Etiket: songül tunçdemir

  • Songül Tunçdemir: Aleviler, barış sürecinde izleyici değil, söz sahibi olmalı!-VİDEO

    Songül Tunçdemir: Aleviler, barış sürecinde izleyici değil, söz sahibi olmalı!-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Songül Tunçdemir, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından Alevilerin taleplerini “güçlü, net ve ortak bir dille ifade etmesi” gerektiğini vurguladı. Tunçdemir, yeni sürecin Kürtler kadar Aleviler için de tarihi bir fırsat olduğunu belirterek “Barış sürecine yalnızca izleyici değil, söz sahibi olarak dahil olunmalıdır” dedi.

    Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından PKK’nin silah bırakma kararı, ülkede yeni bir sürecin de başlangıcı oldu.

    Devlet nezdinde henüz somut bir adım atılmasa da Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulması planlanan komisyon için çalışmalar devam ediyor. Meclisteki tüm siyasi partilerin, gelecek hafta içerisinde komisyona dair önerilerini Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a iletmesi bekleniyor. Bu adımın hemen akabinde ise Temmuz 2025’te söz konusu komisyonun, çalışmalarına başlaması öngörülüyor.

    İktidar ve muhalefetin de desteğini açıkladığı yeni sürece dair Alevi toplumundan da olumlu görüşler paylaşılıyor.

    “ALEVİLER, KÜRTLERLE BİRLİKTE BARIŞIN ÖZNESİ KONUMUNDA”

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Üyesi Songül Tunçdemir ile ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın, Alevi toplumu nezdinde nasıl okunduğuna dair konuştuk. Söz konusu çağrıyı “sadece Kürtler için” şekliyle yorumlamamak gerektiğini söyleyen Tunçdemir, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Aleviler, tarih boyunca baskıya, ayrımcılığa ve katliamlara maruz kalan ama her koşulda barıştan ve demokrasiden yana tavır alan bir toplumdur. Bu nedenle ‘Demokratik Toplum ve Barış’ çağrısı, Alevilerde büyük bir heyecan ve merak uyandırdı. Ülke olarak tarihi olduğu kadar oldukça kaotik bir süreçten geçiyoruz. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere herkes bu süreci anlamaya çalışıyor. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, sadece Kürtlerin değil, Alevilerin de gündemindedir. Aleviler, bu ülkede toplumsal barışı inşa edecek en önemli kesimlerden biridir; hatta Kürtlerle birlikte barışın öznesi konumundadır.

    Aleviler süreci anlamaya çalışıyor; ancak bu sürecin başarıya ulaşmasını istemeyen bazı çevreler, kafa karışıklığı yaratmaya çalışmakta ve bunda kısmen başarılı da olmaktadır. Sürecin biraz daha olgunlaşmasıyla birlikte bu kafa karışıklığının giderileceğini düşünüyorum. Aleviler de haklı olarak bu çağrıdan kendilerine ne düşeceğini sorguluyorlar. Örneğin ‘Madımak utanç müzesi olacak mı?’ gibi sorular soruyorlar. Bir yandan da toplumun her kesiminde olduğu gibi, Alevi toplumunda da bir sabırsızlık gözlemliyorum. Evet, silahlar sustu; fakat biliyoruz ki barış, sadece silahların susması değildir. Aynı zamanda bu ülkede yaşayan tüm ezilenlerin haklarının tanınmasıdır. Bu nedenle ‘Barış’ ve ‘Demokratik Toplum’ kavramlarını birbirinden ayırmıyoruz.

    George Orwell’in ünlü bir sözü var: ‘Bütün insanlar eşittir, lakin bazı insanlar daha eşittir.’ Biz, bu sözün yalnızca ‘bütün insanlar eşittir’ kısmını hayata geçirmek için mücadele ediyoruz. Bu çağrı sadece Kürtler için değil; bu ülkede yaşayan halklar, inançlar, kadınlar, gençler, engelliler, ekolojistler, işçiler ve işsizler içindir. Mücadelemizin temelinde halkların özgürlüğü ve inançların eşitliği vardır. Parti tüzüğünde ‘Alevi’ kelimesi geçen tek partiyiz. Alevi hak ve taleplerinin dillendirilmediği, Alevi toplumunun sürece dahil edilmediği bir barış sürecini düşünemiyoruz. Gerçek bir demokratik toplum, ancak tüm kimliklerin eşit biçimde tanındığı bir yapı ile mümkündür. Bu da toplumun tüm kesimlerinin sürece katılmasıyla gerçekleşebilir. Alevi toplumu için de bu durum geçerlidir.”

    “KATLİAMLARLA YÜZLEŞİLMELİ!”

    Songül Tunçdemir, süreçle birlikte tartışılmaya başlanan yeni anayasa konusunda da görüş belirtti. Tunçdemir, “Yeni anayasada ne görmek istersiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

    “Aleviler için yeni anayasa, eşit yurttaşlık anlamına gelir. Cemevlerinin tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi ve devletin tüm inançlara eşit mesafede durması, vazgeçilmez taleplerimizdir. Devlet, yalnızca Sünni İslam’ı merkeze alan yapısından vazgeçmelidir. Bu ülkede barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, herkesin kendini eşit ve güvende hissetmesi gerekir. Bu da toplumun her kesimini kapsayan demokratik bir anayasa ile mümkündür. Eşit yurttaşlık için sadece demokratik anayasa da yeterli değildir. Bunun yanında tarihte yapılan katliamlar ile yüzleşilmesi ve Madımak’ın Utanç Müzesi yapılması da eşit yurttaş olmayı tamamlayan çok önemli adımlar olacaktır.”

    “ASİMİLASYONU DAHA DA PEKİŞTİRECEK YASALAR”

    Alevileri temsilen kimi çevrelerin, hükümetle yeni anayasa konusunda kontak kurduğu iddiasına da değinen Tunçdemir, şöyle devam etti:

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın misyonu zaten ortadadır. Aleviliği asimile etmek dışında bir amacı olmayan siyasi iktidar, bu kurumu kurmuş ve toplum nezdinde meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu kurumda görev yapan biyolojik Aleviler, Alevilerin sözde sözcüleri haline getirilerek, tarih boyunca yapılan zulüm ve katliamlardan daha büyük bir zarar vermektedir Aleviliğe.

    Siyasi iktidarın Alevilik konusundaki geçmiş pratiği ortadadır. AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin Alevilik lehine verdiği kararlar dahi uygulanmazken şimdi bu sözde temsilciler aracılığıyla nasıl bir anayasa yapılacağı bugünden bellidir: asimilasyonu daha da pekiştirecek yasalar.

    Siyasi iktidar samimi olsaydı, Alevi hak ve talepleri için yıllardır mücadele verip bedeller ödeyen demokratik Alevi kurumlarını muhatap alırdı. Bu kurumların talepleri dikkate alınmadığı sürece hazırlanacak anayasa meşruiyetini kaybeder. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olan bu kurum sadece bir vitrindir, iktidarın uzantısıdır ve siyasi iktidar ile aynı zihniyeti taşımaktadır.”

    “ALEVİLER DAİMA DEMOKRASİDEN YANA TAVIR ALIYOR”

    Songül Tunçdemir, Alevilerin penceresinden demokratikleşmenin nasıl okunduğunu da açıkladı. Alevilerin temel düsturlarından birinin ‘72 millete aynı nazarla bakmak’ olduğunu söyleyen Tunçdemir, şöyle devam etti:

    “Bu nedenle, demokrasi mücadelesi yürüten tüm kurumsal yapılarda Alevilerin yoğun bir şekilde yer aldığını görüyoruz. Yani Aleviler, yalnızca Alevi kurumlarında değil, toplumun her alanında demokrasiden yana tavır alıyorlar. Bu da, Alevilerin demokrasiyi içselleştirdiğini göstermektedir. Aleviler için demokratikleşme; kimsenin kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı, inançların tanındığı, ifade özgürlüğünün sağlandığı, devletin kimlik dayatmasında bulunmadığı ve herkesin eşit olduğu bir toplumsal düzeni demektir.”

    “TARİHİ BİR FIRSAT!”

    Alevi kurumlarının, yeni süreçte nasıl rol üstlenmesi gerektiğini de değerlendiren Tunçdemir, şunları aktardı:

    “Alevi sorunu, Kürt sorunu ile birlikte bu ülkenin en temel sorunlarından biridir. Bu nedenle demokratik toplumun inşasında Alevilere önemli görevler düşmektedir. Bugün bir müzakere sürecinden geçiyoruz ve bu müzakereler devam ederken sadece beklemek ya da talep etmek yeterli değildir, mücadele etmek de gerekir.

    Alevi kurumlarının bu sürece aktif şekilde katılması, sürecin nasıl sonuçlanacağı açısından belirleyici olacaktır. Öncelikle taleplerimizi güçlü, net ve ortak bir dille ifade etmeliyiz. Kurumlar tabanla daha güçlü bağlar kurmalı, şeffaf olmalı ve sürecin Aleviler için ne ifade ettiğini tabanı ile paylaşmalıdır. Gençler, kadınlar sürece dahil edilmeli, Alevi toplumu gelişmelerle ilgili sürekli bilgilendirilmelidir. Aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde hak mücadelesi yükseltilmelidir.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı, Kürtler için olduğu kadar Aleviler için de tarihi bir fırsattır. Aleviler, mücadeleyi daha da yükselterek, tüm ezilenler ile birlikte bu çağrıya ses vermelidir. Akademi, hukuk çevreleri ve insan hakları kurumlarıyla dayanışma kurulmalı, barış sürecine yalnızca izleyici değil, söz sahibi olarak dahil olunmalıdır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

     

  • ‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO

    ‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO

    PİRHA- AKP iktidarı için Aleviliğin bir sorun olduğunu belirten Alevi aktivist Songül Tunçdemir, “Alevilerin sorunlarının çözümü kurumlarımızın elinde” dedi. Asimilasyoncu dedelerin daha tehlikeli olduğunu söyleyen Tunçdemir, iktidarın sahte muhataplarla çözümsüzlük ürettiğini vurguladı. Sarı sendika gibi sarı Alevi dernekleri kurulduğunu ifade eden Tunçdemir, üniversitelerde örgütlenilmesini, hukuk komisyonunun mutlaka kurulması gerektiğini ekledi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları bir dönem Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde yöneticilik yapan eğitimci Songül Tunçdemir, PİRHA için yanıtladı.

    “AKP’YE GÖRE ALEVİLİK TERBİYE EDİLMESİ, YOLA GETİRİLMESİ GEREKEN BİR İNANÇ”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SONGÜL TUNÇDEMİR: Cumhuriyet tarihi boyunca gelen siyasal iktidarların Alevilerin temel taleplerini gören bir yerde durduklarına hiç rastlamadık. Talepleri bir yana bırakın, Alevilerin kendileri görülmedi hiçbir zaman. Aleviler yok hükmünde olduğu gibi Alevi katliamları da yok hükmündeydi. Görmüyorlar, görmediklerini katlediyorlar, yaptıkları katliamların da üzerini örtüp kabul etmiyorlar.
    AKP-MHP İktidarının önceki siyasal iktidarlara göre bir farkı var, o da Alevileri görmesi ama nasıl görmesi? İşte bütün mesele burada başlıyor. Alevileri asimilasyon penceresinden görüp, Alevilerin gerçek taleplerini ve bu talepleri dillendiren, çözüm arayan kurumları görmüyorlar. Son 30-40 yıllık bir süreçte Alevi hak mücadelesi o kadar yükseldi ki mevcut siyasal iktidar köşeye sıkıştı, bu yükselişin önünü kesecek hamleler yapmak zorunda kaldı. Yani AKP-MHP iktidarı durduk yerde Aleviliğin adını zikretmeye başlamadı. Alevilerin sorunlarını çözmek adına Alevisiz Alevi Çalıştayları yapmakla işe başladı. Bu çalıştayların sonucunda payımıza gençlerimizin İmam Hatip Okullarına, dedelerimizin Hacca gönderilmesi düştü. Yani onlara göre Alevilerin tek sorunu var, o da ‘terbiye’ sorunu! Onlara göre Alevilik terbiye edilmesi, yola getirilmesi gereken bir inanç!

    “ALEVİLERİN ‘CEMEVLERİMİZİN İHTİYACINI DEVLET KARŞILASIN’ TALEBİ YOK”

    Alevi çalıştayları 2009-2012 yılları arasında yapıldı ve o günden bugüne uygulanan politikaların tamamı Alevi toplumunu bölmek ve asimile etmeye yönelik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu anlayışa hizmet etmek için kuruldu. Cemevlerimize ‘cümbüş evi’ diyenler çok manidar bir şekilde cemevlerimizi Kültür Bakanlığı’na bağladı. Bir yandan Aleviliği folklorik bir öge olarak görüp Kültür Bakanlığı’na bağlayacaksın, bir yandan da ibadethanemiz olan cemevlerini devlete güdümlü yapıp minaresiz camiye çevireceksin. Oysa Alevilerin talepleri eşit yurttaşlığı beraberinde getiren taleplerdir ve Aleviler taleplerinin gerçekleşmesi için yıllardır haklı bir mücadele yürütüyor. Alevilerin tarih boyunca ‘Cemevlerimizin ihtiyaçlarını devlet karşılasın’ gibi bir talebi olmadı. Ya da şimdiye kadar ödenen bedellerin maddi boyutunun olduğu hiç görülmedi. Aksine Aleviler her zaman laikliği savundu ve ‘herkes inancını özgürce yaşasın’ dedi. Alevilerin sorunlarını çözmek istiyorlarsa ilk başta yapmaları gereken tarihte yapılan Alevi katliamlarıyla yüzleşmeleri. Madımak katillerini göstermelik yargılayan, katillerin avukatlığını yapan bu siyasal iktidardan Alevilerin sorunlarını çözüm getireceğine inanmak büyük bir yanılgı.

    “İKTİDAR İÇİN ALEVİLERİN SORUNU YOK, ALEVİLİĞİN KENDİSİ SORUN!”

    Meselenin özü şu aslında: Siyasal iktidar için Alevilerin sorunları yok, onlar için Aleviliğin kendisi sorun. Buradaki niyet, Alevilerin sorunlarını ortadan kaldırmak değil, kendi sorunlarını yani Aleviliği ortadan kaldırmak. Bunu da özünden uzaklaşmış, değişmiş, dönüşmüş asimilasyoncu Alevi kökenli şahısların eliyle gerçekleştirmek. Bu nedenle asimilasyona hizmet eden politikalara alet olan cemevi yöneticilerinin sadece Madımak Katliamı’na bakıp, Aleviliklerini bir kez daha gözden geçirmeleri ve bunu kıstas alarak kendilerini yeniden tanımlamaları gerektiğini düşünüyorum.

    “ALEVİLERİN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ KURUMLARIMIZIN ELİNDE”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevilerin sorunlarını Aleviler çözer. Hele de ülkücü MHP’liler hiç çözemez. Yaşadığımız coğrafyada Alevi katliamlarına imza atanlar Aleviler için çözüm değil de çözümsüzlük üretirler. Alevi hak mücadelesi veren yüzlerce dernek ve vakıf kuruldu. Bu dernek ve vakıfların tamamı yasal olduğu gibi, ülkemizin de altına imza atmış olduğu uluslararası sözleşmeler ile anayasadan güç alarak barışçıl bir hak mücadelesi veriyorlar. Talepler tamamen eşit yurttaşlık çerçevesinde. Alevilerin sorunlarının çözülmesinde anahtar bu kurumların elinde. Siyasal iktidar bu kapıyı açmak istemiyor ki elinde bulunduran kurumları görsün. Çünkü anahtarı gördüğü an kapı açılacak ve bu ülkeye demokrasi gelecek, eşitlik gelecek, adalet gelecek. Ama şöyle bir durum var ki kapı açılır açılmaz kendi bekaları sarsılacak.

    “İKTİDAR SAHTE MUHATAPLAR İLE ÇÖZÜMSÜZLÜK ÜRETİYOR”

    Yüz yıldır bu ülkede yaratılmak istenen tek tip (sadece Türk, sadece İslam)  insan modeli projesi alt üst olacak. Bu durum ülkemizde yaşayan Kürtler, Ermeniler, emekçiler, ekolojistler, kadınlar, kısacası tüm ezilenler için geçerli aslında. Maalesef biz demokratik bir ülkede yaşamıyoruz, bunun içindir ki hak savunucularının söyledikleri çözüm yolları duymazdan geliniyor hatta demokratik taleplerde bulunan kurumlar terörize edilip baskı ve sindirme politikalarına maruz bırakılıyorlar. Bu siyasal iktidarın genel politikası, çözüm adı altında gerçek muhatapları yok sayıp, yarattığı sahte muhataplar ile çözümsüzlük üretmek.

    “ANSİKLOPEDİ ALEVİLER İÇİN YENİ BİR ZULÜM OLACAK”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP-MHP İktidarının Alevileri her taraftan kuşatma altına alarak Aleviliğin özünü yok etmek ve kendi Alevisini yaratıp kurguladığı Aleviliği meşrulaştırmak konusunda başvurmadığı yol kalmadı. Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın girişimiyle içinde bir tek Alevinin bile olmadığı ilahiyatçı bir grup tarafından Alevi Bektaşi Ansiklopedisi yazılıyor. Ansiklopedik bilgi demek güvenilir bilgi demektir, insanlarda güven uyandırır. Çünkü ansiklopedilerin en bilinen özelliği tarafsız olmasıdır. Önce sahte bir Alevilik yarat, yarattığın bu Aleviliği tanımla sonra bunu İslamcı akademisyenler ve ilahiyatçılar aracılığı ile tescille. Alevi Bektaşi Ansiklopedisi ilk etapta kulağa hoş geliyor ama gidişata ve hangi amaca hizmet edeceğine bakıldığı zaman, tarihi zulümlerle dolu Aleviler için yeni bir zulüm olmaktan öteye gitmeyecek. Belki de en büyük baş belamız olacak. Bir inanca mensup insanların başka bir inancı tanımlamaya hakkı yoktur. Alevi ansiklopedisi yazılacaksa bunu Aleviler yazmalı.

    “DAVALAR AÇMALIYIZ”

    Alevİlerin AKP-MHP iktidarı dönemine kadar çok az talepleri vardı. Bunlar Alevi köylerine cami yapılmaması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi, dergahlarımızın iade edilmesi, cemevlerimizin resmi ibadethane olması ve tarihte yapılan Alevi katliamları ile yüzleşilmesi. Geldiğimiz süreçte bunlar karşılanmadığı gibi yeni yeni talepler eklendi. Yani taleplerimiz çoğaldı. Alevi toplumu için bu ansiklopedi ile ilgili bir aydınlatma dönemi başlatılmalı. Bulunduğumuz her platformda, her toplumda bu ansiklopedinin neye hizmet edeceği konusunda kitleleri aydınlatıp ortak tepkiler geliştirmeliyiz. Ayrıca bu ansiklopedinin Alevilik ile ilgili objektif bilgiler içermediğine dair yazdıran kurum ya da yazanlar hakkında davalar açmalıyız.

    “SİVİL İTİATSİZLİKTEN BAŞKA ÇÖZÜM YOLU YOK”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Eğitim sistemimizin içinde bulunduğu durum sadece Alevi çocukları açısından değil ailesinin dini ne olursa olsun bütün çocuklar için tehlikeli bir boyut kazandı. Muktedirler düşünmeyen, sorgulamayan, sadece biat eden cihadist bir toplum yaratmak istiyorlar. Dolayısıyla sistem değiştirilmek isteniyor.

    Ülkemizdeki eğitim-öğretim şekli tamamen rayından çıkmış durumda. Tam da AKP-MHP iktidarının yetiştirmek istediği dinci, kinci nesil yetişmesine uygun hale getirildi. Derslerin müfredatı bilimsellikten uzaklaştı, demokratik muhtevası zaten yoktu iyice derinleşti. Dini inancı ne olursa olsun çocuklarımızın dinci vakıflar ve cemaatlerler tarafından kuşatılması bu ülkenin geleceğini karartmaya kalkışmaktır.

    Pir Sultan Abdal’ın ‘Bozuk düzende sağlam çark olmaz’ sözünün vücut bulduğu noktadayız. Kökten bir değişim lazım, sistemden kaynaklı sorunların çözülmesi gerekiyor ki eğitim sistemi de düzelsin. Demokratik ve laik bir ülke isteyen tüm muhaliflerin birleşik mücadele vermesi gerekiyor. Ben şöyle düşünüyorum; çocuğum okul çağında olsaydı tarikat ve cemaatlerin eline verip kaybedeceğime hiç okula göndermezdim. Güçlü bir örgütlenmeden sonra sivil itaatsizlik eylemleri yapmaktan başka çözüm yolu gelmiyor aklıma. Radikal, uzun süreli ve hem dünya kamuoyunda hem de Türkiye kamuoyunda ses getirecek direnişlere ihtiyaç var.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ DİN DERSİ MÜFREDATINA KOYARAK AİHM KARARLARINI BOŞA ÇIKARTTI”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Zorunlu din derslerine karşı yeteri kadar mücadele verilseydi eğitimdeki sorunlar bu kadar derinleşmeyecekti. Evet, sokak mücadelesi çok önemli, zamanında zorunlu din derslerine karşı 24 saatlik oturma eylemleri, mitingler, haftalarca süren oturma eylemleri yapıldı. Sokak mücadelesinde eksik davranıldığını düşünmüyorum ama bir yandan da hukuki mücadele vermek gerekiyordu. Evet, mahkemelere taşındı fakat çok az sayıda dava açıldı. Dolayısıyla kazanılan davalar da az oldu oysa kampanya dönüştürülseydi hükümet bu konuda geri adım atacak ve mezhepçi eğitimin önü kesilecekti. Sadece kurum yöneticileri çocukları için okullara dilekçe verip mahkeme süreci başlatsaydı bu bile yeterli olacaktı. AİHM ise verdiği kararların arkasında durmuyor, uygulanmadığında gerekli yaptırımları uygulamıyor. Açılan dava çok olsaydı verilen kararların arkasında duracaktı. Bir de şöyle bir durum söz konusu siyasal iktidar Aleviliği din dersi müfredatına koyarak AİHM’nın bu yöndeki kararlarını boşa çıkarttı. Bu süreçten itibaren AİHM’nin bu tür davalarda Alevi çocuklarının din dersinden muafiyetine dair kararlar vereceğini düşünmüyorum. Geldiğimiz noktada sadece zorunlu din dersini mahkemeye vermek yetmiyor, 4+4+4 eğitim sistemiyle gelen seçmeli zorunlu din dersleri, ÇEDES Projesi, MEB’in cemaat ve tarikatlarla yaptığı yasa dışı protokoller, müfredatın maarif modeline dönüştürülmesi gibi zorunlu din derslerinden çok daha ciddi durumlar ile karşı karşıya kaldık.

    “KURUMLARIMIZ İLAHİYATÇILARA KALDI, BU DIŞ ASİMİLASYONDAN DAHA TEHLİKELİ”

    Tüm bunların karşısında cemevlerimizin eğitim yuvalarına dönüşmesi gerekiyorken bazı cemevlerimizde okullarda yaşanılan asimilasyon sürecini tamamlar nitelikte uygulamalar yapılıyor. Cemevlerimizde Alevi Yol erkânı ile bağdaşmayan uygulamalar söz konusu. Cemlerde harem-selamlık olma, cenaze erkanlarımızda Sünni İslam ritüellerinin uygulanması ve açılan Kuran kursları okullardaki uygulamalardan daha tehlikeli bir hal aldı. Demokratik Alevi kurumları CEM Vakfı aracılığıyla ilahiyatçılar tarafından yetiştirilip cemevlerimize gönderilen dedelere karşı Aleviliğin gerçek özünü yaşayan pirlerimiz ile ilişkilenip Alevi toplumu ile onları buluşturamadı. Sonuç olarak kurumlarımızın çoğu ilahiyatçı dedelerin insafına kaldı. Bu da dış asimilasyondan daha etkili oldu.

    “İLK ÖNCE ASİMİLASYONA HİZMET EDEN KİŞİLERDEN ARINMALIYIZ”

    Tüm bunlarla nasıl başa çıkılır sorusunun cevabı çok can yakıcı ve bir o kadar da bedel isteyen bir şey. Radikal kararlar alınmalı, gelecek tepkilere göğüs gerilmeli. İlk önce asimilasyona hizmet eden kişilerden arınmalıyız. Asimilasyona hizmet etmektense varsın bir süre cem ve cenaze erkânı uygulanmasın. Ciddi bir eğitim süreci yaşanmalı, Alevi toplumu ile buluşulmalı. Kopuşlar olacaktır ama bu kopuşlardan sonra daha büyük ve daha hakikatli kucaklaşmalar yaşanacaktır.

    “SARI SENDİKA GİBİ SARI ALEVİ DERNEKLERİ KURULDU”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Evet, Alevi nefretinin ve Alevi asimilasyonunun çok yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılı için yeni bir konsept belirledi ve bunun alt yapısını cumhuriyetin birinci yüzyılının sonlarında hazırladı. Alevi Açılımları, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Alevi İslam Dairesi Başkanlığı, nihayetinde cemevlerini Kültür Ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan torba yasa bu anlayışa hizmet etmek içindi. Sonuç olarak devlet kendine göre bir Alevilik yaratarak Alevilere hizmet adı altında Aleviliği içten asimile etme planlarını uygulamaya koydu. Sarı sendikacılığı bilirsiniz; işçinin memurun haklarını savunuyormuş gibi görünüp aslında siyasal iktidar ile kol kola olan, bizzat siyasal iktidarın eliyle kurulmuş, amacı ise gerçek sendikacılığın önünü kesmek olan sendikalar. Yani devletin makbul işçisi ya da memurlarını yaratan sendikalar. Şimdi bu iktidarın sarı Alevi dernekleri ve vakıfları var. Bu dönem makbul Alevilere nefret yok, bu dönem Aleviliğin asimilasyonuna karşı direnen kesimlere karşı nefret suçları işleniyor.

    “EĞİTİM AYAĞIMIZI BOŞ BIRAKTIK, ÖRTAK MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEYEMEDİK”

    Bu kadar yükselmesi siyasal iktidarın başarısı değil, biraz da bizlerin eksikliğinden, başarısızlığından kaynaklanıyor. Medyasıyla, maddi gücüyle her şeyi elinde bulunduran siyasal iktidar, ne kadar kurnaz düşüncesi varsa hepsini politika haline getirdi. Buna karşı biz ne yaptık? Kurumsallaşamadık, örgütlenme süreçlerimizde eğitim ayağımızı boş bıraktık ve kurumların ortak mücadelesini örgütleyemedik. Bu noktada birazcık zülfü yâre dokunmanın Alevi toplumu açısından çok olumlu sonuçlar doğuracağına inanıyorum. Toplumsallaşamadık. Asimilasyonun şehirleşme ile başladığını söyledik bu doğru fakat mücadeleyi sadece şehirler ile sınırlandırdık. Köylerimizde devletin asimilasyoncu televizyon kanallarıyla baş başa kalan, yapılan camilere karşı örgütlenmeyi aklına getiremeyen köy halkımızı unuttuk. Sonuç olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan torba yasa en çok köylerde bulunan cemevlerimizden beslendi. Hem şehir örgütlenmemiz hem köy örgütlenmemiz eksik kaldı. Bu tür örnekleri alabildiğince çoğaltabiliriz.

    “CEMEVLERİNDE EĞİTİM MODELLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

    Alevi asimilasyonu Alevi nefretini beraberinde getirdi. Tarih boyunca sapık bir inanç olarak görülüp aşağılanan, dışlanan, hakkında ölüm fetvaları verilerek fiziki olarak yok edilmeye çalışılan ve her seferinde katledilişlerinin üzeri örtülmeye çalışılan bir inancın mensupları toplumun diğer kesimleri tarafından nefretle karşılanır. 21. yüzyılda dahi mum söndü iftiralarına inananların sayısının çok fazla olduğu gerçeğinden hareketle nefret suçlarının devam etmesini yadırgamıyorum. Cezasızlık politikası siyasal iktidar tarafından meşrulaştırılırsa toplumun diğer kesimleri tarafından da meşru görülür ve işlenen nefret suçlarının önüne geçilemez.

    Tüm bunların karşısında demokratik Alevi kurumları neler yapabilir sorusuna gelince her şeyden önce mevcut gerici-ırkçı eğitim sistemine karşı alternatif eğitim modelleri geliştirerek cemevlerimizi eğitim yuvasına çevirmeliyiz. Bir yandan mevcut eğitim sistemine karşı mücadele ederken diğer yandan okullarda savunmasız kalan çocuklarımızı kendilerini ifade edebilmeleri ve asimile edilmemeleri için bilgiyle donatmalıyız. Bu hemen olacak çok kolay bir şey değil ama bir yerden başlamalıyız. Durum gerçekten çok ciddi. Bir arkadaşının ‘siz mum söndürüyormuşsunuz’ dediği Alevi öğrencinin mum söndü iftirasının ne olduğunu  bilmediği için hiçbir karşılık vermediğini biliyorum. Ya da din dersinden etkilendiği için durmadan zikirmatik çeken ve ailesini küçümseyen 8. sınıf öğrencisi çocuğu biliyorum. Bir şeyler yapmazsak eğer bu tür örnekler daha da çoğalacak ve Alevi ebeveynler ile çocukları arasında çok büyük uçurumlar açılacak. Bu da başka bir sorun.

    HUKUK KOMİSYONU

    Bir de ilahiyatçıların yetiştirip cemevlerimize gönderdiği gri pasaportlu dedeler var. Asimilasyoncu eğitim sisteminden daha ikna edici. Okullarda çocuklarımız devlet eliyle asimile ediliyor, cemevlerimizde ise bu dedeler büyük, küçük, yaşlı, genç, kadın erkek demeden Alevi toplumunu toptan asimile ediyor. Kurumlarımız Aleviliğin özünü yaşayan analar ve dedelerden yardım almalı hatta kurumlarımızda analarımızın, dedelerimizin eğitim süreçleri başlatılmalı. Alevi kurumları Ocaklar ile zayıflayan bağlarını güçlendirmeli.

    Başka bir konu, 30-40 yıllık kurumlarımızın düzenli işleyen, genişleyen ve ihtiyaç olduğunda karşılayabilecek hukuk komisyonları yok. Her dönem Alevilere yönelik nefret suçlarının devam etmesi nedeniyle şimdiye kadar çok güçlü bir hukuk komisyonunun oluşturulmuş olması gerekirdi.

    “ÜNİVERSİTE ÖRGÜTLENMEMİZ YOK; İKTİDAR KENDİ ALEVİ GENÇLERİNİ YARATTI”

    Üniversite örgütlenmemiz yok, gençlerimizi üniversitelerde de tarikatçılar cemaatçiler bekliyor. Yaratılan boşluktan kaynaklı olarak siyasal iktidar kendi üniversiteli Alevi gençlerini de yarattı. Kurduğu derneği besleyip büyüttü ve kurumsallaştırdı. Çok tehlike arz eden bu duruma karşı Üniversitelerde kendi örgütlüğümüzü yaratmalıyız.

    Biz nereyi boş bıraktıysak siyasal iktidarlar o boşluğu asimilasyona hizmet edecek şekilde doldurdu. Her seferinde bunu neden biz daha önce yapmadık hallerine büründük, boşa düştük.

    Geç değil, boşluklar hala dolmadı. Siyasal iktidar karşımıza daha kurnaz politikalarla çıkacaktır. En kısa zamanda eksiklerimizi tespit edip bir sacayağı oluşturmalıyız. Bu ayaklarından birini eğitim, ikincisini hukuki mücadele, üçüncüsünü de sokak mücadelesi oluşturmalı. Eğitim deyince ilk aklıma gelenler çocuklarımızın, gençlerimizin,  analarımızın, dedelerimizin, kurum yöneticilerimizin eğitimi. Hukuki mücadele deyince altına imza atmış olduğumuz uluslararası sözleşmeleri bağlayan anayasanın 90. maddesinin işletilmesi ve nefret suçları işleyenlerin cezalandırılmaları sağlamak. Sokak mücadelesinden bahsettiğim ise sadece demokratik eylemler değil; köy, mahalle örgütlenmeleri. Alevi kurumları kırsalda yaşayan Alevi toplumu ile bir an önce buluşmalı.

    “SALDIRILARA KARŞI SADECE SAVUNMA HALİNDE OLMAMALI, ÇÖZÜM ÜRETEN BİR ÖRGÜTLÜLÜK OLMALI”

    Kurumlarımızın kısa ve uzun vadeli programları olmalı. Siyasal iktidarların hamleleleri ile ortaya çıkan boşluklarımızı gören ve bu yönde tepki veren pozisyonundan çıkıp hangi konuda ne yaptık ve temel hak ve özgürlüklerimizi elde etmek için neler yapmalıyız pozisyonuna girilmeli. Bahsetmek istediğim gündemin peşinden gitmek yerine kendi gündemini yaratan, yapılan saldırılara karşı sadece savunma halinde olan değil de aynı zamanda yaptıkları hamleler ile çözüm üreten bir örgütlülük olmalı.”

    Nilgün METE/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER: 

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

  • Tunçdemir: Eğitimin dinselleştirilmesine karşı radikal eylemler yapılmalı!-VİDEO

    Tunçdemir: Eğitimin dinselleştirilmesine karşı radikal eylemler yapılmalı!-VİDEO

    PİRHA – HEDEP Parti Meclisi’nde yer alan Songül Tunçdemir, yeni dönemde Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak Alevi sorununa dair çalışmaların süreceğini söyledi. Eğitimci Tunçdemir, asimilasyon politikalarına da değindi. Baskının özellikle okullarda sürdüğüne vurgu yapan Tunçdemir “AKP’nin çok radikal kararları var. Buna karşı duruşun da radikal eylemlerle yapılması gerekir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), TBMM tarihi boyunca Alevi kimliği ile en fazla parlamenterin yer aldığı siyasi parti oldu. Alevi sorununun çözümü noktasında yoğun mücadele yürüten HDP Haklar ve İnançlar Komisyonu, şimdi ise Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) altında faaliyetlerine hazırlanıyor. HEDEP Parti Meclisi’nde yer alan Songül Tunçdemir, yeni siyasi yapılanmada Alevi Masasına ve eğitimin dinselleşmesine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “ALEVİ MASASI OLMAZSA OLMAZLARDAN BİRİ”

    HEDEP, önceki dönemlere kıyasla daha az Alevi milletvekili ile siyasi faaliyetlerine başladı. Ancak partinin Alevi sorununun çözümüne dair fikriyatında bir değişim olmadığını belirten Songül Tunçdemir, “Yeni bir parti ama geçmişten gelen bir deneyim kültürü var. O mücadele geleneğini geleceğe aktararak kendini yenileme çabasında olan hedefimiz var. Halklar ve İnançlar Komisyonu partimizin olmazsa olmazıdır. Çünkü coğrafya itibariyle çeşitli halkların, kültürlerin bir arada olduğu ülkede yaşıyoruz. HEDEP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun Alevi Masası var ve parti var olduğu sürece zaten bu masa da olacaktır. Yani Alevi masası olmazsa olmazlardan biri. Geçen dönem gerek Meclis’te olsun gerekse sahada olsun Alevi Masasının çalışmalarını çokça duyduk. Meclis’te vekillerin, Alevilerin sisteme olan itirazlarını çokça duyduk. Bu sene de olacaktır. Doğru, vekil sayısı az, geçen dönem Alevi kimliği ile üç milletvekilimiz vardı, bu dönem ise sadece Celal Fırat temsil ediyor. Haricinde çok sayıda Alevi milletvekili de var. Yani bu kadro genişletilebilir. Çünkü henüz görev bölümlemeleri yapılmadı. Yeni projelerle, yeni faaliyetlerle ve yeni çalışma şekli ile devam edeceğiz. Yani HDP’den ayrılışla birlikte bu konu noktalanmadı” dedi.

    “OKULLAR MEDRESEYE DÖNÜŞTÜ”

    Aynı zamanda eğitimci olan Songül Tunçdemir, yakın zamanda eğitim alanına yönelik yürürlüğe konulan dinci uygulamalara da değindi. Zorunlu din derslerinin ardından okullara imam atanması, eğitim kurumlarında mescit zorunluluğu ve öğretmenlere dini içerikli seminer dayatması da Tunçdemir’in gündemindeydi.

    Yapılan uygulamalara dair, “Birden bu duruma gelinmedi” diyen Tunçdemir, AKP hükümetinin uzun bir süredir eğitim alanı üzerinde projelerinin olduğunu söyledi.

    “AKP tek tip insan yaratma amacında” diyen Tunçdemir, şunları ifade etti:

    “AKP’nin uygulamalarının geçmişi çok eskiye dayanıyor. Tek tipleştirme politikası söz konusu. Sadece İslam, sadece Türklük… Cumhuriyet tarihi boyunca çaba gösterilen şey tam da bu. Son 21 yıllık AKP iktidarında ise bu baskılar daha fazla hız kazandı. AKP, iktidara gelir gelmez zaten kadrolaşmaya başladı. İlk başta Eğitim Sen’li müdürleri görevden aldı. Şimdi yaşadığımız süreçte ise çok az Eğitim Sen’li, demokrat, Alevi müdür var. Kadrolaşma ile birlikte zorunlu din derslerine bir de seçmeli zorunlu din derslerini getirdi. Okullarda mescit yoktu ama öğrenciler 2016’dan beri cuma günleri toplu olarak namaza götürülüyor. Alevi öğrenciler de baskıyla namaza götürülüyordu. Geldiğimiz süreçte okullar medreseye dönüştü. Artık okul demeye bin şahit lazım çünkü tamamen eğitimin içeriği dinselleşti. ÇEDES projesi ile birlikte neredeyse rehber öğretmenlerin yerini alacak dini görevliler, okullara atanmaya başlandı. Yani sistem tek tip insan istiyor.”

    “CİHADİST GENÇLİK YARATILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Songül Tunçdemir; AKP hükümetinin, 2009-2012 yıllarında dile getirdiği ‘Alevi Açılımı’ ile asimilasyon politikalarını hızlandırdığını söyledi. Açılımlar sonucunda Alevi çocuklarının, imam hatip okullarına yerleştirilmesi ve Alevi dedelerinin Hacc’a gönderilmesi gibi kararlar alındığını vurgulayan Tunçdemir, şöyle devam etti:

    “ ‘Eğitimin amacı nedir?’ diye sorduğumuz zaman ‘düşünen bireyler yetiştirmek’ cevabı olmalı. Ama son 21 yıllık AKP iktidarı döneminde tamamen sorgulamayan, düşünmeyen, cihadist bir gençlik yaratılmaya çalışılıyor. Ama ülkemizde bunun mağduriyetini de en çok Alevi çocukları yaşıyor. Biz, bilimsel düşünen bir toplumuz. AKP’nin yapmaya çalıştığı şey ise daha önceden cumhurbaşkanının da dediği gibi ‘dindar ve kindar nesiller yaratmak’. Eğitim politikaları adım adım o aşamaya getirildi. Belki biz sadece AKP iktidarı ile düşünüyoruz ama bundan 50 yıl sonrasını bile siyasal iktidar düzenlemiş durumda. Okullara ÇEDES projesi ile imamların, müezzinlerin, din görevlilerinin atanması zaten bilimsel eğitime, Anayasa’ya, uluslararası sözleşmelere aykırı. Pedagojik anlamda çok sakıncalı bir uygulama. Bu konuları sadece Alevilerin tarafından düşünmeyelim. Okulda 12 yaşından önce din eğitimi zaten pedagojik anlamda çok sakıncalı. Aleviler açısından zaten asimilasyona hizmet eden bir durum. Bunun sadece Alevilerin sorunu olduğunu da düşünmüyorum. Ülkemizde demokratik, laik düşünen herkesin sorunu bu. Bu nedenle sadece Alevilerin itirazının yeterli olmayacağını düşünüyorum.”

    “SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMALI”

    Okullar camiye dönüştüğüne dikkat çeken Tunçdemir, “İtirazların da artık sadece bir açıklama ile değil de fiili olarak sivil itaatsizlik şeklinde yapılması gerektiğini söyledi.

    “Ailelerin, ÇEDES’e karşı okul yönetimlerine dilekçe vermesi gündeme geldi. Fakat bu da yeterli olmayacaktır. Çünkü zamanında zorunlu din derslerinde muafiyet için de dilekçeler verildi ancak hiçbir faydası olmadı. Hatırlarsanız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahi çiğnendi. O nedenle sivil itaatsizlik eylemleri yapılmalı. Toplum daha çok aydınlatılarak; sadece Aleviler değil bilimsel, laik, demokratik, ana dilinde eğitimden yana olan tüm kesimlerin örgütlenerek okul önlerinde eylem yapmaları ya da ailelerin, çocuklarını derslere göndermemeleri gerekiyor. Çünkü AKP’nin bu adımları çok radikal. Buna karşı duruşun da radikal eylemlerle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde karşı konulabilir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Tunçdemir: Hatay’da arama kurtarma çalışması yok, enkazlardan cansız bedenler çıkıyor-VİDEO

    Tunçdemir: Hatay’da arama kurtarma çalışması yok, enkazlardan cansız bedenler çıkıyor-VİDEO

    PİRHA- Depremlerin ardından HDP heyetiyle Hatay’a giden Songül Tunçdemir, “Hatay diye bir şehir kalmamış, insanlar kaderine terk edilmiş durumda. İmkânı olan şehri terk etti. Arama kurtarma çalışması yok. Bugün gelip hafriyat çalışması başlattılar. Kepçe kaldırdıkça enkazların altından cansız bedenler çıkıyor” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri ve üyeleri, yaşanan depremlerin ardından bölgeye giderek inceleme ve yardımlarda bulunmaya devam ediyor.

    HDP Parti Meclisi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyesi Songül Tunçdemir, yaptıkları geziler kapsamında oluşturdukları heyetle Hatay’a gitti.

    “AFAD’LILARIN SAYISI ÇOK AZ VE PROFESYONEL DEĞİLLER”

    Tunçdemir Hatay’da tanık olduklarını anlatarak şunları dile getirdi:

    “Depremin hemen ardından İstanbul’dan yola çıkıp buraya geldik. Ertesi gün buradaydık. Biz buraya geldiğimizde burası enkaz yığını halinde, terk edilmiş bir şehir gibiydi. İnsanlar panik içerisindeydi. Ne kurtarma ekibi vardı ne bir yetkili vardı. Hatay merkezde hiç kimse yoktu. Burada kime dokunsak insanlar, ‘Şu binanın altından ses geliyordu, artık gelmiyor lütfen kurtarın’ diyor. Tek tek binaları gösterdiler, yerleri gösterdiler ama çalışma başlatan hiç kimse yok. Çünkü ekip yok. Dün kısmen AFAD’tan gelenler oldu. Gelen AFAD’lıların sayısı da çok azdı ve profesyonel değillerdi. Gönüllü çalışanlardı. Konuştuk onlarla teknik eleman olmadıkları için eğitimleri olmadıkları için enkaz altından insan çıkartamayacaklarını söylediler. Bugün de artık ‘AFAD’tan nefret ettik’ diyorlar.

    “BUGÜN HATAY’DA HAFRİYAT ÇALIŞMASI BAŞLATTILAR”

    Burada sadece gıda ihtiyacı karşılanıyor. Antalya Belediyesi 15 tane naylon çadır kurdu buraya. Onun dışında çadır yok. İnsanlar dışarıda geceyi geçiriyorlar ve inanılmaz bir soğuk var. Gündüz yine iyi bir nebze güneş olunca idare ediliyor ama gece çok soğuk. İnsanlar perişan haldeler. Bugün devletin gücünü hissettik burada. Askeri ile polisi ile ve kepçelerle geldiler. Hafriyat çalışması başlattılar. Bunun için gelmişler yani arama kurtarma çalışması doğru düzgün yapılmıyor. Kepçeler enkazları kaldırmaya başladı. Hafriyat çalışması yaparken de cansız bedenler çıkıyor. Burada insanlar kendi çabalarıyla birçok kişiyi, yakınlarını çıkarmışlar.

    “HATAY DİYE BİR ŞEHİR NEREDEYSE KALMAMIŞ, İMKANI OLAN ŞEHRİ TERK ETTİ”

    İçler acısı bir durum söz konusu. Hatay diye bir şehir neredeyse kalmamış. Binaların neredeyse hepsi yıkılmış. Ayakta olanlar da hasarlı. İmkanları olanlar Hatay’ı tek terk etmiş durumda. İmkanları olmayanlar kalmış. Çeşitli illerden otobüsler geliyor, gitmek isteyenleri götürüyor ücretsiz başka şehirlere. Burada artık yaşayan olmaz. Buralar çok zor kendine gelir. Dün Samandağ’a gittik. Oradaki evler çok katlı değil. İşin ilginç yanı yeni binalar yıkılmış, eskileri duruyordu.

    “ÖNCELİKLİ İHTİYACIMIZ ÇADIR, HİJYEN MALZEMELERİ VE ÇOCUK MAMASI”

    Buraya acil olarak çadır lazım, sağlık ekiplerinin gelmesi lazım. Gönüllü sağlıkçılar var ama onlar yetersiz kalıyor. Sadece ilaç yardımı yapabiliyorlar ya da pansuman yapabiliyorlar. Burada Devlet Hastanesi’nin bir kısmı yıkılmış durumda. O yüzden yaralılar da kaderine terk edilmiş halde. Bugün bir kadınla karşılaştık. Babasının bacağı tamamen ezilmiş. Enkaz altından çıkartılmış, topuk ayrılmış. Hastanenin oraya götürmüşler. Biz bakamayız demişler. Yaraları tedavi edecek gerekli sağlık personeli ve envanteri de yok. Buranın öncelikli ihtiyacı çadır, hijyen malzemeleri, çocuk maması, bezi, sütü. Ayrıca tuvalet sorunu acilen çözülmeli. çevre kirliliği oluşmaya başladı. Gerekli önlemler alınmazsa salgın hastalıklar başlar.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • HDP Alevi Masası heyeti Bursa’da halk buluşması gerçekleştirdi-VİDEO

    HDP Alevi Masası heyeti Bursa’da halk buluşması gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Partisi Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası heyeti Bursa’da halk buluşmaları gerçekleştirdi.

    Bursa’da “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı İstiyoruz” çalışmaları kapsamında HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül HDP MYK üyesi Turgut Öker, HDP PM üyeleri Azra Güllüpınar, Songül Tunçdemir, Alevi Masası Eşsözcüsü Nesimi Aday ve HDP Bursa İl ilçe yöneticilerinden oluşan heyet, Kestel Hacı Bektaşı Veli Derneği ve Cemevi, Adaköy, Alevi Kültür Derneği İnegöl Şubesi Cemevinde halk buluşmaları gerçekleştirdi.

    PİRHA / BURSA

  • HDP Alevi Masası Eş sözcüsü Tunçdemir: AKP göz boyuyor, dertleri asimilasyon

    HDP Alevi Masası Eş sözcüsü Tunçdemir: AKP göz boyuyor, dertleri asimilasyon

    PİRHA -HDP Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nda gelinen süreci ve AKP politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Tunçdemir, “Hükümetin ayrımcı tutumundan dolayı Aleviler, çocuklarının geleceğinden endişe duyuyor” diyerek cemevlerinin ise yeni projeler dahilinde işgal edildiğini söyledi. 

    HDP PM Üyesi, Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir, ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nda gelinen aşamayı değerlendirdi.

    HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun Alevi Masası olarak 5 Mayıs 2022’de başlatılan çalışmaya dair Tunçdemir, “Henüz kampanyanın başında sayılırız” açıklamasını yaptı. Kampanyanın toplum tarafından benimsendiğini söyleyen Tunçdemir, “Alevi toplumu da memnuniyetle karşılıyor. Bu anlamda yaz dönemimiz çok yoğun geçti fakat yerleşim dağınık ve çok ücra köylerimiz mevcut. Elimizden geldiği kadar, hatta imkanlarımızı zorlayarak her yere ulaşmaya çalışıyoruz buna rağmen ulaşamadığımız bölgeler çoğunlukta” dedi.

    Songül Tunçdemir, temas kurulacak bölgeler için aylık planlamalar yapıldığını da aktararak “Mesela Kasım ayı programımız çok yoğun geçecek. Sivas, Çorum, Bursa, İstanbul, Ankara, Erzincan, Gümüşhane Samsun ve Tokat buluşmalarımız kasım ayı içerisinde olacak. Tabi eşit yurttaşlık kampanyamız sadece halk buluşmalarından ibaret değil. Alevi vekillerimiz aynı zamanda bunun meclisteki mücadelesini veriyorlar. Bizler kitapçığımıza hangi ifadeyi aldıysak vekillerimiz mecliste bu ifadelerin arkasında duruyor” şeklinde konuştu.

    “KAMPANYAMIZ ÖZGÜRLÜKLER GELENE KADAR DEVAM EDECEK”

    Eşit yurttaşlık kampanyasının finali için bir takvim belirlenmediğini aktaran Tunçdemir “Partimiz var olduğu sürece ve yaşadığımız coğrafyada Aleviler, Kürtler, Ermeniler, kadınlar, emekçiler, LGBTİ+ bireyler ve tüm ezilenler eşit yurttaş olana kadar devam edecek. Bu ülkede herkes yasalar önünde eşit olana kadar, demokrasi, laiklik, barış ve özgürlükler gelene kadar devam edecek. Biz gittiğimiz her yerde kendi eşitlik taleplerimiz ile birlikte özellikle de bunun üzerinde duruyoruz. Temel sloganımız ise ‘İnançlara Eşitlik, Halklara Özgürlük’” dedi.

    “İKTİDARIN NE KADAR İNKARCI OLDUĞUNUN FARKINDALAR”

    HDP’nin başlattığı ‘Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı’ kampanyasının hemen akabinde AKP’nin gündeme getirdiği Alevi politikaları da çokça tartışılır oldu. Hükümetin Alevilere yaklaşımı konusunu da değerlendiren Tunçdemir, bölge gezilerindeki izlenimleriyle birlikte toplumun tepkisini şu sözlerle açıkladı:

    “AKP’nin Alevi politikalarının Alevi tabanı üzerinde hiç karşılığı yok. Alevi toplumu bilinçli bir toplum. Özellikle de son yirmi yıllık dönemde AKP iktidarının pratiği Alevileri çok bunalttı. Örneğin Madımak, Alevi toplumu için kanayan bir yaradır ve Alevi toplumu hukuki süreci adım adım takip etti. ‘Bizi öldürüp katilleri aklayanlar şimdi bizi mi düşünüyor’ diyorlar, ‘cemevlerimizle ilgili AİMH’in kararını çiğneyenler mi bizi düşünüyor’ diyorlar. Sadece Alevi olarak değil, sıradan bir vatandaş olarak da iktidarın ne kadar baskıcı, otoriter ve inkarcı olduğunun farkındalar. Bu iktidarın ayrımcı tutumundan dolayı Aleviler, çocuklarının geleceğinden endişe duyuyor. Aleviler, çocuklarının okullarda din dersleriyle asimile edilmesinden rahatsız. AKP’nin pratiğini çok iyi gözlemlediklerinden bu açılımların samimi olmadığını biliyorlar. Alevi toplumu, AKP’nin göstermelik düzenlemelerle sadece göz boyadığının ve tek derdinin asimilasyon olduğunun farkında. Bu nedenle AKP’nin kendilerine yaklaşıyor gibi görünmesinden son derece rahatsızlar. AKP, iktidarda olduğu sürece Aleviler ile ilgili hiç olumlu bir politika üretmedi ki… Aleviler açısından gerek toplumsal yaşamda, gerek siyasette, gerekse kamusal alanda tamamıyla kusurlu adımlar.”

    “TAMAMEN BİR ALGI OPERASYONU VAR”

    Songül Tunçdemir, AKP İktidarının Alevi toplumuna yaklaşmasındaki sebeplere de vurgu yaptı. Alevi örgütlülüğünün yükselmesi sebebiyle hükümetin rahatsızlık duyduğunu ifade eden Tunçdemir şöyle devam etti:

    “AKP şimdiye kadar Aleviler adına ne yaptıysa toplamda kendi Alevisini yaratmak için yaptı. Türk-İslam sentezine uygun, biat eden, boyun eğen, kendi inancını yaşamayan, kendi duruşunu sergilemeyen Alevi… Yani devletin Alevisini yaratmaya çalıştı ve hala da yaratma çabasında. Üstelik bunu yaparken hak talebinde bulunan, bunun için mücadele veren Alevi kurumlarını manipüle etti ya da görmezden geldi. Diğer yandan ortaya çeşitli tezler atarak ya da Aleviliği tanımlayarak Alevilerin birliğini bozmaya çalıştı. AKP iktidarının her fırsatta açılım yapması, Alevi örgütlülüğünün yükselmesinden kaynaklı. Bu açılımların amacının da yükselen Alevi mücadelesini tasfiye etmek olduğunu düşünüyorum. Çünkü açılımlardan çıkan sonuçlar talepler ile taban tabana zıt. Tamamen bir algı operasyonu var aslında. Sorunlara çözüm üretme kılıfı altında Alevileri teslim alma gerçekliği var. Bunu anlamak için sadece Hüseyin Gazi Cemevi ve Şahkulu Sultan Dergahı ziyaretine bakmak yeterli. Hüseyin Gazi Cemevinde yaptığı dizayn ile ‘sizi ancak bu şekilde kabul ederim’ mesajını verirken; Şahkulu Sultan Dergahında verdiği mesaj ‘Alevilik inanç değil, kültürdür’ oldu ve cemevlerine maaşlı memurlar atayarak aslında cemevlerini işgal ettiğini ilan etti.

    “TORBA YASALARLA, İLAHİYATÇILARLA ÇÖZÜLECEK TALEPLER DEĞİL”

    Oysa gerek Alevi kurumlarının, gerekse Alevi toplumunun istediği şeyler değil bunlar. Bizim taleplerimiz son derece demokratik ve insan olarak hakkımız olan talepler. Komisyonlar ile torba yasalar ile ilahiyatçılar ya da devletin Alevileri ile hiç çözülebilecek talepler değildir. Böyle bir yöntem çözüm değil, aksine çözümsüzlük üretir, sonuçta üretti de. Alevi dedeleri Hac’ca göndermek, çocuklarımızı imam hatip okullarına yerleştirmek hep bu açılımlardan çıkan sonuçlardı.

    Bizim taleplerimiz illegal değil ki herkes tarafından bilinen ve en demokratik hakkımız olan talepler. Önce bu talepler karşılasın, AİHM’in cemevleri ve zorunlu din dersleri ile ilgili kesinleşmiş kararları var, bunları uygulayarak işe başlasın.”

    “TAM DA AKP’NİN İSTEDİĞİ FORMATA DÖNÜŞMÜŞLER”

    Songül Tunçdemir, Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde kurulacak Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı projesini de değerlendirdi. Söz konusu projeye dair “Bakanlığa bağlı cemevleri projesi, bazı kesimleri cezbetti” diyen Tunçdemir şunları söyledi:

    “Bunların kim oldukları herkes tarafından biliniyor. Onlar bu adımı Cumhuriyet tarihi boyunca atılmış en önemli adım olarak görüyor ve bunu ifade etmekten çekinmiyorlar çünkü tam da AKP’nin istediği formata dönüşmüşler.

    Parti olarak böyle bir yasanın kabul edilebilir hiçbir yanının olmadığını söyledik. Son olarak da meclisteki görüşmelerde vekillerimiz yasanın geçmemesi için büyük bir mücadele örneği gösterdiler ama maalesef yasa çoğunluk tarafından geçiriliyor. Bu da anti demokratik bir tutum. Yasa geçti diye bu mücadele elbette ki bitmedi. Parti olarak bu yasaya şerhimizi koyacağız. Cemevleri ile ilgili olarak partimizin görüşü son derece nettir. Cemevleri Alevilerin İbadethanesidir, cem de ibadetidir. Cemevlerine yasal statü de dahil talepleri anayasada düzenlenmelidir. Mücadelemiz de bunun içindir.”

    “MÜCADELEMİZ EZİLEN TÜM KESİMLER İÇİNDİR”

    “Ülke gündemi sürekli değişiyor, kötüye doğru değişiyor. Değişimlerin hedefinde hep kendinden olmayan farklı inançlar, farklı kültürler ile birlikte emekçiler, kadınlar, LGBTİ + ler, bu ülkenin aydınları, sanatçıları, gazetecileri, yani muhalifleri var. Diğer yandan tüm baskılara rağmen muhalefetin sesi de yükseliyor. Alevi Masası olarak mücadelemiz özelde Aleviler, genelde ise ezilen tüm kesimler içindir. Bu anlamda özgürlük ve demokrasi mücadelemiz bir bütündür. Masamızın halihazırda bir kampanyası var zaten. Bu kampanyayı yürütürken değişen şartlara, gereken ihtiyaca göre eylem ve etkinliklerimizi gerçekleştirip üzerimize ne düşüyorsa yapacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kemal Bülbül: Yezit siyaseti nedeniyle Türkiye, Kerbela’ya dönüşmüştür-VİDEO

    Kemal Bülbül: Yezit siyaseti nedeniyle Türkiye, Kerbela’ya dönüşmüştür-VİDEO

    PİRHA – HDP milletvekili ve parti meclisi üyeleri, Malatya Pütürge’de Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nı anlattı. Milletvekili Kemal Bülbül, yaptığı konuşmada “Kadın katliamı, çocuk tacizi, Kürt ve Alevi toplumuna karşı işlenen nefret suçları nedeniyle Türkiye Kerbela’ya dönmüştür” dedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP Parti Meclisi üyeleri Songül Tunçdemir ve Yasemin Demirkaya, Malatya Pütürge’de halkla buluştu. Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı Kampanyası’nı anlatan HDP heyeti, Hüsükuşağı ve Zarato köylerinde halk buluşması gerçekleştirdi.

    “TÜRKİYE TÜMÜYLE BİR HAPİSHANEYE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”

    Hüsükuşağı Cemevinde konuşan Milletvekili Kemal Bülbül, tutuklu siyasetçilerin durumunu gündeme getirerek tecrit uygulandığını söyledi. Bülbül, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Hapiste olan kim olursa olsun, insan hak ve özgürlükleri bağlamında hakları vardır. Ama bugünkü tutuklu siyasetçiler ailesi, avukatı ile görüştürülmüyor. Peki bu nedir? Tecrittir. Tecrit nedir? Tecrit zulümdür, toplumdan yalıtmak, haklarının tamamını elinden almak ve bir odaya kapatıp tamamen yok etme projesidir. Bunu ne insanlık ne Kürt halkı ne HDP ne bizler ne de onuruna, geleceğine sahip çıkan insanlar buna izin vermez. Aynı şekilde İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen bırakılmayan arkadaşlarımız var. Hasta mahpuslar ve hapishanedeki zulümler de söz konusu. Zaten Türkiye tümüyle bir hapishaneye dönüşmüş durumda.”

    “DEĞERLERİMİZİ BU YEZİT ZİHNİYETİNE ÇİĞNETMEYELİM”

    Kemal Bülbül “Alevi literatürü ile söyleyecek olursak Türkiye Kerbeladır” diyerek Türkiye’nin mevcut siyasal ve ekonomik durumuna dikkat çekti. “Şu anda yoksulluk, zulüm, Yezit siyaseti nedeniyle Türkiye, Kerbela’ya dönüşmüştür” diyen Bülbül, sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Kadın katliamı, çocuk tacizi, Kürt ve Alevi toplumuna karşı işlenen nefret suçları nedeniyle Türkiye Kerbela’ya dönmüştür. Bizler Kerbela’yı çok iyi biliyoruz. Kerbela’da Hüseyin ve yanında 72 insan hakikat ve adalet mücadelesini yürütmek için canbaş verdiler. Biz canbaş vermeyelim tamam ama cesur olup birbirimize sahip çıkalım. Ama Hüseyin-i olalım. Ama değerlerimizi bu Yezit, münafık zihniyetine çiğnetmeyelim.”

    PİRHA/MALATYA

  • HDP’li Bülbül Arguvan’da: Arguvanlı olmak çok kültürlülüğü gerektiriyor-VİDEO

    HDP’li Bülbül Arguvan’da: Arguvanlı olmak çok kültürlülüğü gerektiriyor-VİDEO

    PİRHA-“Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı” kampanyası kapsamında Malatya’nın Arguvan ilçesini ziyaret eden HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Arguvanlı olmak çok kültürlülüğü gerektiriyor. Kürt kimliğine de, Türkmen halkının sorunlarına da, Alevi kimliğinize de, Arguvan’da azınlıkta olan Sünnilerin haklarına da sahip çıkacaksınız. Çünkü demokrasi kültürü bunu gerektirir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonu Alevi Masası tarafından başlatılan “Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı” kampanyası çerçevesinde ziyaretler sürüyor. HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ile HDP PM üyesi ve Alevi Masası Eş Sözcüsü Songül Tunçdemir, Malatya’nın Arguvan ilçesinde Alevi yurttaşlar ile bir araya geldi. Bülbül ve Tunçdemir yürütülen kampanyaya ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “HERKESİN ÖZGÜRCE VE KENDİ RENKLERİYLE YAŞAMASI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Zorlu bir süreçten geçildiğini belirten Songül Tunçdemir, “Siyasi iktidar kendi bekasını güçlendirmek için halklara daha fazla baskı uygulamaktadır. Her geçen gün nefes alamaz duruma gelmekteyiz. Bu ülkede herkesin kardeşçe ve kendi renkleriyle yaşaması için mücadele ediyoruz” dedi. Arguvan’ın çok kimlikli kültürüne dikkat çeken Milletvekili Kemal Bülbül ise şunları söyledi:

    “Arguvan’ın siyaset, etnik ve inanç kültürü hem sisteme hem de AKP ve ondan önceki hükümetlere aykırıydı. Gelmiş geçmiş bütün hükümetler Arguvan tarihine, kültürüne, inancına ve etnik kimliğine karşı suç işlemişlerdir. Bu suçu Ermeni toplumuna, Kürt halkına, Alevi toplumuna karşı işlemişlerdir. Arguvan’ın Ermeni, Türkmen, Kürt, Alevi ve Sünni kimliği de var. Bu kadar geniş boyutlu kimlik ve inanca sahip olan Arguvan bir tür küçük Türkiye sayılabilir. Arguvan’ın ayrıca sazı, sözü, curası, bağlaması, kavalı, türküsü, stranları ve kılamları var.”

    “ARGUVANLI OLMAK ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞÜ GEREKTİRİYOR”

    Arguvan’ın bir tarım, emek ve hayvancılık kenti olduğunu belirten Bülbül, “AKP-MHP iktidarı ya da geçmiş bütün iktidarlar ne söylerse söylesinler hepsi sahtekar ve yalancıdır. Bu konuda bir tavır konulmalıdır. Öncelikle kendi kimliğine, kültürüne, toprağına, havasına, suyuna, geçmişine sahip çıkılmalıdır. Diyarbakır, Şırnak, Hakkari ile, İstanbul’daki emekçi ile, Trakya’daki Bektaşi ile, Ege’deki Tahtacı ile el ele olunmalıdır. Onlar ile ortak düşünceyi ve eylemi sergileyebilmek önemlidir. Arguvanlı olmak çok kültürlülüğü gerektiriyor. Kürt kimliğine de, Türkmen halkının sorunlarına da, Alevi kimliğinize de, Arguvan’da azınlıkta olan Sünnilerin haklarına da sahip çıkacaksınız. Çünkü demokrasi kültürü bunu gerektirir.”

    PİRHA / MALATYA

  • Bülbül, Malatya’da Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı tüm toplum için istiyoruz-VİDEO

    Bülbül, Malatya’da Alevilerle buluştu: Eşit yurttaşlığı tüm toplum için istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki partililer Malatya’da Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi. Burada bir konuşma yapan Bülbül, “Alevi toplumuna eşit yurttaşlık isterken aslında tüm topluma eşit yurttaşlık istiyoruz” dedi. 

    HDP’nin “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası devam ediyor. HDP Milletvekili Kemal Bülbül ve beraberindeki heyet, Malatya’da kampanyayı anlattı.

    “Alevilere Eşit Yurttaşlık Hakkı” kampanyası çalışmaları kapsamında Milletvekili Kemal Bülbül, PM üyeleri Songül Tunçdemir, Yasemin Demirkaya ve HDP il örgütü kahvaltıda Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi.

    Heyette bulunanlardan Songül Tunçdemir, “Son zamanlarda Alevilik çok gündem olmaya başladı. Hiç bir parti Alevilerle ilgili talepleri programlarına koymuyor. HDP’nin Alevi Masası bir kitapçık çıkardı. Alevilerin taleplerini biz sahipleniyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz” dedi.

    “TÜM TOPLUMA EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”

    HDP Milletvekili Kemal Bülbül ise, “Bir tür tekçilik yaşanıyor. Türklüğün karşısına Kürt, Ermeni, Arap, Aleviliğin karşısına devlet, Diyanet tarafından yaratılmış piyasa anlayışıyla Sünnilik konuluyor. Camiler ibadethane olmaktan çıkmış Diyanetin ve AKP’nin propaganda mekanlarına dönüşmüştür. Alevi toplumuna eşit yurttaşlık isterken aslında tüm topluma eşit yurttaşlık istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ MALATYA

  • Tunçdemir: Mesele, Alevileri asimile etmek, oyuna gelmemek lazım-VİDEO

    Tunçdemir: Mesele, Alevileri asimile etmek, oyuna gelmemek lazım-VİDEO

    PİRHA-Alevi aktivist Songül Tunçdemir, iktidarın organize ettiği Hacıbektaş Gençlik Kampı ile Kerbela gezisiyle ilgili olarak “Mesele Alevilik değil. “Alevileri nasıl asimile ederiz?” telaşındalar. Niyetleri belli. Bu oyuna gelmemek lazım” ifadelerini kullandı.

    İçişleri Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 400 Alevi genci için ağustos ayında yapılacağı duyurulan “Hacıbektaş Gençlik Kampı” ile 300 dedenin aralık ayında Kerbela’ya götürülme programına ilişkin Alevi aktivist Songül Tunçdemir, PİRHA’ya konuştu. Alevilerin taleplerini hatırlatan Tunçdemir, “Niyetleri belli. Bu oyuna gelmemek lazım” dedi.

    “YOLUNU GERÇEKTEN DÜŞÜNEN ALEVİLERİN OYUNA GELMEYECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Sözlerine “Alevilerin talepleri apaçık ortada zaten” diyerek başlayan Tunçdemir, bakanlıklar tarafından finanse edilen iki programa tepki gösterdi. Tunçdemir şunları söyledi:

    “30-35 yıldır biz temel taleplerimizi söylüyoruz. Siyasi iktidarın da karşımıza her gün yeni bir asimilasyon politikasıyla çıktığını gözlemliyoruz. Bu duruma şaşırmadık. Alevileri düşündükleri bir şey yok. Yani mesele Alevilik değil. Hepimiz bu konuda hemfikiriz. “Alevileri nasıl asimile ederiz?” telaşındalar. Cemevlerinin ziyaret edilmesi, İçişleri Bakanlığı danışmanının bir kilo çimento gibi maddiyata dayalı şeylerle tavlamaya çalışması bunu gösteriyor.

    Yolunu gerçekten düşünen Alevilerin oyuna gelmeyeceğini düşünüyorum. Bu programlara dahil olup da kendisine “Alevi” diyenleri de kınıyorum. Gideceklerse de Alevi kimlikleriyle gitmemeliler. O dedeler de dahil artık onlar yoldan çıkmışlardır. Gençlerin zaten bir suçu yok. Bilinçlendirmek lazım aslında. Son derece samimiyetsiz ve kurnazca asimile etmek için kılı kırk yaran bir tutum içerisindeler. Gerçekten samimi olan dedeler gitmiyor zaten. Benim çocuğumu götürebilirler mi? Hayır. Kimi götürüyorlar? Gerçekten asimile olmuş Alevilerin çocuklarını götürüyorlar. Bunu da Alevilik adına yapıyorlar. Orada Alevi erkanını, felsefesini öğretecek halleri yok. Niyetleri belli. Bu oyuna gelmemek lazım.”

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / BALIKESİR

  • Sevenlerinden Sümbül Beltir’e: Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağız-VİDEO

    Sevenlerinden Sümbül Beltir’e: Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağız-VİDEO

    PİRHA-İzmir’de geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’a yürüyen DAD geçmiş dönem genel merkez yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Koçlu Beltir için büyük üzüntü duyuldu. Sevenleri, arkadaşları sosyal medya paylaşımlarında “Alevi kadın hareketi ve örgütlenmesinde emeği büyüktü. Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağız” dediler. 

    İzmir’in Dikili ilçesinde geçirdiği trafik kazası sonucu Hakk’a yürüyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) geçmiş dönem genel merkez yöneticisi ve Alevi aktivist Sümbül Koçlu Beltir için sosyal medyada mesajlar paylaşıldı. Alevi kadın hareketi içerisindeki emeğine de değinilen mesajlarda büyük üzüntü duyulduğu belirtilerek, “Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağız” denildi.

    “ALEVİ KADIN ÖRGÜTLENMESİNDE EMEĞİ BÜYÜKTÜ”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu yaptığı paylaşımda “Sümbül ablamızın ani gidişi hepimizi üzdü… Yolu ışık menzili mübarek mekanı Ulu Pirlerimizin yanı olsun. Cümle sevenlerinin ve hepimizin de başı sağ olsun” ifadelerine yer verdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker, Songül Koçlu Beltir için “DAD geçmiş dönem yöneticisi ve Alevi kadın aktivist Sümbül Koçlu Beltir, İzmir Dikili’de geçirdiği trafik kazası sonrası Hakk’a yürüdü. Alevi kadın hareketi ve örgütlenmesinde emeği büyüktü. Mütevazi kişiliği, anacıl yaklaşımı, saflığı ile bizler için birer mihenk taşıydı. O, ayağını dostlarının eşiğinden ayırmayan, toplumunun yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çevirendi. Devri daim olsun…Vorte gul nurde bo..” paylaşımını yaptı.

    Alevi aktivist Songül Tunçdemir de mesajında “Çok üzgünüm. Devrin daim olsun. Seni hiç unutmayacağız Sümbül Beltir” dedi.

    “GERİDE KALANLARA BÜYÜK ACI BIRAKTI”

    Sanatçı Dıle Munzur ise “Yıllardır kaybettiği evladının hasreti, acısı içindeydi. Bu acısı son buldu ama şimdi kendisi, geride kalanlara büyük bir acı bıraktı. Az önce edindiğimiz habere göre maalesef Sümbül ablamızı İzmir’de geçirdiği trafik kazası sonucu kaybetmişiz. Güzel ablamın devri daim olsun. Ailesine sevdiklerine ve DAD’a baş sağlığı diliyorum” ifadelerini kullandı.

    “O, AYAĞINI DOSTLARININ EŞİĞİNDEN AYIRMAYANDI”

    CAN TV emekçilerinden Menşure Karabulut Morsünbül de yaptığı paylaşımda “DAD geçmiş dönem yöneticisi ve Alevi kadın aktivist Sümbül Koçlu Beltir, İzmir Dikili’de geçirdiği trafik kazası sonrası Hakk’a yürüdü. Alevi kadın hareketi ve örgütlenmesinde emeği büyüktü” dedi.

    “MÜCADELE AZMİNİ HİÇ UNUTMAYACAĞIZ”

    Fotoğrafçı Yüksel Uygun, Beltir için “Uğurlar olsun Sümbül, senden önce gidenlere selam götür” mesajını paylaşırken; bir diğer fotoğrafçı Kerim Eren de “Sümbül Beltir, her zaman çizginin bu yanında, haktan ve doğrudan yanaydı. Devri daim olsun…” dedi.

    Hüseyin Altay ise paylaşımında “Sevgili Sümbül can devrin daim olsun. Toprak ana şefkatiyle seni kucaklasın. Bize kattığın mücadele azmini hiç unutmayacağım” ifadelerine yer verdi.

    Sümbül Koçlu Beltir’in cenazesi, İzmir Adli Tıp Kurumu’nda yapılacak incelemelerin ardından İstanbul’a getirilerek toprağa sırlanacak.

    Sünbül Koçlu Beltir, Hızır ayına ilişkin PİRHA‘ya verdiği demeçte, Hızır’ın Alevi inancındaki önemini vurgulamıştı.

    PİRHA / İSTANBUL
  • Songül Tunçdemir ‘Neden HDP?’ sorumuzu yanıtladı: Çünkü Alevi temsiliyetimiz arttı!

    Songül Tunçdemir ‘Neden HDP?’ sorumuzu yanıtladı: Çünkü Alevi temsiliyetimiz arttı!

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde uzun yıllar faaliyet yürüten Songül Tunçdemir, HDP 5. Olağan Kongresi’nin ardından Parti Meclisi’nde yer aldı. “Siyaset için Alevilik değil, Alevilik için siyaset yapmalı” diyen Tunçdemir, siyasetteki kadın temsiliyetine de vurgu yaptı ve ekledi: Aslında kendini anlatan her Alevi siyaset yapıyor.

    Önceki dönemlerde PSAKD Malatya ve Kartal Şube Başkanlığı yapan, uzun yıllar Alevi hak mücadelesinde yer alan Songül Tunçdemir, Halkların Demokratik Partisi 5. Olağan Kongresi’nin ardından 100 kişilik Parti Meclisi’nde yer aldı.

    Siyasi parti bünyesinde Alevi hak mücadelesine devam etmesindeki sebepleri açıklayan Tunçdemir, Alevi kurumlarının yakın geçmişe kadar siyaset ile Aleviliği ayrı tuttuğunu, kurumlardan siyasete atılanların ise olumlu karşılanmadığını ifade etti.

    “KURUMLARIMIZ SIÇRAMA TAHTASI OLARAK KULLANILDI”

    Songül Tunçdemir, Alevi mücadelesinin bir tür siyasi hareket olarak yorumlanması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gözlemleyebildiğim kadarıyla bu durumun başlıca iki büyük nedeni olduğunu düşünüyorum. Bilirsiniz, Pir Sultan Abdal bir deyişinde ‘Siyaset günleri gelip çatmadan açılın kapılar Şah’a gidelim’ diyor. Bu sözler çok yanlış yorumlanıyor. Osmanlı döneminin zulmüne başkaldıran ve ezilen halkları bir araya getirerek büyük bir direniş örneği sergileyen, bu uğurda darağacına giden Pir Sultan’ın burada anlatmak istediği ‘idam’ günleridir. Osmanlı döneminde idamın gerçekleştirildiği yere ‘siyaset meydanı’, idam edilen günlere de ‘siyaset günü’ denilmiştir. Pir Sultan Abdal’ın siyaset günlerinden kastettiği idam günüdür. Ağır vergi yükünü, zulmü, yoksulluğu anlatmak ve bu durumdan kurtulmak için çareler aramak siyaset değil de nedir? Bu deyişi doğru yorumlamak gerekir.

    İkinci olarak bir dönem kurumlarda yöneticilik yapan arkadaşlarımızın rızasız bir şekilde kurumlarımızı terk ederek parti organlarında yer almak için girişimlerde bulunması…

    “KENDİNİ ANLATAN HER ALEVİ SİYASET YAPIYOR”

    Aradan çok zaman geçse de bunun şokunu hala yaşıyoruz. Bizler açısından siyasete atılım çok talihsiz bir şekilde oldu. Kurumlarımız, basamak ya da sıçrama tahtası olarak kullanıldı. Bu durum doğal olarak büyük bir kesimde antipati oluşturdu. Doğru yerden bakıldığında ise ‘Aleviler siyaset yapmasın’ sözüne çok karşı olan biriyim. Yapsınlar ama doğru yöntemlerle ve rızalık ilkesiyle yapsınlar. Aleviler siyasetin içinde zaten. Adını hatırlayamıyorum şu an, bir feminist yazar ‘kendini anlatan her kadın feministtir’ demişti. Evet, ben de diyorum ki ‘kendini anlatan her Alevi’ siyaset yapıyor. Demem o ki bizim gecemiz gündüzümüz zaten siyaset. Yaşamın her alanı siyaset, en basitinden 70 yaşında bir teyze, şekere zam geldiğinden yakınıyorsa bu da siyasettir. Bizler kurumlarımızda, bulunduğumuz tüm platformlarda yaşadığımız ayrımcılıkları, katliamları anlatıyoruz, biz diyoruz ki ‘DİB Lağvedilsin, Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın, Madımak Utanç Müzesi Olsun, Alevi Köylerine Cami Yapılmasın, Dergahlarımız Geri Verilsin, Eşit Yurttaşlık İstiyoruz’ diyoruz. Bu siyaset değil midir? Peki Alevilere yapılan katliamlar yürütülen bir siyasetin sonucu değil midir? Siyasete siyaset yaparak karşılık verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde biz sonsuza kadar hep bir şeyleri anlatıp dururuz. Oysa değiştirecek gücümüz var. Bu değişimi siyasete aktif bir şekilde katılarak, söz, karar, yetki sahibi olarak ve tabi ki ‘siyaset için Alevilik değil de Alevilik için siyaset yaparak’ sağlayabiliriz. Ben bu söze çok inanıyor, çok güveniyorum.”

    “ALACAĞIM GÖREVİ LAYIKIYLA YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞACAĞIM”

    Songül Tunçdemir, Alevi kurumlarında uzun yıllar hak mücadelesi verdiğini belirterek “Bir süre sonra insan kendini tekrar eder duruma düşüyor” diye de ekledi. Tunçdemir, “Amacı aynı ama mevzisi biraz daha farklı, kendini daha fazla geliştirip davana daha faydalı olabileceğin farklı kapılar açılıyor” diyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Benim için böyle bir kapı açıldı. Alevi kadın kimliğimle girdim. Büyük Kongre yeni gerçekleşti, henüz görev dağılımı yapılmadı ama ben nerede olacağımı biliyorum. HDP’nin Alevi Masası’nda olup bu görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışacağım. Ağırlığını biliyorum, çok koşturmam gerektiğini de biliyorum. Zaten çok koşturan biriyim. Bu sefer omuzdaki yük daha ağır olacak biliyorum ama güzellikler yaratacağımız inancıyla o yükü seve seve taşıyacağım. Yani hala Alevi hak mücadelesi içinde olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.”

    “SİYASİ YÖNDEN BİR UYANIŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM”

    Songül Tunçdemir, mevcut siyasi partilerin Alevi sorununu çözmek adına çabasını da yorumladı. Yıllardır Alevilerin seçimlerden seçimlere hatırlandığını vurgulayan Tunçdemir şunları söyledi:

    “Alevilerin oy deposu olarak görüldüğünü söyledik ve bu durumdan dolayı yakınıp durduk. Yine bu şekilde gören partiler mevcut olsa da Alevi toplumunun çok büyük bir kesiminde siyasi yönden bir uyanış olduğunu düşünüyorum. Önceden fazla alternatif de yoktu. Alternatifin olmadığı yerlerde kötü gelmesin diye kötünün iyisi seçilsin ister insanlar. Bu psikolojik bir durum, bizde hep şöyle bir psikoloji var; kim gelirse daha az zarar görürüz? Daha az zarar getirecek kim varsa ona koşardık. Bu parti gelirse başımı kapatır, şeriat düzeni getirir, kadınlar da çok ezilir vs. Oysa hiçbir zaman ‘bu parti gelirse kendi inancımızı, felsefemizi, değerlerimizi yaşatabiliriz ya da aidiyeti ne olursa olsun bu ülkede herkes kardeşçe yaşayabilir’ deme şansımız hiç olmadı. Bunu düşünebilmek mevcut koşullarda bizim için lüksün de ötesi bir lükstü maalesef. Çünkü yakın geçmişe kadar hiçbir parti ‘Bu ülkede kendilerini Alevi olarak tanımlayan bir toplum var, onların da mecliste söz hakkı olsun’ demediği gibi Alevileri görmezden geldi, parti programlarında Alevilerin hak ve taleplerine yer vermedi. Alevilerin hiçbir zaman böyle bir şansı olmadı.

    “CHP’NİN EZİLENLERİ YOK SAYMASI LAİKLİK DEĞİLDİR”

    Ana muhalefet partisi CHP’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesi Alevi camiasında büyük bir heyecan  yarattı fakat aradan geçen zaman içerisinde beklentilerin karşılanmadığını gördük. Ezilen ulusların milliyetçiliği olmazmış, ben buna şunu eklemek istiyorum; ezilen inançların da şovenliği olmaz. Çünkü hayata soldan bakan bir Türk, yeri geldiği zaman ‘Ben de Kürdüm’ diyebilmeli. Hayata soldan bakan bir Sünni vatandaş, yeri geldiğinde ‘Ben de Aleviyim’ diyebilmeli. Tıpkı Hrant Dink katledildiğinde ‘Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant’ız’ dediğimiz gibi. Tüm bunlara ne milliyetçilik, ne de şovenizm diyemeyiz. CHP’nin laiklik adı altında ezilenleri yok sayması laiklik değildir. Bu ülkede inancından dolayı ezilen toplumlar varsa eğer onların hak ve taleplerini parti programına koymaları da anti laik bir tutum olarak değerlendirilemez. Laikliğin amacı nedir zaten? Devleti dinden, dini de devletten korumak değil midir? Korumadığında her ikisi de canavara dönüşür. Bu durumda en çok kim etkilenir? Tabi ki farklı din ve inançta olanlar. Kılıçdaroğlu Alevi, hem de Dersim’li bir Alevi. AKP İktidarı her seferinde bu durumu kullanıp duruyor. ‘Aleviyim’ dediğinde laikliğe aykırı davranmış olmayacak ki. Bu ülkede milyonlarca laik var; inancını her yerde haykıran.

    Her şeye rağmen CHP’nin zaman zaman iyi siyaset yaptığını düşünüyorum. Eksikleri var mı? Evet, çok eksikleri var. Eksiklerini Meclis’te yapılan kritik oylamalarda hepimiz gördük. İçinde gerçekten iyi siyasetçiler var, sol ve Alevi kesimden çok fazla destek alıyor. İttifak yaptığı partileri hiç sevmiyorum. Toplumun tüm ezilen kesimlerini de düşünerek hazırlayacağı parti programı ve kuracağı doğru ittifakla daha verimli olacağını düşünüyorum. İstanbul seçimleri bize çok şey gösterdi.”

    “BİZİ TEMSİL EDEN VEKİLLERİMİZ VAR ARTIK”

    “Biz Aleviler artık kötünün iyisine mahkum olmak istemiyoruz” diyen Songül Tunçdemir, HDP’nin Alevi sorununa ilişkin politikalarına da değindi. “Taleplerimiz artık meclis kürsüsünde söyleniyor” diyen Tunçdemir, “Neden HDP?” sorusuna şu cümlelerle cevap verdi:

    “Kurumlarımızın çabasıyla çok yol katettik. Taleplerimiz çok net, mücadele hattımız son derece belirgin. Çok çetrefilli ve zor yollardan geçtik ve hala geçmekteyiz. Düşünebiliyor musunuz dernek tabelalarımıza ‘Alevi’ yazdırabilmek için mahkemeye başvurmak zorunda kaldığımız süreçlerden geçtik.

    Şimdi geldiğimiz aşamada bizim taleplerimizi talepleri olarak bilen, bu ülkenin tüm ezilenlerini bir araya toplayan, kadını, LGBTİ+ bireyleri, doğayı, gençleri düşünen; emeği, özgürlüğü, barış ve adaleti önceleyen ve tüm baskılara rağmen her geçen gün daha da büyüyen HDP var. İyi ki var diyorum. Çünkü biz Aleviler açısından düşündüğümüzde sokakta haykırdığımız taleplerimiz artık meclis kürsüsünde söyleniyor. Sokakta kesilen ve duyurulmak istenmeyen sözümüz meclis salonunda yankılanıyor. Çünkü bizi temsil eden vekillerimiz var artık. PM de sorunlarımıza çözüm üreten Alevi Masamız var ve bu dönem Alevi temsiliyeti arttı. Ve tabi ki yürütülen Eşit Yurttaşlık Kampanyası… HDP de bizi temsil eden milletvekillerinin de Alevi kurumlarından sorulması da ayrı bir güzellik.

    Tüm bunlar Alevi toplumunun siyaset geleneğini tam olarak değiştirdi diyebiliriz. Başta da söylediğim gibi Aleviler ne istediğini, ne istemediğini bilen bir toplum. Yaşadığımız ne varsa iyi ya da kötü bunlar bizlere bir şeyler öğretti, tecrübe kazandık, ders çıkardık. Kervanı biraz yolda dizdik ama geldiğimiz nokta kısmen memnun edici. Başlarda yapılan acemilikler artık yapılmıyor. Biraz daha uyanmamız gerekiyor. Bunu hep beraber ve doğru yerde başaracağımıza inanıyorum. Biz artık şunu net olarak gördük ki o da faşizmin böl-parçala-yönet taktiğine karşı kurtuluş tüm ezilenlerin birleşik mücadele vermesinden geçiyor.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir’e 5 yıl sonra ‘Göreve dönemezsin’ dedi

    OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir’e 5 yıl sonra ‘Göreve dönemezsin’ dedi

    PİRHA-OHAL İnceleme Komisyonu, KHK ile kamudaki görevinden ihraç edilen Öğretmen Songül Tunçdemir’in başvurusunu 5 yıl sonra karara bağladı. Hakkında ‘ret’ kararı verilerek göreve dönmesine izin verilmeyen Tunçdemir, “Bu ülkede hak ve hakikat mücadelesi vermek çok zor biliyoruz. Amaçları bizleri yıldırmak, baskı altına almak. Ama pes etmeden hakkımızı elde edene kadar mücadele edeceğiz” dedi.

    15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte yüz binlerce kişi gözaltına alındı. Binlerce kişi tutuklandı. Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile de 204 medya kuruluşu kapatıldı ve 125 binden fazla kamu emekçisi görevinden ihraç edildi. Bu süreci yaşayan birisi de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönemler Malatya ve Kartal Şube Başkanı, Alevi Aktivist ve KHK ile mesleğinden ihraç edilen öğretmen Songül Tunçdemir. Aradan geçen 5 yılda OHAL İnceleme Komisyonu, Tunçdemir‘e “Göreve dönemezsin” dedi.

    Tunçdemir, 5 yıllık süreci ve OHAL İnceleme Komisyonu’nun sonucunu PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİ VERDİĞİMİZDEN DOLAYI İHRAÇ EDİLDİK”

    686 No’lu KHK ile kamudaki görevinden ihraç edildiğini hatırlatan Tunçdemir, şöyle konuştu:

    “15 Temmuz sözde darbe girişimini kendilerinin deyimiyle fırsata çevirerek kendi darbesini yaratan siyasal iktidar, bu darbe girişiminden biz sorumluymuşuz gibi oklarını bu ülkenin aydınlarına, Alevilere, Kürtlere, solculara, kısacası demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlere yöneltti. Ben de bir Alevi olarak bundan nasibimi aldım ve bir gece yarısı yayınlanan 686 No’lu KHK ile kamudaki görevimden ihraç edildim. Suçumuz hiçbir zaman söylenmedi ama bize gönderdikleri iki satırlık yazıda bizleri terör örgütleri ile irtibatlı olmakla suçluyorlardı.

    Toplamda 125 bin kişinin içinde benim de üyesi olduğum KESK’in 2 bin 400 üyesi de ihraç edilmişti. KESK üyeleri olarak “Biz neden ihraç edildik?” sorusunu kendi kendimize sorduğumuzda hepimizin ortak paydasının “muhalif olmak”, “kadın cinayetleri olmasın” demek, “eşit yurttaşlık istemek”, “barış istemek”, “analar ağlamasın” demek, “eşit işe eşit ücret” istemek, “demokratik, laik, bilimsel eğitim istemek.” Yani yasal çerçevede demokrasi mücadelesi vermek olduğunu gördük.

    “ADİL YARGILANMA HAKKIMIZ GASP EDİLMİŞTİ”

    Biz OHAL ile birlikte gördük ki tüm bunların hepsi suç sayılıyor. Yani insanca yaşayabilme ve çocuklarımıza güvenli bir gelecek inşa etme mücadelesi vermek suçmuş. Üstelik gücümüzü devletin anayasasından ve altına imza attığımız uluslararası sözleşmelerden aldığımız halde.

    Mesele sadece işten atılmamız değildi aslında, bin bir imkansızlıklar içinde, hakkımızla elimize aldığımız diplomalarımızın iptal edilmesi ve kendi mesleğimizi icra etme yasağının getirilmesi, resmi kuruluşlarda çalışma yasağı, sigortalı işte çalışma yasağı. Sigortasız işçi çalıştırmak yasak zaten. Bu tamamen kendilerinin de söyledikleri gibi ‘ağaç kökü’ yesinler zihniyeti ile uyuşan bir yasak. Ne kadar sosyal güvencemiz varsa hepsine ambargo koydular. Pasaportlarımızı elimizden alarak yurt dışı yasağı getirdiler. Hangi kuruma gitsek sistemdeki adımız kırmızı renkle yazılıydı. Bizi terörist ilan ettiler ya, akrabalarımız, oturduğumuz mahallenin sakinleri, hatta bir çok tanıdık insan bizden çekinir oldu. Ne de olsa fişlenmiştik. Oysa masumiyet karinesi var, suçu ispat edilene kadar her insan masumdur. Adil yargılanma ve kendimizi savunma hakkımız gasp edilmişti.”

    “KİMSENİN SOKAĞA ÇIKAMADIĞI ZAMANLARDA SOKAKLARDAYDIK”

    Tunçdemir, haklarını aramak için OHAL döneminde de sokaklara çıktıklarını vurgularken, “İstanbul da yaşayan KHK’liler ile bir araya gelerek haftanın 4 günü Bakırköy, Kadıköy ve Kartal da direniş başlattık. Kimsenin sokağa çıkamadığı zamanlarda sokağa çıkmaktan başka çaremiz kalmamıştı çünkü. O zamana kadar vermiş olduğumuz mücadeleyi baz alarak KHK direniş alanı oluşturduk. Ve işimizi geri istemekle birlikte OHAL döneminde yaşanan tüm haksızlıklara karşı çıktık. 69 hafta boyunca eylemlerimiz devam etti, 69. haftadan itibaren direniş alanımıza yüzlerce polis yığarak gözaltılar yaptılar ve nihayetinde bizleri hareket edemez hale getirdiler.

    Sayısal olarak az olduğumuzdan bu baskılar karşısında daha fazla direnemedik. O zamana kadar sendikanın dayanışması ve geçici küçük işler sayesinde hayatımızı idame ettiriyorduk fakat artık daha fazla çalışmamız gerekiyordu. 2018 de 70 günlük bir cezaevi sürecim oldu, benim için hazırladıkları iddianamede suçumun demokrasi mücadelesi vermek olduğunu gördüm. 5. duruşmada beraat aldım fakat Malatya Cumhuriyet savcısı yeniden yargılanmam için istinafa başvurdu. İstinaftaki heyet dosyanın kapanmasını öngördü fakat heyet üyelerinden biri şerh koyunca dosya bir üst mahkemeye taşındı. Yani dosyam hala kapanmadı” ifadelerini kullandı.

    “OHAL İNCELEME KOMİSYONU 5 YIL ARADAN SONRA ‘RET’ KARARINI AÇIKLADI”

    OHAL İnceleme Komisyonu’nun 5 yıl sonra kararını açıkladığını belirten Tunçdemir, görevine iade edilmedi. Tunçdemir, Türkiye’de hak mücadelesi vermenin zor olduğunu kaydederek, şunları söyledi:

    “Normalde OHAL döneminde yaşanan hukuksuz uygulamaların OHAL bitince iptal edilmesi ve haklarımızın tekrar verilmesi gerekiyordu. Ama AKP bu dönemde bu uygulamaları yasallaştırdı. Bir de direkt mahkemeye başvurulması gerekiyorken OHAL İnceleme Komisyonu kuruldu. Sadece 2 yıllık bir görev süresi verildi bu komisyona, yine inceleme bitmedi ve bu süre toplam 7 kez uzatıldı. Üstelik “önce mahkemeye gelin, sonra komisyona başvurun, komisyon karar versin sonra yine mahkeme gelin” denildi. Yani baştan sona bir oyalama süreci başladı. Ben de tam 5 yıldır komisyonun sonucunu bekliyorum. Nihayetinde ret geldi. Bakanlık teftiş kurulunu aradım, tebligatları biriktirip aylık gönderiyorlarmış. Tebligatı bekliyorum ki sendikam Eğitim Sen’in görevlendirdiği avukatlar dava açsın. Hakkımızdaki suçlamalar ile ilgili resmi olarak bilgilendirilmedik. Komisyonun göreve kabul kararları da var fakat ret kararlarında yine açıklayıcı bir bilgi olmuyor.

    “BIKMADAN, PES ETMEDEN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Bir de benim açımdan şöyle bir durum var. Yeni bir düzenleme geldi, KHK ile ihraç edilenlerin mahkeme yoluyla yurt dışı yasağı kaldırılabiliyor. Pasaport almak için girişimlerde bulundum fakat önce dava dosyamın kapanması gerekiyormuş.
    Nedense bizim aleyhimize olan durumlarda siyasi iktidar çok refleksli davranıyor ama lehimize olan durumlarda oyaladıkça oyalıyor. Mesela bir gece yarısı sorgusuz sualsiz, aniden, üstelik sadece bir ihbar üzerine seni işinden atıyor, gözaltına alıp tutuklayabiliyor ama sen hakkını aramaya kalkarsan önüne ne kadar engel varsa çıkartıyor. Binlerce insanın hayatını karartan bu uygulamalar, komisyondan idare mahkemesine kadar hep belirsizliklerle dolu. Bu ülkede hak ve hakikat mücadelesi vermek çok zor biliyoruz. Amaçları bizleri yıldırmak, baskı altına almak. Engeller ile dolu ama bıkmadan, pes etmeden hakkımızı elde edene kadar mücadele edeceğiz.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    Tunçdemir: MEB’in müftülüklerle yaptığı protokollere sessiz kalmak onaylamaktır

    PİRHA- Eski PSAKD Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’ne ilişkin konuşarak, “Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Çocuklardan, din dersinde öğrenilen bilgiler doğrultusunda yaşamaları isteniyor. Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli” dedi. 

    Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü arasında geçtiğimiz ay ‘Ahlak eğitimi protokolü’ imzalandı. Söz konusu protokol, ‘Ahlak eğitimi’ adı altında her okulda ve yurtlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyeti yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtma gibi faaliyetleri içeriyor.

    Eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube Başkanı, Eğitimci Songül Tunçdemir, imzalanan protokole ilişkin konuşarak; Anayasa’nın laiklik ilkesinin gasp edildiğini ve AKP iktidarının ülkeyi şeriat düzenine götürmeye çalıştığını söyledi.

    Bu tür protokollere demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumların ve kişilerin tepki göstermesi gerektiğini de vurgulayan Tunçdemir, sessiz kalmanın onaylamak olduğunu, bunları yapanlara cesaret verdiğini aktardı.

    “ÇOCUKLARDAN, DİN DERSİNDE ÖĞRENİLEN BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA YAŞAMALARI İSTENİYOR”

    Tunçdemir, imzalanan ‘Ahlak eğitimi protokolü’nün, eğitim ve öğretime uzun zamandır yerleştirilmeye çalışılan siyasal islam politikalarını meşrulaştırma aşamalarından biri olduğunu söyledi.

    AKP’nin iktidarı boyunca fiili olarak bu tür uygulamaları olduğunu, bu işbirliği protokolü ile bunu pekiştirdiğini kaydeden Tunçdemir sözlerine şöyle devam etti:

    “Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan Diyanet Akademisi de bu amaca hizmettir. İmzalanan bu protokolle temel eğitim ve orta öğretim çağındaki öğrencilere milli, manevi, ahlaki değerlerin benimsetilmesi amaçlanıyor. Her okulda ve pansiyonlarda öğrencilere, öğretmenlere seminer verme, eğitim faaliyetleri yapma, pano kullanma, afiş asma, broşür dağıtmaya ilişkin faaliyetleri içeren protokol, okuldaki tüm faaliyetlerin din yapılacağını çağrıştırıyor ki öyle de olacaktır. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Din kültüründe öğrenilen bilgiler doğrultusunda çocukların yaşamın her alanında bu bilgilere uygun davranması, öğrendiklerini yaşamının her alanında uygulaması ve kontrol altına alınması anlamına geliyor.”

    “BU TÜR PROTOKOLLERLE ANAYASANIN LAİKLİK İLKESİ GASP EDİLİYOR”

    Ahlak kavramının dinlerden önce oluşan bir kavram olduğunu ve dinlerden bağımsız olduğunu ifade eden Tunçdemir, “Ahlaki, milli ve manevi değerleri sadece Sünni-İslam ile bağdaştıran bir yönetimle karşı karşıyayız. Yani İslamiyeti kabul etmişsen ve bunun gereklerini yerine getiriyorsan ahlaklı bir bireysin, değilsen senin ahlakın yok. Bu durum farklı inançtan olanlara, inanmayanlara daha çok mahalle baskısı demek. Ayrıca bu protokolle Anayasanın laiklik ilkesi gasp ediliyor. Kendi bekasını güçlendirmek için dini duyguları sömürmekten hiç geri kalmayan siyasal iktidar, anayasanın laiklik ilkesini ayaklar altına almaktan hiç çekinmiyor. AKP iktidarı anayasal suç işliyor. Ülkemizi götürmek istediği nokta ise şeriat düzeni” şeklinde konuştu.

    “SESSİZ KALMAK ONAYLAMAK VE BUNU YAPANLARA CESARET VERMEKTİR”

    Amasya Eğitim Sen Şubesi’nin bu protokolün yürütmesinin durdurulması için mahkemeye başvurmasının yerinde bir karar olduğunu aktaran Tunçdemir, Amasya’nın siyasi iktidar tarafından seçilen pilot bölge olduğunu düşündüğünü dile getirdi.

    Bu tür uygulamaların önümüzdeki süreçte diğer illere de yayılacağının altını çizen Songül Tunçdemir, “Özellikle Eğitim Sen ve Alevi kurumlarının böyle durumlara anında tepki vermesi çok önemli. Bu tepkilerin demokrasi, laiklik ve özgürlüklerden yana olan tüm kurumlar tarafından büyütülmesi gerekiyor. Sessiz kalmak onaylamak ve bunu yapanlara cesaret vermektir. Biz karanlığa karşı aydınlığı örgütlemeliyiz, tıpkı güçlü bir kampanyayla ana sınıfına indirilmek istenen zorunlu din derslerini engellediğimiz gibi bu tür uygulamaları da engelleyebiliriz. Söz konusu olan çocuklarımız, yani bu ülkenin geleceği. Söz konusu olan bu ülkenin kadim halkları ve kültürel değerleri. Bu ülkede yaşayan tüm farklılıkların kendi rengiyle bir arada kardeşçe yaşayabilmesi tek tipleştirici politikalarla mümkün değildir. Bizler, her türlü ayrımcılığın karşısında durmalı ve ayrıştırıcı, baskılayıcı politikalara karşı mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kampanya 4. gününde: Milli Eğitim Bakanlığı kararını geri çekmelidir-VİDEO

    Kampanya 4. gününde: Milli Eğitim Bakanlığı kararını geri çekmelidir-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçlerinin, ana sınıfına kadar zorunlu din dersinin dayatılmasına karşı başlattığı imza kampanyası 4. gününde. Kampanyaya ilişkin Abbas Karakaya, Songül Tunçdemir ve Cuma Erçe, “Çocuklar dünyanın geleceği, evlerimizin güneşidir. Okul öncesi eğitimde din dersleri faciadır, kabul edilemez. Bakanlık bu konudaki kararını derhal geri çekmelidir” mesajını verdiler. 

    Demokrasi Konferansı Bileşeni olan Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri, ana sınıfına kadar indirilmek istenen zorunlu din dersine karşı “Eşit yurttaşlık temelinde özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz” başlığıyla 28 Aralık 2021’de bir imza kampanyası başlattı.

    Başta Türkiye’de olmak üzere Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Alevi çatı örgütleri ve şubeleri, Alevi yurttaşlar, aydınlar, sanatçılar, şairler, gazeteciler, demokratik kitle örgütlerinin, bazı siyasi partilerin büyük destek verdiği kampanya devam ediyor. Kampanya 3 Mart 2022’ye kadar devam edecek.

    Kampanyayı yürütenler ve destek verenler paylaştıkları kısa videolarla zorunlu din dersinin kaldırılmasını ve laik bir eğitim sisteminin getirilmesini istiyor.

    “BAKANLIK BU KONUDAKİ KARARINI DERHAL GERİ ÇEKMELİDİR”

    Şair Abbas Karakaya paylaştığı mesajında; “Çocuklar dünyanın geleceği, evlerimizin güneşidir. Okul öncesi eğitimde din dersleri faciadır, kabul edilemez. Bakanlık bu konudaki kararını derhal geri çekmelidir” ifadelerini kullandı.

    “TEKÇİ, İNKÂRCI, ÖTEKİLEŞTİRİCİ VE CİNSİYETÇİ YAKLAŞIM ANA SINIFINA KADAR İNDİRGENEMEZ”

    KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen üyesi öğretmen ve eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ise şu mesajı aktardı:

    “Bir eğitimci olarak diyorum ki tekçi, inkârcı, ötekileştirici ve cinsiyetçi yaklaşım ana sınıfına kadar indirgenemez.”

    “OKULLARDA SÜRDÜRÜLEN DİN EĞİTİMİ BİR İNSAN HAKKI İHLALİDİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe de mesajında zorunlu din dersinin insan hakkı ihlali olduğunu vurgulayarak; “Bir eğitimci olarak diyorum ki, hiçbir çocuk bilimden ve akılcılıktan mahrum bırakılamaz. Okullarda sürdürülen din eğitimi bir insan hakkı ihlalidir” dedi.

    KAMPANYAYI DESTEKLEYEN VE İMZALAYANLAR

    ALEVİ ÇATI KURUMLARI: Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıfları Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Amerika Alevi Kurumları (Pir Sultan Abdal Culturel Association Washington D.C. Winwest Alevi Cultural Center, -Pir Sultan Abdal Cultural Associates, USA), Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu, Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı, Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu.

    DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİ, SİYASİ PARTİLER ve SENDİKALAR: Adam -Der, Anadolu Kadın Hareketi, Antikapitalist Müslümanlar, Çekmeköy Dayanışma Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi Konferansı Bileşenleri, Demokrasi İçin Birlik, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Divriği Kültür Derneği, EMEK Partisi, Eşitsiz -Eşitlik İnceleme Kadın Platformu, İnsan Hakları Derneği (İHD), İstanbul Barosu Çağdaş Avukatlar Grubu (ÇAG), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Halkevleri, İnsan Hakları Derneği İzmir Şubesi, Jineps Gazetesi, Kadın Partisi, Kırmızı Biber Derneği, Mersin 68’liler Derneği, Nor Zatronk, Silivri Demokrasi Platformu, Sol Parti Borçka, SYKP( Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi), Veli-Der, KESK, EĞİTİM SEN.

    SİYASETÇİLER: Adnan SOYLU (Sol Parti Bartın İL Başkanı), Ahmet ŞIK (TİP İstanbul Milletvekili), Ali KENANOĞLU (HDP istanbul Milletvekili), Ali İbrahim TUTU (19. Dönem Milletvekili), Ali Şeker (CHP İstanbul Milletvekili), Barış ATAY (TİP Hatay Milletvekili), Feleknaz UCA (HDP Batman Milletvekili), Hüseyin AYGÜN (24.Dönem CHP Tunceli Milletvekili)
    Hüseyin ÇAMAK (25., 26. Dönem CHP Mersin Milletvekili), Kemal BÜLBÜL (HDP Antalya Milletvekili), Mehmet TÜM (25. , 26. Dönem CHP Balıkesir Milletvekili), Müslüm SARI (24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili), Nesimi ADAY (HDP Halklar ve İnançlar Kom. Sözcüsü), Orhan SARIBAL(CHP Bursa Milletvekili), Oya ERSOY (HDP İstanbul Milletvekili)
    Özgür Karabat (CHP İstanbul Milletvekili), Rıdvan TURAN (HDP Mersin Milletvekili), Serpil KEMALBAY (HDP İzmir Milletvekili), Süleyman Solmaz, (CHP Beyoğlu Meclis üyesi)
    Tur Yıldız BİÇER (25., 26. Dönem CHP Manisa Milletvekili), Turabi KAYAN (CHP Kırklareli Milletvekili), Zeynel ÖZEN (HDP İstanbul Milletvekili), Zeynep ALTIOK (25., 26. Dönem CHP İzmir Milletvekili)

    SANATÇILAR: Ali ÇAĞAN (Halk Ozanı), Ali Ekber EREN (Müzisyen), Arif SAĞ(Sanatçı), Ayfer DÜZDAŞ (Müzisyen), Belkıs AKKALE (Sanatçı), Burhan ŞEŞEN (Sanatçı), Erdal ERZİNCAN (Sanatçı), Esra ÖZTÜRK (Sanatçı, Akademisyen), Gani PEKŞEN (Sanatçı, Akademisyen), Gülşen ALTUN (Sanatçı), Hakan TOSUN (Belgesel Yönetmeni), Haluk ÜNAL (Film Yönetmeni-Yazar), Hasan Ali (Sanatçı), Hüseyin AYDIN (Müzisyen, Senarist, Yönetmen), Hüseyin TURAN (Sanatçı), Hilal NESİN (Sanatçı), İbrahim KARACA (Şair), Kemal KAHRAMAN (Sanatçı), Kutsal EVCİMEN(Sanatçı), Mazlum ÇETİNKAYA (Şair), Mehmet GÜMÜŞ (Sanatçı), Mercan ERZİNCAN ( Sanatçı), Metin KARATAŞ (Sanatçı), Metin KAHRAMAN (Sanatçı), Muharrem TEMİZ (Sanatçı), Murat MUSLU (Oyuncu), Mustafa IŞIK (Şair, Yazar, Ressam), Mustafa ÖZARSLAN (Sanatçı), Mustafa KORKMAZ (Şair, Yazar), Nilgün KIVIRCIK (Mimar), Nurşen URAL (Şair, Yazar), Onur AKIN (Sanatçı), Orhan AYDIN(Oyuncu), Önder Birol BIYIK (Şair, Yazar), Pınar AYDINLAR (Sanatçı), Ruhi KARADAĞ (Film Yönetmeni), Samiye DEMİR (Sanatçı), Sedat AKIN (Reklamcı), Serap YAĞIZ (Sanatçı), Sinan GÜNGÖR (Sanatçı), Şenol AKDAĞ (Sanatçı), Şevda Çelebi ÇİÇEK (Halk Ozanı), Turan ALICI (SANATÇI), Turan KARATEPE (Yazar, Şair, Senarist), Tolga SAĞ (Sanatçı), Yılmaz ÇELİK (Sanatçı), Zeki GÜMÜŞ (Şair), Zeynel DEMİR (Sanatçı)

    AKADEMİSYENLER: Abdullah KÖKTÜRK (Akademisyen), Ahmet Kerim GÜLTEKİN (Akademisyen), Ayça ALEMDAROĞLU (Akademisyen), Ayfer KARAKAYA (Akademisyen, Bedriye POYRAZ (Akademisyen), Erol KÖROĞLU (Akademisyen), Hasan DEMİRTAŞ (Prof. Dr.; İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi), Hülya DOĞAN( Akademisyen), Kağan İŞMEN (Öğretim Üyesi), Mustafa ŞENER (Akademisyen), Mustafa DURMUŞ (Prof. Dr.),  Necla KURUL (Prof. Dr.), Neşe ÖZGEN (Akademisyen), Osman AKKAN (Yazar), Ümit ÇETİN(Akademisyen), Dr. Semiha Özalp Günal(Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Genel Yönetim Kurulu Üyesi ), Selim sırrı KURU (Akademisyen), Zehra F. KABASAKAL ARAT (Prof. Dr.), Yılmaz KAHRAMAN (Akademisyen), Zeliha ALTUNTAŞ (Akademisyen, Yazar)

    GAZETECİ VE YAZARLAR: Abbas TAN (Yazar), Ali Rıza Şimşek (Yayıncı), Ahmet AYDIN (Yazar), Abbas KARAKAYA (Yazar), Ahmet KOÇAK (Yazar), Ali BALKIZ (Yazar), Ali Ergin DEMİRHAN(Gazeteci), Ali YILDIRIM (İlahiyatçı, Yazar), Ayşegül DEVECİOĞLU (Yazar), Alaattin TOPÇU (Yayıncı-Yazar), Azat SAĞNIÇ (Yazar), Aziz Tunç (Yazar), Dilek ODABAŞ BAKIR (Gazeteci), Diren KESER (Gazeteci, Yönetmen), Erdal YILDIRIM (Yazar), Erdoğan AYDIN (Yazar), Esat KORKMAZ (Yazar), Ferhat AKTAŞ (Araştırmacı Yazar), Fuat ATEŞ Gazeteci), Hatice ÇEVİK (Gazeteci, Editör), Hasan HARMANCI (Yazar), Hayko BAĞDAT (Gazeteci), Hüseyin DEMİR (Yazar), İbrahim VARLI (Gazeteci), İlhami ALGÖR (Yazar), İsmet ALICI (Yazar), İsmail Cem ÖZKAN (Gazeteci), Kelime ATA (Gazeteci), Kemal DERİN (Yazar), Kazım GÜNDOĞAN (Yazar), Mehmet Ali DEMİR (Gazeteci-Medya.Com), Mehmet KABADAYI (Yazar), Mehmet TANLI (Gazeteci), Metehan AKBULUT (Yazar), Murtaza DEMİR (Yazar), Musa Kazım ENGİN (Araştırmacı-Yazar), Mustafa Kemal ERDEMOL (Gazeteci, Yazar), Nadir SAYIN (Yazar), Necdet SARAÇ (Gazeteci-Yazar), Nilgün METE (Gazeteci), Nihat ZİYALAN (Şair, Yazar), Nurcan GÖKDEMİR (Gazeteci), Piri ER (Yazar), Ragıp D. KONFER (Yazar, Tasarımcı), Ragıp ZARAKOLU (Yazar), Recai AKSU(Gazeteci), Recep MEMİŞOĞLU (Yazar), Rıza AYDIN (Yazar), Salih Zeki TOMBAK (Siyasetçi, Yazar), Saniye METE (Öykü Yazarı), Sevim ALAGÖZ (Yazar), Şehriban TEYHANİ (Araştırmacı, Yazar), Şükrü YILDIZ (Gazeteci), Turabi SALTIK (Yazar), Tevfik USLUOĞLU (Araştırmacı, Yazar), Zafer İŞÇİ (Yazar), Zafer YILMAZ (Yayıncı), Zeynep KURAY (Gazeteci), Zeynep TOZDUMAN (Araştırmacı Yazar), Zeynel GÜL (Gazeteci).

    ALEVİ KURUMLARI: Aalen AKM, AABF Kuzey Bölge Kadınlar Birliği, AABF Baden Württemberg Bölge Temsilciliği, Alevi Düşünce Ocağı, Alevi Kadınlar Birliği, Alevi Gazetesi, Al-i Aba İlim Eğitim Araştırma Kültür Ve Sosyal Dayanışma Vakfı, Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Derneği Cemevi, Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği, Avusturya Alevi Kadınlar Birliği, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Aziz Baba Cem Evi, Bahçeşehir Hakikat Cemevi, Balıkesir Alevi Güçbirliği, Cem Vakfı Kavakpınar Cemevi, Cem Vakfı Sülüntepe Esenler Cemevi, Cenevre AKM, Enfield Alevi Kültür Merkezi, Cralsheim AKM, Çağdaş Alevi Birliği Platformu, Çorum Alevi Kültür Merkezi, Çipil Köyü Derneği, Danimarka Alevi Kadınlar Birliği, DAD İzmir Şubesi, DAD Kadın Meclisi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Esslingen AKM, Fransa Alevi Kadınlar Birliği, Freiderickhafen AKM, Freudenstadt AKM, Filderstadt AKM, Güvenç Abdal Ocağı, Kangal-Kocakurt Köyü Derneği, Hazreti İmam Ali Vakfı Cemevi, HAKEN Aydınlı Cemevi, Hacı Bektaş Veli Derneği Lüleburgaz Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Sancaktepe Şube Emek Cemevi, HBVAKV Sancaktepe Şube Emek Cemevi, HAKEN Aydınlı Cemevi, HBVAKV Aydın Şube, Heilbronn AKM, Heidenheim AKM, Hubyar Sultan Cemevi, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, Hubyar Kadın Meclisi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, İsveç Alevi Kadınlar Birliği, İsviçre Alevi Kadınlar Birliği, İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, Kahramanmaraş Erenler Kültür Derneği Cemevi, Karlsruhe AKM, Kartal Cemevi, Kalander Çelebi Derneği,  Kayseri Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği, Kehl AKM, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültür Derneği Cemevi, Lauda AKM, Ludwisburg AKM, Mannheim AKM, Masource (Fransa Alevi İşverenler Birliği) Mersin Alevi Çalışma Grubu, Metz AKM, Midwest Alevi Cultural Center, Mosbach AKM, Mühlacker AKM, Nagold Altsteig AKM, Nantes AKM, Narlıdere Cemevi, Neufen AKM, Norveç Alevi Kadınlar Birliği, Ortadağ Erenler Cemevi Kültür ve Dayanışma Derneği, Pforzheim AKM, PSAKD Yol Erkan Kurulu, PSAKD Kadın Meclisi, Piri Baba Kültür Ve Dayanşma Derneği, Pişmeden Pişirilmez Alevi Çalışma Grubu, Rawensburg AKM, Remscheid Alevi Toplumu, Reınfelden AKM, Sarıgazi Cemevi, Sarısaltık Cemevi, Seyit Süleyman Aziz Baba Cemevi, Stuttgart AKM, Sultanbeyli Kul Himmet Cemevi, Strasbourg AKM, Taşdelen Cemevi, Topçu Baba Cemevi, Tübıngen AKM, Ümraniye Cemevi, Winnenden AKM, Wieloch AKM, Villingen Schwennıngen AKM, Yol Erenleri, Zeki Kaya Adalar Cemevi, Zeynep DEMİRDÖĞEN(Metz AKM Başkanı), 2 Temmuz Vakfı.

    MESLEK GRUPLARI, AKTİVİSTLER, VELİLER: Adnan TİRYAKİ ( Pforzheim Akm ), Ahmet DEĞER(Aktivist), Ahmet AYDOĞAN (Kamu emekçisi),Ahmet TATAR (Dede), Ali ARSLAN (Neufen Akm), Ali GÖKOĞLU (Aktivist), Ali KOÇAK (Dede), Ali SOLAK (Crailsheim AKM), Ali PALA, Alișer ASLAN (Eski Heidenheim AKM Bşk), Ali Kemal FIRAT( Aktivist), Ali SÖNMEZ(Aktivist), Arif Tilki (Aktivist), Aydın T. KÜÇÜK (Doktor), Aysel KILAVUZ(Alevi Aktivist), Aysel SEVER, Arif BELGİN (Emekli Bankacı), Bahar ALTUN (Aktivist), Behzat NERGİZ (Cenevre AKM Bşk.), Bereket KAR (Artı tv), Bilal KILIÇ (Yol, Erkan Hizmetlisi), Birol Aydın ( Pforzheim AKM), Binali İPEK( Aalen AKM), Cansel BİÇER (Karlsruhe AKM), Cemal ŞAHİN (Yol Hizmetlisi), Cuma ERÇE (Eğitimci, PSAKD Tarsus Şb. Bşk), Deniz KAPLAN(Aktivist), Doğan ESER(İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu),  Dursun ZEYREK ( Neufen AKM), Ecevit UĞURLU (Bremen Alevi kültür Merkezi), Efe ENGİN(Yol Hizmetlisi), Emel UZMAN, Ercan KARA, Erdal KILIÇKAYA (AABK Genel Sekreteri), Ergül ŞANLI (Dede), Erol TAŞDELEN (Ekonomist), Delil KARAKAYA (Emekli işçi), Faik HARMANCI(Aktivist), Fevzî ÇELİK ( Stuttgart AKM), Feriha MAVİGÖZ (Stuttgart AKM), Filiz KOÇ (İngiltere AKM Ve Cemevi Eşit Bşk.), Gökmen KIRKGÖZE ( Lauda AKM), Gülşen Türk(Aktivist), Gülten UZUNOVA (Rheinfelden KM), Gönül TAŞYÜREK (Aktivist), Gözde ÖZDİKMENLİ (Psikolog), Hakan YILDIRIM(Aktivist), Hali, POLAT (Mühlacker AKM), Halil İbrahim ÖZCAN (PEN 2. Bşk.), Hamza TAHMAZ (Dede), Hasan ÇAKMAK (Böblingen AKM), Haydar BUGA (Dede), Hasan DOĞAN(Yol Hizmetlisi), Hüseyin ÇAMAN (Dede), Hüseyin ELMAS (Dede), Hüseyin ÇETİN (ED -BEL Genel Müdürü), Hüseyin DEMİRDİZEN (Hekim), Hasan KAPIKIRAN (Mersin68liler), Hasan KOZLUDERE, İbrahim HAS (İngiltere AKM Ve Cemevi Eşit Bşk.), İbrahim SİNEMİLLİOĞULLARI (Avukat), İlyas ÇAĞLA(Eski AABF BW BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ BȘK), İrfan TAŞKIN (WinnendenAKM), Kamil İÇÖZ ( Dede), Kasım KAPLAN (Avukat), Kazım AÇIKTEPE (Dede), Kenan TAŞKESEN ( AABF KSK Eski Bşk), Fatoş ALGUR( Hak-Der Hollanda Alevi Federasyonu), Fatma POLAT, Nurhan DEMİRHAN (Tıp Doktoru, Avukat), Mahir ARDUÇ (Avukat), Mahir DURMAZ ( Kehl AKM), Metin ARSLANOĞLU (Remscheid AKM), Mehmet AKTAŞ (Avukat), Mehmet BOZGEYİK (KESK Eş Genel Bşk.), Mehmet DOLU, Mustafa ATEŞ (Eğitimci, CHP Önceki Dönem İst. Yön.Kur. Üyesi), Mehmet TURAN (Dede), Mehmet Ali ÖKMEN(Aktivist), Mehmet ŞAHİN (Ludwigsburg AKM), Mehmet Zeki DEMİR(Av.Aktivist), Melek DOLAR KARAKAYA, Memet KILIÇ (Avukat), Mustafa CAN (Alevi Aktivist, ABF Eski Yöneticisi), Muharrem AKTAŞ (Avukat, Eski ABF MYK Üyesi), Muharrem ERKAN (Dede), Musa KULU (DAD Eş Genel Başkanı), Mustafa Aksan (Nantes AKM Başkanı), Mustafa ASLAN(Strasbourg AKM Başkan), Münir KORKMAZ (Eğitimci), Narin GÜLÇİÇEK (Ana), Nazlı AKGÜÇ (Ana), Dr.Nazmi Algan(İTO Denetleme Kurulu Üyesi), Nedim YILDIZ (Weil am Rhein AKM), Nuran KILIÇKAYA(Aktivist), Öner ÖNDER (StuttgartAKM)), Önder Cömert(Mulhouse AKM Başkanı), Özlem ALTUNOK (Sosyolog), Övge AKBULUT (Karlsruhe AKM), Pakize GÜRHAN (Emekli), Sami DOĞAN (Sosyal Demokrat Derneği Genel Başkanı ), Sabit Kemal BAYILDIRAN (şiirsever), Saime TOPÇU (Eski DAD Eş Genel Başkanı), Sadık ERENLER ( Laichingen AKM), Selma GÜRKAN (EMEP Genel Bşk. Yrd.), Sedat BİCAN (LaudaAKM), Serap DALKILIÇ (Kuşadası Kent Konseyi Yöneticisi), Servet DEMİR(Aktivist), Seyit SÖNMEZ (Avukat), Sertap ÇOLAK (Aalen AKM), Sevim SAVUNMAZ (Eski AKD Manisa Şube Başkanı), Şakir YALÇINKAYA ( Mosbach AKM), Songül TUNÇDEMİR (KHK’lı Eğitimci), Şerife Ceren UYSAL (Dünya İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupa Av. Birliği Eş Genel Sekreteri), Şükran KABLAN (KESK Eş Genel Bşk.), Şükrü ŞAHİN (PSAKD Genel Başkan Yardımcısı), Taner BOYRAZ (Kehl AKM), Tunç KOÇ (Doktor), Turgut ÖKER (AABK Onursal Başkanı), Turan ESER, Vakıf ÇAĞIN (Psikolog, Psikanalist, Filolog), Varol AZİRET ( Aalen AKM), Vedat TEKDEN (Yol Hizmetlisi), Veli AY (Esslingen AKM), Veli Güneş (Aktivist), Yağmur KAVAK (Avukat), Yılmaz ATEŞ (Esslingen AKM), Yusuf DOĞAN(Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı), Zabit KARACAOĞLAN (WisslochAKM), Zeynep ERDOĞAN.

    ADAM-DER(Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği üyeleri ve diğer yurttaşlar:

    Abdullah KÖKTÜRK, Abdullah ŞENER, Ali GÖRKEM, Altan Aydın KADAYIF, Bahadır ALTAN, Burhan ERSAN, Cengiz KARAKUŞ, Celal SAYARER, Cihan PELEN, Çetin Ali NERGİZ,  Erdoğan TANYERİ, Fahrettin ATALMIŞ, Faruk KOSTEL,Galip YAZGAN, Gülsen TATAR, Hasan KÖSE, Hasan TİLTAK, Hulusi GÖKDEMİR, Hüseyin TOPALOĞLU, Hüsamettin ERSÖZLÜ, Hüsniye ŞAROĞLU, İbrahim COŞKUN, İsmail Hakkı SABAT, Levent SERT, Kazım ŞAROĞLU, Kemal AKIROĞLU, Kudret ÜNAL, Kurtuluş KAYA, Mehmet Ali COŞKUN, Mehmet Fatih ÇAM, Mehmet Fatih KAYAGİL, M. Necati BEŞLER, M.Rıza YALÇIN, Muammer SAĞIR, Muhsin DALFİDAN(Emekli), Murat SAKLAYICI, Neftun YÜCEL, Nizamettin SEVİM, Nuriye ÜNAL, Orhan ALTAN, Osman Sular, Ömer Faruk KIRNIŞ, Serhat KARAGÜLLE, Süleyman ÜLKER, Süleyman Sadi GÜR, Süleyman KARATAŞ, Şentürk GÜCENER,  Tayfun YAZICI, Tuna ATALAY, Turhan CEM, Rahmi YILDIRIM, Üstün GÜVENER, Üzer ÜLGEN, Şirin BABA, Vedat ŞENTÖREGİL, Veysel DUMAN, Yalçın ALACA, Yusuf ÇAKIR, Z. Murat GÜNEŞ.

    (İmza Kampanyamız 3 Mart 2022 Tarihine Kadar egitimdefirsatesitligi13@gmail.com Adresinden Devam Edecektir. Sizin de İmzanızı Bekliyoruz. Birlikte Daha Güçlüyüz. )

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    >Zorunlu din dersine karşı başlatılan kampanya 3. gününde-VİDEO

    >Demokrasi güçlerinden büyük kampanya: Ana sınıfında din eğitimi faciadır; asimilasyona hayır!

     

     

     

     

  • Ulutaş ve Tunçdemir’den çağrı: Aysel Tuğluk geç olmadan tahliye edilmelidir!

    Ulutaş ve Tunçdemir’den çağrı: Aysel Tuğluk geç olmadan tahliye edilmelidir!

    PİRHA-2016 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ciddi sağlık sorunları yaşayan siyasetçi Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların infazının ertelenmesi çağrıları sürüyor.  PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ve eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, Aysel Tuğluk’un hastalığına rağmen hala serbest bırakılmamasına tepki göstererek, “Bu yapılanlar zulümdür, insan hakları ihlalidir, hukuksuzluktur” dediler. 

    Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, sağlık sorunları yaşıyor. Tuğluk, Mart 2018’de, “Örgüt yöneticisi olmak” suçlamasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Tuğluk’un sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmesi talep ediliyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş ve eski PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, 2016 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ciddi sağlık sorunları yaşayan siyasetçi Aysel Tuğluk’un ve diğer hasta tutukluların infazının ertelenmesini istedi.

    “KADIN DOĞMANIN BEDELİNİ CANIMIZLA ÖDÜYORUZ”

    Türkiye’de kadın olarak yaşamanın yeterince ağır ve zor olduğunu belirten PSAKD Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, “Sadece cinsiyetimizden dolayı her alanda ayrımcılıkla, mobbingle, taciz ve tecavüzle karşı karşıya kalabiliyoruz. Kadın doğmanın bedelini canımızla ödüyoruz. Bir de bunun yanında var olan sistemin karşısında örgütlü bir bilince sahipseniz, insan hak ve özgürlüklerini savunuyorsanız, bu ülkenin demokratikleşmesinden, barıştan yana bir mücadele yürütüyorsanız baskı ve katliamla karşı karşıya kalmanızın olasılığı iki kat daha artıyor. Erkek devlet şiddeti her alanda karşınıza çıkıyor. Bugün sadece siyasi görüşünden dolayı binlerce kadın, zindanlarda adalet bekliyor” şeklinde konuştu.

    “CANİLERE, TECAVÜZCÜLERE GÖSTERİLEN TUTUM, MAALESEF HASTA TUTSAKLARA GÖSTERİLMİYOR”

    HDP’de uzun yıllardır mücadele yürüten, kadın hakları savunucusu Aysel Tuğluk’un da hapishanede adalet beklediğini ifade eden Ulutaş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2016 yılından beri cezaevinin ağır koşullarında bırakılan, her geçen gün daha fazla sağlık sorunları yaşayan Tuğluk’un hayatı risk taşımaktadır. Hukukçuların infaz erteleme başvurusu görmezden gelinerek Aysel Tuğluk ölüme terk ediliyor. Bu ülkede Madımak Oteli’nde 33 canı diri diri yakanları sağlık sorununu gerekçe göstererek serbest bıraktılar. Kadın katliamlarına seyirci kalarak kravat takanları iyi hal adı altında özel afla toplum içine bıraktılar. Canilere, tecavüzcülere gösterilen tutum, maalesef hasta tutsaklara gösterilmedi. Aysel Tuğluk’un tedavisine bir an önce başlanmalı ve tahliye edilmeli. Bu yapılanlar zulümdür, insan hakları ihlalidir, hukuksuzluktur. Aysel Tuğluk Alevi inancına mensup, devrimci ve ilkesel bir duruşa sahip önemli bir aktivisttir.

    Biz Aleviler olarak siyasi görüşüne, etnik kökenine, cinsiyetine, inancına bakmaksızın hak ihlallerinin, zulmün karşısında, mazlumların yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Aysel Tuğluk İçin adalet istiyoruz. Pir Seyit Rıza’yı da anarak çağrı yapmış olayım, “Evladı Kerbelayıh ayıptır, günahtır, zulümdür!” Aysel Tuğluk ve hasta tutuklular için adalet.”

    “YARGI BAĞIMSIZ DEĞİL, TAMAMEN SİYASAL İKTİDARIN GÜDÜMÜ ALTINDA”

    PSAKD Kartal Şube’nin eski Başkanı Songül Tunçdemir ise, hukuk sisteminin ortadan ikiye bölündüğünü vurguladı.
    Tunçdemir, “Düşünmeyeceksin, sorgulamayacaksın sadece biat edeceksin. Biat edenler, isterlerse dünyanın en büyük suçunu işlemiş olsunlar yargı onların yanında duruyor. Çünkü yaşadığımız coğrafyada yargı bağımsız değil, tamamen siyasal iktidarın güdümü altında. İnsanlar arasında eşitlik yoksa bunu sağlamak hukuk sisteminin görevidir. Ama maalesef bizde bu durum tam tersine işliyor. Eşitliği bozan en büyük unsur olmuş durumda. Bir yandan katiller, tacizciler, tecavüzcüler, hırsızlar ile ilgili gerekenler yapılmazken ve yaşlılık ve hastalık durumlarında serbest bırakılırken ya da cezaevindeki koşulları iyileştirilirken sırf demokratik hakkını kullandığı, iktidara benzemediği ve yaşanılan haksızlıklara biat etmediği için on binlerce insanımız demir parmaklıklar arasında çürütülüp yok edilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    “ÇOK GEÇ OLMADAN AYSEL TUĞLUK İÇİN GEREKEN YAPILMALIDIR”

    Tuğluk’un hastalığının ilerlememesi için bir an önce tedavi edilmesi gerektiğini vurgulayan Tunçdemir şunları kaydetti:

    “Aysel Tuğluk, durumu en acil olan canımız. 2016 yılından beri sağlıksız cezaevi koşullarında yaşadığı ciddi rahatsızlığa rağmen hayatta kalmaya çalışan Aysel canın daha fazla burada tutulması zulümdür, cinayettir. Aysel Tuğluk’un hastalığının sorumlusu yine onu demir parmaklıklar ardına atanlardır. Annesinin sırlanması esnasında yapılan korkunç saldırıdan dolayı hafıza kaybı yaşadığı düşünülen Aysel Tuğluk’un en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadığı söyleniyor. Böyle bir durumda infazının ertelenmesi gerektiğini biliyoruz. Çok geç olmadan gereken yapılmalıdır. Demokratik kamuoyunun, halkımızın Aysel Tuğluk şahsında tüm hasta tutsakları sahiplenmesi gerekiyor. Hak yerini bulmayacaksa bu ülkeye demokrasiyi nasıl getireceğiz? Çünkü bugün Aysel Tuğluk, yarın başka bir canımız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

  • Alevilerden statü tepkisi: AKP, Aleviler için böl, parçala, yönet taktiği uyguluyor

    Alevilerden statü tepkisi: AKP, Aleviler için böl, parçala, yönet taktiği uyguluyor

    PİRHA- Aleviler, cemevlerine ‘kültür merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına tepki göstererek; “İktidar para ile Alevileri satın almaya çalışıyor. Kendi sorun ve taleplerimizi güncelleyerek, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle bir araya gelmeli ve ortak mücadele yürütülmeliyiz” dedi. Ayrıca iktidarın Alevileri bölüp parçalamayı ve yönetmeyi amaçladığı vurgulandı. 

    Türkiye’nin pek çok yerinde cemevlerini dolaşan AKP hükümetinin görevlendirdiği danışmanların ziyaretlerinin samimi olmadığı ortaya çıktı.

    Hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.

    Selvi’nin bu iddialarına Alevilerden tepki geldi. Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, PSAKD eski Genel Sekreteri İbrahim Karakaya ve PSAKD Kartal Şube eski Başkanı Songül Tunçdemir; bu uygulamalarla iktidarın, para karşılığı Alevileri satın almaya çalışarak asimile etmeyi ve kontrol altında tutmayı amaçladığını belirtti.

    “YİNE FARKLI PLANLAR PEŞİNDELER”

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, bu durumun kabul edilebilir hiçbir yanının olmadığını vurgulayarak şunları aktardı:

    “İktidarın Alevilerin taleplerini bu kadar aşağı seviyeye indirmesinin asla kabul edilir hiçbir yanı olamaz. Cemevleri bizim inanç merkezlerimiz. Cemevlerine inanç merkezi statüsünün verilmesi gerekiyor. Alevilerin ısrarlı bir şekilde eşit yurttaşlık ve cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması yönünde talepleri var. Cemevlerinin ibadethane olması gerekiyor. Cemevleri kültür evleri statüsüne indirilemez. Biz kesinlikle Alevi kurumları olarak, konfederasyon olarak karşı çıkıyoruz bu duruma. Tüm Alevilerin de karşı çıkması gerekir. Yine farklı planlar peşindeler. Zaten hükümetin yanında yer alanlar, bizim için düşkün olan Aleviler. Bunlar da utangaç halleriyle onların yanında duruyorlar. Ben cemevleri ziyaret edildiği zaman izlemiştim. Bizim insanlarımız cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesini istediği zaman, eşit yurttaşlık hakkını istediği zaman o giden ziyaretçiler susun diyorlardı. Bunu şimdi konuşmayalım diyorlardı. Bu durumun kabul edilebilir hiçbir yanı yok. Biz konfederasyon temsilcileri olarak bu durumu asla kabul etmiyoruz.”

    “TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE BİR ARAYA GELİNMELİ VE ORTAK MÜCADELE YÜRÜTÜLMELİDİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) eski Genel Sekreteri İbrahim Karakaya da, iktidarın Aleviler için ‘böl, parçala, yönet’ taktiği uyguladığını ifade ederek şunları dile getirdi:

    “İktidar tarafından cemevlerine gerçekleştirilen ziyaretleri ilk duyduğumda bunun çok tehlikeli bir oyun olduğunu ve bütün Alevi kurumlarının bir araya gelip anında tepki göstermeleri gerektiğini söyledim. Aleviler örgütlü bir toplumdur ve muhatapları vardır. Mesela küçük şehirlerdeki yöneticilerin, cemevlerine gelen valilere, emniyet müdürlerine karşı tepki göstermeleri zor. Ceza almayı göze alarak bir tepki gösterebilirler. Ama büyük şehirlerde de aynı durum söz konusu. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Şahkulu Dergâhı’nda bir araya gelerek, bunun Alevileri ‘böl, parçala, yönet’ noktasında bir oyun olduğu bilinciyle, bir açıklama yaptık. Ortak taleplerimizi dile getiren bir bildiri yayımladık. İktidarın bu çalışmayla, ‘Aleviler arasında bir ayrışma yapabilir miyiz? Bazı cemevlerini yanımıza çekebilir miyiz?’ hesabını yapıyorsa yanılacağını daha önce de söyledik. ‘Yanına alabildikleriniz olursa da hem onlara hem de size karşı mücadelemiz devam edecektir’ dedik. Eşit haklar noktasındaki mücadelemizi kazanımla sonuçlandırana kadar bu devam eder.

    “BU TEHLİKELİ BİR OYUN”

    Cemevlerini ibadethane olarak tanımıyorlar ama gelip, ‘Ne ihtiyacınız var?’ diye soruyorlar. Bu bir çelişki ve aynı zamanda aklımızla alay etmektir. Cemevlerini ziyaret etmek üzere Ali Arif Özzeybek’in seçilmesi de bilinçli bir tercih. Alevilerin sorunlarını ve taleplerini bilen birisi. Böyle bir çalışma muhtemelen belli bölgelerdeki bağımsız cemevleri ile ilişki kurmayı amaçlıyor. Bu tehlikeli bir oyun. Kurumlarımızın basın açıklamaları üzerinden tepki göstermeleri doğal ama yeterli değildir. Anlamlı olan yurt içi ve yurt dışındaki bütün Alevi kurumlarının bir araya gelerek, bütün bölgelerde toplantılar yapmalıdır. Bu konunun ciddiyetini kavratıp, yapılması gerekenleri örgütlemelidir.

    Devletle bu ilişkiyi geliştirecek dedeler var ise; ‘gri pasaportlu dedeler’ olarak tanınanlar var. Bu kişiler de kamuoyuna teşhir edilmeli, kendilerine izin verilmemelidir. Kendi sorun ve taleplerimizi güncelleyerek, Türkiye’deki demokrasi güçleriyle bir araya gelmeli, ortak mücadele yürütülmelidir.”

    “PARA İLE ALEVİLERİ SATIN ALMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şube eski Başkanı Songül Tunçdemir ise, iktidarı başından bu yana samimi bulmadıklarını söyleyerek, “Böyle bir sonuca gidileceği belliydi. Süleyman Soylu’nun danışmanı cemevlerini gezerken bizim böyle bir öngörümüz vardı aslında. Bunlar cemevlerini gezerken Alevileri nasıl asimile ederiz, nasıl kontrol altına alırız diye gözlem yapmak için geziyorlardı. Aslında bunun çalışmasını yapıyorlardı zaten. Cemevlerimizi resmi ibadethane olarak kabul etmiyorlardı. Gelin camide ibadetinizi yapın diyorlardı. Cemevlerine kültür merkezi diyerek buraları ibadethane olmaktan çıkarmak istiyorlar. Bu talebimizi görmezden geliyorlar. Bir taraftan da para ile Alevileri satın almaya çalışıyorlar. Dedeye maaş bağlamak, faturaları ödemek bu anlama gelir. Böyle yaparak tamamen kendi kontrolleri altına almak istiyorlar Alevileri. Bizim hiçbir zaman böyle taleplerimiz olmadı. Biz eşit yurttaşlık istiyoruz ve cemevlerinin ibadethane sayılmasını, yasal statüsünün verilmesini istiyoruz. Alevilerin ağzına bir parmak bal çalıp istedikleri kıvama getirmeye çalışıyorlar. Alevileri kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar ama asıl olarak da Alevileri satın almak istiyorlar. Böyle bir şeyi gerçekten mücadele veren Alevi kurumları ve Aleviler kesinlikle kabul etmeyecektir” dedi.

    “ASIL AMAÇ ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK VE DEVLETİN KONTROLÜ ALTINDA TUTMAKTIR”

    Tunçdemir sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bir taraftan da Cem Vakfı gibi bu durumu kabullenen ve kendini Alevilerin bir kurumu gibi gösteren yapılar var. Onlar bu durumu kabul edeceklerdir. Bu yapılacak olan şeyler onların istediği şeyler, onların talepleri. Ayrıca bu bir seçim yatırımı. Önümüzdeki günlerde yapılacak olan bir seçimde iktidar Alevileri kendi yanına çekmek istiyor ve kontrolü altında tutmak istiyor. Ama sadece seçim yatırımı olarak değerlendirilemez bu durum. Çünkü asıl amaç Alevileri asimile etmek ve devletin kontrolü altında tutmaktır. Alevi kurumlarını içeriden çürütmek istiyorlar. Bizim pirlerimizi, dedelerimizi imamlarla bir tutmak istiyorlar. Bizde rızalık vardır, lokma vardır. O zaman dedelerin imamlardan farkı kalmayacak. Devletin bir memuru olacaklar. Maaş vermeleri ayrıca onları eğitmenleri anlamına da gelir. Bu ritüelleri uygulayacaksınız, bunları bunları yapacaksınız diye dayatmalarda bulunurlar bir süre sonra. Dedeleri tamamen memurlaştırmaya çalışıyorlar. Alevilikte böyle bir şey yok. Bu durum kesinlikle kabul edilemez. Gerçekten mücadele eden Alevi kurumları ve biz Aleviler bu duruma karşı çıkacağız ve asla kabul etmeyeceğiz.

    “ALEVİLER VE OCAKLAR ARASINDA SIKI BAĞ SAĞLANMALI”

    Biliyorsunuz ki Cem Vakfı aracılığı ile Diyanet’e bağlı Alevi İslam Dairesi Başkanlığı kurulmuştu yıllar önce. Bunun üzerinden Aleviler asimile edilmeye çalışılıyor hala. Alevi İslam Dairesi’nin kontrolünde mi olacak bu yapılacak olan çalışmalar? O da Diyanete bağlı olduğu için mekanizma bu şekilde mi işleyecek? Alevilerde iktidardan bağımsız bir yapı vardır. Pirlerimizin eğitimini veren Ocak sistemimiz vardır. Ocaklarla bağın koparılmaması gerekiyor. Bu yapılana karşı sıkı bir bağ sağlanmalı Aleviler ve Ocaklar arasında. Pirlerimiz bu Ocaklardan alınacak ve başka eğitimler verilerek asimile edilmeye çalışılacak.”

    Melis CİDDİOĞLU-Barış KOP/PİRHA

  • ‘Türk-İslam’ sentezine dayalı anlayışın hedefi çocuklar’

    ‘Türk-İslam’ sentezine dayalı anlayışın hedefi çocuklar’

    PİRHA- Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi aktivistlerinden Öğretmen Songül Tunçdemir, hayatın her alanında ‘Türk-İslam’ sentezine dayalı anlayışın, en çok da çocukları kıskaç altına aldığının altını çizdi. Tunçdemir, “Bu nedenle başta Aleviler olmak üzere bu ülkede inancından dolayı ötelenen, yok sayılan hatta yok edilmek istenen bütün inançların mücadele eksenlerinin laiklik ve demokrasi olması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da Aleviler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    ALEVİLER AİHM KARARLARINI UYGULANMASINI BEKLİYOR

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya  da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dersi dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Aleviler, zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele ediyor. Günümüzde ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınmış kararlar olmasına rağmen neden bu kararlar uygulanmıyor?
    İktidarın kararları uygulamak yerine din derslerini arttırması öğrencinin gelişmesine ne tür etkiler yaratıyor?
    Alevi kurumları zorunlu din derslerinin kaldırılması için ne yapıyor, ne yapmalı? gibi soruları yazar, akademisyen, aktivist ve Alevi kurum temsilcilerine sorduk.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi aktivistlerinden Öğretmen Songül Tunçdemir, PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “HAYATIMIZIN HER ALANINDA ‘TÜRK-İSLAM’ SENTEZİNE DAYATILIYOR”

    PİRHA: Zorunlu din dersinin eğitimdeki yeri nedir?

    SONGÜL TUNÇDEMİR: Sorunlar yumağına dönüşmüş bir eğitim sistemiyle yeni bir eğitim öğretim yılını karşılamak üzereyiz. Velilerin müşteri, eğitimin ticarete dönüştüğü, müfredatın ise Türk-İslam senteziyle yoğrulduğu okullar çocuklarımızı bekliyor. Hayatımızın her alanında ‘Türk-İslam’ sentezine dayalı, tek din, tek dil, tek mezhep anlayışı çerçevesinde hayata geçirilen politikalar, en çok da çocuklarımızı kıskaç altına almış durumda. İnanç ve kimlik üzerinden şekillendirme, en çok da bu ülkede yaşayan Alevileri, Kürtleri, farklı dinlere mensup olan vatandaşları, ateistleri hedef almaktadır. Hatta Sünniliği sadece Hanefi mezhebini dayatmak suretiyle geriye kalan diğer mezhepleri de hedef almaktadır.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ, BİR ASİMİLASYON ARACIDIR”

    -İktidar varolan yargı kararlarını uygulamıyor. Tam tersi eğitimdeki dini içerikli derslerin sayısını arttıyor. Bu ısrarı neye bağlıyorsunuz?

    Biz Aleviler açısından ise baş belası haline gelen zorunlu din dersleri, 4+4+4 eğitim sisteminin getirmiş olduğu zorunlu seçmeli din dersleriyle birlikte eğitimi içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Geldiğimiz süreçte ise bütün dersler din dersi, bütün okullar imam hatip benzeri olmuştur. Çocuklarımıza zorunlu din dersi okutularak, altına imza atılan uluslararası sözleşmeler ihlal edilmektedir. Anayasanın 24. maddesinde  ‘Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ dersi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında zorunludur denilmiştir. Oysa aynı Anayasa’nın 90. maddesinde iç hukuk ile uluslararası sözleşmeler arasında çelişki olduğunda dış hukuk geçerlidir denilmiştir. Yüksek yargı ve AİHM’in daha önce vermiş olduğu Alevi çocukların zorunlu din derslerinden muafiyet kararları da siyasi iktidar tarafından uygulanmayarak büyük bir hukuksuzluk örneği sergilenmektedir. Zorunlu din dersleri, Alevi çocukları başta olmak üzere, farklı inançtaki insanlara ya da çocuğuna din öğretmek istemeyenlerin üzerine uygulanan bir asimilasyon aracıdır. Bu durum eşit olmayan ve ayrımcı uygulamaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Din dersinde bir din veya mezhep ele alınıyor ve bu dini benimsemeyenlere zorunlu kılınıyorsa orada din ve vicdan özgürlüğünden bahsetmek imkansızdır.

    “BÜTÜN İNANÇLARIN MÜCADELE EKSENLERİ LAİKLİK VE DEMOKRASİ OLMALI”

    -Alevi kurumları ve yurttaşlar uzun yıllardır hem meşru hem de hukuki mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin sonuç alması için neler yapılmalı?

    Sadece bir dinin eğitimini zorunlu kılmak yanlış ve laikliğe aykırı bir durumdur. Bu nedenle başta Aleviler olmak üzere bu ülkede inancından dolayı ötelenen, yok sayılan hatta yok edilmek istenen bütün inançların mücadele eksenlerinin laiklik ve demokrasi olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü laik eğitim anlayışı tüm insanların eşit, saygıdeğer, öğrenme ve  gelişmeye açık olduğunu savunur. Hiçbir toplum tamamen aynı inancı paylaşamadığı için devlet, her topluma aynı mesafede bulunmalıdır.

    Diren KESER/Melis CİDDİOĞLU/PİRHA

     

  • Alevi aydın ve yazarlardan, yurttaşlardan Diyanet’e tepki yağıyor!

    Alevi aydın ve yazarlardan, yurttaşlardan Diyanet’e tepki yağıyor!

    PİRHA-Aleviler, Nevşehir İl Müftülüğü’nün, Hacı Bektaş Veli anma töreni programına tepki gösterdi. Yapılan açıklamalar ve mesajlarda, Diyanet’in Serçeşme’den elini çekmesi, istenmediği yerde olmaması gerektiği kaydedildi. Diyanet’e ciddi şekilde tepki gösterilmesi istendi. 

    Nevşehir İl Müftülüğü’nün, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri haftasında yapacağı programa tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Alevi aydın ve yazarlar, yurttaşlar, kurum temsilcileri Nevşehir İl Müftülüğünün “Muharremiye Programı”na sosyal medyadan tepkilerini dile getirdiler.

    “DİYANET, ALEVİLERDEN, SERÇEŞMEDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Yazar Ali Yıldırım “Diyanet Alevilerden elini çek!” başlığı ile bir yazı kaleme alarak şunları aktardı:

    “Diyanetin İnsan hakları belgelerine, Anayasanın 10. maddesine aykırı olarak faaliyet yürüten ve demokratik bir cumhuriyette asla olmaması gereken anti laik, ötekileştirici, eşitsizlik ve hukuksuzluk yaratıcı, giderek misyoner faaliyetler yürüten Aleviler üzerinde de asimilasyoncu amaçlar güden bir kurum olduğunu Alevi toplumu öteden beri söyleyip dile getiriyor. Diyanetin kamu idaresinin dışına çıkarılmasını ve muhataplarına bırakılmasını talep ediyor. Diyanet ise öteden beri Alevilerin inançlarını tanımayıp red ve inkar yoluna gidiyor. Hatta ‘Biz Alevilerin cemevlerini asla ibadethane saymayız, bu bizim kırmızı çizgimizdir’ demekten geri durmuyor.

    “ALEVİLERİN CEMEVİNİ YOK SAYARAK NASIL BARIŞ GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR?”

    Şimdi ise Alevileri red ve inkar eden Diyanet, Alevilerin Kerbela Katliamı anısına oruç tuttukları yas günlerinde tam da Alevilerce kutsal sayılan Hacı Bektaş Dergahında Alevi yoluyla, kültürüyle inancıyla hiç bir ilgisi olmayan ‘sevgi barış kardeşlik’ başlıklı bir program düzenlemeye kalkışıyor. Bu tutumun sevgi barış ve kardeşliğe hizmet edici hiçbir yanı yoktur. Kardeş olmak için öncelikle eşitlik gerekir. Muhatabını eşit olarak görmeyen bir anlayış nasıl kardeşlikten söz edebilir?

    Karşısındakinin inancına saygı duymayıp yok sayan bir yaklaşım nasıl bir sevgi barındırabilir.

    Alevilerin inanç değerlerini/cemevlerini yok sayarak nasıl barış gerçekleştirilebilir?

    Yapılmak istenen ‘Muharremiye Programı’ bir fetih anlayışının eseri gibidir. Ayasofya’yı elinde kılıçla adeta bir kez daha fetheden Diyanet Serçeşmeye de elinde kılıçla gelerek Alevilere de haddini bildirecek midir?

    Diyanet ve uzantılarının Hacı Bektaş çıkarmasının kabul edilebilir hiçbir yanı yoktur. Bu program barış ve kardeşliğe hizmet etmeyeceği gibi Alevileri daha da incitecektir.

    “DİYANET İSTENMEDİĞİ YERDE OLMAMALIDIR”

    Diyanet, Alevilerin yaslarına, inançlarına, değerlerine saygı göstermelidir. Diyanet istenmediği yerde olmamalıdır. Diyanet, Alevilerden, Serçeşmeden elini çekmelidir.

    Aleviler ve tüm demokrasi güçleri açısından bir demokrasi ve eşitlik talebi olarak ‘Diyanete hayır’ demek her zamankinden daha günceldir.”

    “Bİ DÜŞMEDİLER YAKAMIZDAN”

    Konuya bir tepki de Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya’dan geldi. Kılıçkaya şu yorumda bulundu:

    “Hace Bektaşı Veli anması yapıp, ‘Hatim’ indirecek, ‘Mevlüt’ okuyacak, üstüne bir de namaz kılıp, camiye sokamadıkları Alevileri, can evlerinden, kutsal mekanlarından asimile etmek isteyecekler. Kapıdan kovuyorsun, pencereden giriyor. Pencereni kapatıyorsun, binayı ateşe veriyorlar.

    Kindar ve dindar nesiller yetiştirip, Aleviye, inancına her türlü hakareti edip, sonra da, ‘Barış’ın, ‘hoşgörü’nün temsilcileri olduğu yalanını pazarlıyorlar.

    Bi düşmediler yakamızdan. Hadi Diyanetin hinliğini biliyoruz da, onlara koltuk değneği olan, Alevilere ne demeli? Onlar da tarihten hiç ders almamış olanlar olarak, Hızır Paşa gibi, her daim kötü anılacaklar. Bizden söylemesi.”

    BELLİ Kİ PROJELERİ VAR”

    Alevi inanç aktivisti Emel Uzman da tepki gösteren bir diğer isim oldu. “Ah Hüseyin can Hüseyin kaçıncı kez katledilişin” diyen Uzman, şu yazı ile tepkisini dile getirdi:

    “Bunlar bize son çağrılar, buralara giremeyenler belli ki projeleri var cirit atar oldular. Bizim de aklımızı başımıza alıp birlikte yürüme zamanımız gecikiyor mu ne? Birlikte yaşayacağız ve yoksa ayrımsız birlikte yok olacağız. ‘Bu zihniyet, o ocak, bu ocak, o kurum, bu kurum’ diye ayırmaz. Toptan çeker aşağı, eğer bu günlerde Hüseyin duruşu diyorsak şimdi meydana gönülleri döküp birlikte yürümenin zamanı. Lüzumsuz insanlar çok hoyratça kullanmasaydı, bir deyişin Pir Sultan Abdal’in deyişinin tam zamanı.”

    “HAK YİYEREK AYAKTA DURAN BİR KURUM…”

    Gazeteci Sezgin Kartal da sosyal medyadan tepki gösteren isimler arasında yer aldı. Kartal, “Diyanet’in ‘Muharremiye’ adı altında yapacağı bu etkinliğe önce Alevi kurumları sonra da Alevi toplumu ciddi tepki göstermelidir” dedi. Gazeteci Kartal, yazısının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu sadece sosyal medyada ‘kınıyorum’ mesajlarıyla geçiştirilecek bir durum değildir.

    Asimilasyon karargahı görevini gören bu yapının Alevilerin beynine giriyor olması üst perdeden karşı çıkılacak bir gelişmedir.

    Sevgi bizim dinimizdir, başka dine inanmayız’ diyen bir toplumun Serçeşmesi asimilasyoncu, hak yiyerek ayakta duran bir kurumun anma düzenlemesi kabul edilemez.

    Diyanetin bu kadar cüretkar oluşunun en büyük nedeni Alevi kurumlarımızın artık politik ve örgütlü bir hareket olmamasından kaynaklı.

    Bunun sorumlusu; herkese mavi boncuk dağıtan, iktidarın bütün organlarıyla ilişkilerini sıkı tutanlardır.

    Bunun sorumlusu; en büyük sözü söyleyen ama rızasız lokmayı yemekten de geri durmayan kurumların başındaki kişilerdir.

    Bunun sorumlusu; binalarını, kasalarını büyütüp toplumun taleplerinden mücadelesinden kopanlardır.”

    “ALEVİ KURUMLARI BİR ŞEYLER YAPMALI”

    Önceki dönem PSAKD Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir ise sosyal medya hesabından müftülüğün programını işaret ederek “Sadece bu değil, öncesi de var. Serçeşme’de neler oluyor? Alevi kurumları bir süreliğine oturup analiz etmeli, düşünmeli, bir şeyler yapmalı” yorumunda bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Katledilenlerin 17’si kadındı; Tunçdemir: kadın kimliğiyle birlikte Aleviler soykırıma uğratıldı

    Katledilenlerin 17’si kadındı; Tunçdemir: kadın kimliğiyle birlikte Aleviler soykırıma uğratıldı

    PİRHA- Sivas’da katledilen 35 candan 17’si kadındı. Eski PSAKD Malatya ve Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir, Madımak Oteli’nde kadın kimliğinin de asıl hedeflerden biri olduğuna işaret ederek “Sivas’ta 17 kadın canımızın katledilmesi bu zihniyetin ifadesidir. Yaşadığımız coğrafyada kadına olan tahammülsüzlük, kadın Aleviyse eğer daha da katlanarak korkunç bir boyut kazanmaktadır” yorumunu yaptı.

    Sivas’ta katledilenlerden 17’si kadındı; Tunçdemir: kadın kimliğiyle birlikte Aleviler soykırıma uğratıldı

    Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yakılan 33’ü yazar, sanatçı, ozan, semahçı, 2’si de otel çalışanı 35 candan 17’si kadındı. Deyiş seslendiren, semah dönen, entelektüel kimliği ile öne çıkan kadınlar katledildi. Gerici gruplar, bir anlamda Alevi ve sol örgütlere olan düşmanlıklarından öte kadının bu denli kendini keşfetmesine de tahammül edemedi.

    Sivas Katliamı’nın üzerinden 28 yıl geçti ancak asıl failler yargılanmadı, “İnsanlığa karşı suç” niteliğindeki saldırının üzeri de göz göre göre örtüldü. Peki günümüzde kadın cephesinden Sivas Katliamı nasıl okunmakta, bunu ve daha fazlasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği önceki dönem yöneticilerinden Songül Tunçdemir ile konuştuk. Tunçdemir, toplumsal olarak, katliamın aydınlatılmasına dair neler yapılması gerektiğine dair bilgiler verdi.

    “MADIMAK’IN KARANLIKTA KALAN HİÇBİR YÖNÜ YOK”

    Songül Tunçdemir, “Sivas Katliamı sadece 2 Temmuz 1993’te Madımak’ta 33 canımızın yakılmasıyla olmuş bitmiş bir katliam değildir” diyerek şu hususlara dikkat çekti:

    “Egemenler tarafından organize bir şekilde gerçekleştirilmiş seri bir katliam tarihi vardır Madımak Katliamı’nın arkasında. Madımak Katliamı’nın daha önce yapılan katliamlardan tek farkı, teknoloji çağında yapılması nedeniyle egemenlerin üstünü örtme çabalarına rağmen karanlıkta kalan hiçbir yönünün olmamasıdır. Evet, daha önce yapılan katliamlara ait belgeler karartılmaya çalışıldı ama Madımak için bunu başaramadılar. Çünkü katliam öncesi hazırlıkları olsun, katliam anı olsun, sonrasında yaşanan skandallar olsun hepsinin toplamı egemenlerin, Alevilere yönelik açık bir meydan okumasıydı aslında. Hem de gözümüze soka soka. Bize şu mesajı vermeye çalıştılar; planı yaparız, katlederiz, Alevileri öldürmek mubahtır, katledenlere ceza vermeyip aklarız, hatta ödüllendiririz. Bu ülkede farklı olanlara karşı yüzyıllardır süregelen kin, düşmanlık ve cihat kültürünün, aydınlığa düşmanlığın çok net bir tablosudur Madımak’ta olanlar.”

    “KADIN ALEVİYSE EĞER TAHAMMÜLSÜZLÜK BOYUT KAZANMAKTA”

    Songül Tunçdemir, açıklamasında tarih boyunca Alevi kadınların hedef alındığına da işaret etti. Tunçdemir, Sivas Katliamı’nda kadın kimliği ile birlikte Alevilerin bir bütün olarak kültürünün de soykırıma uğratılma amacının olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Otelde katledilen 33 canımızdan 17’sinin kadın olması da katliamı organize edenlerin ve eli kanlı katillerin kadın, çocuk demeden katliamı gerçekleştirecek kadar gözlerinin dönmüş olduğunun resmidir aslında. Bizim inancımızdaki ‘CAN’ kavramı geçmişten bugüne birilerini hep rahatsız etmiştir. Tarih boyunca Alevi kadınlara atılan iftiralar, yapılan hakaretler bir yönüyle bu rahatsızlığın sonucudur. Sivas’ta 17 kadın canımızın da katledilmesi bu zihniyetin ifadesidir. Yaşadığımız coğrafyada kadına olan tahammülsüzlük, kadın Aleviyse eğer daha da katlanarak korkunç bir boyut kazanmaktadır.

    28 yıl önce Sivas’ta yapılan katliam; bizlere fiziki olarak tahammülsüzlüğün yanında sanatımıza ve sanatçımıza tahammülsüzlüğün de bir kez daha dışa vurumuydu. Dünyanın neresinde olursa olsun ezilen halkların kendini en güçlü bir şekilde ifade ettiği alandır sanat. Biz Aleviler açısından ise inancımızı ve öğretimizi bugünlere getiren yegane değerdir. Sivas’ta Aleviler ile birlikte sanatımızı, türkülerimizi, deyişlerimizi, semahlarımızı da katledeceklerini düşündüler muktedirler. Ama başaramadılar. Çünkü Alevi toplumuyla birlikte bu ülkenin aydınları, solcuları, demokratları ‘bu kadar da olmaz’ diyerek hep birlikte ayağa kalktık. 93’ten sonra bizler için hiçbir şey eskisi gibi değildi artık. Bir daha bu tür katliamların olmaması için birbirimize sıkı sıkıya sarılmanın, örgütlü davranmanın ne kadar değerli olduğunu anladık. Bir katliamın A, B, C’si gösterilmişti bize hem de aleni bir şekilde. Üstelik gizli saklı değil, utanmaz ve açık bir şekilde. Bizim de onlara göstermemiz gereken şeyler vardı. Artık bizi böyle rahat bir şekilde öldüremezsiniz, kadim inancımızı yok etmeye çalışıyorsunuz ama bunu asla başaramayacaksınız. Her yıl 2 Temmuz’da Madımak’a doğru insan seli oluştu. Eşit yurttaşlık taleplerimiz bu dönemde oluştu. Sayısı yüzbinleri bulan mitinglerde kendimizi ifade ettik ve nerede biri haksızlığa uğrasa ‘el ele, ele Hakka’ düsturuyla onun yanında olduk. Bu ülkenin ezilenleriyle birlikte kol kola hareket ettik. Çünkü ezilenlerin birlikte hareket etmekten başka çaresi olmadığını biliyoruz.”

    “CILIZ SESLER ÇIKARAN KURUMLARA DÖNÜŞTÜK”

    Songül Tunçdemir, Madımak Katliamı’nın bizzat devlet destekli organize edildiğini de ifade etti. Alevi toplumunun, geçmişte olduğu gibi günümüzde de yeterli direnci gösteremediğini söyleyen Tunçdemir, kurumlara dönük de şu eleştiride bulundu:

    “En başından beri gözlemleyen ve mücadelenin içinde olan biri olarak  bu konuda maalesef olumlu şeyler söyleyemeyeceğim. Onlar yaptı biz anlattık, onlar söyledi biz tepki gösterdik. Her konuda olduğu gibi kurumlarımızın kendi gündemini yaratmak yerine gündemin peşine takıldığını görüyoruz. Yaşanan haksızlıklar karşısında söz kurmak elbette ki çok değerli fakat bu iş bizim yaratacağımız kendi gündemimizin yanında yan gündem olmalı. Bekleyen, oturan ve ancak bir saldırı olduğunda oturduğumuz yerlerden cılız sesler çıkaran kurumlara dönüştük. Cılız seslerin etkisi sustuğun an geçer ve hiçbir etkisi olamaz ki. Bizim Madımak’ın Utanç Müzesi olması ve tarihte yapılan katliamların sorumluların cezalandırılması olmak üzere bir dizi talebimiz var ve mücadelemiz bunlar içindir. Katliamları sistem yapmış ve bütün iktidarlar birbirine göbekten bağlıdır. Sistem sahiplerinin kendini cezalandırdığı nerede görülmüştür? Faşizm ışık ve sesten korkarmış ya. Elbette ses çıkaracağız, ışık saçacağız onları rahatsız etmek için. Ama her şeyden önce kendimize bir çeki düzen vermemiz gerekiyor. Şimdi sadece konuşuyoruz, hep konuşuyoruz.

    “KURUMLARIN ALEVİ TABANIYLA BAĞLARI ÇOK ZAYIFLADI”

    Kendini yenilemeyen zamanla tükenişi yaşar. Biz tükenişi yaşıyoruz galiba. Çünkü sözcükler tek başına anlamını yitirdi. Bize çıkış lazım. Rıza Şehri diye bir hayalimiz var bizim ve ‘Aleviyim’ diyebiliyorsan demokrat olmak zorundasın. Alevi kalmak için de kadim kültürümüzü yaşatmak zorundasın. Yok edilmek istenen bu kadim kültürümüz değil mi? Eline, beline, diline sahipsen, 72 millete aynı nazarda bakıyorsan bana göre en büyük zorluğu başarmışsın demektir. Kurumlarımız böyle insanlarla dolmalı. Her şeyden önce görünen yüzümüz olan, yani biz Alevilerin tek güvencesi olan kurumlarımızın birlik ve beraberliğine olan ihtiyacımız gün gibi ortada duruyor. Ama kurumların birlikteliği bir yana kurumların şubeleriyle, şubelerin ise Alevi tabanıyla bağları çok zayıfladı. Demokratik muhteviyattan bahsetmek ise neredeyse imkansız hale geldi. Biz şimdiye kadar neyi yaptık, neyi yapamadık, niçin yapamadık diye özümüzü dara çekmeliyiz.

    Tunçdemir, Alevi kurumlarının gündemin peşine takılan değil kendi gündemini yaratan kurumlar haline gelmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bunu başarabilirsek Madımak Utanç Müzesi olur, tarihte yaşanan katliamlar bu şekilde aydınlatılıp sorumluları cezalandırılır. Ancak bu şekilde asimilasyon kıskacından kurtulup çocuklarımızın huzurlu yaşayacağı yarınlara ulaşabiliriz. Ancak bu şekilde ezilen tüm kesimlerle omuz omuza olabiliriz. Yol ve yöntem, öz ve cesaret bizim inancımızda fazlasıyla var. Yeter ki yüzümüzü yolumuza doğru çevirelim” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA