Etiket: soru önergesi

  • Gülistan Doku ve Rojwelat Kızmaz dosyaları için Meclis’e araştırma önergesi!

    Gülistan Doku ve Rojwelat Kızmaz dosyaları için Meclis’e araştırma önergesi!

    PİRHA- DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, yıllardır aydınlatılamayan Gülistan Doku dosyası ile şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin iddiaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu.

    Önergede, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetinin aradan geçen altı yıla rağmen ortaya çıkarılamadığına dikkat çekildi. Soruşturma sürecinde yaşanan ihmaller, delillerin yeterince değerlendirilmemesi ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin eleştirilerin kamuoyunda adalet beklentisini büyüttüğü ifade edildi.

    İKİ DOSYA ARASINDAKİ BAĞLANTI İDDİALARI ARAŞTIRILSIN

    Araştırma önergesinde, Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan ve 9 Şubat 2024’te Batman’da kaybolduktan sonra şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına da yer verildi. Son dönemde ortaya çıkan bilgi ve iddiaların iki olay arasında olası bir bağlantı bulunduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdiği belirtildi.

    Önergede özellikle Rojwelat Kızmaz’ın telefonunda tespit edildiği belirtilen çizimler, kamuoyuna yansıyan itiraflar ve soruşturma kapsamında talep edilmesine rağmen ulaşılamadığı ifade edilen HTS kayıtlarının yeniden ve kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiği vurgulandı.

    “İHMALLER VE DELİLLER ARAŞTIRILMALI”

    Adalet Kaya, önergesinde Meclis’in konuyla ilgili sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, Gülistan Doku’nun kaybedilmesi ile Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü arasındaki olası ilişkinin ortaya çıkarılması, soruşturmalarda yaşandığı iddia edilen ihmallerin incelenmesi, delillerin akıbetinin araştırılması ve kamuoyunda dile getirilen örtbas iddialarının aydınlatılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Önergede, her iki dosyanın tüm yönleriyle araştırılmasının hem gerçeğin ortaya çıkarılması hem de kamu vicdanının rahatlatılması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.

    HABER MERKEZİ

  • Celal Fırat’tan taşeron işçilerin kadro sorunu için Meclis’e soru önergesi!

    Celal Fırat’tan taşeron işçilerin kadro sorunu için Meclis’e soru önergesi!

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, 2018’de çıkarılan 696 sayılı KHK’nın dışında bırakılan yaklaşık 140 bin taşeron işçinin kadroya alınmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi. Fırat, yıllardır verilen sözlere rağmen kapsam dışındaki işçilerin belirsizlik yaşamaya devam ettiğini belirtti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, kamuda görev yapan ancak 2018 yılında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında kadroya alınmayan taşeron işçilerin durumunu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi veren Fırat, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT), Sağlık Bakanlığı, Karayolları, belediyeler ile çeşitli kamu kurumlarında çalışan ve yıllardır kadro bekleyen taşeron işçilerin sorununa dikkat çekti.

    Önergede, 2018 yılında yaklaşık 900 bin taşeron işçisinin kadroya geçirildiği ancak KİT’lerde ve bazı kamu kurumlarında çalışan yaklaşık 70 bin işçinin kapsam dışında bırakıldığı hatırlatıldı. Fırat, aradan geçen süreçte yeni taşeron istihdamlarıyla birlikte kapsam dışındaki işçi sayısının yaklaşık 138-140 bine ulaştığının tahmin edildiğini ifade etti.

    “VERİLEN SÖZLER HALA YERİNE GETİRİLMEDİ”

    Celal Fırat, önergesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın daha önce yaptığı, “Bu sorunu da çözeceğimizin sözünü verdik. Çalışmalarımızın büyük kısmını tamamladık” yönündeki açıklamaları ile 7 Ağustos 2023 tarihli, kapsam dışındaki taşeron işçilerin kamu kurumlarında istihdam edilmesine yönelik çalışmaların sürdüğüne ilişkin beyanlarını da hatırlattı.

    Fırat, aradan geçen zamana rağmen somut bir adım atılmadığını belirterek, kapsam dışı bırakılan taşeron işçilerin kadro beklentisinin devam ettiğini vurguladı.

    BAKANLIĞA “NE ZAMAN KADROYA ALINACAKLAR?” SORUSU

    Fırat, önergesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a şu soruyu yöneltti:

    “2018 yılında 696 sayılı KHK ile kadroya alınmayan, KİT’lerde, bazı kamu kurumlarında ve yerel yönetimlerde çalışan yaklaşık 140 bin taşeron işçisinin kadroya alınmasına yönelik çalışmalar ne zaman tamamlanacaktır? Kapsam dışında bırakılan taşeron işçileri hangi tarihte kadroya geçirilecektir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Celal Fırat: Tokat’taki 20 köyün kullandığı yol çukur mezarlığına döndü!

    Celal Fırat: Tokat’taki 20 köyün kullandığı yol çukur mezarlığına döndü!

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Tokat’ın Zile ilçesi ile Reşadiye arasındaki yaklaşık 30 kilometrelik yolun iki yılı aşkın süredir bakım görmediğini belirterek Meclis’e soru önergesi verdi. Fırat, bölgede bulunan Alevi köylerinin de kullandığı yolun can ve mal güvenliğini tehdit ettiğini söyledi.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Yıldıztepe ile Reşadiye ilçesi arasındaki yaklaşık 30 kilometrelik yolun bakım ve onarım sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı.

    İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi tarafından yanıtlanması istemiyle verilen soru önergesinde, söz konusu yolun bölgesel ulaşım açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulandı.

    Fırat, Artova’dan Ankara, Yozgat ve Çorum yönüne çimento taşıyan ağır tonajlı araçların yoğun olarak kullandığı güzergahın aynı zamanda Yozgat’ın Kadışehri ilçesi ile Zile’ye bağlı yaklaşık 20 köyün temel ulaşım hattı olduğunu belirtti.

    Önergede, köylerin yaklaşık 15’inin Alevi yurttaşların yaşadığı yerleşimler olduğuna dikkat çekilerek, yolun iki yıldır bakım görmediği, derin çukurlar nedeniyle sürücülerin can güvenliğinin tehlikeye girdiği ifade edildi.

    Bölgeden aktarılan bilgilere göre yolun adeta “çukur mezarlığına” dönüştüğünü kaydeden Fırat, sık sık trafik kazaları yaşandığını, araçlarda maddi hasar oluştuğunu ve ambulans ile itfaiye gibi acil müdahale ekiplerinin köylere ulaşma sürelerinin iki katına çıktığını belirtti.

    “BAKIM VE ASFALTLAMA NE ZAMAN YAPILACAK?”

    Fırat, önergesinde şu soruların yanıtlanmasını istedi:

    Yıldıztepe-Reşadiye arasındaki yolun bakım ve onarım çalışmaları neden iki yılı aşkın süredir yapılmamaktadır?

    Yolun bakım, onarım ve asfaltlama çalışmaları ne zaman gerçekleştirilecektir?

    Yolun mevcut durumu nedeniyle meydana gelen trafik kazaları, araç hasarları ve acil sağlık hizmetlerinde yaşanan gecikmelere ilişkin herhangi bir resmi veri bulunmakta mıdır?

    Köylere yönelik yol ve altyapı yatırımlarının inanç grupları, nüfus yapısı veya sosyoekonomik göstergeler temelinde dağılımını ortaya koyan bir çalışma yapılmış mıdır?

    Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı köylerde altyapı hizmetlerinin yetersiz bırakıldığı yönündeki iddialar araştırılacak mıdır?

    Köy yollarına yönelik yatırımların ayrım gözetilmeksizin yapılmasını denetleyen bir mekanizma bulunmakta mıdır?

    Fırat, bölge halkının uzun süredir dile getirdiği yol sorununa ilişkin yetkililerin harekete geçmesi gerektiğini belirterek, yurttaşların güvenli ulaşım hakkının sağlanmasının kamu kurumlarının sorumluluğu olduğunu vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Munzur Vadisi’ndeki yol çalışmaları Meclis gündeminde: Doğayı yok eden projede kamu yararı nedir?

    Munzur Vadisi’ndeki yol çalışmaları Meclis gündeminde: Doğayı yok eden projede kamu yararı nedir?

    PİRHA-  DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yürütülen yol genişletme çalışmalarını Meclis gündemine taşıdı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Kordu, dinamit patlatmaları, hafriyat dökümleri ve ekolojik tahribat iddialarına ilişkin açıklama istedi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde sürdürülen yol genişletme çalışmalarının doğaya ve yaban yaşamına verdiği zararları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yazılı olarak yanıtlaması talebiyle soru önergesi sunan Kordu, çalışmaların milli parkın koruma statüsüyle çeliştiğini belirterek kamuoyundaki kaygıların giderilmesini istedi.

    “MUNZUR YALNIZCA BİR DOĞAL ALAN DEĞİL”

    Önergede, 1971 yılında milli park ilan edilen Munzur Vadisi’nin 2 bin 500’ü aşkın endemik bitki türüne, koruma altındaki yaban hayatına ve zengin sucul ekosistemlere ev sahipliği yaptığı vurgulandı. Kordu, Munzur Havzası’nın yalnızca ekolojik açıdan değil, bölge halkının kültürel hafızası, inançsal değerleri ve yaşam biçimi açısından da yaşamsal öneme sahip olduğunu ifade etti.

    Kordu, Dersim-Ovacık karayolunun 32’nci kilometresinde sürdürülen yol genişletme çalışmaları sırasında yoğun dinamit kullanıldığı, ortaya çıkan hafriyatın ise Munzur Nehri yatağına, ağaçlık alanlara ve doğal yaşam sahalarına döküldüğüne ilişkin görüntü ve tespitlerin kamuoyuna yansıdığını hatırlattı. Önergede, patlatmaların bölgenin jeolojik yapısını etkileyebileceği, yaban hayatının yaşam ve üreme alanlarını tahrip ettiği, nehir yatağının daraltılması nedeniyle taşkın riskinin arttığı ve endemik balık türlerinin tehdit altında olduğu yönündeki değerlendirmelere yer verildi.

    Ayten Kordu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun doğal ve ekolojik dengenin bozulamayacağını açıkça hükme bağladığını hatırlatarak, buna rağmen milli park sınırları içerisinde gerçekleştirilen müdahalelerin hangi hukuki ve bilimsel gerekçelere dayandırıldığının açıklanmadığını belirtti.

    Önergede ayrıca Mart 2026’da yürürlüğe giren ve Milli Parklar Kanunu’nda değişiklikler içeren 7576 sayılı yasa da gündeme getirildi. Kordu, söz konusu düzenleme ile milli parklarda “kamu yararı” ve “zaruret” gerekçeleriyle altyapı, ulaşım ve çeşitli tesis projelerine daha geniş izin olanakları tanındığını belirterek, Munzur Vadisi’ndeki çalışmaların bu değişiklikler kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediğini sordu.

    BAKANLIĞA SEKİZ SORU

    Kordu, Bakan Yumaklı’dan şu konularda açıklama istedi:

    Yol genişletme çalışmalarına hangi tarihte ve hangi hukuki gerekçelerle izin verildiği,

    Çalışmalar öncesinde ekolojik etki değerlendirme raporu hazırlanıp hazırlanmadığı,

    Hafriyat dökümleri ve ekolojik tahribat iddialarının incelenip incelenmediği,

    Dinamit kullanımının yaban hayatı üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel görüş alınıp alınmadığı,

    Çalışmaların “kamu yararı” veya “zaruret” kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediği,

    Uzun Devreli Gelişme Planı şartının bu projede uygulanıp uygulanmadığı,

    Daha az zarar verecek mühendislik yöntemleri yerine neden dinamitli yöntemin tercih edildiği,

    Munzur Vadisi’nin tamamının “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsüne alınmasına yönelik bir çalışma bulunup bulunmadığı.

    Kordu, önergesinde Munzur Vadisi’nin yalnızca Dersim’in değil, Türkiye’nin ve dünyanın korunması gereken en önemli doğal miras alanlarından biri olduğunu belirterek, yürütülen çalışmaların kamuoyunda yarattığı kaygıların şeffaf biçimde yanıtlanması gerektiğini vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Celal Fırat’tan soru önergesi: Batoul Suleiman Alloush nerede?-

    Celal Fırat’tan soru önergesi: Batoul Suleiman Alloush nerede?-

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de kaçırıldığı iddia edilen 21 yaşındaki tıp fakültesi öğrencisi Batoul Suleiman Alloush’un akıbetini Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşıdı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan tarafından cevaplandırılması istemiyle verilen soru önergesinde, Suriye’deki azınlık gruplara, özellikle de Alevi (Nusayri) kadınlara yönelik artan insan hakları ihlallerine dikkat çekildi.

    Önergede yer alan bilgilere göre, Tişrin Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi Batoul Suleiman Alloush, öğrenim gördüğü Lazkiye şehrinden zorla kaçırıldı. Ailenin kamuoyuna yaptığı duyarlılık çağrılarının ardından, genç kadının telefonundan ailesine “evinden ve dininden kaçtığına” dair mesajlar gönderildiği belirtildi. Milletvekili Fırat, bu mesajların aileyi susturma amacı taşıdığını ve Batoul’un özgür iradesiyle hareket edip etmediği konusunda ciddi şüpheler bulunduğunu ifade etti.

    “CEBLE’DE REHİN TUTULUYOR”

    Soru önergesinde, yerel güvenlik güçlerinin önce Batoul’un ailesine teslim edileceğine dair söz verdiği ancak daha sonra bu karardan vazgeçildiği belirtildi. Ailenin ulaştığı son bilgilere göre, 21 yaşındaki tıp öğrencisinin Ceble kentinde bulunan ve “kız okulu” olarak adlandırılan bir merkezde rehin tutulduğu öne sürülüyor.

    BAKAN FİDAN’A DİPLOMATİK GİRİŞİM ÇAĞRISI

    Celal Fırat, kadınların inanç, kimlik veya mezhepleri nedeniyle bu tür baskılara maruz kalmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunun altını çizerek Bakan Fidan’a şu soruyu yöneltti:

    “Bakanlığınız, Batoul Suleiman Alloush’un kaçırılması vakasının araştırılması ve acilen Suriye hükümeti ile temasa geçerek güvenliğinin sağlanması, serbest bırakılarak ailesine teslim edilmesi için diplomatik girişimde bulunacak mısınız?”

    Önergede, Suriye’de özellikle Alevi toplumuna mensup kadınlara yönelik kaçırılma ve baskı iddialarının kamuoyunda ciddi bir endişe yarattığı vurgulandı. Fırat, Türkiye’nin bölgedeki azınlık topluluklarına yönelik hak ihlalleri konusunda etkili ve acil diplomatik adımlar atması gerektiğini belirtti.

    Söz konusu soru önergesi, Suriye’deki sivil güvenliği ve inanç grupları üzerindeki baskıları yeniden tartışmaya açarken, Dışişleri Bakanlığı’ndan gelecek yanıt merakla bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    PİRHA-  Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıldönümünde, bölgenin tarihsel isminin iadesi ve hakikatlerin araştırılması amacıyla hazırlanan 10 maddelik kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

    Milletvekili Ayten Kordu tarafından hazırlanan ve meclis kayıtlarına giren teklif, 1937-38 dönemine dair devlet arşivlerinin açılmasından, kültürel hakların iadesine kadar geniş bir yasal düzenleme takvimi öngörüyor. Teklifin genel gerekçesinde, toplumsal barışın tesisi için “tarihsel hakikatlerle yüzleşmenin” yasal bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

    ARŞİVLERİN AÇILMASI VE HAKİKAT KOMİSYONU TALEBİ

    Kanun teklifinin en dikkat çeken maddesini, bağımsız bir “Hakikat ve Adalet Komisyonu” kurulması oluşturuyor.

    Genelkurmay ve ilgili devlet kurumlarındaki tüm arşivler, üzerindeki “devlet sırrı” şerhi kaldırılarak bu komisyona açılacak.

    Dönemin askeri ve siyasi kararları akademik ve hukuki incelemeye tabi tutulacak.

    Teklifin ikinci maddesi, 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu ile değiştirilen il isminin, tarihsel köklerine uygun olarak “Dersim” şeklinde yeniden tescil edilmesini içeriyor. Gerekçede, bu değişikliğin “toplumsal hafızanın iadesi” açısından sembolik bir öneme sahip olduğu belirtiliyor.

    KAYIPLAR, MEZARLAR VE DNA TESPİTİ

    Yasal düzenleme isteği, sadece isim değişikliği ile sınırlı kalmıyor. Teklifte yer alan diğer kritik başlıklar ise şunlar:

    Mezar Yerlerinin Tespiti: Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarının ailelerine teslim edilmesi için DNA taraması ve mezar yeri tespiti çalışmalarının devlet eliyle yürütülmesi.

    Hafıza Mekânları: 4 Mayıs tarihinin “Roza Şae” (Yas Günü) olarak tanınması ve bu sürecin anısını yaşatacak “Hafıza Anıtları”nın inşa edilmesi.

    Kayıp Kızlar: Bölgeden sürgün edilen ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak literatüre geçen çocukların akıbetinin araştırılması için özel bir alt birim kurulması.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan KYK yurtları ve öğrencilere yönelik baskılar hakkında soru önergesi

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan KYK yurtları ve öğrencilere yönelik baskılar hakkında soru önergesi

    PİRHA- Meclis’e yazılı soru önergesi veren DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi sürecinde öğrenciler üzerinde uygulanan baskı ve yaptırımları gündeme taşıdı. Kordu, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, KYK yurtlarında barışçıl eylemlere katılan öğrencilere yönelik disiplin işlemleri, burs kesintileri ve yurttan çıkarma uygulamalarını sordu.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi sürecinde öğrenciler üzerinde uygulanan baskı ve yaptırımları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Kordu, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, 2020 yılında Munzur Üniversitesi’nde yapılan barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin KYK yurtlarından çıkarılması, burslarının kesilmesi ve disiplin cezalarına maruz bırakılması gibi uygulamaların toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik olduğunu vurguladı.

    Önergede, KYK yurtlarında demokratik eylemlere katılan öğrencilere yönelik disiplin işlemleri, burs ve kredi kesintileri ile yurttan çıkarma uygulamalarının hukuki dayanakları soruldu. Kordu, bu uygulamaların ifade özgürlüğü, eğitim ve barınma hakkı açısından ciddi ihlaller içerdiğini ve gençlerin demokratik haklarının sistematik biçimde cezalandırıldığı yönünde kamuoyunda endişelere yol açtığını belirtti.

    “GÜLİSTAN DOKU KAYBETTİRİLDİKTEN SONRA ÖĞRENCİLERE NEDEN BASKI KURULDU?”

    Kordu, önergede, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında kamusal yetkinin bir suç şebekesinin kalkanına dönüştüğünü, adalet talep eden öğrencilerin ise devletin kurumları eliyle cezalandırılmak istendiğini belirtti. Munzur Üniversitesi’nde 2020 Ocak ayında yapılan barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin KYK yurtlarından çıkarılması, burslarının kesilmesi ve disiplin cezalarıyla karşı karşıya bırakılmasının toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik sistematik bir müdahale olduğunu vurguladı.

    Ayten Kordu, önergede şu sorular yöneltti:

    1. 2020 yılında Gülistan Doku eylemleri nedeniyle kaç öğrenci hakkında disiplin soruşturması açılmıştır?
    2. Bu öğrencilerden kaçı KYK yurtlarından çıkarılmış, kaçı disiplin cezalarına çarptırılmıştır?
    3. Burs ve kredi haklarının kesilmesinin hukuki dayanağı nedir?
    4. 2020’den bu yana kadınlara yönelik hak ihlallerine karşı demokratik tepki gösteren kaç öğrenciye disiplin ve idari yaptırım uygulanmıştır?
    5. Hak arayan veya barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin “yurttan çıkarılma” tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı iddiaları doğru mudur? Bu konuda Bakanlığın denetim mekanizmaları nelerdir?
    6. Yurtlardan çıkarılan öğrencilerin barınma ve eğitim haklarının korunmasına yönelik bir düzenleme var mıdır?
    7. Demokratik haklarını kullanan öğrencilerin cezalandırılmasına ilişkin uygulamaların kaldırılması için bir çalışma yürütülmekte midir?

    Kordu, bu uygulamaların ifade özgürlüğü, eğitim ve barınma hakkı açısından ciddi ihlaller içerdiğini ve gençlerin demokratik haklarının sistematik biçimde cezalandırıldığı yönünde endişelere yol açtığını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu’dan Meclis’e Gülistan Doku önergesi: Zincirleme delil karartma süreci aydınlatılmalıdır!

    Ayten Kordu’dan Meclis’e Gülistan Doku önergesi: Zincirleme delil karartma süreci aydınlatılmalıdır!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku soruşturması için Adalet Bakanlığı’na sorulmak üzere soru önergesi verdi. Aynı zamanda Meclis bünyesinde ‘Araştırma Komisyonu’ kurulması için de Meclis Başkanlığı’na önerge sundu.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin soruşturmada son dönemde yaşanan gelişmeler, dosyanın başından itibaren ciddi usulsüzlükler ve delil karartma iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Altı yılı aşkın süredir sonuçlanamayan soruşturma için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Adalet Bakanlığı’nın devreye girmesi istendi.

    “GÜLİSTAN İÇİN MECLİSTE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Başkanlığı’na sunduğu önergeyle olayın cinayet boyutu, soruşturmanın yürütülüş biçimi ve kamu görevlilerinin olası sorumluluklarının araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti. Kordu, “Kadınlara karşı işlenen ve üstü kapatılmaya çalışılan suçların tekrar yaşanmaması için etkin soruşturma yürütülmeli” dedi.

    Önerge gerekçesinde, olayın başından itibaren yanlış yönlendirmeler yapıldığı, soruşturmanın belirli bir senaryo doğrultusunda ilerlediği, delillerin sistematik şekilde karartıldığı vurgulandı. Kordu, TBMM’nin etkin bir şekilde devreye girmesinin hem Gülistan Doku dosyası hem de benzer kadın kayıplarının aydınlatılması açısından kritik olduğunu belirtti.

    KORDU: USULSÜZLÜK VE DELİL KARARTMA OLAYLARI AÇIĞA ÇIKARILMALIDIR

    Kordu, ayrıca Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmadaki usulsüzlük ve delil karartma iddialarını, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması üzerine yazılı soru önergesi verdi.

    Kordu’nun hazırladığı önergede, soruşturmanın başından itibaren ciddi usulsüzlükler, delil karartma şüpheleri ve kamu görevlilerinin olası müdahalesi olduğuna dikkat çekildi. Özellikle dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de aralarında bulunduğu 13 kişinin gözaltına alınmasının, dosyanın “cinayet” şüphesine evrildiğini gösterdiği belirtildi.

    Önergede, Gülistan Doku’ya ait telefonun SIM kartının adli mercilere teslim edilmesi gerekirken, önce dönemin valisine ardından Ankara’da bir siber çeteye verildiği; bu sırada bir polis memurunun sosyal medya hesaplarına girerek veri transferi yaptığı ve bazı arkadaşların silindiğinin tespit edildiği ifade edildi. Bu gelişmelerin, organize ve zincirleme bir delil karartma sürecine işaret ettiği vurgulandı.

    Ayrıca HTS kayıtları ve banka hareketlerinde, dönemin valisi ile polis memuru arasında iletişim ve para transferi iddialarının bulunduğu; hastane kayıtları ve üniversiteye ait kamera görüntülerinin de üzerinde oynandığı öne sürüldü. Buna karşın dönemin Valisi, Başsavcısı, Emniyet Müdürü ve Munzur Üniversitesi yönetimi gibi üst düzey kamu görevlilerinin bugüne kadar soruşturma kapsamına alınmamış olması “ciddi bir eksiklik” olarak değerlendirildi.

    Ayten Kordu, önergesinde şu soruların yanıtlanmasını talep etti:

    1. Gülistan Doku dosyasında dijital delillerin silindiği iddiaları hakkında hangi adli işlemler yapılmıştır?
    2. HTS ve banka kayıtlarında delil karartma karşılığı para transferi olup olmadığına dair hangi incelemeler yürütülmüştür?
    3. Hastane kayıtlarının silindiği iddiası doğru mudur, bu konuda herhangi bir kamu görevlisi hakkında işlem yapılmış mıdır?
    4. Munzur Üniversitesi kamera kayıtlarının değiştirildiği iddiası kapsamında hangi işlemler gerçekleştirilmiştir?
    5. Cinayetin yurtdışındaki bir şüpheli üzerine yıkılmaya çalışıldığı iddiaları doğrultusunda, soruşturmanın kasten yanlış yönlendirilip yönlendirilmediğine ilişkin bir inceleme başlatılmış mıdır?
    6. Tüm delil ve iddialara rağmen, dönemin Valisi Tuncay Sonel ve diğer üst düzey kamu görevlileri neden halen soruşturma kapsamında değildir?

    PİRHA/ANKARA

     

  • Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü merkezli olarak planlanan krom madeni projesinin bölge halkı, ekosistem ve inanç değerleri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri gündeme taşıdı. Kordu, projeye dair sorularını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle Meclis’e yazılı soru önergesi sundu.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü ve çevresinde, Dimin Madencilik tarafından planlanan krom madeni projesi için ÇED sürecinin yeniden başlatılması, bölge halkı ve yaşam savunucuları tepki göstermeye devam ediyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karagöz köyü merkezli 7 köyde yapılacak krom madeni ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yazılı soru önergesi verdi. Projenin geri dönülemez bir ekolojik kıyıma yol açacağını savunan Kordu, maden projesi yapılırsa hayvancılık, arıcılık faaliyetlerini yürütenlerin ve bölge halkının büyük zararlar göreceğini kaydetti.

    ”MADEN PROJESİ HAYATA GEÇİRİLİRSE BÜYÜK RİSK VE ZARARLAR YARATACAKTIR”

    Kordu, Dimin Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından hazırlanan projenin, Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini kapsayan geniş bir havzada planlandığını, toplam 686 hektarlık ruhsat alanının doğrudan Pülümür Çayı ve dolayısıyla Fırat Havzası üzerinde kritik riskler oluşturduğunu belirtti.

    Milletvekili Kordu, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecinin, yerel halkın 2024’teki güçlü tepkisine rağmen 13 Nisan 2026’da yeniden başlatıldığını hatırlatarak, projenin hem çevresel hem de sosyo-kültürel boyutlarını şu ifadelerle öne çıkardı:

    Eğimli arazide yapılacak kazıların jeoteknik dengeyi bozacağını, erozyonu tetikleyeceğini ve fay hatları üzerinde risk oluşturacağını,

    Ağır metallerin Pülümür Çayı’na karışarak tüm havzanın su kalitesini geri dönülemez şekilde kirleteceğini,

    Bölgede arıcılık ve hayvancılığın büyük tehdit altında olduğunu, meraların kapatılmasıyla yaylaların hayvancılığa kapanacağını,

    Alevi inancı açısından kutsal sayılan Buyer Ana ve Büyük Çeşme gibi ziyaretgâhların maden sahasının etki alanında kalmasının, toplumun inanç özgürlüğüne açık bir saldırı anlamına geleceğini.

    Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:

    1. Halkın açıkça karşı çıktığı Karagöz krom madeni projesi neden yeniden ÇED sürecine alınmıştır?
    2. Projenin Pülümür Çayı ve Fırat Havzası üzerindeki etkisine dair bağımsız bir hidrolojik analiz yapılmış mıdır?
    3. Bölgenin flora ve fauna zenginliğini korumak için hangi somut önlemler alınacaktır?
    4. Mera alanlarının madenciliğe açılmasının arıcılık ve hayvancılık üzerindeki etkisi ÇED raporunda nasıl değerlendirilmiştir?
    5. Eğimli arazide yapılacak kazıların yaratacağı jeoteknik risklerle ilgili kapsamlı bir zemin etüdü var mıdır?
    6. Proje sahasının kutsal ziyaretgâhlarla mesafesi nedir ve bu alanların korunması için bir plan var mıdır?
    7. 686 hektarlık ruhsat alanının yalnızca 66 hektarı için ÇED sürecinin işletilmesi “dilimleme stratejisi” midir?
    8. Dimin Madencilik’in diğer illerdeki projelerinde yaşanan çevresel tahribatlar Bakanlık kayıtlarında mevcut mudur?
    9. Şirketin son 5 yılda Dersim’de başvuruda bulunduğu maden proje sayısı kaçtır?

    Kordu, projenin Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ile Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, halkın iradesinin yok sayıldığı karar alma sürecinin ÇED sürecinin yalnızca bir formaliteye dönüştüğünü gösterdiğini ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Kordu, çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasını Adalet Bakanı Gürlek’e sordu

    Kordu, çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasını Adalet Bakanı Gürlek’e sordu

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Akbelen Ormanı ve İkizköy çevresindeki acele kamulaştırma ve çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasına yönelik süreci, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e sorarak Meclis gündemine taşıdı.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen Ormanı ve İkizköy çevresinde yürütülen maden sahası genişletme çalışmalarına ilişkin “acele kamulaştırma” kararlarını,  çevre savunucularına yönelik gözaltı-tutuklama uygulamalarını ve en son çevre aktivisti Esra Işık’ın tutuklanmasını Meclise taşıdı. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

    “ÇEVRE AKTİVİSTİ ESRA IŞIK’IN TUTUKLANMASI HUKUKA AYKIRIDIR”

    Kordu’nun önergesinde, Milas’ın 6 köyünde toplam 679 parsel özel mülkün acele kamulaştırma kapsamına alındığını, bu işlemlerin yargı denetimi tamamlanmadan uygulanmaya başlandığını vurguladı. Milletvekili, acele kamulaştırmanın istisnai bir idari işlem olduğunu ve bu kadar geniş uygulanmasının mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesi açısından ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.

    Önergede, barışçıl protestolar sırasında İkizköy Çevre Komitesi üyesi Esra Işık’ın gece yarısı gözaltına alınıp tutuklanmasının ölçülülük ve zorunluluk ilkeleri açısından tartışmalı olduğuna dikkat çekildi. Kordu, sabit ikametgâha sahip olan bir kişinin bu şekilde tutuklanmasının, hem hak arama özgürlüğü hem de toplantı ve gösteri hakkının ihlali anlamına gelebileceğini belirtti.

    Milletvekili Kordu, Adalet Bakanı Gürlek’ten şu sorulara yanıt istedi:

    1. Esra Işık hakkında verilen tutuklama kararının somut gerekçeleri nelerdir?
    2. Gözaltı işleminin gece yarısı yapılmasının nedeni nedir ve bu uygulama ölçülülük ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?
    3. Acele kamulaştırmaya karşı açılan davalar sürerken yurttaşlara yönelik cezai yaptırımlar, hak arama özgürlüğü yönünden nasıl değerlendirilmektedir?
    4. Barışçıl protestolara yönelik gözaltı ve tutuklamaların artış sebebi nedir?
    5. Tutuklama tedbirinin istisnai olduğu dikkate alındığında, bu tür olaylarda doğrudan tutuklama yoluna neden gidilmektedir?
    6. Barışçıl çevre eylemlerine en ağır koruma tedbiri olan tutuklamanın uygulanması, hukukun temel ilkeleri açısından nasıl yorumlanmaktadır?

    Ayten Kordu, önergesinde, “Anayasa’nın 2., 13., 34., 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan hakların korunması ve ihlallerin önlenmesi için bu süreçlerin şeffaf bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu’dan Meclis’e Munzur Üniversitesi sorusu: Kampüs neden adliyeye dönüştürüldü?

    Ayten Kordu’dan Meclis’e Munzur Üniversitesi sorusu: Kampüs neden adliyeye dönüştürüldü?

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binasına tahsis edilmesine yönelik öğrenci protestolarına soruşturma açılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Kordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesinde sorularının Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yanıtlanmasını istedi.

    “ÖĞRENCİLERİN HAKLI PROTESTOLARI SORUŞTURMALARLA SUSTURULAMAZ”

    Kordu, söz konusu kararın ardından kampüste barışçıl bir şekilde basın açıklaması yapmak ve yürüyüş düzenlemek isteyen öğrencilerin hem güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldığını hem de haklarında savcılık ve rektörlük tarafından disiplin soruşturmaları başlatıldığını belirtti. “Üniversiteler, yalnızca eğitim-öğretim mekânları değil; eleştirel düşüncenin geliştiği, ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı ve demokratik tartışmaların sürdürülebildiği alanlar olmalıdır” diyen Kordu, üniversite alanlarının asli işlevinden uzaklaştırılmasının hem akademik özgürlükleri hem de öğrencilerin eğitim hakkını zedelediğine dikkat çekti.

    Kordu’nun, Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle sorduğu sorular şöyle:

    1. Munzur Üniversitesi kampüsü içerisinde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik karar hangi gerekçelere dayanmaktadır? Bu karar alınırken başta öğrenciler olmak üzere üniversite bileşenlerinden neden herhangi bir görüş alınmamıştır?
    2. Barışçıl basın açıklaması ve yürüyüş yapmak isteyen öğrencilere yönelik güvenlik müdahalesinin hukuki dayanağı nedir?
    3. Kampüs içerisinde silahlı kamu görevlilerinin bulunması ve öğrencilerle temas kurmasına ilişkin iddialar hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu konuda herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
    4. Söz konusu olay kapsamında sekiz öğrenci hakkında başlatılan disiplin soruşturmalarının gerekçeleri nelerdir? Bu soruşturmalar hangi mevzuata dayanılarak yürütülmektedir?
    5. Öğrencilerin ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı gibi anayasal haklarının korunmasına yönelik Bakanlığınızın politikaları nelerdir? Bu tür olayların tekrar yaşanmaması adına herhangi bir düzenleme yapılması planlanmakta mıdır?
    6. Üniversite kampüslerinin akademik faaliyetleri sürdüren öğretim elemanlarıyla bütünlüklü bir eğitim ortamı olduğu dikkate alındığında; adliye ve benzeri güvenlik ve yargı kurumlarının kampüs içerisine taşınmasının, akademik özgürlükler ve bilimsel üretim üzerindeki etkilerine dair herhangi bir inceleme yapılmış mıdır?

    Kordu, üniversite kampüslerinin güvenlik eksenli yapılara dönüştürülmesinin öğrenciler ve akademisyenler üzerinde baskı yarattığını vurgulayarak, bu uygulamaların demokratik toplum ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan Alev Koç cinayetine ilişkin soru önergesi!

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan Alev Koç cinayetine ilişkin soru önergesi!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Pazarcık ilçesi Narlı Mahallesi’nde 39 yaşındaki Alev Koç’un öldürülmesine ilişkin bir soru önergesi verdi. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu önergesinde, dosyaya konulan gizlilik kararının mağdur yakınlarının adalete erişimini zorlaştırdığını vurguladı.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesi Narlı Mahallesi’nde yaşayan 39 yaşındaki Alev Koç, ayrılmak istediği Hasan Hüseyin Subaşı tarafından 9 Şubat’ta katledildi. Koç’un cansız bedeni 11 Şubat’ta bulunurken, failin daha önce de Koç’u tehdit ettiği ortaya çıktı. Aile, ölüm nedeni ve soruşturmanın seyri hakkında net bilgi alamadıklarını, dosyaya gizlilik kararı konulduğunu ve “Mahkemede öğreneceksiniz” yanıtıyla karşılaştıklarını ifade etti.

    Pazarcık Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyaya gizlilik kararı getirilmesine rağmen ailenin ve avukatlarının dosyaya erişimde zorlandığı, kamera kayıtlarının varlığına rağmen içerik hakkında bilgi verilmediği belirtildi. Alev Koç’a ait olduğu belirtilen kayıp telefonun henüz bulunmadığı iddia edilirken, cinayetin planlı şekilde işlendiğine dair aile şüphelerinin sürdüğü aktarıldı. Gizlilik kararının mağdur yakınlarının bilgiye erişimini tamamen kısıtlayacak şekilde uygulanması ise eleştirilere neden oldu.

    “KADIN CİNAYETLERİNDE SORUŞTURMALAR ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLMELİDİR”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdı. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, kadın cinayetlerinde etkin soruşturma, şeffaflık ve mağdur yakınlarının sürece katılımının sağlanması gerektiğini vurguladı. Soru önergesinde şu sorulara yanıt arandı:

    1. Soruşturmada verilen gizlilik kararının kapsamı nedir ve mağdur yakınlarının dosyaya erişimi ne ölçüde kısıtlanmaktadır?
    2. CMK 234. maddesi uyarınca mağdur vekiline tanınan dosya inceleme hakkı neden fiilen kullanılamamaktadır? Bu konuda yeni bir düzenleme planı var mıdır?
    3. Olay yerindeki tüm kamera kayıtlarına ulaşılmış mıdır, kayıtların incelenmesinde eksiklik veya gecikme söz konusu mudur?
    4. Kayıp telefonun bulunması için hangi adli ve teknik çalışmalar yürütülmüştür, bilirkişi incelemesi yapılmış mıdır?
    5. Kadın cinayetlerinde etkin soruşturma ve şeffaflığı güvence altına alacak, cezasızlık algısını ortadan kaldıracak özel bir izleme veya denetim mekanizması mevcut mudur?

    Kordu, kadın cinayetlerinde cezasızlık algısının ortadan kaldırılması ve mağdur yakınlarının adalete erişiminin engellenmemesi gerektiğinin altını çizdi.

    PİRHA/ANKARA

  • İsmail Arı’nın tutuklanması Meclis gündeminde!

    İsmail Arı’nın tutuklanması Meclis gündeminde!

    PİRHA – BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındı. Celal Fırat, Adalet Bakanı Akın Gürlek  tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

    Celal Fırat,  önergesinde basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkının demokratik bir toplumun temel taşlarından olduğunu belirterek, son dönemde gazetecilere yönelik gözaltı, tutuklama ve soruşturmaların artmasının bu temel hak ve özgürlükler açısından ciddi bir gerilemeye işaret ettiğini ifade etti.

    Celal Fırat, BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı’nın  “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” ve “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçlamalarıyla gözaltına alınarak tutuklanmasının basın özgürlüğüne yönelik müdahalelerin bir örneği olduğunu vurguladı.

    Önergede ayrıca Celal Fırat,  İsmail Arı’nın  kamu yararını ilgilendiren ve yargı makamlarını dahi harekete geçiren haberleri nedeniyle hedef alındığı yönündeki iddiaların geçmiş süreçlerde basın mensuplarına uygulanan yargılama pratiklerinden anlaşılabildiğini ifade etti.

    Celal Fırat, gazetecilik faaliyeti kapsamında yapılan haberler, sosyal medya paylaşımları ve geçmiş tarihli içeriklerin soruşturma dosyasına sonradan eklenmesi suretiyle tutuklama gerekçesi oluşturulduğu yönündeki uygulamaların ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını belirterek, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun gazeteciler üzerinde baskı aracı olarak kullanıldığına dair kamuoyundaki endişelerin arttığını kaydetti.

    Ayrıca Celal Fırat, İsmail Arı’ya emniyet sorgusunda daha önce ödül almasına ve kamu otoritelerince işlem yapılmasına vesile olan haberinin sorulmasının gazetecilik faaliyetlerinin kriminalize edilmesi anlamına geldiğini ve kamunun bilgi edinme hakkını zedelediğini ifade etti.

    Celal Fırat, önergesinde Adalet Bakanlığı’na şu soruları yöneltti:

    İsmail Arı, hakkında yürütülen soruşturmanın dayanağı olan somut fiiller nelerdir? Bu fiillerin gazetecilik faaliyeti kapsamında değerlendirilmemesinin gerekçesi nedir?
    “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunun uygulanmasında gazetecilik faaliyetleri bakımından uygulanan kriterler nelerdir?
    Soruşturma dosyasına sonradan sosyal medya paylaşımları ve geçmiş tarihli içeriklerin eklenmesi uygulaması hukuki midir?
    İsmail Arı’nın kamuoyunda “Yunus Emre Vakfı” ile ilgili yolsuzluk iddialarını ortaya koyan ve yargı süreçlerini tetikleyen haberinin soruşturma konusu yapılmasının gerekçesi nedir? Kamu yararı taşıyan gazetecilik faaliyetlerinin cezai soruşturmalara konu edilmesi hangi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaktadır?

    PİRHA/ANKARA

  • 8 Mart’ta Dersim’de kadınlara soruşturma: Dövizler ‘suç’ sayıldı, Meclis’e taşındı!

    8 Mart’ta Dersim’de kadınlara soruşturma: Dövizler ‘suç’ sayıldı, Meclis’e taşındı!

    PİRHA – Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kentte gerçekleştirilen mitingde kadınların taşıdığı dövizlere yönelik güvenlik güçlerinin engellemelerini ve sonrasında başlatılan soruşturmaları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Kordu, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

    Kordu, önergesinde 8 Mart mitingi sırasında güvenlik güçlerinin bazı dövizleri alana keyfi şekilde sokmadığını, hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden dövizlerin zorla ellerinden alınmaya çalışıldığını belirtti. Milletvekili, aynı dövizlerin basına yansıdığı üzere daha sonra soruşturma konusu yapıldığını ve aralarında 72 yaşında bir kadının da olduğu 7 kadının “örgüt propagandası” iddiasıyla ifadeye çağrıldığını hatırlattı.

    Önergede, soruşturmanın gerekçesi olarak dövizlerde DEM Kadın, DBP Kadın Meclisi ve TJA (Tevgera Jinên Azad) isimlerinin ve logolarının yer almasının gösterildiği kaydedildi. Kordu, Kirmanckî dilinde “Eve Xoverestiye Ra Ozadiye Bena Qome Demokratik Muneme” – Türkçesiyle “Direnişle Özgürleşiyor, Demokratik Toplumu Örüyoruz” yazan dövizlerin keyfi biçimde engellendiğini ifade etti.

    Kordu, 8 Mart’ta birçok ilde benzer slogan ve dövizlerin taşınmasına rağmen sadece Dersim’de kadınlar hakkında soruşturma başlatılmasının, kolluk kuvvetlerinin uygulamalarında eşitlik ilkesine aykırı ve siyasi saiklerle hareket edildiğini gösterdiğini vurguladı.

    Milletvekili Kordu, İçişleri Bakanlığı’na şu soruları yöneltti:

    1. Dersim’de 8 Mart etkinliğinde taşınan dövizler gerekçe gösterilerek kaç kadın hakkında soruşturma açılmıştır?
    2. Aynı dövizlerin başka illerde taşınmasına rağmen neden yalnızca Dersim’de soruşturma başlatılmıştır?
    3. Dövizlerde yer alan TJA ifadesi hangi hukuki gerekçeyle suç unsuru sayılmıştır? Bu değerlendirme hangi mevzuata dayanmaktadır?
    4. 8 Mart miting alanına girişte bazı dövizlerin alana alınmaması talimatını kim vermiştir?
    5. Kırmancki yazılı dövizlerin güvenlik güçlerince zorla alınmaya çalışılmasıyla ilgili herhangi bir idari inceleme başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa sonucu nedir?

    Kordu, kadınların demokratik ve meşru örgütlenme faaliyetlerinin keyfi biçimde kriminalize edilmesine karşı kamuoyunun bilgilendirilmesini istedi.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan Pertek’teki GES projesine ilişkin soru önergesi!

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan Pertek’teki GES projesine ilişkin soru önergesi!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pertek ilçesinde yerleşim alanlarının hemen yanı başında planlanan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projesine ilişkin olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) yazılı soru önergesi verdi.

    Önergede, Pertek Belediyesi’nin Soğukpınar Mahallesi’nde 57 ada 1 parsel ile 58 ada 1, 2, 3, 4, 5, 7, 54, 57, 96 ve 105 numaralı parsellerin bulunduğu yaklaşık 350 dönümlük belediye arazisini özel bir şirkete (ACM Mühendislik İnşaat) 49 yıllığına GES kurulması amacıyla kiraladığı hatırlatıldı. Kordu, yerel halkın ve çevre örgütlerinin tüm itirazlarına rağmen belediye meclisinde oy çokluğuyla alınan bu kararın, ilçe için geçerli bir imar planı bulunmadan hayata geçirildiğini belirtti.

    ”PERTEK HALKI KAÇAK OLARAK İNŞA EDİLEN BU PROJEYİ İSTEMİYOR”

    Ayten Kordu, söz konusu alanın ekolojik olarak hassas bir bölgede, hayvancılık yapılan meralara ve yaşam alanlarına komşu olduğunu vurgulayarak, GES projelerinin çevresel ve sağlık boyutlarına dikkat çekti. Panellerde kullanılan kadmiyum telürid, kurşun ve silikon tetraklorür gibi maddelerin çevreye olası etkilerini, panel kırılması ve bertaraf sürecindeki riskleri, 20–25 yıl sonra ortaya çıkabilecek atık panel sorununu ve ekosistem üzerindeki olumsuz etkileri hatırlattı.

    Önergede şu sorular yöneltildi:

    1. Pertek’te planlanan 350 dönümlük GES projesi için ÇED süreci başlatılmış mıdır?
    2. İlçede geçerli bir imar planı bulunmadan, şirket tarafından hazırlanan proje taslağı ile bu tür bir enerji yatırımına izin verilmesi mevzuata uygun mudur?
    3. Panellerde kullanılan kadmiyum ve kurşun gibi maddelerin çevresel riskleri konusunda Bakanlığınızın özel bir düzenlemesi var mıdır?
    4. Muhtemel ömrü itibariyle 20–25 yıl sonra sökülecek panellerin bertarafı ve toprağın rehabilitasyonu için zorunlu teminat mekanizması mevcut mudur?
    5. Tarım ve hayvancılık yapılan alanlarda büyük ölçekli GES kurulmasına ilişkin özel kısıtlamalar bulunmakta mıdır?
    6. Yerleşim alanları içerisinde veya konutlara bitişik bölgelerde GES kurulmasına ilişkin açık bir mevzuat sınırlaması bulunmakta mıdır? Söz konusu proje, şehircilik ilkeleri, halk sağlığı ve çevresel güvenlik açısından Bakanlığınız tarafından ayrıca incelenecek midir?

    Kordu, bu projenin şehircilik ilkeleri, halk sağlığı ve çevresel güvenlik açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ramazan etkinlikleri Meclis’te: Ayten Kordu’dan MEB’e laiklik ve eşitlik uyarısı!

    Ramazan etkinlikleri Meclis’te: Ayten Kordu’dan MEB’e laiklik ve eşitlik uyarısı!

    PİRHA- Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” başlıklı uygulamasını Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıdı. Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, söz konusu etkinliklerin laiklik, eşitlik ve din-vicdan özgürlüğü ilkeleriyle çeliştiğini vurguladı.

    Kordu, önergesinde Anayasa’nın 2, 10, 24 ve 42. maddelerine dikkat çekerek devletin tüm inançlar karşısında tarafsız olması gerektiğini hatırlattı. “Belirli bir dini dönemin sembollerinin, ritüellerinin ve anlatılarının merkezî planlamayla okullarda uygulanması; farklı kimliklere sahip çocukları görünmez kılma, dışlanma ve akran baskısına maruz bırakma riski taşımaktadır” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRENCİLER VE FARKLI İNANÇ GRUPLARI AÇISINDAN SORUNLU BİR DURUM”

    Kordu, özellikle Dersim’de İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 3–6 Mart tarihleri arasında Atatürk Anadolu Lisesi Kapalı Spor Salonu’nda düzenleyeceği Ramazan etkinliklerine dikkat çekti. Etkinlik kapsamında davul ve manilerle karşılama, Ramazan anlatıları, şarkılar, rozet ve hediye takdimi yer alacak. Kordu, bunun yalnızca kültürel değil, belirli bir dini döneme dayalı kurumsal bir etkinlik niteliğinde olduğunu belirtti.

    Önergesinde, özellikle okul öncesi ve ilkokul düzeyindeki öğrencilerin Ramazan etkinlikleri adı altında belirli bir dini içerikle yönlendirilmesinin pedagojik ve hukuki sakıncalarına işaret eden Kordu, şunları kaydetti:

    “Henüz eleştirel düşünme kapasitesi gelişmemiş çocukların tek yönlü dini içeriklere maruz bırakılması, farklı inançlara sahip çocukların dışlanmasına, görünmez kılınmasına ve akran baskısına yol açabilir. Velilerin açık rızası olmaksızın öğrencilerin bu etkinliklere yönlendirilmesi hukuki sorunlar doğuracaktır” dedi.

    Kordu’nun Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelttiği sorular ise şu şekilde:

    1. Ramazan etkinlikleri genelgesi hazırlanırken laiklik, eşitlik ve din-vicdan özgürlüğü bakımından hukuki uygunluk değerlendirmesi yapıldı mı?
    2. Türkiye’nin çok inançlı yapısında, farklı inanç gruplarına mensup öğrencilerin haklarının korunması için hangi önlemler alındı?
    3. 4–6 yaş grubu çocukların dini içerikli etkinliklere yönlendirilmesinin pedagojik uygunluğu konusunda hangi uzman görüşüne başvuruldu?
    4. Dersim’de 3–6 Mart’ta planlanan etkinlikler, Bakanlığın merkezî talimatı kapsamında mı yapılıyor?
    5. İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin dini içerikli programları merkezî planlama ile organize etmesi, kamusal eğitimin tarafsızlığına uygun mu?
    6. Etkinliklere katılım zorunlu mu? Katılmak istemeyen öğrenciler için alternatif program öngörüldü mü?
    7. Velilerin yazılı onayı olmadan öğrencilerin bu etkinliklere dahil edilmesi hukuken mümkün mü?
    8. Etkinliklerin merkezî genelgelerle planlanması, öğretmenler üzerinde uyum baskısı yaratmıyor mu?
    9. Katılım göstermeyen öğretmen ve yöneticiler için mesleki risk ya da örtük baskı söz konusu değil mi?
    10. Dersim gibi farklı inanç kimliklerinin yoğun yaşadığı bölgelerde bu uygulamaların toplumsal etkileri için özel bir analiz yapıldı mı?

    Kordu, önergesinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın anayasal yükümlülüklerini hatırlatarak, kamusal eğitimin tarafsızlığının korunması gerektiğini vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim milletvekili Ayten Kordu’dan Bakan Göktaş’a Alev Koç için soru önergesi!

    Dersim milletvekili Ayten Kordu’dan Bakan Göktaş’a Alev Koç için soru önergesi!

    PİRHA- Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde katledilen Alev Koç cinayetini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Mahinur Özdemir Göktaş’ın yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na yazılı soru önergesi verdi.

    Kordu, önergesinde kadına yönelik şiddetle mücadelede mevcut yasaların etkin uygulanmaması ve caydırıcı düzenlemelerin hayata geçirilmemesinin kadınları erkek şiddetiyle karşı karşıya bıraktığını belirtti. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerinin bu tabloyu açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Kordu, kadın cinayetlerini durdurmanın devletin sorumluluğu olduğunu vurguladı.

    Önergede, Maraş’ın Pazarcık ilçesi Narlı Mahallesi’nde yaşayan 39 yaşındaki Alev Koç’un, 11 Şubat’ta 52 yaşındaki Hasan Hüseyin Subaşı tarafından katledildiği hatırlatıldı. Failin daha önce de Koç’u defalarca tehdit ettiğine dair bilgilerin kamuoyuna yansıdığı kaydedildi.

    Ayten Kordu, Bakan Göktaş’a şu soruları yöneltti:

    • Alev Koç’un olay öncesinde Bakanlığa bağlı herhangi bir sosyal hizmet birimine başvurusu olup olmadığı varsa hangi koruyucu ve önleyici tedbirlerin alındığı ve Bakanlığın davanın takipçisi olup olmayacağı,

    • Maraş genelinde ve Pazarcık ilçesinde kadın danışma merkezi ile mobil sosyal hizmet kapasitesinin ne olduğu, son beş yılda bu hizmetlerden kaç kadının yararlandığı,

    • Son beş yılda Maraş’ta kadına yönelik şiddet nedeniyle Bakanlığa yapılan başvuru ve şikâyet sayısının kaç olduğu, bunların kaçının ilgili kurumlara yönlendirildiği ve kaçı hakkında kamu davası açıldığı,

    • Açılan davalar sonucunda kaç kişinin ceza aldığı, kaç kişinin beraat ettiği ve kaç dosyanın halen yargılama aşamasında bulunduğu,

    • Bakanlık verilerine göre Maraş’ta son beş yılda erkekler tarafından öldürülen kadın sayısının kaç olduğu ve kadın cinayetlerini önlemeye yönelik bölgede yürütülen somut çalışmaların neler olduğu.

    Kordu, kadınların yaşam hakkının korunması için etkili ve şeffaf bir izleme mekanizmasının oluşturulması gerektiğini belirterek, Bakanlığın kamuoyunu ayrıntılı biçimde bilgilendirmesini istedi.

    HABER MERKEZİ

  • Antep milletvekili Sevda Karaca Dersim’de 112 skandalını Meclis gündemine taşıdı!

    Antep milletvekili Sevda Karaca Dersim’de 112 skandalını Meclis gündemine taşıdı!

    PİRHA- Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı bir köyde yaşanan 112 acil servis skandalını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıyarak, “Olayla ilgili idari ve adli soruşturma başlatılmış mıdır?” diye sordu.

    Nazımiye’den gelen 112 acil çağrısına yanıt için görevlendirilen bir doktor ve bir sağlık çalışanı, İl Sağlık Müdürlüğü talimatıyla bindirildikleri helikopterden köye yaklaşık 6 kilometre uzaklıktaki ıssız ve karla kaplı bir alana götürüldü. Gidilen alanda helikopter iniş yapamadığından, sağlık çalışanları kendi rızaları dışında zorla helikopterden aşağıya atıldı. Helikopterde tam kış teçhizatıyla bulunan AFAD ekipleri, bir süre sonra sağlık ekibini yalnız bırakırken, uygun ekipmana sahip olmayan doktor ve sağlık çalışanları karla kaplı arazide akşam saatlerine kadar mahsur kaldı. Şans eseri uzaklardan gördükleri bir ışığa yürüyen sağlık çalışanları, bir eve sığınarak geceyi geçirmek zorunda kaldı.

    Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Antep Milletvekili Sevda Karaca, Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı bir köyde yaşanan 112 acil servis skandalını Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Karaca, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

    Karaca, olayı “yalnızca bir organizasyon hatası değil, işçi sağlığı ve güvenliği hakkının açık ihlali” sözleriyle niteledi ve şu soruları yöneltti:

    1. Nazımiye’de sağlık emekçilerinin ıssız bir arazide bırakıldığı iddiası doğru mudur? Olay hangi tarihte, hangi görev kapsamında ve hangi kurumların sorumluluğunda gerçekleşmiştir?
    2. Görevlendirilen sağlık çalışanlarının sayısı, görev tanımları ve çalışma koşulları nedir?
    3. Görevlendirme öncesinde işçi sağlığı ve güvenliği risk değerlendirmesi yapılmış mıdır? Can güvenliği için hangi önlemler alınmıştır?
    4. Sağlık Bakanlığı’nın 112 Acil Sağlık Hizmetleri kapsamında kırsal ve riskli bölgelerde uyguladığı İSG protokolleri var mıdır? Varsa neden işletilmemiştir?
    5. Olayla ilgili idari ve adli soruşturma başlatılmış mıdır?
    6. Sağlık emekçilerine yaşadıkları psikolojik, fiziksel ve mesleki riskler için destek ve koruma mekanizması sağlanmış mıdır?
    7. Bakanlık, neden sağlık hizmetlerini plansız, güvencesiz ve emek sömürüsüne dayalı bir anlayışla yürütmektedir?
    8. Benzer olayların yaşanmaması için hangi somut ve denetlenebilir önlemler alınacaktır?

    Karaca, sağlık emekçilerinin yaşam hakkının hiçe sayıldığını vurgulayarak, Sağlık Bakanlığı’nı insan onuruna yakışır, güvenli çalışma koşullarını sağlayacak bir sistem kurmaya çağırdı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Dersim’de sağlık emekçileri helikopterden aşağıya atıldı!

     

  • Alevi köylerinin yolları Meclis gündeminde!

    Alevi köylerinin yolları Meclis gündeminde!

    PİRHA – DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Kuzualan, Kazıklı ve Kadıköy köylerinde yıllardır asfaltlanmayan yolları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Alevilerin yaşadığı köylerde süregelen yol sorununa dikkat çeken Fırat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanıtlaması istemiyle Meclis’e yazılı soru önergesi verdi.

    Tokat/Zile ilçesine bağlı Kuzualan Köyü’nün 350’yi aşkın nüfusa ve 17 öğrenciye sahip olmasına rağmen yıllardır asfalt yüzü görmediğini belirten Fırat, özellikle kış aylarında toprak yolların çamura dönüşmesi nedeniyle ulaşımın neredeyse imkânsız hale geldiğini vurguladı. Taşımalı eğitimle okula giden öğrencilerin ciddi mağduriyet yaşadığını ifade eden Fırat, köy halkının yıllardır hizmetten mahrum bırakıldığını kaydetti.

    “ASFALTTAN AYRILAN TOPRAK YOLLAR ALEVİ KÖYLERİNE ÇIKIYOR”

    Soru önergesinde, yörede yaşayan yurttaşların uzun süredir ayrımcılığa maruz kaldıklarını dile getirdiğini aktaran Fırat, “Asfalttan ayrılan toprak yollar Alevi köylerine çıkar” sözünün bölgede bir kez daha doğrulandığını ifade etti. Alevi köylerinin yollarının yazın toz, kışın ise çamur içinde kaldığını belirten Fırat, bu durumun köylüleri bezdirdiğini kaydetti.

    Benzer sorunların Tokat/Zile’ye bağlı Kazıklı ve Kadıköy köylerinde de yaşandığını belirten Fırat, özellikle Kazıklı Köyü’nde camiye kadar asfalt döküldüğünü ancak devamındaki aşağı mezra köyüne asfalt yapılmadığını vurguladı. Bu durumun kamu hizmetlerinde ayrımcılık iddialarını güçlendirdiğini ifade etti.

    “TALEP AYRICALIK DEĞİL AYRIMCILIĞIN SON BULMASIDIR”

    Alevi köylerinde yaşayan yurttaşların ayrıcalık değil, eşit yurttaşlık talep ettiğini belirten Fırat, 21. yüzyılda dahi Alevilere yönelik ayrımcılığın sürdüğünü söyledi. Asfalt yol görmemiş köylerin büyük bölümünün Alevi köyleri olmasının mezhepçilik, ayrımcılık, oy hesapları ve torpil mekanizmalarının hâlâ terk edilmediğine işaret ettiğini kaydetti.

    Celal Fırat, hiçbir köye ayrımcılık yapılmadan yol, su, elektrik gibi temel hizmetlerin en kısa sürede tamamlanması gerektiğini vurguladı.

    Celal Fırat’ın Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na yönelttiği sorular şöyle:

    1. Tokat/Zile Kuzualan, Kazıklı ve Kadıköy gibi Alevilerin yaşadığı köy yolları yıllardır neden asfaltlanmamaktadır? Bu köy yollarının yapılmamasında iddia edildiği gibi Alevi köyü olmalarının payı var mıdır? Değilse başka hangi sebeplerle bu köylerin yolları yıllardır yapılmamaktadır?
    2. Tokat/Zile Kuzualan, Kazıklı ve Kadıköy köy yolları ne zaman asfaltlanacaktır?
    3. Alevi yurttaşların yaşadığı Tokat/Zile Kuzualan, Kazıklı ve Kadıköy köy yollarının asfaltlanması için yapılan başvurular neden dikkate alınmamaktadır?
    4. Tokat/Zile Kuzualan, Kazıklı ve Kadıköy köy yollarının bugüne kadar asfalt yapılmamasında sorumluluğu bulunan yetkili idare hakkında herhangi bir işlem başlatılacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA

     

  • Dersim’de kontrolsüz avcılık ve ekolojik tahribat Meclis gündeminde!

    Dersim’de kontrolsüz avcılık ve ekolojik tahribat Meclis gündeminde!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de av turizmi ve kontrolsüz avcılık faaliyetlerinin hem ekolojik dengeyi hem de köylülerin günlük yaşamını tehdit ettiğini belirterek Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya 11 maddelik kapsamlı bir soru önergesi verdi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki avcılık faaliyetlerinin yarattığı ekolojik ve toplumsal tahribatı TBMM gündemine taşıdı. Kordu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’dan, 2025–2026 Avlak Haritası kapsamında belirlenen devlet ve genel avlakların, bölgenin hassas ekosistemi ile çelişip çelişmediğine dair yanıt talep etti.

    Kordu’nun soru önergesinde, Mazgirt ilçesine bağlı Karabulut, Koterîç, Dirban, Elmalık, Kuşçu ve Örs köylerinin avlak sınırları içinde kalmasının köylülerin günlük yaşamını, tarımsal faaliyetlerini, hayvancılığını ve arıcılığını doğrudan etkilediğine dikkat çekildi. Son aylarda köylülerden gelen bilgilerde geceleri aralıksız süren silah sesleri, avcıların köy içine kadar girmesi ve hayvanların vurulması gibi olaylar yer alıyor. Kordu, bu durumun 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun güvenlik ve yerleşim çevresi hükümlerinin açık ihlali olduğunu vurguladı.

    DERSİM’DE AVCILIK BİR ÇEVRE VE İNSAN HAKKI SORUNU”

    Soru önergesinde Kordu, Dersim halkının Kızılbaş-Alevi inanç yapısı gereği avcılığı bir “spor” veya “turistik etkinlik” olarak görmediğini; aksine toplumsal bellekte tahribat yaratan bir yaşam ihlali olarak kabul ettiğini kaydetti. Kordu, İn Vadisi gibi 1. derece arkeolojik SİT alanlarında ve koruma altındaki diğer ekosistemlerde avcılığın sürdürülmesinin hem kültürel koruma mevzuatı hem de Bern Sözleşmesi kapsamında ihlal teşkil ettiğine dikkat çekti.

    Kordu, önergesinde Bakanlığa yönelttiği soruları şu başlıklar altında topladı:

    • Dersim köylerinin avlak statüsünün bilimsel ve idari gerekçesi nedir? Bu statü kaldırılacak mı?

    • Son aylarda köylülerin can güvenliğini tehdit eden avcılık şikâyetleri ve Bakanlık tarafından alınan idari/cezai önlemler neler?

    • Yerleşim alanlarına yakın bölgelerde avcılığın tamamen yasaklanması için plan var mı?

    • Avcıların köy içine kadar girdiği alanlarda ortak denetim yapılacak mı?

    • Av turizmi ve vergili avcılık, Dersim’in kültürel ve inançsal hassasiyetleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilecek mi?

    • Arkeolojik SİT alanlarında avcılık neden sürdürülüyor ve yasaklanacak mı?

    • Merkez Av Komisyonu kararlarının köylülerin güvenliğini tehdit edecek şekilde uygulanması neden devam ediyor?

    • İl Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü’nün saha denetimlerinin kapsamı ve etkinliği nedir? Denetim raporları paylaşılacak mı?

    • Son beş yılda verilen av kotaları bilimsel envanter çalışmasına dayanıyor mu?

    • Kontrolsüz avcılığın ekosistemi, tarımı, hayvancılığı ve arıcılığı olumsuz etkilediğine dair Bakanlık bir ekosistem değerlendirmesi yaptı mı?

    • Köylülerin tarım ve hayvancılık faaliyetlerini sürdürememesi ve psikolojik tahribatın giderilmesi için hangi acil tedbirler planlanıyor?

    Kordu, önergesini Anayasanın 98. maddesi ve TBMM İçtüzüğü’nün 96. ve 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle Meclis Başkanlığı’na sundu.

    PİRHA/ANKARA