Etiket: şenal sarıhan

  • Av. Şenal Sarıhan: Kadınlar, hakları için özellikle 90’lardan sonra direndiler -VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Kadınlar, hakları için özellikle 90’lardan sonra direndiler -VİDEO

    PİRHA- PSAKD Kadın Meclisi’nin Antalya’da gerçekleştirdiği çalıştayda konuşan Av. Şenal Sarıhan, Cumhuriyet tarihi boyunca kadınların verdiği mücadeleleri anlattı. Sarıhan, “68 kuşağının hak arayan kadınları, 90’lı yıllarda bu kez kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Kadınlar kendi hakları için beklemediler ve mücadele ettiler” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadın Meclisi tarafından 5-6-7 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilen çalıştaya katılan Av. Şenal Saruhan ‘Kadın, Laiklik ve Cumhuriyet’ başlıklı seminer verdi.

    Türkiye’deki kadınların büyük mücadeleler ve bedellerle haklar kazandığını belirten Sarıhan, tarihte yaşanan faşist darbelerin kadınların üzerinde iki kat baskıya neden olduğunu vurguladı. Darbelere ve siyasi tüm olumsuzluklara rağmen özellikle 90’lı yıllardan itibaren kadınların hakları için büyük mücadeleler verdiğini de aktaran Sarıhan, laikliğin kadın hakları açısından önemli bir ilke olduğunun da altını çizdi.

    “TARİHTE KADINLAR DİRENDİLER VE KISMEN DE OLSA HAKLARINI ALDILAR”

    Devletlerin laik olması gerektiğini ifade eden Sarıhan, laikliğin esas olarak kadınların yararına olduğunu ifade etti. Dinlerin, özellikle de islam dininin kadınları aşağıladığını ve ikinci sınıf gören bir anlayışı empoze ettiğini belirten Sarıhan, “Eğer bir iktidar dini esaslar üzerine oluşur ve gelişirse, o zaman kadının ikincilliği kabul edilmiş olur. Bunun değiştirilmesi için çaba gösterildi. Bu çabanın tarihi 1945’lere kadar gidiyor. 1945’e kadar kadınların toplumsal yaşam içinde var olması konusunda mevcut iktidarların da bir çabası oldu. Ama çok yetersiz kaldı. Hemen anımsayalım, 1934’te bir Mediye Muhittin ve arkadaşlarının bir kadın partisi kurmak için girişimleri vardı. Kadın partisi kurulmasına izin verilmedi. Niye verilmedi? Çünkü kadınların parti kurulabilmesinin anayasada dayanağı yoktu. Anayasada değişiklik yapmak zor bir iş değildi. Cumhuriyet hükümeti anayasa değişikliği konusunda ‘zamansız’ olur diyerek yapmadı. Kadınların aynı tarihlerde, önemli mitingleri, yürüyüşleri oldu. Siyasi hakları için 1934-35 yıllarında direnişler oldu. Kadınlar, muhtar olmak, siyasi yaşamın içinde olabilmek, belediye meclislerinde görev alabilmek gibi haklar için direndiler. Ve bu çabalarla birlikte, kadınların siyasette var olmalarının önü kısmen açılmış gibi oldu” şeklinde konuştu.

    “DARBELER YAPILARAK, DİN ÜZERİNDEN TOPLUM SUSTURULMAYA ÇALIŞILDI”

    Türkiye’de 1950’de yaşanan iktidar değişikliği ile birlikte laiklik konusunda da gerilemelerin yaşandığını ve dine dayalı bir siyasi yapı oluşturulduğunu söyleyen Sarıhan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “1950’de dini referans alan bir hükümet geldi başa. Sonra 12 Mart 1971 ve daha sonra 12 Eylül faşist darbesi yaşandı. Her ikisi de darbeci güçler tarafından, siyasete dini alet ederek, toplumun yeniden pasifleştirilmeye, susturulmaya çalışıldığı dönemlerdir. Topluma yapılan her baskı kadınlar üzerinde iki kez baskı oluşturuyor. Kadınlar o dönemde daha çok baskıyla, daha çok geri gidişle karşılaştılar. 80’li yıllardan 90’lı yıllara doğru giderken, 68 kuşağımız vardı birde. Bizim mücadeleci bir kuşağımızdır. Ben de o kuşağın bir insanı olmakla övünüyorum.  68 kuşağı bütün bu gerici hareketlere karşı direnç gösteren, hem emperyalizme karşı hem anti laik uygulamalara karşı mücadele yürüttü. 68 ve 78 baskılanmasında o dönemin hak arayan kadınları, bu kez kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Devrimci hareketler her şeyi devrimden sonraya bırakmak istiyor. Bu yanlıştır. Kadınlar kendi hakları için beklemediler ve mücadele ettiler.”

    “90’LI  YILLAR, KADINLARIN HER ALANDA ÖRGÜTLENDİĞİ DÖNEMİ İFADE EDER”

    80’li yılların kadınların önce evlerde örgütlendiği sonra derneklerde, meslek örgütlerinde örgütlendiği dönemler olduğu bilgisini veren Av. Şenal Sarıhan, “O yıllar, kadının insan hakları taleplerini yoğunlaştırdığı dönemlerdir. 90’lı yıllarda aydınlar öldürüldü, toplu katliamlar oldu. Maraşlar, Çorumlar, Sivaslar yaşandı. Uğur Mumcu, Muammer Aksoy katledildi. Ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği genel başkanıydım. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden Emel Sungur arkadaşımız bana telefon etti. Dedi ki, bu yıl PSAKD Kadın Kolları olarak farklı bir şey yapalım. Çünkü bu demokrasi talebi içinde kadın vurgusu çok öne çıkmıyor, ayrıca gerici bir örgütlenme giderek tırmanıyor, hep birlikte bir şeyler yapalım, dedi. Ben de kadın komisyonumuzla bu konuyu görüşeceğiz sizin önerinizi oraya götüreceğim, dedim. Sonrasında bir yürüyüş ya da miting yapma fikri ortaya çıktı.

    Şeriata karşı bir yürüyüş yapalım, dedik. Toplantıya gittik. Toplantıda bu fikir çok beğenildi ama gücümüz ne diye sorguladık ama geri durmadık. PSAKD ile birlikte bu işin öncülüğünü yaptık. Türkiye’de ilk defa şeriata karşı 50 bin kadının katıldığı kadın mitingi gerçekleştirdik” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • Avukat Sarıhan: Hedefimiz Sivas Katliamı’nda devletin etkisinin tespit edilmesi-VİDEO

    Avukat Sarıhan: Hedefimiz Sivas Katliamı’nda devletin etkisinin tespit edilmesi-VİDEO

    PİRHA-Sivas Katliamı davasına ilişkin 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun görüşülmesi ertelendi. Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyu yapan Sivas Katliamı’nın avukatlarından Şenal Sarıhan davadaki hedeflerinin devletin katliamdaki yerini ortaya çıkarmak olduğunu belirterek, dava sürecinin skandal kararlarla sürdüğünü ifade etti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), 33 aydın ve sanatçının ve 2 otel çalışanının katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin ‘etkin ve adil bir yargılama yapılmadığı’ gerekçesiyle 2014 yılında yapılan başvurunun görüşülmesini erteledi.

    AYM’ye başvuruyu yapan Sivas Katliamı davasının avukatlarından Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede yargılama sürecinin makul süreyi geçtiğini ve asıl amaçlarının katliamda devletin olumsuz etkisinin ortaya çıkarılması olduğunu belirtti.

    “ARADAN 7 YIL GEÇTİ, BAŞVURUMUZ MAKUL SÜREDE SONUÇLANMADI”

    AYM’ye başvuruyu 2014 yılında yaptıklarını hatırlatan Sarıhan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2014 yılından bu yana Erçakmak ve arkadaşları davasındaki savımız -bu sırada da Türkiye’de Türk Ceza Kanunu’nda olumlu bir değişiklik olmuştu ve ‘İnsanlığa karşı suç’ bizim suç kategorilerimiz içerisine yerleşmiş durumdaydı- insanlığa karşı suçlarda zamanaşımı işlemediği için her ne kadar Türk Ceza Kanunu’na yeni girmiş de olsa yani 1993’ten sonra girmiş olsa da zamanaşımı işlemediği gerekçesiyle bu davanın herhangi bir biçimde zamanaşımına uğramaması talebinde bulunduk. Aynı zamanda dava da açık ‘Yaşam hakkı ihlali’ vardı. ‘Adil yargılanma hakkı ihlali’ de vardı. 1993’ten bu yana makul yargılama süresi uzamıştı. Anayasa Mahkemesi daha yeni davamıza bakıyor, dosyamızı ele alıyor.”

    “DAVA SÜRECİ BAŞTANBAŞA BİR SKANDALLAR DİZİSİ GİBİ YÜRÜDÜ”

    Anayasa Mahkemesi’nden ihlal kararı beklediklerini ve verilecek kararın maddi-manevi tazminat sonucu yaratacağını söyleyen Sarıhan son olarak şunları aktardı:

    “Verilecek karar davanın yeni baştan görülmesini gerektirecek nitelikte ya da eksik soruşturmanın devam etmesi niteliğinde de olabilir. Böyle bir karar da çıkabilir elbette ama daha çok bizim hedefimiz devletin de bu işteki, olaydaki olumsuz etkisinin tespit edilmiş olmasıdır. Uzayan yargılama tarafları mutlu etmedi, onların manevi duygularına herhangi olumlu bir şekilde etkisi olmadı. Zaten dava süreci baştanbaşa bir skandallar dizisi gibi yürüdü. İnsanlar zaten tatmin olmadılar ve biz bu Anayasa Mahkemesi’nin ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vereceği karar -ki Anayasa Mahkemesi’nden ret kararı çıkarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz- bizi bu kararların hiçbiri tatmin etmeyecek. Çünkü bu davada, bu olayda esas olarak bu katliamı örgütleyen grupların, kişilerin daha doğrusu örgütlerin bulunmadığını biliyoruz. Bu durum Türkiye’de katliamların devamının da bir nedeni olmuştur diye düşünüyoruz. Bu sebeple gerçek bir adaletin sağlanması konusunda çok umutlu değiliz. Ama hukuken elimizden gelen ne varsa onu yapmak konusunda da kararlıyız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sarıhan’dan namazın okul bahçelerine taşınmasına tepki: Şeri hükümler uygulanıyor

    Sarıhan’dan namazın okul bahçelerine taşınmasına tepki: Şeri hükümler uygulanıyor

    PİRHA- Eski CHP Ankara Milletvekili Avukat Şenal Sarıhan, okul bahçelerinin cuma namazları için açılmasına ve öğretmenlerin cami cemaatine kolonya ve mendil dağıtmak için görevlendirilmesine tepki gösterdi. Sarıhan, “Bu tamamen bilimin yok sayıldığı, laiklik ilkesinin de artık hiç gözetilmediği, tamamen şeri bir anlayışın her alanda hakim olmaya başladığının işaretidir” dedi. Sarıhan, yargının yapılmak istenen bu uygulamaya karşı iptal kararı vermesi gerektiğini ekledi. 

    İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün valiliklere gönderdiği resmi yazı doğrultusunda, cuma namazlarının cami bahçeleri dışında, okul bahçelerinde kılınması için namaz kılınacak okulların belirlenmesi istendi. Erkek öğretmenlerin cumaya gelen yurttaşlara kolonya ve mendil dağıtımında görevlendirildi.

    Eski CHP Ankara Milletvekili, Eğitimci, Avukat Şenal Sarıhan, konuya ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Öğretmenlerin kamuda çalıştığı alanlar belirlendiğini belirten Sarıhan, “Bu görev tanımlarının içeresinde herhangi bir biçimde camide hijyen maddesi dağıtmak gibi bir görevleri yoktur. Bu tamamen angarya niteliği taşır. Ayrıca başka bir durumda ise insanların inançları noktasında serbestliği söz konusudur. Laik bir toplumda yaşadığımızı iddia ediyoruz. Laik bir toplumda insanlar inançları doğrultusunda hareket ederler” diyerek öğretmenlerin düşürüldüğü duruma tepki gösterdi.

    “HER ALANDA ŞERİ HÜKÜMLERİN HAKİM OLDUĞU BİR DURUMLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Sarıhan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Camide kamu kanalıyla hizmet görevi verilmesi bu laiklik ilkesi ile de çelişen bir durumdur. İkincisi, daha da önemli olarak okullarda okul bahçelerinin namaz kılmaya ayrılmış olması ister namaz kılınıyor olsun, ister farklı dini anlayışlarla ilgili herhangi bir durum olsun bu tamamen bilimin yok sayıldığı, laiklik ilkesinin de artık hiç gözetilmediği, tamamen Şeri bir anlayışın her alanda hakim olmaya başladığının işaretidir. Bu konuda çok sayıda işaret var, bunlardan biridir. Bunu hukuk mantığı içerisinde açıklamamızın imkanı yok.

    “YARGININ İPTAL KARARI VERMESİ GEREKİR”

    Yargının yapılmak istenen uygulamaya karşı iptal kararı vermesi gerektiğini vurgulayan Sarıhan, “Böylesi bir hizmete ihtiyaç varsa Diyanetin çalışanlarının kadrosu içerisinde gerçekleşmesi gerekir. Bu aslında bilim öğretmekte olan öğretmenlere yönelik bir zorlama özelliği taşımaktadır bu bir zorlamadır. Elbette ki kendi serbest iradeleri ile hareket etmesi gereken öğretmenlerin önünde bir engeldir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Sarıhan: Anayasa Mahkemesi’ni hukuka uygun davranmaya davet ediyorum

    Sarıhan: Anayasa Mahkemesi’ni hukuka uygun davranmaya davet ediyorum

    PİRHA-Avukat Şenal Sarıhan, yeni infaz yasasının hukuka uygun olmadığını belirterek, Anayasa Mahkemesi’ni hukuka uygun karar vermeye davet etti. Sarıhan, “Bugün korona felaketi içinde yaşam hakkı mutlaka korunmalıydı. Kesinlikle koronaya karşı önlemler alınmalıydı ve tüm cezaevleri boşaltılmalıydı” dedi.

    Sivas Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, yeni infaz yasası ile ilgili PİRHA‘ya konuştu.

    Başından beri tasarının eşitlik sağlamayacağı konusunda kesin kanısı olduğunu belirten Sarıhan, “Yapmak istedikleri şey gerçekten infaz hukuku ile ilgili yeni bir düzenleme yapmak değil, kendine yakın olan ya da kendilerine siyaseten güç verecek olan kesimleri dışarıya çıkarmak ve dışarıdakileri de içeriye almak. Düşünen, düşüncelerini açıklayan, muhalefet eden insanların terör kisvesi altında terör suçu terimi ile içeri alınmalarının başlangıcıdır” dedi.

    İnfaz hukuku haklarını hatırlatan Av. Sarıhan şunları söyledi:

    “Cezası kesinleşmiş olan kişilerin suçlarına, hangi suçu işlediklerine bakılmaksızın eşit bir biçimde temel yaşam haklarının ve sadece özgürlüklerinin kısıtlanması ile sınırlı olmak üzere, bütün haklarının tanındığı, eşit muamele uygulandığı bir hukuk alanı. Şimdi siz bu hukuk alanını şu veya bu sebeple daha da ileriye götürmek isteyebilirsiniz. Bugün çağdışı kalan bu infaz sisteminden vazgeçebilir ve bunu daha da ileriye götürmek için buna uygun bir düzenleme yapabilirsiniz. Çağdaş ve insan haklarına dayalı hukukun gereği de budur.”

    “AKP MHP’Yİ DE YEDEĞİNE ALIP İSTEDİĞİNİ PARLAMENTODA GERÇEKLEŞTİRİYOR”

    Ancak infaz yasasındaki değişikliğin böyle olmadığını belirten Sarıhan, “Şartlı salıvermeyle ilgili değişiklikler oldu. Belli bir kesimin dışarıya çıkarılması, başka kesimin de içeride tutulması ile sınırlandırmak olmak üzere gündeme getirildi. Bu konuda parlamentodaki muhalefet kesimlerinin karşı çıkışlarını izlemeye çalıştım. Özgürlüklerle ilgili konularda muhalefet partileri epey bir çaba gösterdiler. HDP’nin de, CHP’nin de hatta İYİ partinin de önemli karşı çıkışları oldu. Biliyorsunuz ki bu sayısal bir durum. Bu sayısal sonucu değiştirmek mümkün değil. AKP neye niyet ederse MHP’yi yedeğine alarak istediği şeyi parlamentoda gerçekleştiriyor” diye konuştu.

    “YENİ İNFAZ YASASI, HUKUKA UYGUN BİR NİTELİK TAŞIMIYOR

    “Şimdi hukuk sistemi içeresinde bir de standart olarak yapılmış olan yasayla karşı karşıyayız” diyen Sarıhan şunları söyledi:

    “Bu yasa ya tümüyle ortadan kaldırılması gerekir ya da terörle mücadele yasasında terörün doğru dürüst bir tanımına ihtiyaç var. Yani insanların ‘terör örgütü üyesi olmasa bile’ diye başlayan terör yasasında ceza alan insanların bu sebeple ikili bir sistemle çifte standartla karşı karşıya kalmış olmaları hukukla bağdaşır bir durum değil. Bu sebeple infaz yasası düzenlemesinde gerçekten hukuka uygun bir durum yok.

    “SİYASİ NİTELİKLİ SUÇLAR İÇİN CEZALAR SÜREKLİ ARTIYOR”

    Aydın kesiminde, kadın hareketini de kastederek söylüyorum. Şöyle bir talep var: Cezalar artsın. Sorun cezaların artması meselesi değil. Cezanın işlevsel olma sorunu. Bu infaz yasasının genel girişinde, genel gerekçesinde de ‘cezaevlerimiz çok kalabalık, ceza miktar oranları da çok yüksek, ceza miktarlarını azaltalım’ diyor. Ama ceza miktarları yine azalmıyor. Hangi suçlar için azalmıyor? Siyasi nitelikli suçlar için azalmıyor ve bu noktada belli maddelerde ceza artırımı da getirdiler.”

    “ÇOCUK MAHPUSLAR OKUYAMAYACAK, YAZAMAYACAKLAR; TUZAK MADDELER VAR”

    “Belli maddelerde çocuk haklarını ortadan kaldırıcı düzenlemeler geldi” diyen Sarıhan, “Ceza miktarları süresi azaltıldı, ama cezaevleri işkencehaneye dönüştürüldü. Şu an çocuklar okuyamayacaklar, yazamayacaklar, kendi yerlerini kendileri temizleyecekler. Bunu yapamazlarsa disiplin cezası alacaklar, disiplin cezası aldıkları için infazları yanacak. Tam bir tuzak durumda olan maddeler var. Bunlar ne yazık ki dikkatten de kaçtı” ifadelerini kullandı.

    “EŞİTLİK İLKESİ İAHLAL EDİLDİ”

    Silah kullananların dışarı çıktığına, düşünen ve düşüncesini ifade edenlerin, kalem tutanların ise içeride kaldığına dikkat çeken Sarıhan, şunları vurguladı:

    “Bu bir eşitsizliktir. bunların bir kısmı tutuklu. Tutuklu veya hükümlü bu konuda kamuoyunda yanlış bir değerlendirme oluyor. Fark etmiyor tutukluda cezaevinde tutuluyor. Hatta tutuklunun bir takım özel hakları olabilir, tutukluların da bu infaz yasasına bağlı olarak çekmesi gereken ceza miktarı üzerinden indirimden karşılaşacağı için tutukluluklarının kaldırılması gerekirdi. Böyle bir düzenleme de yapılmadı.

    CHP bugün usul yönünden süreyi kaçırmamak için usule ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Usul meselesi tartışmalı bir durum. Bu şartlı salınma mıdır, yoksa bir af yasası mıdır tartışmalı bir durum. Tartışılmaz durum ise şu: eşitlik ilkesi ihlal edildi. Anayasa Mahkemesinin iptali için çok önemli bir şey. Şimdi burada karşımıza çıkan tablo şu anda bu eşitsizliğin giderilmesi konusunda Anayasa Mahkemesi’ne görev düşmüş olması.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ’Nİ HUKUKA UYGUN DAVRANMAYA DAVET EDİYORUM”

    Anayasa Mahkemesi’nin geçmişte, 74 affı, Rahşan affı da dahil önemli kararı olduğunu hatırlatan Sarıhan, şunları kaydetti:

    “Bunların hepsi eşitsizlik ilkesine aykırı bulundu ve Anayasa Mahkemesi bunlarla ilgili olumlu karar verdi. Bugün böyle önemli bir kararın arifesindeyiz, diye düşünüyorum. Tabi Anayasa Mahkemesini hukuka uygun davranmaya davet ediyorum. Yani siyasi karar değil,  hukuki karar vermesi lazım. Hukuki karar verirse bu eşitlik sağlanmış olabilir. Bu durumda olan insanların da dışarı çıkmaları gündeme gelebilir.

    Fakat asıl mesele, burada hem hukukçuların, daha çok yasa yapıcıların önünde duran görev, Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik yapmak. Terörle Mücadele Yasası 1991 yılında yürürlüğe girdiği zaman da ben, Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanıydım. Dernek adına bir yayın hazırladık ve dedik ki terörle mücadele yasası bir biçimiyle kafestir, özgürlükler için bir demir kafestir ve bu yasaya ihtiyaç yoktur. Türk Ceza Yasası içinde zaten devlet aleyhine olan suçların da cezalandırılması var.

     “KORONAYA KARŞI TÜM CEZAEVLERİ BOŞALTILMALIYDI”

    Anayasa Mahkemesi’nin son dönemlerde önemli kararları var, bu da çok önemli ve hayati bir konu. Bugün infazla ilgili bir düzenleme yapılırken hukuktaki temel ilkeleri bir yana bırakıyorum, yaşam hakkı ile ilgili bir problem söz konusu. Yani, yaşayan insanları cezalandırırsın, yaşayan insanın ıslah olmasını beklersin. Eğer infaz bir ıslah mekanizması ise ıslah olması için insanın yaşaması gerekir. Yaşamayacağı açık olan bir salgınla, bir bulaşır ile karşı karşıya kalmaları halinde toplu ölümlerin olabileceğini düşünerek, cezaevlerine mutlaka yaşam hakkı yönünden, ona bağlı olarak sağlık hakkı yönünden, insanlık onuru yönünden dikkate almak ve cezaevlerini boşaltmak gerekiyor.”

    Avukat Şenal Sarıhan, “Bugün korona felaketi içinde yaşam hakkı mutlaka korunmalıydı. Cezalarda erteleme, denetim serbestliği yaparlardı, yani yolu yok değildi. Kesinlikle koronaya karşı önlemler alınmalıydı ve tüm cezaevleri boşaltılmalıydı” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA 

                                      

  • Ailelerden Meclis’te açıklama: Sivas hala yanıyor; Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı-VİDEO

    Ailelerden Meclis’te açıklama: Sivas hala yanıyor; Cumhurbaşkanı tarafsız olmalı-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren canların aileleri, TBMM’de basın toplantısı yaptı. Milletvekilleri Zeynel Özen, Ali Kenanoğlu ve Avukat Şenal Sarıhan ve Alevi kurum temsilcilerinin de katıldığı toplantıda, Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine tepki gösterildi. Konuşmalarda, “Biz ne yakanları ne de onları aklayanları unutacağız, affedeceğiz. Bunun hesabını soracağız” denildi.

    Haberin videosu

    2 Temmuz 1993’te gerçekleştirilen Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesine karşı, katliamda yakınlarını kaybeden aileler bugün saat 14.00’te TBMM’de basın toplantısı yaptı.

    Sivas Katliamı davası müdahil avukatı Şenal Sarıhan, HDP milletvekilleri Zeynel Özen ve Ali Kenanoğlu, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin ailelerinin hazır bulunduğu basın toplantısına Alevi kurumları ve yöre dernekleri temsilcileri de katılarak destek verdi.

    ZEYNEL ÖZEN: BİZ NE YAKANLARI NE DE ONLARI AKLAYANLARI UNUTACAĞIZ”

    İlk olarak konuşan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, tarih boyunca yapılan katliamların ya devlet tarafından yapıldığını ya da devletin bilgisinin olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı da bunlardan birisidir. Çünkü bu katliam televizyonlarda canlı olarak izletildi. Bugün hapishanelerde ağır hasta tutuklular var ve tedavi bekliyorken, insanlığa karşı suç işlemiş birisinin affedilmesi kabul edilemez. Bu salıverilmeyle başta Aleviler olmak üzere topluma mesaj verilmek isteniyor. Biz ne yakanları ne de onları aklayanları unutacağız, affeteceğiz. Hesabını soracağız” dedi.

    SARIHAN: SİVAS KATLİAMCISININ AFFEDİLMESİ NE HUKUKEN NE DE VİCDANEN KABUL EDİLİR

    Eski CHP Milletvekili ve aynı zamanda Sivas Katliamı davası müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan da, Sivas katliamcısı Ahmet Turan Kılıç ile ilgili, “dede” sıfatı takıp “masumdur ve boşu boşuna yatmıştır” kampanyası yürütüldüğüne dikkat çekerek, “Dava dosyanın gerekçeli kararına baktığımızda bile 7 polisin görgü tanıklığının olduğunu görüyoruz. Bunlar bilinmesine rağmen Sivas katliamcılarından birinin affedilmesi ne hukuken, ne de vicdanen kabul edilir” dedi.

    AİLELER: SİVAS VE BİZİM İÇİMİZ HALA YANIYOR; CUMHURBAŞKANI TARAFSIZ OLMALI

    Basın toplantısında söz alan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Mehmet Atay’ın ablası Zehra Öztürk, Menekşe ve Koray Kaya’nın annesi Hüsniye Kaya, Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, Murat Gündüz’ün babası Mehmet Gündüz ise “27 yıldır mücadele ediyoruz. Sivas ve benim içim hala yanıyor. Bu yobaz çıkarıldığı zaman bir daha yandı. Asla affetmiyoruz, onu affedeni de hiç affetmiyoruz. Bugünleri hiç kimse yaşamasın. Madımak Otelin müze yapılmasını istiyoruz. Bir Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Av. Sarıhan’dan sert tepki: Bunlar şeriatçıydı, insanları yaktılar-VİDEO

    Av. Sarıhan’dan sert tepki: Bunlar şeriatçıydı, insanları yaktılar-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı hükümlüsü Ahmet Turan Kılıç’ın hasta olduğu iddiasıyla serbest bırakılmasının talep edilmesine ve kampanya başlatılmasına Av. Şenal Sarıhan tepki gösterdi. CAN TV’de Can’da Gündem programına bağlanan Sarıhan, katliamın faili olarak yargılanıp ceza alan Kılıç’ın hasta olduğunun inandırıcı olmadığını belirterek, “Çünkü Adli Tıp raporu yok” dedi.  

    Haberin videosu

    2 Temmuz 1993 yılında çoğunluğu Alevi 35 insanın hayatını kaybettiği Sivas Katliamı davasından hükümlü olan 86 yaşındaki Ahmet Turan Kılıç’ın hasta olduğunu iddia eden oğlu Necdet Kılıç, babasının serbest bırakılmasını talep etti.

    Haber, Anadolu Ajansı’nda,  “86 yaşındaki ‘ağır hasta’ hükümlü tahliye bekliyor” başlığıyla yayınlandı.

    Ahmet Turan Kılıç’ın Sivas Katliamı’ndan yargılanırken aldığı idam cezası, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmişti.

    Konu CAN TV‘de Nilgün Mete’nin sunduğu Can’da Gündem programında gündeme getirildi. Programa telefonla bağlanan Sivas Katliamı Müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan, Ahmet Turan Kılıç’ın serbest bırakılması talebine tepki gösterdi.

    Sarıhan, “Ben de Sivas Katliamı mağdurları da hepimiz insanların temel haklarına ve yaşama hakkına saygılıyız. Bu hakkın savunulması konusunda da herhangi bir taviz de herhangi bir geri çekilmede bulunmayız. Ancak tablo böyle bir gerçekliği ifade etmiyor. Ahmet Turan Kılıç’la ilgili olarak yapılan açıklamalarda hasta olduğuna ilişkin İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanmış olan raporda herhangi bir biçimde yaşam hakkının tehlike altında tehdit altında olduğuna dair bir belirleme yok” dedi.

    “BİR DOKTORUN RAPORU OLMAZ, ADLİ TIP RAPORU GEREKLİ”

    Şenal Sarıhan, Sivas Katliamı hükümlüsünün bir doktora götürüldüğünün ve doktorun da ölümcül durumdasın dediğinin iddia edildiğini belirterek, bunun mümkün olmadığını şöyle anlattı:

    “Bir doktorun böyle bir şeyi söyleyebilmesi hele tutuklu bulunan bir şahıs için ya cezaevi doktoru ya da dışardan bir doktor olabilir. Eğer gerçeği ifade ediyorlarsa. Bu tanıkla ilgili gerçek bulgunun nerede aranması gerekir? Bilimsel olarak arayacağımız yer Adli Tıp raporudur ve Adli Tıp raporunda böyle bir belirleme yoktur.”

    “KATLİAMIN FAİLİ OLARAK CEZA ALMIŞTIR”

    Sivas Katliamı hükümlüsünün serbest kalması için bir kampanya açtıklarını söyleyen Sarıhan, “Güya Aziz Nesin’e hakaret ettiği için 26 yıl tutukluymuş. Türkiye’de hiçbir sanık 26 yıl bir hakaret sebebiyle tutuklu kalmaz. Sanık doğrudan doğruya Sivas Katliamı’nın faili olmakla ceza almıştır. Bu cezasıyla ilgili polis tanıklar var. 7 polis tanık ki emniyet müdürüdür biri. Her biri ayrı ayrı teşhis de bulunmuşlardır. Hem emniyet teşhisinde hem de duruşmada kendi gözümüzün önünde eylemci olduğuna ilişkin tanıklıkları söz konusudur” diye konuştu.

     “457 AĞIR HASTA TUTUKLU VAR”

    Türkiye’de 280 bin tutuklunun ya da hükümlüden 457’si ağır olmak üzere 1334 hasta tutuklu olduğunu hatırlatan Sarıhan, şöyle devam etti:

    “İnsan Hakları Derneği düzenli bir biçimde bunlarla ilgili açıklama yapıyorlar. Bunların tahliyesi konusunda idareyi ve yargıyı göreve davet ediyorlar. Şimdi bu hastalarla ilgili herhangi bir biçimde kıllarını kıpırdatmamış olan grupların ki sosyal medyada milli görüş grubunun da bu konuda açıklama yaptığını görüyoruz. Bunlar için hassasiyet göstermeyenlerin yani bütün insanların temel hakları için hassasiyet göstermeyenlerin 33 insanın yakılarak öldürülmesinde eylemci olmakla hakkındaki ceza kesinleşmiş olan bu kişiyle ilgili gerçek olmayan, yalan/yanlış iddialarla bir duygusallık yaratmak, kamuoyu yaratmak peşine düşmüş olmalarını insani bir durum olarak göremiyorum.

    “BUNLAR ŞERİATI SAVUNDULAR, İNSANLARI YAKTILAR”

    Şimdi şunu sormak lazım. Kendi yatağında nefesini versin diyorlar. Yataklarında nefesini veremeyen 33 insan var. Bir otelde yakılarak öldürülmüş 33 insan var. Bunlar çok örgütlü bir biçimde korundular. Hala yurt dışına kaçmış olanlar var. Cezası kesinleşmiş olanlar var aralarında. Bunlar iade edilmiyorlar. Bunlar nasıl kaçırıldılar, nasıl götürüldüler. Nasıl gittikleri yerde hemen para pul sahibi oldular, işletme sahibi oldular. Ahmet Turan Kılıç’ın basında “Ben Osmanlı’yı savunuyorum, Osmanlı rejimini savunuyorum.” diyen açıklamaları var. Bunlar şeriatı savundular, Osmanlıyı değil. Cumhuriyet yönetimine karşı çıktılar ve bunu yaparken de hiç tanımadıkları insanları sırf tehdit olsun diye yaktılar. Bu nedenle bir insan hakları savunucu da olarak tekrar ediyorum, gerçekten bir sağlık sorunu olsa elbette ki tahliye edilmesi gerekir ama bunun sağlıkla ilgili bir problemi olmadığı, sorunun yaşlılık olduğu ortadadır.”

    “SON 17 YILDA 3 BİN 550 HASTA MAHPUS YAŞAMINI YİTİRDİ”

    Son 17 yılda Türkiye’de cezaevlerinde 3 bin 550 hastanın yaşamını yitirdiğini hatırlatan Av. Şenal Sarıhan, “Herkesin yaşam hakkı vardır ve yaşam hakkı konusunda insanların ırkları, renkleri, cinsleri, inançları sebebiyle düşünceleri sebebiyle bir ayrıma uğramamaları gerekir. Bu karşılaştığımız tablo beni gerçekten çok üzüyor.

    “GERÇEK SONUCU GÖLGELEMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Yani şimdi birilerinin kalkıp da hiçbir gerçekliğe dayanmayan tamamen haksız bir talebi, yine Sivas Katliamı’ndaki yargılamayı karalamaya, Sivas Katliamı’nda tanıklık yapmış olan insanları karalamaya ve davanın gerçekte nedenini, gerçek sonucunu gölgelemeye çalışmalarını kavrayamıyorum” diyerek tepki gösterdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Sivas Katliamı sadece Alevilere yönelik değildi; demokrasiye saldırıydı’

    ‘Sivas Katliamı sadece Alevilere yönelik değildi; demokrasiye saldırıydı’

    PİRHA- İstanbul’da Şahkulu Sultan Dergahı’nda düzenlenen panelde, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. 

    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal’ı anmak için düzenlenen şenlikler için Sivas’a giden ve kaldıkları Madımak Oteli’nde gerici güçler tarafından yakılarak katledilen 33 canı anmak için İstanbul’da Şahkulu Sultan Dergahı’nda bir panel düzenlendi.
    Panel başlamadan önce hayatını kaybeden 33 can için bir dakikalık dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    Yazar Süleyman Zaman’ın moderatörlüğünü yaptığı paneldeki konuşmacılardan Sivas Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, katliamın günler öncesinde planlandığını belirterek, polis tutanaklarının bu durumu kanıtladığını ifade etti.

    Sarıhan, “Polis tutanaklarında belirtildiğine göre birkaç yüz kişilik güruhun Madımak oteline yaklaştıkça on binlerce kişiye dönüştüğünü ve katliamın göz göre göre gerçekleştirildiği belirtiliyor. Saldırganların dini unsurları kullanarak attığı sloganlar da bunu gösteriyor” dedi.

    “BELLEĞİMİZDE DAİMA SUÇLU OLARAK KALACAKLAR”

    Yargı sürecine de değinen Sarıhan, davanın siyasi bir dava olduğunu vurguladı.

    “Sivas Katliamı 2 Temmuz’da oldu savcılar 18 gün sonra dava açtı” diyen Sarıhan, Sivas’tan sonra da katliamların bitmediğini söyledi. Sarıhan, “Adil bir yargılama ile sanıklar gerekli cezaları alamadılar, iddianameler gerekli şekilde hazırlanmadı” dedi.

    20’ye yakın siyasi ve dini gruplara mensup 157 kişinin yargılandığı duruşmada 30’dan fazla sanığın tahliye edildiğini belirten Av. Şenal Sarıhan, “Onlar bizim belleğimizde, yüreğimizde ve tarihte daima suçlu olarak kalacaktır” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAM SADECE ALEVİLERE YÖNELİK OLMADI”

    Sonrasında söz alan Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur ise Sivas Katliamı’nın sadece Alevilere yönelik olmadığını, çünkü katliamı yapan saldırganların “Laik cumhuriyet burada kuruldu burada bitecek” diye sloganlar attığını hatırlattı. Çamur, asıl amacın  demokrasiyi yok etmek laik cumhuriyeti ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti.

    Son olarak söz alan Yazar Ece Ataer ise tarih boyunca aydınların daima yakıldığına vurgu yaparak, tarihteki katliamları anlattı.

    Panel, zakirlerin söylediği deyişlerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Avukatlardan Sivas Katliamı Davasına çağrı – VİDEO

    Avukatlardan Sivas Katliamı Davasına çağrı – VİDEO

    PİRHA – 33 Alevi yurttaşın katledildiği Sivas Katliamı Davası’nın yargılamasına 10 Mayıs’ta devam edilecek. Davanın avukatları duruşmaya katılım çağrısı yaparak “Adalet ve İçişleri Bakanlığının görevlerini yapmadığı düşüncesindeyiz. 26 Yıl hiç de az değil” yorumunu yaptı.

    Aralarında birçok sanatçı ve aydının olduğu 33 yurttaşın Sivas Madımak Oteli’nde katledilmesinin üzerinden tam 26 yıl geçti. Sanıkların firari olması sebebiyle yargı ayağında ise hiçbir zaman adım atılamadı.

    Davanın Avukatlarından Şenal Sarıhan ile Avukat Cem Yılmaz, dosyayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Av. Sarıhan, ihmali olanların tespiti için dava açtıklarını belirterek şunları söyledi:

    “26 YILDIR AİLELER MAHKEME KAPILARINDA BEKLEDİKLERİ İÇİN…”

    “Sivas davasında ilk yargılama 1994 yılında başladı. 37 sanık müebbet hapis almıştı fakat, sanıklar daha önce tahliye oldukları için bir kısmı yurtdışına kaçmıştı. Bir kısmı da belki Türkiye’deydi ama ne yurtdışındakilerin ne de Türkiye’de olanların bulunmaları mümkün olmadı. Anımsarsanız Cafer Erçakmak ve arkadaşlarının davası sonuçlandı ve şimdi de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen 3 sanıkla ilgili yargılama sürüyor. 26 Yıla yakın bir süredir bu sanıkların yakalanmaları ve mahkeme önüne getirilmeleri konusunda gerekli işlemler yapılmadı. Mahkemenin kendine düşen görevleri yapmasını sağlama konusunda önemli ihmallerin olduğu düşüncesindeyiz. Buna tek örnek verecek olursam; Cafer Erçakmak’ı gösterebilirim. Kendisi yurtdışında aranırken Türkiye’de evinde öldü. Vahit Kaynar örneğinde de sanığı Polonya yakaladı fakat Türkiye iadesini sağlamadı. Ve bizler her duruşmada bunların yakalanmaları konusunda taleplerde bulunuyoruz. Tüm bu eksiklikler konusunda gerekli çabaların gösterilmediği ve bu sebeple yargılamanın uzadığını ve 26 yıldır aileler mahkeme kapılarında bekledikleri için Anayasa Mahkemesi’ne başvurumuzu yaptık.”

    “YENİ CİNAYETLERE İZİN VERMEMEK İÇİN…”

    Avukat Sarıhan, Alevi toplumuna dönük katliamlar içerisinde Sivas Davası’nın farklılık gösterdiğini ifade ederek şöyle devam etti:

    “Sivas, sanıkların mahkeme önüne getirilebildiği ve yargılamanın yapılabildiği davadır. Sivas davası diğer katliam davalarına göre şöyle bir yol açıklığı yapmıştır; Kahramanmaraş davasının bu denli kamuoyu tarafından takip edilir bir yanı yeterince olamamıştır. Sivas Katliamı Davasında Alevilerin örgütlü topluluğu bu davanın arkasında durmuştur. Böylece dava dikkat ve özenle izlenmiştir. Bu davanın önemli olduğunu düşünüyorum çünkü yargılama yeni cinayetlere engel olma noktasında da bir öğreticilik taşımalıdır. Aileler davalarına sahip çıktılar. Biz avukatlar da bu davanın yanında olduk fakat şöyle bir hedef de gözetmedik; ‘Bunlar ceza alsın, hesap sorulsun’ Evet hesap sorulsun ama niye sorulsun? Yeni cinayetlere izin vermemek için. Devlet de kendi yurttaşlarının katledilmelerine izin vermeyeceği bir ortamın yaratılması konusunda adil yargılama yapıp, yeni faillere ‘nasılsa kurtuluyoruz’ duygusunu yaşatmamalı. 26 Yıl hiç de az değil. Adalet ve İçişleri Bakanlığının görevlerini yapmadığı düşüncesindeyiz. Hatta birtakım gerici basın organlarının bu sanıkları masum göstermeye çalışan yayınlarla hala uğraştığı bir süreçteyiz.”

    DURUŞMAYA ÇAĞRI

    10 Mayıs saat 14’te, 1 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya katılım çağrısı da yapan Sarıhan “Hepimizin yüreğini yakan Sivas Katliamı Davasının hala izleyicisi olduğunuzu, hala bu davadaki sanıkların adalet yoluyla cezalandırılmaları konusunda sorumluluğumuzu anımsayarak kamuoyunun duruşmaya gelmelerini rica ediyorum” dedi.

    Davanın takipçisi olan avukatlardan birisi de Kazım Genç. Sivas davasını diğer davalardan ayrılan noktalara değinen avukat Genç şunları söyledi:

    “Sivas’ta toplu bir katliam işlendi. Bu davanın sanıklarından yakalanamayıp ele geçirilmeyen sanıkların bulunmamış olmasından kaynaklı 26 yıl geçti ve davalar 30 yıl dolduğunda kapatılacak. Kimi sanıkların adreslerinin dahi bilinmesi hususunu hep dile getirdik. Fakat hükümet ‘bu olay kapansın’ diyerek örtbas ediyor. Sivas Katliamı çok vahim bir dava. 15000 kişilik bir grup harekete geçiyor ve bir oteli yakıyor. Olayın tümüyle üzerine gidilmiş olsaydı birçok kişi yakalanır ve elbette ki cezalandırılırdı. Bu katliamı kim nerede organize etti, onu devlet biliyor. ‘Aleviyim’ diyen her yurttaş ve avukatın davada bulunması lazım.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Sarıhan: AKP, kadının ikincilliğini perçinleyen yasal düzenlemeler yaptı-VİDEO

    Sarıhan: AKP, kadının ikincilliğini perçinleyen yasal düzenlemeler yaptı-VİDEO

    PİRHA- Eski CHP Milletvekili ve Hukukçu Şenal Sarıhan, kadınların siyasetteki temsiliyetini değerlendirdi. Sarıhan, kadınların ikincilliğe itildiğini, AKP’nin de bu ikincilliği perçinleyen yasal düzenlemelere imza attığını söyledi. CHP’yi de eleştiren Sarıhan, karar mekanizmalarında olabilme noktasında erkeklerin kadınları küçümsediğini dile getirdi. 

    5 Aralık Dünya Kadın Halkları Günü’nün 84’üncü yıl dönümünde eski CHP Milletvekili ve Hukukçu Şenal Sarıhan, kadınların siyasetteki temsiliyetini PİRHA’ya  değerlendirdi.

    Saruhan, “Dünyada da, Türkiye’de de kadınların ikincilliği, kadınların alt sıralarda yer alması, kadınların omuzunda çifte dağın bulunması, bu sebeple başlarını bir türlü kaldıramamaları ve bir yurttaş olarak, bir insan olarak, sahip olmaları gereken, söz yetki ve karar mekanizmalarında sorumluluk alamamaları bütün dünyada yaşanan bir gerçekliği ifade ediyor” dedi.

    “ÜNİVERSİTELERDE KADIN ÇOK AMA YÖNETİCİ YOK”

    “Üniversitelerde çok sayıda kadın arkadaşımızın olduğunu biliyoruz. Ama kadın yöneticisinin bununla paralel olmadığını görüyoruz” diyen Sarıhan, şunları dile getirdi:

    “Okullarda eğitim kurumlarında ya da bütün bürokraside kadınlar hala parmakla sayılacak kadar azlar, daha az mı yetişkinler? Daha mı az bu bilgiye sahipler? Hayır, öyle değil. Ama toplum o feodal bakış acısını bir türlü aşamıyor ve kadını erkekle eşit görüyor. Çok yakında cumhurbaşkanının ‘kadın koşabilir mi?’ sorusu bile. Bu bir bedensel yarışma, beden gücü yarışması meselesi değil, toplumsal yaşam içerisinde olmak. Kaldı ki koşabilir de. Yani bunun ölçüsü kadın ya da erkek beden olma değil. O zaman dönüp sormak gerekiyor; ‘erkek de çocuk dünyaya getirebilir mi?’ Çünkü bu yaratıcılıkla ilgili bir şey, çok daha farklı bir olay. Burada bu sözün üzerinde çok durmak istemiyorum tabii. Ama bütün bir dünyada diye ifade ettim. Bakın bu konuda Sürekli Eğitim ve Dayanışma Derneği (SEDAV) var. Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi var. Daha sonra çok deneyim sağlanmış olan Türkiye de imzalanan İstanbul Sözleşmesi diye sözleşme. Bunlar hep kadına yönelik şiddetin azaltılması konusu üzerinden tartışıldı. Oysaki her iki sözleşmede de, bu arada 1995 Pekin bildirgelerinde de ve son kadın hakları ile ilgili düzenlenen uluslararası bütün metinlerde de kadının toplumsal yaşam içinde eşitlenmesi, siyaset alanında varlığının kabul edilmesi ve ona pozitif ayrımcılıkla olanaklar tanınması konusunda imzacı devletlere görev yükleniyor. Ama ne yazık ki böyle yürümüyor.  2002 yılında yeni AKP’nin yönetime geldiği tarihte Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanmış olan bir genelgeyi anımsıyorum. 2002’de yanılmıyorsam bu genelge de şöyle bir cümle var: Bütün bakanlıklar, kadın, erkek eşitliği konusunda çalışmalar yürütecekler.” Bu kadınların yasal düzlemde eşitlik mücadelesi bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

    Önce 4320 sayılı yasa 1998 yılında kabul edildi. Arkasından medeni yasada, Türk Ceza Yasası’nda kadınları ikincil gören yasal düzenlemeler kadınların çabasıyla, kadın örgütlerinin, baroların, kadın komisyonlarının aynı zamanda kadın vekillerimizin çabalarıyla daha ileri hale geldi.

    “AKP, KADIN İKİNCİLLİĞİNİ PERÇİNLEYEN YASAL DÜZENLEMELERE İMZA ATTI”

    Kadınlar göreceli olarak eşitlendiler. Anayasa’nın 10. maddesine ek maddeler konuldu. Biliyorsunuz devlete de sorumluluk verdi. Bunun bir ayrımcılık olmadığı kabul edildi. Bütün bu düzenlemeler sebebiyle 2002’de AKP bu genelgeyi yayınlamak zorunda kaldı. Yani kadınlar pişirmiş, kotarmıştı. Kadın erkek eşitliği meselesinde yasal düzenlemeleri 2002 genelgesi o kadınları memnun etmekti ve aynı zamanda demokratik görünme çabasının bir ürünüydü. Ancak ne gördük? Kısa bir sürede bir yıl sonra bu konuda bir araştırma gerçekleştirdi bir derneğimiz ve bunların tamamen vitrinlerde kaldığını, bu genelgenin uygulanmadığı gördük. Giderek AKP iktidarı da kendi ideolojik anlayışına da bağlı olarak kadının ikinciliğini perçinleyen, yasal düzenlemelere imza attı ve çoğunluk olduğu için parlamentodaki muhalefet partilerinin direnci de bir şeye yaramadı. Bunları niye anlatıyorum? Yasalar nedir? Yasalar bir yaşamın düzenlenmesi konusunda yol göstericilerdir.”

    Hukukçu Şenal Sarıhan, yasaların yazılmış olmasının yetmediğini, bunların içselleştirmesi gerektiğini kaydetti. Sarıhan, “Türkiye’de de, dünyada da kadın ikincilliği hala içselleştirilmiş, ikincilliğinden vazgeçme sorunu hala içselleştirilmiş durumda değil. Bu sebeple karar mekanizmalarında olabilme noktasında erkekler kadınları küçümseyerek, kadınları yeteneksiz, kadınları başarısız görerek onlara yol açma, onlarla birlikte bir yere yürüme konusunda geri bir tutum içerisindeler” diye konuştu.

    KADINLARA ELEŞTİRİ

    Kadınlara da eleştirilerini ifade eden Sarıhan, “Buradan kadınlara da dönüp bakalım, biz kendimize de bakalım. Biz de bir cesaret yoksunluğu içindeyiz. Kendi yetişkinliğimizin farkındayız çoğumuz bu işleri yapabileceğimizi biliyoruz. Ama siyaset Türkiye özeli için söylüyorum, bu İtalya’da da böyle, başka yerde de böyle. Kadınları mutfaktaki küçük işler için görevli kılıyor, orada pohpohluyor, orada arkasını sıvazlıyor ama onların yönetme ve karar verme noktalarına gelmesi konusunda ya vitrinler belirliyor, orada şu kadar sayıda kadın göreceli olarak” ifadelerini kullandı.

    “CHP YÜZDE 30’LUK KOTAYI KALDIRDI”

    Yüzde 30’luk kotayı kaldırdığı için CHP’yi de eleştiren Sarıhan, şunları kaydetti:

    “Bizim partimizde bile, Cumhuriyet Halk Partisi’nde son kurultayda yüzde 30’luk kota bile ortadan kaldırıldı. Yine kendi durumumuza bakalım. Cumhuriyet Halk Partisi açısından bakıyorum, kadın kollarımız var, kadın kolu başkanlarımız var, ama bir eş başkan sıfatı taşıyamıyor. Kadın kolu başkanı en yüksek karar organı olan MYK’da susarak oturmak hakkına sahip. Oturmak hakkına sahip ama susarak gençlik kolları yönünden de böyle. Bu hala düzelmiş değil. Yani sosyal demokrat anlayış bile bu konuda ileri adım atıp uygulamada da bunları yapamadığı sürece, kadınların siyasette temsilinin eşitlenmesi zor.”

    “KADIN ÖNCELİKLİ OLMALI”

    Yerelde kadınların önemine değinen Sarıhan, “Bugün yerel seçimlere gidiyoruz. Yerel, kadın alanı tamamen. Bir komşuluk ağını kim kurar? Sabah kahveleri ile kadınlar veya sabah günaydınlarıyla kadınlar kurar. Yol mu aksıyor, okulda mı problem var, ya da mahalledeki sağlıkla ilgili problemler neler? En çok kadın bilir. KADER’in bu konuda çok ciddi çalışmaları oldu. Geçmişte neden kadınlar yerelde öncelikli olmalı?” dedi.

    “KADINLARIN YERELDE İLERİ PARTİLERDE BİLE ADI GEÇMİYOR”

    Yerelde kadınların adının en ileri partilerde bile geçmediğini ifade eden Sarıhan, şöyle devam etti:

    “Ankara büyükşehir, İstanbul büyükşehir… Bir kadın adı duymuyoruz, niye? Kadınlarımız yok mu, İstanbul’u yönetebilecek, Ankara‘yı yönetebilecek kadınlarımız yok mu? Ama kadın yok deniliyor, görünmüyor ya da kadın işte güzel manken, o da güzelliği geçene kadar. Yaşı bilmem ne yaşa kadar temsil olsun bu televizyonlarda falan aynı şey sunuculuk yapan orada görev yapan kadın arkadaşlarımızın sorunları da böyle. Bu yüzden yol kadına açılamıyor. Bunu değiştirmek biz kadınların elinde. İsyan etmemiz gerekiyor. Kadınların bu yapıya karşı durması gerekiyor. Ben şu görevi yapabilirim demesi gerekiyor. Diğer kadınların da onun arkasında durması gerekiyor. Diğer kadınlar durmuyor, gerçekten böyle, bir gerçeklik de var. Bunu da açıkça ifade etmeliyim. Ya da % 50 durmuyor, neden? Çünkü pastadan alınacak pay bir dilim, ya da iki dilim. O iki dilimi iki kadın aday olmuşsa öbürü diğerini kesmeye çalışıyor. Sekiz dilimde erkek var. Bununla yarışarak onun yerini almak yerine, öbür kadının yerini alıyor. Çünkü erkek egemen yapı bir kadına izin verecek temsilde. Ve bu siyasi partilerin anlayışından ne yazık ki o çıkmıyor.”

     “HDP’DE DURUM FARKLI”

    “HDP’de durumu farklı görüyoruz” diyen Şenal Sarıhan, “Orada da farklı bir durum var. Tabi daha çok sorun var, daha çok ezilmişlik var. Ondan kaynaklanan birlikte davranma, yani bu böyle bir noktadan değil, ihtiyaç noktasından. Toplumsal yaşamın, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden yürümesi ve kurgulamanın da politikaların da iktidar politikaların da, yönetenlerin politikalarının da bütün politikalara kadın erkek eşitliğini sindirmesi ve bunu empoze etmesi gerekiyor.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Sivas Katliamı firari sanıkların duruşması 6 Mart’a ertelendi

    Sivas Katliamı firari sanıkların duruşması 6 Mart’a ertelendi

    PİRHA2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı davasından dosyaları ayrılan 3 firari sanığın yargılanmasına bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma 1 dakika sürerken, 6 Mart 2019 tarihine ertelendi. 

    35 canın yakılarak öldürüldüğü 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı davasından dosyası ayrılan 3 firari sanığın yargılanmasına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

    Avukatlar Şenal Sarıhan, Kazım Genç hazır bulunurken, İstanbul Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak, Yazar Turan Eser de duruşmaya katılanlar arasında.

    1 dakika kadar süren duruşma 6 Mart 2019 tarihine ertelendi.

    Yazar Turan Eser duruşma sonrası facebook hesabından “Biz durmayacağız, biz ertelemeyeceğiz, biz unutmayacağız, unutturmayacağız” diyerek tepkisini dile getirdi. Eser, “Sivas davasının bugünkü duruşması da oyalama ile geçiştirildi. “Sanıkların aranmasına ve davanın 6 Mart’taki duruşmaya kadar ertelenmesine” karar verildi. Şehit aileleri ile birlikte duruşmadayız. Biz durmayacağız, biz ertelemeyeceğiz, biz unutmayacağız, unutturmayacağız” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘OHAL değil oyalama komisyonu’; Gülmen ve Özakça dosyası hala incelemede

    ‘OHAL değil oyalama komisyonu’; Gülmen ve Özakça dosyası hala incelemede

    Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri, OHAL İnceleme Komisyonu’nu ziyaret etti. Komisyondan haftada bin dosyayı görüşecek bir sistem oluşturulduğu bilgisi verildi. Öncelik verilmesi istenen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça dosyalarının halen incelemede olduğu öğrenildi.

    Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri, yaklaşık 1 yıldır talep edilen OHAL İnceleme Komisyonu ziyaretini gerçekleştirdi. Meclis’te grubu bulunan tüm partilerden üyelerin yer aldığı heyetin ziyareti yaklaşık 2 saat sürdü.

    Görüşmenin başında OHAL İnceleme Komisyonu Başkanı Salih Tanrıkulu komisyonun başvuru, dosyalama sistemi ile ilgili bilgi verdi.

    80’i RAPORTÖR 200 KİŞİ ÇALIŞIYOR

    CHP Milletvekili Şenal Sarıhan ve HDP Milletvekili Ayşe Acar Başaran’ın verdiği bilgiye göre, OHAL İnceleme Komisyonu’nda 80’i raportör yaklaşık 200 personel görev yapıyor. Bugüne kadar yapılan toplam başvuru sayısı 104 bin 398. Başvuruların yüzde 60’ını eğitim, içişleri ve adalet kurumlarından ihraç edilenler oluşturdu. Başvurular kurumlara göre ayrılırken, hepsi için alt komisyonlar kuruldu.

    HAFTADA BİN DOSYA GÖRÜŞÜLEBİLECEK

    Meclis İnceleme Komisyonu üyeleri, başvuruların yoğunluğuna dikkat çekerek, bu kadar başvurunun ne kadar sürede sonuçlandırılabileceğini sordu. OHAL Komisyonu haftada 1000 dosyanın karara bağlanacağı bir sistem kurulduğu yanıtı verdi, ancak bugüne kadar toplamda kaç dosyanın görüşüldüğü, bir raportöre kaç dosya düştüğü gibi sorulara karşılık verilmedi.

    Kurulan sisteme göre sonuçlanan dosyalarla ilgili karar tebligatı kişinin ihraç edildiği kuruma gönderiliyor. Kurum da başvurucuyu bilgilendiriyor. Komisyon üyelerine kararların neden kamuoyu ile paylaşılmadığı soruldu. Buna yanıt ise “spekülatif tartışmalara yol açmamak” yönünde oldu.

    GÜLMEN VE ÖZAKÇA DOSYASI İNCELEMEDE

    Meclis Komisyonu üyeleri açlık grevinde kritik bir eşiğe gelen eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın dosyalarının öncelikli görüşülmesi yönünde avukatlarının başvurularına da dikkat çekerek bu yönde nasıl bir adım atılacağını sordu. OHAL Komisyonu’ndan bu tür öncelik istenen durumlara özen gösterildiği yanıtı verildi, ancak halen incelemede olan dosyada kararın ne zaman verileceği ile ilgili bilgi verilmedi.

    OHAL Komisyonu’na yapılan başvuruların Bylock kullanımı, Bank Asya’da hesap gibi birden çok kriter üzerinden değerlendirme yaptığı basına yansımıştı. Görüşmede de bu konuda bilgi verildi. Ancak, FETÖ dışında ihraç edilen Barış için Akademisyenler, Kayyum atanan belediyelerdeki çalışanlar gibi farklı gerekçelerle ihraç edilenler için oluşturulmuş bir kriter olmadığı görüldü.

    “OHAL DEĞİL OYALAMA KOMİSYONU”

    CHP Milletvekili Şenal Sarıhan, yaklaşık 1 yıldır talep ettikleri bu görüşmenin gecikmeli de olsa gerçekleşmesinin önemli olduğunu, bundan sonra da temasların sürmesini beklediklerini söyledi.

    HDP Milletvekili Ayşe Acar Başaran ise 200 kişinin 100 binin üzerinde dosyayı 2 yılda tamamlamasının mümkün olmadığını, “oyalama” dışında bir işlevi bulunmayan Komisyonun sağlıklı bir karar alma şansının bulunmadığını söyledi. Başaran bir an önce bu uygulamadan vazgeçilip, yargının önünün açılması gerektiğini ifade etti.

  • Okulda harem selamlık eğitim

    Okulda harem selamlık eğitim

    Ankara’da özel bir eğitim kurumunda kız ve erkek öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim gördükleri iddiası fotoğraflarla kesinlik kazandı. CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, gerici uygulamaya tepki göstererek, “Eğitimin dinselleştirilmesine hoşgörülü olmayacağız” dedi. 

    Birgün’ün haberine göre; Ankara’nın Beypazarı ilçesinde Özel Süleymaniye Eğitim Kurumları’nın okulunda kız ve erkek öğrencilerin birarada eğitim görme olanağının okul yönetimi tarafından ortadan kaldırıldığı iddiası fotoğraflarla netlik kazandı. Kurumun internet sitesinde, “7’nci sınıflar Matematik Dersi” başlığıyla paylaşılan fotoğraflarda erkek ve kız öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim gördüğü belgelendi.

    “TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE EĞİTİM, GERİCİLİĞE EVRİLİYOR”

    İlköğretim öğrencilerine yönelik eğitim veren okuldaki “harem selamlık” uygulamayla ilgili çok sayıda şikâyet aldığı belirten CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, gerici uygulamayı değerlendirdi.

    Beypazarı’nda karşılaşılan problemin sadece oraya özgü bir sorun olmadığını belirten Sarıhan, “Eğitim, Türkiye’nin her yerinde gerici bir yöne doğru evriliyor” diye konuştu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ciddi bir özene ihtiyacı olduğunun altını çizen Sarıhan, şöyle devam etti:

    “Gün geçtikçe artan gerici uygulamalara ilişkin MEB’in ciddi bir izleme ve sorgulama politikası olması gerekiyor. Eğitim kurumlarına sorumluluklarının hatırlatılması ve bu tür olaylara karşı sağlam bir ceza sistemi geliştirilmesi gerekiyor. Bu tip sorunların çözülmesi ve gerici uygulamaların son bulması ancak MEB’in bu konuya ciddi eğilmesiyle mümkün olacaktır.”

    “EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİREN UYGULAMALARA KARŞI HOŞGÖRÜLÜ OLMAYACAĞIZ”

    Eğitimi dinselleştiren uygulamalara karşı hoşgörülü davranılamayacağını vurgulayan Sarıhan, “Hoş görmek bir olumluluğa işaret etmemekle beraber ihlale meydan vermek anlamını taşır” diye konuştu. Sarıhan, MEB’in eğitimi gericileştiren eylemlere karşı sessizliğinin sürmesi halinde, öğrencilerin bilimin aydınlanmasından faydalanmasının olanaksız hale geleceğine dikkati çekerek, “Beypazarı’ndaki uygulama, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sıfırlanması konusundaki politikaların tümüne ters bir olgudur. Uygulamayla, çocuklar birbirine daha ilkokul çağlarında yabancılaştırılacak ve uzaklaştırılacaktır” ifadelerini kullandı.

  • CHP’li Sarıhan’dan yeni KHK tepkisi: 12 Eylül’ün eksiklikleri tamamlandı

    CHP’li Sarıhan’dan yeni KHK tepkisi: 12 Eylül’ün eksiklikleri tamamlandı

    PİRHA- İki yeni KHK yayımlandı. Kamudan toplam 2 bin 756 personel ihraç edildi. Cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanlar, duruşmalara tek tip kıyafetle getirilecek. Yeni KHK’ye CHP Milletvekili Şenal Sarıhan Twitterden tepki gösterdi. Sarıhan, “Yeni KHK ile 12 Eylül’ün eksikleri tamamlandı. Tek tip elbise, cezaevlerini ve dolayısı ile Türkiye’yi yangın yerine çevirmektir” dedi. 

    Yeni KHK ile 12Eylül’ün eksikleri tamamlandı. Tek tip elbise, cezaevlerini ve dolayısı ile Türkiye’yi yangın yerine çevirmektir. Cezaevlerinden nakillerde güvenlik sağlama gerekçesine kimse inanmaz.

    OHAL kapsamında Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan 695 ve 696 sayılı iki yeni Kanun Hükmünde Kararname, Resmi Gazete’de yayımlandı. Resmi Gazete’de yayımlanan KHK’de kamudan toplam 2 bin 756 personel ihraç edildi.

    696 sayılı KHK kapsamında, “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” nedeniyle cezaevinde hükümlü ve tutuklu bulunanlar, duruşmalara badem kurusu ve gri renginde tulum giyerek getirilecek.

    “TEK TİP ELBİSE TÜRKİYE’Yİ YANGIN YERİNE ÇEVİRMEKTİR”

    CHP Milletvekili Şenal Sarıhan yeni KHK’ye twitter’den tepki gösterdi. Sarıhan, “Yeni KHK ile 12 Eylül’ün eksikleri tamamlandı. Tek tip elbise, cezaevlerini ve dolayısı ile Türkiye’yi yangın yerine çevirmektir. Cezaevlerinden nakillerde güvenlik sağlama gerekçesine kimse inanmaz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Her ilçede şiddet önleme merkezi yok ama bir müftülük var’

    ‘Her ilçede şiddet önleme merkezi yok ama bir müftülük var’

    PİRHA – Müftülüklere nikah kıyma yasa tasarısı gibi hazırlanan yasa tasarılarının kadınlara sorulmadan hazırlanmasına tepki gösteren kadınlar alanlara indiler. Ankara’da TBMM önünde basın açıklaması yapan kadınlar müfütlere nikah kıyma yetkisi tanıyan yasa tasarısının ve mağdur hakları yasa tasarısının kadınların hayatlarını doğrudan ilgilendirdiği için bu tasarılar hazırlanırken kadın örgütlerine danışılması gerektiğini vurguladılar.

    “Hayatımıza sahip çıkıyoruz”, “Bu nikah kıyılamaz” şiarıyla Türkiye’nin çeşitli illerinden Ankara’ya gelen kadınlar 2 günlük bir etkinlik düzenlediler.

    Cumartesi günü Ankara Sakarya Caddesi’nde yapılacak olan etkinliğe Ankara Valiliği’nin izin vermemesi üzerine kadın örgütleri TBMM önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak basın açıklamasına da izin verilmeyince CHP milletvekilleri Şenal Sarıhan ve Veli Ağbaba ile HDP milletvekilleri Meral Danış Beştaş ve Sibel Yiğitalp’in devreye girmesiyle birlikte 60’a yakın kadın meclise girdi.

    “BU NİKAH KIYILAMAZ”

    Mecliste yapılan görüşmelerin ardından meclis bahçesinde basın açıklaması yapan kadın örgütleri “Hayatlarımıza sahip çıkıyoruz”, “Bu nikah kıyılamaz” dediler. Kadın örgütleri adına açıklama yapan Rüya Kurtuluş, meclis kapanırken gündeme getirilen müftülere nikah kıyma yetkisi veren tasarı ve mağdur hakları yasa tasarısına dikkat çekerek meclisin ilk gününde burada olmak istediklerini vurguladı.

    “KADIN ÖRGÜTLERİNE DANIŞILARAK YAPILMALI”

    Bu iki tasarının da kadınların hayatlarını yakından ilgilendirdiğini bu yüzden de böyle yasaların kadın örgütlerine danışılarak yapılması gerektiğini söyleyen Kurtuluş, müftülerin nikah kıymasının imam nikahını azaltacağına inanmadıklarını belirtti. Türkiye’de imam nikahlı olanların ya ikinci eş ya da çocuk yaşta evlilik yapanlar olduklarını ifade eden Kurtuluş, şunları kaydetti:

    “ÇOCUK YAŞTA EVLİLİĞİN ÜZERİNİ ÖRTMÜŞ OLURSUNUZ”

    “Kadın erkek eşitliğini temel almayan, dini referanslarla hayatı düzenleyen, boşanmayı engellemeye çalışan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın medeni hukuk alanında işi yoktur. Bu laikliğe de aykırıdır. Çocuğun nüfusa kaydında sözlü beyanı esas gören hükümler de var. Daha önceki yasada da bu vardı. Yasalar daha ileri gitmek zorundadır. Sözlü beyanla çocuğu nüfusa kayıt ettirirseniz çocuk yaşta evlendirme sonucu doğan çocukları, te​c​avüz sonucu doğan çocukları kayıt altına alamazsınız. Çocuk yaşta evliliğin üzerini örtmüş olursunuz.”

    “KADINLARIN HER İLÇEDE ŞİDDETE KARŞI BAŞVURABİLECEKLERİ YERLER OLMALI”

    Genel ahlak gibi muğlak ifadelerin yasalarda yer alamayacağının altını çizen Kurtuluş, mağdur hakları yasa tasarısının kadınların ihtiyacı olan bir düzenleme olduğunu bir kadının şiddete maruz kaldığında haklarının açık açık belirtilmiş olması gerektiğini vurguladı. Kadınların her ilçede şiddete karşı başvurabilecekleri yerler olması gerektiğini ancak Türkiye’de şiddet önleme merkezlerinin birer birer kapandığını belirten Kurtuluş, “Her ilçede bir şiddet önleme merkezi yok ama bir müftülük var. O müftülükler bünyesinde kadınlara aile danışmanlığı yapılıyor. Mağdur hakları yasa tasarısı kadın ve erkek eşitsizliğini görerek kurulmalıdır. Kadınlar sadece kırılgan grup olarak değil, cinsiyet ayrımından dolayı mağdur edilen kadınlar olarak bu yasalarda yer etmelidir” dedi.

    Bu tasarıların kadından yana hiçbir yanı olmadığını söyleyen Kurtuluş, mağdur haklarının boşanmış babaların talepleriyle değil her an öldürülme tehdidi yaşayan kadınların talepleriyle düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.

    “KADINLAR MÜCADELE İLE KAZANACAK”

    Açıklamada söz alan CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, “Kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını sağlayacak her türlü düzenlemenin yanında, bunu bozan her türlü uygulamanın da karşısında olacağız. Dayanışma içerisindeyiz ve birlikte mücadele edeceğiz, kadınlar bugüne kadar hep kazandılar ve kazanmaya da devam edecekler” diye konuştu.

    HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ise, kadın aleyhine tüm düzenlemelerin karşılarında olduklarını belirterek, “Türkiye’de kadınların ihtiyacı ve talebi müftü nikahı ya da mağdur hakları ile kadınların daha fazla mağdur edilmesi değil. Hükümet öncelikle kadınların her gün yaşadığı şiddet ve cinayet vakaları için irade ortaya koymalıdır” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Sivas davası sanık avukatı Uysal’a tepki: Tesadüf değil ödüllendirme

    Sivas davası sanık avukatı Uysal’a tepki: Tesadüf değil ödüllendirme

    Kadir Topbaş’ın istifası sonrası boşalan koltuğa Sivas davası sanık avukatlarından Mevlüt Uysal’ın getirilmesine tepkiler devam ediyor. Sivas Katliamı faillerini savunan avukatlar zaman içinde devletin önemli görevlerine getirildiğini belirten mağdur ailelerin avukatı Şenal Sarıhan, bunun bir tesadüf değil, ödüllendirme olduğunu söyledi. Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ise, Alevi toplumunun hassasiyetlerinin göz ardı edildiğini vurgulayarak, Mevlüt Uysal’ın belediye başkanı seçilmiş olmasını “İnsanın yüreğini burkan bir olay” olarak değerlendirdi.

    Madımak’ta 2 Temmuz 1993 yılında aralarında çocukların da olduğu 33 yazar, aydın ve sanatçının yakarak öldürenlerin avukatlığını yanan Mevlüt Uysal’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) getirilmesine ilişkin tepkiler sürüyor.

    Katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatlığını yapan CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, bu atamaların bir tesadüf değil, ödüllendirme olduğunu söyledi.

    “CİDDİ BİR İHMAL VE TEHDİT”

    Herkesin savunulma ve savunma hakkı olduğunu hatırlatan Sarıhan, şunları ifade etti: “Şimdi bir avukatın bütün kamuoyunun, dünya kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmiş bir katliam dosyasına üstelik de toplumsal alanda var olmak isteyen şahsın böyle bir davaya avukat olarak girmesini şahsen ben kabul edemiyorum. Sivas Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suç karşısında bütün hukukçuların özenli davranması gerekmektedir. Katliamda yaşamını yitiren insanların büyük çoğunluğunun hem Alevi hem de sol düşünceleri savunan insanlardı. Bu yapılan saldırının özel olarak bu kesime yöneltildiğini açıkça ifade ediyor. İstanbul gibi büyük bir kentte Alevi toplumunun, aydın toplumunun bu denli büyük olduğu bir kentte bu kişinin belediye başkanı olması toplumsal hassasiyetler açısından gerçekten ciddi bir ihmaldir ve tehdittir. Çünkü ayrışma politikalarının bir devamıdır.”

    Katliamı gerçekleştirenleri savunan birçok avukatın AKP döneminde siyasi alanda önemli görevlere geldiğini belirten Sarıhan, “Sanıkların avukatları bugün toplumsal alanda çok göz önünde ve kamusal görevlerle ödüllendirildiğini görüyoruz” diye ekledi.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN HASSASİYETLERİ GÖRÜLMÜYOR”

    Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat ise, Alevi toplumunun hassasiyetlerinin göz ardı edildiğini vurguladı. Fırat, şunları dile getirdi: “Alevilerin katili olarak lanse ettiğimiz Yavuz Sultan Selim adı köprüye verildi. Yine kamusal alanlara isimler veriliyor. Mevlüt Uysal belediye başkanı seçilmiş. İnsanın yüreğini burkan bir olay bu. Sivas’ta 33 insanı diri diri yakan bir mantığın avukatlığını yapan bir insanın, her kesimden insanların içinde olduğu bir yerde belediye başkanı olması çok acı. Bunu yapacak başka insanlar vardı. Bu kabul edeceğimiz ve destek vereceğimiz bir durum değil.”

    MADIMAK FAİLLERİNİ SAVUNANLAR HANGİ GÖREVLERE GETİRİLDİ?

    Ahmet Özer – Refah Partisi 1998 yılı Konya Meram Belediye Başkan Vekili

    Ali Aşlık – AKP İzmir eski İl Başkanı

    Ali Bulut – 22. dönem AKP Maraş Milletvekili TBMM Anayasa Kom. Üyesi

    Bedrettin İskender – AKP Ümraniye Belediye Başkan Adayı

    Bülent Tüfekçi – AKP Malatya İl Başkanı

    Celal Mümtaz Akıncı – Anayasa Mahkemesi Üyesi

    Hayati Yazıcı – 60. Hükümette Devlet Bakanı

    Haydar Kemal Kurt – AKP Isparta Milletvekili

    Hurşit Bıyık – AKP Trabzon İl Başkan Yardımcısı, Milletvekili Adayı

    İbrahim Hakkı Aşkar – 22. Dönem AKP Afyon Milletvekili

    Reşat Yazak – Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi

    Şevket Kazan – 1996 yılında Adalet Bakanı

    (kaynak: mezopotamya ajansı)

  • CHP’li vekiller Şenal Sarıhan ve Atilla Sertel’den Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne ziyaret-VİDEO

    CHP’li vekiller Şenal Sarıhan ve Atilla Sertel’den Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne ziyaret-VİDEO

    PİRHA- CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ile CHP İzmir Milletvekili Atilla Sertel, HDP’nin İzmir’de devam eden Vicdan ve Adalet Nöbet’ine destek ziyaretinde bulundular. Sarıhan,”Bu bir adalet çalışması, bir vicdan isteği. CHP’nin, HDP’nin ve diğer siyasi partilerin Türkiye’de adaletin sağlanması, özgürlüğün ve demokrasinin sağlanması için emek vermesi gerekiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    Ziyarete ilişkin PİRHA’ya konuşan CHP’li Vekil Sarıhan, “Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne destek vermek için İzmir’e geldiğini söyledi. Sarıhan CHP’nin, HDP’nin ve diğer siyasi partilerin Türkiye’de adaletin sağlanması, insan haklarının, eşitlik ve özgürlüğün ve demokrasinin sağlanması için emek vermeye ihtiyacı var” diyerek şunları kaydetti:

    “Aynı zamanda TBMM İnsan Hakları İnceleme komisyonu başkanvekili görevini yapıyorum. İnsan hakları alanında mecliste çalışma çabası içindeyim. Bugün burada HDP’nin sürdürmekte olduğu Vicdan ve Adalet Nöbeti için İzmir’e gelmiş bulunuyorum. Ona destek vermek üzere buraya geldim. Öyle düşünüyorum ki; hepimizin gerek CHP’nin gerek HDP’nin gerekse diğer siyasi partilerin Türkiye’de adaletin sağlanması, insan hakları eşitlik ve özgürlüğün ve demokrasinin sağlanması için emek vermeye ihtiyacı var. Köşede durmayacağız. Düşüncelerimizi, görüşlerimizi demokratik kanallarda en yüksek sesle ifade etmeye çalışacağız. Bu bir adalet çalışması, bir vicdan isteği, vicdanların da taraması gerektiği, vicdani hareket edilmesi konusunda bir çağrı CHP’nin adalet yürüyüşü… Bir de vicdan istemi eklenmiş durumda. Bu iki istemi birleştirerek yükseltmek gerektiği inancındayım.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Sarıhan ve Beştaş’tan tek tip kıyafet tepkisi: Tek tip adil yargılamaya aykırı

    Sarıhan ve Beştaş’tan tek tip kıyafet tepkisi: Tek tip adil yargılamaya aykırı

    AKP’nin ‘FETÖ’ suçlamasıyla yargılananlara yönelik tek tip kıyafet giydirilmesi yönünde attığı adımlara tepkiler sürüyor. İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Şenal Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasıyla masumiyet karinesinin ihlal edileceğini aktardı. TBMM Anayasa Komisyonu üyesi ve HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş da “Daha hâkim karşısına dahi çıkmamış, savunma hakkını bile henüz kullanmamış yüzlerce tutsak, AKP Genel Başkanı’nın dizaynını yaptığı kıyafetlerle toplum nazarında ‘suçlu’ addedilecek” dedi.  

    İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Şenal Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasının tutukluları en başından suçlu ilan eden bir uygulama olacağı, böylece masumiyet karinesinin de ihlal edileceği uyarısında bulundu.

    Hukuk devleti kurallarına göre böyle bir uygulamanın yanlış olduğunu ifade eden Sarıhan, uygulamanın hayata geçirilmemesi çağrısında bulundu.

    AKP, darbe ve terör suçlamalarıyla yargılananlara tek tip kıyafet giydirilmesi için yasal hazırlıkları sürdürürken, Sarıhan tepkisini şu sözlerle ifade etti:

    “Cumhurbaşkanı’nın bir stilist edasıyla ‘Badem var ya… Badem içinin koyusu bir renk olacak’ sözleriyle ince ayar bir renk tarifi yaptığı tek tip kıyafet, bir moda meselesi değil hukuk ihlalinin ta kendisidir! Cumhurbaşkanı’nın, ‘Biri tulum olacak. Bir de ceket pantolon olacak. Darbeciler tulum giyecek; diğerleri de yani teröristler ceket, pantolon giyecek’ sözleriyle moda yarışmalarını andıran bir şekilde konsept belirlediği yargılamaların, adil olması hükümetçe uzun süredir unutulan bir hukuk devleti normdur” dedi. Sarıhan, tek tip kıyafet uygulamasıyla masumiyet karinesinin ihlal edileceğini aktardı.

    “ARTIK YARGI KARARLARINI AKP GENEL BAŞKANI VERİYOR”

    Tek tip kıyafet uygulamasına bir tepki de TBMM Anayasa Komisyonu üyesi ve HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş’tan geldi.

    Beştaş “Daha hâkim karşısına dahi çıkmamış, savunma hakkını bile henüz kullanmamış yüzlerce tutsak, AKP Genel Başkanı’nın dizaynını yaptığı kıyafetlerle toplum nazarında ‘suçlu’ addedilecek. Evet biliyoruz yargı kararlarını artık hâkimler değil, AKP Genel Başkanı veriyor” dedi.    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’li Vekil Sarıhan: Demir kafesin içine parlamentoda hapsediliyoruz-2 – VİDEO

    CHP’li Vekil Sarıhan: Demir kafesin içine parlamentoda hapsediliyoruz-2 – VİDEO

    PİRHA- Katıldığı bir panelde Meclis içtüzük değişikliğini değerlendiren CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, iktidarın sözkonusu içtüzük değişikliğiyle vekillerin parlamento çatısı altında yapacakları konuşmaya kısıtlama getirdiğini söyledi. “Katliama katliam demeyecek miyiz” diyen Sarıhan, 12 Eylül döneminde de işkence, Kürt demenin yasak olduğunu hatırlatarak, zihniyetin değişmediğini vurguladı. Sarıhan, yapılan içtüzük değişikliğiyle “Demir kafesin içine parlamentoda hapsediliyoruz” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokratik Alevi Derneği Ankara Mamak Şubesi düzenlediği panelde Meclis içtüzük değişikliğine ilişkin konuşan CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan önemli değerlendirmelerde bulundu.    

    “KATLİAMA KATLİAM DENİR; NE DEMEK TEMİZ BİR DİL?”

    Meclis içtüzük değişikliğiyle vekillerin konuşma sürelerinin kısılmasının yanısıra Dersim, katliam gibi sözcüklerin de yasaklanmasının kabul edilemeyeceğini söyleyen Sarıhan, “Örneğin HDP’li arkadaşlar diyorlar ki Sur’ da katliam oldu, ben diyorum ki Sivas’ta katliam oldu. Temiz dille konuşun diyorlar. Temiz bir dil, temiz ne demek? Daha temizi olabilir mi? Katliamsa katliam, eşya adıyla, Urfa adıyla anılır. Onlar kibar öldürüldüler veya böyle bir olay oldu mu diyeceksiniz” dedi.

    “12 EYLÜL DÖNEMİNDE İŞKENCE, KÜRT DEMEK YASAKTI”

    12 Eylül döneminde avukatlık yaparken karşılaştığı yasakları hatırlatan Sarıhan, “İşkence demek yasaktı, Kürt demek yasaktı. İktidara ilişkin bir laf etmek yasaktı. Şimdi aldılar sıkıyönetimin kurallarını parlamentoya kondurdular. Sözümüzün sınırı olacak, özenli konuşacaksınız, eşyayı adıyla olayı adıyla anmayacaksınız, böyle yaparsanız ya size kınama veririz, ya geçici çıkarma cezası veririz. Kınama cezası verirsek bir de maaşınızdan keseriz, yolluğunuzdan keseriz, geçici çıkarma cezası verirsek de yolluğunuzdan keseriz diyorlar” diye konuştu.

    “BENİ SUSTURAMAZSINIZ, HALKI TEMSİL EDİYORUM”

    Meclis içtüzük değişikliği görüşülürken söz alıp, halkın vekili olduğunu, halkı temsil ettiğini ve dolayısıyla da susturamayacaklarını söylediğini şöyle aktardı:

    “Bu madde tartışılırken ben söz alıp şunları söyledim. Siz bizi susturmak istiyorsunuz bu anlaşılıyor ama bakınız ben milletvekili olmanın çok onurlu bir görev olduğunun düşünüyorum. Bu onur benden kaynaklanmıyor, bu onur, ben halkı temsil ediyorum, bu halkın onuru. Halk beni seçmiş oraya göndermiş ben onların iradesini temsil ediyorum. Benim için maaşımın bütününü kesseniz hiçbir değeri yok, daha değerli olan benim vekilliğim, benim halkı temsil edişim. Bunu eksik yaparak sırf susarak görevimi yapmayarak halkın taleplerini dile getirmeyerek burada oturacağımızı mı sanıyorsunuz. Bütün arkadaşlarımız için durum budur. Benim gibi düşünen benim partim ve diğer muhalif anlayışı budur.”

    “BİR YAŞMAK, BİR İŞARET HANGİ HUZURU BOZABİLİR?”

    İktidarın her şeyi rant ve para üzerine kurduğunu ve ilkel bir sistemle para cezalarıyla vekilleri korkutmaya çalıştığını belirten Sarıhan, vekillerin seslerinin kısılmasına ilişkin şu örneği verdi:

    “Bu tüzük geçti tabii, bir düzelme olmadı. Mesela benim ilk konuşmam şuydu: Parlamentoya Diyarbakır’dan anneler gelmişlerdi. Oradaki katliamlara yönelik olarak, beyaz yaşmaklarla gelmişlerdi. Ben de onların yaşmaklarını aldım, omzuma koydum, kürsüye çıktım. Dedim ki onlar size sesini duyuramıyor, onların basın açıklamalarını aynen okuyacağım. Ama bundan sonra böyle bir beyaz yaşmakla çıkamayacaksınız. Veya HDP’li vekiller, konuşurken tutuklanmış arkadaşlarının fotoğraflarını koyuyorlar, veya oturdukları yerlere. Bir de şöyle bir cümle eklemişler: Huzur bozucu. Bundan sonra herhangi bir resim her hangi bir işaret, bir biçimde parlamentoda kullanılırsa biz ya geçici bir çıkarma alacağız, ya kınama cezası alacağız. Bir de huzur bozma…Hangi huzuru bozuyor, bir yaşmak, bir işaret hangi huzuru bozuyor. Ama onların huzuru hep bozulacak onlar bizden huzursuz. Çünkü muhalefetten yani halktan kendilerine karşı olan halkan huzursuzlar.”

    Hukukta çifte standartın olamayacağını ifade eden Şenal Sarıhan,  “TCK diye bir kanun var. Bir hakaret varsa o hakareti TCK içinde dokunulmazlığınız kalktığında, savcı gider sorar siz de cevabını verirsiniz” dedi.

    “DEMİR KAFESİN İÇİNE PARLAMENTODA HAPSEDİLİYORUZ”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “Yöneticiler, iktidardakiler en ağır eleştiri ile şaşırtıcı, hayret uyandırıcı, hatta hakaret sayılabilecek sözlerle karşı karşıya kalabilirler, bunun yasaklanması anlatım özgürlüğünün kısıtlanmasıdır” şeklindeki kararını hatırlatarak, şu noktalara dikkat çekti:

    “TBMM Başkanı frakla çıkmayacakmış, çok basit gibi gelebilir. Frak meselesiyle vurmak istedikleri hedef Mustafa Kemal Atatürk’ün Fraklı bir şekilde parlamentoda oturmuş olması, ona tahammül edemedikleri için hiçbir iz kalmasın istiyorlar. Yani geçmişi anlatacak, Cumhuriyeti dönemini anlatacak, cumhuriyetin devrimci niteliklerini anlatacak hiçbir şey kalmasın istiyorlar. Ve öyle bir kötü noktaya sıkıştırılıyoruz ki, biz birçok şeyimizin zaten eksik olduğunu, zaten yetersiz olduğunu, daha ileri götürülmesi gerektiğini 1923’te sınırlı kalmamak gerektiğini, çağa uygun gelişmelerin adımını atmamız gerektiğini söylerken, şimdi yeniden 80’li sıkıyönetimli yılların o demir kafesi içine parlamentoda hapsedilmiş oluyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • CHP’li Sarıhan: Kadın vekillerin tutuklanması kadın iradesine saldırıdır

    CHP’li Sarıhan: Kadın vekillerin tutuklanması kadın iradesine saldırıdır

    CHP Milletvekili Şenal Sarıhan, ‘Kadın milletvekillerinin tutuklanmasını eşit temsiliyet açısından kadın iradesine bir saldırı olarak düşünüyorum’ dedi.  

    Dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin değişikliğinin yürürlüğe girmesinin ardından HDP’den 11, CHP’den de bir milletvekili tutuklandı. Tutuklu 12 milletvekilinden 5’i kadın vekil. Selma Irmak, Besime Konca, Çağlar Demirel ve Burcu Çelik.

    HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da parti üyeliği ve vekilliği düşürüldü. Geçtiğimiz günlerde HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Dilan Dirayet Taşdemir gözaltına alınırken, kısa süre önce de HDP’li vekiller Ayşe Acar Başaran ve Saadet Becerikli hakkında yakalama kararı çıktı. CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, kadın vekiller üzerindeki baskıya dair değerlendirmede bulundu.

    “VEKİLLERİN TUTUKLANMASI HALKIN TUTUKLANMASI ANLAMINDADIR”

    Milletvekillerinin tutuklanması durumunun normal bir bireyin tutuklanmasından farklı olduğunu aktaran Sarıhan, vekillerin düşünsel ve herhangi bir iddiayla tutuklanmasının bütün bir halkın tutuklanması anlamına geldiğini aktardı. Sarıhan, “Milletvekillerine zaten bir kez dokunulmazlık koruması konulmuş. Bundaki amaç kendi temsil ettiği topluluk adına, bireyin rahatlıkla düşüncelerini ifade etmesi, onların taleplerini dile getirebilmesidir. Yani milletvekilinin birey olarak düşüncelerini ifade etme özgürlüğü var; ama bir de seçilmiş olması nedeniyle, aldığı sıfat nedeniyle kendi temsil ettiği kitlenin taleplerini dile getirmek için onları temsilen Meclis’te bulunuyor. Yani milletvekili bir kişi değil bin kişi veya bir milyon kişi demek” diye konuştu.

    “KADIN VEKİLLERİN TUTUKLANMASI KADIN İRADESİNE SALDIRIDIR”

    Temel sorunun milletvekillerinin korunması olduğunun altını çizen Sarıhan, son süreçte kadın vekillerin tutuklanmasına tanık olduklarını belirterek, “Kadın milletvekillerinin tutuklanmasını eşit temsiliyet açısından kadın iradesine bir saldırı olarak düşünüyorum. Bir kadın bakış açısının da yönetime katılmasını, ister siyasi parti yönetimi olsun ister diğer yönetici kadroları olsun çok anlamlı değerlendiriyorum” şeklinde konuştu.

    Vekiller hakkında kesinleşmiş cezaların Meclis Başkanlığı tarafından okunması halinde vekilliğin düşürüldüğünü hatırlatan Sarıhan, “Normalde ceza kesinleştiğinde bir kamu görevlisinin görevi düşer. Ama milletvekilleri yönünden kesinleşmiş bir cezada milletvekilliği düşmez. Meclis’te cezanın okunması gerekiyor. Bu durumun bile yasa koyucu yönünden vekalet haklarını korumaya çalışan bir düzenleme olduğunu söylemek isterim.”  (HABER MERKEZİ)