Etiket: soru önergesi

  • Ayten Kordu’dan Deşt ve çevre köyleri İçin alarm: Kronikleşen sorunlar çözülmüyor!

    Ayten Kordu’dan Deşt ve çevre köyleri İçin alarm: Kronikleşen sorunlar çözülmüyor!

    PİRHA – DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Deşt (Geyiksuyu) ve çevresindeki köylerde uzun yıllardır devam eden altyapı, üstyapı ve temel yaşam koşullarına ilişkin sorunların çözülmesi için Meclis’e yazılı soru önergesi sundu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle verilen önergede Deşt, Düz Pelit, Karşılar, Ata Doğdu, Okurlar, Altınyüzük ve Eğri Yamaç köylerinde kronikleşen sorunlar kapsamlı biçimde aktarıldı.

    Kordu, bölgedeki kanalizasyon, içme suyu, yol, elektrik, deprem sonrası barınma, sulama havuzu, çöp konteyneri ve kadastro gibi temel ihtiyaçların yıllardır karşılanmamasının yaşam koşullarını ağırlaştırdığını belirterek, ilgili kamu kurumlarını sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

    Milletvekili Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:

    1- Deşt (Geyiksuyu) köyünde büz/künk ile döşenen kanalizasyon nedeniyle oluşan açık lağım akıntıları Bakanlığınızın bilgisi dahilinde midir? Bu altyapı ne zaman yenilenecektir?

    2- Deşt köyünün iki yıldır bekleyen sulama havuzu talebi için neden ödenek ayrılmamaktadır? 2.000 dönümlük tarım arazisindeki verim kaybına ilişkin bir çalışma yapılmış mıdır?

    3- Hozat–Deşt yolundaki kötü durumun iyileştirilmesine yönelik bir yatırım planı yapılmış mıdır? Yol ne zaman onarılacaktır?

    4- Depremde evleri ağır hasar gören ve yıllardır konteynerde yaşayan aileler için kalıcı konut yapımı neden gerçekleşmemiştir? Bu konuda belirlenen bir takvim var mıdır?

    5- “Beş hane şartı” nedeniyle elektrik verilmeyen köylerde geri dönüşlerin önünü açmak için bu uygulamanın kaldırılması düşünülmekte midir?

    6- Karşılar köyünde sağlıksız içme suyu boruları nedeniyle arttığı iddia edilen kanser vakalarıyla ilgili bir inceleme başlatılmış mıdır? İçme suyu altyapısı ne zaman yenilenecektir?

    7- Düz Pelit ve Altınyüzük köylerinin yedi yıldır karşılanmayan çöp konteyneri talebi neden çözüme kavuşturulmamıştır?

    8- Ata Doğdu köyünde tapu–kadastro belirsizliği nedeniyle köylülerin ev yapamaması sorununa ilişkin bir çözüm planı hazırlanmış mıdır?

    9- Eğri Yamaç köyünün 25 yıldır çözülemeyen yol sorunu için kurumlar arasında yaşanan yetki belirsizliği giderilecek midir? Yol yapımı için kesin bir tarih verilebilir mi?

    10- Deşt–Eğri Yamaç–Sin Tepesi hattının maden alanı olarak kapatılmasının köylülerin yaşam alanları ve ekosistem üzerinde yaratacağı baskıya dair bir değerlendirme yapılmış mıdır? Bu alanların maden şirketlerine tahsisi planlanmakta mıdır ve köylülerin görüşü alınmış mıdır?

    Kordu, Meclis’e sunduğu önergenin bir an önce yanıtlanmasını isteyerek, bölgede yaşayan yurttaşların temel haklarının daha fazla gecikmeden karşılanması gerektiğini vurguladı.

    PİRHA / ANKARA

     

  • Ayten Kordu’dan Baz İstasyonu tepkisi: Halkın onayı alınmadan kuruluyor

    Ayten Kordu’dan Baz İstasyonu tepkisi: Halkın onayı alınmadan kuruluyor

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Siğenk (Atatürk) Mahallesi’nde yerleşim alanlarının ve eğitim kurumlarının hemen yakınında bir GSM operatörüne ait baz istasyonu kurulmak istenmesine ilişkin Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’na yazılı soru önergesi verdi.

    Kordu önergesinde, “Halkın bilgisi ve onayı alınmadan başlatıldığı belirtilen bu çalışmanın, ilgili mevzuat hükümlerine ve halk sağlığını koruma ilkelerine aykırı biçimde yürütüldüğü iddia edilmektedir” dedi.

    Söz konusu baz istasyonunun kurulmak istendiği alanın belediyeye ait bir arsa olduğunu ancak kayyım yönetiminin bu sürece onay verdiği yönünde kamuoyuna yansıyan bilgiler bulunduğunu belirten Kordu, “Bölge halkı, söz konusu alanın çevresinde 1000’in üzerinde öğrencinin eğitim gördüğü okullar, çocuk parkları, sağlık merkezleri ve pazar alanlarının yer aldığını, bu nedenle baz istasyonu kurulmasının hem halk sağlığı hem de çevresel güvenlik açısından büyük risk taşıdığını ifade etmektedir” dedi.

    Kordu, elektromanyetik dalgaların etkilerine de dikkat çekerek, “Kamuoyunda ve bilim çevrelerinde uzun süredir baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik (EM) dalgaların insan sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalar sürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 2011 yılında yayımladığı raporda, cep telefonları ve baz istasyonlarından yayılan radyo frekans elektromanyetik alanları ‘insanlarda muhtemelen kanserojen (Grup 2B)’ olarak sınıflandırmıştır. Bu değerlendirme, kesin zarar kanıtı bulunmasa dahi uzun süreli maruziyetin kanser riskini artırabileceğine işaret etmektedir” dedi.

    Ayrıca, bilim insanlarının ihtiyat ilkesine de değinen Kordu, “Bilim insanlarının ihtiyat ilkesi olarak tanımladığı bu yaklaşım, kesin kanıt olmasa dahi olası risklerin önlenmesi için koruyucu tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar” dedi.

    Kordu, Avrupa’daki uygulamalara dikkati çekerek, “Avrupa’daki birçok ülke, bu çerçevede baz istasyonları için elektromanyetik alan sınır değerlerini 0,6 V/m gibi düşük seviyelere indirerek halk sağlığını koruma yönünde önlemler almıştır. Buna karşın Türkiye’de yürürlükteki sınır değerin yaklaşık 41 V/m olması, halk sağlığı açısından yeterli güvence sağlamadığı yönünde eleştirilere neden olmaktadır” dedi.

    Danıştay kararlarına da atıf yapan Kordu, “Danıştay 13. Daire Başkanlığı, geçmiş yıllarda verdiği kararlarla yerleşim alanlarına, okul, hastane ve çocuk parklarının çevresine baz istasyonu kurulmasına olanak tanıyan bazı düzenlemeleri iptal etmiştir. Yüksek mahkemenin bu kararları, halk sağlığı ve çevre güvenliği bakımından bağlayıcı içtihat niteliğindedir. Ancak, Danıştay kararlarına ve ilgili yönetmelik hükümlerine rağmen ülkemizin birçok yerinde, özellikle de yoğun nüfuslu mahallelerde, baz istasyonu inşaatlarının sürdürüldüğü görülmektedir” dedi.

    Kordu, ayrıca halkın bilgilendirilmesi ve onayının alınmamasının kamu kurumlarının şeffaflık yükümlülüğüyle bağdaşmadığını belirtti ve mahalle sakinlerinin basın açıklamalarına atıfta bulunarak, “Mahalle sakinleri, söz konusu istasyonun kurulmasının planlandığı alanda toplanarak yaptıkları basın açıklamasında, bilim insanlarının özellikle 5G baz istasyonlarının potansiyel sağlık risklerine dair uyarılarını hatırlatmış, çocuklarının ve ailelerinin sağlığının tehlikeye atılmasına izin vermeyeceklerini belirtmiştir” dedi.

    Kordu, mevzuata dikkat çekerek, “Şehir içinde park ve çocuk oyun alanlarına baz istasyonu konulmaması, okul, hastane gibi duyarlı alanların en az 300 metre uzağına kurulması, cadde ve sokaklardaki aydınlatma direkleri üzerine baz istasyonu yerleştirilmemesi gerekmektedir. Bu kurallar, halk sağlığını ve çevre güvenliğini koruma amacı taşımaktadır. Ancak Dersim’deki uygulama, bu mevzuat hükümlerinin dikkate alınmadığını göstermektedir” dedi.

    Anayasa’nın 56. maddesine de atıf yapan Kordu, “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Bu bağlamda devletin görevi, halkın sağlığını koruyacak önlemleri almak, bilimsel belirsizlik durumlarında dahi ihtiyat ilkesine uygun hareket etmektir” dedi.

    Kordu’nun Bakan Uraloğlu’na yönelttiği sorular arasında şunlar yer aldı:

    • Dersim’in Siğenk (Atatürk) Mahallesi’nde kurulmak istenen baz istasyonuna ilişkin Bakanlığınıza yapılmış herhangi bir başvuru veya onay işlemi bulunmakta mıdır?

    • Söz konusu baz istasyonunun yer seçimi yapılırken, çevrede bulunan okul, park ve sağlık merkezleri gibi duyarlı alanlar dikkate alınmış mıdır?

    • Bahse konu istasyonun çevresinde eğitim gören öğrencilerin ve mahalle sakinlerinin sağlığına ilişkin herhangi bir çevresel elektromanyetik alan ölçümü (EMF testi) yapılmış mıdır?

    • Türkiye’de uygulanmakta olan elektromanyetik alan sınır değerlerinin belirlenmesinde hangi bilimsel kriterler esas alınmıştır? Bu değerlerin Avrupa’daki sınırlarla uyumlaştırılması yönünde Bakanlığınızca bir çalışma yürütülmekte midir?

    • Halkın onayı ve bilgilendirilmesi sağlanmadan, kamuya ait bir arsada baz istasyonu kurulmasına izin verilmiş midir? Verildiyse, bu izin hangi kurum tarafından, hangi gerekçeyle onaylanmıştır?

    • Bakanlığınız, baz istasyonlarının yerleşim merkezlerine, özellikle çocukların ve öğrencilerin yoğun olarak bulunduğu alanlara kurulmasına ilişkin ihtiyat ilkesine dayalı bir düzenleme yapmayı planlamakta mıdır?

    • Baz istasyonlarının yer seçim sürecinde, yerel belediyeler, halk sağlığı birimleri ve meslek odaları (örneğin TTB, ÇMO) ile ortak bir değerlendirme mekanizması kurulması yönünde bir çalışmanız var mıdır?

    HABER MERKEZİ

  • Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların kaldırılması Meclis gündemine taşındı

    Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların kaldırılması Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı emriyle polis tarafından yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan ve Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak’ın Hozat Belediye Başkanlığı döneminde yapılan Dersim 38 Duvarı’ndaki fotoğraflar 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı’nın emriyle polis tarafından yerinden sökülmüştü.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “HAFIZA MEKÂNLARININ KORUNMASI DEVLETİN SORUMLULUĞUDUR”

    38 Bellek Duvarı’nın Dersim 1938’de yaşanan acıların hatırlanması, toplumsal hafızanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla yapılmış bir kamusal hafıza alanı niteliği taşıdığını belirten Ayten Kordu, “Hozat Kaymakamlığı tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin bu bellek duvarı kaldırılmıştır. Söz konusu uygulama, kamuoyunda tepkiye neden olmuş, hafıza mekânının neden ve hangi yasal dayanakla kaldırıldığı konusunda ciddi soru işaretleri doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011 tarihinde yaptığı açıklamada “Dersim’de yaşanan acıları devlet adına kabul ettiğini ve özür dilediğini” beyan etmiştir. Bu beyan, devletin Dersim 38’e ilişkin yüzleşme iradesinin önemli bir adımı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlamda toplumsal hafızayı görünür kılan mekânlar, geçmişle yüzleşmenin ve demokratik bir toplumda gerçek bir toplumsal barışın inşasının vazgeçilmez unsurlarıdır; bu alanların korunması devletin sorumluluğudur.  Bu kapsamda, toplumsal hafızaya yönelik bir alanın gerekçesiz şekilde kaldırılması hem kamu idaresi açısından açıklama gerektirmekte hem de devletin geçmişle yüzleşme politikasının tutarlılığı bağlamında soru işaretleri yaratmaktadır” dedi.

    “HOZAT KAYMAKAMLIĞI’NIN RESMİ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Ayten Kordu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -38 Bellek Duvarı’nın 4 Mayıs 2024 tarihinde kaldırılmasına ilişkin Hozat Kaymakamlığı’nın resmi gerekçesi nedir?

    -Bu işlem için herhangi bir hukuki, idari veya güvenlik temelli rapor, talimat veya karar hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?

    -Kamusal alanlarda gerçekleştirilen bu tür müdahalelerin yerel halkın katılımı ve görüşü alınmadan yapılması, idari şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişmektedir. Bu doğrultuda, bellek duvarının kaldırılmasına ilişkin karar sürecinde hangi kamu kurumları veya kişilerle istişare yapılmıştır?

    -Bellek duvarının kaldırılması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim 38’e ilişkin özür beyanıyla çelişmiyor mu? Bu konuda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?

    -Kaldırılan bellek duvarının yerine veya başka bir alana yeniden bir hafıza mekânı oluşturulmasına yönelik bir planlama yapılacak mıdır?

    -Yerel halkın, sivil toplum örgütlerinin veya ilgili kurumların görüşleri alınmadan hafıza alanının kaldırılması idari usullere uygun mudur?

    -Bellek duvarına ait materyaller, yazıtlar ve fotoğraflar şu anda nerede muhafaza edilmektedir? Bunların zarar görmemesi için hangi önlemler alınmıştır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğraflar kaymakamlık kararıyla söküldü

  • Celal Fırat, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri için meclis’e soru önergesi verdi

    Celal Fırat, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri için meclis’e soru önergesi verdi

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Dersim’de 1937 yılında idam edilen Abbasan aşireti lideri Seyit Rıza, oğlu Resik Uşen ve arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanması ile ilgili kapsamlı bir soru önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu.

    Fırat, önergesinde 15 Kasım 1937 gecesi Elâzığ Buğday Meydanı’nda gerçekleştirilen idamların üzerinden 88 yıl geçmesine rağmen hakikatin hâlâ ortaya çıkarılmadığını vurguladı. Önergede, idam edilenler arasında Kureyşan Ocağı Piri Uşenê Seydi, Demenan aşiret liderleri Aliye Mirzê Sili ve Hesen Ağa, Yusufan aşireti lideri Fındık Ağa ile Kureyşan Ocağı mensubu Hesenê İvraime Qıji yer alıyor.

    Fırat, resmî açıklamalara göre Dersim’de 13 bin 160, tanık anlatımlarına göre ise 70 bin kişinin öldürüldüğünü hatırlatarak, katliamdan sorumluların hiçbir zaman yargılanmadığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011’de yaptığı “Dersim’de büyük bir dram yaşanıyor çocuklar, kadınlar katlediliyor’’ açıklaması da önergede hatırlatıldı.

    Seyit Rıza’nın 5 Eylül 1937’de Erzincan Valisi ile görüşmeye giderken pusu kurularak esir alındığı, savunma hakkı verilmeden acele bir yargılama sonucu idam edildiği ve mezar yerlerinin hâlâ bilinmediği vurgulandı.

    Fırat, Dersim’de 1937/38 yıllarında yaşananların birçok karanlık noktasının bulunduğunu, hakikatin ortaya çıkarılması ve toplumun vicdanının rahatlaması için mezar yerlerinin açıklanmasının ilk adım olması gerektiğini belirtti.

    Soru önergesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle şu sorular yer aldı:

    1. Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşlarının mezar yerleri nerededir? Mezar yerleri neden gizlenmektedir?

    2. 1937/38/  tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız öldürülmüştür? Öldürülenlerin ve kayıpların isim listeleri neden açıklanmamaktadır?

    3. Dersim katliamında öldürülenlerin toplu mezar yerleri nerelerdedir?

    4. Dersim’den kaç yurttaşımız hangi illere sürgün edilmiştir? Kaçına geri dönüş hakkı tanınmıştır?

    5. İsyan ettiği iddiasıyla tutuklanan 58 kişiden 7’si idam edilmiş, diğer 51 kişinin akıbeti nedir?

    6. Katliam mağdurlarının zararları tazmin edilecek midir?

    7. ‘Dersim’in kayıp kızları’ olarak bilinen çocuklara dair kayıtlar neden açıklanmamaktadır?

    8. Dersim’e ilişkin mahkeme kayıtları ve arşivler neden kamuoyuna açılmamaktadır?

    9. El konulan tarihsel ve kültürel varlıkların kaydı tutulmuş mudur? Varislerine iade edilecek midir?

    10. Katliamın tüm yönleriyle açığa çıkarılması için kapsamlı bir çalışma yapılacak mıdır?

    HABER MERKEZİ

  • Dersim Bağır Dağı’ndaki madencilik faaliyetleri Meclis gündemine taşındı

    Dersim Bağır Dağı’ndaki madencilik faaliyetleri Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Pülümür ilçesindeki Hel Dağı ve Bağır Dağı’ndaki madencilik faaliyetlerini Meclis gündemine taşıyarak soru önergesi verdi. Kordu, “Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresinde yürütülen krom madeni işletim faaliyetleri için ÇED süreci başlatılmış mıdır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Pülümür ilçesindeki Hel Dağı ve Bağır Dağı’ndaki madencilik faaliyetlerini Meclis gündemine taşıyarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “BAĞIR DAĞI ALEVİ İNANÇ SİSTEMİNDE ÖZEL BİR YERE SAHİPTİR”

    Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresindeki maden çalışmalarının hem ekosisteme hem de kültürel mirasa büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Ayten Kordu, “Bu faaliyetlerin çoğunun Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlanmadan yürütüldüğü, 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında dördüncü grup (özellikle krom) maden ruhsatlarının verildiği ve bu durumun 2872 sayılı Çevre Kanunu ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümleriyle çelişebileceği yönünde kamuoyunda ciddi endişeler bulunmaktadır. Ayrıca bölge, Alevi inancı açısından kutsal kabul edilen alanları barındırmaktadır. Bağır Dağı bu inanç sisteminde özel bir yere sahiptir. Dolayısıyla bu alanlarda yürütülen madencilik faaliyetleri yalnızca doğayı değil, inançsal mirası ve toplumsal barışı da tehdit etmektedir. Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne sahip Hel Dağı, Bağır Dağı ve çevresinde çevre mevzuatına uygunluk konusunda ciddi belirsizlikler bulunmaktadır. Bu nedenle kamuoyunun bilgilendirilmesi ve hukuki süreçlerin şeffaf biçimde açıklanması zorunludur” dedi.

    “HANGİ MADEN TÜRLERİ İÇİN RUHSAT VERİLMİŞTİR?”

    Ayten Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Dersim’in Pülümür ilçesi sınırlarında yer alan Hel Dağı, Bağır Dağı ve çevresinde son beş yıl içinde hangi kişi veya şirketlere hangi maden türleri için ruhsat verilmiştir? Bu ruhsatların toplam alanı ve süresi nedir?

    -Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresinde yürütülen krom madeni işletim faaliyetleri için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa hangi aşamadadır ve kamuoyuna açık rapor hazırlanmış mıdır?

    -ÇED süreci tamamlanmadan Hel Dağı veya Bağır Dağı bölgesinde fiilen maden arama, sondaj ya da hazırlık çalışması yapıldığı tespit edilmiş midir? Edildiyse hangi idari yaptırımlar uygulanmıştır?

    -“Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüne sahip Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresinde madencilik faaliyetlerine izin verilmesinin yasal dayanağı nedir? Bu izinler hangi kurumların onayıyla verilmiştir?

    -Bakanlığınız, Hel Dağı, Bağır Dağı ve Pülümür Havzası’ndaki maden faaliyetlerinin Munzur ekosistemi, su kaynakları ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerine ilişkin bir çevresel etki analizi hazırlamış mıdır?

    -Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresinde yapılan madencilik faaliyetlerinin yeraltı su kaynakları, akarsular ve Fırat Havzası’na akan kollar üzerindeki etkileri düzenli olarak izlenmekte midir? Tespit edilen kirlilikler karşısında hangi önlemler alınmaktadır?

    -Bakanlığınızın denetimleri sonucunda, Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresindeki maden projelerinin Anayasa’nın 56. maddesi ve Çevre Kanunu’na aykırılık teşkil ettiği yönünde herhangi bir tespit yapılmış mıdır?

    -Bu bölgedeki maden ruhsat sahalarının, yöre halkının geçim kaynağı olan mera ve yaylaları kapsayıp kapsamadığına ilişkin Bakanlığınızın elinde güncel bir tespit bulunmakta mıdır? Söz konusu alanlarda yürütülen maden arama ve işletme faaliyetlerinin, 4342 sayılı Mera Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili çevresel düzenlemelere uygunluğu konusunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından herhangi bir inceleme veya denetim yapılmış mıdır?

    “RUHSATIN VERİLDİĞİ ALANIN BÜYÜKLÜĞÜ NEDİR?”

    Ayten Kordu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Erz Madencilik Hafriyat Nakliyat İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.’ne 5 yıl süreyle verilen ruhsatın tam olarak kapsamı nedir?

    -Ruhsatın verildiği alanın büyüklüğü, sınır koordinatları ve faaliyet türü (arama, işletme, genişletme vb.) nedir?

    -18 Eylül 2025 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan son denetimin resmî raporu hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa bu raporun bir örneği kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?

    -Söz konusu denetimde herhangi bir mevzuata aykırılık, çevresel ihlal veya teknik uygunsuzluk tespit edilmiş midir? Edildiyse hangi idari yaptırımlar uygulanmıştır?

    -2026 yılında sona erecek olan ruhsatın uzatılması veya yenilenmesi için hangi teknik, çevresel ve idari kriterler dikkate alınacaktır? Bu kriterleri belirleyen mevzuat ve yetkili kurum hangisidir?

    -Erz Madencilik tarafından Bakanlığa sunulmuş teknik dokümanlar, proje tanıtım dosyaları ve fizibilite raporları mevcut mudur? Bu belgeler kamuya açık bir şekilde paylaşılacak mıdır?

    -Hel Dağı ve Bağır Dağı çevresinde yürütülen krom madeni faaliyetlerinin, yeraltı su kaynakları, yüzeysel akarsular ve tarım alanları üzerindeki etkilerine dair Bakanlığınızın elinde mevcut veri ve analizler bulunmakta mıdır?

    -Bu bölgedeki maden ruhsat sahalarının, yöre halkının geçim kaynağı olan mera ve yaylaları kapsayıp kapsamadığına ilişkin Bakanlığınızın elinde güncel bir tespit bulunmakta mıdır? Bu alanlarda yürütülen maden arama ve işletme faaliyetlerinin, 4342 sayılı Mera Kanunu ile 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümlerine uygunluğu konusunda herhangi bir denetim yapılmış mıdır?

    -3213 sayılı Maden Kanunu kapsamında bu bölgeye verilen ruhsat, “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” statüsüyle çelişki yaratmakta mıdır? Bu konuda Bakanlığınızca yapılan hukuki veya teknik değerlendirme var mıdır?

    -Yerel halkın, sivil toplumun ve bölge temsilcilerinin denetim süreçlerine katılımı veya denetim sonuçlarına erişimi konusunda Bakanlığınızca bir mekanizma öngörülmekte midir?

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde üniversite yurtlarında yaşanan sorunları Meclis gündemine taşındı

    Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde üniversite yurtlarında yaşanan sorunları Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde üniversite yurtlarında yaşanan sorunları Meclis gündemine taşıyarak soru önergesi verdi. Kordu, “Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde eğitim alan öğrenciler için bugüne kadar KYK yurdu yapılmamasının gerekçesi nedir?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde üniversite yurtlarında yaşanan sorunları Meclis gündemine taşıyarak Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “ÖĞRENCİLER HEM BARINMA HEM DE ULAŞIM KONUSUNDA BÜYÜK MAĞDURİYETLER YAŞAMAKTADIR”

    Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerindeki barınma sorunları nedeniyle bazı öğrencilerin eğitimlerini bırakmak zorunda kaldığını belirten Ayten Kordu, “Bazıları ise yol masraflarını karşılayabilmek için gece geç saatlere kadar ucuz iş gücü olarak çalışmak zorunda kalmıştır. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik açıdan da öğrencilerin eğitim hayatını olumsuz etkilemektedir. Devletin, gençlerin eğitim hakkını güvence altına alması, sağlıklı barınma koşullarını sağlaması ve ulaşım yükünü hafifletmesi anayasal ve toplumsal bir zorunluluktur. Dersim’deki Munzur Üniversitesi’nde Pertek ve Hozat gibi ilçelerinde okuyan öğrencilerin yaşadığı sorunlar, eğitim hakkının fiilen kısıtlanmasına neden olacak boyutlara ulaşmıştır. Anayasa’nın 42. maddesiyle güvence altına alınan eğitim hakkının fiilen engellenmesi, sosyal devlet ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Öğrenciler hem barınma hem de ulaşım konusunda büyük mağduriyet yaşamakta; eğitim hayatları sekteye uğramakta ve bu sorunlara yönelik kalıcı çözüm üretilmemektedir. Bu tablo, yükseköğretim kurumlarının asli görevi olan eğitimin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır” dedi.

    “KYK YURTLARININ KAPASİTE PLANLAMASINDA İLÇELER NEDEN GÖZ ARDI EDİLMEKTEDİR?”

    Ayten Kordu, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinde eğitim alan öğrenciler için bugüne kadar KYK yurdu yapılmamasının gerekçesi nedir?

    -KYK yurtlarının kapasite planlamasında ilçeler neden göz ardı edilmektedir?

    -Hozat’ta öğrencilerin pansiyonlara yönlendirilmesi Bakanlığınızca uygun görülmekte midir?

    -Öğrencilerin merkezdeki KYK yurtlarından kaydının silinip yalnızca “misafir öğrenci” olarak kabul edilmesinin hukuki dayanağı nedir?

    -Barınma ve ulaşım sorunları nedeniyle eğitimini bırakmak zorunda kalan öğrenci sayısına dair veriler Bakanlığınızda mevcut mudur?

    -Hozat ve Pertek ilçelerinde yeni yurt projeleri için herhangi bir yatırım planı ya da bütçe ayrılmış mıdır?

    -Barınma sorunları çözülemeyen öğrencilere kısa vadede kira desteği, geçici yurt veya alternatif çözümler sağlanması planlanmakta mıdır?

    -Bakanlığınız, Munzur Üniversitesi’nin ilçelerinde öğrencilerin barınma ve ulaşım sorunlarını çözmek için uzun vadeli nasıl bir strateji öngörmektedir?

    “İLÇELERDE BARINMA VE ULAŞIM ALTYAPISI NEDEN PLANLANMAMAKTADIR?”

    Ayten Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Dersim’in Pertek ve Hozat ilçelerinden eğitim alan öğrencilerin barınma, ulaşım ve altyapı sorunlarından Bakanlığınızın haberi var mıdır?

    -İlçelerde yükseköğretim programları açılırken barınma ve ulaşım altyapısı neden planlanmamaktadır?

    -Hozat MYO binasında kantin bulunmamasının gerekçesi nedir? Öğrencilerin askeriyeye yönlendirilmesi Bakanlığınızca uygun bulunmakta mıdır?

    -İlçelerde barınma sorununun yıllardır çözülememesi nedeniyle eğitimini bırakmak zorunda kalan öğrencilere dair veriler Bakanlığınızda mevcut mudur?

    -Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencilerinin yol ve barınma masraflarının eğitim hakkını engellememesi için kısa vadede hangi tedbirler alınacaktır?

    -Önümüzdeki dönemde Pertek ve Hozat’ta yeni yurt yapımı ya da mevcut binaların öğrencilere tahsisi konusunda bir planlama bulunmakta mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’deki dut üreticilerinin don mağduriyeti Meclis gündemine taşındı!

    Dersim’deki dut üreticilerinin don mağduriyeti Meclis gündemine taşındı!

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki dut üreticilerinin don mağduriyetini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, “Don afeti nedeniyle zarar gören dut üreticilerinin kayıplarının telafisi için merkezi bütçeden bir destek programı hazırlanması düşünülmekte midir?” diye sordu. 

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’deki dut üreticilerinin don mağduriyeti Meclis gündemine taşıyarak Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, tarafından yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “DUT ÜRETİMİ DURMA NOKTASINA GELMİŞTİR”

    Nisan ayında meydana gelen zirai don nedeniyle Dersim genelinde ciddi zarara yol açtığını belirten Ayten Kordu, “Don felaketi, bölge halkının temel geçim kaynağı olan dut üretimini neredeyse tamamen durma noktasına getirmiştir. Üreticiler yalnızca mevcut yıldaki ürün kaybıyla değil, ağaçların gelecek yıllardaki verim kaybı ve bakım maliyetleriyle de ciddi bir mağduriyet yaşamaktadır” dedi.

    “ULUKALE DUTU, YÜZDE YÜZ ORANINDA ZARAR GÖRMÜŞTÜR”

    İklim değişikliğinin etkilerinin her yıl daha fazla hissedildiğini ifade eden Kordu, konuşmasının devamında şışunları dile getirdi:

    “Bu tür felaketlerin tekrarlanma riski artmaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda bölgenin sosyal dokusunu ve geleneksel üretim kültürünü tehdit eden bir sorun haline gelmiştir. Nisan ayında yaşanan zirai don felaketi nedeniyle yaklaşık 350 üreticinin emek verdiği coğrafi işaretli Ulukale Dutu yüzde yüz oranında zarar görmüştür.”

    “KAÇ ADET DUT AĞACI ZARAR GÖRMÜŞTÜR”

    Kordu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -10-12 Nisan 2025 tarihlerinde Dersim’de meydana gelen zirai don olayında toplam kaç dekar tarım alanı ve kaç adet dut ağacı zarar görmüştür?

    -Özellikle coğrafi işaret tescilli Ulukale Dutu’nda meydana gelen hasarın oranı ve ekonomik kayıp miktarı Bakanlığınızca tespit edilmiş midir?

    -Bölgede yaşanan bu afet sonrası mağdur olan üreticilere yönelik bugüne kadar ne tür bir destek sağlanmıştır?

    -Tarım Sigortası (TARSİM) yaptırmayan ve Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı olmayan üreticiler için özel bir destek planı hazırlanması düşünülmekte midir?

    -Ulukale Dutu üretim alanlarının rehabilitasyonu ve zarar gören ağaçların bakımı için Bakanlığınızın bir programı veya destek paketi bulunmakta mıdır?

    -İklim değişikliğine bağlı olarak artış gösteren bu tür afetlerin önüne geçebilmek için bölge özelinde erken uyarı sistemleri ve tarımsal koruma önlemleri hayata geçirilecek midir?

    -Don felaketinin tarımsal üretim üzerindeki etkilerini azaltmak için bölgedeki üreticilere yönelik teknolojik destek, don önleme sistemleri ve eğitim programları planlanmakta mıdır?

    -2025 yılı itibarıyla Çemişgezek, Pertek ve Hozat ilçelerinde tarımsal üretim ve ihracat kaybına ilişkin Bakanlığınızın öngördüğü ekonomik kayıp miktarı nedir?

    -Coğrafi işaretli ürünlerin korunması ve bu tür afetlerde öncelikli destek kapsamına alınması için Bakanlığınız tarafından yürütülen veya planlanan çalışmalar nelerdir?

    -12 Nisan 2025 tarihinde meydana gelen don afeti nedeniyle zarar gören dut üreticilerinin kayıplarının telafisi için merkezi bütçeden bir destek programı hazırlanması düşünülmekte midir?

    -Ulukale Dut üreticilerinin ve Dersim Ticaret ve Sanayi Odası’nın defalarca dile getirdiği destek taleplerine bugüne dek neden karşılık verilmemiştir?

    -Coğrafi işaretli ürünlerin afet dönemlerinde destek kapsamı dışında bırakılmasının, bölgesel tarım ve kalkınma politikaları açısından yaratacağı olumsuz sonuçlara dair Bakanlığınızın bir değerlendirmesi var mıdır?

    -Paketleme tesisi kurulum aşamasında olan Ulukale Dutu’nun desteklenmemesi, Dersim’in gıda sanayisi yatırımlarını nasıl etkileyecektir? Bu konuda Bakanlığınızın aldığı bir önlem var mıdır?

    -Ulukale Dutunun destek kapsamına alınmamasının üretici göçünü hızlandıracağı yönündeki uyarılar hakkında Bakanlığınızın görüşü nedir? Bu riskin azaltılması için özel bir program hazırlanmakta mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Munzur Üniversitesi kampüsünün adliyeye tahsis edilmesi Meclis gündeminde!

    Munzur Üniversitesi kampüsünün adliyeye tahsis edilmesi Meclis gündeminde!

    PİRHA- Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edilmesini Meclis gündemine taşıyarak, “Öğrencilerin güvenliğinin ve üniversite bütünlüğünün korunması için ne tür önlemler alınmaktadır?” diye sordu.

    Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.

    Konuyu Meclis gündemine taşıyan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, geçici tahsisin öğrencilerin günlük yaşamlarının ve kampüs bütünlüğünün bu süreçten etkilenmesi ihtimalinin tartışma konusu olduğunu belirtti.

    “MEKAN YETERSİZLİĞİNİNSOMUT GÖSTERGESİ”

    Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından cevplanması istemiyle şu soruları yöneltti:           

    “Dersim’deki Munzur Üniversitesi Senatosu’nun aldığı karar doğrultusunda, üniversite kampüsü içinde yer alan kütüphane binası ile eski İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi binasının Tunceli Adliyesi ve Valiliği’ne bağlı birimlere geçici olarak tahsis edilmesi planlanmıştır.

    Kütüphane binası, öğrenciler ve akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan, bilgiye erişim ve araştırma açısından kritik bir birimdir. Üniversite bileşenleri için temel bir eğitim ve araştırma alanı olan bu yapının bir kısmının farklı kurumlara tahsis edilmesi, öğrencilerin ve çalışanların kullanım alanlarının daralmasına yol açmıştır.

    Kararın ardından kütüphane binasında yer alan Lisansüstü Enstitüsü Mühendislik Fakültesi’ne taşınmış, kütüphane daire başkanlığı personeli ise giriş katına alınarak öğrencilerle aynı alanda çalışma durumunda bırakılmıştır. Personelin mevcut mekânlarından ayrılmaya zorlandığı, çalışma alanlarının da daha sınırlı ve kalabalık bir ortamda yeniden düzenlendiğine dair bilgiler kamuoyuna yansımıştır.

    Üniversite yönetiminin konu ile ilgili yaptığı açıklamada; yeterli mekân bulunduğu yönünde bir algı oluşturulsa da, mevcut durum üniversitenin birçok biriminde zaten yer sıkıntısı yaşandığını ortaya koymaktadır. Akademik ve idari birimlerin başka alanlara taşınmak zorunda kalması, mekân yetersizliğinin somut bir göstergesi olarak ortaya çıkmıştır.

    ÖĞRENCİLERİN GÜNLÜK YAŞAMININ ETKİLENMESİ İHTİMALİ

    Üniversite yönetimi bu kararı “gelen talepler” üzerine aldığını ifade etmektedir. Bu noktada taşınma sürecinin hangi talepler doğrultusunda gerçekleştiği, karar sürecine kimlerin dahil olduğu ve hangi ölçütlere göre uygulandığı konuları önem arz etmektedir.

    Kampüs alanına dışarıdan girişlerin ayrı kapılarla yapılacağı yönünde açıklamalar bulunsa da, bu durumun uygulamada çeşitli güçlükler doğurabileceği ifade edilmektedir. Öğrencilerin günlük yaşamlarının ve kampüs bütünlüğünün bu süreçten etkilenmesi ihtimali, üniversite ortamında tartışma konusu olmuştur.

    Sonuç olarak, üniversite mekânlarının başka kamu kurumlarının ihtiyaçları doğrultusunda tahsis edilmesi sürecinin nasıl yürütüldüğü, bu sürecin üniversite bileşenlerinin görüşleri alınarak mı şekillendiği ve ortaya çıkan yer değişikliklerinin öğrenciler ve akademisyenler üzerindeki etkileri belirsizliğini korumaktadır.

    Bu bağlamda;

    *Munzur Üniversitesi kütüphane binasının 2. ve. 3. katlarının Adliye ve Valiliğe bağlı birimlere tahsis edilmesine dair süreç nasıl gelişmiştir?

    *Bu taşınma kararı Valilik ve Adliyenin resmi talebiyle mi, yoksa doğrudan üniversite rektörlüğünün önerisiyle mi alınmıştır?

    *Türkiye genelinde bugüne kadar deprem nedeniyle hasar gören kamu kurumlarından kaç tanesi üniversite kampüslerine taşınmıştır?

    *Üniversite kütüphanesinin üst katındaki Lisansüstü Enstitü’nün Mühendislik Fakültesi’ne taşınmasının gerekçesi nedir?

    *Kütüphane daire başkanlığı personelinin giriş katında öğrencilerle aynı alana alınmasının nedeni nedir?

    *Üniversitede mevcut yer sıkıntısı varken, bu tahsisin akademik ve idari birimlerin faaliyetlerini olumsuz etkilemesi göz önünde bulundurulmuş mudur?

    *Öğrencilerin güvenliğinin ve üniversite bütünlüğünün korunması için ne tür önlemler alınmaktadır?

    *Bu karar alınırken öğrencilerin, akademisyenlerin ve çalışanların görüşlerine başvurulmuş mudur?

    *Milli Eğitim Bakanlığı, üniversitelerin asli işlevinin eğitim ve araştırma olduğunu gözeterek benzer durumların tekrar yaşanmaması için hangi adımları atmayı planlamaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!

  • Ayten Kordu, Mazgirt’teki tek lisenin kapatılmasını Meclis gündemine taşıdı

    Ayten Kordu, Mazgirt’teki tek lisenin kapatılmasını Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Mazgirt ilçesinde tek lise olan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılmasını Meclis gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Dersim’in Mazgirt ilçesinde bulunan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi, öğrenci sayısının 16’ya düşmesi gerekçesiyle kapatıldı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Mazgirt ilçesinde tek lise olan Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılmasını Meclis gündemine taşıyarak Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi

    “CİDDİ MAĞDURİYETLER YARATACAKTIR”

    İlçedeki tek lisenin kapatılmasının eğitim hakkının fiilen ortadan kaldırılmasına neden olduğunu vurgulayan Ayten Kordu, şunları ifade etti:

    “Önceki yıllarda Mazgirt’te bulunan öğrenci yurdu, çevre köylerden gelen öğrenciler için büyük bir imkân sağlamaktaydı. Ancak yurdun yıkılmasıyla birlikte öğrenciler barınma sorunu nedeniyle başka ilçelere ve illere gitmek zorunda kalmıştır. Bu durum hem öğrenci sayısında ciddi bir düşüş yaratmış hem de ailelerin ekonomik yükünü ağırlaştırmıştır.

    İlçe genelinde hiçbir paydaşın görüşü alınmadan alınan bu karar alınan bu karar telafisi zor sonuçlar doğuracaktır. Nüfusu 7 binin üzerinde olan Mazgirt’te tek lisenin kapatılması, ilçede eğitimi erişilemez hale getirmektedir. Eğitim anayasal bir haktır ve devletin sorumluluğu bu hakkı tüm yurttaşlara eşit koşullarda sunmaktır. Öğrencilerin Akpazar beldesine yönlendirilmesi ulaşım, yemek ve barınma sorunları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaratacaktır.”

    “KAPATILMA GEREKÇESİ NEDİR?”

    Kordu, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Mazgirt Fatih Çok Programlı Anadolu Lisesi’nin kapatılması kararının gerekçesi nedir?

    -Karar alınırken ilçe halkının, eğitim emekçilerinin, sendikaların ve yerel kurumların görüşleri neden dikkate alınmamıştır?

    -Mazgirt ilçesinde ikame eden öğrencilerin anayasal hakkı olan eğitim hakkının korunması adına, Mazgirt’teki lise kapatma kararının iptal edilmesi yönünde bir adım atmayı düşünüyor musunuz?

    -Öğrenci sayısının düşmesinin, yurdun yıkılmasıyla birlikte doğrudan bağlantılı olduğu göz önüne alındığında, okul kapatılmadan önce neden yeni bir yurt inşası planlanmamıştır?

    -İlçede lise olmaması, göçü hızlandırıcı bir etki yaratacaktır. Bakanlığınız, kırsal bölgelerde eğitimi canlı tutmak ve göçü engellemek için nasıl bir strateji izlemektedir?

    -Mazgirt’e yeniden bir meslek lisesi ya da yatılı lise kazandırılması yönünde herhangi bir çalışma var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Mazgirt’te lise kapandı, veliler tepkili: Lisenin yeniden açılmasını istiyoruz

  • Milletvekili Kordu: Dipsizgöl’deki maden projesi inanç mekanlarını ve doğayı tehdit ediyor

    Milletvekili Kordu: Dipsizgöl’deki maden projesi inanç mekanlarını ve doğayı tehdit ediyor

    PİRHA- Milletvekili Ayten Kordu, Dipsizgöl’de selestit madeni projesinin su kaynaklarını, kutsal ziyaret alanlarını ve endemik canlıları tehdit ettiğini belirterek, Bakan Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde BARİT Maden Türk A.Ş. tarafından hayata geçirilmek istenen selestit (stronsiyum tuzu) madeni projesi, yöre halkı ve çevre örgütlerinin tepkisini çekmeye devam ediyor. Projenin 150 hektarlık alanı kapsadığı, tarım arazileri, su kaynakları ve Alevi toplumunun kutsal kabul ettiği inanç mekanlarını tehdit ettiği belirtiliyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, projeye karşı TBMM’ye soru önergesi sunarak, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’dan yazılı açıklama talep etti. Kordu, ÇED sürecinin şeffaf yürütülmediğini, 12 su kaynağının PTD dosyasında yer almadığını ve keşif sırasında köylülerin jandarma tarafından engellendiğini vurguladı.

    Kordu, Bakan’ın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Dipsizgöl’de verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararının gerekçesi nedir? Bu kararın alınmasında yöre halkının ve bağımsız bilim insanlarının görüşleri alınmış mıdır?

    -Şirketin hazırladığı PTD’da bölgede bulunan 12 çeşme ve köyün ana su kaynağının yer almaması Bakanlığınızca nasıl değerlendirilmiştir? Bu eksiklik tespit edilmesine rağmen kararın iptal edilmemesinin gerekçesi nedir?

    -Proje alanının Seyid Kasım Baba Ziyaret Alanı ve kutsal gölleri kapsaması konusunda Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu durum, Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü açısından nasıl değerlendirilmiştir?
    -ÇED alanının tarım ve ağaçlandırma alanı içinde kalması, Çevre Düzeni Planı hükümlerine aykırı değil midir? Bu durum neden göz ardı edilmiştir?
    -Maden faaliyetiyle birlikte Zara ve çevresindeki köylerin içme suyu ve tarımsal sulama ihtiyacının riske girmesi durumunda Bakanlığınızın planladığı alternatif bir çözüm var mıdır?

    -Proje kapsamında 150 bin ağacın bulunduğu doğal orman dokusunun zarar görmesi, iklim krizi ve biyolojik çeşitlilik kaybı bağlamında nasıl değerlendirilmektedir?

    -Maden sahasında bulunan nesli tehlike altındaki hayvan türleri (arap tavşanı, vaşak) ve endemik bitkiler (ikiçiçekli safran) için herhangi bir koruma planı yapılmış mıdır?
    -28 Ağustos’taki bilirkişi keşfi sırasında köylülerin jandarma tarafından engellenerek görüşlerini dile getirmelerinin önüne geçilmesi hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu sürece ilişkin soruşturma başlatılmış mıdır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Milletvekili Karaca, Munzur Üniversitesi’ndeki ‘kurulu’ Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Karaca, Munzur Üniversitesi’ndeki ‘kurulu’ Meclis’e taşıdı

    PİRHA- EMEP Milletvekili Sevda Karaca, Munzur Üniversitesi’nde mobbingle mücadele komisyonunun lağvedilmesi ve yasal dayanağı olmayan ‘İdari Koordinasyon Kurulu’ nun kurulmasını Meclis gündemine taşıdı. 

    Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, Munzur Üniversitesi’nde kurulan “İdari Koordinasyon Kurulu”nu ve üniversite yönetiminin uygulamalarını Milli Eğitim Bakanı’na sordu.

    Karaca, üniversite rektörü Kenan Peker’in yasal yetkileri aşan adımlar attığını, etik ve disiplin denetimi yetkisi olmayan bir yapının oluşturulduğunu belirtti.

    “KANUNSUZ DİSİPLİN MEKANİZMASI”

    Munzur Üniversitesi Rektörlüğü’nün geçtiğimiz günlerde akademik personele gönderdiği bir yazıyla “İdari Koordinasyon Kurulu”nun kurulduğu duyurulmuştu. Görevi “akademik ve idari personelin mesleki davranışlarının etik ilkelerine uygunluğunu denetlemek, danışmanlık yapmak ve gerektiğinde disiplin süreçlerine katkıda bulunmak” olarak ifade edilen Kurul’un üniversite Rektörü Kenan Peker’in keyfiyetine dayandığını ifade eden Karaca, konuyu meclis gündemine taşıdı.

    Milletvekili Karaca‘nın sunduğu soru önergesinde; Rektör Kenan Peker’in göreve geldikten kısa süre sonra, 2011 yılında çıkarılan Başbakanlık Genelgesi uyarınca kurulmuş olan Mobbingle Mücadele Komisyonu’nu lağvettiği, aktif görev yapan bu komisyonun kaldırılmasının, mobbing mağdurlarının başvuru yapabilecekleri bir mekanizmanın ortadan kalkması anlamına geldiği belirtildi. Yeni kurulan İdari Koordinasyon Kurulu’nun yasal bir mevzuata dayanmadığını, görev ve yetkilerinin tanımlanmadığını belirten Karaca, bu yapının rektörlük eliyle keyfi biçimde oluşturulduğunu ve “paralel bir disiplin mekanizması”na dönüştürüldüğünü ifade edildi.

    REKTÖR PEKER’İN SKANDALLARI BİTMİYOR

    Karaca önergesinde, Rektör Kenan Peker’in skandallarının bitmediğini belirterek kişisel tercihlerle yapılan kadro görevlendirmelerini, komisyonları sık sık kapatıp açmasını ve eşine özel görevlendirmeler çıkartılmasını hatırlatarak bu uygulamaların ardında hangi gücün bulunduğunu sordu. Ayrıca bugüne kadar kamuoyuna yansıyan hukuk dışı uygulamalara karşı rektör hakkında herhangi bir idari soruşturma başlatılıp başlatılmadığını da Bakanlığa soran Karaca, alınan kararların ve sonuçların paylaşılmasını istedi.

    “ETİK KURUL, BİLİMSEL ÖZGÜRLÜK YERİN DİSİPLİN ARACI MI OLACAK?”

    Karaca, bu uygulamanın üniversitenin akademik personeli tarafından Rektör Peker’in kendisine karşı gelenleri zapturapt altına almanın farklı yollarını bulmaya çalıştığı şeklinde yorumlandığını belirtti. Eğitim Sen’in yerel ve merkez yöneticilerinin görüşlerine de yer verilen soru önergesinde, kurulan kurulun bilimsel özerkliği zayıflatacak bir yapı haline dönüşeceği öngörüsüne dikkat çekildi. Kurulun, etik değerlerden çok idari otoriteyi tahkim eden bir yapıya hizmet ettiği ve çalışanlar üzerinde “itaat kültürü” oluşturacağı vurgulandı.

    Karaca, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    * İşe alımlarda kişisel tercihler, eşi için özel görevlendirme, kurum içerisinde sürekli yer değişiklikleri, sık sık komisyonlar kurup kapatmak gibi kuralsız uygulamalarla sıklıkla gündeme gelen Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in üniversiteye kendi özel mülkiyeti gibi davranmasının ardındaki güç nedir?

    * Bu kadar basına yansıyan hukuk dışı rektörlük uygulamaları için Rektör Kenan Peker hakkında herhangi bir idari soruşturma gerçekleştirilmiş midir? Gerçekleştirildiyse sonuçları nedir?

    * Göreve gelmesinin hemen ardından Rektör Kenan Peker’in, yasalarla belirlenen Mobbingle Mücadele Komisyonu’nu lağvederek keyfi yeni bir kurul kurmasının amacı nedir? Bu kurul hangi ihtiyaca karşılık gelmektedir?

    * Munzur üniversitesinde etik ihlallerden kaynaklı kaç soruşturma açılmış, kaç kişide etik ihlal tespit edilmiş, doçentlik başvurusunda Üniversiteler Arası Kurul tarafından etik ihlal nedeniyle kaç kişi başarısız sayılmıştır? Kurulun kurulmasının bu konularla bir ilişkisi bulunmakta mıdır?

    * Rektör Peker’in talimatıyla kurulan “İdari Koordinasyon Kurulu” hangi yasal mevzuata dayanmaktadır? Kurulun alacağı kararların yaptırım gücü nedir? Bu konuda Bakanlığınızın üniversitelere gönderdiği bir yazı bulunmakta mıdır?

    * Hiçbir genelge ve yönetmeliğe dayanmayan, hangi etik ilkeleri esas alacağı bilinmeyen bu kurulun muğlaklık ve keyfiyet riski nasıl önlenecektir? Kurula verilen “mesleki davranışların ve etik ilkelerin denetlenmesi” görevinde, hangi davranışın etik hangisinin etik dışı olduğuna hangi ölçütlerle karar verilecektir?

    * Bu kurulun üyeleri ne şekilde belirlenmiştir? Akademik ve idari personelden görüş alınmış mıdır? Seçim yapılmış mıdır? Kurul üyelerinden birinin eski rektörün kardeşi olduğu için şaibeli bir şekilde işe alındığı doğru mudur?

    * Eğitim Sen’in, bu kurulun pedagojik, akademik veya bilimsel bir danışma organı değil, cezalandırıcı mekanizmayı güçlendiren bir yapı olacağı, üniversite ortamında bilimsel özgürlüğü korumak yerine disiplin tehdidini artıracağı, akademisyenler ve çalışanlar üzerinde sindirme ve otosansür baskısı yaratacağına dair öngörülerine ilişkin Bakanlığınızın değerlendirmeleri nedir?

    * Başka hangi kamu ya da vakıf üniversitelerinde benzer bir kurul bulunmaktadır?

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat’tan cemevlerinin arsa tahsisi ve uygulamadaki eşitsizlikler ile ilgili soru önergesi

    Fırat’tan cemevlerinin arsa tahsisi ve uygulamadaki eşitsizlikler ile ilgili soru önergesi

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cemevlerinin arsa tahsisi ve uygulamadaki eşitsizlikler ile ilgili verdiği soru önergesinde, “Yasal düzenlemeye rağmen, uygulamada Cemevlerine yönelik ayrımcı tutumlar, keyfi izin süreçleri ve yer tahsisinde gecikmeler yaşanmaktadır. Bu durum hem eşit yurttaşlık ilkesine hem de kanun hükümlerine aykırıdır” diye belirtti. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cemevlerinin arsa tahsisi ve uygulamadaki eşitsizlikler ile ilgili Meclis’e soru önergesi verdi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un cevaplaması istemiyle verilen soru önergesinde, yasal düzenlemeye rağmen uygulamada cemevlerine yönelik ayrımcı tutumlar, keyfi izin süreçleri ve yer tahsisinde gecikmeler yaşandığına vurgu yapıldı.

    “CEMEVLERİNE YÖNELİK AYRIMCI TUTUM, KEYFİ İZİN SÜREÇLERİ, YER TAHSİSİNDE GECİKMELER”

    Celal Fırat, verdiği soru önergesinde şunlar ifade edildi:

    “Cemevlerine yer tahsisi sağlanmasıyla ilgili olarak, 26.11.2022 tarihli, 32025 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7421 sayılı Kanunun 8. maddesi ile “İmar Kanununa” Ek madde eklenerek aşağıdaki hüküm getirilmiştir.

    MADDE 8- 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

    “EK MADDE 10- İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu Cemevi yerleri ayrılır. İl ve ilçelerde mülkî idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla Cemevleri yapılabilir. Cemevi yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.”

    Söz konusu Kanun’un yürürlüğe girdiği günden itibaren hem kamu otoritesi tarafından hem de yerel yönetimler tarafından uygulamada değişik tutumlar sergilendiği, birçok belediyede tarafından Cemevleri için imar planında yer ayrılmadığı, ayrılan yerlerin ise fiilen tahsis edilmediği ve zaman zaman başka amaçlara dönüştürüldüğü izlenmektedir.

    Cemevleri Alevi toplumunun ibadethanesi olarak, Anayasa’da güvence altına alınan din ve vicdan özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Yasal düzenlemeye rağmen, uygulamada Cemevlerine yönelik ayrımcı tutumlar, keyfi izin süreçleri ve yer tahsisinde gecikmeler yaşanmaktadır. Bu durum hem eşit yurttaşlık ilkesine hem de kanun hükümlerine aykırıdır.

    “KAÇ İL VE İLÇE İMAR PLANINA CEMEVİ YERİ AYRILMIŞTIR?”

    Bu bağlamda:

    1-İmar Kanunu’nun Ek 10. Maddesi uyarınca, kanunun yürürlüğe günden itibaren kaç il ve ilçede imar planına Cemevi yeri ayrılmıştır? İl ve ilçe bazında dağılım nedir?

    2-İmar planlarında yer ayrılmış olmasına rağmen, başka amaçla tahsis edilen veya kullanım amacına aykırı hale getirilen Cemevi alanı var mıdır? Varsa sayısı kaçtır?

    3-7421 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği günden itibaren yaklaşık 3 yıl geçmiştir. Buna istinaden mülkî idare amirleri tarafından reddedilen Cemevi yapım başvurusu var mıdır? Varsa red gerekçeleri nelerdir?

    4-7421 sayılı Kanun ile getirilen Cemevlerinin yapımı ile ilgili madde hükmü hem Büyükşehir Belediyesi hem İl özel İdaresi hem de Belediye Kanunu’nda yer almasına rağmen, keyfi olarak bu görevi yerine getirmeyen Belediyeler hakkında herhangi bir yaptırım uygulanacak mıdır?

    5-Cemevleri için ayrılan alanların tahsis ve yapım süreçlerinin hızlandırılması amacıyla Bakanlığınızca yürütülen özel bir çalışma var mıdır?

    6-Uygulamada ortaya çıkan keyfi engellemelerin önlenmesi ve eşit yurttaşlık ilkesinin hayata geçirilmesi için “mülki idare amirinin izni” şartının kaldırılması yönünde bir mevzuat değişikliği planlanmakta mıdır?

  • Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı 

    Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı 

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. 

    Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde işkence ve kötü muameleye karşı tutuklular açlık grevine başlamıştı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlallerini Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “SİSTEMATİK KÖTÜ MUAMELE İDDİALARI HUKUK DEVLETİ İLKELERİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Ömer Cuma Salih’in avukatına sistematik işkence ve kötü muamele rejiminin sürdüğünü anlattığını belirten Ayten Kordu, “Salih, üst araması bahanesiyle ayaklarına sopa ile vurulduğunu, kolunun çevrilerek tekli bir hücrede saatlerce tutulduğunu aktarmıştır. Cezaevi personelinin “Süreç dışarıda var, burada yok” gibi hukuk dışı beyanları, cezaevlerinde yargı ve hukuk normlarının askıya alındığını açıkça ortaya koymaktadır.

    Bu olay, Elazığ 2 No’lu Cezaevi’nde uzun süredir dile getirilen ve giderek artan hak ihlallerinin yalnızca bir örneğidir. Tutukluların aktardığına göre: koğuşlara gece saatlerinde baskınlar düzenlenmekte, eşyalar dağıtılmakta, fiziksel şiddet ve sözlü tehditler sıklaşmakta, tahliyesi gelmiş tutuklular, keyfi gerekçelerle salıverilmemekte, hasta tutuklular aylarca hastaneye sevk edilmemekte, sosyal ve kültürel etkinliklerden siyasi tutuklular dışlanmakta, tutuklular, tahliye koşulu olarak başka koğuşlara geçmeye zorlanmakta ve bu insanlık dışı uygulamalara itiraz edenler disiplin cezalarıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

    Bu nedenlerle tutuklular dönüşümlü olarak 3’erli gruplar halinde açlık grevine başlamıştır. Açlık grevi, son çare olarak başvurulan bir protesto biçimi olup, cezaevindeki hak ihlallerinin ne denli vahim olduğunu gözler önüne sermektedir. Kamuoyuna yansıyan bu sistematik kötü muamele, tecrit ve işkence iddiaları, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi uluslararası sözleşmelere de aykırıdır” dedi.

    “İŞKENCE İDDİALARINA İLİŞKİN BAKANLIĞINIZCA BİR İNCELEME BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Ayten Kordu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Elâzığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ömer Cuma Salih’in, 14 Temmuz 2025 tarihinde maruz kaldığı fiziksel şiddet ve işkence iddialarına ilişkin bakanlığınızca bir inceleme başlatılmış mıdır?

    -Söz konusu cezaevinde tutuklulara yönelik uygulandığı iddia edilen işkence ve kötü muameleyle ilgili bugüne kadar açılmış idari ya da adli bir soruşturma var mıdır? Varsa hangi aşamadadır?

    -Cezaevinde gece saatlerinde düzenlenen koğuş baskınları ve sürekli arama uygulamaları hangi gerekçelere dayandırılmaktadır?

    -Tahliyesi gelen siyasi tutuklularının, İdare ve Gözlem Kurulları salıverilmelerinin engellenmesi hangi kriterlere göre gerçekleşmektedir?

    -Elâzığ Cezaevi’nde hasta tutukluların hastaneye sevk taleplerinin aylarca karşılanmadığı iddiası araştırılmış mıdır? Halen hastaneye sevk bekleyen kaç hasta tutuklu bulunmaktadır?

    -Siyasi tutukluların sosyal, kültürel ve sanatsal etkinliklerden sistematik biçimde dışlandığı iddiası hakkında bakanlığınızın bilgisi var mıdır?

    -Tutukluların, tahliyeye zorlama koşulu olarak koğuş değiştirme dayatmasıyla karşılaştığı iddiaları tarafınızca araştırılmış mıdır?

    -Açlık grevine neden olan insan onuruna aykırı koşulların ve hak ihlallerinin ortadan kaldırılması amacıyla Adalet Bakanlığı tarafından işkence ve kötü muameleyi önleyici adımlar ve sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma olacak mıdır?

    PİRHA/ANKARA 

  • Malatya’daki Cemevi ve spor tesisi temelinin tahrip edilmesi Meclise taşındı

    Malatya’daki Cemevi ve spor tesisi temelinin tahrip edilmesi Meclise taşındı

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Yeşilyurt ilçesi İkizce Mahallesi’nde TOKİ tarafından yapımına başlanan Cemevi, kültür merkezi ve spor tesisinin temelinin tahrip edilmesini Meclis gündemine taşıyarak, “Devletin kontrolünde ve TOKİ sorumluluğunda olan bir inşaat sahasına zarar verilmesine neden engel olunmamıştır?” diye soru.

    Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı İkizce Mahallesi’nde Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından yapımına başlanan Cemevi, kültür merkezi, dernek binası ve spor tesisi projelerinin temelinin tahrip edilmesi Meclis gündemine taşındı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle verilen soru önergesind yaşanan tahribatın inanç özgürlüğü açısından Cemevi gibi önemli bir mekâna yönelik bir müdahale anlamı taşıdığı ve kamusal kaynaklarla başlayan bir projenin keyfi müdahalelerle kesintiye uğraması bakımından ciddi bir idari zaafiyet göstermekte olduğu vurgulandı.

    “GÜVENLİK VE MÜLKİYET ÖNLEMLERİNİN ALINMADIĞI BELİRTİLMEKTE”

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat’ın verdiği soru önergesi şöyle:

    “Malatya/Yeşilyurt ilçesi İkizce Mahallesi’nde, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından Haçova Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği ile Ataköy Spor Kulübü’nün de faydalanacağı şekilde yapımına başlanan Cemevi, kültür merkezi, dernek binası ve spor tesisi projelerinin temelinin, daha önce aynı araziyi Milli Emlak’tan kiraladığı iddia edilen şahıs ya da şahıslarca tahrip edildiği kamuoyuna yansımıştır.

    Dernek yetkilileri, bu projenin bakanlık nezdinde verilen sözler üzerine başlatıldığını, temel kazısı ve grobeton dökümü işlemleri tamamlanmışken, bir gece vakti tesise zarar verildiğini ve kamu zararının oluştuğunu ifade etmektedir. Yerel yöneticiler ise TOKİ ve Çevre Şehircilik yetkililerini önceden uyardıklarını, ancak buna rağmen gerekli güvenlik ve mülkiyet önlemlerinin alınmadığını belirtmektedir.

    Bu durum, hem inanç özgürlüğü açısından Cemevi gibi önemli bir mekâna yönelik bir müdahale anlamı taşımakta, hem de kamusal kaynaklarla başlayan bir projenin keyfi müdahalelerle kesintiye uğraması bakımından ciddi bir idari zaafiyet göstermektedir.

    “TAHRİBATI GERÇEKLEŞTİREN KİŞİLER HAKKINDA HERHANGİ BİR ADLİ İŞLEM BAŞLATILMIŞ MIDIR”

    1- Malatya/Yeşilyurt İlçesi İkizce Mahallesinde TOKİ tarafından başlatılan Cemevi, kültür merkezi ve spor tesisi projelerinin hukuki ve idari durumu nedir?

    2- Bahse konu alanın halen bir ya da birden fazla kişi tarafından Milli Emlak’tan kiralandığı doğru mudur?

    3- Devletin kontrolünde ve TOKİ sorumluluğunda olan bir inşaat sahasına zarar verilmesine neden engel olunmamıştır?

    4- Söz konusu tahribatı gerçekleştirdiği iddia edilen kişi ya da kişiler hakkında herhangi bir adli veya idari işlem başlatılmış mıdır?

    Bu olay, Alevi yurttaşların inanç mekânlarına yönelik kamu desteği sürecinin keyfi biçimde engellenmesi demektir. Haçova Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği ile Ataköy Spor Kulübü’nün bu tesisi kullanmasına dair verilen sözlerin yerine getirilmesi için Bakanlık olarak müdahil olmayacak mısınız?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya Pütürge’de uzun süredir sürdürülen Profolit madenciliği Meclis gündemine taşındı

    Malatya Pütürge’de uzun süredir sürdürülen Profolit madenciliği Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Pütürge ilçesinde uzun süredir sürdürülen Profolit madenciliği faaliyetleri hakkında TBMM’ye soru önergesi verdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Pütürge ilçesinde uzun süredir sürdürülen Profolit madenciliği faaliyetleri hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi verdi.

    “İNSAN VE HAYVAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE CİDDİ TEHDİTLERE NEDEN OLMAKTADIR”

    Profolit madenciliğinin geniş bir bölgede çevresel, tarımsal ve toplumsal dengeleri geri dönülmez şekilde tahrip ettiğini belirten Celal Fırat, ”57 sahada yürütülen madencilik faaliyetleri; doğa tahribatına, tarım ve hayvancılıkta gelir kaybına, insan ve hayvan sağlığı üzerinde ciddi tehditlere neden olmaktadır. Bilimsel çalışmalar, çıkarılan madenin içerdiği kimyasalların çevre ve canlı yaşamı üzerinde toksik etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Buna rağmen, ilgili şirketlerin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecine tabi tutulmadığı, Anayasa’nın 56. maddesi ve çevre mevzuatına rağmen denetim ve yaptırım mekanizmalarının işletilmediği iddia edilmektedir. Doğayı, halk sağlığını ve ekonomik yaşamı tehdit eden bu faaliyetler karşısında yetkili makamların sessizliği, kamu vicdanını derinden yaralamaktadır” dedi.

    “PÜTÜRGE’DE PROFOLİT MADENCİLİĞİ İLE İLGİLİ KAÇ BAŞVURU OLMUŞTUR”

    Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması için şu soruları sordu:

    -Malatya/Pütürge ilçesi ve çevresinde halen faal olan Profolit madeni sahaları hangi tarihlerde ruhsat verilmiştir?

    -Bu maden sahalarının hangileri hakkında ÇED süreci işletilmiş, hangileri muaf tutulmuştur? ÇED alınmadan faaliyet sürdüren sahalara ilişkin herhangi bir işlem yapılmış mıdır?

    -Madencilik faaliyetleri sonucu ortaya çıkan toz, atık ve kimyasal bileşenlerin halk sağlığı ve tarımsal üretim üzerindeki etki analizi Bakanlığınız tarafından yapılmış mıdır?

    -Malatya/Pütürge’de Profolit madenciliği ile ilgili Bakanlığa kaç başvuru olmuştur? Başvuru olmuşlar ise bunlar hakkında ne gibi bir işlem yürütülmüştür?

    -Maden ocakları nedeniyle zarar gören Mahalle/Köy yolları ve altyapının onarımına ilişkin herhangi çalışma yapılacak mıdır?

    -Bölgedeki arıcılık, hayvancılık ve kayısı üretimi gibi ekonomik faaliyetlerde yaşanan zararlar tespit edilmiş midir? Üreticilere bir destek programı uygulanmakta mıdır?

    -Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca, bölge halkının sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının korunması için Bakanlığınız ne gibi adımlar atacaktır?

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’de kayyım tarafından işten çıkartılan işçilerin durumunu Meclis gündemine taşındı

    Dersim’de kayyım tarafından işten çıkartılan işçilerin durumunu Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Dersim’de kayyım tarafından işten çıkartılan işçilerin durumunu Meclis gündemine taşıdı. Çiftyürek, “Tunceli Belediyesi’ne kayyum atandıktan sonra işten çıkarmaların gerekçeleri nelerdir?” diye sordu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Sinan Çiftyürek, Dersim’de kayyım tarafından işten çıkartılan işçilerin durumunu Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “İŞÇİLERİN, BASKI VE MOBBİNG UYGULAMLARINA MARUZ KALDIĞI İDDİA EDİLMEKTEDİR”

    Dersim Belediyesi’ne kayyım atandıktan sonra belediyede çalışan çok sayıda işçinin işten çıkarıldığını belirten Sinan Çiftyürek, “Bazı çalışanların görev yerlerinin değiştirildiği, baskı ve mobbing uygulamalarına maruz kaldığı iddia edilmektedir. İşlerine geri dönmek isteyen bazı belediye işçileri 25 Mart 2025 tarihinden bu yana her gün düzenli olarak Tunceli Merkez Yeraltı Çarşısı önünde basın açıklamaları ve protesto eylemleri gerçekleştirmektedir. İşçilerin eylemleri barışçıl nitelikte olup, yerel kamuoyundan da destek görmektedir” dedi.

    “KAYYUM ATANDIKTAN SONRA KAÇ BELEDİYE İŞÇİSİNİN İŞ AKDİ FESHEDİLMİŞTİR”

    Çiftyürek, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Tunceli Belediyesi’ne kayyum atandıktan sonra kaç belediye işçisinin iş akdi feshedilmiştir? Bu işten çıkarmaların gerekçeleri nelerdir?

    -İşten çıkarılan işçilerin kaçı kadrolu, kaçı sözleşmeli veya taşeron işçi statüsündedir?

    -İş akdi feshedilen işçilerin sendikal üyelikleri ve siyasi düşünceleri nedeniyle hedef alındığı iddiaları bakanlığınızca araştırılmış mıdır?

    -Hak kaybına uğrayan işçilerin sorunlarının çözümü ve işten çıkarmaların son bulması için bakanlığınız tarafından herhangi bir çalışma yapılmış mıdır?

    -Kayyum atanması sonrası Tunceli Belediyesi’ne toplam kaç işçi alınmıştır?

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu, Dersim’in Tîlek köyündeki sorunları Meclis gündemine taşıdı

    Ayten Kordu, Dersim’in Tîlek köyündeki sorunları Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununa ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kordu, “Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununu Meclis gündemine taşıyarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “BÖLGE HALKININ YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLMEKTEDİR”

    Dersim’in Türkiye’nin yakın tarihinde zorunlu köy boşaltmalarının en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi olduğunu belirten Ayten Kordu, “OHAL döneminde, Kasım 1997 tarihli valilik raporuna göre yalnızca Dersim’de 1994 yılında 183 köy, 823 mezra ve 8.439 hane boşaltılmış, yaklaşık 42 bine yakın yurttaş yerinden edilmiştir. Bu kapsamda 1994 yılında boşaltılan köylerden birisi olan Tîlek (Yoğunçam) köyüne 2010 yılında kısmi geri dönüşler başlamış; ancak aradan geçen 14 yıla rağmen köyün başta elektrik olmak üzere, yol ve su gibi temel altyapı hizmetleri sağlanmamış ve yurttaşların tüm başvuruları cevapsız bırakılmıştır. Zamanla köy yollarının yarılması, elektrik hatlarının çekilmemesi ve içme suyu altyapısının bulunmaması hem bölge halkının yaşam hakkını hem de kırsal nüfusun yerinde kalkınması ilkesini doğrudan ihlal etmektedir” dedi.

    “DEVLETİN, TÜM YURTTAŞLAR EŞİT KAMU HİZMETİ SUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR”

    Tîlek köyünde yaşayanların kendi imkânlarıyla yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıklarını ifade eden Kordu, “Buna karşın yetkililerin gerekli altyapı çalışmalarını başlatmaması veya programlara alınan projelerin ihalesini dahi yapmaması kamu hizmeti sorumluluğunun açıkça ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda Dersim Ovacık’ta Yakatarla, Aktaş, Ağaçpınar, Işıkvuran, Molaaliler, Gölbaşı mezrası, Cevizlidere, Karataş, Garip uşağı, Doludibek, Haçeli bali mezrası, Havaçor (Yeni Konak) ve Tilek (Yoğunçam) Köyleri halen elektrik olmayan köy ve mezralardan bazılarıdır. Devletin tüm yurttaşlara eşit ve erişilebilir kamu hizmeti sunma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bölge halkının talepleri yalnızca temel yaşam hizmetlerine erişim olup, bu hizmetlerin sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu bağlamda, Dersim’in Ovacık ilçesi köy ve mezralarında yaşanan elektrik sorununun sebepleri, alınan ya da alınması planlanan tedbirler ile kamu hizmeti yükümlülüğünün neden yerine getirilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.

    “TÎLEK KÖYÜNÜN ELEKTRİK ALTYAPISI NEDEN HALEN SAĞLANMADI”

    Ayten Kordu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Dersim ili Ovacık ilçesi Tîlek (Yoğunçam) köyünün elektrik altyapısı neden halen sağlanmamış, programa alındığı halde ihalesi neden gerçekleştirilmemiştir?

    -Bahse konu köyün elektrik altyapısı hangi yıl yatırım programına alınmıştır? Alındıysa bugüne kadar neden ihale süreci başlatılamamıştır? Sürecin gecikme gerekçesi nedir?

    -Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir? Bu yanıtlar kamuoyuyla paylaşılabilir mi?

    -Tîlek köyüne elektrik hizmetinin sağlanması için Bakanlığınızca belirlenen bir takvim, bütçe veya proje mevcut mudur? Mevcut ise detayları nelerdir?

    -Tîlek köyü ve benzeri geri dönüş köylerinde elektrik hizmeti sunulması sürecinde karşılaşılan başlıca idari, teknik ve mali engeller nelerdir? Bu engellerin aşılması için Bakanlığınız tarafından alınması planlanan önlemler nelerdir?

    -Dersim genelinde elektrik altyapısı eksik olan köy ve mezraların sayısı kaçtır? Bu yerleşim yerlerinin elektrik hizmetiyle buluşturulması için Bakanlığınızca yürütülen özel bir çalışma veya planlama bulunmakta mıdır?

    -Elektrik hizmetinin sağlanmadığı köylerde yaşayan yurttaşların mağduriyetlerinin giderilmesi ve üretim faaliyetlerinin sürdürülebilmesi amacıyla Bakanlığınızın taşınabilir enerji çözümleri (güneş enerjisi sistemleri vb.) sağlama veya destekleme yönünde herhangi bir çalışması bulunmakta mıdır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’in Tîlek köyünün sorunları yıllardır çözülmüyor: Yetkililerden hizmet bekliyoruz-VİDEO

  • Ayten Kordu, Dersim’de yapılması planlanan pomza kum ocağı projesi için soru önergesi verdi

    Ayten Kordu, Dersim’de yapılması planlanan pomza kum ocağı projesi için soru önergesi verdi

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Pertek ilçesinde yapılmak istenen pomza kum ocağı projesine ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kordu, “Projenin, bölgedeki orman alanları, su kaynakları, tarım ve hayvancılık faaliyetleri üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler konusunda bakanlığınızın hazırladığı bir risk analizi bulunmakta mıdır?” diye sordu.

    Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması da köylüler tarafından tepki gösteriliyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de yapılmak istenen pomza kum ocağı projesine ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “KÖYLÜLER, PROJEYE RIZA VERMEMEKTEDİR”

    Dersim’in Hozat ve Pertek ilçeleri arasında yer alan Sekasur bölgesinde Arven Doğu Yapı adlı özel bir şirket tarafından açılması planlanan pomza kum ocağı projesinin ciddi bir toplumsal tepkiyle karşılandığını ifade eden Ayten Kordu, “Sekasur Doğa ve Çevre Platformu öncülüğünde düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamalarıyla köylüler, çevre gönüllüleri ve sivil toplum örgütleri, projeye karşı rıza vermediklerini ve doğalarına, yaşam alanlarına sahip çıkma kararlılıklarını açıkça ifade etmişlerdir” diye belirtti.

    “PROJENİN YAPILACAĞI YER AYNI ZAMANDA TOPLUMSAL TRAVMALARIN YAŞANDIĞI BİR BÖLGEDİR”

    Yapılmak istenen pomza kum ocağı projesinin aynı zamanda tarihsel belleğe de zarar verme riski taşıdığını belirten Kordu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Sekasur, 1937-38 Dersim Tertelesi’nde Ağuçan Ocağı’ndan onlarca insanın katledildiği ve toplu mezarların bulunduğu bir hafıza mekânı olup, bu yönüyle toplumsal travmaların ve tarihsel acıların da yaşandığı kutsal bir bölgedir. Maden çalışmalarıyla birlikte bölgenin temel geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığın ciddi şekilde sekteye uğrayacağı, su kaynaklarının ve ormanlık alanların zarar göreceği yönünde kaygılar bulunmaktadır. Bölgenin ekolojik dengesi, biyolojik çeşitliliği ve endemik türleri için de ciddi tehdit oluşturan bu proje, halkın onayı ve rızası olmadan ilerletilmek istenmektedir.”

    “POMZA KUM OCAĞINA İLİŞKİN ÇED RAPORU HAZIRLANMIŞ MIDIR?

    Ayten Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “-Sekasur bölgesinde Arven Doğu Yapı tarafından açılması planlanan pomza kum ocağına ilişkin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) raporu hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa, raporun içeriği kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?

    -Söz konusu proje için yöre halkının ve yerel yönetimlerin görüş ve onayı alınmış mıdır? Bölge halkının itirazları resmi olarak değerlendirilmiş midir?

    -Projenin, bölgedeki orman alanları, su kaynakları, tarım ve hayvancılık faaliyetleri üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler konusunda bakanlığınızın hazırladığı bir risk analizi bulunmakta mıdır?

    -Sekasur’un ekolojik çeşitliliği ve bölge faunasına yönelik olası tahribat konusunda herhangi bir bilimsel değerlendirme ya da uzman raporu hazırlanmış mıdır?

    -Söz konusu maden sahası, 1937-38 Dersim Tertelesi’nde katliamların yaşandığı tarihsel hafıza mekânları arasında yer almakta mıdır? Bu bölgenin tarihsel ve kültürel sit alanı ilan edilmesine yönelik bir çalışma planlanmakta mıdır?

    -Proje faaliyetlerinin başlaması halinde bölgede yaşayan yurttaşların geçim kaynakları ve yaşam alanlarının korunması için herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapılmış mıdır?

    -Kamuoyunda ve basında dile getirilen çevre ve yaşam hakkı ihlali iddiaları üzerine Bakanlığınız tarafından herhangi bir inceleme veya denetim başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa sonuçları nelerdir?

    -Dersim genelinde son beş yıl içinde verilen maden ruhsatı sayısı kaçtır? Bu ruhsatların türleri, şirketleri ve bulunduğu alanlar nelerdir? Bunların ne kadarı aktif durumdadır?

    -Söz konusu projenin bölgedeki endemik bitki türleri, yaban hayatı ve su havzalarına yönelik olası zararları dikkate alınarak herhangi bir alternatif proje ya da koruma planı geliştirilmiş midir?

    -Bakanlığınızın Dersim’de ve özellikle Sekasur bölgesinde doğayı ve yaşam alanlarını koruma, ekolojik dengeyi gözetme yönünde almayı planladığı somut tedbirler nelerdir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Celal Fırat, Murat Kurum’a, Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen maden projesini sordu

    Celal Fırat, Murat Kurum’a, Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen maden projesini sordu

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas’ın Zara ilçesinin Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen selestit maden projesi hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişkiliği Bakanlığı’na cevaplandırması için soru önergesi verdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde, Barit Maden Türk Anonim Şirketi tarafından yapılması düşünülen selestit madeni için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na cevaplandırılması için soru önergesi sundu.

    Fırat, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir kararının verilme gerekçesini sorarak, söz konusu olası bir maden projesinde köyde yaşayan halkın yaşam alanları, inançsal değerlerinin tehdit altında kalacağı belirtildi.

    Konuyla ilgili olarak DEM Parti Milletvekili Fırat, Murat Kurum tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğünün 96 ve 99’uncu maddeleri uyarınca cevaplandırılmasını istedi.

    KUTSAL ALANLAR DA RİSK ALTINDA

    Yapılması düşünülen maden projesinin olası sonuçlarını dile getiren Fırat, kutsal sayılan Seyid Baba Kasım Ziyareti’nin de etkileneceğini ifade ederek şunları aktardı:

    “Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde, BARİT Maden Türk A.Ş. tarafından kurulmak istenen selestit (stronsiyum tuzu) madeni projesi, köy halkının yaşam alanlarını, ekolojik sistemi ve inançsal değerlerini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Proje alanı, halkın kutsal saydığı Seyid Kasım Baba Ziyaret alanı ile birlikte tarım ve mera arazilerini, endemik bitki örtüsünü, nadir yaban hayvanlarını ve bölgenin geçim kaynakları olan yaylacılık ve arıcılığı doğrudan etkilemektedir.”

    “150 BİN AĞACI BARINDIRAN ORMAN ZARAR GÖRECEKTİR”

    Doğal alanı olan  köyde vaşak, tavşanın yanı sıra endemik bitkilerin de tehdit altında kaldığına işaret eden Fırat, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından projeye dair verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı, bölge halkının itirazları sonucu yargıya taşınmış ve süreç Sivas İdare Mahkemesi’nde devam etmektedir. Henüz keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmayan dava süreci devam ederken, köylüler ve uzmanlar, maden faaliyetlerinin hem doğal yapıya hem de Alevi inanç kültürüne telafisi mümkün olmayan zararlar vereceğini ifade etmektedir. Söz konusu proje kapsamında; ziyaret alanı olarak kabul edilen Seyid Kasım Baba ve çevresindeki Beyaz Göz, Mavi Göz, Kırık Ayna ve Sessiz Dil gölleri tehdit altındadır. Ayrıca, 150.000 ağacı barındıran doğal orman zarar görecektir. Yine Arap tavşanı ve vaşak gibi nesli tehlike altındaki türlerin yaşam alanı yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu gibi ikiçiçekli safran endemik bitkileri zarar görecek, yüzyıllardır sürdürülen yaylacılık ve geleneksel arıcılık faaliyetleri sona erecektir” diye ifade etti.

    BÖLGE HALKI BİLGİLENDİRİLMİŞ MİDİR?

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “- Sivas/Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde yapılmak istenen maden projesine “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmesinin gerekçesi nedir?

    -Bölge halkının kutsal saydığı Seyid Kasım Baba ziyaret alanına yaşatılacak etkileri için bölge halkı bilgilendirme toplantısı yapılmış mıdır? Görüşleri alınmış mıdır?

    -Proje sahasında bulunan Seyid Kasım Baba ziyaret alanı ve “Can Gölleri’nin kültürel ve inançsal değerleri neden Bakanlığınızca yok sayılmaktadır?

    – Projenin başlatılması halinde, endemik bitki türlerinin, ormanlık alanın, nadir yaban hayvanlarının zarar görmemesi ve tarım hayvancılık alanlarının sosyoekonomik etkilerine ilişkin herhangi bir tedbir düşünülmüş müdür?

    – Bakanlığınız, doğal çevreyi ve kutsal mekanları zarara uğratacak bu projeyi iptal ederek yerine bölgenin doğal ve kültürel sit alanı ilan edilmesi yönünde bir çalışması olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Perihan Koca cezaevlerindeki kötü muameleyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    Milletvekili Perihan Koca cezaevlerindeki kötü muameleyi Bakan Yerlikaya’ya sordu

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, protestolarda yaşanan işkence ve cezaevlerindeki kötü muameleye dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soru önergesi vererek, “Protestolarda şu ana dek tutuklanan yurttaşlarımıza yönelik işkence ve cinsel taciz iddiaları ile ilgili bakanlığınızın bir incelemesi var mıdır?” diyerek yanıtlanmasını istedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, ülke genelinde yapılan protestolarda tutuklanan yurttaşların yaşadığı hak ihallerine ilişkin soru önergesi verdi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya‘nın cevaplaması istemiyle verilen soru önergesinde polis şiddetine, gözaltı sürecinde yaşanan hukuksuzluklara ve cezaevinde yaşanan hak ihlallerine değinildi.

    CEZAEVLERİNDE KÖTÜ MUAMELE

    Yapılan protestolarda 301 kişinin tutuklandığını hatırlatan Perihan Koca, bu yurttaşların gözaltındayken darp edildiğini, işkenceye maruz kaldığını, ters kelepçeyle saatlerce bekletildiğini ve nakledildikleri cezaevlerinde de kötü muameleye maruz kaldıklarını kaydetti.

    Perihan Koca, cezaevlerinde yaşanan kötü muameleye ilişkin şunları ifade etti:

    “Cezaevlerinde yeterli yatak bulunmamasından ötürü tutukluların yerlerde battaniyelerde yattıkları, cinayet zanlıları ile aynı koğuşları paylaştıkları ve koğuşlarda adli tutuklular tarafından baskı gördükleri ifade edilmiştir. Gittikleri eylemlerden gözaltına alınan yurttaşların cezaevine yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle gönderildikleri, yakınlarının göndermek istedikleri para, kıyafet ve kitapların bayram tatili gerekçe gösterilerek reddedildiği aktarılmıştır.

    Tutuklu yurttaşların tatil süresince tek öğünle beslendikleri ifade edilirken, yaklaşan sınavlar öncesi ders çalışmak için talep edilen kitapların da geri çevrildiği belirtilmiştir. Emniyette günlerce süren gözaltı süreçlerinde kadınların regl oldukları ancak ihtiyaç duydukları hijyenik pedin kendilerine verilmediği, günlerce hijyen ürünleri olmadan gözaltında kaldıkları aktarılırken darp sonrası kolundaki platini çıkan, kaburgası kırılan kimi yurttaşların hastaneye sevk edilmek yerine tutuklandıkları baro yetkilileri tarafından ifade edilmiştir. İzmir Menemen T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan yurttaşların da ayakta sayım dayatmasını kabul etmedikleri için infaz koruma memurlarının fiziksel şiddetine maruz kaldıkları avukat görüşmelerinde rapor edilmiştir.”

    Perihan Koca, bu bağlamda şu soruların yanıtlanmasını istedi:

    “-Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla başlayan protestolarda şu ana dek tutuklanan yurttaşlarımıza yönelik işkence ve cinsel taciz iddiaları ile ilgili bakanlığınızın bir incelemesi var mıdır? Bu bağlamda soruşturmaya tabi tutulan emniyet personeli var mıdır? Şu ana dek söz konusu iddialarla ilgili kaç emniyet personeline yönelik soruşturma başlatılmıştır?

    – Sokak ortasında, gözaltı ve cezaevi aşamasında işkence ve kötü muamele suçlarını işleyen kolluk kuvvetlerinin tespiti için herhangi bir tahkikat başlatılmış mıdır? Sokaklarda, gözaltı araçlarında, adliyelerde kask numarası bulunmayan ve tespit edilmemek için yüzünü kapatan kolluk kuvvetlerinin tespiti için herhangi bir tahkikat başlatılmış mıdır?

    19 Mart 2025 tarihinden itibaren yapılan protestolara polisin göz yaşartıcı kimyasal gaz ve tazyikli su kullanarak müdahale edildiği görülmüştür. Bakanlığınız, anayasal haklar olan gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan yurttaşlara karşı bu envanterin kullanılmasıyla ilgili emniyet müdürlüklerine herhangi bir yetki vermiş midir?”

    PİRHA/ ANKARA