kültürel tesis alanında, Diyarbakır’da yaşayan Alevilerin inanç hizmetlerini yerine getirebilmesi için bu meclis kararına istinaden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’yle Büyükşehir Belediyesi arasında o zaman karşılıklı imzalanan protokol yapıldı. Protokole istinaden de 10 yıllığına inanç hizmetlerimizi yerine getirebilmek adına bedel almaksızın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne tahsis edildi.”
“LAİKLİK İLKESİNDEN DEM VURULARAK DAVALAR AÇILDI”
Av. Cafer Koluman, 1o yıllık süreç içerisinde cemevine arsa tahsis eden dönemin belediye başkanı Osman Baydemir’e bunun üzerinden defalarca dava açıldığını ve bu davaların görevsizlik kararıyla sonuçlandığını belirtti.
Koluman, “Devam eden süreçte cemevi işlemi nedeniyle Osman Baydemir’in milletvekilliği yaptığı dönem hakkında bir fezleke düzenlendi. Yine bu protokol gerekçe göstererek, dini hükümlerin çabası ve çalışması kaynaklı, laiklik ilkesine aykırı olmak. Bir taraftan laiklik ilkesine aykırılığına dem vuruyorlar, fezleke düzenliyorlar, diğer taraftan ise o dönem yani şubat 2012’de meclis kararını alan 53 encümen ve büyükşehir belediye başkanı hakkında dava açıldı, ‘görevi kötüye kullandığı’ gerekçesiyle, bu tahsis kaynaklı. Diyarbakır Asli Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. Diyarbakır Asli Ceza Mahkemesi ise ‘Evet ortada bir suç var. Bu suç yalnız görevi kötüye kullanma değil de zimmet suçu kapsamında kaldığını‘ gerekçe göstererek, Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermek üzere görevsizlik kararı veriyor. Şu an görevsizlik hususu değerlendirilecek” diye konuştu.
“HÜKÜMET, İBADETHANE OLARAK GÖRMEDİĞİ CEMEVİNE GİRİYOR”
Son dönemde yasal statüsü tanınmayan ve ibadethane olarak görülmeyen cemevlerine yönelik hükümet ve mülki amirlerin yoğun ilgisini ve politikalarını hatırlatan Koluman, şunları kaydetti:
“Nasıl bir suç uydurmadır anlayabilmiş değiliz. Çünkü zimmetlik hiçbir durum yok. Görevi kötüye kullanmayı gerektirecek bir durum da söz konusu değil. Şu an ne değişti? Şimdi Şubat 2022’de bu 10 yıllık süre doldu. Son iki yıldır gerçekten de devletin mülki idare amirleri geçen yıldan beri bakanlığının gideri amirleri, kayyumları Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine ciddi anlamda bir yakınlık gösteriyor. Bundan kaynaklı bir taraftan siz yasal statü vermiyorsunuz, diğer taraftan yok saydığınız, cümbüş evi olarak gördünüz. Sözde Aleviler dediğiniz, Alevilerin kutsal mekanlarını ziyaret ediyorsunuz ve Alevilerle bir dayanışma içerisine girmeye çalışıyorsunuz. Demek istediğim o ki, Osman Baydemir’in ya da encümenlerin yaptığı suçsa aynısını şu an kayyum belediyesi yapmış.”
“BU DAVA, ALEVİLERİN İNANCINI VE HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYMAKTIR”
Avukat Cafer Koluman, bugüne kadar Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçen hükümetin bu kararla, Alevi toplumunun hak mücadelesini engellemeye dair çaba içinde olduğunu söyledi.
Koluman, “Şubat 2022’de yine Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla 2032’ye kadar bir 10 yıl daha bedelsiz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne Cemevi tahsis edildi. Peki o dönem encümenlerin işlemiş olduğu suç ise o zaman aynısını kayyım belediye de yapıyor. Buna ne demeli? Ortada ciddi bir çelişki var. Esasında bu dava yıllardan beri hak mücadelesi engellenmeye çalışılan, hakları gasp edilen, hakları yok sayılan, inanç değerleri hiçe sayılan Alevilerin halen de cemevlerini tanımamaktır, inancını yok saymaktır, Alevileri ötekileştirmektir. Bu politikaları bitmedi. Biz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi toplumu bu davanın takipçisi olacağımızı ve o dönem cemevi konusunda hassasiyet ve duyarlık sergileyen bütün canlarla dayanışma içerisinde olacağımızı buradan bildirmek istiyoruz.”
Diyarbakır’da 8 gündür gözaltında tutulan 20’si gazeteci 22 kişi adliyeye sevk edildi. Savcı ifadesini aldığı Jinnews Müdürü Safiye Alagaş ile MA editörü Aziz Oruç için tutuklama talep etti.
Diyarbakır’da 8 Haziran’da evlere ve basın yayın kuruluşlarına yapılan baskınlarda gözaltına alınan 20’si gazeteci 22 kişi adliyeye sevk edildi. 8 gündür gözaltında tutulan gazetecilerin savcılık ifadeleri alınmaya başlandı.
Gözaltında tutulan 20’si gazeteci 22 kişinin isimleri şöyle:
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Xwebûn Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, JİNNEWS Müdürü Safiye Alagaş, JINNEWS editörü Gülşen Koçuk, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, gazeteciler Ömer Çelik, Suat Doğuhan, Ramazan Geciken, Esmer Tunç, Neşe Toprak, Zeynel Abidin Bulut, Mazlum Doğan Güler, Mehmet Şahin, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Remziye Temel, Mehmet Yalçın, Abdurrahman Öncü, Lezgin Akdeniz ve Kadir Bayram ile yurttaşlar Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen.
SAVCI TUTUKLAMA İSTEDİ
Savcılıkta ilk olarak ifadeleri alınan Jinnews Müdürü Safiye Alagaş ile Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi.
Diğer gazetecilerin ifadeleri alınmaya devam ediliyor.
PİRHA- Dersim’de dün gece saatlerinde 3 arkadaşı ile gözaltına alınan Doğukan Gül isimli genç, götürüldüğü İl Emniyet Müdürlüğü’nde polisler tarafından işkenceye uğradı.
Dersim’de dün gece Atatürk Mahallesi’nde polislerce gözaltına alınan Doğukan Gül isimli genç, götürüldüğü Tunceli İl Emniyet Müdürlüğü’nde polislerce darp edildi. Darp edilen Gül, aldığı darp raporu ile bugün Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu.
Tunceli Adliyesi önünde ulaştığımız Gül, yaşananları, “Dün gece saat 12.00 civarında yol üzerinde yürüyüş yapıyorduk. Silah sesleri duyduk ve korktuk. Hızlı yürümeye başladık. Ve polisler bizi zorla arabaya koydular ve karakola götürdüler. Karakola girer girmez bütün polisler bana saldırdı. Üç dakika boyunca bana vurdular. Aynı şekilde başka odaya alınca da bana şiddet uyguladılar. Sabaha kadar gözaltında tuttular. Şiddete sonra bayıldım ve kendimi yerde buldum. Ondan sonra benim olayla alakam olmadığını anlayıp şikayetçi olmamamı istediler” sözleriyle anlattı.
Sabah saat 08.00 sularında gözaltına alınan 3 arkadaşı ile birlikte ifadelerinin alındığını kaydeden Gül, ardından Tunceli Devlet Hastanesi’ne sağlık muayenesi için götürüldüğünü söyledi. Hastanede darp raporu alan Gül, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek kendisini darp eden polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğunu belirtti.
Diğer yandan Gül’ün babası Hüseyin Gül, suç duyurusu için polislerden yoldaki ve karakoldaki mobese ve kamera görüntülerini istediklerini ancak emniyetin kameraların bozuk olduğunu ileri sürdüklerini kaydetti.
PİRHA-4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din dersi eklenmesi tavsiyesini kabul eden Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ve diğer bürokratlar hakkında Laikliğe Çağrı Birlikteliği, suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılık ise suç duyurusunu ‘söz konusu kararın suç teşkil etmediği’ gerekçesiyle reddetmişti. Ret kararına bugün itiraz edildi.
20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din dersi eklenmesi tavsiye edilmiş ve Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer başkanlığında toplanan Şura Genel Kurulu, okul öncesi eğitime din eğitiminin eklenmesini oylama yaparak kabul etmişti.
Geçtiğimiz Aralık ayında bir araya gelen Eğitim İş, ADD, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı ve Kadın Komisyonu, İlerici Kadınlar Derneği (İKD), Karaözü Şahruh Derneği’nin oluşturduğu Laikliğe Çağrı Birlikteliği, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesini protesto ederek, bu kararı alan Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ve diğer bürokratlar hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.
Geçtiğimiz Şubat ayında ise söz konusu suç duyurusunu karara bağlayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu savcısı, Şura’nın kararlarının incelendiğini, ceza yasaları anlamında suç ve suç unsurunun mevcut olmadığını belirterek ‘soruşturmaya yer yoktur’ kararı vermişti.
Laikliğe Çağrı Birlikteliği, savcılığın verdiği ret kararına itiraz etti. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir’in de aralarında olduğu Laikliğe Çağrı Birlikteliği, bugün saat 14:00’te Ankara Adliyesi’ne giderek Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na itiraz dilekçelerini verdi.
Dilekçede, söz konusu ret kararının hukuka uygun olmadığı, soruşturmanın yapılması istendi.
“YURTTAŞLIK BİLİNCİYLE HAREKET EDİYORUZ VE HAKLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ”
Bu itirazlarının da reddedilmesi halinde bir üst mahkemeye başvuracaklarını söyleyen Murtaza Demir, “Bu konu bizim için çok önemli. Bu davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğiz. Bu karar tam bir garabet” dedi.
Demir sözlerine şu şekilde devam etti:
“Biliyorsunuz çocuklarımızın önce beyinlerini ele geçiriyorlar, işgal ediyorlar daha sonra da bedenlerini kullanıyorlar. Medyaya çok sık yansıyor tarikat yurtlarında, dini kurslarda küçücük çocuklara tecavüz ediliyor. İnsani açıdan kabul edilemez bir durum. İnsan olan buna tahammül edemez. Bizler yurttaşız. Yurttaşlık yurduna, milletine sorumlu olmak demektir. Değerlerimize sahip çıkmazsak, iktidarın keyfi davranışlarına sessiz kalırsak bunları abartarak sürdürüyor. Bizler yurttaşlık bilinciyle hareket ediyoruz. Haklarımıza, adalete, hakka, hukuka sahip çıkarsak eğer ülkemize, yurdumuza, çocuğumuza, emeğimize olan tecavüzlerin sayısı azalır. Bu tür durumlar yaşandığında da hukuki haklarımızı her zaman kullanıyoruz ve bundan sonra da kullanmaya devam edeceğiz.”
PİRHA-Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğinin gözüne isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı başvuru karara bağlandı. PİRHA’ya konuşan Sarıkaya, “AYM, eziyet yasağının ihlal edildiğine karar vererek 8 yıldır yargı önüne çıkarılmayan polisler hakkında yeniden soruşturma açılmasına hükmederek emsal karara imza attı” dedi.
Erdal Sarıkaya 11 Haziran 2013’te Taksim Meydanı’nda ki direniş sırasında polisin attığı gaz fişeğinin gözüne isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybetmişti. Görüntüleri inceleyen bilirkişi raporunda, o gün orada gaz tüfeği kullanma yetkisi olan 16 polisin kimliğini belirlenmiş ancak İstanbul Valiliği soruşturma izni vermediği için haklarında soruşturma açılamamıştı. İtiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi, suçun soruşturulmasının izne tabi olmadığı değerlendirmesiyle izin verilmeme kararını kaldırmış ancak sorumluluğu bulunan polisler hakkında aradan geçen 8 yıla rağmen soruşturma açılmamıştı.
ORANTISIZ GÜÇ KULLANILDI, EZİYET EDİLDİ
Ardından Erdal Sarıkaya 9 Kasım 2017 günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştu. Mahkeme başvuruyu 17 Mart 2021’de karara bağladı. Kararın gerekçelerini ayrıntılı olarak açıklayan mahkeme hüküm bölümünde şu ifadelere yer verdi:
“-Somut olayda kolluğun yakalamaya veya etkisiz hâle getirmeye çalışırken başvurucuyu yaraladığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır. Dolayısıyla kargaşa ortamına yol açtığı ileri sürülmeyen başvurucunun başından (gözünden) yaralanması olayında kolluğun gerekli tedbirleri almadığı ve kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle başvurucunun yaralanmasına sebep olduğu değerlendirilmiştir.
– Somut olayın gerçekleşme koşulları ve özellikleri, başvurucunun yaralanmasının niteliği ile başvurucu üzerindeki muhtemel fiziksel ve ruhsal etkileri birlikte dikkate alındığında kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen muamelenin belli bir ağırlık derecesine ulaştığı ve olayda Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının gerektirdiği asgari ağırlık eşiğinin aşıldığı sonucuna varılmıştır.
– Bu tespitten sonra kolluk görevlileri tarafından gerçekleştirilen eylemin hangi boyuta ulaştığı değerlendirilmelidir. Olayın koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki nazara alındığında yaralama eyleminin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkündür.”
“AYM TARİHİ BİR KARAR VERDİ, EMSAL OLACAK”
8 yıldır adalet mücadelesi veren Sarıkaya PİRHA’ya dava sürecine dair açıklamalarda bulundu. AYM’nin almış olduğu kararın tarihi bir karar olduğunu ve bundan sonra bu tür davalara da emsal teşkil edeceğini belirten Sarıkaya, “AYM’nin bu kararıyla bu zamana kadar müdahale edilemeyen polisler yeniden yargı önüne çıkarılabilecekler. Benim dosyam iki kere faili meçhuller bürosuna gönderilmişti ve yakın bir tarihte zamanaşımından kapatılacaktı. Anayasa Mahkemesi’nin almış olduğu bu karar ile dosyam yeniden başa dönecek. Bize karşı o gün bu saldırıyı gerçekleştirenler ve beni kör edenlere karşı hesap sorma sürecine girmiş olduk. 16 polis şüpheli olarak dosyada yer alıyor. Kask numaraları ve sicil numaraları da mevcut, kimlikleri belli. İvedilikle Bakanlık tarafından bu polislerin soruşturmaya dahil edilmesi gerekiyor” dedi.
“KORKU İMPARATORLUĞU YÜZÜNDEN YARGILAMANIN ÜZERİNE GİDİLMEDİ”
‘AYM bu kararla birlikte hiçbir suçun cezasız kalmaması gerektiğini vurgulamış oldu’ diyen Sarıkaya, sözlerine şöyle devam etti:
“8 yıldır bu polislerin kimliklerinin belli olmasına rağmen hiçbir şekilde müdahale edilemedi. Bu polisler hep birileri tarafından korundu. Bize yapılanların hesabının sorulması engellendi. Emniyet, Savcılık üzerine düşeni yapmıyordu. 8 yıldır hep oyalandık ve sürüncemede bırakıldı davamız. Çünkü bir korku İmparatorluğu var ve bu korku İmparatorluğu devletin bütün kademelerine nüfuz etmiş durumda. Buna bağlı olarak kimse bu tür olayların üzerine gidemiyordu, gitmiyordu. Çünkü yakın tarih açık, dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı o gün Gezi’yi kana bulayanlara ‘Benim kahraman polislerim’ dedi. Saldıranları ‘Kahraman’ ilan etti. Buna bağlı olarak bundan sonraki süreç adliye koridorlarında hep adaletsizliklerin yaşanmasına neden oldu.”
“DOSYANIN ZAMAN AŞIMINA UĞRAMASINI İSTEDİLER ÇÜNKÜ…”
8 yıldır adalet aradığını ama bulamadığını ifade eden Sarıkaya, şunları aktardı:
“Adalete erişemedik. Vali, Savcılık, Emniyet dosyamızı yeterince incelemedi. Yeterli bilgiyi, belgeyi toplamadılar. Gerekli işlemleri yerine getirmediler. Böyle yaparak dosyanın zaman aşımına uğramasını sağlamak istediler. Bu olaylar araştırılsaydı ucu dönemin Başbakanı şimdiki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a kadar uzanacaktı. Bunu bildikleri için kapatılmasını istediler davanın. Şimdi Anayasa Mahkemesi bu kararı alarak yargılamanın önünü açmış oldu. O dönemki polisler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin polisleri olarak görev yapmadılar. İktidarın paralı askeri olarak, siyasi nedenlerle verilen kararlar sonucu bize saldırdılar. Anayasa Mahkemesi ayrıca bu polisler hakkında izin alınmasına gerek olmadığına da hükmetti. Yani izin beklenmeden, izin alınmadan haklarında soruşturma açılmalıydı dedi. Bu bundan sonraki bu tür davalara emsal olacak.”
“YARGI ÖNÜNDE HESAPLAŞANA KADAR VAZGEÇMEYECEĞİM”
Önümüzdeki dönemde gerçekleşecek olan yargılama aşamasında adil bir yargılama yapılacağına inanmak istediğini dile getiren Sarıkaya, son olarak “Dosyada adı geçen polisler hala görevdeler mi bilmiyoruz. Biz daha önce bu polislerin bulunması, araştırılması için başvuru yaptık. 15 Temmuz’dan sonra hala görevdeler mi, değillerse neredeler öğrenmek için başvurduk. Emniyet bize gerekli cevapları vermedi. Anayasa Mahkemesi verdiği kararda buna da değindi. Yapılması gereken işlemler Savcılık ve Emniyet tarafından yerine getirilmedi. 8 yıl boyunca adalet ararken adaletsizliğin her türlüsünü gördüm. Bu ülke bir hukuk devletidir. Bu ülkede diktatörlük yoktur. Olmazsa olmazımız hukuktur, adalettir. Bu zulmü bize reva görüp polisleri ‘Kahraman’ ilan edenlerle yargı karşısında hesaplaşana kadar asla geri adım atmayacağım. Mücadeleme devam edeceğim” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, Sivas Katliamı Davası’nda Vatan Partisi’nin Genel Başkanı Doğu Perinçek’in dinlenmesi talebini, ‘soruşturmaya yer olmadığına’ karar vererek reddetti. Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, savcılığın kararına itiraz ettiklerini söyledi.
Sivas Katliamı’nda ölen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, 8 Haziran’da üç firari sanıkla ilgili görülen davada Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ve onu suçlayan Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin’in dinlenmesi talebinde bulunmuştu.
Zaman aşımına uğrayan Sivas Katliamı Davası’nda dosyası ayrılan üç firari sanığın yargılandığı dava, Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.
3 firari sanık Eren Ceylan, Murat Songur ve Murat Karataş’ın yargılandığı davada katliamda ölen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, 8 Haziran’da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ve onu suçlayan Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin’in dinlenmesi talebinde bulunmuştu.
Ankara Adliyesi’nde yapılan başvuruda Avukat Piroğlu, Aziz Nesin’in oğlu Ahmet Nesin’in geçen yıl yazdığı bir köşe yazısı ve açıklamalarındaki iddiaların değerlendirilmesini istemişti.
Ahmet Nesin, Artı Gerçek’te 3 Temmuz 2019’da yayınlanan yazısında bazı tanıklıklarını paylaşarak Sivas Katliamı’nın fitilini ateşleyen Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri’nin babası tarafından değil Doğu Perinçek’in ekibi tarafından Aydınlık Gazetesi’nde yayımlandığını söylemişti. Nesin, “Aziz Nesin TGRT’ye Aydınlık Gazetesi’nde yayınlanan Şeytan Ayetleri’ni kendisinin yayınlamadığı ve haberi olmadığını söylediğinde Perinçek yeni bir kınama yazısıyla katliam planını büyük olasılıkla aynı anda kaleme alıyordu” demişti.
Avukat Piroğlu, Ahmet Nesin’in söz konusu yazı ve sosyal medya paylaşımlarını sunduğu başvuruda, “Doğu Perinçek’in Sivas Katliamı’nın sorumlularından biri olduğu konusunda müvekkilim Hüseyin Karababa’nın şüpheleri vardır. Bu konu aydınlatılmalıdır. Doğu Perinçek’in Sivas Katliamı’nın sorumluları arasında olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Doğu Perinçek şu anda Vatan Partisi’nin Genel Başkanıdır. Bu konuda Ahmet Nesin ve Doğu Perinçek’in ifadesi alınmalıdır” ifadelerini kullanmıştı.
Ancak Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in dinlenmesi talebini, ‘soruşturmaya yer olmadığına’ karar vererek reddetti.
Avukat ÖzgürPiroğlu, savcılığın kararına itiraz ettiklerini açıkladı.
Dilekçede şunlar kaydedildi:
“2 Temmuz 1993 tarihinde gerçekleşen Sivas Madımak Katliamı Cumhuriyet tarihinin en acımasız terör katliamlarından biridir. Yargıtay bu katliamın anayasal düzeni yıkmaya yönelik olarak gerçekleştirilmiş olduğunu tespit ederek, sanıkların bir bölümünü anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etme suçundan cezalandırmıştır. Yargıtay bu kararı kesinleştirmiştir. Bunun üzerine hiçbir Cumhuriyet Savcısı, Yargıtay’ın terör eylemi olarak tanımladığı bu katliam için olaylar kelimesini kullanma hakkına sahip değildir. Soruşturmaya yer olmadığına ilişkin savcılık kararında Sivas Madımak Katliamı için Madımak olayları denilmiştir. Cumhuriyet savcıları terör eylemleri ile ilgili olarak yapacakları tanımlamalara dikkat etmelidirler ve teröristlerin, terör eylemlerini meşrulaştırmaya yönelik tanımlamalardan uzak durmalıdırlar.”
“MEÇHUL ŞAHISLARA DEĞİL DOĞU PERİNÇEK’E YÖNELİK YAPTIM BAŞVURUYU”
Savcılık kararının ihbar edilen kısmında meçhul şahıslar diye yazıldığına dikkat çekilen dilekçede, “Ben bu başvuruyu meçhul şahıslara yönelik olarak değil, Doğu Perinçek‘e yönelik olarak yaptım” dedi. Piroğlu, “Ahmet Nesin’in Doğu Perinçek hakkındaki iddiaları doğrudan Sivas Katliamı ile ilgilidir. Cumhuriyet Savcısı’nın soruşturma açma gereği bile duymadan, Ahmet Nesin’i bile ifadeye çağırmadan dosyayı kapatması hukuka aykırıdır” dedi.
Öte yandan Avukat Coşkun Özgür Piroğlu, 30 Haziran’da ise Sivas Valisi Salih Ayhan hakkında, katliama “Sivas olayları”, katledilenler için de ‘vefat edenler’ demesi üzerine Sivas Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. Av. Piroğlu, Vali Ayhan’ın söz konusu açıklamalarıyla teröristlere destek verdiğini kaydetmişti.
Başsavcılığın, 5 Ocak’tan beri haber alınamayan Gülistan Doku’nun kaybolmasında şüphelenilen Zainal Abarakov’un telefonundaki Rusça yazışmalara “özel” olduğu gerekçesiyle bakmadığı ortaya çıktı.
Dersim’de 5 Ocak’tan beri haber alınamayan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolmasında şüpheli olduğu düşünülen erkek arkadaşı Zainal Abarakov’un telefonu ve SIM kartı üzerinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan inceleme tamamlandı. Hazırlanan raporda, Abarakov’un telefonundaki Rusça yazışmalara “özel” olduğu gerekçesiyle bakılmadığı ortaya çıktı.
Söz konusu raporun skandallarla dolu olduğunu belirten Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, “27 Şubat tarihinde Zainal Abarakov’un, savcılık tarafından telefonunun ve SIM kartının incelenmesi üzere karar alındı. Ancak Abarakov’un, bu karardan birileri sayesinde haberi olmuş ve sadece 26 Şubat tarihinde Doku’ya mesaj atmış. Doku’ya ne olduğunu tek bilen kişi Abarakov’dur. Bu rapor da bunun ispatıdır” dedi.
“RAPOR 4 AYDIR VERİLMEDİ”
Siber Suçlarla Mücadele Müdürlüğü tarafından telefonda yapılan inceleme sonucunda hazırlanan raporda, soruşturmaya konu bir suç unsuruna rastlanmadığı iddia edildi. Cumhuriyet’ten Kübra Köklü’ye bilgi veren Avukat Ali Çimen, raporun kendisine 4 aydır verilmediğini ancak Abarakov’un savcılık tarafından telefonunun ve SIM kartının inceleneceğinden haberi olduğunu iddia etti.
“ABARAKOV, GÜLİSTAN’A NE OLDUĞUNU BİLİYOR”
Doku soruşturmasını şüphelinin üvey babasının görevlisi olduğu asayiş şube tarafından yürütülmesinden kaynaklı Abarakov’un dosyayla ilgili tüm bilgilere ulaşabildiğini öne süren Çimen, şunları söyledi:
“Gülistan’ın kaybolduğu ay bizler şüpheli Zainal Abarakov’un telefonunun incelenmesini istedik. Ancak kabul edilmedi. Daha sonra tepkiler üzerine savcılık, 27 Şubat tarihinde Abarakov’un telefon kayıtlarını inceleme kararı aldı. Abarakov, savcılığa telefonunu 27’sinde veriyor.
Ancak 26’sında Meltem adında bir arkadaşına ‘Benim telefonu alacaklar. Geri verilince yazarım sana’ diye mesaj atmış. Savcılıktan önce bu çocuk telefonun alınacağını nasıl öğrenebilir? Defalarca babasının polis olduğunu ve etkin soruşturma yürütülmesine engel olduğunu söyledik. Bu detay kuşkularımızı haklı çıkardı. Rapordaki skandallar bununla da bitmiyor. Abarakov, 5 Ocak’tan beri haber alınamayan Gülistan Doku’ya sadece 26 Şubat günü mesaj atıyor. Aradaki 52 gün boyunca ne mesaj ne de arama yapıyor. Bir insan neden merak etmez çünkü Abarakov, Gülistan’a ne olduğunu biliyor.”
Avukat Ali Çimen, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağını bildirdi.
ANNESİ KIZININ ARANDIĞI BARAJ GÖLÜNÜN KENARINDA KIZINDAN HABER BEKLİYOR
Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2. sınıf öğrencisi Gülistan Doku, kaldığı yurttan 5 Ocak sabahı ayrılmasının ardından kendisinden bir daha haber alınamadı. Diyarbakır’da yaşayan Doku ailesi, kızlarının kaybolduğu gün Dersim’e gelerek güvenlik güçlerine ihbarda bulundu. Doku’nun bulunması için hem Uzunçayır Baraj Gölü yüzeyi, hem de göl dibinde balık insanlar ile arama çalışmaları yapıldı. Ancak Doku’ya ait bir ize rastlanamadı. Gülistan Doku’nun annesi Bedriye Doku, kızının arandığı baraj gölünün kenarında kızından haber bekliyor.
PİRHA- İbrahim Gökçek’in cenazesinden gözaltına alınan ve 4 günlük gözaltı süresinin ardından dün serbest bırakılan 17 kişiden 15’i için verilen serbestlik kararına savcılık itiraz etti. Avukatlar savcılık itirazını a Haber’den duydu.
Grup Yorum üyesi Bas Gitarist İbrahim Gökçek, 323’üncü gününde ölüm orucu eylemini sonlandırmasının ardından tedavi gördüğü hastanede geçen hafta hayatını kaybetti.
Gökçek’in Kayseri’ye götürülecek olan cenazesine, Gazi Cemevinde bir uğurlama yapılmak istendiği sırada polis saldırarak çok sayıda kişiyi gözaltına almıştı.
Gözaltına alınan aralarında avukatların da bulunduğu 17 kişi, 4 günlük gözaltı sürecinin ardından dün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 17 kişiden 15’i “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmişti.
AKP’nin yayın organlarından Yeni Şafak, Star, Habertürk ve A Haber, savcılığın tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen 15 kişi hakkındaki serbestlik kararına itiraz ettiğini duyurdu.
SAVCILIK İTİRAZINI YANDAŞ BASIN DUYURDU
Halkın Hukuk Bürosu, sosyal medya hesabından yaptı açıklamada, “İbrahim Gökçek’in cenazesinden alınıp dün serbest bırakılanlar hakkında bu sabah Yeni Şafak, Star, Habertürk ve A Haber’den savcının itirazı olduğunu öğrendik! Sulh Hakimliği ise dosya hakkında bilgi verme yetkisi olmadığı gerekçesiyle vekil olarak tarafımıza bilgi vermemiştir.
“SAVCININ İTİRAZINI BASINA KİM SERVİS ETTİ?”
İlgililerinin inceleme yapamadığı dosyada şüpheli sıfatıyla bulunanlar ve müdafiileri bilgi alamıyorsa, savcının itirazı olduğunu basına kim servis edebilir? Yoksa sözde basın yayın organları aracılığıyla siyasi iktidar tarafından hakim ve savcılıklara talimat mı veriliyor?
PİRHA – Dersim’de 18 gündür kayıp olan Gülistan Doku’nun ailesi, ailesinden alınan bilgiye göre, emniyet, vali ve savcıyla yapılan görüşmede herhangi bir gelişmenin olmadığı, arama çalışmalarına devam edileceği aktarıldı.
Dersim’de 5 Ocak’tan bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya hala ulaşılabilinmiş değil. Doku’ya yönelik arama çalışmaları kaybolduğu gün bindiği minibüsten mobese kameralarının kayıtları üzerinden burada indiği yönündeki tahminler doğrultusunda Uzunçayır Baraj Gölü’nün Sarı Saltuk Viyadüğü Köprüsü çevresinde sürdürülüyor.
Gülistan’ın arama faaliyetlerinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan gelen bir ekibin yanı sıra Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ekibi, dalgıç polisler, şehir dışından gelen itfaiye ekipleri ile AFAD ekipleri yer alıyor. Su altı görüntüleme cihazları ile sürdürülen arama çalışmalarına rağmen henüz Gülistan’a dair bir ize ulaşılmış değil.
“HİÇ BİR BULGU YOK”
Olay yerinde konuştuğumuz Gülistan Doku’nun ailesinden alınan bilgiye göre, emniyet, vali ve savcıyla yapılan görüşmede bir gelişmenin olmadığı arama çalışmalarının devam edeceğini ifade etti. Doku ailesi, Emniyetin Sarı Saltuk Viyadüğü’nden geçen bütün araçları Plaka Tanıma Sistemi (PTS) kayıtlarının araştırıldığını söyledi. Kriminale gönderilen not, reçete, makas ve Sarı Saltuk Köprüsünde Gülistan Doku’nun olduğu iddia edilen görüntü sonuçlarının henüz gelmediğini belirten Doku ailesi, araştırma sonuçlarında yeni bir gelişmenin olmadığı yönünde bilgilendirildi. AFAD ekiplerinin tahminleri doğrultusunda bir bulguya rastlamadıklarını ve rastlamayacakları düşüncesiyle yaklaştıklarına dikkat çeken Doku ailesi, aramaların çift yönlü olduğunu belirtti.
“İNTİHAR ODAKLI YAKLAŞIYOR”
Emniyetin Zainal Abarokov’un gözetim altında olduğu yönündeki sözlerini tekrarladığını kaydeden Doku ailesi, bununla birlikte Zainal Abarokov’un arkadaşlarının da ifadeleri alınıp alındığı yönünde bir bilgiye sahip olmadıklarını belirtti. Tamamen olaya intihar odaklı yaklaşıldığını dile getiren Doku ailesi, Gülistan’a ölmüş gibi bakıldığına dikkat çekti.
PİRHA- Dersim’de arama çalışmaları devam edilen üniversite öğrencisi Gülistan Doku olabileceği şüphesiyle Dinar Köprüsü üzerinde yere çömelmiş vaziyetteki bir kişinin bulunduğu araç görüntüsü incelemeye alındı.
Dersim’de 5 Ocak’tan bu yana kendisinden haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’ya dair yeni bir gelişme yaşandı. Doku’ya dair bu zamana kadar elde bulunan tek görüntü erkek arkadaşı olduğu bilinen Zainal Abarakov ile bir kafede görüştüğü anlara aitti.
Gülistan Doku’nun bu görüşmenin ardından bindiği minibüsten orada inmiş olabileceği düşüncesiyle arama çalışmaları Dinar Köprüsü çevresinde yoğunlaştırılırken, kaybolduğu gün köprüden geçen bir araç kamerasına yere çömelmiş durumdaki bir kişinin görüntüleri yansıdı.
Elazığ-Pertek yol güzergahında geçen aracın kamerasına yansıyan kişinin Gülistan Doku olabileceği şüphesiyle görüntü, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi. Savcılık, üzerinde yeşil mont bulunan ve montun kapüşonunu kafasına geçirip yere çömelmiş bu kişinin Gülistan Doku olup olmadığını kesinleştirmek için görüntüyü incelenmeye aldı.