Etiket: sempozyum

  • EHP: Asgari ücret artışı enflasyon yaratmaz, sorun bölüşümde!

    EHP: Asgari ücret artışı enflasyon yaratmaz, sorun bölüşümde!

    PİRHA – Emekçi Hareket Partisi’nin (EHP), 20–21 Aralık tarihlerinde İstanbul Maltepe Yılmaz Mızrak Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Alternatif Bir Ekonomi Programı Sempozyumu”, akademisyenler, sendika temsilcileri ve siyasi parti yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. İki gün süren sempozyumda asgari ücretin belirlenme biçimi, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve kamucu ekonomi politikaları tartışıldı.

    Sempozyumda öne çıkan ortak vurgu; asgari ücret artışlarının enflasyon yaratmadığı, Türkiye’de asgari ücretlilerin emekçilerin çoğunluğunu oluşturduğu ve yoksullaştırma politikalarının bilinçli biçimde sürdürüldüğü yönünde oldu. Katılımcılar, temel sorunun ücretler değil, sermaye yanlısı kapitalist ekonomi politikaları olduğunu ifade etti.

    ASGARİ ÜCRET ARTIŞI ENFLASYONU ARTIRMIYOR

    Sempozyumda paylaşılan araştırma verileri, asgari ücret artışlarının enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu ortaya koydu. Prof. Dr. Ceyhun Elgin, 2005–2024 dönemine ilişkin veriler üzerinden yaptığı sunumda, asgari ücrete yapılan yüzde 10’luk bir artışın enflasyonu yalnızca yüzde 1, en fazla yüzde 2 oranında etkilediğini belirtti. Elgin, enflasyonun temel nedenlerinin ücretler değil, kâr marjlarındaki artışlar ve döviz kuru şokları olduğuna dikkat çekti.

    EMEĞİN MİLLİ GELİRDEN ALDIĞI PAY DÜŞÜYOR

    Prof. Dr. Aziz Çelik ise gelir dağılımındaki bozulmayı tarihsel verilerle ortaya koydu. Çelik, 1974’te kişi başına düşen ücretin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYH) yaklaşık yüzde 81’ine karşılık geldiğini, bugün ise bu oranın yüzde 43’e kadar gerilediğini söyledi. Bu verilerin, üretilen toplumsal zenginlikten emekçilerin aldığı payın uzun yıllardır sistematik biçimde azaltıldığını gösterdiğini vurgulayan Çelik, asgari ücret tartışmasının bir rakam değil, bir bölüşüm meselesi olduğunu ifade etti.

    Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir de mevcut iktisat anlayışının sınıfsal çatışmayı görünmez kıldığını belirterek, gelir adaletsizliğinin teknik değil, siyasal bir sorun olduğunu dile getirdi.

    “POLİTİK PROGRAMIN ÇIKIŞ NOKTASI ÜCRET SORUNU OLMALI”

    Sempozyumun siyasal boyutunun ele alındığı oturumda konuşan EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, alternatif bir ekonomi programının yalnızca iktidara gelindikten sonra uygulanacak teknik düzenlemelerden ibaret olamayacağını söyledi. Programın aynı zamanda harekete geçirici ve iktidara gidiş yolunu tarif eden bir içerik taşıması gerektiğini vurgulayan Öztürk, “İktidara geldikten sonra ne yapacağımız kadar, iktidara nasıl gideceğimiz de yanıtlanması gereken bir sorudur” dedi.

    Programın başlangıç noktasının ücret meselesi olması gerektiğini belirten Öztürk, “İşçi sınıfının en çok canının yandığı yer burası. Yoksulluğun temel nedeni, işçilerin ürettiğinin karşılığını alamamasıdır. İşçilerin üretimden gelen gücünü arkamıza alarak bu meselenin üzerine gitmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    Ücret mücadelesinin ardından mülkiyet sorununun esas tartışma başlığı olduğunu dile getiren Öztürk, üretimin kâr için değil toplumsal refah için yapılması gerektiğini söyledi. Kamusal hizmetlerin somut örneklerle anlatılmasının önemine değinen Öztürk, belediyelerde hayata geçirilen kent lokantaları, kreşler ve yurtları bu yaklaşımın örnekleri olarak gösterdi.

    KAMUCULUK VE PLANLAMA VURGUSU

    Sempozyumda alternatif ekonomi programının temel ilkeleri de ele alındı. Prof. Dr. Özgür Orhangazi, üretim ve bölüşüm ilişkilerinin piyasanın insafına bırakılamayacağını vurgularken, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ekonominin insan ihtiyaçlarını merkeze alan bir anlayışla ele alınması gerektiğini ifade etti.

    Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ise ücretlerin yıl içinde enflasyona karşı korunması, çalışma saatlerinin düşürülmesi ve servet vergisi gibi somut geçiş önerilerini gündeme getirdi.

    Sol Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Alper Taş, kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik ve toplumsal bir kriz yarattığını belirterek, “Bu düzen var olduğu müddetçe insanlığın geleceği tehdit altında” dedi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise “kaynak yok” söyleminin gerçeği yansıtmadığını, bütçenin küçük bir bölümünün dahi toplumsal ihtiyaçlara ayrılması hâlinde önemli sorunların çözülebileceğini söyledi.

    DEM Parti MYK Üyesi İlknur Birol da neoliberal dönemde yaşanan yaygın mülksüzleşmeye dikkat çekerek, sosyalizmin güçlü bir toplumsal alternatif olarak yeniden anlatılması gerektiğini vurguladı.

    Sempozyum, ücret mücadelesinden mülkiyet sorununa uzanan bir hatta, kamucu, planlı ve adil bölüşümü esas alan bir ekonomi programının örgütlü emek mücadelesiyle hayata geçirilebileceği vurgusuyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Rıza Şehri Akademisi, ‘Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’ Sonuç Bildirgesini yayınladı

    Rıza Şehri Akademisi, ‘Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’ Sonuç Bildirgesini yayınladı

    PİRHA-Rıza Şehri Akademisi’nin düzenlediği, ‘Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’ Sonuç Bildirgesi yayınlandı. Bildirgede, “Ansiklopedi yazılımı üç yıl devam edecektir. Ansiklopedi Türkçe, Kurmanci, Kîrmancki, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde çok dilli olarak canlara hizmet sunacaktır. 2025 başında Alevi Ansiklopedi Dijital sayfası tamamlanmış olacak. 15 Ocak 2025’ten itibaren bilim insanlarından tematik konular üzerine yazılmış makaleleri alınmaya başlanacak, Haziran 2025’ten itibaren tematik konular erişime açılacaktır” denildi.

    Rıza Şehri Akademisi, Alevi Yol önderleri, konuyla ilgilenen akademisyenler ve araştırmacıların katılımıyla 16-17 Kasım’da Almanya/Dortmund’ta iki günlük ‘Alevi Ansiklopedisi Sempozyumu’ gerçekleştirildi. Rıza Şehri Akademisi, bugün sempozyumun sonuç bildirgesini yayınladı.

    “ALEVİLİK TARİHİ, İNANCI VE GÜNCEL SORUNLARI HAKKINDA DEĞERLENDİRMELER YAPILDI”

    Sonuç bildirgesinde, “Sempozyumda Alevi ve Alevilik bilgisine dönük akademik alan yaratmak ve bağımsız akademik çalışmalar üzerinden her sürekten Alevi’nin temel başvuru kaynağının nasıl olması gerektiğine ilişkin sorulara yanıt olunmaya çalışıldı” denildi.

    Bildirgede şu ifadeler yer aldı:

    “Bugüne kadar Alevi çalışmalarını yürüten farklı Alevi kurum temsilcilerinin de yer aldığı sempozyumda Alevilik tarihi, inancı ve güncel sorunları hakkında çok yönlü değerlendirmeler yapıldı, çözüm ve çıkış yoluna ilişkin değerli öneriler sunuldu. Her sürekten Alevilerin inanç alanındaki temel ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak amacıyla iki gün üçer oturum olmak üzere altı oturumda çok dilli, bilimsel ve objektif Alevi Ansiklopedisi Yazılımına ilişkin değerli deneyim ve birikimler ortaklaşıldı.
    16 Kasım 2024 Cumartesi, ‘Bilginin Politikası Bağlamında Alevilik-Bilgisinin Aktarımı Sorunu ve Alternatif Deneyimler’ oturumunda Türkiye deneyimleri aktarıldı. Alevilik bilgisinin derlenmesi ve aktarımının, Türkiye’de devlet politikaları nedeni ile zor olduğunun altı çizildi. Üniversiteler bünyesinde enstitüler, Alevi Açılımı ve en son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve zorunlu din eğitimi gibi politikalarla bilgisel-şiddetin dayatıldığı ifade edildi.

    “ALEVİ ANSİKLOPEDİSİ SAYESİNDE KİRLİ VE ÇARPIK BİLGİLERİN ÖNÜNE GEÇİLECEK”

    Alevi kurumları, Alevi akademileri, dergiler ve yayınlar gibi önemli çalışmalar ve çabalarla bilgisel şiddette karşı ön almaya çalışmışlarsa da başarılı olmadıkları belirtildi. Bu deneyim ve birikimlerin ortaklaştırılmasında, Alevi Ansiklopedisi’nin önemli bir işlev göreceği, bu sayede kirli ve çarpık bilgilerin önüne geçebilmenin mümkün olacağı ifade edildi.

    Avrupa’da Alevi Akademileri ve Üniversiteler Bünyesinde Alternatif Projelerle Alevilik Eğitimi Deneyimleri’ oturumunda, Avrupa’daki Alevi akademileri ve üniversiteler bünyesinde yürütülen alternatif projeler üzerinden Alevilik eğitimi deneyimleri tartışıldı. Alevilik bilgisinin Avrupa’daki akademik çevrelerde nasıl aktarıldığı, bu süreçte karşılaşılan zorluklar ve elde edilen başarılar değerlendirildi. Dijitalleşen Alevilik -Alevilik Bilgisinin/Belleğinin Dijital Çağda Arşivlenmesi ve Aktarımı oturumunda, hızla gelişen bilgi ve iletişim teknolojilerinin kültürel mirasın aktarımındaki rolü Alevilik perspektifi ile ele alındı. Dijitalleşmenin, Alevilik bilgisinin yeniden üretilmesi ve yorumlanmasındaki işlevi üzerine değerli sunumlar yapıldı.”

    “SON YILLARDA, TÜRKİYE VE AVRUPA’DA ALEVİLİK ÇALIŞMALARINA CİDDİ BİR YÖNELİM VAR”

    Sempozyumda, Êzidîlik, Yaresan/ Kakailik ve Raa/Reya Haq inancı başta olmak üzere kadim inançların egemen ulus ve dinlerin baskı ve asimilasyon politikalarına uğratıldıklarının ifade edildiği belirtilerek, şöyle devam edildi:

    “İnanç kırıma, sürgün ve zorunlu göçertilmeye olduğu kadar belleksizleştirmeye karşı da dayanışmanın ve ortaklaşmanın önemi vurgulandı. Bu temelde de Alevi Ansiklopedisi’nin gerekli, yerinde ve önemli bir girişim ve çalışma olduğu belirtildi. İnancın Taşıyıcıları Pirler ve Analarla Alevilik-Teolojisi ve -Kozmolojisi Üzerine Söyleşiler oturumunda Aleviliğin tanrı[ça], evren, varoluş, ölüm, yaşam algısı; insanı mükemmelleştirme (İnsanê kamil/insani kamil) konularında Yol önderleri kırsaldaki yaşamlarından kesitler aktardı. Barışçıl, şiddet karşıtı, cinsiyetçi olmayan, korkuya dayanmayan, sevgiyi önceleyen, hayat ve hayatı var eden çevre/kutsal mekan/coğrafyanın (kutsal ana beden), teolojik zemine dair inancın taşıyıcıları Analar/kadınlar ve Pirler duygu ve düşüncelerini belirtiler.

    Hep birlikte Nasıl Nitelikli, Bilimsel, Kapsayıcı bir Alevi Ansiklopedisi için Katkı Sunabiliriz’ oturumunda Alevi kurum temsilcileri, Alevi Ansiklopedisi projesinin tarihi önemde bir proje olarak gördüklerini belirtiler… Bu nedenle kurum olarak ellerinden gelen maddi ve manevi destek ve katkıyı sağlayacaklarını ifade ettiler. Ucu açık olan Aleviler için olduğu kadar mazlum halklar açısından da hayati önemde olan bu değerli projenin Alevi federasyonları, televizyon kanalları, siyasetçiler ve akademisyenlerin işbirliği ve ortak çalışması ile ete kemiğe büründürülmesi gerektiğine ilişkin arzularını dile getirdiler.

    Son yıllarda, Türkiye ve Avrupa’da Alevilik çalışmalarına ciddi bir yönelim olduğunun ifade edildiği sempozyumda, özellikle akademi dünyasında konuya ilgi duyan genç jenerasyon başta olmak üzere, geniş kesimlerin araştırma ve inceleme çalışmalarında öne çıkan eksik, yetersiz ve sorunlu yaklaşımları üzerinde duruldu, ihtiyaçlara cevap olacak çalışmaların yürütülmesine dair önemli tespitler yapıldı.”

    “İNANCIN TARİHSEL HAKİKATINI BİLİMSEL ARAŞTIRMALARLA AÇIĞA ÇIKARMAK BİR GEREKLİLİKTİR”

    Rıza Şehri Akademisi yayınladığı sonuç bildirgesinde, sempozyumda katılımcıların, Aleviliğin içinde mayalandığı uzun verimli tarihsel gerçekliğin yok edilmek istendiğini ifade ettiklerinin altını çizdi.

    Bildirgede, “Alevi hareketlerinin ve Alevi kurumlarının kültürel soykırıma karşı bilimsel, objektif çalışmalarla ön almaya çalışmaları öncelikli görev olması gerektiği ifade edildi. Bu görevi iktidar ve çıkar kaygısı taşıyanların yerine getirmediği ve getirmeyeceği gerçeğinden hareketle bağımsız ve objektif araştırma, inceleme yapan kurumlara ihtiyaç olduğu belirtildi. Bu anlamda Rıza Şehri Akademisi gibi özerk kurumların uygulamalı araştırmalarla kültürel, sanatsal ve sosyal aydınlanma çalışmaları içinde olmaları gerektiği ifade edildi. Genelde devletçi sistemin, özelde ulus devletin Kadim Alevi kimliğini, kültürünü asimilasyonla başkalaştırma, kendi tarihsel gerçekliğine yabancılaştırma çalışmalarına karşı hem yaşanan sorunlara çözüm yollarını aramak, hem de inancın tarihsel hakikatını bilimsel araştırmalarla açığa çıkarmanın bir gereklilik ve temel öncelik olduğu dile getirildi” denildi.

    “ALEVİ İNANCININ ULUSLARARASI LİTERATÜRÜNÜ OLUŞTURMA ÇALIŞMALARI ÇOK ÖNEMLİ”

    Rıza Şehri Akademisi, “Alevi inancı, “Yol bir, sürek binbir“ söylemi ile ifade edildiği üzere farklı coğrafyalarda, farklı etnisitelere dayanan çoklu kimliksel, kültürel ve inançsal farklılıklara sahip bir inançtır” diyerek, şu ifadeleri kaydetti:

    “Alevi Ansiklopedisi’nin yazılımının bu çoğulculuğu gözeterek yürütülmesinin, Yol’un tarihsel hakikatine de uygun düşeceği belirtildi. Alevi toplumsallığının tarihini öğrenmek, uzun tarihi geçmişinden bugüne inancın bilinmeyen, karanlıkta kalan hakikatini bağımsız akademik çalışmalarla Alevi canlarla buluşturacak olan Alevi Ansiklopedisi’nin temel bir ihtiyacı karşılamakla kalmayacak yarınlara da tarihsel bir miras olacağı belirtildi.

    Son yüzyılda devlet eliyle Alevi toplumunun kollektif hafızası kırıma uğratılırken, çok yönlü dayatmalarla ‘yeni hafıza‘ inşaa çalışmasına hız verildiği belirtilmiş, bu anlamda kadim kollektif hafızanın canlandırılması ve dijital ortamda çoklu dillerle Ansiklopedinin canlarla buluşturulmasının hayati önemde olduğu dile getirildi. Alevi toplumunun gittikçe bir diaspora toplumuna dönüştüğü tespiti yapıldı. Alevilerin yaşadıkları ülkelerin vatandaşları olma çabası içinde olmaları sonucu kimliğin yeniden şekillendiği ifade edildi. Bütün bunlardan hareketle Alevi inancının uluslararası literatürünü oluşturma çalışmalarının çok önemli olacağının tespiti yapıldı. Bugüne kadar oluşan literatürün dışarıdan üretildiği, daha çok itibarsızlaştırma ve kriminalize etmeye dönük bir literatür olduğu tespiti yapıldı. Alevi hakikatine uygun literatür çalışmasına kaynaklı edecek olan Alevi Ansiklopedisi yazılımını zamana yaymadan gerçekleştirilmesi arzusu güçlüce dile getirildi. Dolayısıyla Aleviliğin uluslararasılaşması, küresel bir inanç ve kimliğe dönüşüyor olması gerçeğinin göz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiş, özerk akademik çalışmalarla bu sürece cevap olunmasının zorunluluğu dile getirildi.

    “KURUMLAR ALEVİ TOPLUMUNUN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMADA ORTAK HAREKET ETMELİ”

    Sonuç olarak; sempozyumda, Alevi toplumunun güncelde karşı karşıya olduğu sorunlar ve ihtiyaçlara dair çok yönlü değerlendirmeler ve tespitler yapılmış olup, yapılacak akademik çalışmaların yol gösterici olması doğrultusunda öneriler geliştirildi. Bilginin üretilmesi, bilginin toplumsallaştırılması ve bunun süreklilik arz etmesi gerektiğinden hareketle benzeri kurumların Alevi toplumunun ihtiyaçlarını karşılamada ortak hareket etmeleri gerektiğinin önemi üzerinde ortaklaşıldı. Alevi hareket ve kurumlarının ortak akıl ve duyarlılıkla ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ projesini sahiplenmelerinin tüm Alevilere kazandıracağını belirten katılımcılar, önümüzdeki sürecin etkin ve kazandıran anlayışla örgütlenmesi gerektiği kararlaşmasıyla sempozyum başarılı bir şekilde gerçekleşmiş oldu.”

    “ANSİKLOPEDİ YAZILIMI ÜÇ YIL DEVAM EDECEKTİR”

    Rıza Şehri Akademisi, sonuç bildirgesinde planlamayı da sıraladı:

    -Ansiklopedi yazılımı üç yıl devam edecektir.
    – Ansiklopedi Türkçe, Kurmanci, Kîrmancki, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde çok dilli olarak canlara hizmet sunacaktır.
    -2025 başında Alevi Ansiklopedi Dijital sayfası tamamlanmış olacak.
    -15 Ocak 2025’ten itibaren bilim insanlarından tematik konular üzerine yazılmış makaleleri alınmaya başlanacak.
    -Haziran 2025’ten itibaren tematik konular erişime açılacaktır.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tunceli Sempozyumu’na üniversite personelinin zorunlu katılımı Meclis gündeminde

    Tunceli Sempozyumu’na üniversite personelinin zorunlu katılımı Meclis gündeminde

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na bütün akademisyenlerin katılımını zorunlu kılmasına, katılmayanların ise kadrosunun iptal edileceğine dair iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Kordu, “Üniversite yönetimi tarafından akademisyenlere ve idari personele katılma zorunluluğu getirilmesi asla kabul edilebilir bir yaklaşım değildir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde iki gündür (16-17 Ekim) yapılan Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na bütün akademisyenlerin sözlü ve yazılı katılımını zorunlu kıldığı, katılmayanların ise kadrosunun iptal edileceğine dair iddiaları Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in cevaplandırması istemiyle Meclis Genel Kurulu’na soru önergesi verdi.

    “KATILMA ZORUNLULUĞU ASLA KABUL EDİLEBİLİR BİR YAKLAŞIM DEĞİLDİR”

    Ayten Kordu, soru önergesinde şunları ifade etti:

    “Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in, Munzur Üniversitesi’nde 16-17 Ekim tarihlerinde gerçekleşen ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na bütün akademisyenlerin sözlü ve yazılı katılımını zorunlu kıldığı, katılmayanların ise kadrosunun iptal edileceğine dair iddialar kamuoyuna yansıdı. Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in sempozyuma katılma konusunda “Bütün hocaların katılımı zorunludur, katılmayanın kadrosunu iptal edeceğim. Her hoca öğrencileriyle katılacak” şeklinde akademisyenleri tehdit ettiği de iddialar arasında yer almaktadır.

    Munzur Üniversitesi Genel Sekreterliği tarafından akademisyenlere iletilen mesajda, Yarın sabahki Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na tüm öğrencilerinizin katılımının mutlaka sağlanması gerekmektedir. Hocalarımızın da katılımı sağlansın. İdari personelin katılımı zorunludur ifadeleri yer aldı. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenenen ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na dair Dersim’i kimliksizleştirme ve asimilasyon çalışmalarının bir devamı olması nedeniyle Alevi kamuoyunda haklı tepkiler devam ederken, üniversite yönetimi tarafından akademisyenlere ve idari personele katılma zorunluluğu getirilmesi asla kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.”

    “SEMPOZYUMA KATILMAYANLARIN KADROSUNUN İPTAL EDİLECEĞİNE DAİR İDDİALAR DOĞRU MUDUR?”

    Milletvekili Ayten Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e şu soruları sordu:

    -Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in, Munzur Üniversitesi’nde 16-17 Ekim tarihlerinde düzenlenen ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na bütün akademisyenlerin sözlü ve yazılı katılımını zorunlu kıldığı, katılmayanların ise kadrosunun iptal edileceğine dair iddialar doğru mudur?

    -Munzur Üniversitesi çalışanlarının ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na katılmaları için tehdit edildiğine dair iddialarla ilgili bakanlığınızın herhangi bir soruşturması olacak mıdır?

    -Üniversitelerde düzenlenen sempozyumlara akademisyenlerin, öğrencilerin ve idari personelin katılımını zorunlu hale getiren herhangi bir yasal yükümlülük var mıdır?

    -Mevzubahis iddialar göz önünde bulundurulduğunda, Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker hangi hakla Alevi toplumunda huzursuzluk yaratan böylesi bir sempozyuma katılım için çalışanları tehdit etmeye cüret edebilmektedir?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Rektörden akademisyenlere tehdit iddiası: Sempozyuma katılmayanın kadrosunu iptal ederim!

  • Mehmet Halis Dede Tunceli Sempozyumu’na katılmadı: Şu anda Aleviliği katlediyorlar!

    Mehmet Halis Dede Tunceli Sempozyumu’na katılmadı: Şu anda Aleviliği katlediyorlar!

    PİRHA – Mehmet Halis Dede, Tunceli Sempozyumu’na katılmayacağını beyan etmesine rağmen programda ismine yer verilmesine tepki gösterdi. Halis, sempozyum ile ne amaçlandığı konusunda Alevi toplumunun bilinçli olduğunu belirterek, “Tarih boyunca Alevileri katletmişler ama şu anda Aleviliği katlediyorlar” diye konuştu.

    AKP hükümeti tarafından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle organize edilen “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” başladı. Ancak katılmak istemediklerini söylemelerine rağmen programın katılımcıları arasında gösterilen isimlerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Sempozyuma katılmayacağını belirten Ali Önal Dede’nin ardından Mehmet Halis Dede’nin de ismi Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından katılanlar listesine yazıldı.

    “SEMPOZYUMA KATILAMAYACAĞIMI BELİRTTİM”

    16-17 Ekim’de yapılan sempozyuma dair Mehmet Halis Dede, PİRHA’ya konuştu.

    Mehmet Halis, yaklaşık bir yıl önce Munzur Üniversitesi’nde yapılmak üzere bir program üzerinde konuştuklarını, ancak içeriğinin bugünkü haliyle olmadığını belirtti. Halis, üniversite yönetimi ve Ali Önal Dede ile farklı bir içerik planladıklarının da altını çizdi.

    Mehmet Halis Dede, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan gelen teklife “katılmayacağım” dediğini aktararak şöyle devam etti:

    “Alevilik Yol erkanında hiçbir zaman ilimden, bilimden, adaletten, edepten uzak olunmaz. İnsanlara doğruyu, akademik bilgileri aktarmak gerekir. Sadece Alevilik inancıyla ilgili değil, her inançla ilgili aslında bu hakikat geçerlidir. Biz de bilimsel anlamda yapılacak o çalışmada o zaman elimizden geldiği kadar bir şeyler yapabileceğimizi söylemiştik. Bizlerde bir söz vardır, “bildiğimizin alimi, bilmediğimizin talibiyiz” diye. Biz de bu Yolu süren ocakzadeler olarak ‘atalarımız yolu nasıl sürmüşler, kendi adaletini nasıl sağlamışlar’ konusunda orada bir Baba Mansur evladı olarak bilgilendirme yapacaktım. Sonrasında bu programın iptal olduğunu söylediler. Ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan birisi beni arayıp programdan bahsetti. Davetleri üzerine, belediye çalışanı olduğumu, izinsiz bir yere gidemeyeceğimi kendilerine söyledim. Sempozyuma katılamayacağımı belirttim. “Benim de kendime ait özel sebeplerim var” deyip katılamayacağımı söyledim. Karşıdaki de, “Tamam, sizin iradenize bağlı, saygı duyarız” dedi ve kapattı.

    “BİZ NELER NELER GÖRDÜK BU MEMLEKETTE”

    Mehmet Halis, sempozyum programında isminin yer alması üzerine Munzur Üniversitesi’nden yetkili bir isimle görüştüğünü de aktardı. Mehmet Halis, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Göz görüyor, kulak duyuyor, akıl biliyor. Yüzyıllardır bu topraklarda Alevi toplumuna zulüm, imha, inkar, katliam, iftira, sürgün yapılıyor. İnsanlık onurunu incitecek her türlü zulmü yaşamış bir toplumuz. Kimin neyi nasıl bir zihniyetle yaptığını anlamamak için aptal olmak lazım. Bunun üzerine bir şey söylemeye gerek var mı? Yapılan her şey ortada açık. Kerbela’dan bugüne kadar neler yaşayıp, görmüşüz. Binlerce fetva yemiş, nice zulümlere uğramışız. 1938’de öz amcalarım, suçsuz, sorgulanmadan, yargılanmadan, sadece pir olan bu insanların binlercesi kapalı yerlerde tutulup sonra sırf Alevi Kızılbaş oldukları için öldürülmüş. Yani daha düne kadar biz neler neler gördük bu memlekette. Bu toplumun tarihine baktığımız zaman en mazlum, en temiz, en ikrarlı, rızalı toplumu olduğu halde nice Kerbela’lar yaşamışız. Bunları bilmek için çok büyük araştırmacı ya da profesör olmaya gerek yok. Çok fazla konuşmak da istemiyorum, bu söylediklerim üzerinden anlayan anlar.

    “ALEVİ TOPLUMU NEYİN NEREYE ÇEKİLDİĞİNİN BİLİNCİNDE”

    Açıkçası bu sempozyum beni hiç ilgilendirmiyor, etkilemiyor. Çünkü bunlar artık sıradan şeyler olmuş. Alevi toplumu da neyin nereye çekildiğinin de iyi kötü bilincindedir. Kimisi bu yolda dünya malı için buradadır, kimisi Hakk yolunda nefsini bilmek için vardır. “Kervan yolda düzülür” demişler. Böyle şeyler de olacak ki kimin nasıl olduğu görülsün.

    Mevlana ile dervişleri yolda giderken birkaç köpeğin bir arada yattığını görüyor. Birisi, “Pirim, insanoğlu birbirini yiyor, bakar mısın bunlar ne güzel koyun koyuna yatıyor” diyor. Mevlana ise “Onların arasına bir kemik at ve gör bak birbirlerine nasıl davranıyorlar” diyor. Dünya böyle işte. Herkes bir şekilde menfaat peşinde koşuyor. Onun için bu olanlar normal. Daha bizler neler göreceğiz neler.

    “DERSİM’E SEFER OLMUŞ AMA ZAFER OLAMAMIŞ!”

    Alevi toplumu birlik olmadığı, ikrarını tazelemediği, Hakk yolunda hakikatli olmadığı sürece olumsuzluklar olacaktır. Alevi toplumu, tarihte ocak sistemi ile çok güçlü bir örgütlenme sistemi kurmuş. Yani oto kontrol sistemi sağlanmış ve hiçbir devlet, Alevileri kolay kolay bozamamış. Sefer olmuş ama zafer olamamış. Tarih boyunca Alevileri katletmişler ama şu anda Aleviliği katlediyorlar.

    Alevi inancını yaşatan, töresini, inancını, dilini ayakta tutan bu toplumun kadınlarıdır. Özellikle bu Yol’a anaların, kadınların sahip çıkmasını istiyoruz. Asıl bu ocakları sürdüren, tütmesini sağlayan analardır. Bizlerin varlığımızın sebebi analardır. Hakk ve hakikat analardadır. Şimdi cemevlerinin %99’unda erkekler yer alıyor. Neden peki? Oralar da ocak değil mi?”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

     

  • Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    Tarihçi-Yazar Akpınar’dan sempozyum tepkisi: Devlet asimilasyonu artık daha incelikli yürütüyor!

    PİRHA-Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, “Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz. Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerekiyor çünkü karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi var” dedi.

    Dersim’de uzun yıllardır süregelen asimilasyon faaliyetleri, çeşitli yöntemlerle ve farklı araçlarla devam ediyor. Son dönemde bu faaliyetlerin bir parçası olarak, Tunceli Valiliği’nin koordinasyonunda, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle düzenlenecek olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” dikkat çekiyor. 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan bu sempozyum, Dersim bölgesinde uzun yıllardır yürütülen Türkleştirme çalışmalarının bir devamı olarak ele alınıyor.

    Konu hakkında görüş bildiren uzmanlar, bu tür organizasyonların sadece akademik etkinlikler olmadığına, aynı zamanda devletin Dersim’deki kimlik ve inanç yapısını dönüştürme çabasının bir parçası olduğuna dikkat çekiyor.

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, yapılacak sempozyumu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “SEMPOZYUM DERİN VE PLANLI BİR STRATEJİYE DAYANIYOR”

    Sempozyumun derin ve planlı bir stratejiye dayandığını vurgulayan Alişan Akpınar, “Sempozyumun başlığında yer alan “Horasan” vurgusu, özellikle Alevilik ve Kürtlük ile özdeşleşmiş Dersim halkının, tarihsel ve kültürel mirasını Türkleştirmek amacıyla kullanılan simgesel bir araç olarak öne çıkıyor. Sempozyumun ismi olan ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’, dikkatli bir şekilde seçilmiş. ‘Horasan’ vurgusu burada önemli bir yer tutuyor çünkü tarih boyunca Alevilik ve Kürtlük ile bağlantılı olan Dersim coğrafyası, Türklükle ilişkilendirilmek isteniyor. Aynı zamanda, sempozyumun düzenleyicilerinden biri olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu asimilasyon politikasının bir aracı olarak kullanılıyor. Bu kurum, esas amacı Aleviliği ve Kürt kimliğini asimile etmek olan bir devlet yapısının parçası olarak dikkat çekiyor” diye belirtti.

    “TÜRKLEŞTİRME VE SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI DERSİM’DE AKTİF OLARAK UYGULANIYOR”

    Asimilasyon politikalarının tarihi bir arka planı olduğunu belirten Alişan Akpınar, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan bu yana süregelen bir Türkleştirme ve Sünnileştirme politikası Dersim bölgesinde aktif olarak uygulanıyor. Abdülhamit döneminden itibaren Alevileri ve Kürtleri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek için çok planlı ve programlı bir çalışma yürütüldü. Bu çaba, İttihat ve Terakki döneminde hız kazandı ve özellikle Cumhuriyet döneminde de sistematik bir şekilde sürdürüldü. Ancak 1980 askeri darbesiyle bu süreçte bir kırılma yaşandı ve Türk-İslam sentezine dayalı bir rejim oluşturuldu. Bu rejimin en büyük hedeflerinden biri olan Kürt-Alevileri Türkleştirmek ve Sünnileştirmek oldu. 1980’den sonra bu politikalar daha derin ve incelikli bir biçimde uygulanmaya başlandı. Bu süreç özellikle AKP ve MHP ittifakıyla birlikte kurumsallaştı. Günümüzdeki asimilasyon politikaları artık daha sistemli ve profesyonel bir hale getirildi.

    “DEVLET, ALEVİLER ARASINDA DEVŞİRİLEN FİGÜRLER BULDU”

    Devlet, bu amaç doğrultusunda pek çok kurum oluşturdu, akademisyenler yetiştirdi ve en önemlisi Aleviler arasında devşirilen figürler buldu. Bu kişiler arasında maalesef Alevi toplumunun saygı duyduğu bazı dede aileleri bile var. Devletin bugün Alevilerin Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesi için çok planlı ve programlı bir politika izlediğini görüyoruz” dedi.

    “HORASAN SÖYLEMİ ALEVİ KİMLİĞİNİ TÜRKLEŞTİRMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    Devletin artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürüttüğünü söyleyen Akpınar, şöyle devam etti:

    “Eskiden dağlara “Ne Mutlu Türküm Diyene” yazılırken, şimdi daha sembolik bir dil kullanılarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” gibi ifadeler öne çıkarılıyor. Bu tür organizasyonlar ve söylemler, Alevi ve Kürt kimliğini kültürel olarak erozyona uğratma amacı taşıyor. Bu stratejinin tarihsel kökleri de İttihat ve Terakki dönemine dayanıyor. O dönemden bu yana “Siz Horasan’dan gelen asıl Türklersiniz, Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanıyorsunuz” şeklinde bir tarih yaratılmaya çalışıldığını, ancak yapılan son araştırmalarda, Alevi ocaklarının büyük çoğunluğunun Kürt bir şeyh olan Ebul Vefa Kürdi’nin Vefailik Tarikatı’na bağlandığını gösteriyor. Devlet, Alevilere yönelik bu asimilasyon politikasında tarihsel hafızayı ve kültürel değerleri manipüle ederek kendine bir alan açmaya çalışıyor. Horasan miti, bu stratejinin önemli bir ayağıdır. Aleviler arasında da Horasan kökeni önemli bir yer tutsa da, bu durumun Türk kimliğiyle bir bağı bulunmuyor. Aksine, Horasan’ın Kürtlerin yoğun yaşadığı bir bölge olduğu ve bu söylemin Alevi kimliğini Türkleştirmek için kullanıldığı ortada.”

    “ALEVİLER BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE DAHA DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR”

    Tarihçi-Yazar Alişan Akpınar, Alevilerin bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini ve karşılarında eskisinden farklı bir asimilasyon stratejisi olduğunu vurgulayarak, “Devlet bugün artık daha incelikli bir asimilasyon politikası yürütüyor. Sadece kaba Türkçülük ya da Sünnicilik üzerinden değil, Alevilerin hassas noktalarına dokunan, onların kültürel hafızasını kullanan bir yaklaşım var. Alevi toplumunun bu durumun farkında olması ve kendi içinden çıkan devşirmelere karşı da dikkatli olması gerekiyor. Sempozyumun isminde ve düzenleyici yapılarında gördüğümüz bu ince ayrıntılar, devletin ne kadar planlı bir strateji izlediğinin kanıtıdır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -‘Tunceli Sempozyumu’na Araştırmacı Yazarlardan tepki: Amaç beyin yıkamak, gençliği etkilemek!
    -Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • Dersim’deki kurumlardan AKP’nin sempozyumuna tepki: Dersim halkını asimile etmenin bir parçası

    Dersim’deki kurumlardan AKP’nin sempozyumuna tepki: Dersim halkını asimile etmenin bir parçası

    PİRHA-Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, AKP iktidarının Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”na tepki göstererek, “Sempozyumun, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Dersim’in Kürt Kızılbaş kimliğine karşı yürütülen Türkleştirme ve Sünnileştirme politikalarının bir uzantısıdır” dediler. 

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, yapılacak sempozyuma tepki gösterdi.

    “ASİMİLASYONCU ULUS-DEVLET ANLAYIŞININ SON ÖRNEĞİDİR”

    Eğitim-Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli başlıklı sempozyumun, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Dersim’in Kürt Kızılbaş kimliğine karşı yürütülen Türkleştirme ve Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğunu ifade etti.

     Öner, “Bu sempozyum, Dersim halkının inanç ve kimliğine yönelik asimilasyoncu ulus-devlet anlayışının son örneğidir. Alevilikte manevi bir anlam taşıyan “Horasan” kavramı üzerinden Dersim’i kuşatma çabası, devletin Dersim’e uyguladığı baskı politikalarının devamıdır. Bu amaca hizmet etmek için, resmi ideolojiyi savunan bir grup akademisyen ve araştırmacı, bilim kisvesi altında bu ideolojik sempozyumu düzenlemektedir. Üstelik, bu sempozyumda yer alan bazı “Dersimli” ve “Alevi” akademisyenler, tarihsel gerçeklere sırtını dönerek, bu sürecin bir parçası haline gelmiştir. Dün Horasan’ı demokrasi güçlerine karşı kullananlar, bugün bu masada yer alarak taraflarını net bir şekilde ortaya koymuşlardır” dedi.

    “DERSİM’İ KÜLTÜREL OLARAK ASİMİLE ETMENİN BİR PARÇASI”

    Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nun Dersim’i kültürel olarak asimile etme çabasının bir ürünü olduğunu belirten EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Munzur Üniversitesi, Tunceli Valiliği, Türk Tarih Kurumu ve iktidarla ilişkisi açık olan Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı el ele vererek Dersim’e devletin egemen bakış anlayışını yüklemeye çalışmakta. Ele alınan konulara bakıldığında bile yıllardır devletin söylediği ve propaganda ettiği, Dersim’in Kürt Alevi kimliğini, Türk-İslam anlayışına sokma gayreti içerisinde olduğu görülüyor. Böylece Dersim’in Türk olduğu, Aleviliğin bir Türk inancı olduğu yalanı, bir kez daha tekrar edilecektir. Yani sempozyumun asıl amacının, yıllardır sürdürülen asimilasyon politikalarının tekrarından başka bir anlam taşımıyor. Horasana dair yıllardır yapılan bu propaganda son yıllarda yapılan çeşitli araştırmalarla da geçersiz hale getirilmiş olsa da, böyle politikaların zaman içinde devam edeceğinin göstergesidir. Geçmişte, ülkede bulunan farklı inanç ve kimlikteki halkları yok saymak için çeşitli teoriler nasıl ileri sürüldüyse, AKP döneminde de bu politikalar devam ettiriliyor. Son olarak Alevi kurumlarını, dedelerini Kültür Bakanlığı’na bağlayıp devletin Alevisi yaratma çabası da bunlardan biridir” diye belirtti.

    “DERSİM’İN DAĞLARINA ANADOLU’NUN HORASAN’I YAZILINCA DERSİM NE ANADOLU OLUYOR NE DE HORASAN”

    Dersim’in inanç ve kimliğini asimile etme çabasına karşı Dersim halkının sahip olduğu tarihsel bilincini daha fazla korumasının önemli olduğunu söyleyen Tekin, “O nedenle böyle sempozyumlara, hele de kimliğini, dilini, inancını yok sayan bu tür organizasyonlara karşı tutum gösterecektir ve 100 yıldır denenen ama başaramayan anlayışın yine denense de başaramayacağı açıktır. Özellikle valilik eliyle son dönemde bu anlayış, Dersim’ de yaygınlaştırılmaya çalışıyor. Şu an görevde olan Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, kente geldiğinde yaptığı ilk iş olarak Pertek’e ‘Anadolu’nun Horasanı Tunceli’ yazısını yazdırdı. Anlaşılan o ki, özel olarak ‘git oraya ve bizim bu bakış açımızı empoze et’ dediler. O da ilk iş olarak bunu yaptı. Şimdi de bunu çeşitli şekillerde devam ettiriyorlar. Ama Dersim’in dağlarına Anadolu’nun Horasan’ı yazılınca Dersim, ne Anadolu oluyor ne de Horasan. Hep denedikleri ama başaramadıkları yollardan vazgeçmiyorlar” diye konuştu.

    “KİRLİ ELLERİNİZİ VE POLİTİKANIZI DERSİM ÜZERİNDEN ÇEKİN!”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ataş, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Tunceli Valiliği ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ortak hareket ederek Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’nu gerçekleştirmesi Dersim’in inancını, kültürünü asimile etme politikalarının devamıdır. Yıllardır bu kentte yaşayan ve buraya hâkim olan akil insanlarımız var. Tunceli Valiliği mi bize kültürümüzü inancımızı öğretecek? ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’, Türk ulus devletinin Kürt-Alevi kimliği üzerinde oynadığı oyunların bir parçasıdır. Dersim’in tarihsel gerçeklerini görmezlikten gelenler, bu coğrafyada yapılan soykırımla yüzleşmeyenler ve günümüzde de her türlü zulmü bu halka reva görenler şimdi de sempozyum adı altında asimile etmesinler. Bu kent ağacıyla, taşıyla, kurduyla, kuşuyla bir bütün olarak bu halk için kutsaldır, kirli ellerinizi ve politikalarınızı bu kentin üzerinden çekin.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER
    -Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO
    -Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO
    -Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO
    -Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı
    -Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum
    –>DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’
    -Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO
    -FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı
    -DAD Genel Sekreteri Benler: Dersim, dışarıdan giydirilmek istenen gömlekleri hep yırtıp atmıştır-VİDEO

  • Rektörden akademisyenlere tehdit iddiası: Sempozyuma katılmayanın kadrosunu iptal ederim!

    Rektörden akademisyenlere tehdit iddiası: Sempozyuma katılmayanın kadrosunu iptal ederim!

    PİRHA- Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker’in, AKP hükümetinin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na bütün akademisyenlerin sözlü ve yazılı katılımını zorunlu kıldığı, katılmayanlara ise kadro verilmeyeceğini söylediği iddia edildi.

    Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde düzenlenecek olan ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na tepkiler devam ederken, üniversite yönetimi tarafıdan akademisyenlere ve idari personele katılma zorunluluğu getirildi.

    PİRHA’nın edindiği bilgiye göre, Munzur Üniversitesi Genel Sekreterliği tarafından akademisyenlere iletilen mesajda, “Yarın sabahki Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na tüm öğrencilerinizin katılımının mutlaka sağlanması gerekmektedir. Hocalarımızın da katılımı sağlansın. İdari personelin katılımı zorunludur” ifadeleri yer aldı.

    SÖZLÜ TEHDİT İDDİASI!

    Munzur Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Peker‘in sempozyuma katılma konusunda “Bütün hocaların katılımı zorunludur, katılmayanın kadrosunu iptal edeceğim. Her hoca öğrencileriyle katılacak” şeklinde akademisyenleri tehdit ettiği de iddialar arasında yer alıyor.

    PİRHA/ DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    >Fırat Meclis’ten seslendi: Tunceli Sempozyumu Dersim’in inancına, diline saldırı girişimidir-VİDEO

    >Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO

    >Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    >Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

    >Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum

    >DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!

    >‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

    >Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    >FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    > Kaplan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’e yaptıklarını görmemek yola ihanettir 

  • Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum

    Afişe adını yazdılar; Ali Önal Dede’den tepki: Tunceli Sempozyumu’na katılmıyorum

    PİRHA – Dede Ali Önal, AKP hükümetinin gerçekleştireceği “Tunceli Sempozyumu” programına katılmayacağı halde isminin afişte yazılmasına tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Önal, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı eleştirerek “Toplumla rızalığı olmayan bir kurumla yan yana gelmemiz imkansız. Çünkü bunların Alevi toplumunda karşılığı yok” diye konuştu.

    Tunceli Valiliği’nin koordinasyonu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle 16-17 Ekim 2024’te “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Munzur Üniversitesi’nde yapılacak sempozyum, Alevi kamuoyu ve afişteki bazı isimler tarafından da tepkiyle karşılandı.

    Panelist olarak ismi bulunanlardan Dede Ali Önal, itirazlarına rağmen isminin kaldırılmadığını belirtti.

    CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ÜNİVERSİTENİN ÇALIŞMASINI DESTEKLİYOR!

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Alevi dedesi Ali Önal, “Biz Aleviler ilimin, bilimin olduğu her yere destek veririz. Yeter ki içinden art niyetli bir durum çıkmasın” diye belirtti.

    Dede Önal, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dahil olduğu bir çalışmada yer alamayacağını vurgulayarak şunları söyledi:

    “2023 yılının Mart ayı gibi Munzur Üniversitesi’nde ders vermeyi bıraktım. Sempozyum yapılacağına dair orada bir fikir birliği olmuştu evet. Ama bu sempozyumun içeriği müzik, yemek; kısacası Tunceli’ye dair bir çalışma olacaktı. Biz bu konuyu Alevilik Uygulama Araştırma Merkez müdürü ile konuştuk. Bu sempozyum Haziran’da yapılacaktı. Biz de oraya katkı sunacaktık evet. Çünkü biz dedeyiz, inancımızı nasıl biliyorsak, Kızılbaş Aleviliğinin içerisinde ne varsa gider onu anlatırız. Yani kişiye, konuma göre bu konuları anlatmayız. Bu toplumun yabancısı da değiliz. Sonrasında bu sempozyum iptal oldu. Ardından Ankara’dan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan aranıp konaklama ve ulaşım için yardımcı olmak istediklerini belirttiler. Sonrasında Alevilik Uygulamaları Araştırma Merkezi’ni aradım ve ‘Bu sempozyumu üniversite yapıyordu neden Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan beni arıyorlar?’ diye sordum. ‘Üniversitenin maddi sorunlarından dolayı Cemevi Başkanlığı ulaşımı ve konaklamayı sağlayacak’ dediler. Ben bu durumdan ötürü huylandım. İleri bir zamanda tekrar aradıklarında bu sempozyuma katılmayacağımı, destek vermeyeceğimi bildirdim. Sonrasında Alevilik Uygulamaları Araştırma Merkezi Müdürü Aziz Altı hocayı arayıp katılmayacağımı belirttim. O da ‘tamam’ dedi. Sonra afişler çıktığında ismimi gördüm. Tekrar ilgiliyle konuşup ‘Katılmayacağımı belirttim. Niye ismimi bastınız?’ diye söylediğimde ‘Katılmıyoruz dediğinizde afişler basılmıştı’ denildi. ‘Şimdi nasıl olacak?’ dediğimde ‘Biz, sizi katılmıyor tarzında deklere edeceğiz’ diye cevap verdiler. Sonuç itibari ile başta Munzur Üniversitesi’nin yaptığı bilimsel bir akademik çalışmadan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın müdahil olduğu farklı bir boyuta girildi.”

    “BUNLARIN ALEVİ TOPLUMUNDA KARŞILIĞI YOK” 

    Dede Ali Önal, “İnancımız rızalık üzerine kuruludur. Toplumla rızalığı olmayan bir kurumla yan yana gelmemiz imkansız” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Ben üniversitede akademik olarak düşündüğüm için açıkçası bir asimilasyon falan görmedim. Çünkü ben Ali Önal olarak söyleyeceklerim bana söylenmez, ben gider söyleyeceklerimi söylerim. Daha önceden de katıldığım panellerde ‘Biz Alevileri tanımlamayın, tanıyın’ diye beyan ettim. Ama şimdi Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bu işin içerisine girmesiyle birlikte işin boyutu değişti. Çünkü bunların Alevi toplumunda karşılığı yok. O nedenle bu sempozyumun oradan ne amaç edindiğini bilemiyorum.

    DEVLETİN TEK TİPLEŞTİRME POLİTİKASI

    Şubat 2024 itibariyle Munzur Üniversitesi’nde ders vermeyi de bıraktım. O nedenle içsel meseleleri de bilmiyorum. Ama genel itibarıyla bu hükümetin tek tipleştirme politikası var, bunu kimse inkar edemez. Dersim çeşitli dilleri konuşan, inancını farklı yaşayan, kendine özgü bir yer. Farklı kültürde toplulukların yaşadığı bir bölgede tek tipleştirme politikası yeni değil, yıllardan beri var.”

    “ALİ EKBER YURT, DEDELERİ KULLANMIŞ VE KANDIRMIŞTIR”

    Dede Ali Önal, Tunceli Sempozyumu’nun ardından bildirilerin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından kitaplaştırılacağı kararına da tepki gösterdi. Ali Önal, kendisi gibi Dede Mehmet Halis’in de afişte isminin geçtiğini, ancak sempozyuma destek vermediğini aktardı.

    Dede Önal, “Sempozyumda Ali Ekber Yurt’un parmağı var” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz, Ali Ekber Yurt’un, baştaki tutumunun gerçekten Alevi hak savunuculuğu olduğunu düşündüğümüz için bazı dönemlerde yan yana gelmiş dedeleriz. Ama Ali Ekber Yurt’un gerçek amacının Alevilik olmadığını anladıktan sonra uyardık. Kendisine ‘Sen gizli AK Partili ya da MHP’li misin? Senin derdin ne?’ dediğimizde ‘Alevilere sözcülük yapayım, diyalog kurayım’ tarzında savunmaları oluyordu. Ali Ekber Yurt, her zaman dedeleri kullanmış ve kandırmıştır. Örneğin Mazgirt Cemevinden Hasan dedemiz var. Kendisi Kureşan’lı ve yaşlı. Şimdi bu dedeye ‘hükümet, protokol’ dersen gider. Mesela Ali Ekber Yurt, bu dedeyi Devlet Bahçeli’ye giderken kandırmış. ‘Valinin düzenlediği bir yemek var’ demiş ve oraya götürmüş. Toplumda sevilen ve hizmet eden Mehmet Halis dedenin, hatalı bir söylemi olan valiye ‘Hızır’ benzetmesinin sosyal medyada yayılması da yine Ali Ekber Yurt’tun bir kumpasıdır.

    “YILLARDIR DEVLETİN TEK TİPLEŞTİRMESİNİN MAŞASIDIR”

    Bizler de Dersim’de kurduğumuz Pirler Meclisi olarak Ali Ekber Yurt’u düşkün ilan ettik. Bu Pirler Meclisi’nin içerisinde Ali Ekber Yurt’un piri ve mürşidi de var. Yani Ali Ekber Yurt, Dersim’de yıllardır devletin tek tipleştirmesinin maşasıdır. ‘Anadolu’nun Horasan’ı’ söylemi Ali Ekber Yurt’un söylemidir. Ayrıca kendisi gibi davranmayan kişileri de devletin çeşitli yerlerinde ‘Bunlar marjinal, bunlar PKK’lıdır, bunlar teröristtir’ diye fişlemeye çalışıyor. Biz Pirler Meclisi’ni, Kızılbaş Aleviliğini canlı tutmak, ocak sistemini canlandırmak için kurduk.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

    Kurumlardan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma amaçlı

    PİRHA- Dersim İnşa Kongresi ve Dersim 38 Soykırımı Karşıtı Derneği, ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’ ile Türkleştirme ve Sünnileştirme politikasının güdüldüğünü ifade ederek, “Bu sempozyum nine, dedelerimizin uğruna hayatlarını adadıkları, kutsal Kırmanciye topraklarımızı anlam kaybına uğratma ve kültürel fethini daha ileri taşıma amaçlıdır. Buna karşı Alevi toplumunu ve demokratik çevreleri Dersim’e sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Dersim İnşa Kongresi ve Dersim 38 Soykırımı Karşıtı Derneği, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi tarafından 16-17 Ekim’de yapılacak sempozyuma ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada Diyanet, Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’e yönelik sistematik şekilde sürdürülen katliam ve asimilasyon politikalarına ve Alevilik inancına yönelik saldırılara vurgu yapılarak, 1937-38 fiziki soykırımından bu yana Dersim’i ısrarla kültürel soykırım kıskacında tutulduğunun altı çizildi.

    “SEYİT RIZA’NIN YARGILANDIĞI MAHKEME TARİHİ İLE AYNI ZAMANDA DENK GETİRİLDİ”

    Horasan ve Yesevilik üzerinden Türklük temelli soy miti ve köken söylenceleri oluşturmakla Dersim’in kültürü, kimliği ve inancının vurulmak istendiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu,” yalanla örülen, ancak kadük kalmış bir hikayeyi güncelleyerek, yeniden dolaşıma sokma girişimidir. Munzur Üniversitesi, Tunceli Valiliği, Türk Tarih Kurumu ve Alevi toplumuna yönelik kayyum işlevi gören Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı el ele bu rolü üstlenmiş durumdalar.

    Bu sempozyumun, Seyit Rıza ve Dersim ileri gelenlerinin cezalandırılmasına kılıf uydurma amaçlı, 13 Ekim 1937’de ilk celsesi açılan düzmece Elazığ Mahkemesi ile aynı zaman dilimine denk getirilmesinin tesadüfü olmadığını, belirtmek isteriz. Bu yanıyla özel bir misyon üstlendiğini düşünmekteyiz.

    Elazığ mahkemesinin savcısı Hatemi Şahanoğlu, “Bu dava suikaste uğrayan Tuncelinin Dersim aleyhine açtığı davadır,” diyordu.  Şahanoğlu’nun temsil ettiği rejimin kurucu zihniyetinin her yönüyle bu sempozyumda zuhur edeceğini, devletin Tunceli zihniyetiyle Dersim’e suikastte ısrar edileceğini görebilmekteyiz.

    HORASAN VE YESEVİLİK ÜZERİNDEN TÜRKLÜK TEMELLİ SOY MİTİ OLUŞTURULMAK İSTENİYOR

    Bundandır ki hakikat ters yüz edilmekte, tarihsel olarak bir bağı olmadığı halde, Dersim, (Tunceli)” Anadolu’nun Horasan’ı olarak sunulmaktadır. Bu bağlamda ele alınacak konulara bakıldığında bilim ahlakına bağlı kalmaktan ziyade, üstlenilen misyona uygun bir söylem geliştirilmek istendiği açıktır. Böylece Dersim’in Türk olduğu, Aleviliğin bir Türk inancı olduğu yalanı, bir kez daha tekrar edilecektir.

    Horasan ve Yesevilik üzerinden Türklük temelli soy miti ve köken söylenceleri oluşturmak, böylece Kürt Alevileri Türk kimliği içinde eritmek, başından beri red ve inkar politikasının temel amacı oldu. Ancak fikir babası, İttihat Terakki’ye bağlı  Karakol Cemiyeti’nin kurucusu istihbaratçı Baha Said ve Ardılı Fuat Köprülü olan bu uyduruk ve resmi tarihin yalan tezleri günümüzde çökmüş, geçerliliğini yitirmiştir.

    Böyleyken bu yalanlardan medet ummak, bilimsel kisve altında hafıza kırım politikalarını sürdürerek red ve inkar politikalarında ısrar etmek, toplumsal sorunların çözümüne zerre katkı sunmayacaktır.

    ALEVİ TOPLUMUNU DERSİM’E SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ

    Diğer yandan sistematik bir devamlılık içinde yürütülen hafıza kırım pratiklerini hafife almanın, bu politikaların hedefindekiler açısından  ciddi bir ihmal olacaktır. Biliyoruz ki taşı delen suyun kudreti değil, damlaların sürekliliğidir. Resmi tarih anlatısının ısrarlı sürekliliği ile, kollektif hafızada önemli gedikler açılması hedeflenmektedir.

    Bundandır ki inkar rejimi, 1937-38 fiziki soykırımından bu yana Dersim’i ısrarla kültürel soykırım kıskacında tutmaktadır. Yüz yıllık sistematik hafıza, dil, inanç, demografi, doğa ve ekonomik kırım politikaları sonucu olarak Dersim büyük oranda insansızlaştırılarak, anlam kaybına uğratılmıştır.

    En büyük sorun ise, ağacın kurdu misali kırım politikalarına içeriden dahil olanlardır. Bunları, özelde Dersim’i, genelde Alevi Toplumunu kimliksizleştirmeyi amaçlayan bu türden çalışmalardan uzak durmaya davet ediyoruz.

    Sonuç olarak diyoruz ki: “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu,” ninelerimizin, dedelerimizin uğruna hayatlarını adadıkları, kutsal Kırmanciye  topraklarımızı anlam kaybına uğratma ve kültürel fethini daha ileri taşıma amaçlıdır. Buna karşı Alevi toplumunu ve demokratik çevreleri Dersim’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”

    Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından,  kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.

    “KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”

    Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”

    “ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”

    Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”

    Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete,  “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:

    “Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.

    Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

  • Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO

    Kordu: ‘Tunceli sempozyumu’ Devletin Dersim’i Türkleştirme, Sünnileştirme çabası-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”nu gündeme getirdi. Devletin Dersim’i Türkleştirme ve Sünnileştirme politikası yürüttüğünü söyleyen Kordu, “16-17 Ekim’de Dersim’de düzenlenecek ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’ konulu sempozyum inkâr politikasının tam da kendisidir” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis Genel Kurulu’nda söz alarak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”nu gündeme getirdi.

    “DERSİM’DE YAPILACAK SEMPOZYUM İNKÂR POLİTİKASININ TAM DA KENDİSİDİR”

    Türkiye’nin 100 yıllık inkârcı anlayışıyla özel savaş politikalarının uygulandığını belirten Ayten Kordu, “Dersim’de Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi ele ele vermiş Dersim’de hiç sorun yokmuş gibi oturmuşlar hep beraber nasıl Dersim’i Türkleştirip, Sünnileştiririzin peşine düşerek bir çalışma yürütüyorlar. Bu kurumlar hep beraber 16-17 Ekim’de Dersim’de düzenleyecekleri ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli’ konulu sempozyum inkâr politikasının tam da kendisidir. Horasan sempozyumu ile yapılmak istenen şeyin Dersim’de hiçbir zaman karşılığı olmamıştır, olmayacaktır” dedi.

    “DERSİM HİÇBİR ZAMAN BOYUN EĞMEDİ”

    Horasan’ın çok çeşitli halkların yaşadığı bir coğrafya olduğunu ifade eden Kordu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Dersim hiçbir zaman bu zulme boyun eğmedi, hakikatini, kimliği, dilini tüm saldırılara rağmen korudu. Dersim Rea Haq, kızılbaş, Kürt ve Alevi coğrafyasıdır. Bu hakikatini de sonuna kadar savunacaktır. 1938 Dersim Katliamı’ndan beri zulme boyun eğmeyen halkın çocuklarıyız biz, yine bu politikalara da biat etmeyeceğiz. Horasan üzerinden yapılmak istenen siyaset tarzına da halklarımızla beraber dilimizi, inancımızı, kimliğimizi eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen tüm kesimlerle birlikte yürüteceğiz. İnancımıza sahip çıkacağız.”

    Ayten Kordu, sözlerini ana dili olan Kırmancki konuşarak bitirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    FEDA’dan AKP’nin ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Devletin uğursuz faaliyeti; Aleviliğe saldırısı

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), hükümetin ve Munzur Üniversitesi ile birlikte “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” düzenlemesini Dersim’e yönelik saldırı politikalarının devamı olarak değerlendirdi. FEDA, “Devlet, Alevilere bir kez daha, ‘sizi, dilinizi, inancınızı, kültürünüzü, tarihinizi, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq inancının merkezi olma özelliğini ve tüm varlığınızı yok sayıyoruz demektedir” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi tarafından 16-17 Ekim’de yapılacak “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu”na tepki göstererek yazılı bir açıklama yayınladı.

    Açıklamada Diyanet tarafından Dersim’e yönelik sistematik şekilde sürdürülen katliam ve asimilasyon politikalarına ve Alevilik inancına yönelik saldırılara vurgu yapıldı.

    “SOYKIRIMCI SALDIRI”

    Devlet, Munzur Üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle yeni bir saldırının geliştirildiğine vurgu yapılan açıklamada, “Türk devleti, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq süreğinin merkezi olma özelliğini yok etmek için yeni bir saldırı geliştirmiştir. Devletin Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Munzur Üniversitesi ve Alevi- Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, birleşerek “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” adlı bu iki günlük soykırımcı saldırıyı planlamışlardır” denildi.

    “UĞURSUZ FAALİYET”

    Yapılması planlanan sempozyumun inkar ve asimilasyona hizmet edeceğini ifade eden FEDA, “Ancak tek cümle ile ve hiç tereddüt etmeden, devletin bu uğursuz “faaliyetinin” soykırımcı-kontra bir saldırı olduğunu söylemekten hiçbir beis yoktur. Bu saldırı, Dersim’e, Kürt kimliğine, Reya Hak inancına ve bu sürek üzerinde bir bütün olarak Aleviliğe yapılmaktadır. Sözde “sempozyum”un adı, dili ve içeriği, bu etkinliğin soykırımcı politikaların gereği olarak planlandığını ve bu amaca hizmet edeceğini açıkça göstermektedir” ifadelerini kullandı.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ KARARGÂH HALİNE GELMİŞTİR”

    Munzur Üniversitesi’nin asimilasyon politikalarının karargahı haline geldiğine işaret edilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Görülen o ki devlet, Munzur Üniversitesi’ni karargah yaparak, Alevi- Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da koçbaşı olarak kullanarak bu soykırımcı amacını gerçekleştirmek istiyor. Aleviliği bir bütün olarak yok etmek isteyen devletin bu soykırımcı saldırısının hafife alınmaması gerekiyor. Devlet, Dersim’in Reya Haq inancının Ser Çeşme olma özgünlüğünü doğrudan hedef aldığı bu saldırısıyla, Alevilere yönelik asimilasyon saldırılarıyla, Kürtlere yönelik olarak sürdürülen savaşı birleştirme amacını gütmektedir. Dolayısıyla devletin birçok kurumunun işbirliğiyle Dersim’e saldırması, Kürt kimliğinin ve Alevi kimliğinin yok edilmek istenmesindeki ısrarını göstermektedir.

    “HACI BEKTAŞ ETKİNLİKLERİNE MÜDAHALE”

    Devletin Dersim’e yapmaya hazırlandığı bu saldırı, Hacı Bektaş etkinliklerine yaptığı müdahale ve “ırkçı ve dinci” nesil yetiştirmek için  ÇEDES ve yeni müfredat uygulamalarıyla birlikte düşünüldüğünde, devletin, Alevi düşmanlığını vardırmak istediği noktanın vahametini görmek mümkün olacaktır. Dersim’e yapılan bu saldırı ile devlet, Alevilere bir kez daha, sizi, dilinizi, inancınızı, kültürünüzü, tarihinizi, Dersim’in Kürt kimliğini ve Reya Haq inancının merkezi olma özelliğini ve tüm varlığınızı yok sayıyoruz demektedir.

    SEYİT RIZA’NIN SÖZLERİ HATIRLATILDI

    Dersim, dün olduğu gibi  bugün de inancını, dilini ve kültürünü göz bebeği gibi koruyacaktır. Çünkü, “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun” diyen Seyit Rıza’nın torunları, artık dedelerinin derdine çare olacak güce ve imkana sahiptirler. Örgütlü ve inançlı güçleriyle “sizin yalan ve hilelerinizle baş edecek.” Sizleri bütün hilelerinizle baş başa bırakacaklardır.

    “KATILMAYALIM, TEŞHİR EDELİM”

    FEDA olarak zalimin zulmüne boyun eğmemiş olan, fedakar ve direngen Dersimliler, her sürekten Aleviler, asrın ve tarihin en görkemli direnişini sergileyen Kürt halkı ve bütün demokratik kamuoyu, devletin bu saldırısını bulunduğumuz her ortamda protesto edelim, katılmayalım, katılanları teşhir edelim diyoruz. Nasıl ki Ağustos ayında Hacı Bektaş etkinliklerinde devlet başarısız olduysa, bu saldırıdan da başarısız olmasını sağlamak bizim ellerimizdedir. Devlet, Dersim’den, Alevilikten ve Reya Haq inancından elini çek!”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

  • Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    Özcan’dan ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: İktidarın Alevilere yönelik politikasının devamı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, 16-17 Ekim’de Munzur Üniversitesi’nde yapılacak olan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” sempozyumuna tepki gösterdi. Özcan, “Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor” dedi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, yapılacak sempozyumun amacını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “MUNZUR ÜNİVERSİTESİ, TUNCELİ CEMEVİ’NİN MİRASINI DEVRALACAK GİBİ GÖRÜNÜYOR”

    Yapılacak sempozyumun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın inisiyatifinde olan bir çalışma olmadığını belirten Mesut Özcan, “İktidarın Alevilere yönelik bir politikası. Dersim’de böyle bir çalışmanın yapılması Dersim’in Alevi inancı için bir kale olmasından dolayı” dedi.

    Geçmişten beri devletin Alevilere ilgi duyduğu zaman ilk uğradığı yerin Dersim olduğuna dikkat çeken Özcan, “Devletin inançlardan elini çekmesi gerekiyor, toplum kendi inancını kendi istediği gibi yaşamalı. Dersim sadece Dersim değildir. Dersim Aleviler için çok önemli bir coğrafya. Bu çalışmanın Munzur Üniversitesi üzerinden yapılması da aslında çok ilginç bir şey değil. Munzur Üniversitesi bu tavrıyla geçmişten beri eleştirilen Tunceli Cemevi’nin mirasını devralacak gibi görünüyor. Munzur Üniversitesi Dersim’in inancı, kültürü ve dili için bilimsel çalışmalar yapmalı” şeklinde konuştu.

    “Horasan’dan geldik” denilerek Aleviliğin Türklüğe bağlanmaya çalışıldığını vurgulayan Özcan, “Biraz daha geriye giderek İslamiyet’le bağdaştırması bilime uymayan bir durum. Yapılacak sempozyumda üniversitedeki salonların isimlerine Dersim’de kutsal mekânların adının verilmesi ve bunun bildiride de belirtilmesi bir politikanın amacı. Ana Fatma, Munzur Baba salonu gibi isimlerin verilmesi Alevilere şirin gözükme ve Alevilere değer verdiğini gösterme çabası. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden Munzur Üniversitesi’nin çabası beklenen bir şey ve gelecekte bu durum daha da artacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ KURUMLARININ BİR ENSTİTÜ GİBİ ÇALIŞMASI GEREKİYOR, ALEVİ İNANCI İLE İLGİLİ KURSLAR VERİLMELİ”

    Alevi kurumlarının sadece adlarıyla var olduklarını ve pratikte yaptıkları kayda değer bir şey olmadığını dile getiren Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, şöyle devam etti:

    “Alevi kurumları bir enstitü gibi çalışması gerekiyor çünkü geçmişlerine dair bir arşivleri, müzeleri ve referans gösterecekleri kayıtları yok. Biz Alevilerin en büyük kusuru sadece konuşuyoruz ve düşüncelerimizi aktarıyoruz. Ancak şu anda Alevilerin karşısında olan kurumlar ciddi bir arşiv oluşturuyor ve bunun üzerine düşüncelerini oturtuyorlar. Alevi kurumlarının bir an önce bir enstitüye dönüşmeleri ve arşiv oluşturmaları gerekiyor. Cemevlerinde sadece bağlama ve semah kurslarının verilmesi yetersiz yeni kuşaklara Alevi inancı ile ilgili kurslar verilmeli. Milyonlarca Aleviden söz ediyoruz ancak Alevilerin akademik bir dergisi yok. Alternatif bir şey yaratmamız lazım. Aleviler sürekli konuşup, eleştiriyor ama yerine ne koyacağız.”

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -DAM’dan ‘Tunceli Sempozyumu’ tepkisi: Dersim halkının yeni bir tarih anlatımına ihtiyacı yok!
    -‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

  • Mor Dayanışma’dan ‘Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri’ sempozyumu-VİDEO

    Mor Dayanışma’dan ‘Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri’ sempozyumu-VİDEO

    PİRHA- Mor Dayanışma, Müze Gazhane’de “Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri” sempozyumu düzenliyor. 14 Ocak’ta yapılacak sempozyuma ilişkin PİRHA’ya konuşan Mor Dayanışma üyeleri İrem Kayıkçı ve Yaren Esin, sempozyuma katılım için çağrı yaparak, “Patriyarkal Kapitalizmin geldiği eşik aşılamaz durumda ama bunu zorlayan da bir örgütlü kadın mücadelesi, örgütlü feminist mücadele var” dediler. 

    Mor Dayanışma, 14 Ocak’ta Müze Gazhane’de “Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimleri” sempozyumu düzenliyor.

    Sempozyuma, Polonya, İtalya, Lübnan, Fransa, İran’dan kadın haraketinden temsilciler ve Türkiye’de feminist deneyimlerin aktarılması için de Mor Dayanışma, Kampüs Cadıları, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kürt Kadın Hareketi (TJA) ve emek alanından konuşmacıları katılacak.

    “PATRİYARKAL KAPİTALİZMİN GELDİĞİ EŞİK AŞILAMAZ DURUMDA AMA BUNU KADIN MÜCADELESİ ZORLUYOR”

    Mor Dayanışma üyeleri İrem Kayıkçı ve Yaren Esin sempozyuma PİRHA‘ya ilişkin bilgiler vererek katılım çağrısı yaptılar.

    Mor Dayanışma Üyesi İrem Kayıkçı, “Mor Dayanışma Patriyarkal Kapitalizmin Krizinde Enternasyonal Feminist Mücadele Deneyimi Sempozyumu’nu Müze Gazhane’de gerçekleştirecek. Neden mi böyle bir başlık seçtik çünkü Patriyarkal Kapitalizmin çoklu krizleri dünyanın her yerinde kendisini farklı farklı ama bir yandan da benzer şekillerde gösteriyor” dedi.

    Kayıkçı şöyle devam etti:

    “Tüm dünyada yükselen erkek egemen politikaların sadece popülist politikaların tesadüfi olmadığı tam bir patriyarkal kapitalizmin geldiği eşikte, bu bahsettiğim sahte düşmanlar üzerinden neler yapabileceklerine, daha ne kadar saldırabileceklerine, özellikle aile politikaları üzerinden nerelerde birleştiklerine bakma ihtiyacı duyduk. Çünkü Polonya’da 2010’larda başlayan kadın grevleri, feminist grevler, kürtaj eylemlikleri, İtalya’da Meloni hükümetinden sonra yeniden yükselen ırkçılık, faşist hareketler, bir yandan Fransa’daki Sarı Yelekli eylemlerinden sonra feminist mücadelesi ile yan yana sınıf mücadelesi deneyimleri, zaten İran’da, Lübnan’da tekrar başlayan işgal sürecinden sonra kadınların savaş halinde neler yaşadığına dair deneyimleri duymaya ihtiyacımız var, çünkü bu deneyimlerin özünde şunun olduğunu görüyoruz: Patriyarkal Kapitalizmin geldiği eşik aşılamaz durumda ama bunu zorlayan da bir örgütlü kadın mücadelesi, örgütlü feminist mücadele var.”

    “TARTIŞMALAR SONUCU ENTERNASYONEL BİR SEMPOZYUMA İHTİYAÇ OLDUĞUNA KARAR VERDİK”

    Yaren Esin ise, yaptıkları paneller ve tartışmalar sonucunda Enternasyonal bir sempozyuma ihtiyaç doğduğuna karar verdiklerini söyledi.

    Esin, ““Krizler Salmalı mı, Felaketler Çağı mı? Kadınlar Ne Yapmalı” diye de paneller yaptık. Hem deprem bölgesinde bu panelleri yaptık hem de örgütlü olduğumuz diğer illerde bu tartışmaları yürüttük. Gelenekselleşmiş yaz kamplarımızda çeşitli tartışmalar yürüttük. Aslında bizim için daha dar şekilde yaptığımız ve derinleşme kapları olan kış kamplarımızda çeşitli tartışmalar yürüttük. Sene boyunca yürüttüğümüz bu tartışmalar sonucunda, yazın sonuna doğru bizim için Enternasyonal bir sempozyuma ihtiyaç doğduğuna karar verdik. Çevremizdeki gönüllü arkadaşlarla, üyelerimizle birlikte düzenli toplantılar almaya başladık. Her Cuma Beyoğlu derneğimizde toplandık ve sempozyumun içeriğinin nasıl olması gerektiğine, nasıl bir deneyim aktarımı istediğimize, yani teknik mevzuların nasıl çözüleceğinden içerik alt yapısının nasıl kurulacağına, hangi ülkeleri davet edeceğimize, çeşitli konular üzerinde konuştuk ve aslında aylardır bugüne kadar getirdik sempozyum çalışmamızı” diye konuştu.

    “14 OCAK’TA MÜZE GAZHANE’YE BEKLİYORUZ”

    Yaren Esin, ikinci oturumun, Türkiye kadın hareketi ve feminist mücadelesindeki kadınların konuşması ile gerçekleşeceğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Mor Dayanışma’dan sözcümüz Cemile Baklacı konuşacak, Kampüs Cadıları’ndan Rozana Urkun bize genç kadın hareketinin deneyimlerini aktaracak. TJA’dan Adalet Kaya bize Kürt kadın hareketinin örgütlenme deneyimlerinden bahsedecek. Mor Liste’den Ayşe Can Ay, bize emek alanındaki örgütlenme deyimlerinden bahsedecek ve Kadınlar Birlikte Güçlü’den Selin Tok bize bir çok örgütün ve örgütsüz kadın arkadaşların bir araya gelmesi ile oluşan platformun deneyimini aktaracak. Hepinizi 14 Ocak’ta Müze Gazhane’ye bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul’da  ‘Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’ yapılacak

    İstanbul’da ‘Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’ yapılacak

    PİRHA – Caddebostan Kültür Merkezi’nde 12 Kasım Pazar günü Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu yapılacak.

    İstanbul’da 12 Kasım Pazar günü saat 13.30-18.30 arasında Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan Esat Korkmaz’a Saygı Sempozyumu’nda “Yasaklı Kültürler ve Esat Korkmaz” konuşulacak.

    Hasan Harmancı, Leyla Aslan ve Ahmet Koçak’ın konuşmacı olarak katılacağı sempozyumda, Mazlum Çimen, Aysun Eldeniz, Haydar Selçuk, Hüseyin Fırtına ve Arda Harmancı ezgiler seslendirecekler.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de, deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine sempozyum yapılacak-VİDEO

    Dersim’de, deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine sempozyum yapılacak-VİDEO

    PİRHA-TMMOB Dersim İKK ve Dersim Kent Koruma Kurulu üyeleri 22-23 Eylül’de deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma ilişkin basın toplantısı düzenledi. Dersim halkını sempozyuma davet eden TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Hem bilimsel, hem teknik hem de toplumsal anlayışı örmek bütün kurumlarımızın üzerinde tarihsel bir sorumluluk olarak duruyor” dedi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu (İKK), 22-23 Eylül’de Dersim’de ‘Dersim Kent Sempozyumu’ düzenlenecek. Deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma akademisyen, TMMOB yöneticileri ve mühendisler katılacak.

    Dersim İl Koordinasyon Kurulu ve Dersim Kent Koruma Kurulu üyeleri 22-23 Eylül’de deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “HALKIMIZI SEMPOZYUMA GÜÇ VERMEYE DAVET EDİYORUZ”

    22-23 Eylül’de yapılacak Dersim Kent Sempozyumu’nun sömürge madenciliği ve deprem üzerine yapılacağını belirten TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Sempozyumu iki gün olarak planladık ve katılımcılar Türkiye genelinde akademisyen, TMMOB yöneticileri, mühendisler ve bu durumu inançsal boyutuyla da ele alacağız. Hem bilimsel, hem teknik hem de toplumsal anlayışı örmek bütün kurumlarımızın üzerinde tarihsel bir sorumluluk olarak duruyor. Bu tarihsel sorumluluğu da TMMOB olarak biz Dersim’den doğru kurumlarımızla bütünlüklü bir yaklaşımla açığa çıkartarak bir sonuç elde edebileceğimizi düşünüyoruz. Tüm halkımızı 22-23 Eylül’de yapılacak sempozyuma güç vermeye davet ediyoruz” dedi.

    “DERSİM’DE, DEPREME KARŞI NE YAPILABİLİR KONUSUNDA KAYGI OLUŞTU”

    Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Sönmez Aydın ise, “Pazarcık depreminden sonra Dersim’de depreme karşı ne yapılabilir noktasında bir kaygı oluştu. Bizlerde Dersim’de bulunan STK’lar olarak Dersim Koruma Kurulu oluşturduk, amacımız depreme karşı ne yapılabilir ve halkta bu konuda bir duyarlılığı açığa çıkartmaktı” diye belirtti.

    “YARIN İSTANBUL’DA ŞİRKET YETKİLİLERİ İLE TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRİLECEK”

    FEDAŞ işçilerinin 42. gününde devam eden grevine ilişkin son bilgileri de paylaşan Uğur Beycan, “Bu durumla ilgili çözüm yaratma kaygısıyla dün Dersim Kent Koruma Kurulu olarak şirketin bölge müdürleriyle bir toplantı gerçekleştirdik. Yapılan toplantıda çözümün daha rasyonel bir şekilde ilerlemesi noktasında Dersim Kent Koruma Kurulu olarak holdingin icra kuruluyla bir görüşme durumu açığa çıktı. Görüşme talebi şirket yetkilileri tarafından olumlu karşılandı yarın İstanbul’da Dersim Kent Koruma Kurulu ve Dersim milletvekilimiz ile birlikte şirket yetkilileri ile bir toplantı gerçekleştirilecek. Çözümü ortaya çıkarmak için umudumuz var” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    PİRHA-Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak Cumartesi günü İstanbul Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde sempozyum gerçekleştirecek.

    Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak günü İstanbul Şişli’de sempozyum düzenleyeceğini duyurdu. Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde saat 10.00’da başlayacak olan etkinlikte, Ali Ergin Demirhan “Cumhuriyet ve Devrim”, Ayşegül Devecioğlu “Demokratik Anayasa Hazırlık ve Katılım Süreçleri”, Erdoğan Aydın “Türkiye Cumhuriyeti Niçin Demokratikleşemedi?”, Hakan Öztürk “Bir Kademe Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Hakkı Özdal “Sınıf Savaşının Bir Zemini Demokrasi ve Diktatörlük”, Levent Köker “Demokratik Cumhuriyet İçin Nasıl Bir Anayasa?”, Mert Büyükkarabacak “Demokrasiyi Sınıf Mücadelesi Ekseninde Düşünmek”, Mustafa Durmuş “Emekten Yana Bir Geçiş Ekonomisi Önerisi: Demokratik Katılımcı Ekonomi”, Nuray Sancar “Halkın Cumhuriyeti, Halk Demokrasisi”, Oğuzhan Kayserilioğlu “Demokratik Cumhuriyetin Güncelliği”, Perihan Koca “Güncel Bir Olasılık Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Rıza Türmen “Demokratik Bir Anayasanın Temel İlkeleri”, Şebnem Oğuz “AKP’li Yıllarda Siyasal Rejimin Dönüşümü”, Tayyip Temel “Kürt Sorununun Tarihsel Çözümü Bağlamında Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla sunum gerçekleştirecekler.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kadın ve LGBTİ+ düşmanlığında yeni sürecin kurucusu Diyanettir’-VİDEO

    ‘Kadın ve LGBTİ+ düşmanlığında yeni sürecin kurucusu Diyanettir’-VİDEO

    PİRHA- ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumunun ilk oturumunda modernleşme ve toplumsal cinsiyet konuları tartışıldı. Avukat İlhan Cihaner, “Toplumsal cinsiyet tartışmalarının Türkiye’de gereği kadar güçlü bir politik güç olmasının önündeki en temel engellerden birisi Diyanet’in bir kurucu kurum olarak yaptıkları” dedi. 

    Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği (ABKTD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) düzenlediği “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere” Sempozyumu devam ediyor.

    Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan sempozyumda üç gün boyunca Alevilik, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği tartışılacak.

    Sempozyumun ilk gününde, “Türkiye’de Modernleşme, Kurucu Rejim ve Toplumsal Cinsiyet” tartışıldı. Dr. Cemal Salman’ın kolaylaştırdığı oturumda Sema Semih, Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu ve Av. İlhan Cihaner konuştu.

    “CİNSİYET, BENİM İÇİN BİR BELA OLAGELDİ”

    Sema Semih, “Toplumsal Cinsiyet Krizi ve Cinsiyet Kimliği Mücadelesi” sunumunda toplumsal cinsiyetin tarihsel seyrini aktardı. Kendi hikayesinden başlayarak, “Benim kendimi tarifleyecek kavramlarım henüz yokken ben aslında ‘kız gibiydim’ tüm dünya için. İlerleyen yıllarda özgür olabilmek, hakikat ve adaleti ortaya koyabilmek için mücadele etmekten başka bir şansım olmadığını fark ettim” dedi ve ekledi: “Judith Butler’ın da dediği gibi cinsiyet benim için de bir bela olageldi. Kaçamıyorum cinsiyetten ve cinsiyetlendirilmekten. Bundan sonra da kaçamayacağım gibi duruyor.”

    Toplumsal cinsiyet kavramı ve biyolojik cinsiyet-toplumsal cinsiyet ayrımının 1960’larda seksologlar ve psikiyatristler tarafından transseksüel kişilerin varsayılan anormalliklerini açıklamak için ortaya atıldığını hatırlatan Sema Semih şöyle devam etti:

    “Transseksüelite üzerine araştırmalar yapan psikiyatri profesörü Robert Stoller’a göre toplumsal cinsiyet, bir kişinin sahip olduğu feminen ve maskülen özelliklerin oranına işaret ediyordu. Stoller’ın düşüncesinde doğuşta atanan cinsiyeti erkek olan bir kişi eğer baskın olarak maskülense, bu kişi normaldi. Eğer bu kişi baskın olarak feminense, ya da feminenliğe atfedilen cinsiyet özellikleri taşıyorsa, o zaman bu kişinin cinsiyetinin tıbbi bir müdahale ile normalleştirilmesi gerekmekteydi. Dönemin baskın ve basmakalıp toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretseler de Stoller ve bu alanda çalışan Harry Benjamin ve John Money gibi diğer isimlerin transseksüeller hakkında ortaya attığı görüşler cinsiyeti yeniden belirleme ameliyatlarının uygulanmasını mümkün kıldı. Hasta olmayan bedene müdahale etmek istemeyen cerrahların trans geçiş ameliyatlarını gerçekleştirebilmek için bilimsel bir gerekçesi olmalıydı. Psikiyatri alanında trans “vaka”lar üzerine yapılan çalışmalar, geçiş ameliyatlarının tıbbi olarak gerekli görülmesinin meşru zeminini oluşturdu. Transları hasta olarak nitelendiren bu yaklaşımlar aynı zamanda interseks çocukların bedenlerine yapılan- şüphesiz ki hayatlarının ilerleyen dönemlerinde ciddi travmalara yol açan cerrahi müdahalelerin de maalesef önünü açtı.”

    “KİMLİĞİ KÜLTÜREL VE HUKUKİ OLARAK TANINMALI”

    Semih, ikinci dalga feminizmin hâkim olduğu 1960’lı yıllarda feminist kuramda epistemolojik bir değişim yaşandığını da ekledi. Semih, Türkiye’de toplumsal cinsiyet temelli mücadele açısından da 1987 yılının önemli olduğunu belirtti. Yoğurtçu Parkı’nda “Dayağa Karşı Yürüyüş” ve Gezi Parkı’nda eşcinsel ve transların şiddete karşı açlık grevini hatırlattı.

    Biyolojik özcülükten beslenen, ikili cinsiyet algısına dayanan ve trans öznelliğini yok sayan yaklaşımları vurgulayan Semih, “Bugün insan biyolojisi üzerine yapılan çalışmalar göstermektedir ki, bir kişinin cinsiyetini biyolojik olarak açıklayan pek çok bileşen vardır: kromozomlar, genetik yapı, hormonlar, endokrin sistemi, üreme kapasitesi, üreme organları, cinsel organlar ve tüm bunlarla ilişkili olan diğer iç organlar. Bu unsurlar her bir kişide tutarlı değildir ve değişkenlik göstermektedir. Küresel trans hareketin en temel talebi kişinin toplumsal cinsiyet kimliğinin kültürel ve hukuki olarak tanınması ve bireyin kendisini ait hissettiği ya da ifade ettiği cinsiyet ile toplumdan saygı görmesidir. Toplumsal cinsiyet kimliği bir kişinin toplumsal cinsiyetine dair kendi derin içsel ve bireysel hissidir. Kişinin doğuşta atanan cinsiyetine karşılık gelebilir ya da gelmeyebilir. Aslına bakarsanız dünyada ne kadar insan varsa o kadar cinsiyetten bahsedebiliriz” dedi.

    “TÜRKİYE MODERNLEŞMESİNİN CİNSİYETLENDİRİLMİŞ SINIRLARI”

    Doç. Dr. Sevgi Uçan Çubukçu da, “Türkiye Modernleşmesinin Cinsiyetlendirilmiş Sınırları ve İhlalleri” üzerine konuştu. “Feminist hareketler ve feminist düşünce, coğrafyamızda tarih boyunca kayda değer birçok olay yaşamıştır” diyen Çubukçu, “Bu kırılma noktaları Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Dönemi ile başlamış ve modern Cumhuriyetin oluşumu ile devam etmiştir. Bu dönemde, modernleşme paradigması içinde eşitlik de dahil olmak üzere hem kamusal hem de özel alanda kadınların yaşamlarında önemli yasal değişiklikler oldu” dedi.

    “İDEAL İYİ ANNE VE  İYİ EŞ”

    1913’te kadınların, Telgraf şirketinde kadınların çalışması için ilk oturma eylemi yaptığını hatırlatan Çubukçu, “Osmanlı Türkiye döneminde kadınların başta talebinin neden oy hakkı değil de çalışma ve eğitim hakkı olduğunu tam da bu örneklerle anlayabiliriz. Cumhuriyet öncesindeki bu talepler cumhuriyet döneminde karşılık buldu ve kamusal alanda bir değişim yaşandı ama özel alandaki ilişkiler, hiyerarşiler değişmedi. İyi annelik ve iyi eşlikle nasıl bir ideal kadın tanımı yapıldığı ve tüm topluma yansıtıldığını belirtmek gerekir” dedi.

    Çubukçu ayrıca Cumhuriyet döneminde birçok feminist kadının nasıl sessizleştirildiğini de aktardı.

    “KADIN VE LGBTİ+ DÜŞMANLIĞINDA YENİ SÜRECİN KURUCUSU DİYANET”

    Son konuşmacı Av. İlhan Cihaner ise “Kurucu Rejimin Toplumsal Cinsiyete Bakışı: Devrim-Reform?” başlıklı sunumunu yaptı. Toplumsal cinsiyet tartışmalarında Macaristan ile Türkiye’nin birbirinin fotokopisi gibi olduğunu vurgulayan Cihaner, “Geldiğimiz noktada toplumsal cinsiyet tartışmalarının Türkiye’de gereği kadar güçlü bir politik güç olmasının önündeki en temel engellerden birisi Diyanet’in bir kurucu kurum olarak yaptıkları. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın LGBTİ+ ve kadın düşmanlığındaki yeni sürecin belirleyenlerinden olduğunu görüyoruz” dedi.

    “KADIN HAREKETİNİN SİYASETLE BAĞININ KURULMASI LAZIM”

    Dinsel eğitimin ileride daha büyük sorunlara yol açacağını da vurgulayan Cihaner, kadın-erkek eşitliği tartışmalarında sınıfsal boyutun göz ardı edildiğini de söyledi. “İşsizliğin aslında özünde bir kadın sorunu olduğunu görüyor olmamız lazım” diyen Cihaner, şöyle devam etti:

    “Eğer dünyada ücretlendirilmeyen ev içi emek ücretlendirilmiş olsaydı dünyada üretilen tüm değerin yüzde 70’inden fazlası olacaktı. Oysaki toplumsal cinsiyet rollerinin kadına biçtiği rol dışarıda çalışsa da çalışmasa da ev işlerini ücretsiz olarak yapması anlamına geliyor. Cumhuriyetle birlikte kadın hakları konusunda çok iyi bir başlangıç yaptığımızı ancak sonrasında bunun ne bir devrime ne de reforma dönüşmediğini çok açık bir şekilde söyleyebiliriz.”

    Siyasi partilerde kadın temsilinin yetersizliğini de eleştiren Cihaner, “Kadın hareketinin siyasetle bağının mutlaka ama mutlaka kurulması lazım. Siyasal rejimin belirleyici ana unsurlarından birisi toplumsal cinsiyet ve onun belirlediği dinamikler” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Aleviler; Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumu başladı-VİDEO

    ‘Aleviler; Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumu başladı-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumlarının İzmir’de düzenlendiği, ‘Aleviler; Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumu başladı.

    İzmir’de ‘Aleviler; Din, Beden, Cinsiyet ; Neşeden Kedere’ sempozyumu bugün başladı. Alevi hareketinin bileşenleri olan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Narlıdere Cemevi öncülüğünde düzenlenen sempozyumun ilk günü yoğun katılımla başladı. Sempozyum, 14-15 Mayıs’ta da devam edecek.

    Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan sempozyumda üç gün boyunca Alevilik, toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği tartışılacak.

    Sempozyum, bugün (13 Mayıs) düzenleyici kurumlar ve sempozyum koordinasyonu adına açılış konuşmaları ile başladı. Kurum temsilcileri açılış konuşmalarında İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını eleştirdi.

    “KADINLAR OLARAK SUYA TAŞ ATTIK”

    3 gün sürecek sempozyumun açılış konuşmasını yapan Alevi aktivist ve Gazeteci Çilem Küçükkeleş, Alevi örgütlerinin ilk defa böyle bir sempozyumda bir araya geldiğini söyledi. Küçükkeleş, Alevi kadınların bu sempozyum ile bir ‘Ne Yapılabilir’e dair adım olduğunu vurgulayarak, “Büyüklerimiz gayret ederek sonuç alabilirsiniz derlerdi. Bugün de bir gayret içerisindeyiz. Daha önce örgütlü güçlerimizin çağrısıyla yapılan bir sempozyum olmadı. Bu sempozyumu diğerlerinden değerli kılan burada konuşmaya başlayarak yeni bir şeyi öreceğiz. Ne yapabiliriz diye somaya yönelik ilk adımı atıyoruz. Suya taş attık ve suyu üzerimize sıçratmaya karar verdik. Bu adım aynı zamanda birleşmeye yönelik bir adım. Bu üç örgütümüzün karar verdiği, yol yürüdüğü bir başlangıçtır” dedi.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ ERKEKLEŞTİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği önceki dönem genel başkanı Gani Kaplan ise Alevi örgütlerinin erkekleştiği eleştirisinde bulunarak, “Alevi örgütlenmesi tarihinde büyük bir iş yapıyor. Birçok kadın cinayetinin olduğu, Alevi örgütlerinin erkekleştiği bir dönemde bu çalışma değerlidir. Bir tek kişinin ağzından çıkan kelime ile İstanbul Sözleşmesi kaldırılıyor. Cezaevindeki insanlar iyi hal indiriminden dışarıya çıkıyor. Alevi erkeklerin iğneyi kendisine batırma zamanı geldi. Örgüt yöneticiliği bizim işimizdir diyoruz. Alevi örgütleri olarak çok erkekleştik. Dini eğitim kıskacı adı altında çocuklarımız namaz kılmaya zorlandı, işkence gördü. Alevilerde aile içi şiddet, kadına şiddet var mı? Var. Bu bizler için de bir gerçektir. Alevi örgütlerinin her geçen gün erkekleştiği bu dönemde böyle bir sempozyum çok önem taşıyor. Böyle bir sempozyumu düzenlerken çuvaldızı kendimize de batırmamız gerekiyor. Biz Alevi erkekleri, kürsülerde konuştuğumuz kadar demokrat değiliz. Bunu tespit etmemiz ve değiştirmemiz gerekiyor. Bu sempozyumun dalgası örgütlerimize yansısın istiyoruz” diye konuştu.

    AYSEL TUĞLUK’A DİKKAT ÇEKİLDİ

    Kaplan’dan sonra sempozyum destekleyicilerinden İzmir Büyükşehir Belediyesi temsilcisi, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini hatırlatarak kadın-erkek eşitliğine dikkat çekti. Ardından Prof. Dr. Eser Köker, sempozyumun açılış bildirisini sundu. Köker, İstanbul Sözleşmesi’nden Gezi davasındaki cezaları toplumsal bir dehşet sarmalında olduğumuzu vurguladı. Aysel Tuğluk’a cezaevinde yaşatılan şiddeti hatırlatarak, “Yaşayarak direnen kadınların Kürtçe öykülerini çok önemsiyorum. Ancak onları duyabildiğimiz zaman, onlarla beraber düşünebildiğimiz zaman onu kendi tecrübemiz haline getirebilir, yeni kuşaklara bu deneyimi aktarabiliriz” dedi.

    Köker, Alevi inancındaki şifalı bilge kadın imgesine de değinerek, “Bu neoliberal dünya düzeninde beden üzerindeki tahakkümü neredeyse pazar haline getiren sağlık sisteminde bizim şifa bulmaya, şifacı kadınlara ihtiyacımız var” dedi ve feminist ütopyalardan bahsetti.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

  • Alevi kurumlarından, ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet, Neşeden Kedere’ adıyla sempozyum

    Alevi kurumlarından, ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet, Neşeden Kedere’ adıyla sempozyum

    PİRHA- Alevi kurumları 13-14-15 Mayıs tarihlerinde İzmir’de “Aleviler, din, beden, cinsiyet, neşeden kedere” konularını içeren bir sempozyum düzenleyecek.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Narlıdere Cemevi öncülüğünde “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyeti, Neşeden Kedere”adıyla sempozyum düzenlenecek.

    Alevi kurumları tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bizler, Alevi kurumları olarak korkularımıza teslim olmadan, kimseyi esirgemeden, herkesin huzurunda, aynayı kendi yüzümüze tutmaya, Ali’yi gördüğümüz aynada Ali’nin siluetini var eden Fatma Ana’mızın nurunu öne çıkarmak, ardından o nura layık  yeni adımlar atmak için 13-14-15 Mayıs’ta İzmir’de buluşuyoruz. Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet, Neşeden Kedere’ adıyla gerçekleştireceğimiz sempozyumu kaçırmak istemeyen dostlarımıza şimdiden takvimlerini işaretlemelerini öneriyoruz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL