Etiket: şenal sarıhan

  • 28 Aralık’ta yapılacak mitinge çağrı: Herkesin kardeş olduğu bir ülke istiyoruz -VİDEO

    28 Aralık’ta yapılacak mitinge çağrı: Herkesin kardeş olduğu bir ülke istiyoruz -VİDEO

    PİRHA- 28 Aralık’ta Tandoğan’da yapacakları miting öncesinde basın açıklaması yapan Yurttaşlar Birlikteliği, “Umudu dile getirmek için, umudu yükseltmek için ve yükselttiğimiz sesimizi iktidara, yönetenlere duyurmak için 28 Aralık’ta saat 11’de AKM toplanıp yürümeye başlayacağız” dedi.

    Birçok sendika, sivil toplum örgütü ve meslek kuruluşu ile oluşturulan Yurttaş Birlikteliği, 67 katılımcı ve çağırıcı kuruluşun yer alacağı, “kadın, çocuk, engelli, emekli, işçi, hayvan hakları ve ekoloji” konulu mitingi 28 Aralık’ta Ankara’da Tandoğan Meydanı’nda  gerçekleştirecek.

    Mülkiyeliler Birliği’nde basın açıklaması yapan Yurttaş Birlikteliği, herkesi 28 Aralık’ta düzenlenecek mitinge katılmaya çağırdı.

    “HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK İÇİN YOLLAR ARIYORUZ”

    Ülkenin özellikle son yıllarda karanlığa doğru gitmesinin acısı en yoğun olarak yurttaşların hissettiğini belirten Şenal Sarıhan, şunları söyledi:

    “Açlık var, yoksulluk var, işsizlik var, katliamlar var, çocuklarımızı kaybediyoruz, bebekleri kaybediyoruz, kadınları kaybediyoruz, doğayı kaybediyoruz. Kaybettiğimiz o kadar çok şey var ki bütün bunların arasında bir araya gelmek ve hep birlikte mücadele etmek için de yollar arıyoruz. Tek aracımız demokratik kuralları işletmek. Bizim söz hakkımız var yurttaşlar olarak, toplanma özgürlüğümüz var, ifade özgürlüğümüz var. İşte bu özgürlüklerin tümünü birlikte değerlendirebileceğimiz bir miting için Türkiye’nin değişik yerlerinde toplantılar düzenledik. Hayır demenin zamanıdır dedik. Ne yazık ki eylülden bu yana yeni yeni acılar yaşandı. Kaz Dağlarına bir kadınken bin kadın gitti. Orada ekolojik haklar için mücadele etti. Madenler bölgesinde yitirdiğimiz gençler, insanlar oldu. Daha geçmiş acıları kapatmamışken pek çok yerde can kıyımına da tanıklık ettik. Bütün bu süreç içinde işsizliğin, yoksulluğun tırmandığı bu günlerde, eğitimin tamamen laik bir çizgiden uzaklaştığı bugünlerde, eğitim hakkı için mücadele eden eğitim sendikalarımız, öğrencilerin kendi eğitim hakları için verdiği mücadele bunların yanına gelmiş olan kadınların yaşam hakkı mücadelesi ve derken bir başka şeyle karşılaştık; yurttaşın siyasi haklar konusundaki iradesi de elinden alınıyor. Yerel seçimlerin sonucunda kazanılmış olan belediyelere kayyum atanıyor. Bu bizim için eski bir hikayedir. Geçmişten de biliyoruz bu olguları. Ama seçme ve seçilme hakkı demokratik hakların en temelidir. O zaman bu konuda da yurttaşların söylemesi gereken bir sözü olması gerekir diye düşündük. Engelli arkadaşlarımızın hakları için de ayağa kalkmak gerekir dedik. Engelli çocuk sahibi olan ailelerin çocuklarının yaşamlarına son verip sonra kendilerinin de yaşamlarına son verdiğine tanıklık ettik.”

    “KARDEŞÇE HALAYA DURACAĞIZ”

    “Biz ülkede güzel günler bekliyoruz” diyen Sarıhan, şunları kaydetti:

    “Şu mavi dökün altında hepimizin gülümseyebileceği, birlikte olabileceği, kadın erkek ayrımının, cinsiyet ayrımının olmadığı Kürt, Türk, Abaza, Çerkez ayrımının olmadığı, herkesin kardeş olduğu, herkesin birlikte olduğu, hepimizin sevinçle, sevgiyle kucaklaştığı bir Türkiye istiyoruz yurttaşlar olarak. Burada demokratik kitle örgütleri temsilcileriyiz ama esas kimliğimiz yurttaşlıktır. Umudu dile getirmek için, umudu yükseltmek için ve yükselttiğimiz sesimizi iktidara, yönetenlere duyurmak için 28 Aralık’ta saat 11’de AKM toplanıp yürümeye başlayacağız. Nereye? Tandoğan’a. Geçmişte milyonları topladığımız o güzelim alana hep birlikte gideceğiz ve kardeşçe halaya duracağız.”

    “TÜİK’İN RAKAMLARININ DAHİ ALTINDA OLAN BİR DEĞERLENDİRME YAPILDI”

    Asgari ücret sorununa ilişkin konuşan Sarıhan, “Siz yoksulluğa mahkumsunuz yoksul olun, karnınızı doyurmayın. Sadece öte dünyaya bağlanın. Açlıkla, sefaletle yaşayın. Herhangi bir kültür olanağına kavuşmayın. Okumayın, yazmayın, tiyatroya gitmeyin, sinemaya gitmeyin. Bunlar lüks şeylerdir. Karınızı doyurduğunuzda şükredin’ der gibi bir açıklama yapıldı. TÜİK’in rakamlarının dahi altında olan bir değerlendirme yapıldı” diye belirtti.

    “ADALET, BARIŞ, EŞİTLİK VE LAİKLİK İSTİYORUZ”

    10 Ekim Katliamı davasının da Sivas Madımak Katliamı davası gibi zaman aşımı kararına götürülmeye çalışıldığına vurgu yapan Şenal Sarıhan, “Aynı zamanda adil yargılanma haklarımızın da ihlal edildiği bir dönemdeyiz. Bugün iki önemli duruşma var adliyelerde. Dün bir başka bir katliam 103 canımızı yitirdiğimiz bir katliam duruşması hazirana bırakıldı. Yani zaman aşımına doğru götürülüyor, Alevi topluluğunun özenle izlediği, demokratik kamuoyunun özenle izlediği Sivas Katliamı davasında olduğu gibi. 6 aylık ertelemelerle zaman aşımına terk edilmeye hazırlanan, hak kapıları kapanan, adalet kapıları kapanan bir yargı süreciyle de karşı karşıyayız. Ama biz tekrar ediyoruz. Adalet istiyoruz, biz barış istiyoruz, biz eşitlik istiyoruz ve laiklik istiyoruz” diye konuştu.

    “KÖTÜ BİR YILI UĞURLAYIP YENİ YILI SELAMLAYACAĞIZ”

    Turan İçli ise, “Üzerimizde mavi yelekler var. Neden mavi çünkü kapkara bir dönemden geçiyoruz. Bu karanlığın ve karamsarlığın karşısına biz maviyi koyuyoruz. 2025 yılında Türkiye’yi mavi boyayacağız. 2024 yılını kitlesel bir şekilde uğurlamak istedik. Kötü bir yılı uğurlayıp yeni yılı selamlayacağız” dedi.

    Açıklamanın ardından yurttaşlar söz alarak sıkıntılarını dile getirdi. Konuşmaların ardından ise mitinge çağrı yapmak amacıyla bildiriler dağıtıldı.

    PİRHA\ANKARA

  • İnsan Hakları Ödülü Akademisyen Gül Erdost’a verildi-VİDEO

    İnsan Hakları Ödülü Akademisyen Gül Erdost’a verildi-VİDEO

    PİRHA- ‘İnsan Hakları Onur Ödülü’, 12 Eylül’de Mamak Cezaevi’nde dövülerek katledilen İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost’a verildi. Programda konuşan Emel Uzman, Gül Erdost’un binlerce çocuk ve kadının yaşamında önemli izler bıraktığının altını çizdi.

    29 Ekim Kadınları Derneği Genel Merkezi, 12 Eylül’de Mamak Cezaevi’nde dövülerek katledilen Yayıncı ilhan Erdost’un eşi Gül Erdost’un acılarını, insan hakları mücadelesi ile aşan kararlı tutumunun örnek oluşturduğu gerekçesi ile bu yıl İnsan Hakları Ödülünü Gül Erdost’a verme kararı almıştı.

    İnsan Hakları Ödül töreni Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapıldı. Başkanlığını Şenal Sarıhan’ın yaptığı 29 Ekim Kadınları Derneği, bu yıl ‘İnsan Hakları Onur Ödülü’nü 12 Eylül’de katledilen Yayıncı İlhan Erdost’un eşi Gül Erdost’a verdi.

    “İLHAN ERDOST 7 KASIM 1980’DE KATLEDİLMİŞTİR”

    78’liler Ankara Şube Başkanı Emel Uzman, 70’li ve 80’li yıllar bu topraklarda çok acılar ve izler bıraktığını belirterek,  “Zaman içinde toplumun ortak kayıpları vardır. Yaşamda hedefimiz, bizim gibi insanlık tarihi için mücadele edenlerin hedefi iyi iz bırakmaktır. Hem bu topraklar için hem de hocanın yakınları için çok değerlidir bu mücadele. Bir de kötüler vardır adı geçtiğinde insanın kaşlarını çaktıran, midesini bulandıran, kalem kıranlar, tekme vuranlar… İşte böyle bir günün acı anılarından çıkmış gelmiştir Gül Erdost. Dillere destan bir sevginin, güzel bir ailenin bitişini hazırlamaya çalışan o postallar, acının derinliği ile Gül Erdost’un insan hakları, kadın hakları mücadelesinin yolunu genişletmiştir. Belki acıyı bal eylemektir kimine göre bunun adı, kimine göre İlhan Erdost ve Gül Erdost’un birbirlerine verdiği sözü yerine getirmektir. Abi Muzaffer Erdost ile bizi aydınlatmak üzere son yayınlarıyla Onur Yayınlarının sorumluluğunu üstlenen İlhan Erdost pek çok kişi gibi Kenan Evren’i de kızdırmıştır. 1980 faşist darbesi onları yasak yayın bakmak ve bulundurmak iddiasıyla gözaltına almıştır. 7 Kasım 1980 günü çok yakın tanıdığımız postallar tarafından ve o postallara talimat verenler tarafından katledilmiştir. Ülkede bazı yılların izleri hiç silinmez, bunlar elbette acılar bırakmıştır zihinlerde. 70’li yıllar, 80’li yıllar böylesi bir tarihtir aslında bu topraklarda çok acılar ve izler bırakan. Gencecik fidanların toprağa düştüğü, dar ağaçlarının kurulduğu yıllardır. Halbuki sol değerlerin ülkeye yayıldığı, sevgilerin yaşandığı, barış isteminin yükseldiği yıllardı o yıllar, rahatsız etmiştir iktidar sahiplerini. Elbette emperyalist ülkeler okyanus ötesi zile basmıştır ve dinmeyen acıları yazmıştır Anadolu topraklarına. Devrimci 78’liler Federasyonu tarafından utanç müzesi hazırlanırken açılan bir bavuldan içinden çıkan palto, pantolon, bir kazak bu acıların izleri” dedi.

    “GÜL ERDOST BİNLERCE ÇOCUK VE KADININ YAŞAMINDA ÖNEMLİ İZLER BIRAKMIŞTIR”

    Uzman, Gül Erdost’un bunca acıya rağmen, o acıların yanı başında dimdik duran kadın simgesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Genç, yaşlı, eğitimli, eğitimsiz, doğulu, batılı yoldaşlarımızın giysilerinin, eşyalarının sergilendiği salonda bunca acıya rağmen, o acıların yanı başında dimdik duran kadın simgesidir Gül Erdost. Yaşanan acıların içinden tohumlar çiçek açtı nasıl mı? Sorunun bir yanıtıdır Güler Dost. Sadece kendisi değildir güçlenen; biri elinden tutan, biri eteğinden tutan iki çocuğu da sarmaşık gibi sarıp sevgiyle güçlendirip birlikte yürümüşlerdir bu yolculukta. İlhan ve Gül Erdost’un aile muhabbetlerinde göz göze söylenen deyişlerinin yanına türküler ve Alaz’ın gözleri eşlik etmiştir. Birlikte büyümüş, birlikte güçlenmiştir bu kadınlar. Bu yürüyüş kadın dayanışmasının bir örneğidir. Bu yürüyüş Mirabel kardeşlerin bize temsil ettiği inançı, iyimserliği izdüşümüdür. Topraklarımıza bazı kadınlar da tarih yazmaktadır. Güçlü bir biçimde ayakta kalan Gül Erdost binlerce çocuk ve kadının yaşamında önemli izler bırakmıştır. Çocuk yaşta evlilikler konusu bu başlığın en önde gelenidir. Kendini insan merkezine alan bir geleneğin emanetçisi gören ve insanlık sevgisiyle güzel günler bırakmanın mücadelesi verdiğini veren bir iz bırakmıştır. Örnek yaratmıştır ardından gelen kadınlar için. Köy dememiş, kent dememiş yaşanan acılarına ortak olmuştur kadınların ve çocukların. İnandığı barış içinde bir dünyanın özlemini gerçekleştirmeye çalışırken, gamzelerinin altına gözyaşını gizlemiştir. Konuşmanın bitiminde bu ödülün nedeni olduğunu anlattığım özel anıların dışında kadınların yaşamlarına dokunan Erdost’un toplumsal çalışmaları yaşam alanlarımızı, bedenimizi, cinsiyetimizi tanımamız, çalışma yaşamı ve bize dayatılan cins ayrımcılığını körükleyen fabrika ayarlarını değiştirip ve dönüştürmek için gelenek ve göreneklerin kadınlar üzerindeki baskıya direnç göstermesi için örgütlenmeyi ve dayanışmayı işaret etmiştir bu yol haritası.”

    Gül Erdost’a ödülünü Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner verdi. Ödül töreninin ardından Aysel Çiçek ve Gül Erdost dinleti sundu.

    PİRHA/ANKARA

  • “Yurttaş Birlikteliği” ilk mitingini 28 Aralık’ta yapıyor

    “Yurttaş Birlikteliği” ilk mitingini 28 Aralık’ta yapıyor

    PİRHA-Yurttaş Birlikteliği, 28 Aralık 2024’te Tandoğan’da yapacakları miting öncesi basın açıklaması yaptı.

    Ankara’da 54 bileşenle kurulan “Yurttaş Birlikteliği, yaptığı açıklamayla 28 Aralık’ta yapacakları mitinge çağrı yaptı. 28 Aralık 2024’te AKM önünde 11.00’da buluşularak, Anadolu Meydanı (Tandoğan)’na yürünecek. Miting 13.00’da başlayacak.

    “28 ARALIK’TA ALANLARDAYIZ”

    Avukat Şenal Sarıhan, 54 örgüt adına “Yurttaş Birlikteliği”nin açıklamasını basın ve kamuoyu ile paylaştı:

    “Kamuoyunu derinden sarsan; Narin ve Sıla Bebek cinayeti, özel hastanelerdeki yenidoğan bebeklerin katledilmesi, beş çocuğun yanarak ölümü, en son engelli çocukların devlet yurdunda işkence ile öldürülmesi, ülkemizde şiddetin vahşete dönüştüğünün yeni örnekleri oldu.
    Sokak ortasında her gün kadınlar öldürülüyor. Çocuklar, hayvanlar katlediliyor. Çocuklarının geleceğinden umudunu kesmiş ana-babalar, engelli evlatlarını öldürdükten sonra intihar ediyorlar.
    Sermayenin doymak bilmeyen hırsı yüzünden doğa talan ediliyor, işçiler, emekçiler ve engelliler açlık sınırının altında maaşla adeta ölüme terk ediliyor. Köylü emeğinin karşılığını alamıyor, küçük esnaf yok oluşa gidiyor, halk, ırk, din, dil ve etnik kökenlerine göre ayrıştırılıyor, eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi temel haklara dahi erişemiyor.”

    “HALKIMIZ KORKUTULMAK İSTENİYOR”

    “Ekonomik çöküş ve yoksulluk devam ederken, kazanılmış haklarımız birbir elimizden alınıyor” diyen Şenal Sarıhan, “Tüm kurumlar hızla çürüyor, eğitim dinselleştiriliyor, halk iradesi ile seçilen belediye başkanlarının yerine hukuk dışı ve keyfi kararlarla tepeden kayyum atanıyor. Erkler ayrılığı kaldırılıyor, yasama organı etkisizleştiriliyor, adalete ulaşmak imkansızlaşıyor, bu olumsuz gidişe tepki gösteren aydınlar, siyasetçiler, gazeteciler etki ajanlığı suçlamasıyla susturulmak ve halkımız korkutulmak isteniyor” dedi.

    “DAYANIŞMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Yurttaş Birlikteliği, 54 örgüt olarak bir araya gelerek 28.12.2024 tarihinde meydanlara çıkacaklarını belirtti.

    Açıklamayı okuyan Sarıhan, şunları ekledi:

    “Anayasamızda tanımlanan ancak kırıntısı bile kalmamış olan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik ve barış en acil ihtiyaçlarımız. Yurttaşlar olarak haklarımızı savunmak için harekete geçiyoruz. Kitle örgütleri, sendikalar ve meslek kuruluşlarından oluşan ekte sunduğumuz 54 örgüt bir araya geldik, haklarımız için birlikte haykıracağız. 28.12.2024 tarihinde meydanlara çıkacağız. Demokratik – laik cumhuriyete sahip çıkmak, birlikte daha güçlü olabilmek ve haklarımızı alabilmek için bütün yurttaşları aramıza katılmaya ve dayanışmaya davet ediyoruz.”

    KATILIMCI VE ÇAĞIRICI KURULUŞLAR

    – 29 Ekim Kadınları Derneği
    – 2017 Tüm Emeklilerin Sendikası
    – 2021 Tüm Emekliler Sendikası
    – Alevî-Bektaşî Federasyonu
    – Anadolu Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği
    – Anadolu Güç Birliği
    – Ankara Cumhuriyet Okurları –CUMOK
    – Ankara Dayanışma Derneği
    – Ankara Divriği Kültür Derneği
    – Ankara Kadın Ressamlar Derneği
    – Artvin Kültür Yardımlaşma Derneği
    – Aydos Dernekler Federasyonu
    – Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği
    – Birinci Vazifem Derneği
    – Birleşik Kamu-İş
    – Cumhuriyet İçin Mücadele Birliği
    – Çayyolu Güç Birliği
    – Çiğdemim Derneği
    – Çorum Hitit Federasyonu
    – DİSK Emekli-Sen
    – Eğit-Der
    – Eğitim-Sen
    – Emekli Meclisleri Sendikası
    – Erzurum Dernekleri Federasyonu
    – Hacı Bektaş Eğitim ve Kültür Derneği
    – Halkevleri
    – İnsan Hakları Derneği
    – İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Ünv. İ.İ.B.F. Mezunları Derneği Ankara Şube
    – Kahramanmaraş Dernekleri Federasyonu
    – Kars Demokrat Dernekler Federasyonu
    – Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu
    – Köy Enstitüleri Çağdaş Eğitim Vakfı
    – Laiklik Meclisi
    – Mali Müşavirler Muhasebeciler Birliği Derneği
    – Mobbingle Mücadele Derneği
    – Müdafaa-i Hukuk Vakfı
    – Mülkiyeliler Birliği
    – ODTÜ Mezunları Derneği
    – Ovacık Kendin Yap Dayanışma ve Kültür Derneği
    – Ozan-Der
    – Öğret-Der
    – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı
    – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
    – Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği
    – Sosyal Demokrasi Derneği
    – Şiddetsiz Toplum Derneği
    – Tarım Orman-İş Sendikası
    – Tunceli Dayanışma ve Kültür Vakfı
    – Türk Kadınlar Birliği
    – Tüketici Hakları Derneği
    – Türkiye Emekliler Derneği
    – Türkiye Ormancılar Derneği
    – Veli-Der
    – Yozgat Demokrat Dernekleri Federasyonu

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında geçen günlerde suç duyurusunda bulundu. İddialara cevap veren Av. Şenal Sarıhan, davanın her aşamasından ailelerin haberdar olduğunu belirtti. 

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında aileler adına tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    Av. Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “1993’TE SÖZCÜ AVUKATLARDAN BİRİ OLARAK GÖREVLENDİRİLDİM”

    Katliam yaşandığı zaman Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında oluşturulan müdahil avukat grubunda sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildiğini hatırlatan Şenal Sarıhan, “1993 yılında ortaya çıkan bu katliam sonrasında ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum. Baroların hemen hemen bütünü, bizim derneğimiz aynı zamanda siyasi partilerin avukatları ve her birimiz bu katliam karşısında insanlığa karşı işlenmiş bir suçun var olduğu, aynı zamanda orada atılan ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ sloganları yönünden de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine de bir eylem olduğu gerekçesiyle bu davada taraf olmak istedi, yananların ailelerinin yanında olmak istedi ve bütün bu gruplar birleştik. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında, birliğin bünyesi içinde bir müdahil avukat grubu oluşturuldu. Ben o dönemde yaptığım görev nedeniyle sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildim” dedi.

    “KARABABA AİLESİNİN BANA DOĞRUDAN VERİLMİŞ VEKALETLERİ VAR”

    Vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için, ailelere bir kolaylık olsun diye Necati Yılmaz’a sorumluluk verildiğini belirten Sarıhan, “Necati Yılmaz arkadaşımız o tarihte bir demokratik kitle örgütü başkanıydı. Türkiye Barolar Birliğinden Sayın Önder Sav’ın ve hepimizin de hazır bulunduğu arkadaş topluluğu içinde vekaletlerin alınması ve vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için ailelere bir kolaylık olsun diye, aileler yorulmasınlar diye Necati Yılmaz arkadaşımıza sorumluluk verildi. Hatırladığım kadarıyla 300 veya 600’e kadar tevkil verildi. Ben de tevkil verilenlerden biriyim. Ayrıca bana verilmiş bireysel vekaletler de var. Özellikle Karababa ailesinin ve diğer aile bütün bireylerinin bende doğrudan verilmiş vekaletleri de var” diye konuştu.

    “KARABABA, BENİM O DAVADA AVUKAT OLDUĞUMU BİLİYORDU”

    Bu davanın 1993 yılından bu yana sürdüğünün altını çizen Sarıhan, ailelerin her aşamada bilgi sahibi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Yargılamada yani ilk yakalananlar yönünden yargılama 2002 yılı itibariyle sonuçlandı. Cafer Erçakmak ve arkadaşları diye devam eden dava ikinci dava olarak devam etti ve bu davanın bitiminden sonra yine o tarihte Karababa benim o davada avukat olduğumu kendilerinin ve bütün ailesinin avukatı olduğumun bilgisi içindeydi. Biz önce Türk hukuk sistemine göre Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak gerektiği için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önderliğinde ailelere çıkardığı çağırılarla, bir toplu vekaletle biz bu işleri sürdürmeye çalıştık. Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu. Sayın Karababa’nın da bu konuda bilgisi oldu. 20 yıllık süre dolmaya yakın insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zaman aşımı olmaz diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURMADAN ÖNCE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE GİTMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Şenal Sarıhan, Hüseyin Karababa’nın İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmadığı yönündeki iddialarına şu cevabı verdi:

    “Karababa’nın size yaptığı açıklamada benim böyle bir başvurum olmadığından söz ediliyor bu tamamen zaman aşımı sorunun insanlığa karşı işlenmiş suçlarda olmayacağı, yaşam hakkımızın ihlal edildiği 2’nci bir davamız daha oldu, 3 aşamada yürüyen dava. Bu onunla ilgili de uzayan yargılamada başvuruda bulunduk. Çünkü 30 yıla yaklaşmış oldu biliyorsunuz yakın zamanda da bitti. Hukuken Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan önce bizim İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz mümkün değil, bugünkü kurallar bunlar.”

    “BEN BU DAVANIN GÖNÜLLÜ AVUKATIYIM”

    Sarıhan, tazminat istendiği iddiasına ise şu yanıtı verdi:

    “Tazminat ailelerin mağduriyeti sebebiyle ortaya çıkan bir durum, yoksa ölüm karşılığı olan değil, onu zaten aldılar. O davada benim hiçbir rolüm de yok. O vakit bir grup arkadaşımıza yine görev verildi ve Sivas İdari Yargıya başvuruldu, oradan tazminatlara hükmedildi ve o tazminatları o ailelere, o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Ben ceza davasında sorumluluk alan arkadaşlardan biriydim ve bildiğiniz gibi bunu utanarak söylüyorum ama toplu davaların da kaderi budur. Ben 32 yıldır bu davayı takip ediyorum. Neredeyse bu davayı yürüten tek kişiyim. O tarihten bu tarihe bunu bir sorumlulukla, hem insanlığa karşı duyduğum bir sorumlulukla, hem ülkeme karşı duyduğum sorumlulukla hem de adalete karşı olan görevim sebebiyle sürdürüyorum. Bugün Hüseyin Karababa’nın mücadele etmesi gereken başka yerler varken benimle tartışmaya girmesini doğru bulmuyorum. Adeta benim bir tazminat peşinde olduğumu söylüyor. Herkes bilir ki ben bu davanın gönüllü avukatıyım. Gönüllülüğün ne anlama geldiğini burada anlatmaktan da utanırım.”

    “UTANILACAK YA DA HUKUKA AYKIRI HERHANGİ BİR EYLEMİM OLMADI”

    Hüseyin Karababa’nın iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şenal Sarıhan, “İlginç olan yıllardır biz Karababa’yla aynı mahkemelerde görev yapıyoruz. Geliyor, katılıyor sonuç olarak. Muratların olduğu (firari sanık Murat Songur ve Eren Ceylan) yeni biten davaya kadar, başından sonuna kadar ilk aşamalarda onu görmedim. Geçen yıl Karababa sürekli beni aşağılamaya, kamuoyu gözünde incitmeye, alçaltmaya çalıştı ve bu konuda benim de hakkımdır dava haklarımı kullanmak. Ben onların acılarına hürmet ederek bugüne kadar bunu yapmadım. 1 yıl önce bu arkadaşın vekaletinden ve ailenin de vekaletinden çekildim. Çünkü bana karşı bir güven sorunu varsa ben artık orada duramazdım ve ayrıldım. Şimdi kalkıp, 1 yıl değil 32 yıl sonra kalkıp da bizim bilgimiz dışında şöyle olmuş, böyle olmuş demek doğru değil. Bugün bütün ailelerin bilgisi içindedir, her şey Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bilgisi dahilindedir. Bu davanın sorumluluğunu almaya hazır olan bütün meslektaşlarımın da bilgisi vardır. Bu konuda utanılacak ya da hukuka aykırı herhangi bir eylem ve işlemim olmadığı inancındayım. Yine de onların acılarına saygı duyarım bu başka bir meseledir” diye ekledi.

    Av. Necati Yılmaz ise Hüseyin Karababa’nın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

     

  • Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusunda bulundu. Karababa, ifadesinde “Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde AİHM başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacaktır” dedi.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Ağabey Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    “ONAYIM DIŞINDA VEKALETNAME VERİLDİ”

    Hüseyin Karababa, şikayet nedeni olarak şu ifadelere yer verdi:

    “Necati Yılmaz, davayı bizzat takip etmediği gibi Ankara 16. Noterliğinin 14 Şubat 1994 tarih 06859 sayılı vekaletname ile 2. Şüpheli Şenal Sarıhan ve bir dizi başka avukata bana vekalet etmesi için bilgi ve onayım dışında vekaletname vermiştir. 1. şüpheli Necati Yılmaz 2018 yılında avukatlık mesleğini bırakmış noter olarak çalışmaya başlamış Böylece aslında vekillik görevi ve tarafımızın vekili olma hasebiyle verdiği vekaletnamede sona ermiştir.

    Hal böyleyken basında Anayasa Mahkemesine tarafımın da adı geçer şekilde tazminat başvurusu yapıldığına ve dosyanın ele alınacağına dair haberler yer alınca şaşkınlık yaşadım. Haberlerin çıkmasının hemen devamında 16.07.2024 tarihinde Anayasa Mahkemesine dilekçe ile başvurarak varsa adıma açılmış dosya veya dosyaların bilgilerinin ve belgelerinin birer örneğinin verilmesini talep ettim.

    Anayasa Mahkemesi tarafından bana verilen belgelerden adıma yapılmış 2014 / 1374 sayılı 12.08.2014 tarihli ve 2019/14527 sayılı 08 05 2019 tarihli 2 tazminat başvurusunun 2. şüpheli Şenal Sarıhan tarafından vekil sıfatıyla yapıldığını büyük bir şok ve şaşkınlıkla öğrendim. 2. şüpheli Şenal Sarıhan’a hiçbir zaman vekaletname vermediğim; dava ve Anayasa Mahkemesine başvuru için talimat vermediğim; hatta bu konularda kendisiyle hiçbir bilgilendirme ve iletişim içinde olmadığım için konuyu araştırdığımda; şüpheli Sarıhan’ın bilgim dışında birinci şüpheli Necati Yılmaz’dan adıma verilen vekaletname ile bu işlemleri yürüttüğünü Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda bulunduğunu öğrendim.

    Şüpheli Şenal Sarıhan’ın şüpheli Necati’nin verdiği vekaletnameye dayanarak yaptığı 2019 tarihli başvuru sırasında şüpheli Necati’nin artık avukatlık mesleğinin bırakmış olduğunu dolayısıyla bu vekaletnameye dayanarak işlem yapamayacağını belirtmeyi zorunlu görüyorum. Diğer yandan bu kadar önemli bir işlem olan Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda talimatım olmaması tarafımın hiçbir bilgisinin olmaması Ayrıca suç teşkil etmektedir.

    Tarafımca Anayasa Mahkemesine başvuru yapılsaydı dahi tazminat talebi değil; zamanaşımı kararı ile sonuçlandırılan dosyaya suçun ‘insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun tespiti ve zamanaşımı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunun tespiti’ dolayısıyla sanıklar hakkında ceza tayini talebiyle başvuru yapmayı düşüneceğimi de beyan ediyorum. Hal böyleyken talep ve bilgim dışında tazminat başvurusu yapılması hatta talep edilen tazminat miktarının dahi -ki talep edilen miktar ülkemiz ekonomik koşullarında çok komik bir miktardır- 2. şüpheli tarafından tek başına onay ve bilgimiz olmadan belirlenip talep edilmesi suç oluşturmaktadır.

    Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacak; büyük bir katliam davası böylelikle görevini kötüye kullanıp suç işleyen avukat şüpheliler eliyle kapatılmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kardeşi Gülsün Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, davanın avukatlarından Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmadan tazminat davası açtığı yönündeki iddialarına Av.Şenal Sarıhan cevap verdi. Sarıhan, “Bütün hukuki girişimlerimiz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım” dedi.

    Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, AYM’ye verdiği dilekçenin ardından yaptığı basın açıklamasında Madımak Katliamı Davası’nın avukatlarından Şenal Sarıhan’a ilişkin iddialarda bulunmuştu. Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmaksızın tazminat davası açtığını söyleyen Hüseyin ve Deniz Karababa, ayrıca Şenal Sarıhan’dan davacı olacaklarını belirtti. Av. Şenal Sarıhan hakkındaki iddiaları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HUKUKİ GİRİŞİMLERİMİZ AİLELERE BİLGİ VERİLEREK GERÇEKLEŞTİ”

    Davanın 1993 yılından bu yana avukat olarak görev yaptığını belirten Şenal Sarıhan, bütün hukuki girişimlerinin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleştiğini söyledi. Sarıhan şunları ekledi:

    “Katliam gerçekleştiğinde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)’nin genel başkanıydım. Derneğimizin kararı ile tüm savunma, avukat güçlerini Barolar Birliği’nin başkanlığı altında toplayarak davaya katıldık. Davanın birinci aşamasında sanıklar ceza aldılar. 38 sanık hakkında idam cezası verildi, diğer sanıklar farklı cezalar aldılar. Fakat duruşmalar sırasında tahliye edilenler ne yazık ki yurtdışına kaçırılmışlardı. Bunlarla ilgili dava tefrik edildi. Aynı tarihte yani ilk açtığımız davanın sanıklar yönünden ceza ile bitmesinin ardından yine bir grup avukat arkadaşımız idari davaya, Sivas İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Maddi ve manevi zararı, çocuklarını, yakınlarını yitirmiş olmaktan ötürü olayın yarattığı zararı anlattılar. Ve Sivas İdare Mahkemesi tazminata hükmetti, devleti kusurlu buldu.

    “AİLELERDEN HİÇ KOPUK OLMADIK”

    Ailelere bu para o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Yani bu bir haktı ve mağdurlara devlette tazminat verdi. Ancak aramakta olan sanıklar ile ilgili ayrıma yani tefrik etme deriz, dava devam etti. Süreç içinde Erçakmak ve arkadaşları davası başladı. Erçakmak ve arkadaşları davası da 2014 yılında kesin hükme bağlandı, onun üzerine ben bir avukat arkadaşım ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Çünkü artık dava ne yazık ki eski canlılığı ile ve kalabalık avukat grubuyla yürütülemiyordu. Bu tarihten önce ve bundan sonraki tarihlerdeki bütün hukuki girişimlerimizin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Biz ailelerden hiç kopuk olmadık.”

    “DAVANIN ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ ISRARLA İFADE ETTİM”

    Karababa ile karşılaştığını ve davanın özü ile ilgili yeterli bilgisi olmadığından ilginç istemlerde bulunduğunu söyleyen Sarıhan, “Örneğin Aziz Nesin ile ilgili olarak da dosyaya başvurdular. Oysa biz verilen cezada daha önce Aziz Nesin’nin tahrik edici olduğu gibi bir karar çıkmıştı, böyle olmadığını Aziz Nesin’in tahrik etmiş olsaydı İstanbul’da da Aziz Nesin’e yönelik katliamın gerçekleşebileceğini ifade ettik. Atılan sloganları ben atmadım, bütün görsel kayıtlarda var. “Şeriat isteriz. Laiklik gidecek, şeriat gelecek. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyen sloganlar dosyada vardı. Bu dosyalar çerçevesinde de o dönemde Türk Ceza Yasası’nın 146. maddesinin 1.fıkrası gereğince ceza verildi. 2. dosyamızda 2005 yılında insanlığa karşı suç da bizim yasalarımıza girmişti. Bu eylemin artık Türk Ceza Yasası’nda da yer alan ve zaten Uluslararası Sözleşmeler gereğince de bir insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı, Alevi toplumuna karşı düzenli bir saldırının da olduğunu, bu sistemli saldırıyı da dikkate alarak yapılması gereken şeyin insanlığa karşı suç olarak bu davanın zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini ısrarla ifade ettim” dedi.

    “ERÇAKMAK’IN MEZARI DNA TESTİ YAPILMASI İÇİN AÇILDI”

    Erçakmak’ın mezarının açılması hakkında da bilgi veren Şenal Sarıhan, “Bu davanın baş sanığı olan ve Aziz Nesin’i merdivenlerden iterken görüntüleri bulunan kişinin Fransa’da olduğu bilgisi vardı. Onu araştırırken bu şahısın Sivas’tan, kendi evinden cenazesi çıktı. Oysa bu tür davalarda aranan şahısların hem evlerine gidilir, aranır ve polis bilgi getirir hem de yurtdışında kırmızı bültenle arama ile ilgili safhalar dosyaya gelir. Sivas’tan Erçakmak’ın evinde olmadığı, bulunmadığı biçiminde dünya kadar bilgi gelmişti. Ama sonra kendi evinden cenazesi çıktı. Bunun üzerine ‘acaba bu şahıs kendini saklıyor mu?’ diye düşündük. Dayı diye yazılmıştı mezarına. Ben mahkemeden mezarın açılmasını talep ettim, mezar açıldı. Yine açıldı? DNA testi için açıldı. Şenal Sarıhan onu tanıyor mu? Tanımıyor mu? diye değil. Fakat Karababa ve avukatı, benim mezar açılınca ‘evet budur’ diyerek mezarı kapattırdığım gibi bir iddia da bulundular. Hukuk dışı, gerçek dışı bir iddiada bulundular. Sonuç olarak o şahsın yüzde 95 ya da 96 o olduğu ifade edildi. Yani bana karşı hangi nedenden kaynaklandığını bilmiyorum, bunun ideolojik bir temeli de olduğunu zannetmiyorum. Örneğin ilk mahkemede İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmenin koşulları yoktu çünkü olumlu sonuçlanmıştı ve komisyon vardı o zaman. Komisyon, İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek gibi bir başvuruyu gerekli görmedi. Burada biz maddi zarara uğradık diye itiraz eden bir arkadaştı bu arkadaş. Şimdi bugün, bu Erçakmak davasından sonra; insanlığa karşı suç olduğunu, zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini, yaşama hakkının ihlal edildiğini, uzayan yargılama olduğunu, pek çok sayıda ihlal olduğunu ifade ederek AYM’ye başvurduk ve tazminat isteminde de bulunduk” diye konuştu.

    “BU DAVAYI TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK OLARAL KABUL ETTİM”

    Şenal Sarıhan 2024 yılında, 3 sanıkla ilgili bir dava daha açıldığını belirtti. Sarıhan, 1 yıldır Karababa ve ailesinin avukatı olmadığını ancak 2014 yılında kendilerinin avukatı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Bunda da zaman aşımından düşürmeyin, ceza verin bu sanıklar hakkında çünkü bu sanıklar kaçak durumunda. Kaçak olan hakkında karar verebilirsiniz, hukuki bir işlemdir” dedik. Mahkeme ‘hayır’ dedi, ‘kaçağı soru sormamız lazım’ gibi bir iddia ile davayı zaman aşımına kadar taşıdı ve düşürdü. Bizim iddiamız ise bütün basını tarayın benim ne söylediğim, ne yaptığım ortada. Basın bu işlerden uzak değil. Dünya kadar tanıkla, dünya kadar duruşmalara giren insanla ve kamuoyu ile ben bunun insanlığa karşı suç olduğunu ve düşürülmemesi gerektiğini noktasında açıklamalarda bulundum. Son dava, 3 kişi ile ilgili görülen dava kesin hükme bağlanmadı. Kesin hükme bağlandıktan sonra da tekrar AYM’ye bütün mağdurlar gidebilir. Bu davada benim yaptığım farklı bir şey oldu, uzayan yargılamadan da başvurdum. Sadece uzayan yargılama, dava bitmediği için. Burada çok biçimsel bir manevi tazminat talebimiz var, maddi tazminat talebimiz yok. Bu davadan da aileler haberliydi.

    “VEKALET İNKAR EDİLEREK KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım. Bir başka mesele de ben bu davayı gönüllü olarak takip ettim. Hiçbir maddi ya da manevi tazminatta, hiçbir paraya elimi sürmüş değilim. Bir gönüllü avukat olduğum için herhangi bir talebim de olmamıştır. Bana onur vermiştir bu davayı takip etmek. Toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmişimdir. Hüseyin Karababa son dönemde bir de siyasi bir kılıf koymaya çalışıyor. Bu tartışmanın ben tarafı değilim. Ben dosyaya bakıyorum, hukuki delillere bakıyorum, hukuki deliller üzerinden konuşuyorum. Hukuk’un ne emrettiğini önemseyerek buna aykırı bir yargılama olduğunu iddia ederek başvurularda bulunuyorum. Hem bir insan hakları avukatıyım hem bir siyasi ceza avukatıyım şiddetle reddediyorum iddialarını çünkü gerçek değil, gerçek olsaydı, eleştiriyor olsalardı kabul ederim. O kabulü düzeltirim, o tür bir kişiliği de sahibim. Yanlış yapıyor olabilirim. Geçen sene Eylül aylarında bu kişinin ve ailesinin davasından çekildim. Şimdi avukatları değilim ve bunu Anayasa Mahkemesi’ne bildirdim, bunu Ceza Mahkemesi’ne bildirdim, kendilerine bildirdim. 1 yıldır avukatları değilim ama 2014’te avukatlarıydım. Ve şu anda da AYM’de avukatları değilim. İstedikleri gibi beyanda bulunabilirler.”

    “BU DOZUNU AŞMIŞ BİR İDDİADIR”

    Bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçlu olduğunu ve ailelerin davalarına sahip çıkmasından kaynaklı 31 yıldır mücadele ettiğini vurgulayan Şenal Sarıhan, “Ayrıca 2014 yılından beri ben de ortadayım, dosya da ortada eğer isteselerdi kendileri de kendi başlarına başvuru yaparlardı, beni çıkarırlardı, ‘seni istemiyoruz’ derlerdi. Şimdi bugün bir süredir devam etmekte olan bir muhakkak siyasi bir kaygı taşımakta olan ya da başka bir politik kaygı taşımakta olan bu açıklamaları kabul etmiyorum. Tazminat istemiyorlarmış, istemiyorlarsa yazarlardı dilekçeyi. Zaten mahkemenin tazminat verip vermeyeceği de belirsiz, çoğu zaman vermez. Biz uzayan yargılama, yaşam hakkı ihlali, insanlığa karşı suç olması sebebiyle adil yargılama hakkının gerçekleşmediği gibi noktalarda itirazlarımızı sunduk. Bunlar tamamen hukuki gereklerdir. Ben acılarına saygılıyım, onların acılarını onlar kadar duyuyorum çünkü her ne kadar kişisel olarak kayıpları varsa da bu toplumsal bir kayıptır ve ben bu davada esas olarak yeni katliamlar olmasın, cezalarını alsınlar diye mücadele ettim. Ve bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçluyum, benim hep yanımda oldular, hep birlikte olduk. Onlar zaten davalarına sahip çıkmasalardı, ben gönüllü bir avukat olarak 31 yıldır ayakta duramazdım. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi örgütlerine minnettarım. Bu davada 31 yıldır hak aramaya devam ediyoruz, sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz ve susmuyoruz. Ama haksızlığa karşı da susmamam gerektiğine inandım daha önce de çeşitli açıklamalara hiç yanıt vermemiştim ama bu artık dozunu aşmış bir iddiadır, gerçek dışıdır. PİRHA gibi bir yayın organının bu konuda bana hiç danışmadan, hiç sormadan yayınlaması konusunda PİRHA’ya da üzüntümü ifade etmek isterim” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın ailesi, Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçeyle başvuru yaptı. Konuya ilişkin basın açıklamasında “Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes, bunun hesabını vermek zorundadır” denildi.

    2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın kardeşleri Hüseyin Karababa ve Deniz Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe vererek davanın avukatlarından Şenal Sarıhan hakkında davacı olacaklarını belirtti.

    “AVUKAT ŞENAL SARIHAN’DA BİZİM HERHANGİ BİR VEKALETİMİZ YOK”

    Dilekçenin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesinin ardından yapılan basın açıklamasında konuşan Hüseyin Karababa, “Bugün burada olmamızın sebebi, 2014 yılında Madımak Davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru yapılmıştı. Bu başvuruyu yapan şahıs Avukat Şenal Sarıhan. Avukat Şenal Sarıhan’da bizim herhangi bir vekaletimiz yok. Başvuruda bizim adımıza para talebinde bulunmuş. Hatta 118 kişi hakkında başvuruda bulunmuş. Bizim böyle bir vekaletimiz, bir para talebimiz yoktur, olamaz çünkü davamız politik bir davadır, siyasi bir davadır. Bu davanın para ile kapatılacak bir durumu söz konusu değildir. Başvurumuzu yaptık, avukat ile ilgili ve Anayasa Mahkemesi’nin bize cevap vermesi gereken soruları sorduk. Ardından Avukat Şenal Sarıhan hakkında ayrıca bir dava açacağız. Yaklaşık 30 yıldan beri Şenal Sarıhan bu davayı manipüle eden, Cumhuriyet’e karşı bir saldırıymış gibi göstermeye çalışan, çocuklarımıza da kendi kafasına göre fiyat belirleyen biridir. Ayrıca Arif Sağ gibi, Mazlum Çimen gibi, Murtaza Demir, Ali Balkız gibi kişileri de mağdur göstererek onlara da tazminat talebinde bulunulmuş. Bilmiyorum haberleri var mıdır? Sarıhan’ın yapmak istediği; biz davayı para ile satmış olacağız, toplumda ayak altına düşeceğiz. Haksız, hukuksuz bir işlem söz konusu” dedi.

    “BU DAVADA SADECE ONUR MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Ardından Deniz Karababa söz alarak, “Biz bugüne kadar kimseye vekalet vermedik. Biz bu davada sadece onur mücadelesi veriyoruz. Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes bunun hesabını vermek zorundadır. Bu davadan en ufak para talep eden kişiler, kendilerini belli etmek zorundadır. Çünkü bu şaibe, hepimizin adına kalıyor. Bu bizim ailemize yakışacak bir durum değildir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK KATLİAM DAVALARINDAN BİRİDİR”

    Ailenin avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu ise şunları söyledi:

    “Müvekkilimin iddiaları çok büyük iddialar. Bu konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin ve Şenal Sarıhan’ın en kısa sürede açıklama yapması gerekiyor. Toplumun bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu Alevilerin vicdan davasıdır. Türkiye’deki en büyük katliam davalarından biridir. Bizim için aynı zamanda bir Alevi Soykırımı davasıdır. Soykırım suçlarında zaman aşımı olmaz, insanlığa karşı suçlarda da zaman aşımı olmaz. Bizim mücadelemiz katillerin hesap vermesi mücadelesidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • PSAKD’den Madımak’ta katledilen 33 canın anmalarına katılım çağrısı-VİDEO

    PSAKD’den Madımak’ta katledilen 33 canın anmalarına katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), 2 Temmuz Madımak Katliamı anma ve etkinliklere katılım çağrısı yaparak, “Vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yaklaşan 2 Temmuz Madımak/Sivas Katliamı yıldönümü öncesinde Mülkiyeliler Birliği’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin aileleri, Alevi kurumlarının temsilcileri, katliam davasının avukatlarıyla demokratik kitle örgütleri katıldı. Açıklama öncesi Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapıldı.

    Basın açıklamasını PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe okudu.

    “MADIMAK KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ ZAMANSIZ SUÇLARDAN BİRİDİR”

    2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın insanlık tarihinin en korkunç katliamlardan biri olduğunu belirten Cuma Erçe, “Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pirimiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız yani aydınlık geleceğimiz, 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, Cumhuriyeti, çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin 31 yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. 31 yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan Kılıç, Hayrettin Gül gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da 30.  yılında zaman aşımına uğratıldı. Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz” dedi.

    “ÜLKE SARAYDAN VE YASA, HUKUK TANIMAYAN TEK ADAM TARAFINDAN YÖNETİLİYOR”

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta devletin gözetiminde gerici, şeriatçı ve faşist bir güruh tarafından gerçekleştirilen katliam sırasında atılan sloganları hatırlatan Erçe, “Ne demişlerdi: Yaşasın Şeriat, Kahrolsun Laiklik. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak. İslamın ordusu, kafirlerin korkusu…
    Peki bugün hangi noktadayız? Demokrasiden, laiklikten, Cumhuriyet rejiminden eser kalmamış. Ülke saraydan ve yasa, hukuk tanımayan tek adam tarafından yönetiliyor. Yaşamın her alanı dinselleştirilmeye çalışılıyor. Güçler ayrılığı ve halk iradesi neredeyse tamamen ortadan kalkmış, parlamento işlevini yitirmiş, kendi yazdıkları yasalar ve anayasa ayaklar altına alınmış durumda. Anayasa mahkemesi ve AİHM kararları dikkate bile alınmıyor, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları hapistedir. Eğitim ve eğitim kurumları tümü ile tarikat ve cemaatlerin kontrolüne terk edilmiştir. Gerici, tekçi bir müfredat ve akıldan, bilimden uzak bir eğitim sistemi ile karşı karşıyayız. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırılmak istenmekte ve ceberut (acımasız) devlet anlayışı, baskıyı ve şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Cezaevleri, demokrasi, emek, barış, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle doldurulmuş durumdadır. Binlerce canımız düşüncelerinden dolayı içeride tutsaktır. Muhalefet edenler gözaltı ve tutuklama terörü ile karşılaşmakta, uyduruk gerekçelerle hakkında dava açılanlar hukukla açıklanamayacak ağır cezalarla cezalandırılmaktadır. Gezi ve Kobane davaları başta olmak üzere onlarca dava ve en son 1 Mayıs tutukluları buna verilebilecek en önemli örnektir” diye belirtti.

    “GERİCİLİKTEN VE IRKÇILIKTAN BESLENENLER ÜLKEYİ KAOSA SÜRÜKLEMEKTEDİR”

    Cuma Erçe açıklamasında “Sivas ile yüzleşmekten bilerek ve isteyerek kaçan dünün ve bugünün siyasal iktidarları, 2 Temmuz 1993 tarihinden bu yana daha birçok yüzleşilmesi gereken katliamın yaşanmasının sorumluları olmuştur” diyerek şöyle devam etti:

    “Sivas Madımak Katliamı, bugünkü siyasal iktidarın ve şeriatçı faşist politikaların önündeki engelleri temizlemeyi amaçlayan bir katliamdır. Halkın iradesini tanımayan ve her şeyi din ve onun kanunları ile açıklayan bu iktidar, ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiştir. Katliamlarla yüzleşmekten ve insani ve demokratik taleplerimizi görmezden gelen AKP/MHP koalisyonu seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atayarak, sandıklara darbe yapıyor. Madımak otelini utanç müzesi yapmamak için direnen AKP/MHP ortaklığı, işçilerimizin maden sahalarında daha fazla rant ve kar uğruna katledilmesine göz yumuyor. Dersim, Koçgiri, Zini Gediği, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Suruç, 10 Ekim Ankara Gar başta olmak üzere yaşanmış katliamların bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve gerçek sorumlularının açıklanması talebimize kulağını kapatan AKP/MHP iktidar bloku “dindar, kindar ve itaatkâr bir neslin yetişmesi için özel programlar, projeler hazırlıyor ve yarının katliamcılarını yetiştirecek cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamaya devam ediyor.
    Gericilikten ve ırkçılıktan beslenenler halkımızı kutuplaştırmaya, ayrımcı politikalarla toplumu bölmeye, haksız ve hukuksuz uygulamalarıyla da ülkeyi içinden çıkılması güç bir kaosa sürüklemektedir.”

    “MÜCADELENİN EN BÜYÜK BULUŞMA NOKTASI 2 TEMMUZDUR”

    Sivas Madımak Katliamı’nı unutmayacaklarını belirten Erçe, yapılacak anma etkinlikleri olduğunu belirterek, “Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan tekçi, katliamcı, Türk, İslam ve Erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek laik ve demokratik bir Cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuzdur. 2 Temmuz’da yine var gücümüz ile Sivas Madımak Oteli önünde olacağız. Ayrıca, Ankara Tandoğan Meydanı başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında alanlara çıkacağız. Hem, turnaların kanadında göğe yükselen 33 canımızı anacağız, hem de bu tekçi, ırkçı, inkarcı iktidara karşı taleplerimizi haykıracağız. Halkımızı, emekten, barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana olan bütün kurumları çağrımıza destek vermeye ve alanlarda kol kola mücadele etmeye çağırıyoruz” dedi.

    “KARAR DEVLETİN ALEVİLERE NASIL BAKTIĞINI GÖSTERİYOR”

    Avukat Şenal Sarıhan da “Bu olay insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Sanıklar bu cezaları çekmediler. İtirazlarımıza rağmen zaman aşımı kararı verdiler. Devletin dini olacaksa bu adalet olmalı. Davada verilen mücadeleyi çok değerli buluyorum” diye konuştu.

    Katliamda yaşamını yitiren Handan Metin’in ablası Şehriban Metin de “Davada verilen karar; devletin Alevilere, bizlere, demokrasiye nasıl baktığını gösterir. Sivas Katliamı aydınlatıldığı zaman Anadolu yaşanılacak bir yer olacak. Sivas’ta kaybettiğimiz bütün canları özlem ile anıyorum” dedi.

    PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çok sert bir şekilde üzerimize geliyor. Yüzyılın belki bin yılın en büyük katliamlarından biridir. Kendisine insanım diyen herkes lütfen hem Sivas’taki hem Ankara’daki anmalara destek olsunlar” diyerek çağrıda bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıhan, tarikatları savunan Bakan Tekin’i uyardı: Yasalara uymakla yükümlüsünüz!

    Sarıhan, tarikatları savunan Bakan Tekin’i uyardı: Yasalara uymakla yükümlüsünüz!

    PİRHA – 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Av. Şenal Sarıhan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, laik eğitim karşıtı olduğunu ifade ederek, “Bakan, yasalara uymakla yükümlüdür” uyarısında bulundu.

    Av. Şenal Sarıhan, Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve dinci örgütler arasında imzalanan ÇEDES protokolünün laik eğitime karşı olduğunu vurguladı.

    Şenal Sarıhan, konuya ilişkin yazılı basın açıklaması yaparak “Bakan yasalara uymakla yükümlüdür” vurgusunu yaptı.

    “GERİCİ UYGULAMALAR ADIM ADIM SÜRDÜRÜLMEKTE”

    29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, MEB ile dinci örgütler arasındaki anlaşmaların son bulması gerektiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bulunduğu görevi, Anayasa ve yasalara uygun olarak yapmakla yükümlüdür. Milli Eğitim Temel Kanunu’nun laik ve bilimsel eğitimi esas alan düzenlemelerine karşın, ÇEDES projesi ile yasalara uymama kararının ilk işaretini vermiştir. Son olarak, TBMM kürsüsünden tarikatları açıkça savunarak ve onların birer STK olduğunu ifade ederek bu kararından bir adım geri gitmeyeceğinin işaretini vermiştir. Nitekim, kreşlerden başlayarak tüm eğitim kurumlarında gerici uygulamalar adım adım sürdürülmektedir. Ancak, eğitimin bilimsel ve laik niteliğinin aydınlanmanın temeli olduğuna inanan tüm yurttaşlar ve demokratik kitle örgütleri, bu gidişe “dur” deme kararlılığı ile ayaktadır. Ülkemizin yarınları olan çocuklarımızı bilimin ışığından mahrum edecek her türlü uygulamanın karşısında olacağımızı yüksek sesle ifade ediyor, bakanı yasalara uymaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • 30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Şenal Sarıhan’a verildi-VİDEO

    30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Şenal Sarıhan’a verildi-VİDEO

    PİRHA- 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında bu yıl 30’ncusu verilen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nün sahibi Avukat Şenal Sarıhan oldu. 4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a verildi.  

    60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödül törenine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengül Yılmaz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve yüzlerce yurttaş katıldı.

    Tören, Hacıbektaş Belediyesi Semah Topluluğu’nun semah dönmesiyle başladı.

    Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin tarihçesine ilişkin bilgi vererek bu etkinliklerin herkese iyi gelen büyük bir bayramlaşma olduğunu söyledi.

    Ardından ödül töreni gerçekleştirildi. 30. Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Avukat Şenal Sarıhan’a verildi. Sarıhan’a ödülü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu takdim etti.

    ONUR ÖDÜLÜ PROF. DR. SIRRI BEKTAŞ’A

    4. Hacı Bektaş Veli Onur Ödülü ise Prof. Dr. Sırrı Bektaş’a Kılıçdaroğlu tarafından takdim edildi.

    Ödül töreni Kardeş Türküler’in konseriyle sona erdi.

    PİRHA/ HACIBEKTAŞ

  • Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Şenal Sarıhan’a

    Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü Şenal Sarıhan’a

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dostluk Barış Ödülü bu yıl, Avukat Şenal Sarıhan’a layık görüldü. 

    Hacıbektaş Veli Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri düzenleme kurulu, etkinlikler kapsamında bu yıl 30’uncusu verilecek olan Hacı Bektaş Veli Dostluk Barış Ödülü’nün sahibini belirledi.

    Kurul tarafından alınan karar sonrasında 30’ncu Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü, Avukat Şenal Sarıhan’a verilecek.

    ŞENAL SARIHAN KİMDİR?

    Şenal Sarıhan, 17 Şubat 1948 tarihinde Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde doğdu. 1966 yılında İzmir Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nden, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Önce öğretmen olarak daha sonra Ankara Barosu’na bağlı serbest avukat olarak çalışan Sarıhan, avukatlığının ilk yıllarında 12 Eylül Darbesi’nde kendiliğinden kapanmış olan Çağdaş Hukukçular Derneği’nin yeniden açılması çalışmalarını yürüterek üç dönem Genel Başkanlık görevini sürdürdü. 12 Mart Muhtırası’nda ve 12 Eylül Darbesi’nde tutuklu olarak yargılandı.

    Siyasi cinayetlerde yaşamını yitirmiş olan Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve diğer aydınların davalarında müdahil avukat olarak görev yaptı. Sivas Katliamı’nda yaşamlarını yitiren aydınların yakınlarının avukatlığını da yapmaya devam ediyor. TCK Kadın Platformu Ankara Başkanlığı’nı yaptı. 2005 ve 2006 yılları arasında Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu’nda Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. İstifa ederek bu görevden ayrıldı. Kadın mücadelesini örgütlemek amacı ile 5 Aralık 1997 tarihinde Cumhuriyet Kadınları Derneği’ni kurdu. 67 İl ve İlçede örgütlü olan derneğin 17 yıl süreyle Genel Başkanlığını yaptı. Öğretmenliği sırasında TÖS ve TÖB-DER yönetimlerinde görev yaptı.

    Şenal hala Ankara Barosu’nda İnsan Hakları Merkezi Başkanlıklarında bulundu. 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanlığı’nı sürdürüyor.  İnsan hakları aktivisti olup, birçok ödüle layık görülen Şenal, evli, iki çocuk annesi ve orta düzeyde Fransızca konuşabiliyor.

    ABD insan Hakları Hukukçular Birliği’nin önerisi ile verilen Robert Kenedy Vakfı İnsan Hakları Ödülü ve 100 Kahraman Kadın (100 Heroines-1998) Ödülü’nü aldı.

    2011 Türkiye Genel Seçimleri’nde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekilliği istemi ile aday adayı oldu fakat meclise giremedi. CHP’nin Hukuk ve Kadın Kolları’nın Kadın Cezaevleri birimlerinde görev yaptı. 34. Olağan Kongre’de Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi olarak seçildi. 18. Olağan Kongre’de Parti Meclisi (PM) üyeliğine seçildi.

    Haziran 2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara İkinci Bölge milletvekili olarak meclise girdi. Kasım 2015 Türkiye Genel Seçimleri’nde tekrar CHP Ankara ikinci bölge milletvekili olarak meclise giren Şenal Sarıhan, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanvekilliği yaptı. Hukuk ve edebiyat alanında çeşitli makaleleri ve kitapları bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. Sarıhan: Mahkeme heyeti kadın duyarlılığı ile vicdanlarını daha da öne çıkarmalı

    Av. Sarıhan: Mahkeme heyeti kadın duyarlılığı ile vicdanlarını daha da öne çıkarmalı

    PİRHA-Sivas Katliamı davasının avukatlarından Şenal Sarıhan, Can TV’de katıldığı Can Aktüel Gün Ortası programında dünkü duruşmaya dair gözlemlerini anlattı. Mahkeme üyelerinin dört kadından oluştuğunu belirten Sarıhan, “İlk kez dört kadından oluşan bir mahkeme heyetiyle karşı karşıyayız. Kadın arkadaşların kadın duyarlılığıyla vicdanlarını daha yoğun olarak öne çıkarmaları gerekiyor. Bu dava tarihte anılmaya devam edecek” dedi.

    Sivas Katliamı davasının dün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında PSAKD ve Ankara Barosu Toplumsal Davalar Merkezinin davaya katılma talebi kabul gördü. Dava avukatlarından Şenal Sarıhan, Can Tv’de yayımlanan Can Aktüel Gün Ortası programına katılırken, duruşmaya ilişkin gözlemlerini aktardı.

    “KADIN DUYARLILIĞI İLE VİCDANLARINI DAHA YOĞUN ÖNE ÇIKARMALILAR”

    Mahkeme heyetinin dört kadın üyeden oluştuğunu belirten Sarıhan, yargıçların kadın duyarlılığıyla vicdanlarını daha yoğun olarak öne çıkarmaları gerektiğini söyledi. Sarıhan şöyle konuştu:

    “Dünkü duruşmada PSAKD’nin davaya tekrardan katılma talebi oldu. Nihayet bu kabul edildi. İadeyle ilgili istemlerimiz geçmişte Alman makamları tarafından “Sanıkların herhangi bir insanlığa karşı suç niteliği taşıyacak eylemlerinin olmadığı” gibi ezbere bir ret ile karşılaşıyoruz. Daha sonrada birçok neden ile taleplerimiz reddedildi. Bu insanlığa karşı bir suçtur. Bir an önce karar verin. Yürekleri biraz olsun soğusun insanların.

    “BU DAVA TARİHTE ANILMAYA DEVAM EDECEK”

    İlk kez dört kadından oluşan bir mahkeme heyetiyle karşı karşıyayız. Kadın arkadaşların kadın duyarlılığıyla vicdanlarını daha yoğun olarak öne çıkarmaları gerekiyor. O gençlerin doğamamış çocukları var. Bunları düşünerek bir an önce sanıkların gelmesini beklemeden karar vermek durumundasınız, dedim. İnsanlar otelde yaşadığı travmayı her gün yaşamaya devam ediyor. Çürük, eksik yürüyen adalet sistemi var. Hepimizin ekmeği adalet. Hepimiz Sivas’ı yaşadık. Yaşamaya devam ediyoruz. Yenilerinin olmaması gerekiyor. Hala faili meçhuller, cinayetler devam ediyor. Çünkü adalet yerini bulmuyor. Ama adalet için mücadele sürüyor. Davaya bakan birçok avukat arkadaşımız hayatını kaybetti. Ama şu an genç avukatlar bizimle beraber. Bu dava tarihte anılmaya devam edecek.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI YOKTUR”

    Sarıhan, dosyanın zaman aşımı tehlikesiyle ilgili soruya ise şu yanıtı verdi:

    “Bu davada zaman aşımının olmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu eylemin son derece sistemli bir şekilde insanlığa karşı suç olduğu açık. Alevilerin çeşitli zamanlarda ve alanlarda yaşadığı katliamlar, mağduriyetler var. Hala devam ediyor. Sistemli bir yok ediş, işkence, kötü muameleye doğru yönelen eylemler var. İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Kaçak olanlarda da zaman aşımı olmamalı. İade edilmeyen suçluların yurt dışında yargılanmaları yönünde talepte bulunabiliriz. Bu talebi mahkemede yapabilir.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >30 yılın ardından PSAKD’nin Sivas Katliamı davasına katılma talebi kabul edildi

  • Erdoğan hakkında açılan dava yarın başlıyor; Avukatlar: Ayrımcılık, nefret suçu var

    Erdoğan hakkında açılan dava yarın başlıyor; Avukatlar: Ayrımcılık, nefret suçu var

    PİRHA – Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF), Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı dava 19 Ekim’de başlıyor. Dava avukatları, Cumhurbaşkanının haksız ithamda bulunduğunu belirterek “Alevi örgütlerinin mesnetsiz biçimde yıpratılması hukuken bir sorumluluk gerektirir. Cumhurbaşkanı dinler ve inançlarla ilgili yorumlarda bulunurken devletin tarafsızlığına gölge düşürmemeli” ifadelerini kullandı. 

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Aralık 2021’de Siirt’te yaptığı “Almanya’da özellikle Alevilikten öte Ali’siz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve onlara ciddi para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro yıllık bunlara para destekleri de olmuştur” şeklindeki konuşması nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştu.

    AABF’nin Erdoğan hakkında açtığı manevi tazminat davası 19 Ekim’de saat 10.00’da Ankara 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek. Söz konusu davada Cumhurbaşkanı’nın ‘Alevilik inancına bağlı bireyleri, din ve mezhep farkı gözeterek alenen aşağılama, kişilik haklarına saldırı ve ayırımcılık eylemleri nedeniyle 50 bin TL tazminat ödemeye mahkum edilmesi ve kararın tüm basın organlarında yayımlanmasına karar verilmesi talep edildi.

    HAKARET, İFTİRA, GERÇEK DIŞI BEYAN!

    Dava avukatlarından Şenal Sarıhan, görülecek davanın önemine vurgu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ithamlarının gerçek dışı olduğunu ifade eden Sarıhan,
    “Alevi toplumuna yönelik gerek Alevi örgütlenmelerini gerek Alevi bireylere yönelik ülkemizde yıllardır devam eden hukuka aykırı bir takım ayrımcı, laik bir toplumda ifade edilmesi gerekmeyen söylemler var. Bu söylemleri en yoğun biçimde dile getirenlerden biri de cumhurbaşkanı” dedi.

    Av. Şenal Sarıhan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın birçok konuşmasında Alevilik üzerine yorumlar yaptığını vurgulayarak “Özellikle Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu hedef alarak federasyonun Almanya’dan 30 bin Euro gibi bir para aldığı ve bu parayla ‘Ali’siz Alevilik’ propagandası yaptığı, ayrımcı davrandığı’ gibi cümleler şikayet dilekçemizde görülebilir. Yani Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu hedef göstererek hakarette, iftirada, gerçek dışı beyanda bulunduğu iddiasıyla ceza davası talebimiz de olmuştu” diye konuştu.

    AYRIMCILIĞA TEŞVİK VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aleviliğe dair tanımlamalarını hukuki yönden değerlendiren Av. Şenal Sarıhan sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Alevi inancına sahip olmayan biri kendisi. Bir başka din hakkında ileri geri söz söylemek, o din ile ilgili yorumlar yapmak; ki kendisi bir din adamı da değil. Esas olarak bu laik bir toplumda Cumhurbaşkanlığı statüsündeki bir kişinin, yani devleti temsil eden bir kişinin bütün dinlere aynı uzaklıkta davranması gerekirken bir Cumhurbaşkanı tarafından söylenen bu sözlerin söylenmiş olması ayrımcılığa teşviktir.

    Bir de Türkiye’de bunun bir geçmişi var. Geçmiş, Aleviler yönünden haklarının tamamen teslim edildiği, inançlarına saygı gösterildiği, inançlarını istedikleri gibi uygulamaları konusunda önlerinin açıldığı bir toplum durumunda değiliz. Dünya kadar katliam var. Halen süren katliam davaları var. Seçimler yaklaşırken yine ayrımcı bir tutum ile Alevi toplumunu ikiye bölen, inançlarını siyasete alet etmek isteyen bir tutum da var. Bu yanıyla ayrımcılık suçunun işlenmesine sebep olmuş oluyor. Nefret suçuna yönelik bir suç söz konusu.
    ‘Ali’siz Alevilik propagandası yapılıyor’ diyerek Alevi toplumunu birbirine karşı kışkırtan, ayrıştıran tutumun hukuksuz olduğu düşüncesindeyiz.
    İnançlara saygı ve laik bir toplum olma zorunluluğu, devletin bu tür konulara müdahalesini engelliyor. Devleti en üst düzeyde temsil eden cumhurbaşkanının bu tür konularda konuşması hukuka aykırı. Çünkü bu tamamen inançlarla ilgili bir konu.”

    “HUKUKEN BİR SORUMLULUK GEREKTİRİR”

    Dava dosyasının bir diğer avukatı Oya Aydın da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarafsızlığını yitirdiği vurgusunu yaptı. Bütün Alevi toplumunun durumdan ötürü incindiğini söyleyen Av. Aydın, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Her ne kadar ismi verilmese de doğrudan Almanya’daki örgütü hedef alarak gerçek dışı beyanlarla itham edilip, bir de inanca karışmanın yanında iftira niteliğinde bir beyan eklenince yönetim ve üyeler arasında bir rahatsızlığa karşılık böyle bir dava açıldı. Yeni anayasa sistemine göre cumhurbaşkanının bir cezai sorumluluğu meselesi çok istisnai, çok zor gerçekleşebilecek bir olasılık. O nedenle açılmış olan bu tazminat davasını herhangi bir kişiye karşı açılmış bir tazminat davasından daha çok önemsiyoruz. Bir bakıma hukuk devletinde cumhurbaşkanının da hesap vermesi gerektiği, onun da sorumlu olduğunun ifadesi olan bir dava şeklinde açılsa bile devletin sorumluluğu anlamında oldukça önemli bir yol olarak değerlendirdik.

    “MİLYONLAR CUMHURBAŞKANINI İZLİYOR VE ETKİLENİYOR”

    Bu davanın reddine karar verilirse eğer sonrasında İstinaf ve Anayasa Mahkemesi ve elbette ki son durak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olacak. Müvekkilim olan örgüt, bu davayı sonuna kadar götürmeyi, hukuk mücadelesini sürdürmeyi düşünüyor. Çünkü hem Türkiye’de hem Avrupa’da Aleviler çok mağdur edilmiş bir inanç topluluğu. Özellikle azınlık inanç gruplarının devlet tarafından pozitif önlemlerle daha fazla korunması gerekirken inançlarının ne olup olmadığı üzerine yorumlarda bulunulması, hele ki örgütlerin haksız ve mesnetsiz biçimde böyle yıpratılması hukuken bir sorumluluk gerektirir. Bunu herhangi bir insan değil Cumhurbaşkanı söylüyor. Milyonlar onu izleyip etkileniyor. Dolayısıyla dinler ve inançlarla ilgili yorumlarda bulunurken devletin tarafsızlığına gölge düşürmeyecek, inancın içeriğine hiçbir şekilde karışılmayacak bir tutum benimsenmesi gerekir. Bizler bir kez daha bu tutumun benimsenmesi konusunun altını çizeceğiz. Sanki Almanya devleti ile bir işbirliği yapılıyormuş gibi görüntü verilmesine karşı kamuoyunda bunun nasıl haksız bir itham olduğunu açıklamış olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Erdoğan yine hedef aldı: Almanya’da Alisiz Alevilikle adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor
    AABF: Erdoğan’ın hakaret ve iddialarına yönelik hukuksal süreci başlattık
    AABF: 30 milyon euro yalanını belgelerle ispatladık

  • Sivas Katliamı duruşması ertelendi; dava Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınacak-VİDEO

    Sivas Katliamı duruşması ertelendi; dava Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınacak-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, eksik evrakların istenmesine, dönemin başbakanı, emniyet müdürü, vali ve belediye başkanının dinlenmesi talebinin ve derneklerin davaya katılım talebinin reddine karar verdi. Bir sonraki duruşma 26 Ocak 2023 saat 14.00’e ertelendi.

    33 canın yaşamını yitirdiği Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
    Duruşmaya katliamda yakınlarını kaybeden aileler, DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), İHD Ankara Şubesi, İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği, HDP il örgütü temsilcileri, Hollanda Büyükelçiliği’den gözlemciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Kimlik tespitlerinin yapılmasıyla başlanan duruşmada mahkeme başkanı, 3 firari sanık üzerinden ilerleyen dava dosyasının, sanıklar hakkındaki tutuklama amaçlı yakalama kararının devam ettiğini belirtti.

    KARABABA ‘SOYKIRIMI’ MAHKEMEDE TEKRARLADI

    Katliamda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, duruşmada söz alarak, “Madımak Katliamı politik bir cinayettir. Alevi katliamlarının hepsi politiktir. Madımak, Alevi soykırımın bir zincir halkasıdır. Açtığım Alevi soykırımı pankartı nedeniyle hakkımda soruşturma açıldı. Ben burada defalarca bunu dillendirdim. Tutanaklara geçti hepsi. Koçgiri, Sivas, Gazi, Maraş hepsini toplasak, Alevilere bir soykırım vardır. Soykırımı tekrarlıyorum. Bu tanımlama doğrudur. Alevi toplumu yerinden yurdundan edilmiştir. Kimliklerini saklayarak yaşamak zorunda kalmışlardır. Mal ve mülklerine el konulmuştur. Alevilerin bu ülkede can ve mal güvenliği yoktur. Soykırımların devamını önlemek için bu dava soykırım davası olarak yürütülmelidir. Önümüzdeki günlerde uluslararası mahkemeye taşıyacağız” dedi.

    AV. PİROĞLU: DEVLET DENETLEME KURULU’NUN RAPORU MAHKEMECE İSTENMELİ

    Avukat Özgür Piroğlu ise, “Bu katliamı önümüzdeki günlerde Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağız. Alevilere soykırım uygulanıyor. Devlet Denetleme Kurulu bu katliamdaki devletin kusurunu hazırladığı raporda ortaya koymuştur. Bu raporun tamamının mahkemece istenmesini istiyoruz. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in, dönemin valisi ve belediye başkanının da dinlenmesini istiyoruz” diye konuştu.

    AV. ŞİMŞEK: SİYASİ SORUMLULAR AÇIĞA ÇIKARILMALIDIR

    Avukat Hüsniye Şimşek de, “Daha önceki taleplerimizi tekrarlıyoruz. Bu katliamın yargılaması ile ilgili adil bir yargılama istedik. Ancak yıllardır sonuçlandırılmadı. Bu katliamın arkasında kimler var bunlar araştırılmıyor. Mahkeme gereken soruşturmaları yürütmüyor. Taleplerimiz heyet tarafından hep reddediliyor. Etkin bir yargılama yapılsın istiyoruz. Siyasi sorumlular açığa çıkarılmalıdır” diye belirtti.

    AV. YILMAZ: DAVA ZAMAN AŞIMI TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

    Avukat Ali Yılmaz, “Bu katliam insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Zaman aşımı sorunu var. Bu tür davalarda zaman aşımı olmamalı. Kırmızı bülten çıkarılması ile ilgili tüm belgelerin Adalet Bakanlığı’ndan istedik ama cevap bile verilmedi. Bakanlık hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    AV. SARIHAN: ETKİN SORUŞTURMA YÜRÜTÜN VE ADİL KARAR VERİN

    Avukat Şenal Sarıhan da, “3 kadın arkadaş yargılama yapıyor. Yaşları da çok genç. Bu katliam yaşandığında belki sizler hayatta bile değildiniz. Katliamın üzerinden 29 yıl geçti. Zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıyayız. Katliam sırasındaki eyleme 15 bin kişi katıldı. Ancak 170 kişi gözaltına alındı. Uzun yıllar geçti ve çok az kişiye dava açıldı. Şeriatçı bir grubun organize saldırısı yaşandı. Basit adli soruşturmalarla geçiştirilmeye çalışıldı. Aranan firari sanıklar kuş gibi uçup gitti yurt dışına. Bu insanlığa karşı işlenmiş suçtur. Zaman aşımına uğramasına izin verilmemeli. Bu olay insanlık dünyasının kalbinde onulmaz yaralar açtı. Bir toplumun onurunu ayağa kaldırılması için yargı devreye girer. Adalet Bakanlığı bu firari sanıkları bir türlü bulamadı. Kadın vicdanınıza sesleniyorum. Bu katliamın hesabını sorun. Etkin bir soruşturma yürütün ve adil bir karar verin” dedi.

    Ankara Barosu avukatlarından Doğan Erkan söz alarak, Ankara Barosu olarak davaya katılım talebinde bulundu.

    Katliam davasının avukatlarının savunmalarının ardından mahkeme heyeti, sanıklar Eren Ceylan, Murat Karataş ve Murat Sonkur hakkındaki tutuklama amaçlı yakalama kararının devamına, yakalanırlarsa yeni duruşma günü verilerek duruşma açılmasına, eksik evrakların istenmesine, dönemin başbakanı, emniyet müdürü, vali ve belediye başkanının dinlenmesi talebinin reddine, derneklerin davaya katılım talebinin reddine karar vererek,
    bir sonraki duruşmayı 26 Ocak 2023 saat 14.00’e erteledi.

    Duruşma sonrası Alevilerin ve avukatların adliye önünde yapmak istediği açıklamayı polis engelledi.

    Bu arada, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, adliye çıkışında yaptığı açıklamada “Yine bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalınan Musa Anter davasına 72 millete aynı nazardan bakan bir inancın mensubu olarak katılacağız” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sivas Katliamı duruşması görüldü: Reddi hakim talebine ret

    Sivas Katliamı duruşması görüldü: Reddi hakim talebine ret

    PİRHA- Sivas Katliamı’nın üç firari sanık üzerinden yürütülen davasının 28. duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada adil bir yargılama yapılmadığını vurgulayan avukatların reddi hakim talebi reddedildi.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala adalet sağlanamadı. Katliamın ardından açılan davalar ya zaman aşımına uğratıldı ya da uzun yıllardır sonuçlandırılmadı.

    Sivas Katliamı’nın üç firari sanık nezdinde yürütülen davasının 28. duruşması Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya katliamda yakınlarını kaybeden aileler, DAD, ADFE, ABF, PSAKD, Hüseyin Gazi Kültür Vakfı, HDP Milletvekili Kemal Bülbül, HDP il örgütü temsilcileri, CHP Milletvekili Yıldırım Kaya, Aylin Nazlıaka, CHP parti meclisi üyeleri ile il yöneticileri, İHD Ankara Şubesi, Hollanda Büyük Elçiliği’den gözlemciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Duruşmada ilk olarak katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa söz aldı. Karababa, “29 yıldır bu mahkemelere geliyoruz. Adeta suçlu muamelesi görüyoruz. Hiçbir sanık doğru düzgün yargılanmadı. Tanıklar dinlensin dedik, reddedildi. Dönemin yetkilileri dinlenmedi. Hiçbir talebimiz kabul edilmedi. Bu yüzden heyetinizi reddediyor ve reddi hakim talebinde bulunuyorum. Bu mahkemede adalet sağlanamaz” diye konuştu.

    Avukat Özgür Piroğlu da adil bir yargılama yapılmadığını vurgulayarak, reddi hakim talebinde bulundu.

    Avukat Sümeyye Şimşek ise, “29 yıl geçti. Bugüne kadar siyasi sorumlular tanık olarak bile dinlenmedi. Tüm taleplerimiz reddedildi. Dönemin siyasilerinin ve yetkililerinin dinlenmesini istiyoruz. Bu katliamlar aydınlatılmazsa katliamlar yaşanmaya devam edecektir. Firari sanıkların yakalanması için gerekli adımların atılmasını istiyoruz” dedi.

    Avukat Şenal Sarıhan ise, “Bu firari sanıklar daha önce gözaltına alındı. Daha sonra salıverildiler. Katliam davasında toplamda 124 kişi hakkında karar verildi. Ancak bu olaya 15 bin kişi  katıldı. Yeterli yargılama yapılmadı. Eksik kaldı. Baş zanlı Cafer Erçakmak yurt dışında aranıyordu. Sivas’ta evinde öldü. Bu davada insanlığa karşı işlenen suç var. Zaman aşımına uğratılamaz. Almanya bu firari sanıkları vermiyor deniyor. Biz orijinal yazışmaları görmek istiyoruz. Biz adaletin yerini bulması için çabalıyoruz. Bu sadece Alevileri ilgilendirmiyor. Bu bir insanlık suçudur. Biz kayıp sanıkların adreslerini mahkemeye sunduğumuz da ertesi gün o adreslerden yok oluyorlar. Adres değiştiriyorlar. Bu konuda kırmızı bülten çıkarılması için bir kez daha talepte bulunuyoruz” diye konuştu.

    Avukat Ali Yılmaz da, “Firari sanıklar kırmızı bültenle aranmıyor denildi. Alman makamlar öyle diyor. Usulüne uygun arama yapılıyor mu bilmiyoruz. Bir aksaklık var. Almanya devleti vermemekte ısrarlı. Tekrar yazışmaların ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Bu yazışmaların orijinalinin dava dosyasına konulmasını istiyoruz. Varsa bir tıkanıklık giderilmesini istiyoruz” diye belirtti.

    Katliam davasının avukatlarının savunmalarının ardından mahkeme heyeti, firari sanıkları yakalama kararının devamına, yakalanırlarsa yeni duruşma günü verilerek duruşma açılmasına, Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü’ne dilekçe yazılarak kırmızı bültenle ilgili yazışmaların ilgili yerlere sorulmasına karar verilerek, reddi hakim talebi reddedildi.

    Bir sonraki duruşma 21 Eylül 2022 saat 14.00’e ertelendi.

    PİRHA/ ANKARA

  • AABF’nin, Erdoğan hakkındaki suç duyurusuna takipsizlik verilirse AİHM’ye kadar gideriz-VİDEO

    AABF’nin, Erdoğan hakkındaki suç duyurusuna takipsizlik verilirse AİHM’ye kadar gideriz-VİDEO

    PİRHA – Avukat Şenal Sarıhan, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu adına Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında bulundukları suç duyurusunun gerekçelerini PİRHA’ya anlattı. Sarıhan, “Sayın cumhurbaşkanı, Alevi topluluğunu birbirine karşı düşürmeye, toplumu kendi içinde ayrıştırmaya çalışan bir dil kullandı. Takipsizlik kararı verilirse Anayasa Mahkemesi oradan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden yolu mutlaka deneyeceğiz” dedi. 

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 5 Kasım 2021’de Siirt’te, Alevi toplumuna yönelik sözleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Alman hükümetinden yüklüce para aldığı ve bu parayı ‘Alisiz Aleviliğin inşası’ için kullandığını iddia eden Recep Tayyip Erdoğan hakkında açılan suç duyurusu dilekçesinde ‘halkı din ve mezhep farkı gözeterek aşağılama, iftira, görevi kötüye kullanma ve ayrımcılık’ ifadeleri yer alıyor.

    “CUMHURBAŞKANI, ALEVİLERE KARŞI AYRIMCI BİR DİL KULLANIYOR”

    Söz konusu dilekçeyi hazırlayan iki avukattan biri olan Şenal Sarıhan, hukuki mücadelenin gerekçesini anlattı. Sarıhan, Türkiye toplumu içerisinde Alevilerin ayrıştırılmış durumda olduğuna vurgu yaparak Alevi inancına karşı bir tür “hazımsızlığın” olduğunu belirtti.

    Av. Şenal Sarıhan, Alevi toplumunun çok büyük acılar çektiğine işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Alevi toplumunun çok fazla yaşam yitirdiklerini ve kendilerine yönelik tahlillerin, onların canlarına yönelik kıyımlara konu olunduğunu biliyoruz. 20 yıllık iktidarı içinde sayın cumhurbaşkanı da sıkça her fırsatta Sünni ideolojiyi toplum yaşamına yerleştirmeye çalışıyor. Alevi topluluğuna karşı da hep ayrımcı bir dil kullanıyor. Siirt’teki bir konuşmasında Alevi bir yurttaşın, kendisine yönelttiği sorular üzerine vermiş olduğu yanıtta açıkça Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na yönelik AABF’nin, Alman hükümetinden yüklüce para aldığı ve bu parayı ‘Alisiz Aleviliğin inşası’ için kullanmak üzere değerlendirdiği gibi bir imada bulundu. Bu imanın arkasından adeta Avrupa’daki Aleviler ya da Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, sanki Türkiye aleyhine bir çalışma yapıyormuş gibi bir izlenim yaratmaya çalıştılar.

    Bu konuşmanın içerisinde Ayrıca Alevi topluluğunu da birbirine karşı düşürmeye çalışan, topluluğu kendi içinde ayrıştırmaya çalışan bir dil kullandılar. Bunu da dava dilekçemizde ayrıntılı olarak belirttik. Bu tür sözlü saldırılar karşısında doğal olarak saldırıya uğrayanın, hakarete uğrayanın hak aramak gibi bir sorumluluğu var. Bu hak arama kararlılığı içerisinde olan AABF, bize başvurdu. Bu davayı yürütmekte olan iki avukatız; biri benim, diğeri de Oya Aydın Göktaş. 1 Nisan itibarıyla dava dilekçemizi sunduk. Gelecek yanıtın olumlu olmasını temenni ediyoruz.”

    “BU DİL, SİSTEMSEL BİR HALE GELEN AŞAĞILAMA DİLİDİR”

    Av. Şenal Sarıhan, Cumhurbaşkanı’nın, sıfatı sebebiyle yurttaşlara karşı yansız kalması gerektiğinin altını çizerek “Fakat Türkiye’de fiili bir durum var; partili bir Cumhurbaşkanı var. Ama bu Cumhurbaşkanının partili olması yine de yurttaşlara karşı sorumluluklarını da ikili bir uygulama içinde olmasını gerektirmez” dedi.

    Avukat Şenal Sarıhan, “İnanç özgürlüğü” kavramına işaret ederek konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “İnanç özgürlüğü hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde hem Anayasamızda güvence altına alınmış haklardır. Bu hakların ihlali söz konusu. Üstelik ‘Ben Ali gibi yaşıyorum’ diyerek de Alevi topluluğunun çok değer biçtiği Ali’ye karşı bir aşağılayıcı dil kullanan bir tutum içinde olduğunu da görüyoruz. Başka bir gerçeklikte şu ki 1900’lü yılların hemen her aşamasında Alevi topluluğu ikincilleştirildi, saldırıya uğradı. Maraş’ı, Sivas’ı, Çorum’u unutmayalım ama daha gerilere doğru da fiili saldırılar oldu. İnsanlar bu ayrıştırma sebebiyle yaşamlarıyla bu inançlarının karşılığını ödemiş oldular. Kamuda görev yapan her insan gibi Sayın cumhurbaşkanının da bu konudaki dilini olumlamak mümkün değil.
    Alevi topluluğu hak arama bilinci yüksek olan bir topluluk o sebeple bütün katliamların karşısında ısrarla katliamcıların yargılanması konusunda emek verdiler ve örgütlendiler. Bu da bir hak arama yolu. Burada bir nefret suçu işlendiği, bir ayrıştırma olduğu, dini duyguların aşağılanması söz konusu.
    Örneğin anımsatmak isterim; Cumhuriyet Halk Partisi lideri Alevi bir yurttaştır. Seçim meydanlarında onun Aleviliği meselesi adeta bir aşağılama, ayrıştırma meselesi olarak da sunuldu. Buna karşı açılmış davalar yok ancak bu dil sistemsel bir hale gelen aşağılama dilidir. Bunun ortadan kaldırılması için elbette hukuk mücadelesi verilecektir.”

    “TAKİPSİZLİK KARARTI VERİLİRSE AİHM’YE KADAR GİDECEĞİZ”

    AABF adına bu başvuruyu yaptıklarını belirten Av. Şenal Sarıhan, Başkan Hüseyin Mat’ın kendi adına ve aynı zamanda federasyonun yönetim kurulu adına almış olduğu kararla dava dilekçemizi sunduk. Bir olasılık dava açılabilir. Bir diğer olasılık ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir önerge olarak gönderilir.
    Yurtdışında yoğun bir Alevi topluluğu var. Onların yurt dışında olma sebebi Türkiye’de hedef gösterilmelerinden kaynaklanıyor. Yani büyük bir çoğunluğu ekonomik sebeplerle gitmiş değil. Buradaki baskı ortamından ötürü ‘kaçmış’ durumdalar. Ama orada örgütlendiler ve haklarını aramaya devam ediyorlar. Davada olumsuz bir sonuç alırsak hukuk yolları tükenmiyor. O yolları da deneyeceğiz. Eğer takipsizlik kararı verilirse önce Anayasa Mahkemesi oradan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden yolu mutlaka deneyeceğiz.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-Eski CHP Milletvekili Avukat Şenal Sarıhan, tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un durumuna işaret ederek, “Bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkıdır. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

    Avukat Şenal Sarıhan, cezaevlerindeki hak ihlallerinin uzun zamandan beri Türkiye için büyük bir sorun olduğunun altını çizdi. Konuya ilişkin verdiği demeçte 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle birlikte 1990’lı yıllardaki hak ihlallerine bizzat tanık olduğunu belirten Sarıhan, “Cezaevlerinde sağlık, hiçbir zaman güvence altında olmadı. Özellikle siyasi tutuklular yönünden, onların yaşam haklarının korunması, yaşam haklarının güvenceye alınması konusunda hiçbir özel önlemle karşılaşmadık” dedi.

    “CEZAEVLERİNDEKİ ÇİFTE STANDART KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

    26. Dönem Milletvekili olan Şenal Sarıhan, siyasi tutuklulara dönük yapılan kötü muameleleri “Kanayan bir yara” diyerek şunları söyledi:

    “Özellikle de sol siyasi tutuklularla ilgili bu tür sorunlar yaşıyoruz. Mesela Sivas Katliamı davasından Ahmet Turan hastalandı, hatta yaşlandı, hastalanmadı bile. Yaşlılık sebebiyle tahliye edildi. Hasta olduğu da iddia edildi ama kısa sürede tahliyesi af ile sağlandı. Üstelik Adli Tıp Kurumu’nun ‘Cezaevinde kalabilir’ görüşüne rağmen bırakıldı, sonra da vefat etti. O konuda Cumhurbaşkanının bir af yapamayacağı noktasında bir davamız Danıştay’da devam ediyor.
    Hasta tutuklular konusunda yakın tarihlerde art arda ölümler de oluyor. Bu işin ne kadar vahim olduğunu ortaya çıkarıyor. Birleşmiş Milletler Cezaevi Minimum Kuralları diye kurallar var. Bütün Ceza İnfaz Yasaları bu kurallara uygun olarak düzenleniyor. Aslında bizim Ceza İnfaz Yasamız da bu kurallarla çelişen hükümler taşımıyor. Ama buna rağmen bir tutuklu, sadece özgürlüğünden mahrum bırakılabilir, bunun dışındaki bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkı. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil.”

    “HUKUKUN KENDİ KURALLARI İÇİNDE İŞLEMESİ GEREKİYOR”

    Cezaevlerindeki ihlallere karşı daha geniş halk kitlelerinin ses çıkarması gerektiğini ifade eden Şenal Sarıhan, siyasetçi Aysel Tuğluk başta olmak üzere hasta tutuklulara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Örneğin Ankara İnsan Hakları Derneği Şubesi her cumartesi hasta mahkumlarla ilgili duyurular yapıyor ve kamuoyu yaratmaya çalışıyor. İlgili kurumların, Adalet Bakanlığı’nın dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Elbette yasa koyucunun da yani parlamentonun da dikkati çekilmeye çalışılıyor ama öyle bir şey ki bugün Aysel Tuğluk eski bir parlamenter, cezaevinde ve üstelikte ciddi bir bilinç kaybı yaşamakta. Kendi bakımını yapamayacak durumda. Böyle bir insana yönelik olarak hukukun kendi kuralları içinde işlemesi ve bırakılması gerekiyor. Adli Tıp, her zaman çok da kesin olmayan bulgu ve bilgiler veriyor ama her şey de rapora bağlı değil. Bir gözlem ve somut durum da söz konusu.

    Bu konuda kadın hareketi, Aysel Tuğluk’a kadın kimliği ile sahip çıktı. Binlerce imza gönderdiler ve onun sağlık ve yaşam hakkının korunmasını istediler. Aysel Tuğluk, büyük bir travma yaşadı. Annesinin mezarına yapılan saldırıya tanıklık etti. O tarihlerde ben de kendisini görmüştüm, sağlıklı ve bilinçliydi. Herhangi bir sorunu yoktu. Ama yaşadığı süreç çok fazla etkiledi. Belki cezaevleri koşullarından kaynaklanan başka sebepler de olabilir ama bu durumda bireylerin yaşam hakkının ayrımsız, çifte standart uygulanmadan, hukukun kurallarının da buna el verdiği gerçeği üzerinden hareketle Aysel Tuğluk’un bir an önce salıverilmesi gerekir.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Av. Şenal Sarıhan: Mezardaki kişi, fotoğraftaki Cafer Erçakmak’a benzemeyen bir yüzdü-VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Mezardaki kişi, fotoğraftaki Cafer Erçakmak’a benzemeyen bir yüzdü-VİDEO

    PİRHA-Avukat Şenal Sarıhan, öldüğü belirtilen Sivas Katliamı sanıklarından Cafer Erçakmak’ın halen yaşıyor olabileceğine işaret etti. Sarıhan “Bu davada çok kaygı içinde olduk. Çünkü suçluların sağlıklı biçimde aranmadığına şahit olduk” diyerek geçmişte DNA testi için Erçakmak’ın mezarının açıldığını ancak halen birtakım şüphelerinin var olduğunu anlattı.

    Öldüğü belirtilen Sivas Katliamı sanıklarından Cafer Erçakmak’ın halen yaşıyor olabileceğine işaret eden avukatlardan Şenal Sarıhan “Bu davada çok kaygı içinde olduk. Çünkü suçluların sağlıklı biçimde aranmadığına şahit olduk” dedi. Geçmişte DNA testi için Erçakmak’ın mezarının açılıp yüzünü gördüğünü belirten Şenal Sarıhan, “Ancak fotoğraftakinden çok farklı bir görüntüydü” diyerek olaya dair şüphelerini anlattı.

    “KATLİAMIN KIŞKIRTICILARINDAN BİRİYDİ!”

    Sivas Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, katliam sanıklarından Cefer Erçakmak’ın rolüne dair şu bilgileri paylaştı:

    “Sivas Katliamında saldırganların Madımak Otelini ateşe vermesinin ardından sadece itfaiyenin müdahalesi ile 2 kişi kurtarılabildi. O isimlerden birisi Aziz Nesin’di. Aziz Nesin, itfaiye merdivenlerinden inmekte iken bu şahıs Aziz Nesin’i fark ederek merdivenlerden düşürmeye çalıştı. Ve Aziz Nesin oradan düşerek inebildi. Fakat sadece bununla sınırlı değildi Cafer Erçakmak’ın müdahalesi. Elimizdeki fotoğraflarda katliamın bütün aşamasında gayet net bir biçimde kendisinin olayın kışkırtıcıları arasında olduğu, yakanlar arasında olduğu açıkça görülüyordu. Ne yazık ki bu şahıs olaydan sonra yakalanmadı. Polis kayıtlarına göre o gün 15 bin kişi otel önünde biriktirilmişti. Bunların büyük bir kısmı Sivas dışından getirilmişti ve sadece Sivas’ta bulunanların bir kısmı yakalanıp mahkeme önüne getirildiler. Cafer Erçakmak Sivas’ta olmasına ve belediye meclisi üyesi olup çok tanınan bir insan olmasına rağmen ne yazık ki yargı önüne gelmedi.”

    KIRMIZI BÜLTEN İLE ARANAN ERÇAKMAK’IN CENAZESİ EVİNDEN ÇIKMIŞTI!

    Avukat Şenal Sarıhan, Erçakmak’ın izine 2009 yılında bir basın emekçisinin sayesinde ulaştıklarına dikkat çekti. DGM’de yürütülen bir davada Erçakmak ve 7 arkadaşı hakkında açılmış bir davanın olduğunu öğrendiklerini belirten Sarıhan, yaşanan süreci şu sözlerle anlattı:

    “Bu yürüyen davayı tesadüfen öğrendik ve tam da o gün savcılık, Erçakmak hakkındaki davanın düşürülmesini talep etmişti. Bu son derece ilginçti. Hakkında idam istenen bir şahsın davasının savcılık tarafından düşürülmesi talep ediliyordu. Ardından biz davaya müdahil olduk. Ve bu dava 2011 yılına kadar devam etti. Aranan şahısların yakalanması ile ilgili kaygı ve kuşkularımız esas Erçakmak dosyasıyla daha da netleşti. Bu sıralarda Adalet Bakanlığı belli bir grup sanık için açıklama yaptı ve bu isimlerin Almanya’da olduklarına dair bilgi verdi. Sonrasında çok resmi diyebileceğimiz bir kanalla Erçakmak’ın Fransa’da olduğuna dair bir bilgi aldık. Fransa’daki adresini mahkemeye sunduk ve iadesini talep ettik. Ancak dava süresince bu talebimiz karşılanmadı.
    Aranan şahıslar ile ilgili şöyle bir işlem olur; hem kırmızı bültenle aranmaktadır yurtdışına yazı yazılır hem de Türkiye’de olma olasılığına karşılık, özellikle de ikametgahında arama yapılır. Erçakmak’ın ikametgahında yapılan aramalarla ilgili her celse dosyamıza gelen belgeler onun evine gidildiği ve evinde bulunmadığına ilişkindi. Fakat sonra bir sabah bu sanığın evinde ölmüş olduğunu öğrendik. Bu bilgiyi veren de muhtemelen mezarlık müdürlüğü oldu. Kendisi bir sorumluluk almamak için ‘dayı’ diye yazılmış bir tahta üzerine gerçek adı yazılı olmayan bir mezarın olduğunu ve bunun da Erçakmak’ın mezarı olduğu bilgisi geldi. Bunun üzerine mezarın açılması talebinde bulunduk.”

    “FOTOĞRAFLARA BENZEMEYEN BİR YÜZDÜ!”
    Sarıhan, söz konusu kişinin Erçakmak olup olmadığı hususunda halen şüphelerinin olduğunu dile getirdi. “Gördüğüm kişinin yüzü çok fazla şişmiş bir durumdaydı” diyen Sarıhan, cemaatçi gurupların yargıya müdahale durumunu da işaret ederek şunları söyledi:

    “Pir Sultan Abdal Derneği Sivas Şube başkanı arkadaşımızla mezarın açılması için hazır olduk. Doğal olarak ben bu şahsı tanımıyorum; mezar açıldı. Sivas Cumhuriyet Savcısı ve Erçakmak’ın oğlunu ve bir de zannediyorum bir muhtarı çağırdılar. DNA testi alındı. Ayrıca ‘Bu mudur?’ denildi. Vücutta epeyce şişme vardı. Yüzünü gördüm ama söylediğim gibi ben Erçakmak’ı tanımıyorum, sadece fotoğraflarını ezbere biliyorum. O fotoğraflara benzemeyen bir yüzdü. Çok fazla şişmiş bir durumdaydı. Bu sebeple kaygıya kapılmadım değil. Ama hani vicdanen söylemem gerekirse aradan 10 yıl geçmiş bu şahısla ilgili benim değil tıbbın o kişi olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapması gerekiyor. İlginç şeyler yaşandı, DNA testinin incelenmesi sırasında bir takım olumsuzluklar gündeme geldi. Raporlar gitti geldi gitti geldi, sonuç olarak bu şahıs olduğuna dair adli tıbbın bilgisi geldi ve dosya kapandı. O tarihler yine Fethullahçı grupların da önemli biçimde yargıda müdahalelerinin olduğu süreçler diye düşünüyorum. Bu benim için bir kaygıdır ama sonuç değildir. Elbette ‘O kişi Erçakmak değildir’ diyebilecek durumda değilim.”

    “ADLİ TIP RAPORUNA RAĞMEN KUŞKULARIMIZ VARDIR”

    Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ailesinin avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, Erçakmak’ın öldüğüne inanmadıklarını belirterek, ölümünün araştırılması için Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe vermişti. Avukat Şenal Sarıhan ise gelişmeye dair şu açıklamayı yaptı:
    “Bir avukat meslektaşımızın bu konuda bir ifadesi oldu. O ifade üzerine ben de ‘Evet bu davada çeşitli yakalanmalar konusunda kuşkularımız vardır. Erçakmak’ın gerçekten vefat edip etmediği noktasında adli tıp raporuna rağmen kuşkularımız vardır’ diye ifade ettim. Daha önce böyle bir talebimiz olmadı. Nasıl öldüğüne dair bizlere hiçbir bilgi de sunulmamıştı. Elbette ki bu husus soru işaretlerine de sebep olmakta. Bundan sonra meslektaşlarımın talebinin sonuçlanmasını beklerim. Madem bu konu adliye yansıdı oradan bir sonuç beklemek gerekir.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

     

  • Sivas Katliamı sanıklarından Cafer Erçakmak’ın ölümünün araştırılması için başvuru

    Sivas Katliamı sanıklarından Cafer Erçakmak’ın ölümünün araştırılması için başvuru

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ailesinin avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, katliam sanıklarından Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmadıklarını beyan ederek, ölümünün araştırılması için Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdi.

    Sivas’ta Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren 3 firari sanığın yargılandığı davanın son duruşmasında mağdur avukatları, sanıklardan Cafer Erçakmak’ın gerçekten öldüğüne inanmadıklarını ve araştırılmasını istediklerini talep etmişti.

    2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa ailesinin avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, katliam sanıklarından Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmadıklarını beyan ederek ölümünün araştırılması için Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdi.

    Avukat Coşkun Özgür Piroğlu tarafından Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvuruda, katliam davasının son duruşmasında avukat Şenal Sarıhan’ın ‘Erçakmak’ın gerçekten öldüğüne dair şüphelerimiz var’ açıklaması referans gösterilerek Erçakmak’ın gerçekten ölüp ölmediğinin araştırılması istendi.

    “ÖLEN KİŞİNİN ERÇAKMAK OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA YAPILMALI”

    Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede şöyle denildi:

    “2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nın en önemli sanıklarından biri olan Cafer Erçakmak olduğu iddia edilen bir kişi, 2011 yılında şüpheli şekilde Sivas’ta gömülmüştü. 2011 yılında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada bu kişinin mezarının açılmış ve yapılan testler sonucu bu kişinin Cafer Erçakmak olduğu sonucuna varılmıştı. Sivas Madımak Katliamı davası Cafer Erçakmak yönünden öldüğü gerekçesiyle düşmüştü.

    Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/167 esas No’lu dosyasında 3 firari sanık yönünden devam eden Sivas Madımak Katliamı davasının 19.01.2022 tarihinde yapılan duruşmasında bir kısım katılanlar vekili Av. Şenal Sarıhan, Cafer Erçakmak’ın ölüp ölmediği hususunda şüphelerinin olduğunu söylemiştir. Av. Şenal Sarıhan 2011 yılındaki sürecin en önemli takipçisidir. Bu nedenle kendisinin bu konudaki beyanı çok önemlidir. Müvekkilim Hüseyin Karababa’nın kardeşi Gülsüm Karababa katliamda katledilmiştir.

    Müvekkilim Hüseyin Karababa ölen kişinin Cafer Erçakmak olduğuna inanmadığını yıllardır söylemektedir. Ölen kişinin Cafer Erçakmak olup olmadığı hususunda kapsamlı bir araştırma yapılarak ölen kişinin Cafer Erçakmak olup olmadığı, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir. Bu konuda gerekli bütün araştırmalar yapılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Kadın Meclisi, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’ paneli düzenledi -VİDEO

    PSAKD Kadın Meclisi, ‘Katledilen kadınlar isyanımızdır’ paneli düzenledi -VİDEO

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken PSAKD Mamak Şubesi Kadın Meclisi tarafından “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır” başlıklı panel düzenlendi. Panelde konuşan kadınlar, “Ataerkil bakış açısı her alanda kadınları baskı altına almaya çalışıyor. Bu ülkede kadınları aslında devlet öldürüyor. Çünkü yapması gerekenleri yapmıyor. Nitelikli bir eğitimle ve bu eğitimi her alana yayarak eşitsizlik ortadan kaldırılabilir” dedi. 

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşıken Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi Kadın Meclisi tarafından “Katledilen Kadınlar İsyanımızdır” başlıklı panel düzenlendi. Panele Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) destek verdi.

    Panel kapsamında 29 Ekim Kadınları Derneği Genel Başkanı Avukat Şenal Sarıhan, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyeni Prof. Dr. Bedriye Poyraz, Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan ve PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz konuşmalar yaptı.

    Panelin sunuculuğunu yapan PSAKD Mamak Şube Gençlik ve Kadın Komisyon üyesi Ezgi Türkyılmaz, katledilen kadınlar nezdinde herkesi bir dakikalık saygı duruşuna davet etti. Saygı duruşunun ardından katledilen kadınların hayatlarını anlatan sinevizyon gösterimi izlendi.

    “KADININ ÖZ GÜCÜNE İNANIYORUM”

    Ardından PSAKD Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri Hasibe Akpınar söz alarak; “Kadınlar olarak haklarımız için mücadele etmemiz gerekiyor. Ben kadının öz gücüne inanıyorum. Erkek egemen sistem topyekün bir sistem sorunudur. İşte, okulda, her yerde karşımıza çıkıyor. Kadın özgürlük mücadelesi yükseldikçe gerek toplumsal gerekse de örgütsel olarak daha fazla ivme kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    Akpınar’ın konuşmasının ardından PSAKD Mamak Şubesi Kadın Meclisi üyesi Adalet Ayten’in moderatörlüğünde panel başlatıldı. Panelde, Av. Şenal Sarıhan ‘Hukukçu yönüyle kadın mücadelesi’, Prof. Dr. Bedriye Poyraz ‘Karar mekanizmalarında kadın’, Selen Doğan ‘Toplumsal cinsiyet eşitsizliği’, Fadime Türkyılmaz  ise ‘Kadın mücadele tarihi’ başlığıyla konuşmalarını gerçekleştirdi.

    “KADINLAR MÜCADELEDE VAR AMA YÖNETİMLERDE YOK”

    İlk sözü PSAKD Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz aldı. Türkyılmaz, kadın mücadelesinin tarihini ve Alevilikte kadının rolünü anlatarak şunları dile getirdi:

    “Sadece bizim Alevi örgütlerimizde değil genel anlamda kurumlarda kadının sesi yok, kadının adı yok. Ne yazık ki mücadele veren kadınlar ama örgütlerde yönetimlerde kadınlar yok. Bunu kendi içimizde uzun uzun tartıştık. Elbette ki bazı şeyleri de mücadele ederek kazanacağız, kazanıyoruz. Yönetimlerin her aşamasında kadın arkadaşlarımız daha çok görev alacaklar, daha çok yönetimsel olarak hep birlikte olacağız mücadele edeceğiz. Dışarıdaki kadın arkadaşlarımızı örgütleyeceğiz. Yoksulluğa, yolsuzluğa, kendi inancımıza olan asimilasyona karşı, kadın cinayetlerine karşı hep birlikte mücadele edeceğiz. Vardık, varız, var olacağız.”

    “ÖĞRETİLMİŞ ROLLERE VE KALIPLARA TESLİM OLMAYALIM”

    Türkyılmaz’ın ardından söz alan Uçan Süpürge Derneği Başkanı Selen Doğan toplumsal cinsiyet rollerinden ve kadınlara çizilen kalıplardan bahsederek; “Toplumsal cinsiyet meselesine bir bakış açısı kazandırmalıyız. Her kesimden kadının haklarını kullanabilmeleri için mücadele edilmeli. Eşitlik en önemli noktadır. Her alanda eşitlik sağlanmalı. Dayanışma çok önemli bu noktada. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğin ortadan kaldırabilmek için belirli bir perspektif kazandırmalıyız. Cinsiyet rolleri bize öğretilmiştir. Özümüzde doğamızda kırılganlık zayıflık yoktu kadınların. 25 Kasım ve diğer günlerde her zaman kendimize sorular soralım. Bakış açımızı geliştirelim.

    Hakim olan ideolojiye teslim olmayalım. Öğretilmiş rollere ve kalıplara girmeyelim. Ataerkil bakış açısı her alanda kadınları baskı altına almaya çalışıyor. Şiddet konusunda ise bu bir kültür meselesi. Toplum kadınları ikinci plana atıyor. Bunu her bireye empoze ediyor. Bu zihniyeti değiştirmek gerekiyor. Yaşamın içerisinde çocuklarımıza toplumsal cinsiyet rollerini öğretmeliyiz. Ev içinde çocuklarımızı eğitmeliyiz. Kadın ve erkekler her işi yapar düşüncesini verelim. Kadın ve erkeklerin yapacakları işler diye ayırmayalım. Tüm kadınlar bir araya gelerek ancak haklarını kazanabilir. Kadınlar kurulursa erkeklerde özgürleşecek aslında. Ezberleri alışkanlıkları bozalım” dedi.

    “YASALAR SOKAKTA YAZILIR”

    Ardından Av. Şenal Sarıhan söz aldı. Sarıhan, kadın mücadelesinin hukuki yönünü ele alarak şunları kaydetti:

    “Ben iyi eğitimli bir ailede büyüdüm. Ben hep kendimi eşit görürdüm. ÇHD’nin genel başkanıyken kadın komisyonu kurmak istedik. Ancak yönetimdeki erkek arkadaşlar karşı çıktılar. Devrimden sonra yaparız dediler. Ama biz komisyonumuzu kurduk. Ve kadın haklarının mücadelesi konusunda çok iyi mücadeleler verdik. Kazanımlar elde ettik. Kadınların hakları konusunda hukuksal anlamda kazanımlar 90’lı yıllardan sonra oldu. Yasal anlamda kadınlar eşit görülmedi tarihte hala da tam anlamıyla eşitlik yoktur. Medeni yasanın değişmesi gerekiyor. Yasalar sokakta yazılırlar. Sokakta mücadele vererek haklarımızın yasal güvence altına alınmasını sağlayabiliriz. Bugün İstanbul Sözleşmesi yok sayılmış durumda. Bunun tekrar gelmesi için de yine mücadele vermek gerekecek.”

    “BU ÜLKEDE KADINLARI DEVLET ÖLDÜRÜYOR”

    Panelde son olarak Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyeni Prof. Dr. Bedriye Poyraz konuştu. Poyraz, kadın hakları konusunda eğitimin çok önemli olduğunu vurgulayarak ataerkil sistem devam ettiği sürece kadınların eşit olamayacağını belirtti. Poyraz konuşmasına şu sözlerle devam etti:

    “Devletler can güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Ancak kadınlar her gün ölüyor. Özellikle Türkiye de kadınlar hiç korunmuyor. Göstermelik polisiye önlemlerle kadınlar korunuyormuş gibi gösteriliyor. Ama asıl mesele eğitimdir. Eşitliğin her alanda sağlanması gerekiyor. Eğitim ailede başlar. Aileler çocuklarını toplumsal cinsiyet rollerine göre büyütmemeli. Kültürün değişmesi lazım. Kadına şiddet doğal bir şey olarak görülüyor. Her alanda kadın ve erkek eşitliği sağlanmalı. Bu devletlerin görevidir. Devlet bir vatandaşını koruyamıyorsa o devlet o ölümden sorumludur. Bu ülkede kadınları aslında devlet öldürüyor. Çünkü yapması gerekenleri yapmıyor. Nitelikli bir eğitimle bu eğitimi her alana yayarak eşitsizliği ortadan kaldırılabilir. Ama bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir. Farkındalık yaratmalıyız bu konuda. Kadınlar daha fazla yönetimlerde söz sahibi olmalıdır. Ama bu engelleniyor
    Çünkü kadınlar her alanda susturuluyor ve engelleniyor. Alevi örgütlerine sesleniyorum. Kadın erkek eşitliğini her alanda eşitleyin.”

    Panel, Nurgül Ateş ile Tersname’nin müzik dinletisi ile son buldu.

    PİRHA/ANKARA