Etiket: silivri

  • Silivri’de hayvan katliamı devam ediyor

    Silivri’de hayvan katliamı devam ediyor

    PİRHA- Silivri’de köpeğe tecavüz edilmesi ile başlayan olaylar şimdi de kedilerin zehirlenerek katledilmesiyle devam ediyor. 

    Silivri Kiptaş 2. Etap konutlarında yaklaşık 40 gün önce bir köpeğe tecavüz ettiği iddia edilen şahıs şahitlerin ifadesine rağmen serbest bırakılmıştı. Bu olayın ardından o mevkide bulunan kedilerin tek tek kaybolduğu ve zehirlendiği iddia ediliyor.

    Bölgede yaşayan yurttaşlardan gelen bilgilere göre onlarca kedi sokaklarda ölü bulundu. Kedilerden 3 tanesini veterinere götüren yurttaşlara kedilerin zehirlendiklerini bildirildi.

    Geçtiğimiz gün bir toplantı yapan hayvanseverler, yerel demokrasi güçleri 17 Kasım Pazar günü kitlesel bir basın açıklamasıyla konuyu kamuoyuna anlatmaya karar verdi. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Songül Çimen serbest bırakılsın; bizi potansiyel suçlu olarak görüyorlar’-VİDEO

    ‘Songül Çimen serbest bırakılsın; bizi potansiyel suçlu olarak görüyorlar’-VİDEO

    PİRHA- Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in, Silivri Cezaevi’ndeki oğlunu ziyaret ettikten sonra tutuklanmasına Armutlu Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Şeften Boybaş tepki gösterdi. Boybaş, kendilerine ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine yönelik baskıların fazla olduğunu belirterek, Armutlu’da oturdukları için kendilerine potansiyel suçlu olarak bakıldığına işaret etti. 

    Haberin Videosu

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in, önceki gün Silivri Cezaevi’ndeki oğlunu ziyaret ettikten sonra ifade eksikliği gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklandı. Çimen’in tutuklanmasına ilişkin PSAKD Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Şeften Boybaş Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    PSAKD Sarıyer Armutlu Şubesi ve Cemevi Yöneticisi Songül Çimen’in oğlunu ziyaret ederken gözaltına alındığını ve tutuklandığını belirten Boybaş, “Dört gün gözaltında tutulduktan sonra geçtiğimiz Pazartesi günü mahkemeye çıkarıldıktan sonra tutuklanıyor. İfadesi alınıp bırakılması gerekirken tutukladılar. ‘Gizli tanık ifadesi var’ diyerek dosyayı avukatına göstermemişler. Neyle suçlanıyor, neden tutukladılar bilmiyoruz” dedi.

    “BİZE POTANSİYEL SUÇLU OLARAK BAKIYORLAR”

    Yaşadıkları mahalleye göre değerlendirip gözaltına aldıklarına dikkat çeken Boybaş,”Bir buçuk yıldır da cemevimizin başkanı Zeynep Yıldırım’ı bir basın açıklaması yüzünden gözaltına alıp tutukladılar. Annesi 475 gündür oturma eyleminde ancak kızının halen iddianamesi hazırlanmadı ve mahkeme günü belli olmadı. Sorgusuz sualsiz tutuyorlar. Şimdi ise yönetim kurulumuzda olan Songül Çimen’i aldılar. Bize ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneklerine yönelik baskılar daha fazla. Ama mahallede (Armutlu) oturduğumuz için bizlere potansiyel suçlu olarak bakıyorlar” şeklinde konuştu.

    “ÇARIKLILAR BURADA OTURMAYI HAK ETMİYOR”

    Ranttan kaynaklı yıllardır yaşadıkları mahallede baskı gördüklerini ve kendilerine ‘Çarıklılar burada oturmayı hak etmiyor’ denildiğini dile getiren Boybaş, inancından dolayı Alevi yurttaşlara her yerde baskı olduğunu ancak yaşadıkları yerde kendilerine yönelik baskıların daha fazla olduğunu söyledi.

    “BÜTÜN HERKESİ DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”

    Herkesin birbirine destek vermesi gerektiğini belirten Boybaş birlik ve beraberlik çağrısı yaptı:

    “PSAKD genel merkezimizden ve şubelerimizden tutun bütün Alevi, devrimci, demokrat olan kesime çağrımız var. Çünkü biz burada gerçekten çok baskı altındayız. Çocuklarımız tek başına akşama kadar sokağa çıkamıyor. Cemevinin etrafında özellikle akrepler dönüyor. Zeynep Başkan gözaltına alınmadan bayağı kapsamlı bir operasyon olmuştu. Ve 6-7 kez cemevine girmişlerdi. Şimdi de sürekli dönüyorlar ve korkutuyorlar. Burada herhangi bir şey olduğunda halk buraya gelemiyor. Çünkü halkı korkutuyorlar. İnancımız gereği Aleviler için kutsal olan 12 İmamlar’da yani matem ayında oruç tutar daha sonra kurbanlar keseriz. Kurban kestiğimiz gün kalabalık katılımlar olur ve aşure günlerimiz oluyor. Bunlara katılımları engelliyorlar ve belli köşelerde arama noktaları oluşturuyorlar. Halkı korkutup gelmesini engelliyorlar. Bütün herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum. Gelin canlar bir olalım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul için yağış uyarısı: İkinci dalga bu gece geliyor

    İstanbul için yağış uyarısı: İkinci dalga bu gece geliyor

    PİRHA – İstanbul’da özellikle Boğaz çevresinde etkili olan gök gürültülü yağış ve fırtına nedeniyle 28 evi su bastı, 18 evin çatısı uçtu, 32 ağaç devrildi. Son yapılan uyarıda bu gece ikinci yağışlı ve soğuk hava dalgasının beklendiği duyuruldu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada, yağmur ve fırtınanın saat 02.00’den itibaren saatlerinde özellikle Boğaz çevresindeki Beşiktaş, Beykoz, Üsküdar, Sarıyer, Beyoğlu ve Fatih’te etkili olduğu kaydedildi.

    Açıklamada, Kadıköy, Tuzla, Kartal, Maltepe, Ümraniye, Sultanbeyli, Şile, Kağıthane, Bayrampaşa, Güngören, Bakırköy, Beylikdüzü, Büyükçekmece ve Çatalca’da da şiddetli yağmur ve rüzgarın gece boyunca sürdüğü ifade edildi.

    Yağış ve fırtına nedeniyle çoğunluğu Boğaz çevresinde olmak üzere İstanbul genelinde 18 evin çatısının uçtuğu, 32 ağacın devrildiği ve 28 evi su bastığı kaydedildi. Yağış nedeniyle otomobillerin zarar gördüğü de belirtildi.

    Öte yandan, Silivri, Çatalca ve Büyükçekmece şehrin batısında metrekareye ortalama 10 ila 35 kg arasında yağış düştüğü kaydedilirken “En yoğun yağış Beylikdüzü Haramidere ve Güngören Davutpaşa bölgelerinde görüldü. Çok kısa bir zaman diliminde metrekareye ortalama 10 – 12 kg yağmur kaydedildi. Yağışla birlikte kuzeyli yönlerden (Karayel-Poyraz) kuvvetlenen rüzgâr nedeni ile dün 30 dereceler civarında seyreden hava sıcaklıkları 8-10 derece azalarak mevsim normallerine geriledi” denildi.

    YAĞIŞLAR AKŞAM SAATLERİNDE ARTACAK

    Yağmurun akşam saatlerinden itibaren yeniden etkili olması beklendiği belirtilirken pazar günü de sürmesi tahmin edilen yağışın pazartesi gününden itibaren İstanbul’u terk edeceği ifade edildi. Hava sıcaklığının ise önümüzdeki hafta boyunca gece 14-16, gündüz 19-23 derece civarında olacağı belirtildi.

    Öte yandan, İstanbul’da saat 01.20’den saat 03.44’e kadar 4 bin şimşek, 100 de yıldırım görüldü. Türkiye genelinde ise dün öğle saatlerinden bu sabah saatlerine kadar yaklaşık 100 bin şimşek ve yıldırım görüldüğü öğrenildi.

    PİRHA / ANKARA

  • Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi davasına yarın devam edilecek

    Gezi Parkı davasında yargılanan Hakan Altınay, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir” dedi. Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Gezi Parkı olaylarına ilişkin aralarında iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 2’si tutuklu 6’sı firari, 16 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülmeye devam ediliyor.

    Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater’in ardından Anadolu Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay savunma yaptı. Altınay, iddianamede kendine yöneltilen tüm suçlamaları reddettiğini kaydetti. Altınay, Türkiye’de vakıf kurmanın ve vakıfta çalışmanın suç olmadığını, vakıfların yurt dışından hibe almasının da yasak olmadığını dile getirdi. Altınay, Açık Toplum Vakfı’nın yasal olduğunu da vurgulayarak, “Altında benim imzam olan hiçbir hibe kararı Gezi ile ilgili değildir. İddianamede anılan hibenin ne olduğunu öğrenmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    “KENDİ İRADEMLE REDDETTİM”

    Altınay, “Birçok kişinin almak için çok uğraştığı Green Kartı’nı kendi iradesiyle reddeden biri olarak bu suçlamaları reddediyorum. Darbe yapmak gibi hevesim ya da niyetim hiç olmadı. Niyetim olmadığını nasıl kanıtlarım diye düşündüm. Yaptıklarımı anlatarak gösterebileceğimi düşünüyorum. Türkiye’de kaliteli eğitim oluşturulsun diye çalışıyorum, Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun kuruluşunda yer aldım. Fransız CB Sarkozy ‘TR Avrupalı değildir’ dediğinde, Avrupalı saygın insanları organize edip büyük bir gazetede buna cevap vermesini sağladım” dedi.

    Altınay’ın savunmasının ardından duruşmaya yarın devam edilecek.

    Kaynak: MA

  • Gezi davasında Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu savunma yaptı

    Gezi davasında Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu savunma yaptı

    Taksim’de Gezi Parkı’nın yıkılıp AVM yapılmak istenmesi ve bu nedenle ağaçların kesilmesiyle başlayan Gezi direnişinden 6 yıl sonra açılan Gezi Parkı davası bugün başladı.

    Gezi Parkı davasının ilk duruşması bugün saat 10.00’da Silivri’de görülmeye başlandı. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen dava kapsamında tutuklu olan Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’yla birlikte 16 kişi için “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis isteniyor.

    Duruşmayı izleyenler arasında CHP’li milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu, Utku Çakırözer, Ali Şeker ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Ahmet Şık, Züleyha Gülüm, Gülistan Kılıç Koçyiğit, Musa Piroğlu, Garo Paylan, Filiz Keretecioğlu, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Erkan Baş, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yer aldı. Duruşmayı, İsviçre, İsveç, Almanya, Kanada, Hollanda, ABD, Fransa, İngiltere, İtalya gibi ülkelerin başkonsolosları ve konsolos yardımcıları da takip ediyor. İstanbul Barosu Başkanı Ömer Durakoğlu ile çok sayıda avukatta davayı izleyenler arasında…

    Duruşmada tutuksuz sanıklar Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, İnanç Ekmekci, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi duruşma salonunda yerlerini aldı. Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu salona girdiklerinde izleyici sıralarındakiler ayağa kalkarak alkışladı.

    OSMAN KAVALA: SUÇLAMA MANTIĞA AYKIRI, FANTASTİK VE KURGU

    Duruşma Osman Kavala’nın savunması ile başladı. Kavala, “Yirmi aydır tutuklu bulunmama neden olan suçlama olgusal temele oturmayan, mantığa aykırı bir dizi iddiaya ve delillerle desteklenmemiş varsayımlara dayanmaktadır. Somut olgular tahrif edilerek, fantastik bir kurgu üretilmiştir. Gezi olaylarının organizatörü olduğum söylenmiştir. Hakkımdaki iddialar haysiyet kırıcıdır. Hayatımın hiçbir safhasında özgür seçimler dışında bir yöntemle hükümet değişikliği düşüncesine yakın olmadım. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin kuruluşlarında ve yönetim kurullarında yer aldım. Bu kuruluşlar bünyesinde, toplumsal kesimler arasında barışa, diyalog ve uzlaşmaya hizmet edecek projelere destek olmaya gayret ettim” dedi.

    “İDDİA MAKAMINI ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”

    Kavala, Ergenekon ve Balyoz davalarındaki hukuksuzlukları eleştiren yazılar kaleme aldığını söyleyerek, “Hiçbir zaman gizli bir planım, faaliyetim, bir örgütle, cemaat yapısıyla gizli bir ilişkim olmadı. İddianamede de görüldüğü gibi benim hiçbir konuşmamda ve faaliyetimde gizlilik unsuru bulunmamaktadır; üstü kapalı, gizli bir plana veya teşebbüse yönelik olarak şifreli konuştuğumu ima eden, anlaşılması zor hiçbir ifadem yoktur. İddia makamının hangi faaliyetimden, eylemimden, düşüncemden ötürü darbeye ortam hazırlamaya, hatta iç savaş çıkarmaya yönelik böylesine sinsice bir planı yürüttüğüm hükmüne varmış olduğunu anlamak mümkün değildir” diye konuştu.

    “SAVCI İDDİANAMEDEN ÖNCE BENİ SORGULAMAYA GEREK DUYMADI”

    20 ay önce Emniyet’te yapılan sorgusunda, iddianamede yer alan finansman aktarımı ve örgüt ilişkileriyle ilgili iddialar sorulmadığına dikkat çeken Kavala, “Dolayısıyla bunlarla ilgili açıklama yapma imkanı verilmedi. Sorgumda, Gezi Olayları ile ilgili konu edilen tek bulgu, Gezi Olayları’ndan 3 ay sonra Brüksel’de açılan fotoğraf sergisi olmuştu. Savcı, iddianamede yer alan kurguyu hazırlamadan önce beni sorgulamaya gerek duymadı. Suçlu olduğuma dair kanaatin gözaltına alınmamdan önce kesinleştiğine ve somut olgulardan kopuk bir sabit fikir haline dönüştüğüne inanıyorum. Emniyetteki sorgumdan telefon görüşmelerimin dinlenmesine 30 Temmuz 2012 tarihinden itibaren başlandığı anlaşılıyor. Ancak Gezi Olayları’yla ilgili kanıt olarak sunulan konuşmaların tamamı Gezi protestoları başladıktan, çeşitli şehirlere yayıldıktan, kitlesel katılımlı gösteriler gerçekleştikten sonraki tarihlere ait. İddianamede bir kalkışma planı hazırladığıma, böyle bir plandan bilgi sahibi olduğuma dair hiçbir kanıt, bulgu, işaret mevcut değildir. Gezi Olayları’nın hazırlık aşamasında etkin olduğu iddia edilen OTPOR / CANVAS örgütlerinden hiç kimseyle tanışmıyorum, yine hazırlık aşamasında yer aldığı iddia edilen Mehmet Ali Alabora ile tek temasım, Gezi Olayları başladıktan sonra yapılan iki telefon konuşmasından ibarettir. İddianamedeki Haziran – Temmuz 2012 tarihleri arasındaki dış seyahatlerimin Gezi Olayları’nın hazırlığı amacıyla yapıldığı iddiası da temelsizdir. Bu seyahatlere, hangi toplantılar ve ne amaçlarla gitmiş olduğum gizli değildir” dedi.

    Osman Kavala’nın savunmasından satırbaşları şöyle:

    “DELİL OLMADAN TUTUKLAMAK CEMAAT YÖNTEMİ, YİNE AYNISI YAPILDI”

    “Savcı sorgumdan önce zaten benim suçlu olduğuma karar vermişti. Bir kalkışma planı hazırladığıma ya da böyle bir organizasyona dahil olduğuma dair tek bir delil yok. Kalkışma planı ve eylemini hangi örgüt adına yürüttüğüme dair iddianamede bir saptama dahi yok. İddianameye kaynaklık eden soruşturma ve dinlemeler yoluyla elde edilen konuşmaları delil diye değerlendirenler ve bu yönde rapor hazırlayanlar FETÖ suçlamasıyla tutuklanan ya da ihraç edilen yargı mensupları ve polislerdir. Somut delil olmadan kişileri suçlamak ve tutuklamak cemaat yöntemleridir ve şimdikiler de aynısının yapmışlardır.”

    “MASAK RAPORLARI ORTADAYKEN GEZİYİ FİNANSE ETTİĞİM İDDİA EDİLİYOR”

    “Gezi’yi benim aracılığımla Soros’un finanse ettiği iddia edilmekte ama MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) raporlarının da ortaya koyduğu üzere bu yönde bir delil ortaya konulamamıştır. Anadolu Kültür’ün tüm hesapları şeffaftır ve hepsi kültür faaliyetlerinin fonlanmasına dairdir. Dava dosyasında haklarında herhangi bir suçlama yöneltilen kişilere dair bir para aktarımı olmadığına yönelik raporlar mevcuttur. Gezi’yi finanse ettiğim yönünde tek bir delil yokken, MASAK raporları bunları tespit etmişken tutukluluğumuz devam etti. Hangi delile dayanarak bu oldu?”

    “Hanzade Germiyanoğlu bir proje için benimle görüştü ve sonrasında Yiğit Aksakoğlu ile bir telefon konuşması yapmış. Benden çıkmış bir talimat olacak bir ifadesi yok. Gezi olaylarına hazırlık yaptığım algısı oluşturmaya yönelik ihbar mektubu gönderenler telefonlarımızı dinleyenlerdir. Manipülasyonlarla, telefon dinlemelerine dair tarih değişikliği ve tahrifatları yapılarak bir komplo hazırlanmıştır. Benim desteğimle ortaya çıkacak bir medya ile ilgili proje yürütmeyi suçlamak akıl dışıdır. İşsiz bırakılan gazeteciler için bağımsız bir yayın organı çıkarmak için yapılan faaliyetlerdir. Bunun için Guardian gazetesi ile yapılan görüşmelerdir, düşünülen yayının niteliğini gösterir.”

    “GEZİ VE SOROS BAĞINA DAİR TEK DELİL YOK”

    “George Soros’un hem Arap Baharındaki ayaklanmaları hem de Gezi’yi organize ve finanse ettiği fantastik biçimde iddianamede yer almakta, bazı siyasetçiler ve medya organları benzer değerlendirmeler yapmış ama bu konuda ne bir delil ne de bir bilimsel makale bile ortaya konulmamış. İktidara yakın kuruluş SETA tarafından yayımlanan bazı kitap ve makalelerde ise Arap Baharı isyanlarının ülkelerin kendi iç dinamikleriyle ortaya çıktığı belirtilip Soros ilişkilerine dair hiçbir saptama yapılmamıştır.”

    Osman Kavala duruşmada savunma yaptı.

    “BİRKAÇ KİŞİNİN MİLYONLARIN KATILDIĞI EYLEMLERİ YÖNETMİŞ OLMASI FANTASTİK BİR HAYALDİR”

    “Birkaç kişiden oluşan bir gizli örgütün, 80 ilde, milyonlarca kişinin katıldığı protesto eylemlerini yönlendirmiş olması, oldukça fantastik bir iddiadır” diyen Kavala, “Bu iddianın içerdiği orantısızlık, iddianamedeki kurgunun mantıki temelden de yoksun olduğunu göstermektedir. Bu davada yargılananların bir kısmını Anadolu Kültür’de birlikte gerçekleştirdiğimiz projelerden dolayı tanıyorum. Bazılarıyla farklı sivil toplum faaliyetleri sırasında tanışmıştım. Şahsen tanışmadığım, ancak ortak arkadaşlarımız olması nedeniyle haklarında bilgi sahibi olduklarım da var. Bu insanların benim ya da başkasının talimatıyla gösterilere katılmaları, gösteri düzenlemeleri söz konusu olamaz. Bu iddia temelsiz, mantıksız, aynı zamanda son derece yakışıksız bir suçlamadır” ifadelerini kullandı.

    “OLAYLARIN BÜYÜMESİNİN NEDENİ POLİS ŞİDDETİYDİ”

    “Gezi protestolarına dair yapılan bilimsel araştırmalar; kamusal alanın daraltılmasına kentin metalaştırılmasına dair çeşitli sınıfsal, etnik, dinsel ve kültürel çeşitlilikten gelen homojen olmayan kişi ve gruplar tarafından ortak itirazın ortaya çıktığını söylemektedir. Olayların büyümesine ve yaygınlaşmasına neden olanın polis şiddeti olduğunu resmi raporların kendisi söylemektedir. Başta göz yaşartıcı gaz kullanımı olmak üzere, gaz fişeklerinin de usulsüz kullanımı nedeniyle ölüm ve yaralanmalar olduğunu da belirten aynı raporda bu tutumun ve polis şiddetinin yaygın ve sürekli hale geldiği tespiti yapılmaktadır.

    “ERGENEKON’DAKİ KURGUYU AKLA GETİRİYOR”

    “Bu dava Ergenekon davasındaki kurguyu akla getirmektedir. Bu durum şaşırtıcı değildir, zira iddianamenin tamamına yakın bölümü FETÖ/PDY üyeliğinden suçlanan Savcı’nın ve Emniyet Müdürü’nün hazırlamış oldukları soruşturma dosyasından alınmıştır. Gezi Olayları’nın planlı bir senaryonun ürünü olduğu, Occupy Turkey hareketinin, OTPOR / CANVAS örgütlerinin, Memet Ali Alabora ve arkadaşlarının olayların hazırlık aşamasında yer aldıklarına dair iddialar kelimesi kelimesine bu rapordan alınmadır. İddia makamı da bu kurguyu ve yöntemi benimsemiş, somut delil aramaya, beni sorgulamaya gerek duymadan, benim Gezi Olayları’na Soros’un kaynaklarını aktardığım iddiasında bulunmuştur. Anlaşılan, benim Açık Toplum Vakfı Yönetim Kurulu üyesi olmam George Soros’la birlikte Gezi Olayları’nı planladığım ve finanse ettiğim iddiası için yeterli görülmüş olmalı.”

    “Gezi Olayları sırasında vuku bulan ölümler ve sakatlanmalardan dolayı derin bir acı hissediyorum. Yaşanan maddi mağduriyetler de benim için üzüntü kaynağıdır.

    Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı, niyet ve eylemsellik bakımından Gezi Olayları sırasında barışçıl faaliyetlerde bulunmuş yüz binlerce kişiden bir farkım olmadığını belirtir, tahliyemi ve beraatımı talep ederim.”

    YİĞİT AKSAKOĞLU: HİÇBİR DÖNEMDE DEMOKRASİYE KARŞI YÖNETİMDEN TARAF OLMADIM

    Kavala’nın ardından Yiğit Aksakoğlu savunması ile devam etti.

    Aksakoğlu, iddianamedeki suçlamaların temelden yoksun olduğunu ve kendisinin faaliyetlerine ters düştüğünü belirterek şunları söyledi: “Sivil toplum ve sosyal kalkınma alanında araştırma yapan ve yayınlar hazırlayan bir uzmanım. Hayatımın hiçbir döneminde demokrasiye karşı bir yönetimden taraf olmadım. İddianamedeki suçlamalar temelden yoksundur ve faaliyetlerime ters düşmektedir. 2013 yılında çözüm sürecinde kurduğum Diyalog Grubu’nun ardından, şimdi benimle aynı cezaevinde olan savcılar ve polislerce dinlendim. 2013’te yapılan dinlemelerin kıymetlendirilerek 6 yıl sonra yeniden kullanılmasını anlayamıyorum. Ben hiçbir zaman şiddetle değişimden yana olmadım, ama değişimden yana oldum” ifadelerini kulandı.

    “HER GÜN KADINLAR ÖLDÜRÜLÜRKEN BENİM ŞİDDETSİZ EYLEMİ SAVUNMAM SUÇ UNSURU”

    “Cebir ve şiddetten anlamam. Bu 657 sayfalık iddianamede suç yok, suçlu var; pervasız bir ağırlaştırılmış müebbet talebi var” diyen Aksakoğlu, “Hakkımda somut olarak sunulan tek delil, 2013 yılında yapılan telefon dinlemeleri. 26 Haziran 2013 ve Aralık 2013 arasında gerçekleşen dinlemelerden 31’i girmiş iddianameye. Şubat 2013’te yaptığım 43 görüşmenin içeriği yok, sayı olarak belirtilmiş. İddianameye içeriği konulan görüşmeler park boşaltıldıktan sonraki görüşmeler. Gezi’nin 2011’de planlandığı söyleniyor, ama delillerde bu yok. Bu ülkede her yıl 400 kadın öldürülüyor. Sokakta 3 kadına şiddet uygulayan bir adam, parti genel başkanına saldıran bir başka adam bir gün cezaevinde kalmadı. Ama benim şiddetsiz eylem konusunda yayınlamaya girişmem suç kabul ediliyor. Yedi aydır hapishanedeyim. İddianamede, şiddetsiz eylemlerde piyano çalınması ve duran adam ile yeryüzü iftarlarına ilişkin bir ses kaydım var. O konuşma bu eylemlerden bir ay sonra yapılmış. Ne durmak, ne piyano çalmak, ne de iftar yapmak suç. Tarihler belirtilmeden tapelerin iddianameye konulması suçlu gösterme çabası” dedi.

    “MAROVİÇ’İ GETİRME FİKRİM SUÇ SAYILDI”

    “Konuşmalarsa park boşaltıldıktan sonra yapılmış. Ben duran adam değilim, piyano çalamıyorum. Ama durmak da piyano çalmak da iftar yapmak da suç değil. Çözüm süreçlerine toplumsal katkının tartışılmasına yönelik bir proje için sivil düşünden bir destek fonu aldık. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde toplantı yaptık. Bunun Gezi ile alakası yoktu. İddianamede İvan Maroviç’i Türkiye’ye getirme düşüncem suçlama olarak yer alıyor. Dikkatinizi çekerim düşüncem. Maroviç’in ismini çalışmalarından biliyorum ve ondan önerdim ama bu sadece bir fikirdi.”

    “Ne kolaylaştırıcılık (moderatörlük) bir suç ne de toplantı düzenlemek. Tutuklanma gerekçesinin kendisi toplantıların içeriklerinin bilinmediğini itiraf ediyor. Kaldı ki biz aylardır bu ‘karanlıkta kalan’ kısımları açıkladık. Ama şüpheden yararlandırılmadım.”

    Aksakoğlu’nun savunmasından satırbaşları şöyle:

    “BAKANLARLA ÇALIŞMALAR YÜRÜTTÜM, BU DAVADA MAĞDURLAR”

    “2011’de yarı zamanlı olarak aile içinde çocuğa yönelik şiddetin azaltılması için çalışmada yer aldım. Marc Mataheru’yu o zamandan tanıyorum. Bunu nasıl suç unsuru olarak gösterdiler anlamıyorum. Bu çalışmalarıma ilişkin görüşmeler Gezi olaylarıyla ilgiliymiş gibi gösteriliyor. Kasım 2018’de Bernard van Leer Vakfı Türkiye temsilcisi olarak Antep Büyükşehir Belediyesiyle çocuklara yönelik projeler için Fatma Şahin ile bizzat görüştüm. Şahin bu davada 7 numaralı mağdurdur. Uzmanlığım kapsamında çok çeşitli çalışmalara katkı sundum. Asker Hakları Platformuna gönüllü destek verdim. Ayfan Sefiroğlu, İsmet Yılmaz ile defalarca görüştük. İsmet Yılmaz bu davada 22 nolu mağdurdur.”

    “SUÇLAMALARI YÖNELTENLER YA FİRARİ YA BENİMLE AYNI CEZAEVİNDE”

    “Hak ihlalleri için çözümler ürettik. DİSKO uygulamasına dikkat çekip kaldırılmasına katkıda bulunduk. Barış sürecine katkı sunmak için dernek kurduk. Çözüm sürecine silahların susması ve ateşkesin sağlanmasının ötesinde toplumsal barışın sağlanması için ülkenin en batısında doğmuş biri olarak destek sunmayı görev bildim. Bunun Gezi olaylarıyla ilgili değerlendirilmesini anlayamıyorum. Kaldı ki bu iddiaları yöneltenlerin bir kısmı firari bir kısmı benimle aynı cezaevinde.”

    “HİÇBİR ZAMAN ŞİDDETLE ANİ DEĞİŞİMDEN YANA OLMADIM”

    “Kitap basımı için 25 bin dolarlık bir fon aramamızı bazı sözde gazeteler yazdı. Oysa bu para hiç alınmadı. Ama bu gazeteciler biraz araştırsalardı, bunun 10 katını AKP’li belediyelere verdiğimizi görebilirdi. Çalışmalarımda AKP’li belediyelerle çalışması gerektiğini ben önerdim, askerler konusunda Savunma Bakanı ile çalıştım. Buna rağmen hükümete diz çöktürmek gibi bir suçlamayla ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. 7 aydır 10 metrekarelik bir hücredeyim. Hiçbir zaman şiddetle gelen ani değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum.”

    “Bebek ölümlerinin azalması gibi kendi gerekliliğini ortadan kaldırmaya yönelik talepleri vardır. Sivil toplum şiddete karşıdır. Yoksa zaten sivil olamaz. Bu nedenle sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti hiç savunmadım. Şiddetle hükümeti devirmek ne eğitimini aldığım ne de savunduğum bir şeydir. Şiddeti teşvik eden, hükümeti devirmeye yönelik hiçbir konuşmam yoktur. Ama çocuklarla ilgili çok şey öğrendim.”

    “SUÇ YOK, SUÇLU YOK; AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET TALEBİ VAR”

    “Suç yok, suçlu yok ama pervasızca ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi var. Gözaltına alındığım günden beri tek bir hücrede tutulmamın dahi gerekçesi yok. İddianame suç işleme algısı yaratmaya kalkılmış. Bu algıyı yaratmak için 5-10 sayfada bir aynı iddiaları tekrarlıyor. Kıymetlendirildiği söylenen deliller ancak geçen hafta dosyaya girdi, ses kayıtları dahi yok. Dinlemeleri kim yaptırmış? Kimler kıymetlendirmiş? Bunları avukatlarıma bırakıyorum. Devamla: İddianamede benimle ilgili dinlemeler park boşaltıldıktan 10 gün sonra başlıyor. Hakkımda başka delil yok. İddianamede üyelik suçlaması yöneltilmiyor ama örgüt talimat gibi ifadeler geçiyor. Örgüt yok ama örgüt üyesi var. Olmayan örgüte olmayan üyeliğimde sonuç ilişkisi yok, 2011’den beri Gezi Olaylarını planladığımızın somut delili yok.”

    “220 GÜN CEZAEVİNDE KALACAĞIMI BİLSEM 1 GECE OLSUN GEZİ’DE KALIRDIM”

    “Ne Taksim Dayanışması ile ne de üyeleriyle ne Anadolu Kültür ile ilişkim yok. İlişkimin olması suç değil ama yok. Otpor ve Canvas ile ilgili ilişkime dair delil yok. Gezi’de bulunduğuma dair bile bir delil yok. Geziye gittim geldim ama 1 gece bile Gezide yatmadım. 220 gün cezaevinde kalacağımı bilseydim bir gün olsun Gezi’de kalırdım. Cezaevinde gardiyanlardan biri suçumu sorduğunda, Gezi dedim. ‘Biz de gittik bir hafta kaldık’ dedi. Sonra da aramamı yapıp üstüme kapıyı kilitledi. Gezi ile ilgili 1 tek tweet’im yok. Geziyi organize etmişiz ama tek bir whatsapp grubu yok. Planladığım, gerçekleştirdiğim, yaygınlaştırıp derinleştirdiğim bir olayla ilgili tek bir fotoğraf bile yok. O zaman insan soruyor, neden buradayım, neden tutuklandım, neden şüpheden yararlandırılmadım, neden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum?”

    “İDDİANAMEDEKİ TEK DOĞRU, SAYFA NUMARALARI”

    “Eğer tüm iddianameler böyleyse yazık bizim hukuk sistemimize, eğer bu iddianame böyleyse yazık bize. İddianamede geziye “sui generis” demiş yani “kendine has”. Asıl bu iddianame “sui generis”. Bu iddianame bin sayfalık bir dosyayı kıymetlendirerek ağırlaştırılmış müebbetimizi istiyor. Neyse ki idamı kıymetlendirerek idamımızı istemedi. İddianamede tek bir doğu unsur var, sayfa numaraları… Bu da iddianamenin özenini gösteriyor. Bu iddianamedeki herkes, hatta dünyadaki birçok insan bu iddianameden suç çıkmayacağını biliyor.”

    “Bu iddianame, Türkiye’de zaten can çekişmekte olan sivil toplumu kriminalize etme çalışmasıdır. Bu dava sadece benimle, Gezi ile değil, hukukla yurttaş arasında örülen duvarla ilgili. Vereceğiniz karar bu duvarı yıkmayacak; duvara bir taş daha ekleyecek ya da eksiltecek. Ben temel haklarıma erişmek istiyorum. Kaçmak ya da delil karartmak için değil. Okullarında son üç günü kalan çocuklarımı okula bırakabilmek için, tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.”

    Aksakoğlu’nun ardından duruşmaya ara verildi.

    Duruşma aranın ardından Taksim Dayanışması Sözcüsü Mimar Mücella Yapıcı’nın savunmasıyla devam ediyor.

    Yapıcı’nın savunmasının satır başları da şöyle:

    MÜCELLA YAPICI: DAYANIŞMA BİR GÖREVDİR, SUÇ DEĞİLDİR

    “Birebir aynı fezlekelerden hazırlanan yeni bir iddianame ile aynı suçtan ikinci kez yargılanıyorum. Şuçlamalardan en komiği 40 yıllık mimar olarak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefetten cezalandırılmamın istenmesi”

    “İddianamede, Can Atalay ve Osman Kavala ile Gezi’nin finansörü olduğum söyleniyor. Ben 68 yaşında hala çalışmak zorunda olan bir kadınım. Keşke biraz param olsaydı da iki sandalye biraz poğaça da ben gönderseydim Gezi’ye.”

    “İddianameye göre Gezi’de şiddet var algısını oluşturmuşuz. Gezi eylemlerinde yaşamını yitirenler kalp krizinden mi öldü? 46 insan gözünü kaybetti, bu algıyla mı oldu? İnsanlar yaralandı, algı yüzünden mi?”

    “Hükümeti istifaya ve erken seçime zorlamışız. Partiler erken seçim istiyor, seçim yapılıyor, o da mı darbe? Hakkımdaki suçlamalar hiçbir somut delile dayanmıyor. Bu iddianamenin ileri sürdüğü iddiaları külliyen reddediyorum”

    “Yeni versiyon iddianamenin düzenlendiğinin söylendiği tarihlerde 1 Haziran 2015’te beraat ettik. Aynı iddianameyle yine yargılanıyorum. Bu kez ağırlaştırılmış müebbet, 2970 yıl hapis, 160 milyar TL para cezası ile cezalandırılmam isteniyor”

    “Şimdi ben soruyorum, ben nasıl bir savunma yapmalıyım? Benim için sorunun cevabı basit; insanların sahip oldukları hakları kullanması nedeniyle cezalandırılmaları istenemez. Dayanışma bir görevdir, suç değildir.”

    “Farklı suçlamalarla aynı suçtan iki kez düzenlenen aynı iddianame ne hukuka ne kanunlara ne de adalete uygundur. Ayrıca ‘hükümet istifa’ demek de suç değildir.”

    “TOPLUM VİCDANININ İTİRAZ SESİ, ŞİDDETLE KARŞILANDI”

    “Polis şiddeti ve iktidarın kışkırtıcı dili katalizör etkisi gördü. Toplum vicdanının itiraz sesi şiddetle karşılandı. Gençler öldü, gözlerini kaybedenler oldu. Kriminalize etmeye çalıştığınız Türkiye’nin en onurlu direnişi Gezi, bizim yarınımızdır”

    “İddianamede yer alan telefon konuşmalarımda ‘devrim yapacağız’ dediğim suçlama konusu yapılmış. Ben 68 kuşağındanım ve devrim sözünün ne kadar güzel olduğunu bilseydiniz siz de kullanırdınız.”

    Duruşma Mücella Yapıcı’nın savunmasıyla devam ediyor.

    2013 yılının mayıs ayı sonunda Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine karşı başlayan, Türkiye geneline yayılan ve milyonlarca insanın katıldığı Gezi eylemlerinin üzerinden 6 yıl geçtikten sonra açılan davanın ilk duruşmasına yarın da devam edilecek.

    SUÇLAMALAR

    Tüm kişiler hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen iddianamede, bazı şüphelilerin “mala zarar verme”, “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması”, “ibadethane ve mezarlıklara zarar verme”, “ateşli silahlar kanuna muhalefet”, “nitelikli yağma” ve “nitelikli yaralama” gibi iddialardan da değişen oranlarda hapisle cezalandırılması istendi.

    İddianamede, Gezi Parkı direnişi bir ‘kalkışma girişimi’ olarak tanımlandı.

    İddianamede şüphelilerin 2011 yılından itibaren Gezi direnişini yönlendirmeye başladığı öne sürülüyor. Yine Gezi direnişi ‘finansmanı ile koordinasyonun sağlanması hususundaki fiilleri’ iddianame konusu olarak yer aldı. İddianamede ‘şüphelilerin’ bu olayların tepe yönetiminde yer aldıkları ve bu kapsamda ülke genelinde meydana gelen ‘şiddet’ olaylarından sorumlu tutuldukları ifade edildi.

    Davada dönemin bakanlar kurulu üyeleri ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu 746 müşteki yer aldı.

    YARGILANANLAR
    657 sayfalık iddianamede şu 16 isim “şüpheli” olarak yer aldı:

    Osman Kavala
    Ali Hakan Altınay
    Ayşe Mücella Yapıcı
    Ayşe Pınar Alabora
    Can Dündar
    Çiğdem Mater Utku
    Gökçe Yılmaz
    Handan Meltem Arıkan
    Hanzade Hikmet Germiyanoğlu
    İnanç Ekmekci
    Memet Ali Alabora
    Mine Özerden
    Şerafettin Can Atalay
    Tayfun Kahraman
    Yiğit Aksakoğlu
    Yiğit Ali Ekmekçi

    Bu isimlerden Osman Kavala ile Yiğit Aksakoğlu tutuklu yargılanıyor.

    Memet Ali Alabora, Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan Hanzade ve Hikmet Germiyanoğlu hakkında ise yakalama kararı var.

    Kaynak: Evrensel

  • Gezi davası başladı

    Gezi davası başladı

    Gezi Direnişi’nden 6 yıl sonra aralarında Osman Kavala, Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve Memet Ali Alabora’nın da bulunduğu 16 sanık hakkında açılan dava bugün Silivri’de başladı.

    2013’teki Gezi Parkı olaylarına ilişkin aralarında iş insanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 2’si tutuklu 6’sı firari, 16 kişinin yargılandığı davanın duruşması İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Davanın duruşması Silivri Cezaevi kampüsü karşısında bulunan duruşma salonlarında görülüyor. Duruşma için içerisinde çok sayıda Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, insan hakları savunucuları, yabancı heyetler ve yüzlerce kişi sabahın erken saatlerinde Silivri Cezaevi önüne geldi. Duruşmayı izlemek için gelenler, arama noktalarından geçti. Yurttaşların cezaevi önüne gelişi devam ederken, yurttaşların bariyerlerde bekleyişi sürüyor.

    Yüzlerce avukat da, duruşma salonuna geldi. Avukatların geldiği duruşma salonuna izleyiciler de alınmaya başlandı. İzleyicilerin salona alınması ile duruşma başladı.

    Tutuksuz sanıkların yerini aldığı duruşma salonunda, her sanık için 3 avukat sınırlaması getirildi. Basın için de 5’i yabancı, toplamda 25 basın çalışanı alınacağı belirtildi.

    Duruşma yapılan kimlik tespitiyle başladı.

    DAVA HAKKINDA

    2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarıyla ilgili olarak soruşturma İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali Kahveci, tarafından başlatıldı. Soruşturma kapsamında iş insanı Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun da içerisinde bulunduğu 16 kişi hakkında iddianame hazırlandı. 657 sayfalık iddianame 4 Mart 2019’da İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    Sanıklardan Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala yaklaşık 20 aydır, Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu ise 7 aya yakın bir süredir tutuklu. Dosya kapsamında yargılananlar şunlar: Mimar Mücella Yapıcı, Pınar Öğün, Gazeteci-yazar Can Dündar, Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater, Açık Toplum Vakfı Türkiye Temsilcisi Gökçe Yılmaz, Yazar Handan Meltem Arıkan, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Koordinatörü Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay, Oyuncu Mehmet Ali Alabora, Sinemacı, yönetmen yardımcısı ve reklamcı Mine Özerden, Avukat Şerafettin Can Atalay, Eski TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi akademisyen Tayfun Kahraman, Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Terakki Vakfı Okulları Yönetim Kurulu Üyesi Yiğit Ali Emekçi ve İnanç Ekmekçi.

    YAKALAMA KARARI BULUNUYOR 

    Sanıklar Can Dündar, Pınar Öğün, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve Memet Ali Alabora hakkında yakalama kararı bulunuyor.

    16 isim için “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” ve “Gezi olaylarını finanse etmek” suçlamalarıyla, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanıyor.

    Dava kapsamında, Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu halen tutuklu. Bugün ilk kez hakim karşısına çıkacak olan Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alınmıştı. Yiğit Aksakoğlu ise aynı soruşturma kapsamında sivil toplum aktivistlerine yönelik 16 Kasım 2018’de yapılan operasyonun ardından cezaevine gönderilmişti.

    657 sayfalık Gezi iddianamesinde 746 müşteki yer alıyor. Müştekiler arasında Cumhuraşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 61. hükümetin bakanları da bulunuyor. Davada 16 sanığın çeşitli suçlardan ayrı ayrı 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapisleri de isteniyor. (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu TV10’un yöneticilerinin duruşması bugün de devam ediyor

    Tutuklu TV10’un yöneticilerinin duruşması bugün de devam ediyor

    PİRHA- Silivri Cezaevi’nde 16 aydır tutuklu bulunan Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç’in dün başlayan duruşmaları bugün de devam ediyor. 

    Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç’in de aralarında olduğu 6’sı tutuklu 43 kişinin yargılandığı davanın duruşması ikinci gününde devam ediyor.

    İstanbul Silivri Cezaevi Kampüsü 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmanın dünkü bölümünde TV10 yöneticileri Veli Haydar Güleç ve Veli Büyükşahin ile beraber tutuklu sanıkların savunmaları alınmıştı.

    Bugünkü ikinci duruşmada ise tutuksuz yargılanan sanıkların savunmaları alındı. Ardından ise avukatların savunma yapmasına geçildi. Savcı mütalaa verdi.

    Duruşmayı izlemek için tutuklu yakınları, eski TV10 çalışanları, HDP Muş Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Alevi Kültür Derneleri Genel Başkanı Doğan Demir, Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Pir sultan Abdal Kültür Derneği Beyoğlu Şube Başkanı Erdal Baba ve pek çok Alevi kurum temsilcisi Silivri Cezaevi Kampusü 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hazır bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • TV10 yöneticileri Büyükşahin ve Güleç’ten savunma: Biz neden cezaevindeyiz?

    TV10 yöneticileri Büyükşahin ve Güleç’ten savunma: Biz neden cezaevindeyiz?

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç’in, tutuklandıktan sonra tam 16 ay sonra ilk duruşmaları bugün görüldü. Büyükşahin ve Güleç, haklarında hazırlanan iddianamenin gerçekleri yansıtmadığını belirterek, haksızca cezaevinde tutulduklarını vurguladılar. 

    Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç’in de aralarında olduğu 6’sı tutuklu 43 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul Silivri Cezaevi Kampüsü  22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Tam 16 ay sonra geçtiğimiz haftalarda haklarındaki iddianameleri hazırlanan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç, Halis Kanderli, Selahattin Yılmaz, Berkin Oruç ile tutuksuz sanıklar duruşmada hazır bulundu. Cezaevlerindeki tecrit koşullarına karşı açlık grevinde olan tutuklu Semra Demir ise duruşmaya katılmadı.

    Duruşmaya eski ve mevcut Alevi kurum temsilcilerinden Celal Fırat, Onur Şahin, Zeynal Odabaş, Bülent Felekoğlu, Servet Demir, İmam Balsever, Nergiz Güzel, Sümbül Beltir ile birlikte çok sayıda Alevi temsilci, Alevi yurttaşlar, HDP Milletvekili Kemal Bülbül, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş, HDP Parti Meclisi üyesi Nesimi Aday, eski TV10 çalışanları, tutukluların yakınları, avukatlar katıldı.

    Duruşma, sanıkların tespitinin ardından iddianamenin okunmasıyla başladı. Ardından da tutuklu sanıklar savunmalarını yaptılar. Sanıklar, savunmalarında iddianamedeki suçlamaları reddederek, yaptıkları faaliyetlerinin tümünün yasal olduğuna işaret ettiler.

    İddianamede sanıklara yönelik, “KCK yapılanması, siyaset akademisi, silahlı terör örgütüne üye olmak, sosyal medya paylaşımları, ortam dinlemeleri, tape kayıtları, basın açıklamaları, tecridi konu edinmeleri, Kürtçe defterler, Sebahat Tuncel’in olduğu bir eyleme katılmak, DTK üyesi olmak, yazılı dokümanlar, örgütsel kitap dergi bulundurmak” gibi suçlamalar yöneltildi.

    İddianamenin okunmasının ardından sanıklara savunma hakkı verildi.

    “İDDİANAMEYİ HAZIRLAYAN HAKİM FETÖ DAVASINDAN YARGILANIYOR”

    Selda Demir’in avukatı, delillerin yüzde 90’ının hukuksuz olduğunu söyleyerek, “Burada bulunanlar HDP’de siyaset yapılarlar. Hukuka aykırı dinleme yapılmıştır. Bu delillerin dosyadan çıkarılmasını ve duruşmaların Çağlayan Adliyesi’nde devam edilmesini talep ediyoruz.” dedi.

    Avukat Seyit Demir de, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle alınan delillerin suç olarak kabul edilemeyeceğini söyledi. Demir, ortam sesi dinlemesi ile Veli Büyükşahin’i ve Veli Haydar Güleç’i yargılayan hakim Ferhat Sarıkaya’nın FETÖ davasında yargılandığına dikkat çekti.

    “HİÇBİRİ SUÇ TEŞKİL ETMİYOR, YASALDIR”

    Konuşmaların ardından tutuklu sanıkların savunmalarına geçildi.

    İlk savunmayı Ergin Oruç yaptı. Oruç, “HDP’de üye ve yönetici olarak görev aldım. Bu anayasal bir haktır. İddianamede gerekçe gösterilecek hiçbir şey yoktur. Tapeler üzerinden yapılan suçlamaları kabul etmiyorum. İddianamede siyasi partinin yasal çalışmaları ve görüşmeleri üzerinden suçlanıyorum. Bunların hiçbiri suç teşkil etmemektedir. Çözüm sürecinde yaptığım paylaşımlara gelince, o günkü durumun bana yansıması kadar doğal bir durum yoktur. Tutukluğumda mağdur oldum. Ailem üzerinde psikolojik etkileri oldu. Tahliye talebinde bulunuyorum” dedi.

    Halis Kanterci de, hakkındaki iddiaların doğru olmadığını söyledi. Kanterci, “Herhangi bir yasadışı faaliyetim söz konusu değil. Tapelerdeki konuşmalar yasal partideki arkadaşlarımladır” dedi. Kanterci, 7 yıl önceki Taksim’de yapılan basın açıklamasına katıldığını söyledi. Kanterci, “Basın açıklamasına polis müdahalesi olduğundan dağılıyorduk. Siyasi parti olarak basın açıklaması yapıyorduk. Newroza katıldık. İzinsiz gittik fakat kimseyi yönlendirmedik” ifadelerini kullandı.

    “İDDİANAMEYE ALEVİ DEDESİ DİYE YAZILMIŞ, BU AYRIMCILIKTIR”

    Kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ise siyaset akademilerine ilişkin suçlamalara değindi:

    Büyükşahin, “Partilerin tüzükleri olur. Bu kurumlarda kendi amaçları doğrultusunda toplantılar yapılır. 90’lı yıllardan beri siyasetin içindeyim. Her parti eğitim faaliyetlerinde bulunur. Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) de o dönem siyaset akademisi için İçişleri Bakanlığı tarafından da yasal olarak izin alınmıştır. Tapeleri doğru bile kabul etseler organizasyonu yapanlar parti yöneticileridir. Bunun mahkeme konusu olması ciddi bir haksızlık ve mağduriyettir. Bunları doğru kabul etsek bile telefon ve ortam dinlemelerinde BDP’nin program tüzüğü anlatılıyor. Ben de parti meclis üyesiydim ve ben de eğitim akademisinde demokrasi, çoğulculuk ve laiklik üzerinden sunum yaptım. Bu neden suç olsun. DTK toplantısına katıldığıma dair bir şey var. İktidar da olanların dahi katıldığı toplantılardı bunlar. Ben niye yargılanıyorum. Eğer suçsa aradan 7 yıl geçti neden beklendi bu kadar. Benim ne yapmamı bekliyordu. Dosya biraz daha kabarsın diye mi beklettiler. Burada iddia makamı açısından iyi niyet beklemiyordum. Daha önce de Adıyaman’da vekil adayı oldum. Destek istedim halktan. Fakat yaptığım görüşmelerim, birilerinin beni desteklemesi örgütsel doküman olarak değerlendiriliyor.

    Ayrıca Alevi bir yurttaşım. İddianameye de Alevi dedesi yazılmış. Bu mezhepçiliktir, ayrımcılıktır. Aleviler yıllarca baskı yaşamış bir halk. Ve benim için bunun yazılmasında iyi niyet aramıyorum.

    Avukat Cengiz Çiçek’in görüşmesinde, ‘Veli Büyükşahin’in Alevi dedesi olduğu Adıyaman’da yoğun oy aldığı, Adıyaman’da sevildiği’ açıklamaları iddianameye girmişti. Büyükşahin bu soruya şöyle cevap verdi:

    “Fezlekede böyle yazıyorlar. Devlet benim Alevi dedesi olduğumu biliyor da neden 9 gün kaldığım gözaltında 2 gün boyunca İstanbul emniyetinde IŞİD’li ile aynı hücrede kaldım? Aleviyim diye beni oraya koydu. Dosyaya bu şekilde yansıtmak suçtur. Benim hakkımda konuşan 3. kişiler beni bağlamaz. Örgütsel doküman olarak geçen, 2012 yılındaki BDP Merkezi Genel Kurulu dönemindeki liste. Bu, partinin 2012-2013 yıllarındaki yasal çalışmaları, telefon görüşmeleridir.”

    “CEZAEVİNDE NEDEN YATTIĞIMI BİLMİYORUM”

    TV10 programcısı Veli Haydar Güleç de, “Cezaevinde neden yattığımı bilmiyorum. Dosyada gizlilik kararı var. Emniyette gözaltında 9 gün kaldım. İfade almayacağız sadece sohbet edeceğiz dediler. Bu çok ilginç bir durum” dedi.

    Güleç savunmasını şöyle sürdürdü:

    “Siyaset Akademisi 7 yıl önce yaşanmış bir olaydır. Siyasetçinin görevi çözüm üretmektir. Hepimizin hayatı ile ilgili kararı siyaset alır. Siyasete girmek cesaret gerektirir. 90’lı yıllarda muhalefet baskı altındaydı. HEP, DEP, HADEP’in aktivistleri, yöneticileri öldürüldüler. Ülkeyi yönetenler vatandaşlardan çözüm üretimi sevmezler. Suya sabuna karışmayan bir siyaset istiyorlar. Biz de böyle olsaydık şu an cezaevinde olmazdık. 28 şubat gibi muhtıralar eksik olmadı. Kürt sorunu, Alevi sorunu, sağlık sorunları görmezden gelindi. Suni sorunlar yaratıldı. İnancımız devlet tarafından değil Aleviler tarafından belirlensin. Bizden toplanan vergilerle Sünni İslam vergileri toplanıyor. Bu ülkenin başbakanı Alevilere değer veriyorsa fedakarlık yapmalı. Biz bu ülkede başta emekçiler olmak üzere insanca yaşam istiyoruz. Vicdanım, aklım duyarsız kalmaz; ben insanım. FETÖ operasyonu hukukun itibarsızlaştığını gösterdi. Mahkemeler vatandaşların adalet aradığı yerdir. Fakat hukuka güven yok. Demokratik yerlerde böyle ifadelerle insanlar tutuklanamaz. FETÖ’nün hedefi Kürtler ve Aleviler. Alevilere sapkın, Kürtlere ise ‘ocaklarına ateş düşsün’ diyen zihniyet. Aradan 7 yıl geçmiş. 7 yılda darbe sonrası OHAL ilan edilmiş. Hürriyetler rafa kaldırılmış. O gün suç olmayan bugün suç olmuş. Bu bir intikamdır, bu bir Kurtla kuzu hikayesidir. Ortada sizi suçlayacak bir şey olmayınca. Ben duyarlı bir vatandaşım ve kendimi sorumlu hissettiğim için siyasetle uğraşıyorum. Bugün sanık sandalyesinde oturmamda siyasetle uğraşmamdandır. Ben suçlu değilim. Yaşam hakkını savunuyorum ve özgür bir ülke istiyorum. Kürtler, Kürt sorunu Cumhuriyet kurulduğundan beri yaşamıştır. Bu sorunların çözümü için uğraştım. Devlet sorunun sonuçlarıyla uğraşmıyor. Aleviyim, ailem Dersim Katliamı’nın tanığı ve sürgünlerindedir. Onlardan öğrendik yaşanmışlığı. Bu yüzden siyasetteki amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemektir. Alevilerin ibadetleri yasaklandı. Pirlerimiz hakaretlere uğradı. Ne istiyor Aleviler? İnanç statüsü. Bu temel insan hakkıdır.  Zorunlu din derslerine hayır diyoruz. Bu ülkenin başbakanı Almanya’da asimilasyon insanlık suçudur, dedi. Evet biz de katılıyoruz. Asimilasyon insanlık suçudur.

    “KIZIMA ANADİLİNİ ÖĞRETMEMİN ÖNÜNÜ KESTİNİZ”

    ATK (Adli Tıp Kurumu) dosyayı 2 kez savcıya gönderdi. Zaman kaybını düşünebiliyor musunuz? Savcı kasıtlı davrandı. O kadar ciddiyetsizlik olamaz. Hayatımız bu kadar mı ucuz? 7 yıl içerisinde hayatımı etkileyen çok şey oldu. Kızım oldu ve onu büyütmek en büyük hedefimdi. Benim bu süre zarfında kızıma anadilini öğretmemin önünü kestiniz. 7 yıl öncekiler suç teşkil etseydi o zaman karşımıza çıkardı. Meşru eylemlere katıldım. Cumartesi anneleri eylemine katıldım. Onlar bu ülkenin vicdanıdır. Bunlara katılmak suçsa bu suça ortağım. Ben barışı savunan bir insanım. Savaş yıkım, gözyaşıdır. İktidarın yönettiği kötülüğün bedelini bu ülkenin muhalifleri ödüyor. Sanki darbeyi muhalefet yapıyormuş gibi.

    Tüzük bir iç hukuktur. Parti çalışanı da bunu öğrenmek zorundadır. Belirtilen hiçbir iddianın dayanağı yoktur. Suç üretme vardır. Yasal bir siyasi parti illegal gösterilmeye çalışılıyor.”

    Güleç’in savunmasının ardından bugünkü duruşma sona erdirildi. Duruşma yarın (18 Nisan) devam edecek. Yarın da tutuksuz sanıklar ile avukatlar savunma yapacaklar.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DEDEF üyelerinden açıklama: Hukuk pervasızlığına son verin!

    DEDEF üyelerinden açıklama: Hukuk pervasızlığına son verin!

    PİRHA – DEDEF ve tutuklu aileleri, Silivri 2 No’lu Hapishanesi’nde bulunan DEDEF üyelerinin fiziki ve psikolojik baskıya uğradıklarını ifade ederek basın açıklaması yaptı. Açlık grevinde olanların taleplerine de biran önce kulak verilmesi gerektiğine vurgu yapıldı. 

    DEDEF ve tutuklu aileleri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) üyelerinin de içinde bulunduğu Silivri 2 No’lu Hapishanesi’ndeki tutuklulara yönelik hak gaspı, keyfi uygulamalar ve fiziki saldırı iddialarına ilişkin İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya ailelerin yanı sıra kitle örgütleri de destek verdi. DEDEF yöneticisi Ali Rıza Bilir’in okudu basın açıklamasında şu konulara değinildi:

    “FİZİKİ SALDIRILAR YOĞUNLAŞARAK DEVAM EDİYOR”

    “Ülkemiz hapishanelerinde yaşanan hak gaspları, keyfi uygulama ve fiziki saldırılar maalesef son süreçlerde de yoğunlaşarak devam etmektedir. Hapishanelerde uygulanan tecrit ve insanlık dışı uygulamalar, özellikle bu saldırılara direnme hakkıyla karşı koyan tutuklular ve onlara destek olan tutuklu aileleri ile duyarlı kamuoyu üzerindeki faşist baskılar artarak devam etmektedir. Hapishanelerde tutuklulara çeşitli insanlık dışı uygulamalar yapılmaktadır. Birçok hapishanede bu saldırılara ve tecride karşı, tutsaklar süreli-süresiz açlık grevleri, ölüm oruçları ile direnişlerini sürdürmektedir. Tutukluların bu faşizm karşısında başlatmış olduğu ölüm oruçları artık ölüm sınırına dayanmıştır. Acilen tutsaklara kulak verilmeli, tutsaklar üzerindeki tecridin ve baskıların kaldırılarak, istenmeyen ölümlerin önüne geçilmelidir.”

    Bilir, Silivri 2 No’lu Kapalı Hapishanesi’nde yoğun hak ihlallerinin yaşandığına dikkat çekerek şöyle devam etti:

    “Evleri basılarak gözaltına alınan ve akabinde yeri yurdu, işi gücü ortada iken haksız ve hukuksuz bir biçimde tutuklanan Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) üyelerimizin haklarında iddia edilen suçlamalar, halkın demokratik hakları kapsamında değerlendirilen etkinlikler olmasına rağmen, tüm bunlar suç olarak tasnif edilmiş ve adli kontrol gibi uygulamalar ile tutuksuz yargılanmaları mümkün iken hukuksuzca tutuklanarak özgürlükleri elinden alınmıştır.”

    “EVLATLARIMIZIN BAŞINA NE GELECEK KAYGISI İÇİNDEYİZ”

    Ali Rıza Bilir, gardiyanlar arasında oluşturulan özel ekiplerin, tutuklulara işkence yaptığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Tutuklu arkadaşlarımızın müzik aletlerine el konulması, telefon vb. haklarını kullanmak üzere getirilirken ve götürülürken başlayan sözlü tacizler artık saldırı boyutuna ulaşmıştır. Gardiyanlar arasında oluşturulan özel ekiplerin tutuklulara yönelik adeta çetevari saldırıları hukuk ve insanlık onuru adına gelinen son noktayı özetlemektedir. Bizler Dersim Dernekleri Federasyonu(DEDEF) ve tutuklu üyelerimizin aileleri olarak Silivri 2. Nolu kapalı Hapishanesinde yapılan hak gaspları ile tutuklular üzerindeki tüm baskıların son bulması için yetkili mercilerin artık harekete geçerek sorumlu davranmasını, medya başta olmak üzere tüm toplum ve STK’ları duyarlı olmaya çağırıyoruz. Evlatlarımızın hapishanede hangi saat, hangi gün başına neler geldiği kaygısıyla sürekli çocuklarımız merak ediyor, öyle ki saldırılara maruz kalmışlar mıdır diye telefon ve görüş gününe dahi bin bir çeşit endişeyle katılıyoruz. Silivri hapishanesinde özellikle gardiyanlar arasında oluşturulan özel saldırı ekiplerinin sorgulanmasını talep ediyoruz. Darp edilen üyelerimizin ile tüm tutukluların baskılardan kaynaklı artık haklarını kullanmaz hale geldiğini ve arkadaşlarımızın darp edildiği için arkadaşlarımızın sağlık raporu alıp suç duyurusunda bulunmasına rağmen saldırıların artarak devam ettiğini kamuoyuna duyurmak istiyoruz.”

    “AÇLIK GREVİNDE OLANLARIN TALEPLERİNE KULAK VERİLMELİ”

    Bilir, açlık grevi eyleminin 161’nci gününde olan milletvekili Leyla Güven’in yanında olduklarını da belirterek, “başta Leyla Güven olmak üzere açlık grevlerine devam eden tutsakların taleplerine bir an önce kulak verilmelidir” dedi.

    Basın açıklamasının okunması ardından, tutuklu yakınlarından Erhan Demir söz alarak şunları söyledi:

    “Tutuklu arkadaşlarımızın müzik aletlerine el konulması, telefon vb. haklarını kullanmak üzere getirilirken ve götürülürken başlayan sözlü tacizler artık saldırı boyutuna ulaşmıştır. Gardiyanlar arasında oluşturulan özel ekiplerin tutuklulara yönelik adeta çetevari saldırıları hukuk ve insanlık onuru adına gelinen son noktayı özetlemektedir. Öyle ki saldırılara maruz kalmışlar mıdır diye telefon ve görüş gününe dahi bin bir çeşit endişeyle katılıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEDEF cezaevindeki hak gaspları için 17 Nisan’da açıklama yapacak

    DEDEF cezaevindeki hak gaspları için 17 Nisan’da açıklama yapacak

    PİRHA- Dersim Dernekleri Federsyonu (DEDEF) 17 Nisan Çarşamba günü İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapacağı açıklamayla tutukluların maruz kaldığı baskılara dikkat çekecek. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), 17 Nisan Çarşamba günü saat 12.30’da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde ‘Tutsaklarımıza ses olmaya çağırıyoruz’ sloganı ile tutukluların durumuna dikkat çekmek için basın açıklaması yapacak. DEDEF, tüm baskıların son bulması için basın açıklamasına çağrıda bulundu.

    DEDEF’in hazırladığı çağrı metninde şu ifadelere yer verildi:

    Dersim Dernekleri Federasyonu üyelerininde içinde bulunduğu Silivri 2 No’lu Cezaevinde tutuklulara yönelik yapılan hak gaspı, keyfi uygulama ve fiziki saldırılar artarak devam etmektedir. Tutuklu arkadaşlarımızın müzik aletlerine el konulması, telefon vb haklarını kullanmak üzere getirilirken ve götürülürken başlayan sözlü tacizler artık saldırı boyutunu aşmıştır.” (HABER MERKEZİ)

  • Kale Kayış İşçileri: Sendikasız çalışmak ölüm demek

    Kale Kayış İşçileri: Sendikasız çalışmak ölüm demek

    İş bırakma eyleminde olan Kale Kayış İşçileri, iş sağlığı ve güvenliği şartları düzelene, sendikanın varlığı kabul edilene kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

    İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması ve sendikalı olarak çalışmak talebiyle 3 Mart günü iş bırakan Petrol İş Sendikası Trakya Şubesi üyesi Kale Kayış işçileri iş bırakma eyleminin 32. gününde Silivri sahilde ailelerinin de katılımıyla kitlesel bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Basın açıklamasına DİSK’e bağlı Enerji Sen, Dev Yapı İş, Sine Sen, Genel İş, Gıda İş, Emekli Sen, İnşaat İş Sendikaları, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ve aralarında Mücadele Birliği Platformu’nun olduğu devrimci örgütler, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri katıldı.

    Eylem boyunca “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Kale Kayış işçisi yalnız değildir”, “yaşasın işçilerin mücadele birliği”, “Kale’ye sendika girecek başka yolu yok”, “işçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “dünya emeğin olacak”, “Kale Kayış işçisi kazanacak” sloganları atıldı.

    Petrol İş Sendikası Trakya Şube Başkanı Ercan Yavuz Silivri’de 400 civarında fabrika olduğunu ve hiçbirinde sendikal örgütlenme olmadığını belirterek, işçilerin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini, iş kazalarında sakatlandıklarını, iş göremez duruma geldiklerini aktardı. Kale Kayış’ta da 3 iş cinayeti yaşandığını, işçilerin İSİG önlemleri alınmadığı için yaralandıklarını, çalışamaz duruma geldiklerini belirten Yavuz, İSİG önlemleri talebiyle iş bırakan Kale Kayış İşçilerinin mücadelesinin çok önemli olduğunu söyledi.

    “ŞARTLAR DÜZELENE VE SENDİKANIN VARLIĞI KABUL EDİLENE KADAR DEVAM EDECEĞİZ”

    Petrol İş Sendikası Genel Mali Sekreteri Turgut Düşova, “Bizlerin tek derdi onurumuzla ve alın terimizle çalışıp, evimize bir parça ekmek götürmektir” dedi. Kale Kayış’ta işçi sağlığı ve iş güvenliği şartları düzelene kadar ve sendikanın varlığı kabul edilene kadar, bu eylemi sürdürmekte kararlı olduklarını söyledi.

    Düşova, Kale Kayış İşçilerinin İSİG Mücadelesi verdiğini ve sendikalı olarak işlerine dönmelerinin Silivri çevresindeki işçiler ve sınıf mücadelesi açısından da önemli olduğunu, sendika olarak mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.

    “SENDİKASIZ ÇALIŞMAK ÖLÜM DEMEK”

    Turgut Düşova’nın ardından İstanbul İSİG Meclisi adına konuşan Murat Çakır, Mart ayında 108 işçinin, iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirterek “108 işçinin hepsi sendikasızdı. Yani sendikasız çalışmak, ölüm demek. Binlerce yaralanma, binlerce meslek hastalığı demek ve bugün Kale Kayış işçileri çalışırken ölmemek için, yaralanmamak için, meslek hastası olmamak için Petrol İş Sendikası’nda örgütlendiler. Çünkü Kale Kayış fabrikasının çalışma şartları işçileri hasta ediyor, yaralıyor, bugüne kadar 3 arkadaşımız iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Hiçbir yasal mevzuata uyulmuyor” dedi.

    İşçiler ve desteğe gelenler bir süre daha sloganlar atarak eylemi sonlandırdı.

  • Tutuklu TV10 yöneticisi Büyükşahin’den Alevi kurum başkanlarına çağrı

    Tutuklu TV10 yöneticisi Büyükşahin’den Alevi kurum başkanlarına çağrı

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı ve Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Alevi kurum başkanlarına mektup gönderdi. Mektubunda Alevilere yönelik ayrımcı uygulamalardan bahseden Büyükşahin, Alevi kurum başkanlarına cezaevinde inançlarından dolayı yaşadıkları hak ihlallerini gündemde tutmalarını ve kamuoyu yaratmalarını istedi. 

    Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç ile Kameraman Kemal Demir cezaevinde inançlarını sürdürebilmek için bir Alevi dedesi ile görüşme talebinde bulunmuşlardı. Ancak Alevi tutukluların bu talepleri reddedildi. Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Büyükşahin, Alevi tutukluların dede taleplerinin karşılanması istemiyle de Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na bir dilekçe gönderdi.

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı ve Üryan Xızır Ocağı evlatlarından Veli Büyükşahin şimdi de konuya ilişkin Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Hüseyin Güzelgül, Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Remzi Akbulut, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı (PSAKD) Gani Kaplan, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Doğan Demir ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Musa Kullu ve Selda Güneş’e birer mektup gönderdi.

    “DOSYAMIZ FETÖ’CÜLER TARAFINDAN HAZIRLANMIŞ”

    Mektubunda dosyalarının hala sürüncemede olduğuna ve iddianamelerinin bir yıl geçmesine rağmen hala hazırlanmadığına değinen Büyükşahin, “Dosyamız mahkemeye gidip geliyor ama bir türlü yargının karşısına çıkamıyoruz. Dosyamız FETÖ’cüler tarafından hazırlanmış. İçeriği de demokrasi, çoğulculuk, laiklik gibi konularda benim yaptığım bir sunum. Buradan bir şeyler çıkarmaya çalışıyorlar o yüzden de gecikiyor.” dedi.

    ALEVİ PİR’İ İLE GÖRÜŞME TALEBİ

    “Gözaltında IŞİD’lilerle bir arada tutulmamız, dosyamızda Alevi olduğumuzun özel olarak yazılması bir yana ayrıca hapishanede yaşadıklarımız var.” diyen Büyükşahin, hapishanedeki ayrımcı, mezhepçi tutumları da şöyle anlattı:
    “Her Alevinin yapması gerektiği gibi biz de burada Hızır ve 12 İmam Orucu tuttuk. Sünni inancına sahip olanlara yapıldığı gibi bize de gerekli kolaylıkların sağlanacağını düşündük. Ama öyle olmadı. İhtiyaç ve taleplerimiz karşılanmadı. Sözlü ve yazılı olarak gerek cezaevi idaresi gerekse Adalet Bakanlığı’na yaptığımız başvurularda bir sonuç alamadım. Esas talebim inancım gereği bir Alevi Piri ile görüşme isteğimdi. Fakat resmi olmadığı gerekçesiyle isteğimiz karşılanmadı. Bakanlığa dilekçelerde ‘bu yasal hakkımın neden karşılanmadığını’ yazılı olarak yanıtlanmasını istedim. Verecek cevapları. Yok saymaya görmezlikten gelmeye devam ediyorlar ama kurumun resmi vaiz imamları varmış. Onlarla istediğimiz de görüşebilir hatta cuma namazı için gidip arkasında namaz kılabilirsiniz. Hristiyan iseniz Papaz ile de görüş de görüşebilirsiniz’ denildi.”

    TBMM İNSAN HAKLARI KOMİSYONU’NA BAŞVURDU

    Büyükşahin, bu sorunu sürekli gündeme getirmekteki nedeninin farkındalık yaratmak ve ayrımcı mezhepçi uygulamaları teşhir edip ‘Alevilik haktır Alevilik vardır’ı göstermek olduğunu söyledi.

    En son geçtiğimiz hafta önce konu ile ilgili Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe ile başvurduğunu dile getiren Büyükşahin, “Kanunun araştırılmasını ve sorunun giderilmesini talep ettim. Önümüzdeki günlerde bu konuya ilişkin bir dava açma hazırlığımız da devam ediyor.” dedi.

    Türkiye’nin dahil olduğu uluslararası hukuk altına imza attığı sözleşmelerin ihlal edildiğini söyleyen Büyükşahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hapishanelerde binlerce Alevi yurttaş ya baskıdan dolayı sessiz kaldı ya bu haklarını bilmiyorlar ya da bu konudaki talepleri keyfi gerekçelerle sürüncemede bırakılarak cevapsız kalıyor. Böylece Aleviler kendisini yalnız hissediyor ve bu haklarını kullanamıyorlar. Bu durum aslında hiç bitmeyen asimilasyonun ve cezalandırmanın bir başka biçimi oluyor.”

    ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI

    Tüm bu baskıcı uygulamalara karşı Alevi kurumlarına çağrı yapan Büyükşahin, hapishanelerle ilgili hak ihlallerini gündemde tutmalarını istedi.

    Büyükşahin Alevi kurumlarında bu noktada destek beklediğini şu sözlerle ifade etti:

    “Sizlerden ve Alevi kurumlarımızdan kendim için özel bir talebim yok. Ancak bu konuyla ilgili cezaevi idaresi, Adalet Bakanlığı ve meclis insan hakları komisyonu’na yaptığım başvuruları izlemenizi, onlarla iletişime geçmenizi ve kamuoyu oluşturma noktasında desteğinizi istiyorum. Yine önümüzdeki zamanda konu ile ilgili bir dava açma hazırlığımız var. Dava sürecinde hukuki yardımın yanında sahiplenilmesini bekliyorum.

    Hapishaneler ile ilgili hak ihlallerini gündeminize alabilirsiniz. Buradan kazanımla çıkma şansımız var. Zor sıkıntılı zamanlardan geçiyoruz. Ama bunun da bir sonu var. Bu zamanlarda attığımız adımların halkımızın ve tarihin belleğinde yer edeceğine hiç kuşku yok. Çabalarınız, hizmetleriniz ve duyarlılığınız için şimdiden hak razı olsun diyorum.”

    NE OLMUŞTU?

    Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) siyaset akademilerine yönelik 2014 yılında başlatılan soruşturma kapsamında 15 kişi ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla 18 Ocak 2018’de tutuklanmıştı. Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 Yayın Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç de bahsi geçen soruşturma kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilmişti.

    Tutuklanmalarına gerekçe ise sosyal medya paylaşımlarıydı. Ancak aradan geçen 1 yıla rağmen savcılık halen iddianameyi hazırlamış değil. Haksız tutukluluğun son bulması için defalarca yapılan başvurular da sonuçsuz kaldı.
    Öte yandan TV10’un kameramanı Kemal Demir ise 1 Aralık 2017’den beri tutuklu. Demir’in yargılandığı davanın ilk duruşması Temmuz 2018’de görülmüş, davaya bakan hakim yetkisizlik kararı vererek dosyayı Mersin’e göndermişti.
    Televizyon emekçilerinin derhal serbest bırakılması talebiyle aylardır kimi eylemler de düzenleniyor.

    TV10 çalışanları ve gazeteciler, Nisan 2018’e kadar, 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda televizyonlarının açılması ve tutukluların serbest bırakılması için eylemler düzenlemişti. Yine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği öncülüğünde, Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç, Kemal Demir ve PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Zeynep Yıldırım’ın serbest bırakılması için 26 Aralık’ta Silivri Cezaevi önünde tüm engellemelere rağmen basın açıklaması yapıldı. (HABER MERKEZİ)

     

  • CHP’li Eren Erdem’in cezaevinde ‘Alevi dedesi’ ile görüşme talebi reddedildi!

    CHP’li Eren Erdem’in cezaevinde ‘Alevi dedesi’ ile görüşme talebi reddedildi!

    PİRHA- Silivri cezaevinde tutuklu bulunan CHP’li Eren Erdem’in, cezaevinde din görevlisi ile görüşme hakkı kapsamında istediği ‘Alevi dedesi ile görüşme’ talebinin, cezaevi yönetimi tarafından reddedildiği öğrenildi.

    Silivri cezaevinde tutuklu bulunan CHP PM üyesi, eski İstanbul vekili Eren Erdem’in tecrit koşulları devam ediyor. Ailesi dışında kimse ile görüşmesine izin verilmeyen CHP’li Erdem’le görüşmek isteyen milletvekillerinin talepleri de geri çevriliyor.

    ALEVİ DEDESİ İLE GÖRÜŞME TALEBİ DE REDDEDİLDİ!

    Eren Erdem’in cezaevindeki durumu ile ilgili bilgi veren Av. Onur Cingil, CHP’li Erdem’in bir din görevlisi ile görüşme hakkı kapsamında, Alevi olması nedeniyle talep ettiği ‘Alevi dedesi ile görüşme’ isteğinin de reddedildiğini açıkladı.

    Çağdaş Ses’e açıklamalarda bulunan Av. Cingil; tutukluların her hafta din görevlileri görüşme hakları bulunduğunu belirterek; “Bu hak doğrultusunda Alevi inancına sahip olan müvekkilim ‘Alevi dedesi’ görüşmek istediğini dilekçe ile bildiriyor. Ancak cezaevi yönetimi bu talebin karşılanamayacağını bildirerek, isteği reddediyor ve sadece imam gönderebileceklerini söylüyorlar” dedi.

    “İNSAN HAKLARI İHLALİ”

    Konunun bir insan hakları ihlali olduğunu söyleyen Av. Cingil; “Bu hak, her inançtan kişilerin tutuklu ya da hükümlü olma ihtimali dahilinde verilmesi gereken bir hak. Türkiye’de birçok mezhebe mensup insan var. Milyonlarca Alevi vatandaşımız olduğu da biliniyor. Bu noktada aynı sorunu yaşayan belki binlerce tutuklu veya hükümlü var. Dolayısıyla bu talebin karşılanmıyor olması hem bir insan hakları ihlali hem de ‘insan’ olmaya da aykırı bir durum” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER İLE İLGİLİ VAATLER HAVADA KALMIŞ”

    24 Haziran seçimleri öncesi hükümetin Alevilerle ilgili vaatleri olduğunu hatırlatan Av. Onur Cingil; “Anlaşılan o ki Cem Evleri’ne hukuki statü getireceğinin açıklayan hükümetin vaatleri havada kalmış. Hukuki statüyü bırakın, bir tutuklunun bir Alevi dedesi ile görüşmesi dahi engelleniyor. Bu kabul edilemez” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yüzde 90 oy veriyoruz ancak bir Alevi yönetici bile yok’

    ‘Yüzde 90 oy veriyoruz ancak bir Alevi yönetici bile yok’

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Silivri Şubesi’nin eski Başkanı Abdullah Kaya, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar’a tepki gösterdi. Kaya, belediye başkanı Işıklar’ın söz verdiği halde cemevi yapmadığını belirterek, Alevilerin kandırıldığını savundu.  

    supersilivri.com’a  konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Silivri Şubesi’nin eski Başkanı Abdullah Kaya, belediye başkanı Işıklar’ın cemevi sözü verdiğini ancak yapmadığını belirterek, “8 sene olmuş, sen Aleviler’i kandırmışsın. Cemevini bitireceğim demişsin, burası benim namus borcum demişsin, yalan söylemişsin. Ama halen bizim bazı Alevi arkadaşlarımız Özcan Işıklar’ın yanından ayrılmıyor” ifadelerini kullanıyor.

    CHP Silivri İlçe Örgütü’nde bir Alevi yönetici olmadığına dikkat çeken Kaya, “16 yönetici var ancak bir Alevi arkadaşımız yok yönetimde. Suç Özcan Işıklar’ın mı? Değil… Suç bizim, yani Aleviler’in… Belediyede bir Alevi başkan yardımcısı, bir Alevi müdür yok, bir tane şefimiz yok.. Yüzde 90 oy veriyoruz ama belediyede de yokuz. Çok ilginç bir durum…” diyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Silivri Şubesi’nin eski Başkanı Abdullah Kaya, Ali Şahna adlı bir işadamının Silivri’de cemevi yaptığını belirterek, kendisine teşekkür etti.

     

    (HABER MERKEZİ)

  • TGS’den cezaevindeki tutuklu gazetecilere ziyaret

    TGS’den cezaevindeki tutuklu gazetecilere ziyaret

    PİRHA – Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve Genel Mali Sekreteri Can Uğur cezaevindeki gazetecileri ziyaret etti. Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Gökmen Ulu ile Silivri Cezaevi’nde görüşen TGS yöneticileri, tutuklu gazetecilere basın özgürlüğü için mücadeleyi daha da büyüteceklerini söyledi.

    Tutuklu gazeteciler ile cezaevindeki koşulları, davaları ve iddianameleri hakkında açıklama yapan TGS yöneticileri, bu zor günlerin dayanışmayla aşılacağını ifade etti.

    “SENDİKALAR KAMUOYU OLUŞTURMALI”

    İlk olarak Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten ile görüşen Durmuş ve Uğur, fiilen cezaya dönüşen uzun tutukluluk süresini eleştirdi. Kanaat ve Öğreten ise 24 Ekim’de yapılacak olan duruşma öncesinde sendikadan kamuoyu oluşturmalarını istedi. Zorlamalarla kurgulanan iddianameyle 9 aydır tutuklu olduklarını ifade eden Kanaat ve Öğreten, mahkemenin bağımsız davranması durumunda 24 Ekim’de tahliye olacaklarına inandıklarını dile getirdi.

    TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise sendika olarak 24 Ekim’de büyük bir dayanışma ile yanlarında olacaklarını söyledi.

     “TÜM GAZETECİLER SERBEST BIRAKILMALI”

    TGS yöneticileri daha sonra Kadri Gürsel ve Ahmet Şık ile görüştü. 11 Eylül’de yapılacak olan Cumhuriyet Davası hakkında görüş alışverişinde bulunulan her iki görüşmede de boşa düşen iddianameye rağmen tutukluluk durumunun devam etmesi eleştirildi.

    Basın özgürlüğü ve demokrasi için cezaevlerinde bulunan tüm gazetecilerin serbest bırakılması gerektiğini söyleyen TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, 11 Eylül günü güçlü bir destek ile davaya gelecekleri, bu duruşmada tutuklu diğer gazetecilerin de serbest kalacağına inandıklarını kaydetti. Durmuş, tüm gazetecileri, demokrasiye inanan herkesi 11 Eylül’de Silivri’ye çağırmaya başladıklarını iletti.

     “GÖRÜŞ YASAĞI KALKMALI” 

    TGS yöneticileri son olarak ise Gökmen Ulu ile görüştü. Henüz iddianamesi dahi hazırlanmayan Ulu’ya desteklerini sunan TGS yöneticileri, umutsuz olmamasını, bu kötü gidişe rağmen hukukun kazanacağını söyledi. Ulu, cezaevindeki en büyük sıkıntısının avukat görüş kısıtlamasının devam etmesi olduğunu ifade etti. Avukatıyla haftada sadece 1 gün görüşmesine izin verildiğini belirten Ulu, bu yasağın kalkmasını istedi. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş da sendika olarak bu konuda gerekli girişimleri bir an önce yapacaklarını, bu sınırlamayı kaldıracaklarını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)