Etiket: seyit rıza

  • Seyit Rıza ve arkadaşları İzmir’de de anılacak

    Seyit Rıza ve arkadaşları İzmir’de de anılacak

    PİRHA- İzmir’de Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi idam edilişinin 80. yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını anacak.

    “Kefensiz gömülenlerimizi anıyoruz. Unutmadık unutturmayacağız” denilen açıklamada Dersim Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ortaklaşa bir anma düzenleyecek.

    Seyit Rıza’nın “Qılancık bılbıl nebena cigeram / Karga bülbül olmaz oğul” sözünün hatırlatıldığı anma Karşıyaka Vapur İskelesi karşısında 15 Kasım Çarşamba günü Saat: 18.00’de yapılacak. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 58. haftada Seyit Rıza anıldı: Eğilmeyen başları, bükülmeyen dizleri önünde saygıyla eğiliyoruz

    58. haftada Seyit Rıza anıldı: Eğilmeyen başları, bükülmeyen dizleri önünde saygıyla eğiliyoruz

    PİRHA- “Meydan doluymuşcasına boşluğa şöyle seslendi; ‘Evladı Kerbelayık, bîhatayık, ayıptır, zulümdür, cinayettir’ dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü, çingeneyi itti, ipi boynuna geçirdi, sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını yaptı…” Bu sözler 15 Kasım 1937 yılında Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşlarının idamında etkin rol oynayan dönemin Malatya Emniyet Müdürü İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarından alıntı. Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşları idamının 80. yılında Tv10 emekçileri tarafından Galatasaray Meydanı’nda anıldı.

    HABERİN VİDEOSU

     

    Tv10 eyleminin 58. haftasında 15 Kasım 1937 yılında idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları anıldı. Kanal emekçilerinin yanı sıra eyleme, Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Yıldız, Dersim Araştırmalar Merkezi’nden şair,yazar Nesimi Aday, HDP Siirt Milletvekili Besime Konca, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Cumartesi İnsanları ve sanatçılar Taylan Yıldız ve Mehmet Ekici destek verdi.

    “ARDILLARI OLARAK ONLARI UNUTMAYACAĞIZ”

    “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarıyla başlayan eylemde açılış konuşmasını Tv10 programcısı Veli Haydar Güleç yaptı. 58 haftadır hak, hukuk, adalet aradıklarını vurgulayan Güleç, 15 Kasım’ın Alevilerin tarihindeki utanç günlerinde biri olduğunu kaydetti. Devletin bu utanç ile yüzleşmesi gerektiğini belirten Güleç, “Bunun hesabı verilmediği sürece bizler de bu alanlarda dile getirmeye devam edeceğiz” dedi. Güleç, o dönemde Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında Dersim Katliamı’nı anlatışına değinerek Dersim’de hemen hemen her ailede katliamın tanıklarının olduğunu ve onların ardılları olarak unutmayacaklarını vurguladı.

    “TV10’UN KAPATILMASI TESADÜF DEĞİL”

    “Onların eğilmeyen başları, bükülmeyen dizleri önünde saygıyla eğiliyoruz” diyen Güleç, 80 yıl önceki gazetelerin bugünkinden farklı olmadığını, o gün de yaşananları yazacak bir basın olmadığını bugün de yaşanan vahşeti ifade edecek basın olmadığını kaydetti. Tv10’un kapatılmasının sıradan bir kapatılma olmadığını ifade eden Güleç, “Bizim kapatılmamız bu ülkeyi yönetenlerin Alevilerle olan sorununun bir soncudur” dedi.

    “SEYİT RIZA’NIN YAŞINI KÜÇÜLTEREK KATLETTİLER”

    Güleç’in ardından söz alan Munzur Çevre Derneği Başkanı Ali Yıldız, Kürtlere ve Alevilere yönelik katliamların hala sürdüğüne değindi. Yıldız, “Şehirlerimiz yıkılmakta, insanlarımız katledilmektedir. Biz halk olarak bu diktatörlüğün katliamlarını teşhir etmeye devam edeceğiz. Seyit Rıza’nın yaşını küçülterek katletmişlerdir” şeklinde konuştu.

    “İKTİDAR TOPLUMA ÖLÜMÜ DAYATIYOR”

    Yıldız’ın ardından konuşan HDP Siirt Milletvekili Besime Konca, kimliklerine ve kültürlerine dönük saldırıların sürdüğünü kaydetti. Konca, “Bugün bu iktidar gazeteleri, TV’leri, radyoları kapatıyor. İnsanları işlerinden ediyor. İnsanlara açlığı ve ölümü dayatıyor. Hala ölülerimizin mezarlarını bulamıyorsak, var olan mezarları yok etmek istiyorlarsa bu da saldırının sürdüğünün işaretidir. Cumhurbaşkanı ‘bir halka çocuk yaptıkları için terörist’ diyorsa söylenecek söz yoktur” ifadelerini kullandı.

    “DEVLET NEDEN KEMİKLERDEN KORKAR?”

    Konca’nın ardından konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, “Devlet sadece katletmiyor, katlettiklerinin mezarlarını bile gizliyor. Biz uzun yıllardır devlet neden kemiklerden korkar, mezarlardan korkar bunu kendisine sorsun istiyoruz. Bizler bu meydanda sürdürdüğümüz mücadelenin yansımasını görüyoruz. Devlet geri adım atmak zorunda. İşlediği suçların cezasını çekmek zorunda” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Konca’nın ardından söz alan Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu Başkanı Abdülhakim Daş, Osmanlı’dan devralınan miras ile ülkede halkların katledilmeye devam edildiğini vurgulayarak “Halklar mezarlığında yaşıyoruz” dedi.

    Daş, “Bugün gördüklerimiz, yaşadıklarımız geçmişte yaşanan katliamlardan farksız değil. OHAL koşullarında her şeyin yasaklandığı, insanların gözaltına alındığı, medyanın sansürlendiği bir süreçte yaşıyoruz. Demokrasi mücadelesini büyütmeliyiz. Yoksa daha çok katliamla karşı karşıya kalacağız” ifadelerine yer verdi.

    Eylem, sanatçılar Taylan Yıldız ve Mehmet Ekici’nin seslendirdikleri ağıt ile son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • TV10 eyleminin 58. haftasında Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak-VİDEO

    TV10 eyleminin 58. haftasında Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak-VİDEO

    PİRHA- TV10 çalışanlarının, OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile hiçbir gerekçe gösterilmeden kapatılan kanallarını geri almak için her hafta cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları eylem 58. haftasında da devam edecek. Bu hafta Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının da anılacağı eyleme Dersimli dernekler ve sanatçı Taylan Yıldız destek verecek.

    Haberin Videosu

    KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 58. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.

    80. yıldönümü dolayısıyla Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları bu haftaki eylemde anılacak. Eyleme Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), Hozatlılar Derneği, Pertekliler Derneği ile Sanatçı Taylan Yıldız destek verecek.

    KURUMLARA EYLEME KATILIM ÇAĞRISI 

    Eyleme çağrı yapan TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç, 58. haftasındaki eylemlerini 80 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarına adadıklarını söyledi. Güleç, eyleme katılmak isteyen bütün kurumları davet ederek, “Sözü olanlar bu eylemde sözünü söyleyecekler. Çünkü Alevilerde Seyit Rıza’nın önemli bir yeri var. Biz de bu tarihsel öneme vurgu yapacağız bu haftaki eylemimizde” dedi.

    15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor. Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor. (HABER MERKEZİ)

  • Emekli Doç. Dr. Ali Bektaş: Dersim 38’de Kürt Alevilere karşı bir katliam yapıldı-VİDEO

    Emekli Doç. Dr. Ali Bektaş: Dersim 38’de Kürt Alevilere karşı bir katliam yapıldı-VİDEO

    PİRHA – 1938’de Dersim’de yaşananlara ilişkin PİRHA’ya konuşan Emekli Doç. Dr. Ali Bektaş, Alevi toplumunun iyi niyetinden yararlananların zaman içerisinde iktidar olduklarını ve hala diktatör bir rejimin hüküm sürdüğünü vurguladı. Aleviler olarak teslimiyetçiliği asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Bektaş, her zaman mazlumun yanında olacaklarını söyleyerek Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla andı.

    Haberin Videosu

     

    Yüzyıllardır Alevi toplumunun ayrıştırılmak istendiğini, katliamlara maruz kaldığını belirten Emekli Doç. Dr. Ali Bektaş, Alevi toplumunun iyi niyetinden yararlanarak onları bölmeye, parçalamaya çalışan güçlerin daima olduğunu, Alevi toplumunun her zaman ezilenin yanında yer aldığını vurguladı.

    Celal Bayar’ın başbakan olduğu 1938 yılında Dersim bölgesinde bir jandarma karakolunun basılması ve bir köprünün yakılıp yıkılmasının bahane edilerek Kürt Alevilere karşı bir baskı ve katliam oluşturulduğunu söyleyen Bektaş, “17 Kasım 1938 de Mustafa Kemal Atatürk Elazığ’a gelecektir. Bu görüşmelerde ise o bölgenin liderleriyle Alevi ve Kürt liderleriyle görüşme amacı vardır. Ancak bu beklenmeden bölgenin Malatya Emniyet Müdürü olan İhsan Sabri Çağlayangil tarafından Dersim’deki olaylar şiddetli ve kanlı bir şekilde sonuçlandırılmıştır” dedi.

    “HALA HÜKÜM SÜREN DİKTATÖR BİR REJİM VAR”

    “Kapitalizme satılmış bazı çevreler Aleviler üzerinde oyunlar oynamayı kendilerine hak bilmişlerdir” diyen Bektaş, “Alevi toplumunun iyi niyetinden yararlananlar ve emperyalist güçlerin uşaklığını yapanlar zaman içerisinde iktidar olmuşlardır. Sivas Madımak olaylarından başlayarak günümüzde de hala 15 yıldır hüküm süren diktatör bir rejim vardır. Bu rejim Adalet ve Kalkınma Partisi dediğimiz adaleti olmayan kalkınmayı bilmeyen kalkınmayı kendi kalkınmaları ve zengin olmaları sananların elindedir” şeklinde konuştu.

    Aleviler olarak teslimiyetçiliği asla kabul etmeyeceklerini vurgulayan Bektaş, her zaman mazlumun yanında olacaklarını söyleyerek Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla andı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • 15 Kasım saat 19:38’de Dersim anısına bulunduğun yerden bir mum da sen yak!-VİDEO

    15 Kasım saat 19:38’de Dersim anısına bulunduğun yerden bir mum da sen yak!-VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarının 80. yıldönümüne ilişkin konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi yöneticileri, “Dün toplu katlediliyorduk bugün ise kültürel asimilasyonla, inançla, bölgenin boşaltılmasıyla, Dersim doğasının tahribiyle” dedi ve “Evlerimizin veya pencerelerimizin önünde, idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları için çıra-mum yakalım. Çıra ve mumlarımızın görüntüsünü de sosyal medya hesaplarımızdan #dersim38ianıyoruz ve #SeyidRıza etiketiyle paylaşıyoruz” çağrısında bulundular. 

    Haberin Videosu

    Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları 15 Kasım günü Türkiye ve Avrupa’da çeşitli etkinlikler ile anılacak. Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamının 80. yıldönümü dolayısıyla Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticileri Hüseyin Ayrılmaz ve Nesimi Aday PİRHA’ya konuştu.

    Dersim Araştırmalar Merkezi, Demokratik Alevi Derneği ve Pir Sultan Abdal Dersim Şubesi tarafından Dersim’de yapılacak anmayı ve dünden bugüne nelerin değiştiğini anlatan DAM yöneticileri, 15 Kasım günü herkesi bulunduğu yerden katliam saati olan 19:38’de çıralarını yakmaları çağrısında bulundu.

    Uzun yıllardır Dersim üzerinde çalışmalar yürüten Dersim Araştırmalar Merkezi yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz Dersim Katliamı tanıkları ile görüşerek yaptıkları çalışmaları anlattı.

    Ayrılmaz, “1990 süreciyle başladı bu çalışma. Dersim’in tanıklarıyla, bu zulme maruz kalanların mağduriyetlerini dile getirme adına ama bir filli tanıklarla görüşerek oradaki gerçeği açığa çıkarmayı istedik. Yaklaşık 10-15 yıl bu çalışma devam etti. Kayıtlar alında, bu kayıtların bir kısmı kitaplara dönüştürüldü. Ama hala o kayıtlar duruyor. Dolayısıyla bizim Dersim’e karşı olan duyarlılığımız, gerçeği öğrenme ve bu insanların ne yaşadığını, geçmişte Dersim’de ne olup bittiğini birazda bu insanların sayesinde öğrendik” ifadelerini kullandı.

    Dersim’de katliamın yaşandığı bölgelerde hafızayı taze tutmak adına anıt yapma fikrinin 15 yıldır var olduğunu söyleyen Ayrılmaz, merkezde bulunan Seyit Rıza anıtının dikilmesiyle aslında bu sürecin başladığını ifade etti.

    “DERSİM’İN ACISINI SANAT ESERİ OLARAK ORTAYA KOYMAK İSTİYORUZ”

    Ayrılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ama böyle bir duruma girişmemiz devlet cephesinde nasıl bir tahammül ya da nasıl bir etki, tepki yaratacağı noktasında belli endişelerimiz var. Kafalarımızda projelerimiz var, Dersim’de hemen hemen bütün katliam bölgelerini biliyoruz. Bunların hepsi kayıt altına alınmış. Ama somut olarak Dersim’in acısını bir sanat eseri olarak ortaya koyma noktasında düşüncelerimiz var ama biraz bu noktada zamana ihtiyacımız var.”

    DÜN TOPLU KATLEDİLİYORDUK BUGÜNSE…

    Aradan geçen 80 yıldan devletin Dersim’e bakış açısında pek bir değişikliğin olmadığını düşünen Ayrılmaz, köy yakmaları, bölgede süren yasakları, göç politikalarını, askeri operasyonlarla yaşanan orman yangınlarını örnek gösterdi.

    Dersim’de yaşanan katliama ilişkin devlet cephesinde somut bir adım göremediklerini de vurgulayan Ayrılmaz, “En azından bu noktada bir iyi niyet girişimi olsa bile Dersim’deki doğaya karşı, insanın yaşam alanına karşı biraz daha saygılı davranmaları gerekir. Ama bunu da göremiyoruz. Dolayısıyla dünle bugün arasında bazı şartlar değişse de yani dün toplu katlediliyordu bugün kültürel anlamda, asimilasyonla, inançla, bölgenin boşaltılmasıyla, Dersim doğasının tahribiyle, her tarafını barajlarla doldurmakla Dersim’i insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Böyle baktığımızda pek fark göremiyorum” ifadelerini kullandı.

    “ONLAR DERSİM ADINA YARGILANDILAR, UNUTMAMALIYIZ”

    Ayrılmaz, 15 Kasım Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gün için tüm duyarlı kesimlere de şu çağrıda bulundu:

    “Aradan 80 yıl geçti, devlet ne yaptıysa yaptı. Yani o dönemin suçunu örtmeye çalıştı, inkâr etmeye çalıştı bugüne kadar ama Dersimliler cephesinden olaya baktığımızda bugünlerin, 15 Kasım’ın, 38’in unutulmaması adına Kasım’ın 15 akşamı saat 19:38’de herkesin kendi evinde onların anısına birer tane çerağ yakmalarını talep ediyoruz. Seyit Rızaların hukuksuz ve hiçbir yargı sisteminden bahsetmediğimiz bir ortamda idam edilmelerini unutmamamız gerekir. Çünkü onlar Dersim adına yargılandılar. Onların anılarını taze tutmamız ve gerçekten unutmamamız gerekiyor.”

    19.38’DE SEYİT RIZA MEYDANI’NDA

    Dersim Araştırmalar Merkezi yöneticilerinden şair yazar Nesim Aday da Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği 15 Kasım günü çeşitli anma programları yapacaklarını açıkladı. Katliamın merkezi olan Dersim’de bu seneki anmalarını gerçekleştireceklerini söyleyen Aday, “Seyit Rıza Meydanı’nda saat: 16.00’da Seyit Rıza heykeli önünde açıklama yapacağız, ardından da katliamın yaşandığı tarihe denk gelen 19:38’de mum yakıp, bir söyleşi yapacağız. Tabi OHAL’e takılmazsak” dedi.

    Aday anma programlarını açıkladı ve şu çağrıda bulundu:

    “İlk kez farklı bir anma biçimi örgütlüyoruz saat 19.38’de Dersim kent merkezinde insanların evlerinde ışıklarını söndürüp mum yakmalarını isteyeceğiz. Bu çağrımızı aynı zamanda Dünya’da ve Türkiye’deki tüm duyarlı insanlara yapacağız. 19.38’de herkes evinde, masasında, balkonunda bir çerağ ya da mum yakıp onu da görüntüleyip sosyal medyada paylaşmalarını isteyeceğiz. Naif bir şey istiyoruz çünkü sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. İnsanlar rahat değiller, tutuklamalar, gözaltılar var. Bu yıl Dersim’deki siyasal anlamda sıkışıklığı gidermek için onlara moral olmak için yerinde yapmak istedik.”

    Aday, bunun dışında Avrupa’daki kurumlarla birlikte önce Frankfurt’da panel ve anma ardından da Almanya Stuttgart ve İsviçre Basel’de 17-18-19’da anma etkinliklerinin olacağını duyurdu. Bu programlara Nesimi Aday ile birlikte HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Akademisyen Dilşa Deniz, Şair Mehmet Çetin ve Ozan Emekçi ile Nihat Baran müzikleriyle katılacak.

    NE ARŞİVLER AÇILDI NE ÖZÜR DİLENDİ

    Aday, her yıl olduğu gibi bir süreklilik arz eden fakat çoğu zaman karşılık bulmayan taleplerini ise şöyle sıraladı:

    Çözüm sürecinde bazı şeyler olmaya başladı. Mesela arşivler açılsın istemiştik, 150 bin adet arşiv olduğu söylenmişti onun üzerine çalışma yapılıyordu, hükümet açıklayacaktı bunu fakat çözüm süreci bittikten sonra sanırım bu çalışma rafa kaldırıldı. Başta Seyit Rıza olmak üzere idam edilen mezar yerlerini hala bilmiyoruz. Sürgüne gönderilen insanlarımızın akıbeti hala bilinmiyor, devlet hala açıklamadı. Evlatlık verilen çocukların akıbeti bilinmiyor. Özür dilemediler. Yarım ağız özür dilendi ama kurumsal anlamda devlet özür dilemedi.  Dersim’de yaratılan soykırımdan sonra bir travma yaşadı bu toplum. Özrün topluma kadar inmesi gerekir. Dersim’de zehirli gazlar kullanıldı. Bu hiç açıklanmadı. İhsan Sabri Çağlayan bunu itiraf etti. Ama TC devleti bu gazları hangi ülkeden aldı. Çünkü o zamanlar Türkiye’de gaz üretimi olmuyordu. Bunlara benzer taleplerimiz var fakat bunu konuşacak muhatap bulamıyoruz.”

    HALVORİ’DE YAS MEKANI PROJESİ

    Öte yandan Dersim Katilamı’nın izlerinin olduğu Halvori’deki 38 kayalıklarına bir yas mekanı projelerinin olduğunu söyleyen Aday, “Oraya bir müze, cemevi ve uçuruma atılan çocuk ve kadınları temsil eden heykellerden oluşan bir projemiz vardı. Oradaki özel mülk sahipleriyle ilişkilendik, izin alacaktık ve yapacaktık. Ama biliyorsunuz belediyeye el konuldu, eş başkanlarımız tutuklandı ve bu projemiz şimdilik durdu. Dersim’de belli başlı katliam mekanları var. Bunların hepsine ileri kuşaklara bir arşiv anlamında aktarmak, yas mekanı olarak hafıza tazelemek adına ihtiyaç duyuyoruz. Umarım ileriki süreçlerde yaparız” dedi.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

  • Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de anılacak

    Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de anılacak

    PİRHA – 15 Kasım 1938’de idam edilirken, “Yalan ve hilelerinizle baş edemedik, bize dert oldu. Önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” diyen Seyid Rıza 80. ölüm yıldönümü çeşitli etkinliklerle anılacak.

    15 Kasım 1938’de idam edilirken, “Yalan ve hilelerinizle baş edemedik, bize dert oldu. Önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” diyen Seyid Rıza 80. ölüm yıldönümü çeşitli etkinliklerle anılacak.

    Seyid Rıza olmak üzere Dersim ileri gelenlerinin idam edildiği 15 Kasım günü Türkiye’nin ve Avrupa’nın bir çok yerinde anmalar yapılacak.

    Dersim Araştırmalar Merkezi, Demokratik Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şubesi Dersim Seyid Rıza Meydanı’nda katliamda yaşamını yitirenleri anacak.

    Saat: 16.00’da buluşacak olan kurumlar Saat: 19.38’de “Hatırlıyoruz, anıyoruz, unutmuyoruz” diyerek çıralarını yakacak.

    DEDEF ve ADEF Seyid Rıza ve arkadaşlarını anacak: Hiç bir şeyi unutmadık, affetmedik!

     

  • Ataşehir PSAKD üyelerinin Gülmen ve Özakça için yaptıkları açlık grevi sona erdi

    Ataşehir PSAKD üyelerinin Gülmen ve Özakça için yaptıkları açlık grevi sona erdi

    PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi üyelerinin “İnsanlık ölmesin. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yaşasın talepleri kabul edilsin” şiarıyla başlattıkları açlık grevi eylemi bu akşam basın açıklamasıyla sona erdi. Yapılan açıklamada “Nuriye ve Semih’in talepleri kabul edilsin, işleri  iade edilsin. Bugün erken, yarın geç olmadan tüm kamuoyunu duyarlı olamaya davet ediyoruz” denildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi üyelerinin, açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya destek için “İnsanlık ölmesin. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça yaşasın talepleri kabul edilsin” şiarıyla başlattıkları açlık grevi eylemi yapılan basın açıklamasıyla sona erdi.

    “HER YEZİT’İN BİR HÜSEYİN’İ OLDU, BUNDAN SONRA DA OLACAKTIR”

    Açlık grevinin sona ermesiyle birlikte yapılan açıklamada FETÖ ile mücadele adı altında KHK ile binlerce kamu çalışanının haksız yere işinden ihraç edildiğine vurgu yapılarak şunlar belirtildi:

    “Sözde ileri demokrasi diyenler, ileri faşizm zulmüne KHK zulmünü de ekleyerek başta öğretim görevlileri, akademisyenler, gazeteciler, milletvekilleri tutuklanmış, gözaltına alınarak sindirilmesi hedeflenmiştir. Bugün her yönüyle yönetememe krizine giren AKP ve saray, yönetmek için haklara ve direnenlere, sindirmek adına pervasızca saldırmaktadır ve teslim almaya çalışmaktadır. Bizler biliyoruz ki her Firavun’un bir Musa’sı, her Yezid’in bir Hüseyin’i oldu, bundan sonra da olacaktır.”

    “SORUMLULUĞUMUZ DÜNDEN DAHA FAZLA”

    Açlık grevinde ölüm sınırına gelindiğine dikkat çekilen açıklamada “Yarın geç olmadan şimdi tam zamanıdır. Bizler sorumluluğumuzun dünden daha fazla olduğunun bilincindeyiz. Çünkü bizler zulme karşı direnmeyi Pir Sultan’dan, Şeyh Bedrettin’den, Seyit Rıza’dan ve Kawa’dan miras alanlarız. Hz. Ali der ki ‘Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.” denildi.

    Ali ÇİFTÇİ/İSTANBUL

  • PSAKD Mali Sekreteri: İktidar muhalefetin sesini kısarak bir yere varamaz-VİDEO

    PSAKD Mali Sekreteri: İktidar muhalefetin sesini kısarak bir yere varamaz-VİDEO

    PİRHA – Meclis İçtüzüğü’nde yapılan değişikliklere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Mali Sekreteri Onur Kaya iç tüzükte yapılan değişikliklerin tarihsel olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Kaya, “Muhalefetin sesini kısarak herhangi bir yere varamazsınız. Bu topraklarda muhalefet bir şekliyle Seyit Rıza olur, bir şekliyle Deniz olur, bir şekliyle Mahir olur, bir şekliyle Cizre olur, bir şekliyle Sur olur. Ama mutlaka size sözünü söyler” dedi.

    Haberin Videosu

    PSAKD Genel Mali Sekreteri Onur Kaya Meclis , İçtüzüğü’nde yapılan değişikliklere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Kaya, İçtüzük değişikliğini tarihsel olarak ele almak gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “DÜNÜN ŞAH İSMAİL’İ BUGÜN MUHALEFETİ TEMSİL ETMEKTEDİR”

    “Tarihe baktığımızda beylikler döneminde Alevilerin ve Bektaşilerin hakim olduğu beylikler var ve bu beyliklerin Osmanlı ile çatışmaları var. Osmanlı bir şekilde bu beylikleri Sünnileştirerek, Hanifileştirerek elde etmeye çalışmış ve o dönem içerisinde Anadolu topraklarında yaşayan halkları birbirine kırdırmıştır. Dünün Şah İsmail’i bugün muhalefeti temsil etmektedir. Nasıl ki Anadolu halkları Şah İsmail’e dönmüş ise Osmanlı’nın baskı ve zulmünden kaçmaya çalışmışsa bugünün iktidarları da Yavuz Sultan Selim’i temsil etmektedir. O nedenle bugünki iktidarlar, köprüleri Yavuz Sultan Selim adına açmaktalar. Çeşitli eksiklikleri ve kuruluştaki sakatlığına rağmen Cumhuriyetle birlikte, şeriatçı anlayıştan demokrasi ve çağdaşlığı temsil eden, Anadolu topraklarını Araplaşmaktan ayrıştıran bir topluluk yaratılmaya çalışıldı.”

    Bugün gelinen noktada inancın ön plana çıkmasıyla birlikte Sünni islamın birinci plana alındığını ifade eden Kaya, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmeye başladığı bir dönemde Türkiye’nin halkların birbirleriyle kardeşçe yaşamaları yerine yeniden soykırımlar, çatışmalar ve savaşların olabileceği bir sürece götürülmeye çalışıldığını vurguladı.

    “2019’DA YENİ BİR İÇTÜZÜK HAZIRLANACAK”

    Kaya, “Halkların doğru bilgilenmesini engellemek için muhalefetin sesini kısmak gerekiyor. Muhalefeti hiç konuşturmamak gerekiyor. Muhalefet doğruları halka götürdüğü zaman bunların gerçek yüzünün de ortaya çıkacağının bilincindeler. O nedenle iç tüzük değişikliği yaptılar” diyen Kaya, bu i tüzüğün 2019’a kadar devam edeceğini, 2019’dan sonra ise yeni bir içtüzüğün hazırlanacağını belirtti.

    Kaya “Yani 2019’a kadar mecliste 1-2 dakika da olsa muhalefet konuşabilecek ama 2019’dan sonra muhalefetin hiç biri mecliste temsil edilmeyecek demektir. Bundan dolayı sürecin önünü açmaya çalışıyorlar” dedi.

    “MUHALEFETİN SESİNİ KISARAK BİR YERE VARAMAZSINIZ”

    Bu topraklarda halkın söylemesi gerekenin her dönemde bir şekilde söylediğine vurgu yapan PSAKD Genel Mali Sekreteri Onur Kaya şunları dile getirdi:

    “Nasıl dün Adalet Yürüyüşü ile 2 milyonun üzerinde insanı sokaklara döküp muhalefetini yapabilmiş ise bundan sonraki süreçte de eğer mecliste muhalefetin sesini kısarsanız, halkın isteklerini bir tarafa bırakırsanız yine aynı şekilde bu sefer sokağın sesi olarak tekrar döneceğiz. Yani sizin kısıtladığınız haklarımızı kullanmayacağımız anlamına gelmez. Biz Yavuz’la da mücadele ettik, ondan sonraki süreçteki padişahlarınızla da mücadele ettik. Sizler kırdınız ama bizler yok olmadık. Hala Alevi toplumu olarak varız. Ve Alevi toplumu olarak bugün dimdik ayaktayız. Sizin içtüzük tartışmalarınız bizim muhalefetimizi engelleyemeyecektir. O nedenle sağduyulu olmak zorundasınız. Muhalefetin sesini kısarak herhangi bir yere varamazsınız. Bu topraklarda muhalefet bir şekliyle Seyit Rıza olur, bir şekliyle Deniz olur, bir şekliyle Mahir olur, bir şekliyle Cizre olur, bir şekliyle Sur olur. Ama mutlaka size sözünü söyler.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan ‘Şeyh Sait ve Madımak’ yazısı: Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü

    Kenanoğlu’ndan ‘Şeyh Sait ve Madımak’ yazısı: Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü

    PİRHA-Hünkâr Hacı Bektaş Vakfı’nın, Madımak anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi üzerine yaşanan tartışmalara HDP’de siyaset yürüten ve anma esnasında orada bulunan Hubyar Sultan ocağına mensup Ali Kenanoğlu bu haftaki köşesinde katıldı. Kenanoğlu “Elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim” dedi.

    Hacı Bektaş Vakfı’nın “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlığıyla yaptığı açıklamada Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anmasında Şeyh Sait isminin telaffuz edilmesini eleştirmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Haftalık köşesinde tartışmaya katılan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Kurucu Başkanı, HDP 25. Dönem Milletvekili Ali Kenanoğlu “Evet, ben bir Türkmen Alevi olarak Şeyh Sait’in torunlarıyla özgür, adil, eşitlikçi, laik ve demokratik  bir Türkiye Cumhuriyeti için birlikte siyaset yapıyorum ve buradan bu hikayeyi anlatanlara açık çağrıda bulunuyorum; elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim” dedi.

    Ali Kenanoğlu’nun “Şeyh Sait ve Madımak” başlıklı yazısı şöyle:

    2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canları anmak için her yıl olduğu gibi bu yıl da Madımak önündeydik. Biz bu anmaya HDP heyeti olarak Osman Baydemir başkanlığında katıldık.

    HDP heyeti adına Sayın Baydemir de Madımak önüne üç karanfil bıraktı ve basına bir açıklama yaptı. Yaptığı açıklamada; “Bu üç karanfili Şeyh Sait’in torunları, Seyit Rıza’nın torunları, Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli’nin torunları adına bırakıyorum” dedi.

    Bu açıklama üzerine kimi haber siteleri, kişiler ve Hünkâr Hacı Bektaş Vakfı bir açıklama yayımlayarak açıklamayı eleştirdiler. Eleştirdikleri konu Şeyh Sait’in Pir Sultan ve Hacı Bektaş Veli ile aynı kefeye konması ve bunun alkışlanması üzerineydi. ABC isimli internet sitesi olayı “utanmazlık” boyutuna kadar taşıdı.

    “BAYDEMİR’İ ALEVİ KURUMLARI DAVET ETTİ”

    Birincisi konuşma kürsüden olmadığı için ortada bir alkış filan da yoktu. Osman Baydemir’in kürsüden ismi anons edilince kitle tarafından coşkuyla alkışlandığı doğrudur. Osman Baydemir Madımak anmasına Alevi kurumlarının özellikle talep etmeleri üzerine, diğer programlarını iptal ederek katıldı, sebebi de Alevi kurumlarının; “Osman Baydemir’in anmaya katılımı önemlidir çünkü kendisine cemevi yapmaktan dolayı soruşturma açılmıştır” demişlerdir. Alevi kurumları haklı olarak “Biz kendisi ile dayanışmak istiyoruz ve Madımak anmasına davet ediyoruz” demişlerdir.

    “AYNI KEFEYE KOYUP YARIŞTIRMAK DURUMU YOK”

    İkincisi Osman Baydemir’in basına verdiği demeçte Şeyh Sait, Pir Sultan, Hacı Bektaş Veli ve Seyit Rıza’yı birbirleriyle kıyaslamak, aynı kefeye koymak, yarıştırmak vb. bir durum yoktur. Sayın Baydemir “torunları adına” demiştir. Buradaki torunları kavramını az çok siyasetle ilgili olanlar bilir ki biyolojik bir anlam değil, takipçi, yoldaş, müritlik, taliplik ilişkisini ifade etmektedir.

    “BELGESİ, BİLGİSİ, TANIĞI OLAN ORTAYA ÇIKSIN”

    Üçüncüsü de Şeyh Sait ile Seyit Rıza görüşmesi ve Şeyh Sait’in “kızılbaş” diyerek Seyit Rıza’nın sofrasına oturmama meselesidir. Bu hikaye Alevi dünyasında özellikle de Sünni-Kürt-Alevi ittifakı karşıtları tarafından bir slogan olarak ezbere bilinmekte ve her seferinde öne sürülmektedir. Benim yazdığım yazılar ve yaptığım siyaset karşısında cevap bulamayanların da ilk başvurdukları hikaye bundan ibarettir;  “Ama sen de Şeyh Sait’in torunlarıyla siyaset yapıyorsun!”

    Evet, ben bir Türkmen Alevi olarak Şeyh Sait’in torunlarıyla özgür, adil, eşitlikçi, laik ve demokratik  bir Türkiye Cumhuriyeti için birlikte siyaset yapıyorum ve buradan bu hikayeyi anlatanlara açık çağrıda bulunuyorum; elinde bu görüşmenin yapıldığına ve Şeyh Sait’in böyle söyleyip sofraya oturmadığına dair belgesi, bilgisi, tanık beyanı olanlar lütfen bunu yayımlasınlar ki ben de siyaset yaptığım torunlarına bunu göstereyim.

    “SEYİT RIZA VE ŞEYH SAİT GÖRÜŞMESİ YOKTUR”

    Bizim elimizdeki bilgi ve belgeler bunu kesinlikle yalanlamaktadır. Seyit Rıza ile Şeyh Sait’in görüşmesi yoktur. Şeyh Sait’in kimi Alevi bölgelerine ziyaretleri ve ortak toplantıları, görüşmeleri vardır ve bunların hepsi olumlu sonuçlanmış görüşmelerdir. Hatta Dersim Araştırmaları Merkezi’nin elinde bunu destekleyen belgeler bulunmaktadır.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMENİN GEREĞİNİ YAPMALIYIZ”

    Bir diğer husus ise biz Aleviler olarak Madımak Katliamı anmalarında hep şunu söyleriz; “Geçmişle hesaplaşmalıyız, geçmişle yüzleşmeliyiz, sorumlular cezalandırılmalı.”  Sorumlusu günümüzde hayatta olmayan katliamlar ile ilgili olarak da özellikle “yüzleşme ve özür” talep etmekteyiz ve tabii ki de bunun gereğini istemekteyiz.

    Şimdi Dersim Katliamı’nda bizzat bulunan bir askerin, yetkilinin torunu kalkıp Dersim’de bulunan Seyit Rıza anıtına, Dersim Katliamı anmalarında karanfil bıraksa ne diyeceğiz; “Sen defol, git sen bilmem kimin torunusun” mu diyeceğiz. Söylediklerimizle yaptıklarımızın birbiriyle tutarlı bir tarafı olması gerektiği gibi toplumlararası ilişkilerde son derece belirleyici olan kimi tarihi olaylarla ilgili verilen bilgilerin de “bilimsel belgelere” dayalı olması gerekir.

    “DEMOKRATİK OLMAYAN CUMHURİYETİ SAVUNMAM”

    Diğer bir husus da Şeyh Sait’in “Cumhuriyet düşmanı”, “Cumhuriyeti yıkmak isteyen bir şeriatçı” olduğu yönündeki söylemidir. Bizim savunduğumuz cumhuriyet demokratik bir cumhuriyettir. Demokratik olmayan bir cumhuriyeti kim savunacaksa savunsun ben demokratik olmayan; imhacı, inkarcı, asimilasyoncu siyaset tarzını benimseyen bir cumhuriyeti savunmam, savunucusu olmam.

    Şeyh Sait İsyanı Cumhuriyet kurulurken, kurtuluş savaşı yapılırken verilen sözlerin yerine getirilmeyip Kürt halkı üzerinde yürütülen asimilasyon politikalarına karşı bir isyandır. Bölgenin inançsal yapısı gereğince de dini bir yönü bulunmaktadır. Kürt halkı üzerindeki inkar, imha ve asimilasyon politikalarını gölgelemek isteyenler bu isyanı “Şeriatçı bir isyan” olarak niteleyip işin kolayına kaçmaktadırlar. Siyaset algı üzerinden yapılmaktadır ve bu tür dayanaksız suçlamalar toplumlar arasındaki ilişkilerde belirleyici olmaktadır.
    Yaşasın halkların eşitliği, inançların özgürlüğü.

    Ali Kenanoğlu

  • Kemal Bülbül: Şahı Velayet yolunu sürenler Osmanlı oyunlarını iyi bilir

    Kemal Bülbül: Şahı Velayet yolunu sürenler Osmanlı oyunlarını iyi bilir

    PİRHA- Madımak anması sırasında Şeyh Sait isminin Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal ile birlikte anılmasına tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un açıklaması çeşitli çevrelerce tartışılıyor. Konuya ilişkin bir yazı kaleme alan Eğitimci-Yazar Kemal Bülbül, “22 Temmuz 1527 Tarihinde Osmanlı Hükümdarı Kanuni Süleyman’ın fermanıyla katledilen Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem Ulusoy bilirler..!”değerlendirmesinde bulundu. Bülbül,  acıları paylaşıp haldaş, yoldaş, dildaş, dertdaş olmanın önemine işaret ederek,“Yetmiş iki milleti” Muaviye Soylu Yezit Huylu anlayış karşısında eşitlikte, özgürlükte, adalette “Bir iri ve diri” eyleme günü değil midir? diye sordu. 

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Ulusoy’un Şeyh Sait’i kastederek ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz” açıklaması çeşitli çevrelerce tartışılıyor.

    Konuya ilişkin bir yazı kaleme alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önceki başkanlarından Eğitimci -Yazar Kemal Bülbül, “Öncelikle şu hakikat bilinmelidir ki; “Şeyh Said’in Dersim’e gidip Pir Seyit Rıza’nın misafiri olduğu, misafirlik sırasında “Siz Alevisiniz, biz sizin elinizden yemeyiz,” gibi akıllara ziyan bir durum asla yaşanmamış olup, tarihi kaynaklarda da böyle bir kayda rastlanmamıştır’ dedi.

    Eğitimci- Yazar Kemal Bülbül’ün kaleme aldığı yazı şöyle:

    “ARİF BİLİR AŞK EHLİNİN HALİNİ”

    (Aşık Sümmani Baba)

    Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY, gerek temsil ettiği makam, gerek vakıf olduğu Yol Erkan ilmi ile tevazu ve edep erkan timsalidir. Serçeşme misali coşkun yüreği harlanmış olmalı ki ender rastladığımız bir açıklama yapmışlar.

    Açıklamalarında HDP Diyarbakır Milletvekili Osman Baydemir’in, Madımak Katliamı’nın 24. Yılı nedeniyle Madımak Şehitlerini anmak amacıyla Madımak’a “Karanfil bırakırken yaptığı konuşma”yı söz konusu edip bir eleştiri yapmışlar…!

    Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY’un açıklamadaki ilgili bölümü şöyle;

    “Acılar paylaşıldıkça azalsa ve yaralar kendini sarsa da bazen daha incitici, gönül kırıcı olabilmektedir, yaşananlar. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anması sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.”

    BAYDEMİR: BÖYLESİ HASSAS BİR KONU POLEMİK KONUSU YAPILMAMALI

    Derin bir muhabbet ve sevgi ötesi teveccüh ettiğim Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY’u açıklamayla ilgili olarak telefonla aradım ulaşamadım. HDP Diyarbakır Milletvekili Sayın Osman BAYDEMİR ile konu hakkında bir telefon görüşmesi yaptım. Sayın BAYDEMİR; “Açıklama hakkında henüz bir bilgim yok. Böylesi hassas bir konunun polemik konusu yapılmasını asla istemem. Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY ile yüz yüze görüşüp konuştuğumuzda siyasetten öte hakikat muvacehesinde mutabık olmayacağımız bir konu olacağını sanmıyorum” dediler. Biz de aynı dilek ve görüşle konuya açıklık getirelim dedik. Zira bir kelimeden, kavramdan, cümleden hareketle taraf olup ulu orta polemik yapan ve yıpratıcı bir dil kullanan kimi aklı evveller, Kutbi Hakikat, Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin deyişiyle “Bir iri ve diri olmamak” gereken bir dönemde fırsatı ganimet yapabilirler.

    “YAŞANMAMIŞ BİR KONU, TAMAMEN TEVATÜR”

    Öncelikle şu hakikat bilinmelidir ki; “Şeyh Said’in Dersim’e gidip Pir Seyit Rıza’nın misafiri olduğu, misafirlik sırasında SİZ ALEVİSİNİZ BİZ SİZİN ELİNİZDEN YEMEYİZ, YEMEĞİ BİZİMKİLER HAZIRLASIN…!!!” Gibi akıllara ziyan bir durum asla yaşanmamış olup, tarihi kaynaklarda da böyle bir kayda rastlanmamıştır. Kaldı ki Şeyh Said 1925 Tarihinde Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda idam edilmiş, Seyit Rıza 1937 Yılında Elazığ Buğday Pazarı Meydanı’nda aynı saik ve suçlamalarla aynı devlet tarafından aynı yöntemle idam edilmiştir. Kendi inancında birisi Pirlik, birisi Şeyhlik makamına gelmiş ilim irfan edep erkan sahibi iki tarihi şahsiyet hiç karşılaşmadıkları gibi, karşılaşmış olsalar da böylesine çiğ ve edep dışı bir diyalogda bulunmayacakları gün gibi aşikardır. Hal böyleyken bahsi geçen TEVATÜRÜ halkların ve inanç gruplarının arasına nifak sokmaya çalışan RESMİ İDEOLOJİ YANLISI TÜRK İSLAMCI IRKÇILARIN üretmiş olduğunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY da mutlaka farkındadırlar.

    “OSMANLI TARAFINDAN KATLEDİLEN KALENDER ÇELEBİ BENZER İFTİRALARA UĞRADI”

    Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilerin Mektebi İrfan dergahlarını (Ki başta Hacıbektaş Veli Dergahı olmak üzere) Kürt Sünnilerin 12 ilim tedris edilen medreselerini kapatmakla kalmayıp her iki halkı ve inanç grubunu karşı karşıya getirmek için olmadık Osmanlı Oyunları oynayan Muaviye Soylu sistemi en iyi tanıyanların 22 Temmuz 1527 Tarihinde Osmanlı Hükümdarı Kanuni Süleyman’ın fermanıyla bir devşirme olan Pargalı İbrahim Paşa tarafından katledilen Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY bilirler..!

    “ACILARI PAYLAŞIP HALDAŞ, YOLDAŞ, DERTDAŞ OLMAK”

    Öyle görünüyor ki; Sayın Osman BAYDEMİR’in muradı “Hacıbektaş Veli, Pir Sultan Abdal ve Şeyh Said’i aynı kefeye koymak” değildir. Zaten kendi inancının erbabı olan, kendi inancının mensuplarınca haklı olarak kutsanan şahsiyetler de “Aynı kefeye” konmaz! Bilindiği üzere Sayın Osman BAYDEMİR, Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanlığı da yapmıştır. Sayın BAYDEMİR birinci dereceden hizmetkarı olduğu kentin Dağkapı Meydanı’ndan hemen her gün geçmiş olmalı! Dağkapı Meydanı’nda hazin ve unutulmaz bir yara olan haksız, hukuksuz ve ırkçı suçlamalarla idam edilen Şeyh Said için duyduğu acıyı Madımak gibi acı deryası bir ortamda anımsaması ve “Kim ne der!” kaygısına kapılmadan gönülden gelen bir samimiyetle bu cümleleri sarf etmiş olması, olsa olsa bir içtenlik olarak algılanmalıdır. Madem ki derdimiz “Acıları yarıştırmak” yerine “Acıları paylaşıp haldaş, yoldaş, dildaş, dertdaş olmak” Sayın BAYDEMİR de bu anlamda yarenlik etmiştir.

    “BAYDEMİR CEMEVİ YAPTIRDI DİYE OSMANLI OYUNLARIYLA KARŞILAŞTI”

    Ayrıca Sayın BAYDEMİR’in daha dün Muaviye Soylu hukukçular tarafından, “Diyarbakır’a cemevi yapmak, cemevi yönetimiyle belediye arasında çıkabilecek bir sorunu da yasa ve yönetmelikler yerine cem erkanında çözmek ve bu vesileyle laikliğe aykırı davranmak…!!!” gibi abesle iştigal bir Osmanlı oyunuyla suçlanmamış mıydı…?! Hukuku, etik değerleri, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bu suçlama karşısında Alevi kurum yöneticileri de Sayın BAYDEMİR’e destek vermek amacıyla onu ziyaret etmemişler miydi…?! Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” nefesinden nasiplenen Sayın Baydemir Diyarbakır’a Pir Sultan Abdal Cemevi yapmakla kalmamış, Sünniler için cami, Hıristiyanlar için kilise tamiri onarımı ve bakımı yapmıştır. Elbette ki bu hizmetler Sayın BAYDEMİR’in göreviydi. Ama bir hakikati de teslim edelim ki görevi olmanın yanında da bilinci, idraki ve uygulamasıydı…

    “YETMİŞ İKİ MİLLETE AYNI NAZARLA BAKABİLMEK”

    Gül cemalinden feyz aldığımız, yüzünün izzetinden, dilinin lezzetinden nasiplendiğimiz, Şah-ı Şehidan Şah Kalender Çelebi’nin Torunu Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY çeşitli nedenlerle biz canlara hitap ederken Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’nin;

    “Yetmiş iki millete

    Bir nazarla bakmayan

    Kırk yıl müderris olsa

    Hakikatte asidir.” Nefesini terennüm eylerler.

    Ey ilmine, edebine, yoluna, ocağına niyaz olduğum Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY!.. Günümüz tam da Kutbi Hakikat Mürşidi Arifan Hünkar Hacıbektaş Veli’yi eylemi, söylemi, yaşamı, ilmi, hak ve hakikat aşkıyla güncelleme ve “Yetmiş iki milleti” Muaviye Soylu Yezit Huylu anlayış karşısında eşitlikte, özgürlükte, adalette “Bir iri ve diri” eyleme günü değil midir…?!

    Dedik ya; ARİF BİLİR AŞK EHLİNİN HALİNİ

    Arife tarif, hakikate zulm etme manasına gelir.

    İnancımız o ki! Hacıbektaş Ocağı Mürşidi Pir Veliyettin Hürrem ULUSOY bu kemter canın feryadına ilmi hakikat muvacehesinde bir yorum yapacaktır…

    Aşk ile…

    Kemal Bülbül

     

  • Demokratik Halklar Federasyonu: 93’te Sivas’ta yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de  yakmıştır

    Demokratik Halklar Federasyonu: 93’te Sivas’ta yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de yakmıştır

    PİRHA – 2 Temmuz 1993 yılında Pir Sultan Abdal Şenliklerine katılmak için Sivas’a giden aydın ve sanatçılardan 33’ü ve 2 otel çalışanı olmak üzre 35 insan kaldıkları otelin yakılması sonucu hayatını kaybetti. Demokratik Halklar Federasyonu yayınladığı basın metniyle, katliamda hayatını kaybedenleri anarak, herkesi katliamın 24. yılında alanlara çağırdı. 

    Sivas Katliamı’nın 24. yılında Demokratik Halklar Federasyonu (DHF) basın metni yayınlayarak katliamcı zihniyeti kınadı.

    “Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan TC’ye katliamlar tarihi üzerinden saldırılar artarak devam etmektedir” denilen açıklamada, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta 33 aydın, yazar ve Alevileri katleden anlayış bugün AKP ile iktidara taşınmış ve saldırılarını arttırarak devam ettiği vurgulandı.

    “DEVLET HALEN ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPTIRIYOR”

    Sivas Katliamı’nın bir gûruhun, ırkçı-dinci hezeyanları olarak ele alınmaması gerektiği vurgulanan açıklamada şunlar belirtildi:

    “Sivas Katliamı, geçmişten günümüze devletin Alevilere yönelik kininin bir göstergesidir. Bu kin, geçmişte Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Gazi-Ümraniye katliamları tarihte kanlı bir not olarak yerini almıştır. Devletin Alevilere yönelik öfkesi ve kini ise hala devam etmektedir. Alevi köyleri devlet tarafından yoksulluğa mahkum edilmekte, köylere zorla ve/veya tehditle camiler inşa edilmekte, zorunlu din dersi ile Alevi çocukları sistemli bir asimilasyona tabi tutularak, Aleviler hedef gösterilmektedir. Aleviler üzerindeki baskılar her geçen gün artmaktadır.”

    “EMEKÇİLER HER ZAMAN BASKILARA KARŞI DURMUŞTUR”

    Bu katliamlara karşı tek çözümün örgütlü mücadeleyle sağlanacağını belirtilen DHF, şunları ifade etti:

    “Her dönem katliamlarla sınanan emekçiler ve ezilenler direniş geleneğiyle, faşist-gerici baskılara karşı durmuştur. Faşist zihniyet katliam politikaları ile kendisine karşı duran herkes üzerinde kendini göstermektedir. 93’te Sivas’ta diri diri yakan zihniyet, 2016 yılında da Cizre’de Kürtleri diri diri yakmıştır. 1938’de Elazığ Buğday Meydanı’nda Seyit Rıza’nın sesinde yankı bulan baş eğmezlik çağrıları, 2016’da Cizre’de Mehmet Tunç’un sesinde yankı bulmuştur. Birbirinden farklı dönemlerde yapılan bu çağrılar, emekçilerin ve ezilenlerin birleşik mücadele çağrısıdır. Ve bu çağrıya cevap olacak somut atılım ise örgütlü mücadeleyi yükseltmek, emekçileri-ezilenlerin ortak mücadelesini örmektir.”

     

  • Dersimli Kazım Arık’dan hakkında fezleke hazırlanan Baydemir’e destek-VİDEO

    Dersimli Kazım Arık’dan hakkında fezleke hazırlanan Baydemir’e destek-VİDEO

    PİRHA – Alevilere cemevi tahsis eden Osman Baydemir’e bu nedenle ‘6 aydan 2 yıla kadar hapisle yargılanması’ için fezleke düzenlendi. Gerekçe ise Laik devlet sisteminde ‘din’ kamu hizmeti olarak kabul edilmez. Fezlekeye, Alevi kurum başkanlarından ve dedelerinden tepkiler büyümeye devam ediyor. Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye ilişkin Kazım Arık PİRHA’ya konuştu.

    HABERİN VİDEOSU

    Türkiye’de cemevi inşa eden ilk belediye olarak tarihe geçen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin o dönem başkanı olan Baydemir’e yönelik fezleke hazırlandı. Fezlekede, Osman Baydemir’in Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 2012 yılında belediye tarafından Diyarbakır’da inşa edilen binanın Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şube’ye (PSAKD) cemevi için tahsis edilmesi devletin laiklik ilkesine uygun olmadığı belirtildi.

    Baydemir hakkında hazırlanan fezlekeye gerekçe olan Cemevinin açılışına da tanıklık eden Dersimli bir Alevi olan Kazım Arık hazırlanan fezlekeye ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DİYARBAKIR CEMEVİ AÇILIŞINA BİRÇOK YERDEN KATILIM OLDU”

    Diyarbakır’daki cemevinin açılışında çok geniş katılımlı, uluslararası bir Alevi sempozyumun yapıldığını ifade eden Arık, “İran’dan, Irak’tan, Suriye’den Reya Haq ve Alevilik yolunda olan Kakailer, inanç grupları ve akademisyenler gelmişti. Orada çok güçlü bir etkinlik olmuştu” dedi.

    “DİYARBAKIR’DA ALEVİ İNANCINA VE KÜLTÜRÜNE İLGİSİZ KALDIK”

    Kazım Arık, “Diyarbakır’da ilk defa böyle bir etkinlik ve cemevi açılışı yapıldı. Daha öncede ilk defa Diyarbakır’da nurculuğa yakın olan Seyit Rıza Dicle Fırat İnisiyatifi Seyit Rıza anması yapmışlardı. Ve yapılan o anmada ben de konuşmacı olarak yer aldım. Biz Aleviler Diyarbakır’ı merkez olarak kabul edersek oradaki Alevi felsefesine, Reya Haq felsefesine, Alevi inancına, Ehl-i Haka, Kakailere ilgisiz kaldık. Dolayısıyla bunu bir ihtiyaç olarak hisseden Osman Baydemir orada anlamlı bir etkinlik yaptı. Ve bu etkinlik bizler için çok verimli oldu” diye konuştu.

    “OSMAN’A DEĞİL DE ALİ’YE KURBAN OLAYIM”

    Kazım Arık son olarak Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in Diyarbakır’da açtığı cemevi etkinliğine yönelik başından geçen bir anekdotu anlattı:

    “Diyarbakır’daki Cemevi açılışı sırasında Alevi dedesine  ‘Osman Baydemir isminin başına Ali ismini ekleyelim’ önerisini sundum.  Alevi Dedesi de, ‘Buna ben tek başıma karar veremem, kendi cemaatime sorayım olur derlerse hay hay dedi.’ Ve oradaki Alevi cemaatinin kararıyla Osman Baydemir’in resmi olmayan isminin başına Ali Osman Baydemir’i ilave ettik. Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Gazi Metin Dede ise “Osman’a değil de o Ali bölümüne kurban olayım dedi.”