Etiket: Selahattin Demirtaş

  • CHP’den DEM Parti’ye ziyaret: Kobani Davası karar duruşmasında yanınızda olacağız!

    CHP’den DEM Parti’ye ziyaret: Kobani Davası karar duruşmasında yanınızda olacağız!

    PİRHA – CHP ve Gelecek Partisi heyetleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Merkezine bayram ziyaretinde bulundu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, 17 Nisan’da görülecek Kobanî Davası karar duruşmasında olacaklarını belirterek, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz karıncanın kardeşiyiz. Dolayısıyla nerede haksızlık varsa orada olacağımıza emin olabilirsiniz” dedi.

    Siyasi partilerle bayramlaşma ziyaretleri kapsamında Gelecek Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) heyetleri, DEM Parti’yi ziyaret etti.

    DEM Parti Genel Merkezine giden heyetleri, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan, Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça, PM üyesi İhsan Seylan karşıladı.

    Gelecek Partisi adına Yönetim Kurulu Üyesi ve Konya Milletvekili Hasan Ekici, İletişim Başkanlığı Başkan Yardımcısı Nazlı Üstün ziyarette bulundu.

    “DEMOKRASİNİN YOKLUĞUNDAN HERKES ZARAR GÖRÜYOR”

    Ziyarette konuşan Hasan Ekici, Türkiye’de ciddi bir demokrasi sorunu olduğunu belirterek, “Her alanda ciddi bir demokrasi sorunu var. Siyasi partilerden tutun da vekillerin belirlenmesine kadar, sözde değil özde bir demokratik toplumu inşallah inşa ederiz. Cumhuriyetimiz 100 yaşına geldi ama eksik demokrasi kültürümüzde de var, yaşamımızda da var. Yolumuz uzun ama bunu 84 milyonla beraber yapmamız gerekiyor. Çünkü demokratik ilkelerin hepsi 84 milyona katkı sağlayacak ilkeler. Demokrasinin yokluğundan herkes zarar görüyor” diye konuştu.

    “İÇ BARIŞ SAĞLAMAKLA ORTADOĞU BARIŞINA DA KATKI SAĞLANIR”

    DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Türkdoğan ise şöyle konuştu:

    “Aslında iyi bir döneme giriyoruz. Bu bayram 31 Mart’tan sonra geldi. 31 Mart’ta aslında halkımız bir bütün olarak güçlü bir demokrasi, barış mesajı verdi. Umarım, Türkiye olarak bunu değerlendiririz. Biraz önce bahsettiniz, biz Cumhuriyet’in 2. yüzyılının demokratik bir Cumhuriyete evrilmesi mücadelesi yürütüyoruz. Bunun için de Türkiye’nin temel sorunlarının çözülmesinden yanayız. Umuyoruz ki bu yeni süreç Türkiye’nin kendi iç barışına katkı sunar. Türkiye kendi iç barışını sağlamakla birlikte Ortadoğu barışına da katkı sunar. Biliyorsunuz şu anda Ortadoğu’da çok büyük bir acı, bir soykırımı yaşandı. Devletler maalesef bunu seyrediyor. Halkların vicdanında mahkum olmuş bir süreç. Gazze’de olup bitenler bize maalesef çok uzak değil, yakın. Ama aynı zamanda biz bu ülkede büyük acılar yaşamış haldeyiz. Türkiye’de özellikle Kürt halkının yaşadığı acıları biliyoruz. Ama hiçbir halkın acı yaşamasını istemiyoruz. O nedenle iç barış çok kıymetlidir. Bayramın Türkiye’nin iç barışına katkı sunmasını diliyoruz.

    “UMARIZ SEÇİM SONUÇLARINDAN İKTİDAR GEREKLİ DERSLERİ ÇIKARIR”

    Ayrıca tabii şunu ifade edelim. Bizler, aslında üçümüz de insan hakları alanından geliyoruz. Bakın önümüzdeki hafta Kobanî Kumpas Davası’nda karar açıklanacak. Umuyoruz ki arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşur. Sayın Demirtaş ve tutuklu arkadaşlarımız Sayın Yüksekdağ, sevgili Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve diğer arkadaşlarımızın tutukluluğu sona erer, özgürlüklerine kavuşurlar. Bu vesileyle de 17 Nisan’da son karar açıklanacak. O gün Sincan’da olacağız. Ama özgürlük için orada olmak istiyoruz. Ama hapishanedeki siyasi mahpusları, hapishanedeki sorunları biz konuşmaya devam edeceğiz. Umuyoruz ki bir an önce bu ülke düzelir. Seçim sonuçlarından da iktidar gerekli dersleri çıkarır.”

    CHP’Lİ HEYET, DEM PARTİ’Yİ ZİYARET ETTİ

    CHP adına Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir de Kadın Kolları MYK üyesi Armağan Akyüz, Gençlik Kolları MYK üyesi Batuhan Cakcak’tan oluşan heyet de DEM Parti’yi ziyaret etti.

    Volkan Demir, seçimlerden sonra ülkeye bahar geldiğini belirterek “Bayramınızı kutluyoruz. Dileğimiz ve duamız öncelikle deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın acılarının ve yaralarının bir an önce dindirilmesi. Daha sonra da Filistin’deki insanlık zulmüne bir an önce son verilmesi. Seçimlerden sonra gördüğünüz gibi ülkemize de bahar geldi” diye konuştu.

    “31 MART SEÇİMLERİNDE İÇ BARIŞI SAĞLAMA MESAJI VERİLDİ”

    Öztürk Türkdoğan ise Demir’in depremzedeler ve Filistin için dileklerine katıldığını belirterek şunları söyledi:

    “Aynı zamanda ülkemize de barışın gelmesini istiyoruz. Bu ülke temel sorunlarını bir türlü çözemedi ve biz Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi için mücadele yürüten bir partiyiz. Ben inanıyorum ki bu 31 Mart seçimleri aslında çok güçlü bir demokratikleşme, iç barışı sağlama mesajı verdi. Her türlü otoriter yönetim tarzına karşı demokrasi mesajı verdi. Bir bütün muhalefet olarak bu ülkeye demokrasiyi de barışı da getireceğiz. Yeter ki birlikte bir arada bu mücadeleye inanalım.

    Türkdoğan, CHP’li heyete de 17 Nisan’da görülecek olan Kobanî Davası’nı hatırlatarak karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı.

    “CHP OLARAK KOBANÎ DURUŞMASINDA OLACAĞIZ”

    Türkdoğan’ın konuşması ardından söz alan CHP’li Demir, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz Genel Başkanımız da ifade ediyor, karıncanın kardeşiyiz. Dolayısıyla nerede haksızlık varsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak orada olacağımıza emin olabilirsiniz. Analizinize de katılıyorum. 31 Mart’ta halkımız güzel bir mesaj verdi. Biliyorsunuz biz Türkiye İttifakı diye seçim propagandasını ve kampanyamızı yürüttük. Halkımız da Türkiye İttifakı’na teveccüh gösterdi. Dolayısıyla bu topraklarda yaşayan herkesin kardeşçe, hür ve özgür yaşaması için hep birlikte elimizden ne geliyorsa yapacağız” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti’den tepki: Demirtaş’a yönelik onur kırıcı ve hukuksuz üst aramasını reddediyoruz

    DEM Parti’den tepki: Demirtaş’a yönelik onur kırıcı ve hukuksuz üst aramasını reddediyoruz

    PİRHA- Edirne Cezaevi’nde tutukluluğu devam eden Demirtaş’a uygulanan üst aramasına ilişkin DEM Parti yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada “Demirtaş’a ve cezaevlerindeki arkadaşlarımıza karşı artan insanlık dışı uygulamaların bir an önce son bulması çağrısı yapıyoruz. Demokratik muhalefeti ve kamuoyunu da bu hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz” denildi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 2016 yılından beri tutuklu bulunan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a yönelik rutin hale getirilen üst araması uygulamasına yazılı açıklamayla tepki gösterdi.

    “ONUR KIRICI VE HUKUKSUZ DAYATMA”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Edirne Cezaevi’nde hukuksuz şekilde rehin tutulan yoldaşımız Selahattin Demirtaş’a, görüşlere gidip gelirken onur kırıcı üst araması uygulamasının dayatılmaya başlandığı avukatları tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Demirtaş’a yönelik bu onur kırıcı ve hukuksuz dayatmayı reddediyoruz. Seçim çalışmalarımızın engellenmesini de amaçlayan cezaevlerindeki artan bu baskıların sorumluluğunun Adalet Bakanlığı ve iktidarda olduğunu ifade ediyoruz.

    “DEM PARTİ DURDURULAMAZ”

    DEM Parti olarak, seçim çalışmalarımızı seçilmişlerimizin ve tutsak arkadaşlarımızın da katıldığı bir kampanyayla yürütmekteyiz. Seçim çalışmaları başladığından bu yana halkımızın her alanda partisini sahiplenmesi karşısında siyasi acziyet yaşayan iktidar her türlü hukuksuzluğu devreye koymaktadır. Ancak bilinmelidir ki insanlık onuruna aykırı olan bu hukuksuzluklar ile DEM Parti durdurulamaz.

    “İNSALIK DIŞI UYGULAMALARIN SON BULMASINI İSTİYORUZ”

    Demirtaş’a ve cezaevlerindeki arkadaşlarımıza karşı artan insanlık dışı uygulamaların bir an önce son bulması çağrısı yapıyoruz. Demokratik muhalefeti ve kamuoyunu da bu hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş Başak Demirtaş’ın adaylığı ve DEM Parti’ye dair yazdı: Kirlenmemiş şeyler uğruna!

    Demirtaş Başak Demirtaş’ın adaylığı ve DEM Parti’ye dair yazdı: Kirlenmemiş şeyler uğruna!

    PİRHA – Başak Demirtaş’ın adaylığının DEM Parti’nin üçüncü yol siyasetini görünür kılmak için olduğunu vurgulayan Selahattin Demirtaş, “Kürt sorunu, Türkiye’de yaşanan ağır demokrasi ve adalet sorunu bizim önceliğimizdir. Bu sorunların çözümü için konuşmak isteyen herkesle konuşuruz” diye kaydetti.

    Edirne 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başak Demirtaş’ın İstanbul adaylığına dair kararı ve sonrasında bazı çevrelerce ortaya atılan iddialara dair bir yazı kaleme aldı. Başak Demirtaş’ın X hesabından paylaşılan “Kirlenmemiş Şeyler Uğruna” başlıklı yazı

    “KİRLENMEMİŞ ŞEYLER UĞRUNA”

    Demirtaş’ın yazısı şöyle:

    “Halkın yararına, yoksulların, emekçilerin, ezilenlerin yararına siyaset yapmıyorsanız yaptığınız şey siyaset değil, ‘ucuz kasaba tüccarlığıdır.’ Şu son yirmi günde yaşanan tartışmalara bile bakarak maalesef ki şu tespiti rahatlıkla yapabiliriz; Türkiye’de artık siyaset değil ‘tüccarlık’ yapılıyor. Yaptığımız her siyasi hamlenin altında illaki bir hinlik, bir cinlik arayanlar herkesi kendileri gibi zannediyor. Kimsenin aklına, erdemli bir amaç için siyasi hamle yapılmış olabileceği gelmiyor. Çok yazık, çok üzücü ama siyasi partiler birer koltuk, makam, rant elde etme mekanizmasına dönüştü.

    O nedenle Başak Demirtaş’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adaylığını da DEM Parti’nin üçüncü yol çabalarını da anlamıyor, anlayamıyorlar. Herkesin aklına ilk olarak mutlaka kirli bir pazarlık yapılmış olma ihtimali geliyor ama kimse demokrasi ve barışın gelişmesi için insanların siyaset yapabileceğini düşünmüyor. Çünkü hakim siyaset yapma biçimi ‘çıkar siyaseti’ oldu, değerler siyaseti artık unutuldu. Bunun çok hazin ve vahim bir durum olduğunun ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama bu toplumsal çöküş, önümüzdeki yılların çoktan kaybedildiğini gösteriyor, eğer şimdiden müdahale etmezsek.

    Mahkemelerdeki savunmalarım dışında uzun süredir konuşmuyordum, konuşmaya niyetim de yoktu. Fakat bizim dışımızda ama bizimle ilgili bunca spekülasyon yapılırken susmak da olmazdı. Her spekülasyonu, her yalanı ve iftirayı ciddiye alıp her birine tek tek cevap verecek değilim. Sadece söylemem gerekenleri söyleyip tekrar yerime çekileyim.

    Lafı hiç dolandırmadan, madde madde anlatayım.

    – DEM Parti ile AKP arasında bir görüşme trafiği var mı bilmiyorum. Ama eğer yoksa bu, iki parti için de büyük bir eksikliktir. Tüm partiler ülkenin, toplumun sorunlarının çözümü için görüşebilmelidir, konuşabilmelidir. Bu son derece meşrudur, hatta geldiğimiz süreç itibarıyla bir görev, bir sorumluluktur.

    – DEM Parti ile CHP arasında basına da yansıyan görüşmeler oldu. Çok daha fazla görüşmeliler, konuşmalılar. Aynı şekilde diğer tüm partiler de birbirleriyle konuşabilmelidir. Bunun aksini savunmak siyasetin doğasına aykırıdır.

    – Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi kamplaştırmayı, kutuplaştırmayı, düşmanlaştırmayı bitirip herkesin herkesle konuşabileceği bir siyasi atmosferi yaratmaya katkı sunma amacıyla yapılmıştı. Halen dağlardan şehirlere gencecik evlatlarımızın cenazeleri gelmeye devam ederken ‘terörü kınama’ korosunun timsah gözyaşları dökmesi dışında, birilerinin elini taşın altına koyması tüm belediye koltuklarından daha değerli değil mi? ‘Değil’ diyenler bundan sonra -inşallah olmaz- asker cenazelerinde tespih boncuğu gibi dizilip boy göstermesinler.

    – Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi, DEM Parti’nin ısrarla kurmaya çalıştığı üçüncü yol siyasetini görünür kılmak içindi. ‘Biz koltuk, makam, rant için değil, halkın acil ihtiyacı olan demokrasi, adalet, barış için siyaset yapıyoruz’ demek içindi. ‘Hayır, bu değerler benim belediye koltuğumdan kıymetli değil’ diyen varsa bundan sonra adaletten, demokrasiden dem vurmasın.

    – Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi sıkılı yumrukları açmak, tokalaşmayı hatırlatmak içindi. Bunun kıymetini anlayamayanlar bundan sonra yumruk yediklerinde ah vah etmesinler en azından.

    – Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi, en ağır bedelleri ödemesine rağmen demokrasi ve barış demekten vazgeçmeyen Kürt halkının ve DEM Parti’nin samimi, erdemli duruşunun göstergesiydi. Hayatı boyunca tek bir bedel ödemeden oturduğu yerden ‘kocası için pazarlık yaptı’ diyen ahlak yoksunları, en azından bundan sonra biraz olsun ahlaklı olmaya çalışsınlar.

    “İRADEMİZ DE, GÜCÜMÜZ DE, KARARLILIĞIMIZ DA VAR”

    Sonuç olarak;

    Kürt sorunu, Türkiye’de yaşanan ağır demokrasi ve adalet sorunu, ekonomik sorunlar bizim önceliğimizdir. Bu sorunların çözümü için konuşmak isteyen herkesle konuşuruz, ciddiyet ve samimiyet görürsek bir adıma karşılık iki adım atarız. Bunun için de kimseden ne izin ne de icazet alırız. Hele koltuk kavgasına tutuşmuş olanlara hesap verme gibi bir mecburiyetimiz asla olamaz. DEM Parti de bu özgüvenle hareket etmeli, iktidar partisi dahil ana muhalefet ve diğer tüm partilerle görüşebiliyorsa görüşmeli, ilkeler çerçevesinde ve demokrasinin gelişimi için uzlaşabiliyorsa uzlaşmalıdır. Bizim için 31 Mart seçimlerinden çok, 1 Nisan ve sonrası önemlidir.

    31 Mart seçimlerini aşırı derecede önemseyenler de bizim demokrasi, adalet, barış arayışımıza, ciddiyetle yaklaşmalıdırlar. CHP meseleyi sırf 31 Mart’tan ibaret görmemeli, uzun soluklu bir demokrasi mücadelesi ittifakını önemsemelidir. AKP ise seçimsiz geçecek bir dört yılı demokrasiye dönüşün fırsatı olarak ele almalıdır. DEM Parti de her iki parti dahil tüm partilerle görüşebilmeli, kim bu ilkelere bağlı kalacaksa onunla uzlaşma aramalıdır.

    Başak Demirtaş’ın adaylık iradesi bu yönleriyle, DEM Parti dışındaki siyasi aktörlerce doğru değerlendirilmemiştir. Bu nedenle, başka kıymetli arkadaşlarımızla seçim yarışına girileceği anlaşılmaktadır. Oysa biz bu siyasi hamleyi seçimden çok toplumsal barış için önemsiyoruz.

    Dolayısıyla toplumsal barış ve demokrasinin gelişmesi açısından diyalog ve müzakere için hiçbir zaman geç kalınmış değildir; tüm partiler birbirleriyle konuşabilmelidir. Herkes, meseleyi bu yönüyle ve serinkanlılıkla tekrar değerlendirmelidir. Biz demokrasiye, özgürlüklere ve barışa hizmet ederiz. Ödediğimiz bedeller başka hiçbir şey için değildir. Ve inanıyorum ki bu değerleri kazanacağız, hayata geçireceğiz. Bunun için irademiz de gücümüz de kararlığımız da var.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Selahattin Demirtaş’ın annesi yoğun bakıma alındı

    Selahattin Demirtaş’ın annesi yoğun bakıma alındı

    PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş, yoğun bakıma alındı. Demirtaş bulunduğu Edirne’den Diyarbakır’a götürüldü.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş, iki gün önce rahatsızlığı nedeniyle Diyarbakır’da hastaneye kaldırıldı. Durumu gittikçe ağırlaşan Sadiye Demirtaş, bugün yoğun bakıma alındı.
    Edinilen bilgilere göre bunun üzerine Demirtaş da bulunduğu Edirne L Tipi Kapalı Cezaevi’ne annesinin rahatsızlığı nedeniyle başvuruda bulundu. Cezaevi, Demirtaş’ın talebini kabul etmesi üzerine Demirtaş, Diyarbakır’a götürüldü.

    DEM PARTİ’DEN AÇIKLAMA

    Demokrasi ve Eşitlik Partisi (DEM Parti), yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verildi:

    “Selahattin Demirtaş’ın annesi Sadiye Demirtaş rahatsızlığı nedeniyle Diyarbakır’da hastanede müşahade altındadır. Yoldaşımız Selahattin Demirtaş, talebi üzerine annesini görmek üzere Diyarbakır’a götürülmüş ve annesini ziyaret etmiştir. Dualarımız Sadiye Annemizle. Tek temennimiz en kısa zamanda sağlığına kavuşmasıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Demirtaş: Ferman yazılmış, kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim!

    Demirtaş: Ferman yazılmış, kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim!

    PİRHA- HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kobanê Davası’nda esasa ilişkin savunma yapıyor. Demirtaş, ‘-20 derecede operasyona gönderdikleri gençlerin sırtına Kürt sorununu yükleyenlere hesap sorulmalıdır’ dedi.

    IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşılık 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanê Davası, bugün devam ediyor.

    Duruşmayı DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da takip ediyor. Bugünkü oturumda eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunma yapıyor.

    DEMİRTAŞ SAVUNMASINA KÜRTÇE BAŞLADI

    Kimlik tespitlerinin ardından Demirtaş savunmasını Kürtçe olarak yapmaya başladı. Mahkeme Başkanı tercüman bulunmadığını, Kürtçe devam etmesi halinde çevirinin daha sonra bilirkişi tarafından yapılacağını söyledi. Demritaş savunmasına Kürtçe devam ediyor.

    “VASİYETİMDİR KARAR AÇIKLANDIĞINDA DAVUL ZURNA ÇALSINLAR”

    Demirtaş, Kürtçe olarak yaptığı savunmasında Kobanê Davası’nın siyasi bir dava olduğunu ve siyasi bir savunma yapacağını söylerken, “Vasiyetimdir; karar açıklandığı gün eşim ve kızlarım Diyarbakır’daki evimizin bahçesinde davul zurna çalsınlar. O kararın benim nezdimde de halkımızın nezdinde de bir hükmü yoktur” dedi.

    “7 YILDIR BANA İLK DEFA DOĞRUDAN SAVUNMA HAKKI VERİLDİ”

    Kendisine 7 yılı aşkın süredir ilk kez esasa ilişkin savunma hakkı tanındığını hatırlatan Demirtaş, bugüne kadar yapılan savunmaların ya tutukluluk incelemesi ya da suçlamalara cevap olduğunu söyledi. Tutukluluk sürelerinin 7 yıl 2 ayı bulduğunu belirten Demirtaş, “Meydanlarda yargılandık, televizyonlarda yargılandık, Meclis kürsüsünde yargılandık, hakkımızda hüküm verildi. Her birimiz ayrı ayrı terörist olarak, barbar gibi gösterildik. Bugün bile cenaze törenlerinde hâlâ bizlere hakaret ediliyor, hâlâ terörist olarak gösteriliyoruz ama 7 yıldır ilk defa bana doğrudan savunma hakkı verildi” dedi.

    “SAVUNMAMI MAHKEMENİZE DEĞİL HALKIMIZA SUNUYORUM”

    Mahkeme heyetini eleştiren Demirtaş, “Ben savunmamı mahkemenize yapmıyorum, halkımıza sunuyorum. Çünkü siz de bu davanın bir parçasısınız. Onurlu bir görevi üstlenmiş siyasetçiler olarak halkımıza verdiğimiz özeleştiri olarak konuştuk, konuşacağız” diye konuştu.

    “SAVUNMAM ENGELLENMEZSE GÜNLERCE SÜRECEK”

    Savunmasının engellenmemesi halinde uzun süreceğini ve kaç günde cevap vereceğini bilemediğini belirten Demirtaş, “Mahkeme savunma hakkımı kesmediği sürece bütün suçlamalara cevap vereceğiz” dedi. Demirtaş, “Bu bir siyasi intikam davasıdır. Biz siyasi amaçlar için rehin alınmış siyasetçileriz. Bugün başlayacak ve günlerce sürecek savunmamda mecburen bu konuşmalarımı anlatacağım. Çünkü savcı beni başka bir şeyle suçlamıyor, suçlayamıyor” ifadelerini kullandı.

    “ÖLÜMLERİ DURDURAMADIĞIMIZ İÇİN KAHROLUYORUZ”

    Çatışmalarda askerlerin hayatını kaybettiğini belirten Demirtaş, “Bakın bugün ülkenin evlatları çatışmalarda hayatını kaybediyor. Bu ölümleri durduramadığımız için biz kahroluyoruz. Fakat iktidar, devlet el ele verip bizim gibi barış isteyenleri hapse atıp savaş politikalarından medet umuyor. Bu tam bir ikiyüzlülüktür. Acıları ortaklaştırmak yerine bugün timsah gözyaşı döken iki yüzlülerdir. Bu savaş artık bitmelidir, silahlar tümden devre dışı kalmalıdır. Bunun da yolu siyaseti öne çıkarmaktır. Tecride son verip diyalog yöntemlerine dönmektir” diye konuştu.

    “SİLAHTAN, SAVAŞTAN MEDET UMAN HER SİYASETÇİ İKİYÜZLÜDÜR”

    Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti:

    “Müzakere ve diyalogdan kaçanlar bu ölümlerin sorumlusudur. Kendi siyasi ikbali için silahtan, savaştan medet uman her siyasetçi ikiyüzlüdür. Halkın evlatlarının kanı üzerine kendisine iktidar alanı yaratanlar ahlaktan nasibini almamış vicdansızlardır. Türk’üyle, Kürt’üyle bugün Türkiye toplumu barış için sesini yükseltmelidir. Sizi milliyetçilik galeyanıyla gaza getirenlerin bir eli yağda bir eli baldayken evlatlarınızı savaşa göndermekten geri durmuyorlar.”

    “ÜLKEYİ YÖNETENLER OTURDUKLARI SICAK YERDEN HER GÜN SAVAŞ KARARLARI VERİYOR”

    Bu gidişata yoksul halkın dur diyebileceğini belirten Demirtaş, “Türk ve Kürt el ele verirse ‘savaşa karşıyız’ diyebilirse birlikte ve kardeşçe yaşamak çok daha mümkün olabilir. Huzuru sağlamak, demokrasiyi büyütmek çok daha kolay olur. Biz barış isteyen demokratik çözüme inanan siyasetçileriz. Sırf bunu istedik diye yıllarca rehin tutulmamıza rağmen halen içeriden ‘barış’ diye haykırıyoruz. Ülkeyi yönetenler de oturdukları sıcak yerden her gün savaş kararları veriyorlar. Türk halkının bu ikiyüzlülüğü artık görmesi gerekiyor. Kimin savaş kimin barış istediğini anlaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “FİLİSTİN’DE BARIŞI SAVUNURKEN, KENDİ ÜLKESİNDE BARIŞ İSTEYENLERİ İÇERİ ATMAK İKİ YÜZLÜLÜKTÜR”

    Demirtaş, “Filistin’de barışı savunurken kendi ülkesinde barış isteyenleri içeri atmak, tecrit uygulamak iki yüzlülük değilse nedir?” diye sorarken sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz her koşulda ilkeli davranmaya, barışı savunmaya devam edeceğiz. Bugün Türkiye evlatları için ağlıyorsa dönüp siyasetçilerden hesap sorma vaktidir.”

    “KÜRT SORUNUNU GENÇLERİN SIRTINA YÜKLEYENLERE HESAP SORULMALIDIR’”

    Demirtaş, gençlerin -20 derecede, çatışmada hayatını kaybettiğini hatırlatarak, “Sıcak koltuklarından operasyon kararı verirken -20 derecede operasyona gönderdikleri gençlerin sırtına Kürt sorununu yükleyenlere hesap sorulmalıdır. 20-22 yaşında genç çocukların toprağa verilmesini acısını biz yaşarken bizi teröristlikle, katillikle suçlayan bütün iktidar yanlısı olanlar bu kandan beslenenlerdir. Hayatlarında barış sözcüğünü ağzına almadan 5 dönem milletvekilliği yapan parlamenterler var. Türkiye’nin en zengin milletvekilleri onlar” dedi.

    “BUNUN ADI SAVAŞTIR”

    Meclis’te eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık’a ‘Ne savaşı bu terörle mücadele’ dediğini hatırlatan Demirtaş, şöyle konuştu:

    “Bunun adı savaştır savaş. Bu savaş değilse iç hukuku hatırlatırım. Polis yetki, TSK yetki kanununda operasyonların nasıl yapılacağı bellidir. Operasyona girmeden önce velev ki bir silahlı mukavemet olursa ne yapılacağı bellidir yasada. Teslim ol çağrısı yapılır. Teslim ol çağrısına silahla karşılık verirse bölge güvenlik altına alınır, yasada bunlar yazıyor. Buna rağmen ısrar ederse öncelikli olarak sağ yakalamak için operasyon yapılır. Sivil halkı tehlikeye atmayacak şekilde gerektiğinde etkisiz hale getirilir. İç hukuk böyle söyler. Ne yapılıyor? İHA ve SİHA ile infaz yapılırken, F-16 ile bombalarla öldürülürken teslim ol çağrısı mı yapılıyor? Yok. Doğrudan Cenevre Sözleşmesi’ne tabiidir. Soylu, sen bunu bilmiyor musun? Bunun adı da savaş hukukudur. Savaş hukukuna uyulması lazım. Herkesin uyması lazım. Biz savaşa kökünden karşıyız bu çatışmalar oluyorsa bunun adı savaştır ve herkes bu hukuka uymalıdır. En onurlu görevimiz savaşa son vermektir, çatışmaları bitirmektir. Türkiye’de birlikte huzur içinde yaşayabileceğimiz koşulları oluşturmaktır birinci görevimiz. Burada gördüğünüz siyasetçilerin hepsi barış için mücadele etmişlerdir.”

    “SAVAŞ KARARI ALAN MİLLETVEKİLLERİNİN BÜYÜK YATIRIMLARI VAR”

    DEM Parti milletvekillerini suçlayan milletvekillerinin barış için bir dakika harcamadıklarını belirten Demirtaş, İYİ Parti, MHP ve AK Parti milletvekillerinin büyük kısmının işadamı olduğunu söyledi ve “Büyük yatırımları var. Lüks içinde oturuyorlar. Lüks arabalarının haddi hesabı yok. Siz savaş kararı alırken evlatlarınız mı Hakurk’ta Zap’ta nöbet tutuyor? Gönderin bakalım evlatlarınızı. Bir gönderin bakalım evlatlarınızı, gönderin bakalım bu kadar rahat savaş çığırtkanlığı yapabilecek misiniz?”

    “12 ASKER BENİM KARDEŞİMDİR, İÇİMİZ YANIYOR”

    Cuma günü çıkan çatışmalarda hayatını kaybeden 12 askerin kendi kardeşi olduğunu belirten Demirtaş, “Bizim içimiz yanıyor. Ben defalarca söyledim. Dün toprağa verilen 12 asker benim kardeşimdir. Bu ülkenin yoksul halkının evlatlarıdır. Keşke barışı sağlayabilsek, onlar yaşayabilselerdi” dedi.

    “PİŞKİNCE DÖNÜP DEM PARTİ’Yİ SUÇLAYACAKLAR”

    Savaşı körükleyen söylemleri eleştiren Demirtaş, “Ağzını açan ‘katliamdan’, ‘son terörist kalıncaya kadardan’ bahsediyor. 50 yıldır sürüyor bu teraneler, 50 sene oldu bu teraneler, 50 sene. Bir şehit yakını dün ‘yeter’ diye bağırıyordu. Haklı, yeter artık. Kimi kandırıyor bunlar? Hem bu gençlerin yaşamının sorumlusu olacaklar hem de pişkince dönüp DEM Parti’yi suçlayacaklar. Sorumlu sizsiniz, operasyonlara gönderen sizsiniz. DEM Parti günlerdir ne öneriyor? ‘20 yaşındaki çocukları dağa, öldürmeye göndermeyin’ diyor. ‘Kolay, basit bir yolu var, maliyeti en düşük, en onurlu yolu var’ diyor. Meydanlarda yürüyüş yapıyor. Ama polis gazlıyor, copluyor, tutukluyor.”

    ‘TECRİD KALDIRILSIN DİYEN TERÖRİST, MİLYONLUK İHALELERİ GÖTÜREN MİLLİYETÇİ ÖYLE Mİ?’

    DEM Parti Gençlik Meclisi üyelerinin “Askerleri ölüme göndereceğinize gelin tecridi kaldırın, Abdullah Öcalan ile görüşülsün” dediği için dün gözaltına alındığını hatırlatan Demirtaş, “Bunu söyleyen terörist, katil; Meclis’te trilyonluk ihaleleri götürüp akşam eğlencede mikrofon uzatılan da milliyetçi öyle mi? Hadi oradan. Bizi burada yargılayan zihniyete de sesleniyorum. Asıl savaşın sorumlusu sizsiniz, dün toprağa verilen 12 evladın sorumlusu sizsiniz. Biz değiliz, partimiz değil, siyasetimiz değil. Biz barış siyasetçileriyiz” dedi.

    “TAZİYELERİMİZE 1 SAATLİĞİNE GİTTİK”

    Kobanê davasında yargılanan siyasetçilerin birlikte yaşam, silahların susması, kan akmaması için uğraştıklarını belirten Demirtaş, “7 yıldır bunun için burada hapisteyiz, halen barış diyoruz. Arkadaşlarımızın annesi babası kardeşi vefat etti, taziyelerine 1 saat gitti geldiler, acılarını hücrede yaşadılar. Pandemide bizi ölüme terk ettiniz. Depremin acısını burada yaşadık. Bunların hepsini siz yaptınız. Ailelerimiz kaza geçirdiler. Benim annem sakat kaldı. Cezaevi yollarında kaç aile kaza geçirdi? Neler yaşatmadınız ki bize? Ne diyoruz 7 sene sonunda? Söz alan her arkadaşımız gibi barış diyoruz. Bunu diyenler terörist. ‘Ezeceğiz, bitireceğiz’ diyenler vatansever? Böyle bir iki yüzlülüğü kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    “VASİYETİMDİR; KARAR AÇIKLADIĞINDA ZILGITLARLA KARŞILAMALISINIZ”

    Mahkeme heyetinin kararı açıklamak için sabırsızlandığını ifade eden Demirtaş, “Açıklayacağınız karar ne olursa olsun bizim halkımızın, tarihin vicdanında yok hükmündedir. Bu irade savaşında bize boyun eğdiremediniz. Siz kötülükle kararmış kalpleriniz ile baş başa kalırken biz halkımızın vicdanında aklanarak hatırlandık hatırlanıyoruz. Vereceğiniz kararı yüzüme okumanıza fırsat vermeyeceğim. Kararı kendi kendinize okuyacaksınız. Eşime, aileme, kızlarıma, tüm halkıma vasiyetimdir: Karar açıkladığında halaylarla, coşkularla, zılgıtlarla karşılamalısınız kararı. Çünkü biz burada öyle karşılayacağız. Bundan taviz verip onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz” ifadelerini kullandı.

    “DEM PARTİ’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE DAHA FAZLA ÇALIŞIP MUTLAKA BAŞARACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    “Zorlu biz mücadeleyi eksikliklerimiz ile sürdürmeye çalıştık” diyen Demirtaş, şöyle devam etti:

    “Tüm gücümüzü kullanmamıza rağmen istediğimiz başarıyı henüz sağlamış değiliz. Kendi adıma bundan dolayı tüm halkımızdan özür diliyorum. Karamsarlığa kapılmalarına sebep olduğumuz tüm halkımızdan özür diliyoruz. Bundan sonraki süreçte Partimiz DEM Parti’nin öncülüğünde daha fazla çalışıp mutlaka başaracağımıza inanıyorum. Şunun da bilinmesini isterim; burada sabırla büyütülmüş siyasi mücadelenin sonuçları çok başka olabilirdi. Ancak her şey bizim elimizde değildi. Küresel ve bölgesel güçlerin, içerideki karanlık güçlerin oyunları bu sonuçlar üzerinde etkili oldu. Bunun önüne geçmeye gücümüz yetmedi. Elbette pes etmedik, sadece tökezledik, hızla toparlandık ve yürüyüşümüze devam ettik. Bu vesileyle DEM Parti’ye başarılar diliyorum. Arkadaşların yolu açık olsun. Eş Genel Başkanlarımız Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’na başarılar diliyorum.”

    ‘BEN KÜRDÜM, ANAVATANIM KÜRDİSTAN’DIR, KİMSE BU DEĞERLERİ YARGILAYAMAZ’

    Demirtaş, yargılanma sebeplerinin Kürt olmak ve Kürtlerle dayanışma göstermek olduğunu belirterek, “Bu salonda bizim şahsımızda Kürt ve Kürdistan gerçeği mahkum edilmek isteniyor. Bunun dışındaki siyasi amaçları; referandum ve seçimleri kazanmak, tek adam rejimini meşrulaştırmak için bizi hapiste tutmaktır. Ben Kürt’üm, anavatanım Kürdistan’dır, her iki kimliğim onurdur, kimse bu değerleri yargılayamaz” dedi.

    “BU DAVA ÇÖPTÜR”

    Kobanê davası için söylenebilecek tek kelime olduğunu belirten Demirtaş, “Bu dava çöptür” dedi.

    Savunmasında davanın çöp olduğunu ispatlayacağını aynı zamanda Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini ve mutlaka çözülmesi gerektiğini de anlatacağını ifade eden Demirtaş, “Kürt halkının, anavatanı olan Kürdistan’da diğer halklar gibi kendi dili kimliği ile yaşama hakkı vardır. Bu hak silah, imha, inkar yoluyla elinden alınmıştır. Bunun adı Kürt sorunudur. Bu sorun nasıl çözülür? Bizim önerdiğimiz yöntem müzakeredir. Yeni bir Anayasa ile Kürtlerin tüm haklarının garanti altına alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET SON KÜRT İSYANINI BARIŞ İÇİNDE SONLANDIRMAK İÇİN ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELİDİR’

    Kürt sorununun çözümünde müzakerenin bir tarafının Abdullah Öcalan olduğunu belirten Demirtaş, “Türkiye Cumhuriyeti devletinin son Kürt isyanını barış içinde sonlandırmak için Sayın Öcalan ile görüşmesini destekliyor, savunuyorum” dedi.

    ‘DEM PARTİ’Yİ KABUL ETMEYEN KİM VARSA BEN DE ONLARI TANIMIYORUM’

    Sorunun açıkça, şeffafça tartışılacağı ve çözüleceği yerin parlamento olduğunu kaydeden Demirtaş, tüm partilerin Kürt sorunun çözümünde taraf olduğunu söyledi ve “DEM Parti’yi kabul etmeyen kim varsa ben de onları tanımıyorum” dedi.

    CAN ATALAY KARARI

    Yargıtay ve AYM arasındaki krize ve Can Atalay’ın yargılanmasına da değinen Demirtaş, Cumhurbaşkanının eski hukuk danışmanlarından İzzet Özgenç’in Can Atalay’ın hukuki durumu ile ilgili Yargıtay’la, Cumhurbaşkanı yardımcıları Efkan Ala ve Hayati Yazıcı ile Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek ile görüştüğünü ve bunu sosyal medyada paylaştığını hatırlattı. Özgenç’in Can Atalay kararını veren Yargıtay 3’üncü Dairesinin talimat aldığını ifade ettiğini, bunu da iktidardan pek çok isme söylediğini anlatan Demirtaş, Özgenç’in paylaştığı not için “Şimdi, normalde bu belgeden sonra yargılamanın bitmesi hepimizin evlerine dağılması lazım” dedi.

    Mahkeme heyetine seslenen Demirtaş, “Herhalde öyle size talimat vermeleri mümkün değil. ‘Siz ACM üyeleri misiniz’ diyelim? Yoksa çok özür dileyerek, kişiliğinizi tenzih ederek bu heyeti zurnanın son deliği olarak bile görmeyen bir iktidara karşı siz direnebilecek misiniz? Direnebilecek idiyseniz bugüne kadar hukuksuzlukları ortadan kaldırmanız lazım” dedi.

    Yargılanan siyasilerin yakınlarını kaybettiklerinde 1 saatliğine cenazeye gidebildiğini hatırlatan Demirtaş, “Diyemediniz düşmanlık bir yana burada bir insani trajedi var. Gültan başkanımız, Figen başkanımız jandarmalar eşliğinde 1 saat gidip yeniden aynı hücreye geri döndüler. Eğer, ‘Binlerce sivilimizin katili’ filan diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Onların katilleri Meclis’te” ifadelerini kullandı.

    ‘HEPİMİZİN SERVETİ BİR TANE AKP VEKİLİNİN SERVETİNİN YÜZDE 1’İ ETMEZ’

    Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hepimizin servetini sayarsanız cebimizdeki paradan malınıza, mülkünüze hepimizinkini toplasanız bir tane AKP milletvekilinin servetinin yüzde biri yoktur. Ya da İYİ Partili, MHP’li. 3’ü büyükşehir 10’u il belediyesi olmak üzere 102 belediyenin eş başkanlığını yaptık. Sebahat Tuncel’in evi yok, Gültan başkan krediyle aldı, ben krediyle aldım. Tek bir yakınımız belediyelerimizden ihale almadı, almaz da.”

    ‘BU ÜLKENİN PEK ÇOK ŞEYİ GİBİ MİLLİYETÇİLİĞİ VE DİNDARLIĞI ÇAKMADIR’

    7 yıldır yaşanan hukuksuzlukların sadece kendilerini değil tüm Türkiye’yi etkilediğini anlatan Demirtaş, “Ne yaptınız? Ülkenin ekonomik krize sürüklenmesine, yolsuzluğun, talanın normalleşmesine zemin sundunuz. Bir halkın moral ve ahlaki değerlerinin çökmesine neden oldunuz. İşin tuhafı ise bunu İslamcı ve milliyetçileri yaptılar. Bu ülkenin pek çok şeyi gibi milliyetçiliği ve dindarlığı çakmadır. Türkiye’nin milliyetçiliği bir yandan ‘Bir Türk dünyaya bedeldir’ diye ahkam keserken öte yandan kendi milletini ahlaken ve bütün değerleriyle çöktürüyorlar. Kürt düşmanlığı gözlerini öylesine karatmış ki, kendilerinden olmayana düşmanlık öylesine karartmış ki Türk milletini de perişan etmekten çekinmiyorlar” ifadelerini kullandı.

    “ORTADA DEVLET KALMADI”

    Alınan hukuk dışı kararlarla bir toplumun çökertildiğini ifade eden Demirtaş, mahkeme heyetine, “Eserinizle gurur duyabilirsiniz. Yalnız bir zahmet bizi devleti, hükümeti, Anayasa’yı ortadan kaldırmakla suçlamayın çünkü onu bizzat siz yaptınız. Ortada bir devlet kalmadı, ortada bizim kaldıracağımız bir Anayasal düzen kalmadı ki. Bir milleti ahlaken çöküşe götürdünüz” dedi.

    Cumhuriyet kurulurken yapılan hataların bugün ortaya çıkan bütün sorunların temeli olduğunu söyleyen Demirtaş, “Kurtuluş savaşı yürütülürken yapılan iş birlikleri esas alınırsa bugün yaşananların önüne geçilebilir” dedi.

    Mustafa Kemal Anadolu’ya çıktığında arkasındaki en diri ve dağılmamış gücün Doğu orduları olduğunu anlatan Demirtaş, “Mustafa Kemal, Datça’ya, Muğla’ya Edirne’ye gitmez. Gittiği yer Erzurum’dur. Yazdığı mektuplar Kürt ve Kürdistan beylerinedir. Mustafa Kemal, ne ‘siz Kürt değilsiniz’ der, ne ‘Kürtçe yoktur’ der. Kürtlerin desteğini arkasına alır. Kurtuluş Savaşı ordularının savaşmadığı tek yer Kürdistan coğrafyasıdır çünkü orada halk savaşmıştır” ifadelerini kullandı.

    “ŞEYH SAİT’İN İNGİLİZLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPTIĞINA İLİŞKİN TEK BİR BİLGİ YOKTUR”

    Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile de Şeyh Sait ile de temasta olduğunu anlatan Demirtaş, “Arkasına aldığı güç laiklik değildir, Türkiye Cumhuriyeti değildir, İslam’ın gücüdür. Sözleşmeye ihanet eden Şeyh Sait değildir, Ankara yönetimidir. ‘Yalan söylüyorlar, inkılap tarihi kitaplarını okuyup profesör olmuşlar, o ezberleri de çocuklara okutuyorlar. Şeyh niye isyan ediyor? Bize söz verdiniz, başardığınızda ilk yaptığınız şey halifeliği kaldırmak. ‘Kürtçeyi yasaklıyorsunuz’ diyor. İhanet eden Şeyh Sait değildir. Şeyh Sait’in İngilizlerle iş birliği yaptığına ilişkin tek bir bilgi yoktur. Türk aydınları biraz okusunlar, aydınlansınlar. Evet bir isyan vardır ama Şeyh Sait bir ihanetçi değildir. Beni seven varsa bilsinler ben Şeyh Sait’in torunlarındanım. Kürt’ün sosyalisti de İslamcısı da Şeyh Sait’in ne olduğunu bilir” diye konuştu.

    “VATAN UĞRUNA’ DİYECEKLER, HADİ ORADAN”

    “Güney Kürdistan bölgesinde Xakurke’de, Heftanin’de birbirine kurşun sıkan gençlerin acısını yürekten paylaştığını söyleyen Demirtaş, “Hepsi bu halkın gariban çocukları. Niye birbirlerine kurşun sıksınlar? Niye bu sorunu biz çözmüyoruz? Niye bu sorunu çocukların sırtına yüklüyorsunuz?” diye sordu. Hayatını kaybeden askerlerden birinin “Savaş savaşmayana güzeldir” paylaşımı yaptığını söyleyen Demirtaş, “Savaş kararı verenler hiç mi utanmıyor? Bu genç kardeşimle sivil hayatta tanışsam oturur yemek yeriz, sohbet ederiz. Bu benim kardeşim işte. Niye bunları savaş cephelerine sürüyorlar? Kardeşlerimizi birbirine kırdırıyorlar. Faşizan zihniyet niye bizlere bunu dayatıyorlar. ‘Vatan uğruna’ diyecekler. Hadi oradan. Hepinizin çıkarları uğruna, iktidarınızı perçinleşmesi uğruna; bu çocuklar umurlarında değil. 60 bin çocuk, bu ülkenin en değerli gençleri bu savaşta canlarını kaybettiler” diye konuştu.

    ‘’GERİLLA DA ASKER DE BENİM KARDEŞİMDİ’ DİYEN BİR TANE TÜRK SİYASETÇİ GÖSTEREBİLİR MİSİN?’

    Demirtaş, “‘Ölen Kürt de Türk de benim kardeşimdi, gerilla da asker de benim kardeşimdi diyen bir tane Türk siyasetçi gösterebilir misin? Umurlarında değil, biz yarası olanlarız, bu işin acısını çekenleriz” dedi.

    ‘SOYLU İLE ARAMIZDA AHLAKİ BİR FARK VAR”

    Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kardeşi Nurettin Demirtaş’ın dağda olduğunu söylediğini hatırlatan Demirtaş, “Dağdadır kardeşim, evet. Keşke olmasaydı, keşke Türk askeri de yaşamını yitirmeseydi. Ama bu ülkenin İçişleri Bakanı diyor ki ‘senin kardeşini sarı torbada getireceğim.’ Millet de alkışlıyor onu, beğeni alıyor. Ben ne diyorum; Bu ölen çocuk benim kardeşim, keşke kurtarabilseydim onu’ diyorum. Aramızdaki fark budur. Çok ahlaki bir farktır, Türk ırkçısı ise aramızdaki derin fark budur. Bunu bize kazandıran iki şey var. Bir; medeniyetimiz. Kökünde İslam medeniyeti vardır. Biz siyasal İslamcı değiliz, Müslümanız. İki; Kürt hareketi. Kürt hareketinin aydınlanmacı, modernist çizgisi, kadın özgürlükçü çizgisi bize insanlığımızı kazandırmıştır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş, yarın savunma yapacak

    Demirtaş, yarın savunma yapacak

    PİRHA-Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmaları gerekçesiyle yargılandığı davada yarın savunma yapacak.

    Edirne Cezaevinde tutulan HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, yarın Mersin’de görülecek duruşmada savunma yapacak.

    Demirtaş Savunma Grubundan yapılan açıklamaya göre, 2015 ve 2016 yıllarında yaptığı miting konuşmalarında, TCK 301 kapsamında, hükümeti ve devlet organlarını alenen aşağılama suçlaması şeklindeki 10 adet dosyanın birleştirilmesiyle oluşan, Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesindeki davada Demirtaş hakkında 20 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

    Mahkeme heyetinin bu duruşmada karara varması bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    Kobani Davası’nda avukatlardan mahkemeye ‘hasmınız mıyız’ sorusu

    PİRHA- Kobani Davası yargılamasında avukatlar, dosyada yer alan gizli ve açık tanıklara dair taleplerini reddeden mahkeme heyetine, “Sizin hasmınız mıyız?” diye sordu.

    İŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırısı sonrasında yaşanan halk protestoları gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nın 37’nci duruşmasının ikinci oturumu görülmeye başlandı.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan Cezaevi Kampüsü’nde yer alan duruşma salonunda devam eden yargılamanın bugünkü duruşmasına tutuklu siyasetçilerden bir kısmı ve avukatları katıldı.

    “YALAN BEYANLARI TUTUKLAMA GEREKÇESİ YAPTINIZ”

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan haberde, Ayla Akat Ata’nın avukatı Çiğdem Kozan, savunmasına üçüncü gününde devam etti. Heyetin dünkü duruşmada savunmaya kısıtlama getirmeye çalışması nedeniyle savunma biçimini değiştirmek zorunda kaldığını, bu durumun da kendisini kısıtladığını dile getirerek sözlerine başlayan Kozan, müvekkiline dönük 6-8 Ekim olayları ile ilgili doğrudan bir suçlama olmadığını, gizli ve açık tanık beyanlarında da bu bağlamda bir iddia bulunmadığını söyledi.

    Kozan, “Protestolar sırasında müvekkilim milletvekili ve partinin herhangi bir yönetim biriminde yer almıyor. O zaman bu dosyaya neden dahil edildi? Bu durum tam da davanın neden siyasi bir dosya olduğu görüşünü ortaya koyuyor” diye ekledi.

    Kozan, “Bu dosya tanık beyanları ile açıldı. Tanık beyanları dışında hiçbir şey yok. Gerçi birbiri ile çelişiyorlar ama bu durumlara rağmen gizli tanıklar gizli dinlendi. Bu durum silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu hukuk garabetidir. Yalan söylediği açık olan tanıkların beyanlarını esas alarak tutuklama gerekçesi yaptınız” diye konuştu.

    “MÜVEKİLLERİMİZ DEDİKODU NEDENİYLE YARGILANIYOR”

    Avukat Kozan, devamında dosyada yer alan gizli tanıklardan Ulaş’ın beyanları üzerinde durdu. Bu tanığın beyanlarını ne şekilde elde ettiğine dair bir açıklamada bulunmadığını belirten Kozan, Ulaş’ın emniyet aşamasında verdiği beyanlarda, müvekkili Ata’nın KCK yönetim kadrosunda yer alan Sabri Ok ve PKK’nin üst yönetimi ile ilişkisinin olduğuna dair anlatımlarda bulunduğuna dikkat çekti.

    Kozan, savunmasına şöyle devam etti: “Gizli tanık Ulaş, ‘dedikodu, siyasetin ilkel halidir. Eğer bir konuda dedikodu var ise, bu gerçeğin yarısıdır’ diyor. Müvekkilimiz dedikodu nedeniyle yargılanıyor. Ancak mahkeme, ‘siz bize dedikodu mu anlatıyorsunuz?’ demiyor. Tanık anlatımlarında kahve dedikodularını anlatıyor. ‘2015 yılı sonunda Cihan Ekin adında birinin üzerinde bulunan ve polis tarafından yakalanan bir hafıza kartında tüm kadro isimleri yer alıyordu’ şeklinde beyanda bulunuyor. Biz bu isimlerinin yer aldığı listenin getirilmesini istedik. Bizim dosyamızda da kadro iddiası var. Ancak siz bunu araştırmıyorsunuz. Çünkü bu liste gelseydi, gerçek ortaya çıkacaktı. Bu gelseydi tüm tanık beyanları yalanlanacaktı. Ancak bunu dosyaya kazandırmadınız.”

    “BİZ KARŞIMIZDA BAĞIMSIZ BİR MAHKEME GÖRMEK İSTİYORUZ”

    Avukat Kozan, tanık Kerem Gökalp’ın, siyasetçileri birebir tanımadığını ve herhangi bir yerde karşılaşmadığını söylediğini hatırlatarak, “Bu kadar yüksek bir konumda olduğunu dile getiren bir kişi, ‘kadro’ iddiası ile suçlanan müvekkillerimizi tanımıyor! Mahkemenin soruları üzerine, “Hiçbirini kampta ya da bir eğitim çalışmasında görmedim” şeklinde yanıt veriyor. Bunun yanı sıra duruşma salonunda bulunan kimseyi orada görmediğini söylüyor. Ancak mahkeme ısrarla, ‘size isimleri söyleyelim’ şeklide tanığa soruyor. Biz bağımsız bir mahkeme görmek istiyoruz karşımızda” dedi.

    “AİHM KARARINA AYKIRI”

    Dosyada yer alan ML adlı gizli tanığın beyanları üzerinde de duran Kozan, ML’nin dinlediği sırada yanında kimsenin olup olmadığının sorulması gerektiğini, avukatların da bu usulü yerine getirmek üzere sorduğunu, ancak iddia makamının bu duruma itiraz ettiğini ve mahkemenin de bunu kabul ettiğini belirtti.

    Bu durumun hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Kozan, bu nedenle ML’nin verdiği beyanının esas alınamayacağını söyledi. Kozan, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği kararlara aykırı olduğunun altını çizerek, “Bu beyanları bir soruşturma veya kovuşturmadan kurtulmak, kaçmak için yapıyor olabilir. Ayrıca bu beyanları nereden verdiğini, bir cezaevinde mi yoksa bir mahkeme salonunda mı verdiğine dair sorularımız da yanıt bulmadı. Bu tür soruları mahkeme sürekli engelledi. Mahkeme, “Biz bunları denetleriz” dedi. Biz de savunmanın bir taraftarıyız. Bizim de denetlememiz gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “BİZ SİZİN HASMINIZ MIYIZ?”

    Dosyada yer alan bir diğer gizli tanık olan Seher’in mahkeme tarafından gizli olarak dinlendiğini belirten Kozan, tanığın Ata’nın 6-8 Ekim olaylarını etkilediğine dair bir tanıklığının olmadığını ifade ettiğini söyledi. Dosyada yer alan 225… adlı gizli tanığa da işaret eden Kozan, “Bu tanık bir mahkemede mi dinlendi, hala bilmiyoruz. Yanında bir hakim var mıydı? Bu merakımız karşılanmadı. Hatta ‘bu merak konunuz olarak kalacak’ demiştiniz. Biz sizin hasmınız mıyız? Aynı sırada okuduk, siz hakim oldunuz, biz avukat olduk. ‘yanımda bir hakim var’ deseydi ne olacaktı? Bu tür durumlar aslında yanlarında bir hakimin olmadığını gösteriyor. Bir tanık cezaevinde, polis merkezinde dinlenemez. Buralarda mı dinlendi bilemiyoruz” diye konuştu.

    GÖRÜŞMEYE JANDARMA ENGELİ

    Duruşma esnasında mahkeme heyeti, bu yöndeki talep üzerine Sebahat Tuncel’in salonda bulunan kardeşi ile görüşmesine izin verdi. Heyet, 3 dakika ile sınırlı tuttuğu görüşmenin temassız olmasını istedi. Jandarma erlerinin kardeşi ile 10 metre uzaklıktan görüşmesini dayattığı Tuncel duruma tepki göstererek, bu şekilde görüşmeyi reddetti. Jandarma erleri ise bu şekilde talimat aldıklarını ileri sürdü. Salondaki siyasetçiler ve avukatlar da duruma tepki gösterdi. Tuncel ve kardeşi, görüşmeden ayrıldı.

    Duruşma savunmalarla devam ediyor.

    (MA)

     

  • Diyanetin, Kobani Davası dilekçesinde çirkin iddialar

    Diyanetin, Kobani Davası dilekçesinde çirkin iddialar

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Kobanî Davasına gönderdiği “müdahillik” dilekçesine ulaşıldı. Dilekçede “Vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır” şeklinde çirkin ifadelere yer verildi. 

    18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası’nın 53. duruşma periyodu sürüyor.

    Davaya katılma isteği yönünde taleplerini dile getiren Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na dilekçesini sundu.

    Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşaviri Selami Açan imzası ile sunulan dilekçede tepki çeken ifadelere yer verildi.

    “SAPIK AKIM VE GRUPLAR” SUÇLAMASI!

    Savcı mütalaasına karşı beyanların yer aldığı dilekçede, “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları, bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkânsız sonuçlara sebep olmaktadır. Nitekim vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır” şeklinde çirkin ifadelere yer verildi.

    “DEVLETİMİZİN İTİBARININ GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKMEKTE”

    Söz konusu dilekçede, “Devletimizin itibarının güçlendirilmesi gerekmektedir” denilerek dava dahilinde ismi geçenlerin cezalandırılması talep edildi. Dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Hukukun üstünlüğünü ve devlet otoritesini tanımayan, güçsüzlüklerini gizlemek amacıyla halka karşı şiddet kullanmaya yönelen ve uluslararası destek gören örgütlerin, siyasi hedeflere ulaşmak için masum insanları bile hedef alabilen eylemleri maddi ve manevi kayıplara sebep olmaktadır. Bu eylemlerin ülke ekonomilerine de büyük zararlar verdiği bilinen ve tartışılmaz bir gerçektir.

    Dış ve iç kaynaklı, yıkıcı, bölücü ve her türlü tehdit ve terör olaylarını bertaraf ederek halkımızın sevgi, kardeşlik, barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde hiçbir korku ve endişe hissetmeden yaşamlarını sürdürmesi için terör eylemleriyle ülkemize zarar veren kişilerin cezalandırılması ve dolayısıyla halk nezdinde devletimizin itibarının güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Yukarıda yazılı hususlarda cumhuriyet savcısının mütalaasındaki değerlendirmelere katılıyoruz. Sanıkların mütalaada yer alan hükümler uyarınca cezalandırılmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Demirtaş’tan Erdoğan’a ‘idam’ tepkisi

    Demirtaş’tan Erdoğan’a ‘idam’ tepkisi

    PİRHA- Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın balkon konuşmasında kendisini hedef göstermesini ve ardından yapılan ‘idam’ sloganlarına tepki gösterdi. Demirtaş, ““Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz” ifadelerini kullandı.

    HDP’nin Edirne Cezaevi’nde bulunan eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, seçimlerin ardından balkon konuşması yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini hedef göstermesine tepki göstererek yaşananları hikaye şeklinde anlattı.

    Hakkındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen Edirne Cezaevi’nde tutulan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim sonrası ‘balkon konuşmasında’ kendisini hedef almasına ve kitlenin ‘idam’ diye bağırmasına sert tepki gösterdi. Demirtaş, “Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz” ifadelerini kullandı.

    Demirtaş Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Hileli ve sahte bir zaferin sarhoşluğuyla, lüks sarayının balkonundan gırtlağını yırtarcasına iftira, tehdit ve hakaretlerini sürdüren yaşlı kral ve karşısında yalanlardan, hazdan başı dönmüş bir linç güruhu, hep beraber “idam” diye bağırıyor. Olay, bir zamanların Fransa’sında geçmiyor. Sene 2023, yer Ankara. “Siz benim ceketimi bile asamazsınız” diyeceğim ama buna bile değmezsiniz. Sadece şunu söyleyeyim: Ben, adını aldığım Kudüs fatihi büyük Kürt Komutan Selahaddin Eyyubi’nin torunuyum. Günü geldiğinde, hepinize adil davranacağıma söz veriyorum” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan sonra Beştepe’de yaptığı ‘balkon konuşması’nda Demirtaş’ı hedef göstermişti. Erdoğan Demirtaş’a ‘terörist’ derken, kendisini dinleyen kalabalıktan bir grup “Selo’ya idam” diye bağırmıştı. Erdoğan’ın bu sözlerinin, konuşmasının Cumhurbaşkanlığı’nın sitesinde yer alan İngilizce versiyonunda yer almaması dikkat çekmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP, Demirtaş’ı hedef alan Erdoğan’a yanıt verdi

    HDP, Demirtaş’ı hedef alan Erdoğan’a yanıt verdi

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi (HDP), “balkon” konuşmasında Selahattin Demirtaş’ı hedef alan Erdoğan’a tepki göstererek “Bu boş tehditleri ne bizleri ne de hukuksuzca rehin aldığı arkadaşlarımızı yolundan alıkoyabilir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Merkez sosyal medya hesabından, “balkon” konuşmasında Selahattin Demirtaş’ı hedef alan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

    ‘YOLUMUZDA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Açıklamada, “balkon” konuşmasında atılan “idam” sloganlarıyla ilgili şu ifadelere yer verildi:

    “Seçim sonrası yaptığı konuşmasında Demirtaş’ı yuhalatıp, kin dolu sloganlar attıran Erdoğan bilmelidir ki bu boş tehditleri ne bizleri ne de hukuksuzca rehin aldığı arkadaşlarımızı yolundan alıkoyabilir. Yolumuzda yürümeye devam edeceğiz, bu ülkeye özgürlüğü, demokrasi ve barışı biz getireceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Selahattin Demirtaş: 20 bin sandığın her birinden 150 oy çalınsa 3 milyon oy eder

    Selahattin Demirtaş: 20 bin sandığın her birinden 150 oy çalınsa 3 milyon oy eder

    PİRHA-Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, geçici seçim sonuçlarına yapılan itirazlarla ilgili olarak bir dizi tweet attı. Demirtaş sandık güvenliğine dikkat çekerek, “20 bin sandığın her birinden 150 oy çalınsa 3 milyon oy eder ve bu sayı, seçimin sonucunu değiştirmeye yeter.” dedi ve önerilerini paylaştı.

    Demirtaş’ın açıklamaları şöyle:

    “1- Merhabalar, yıllardır hileyle nasıl seçim kazanıp ülkeye el koyduklarına dair tahminlerimi ve alınması gereken önlemleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

    2- Oy sayımı ve birleştirmelerinde en önemli delil, ıslak imzalı sayım tutanağıdır. Bu tutanağı, sandık başkanı ve sandık kurulunun siyasi parti temsilcileri birlikte imzalar. Eğer tutanağa itiraz yoksa artık mühürlü oy çuvalı hiçbir aşamada açılıp yeniden sayılmaz.

    3- Peki sandık kuruluna üye yazılanların hepsi gerçekte AKP-MHP taraftarı ise ve kendini muhalif partilerin temsilcisi olarak yazdırmışsa ne olur? İşte o zaman sandık başkanı dahil olmak üzere tüm sandık kurulu iktidar yanlılarından oluşmuş olur.

    4- Oylar sayılırken gözlemci de yoksa sayım tutanağını istedikleri gibi düzenleyip altına da Yeşil Sol Parti, CHP, İYİ Parti adına imza atarlar, itiraz etmezler ve bir örneğini muhalefet partilerinin ilçe binasına teslim ederler.

    5- Muhalif partiler de kendilerine gelen bu tutanağa güvendikleri için itiraz etmezler, sisteme kaydederler. Böylece YSK verileri ile ıslak imzalı tutanaklar uyumlu görünür, hilenin nerede olduğu bir türlü bulunamaz.

    6- Anadolu Ajansı açılışı yüksek orandan yapar ve Erdoğan’ın kesin kazandığı algısını yaratır. Hileli tutanaklar ilk etapta sisteme girilmez, birkaç saat veri akışı yavaşlatılır ve muhalefetin elinde sahteliğe ilişkin bir delil olup olmadığı, itiraz edip etmeyecekleri gözlenir.

    7- Muhalefetin hileyi yakalayamadığı ve o sandıklara itiraz etmediği netleşince hileli tutanaklar da hemen sisteme girilmeye başlanır ve veri akışı yeniden başlar. Böylece her şey yasal ve usulüne uygun görünür. Hileyi yakalamak artık imkansızdır.

    8- Bu operasyon için merkezi bir dijital üs, bu üssün başında da Süleyman Soylu bulunur. Özellikle Karadeniz ve İç Anadolu sandıklarında bu operasyon yıllardır yapılır.

    9- 20 bin sandığın her birinden 150 oy çalınsa 3 milyon oy eder ve bu sayı, seçimin sonucunu değiştirmeye yeter.

    10- Bunları önlemenin tek yolu:

    A) Sandık görevlilerini belirleyen ilçe yönetimleri tanımadıkları, emin olmadıkları hiç kimseye yetki vermemelidir.

    B) Her sandıkta resmi sandık görevlisi dışında en az iki gözlemci görevlendirilmelidir.

    11- Herkes sayım saatinde sandığın başına dönmeli, sayımı izlemeli, not almalı, sonuçların tutanağa doğru yazıldığından emin olmalı, tüm sayım sürecini ve son tutanağı videoya çekmeli, sayım tutanağının fotoğrafları bir web sitesine yüklenmeli ve site herkese açık olmalı.

    12- Yıllardır bu şekilde Erdoğan’a seçim kazandırılıyor, MHP yüzde 10 bandında tutuluyor. Mutlaka başka hileler de yapılıyordur ama bunları bilemeyeceğiz maalesef.

    Bu nedenle sadece sandıklara sahip çıksanız bile seçim kesinlikle kazanılacak.

    Pes etmek yok.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Ben oyumu kullandım, ya siz?

    Demirtaş: Ben oyumu kullandım, ya siz?

    PİRHA – Tutuklu HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimi’ne yönelik sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu. Demirtaş, “Ben oyumu kullandım, ya siz?” diye sordu.  

    Edirne F Tipi Cezaevi’nde 4 Kasım 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimlerine yönelik sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.

    Demirtaş, daha önceki seçimlerde oy kullandığı sırada çekilen bir fotoğrafını da paylaşarak, seçmenlere “Ben oyumu kullandım, ya siz?” diye sordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    PİRHA – HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere ilişkin konuştu. Özdoğan, “4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaa 13 sayfada özetlenmiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Geçmiş dönem eş genel başkanları, milletvekilleri ve MYK üyeleri tutuklu yargılandığı Kobanî Davasının 49. duruşma periyodu 12-13-14 Nisan tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsünün duruşma salonunda yapıldı.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere dair HDP Genel Merkezinde basın açıklaması yaptı.

    “HUKUKSUZ VE SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLEN BİR DAVA”

    Nuray Özdoğan, AİHM’in, Figen Yüksekdağ’a ilişkin verdiği kararına da işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararını Figen Yüksekdağ hakkında da tekrar etti. Bu karar neden önemli, çünkü davanın tümüyle hukuksuz ve dayanaksız olduğunu ve siyasi saikle yürüdüğünü gösteriyor. Hükümetin yaptığı itirazlar da reddedildi ve 4 Nisan itibariyle Figen Yüksekdağ Şenoğlu kararı kesinleşti. Peki, bu kararda ne diyordu AİHM yüksek mahkemesi? HDP’li milletvekillerin siyasi ifade özgürlüklerini kullandıkları için susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla tutuklandığını tespit etti. Mahkeme aynı zamanda, başvurucuları kriminalize etmek amacıyla kullanılan ceza yasalarının uluslararası makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamadığını tespit etti.

    Mahkeme, başvurucuların eylemlerinin siyasi söylemler ile bazı yasal toplantılara katılmaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Demirtaş Türkiye (no. 2) kararına atıfla bir kez daha serbest seçim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin 5 Şubat 2017 tarihli memorandumuna atıfla, HDP’li vekillerin özgürlüklerinden alıkonulmasını da “Meclis’teki tartışma ortamının sınırlandırılması için yargı tacizine başvurulması” olarak nitelendirdi. Mahkeme; başvuranın yaklaşık 6-8 Ekim tarihleri arasında işlendiği iddia edilen bir suça karıştığı şüphesinden ziyade, başvuranın tutukluluk halini devam ettirerek böylece başvuranın siyasi faaliyetler yürütmesinin engellendiğini belirtmiştir. Yargı makamlarının, muhalefet liderlerinden biri olan başvuranın davranışlarına, diğer HDP milletvekillerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının davranışlarına ve daha genel olarak muhalif seslere sert tepki verdiği tespitini yapmıştır. Türkiye’deki yargı makamları için yapıyor bu tespiti.

    “AİHM’İN KARARINA GÖRE DAVA DÜŞÜRÜLMELİYDİ”

    Başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı, sadece binlerce seçmeni Meclis’te temsil edilmekten mahrum bırakmamış, aynı zamanda halkın tamamına tehlikeli bir mesaj göndererek özgür demokratik tartışmanın kapsamını önemli ölçüde azaltmıştır”, demiştir. Mahkeme, yetkililerin başvuranın tutukluluk haline ilişkin olarak ileri sürdüğü amaçların sadece -demokrasi açısından tartışılmaz ciddi bir mesele olan- gizli bir amaca yönelik bir kılıf olduğu sonucuna varmıştır. AİHM Büyük Daire de -Demirtaş kararında olduğu gibi- 4 Nisan kararıyla Türkiye’deki HDP vekillerine ve başkalarına yönelik bu davaların siyasi saikle yürütüldüğünü açıklayarak tespit etmiştir. Bu karar Kobanî Davası öncesi mahkeme heyetine sunulmuştur ve mahkeme heyetine de duruşmada yeniden açıklanmıştır. Hukuka uygun işleyen bir yargı sürecinde bu aşamada AİHM’nin kesinleşen iki kararına göre tüm yargılananların serbest bırakılması, davanın düşürülmesi gerekirdi. Mahkeme bu konudaki talebimizi yine eski ezber gerekçeleri ile reddetmiştir.

    “ERDOĞAN YARGIYA MESAJ VERMEYE DEVAM ETMİŞTİR”

    Gelinen duruşma periyodunda ise iktidarın seçim çalışmalarını mahkeme salonlarına taşıdığını gösteren somut olaylar yaşanmıştır. Yakın zamanda partimize yönelik siyasi lincin devamı niteliğindeki HDP Kapatma Davasının görüldüğü Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından aranarak baskı altına alınmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. 5 Nisan’da da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Demirtaş hüküm giymesi gerekirken henüz hükmünü almadı, asıl hüküm giydiğinde o zaman bunları konuşamayacak” sözlerini sarf ederek yargıya mesaj vermeye devam etmiştir. Deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat günü dahi duruşma yapmaya çalışan mahkeme heyeti, kendince kaybettiği zamanı telafi etmek ve siyasetin takvimine yetişebilmek adına bu periyottaki duruşmada en faşizan dönemlerde dahi görülemeyecek şekilde hukuku ruhen de şeklen de ayaklar altında alan bir pratik sergilemiştir.

    “İNSANİ TUTUMDAN DA UZAKLAŞMIŞ BİR MAHKEME HEYETİ”

    Mahkeme kurduğu ara kararlarla, savcılık makamı da sunduğu mütalaayla 2023 seçimlerine taraf olduklarını, olacaklarını açıkça belli etmişlerdir. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süresince defalarca ceza usul ve kanun hükümlerini çiğneyen mahkeme, gelinen aşamada yargısal makam niteliğini tümden kaybetmiştir. Türkiye’nin demokrasi tarihi ve hukuk düzeni adına bu durum üzücü ve utanç vericidir. Mahkeme heyeti bu periyotta yargısal tüm süreçleri askıya almıştır. Tek motivasyonunun cezaya giden süreci kısaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmı depremzede olan ve yakınlarını kaybeden yargılananların deprem felaketinin yaşandığı tarihte duruşmaya ısrarla çağrılmalarına dair eleştiriye ve depremin insani ve kentsel yıkıma dair değerlendirmelere dahi “Bizi ne ilgilendirir, geçin bunları” diyecek kadar insani tutumdan da uzaklaşmış bir mahkeme heyeti görülmüştür. Hukuk ve temel haklar insana dairdir, insan içindir. Bunlar çiğnendiğinde düşülecek nokta şu an mahkemenin düştüğü nokta gibi utanç verici bir nokta olur.

    “TARAFSIZ BİR YARGILAMANIN HİÇBİR UNSURUNA YER VERİLMEDİ”

    Mahkeme, bir kararla oldubittiye getirip bu aşamadan sonra sorgu ve savunma almayacağını söyledi ve buna gerekçe olarak da gerçek dışı sebepler ortaya sundu. Duruşma tutanaklarında kişisel yorum ve değerlendirmelerine yer veren heyet hasmane bir tutum izlemeye devam etti. Yargılananlara ve savunma avukatlarına yönelik tarafgir bir tutum içinde olduğunu gösterdi. Adil ve tarafsız bir yargılamanın hiçbir unsuruna yer vermedi. 14 Nisan Cuma günü ise mahkeme, bu periyotta iktidara verecekleri belgenin son günü olması nedeniyle, hız ve telaşla kararlar veriyor. Mahkeme duruşma başladığında bizlerin ve yargılananların söz taleplerini kesin olarak reddetti, söz kurmalarına izin vermedi. SEGBİS sistemi tarafımıza kapatıldı, yargılananların ve avukatların itirazları kayda dahi alınmayacak kadar pervasız bir tutum izlendi. Savcılık makamı yargılananların itirazları arasında hızlıca mütalaasını okumaya başlamıştır. Yargılanan siyasetçiler ve savunma avukatları mütalaadan önce kendilerine söz verilmemesi üzerine duruşma salonunu terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “İKTİDAR PARTİSİNİN RUH VE DÜŞÜNCE DÜNYASININ TERCÜMESİ”

    Savcılık makamı boş salonlara mütalaayı okumuştur, mütalaasını özetlemiştir. Tahminimizce 4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaayı 13 sayfada özetlemiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur. Müvekkillerimize siyasi faaliyetleri nedeniyle müebbet hapis cezaları istenmiş, tutuksuz yargılananların tutuklanması talep edilmiş, savunma ve sorgu hakları için aylardır gösterdiğimiz çabamızı ve mesleğimizi ifa etme çabamızı örgütsel tavır olarak değerlendirmiştir. Hukuk dernekleri, barolar ve avukatların adil ve tarafsız yargılamaya dair uyarılarını kriminalize etmeye çalışmış, siyasi manipülasyon içeriği yüksek bir mütalaa okumuştur. Seçim sürecinin en büyük manipülasyon aracı olması beklenen bu mütalaa, savunmanlara ve yargılananlara iletilmeden önce dün akşam basına özel özetinin ve bilgi notunun hazırlandığını da kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

    Dava 3 Temmuz’a bırakılmıştır. Savcılık makamı dün itibariyle mütalaasının özetini kamuoyuyla paylaşmıştır ama bizimle paylaşmamıştır. Öncelikle kamuoyuna, basına servis etmiştir. Müvekkillerimizin, siyasetçilerimizin, geçmiş dönem eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin haksız ve hukuka aykırı olarak tutuklanmaya devam etmeleri, serbest seçim hakkının ihlali olduğu gibi, AKP-MHP iktidarının kendisini sürdürmesinin garantisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP, Yeşil Sol Parti’yle mi seçimlere girecek?

    HDP, Yeşil Sol Parti’yle mi seçimlere girecek?

    PİRHA – Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), kapatılma davasına karşılık seçimlere Yeşil Sol Parti ile gireceği öğrenildi.

    Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davası sebebiyle HDP’nin, seçimlere bileşeni olan Yeşil Sol Parti ile girmeye karar verdiği iddia edildi. Bu yöndeki eğilimin 15 Mart’ta yapılacak Merkez Yürütme Kurulu’nda karara bağlanması bekleniyor.

    Konuya ilişkin bir açıklama ise tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş tarafından geldi. Demirtaş, HDP’nin kapatılması durumunda Yeşil Sol Parti ile yoluna devam edeceğini duyurdu.

    Twitter hesabından açıklama yapan Demirtaş, “Bu görselin renkli çıktısını alıp evde buzdolabı kapısına, oda kapılarına yapıştırın lütfen. Ne olduğunu bilmeyen kalmasın, lazım olacak. Haydi arkadaşlar, elden ele…” dedi.

    Demirtaş’ın bu açıklaması ardından “Yeşil Sol Parti” başlığı Twitter’da en çok konuşulan başlık oldu.

    PİRHA/ANKARA

  • Demirtaş’tan Akşener’e mektup: HDP, hiçbir üstenci, dayatmacı yaklaşımı asla kabul etmeyecektir

    Demirtaş’tan Akşener’e mektup: HDP, hiçbir üstenci, dayatmacı yaklaşımı asla kabul etmeyecektir

    PİRHA – Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e açık mektup gönderdi. Demirtaş, mektubunda “HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?” diye sordu. 

    Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener‘e mektup yazdı.

    “YEREL SEÇİMLERDE ‘İSTEMEM’ DEMEDİĞİNİZİ HATIRLATIRIM”

    Demirtaş’ın “İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e açık mektubum” diyerek paylaştığı mektupta şu ifadelere yer verdi:

    “Sayın Meral Akşener,

    İYİ Parti Genel Başkanı,

    “Sayın Genel Başkan, bu mektubu HDP seçmeni kimliğimle kaleme alıyorum. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Millet İttifakı’ndaki partilerin genel başkanları ve iki belediye başkanı olarak tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiniz.

    Öncelikle hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

    İzleyebildiğim kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu ile sizin dışınızdaki partilerin genel başkanları, HDP seçmeni dahil tüm seçmenleri demokratik dönüşüm umudu etrafında buluşturmak istiyorlar.

    “Hayır, biz de HDP seçmeninin oyuna ve desteğine talibiz ama HDP’yi kurumsal olarak muhatap almaya karşıyız” diyorsanız hemen belirtmeliyim ki, tıpkı diğer partilerin seçmenlerinin yaptığı gibi ben de siyasi haklarımı koruma görevi ve sorumluluğunu HDP’ye vermiş bulunuyorum.

    Dolayısıyla çok güvendiğim HDP yönetiminin kararı hangi yönde olursa benim de oy tercihim aynı yönde olacak, doğal olarak.

    Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik, halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek HDP’yi Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz. Ayrıca zaman zaman Meclisimizi, HDP Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş yönettiğinden, Meclis’teki varlığımızı da biliyorsunuzdur.

    “BAZI KONULAR NETLEŞMELİ”

    Sayın Genel Başkan,

    Bu tarihi seçim öncesinde toplumun büyük bölümü “birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla umudu büyütmeye çalışırken sizin, partimiz HDP’ye dönük bazı açıklama ve yaklaşımlarınızın bu amaca uygun olmadığını düşünüyorum.

    HDP’li bir seçmen olarak sizi daha iyi anlayabilmek için bazı konuların netleşmesinde büyük yarar görüyorum.

    Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil?

    HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?

    Kaldı ki HDP’nin defalarca açıkladığı gibi müzakere başlıkları da Eylül 2021’de HDP’nin ilan ettiği 11 maddelik tutum belgesidir, öyle gizli kapaklı şeyler de değil.

    HDP destek kararı alırsa Sayın Kılıçdaroğlu çok yüksek olasılıkla Cumhurbaşkanı olacak ve siz de Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaksınız. Ayrıca partiniz birkaç bakanlık görevi üstlenecek.

    Sayın Genel Başkan, bu durumda açık açık sormam gerekiyor:

    1-HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

    2-HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

    3-HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

    Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

    4-HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.

    Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?

    Sayın Genel Başkan,

    Tüm seçmenler gibi İYİ Parti ile HDP seçmenleri de sokakta yan yana yaşıyor, aynı ateşte kavruluyorlar. Seçmenler arasında bir arada durmakla ilgili hiçbir sorun yokken siyasi öncülerin de topluma layık olması gerektiğine inanıyorum.

    Koşullarımız ve kararlarımız ne olursa olsun bir arada eşit, özgür ve refah içinde yaşayan Türkiye’yi var etmek zorundayız. Sizlerin de bu çabaya katkı sunacağınıza inanıyor, tekrardan hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

    Peyva dawî, birez Akşener bila tu zanibe ku em Kurd in.

    Em gele Kurd xwedî nasname, ziman, çand, hüner û dîrok in. Em di doza xwe de jî mafdarin. Bila qet neye ji bîr kirin!”

    (Ez cümle, Sayın Akşener bilmelisiniz ki biz Kürt’üz. Kürt halkı olarak kimlik, dil, kültür, sanat ve tarihimiz var. Biz davamızda haklıyız. Bu kesinlikle unutulmamalı)

    PİRHA/ANKARA

  • Demirtaş, Erdoğan’ın adaylığına karşı YSK’ya itiraz dilekçesi verecek

    Demirtaş, Erdoğan’ın adaylığına karşı YSK’ya itiraz dilekçesi verecek

    PİRHA- HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının gayri meşru olduğunu belirterek, YSK’ya itiraz dilekçesi sunacağını söyledi.

    Yaklaşan seçim tarihiyle birlikte AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden aday olması tartışmaları gündeme geldi.

    Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından konuya ilişkin bir paylaşım yaptı.

    Demirtaş, yaptığı paylaşımda Erdoğan’ın 3’ncü kez cumhurbaşkanı adayı olmasının gayrimeşru olduğunu belirterek, YSK’ya itiraz dilekçesi vereceğini söyledi.

    ‘YSK’YA İTİRAZ DİLEKÇESİ SUNACAĞIM’

    Erdoğan’ın yasadışı ve gayrı meşru bir şekilde aday olacağını kaydeden Demirtaş, şunları aktardı:

    “Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) itiraz dilekçesi sunacağım. Erdoğan kral mı ki yasalar onu bağlamıyor? Kusura bakmayın ben kralı tanımam.  Erdoğan’ın hem diploması olmadığı için hem de olsa bile üçüncü kez cumhurbaşkanı olamayacağından adaylığı yasaya aykırı ve gayrimeşrudur. YSK’nın adaylığı kabul etmesi bu gerçeği değiştirmez. Sadece YSK bir suça daha ortak olur.”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    TTB: Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz

    PİRHA-Kimyasal silah iddialarına yönelik açıklamaları nedeniyle hedef gösterildikten sonra hakkında soruşturma başlatılan Prof. Dr. Şebnem Korur ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yayımlayan TTB, “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) yazılı bir açıklama yayımlayarak TTB Merkez Konsey Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi. Açıklamada “Fincancı’nın hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz” denildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKYB) bölgesinde yürüttüğü askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığına dair iddialarla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bir açıklama yapmış ve “Konuyu Meclis gündemine taşıyacağım” demişti. Partisinin il eş başkanları toplantısının açılışında gündeme ilişkin konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, TSK tarafından Irak’ın kuzeyinde yürütülen askeri operasyonlar sırasında kimyasal silah kullanıldığı iddialarının bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerektiğini söyledi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da “Bu görüntülere TBMM sessiz kalamaz” mesajını paylaşmıştı.

    İddialara için “Bu yönde bir iddia varsa soruşturma başlatılmalı” açıklaması yapan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında ise soruşturma başlatıldı.

    “FİNCANCI’NIN HEDEF GÖSTERİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Yaşamın ve Hakikatin Yanındayız” başlığıyla yazılı bir açıklama yayımlayan TTB şu ifadelere yer verdi:

    “Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir yayın organında uzmanlık alanına dair yaptığı açıklamaların ardından hedef gösterilmesini üzülerek takip etmekteyiz. Şebnem Korur Fincancı hocamız her zaman yaşamın ve yaşatmanın yanında; silahın ve şiddetin karşısında yer almıştır. Bu yönüyle kanalın yayın politikası ve haber diliyle hocamızın ifade ettikleri arasında bir bağ yoktur.

    Şebnem Korur Fincancı’nın hiçbir kurum ve kuruluşu hedef almayan, hakikatin ortaya çıkmasına yönelik bilimsel yöntemi dile getirdiği açıklamaları nedeniyle hedef gösterilmesini kabul etmiyoruz. Birçok etik ilke ve uluslararası sözleşme hekimler olarak bizlere, yaşamın ve yaşatmanın yanında yer alma sorumluluğunu vermektedir. Bizler de dün olduğu gibi, bugün de yaşamın ve hakikatin yanında olmayı sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hayat Seni Çok Seviyorum’ oyunu yoğun ilgi gördü-VİDEO

    ‘Hayat Seni Çok Seviyorum’ oyunu yoğun ilgi gördü-VİDEO

    PİRHA-Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak tarafından yazılan “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun seyirciyle buluştu.

    Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak‘ın yazdığı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun Kadıköy Moda Sahnesi’nde izleyiciyle ile buluştu.

    İlhan Sami Çomak‘ın ailesi ve pek çok oyuncu ve yazar prömiyeri izlemeye gelirken, oyunun finalinde İlhan Sami Çomak’ın kendi sesinden mesajı paylaşıldı. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da mesajı okundu.

    “TÜRKİYE TİYATROSU SIFIRDAN BİR METİN KAZANDI”

    Oyuna dair PİRHA’ya değerlendirmede bulunan oyuncu Caner Cindoruk, “Metni oyundan önce okumuştum. Oynanınca bambaşka hal aldı. Seyirciyle buluştuğunda o enerji sahnede sinerji yakaladı. Türkiye tiyatrosu sıfırdan bir metin kazandı” dedi.

    Yönetmen Kemal Aydoğan da, “Oyun olması gerektiği gibi hayal ettiğimiz gibi gerçekleşti. Seyircinin ilgisi de çok hoştu. İlhan Sami’nin sözünü, gerçekliğini, anlatmak istediğini, hakikatini seyirciye ulaştırdık” diye aktarırken, oyuncular Gülseven Medar ve Ali Tekbaş ise, “Ailenin izliyor olması bizim için çok özeldi. Sahnede İlhan Sami’nin enerjisini katarak oynadık. Yanımızda o da vardı. Bu gece bir halkın gerçeğini ve acısını hep birlikte yaşadık” diye belirtti.

    BAŞAK DEMİRTAŞ: BİRÇOK DUYGUYU BERABER YAŞADIK

    Oyunu izleyenler arasında olan HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, “Oyun muhteşemdi. Birçok duyguyu yaşadık. Hem ağladığımız, hem güldüğümüz sahneler oldu. 28 yıldır haksızca hapiste kalan birinin yaşamını gördük, beni çok etkiledi. Hayatı çok seven ve bu kadar güzel anlatan aynı zamanda duygu ve düşünceleri ile bizden özgür olan birini izledik. Kürtçe ve Türkçe şarkıları da çok beğendim. Herkesin mutlaka izlemesinin gerektiğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

    Kemal Aydoğan‘ın yönettiği oyunda Gülseven Medar ile Ali Tekbaş rolleri paylaşıyor. Sahne tasarımının Bengi Günay‘a ait olan oyunun ışık tasarımını ise İrfan Varlı üstleniyor. Animasyon ve afiş tasarımında da Saeed Ensafi’nin imzası bulunuyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demirtaş’ın Kobane Davası savunması: Yaptıklarımız suçsa Erdoğan neden yargılanmıyor?

    Demirtaş’ın Kobane Davası savunması: Yaptıklarımız suçsa Erdoğan neden yargılanmıyor?

    PİRHA- IŞİD’in saldırdığı Kobane’ye destek için gerçekleştirilen 6-8 Ekim 2014’teki protesto eylemleriyle ilgili görülen Kobane Davası’nın 15’inci duruşmasında savunma yapan HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş; “İddianamelerde ve mütalaalarda bir çarpıtma var. Keşke mahkemeniz gerçeğin peşinde olsa” dedi.

    IŞİD’in saldırdığı Kobane’ye destek için gerçekleştirilen 6-8 Ekim 2014’teki protesto eylemleriyle ilgili görülen Kobane Davası’nın 15’inci duruşmasına Sincan Cezaevi Kampüsü’nde devam edildi. Davada, HDP eski eş genel başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 isim yargılanıyor.

    Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın duruşmasına çok sayıda avukat, HDP milletvekilleri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve çok sayıda izleyici katıldı.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

    “İDDİANAME VE MÜTALAALARDA ÇARPITMA VAR”

    Duruşmada söz alan SEGBİS ile Edirne F Tipi Yüksek Güvenlik Cezaevi’nden duruşmaya bağlanan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, savunmasında şunları dile getirdi:

    “Arkadaşlarımız dosyadaki çelişkilere dikkat çekti. Hepsi haklı. İddianamelerde ve mütalaalarda bir çarpıtma var. Keşke mahkemeniniz gerçeğin peşinde olsa. Tüm ara kararlarda olayların geçtiği zaman yok sayılıyor, bütün olaylar bugünkü atmosferin içine sokulmaya çalışıyor. Hiçbir mütalaalarda, iddianame de çözüm sürecinden bahsedilmiyor. Mütalaa, çözüm süreci yokmuş gibi davranıyor çünkü o atmosferde kurulanan bir sözün anlamı daha farklı. İddia makamına göre çözüm süreci yok. Demokratik Toplum Kongresi’nin Cemil Çiçek imzasıyla Meclis’e davet edildiğini görmüyor ama Yargıtay’ın DTK’ya ilişkin kararını görüyor. DTK’nin hala yasal çalışma yürüttüğünü görmüyor. AKP’nin o dönemdeki politikaları yokmuş gibi davranıyor. O dönemin Başbakanı Erdoğan’ın ‘MİT Müsteşarı gidip İmralı’ya görüşecek’ dediğini görmüyor. O dönemin Hükümet Sözcüsü Arınç, ‘Bizim dönemimizde PKK bayrağını açmak suç olmaktan çıktı’ diyor. O dönem herhangi bir savcı çıkıp ‘bunlar suç’ diyebilir miydi?”

    Heyet, sanıkların beyanlarının ardından duruşmaya yarın saat 10.00’a kadar ara verdi.

    (HABER MERKEZİ)