PİRHA- Gülistan Doku soruşturması kapsamında şüphelilerin adliyeye sevk edildiği kritik saatlerde, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi’nden bir açıklama geldi. SES, Doku’ya ait hastane kayıtlarının silindiğini ve bu işlemi yapan ismin ödüllendirildiğini iddia ederek “organize bir suç” vurgusu yaptı.
“HASTANE KAYITLARI SİLİNDİ Mİ?”
SES Dersim Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, kamuoyunun vicdanını yaralayan vahşet verici gelişmelerin takipçisi olunduğu belirtildi. Açıklamanın en dikkat çekici noktası ise dönemin hastane yönetimine yönelik suçlamalar oldu.
Gülistan Doku’ya ait Tunceli Devlet Hastanesi kayıtlarının, dönemin başhekimi tarafından hızla silindiği ileri sürüldü.
İddiaya göre, bu işlemin ardından ilgili başhekim, dönemin valisi tarafından ödüllendirilerek İl Sağlık Müdürü olarak atandı.
“BU BİR DELİL KARARTMA GİRİŞİMİDİR”
Sağlık kurumlarının en mahrem verilerin güvencesi olduğunu hatırlatan SES, hastane kayıtlarının silinmesinin sıradan bir idari hata olamayacağını vurguladı:
“Bu durum, yalnızca etik değerlerin değil, hukuk devletinin temel ilkelerinin de açıkça ihlalidir. Hastane kayıtlarının silinmesi iddiası, ağır bir delil karartma girişimi olarak ele alınmalı ve derhal bağımsız bir soruşturma konusu yapılmalıdır.”
SES’TEN YETKİLİLERE ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI
Son dönemde yaşanan kadın katliamları ve şiddet olaylarının “cezasızlık politikaları”ndan beslendiğini belirten sendika, şu taleplerde bulundu:
“-Gülistan Doku dosyası şeffaf bir şekilde yeniden ele alınmalıdır.
-Hastane kayıtlarının silinmesine dair iddialar derinlemesine araştırılmalıdır.
-Sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında dokunulmazlık zırhı gözetilmeksizin hukuki işlem başlatılmalıdır.”
SES Dersim Şubesi, adaletin sağlanmasının tüm toplumun ortak talebi olduğunu hatırlatarak, yetkili kurumların kamuoyunu tatmin edecek düzenli bilgilendirme yapması gerektiğini ifade etti.
PİRHA – İstanbul Tabip Odası ve SES Anadolu Şube, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Erdoğan Dadaş’ın görev yerinin kendi iradesi dışında değiştirilmesine ilişkin SES Anadolu Şube binasında basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısında, Tabip Odası ve sendika üyesi Doç. Dr. Erdoğan Dadaş’ın görev yerinin değiştirilmesinin yalnızca bireysel bir mağduriyet olmadığı vurgulanarak, sağlık sisteminde derinleşen yapısal sorunlara, liyakat ilkesinin sistematik biçimde aşındırılmasına ve emeğin değersizleştirilmesine karşı söz söylemek amacıyla bir araya gelindiği ifade edildi.
Basın metni, SES Anadolu Şube Eş Başkanı Şahin Tanrıverdi tarafından okundu. Açıklamada, Dadaş’ın Marmara Üniversitesi Hastanesi kadrosunda bulunmasına rağmen dört yıl önce Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Göğüs Cerrahisi kliniğini kurmak üzere görevlendirildiği, bu süreçte önemli cerrahi başarılar elde ederek kliniği kısa sürede eğitim kliniği düzeyine taşıdığı belirtildi.
Her yıl geçici görevi yenilenen Dadaş’ın bu yıl herhangi bir gerekçe sunulmaksızın belirsizlik içinde bırakıldığı ve görevinin uzatılmadığı ifade edilen açıklamada, bu durumun kurumsal ciddiyet, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle bağdaşmadığı vurgulandı.
Basın toplantısında, İstanbul Tabip Odası adına YK Üyesi Ertuğrul Oruç söz aldı. Ardından Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Erdoğan Dadaşda bir açıklama yaptı.
Açıklamada, söz konusu uygulamanın yalnızca bir hekime yönelik olmadığı, emeğe, birikime ve kamusal sağlık hizmetine yönelik bir müdahale anlamına geldiği ifade edilerek, Doç. Dr. Erdoğan Dadaş’ın derhal görevine iade edilmesi ve kurucusu olduğu Göğüs Cerrahisi kliniğine yeniden dönmesi talep edildi.
Sağlık emekçileri, liyakat ilkesinin esas alınmadığı bir sistemde nitelikli sağlık hizmetinin sürdürülemeyeceğini belirterek, kamuoyunu sağlık hizmetlerine ve bilimsel üretime sahip çıkmaya çağırdı.
PİRHA- Dersim SES ve Eğitim-Sen Kadın Meclisleri, ayrı ayrı düzenledikleri kahvaltı buluşmalarında sendikalı kadınlarla bir araya geldi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan buluşmalarda kadınlar, halaylar çekti, bilgi yarışmaları düzenledi resimler yaptı ve geleceğe mektuplar yazdı.
KESK bileşenlerinden Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası(SES) ve Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası(Eğitim-Sen), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla sendikalı kadınlarla birlikte kahvaltı etkinliğinde buluştu.
“İSYANDA BİZ, DAYANIŞMADA BİZ”
SES Kadın Meclisi buluşması, şubenin Kadın Sekreteri Sevgi Erol’un konuşmasıyla başladı. Erol, kadınların tarihsel mücadelesine dikkat çekerek, eşitlik ve özgürlük taleplerini yineledi:
“Sevgili kadınlar, hoş geldiniz. Sizleri Dersim Ses Kadın Meclisi olarak selamlıyoruz. 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü, 1857’de ABD’de bir tekstil fabrikasında çalışan yaklaşık 40 bin emekçi kadının eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle greve gitmesi, polisin müdahalesi sonucu çıkan yangında 129 kadın işçinin hayatını kaybetmesiyle başladı”
Erol, konuşmasına şöyle devam etti: “Kadınların katledildiği ve kadın kimliğinin yok sayıldığı bu süreçte, kadın mücadelesinin ruhunu yaşatmak ve büyütmek için bir arada olmalıyız. İsyanda biz, dayanışmada biz, gelecekte biz, alanlarda biz” diyerek, açıklamanın sonunda 8 Mart çalışmaları için emek veren tüm kadınlara teşekkür etti.
Açıklamanın ardından kahvaltıya geçen kadınlar, daha sonra halaylar çekti, bilgi yarışması düzenledi ve en son geleceğe notlar bıraktılar.
“YAŞASIN ÖRGÜTLÜ KADIN MÜCADELESİ”
Eğitim-Sen’in kadın buluşması da Kadın Sekreteri Rojda Çiftçi’nin açılış konuşmasıyla başladı. Kadınların bir çok yönden baskı ve saldırılara maruz kaldığını hatırlatan Çiftçi, “Dünyada ve Türkiye’de yaşanan ekonomik krizlerin, otoriter politikaların ve savaşların bedelini en çok kadınlar çekiyor” dedi ve Neoliberal politikaların kadın emeğini ucuz ve güvencesiz hale getirdiğine dikkat çekerek, esnek çalışma modellerinin ve kamusal hizmetlerin tasfiyesinin kadınların yükünü artırdığı ifade etti.
Kadınların hem ekonomik hem de şiddet kıskacında olduğunu söyleyen Çiftçi, “Türkiye’de kadınların yalnızca ekonomik eşitsizliklerle değil artan erkek şiddeti ve cezasızlık politikalarıyla da karşı karşıyadır. Her gün ortalama üç kadının öldürüldüğü, aynı gün içinde altı kadının hayatını kaybettiği günlerden geçiyoruz. Kadınların yaşam hakkını korumakla yükümlü kurumların sorumluluklarını yerine getirmemesi, şiddeti önleyici politikaların uygulanmaması ve cezasızlık kültürü kadın cinayetlerini besliyor” ifadelerini kullandı.
Konuşmanın ardından kahvaltıya geçen kadınlar, kahvaltıdan sonra halaylar tuttu ve hep beraber resim atölyesi çalışması yaptılar.
PİRHA- TTB ve SES’in, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılına dair yayımladığı “Psikososyal İyilik Hali” raporu, afetin etkilerinin azalmadığını; barınma, sağlık ve geçim sorunlarıyla birlikte derinleşerek sürdüğünü ortaya koydu. Raporda, “deprem hâlâ sürüyor” vurgusu yapılırken, hak temelli ve katılımcı politikalar olmadan toplumsal iyileşmenin mümkün olmadığına dikkat çekildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılına ilişkin hazırladıkları “Psikososyal İyilik Hali” başlıklı değerlendirme raporunu yayımladı. Eğitim Sen binasında yapılan basın toplantısında kamuoyuna duyurulan raporda afetin psikososyal etkilerinin zamanla azalmadığı; aksine barınma, sağlık, geçim ve kamusal hizmetlerdeki sorunlarla birlikte kronikleştiği vurgulandı.
TTB-SES, depremin yalnızca yıkılan binalarla sınırlı olmadığını, “sağlığın sadece biyolojik bir durum olmadığı” perspektifiyle ele alınması gerektiğini belirtti. Raporda, kentlerin yeniden inşasının “yaşam alanı” yerine “hızlı inşaat” anlayışıyla yürütülmesinin, toplumsal sağlığı derin biçimde zedelediği ifade edildi.
BARINMA KRİZİ VE “MAKYAJLANMIŞ KENTLER”
Raporda barınma sorununun, yalnızca konut eksikliği değil; güvensizlik, aidiyet kaybı ve kalıcı belirsizlik yaratan bir toplumsal kriz olduğu vurgulandı. Konteyner kentlerin boşaltılması, toplu konutların fiyatlarının belirsizliği ve altyapı sorunları depremzedelerin kaygılarını derinleştiriyor.
Saha görüşmelerinde depremzedeler, “binalar yapılıyor ama yuva olmuyor”, “konteynerler boşaltılıyor ama nereye gidileceği belli değil” sözleriyle yaşadıkları çelişkili ruh halini ifade etti. Bayramlar ve anma günleri öncesinde “makyajlanan kentlerin”, deprem gerçeğini görünmez kıldığına dikkat çekildi.
“DEPREM HALA SÜRÜYOR”
Raporda, depremin “geride kalmış bir olay” olmadığı; inşaat gürültüsü, kamyon sesleri, bozuk yollar ve altyapı sorunlarının travmayı her gün yeniden ürettiği belirtildi. Trafik kazaları, işçi ölümleri, kadın cinayetleri, çocuk ve ergenlerde artan riskli davranışlar, gıda güvencesizliği ve çevresel tehditler “önlenebilir erken ölümler” olarak tanımlandı ve “sosyal cinayet” kavramı öne çıkarıldı.
Raporda kadınların artan bakım yükü, güvencesiz emek ve “güçlü olmak zorunda kalma” hali nedeniyle psikososyal iyiliklerinin ciddi biçimde daraldığı belirtildi. Çocuklar ve gençler açısından ise eğitimden kopma, erken yaşta çalışma, bağımlılıklar, akran zorbalığı ve istismar riskleri öne çıktı. Engelliler, bakım verenler ve bazı topluluklar kamusal süreçlerde kendilerini görünmez hissettiklerini ifade etti.
ÇÖZÜM: HAK TEMELLİ, DEMOKRATİK VE KATILIMCI POLİTİKALAR
Saha çalışmalarında, depremin ilk dönemindeki güçlü toplumsal dayanışmanın zamanla yerini bireyselleşmeye, öfkeye ve güven kaybına bıraktığı saptandı. Aile ve komşuluk ilişkilerinin mekânsal yıkımla birlikte dönüştüğü, toplumsal bağların zayıfladığı aktarıldı.
TTB-SES, psikososyal iyilik halinin kendiliğinden ya da zamanla oluşmayacağını vurgulayarak; barınma, sağlık, geçim, adalet ve toplumsal bağları birlikte ele alan bütüncül politikalara ihtiyaç olduğunu belirtti. Raporda, afet yönetiminde demokratik katılımın sağlanması, şeffaflık, yerel örgütlerin sürece dahil edilmesi ve konut hakkının ücretsiz, hak temelli biçimde güvence altına alınması çağrısı yapıldı.
Raporda, “unutmayacağız, affetmeyeceğiz, hesap soracağız” vurgusu yinelenirken, yerel tabip odaları, SES şubeleri, yeni kurulan dernek ve kooperatiflerin toplumsal iyileşme açısından umut kaynağı olduğu ifade edildi.
İKTİDARA ELEŞTİRİ
Basın toplantısında konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, iktidarı eleştirerek “Depremde çadır satanların, üç yıl sonra gelip mezarlıklarda su dağıtmasını ‘günah çıkarma’ olarak görüyoruz. Bunu hiçbir şekilde affetmeyeceğiz. Yapılan anma etkinliği, depremin ilk üç günü ortada olmayan ve hiçbir sorumluluğunu yerine getirmeyen siyasal iktidarın bir şovuna dönüştürülmüştür. Oysa yalnızca Adıyaman’dan değil, Türkiye’nin dört bir yanından gelip Adıyaman’da kaybettikleri ailelerini anmak için bir araya gelenler vardı. AKP, sermayeye ve kendi siyasal-ideolojik ihtiyaçlarını karşılamaya dönük her türlü çalışmayı yürütürken, söz konusu depremzedelerin talepleri olduğunda ‘kaynak yok’ demektedir” dedi.
PİRHA- SES Dersim Şubesi, acil bir vakaya giden sağlık emekçilerinin, helikopter personeli tarafından aşağıya atılmasına ilişkin yazılı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Bu insani olmayan yaralanma ve sakat kalma riski taşıyan şiddet içeren uygulamayı reddedip kınıyoruz” dendi.
Olay, 112 Komuta Kontrol Merkezine gelen çağrı ile Qişle(Nazımiye)’ye bağlı Hakis(Büyükyurt) köyünde, yatalak 106 yaşında bir hastanın sağlık durumunun kötüleştiğine dair yapılan ihbarın ardından yaşandı.
Hasta yakını tarafından Ambulans talebi olduğu komuta kontrol merkezine bildiriliyor. Yetkililer, yolun kapalı olduğu ve açılması halinde gerekli sağlık hizmeti verileceği hasta yakınına bildiriliyor. İlerleyen saatlerde ise hasta için helikopterin ayarlandığı ve merkezden doktorlu ekibin helikopter pistine yönlendirilmesi Sağlık Hizmetleri Başkanı tarafından istendi.
Bu arada komuta kontrol merkezinde görevli doktor, hasta yakınına ulaşıp yolun kapalı olmasından kaynaklı helikopter ile hastayı alacaklarını bildiriyor. Bunun üzerine hasta yakını ambulans talebinden vazgeçtiğini, hastanın daha iyi olduğunu bildiriyor.
Bu bilgi Sağlık Hizmetleri Başkanı’na iletilip, kişinin talebi olmadığını ve amacın yolun açılması için böyle bir talep oluşturduğunu söylemesine rağmen, yine de sağlık hizmetleri başkanı ekibin helikoptere eşlik etmesini istiyor. Lakin bu yönlendirilme komuta kontrol merkezi dışında Halk Sağlığı Destek birimi başkanı tarafından organize ediliyor.
112 çalışanlarının hiçbir iş güvenliği önlemi alınmadan, -10 derece soğukta, iki metreye varan kar kalınlığının olduğu, can güvenliğinin açıkça tehlikede olan bir alana, hastanın bulunduğu yerden yaklaşık 6-7 kilometre uzaklığında, iniş yapmadan AFAD ve 112 ekibinin yaklaşık 5 metre yükseklikten aşağı atlanması isteniyor.
A.T.T adlı kadın sağlık çalışanı, ısrarla bu yükseklikten atlamayacağını ve helikopter ile geri döneceğini söylemesine rağmen, zor kullanmak suretiyle helikopter teknikeri tarafından personel aşağı atılmıştır. Yüz üstü karın üzerine düşen A.T.T adlı sağlık çalışanı, yüksekten düşmesi üzerine vücudunda çeşitli morarmalar oluşmuştur. A.T.T, bu durum üzerine adli rapor alıp hukuki sürecini başlatmıştır.
“ARKADAŞLARIMIZ ÖLÜME ATILMIŞTIR”
Yaşanan bu olay üzerine SES Dersim Şubesi, yaptığı yazılı basın açıklamasıyla sert tepki gösterdi:
“Bu insani olmayan yaralanma ve sakat kalma riski taşıyan şiddet içeren uygulamayı reddedip kınıyoruz. Sağlık ekibine ait tüm malzemeler yine aşağı atılarak hastayı almadan bölgeden uzaklaşmıştır. Tüm bu olumsuzlukların üzerine personel bölge koşulları için uygun olmayan 112 kıyafeti ve ayakkabısı ile -10 derecede 2 metre kalınlığında kar içinde yürümeye devam ederken bir süre sonra tükenmeye ve üşümeye başlayıp hipotermi riskiyle adeta yaşam mücadelesi vermeye başlıyorlar.”
Hiçbir güvenlik önlemi alınmadan, sağlık çalışanlarının hayatının tehlikeye atıldığını savunan SES, “Arkadaşlarımız bölgede ayı, kurt vb. yabani hayvanların ayak izlerine rastlanmasıyla endişeleri giderek artıyor. AFAD ekibinden oldukça geride kalan A.T.T arkadaşımız ve doktor arkadaşımız yaklaşık 4 kilometrelik yürüyüşün sonunda tam hava kararmaya başlarken şans eseri bir eve denk gelerek buraya sığınıyorlar. Bu uygulama, ne hizmettir ne fedakârlıktır; açık bir iş güvenliği ihlalidir, emeğin ve emekçinin yok sayılmasıdır. Güvenlik tedbiri olmadan, Jandarmadan destek alınmadan, risk analizi yapılmadan, çalışan rızası gözetilmeden yapılan dayatmadır” dendi.
“BU RIZA YOK SAYILARAK UYGULANAN AĞIR BİR ŞİDDETTİR”
“Bu İş Sağlığı ve Güvenliği mevzuatının açık ihlalidir, Kamu emekçisinin canını hiçe saymaktır kabul etmiyoruz. 112 çalışanları hayat kurtaran kamu emekçileridir. Sağlık emekçilerini alkışla değil, güvenli çalışma koşullarıyla korumak zorundasınız” denilen açıklamada rıza olmadan böyle bir uygulamanın yapılamayacağına dikkat çekildi.
SES Dersim Şubesi, açıklamanın sonunda ise uygulamanın sorumluları hakkında işlem yapılmasını, benzer dayatmaların derhal sonlandırılmasını ve sağlık emekçilerine insanca, güvenli çalışma koşullarının sağlanmasını talep etti ve devamında şunları belirtti:
“Emeğimiz de hayatımız da reklam malzemeniz değildir! Biz SES Dersim Şubesi olarak, sağlık emekçilerinin hayatını tehlikeye atan, emeği görmezden gelen, propaganda uğruna çalışanları riske atan bu anlayışı reddediyoruz. Buradan açıkça söylüyoruz: 112 emekçileri, soğukta, karda, saat fark etmeksizin zaten görev başındadır. Kamu emekçisine reva görülen zor, baskı ve tahakkümün somut göstergesidir. Hiçbir görev tanımı, hiçbir talimat, hiçbir “emir” bir sağlık emekçisini ölüm riski taşıyan bir eyleme zorlamayı meşrulaştıramaz. Sağlık çalışanları askeri personel değildir.”
PİRHA-TTB, TİHV, İHD, ÖHD, ÇHD, TAYAD, MED TUHAD-FED ile SES ‘Kuyu Tipi Hapishanelerde’ yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek için basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), TTB İnsan Hakları Kolu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD), Med Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED) ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES); S tipi, Y tipi ve yüksek güvenlikli olarak adlandırılan hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekmek ve Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda bu hapishanelerin kapatılması çağrısını yinelemek amacıyla basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısında ortak açıklamayı TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Alpay Azap okudu.
“KUYU TİPİ HAPİSHANELERİN KAPATILMASINI TALEP EDİYORUZ”
Sağlık, hukuk ve insan hakları örgütleri olarak kuyu tipi hapishanelerin yapımının durdurulmasını ve açılmış olanların kapatılmasını talep ettiklerini belirten Dr. Alpay Azap, “Bu tip hapishaneler yalnızca mahpusların ruhsal, bedensel, sosyal sağlıklarını bozmakla kalmayıp, siyasal erkin tüm toplumsal dinamikleri kontrol, yönetme ve bir cezalandırma biçimi olarak kullanılmaktadır. Öte yandan mahpusların iyilik halini ortadan kaldıran bu hapishaneler, ısrarlı itirazlara karşın ellerinde bedenleri dışında seslerini duyurabilecekleri bir araç kalmadığı düşüncesiyle açlık grevlerine kapı aralaması ve toplumu yaşam hakkı ihlaline varan ihlaller karşı karşıya bırakması sonucunu da doğurmaktadır. Özellikle siyasi mahpuslar olmak üzere; kuyu tipi olmayan bir cezaevine sevk ya da kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle süresiz açlık grevinde olan ve sağlık durumları kritik olan birçok mahpusun olduğu da bilinmektedir. İnsan haklarının hukukun üstünlüğü ilkesi ile güvence altına alındığı, adil yargılamanın sağlandığı demokratik bir ülkede ve siyasal bir iyilik halinde yaşamamız durumunda hapsetmenin bir yönetim tekniği olmaktan çıkacağını, herhangi bir hapishaneye dahi gerek kalmayacağını belirtmek istiyoruz” diye konuştu.
“KUYU TİPİ HAPİSHANELER YILLARDIR SÜREN HAK İHLALLERİNİ DAHA DA ARTIRDI”
İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, “Kuyu tipi hapishaneler yıllardır süren hak ihlallerini daha da artırdı. Açlık grevindeki mahpusların taleplerinin karşılanması ve bu hapishanelerin kapatılması çağrısı yaptı.
ÖHD Yönetim Kurulu üyesi Avukat Şevin Kaya, “yüksek güvenlikli” olarak adlandırılan hapishanelerde mahpusların günde sadece bir saat açık havaya erişebilmesi gibi uygulamaların tecrit sistemini derinleştirdiğine dikkat çekti ve bu yeni tip tecrit hapishanelerin kapatılması çağrısına destek verdi.
“AÇLIK GREVİ VE ÖLÜM ORUCUNDAKİ MAHPUSLARIN TALEPLERİ KARŞILANMALIDIR”
ÇHD Ankara Şube Başkanı Avukat Murat Yılmaz, “ağırlaştırılmış tecrit sistemi” olarak nitelediği bu hapishanelere her geçen gün yenilerinin eklendiğine dikkat çekerek “Kuyu tipi hapishaneler kapatılmalı, yenilerinin yapılması durdurulmalı, tecrit içindeki mahpuslar diğer hapishanelere sevk edilmeli, açlık grevindeki ve ölüm orucundaki mahpusların talepleri karşılanmalıdır” dedi.
TAYAD adına Ferdi Sarıkaya, kuyu tipi hapishanelerde açlık grevi ve ölüm orucunda olan mahpuslar hakkında bilgi verdi. Tecrit sorununun sadece mahpuslar ve ailelerini değil, tüm toplumu ilgilendirdiğini kaydeden Sarıkaya, siyasal iktidarın kendisi gibi düşünmeyen herkesi gönderebilecek bu yapıların kapatılması gerektiğini dile getirdi.
“BU HAPİSHANELER DÜŞÜNCEYE TECRİT UYGULAMA MERKEZLERİDİR”
MED TUHAD-FED adına Şirin Altay da kuyu tipi hapishaneler bir an önce kamuoyunun gündem başlıklarından biri haline dönüştürülmediği takdirde insanların hayatlarını kaybettiği günlerin yaklaştığını ifade etti. Altay, ayrıca ceza infaz kurulları eliyle yaratılan hak ihlallerini de vurguladı.
SES Eş Genel Başkanı Sıddık Akın, Türkiye ile benzer nüfuslara sahip Almanya’da 60 bin ve Fransa’da 80 bin mahpus olmasının başlı başına bir gösterge olduğunu belirtti. Hasta mahpusların ve hapishanelerdeki sağlık emekçilerinin yaşadığı hak ihlallerinden de söz eden Akın, “Bu hapishaneler düşünceye tecrit uygulama merkezleridir. Yapılan, mahpuslarla birlikte toplumun düşüncelerinin tecrit edilmesidir. Yapılması gereken ise toplumsal sağlık ve iyilik halini geliştirecek adımlar atılmasıdır” dedi.
PİRHA- Tunceli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi önünde iktidara seslenen sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, “Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin” dediler.
SES Dersim Şubesi, “Grevli TS hakkı, gerçek toplu sözleşme, demokratik çalışma yaşamı” başlıklı basın açıklaması yaptı.
Tunceli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi önünde yapılan basın açıklamasını Şube Eş Başkanı Serap Kahraman okudu.
Serap Kahraman, sağlıkta dönüşüm programının sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin ekonomik, özlük ve demokratik haklarına yönelik etkilerini günümüzde çok daha derinden yaşandığına dikkat çekerek, “Ekonomik dar boğaz gerekçe gösterilerek tasarrufun öncelikle kamudan ve kamusal hizmet veren emekçilerden başlanarak yapılması sadece özlük ve mali haklarımızı değil nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmetini de etkilemektedir. Sağlık emekçisi ve halkı karşı karşıya getiren bu sistemde en çok zarar gören mesleklerden biri de diş hekimleri ve ağız diş sağlığı birimlerinde hizmet veren sağlık emekçileridir” dedi.
“KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSE HİÇ VERİLEMEMEKTEDİR”
Diş hekimleri sağlık bakanlığına bağlı kurumlar, üniversite ve özel sağlık kurumlarında ağız ve diş sağlığı hizmetlerini eksik sayıyla, emekliliğe yansımayan düşük ücretler, angarya koşullarında, mobbing ve liyakatsiz yöneticilerin idareciliklerinde sunmaya devam ettiğinin altını çizen Kahraman, şunları ifade etti:
“ADSM’lerde çalışan tüm mesleklerde eksik istihdam bulunmaktadır. Bu da iş yükünü arttırmaktadır. Özellikle atanması yapılmayan binlerce diş hekimi nedeniyle MHRS sistemi tıkanmış hastalara yeterli zaman ayrılamamaktadır. Koruyucu ve önleyici ağız ve diş sağlığı hizmetleri ise hiç verilememektedir. Tüm bu sorunların en azından bir kısmının bu toplu sözleşme döneminde giderilmesini beklemekteyiz.”
“EMEKÇİLERDEN ALINAN VERGİ % 10’DA SABİTLENSİN”
SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, temel taleplerini şöyle sıraladı:
“-Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın,
-OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdam edilerek, sözleşmeli tüm çalışanlar 657 4/a kapsamına alınsın. Bir an önce atama bekleyen diş hekimleri, diş teknisyen ve teknikleri gibi meslek mensupları yeterli sayıda işe başlatılsın.
-Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil, tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin.
-Son TS’de ilave ek zam olarak verilen emekliliğe ve emeklilere yansıtılmayan ve emekliliği daha da hayal hale getiren uygulamaya son verilerek ilave ek zammın emekliliğe ve tüm kamu emeklilerine yansıtılması,
Vergide adalet sağlansın. Emekçilerden alınan vergi % 10’da sabitlensin.
Çalışma yaşamının demokratikleşmesinin ilk adımı olarak idarecilerin atanması yönteminden vazgeçilsin. Liyakatı uygun olanların aday olacağı ve yöneticilik yapacağı emekçilerin oylarıyla bir ya da iki yıllığına seçimle belirlensin.
Muayene, tedavide ve ilaçta hiçbir ad altında; katkı, katılım payı, ilave ücret alınmasın. Sağlık hizmetleri ücretsiz olsun.”
PİRHA-Kayyım protestolarına katılan Enes Boran, Şiyar Ataş, Aynur Can ve Veli Akyol’un ilk duruşması Tunceli 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme yurttaşların adli kontrol kararlarının kaldırılmasına karar vererek, davayı 16 Nisan 2025’e ertelendi.
Dersim’de kayyım protestolarına katıldıkları gerekçesiyle 26 Kasım 2024’te gözaltına alınan Enes Boran, Şiyar Ataş, Aynur Can ve Veli Akyol tutuklanmıştı. 4 kişinin “Görevli memura mukavemet”, “Kamu malına zarar verme” ve “2911 sayılı Gösteri ve Yürüyüş Kanununa muhalefet etme” iddiasıyla tutuksuz yargılandığı davanın ilk duruşması Tunceli 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Yargılanan Enes Boran, Şiyar Ataş, Aynur Can ve Veli Akyol’un hazır bulunduğu duruşmayı SES Dersim Şubesi, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak ve DEM Parti Dersim İl Örgütü temsilcileri de izledi.
Duruşmada anayasal haklarını kullandıklarını ve kendi iradeleriyle gösterilere katıldıklarını beyan eden Enes Boran, Şiyar Ataş, Aynur Can ve Veli Akyol beraatlerini istediler.
Sanıkların savunmalarının ardından söz alan sanık avukatları da müvekkilerinin demokratik tepkilerini ortaya koyduğunu ifade ederek beraat talep etti.
Savunmaların ardından esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı protestoların yasa dışı olduğunu, sanıkların “2911 sayılı yasaya muhalefet”, “Görevli memura mukavemet” ve “Kamu malına zarar vermek” suçlarından cezalandırılmasını istedi.
Dava sanıklar hakkındaki adli kontrol kararlarının kaldırılması kararıyla 16 Nisan 2025’e ertelendi.
PİRHA-Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü’nün Sağlık Sendikası’na sık sık yapılan ziyaretlerine tepki gösteren Adıyaman SES Eş Şube Başkanı İbrahim Halil Aydın, “Sağlık Sen sadece hastane idaresini ele geçirmemiş, İl Sağlık Müdürlüğünü de ele geçirmiş. Bir ilin İl Sağlık Müdürü ve yöneticileri bağımsız, tüm sendikalara eşit mesafede olması gerekir” diye konuştu.
Bundan 8 ay önce “400 Yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin idare katını Sağlık Sen ele geçirmiş” şeklinde haberi yapılan Adıyaman Sağlık Sen’in şimdi ise Adıyaman İl Sağlık Müdürlüğü’nü ele geçirdiğini ifade ediliyor.
Adıyaman Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Eş Şube Başkanı İbrahim Halil Aydın, “Sağlık Sen dışında herhangi bir sendikayı ziyaret etmeyen Mehmet Şirik hem başhekimliği döneminde hem de şimdi İl Sağlık Müdürlüğü döneminde Sağlık Sen ile kol kola el ele” diyerek İl Sağlık Müdürlüğü sadece bir sendika ile sürekli temas halinde olurlarsa hizmet ettiği kurumlarda çalışan sağlık emekçileri için tarafsız olamazlar” diyerek tepki gösterdi.
“SAĞLIK SEN HASTANENİN İDARESİNİ DEĞİL İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜNÜ DE ELE GEÇİRMİŞTİR”
İl Sağlık Müdürlüğü’nün sendikalara yaklaşımında eşit şekilde hareket etmesi ve tarafsız bir şekilde davranması gerektiğini belirten Adıyaman SES Eş Şube Başkanı İbrahim Halil Aydın, şunları söyledi:
“8 ay önce “Adıyaman 400 Yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin idari katını Sağlık Sen ele geçirmiş” diye bir haber yapmıştık. Bugün de şunu görüyoruz, Sağlık Sen sadece hastane idaresini ele geçirmemiş, İl Sağlık Müdürlüğünü de ele geçirmiş. Bir ilin İl Sağlık Müdürü ve yöneticileri bağımsız, tüm sendikalara eşit mesafede olması gerekir. Çünkü sağlıkta birçok sendikada, birçok çalışan var. Ancak son zamanlarda ilimiz İl Sağlık Müdürü Mehmet Şirik ve yöneticileri sürekli Sağlık Sen Adıyaman Şube binasında, şubenin düzenlenmiş olduğu çalışmalarda, etkinliklerde, Sağlık Sen Genel Merkezinde, Sağlık Sen yöneticileri birlikte olduklarını boy boy görüyoruz. Bir araya gelebilirler ama tüm sendikalara da gitmeleri gerekir. Ancak Sağlık Sen dışında herhangi bir sendikayı ziyaret etmeyen Mehmet Şirik, hem başhekimliği döneminde hem de şimdi İl Sağlık Müdürlüğü döneminde Sağlık Sen ile el ele kol kola hareket etmiştir.
Hastane ve ilimizin sağlık alt yapısı için hem deprem döneminde hem de şimdi özveri ile çalışan İl Sağlık Müdürü emeklerini bir sendikanın eline vermemesi ve gölgesinde bırakmaması gerekir. Ankara’da ilimizin sağlık alt yapısı için temaslarda bulunuyorlarsa temas etmeleri gereken yer Sağlık Bakanlığı ve ilgili bakanlıklardır. Bir sendika değildir. Sadece bir sendika ile sürekli temas halinde olurlarsa hizmet ettiği kurumlarda çalışan sağlık emekçileri için tarafsız olamazlar. Sağlık Sen hastane müdür, müdür yardımcılarını, birim sorumlularını atadığını ve bunlar üzerinden çalışanlara doğrudan ve dolaylı mobbing uyguladıkları herkes tarfından bilinen bir şey. Bu tür durumları olan bir sendika ile sürekli kol kola olan bir İl Sağlık Müdürü ve yöneticileri tarafsızlığını koruyamaz.”
“DİĞER SENDİKALAR TARAFINDAN DA BEKLENDİKLERİNİ”
Aydın, Sağlık Müdürlüğü’nün diğer sendikalara da gitmesi gerektiğini belirtti. Aydın, “Şunu biliyoruz emeğimiz, mali, özlük, sosyal haklarımız için mücadele etmeyen ilgili sendika çalışanların yerini değiştirerek, birim sorumlularını, müdür, müdür yardımcılarını atayarak büyüyor. Bunca başarısızlığa rağmen sağlık emekçilerin neden üye olduğu anlaşılmaktadır. Sağlık Sen’in bu tür işlerden elini çekmesi, emeklerinin karşılığını alamayan, çocuklarına bir gelecek bırakacak durumda olmayan emekçilerinin emekleri için sendikacılık yapsınlar. Kamu kurumlarının tayin birimi ve yer değiştirme birimi olmadıklarını, sendika olduklarını kendilerine hatırlatmak isteriz. ‘Tabii ki de emeği ile bu aşamaya gelen İl Sağlık Müdürü’nün böyle bir durumunun olacağını düşünmüyoruz. Buradan İl Sağlık Müdürü ve yöneticilerine ‘diğer sendikalar tarafından da beklendiklerini’ belirtiyoruz” diye ifade etti.
PİRHA- 30 Ekim’de yayınlanan “Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği” üzerine Adıyaman’da sağlık çalışanları 6 ve 10 Ocak günleri arasında iş bırakma kararı aldı. Adıyaman SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, Sağlık Bakanlığı’nın Aile Hekimleri üzerinde yapılan sözleşmeye tepki göstererek, “Bakanlık birinci basamağı güçlendirmek istiyorsa daha ciddi sorunlarla uğraşmalıdır. Öncelikle ASM’leri ticarethane mantığından çıkarmalıdır” dedi.
Adıyaman’da sağlık örgütleri ve çalışanları, 30 Ekim 2024’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve aile sağlığı merkezi çalışanları tarafından ‘Eziyet Yönetmeliği’ olarak nitelendirilen ‘Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’e karşı 6 ile 10 Ocak günleri arasında iş bırakma kararı aldıklarını söyledi. Adıyaman Halk Sağlık Müdürlüğü önünde toplanan sağlık çalışanları, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’e karşı olduklarını belirterek uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini belirti. Birçok sağlık örgütü kararın geri çekilmesini protesto etmek amacıyla 4 gün boyunca iş bırakma eylemi kararı aldıklarını söyledi.
Sağlık emekçileri adına konuşma yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, Eziyete dönüşen Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği derhal geri çekilmelidir” çağrısında bulundu.
Yapılan açıklamaya; Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası, Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Tabipleri Birliği (TTB), HEKİM SEN sağlık örgütleri katıldı.
“HAKLIYIZ, KARARLIYIZ, YARATTIĞINIZ SORUNLAR ÇÖZÜLENE KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”
SES Adıyaman Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, açıklamasında üçüncü defadır iş bıraktıklarını söyleyerek kararın geri alınmasını talep etti. Aydın, şöyle konuştu:
“Bugün sağlık emek meslek örgütleri ile birlikte sahada canla başla çalışan hekim, ebe, hemşire ve sağlık emekçileri olarak binlercemiz yeniden sağlık müdürlüklerinin önündeyiz. Üçüncü defa iş bırakıyoruz. Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz. Halkın sağlığını korumak ve geliştirmek istiyor musunuz? Hekimlerin, ebe, hemşire ve sağlık emekçilerinin sorunlarını çözmek istiyor musunuz? Bu yönetmelikle hekimlerin yazdığı reçeteler baskı altın alınmakta; antibiyotik, ağrı kesici ve mide ilaçları yazmamız kısıtlanmaktadır. Hastaların tıbbi durumu, ihtiyacı neyi gerektiriyorsa bizler o ilacı yazmakla yükümlüyüz. Hastasını tedavi etti diye hekimlerin, sağlık çalışanlarının gelirinin azaltmak hangi mantığa sığar? Soruyoruz!
“PARA GETİREN TEDAVİ EDİCİ HİZMETLERİ SÜREKLİ ÖNE ÇIKARTTINIZ”
Yönetmelikle, Sorumlu olduğumuz nüfus içinden 6 ay Aile Sağlık Merkezi’ne (ASM) başvurmayan kişiler için de gelirimiz kesiliyor. Hastalarımız verdiğimiz tedavi ve önerilerimizle sağlıklı olduysa bize neden başvursun? Yine soruyoruz: Hastasının sağlığını korudu diye hekimlerin, sağlık çalışanlarının gelirinin azaltmak hangi mantığa sığar? Ey Sağlık Bakanlığı, 2025 bütçesinde de kaynakların %50’den fazlasını hastaneler ayırdığınızı gördük. Her bir kişinin yılda 12 defa doktora başvurmasıyla övündüğünüzü duyuyoruz. Para getiren tedavi edici hizmetleri sürekli öne çıkarttınız, hastaların gerekmediği durumlarda bile 3. Basamak hastanelere, özel hastanelere gitmelerini teşvik ediyorsunuz. Herkesin her istediği zaman, istediği hastaneye başvurmasının önünde hiçbir engel yokken, yılda 7 defadan fazla hastaneye başvuran hastalarımız için aile hekimliği çalışanlarından para kesmek hangi mantığa sığar? Sevk zincirinin gerektirdiği koşulları sağlamadan, gizli bir sevk sistemine zorluyorsunuz. Aile hekimliğini amacı dışındaki iş yükü ile işlemez hale getirmişken hastaların hastaneye başvurmasını nasıl ve niçin engellememizi bekliyorsunuz?”
Bu yönetmelik hekimleri ve hekimler üzerinden hemşire, ebe ve sağlık emekçilerinin tamamını yukarıda anlattığımız gibi hastaya faydası olmayan hizmetler ve kriterler üzerinden puanlamaktadır. Yetmiş puanın altında puanımız olursa sözleşmemizi feshedilmektedir. Bu şekilde hekimler puan toplayan bilgisayar oyun figürlerine dönüştürülmekte, işine son verme tehdidiyle meslek bağımsızlığı ve meslek onuru ayaklar altında alınmaktadır.
“BİZLER HEKİMİZ, ESNAF DEĞİLİZ”
Bakanlık birinci basamağı güçlendirmek istiyorsa daha ciddi sorunlarla uğraşmalıdır. Öncelikle ASM’leri ticarethane mantığından çıkarmalıdır. ASM’lerin giderleri Aile Hekimleri tarafından devletin verdiği cari giderden karşılanmaktadır. Aile sağlığı merkezlerine verilen cari gider içindeki elektrik su tıbbi malzeme asgari ücret giderleri enflasyon oranının kat ve kat üzerinde artarken cari gideri verilen memur enflasyonu kadar artış cari gideri birçok aile sağlığı merkezinde yapılan giderleri karşılayamaz hale getirmiştir. Birçok aile sağlığı merkezinde aile hekimleri cebinden para harcar duruma gelmiştir. Dolayısıyla aile sağlığı merkezinin finansmanı aile hekiminin üzerine yıkılmıştır. Bizler hekimiz, esnaf değiliz! Hastalarımızın sağlığından başka bir şey düşünmek zorunda bırakılmak istemiyoruz.
Bizler aile sağlığı merkezlerinde çalışan hekim, hemşire, ebe ve sağlık emekçileri olarak üretimden gelen gücümüzü kullanarak bu hafta iş bırakıyoruz. Sağlık Bakanlığı iş bırakma süresinde ne yapıyor? Bebek ölümlerini engelleyecek denetimleri yapacak eleman zaman bulamayan müdürlükler her gün ASM’leri günde iki defa dolaşarak tutanak tutuyor hukuksuz bir şekilde cezalar vererek eylemimizi engellemeye çalışıyor. Oysa biz Anayasal hakkımızı kullanıyoruz. Çünkü sağlık sistemini bir sorunlar yumağı haline getirdiniz. Hastanelerde, ASM’ler de çalışan hekimleri sağlık emekçilerini tükettiniz. Sağlık kurumlarımızı ticarethaneye, hastalarımızı sadece hastalıklarından para kazanılan kişilere çevirdiniz. Sizin yarattığınız sistem bebekleri öldürürken seyirci kaldınız. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yarattığınız sistem ne hastaları ne de bizi mutlu etmiyor. O nedenle sadece biz değil hastalarımız da yanımızda.”
Aydın, sağlıklı bir toplum ve iyi çalışan bir sağlık sistemi için 5 maddeden oluşan taleplerini açıklayarak yerine getirilmesini istedi. Aydın maddeleri şu şekilde sıraladı:
“-Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.
-Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.
-Aile Hekimliğinde güvencesiz ve kadrosuz istihdamı kabul etmiyoruz. Aile sağlığı merkezlerinde nüfus yapısına göre yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Ebe ve hemşirelerin maaş ve teşvik ödeme kriterleri; Aile Hekiminin çalışma kriterleri ile değil kendi mesleki sorumluluklarına göre düzenlenmelidir. Aile Sağlığı Çalışanlarının Kanun değişikliği gerektiren teşvik ücreti katsayısı en az iki katı ve tavan ücreti en az üç katı oranında artırılmalıdır.
-Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan hekim, ebe, hemşire ve sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.
-Sağlıkta şiddeti artıracak düzenlemeler değil şiddetin önlenmesini sağlayacak etkin ve caydırıcı tedbirler alınmalı, etkili şiddet yasası çıkarılmalı ve sağlık çalışanlarının can güvenliği sağlanmalıdır.
Taleplerimiz sadece kendi haklarımız için değil halkımızın eşit, ücretsiz, erişilebilir ve daha nitelikli bir sağlık hizmeti almasını sağlamak için önemlidir. Bu nedenle eylemlerimize halkımızın da desteğini bekliyoruz. Taleplerimiz gerçekleşene kadar çeşitli eylem ve etkinliklerle sağlık otoritesini harekete geçme konusunda zorlamaya devam edeceğimizi, sonuç alıncaya kadar vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz.”
PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, iktidarın kayyım politikasına tepki gösterdi. Akın, “Kayyumlar aslında yerel yönetimler aracılığıyla toplumun geniş kesimlerinin bir araya gelmesine yönelik yapılan bir darbedir” dedi. Akın, kayyımların toplumun sağlığını da bozduğunu vurguladı.
İstanbul Esenyurt, Mardin, Batman, Halfeti, Hakkâri, Dersim, Ovacık ve Bahçesaray belediyelerine AKP hükümeti tarafından kayyım atanması büyük tepki çekti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Mehmet Sıddık Akın kayyımlara dair PİRHA’ya konuştu.
Son dönemlerde siyasal alanda yaşananların ve yapılan bütün faaliyetlerin toplumsal sağlığa olumsuz etkisi olduğunu belirten Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı, Mehmet Sıddık Akın, “Türkiye’de demokrasi, kurum ve kuralları ile oturmuş bir duruma sahip değil. Türkiye’de yaşananlar sadece temsili bir demokrasidir” dedi.
Seçimlerle halkın iktidarları değiştirebilmesine inanmama halinin var olduğunu belirten Akın, “Bu da aslında sağlıksız bir durum yaratıyor. Kayyum atanan bölgelerde ciddi anlamda üyelerimiz var. Bir demokratik kitle örgütü olarak üyelerimizin seçme ve seçilme hakkına da sahip çıkmamız gerekiyor. Bundan kaynaklı da kayyumlara karşı çıkıyoruz” diye konuştu.
Yerel yönetimlerin hem halkın iradesinin yansıması hem de insan doğa ilişkisi açısında çok önemli olduğuna vurgu yapan Akın, “Biz doğa ile uyumlu kent yaşamından bahsediyoruz. Sağlıklı olabilme hali açısından içilebilir sağlıklı sudan, yaşanılabilir temiz bir havadan, sağlıklı gıdadan bahsediyoruz. Eğer siz seçim yoluyla halkın belirlediği kişileri elinden alır, oraya atama üzerinden bir görevlendirme yaparsanız, halkın geri çağırma hakkını da elinden almış oluyorsunuz” dedi.
“KAYYMLARLA BELEDİYELER İŞLEMEZ HALE GETİRİLMEK İSTENİYOR”
Kayyum dönemindeki atamalara bakıldığında belediyelerin işlemez hale getirildiğini de belirten Akın, şöyle devam etti:
“Kayyum döneminin politikalarına baktığımız zaman neredeyse o belediyeleri işleyemeyecek hale getirecek kadar bir rantsal ilişki, borç batağına sürükleme, var olan kaynakların halka aktarılması yerine belirli çevrelere aktarılması söz konusu. Bugün İstanbul Esenyurt’a kadar uzanması ki 50 ilçeden daha büyük bir ilçeden bahsediyoruz. Kent uzlaşısıyla ile elde edilmiş bir belediye olarak ifade ediliyor. Bu yapılanlar aslında toplumsal muhalefetin bir araya gelme çabasına, iradesine yönelik bir uygulama.”
Kayyum atamalarının belediye başkanının Kürt olması ile bir alakası olmadığına vurgu yapan Akın, “Ülkenin çeşitli kentlerinde, Mersin, Adana gibi belediyeler için de kayyum atanacağına dair söylentiler var. Kayyum’un uygulamalarına karşıyız” diye belirtti.
“SENDİKA OLARAK EMEĞİN ÖZGÜRLEŞECEĞİ BİR ÜLKE YARATMA MÜCADELESİ VERİYORUZ”
Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri sendikası olarak üyelerinin ekonomik, demokratik haklarını savunduklarını belirten Akın, Türkiye’de demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşeceği emeğin özgürleşeceği bir ülke yaratma mücadelesi veriyoruz. Çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz ki demokrasinin yerleşik olmadığı bütün ülkelerde daha çok diktatöryal yönetimler ya da baskıcı rejimler önde olur” dedi.
Uzun mücadeleler sonucu elde ettikleri kazanımların zaman zaman keyfi uygulamalarla ellerinden alındığına dikkat çeken Akın, şunları kaydetti:
“Biz yerel yönetimlerde şunu görüyoruz. Özellikle bu alanda Türkiye’de ilk toplu sözleşmeyi imzalayan TÜM BEL-SEN var. Çok sayıda imzalanmış toplu sözleşme metinleri var. Bu toplu sözleşme maddeleri kayyumalar tarafından yok sayılıyor.
“KAYYUMLAR TOPLUMUN SAĞLIĞINI, RUH HALİNİ BOZUYOR”
Kayyumların atanması, ruhsal açıdan sağlıklı olma, demokrasi ve barış içerisinde bir yaşam sürdürebilme halinden uzaklaştırır. Bizim en çok kaygılandığımız noktalardan bir tanesi de şiddet. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur. O yüzden de demokratik yöntemler, müzakere yöntemleri barışın egemen olduğu demokratik bir rejimin inşa meselesi emeğin özgürleşme mücadelesinden bağımsız olarak değerlendirilemez.”
PİRHA- Sağlık emekçilerinin 5 günlük iş bırakma eylemine ilişkin konuşan Nazan Karacabey, “Bakanlığın dile getirdiği gibi dert sağlık emekçilerinin, hekimlerin, ebelerin, hemşirelerin daha az maaş alması değil. Bu kesinlikle bir meslek onuru kavgasıdır ve halkın nitelikli erişebilir sağlık hakkı kavgasıdır” dedi.
Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı Merkezi Çalışanları “Eziyet Yönetmeliği” olarak nitelendirdikleri Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ne karşı 5 günlük iş bırakma eylemi yaptı. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey, PİRHA‘ya konuştu.
“BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ UZUN SÜREDİR AĞIR AKSAK İLERLİYOR”
Nazan Kacabey, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın devamı olarak Aile Sağlığı Merkezlerinin (ASM)gündeme geldiğini söyleyerek, “O dönemde Sağlık Ocakları kapatılarak Aile Sağlığı Merkezlerine bir dönüş yapıldı. 2005 yılında Düzce ilinde bir pilot uygulamayla başlandı bu işe. O dönemde sendikamız, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası çok ciddi eylem ve etkinlikler gerçekleştirdi. Çünkü ASM mantığının sağlık hizmetlerini öteleştirici ve sağlığı ticarileştireceği endişesi çok yüksekti. Maalesef bugün geldiğimiz noktada da bu endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Çok uzun süredir ağır aksak ilerleyen bir süreç aslında birinci basamak sağlık hizmetleri” dedi.
“BAKANLIK EZİYET YÖNETMELİĞİNİ ÖNÜMÜZE KOYDU”
Özellikle deprem illerinde Aile Sağlığı Merkezi binalarının apartman altlarında güvencesiz, koruyucusuz olmasından kaynaklı çok tahribat yaşandığını belirten Karabey, şunları ifade etti:
“Çok büyük oranda Aile Sağlığı Merkezi kullanılamaz hale geldi. Hayatını kaybeden sağlık emekçileri oldu bu binalarda. Buradaki en büyük sorun da ASM’leri aslında bir nevi ticarethaneler diye nitelendirebiliriz. Çünkü en başta Dünya Bankası fonlarıyla ilerlerken süreç devam eden zaman diliminde hekimler Aile Sağlığı Merkezleri’nin işletmecisi, devletin verdiği cari ödemelerle giderlerini karşılayan, ihtiyaç duyduğu durumlarda yarım gün ya da belli saat aralıklarıyla güvenceli ya da güvencesiz çalışan istihdam eden bir nevi bir işletmenin yürütücüsü haline geldiler. Aile Sağlığı Merkezleri’nde en büyük sıkıntı da hizmetlerin beklendiği gibi yürütülememesi ve sevk zincirlerinin istenildiği gibi yerine getirilememesi ve zamanla da getirilemez hale getirilmesidir. Bu süreçte pek çok sıkıntı birikerek ilerledi ama en son 1 Kasım’da Sağlık Bakanlığı bizlerin ‘eziyet yönetmeliği’ diye dillendirdiği bir yönetmeliği önümüze koydu. Bu yönetmelikte de çok büyük oranda aile sağlığında görevli hekimlerin elini kolunu bağlayan, meslek özerkliğinin önüne geçen, reçete yazma hakkına müdahale eden, Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan ebelerin, hemşirelerin, ATT’lerin ve diğer sağlık emekçilerinin performans ve ödüllendirmeyle karşı karşıya bırakıldığı bir yönetmeliği, sağlık, emek ve meslek örgütlerinin fikri, bilgisi olmadan sağlık çalışanı, sağlık emekçilerinin konuya dair birikimleri dikkate alınmadan tamamen Bakanlığın dayatma usulü bir şekilde ortaya çıktı.”
“5 GÜNLÜK İŞ BIRAKMA KARARI, SAĞLIK İŞ KOLUNDA ALINAN EN UZUN İŞ BIRAKMA KARARIDIR”
Nazan Karacabey sağlık emek meslek örgütlerinin bir grubu olduğunu söyledi. Karacabey şunları ekledi:
“Bu yönetmelik gündeme gelince o grupta kaygılar dillendirilmeye başladı. Bu eylem ve etkinliklerin kararı o gruptaki ortaklaşmayla alındı. 15 sağlık, emek, meslek örgütü var, odalar, sendikalar, dernekler bu oluş içerisinde. Ve her sendika da bizim yaptığımız gibi birinci basamakta sağlık hizmeti yürüten hekimlerin, ebelerin, hemşirelerin tüm sağlık emekçilerinin fikrini, görüşünü alarak bir eylem etkinlik programı ortaya koymanın gerekliliğinde hemfikir oldu. Bir üç günlük iş bırakma, uyarı eylemi yaptık. Onun öncesinde farklı örgütlerin, mitingleri gerçekleşti, onlara destek sunduk. Sağlık emekçileri ve halk açısından temel kaygı sağlığın ticarileşmesi ve meslek onurunun, meslek özerkliğinin, özgürlüğünün elinden alınmasıdır. 5 günlük iş bırakma kararı, sağlık iş kolunda alınan en uzun iş bırakma kararıdır. 15 örgütün bir araya geldiği, ortaklaştığı bir kararla alındı ve uygulamaya konuldu. Bunun öncesinde de çeşitli etkinlikler yaptık. Cimer şikayetleri gibi, halka neden bu eylemleri yaptığımızın gerekçelerini anlatacak broşürler hazırladık, konuşmalar hazırladık, afişler hazırladık ve bunu paylaştık.”
Sağlık emekçileri ile halkın çok uzun zamandır karşı karşıya getirildiğini belirten Karacabey, “En büyük etken kışkırtılmış sağlık talebi ve doğru basamaklarla ilerlemeyen, işlemeyen sevk zincir sistemi, temelde arzulanan bir sağlık sisteminin ortaya konmaması. Bu durum da bizi daha çok maalesef şiddet olarak karşı karşıya getirdi halkımızla. Elbette ki tek taraflı değil, biliyorsunuz bunun pek çok gerekçeleri var. Bugün kuyrukları kaldırdık diye söylenen işlerin aslında sanal kuyrukların uzaması anlamına geldiğini, poliklinik muayeneyi tamamlasanız bile sizlerden istenen detaylı tetkikleri karşılamanın ayları bulduğunu hepimiz biliyoruz çünkü bizler de aynı zamanda sağlık hizmeti alanlarız, bu halkın bir parçasıyız. Bakanlığın özellikle bu hafta çeşitli açıklamalarla dile getirdiği gibi dert sağlık emekçilerinin, hekimlerin, ebelerin, hemşirelerin daha az maaş alması, az para kazanması derdi değil. Bu kesinlikle bir meslek onuru kavgasıdır ve halkın nitelikli erişebilir sağlık hakkı kavgasıdır. Bu yüzden halkımıza bu gerçeği anlatmak gibi bir yükümlülüğümüz vardı” dedi.
“FARKLI 15 ÖRGÜTÜN ORTAKLAŞTIĞI BİR KARAR ÜLKENİN EMEK TARİHİ MÜCADELESİNDE BİR İLKTİR”
5 gün süren iş bırakma eylemleri boyunca dertlerini iyi anlattıklarını vurgulayan SES Eş Genel Başkanı Nazan Karacabey şöyle devam etti:
“En azından bakanlık bizi duymasa bile hizmet verdiğimiz halkın bu sorunun kendilerinin de sorunu olduğunu anladığını ve sağlık sistemini sorgulayacak düzeye geldiğini görebiliyoruz. Bu yüzden çok kıymetli bu eylem süreci bizler için. Birbirinden farklı 15 örgütün bir araya gelip ortaklaştığı bir karar. Bu aslında belki de ülkenin emek tarihi mücadelesinde bir ilk. Tabii önemli olan bundan sonraki eylem ve etkinliklerin ya da bu yasa tasarısı eğer çekilmezse neler yapılabileceğine kafa yormak. Bu konuda da tabii ilerleyen süreçlerde açıklamalar yapacağız. Bakanlığın dile getirdiği gibi herkes iş yerinde, iş bırakmıyor ya da yandaş medyanın dile getirdiği gibi birkaç para sever, solcu hekimin yattığı bir eylem algısına rağmen pek çok ilde pek çok arkadaşımız, on binlerce sağlık emekçisi diyebiliriz bu iş bırakmanın içinde yer aldı. Çünkü insanca yaşamak, insanca çalışmak ve meslek onurlarının gereği halkın sağlık hakkına sahip çıkmak gibi bir misyon vardı.”
PİRHA- SES Dersim Şubesi, Dersim’de sağlık alanında yaşanan sıkıntılara dair açıklama yaptı. Sendika, “Dersim halkı, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde faydalanmayı hak etmektedir. Liyakat esasına dayalı atamalar, nitelikli sağlık personelinin görevlendirilmesi ve sendikal baskıların ortadan kaldırılması için mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
SES Dersim Şubesi, Dersim’de sağlık alanında yaşanan sıkıntılara dair basın açıklaması yaptı. Sanat sokağında yapılan açıklamayı okuyan SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman, Dersim’de son yıllarda sağlık hizmetlerinde yaşanan ciddi aksaklıkların ve yönetimsel sorunların, sağlık çalışanlarını ve halk sağlığını tehdit ettiğini belirtti.
“HALKIN SAĞLIĞI TEHDİT ALTINDA”
İktidarın yarattığı kayırmacılık ve liyakatsiz atamalar, sağlık sisteminin temellerini sarsarak, kamu hizmetlerinin niteliksizleşmesine yol açtığını vurgulayan Kahraman, “Özellikle İl Sağlık Müdürlüğü’ndeki liyakatsiz atamalar, bu sorunun somut örneklerindendir. İl Sağlık Müdürü göreve başladığı ilk yıl, SES üyesi olan yönetici arkadaşlarımızın sözleşmelerini feshederek, yandaş sendika temsilcileri ve üyelerini etrafına alarak yeni bir yönetim kadrosu oluşturmaya çalışmıştır. Bu tablo, sadece liyakatsiz atamaları değil, aynı zamanda toplumsal değerlere yabancı bir yönetim anlayışını da gözler önüne sermektedir. Eğitim seviyesi yüksek olan ilimizde, son derece deneyimli ve donanımlı kişiler yöneticilik görevlerinden dışlanmaktadır. Bu, liyakatin göz ardı edilmesinin ötesinde, halkın sağlığını tehdit eden bir yönetim anlayışının güçlenmesine neden olmaktadır” dedi.
“DERSİM HALKI, SAĞLIK HİZMETLERİNDEN EN İYİ ŞEKİLDE FAYDALANMAYI HAK ETMEKTEDİR”
Sevgi Kahraman, liyakatsiz atamaların yalnızca yönetici pozisyonlarıyla sınırlı kalmadığı, sağlık çalışanlarına yönelik mobbing uygulamalarıyla daha da derinleştiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Alınan tasarruf tedbirleri, özellikle kırsal bölgelerde yaşayanların temel sağlık hizmetlerine erişimini engellemektedir. Mazgirt ilçesine bağlı Darıkent 112 İstasyonu’nun, vaka sayısının az olduğu gerekçesiyle kapatılması, 30 köyde yaşayan halkı sağlık hizmetlerinden mahrum bırakmıştır. Liyakatsiz yönetim anlayışının yalnızca sağlık hizmetlerinin niteliğini değil, aynı zamanda halk sağlığını tehdit ettiğini açıkça görmekteyiz. Sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak için öncelikle ihtiyaç duyulan personelin görevlendirilmesi gerekmektedir.
Dersim halkı, sağlık hizmetlerinden en iyi şekilde faydalanmayı hak etmektedir. Liyakat esasına dayalı atamalar, nitelikli sağlık personelinin görevlendirilmesi ve sendikal baskıların ortadan kaldırılması için mücadelemize devam edeceğiz. Bizler, halk sağlığını savunan, eşit, nitelikli ve parasız sağlık hizmetini hedefleyen bir sendika olarak, her türlü hukuksuz uygulamanın karşısında duracağımızı ve bu mücadelemizi tüm demokratik yolları kullanarak sürdüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.”
PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi Eş Başkanı Dr. Kaan Taşer “Emekçilere eziyet yönetmeliğini dayatanlar vergide adaleti sağlayamayanlar yönetemeyenler istifa etmelidir” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Antalya Şubesi üyeleri Vergide Adalet eyleminin 36. haftasında Kepez ilçesinde bulunan Pakize-Yahya Erkun Aile Sağlığı Merkezi önünde eylem yaptı. Yapılan eylemde konuşan SES Antalya Şubesi Eş Başkanı Dr. Kaan Taşer, “Emekçilere Eziyet yönetmeliğini dayatanlar vergide adaleti sağlayamayanlar yönetemeyenler istifa etmelidir” diyerek ilgili bakanları istifaya davet etti.
Dr. Kaan Taşer açıklamasının devamında şunları belirtti:
“Eziyet Yönetmeliği olarak adlandırılan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliğinde yapılan değişikliğe karşı sürdürülen mücadelenin Aile Sağlığı Merkezlerin (ASM) de 5-7 Kasım günleri yapılan üç günlük iş bırakma eylemlerimiz başarıyla tamamladık. Yurt çapında büyük bir katılımla yapılan iş bırakma eylemleri ve kitlesel basın açıklamalarında gösterilerin halk tarafından desteklendiğine şahit olduk.
Sağlık Bakanlığının üç gün süren uyarı eylemlerini görmezden gelerek Eziyet Yönetmeliğini ASM çalışanlarına ısrarla dayatması üzerine birinci basamak sağlık hizmet alanında örgütlü meslek emek örgütleri temsilcileri bir araya gelerek 2-6 Aralık 2024 tarihlerinde 5 günlük G(ö)REV eylem kararı aldığını hatırlatıyoruz.
Sağlık çalışanlarına dayatılan performansa dayalı güvencesiz çalışma, mesleki değersizleştirme, ekonomik ve özlük hak kayıplarına karşı mücadelenin giderek büyüyeceğini gören Sağlık Bakanlığı, sağlık çalışanlarının talebine olumlu yanıt vereceğine hakları için iş bırakan çalışanları eylemden vazgeçirmek amacıyla denetimler yapmaya, ikna odaları kurmaya, kamuoyunu yanıltan açıklamalarla uğraştı.
ÇALIŞANLARIN SIRTINDAN YÜRÜTÜLEN EKONOMİK PROGRAM DİKİŞ TUTMUYOR
Hükümet, sadece sağlık çalışanlarından değil ücretli kesimden ve emeğiyle geçinen halktan aldığı yüksek vergilerle bazı şirketlere sermaye transferi yapmaya, bu şirketlerden vergi muafiyeti, hibe, destek adı altında vergi almayarak ya da vergi borçlarını erteleyerek muazzam bir vergi adaletsizliği politikalarını sürdürmekte ısrar ediyor.
Enflasyonu düşürmek amacıyla sıkı para politikasını çalışanların ve emeğiyle geçinen halkın sırtından sürdüren hükümetin enflasyon tahminleri şaşa dursun halkın geçinmek için mecbur bırakıldığı bireysel kredi ve kredi kartları takiplerinde patlama yaşanıyor. (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) verilerinden yapılan hesaplamaya göre bu yılın 10 aylık döneminde bireysel krediler ve kredi kartlarında takibe düşen alacaklar yüzde 111 artarken, bu oran kredi kartı borçlarında yüzde 200’e yükseldi.”
“YOKSULLUK VE İŞSİZLİĞİN ARTTIĞI TOPLUM SAĞLIKLI OLUR MU?”
DİSK-AR hazırladığı raporda, TÜİK verilerine göre Eylül 2022’den bu yana geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 20,3’ten yüzde 25,6’ya yükseldiğini, dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 20 bin lirayı, yoksulluk sınırının ise 72 bin lirayı aştığını açıklayan Dr. Kaan Taşer, “Sağlıklı olmanın birinci şartı temel yaşam koşullarının iyi olması, temel gereksinimlerini yeterince karşılanması gerektiğini belirten Taşer,”Toplumun giderek yoksullaştığını, temel ihtiyaçlarını yeterince gideremediğini, toplumun birincil korunma haklarının eridiğini görüyoruz, buna tanıklık ediyoruz. Halkın sağlığını korumaya, hastalandığında iyileştirmeye çaba gösteren biz sağlık çalışanları bu duruma itiraz ediyoruz” diye konuştu.
Dr. Kaan Taşer, teleplerini şu şekilde sıraladı:
“Sağlık Bakanlığı, Eziyet yönetmeliğini geri çekmelidi,Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı kamu tarafından sağlanmalıdır,Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır, Koruyucu sağlık hizmetleri önemsenmeli, hekim başına düşen sayı 2.000 aşmayacak şekilde artırılmalıdır, Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir, Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler kadroya geçirilmelidir, Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, performansa bağlı olmayan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, kesilmeyecek maaş ödenmelidir, %35 vergi kesintilerinden vazgeçilip her ay sabit kalmak koşuluyla en fazla %15 vergi kesintisini hayata geçirilmelidir”
PİRHA – Çok sayıda sağlık meslek örgütü, sağlık sistemindeki kötüye gidişi protesto etmek için 5-6-7 Kasım’da grev yapacak. Sağlıkçılar, ‘Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin kaldırılması konusunda Sağlık Bakanlığı’na bir kez daha uyarıda bulunacak.
Sağlık emekçileri, sağlık sisteminde yaşanan aksaklıklar ve “Yenidoğan skandalı” ile daha da görünür hale gelen sorunlara ilişkin eyleme geçiyor.
Hekimler ve sağlık çalışanları1 Kasım’da yürürlüğe giren Aile Hekimliği Performans ve Ödeme Yönetmeliği’nin, mevcut sorunlara çözüm olmayacağını vurguluyor.
UYARI AMAÇLI 3 GÜNLÜK GREV KARARI!
Sağlık emekçileri, Sağlık Bakanlığına yönelik taleplerini ise şu şekilde sıraladı:
Kamusal bir hizmet olan birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki ve tıbbı donanımı ve aile sağlığı merkezleri kamu tarafından sağlanmalıdır.
Halkımıza nitelikli bir sağlık hizmeti sunabilmemiz için yeterli zaman ve olanak sağlanmalıdır. Koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve ekip anlayışını gözeten bir sistem inşa edilinceye kadar Aile Sağlığı Merkezi sayısı hekim başına 2.000 nüfusu aşmayacak şekilde artırılmalıdır.
Kadrolu ve güvenceli istihdam modeli ile yeterli hemşire, ebe, teknisyen görevlendirilmeli, aşılama ve diğer koruyucu hekimlik uygulamaları desteklenmeli, geliştirilmelidir. Kadrosuz, güvencesiz bir şekilde çalışan emekçiler (gruplandırma elemanları) kadroya geçirilmelidir.
Aile hekimlerine ve tüm sağlık emekçilerine emekliliğe yansıyacak tek kalemden oluşan, insanca yaşamaya yetecek düzeyde, izin kullandıklarında, hastalandıklarında, çocuğu olduğunda veya ailesinden biri öldüğünde kesilmeyecek maaş ödenmelidir.
Gelire katkısı %20’yi geçmeyecek ve yapılan hizmetin niteliğini ödüllendiren bir performans uygulamasına geçilmelidir.
Taleplerimizin karşılanabilir olduğunu ve randevu bulunamamasından şiddete kadar sağlık sistemindeki pek çok sorunu çözebileceğini biliyoruz.
Halkın sağlığına katkısı olmayan yönetmelik geri çekilerek yukarıda yer alan 5 maddelik taleplerimiz yerine getirilene kadar her türlü hukuksal mücadele ve eylemliliği hep birlikte hayata geçirme konusunda kararlı olduğumuzu bildiriyoruz. Kararlılığımızın göstergesi olarak ilk etapta 5-7 Kasım 2024’te (Salı-Çarşamba-Perşembe) üç gün süreyle iş bırakıyoruz.
Sonraki haftalarda sağlık meslek örgütleri ile birlikte gerçekleştireceğimiz çeşitli eylem ve etkinliklerle halkımızın sağlığı ve haklarımız için sağlık otoritesini harekete geçme konusunda zorlamaya devam edeceğimizi, sonuç alıncaya kadar vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildiriyoruz.”
Grev kararı alan meslek örgüleri:
Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu (AHEF), Aile Hekimliği Çalışanları Sendikası (AHESEN), Aile Sağlığı Çalışanları Ebe ve Hemşire Dernekleri Federasyonu (ASEF), Birinci Basamak Sağlık Çalışanları Birlik ve Dayanışma Sendikası (BDS), Genel Sağlık ve Sosyal Hizmet Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Genel Sağlık-İş), Hekim Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hekim Birliği), Hekim ve Diğer Sağlık Çalışanları, Kamu Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (HekimSen),Hürriyetçi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Çalışanları Sendikası (Hürriyetçi Sağlık Sen), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Tabip ve Diğer Sağlık Çalışanları Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kamu Görevlileri Sendikası (Tabip-Sen), Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜMRAD-DER), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD)
PİRHA-Malatya’da depremle birlikte yaşanan hava kirliliği solunum hastalıklarını artırırken, barınma sorunu nedeniyle sağlık çalışanlarının sayısı düştü, hizmetlerde aksamalar yaşanıyor. Malatya SES Eş Şube Başkanı Cansu Kaplan, “Yasaların bize verdiği çalışma süresi 40 saatken, bizler 72 saat çalışmak zorunda kalıyoruz. Bir sağlık emekçisinin 72 saat çalışması bir mobbingdir” dedi.
6 Şubat Maraş Pazarcık merkezli depremlerde en çok hasar alan şehirlerden biri olan Malatya’da sağlık hizmetlerinin yetersizliği enfeksiyon sorunlarını da artırdı.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES)Malatya Şubesi Eş Başkanı Cansu Kaplan, depremden dolayı barınma sorunu yaşayan birçok sağlık çalışanının başka şehirlere tayinlerini istediği için hastanelerde çalışan personel sayısında azalma olduğunu, bunun da halka hizmet verilmesini geciktirdiğini belirtti.
Kaplan ayrıca deprem sonrasında ve ekonomik sorunların artmasıyla birlikte toplumda ve sağlık çalışanlarında psikososyal sorunların da geliştiğini ve toplumda bir öfke kontrol sorununun kendini göstermeye başladığını dile getirdi.
“HAVA KİRLİLİĞİ SOLUNUM HASTALIKLARINI ARTIRDI”
SES Malatya Şubesi Kadın Sekreteri Emel Karakuş, şehirde inşaat çalışmalarıyla birlikte hava kirliliğinin çoğaldığını söyledi.
Karakuş, “Havanın kirliliğiyle birlikte göğüs hastalıkları sayısı arttı. Son dönemde astım, KOAH hastalıklarının artması akabinde hasta kişiler sık sık gelmeye başladı. Malatya’daki hava kirliği, su kirliliği beraberinde sayıların artışına neden oluyor. Hijyen koşullarının kötü olması, kışların soğuk, yazların sıcak olması nedeniyle hastaneye gidip gelmekte ve hastaneye ulaşmakta problem yaşıyorlar. İnsanlar zaten ekonomik olarak zor günler yaşıyorlar bir de bunun üstüne depremden sonra beslenme gibi sorunları da ortaya çıktı” dedi.
Karakuş, depremin ardından sorunların artmaya başladığını belirterek, şunları ifade etti:
“Depremle birlikte sağlık emekçileri barınma sorunu yaşadı. Ben bir şekilde kalacak yer bulabildim ama her çalışanın böyle bir imkanı yoktur. Birçok çalışan Malatya’daki şartların zorluğundan dolayı başka şehirlere tayin istedi. Sağlık çalışanları gidince yerine gelen kimse olmadı, hasta sayısı artıyor. Bununla birlikte hastalara kaliteli hizmet vermekte zorlanıyoruz. Yaz boyunca bizler fazla mesailerle çalıştık. Eylül ayı bitmesine rağmen hala yıllık izin kullanamadık. Hasta olduğum halde izin kullanamıyorum. Rapor almak istediğimizde nöbet listelerinin yeniden düzenlenmesinde aksilikler yaşanabiliyor.”
Kadınların sağlık hizmetlerinden yeteri kadar faydalanamadığını belirten SES Malatya Şube Eş Başkanı Cansu Kaplan ise “Kadın hastalıkları baş gösterdiğinde aileler birinci basamağa gidemiyorlar. Aile planlaması hizmetlerine ulaşamıyorlar. Hastanelere ikinci ve üçüncü basamaklara başvurduğunda aileler randevu kullanıyorlar. Randevu bulduklarında da süre kısıtlı oluyor. Bugün uzak bir yerden araştırma hastanesine gitmek için iki üç tane vasıta değiştirmek zorunda kalıyor. Ekonomik şartları da göz önünde bulundurduğumuzda yeterli hizmet alamayan kadınlarda gebelik sayılarında artış oluyor. Sağlık personellerinin sayısındaki azalmayla birlikte hastaların sağlık hizmeti almasında ciddi bir problem oluşuyor” diye belirtti.
“HEM ÇALIŞANLARDA HEM HALKTA BİR ÖFKE SORUNU VAR”
SES Malatya Şube Eş Başkanı Cansu Kaplan, şunları kaydetti:
“Malatya geneline baktığımızda hem halk hem de sağlık emekçileri açısından psikososyal desteğe ihtiyaç var. İnsanlarda ve çalışanlarda bir öfke sorunu kendini göstermeye başladı. Sokağa veya trafiğe çıktığınızda insanlardaki öfke kendini gösteriyor. Rutin bir zamanda tepki gösterilmeyecek bir olaya şu an kat be kat tepki gösterebiliyorlar.
40 SAAT YERİNE 72 SAAT ÇALIŞIYORLAR
Malatya’da sağlıkta şiddet yükselmiş durumda. Halkın sağlık hizmetlerine ulaşmakta yaşadığı zorluklar, sağlık emekçilerinin Malatya’da çalışmak istememesinden kaynaklı sağlık çalışanları ve halk karşı karşıya kalıyor. Bu sorunlardan dolayı Malatya’ya personel alınmasını talep ediyoruz. Bir sağlık emekçisinin 72 saat çalışması bir mobbingdir. Yasada çalışmamız gereken süre 40 saatken bizler 72 saat çalışıyoruz.
PİRHA-Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, katledilen 8 yaşındaki kız çocuğu Narin Güran için basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Narin Güran, bu şekilde hayattan koparılan ilk çocuk değil. Müslime Yağal, Leyla Akdemir ve daha nicelerinin arkasında benzer hikayelerin olduğunu biliyoruz” denildi.
21 Ağustos tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan 8 yaşındaki Narin Güran’ın cansız bedeninin bulunması ülke genelinde büyük bir tepkiyle karşılandı. Birçok kentte olduğu gibi Adıyaman’da da Narin için adalet talebiyle sokağa çıkıldı.
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu, Demokrasi Parkı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Kadın Sekreteri Rengin Hüsniye Kılınç, okudu. Açıklamada, ‘Çocukları ve kadınları katleden karanlığa dur de’ pankartı açıldı
“BİR TEK ÇOCUĞU DAHA KAYBETMEK İSTEMİYORUZ”
İktidarın politikaları sonucunda çocukların güvende olmadığını belirten Rengin Hüsniye Kılınç, “Bizler Narin’in ölümünü iktidarın çocuk düşmanı politikalarından ayrı görmüyoruz. İktidarın bu politikalarının faillere güç verdiğini biliyoruz. Çocuğu koruyan güvencelerin uygulanmadığı, çocuk katillerinin cezasızlık ile korunduğu, çocuğa karşı şiddeti önleyici çalışmaların yapılmadığı, çocuk alanındaki kazanımların ortadan kaldırıldığı bu çocuk düşmanı düzende tek bir çocuğu daha kaybetmek istemiyoruz” diye belirtti.
“HER GÜN 32 ÇOCUK KAYBOLMAKTA”
TÜİK’in paylaştığı çocuk kayıp verilerinin doğruyu yansıtmadığını vurgulayan Kılınç, “Türkiye’de her gün ortalama 32 çocuk kaybolmakta ancak bu çocukların akıbetleri araştırılmamaktadır. TÜİK son 8 yıldır kayıp çocuk verilerini dahi paylaşmayarak bu şekilde veri açıklama yükümlülüğünü yerine getirmemekte, sorumluluktan kaçmakta ve bu ölümlerin faili haline gelmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi taraf devletlerin her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul eder. Taraf devletler çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çalışmayı göstermek zorundadırlar. Maalesef Türkiye’de ancak çocukların hakları ihlal edildiğinde, çocuklar kaybolduğunda veya çocuklar yaşamlarını yitirdiğinde yükselen baskı karşısında yalnızca anlık, işlevsel olmayan ve geçici tepki geliştirmektedir” dedi.
“NARİN HAYATTAN KOPARILAN İLK ÇOCUK DEĞİL”
Narin Güran’ın bu şekilde hayattan koparılan ilk çocuk olmadığını söyleyen Kılınç, “Müslime Yağal, Leyla Akdemir ve daha nicelerinin arkasında benzer hikayelerin olduğunu biliyoruz. Bu çocukların öldürülmesinden sonra gerekli önleyici ve koruyucu önlemler alınmış olsaydı bugün Narin yaşıyor olacaktı. Bizler çocuklar için yaşanılabilir ve güvenli bir dünya kurmak için iktidarın çocuk düşmanı, çocuğu hayattan koparan politikalarına karşı mücadeleye devam edeceğimize ve Narin’in faillerinin tespit edilip hak ettikleri cezayı almaları için dosyanın takipçisi olacağımıza kamuoyunun önünde söz veriyoruz” diye konuştu.
PİRHA- KESK Adıyaman Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Halil Aydın, bir basın açıklaması yaparak Adıyaman’daki intihar vakalarına dikkat çekti. Deprem sonrası intiharların arttığını, travmaların yaşandığını belirten Aydın, intiharların önlenebilmesi için politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirtti. Aydın, medyada ve sosyal medyada intihar haberleri konusunda dikkatli olunması için uyarıda bulundu.
Son zamanlarda hem ülkede genelinde hem de Adıyaman’da intiharların artması dolayısıyla Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Adıyaman Şubesi Eş Başkanı, KESK Adıyaman Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İbrahim Halil Aydın bir basın açıklaması yaptı.
Adıyaman’da ciddi bir intihar vakalarının olduğunu belirten Aydın, “İntihar ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Böylesi büyük bir halk sağlığı sorununu görmezden gelemeyiz. Sorunların araştırılması ve çözüm yollarının geliştirilmesi önemi her geçen gün artmaktadır. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak her kriz döneminde nasıl sahada olduysak artan intihar vakalarını önlemek için üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. Bu çerçevede intihar olgusunu biraz konuşmak istiyoruz” dedi.
İbrahim Halil Aydın, şu açıklamayı yaptı:
“Son zamanlarda intihar vakalarının hem ilimizde hemde ülkemizde arttığını görmekteyiz. TÜİK’in 14 Haziran 2024 tarihinde açıklamış olduğu intihar vakaları verilerinde de artışın olduğunu, birinci sırada da ilimizin yer aldığını görmekteyiz. TÜİK “Ölüm sayısı 2022 yılında 505 bin 269 iken 2023 yılında %4,1 artarak 525 bin 814 oldu. Ölen kişilerin 2023 yılında %53,9’unu erkekler, %46,1’ini kadınlar oluşturdu. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2023 yılında binde 18,0 ile Adıyaman” olduğunu belirtmiştir (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Olum-ve-Olum-Nedeni-Istatistikleri-2023-53709). Adıyaman’da intihar eylemine teşebbüs edenler ve ölümle sonuçlanan intihar vakarının sayıları ile ilgili resmi kurumlardan net bir bilgi alamadık. Ama medyada gördüklerimiz ve medyaya yansımayan bizim tarafımıza ulaşan bilgilere baktığımız da Adıyaman’da ciddi bir intihar eyleminin olduğunu görmekteyiz. İntihar ciddi bir Halk Sağlığı sorunudur. Böylesi büyük bir halk sağlığı sorununu görmezden gelemeyiz. Sorunların araştırılması ve çözüm yollarının geliştirilmesi önemi her geçen gün artmaktadır.
Artan intihar vakaları hepimizin canını derinden acıtmaktadır. Demokratik kitle örgütleri, emek örgütleri olarak tüm toplumu derinden sarsan böylesi önemli bir sorunu kendi önümüze koyduk. Sebepleri ile birlikte intihar vakalarını biraz düşünmek ve bir halk sağlığı sorunu olan intiharı önlemek için Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak her kriz döneminde nasıl sahada olduysak artan intihar vakalarını önlemek için üzerimize düşen görevi yerine getireceğiz. Bu çerçevede intihar olgusunu biraz konuşmak istiyoruz.
Kişinin kendi yaşamını sonlandırması veya öz kıyım olarak da isimlendirilen intiharın dünyada ve Türkiye’de arttığını ve ne yazık ki pek çok insanın bu şekilde yaşamını sonlandırdığını görüyoruz. Memleketimizde de son zamanlarda bu şekilde birçok insanın yaşamını sonlandırması dikkat çekmektedir. İnsan yaşamının bu şekilde son bulması canımızı çok yakmaktadır. Özelliklede 6 şubat depreminden sonra Adıyaman’da birçok kişi intihar ederek yaşamını sonlandırması medyanın ve toplumun gündemine oturdu. Her ne kadar derin bir üzüntü içinde olsak da geldiğimiz bu noktada intiharın nedenlerini düşünmek ve önlenmesi yönünde çalışmalarımızı yoğunlaştırmak zorundayız. Son zamanlarda ardı ardına yaşanan intihar olayları acı bir şekilde gösteriyor ki bu konuda zaman kaybetmeden yapılması gerekenler var.
İntihar kişinin fizyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik düzeyde yaşadığı sorunlara karşı bir çözüm olarak ortaya koyduğu yıkıcı bir davranıştır. Kişinin içinde olduğu sorunların artık çözülemeyeceği ve yapılabilecek tek şeyin hayatı sonlandırmak olduğu düşüncesi ortaya çıktığında bazen bu düşüncenin eyleme döküldüğünü biliyoruz. Kişiye yardımcı olmak ve intiharı önlemek çoğunlukla olanaklıdır. Toplumda gerginlik, belirsizlik, çatışma, umutsuzluk, dayanışma ve sosyal destek sistemindeki yetersizlikler intihar vakalarında artışa zemin hazırlıyor. İntihar psikososyal ve ekonomik boyutlarıyla ele alınması gereken çok boyutlu toplumsal bir sorundur. Her ne kadar bireysel bir girişim gibi görünse de bunun toplumsal, ekonomik, siyasal ve kültürel belirleyicileri vardır.
“DEPREM EN YIKICI TETİKLEYİCİ OLDU”
Özellikle 6 Şubat depremi bunun en yıkıcı tetikleyicisi oldu. TÜİK, kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2023 yılında binde 18,0 ile Adıyaman, binde 17,1 ile Hatay, binde 14,8 ile Kahramanmaraş’ın takip ettiğini paylaştı. Bu veriler ile TÜİK’te 6 Şubat depreminin intiharın tetikleyicisi olduğunu gösterdi. Çünkü 6 Şubat depreminde birçok canlar yitirildi, yaşam alanları, çalışma alanları yok oldu, insanlar yerinden yurdundan göç ettiler. Bazı ailelerden geriye sadece 1 kişi kaldı ve Adıyaman’da yakın kaybı olmayan aile yok gibi. Binlerce ceset görüldü. Geleneksel olmayan şekilde gömülmeler oldu. Herkesten bir ölüm hikâyesi, yaşam mücadelesi hikâyesi oluştu. Aynı zamanda uzuv kaybı yaşayanlar var. Enkazların altında saatler, günler sonra çıkartılanlar oldu. Hala yakınlarına ulaşamayanlar var.
“ADIYAMAN’DA YAŞAM ZORLAŞTI”
Hiçbir şey yitirilmese dahi 6 Şubat depremi başlı başına bir travma haliydi. Yitirdiklerimiz ile birlikte Adıyaman’da yaşam zorlaştı. Depremin ilk günlerinde aç, susuz, karın, yağmurun altında günlerce beklediler. Günler sonra çadırkentlerde, konteyner kentlerde yaşam başladı. Alışık olmayan bir yaşam şekli ve bu yaşam şeklinin kendisi ile birlikte getirdiği birçok sorun ile karşılaşıldı.
Akabinde aylar sonrası ağır hasarlı binalar yıkılmaya başlandı. Toz, toprak, suların olmaması, yolların kötü olması insanları ikinci bir travmaya sürükledi. Ve şuan yaşam 21 metrekarelik alanlarda, toplama kampı gibi alanlarda devam ediyor. Alt yapısı yeterince oluşturulmayan, taşın, toprağın, tozun olduğu, mahremiyetin olmadığı, komşuluk ilişkilerin yok olduğu, kadın, yaşlı, engelli, gençlik alanlarının olmadığı konteyner kentler oluşturulduğu. Temel ihtiyaçlara ulaşmanın zorlaştığı, sağlık hakkının, eğitim hakkının olmadığı bir yaşam şu an yaşanıyor.
Yine toplumsal gerginlik, belirsizlik, çatışma, umutsuzluk, dayanışma ve sosyal destek sistemindeki yetersizlikler oluştu. Deprem ile birlikte insanlarda ve toplumda oluşan bu durumlar haliyle intihar vakalarında artışa zemin hazırladı ve hazırlamaktadır. Tabiki de bunlar sadece deprem sonrası oluşan durumun oluşturduğu sorunlar ve intihara sebebiyet verebilecek durumlardı.
Bir de son zamanlarda özelliklede intihar vakaların en önemli sebeplerin başında ekonomik sorunlar-çöküntü, işsizlik, çalışma ortamlarında kaynaklanan sorunlar, hukuksuzluk, adaletsizlik, pandemi, yalnızlaşma, belirsizlik, geleceksizlik, geleceğe yönelik bir umudun olmaması, bir umutsuzluk halinin mevcuttur. Özellikle de en önemlisi de ekonomi oluşturuyor. Ekonomik sorunlar kişinin günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştırdığı gibi aile ve sosyal ilişkilerini bozmakta, umutsuzluğu ve belirsizliği artırırken, güveni düşürmektedir.
İntiharı önlemek için toplum olarak yapabileceklerimiz olduğu gibi bu noktada devlete ve yerel yönetimlere düşen görevler olduğunu, sosyal devlet ilkesine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu hatırlatmak isteriz. Yoksulluk ve ekonomik zorluk yaşayan kesimleri yardımlara bağımlı hale getirmeyecek, üretim ve paylaşımı merkeze alan projeler hayata geçirilmelidir. Sosyal ve ekonomik adaletsizlik konusunda etkili çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Eğitim ve sağlık hizmetlerine kolay ulaşım, sağlıklı ve doğal yaşamın tahrip olmadığı bir çevre, kişilerin kendilerini ifade edebilecek, geleceğe yönelik umutların olacağı, çatışma yerine uzlaşma ve diyaloğun hâkim kılındığı demokratik bir ülke, her türlü sorunda olduğu gibi intiharı önlemede de olmazsa olmazdır. İntiharı önleme, sadece bireysel düzeyde kişilere müdahale etmekle olanaklı değildir. Kişiyi içinde bulunduğu çevreyle ele almak ve toplumun refah düzeyini yükseltmek koruyucu-önleyici sağlık hizmeti açısından son derece önemlidir. Devletin ve belediyelerin vakit kaybetmeden sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve meslek odalarıyla iş birliği içinde, özelde intiharı önleme, genelde ise koruyucu-önleyici sağlık hizmeti konusunda daha etkili çalışmalar yapması gerekmektedir.
İntiharlar özelinde Adıyaman’da deprem sonrası madde bağımlılığı, akran zorbalığı, siber zorbalık, aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet, ihmal istismar gibi birçok alanda sorun artmıştır. Tüm bu gelişmeler yaşanırken koruyucu-önleyici sağlık hizmeti konusunda yerel yönetimlerin, Adıyaman Belediyesinin üzerindeki sorumluluklar daha da artmaktadır. Koruyucu-önleyici sağlık hizmeti birinci dereceden kamunun görevidir ancak belediyelerin dinamik yapılarından, yerele hakim olma, yerele dokunabilme ve beledilerin sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, meslek örgütleri arasındaki ilişki ve iş birlikleri daha güçlü olduğu için belediyenin bu konuda çalışma yürütmesi önemli olur. Günlük temizlik işlerinin yapılmasından altyapı çalışmalarının yürütülmesine kadar birçok hizmet, sağlık konusuyla yakından ilişkili olduğu için Adıyaman Belediyesinin bu alanlarda çalışma yürüten sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri ile iletişim halinde olup bu sorunlara karşı koruyucu-önleyici tedbirler üzerine ortak çalışmalar yürütülmesi önemli olur.
“İNTİHAR VİDEOSU VE FOTOĞRAFLARI PAYLAŞILMAMALI”
Aynı zamanda hem medya kuruluşlarına hem de sosyal medya kullanıcılarına önemli görevler düşmektedir. İntiharın medyada ele alınma biçimi benzer örneklerin önünü açma riski taşıması açısından kritik önem taşımaktadır. Çağrımız özellikle intihar videosu ve fotoğraflarının paylaşılmaması, ana başlık veya flaş haber olarak paylaşılmaması, yalın, kısa, öz bir anlatımla, görselleştirilmeden ve travmatize edilmeden anlatılmasıdır.
İntihar eylemlerine karşı anlamlı politikalar geliştirilmesi, Adıyaman genelinde artan intihar vakalarının araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması, intiharlara karşı anlamlı ve etkili politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.
Bizler Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak intiharı ve diğer sosyal sorunları önleme ve bu konuda bilgilendirme konusunda her kriz döneminde olduğu gibi bugün de halkımızın yanında olduğumuzu hatırlatmak isteriz.”
PİRHA-SES Adıyaman Şubesi kuruluşunun 28. yıldönümü nedeniyle bir gece düzenledi. Gecede deprem sürecini anlatan bir sinevizyon gösterimi sunulduktan sonra müzik dinletisi verildi. Etkinlikte konuşan Adıyaman SES Şubesi Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın, “Örgütlü yapılarımız olduğu sürece bizler ayakta kalacağız” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi kuruluşunun 28. yılı nedeniyle deprem döneminde yaptığı çalışmaları içeren belgesel, sinevizyon gösterimi yaptı ve müzik dinletisi verdi. Adıyaman KESK konteyner alanında yapılan etkinliğe sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar katıldı.
“SES EMEK MÜCADELESİ VEREN BÜYÜK BİR YERDE”
Bir konuşma yapan Adıyaman SES Eş Şubesi Başkanı İbrahim Halil Aydın, “SES 12 Eylül’den sonra kuruldu. Ciddi bedeller verildi. Bugün emeği büyüte emeği yansıtan sendikalar var. Örgütlü yapılarımız olduğu sürece bizler ayakta kalacağız, mücadele etmeye devam edeceğiz. SES emeğin mücadelesini veren büyük bir yerde. Şu anda neoliberal politikalarla sağlığın için boşaltmış bir yerde ama bizler halkın daha iyi hizmet alabilmesi için her alanda her zaman mücadele edeceğiz” dedi.
SES Şubesi daha sonra halaylarla programı bitirdi.
PİRHA- Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Sağlık Sen’in üyelerini artırmak için çalışanlara mobbing uyguladığı ortaya çıktı. Konuya dair açıklama yapan Adıyaman SES Şubesi Halil İbrahim Aydın, “Sendikacılar idarecilik yapacak ise idarecilere, idareciler sendikacılık yapacaksa idareye gerek var mıdır? diye sordu. Aydın, Sağlık Sendikası’nın görevini kötüye kullandığını kaydetti.
Adıyaman 400 yataklı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, Sağlık Sendikası’nın hastaneye yeni gelen personelleri kendi sendikalarına zorla üye ettirdikleri belirtildi.
Konuyla ilgili açıklama yapan Sağlık ve Sosyal Hizmetler Sendikası (SES) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Halil İbrahim Aydın, “Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olmak zorunda kalıyorlar” şeklinde konuştu.
Aydın, Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, “Sağlık Bakanlığı’nın devreye girerek etik dışı olan bu durumun bir an önce son bulması gerekmektedir. Kamu sağlık tesislerinde yöneticilerin liyakat ve tecrübe gibi şeffaf kriterler göz önünde bulundurularak belirlenmesini istiyoruz” dedi.
PERSONELE ÜYE OLUNMASI İÇİN MOBBİNG UYGULANIYOR
Sendika olarak hastanede yaptıkları çalışmada öngörülen durumun açık ve net bir şekilde yaşandığını dile getiren Aydın şunları ifade etti:
“Birim sorumluları sendika tarafından belirleniyor, atanıyor. Birim sorumluları sendika tarafından belirlendikleri için hastanede çalışan emekçiler dolaylı olarak baskı ve mobbing ile malum sendikaya üye olma zorunda kalıyorlar. Malum sendikaya üye olmadıkları zaman kendilerini baskı içinde hissetmektedirler. Son 2 ay içinde bizden istifa eden üyelerimiz ile görüştük. İstifa etme sebepleri birim sorumluları. Bu birim sorumluları ‘bize üye olun yoksa beni birim sorumluluğunda alacaklar, bize belli bir kota vermişler tamamlamamız gerekiyor’ diyorlar. Doğrudan olmasa da dolaylı olarak çalışanları baskı ve mobbinge maruz bırakıyorlar.
“İDARİ KATI ELE GEÇİREREK, BİRİM SORUMLULARI ATAYARAK ÜYELERİNİ ARTIRIYORLAR”
Malum sendikanın yetkiyi kaybetme gibi bir dertleri olmadığı halde sadece ‘üye sayımızı arttırdık’ demek için bu tür oyunlara girişmektedirler. Peki bu üye sayıları nasıl artıyor? Tabi ki idari katı ele geçirerek, birim sorumluları atayarak, idare ve birim sorumluları üzerinden baskı yaparak üyelerini arttırmaktadırlar. Memurları yoksulluk ve sefalete sürükleyen gene bunlar. Yetkili konfederasyon oldukları için toplu sözleşme masasında onlar bulunuyor. Günü dahi kurtaramayacak toplu sözleşmeye onlar imza atıyor. Mali ve özlük hak kayıplarına rağmen nicel olarak üye artışlarının tek sebebi kamu kurumlarındaki sarı yapılanmadır. Bunca başarısızlığa rağmen memurların neden üye olduğu anlaşılmaktadır. Emekçilerin mali, sosyal ve özlük haklarıyla ilgilenecekleri yerine çalışanların yerlerini değiştirmek, birim sorumluları atama gibi işlerle uğraşmaktadırlar.”