PİRHA-Geçmişte her işi yapabildiklerini ancak şimdi yaşlandıklarını ve zorlandıklarını belirten Elif Yeşiltepe, “Kış hazırlıklarımızı organik yiyecekler yaparak sağlıyoruz. Şilan, salatalık gibi yiyecekler topluyor, reçel, konserve, turşu gibi ürünler yapıyoruz” dedi.
Dersim’in Mazgirt ilçesinin Mastan (Ortaharman) köyünde yaşayan Elif Yeşiltepe, köydeki yaşamını ve kış için yaptığı hazırlıkları PİRHA’ya anlattı.
“GEÇMİŞTE HER İŞİ YAPABİLİYORDUK ŞİMDİ YAŞLANDIK”
Geçmişte hem tarlaya, bağa, bahçeye gittiklerini hem de eve döndüklerinde ev işlerine ve çocuklara baktıklarını söyleyerek sözlerine başlayan Elif Yeşiltepe, “Çeşmeden su getirip ev temizliği, çocukların banyosu için kullanıyorduk. Çok zor günlerdi. Kar çok yağardı. O koşullarda evin bakımını yaptık, çocukları büyüttük. Geçmişte her işi yapabiliyorduk şimdi yaşlandık, zorlanıyoruz. Çöp konteyneri çok uzak, yollar kötü, ambulans bile köyümüze gelemiyor. Buna bir çare bulsunlar” diye ifade etti.
“KIŞ HAZIRLIKLARIMIZI ORGANİK YİYECEKLER YAPARAK SAĞLIYORUZ”
Bostanlarında her türlü sebzeyi ürettiklerini dile getiren Yeşiltepe, “Kış hazırlıklarımızı organik yiyecekler yaparak sağlıyoruz. Şilan, salatalık gibi yiyecekler topluyor, reçel, konserve, turşu gibi ürünler yapıyoruz. Patile, zırvet yapıyoruz, komşularımızla ortaklaşa iş yapıyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA-Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı. Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar olduğunu belirten yaylacılar, “Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.
Hayvancılık yaparak geçimini sağlayan Kültür ve Kala ailesi, Dersim’in Pertek ilçesinin Avşeker köyünden Pülümür’ün üç bin rakımlı Gurîk yaylasına çıktı.
Hayvancılık yapanlar yaylaya giderken evlerini, hayvanlarını, yiyeceklerini, giyeceklerini kısaca yaşamında ihtiyacı olan her şeyini kamyonlara koyarak yola çıkıyorlar ancak talepleri hiçbir şekilde karşılanmıyor.
Ajans olarak, Kala ve Kültür ailesinin bulunduğu yaylaya çıktık ve Bülent Kültür ve Murat Kala‘dan, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dinledik.
“HAYVANCILIK YAPANLARA SAHİP ÇIKAN KİMSE YOK”
Baba mesleğini devam ettirdiğini belirten Bülent Kültür, “5-6 ay köyümüzde kaldıktan sonra yaz sezonunda yaylaya geliyoruz. Ulaşım konusunda zorluklarımız var, yayla yolları iyi değil. Zaten şap hastalığı nedeniyle verimli bir yıl olmadı bizim için. Yaylalarda sürülerin fazla olması ve mera alanlarında ot azlığından dolayı eskiden aldığımız verimi alamıyoruz. Çoban konusunda sıkıntılarımız var çünkü çoban aylıkları çok yüksek. Hayvancılık yapanlara sahip çıkan kimse yok. Kendi başımızın çaresine bakıyoruz o yüzden kimseden bir talebimiz yok” dedi.
“EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”
2016 yılından itibaren hayvancılık yaptığını ifade eden Murat Kala, “Hayvancılık sektöründe şu anda çok ciddi sıkıntılar var. Meralarımız bize yeterli gelmiyor, hayvan sayısı fazla. Ulaşım konusunda sıkıntılarımız var, yaylaya çıkartılan bir araç 3 ay sonunda kullanılamaz hale geliyor. Üreticiler olarak peynir ve kuzu satımı yaparak geçiniyoruz. Ama şap ve çiçek hastalığından dolayı bu sene verim alamadık. Hastalıklardan dolayı ilaç fiyatları da üreticileri mağdur ediyor. 1-2 yıl öncesinde 100 TL’ye aldığımız ilaç şimdi 3000-4000 TL olmuş durumda. Aynı zamanda et fiyatları da tüketici de çok yüksek ama üreticiden çok düşük fiyata alınıyor. Bizden 370-380 TL’ye alınırken kasaplarda 800-900 TL’ye satılıyor. Et fiyatlarında olduğu gibi peynir fiyatlarında da sıkıntılar yaşıyoruz. Bizler üretenler olarak kendi emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Bu durumu biraz da ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik koşullar da etkiliyor. Diğer ülkelere baktığımız zaman hayvancılık yapanlara ciddi destekler veriliyor ancak bizim ülkemizde üreticiye destek verilmiyor” diye konuştu.
PİRHA- Son zamanlarda artan uyuşturucu ve çeteleşmenin altında sistemin olduğunu vurgulayan yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, “Dersimlilerin değerlerine hep birlikte sahip çıkması lazım. Bizim de sisteme karşı demokratik alanlarda mücadele etmemiz gerekiyor. Bu doğrultuda her mahallede demokratik alanda bir meclisleri oluşturmamız gerekiyor” dedi.
Dersim’de son zamanlarda uyuşturucu ve çeteleşme artarken, halk bu durum karşısında endişeli. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde 10 Temmuz’da ‘Uyuşturucuya, çeteleşmeye ve her türlü şiddete hayır diyoruz’ şiarıyla yürüyüş yapılmıştı.
Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ile kentte son zamanlarda artan uyuşturucu, çeteleşmeye ilişkin çözüm noktasında neleri yapılması gerektiği üzerine konuştuk.
“DERSİM, ZULÜMLER YAŞAMIŞ BİR COĞRAFYA”
Atalarının kendilerine yüklediği sorumluluk gereği Dersim coğrafyasını ekonomik, sosyal, kültürel, inançsal ve politik alanda kuşatmış olmaları gerektiğini vurgulayan Cevdet Konak, “Dersim zulümler yaşamış bir coğrafya. 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde katliamlar, soykırımlar, baskılar, olağanüstü haller, köy boşaltmalar gibi birçok olayla sistem özel savaş araçlarını devreye koyarak Dersim’de her türlü asimilasyonu yaratmış. 1937’de Dersim eyaletinin nüfusu 110 bin bugün ise Dersim’in nüfusu 93 bin. Sistem tarafından uygulanan politikalardan dolayı sürekli göç veren bir coğrafyayız” diye belirtti.
“EN ZOR DÖNEMLERDE BİLE DERSİMLİLER ASİMİLASYONA VE YOZLAŞMAYA İZİN VERMEDİ”
En zor dönemlerde dahi değerlerine ve coğrafyanın kutsallığına inanan her Dersimli ve Dersim dostunun asimilasyona ve yozlaşmaya izin vermediğini belirten Cevdet Konak, “Çünkü toprağının kutsallığına inanan bir halk olarak kimseye haksızlık yapmamış ama kendisine yapılan haksızlara karşı da direnip boyun eğmemiş. 1970’li yıllara kadar süreç farklı ama 1970’li yıllarda devrimci mücadelenin gelişmesi ve büyümesi, 1980’lere doğru da yurtsever yapının güçlenmesi Dersim’de yeni bir dönemin başlangıcı olmuş. Biz de bu geleneği devam ettirenlerin kuşağıyız” diye ifade etti.
“SON 5-6 YILDA İÇİMİZİ SIZLATAN BİR ÇOK OLAY YAŞANDI”
2016-2017 yıllarına kadar Dersim’de uyuşturucu ve çeteleşmenin sadece binde birinin yaşandığını söyleyen Cevdet Konak, “Eskiden bir çözüm gücü vardı. Özel mülkiyette yaşanan sorunlara, köyler arasındaki çelişkilere müdahale edilirdi ve birlik ile beraberlik içerisinde sorunlar çözülürdü. Eskiden gençlerin kendisine bir güveni vardı. Gençlerin elinde Lenin’in ilkeleri, bir Marksist-Leninist’in toplu yazıları, diyalektik ve materyalizm kitapları vardı. Bu anlamda hem siyasal anlamda kendisini geliştirirdi hem de kendisi değiştiği gibi toplumu da değişme ve dönüşüme zorlardı. Ama son 5-6 yıldır içimizi sızlatan birçok olay yaşandı. Baskılarla, olağanüstü hallerle, göç ettirmeyle bölgeyi asimile edemeyen sistem bu süreçte de Dersim’i pazar olarak seçmiş” dedi.
“ZAMANINDA DOĞRU MÜDAHALELERDE BULUNMADIK”
Dersim’de bağımlılık oranının %35-40 olduğunu ifade eden Cevdet Konak, “Ama biz buna karşı demokratik alanda ne yapıyoruz? Bizim de ciddi bir eksikliğimiz var. Biz zamanında doğru müdahalelerde bulunmadık. Aileler huzursuz, tedirgin, panik içerisinde. Onlarca aileyle karşılaştığımızda gözyaşı dökerek çocuğunu kurtarmak istediğini ifade ediyor. Ama bazı kesimler tarafından da gençlerimiz kutuplaştırılıp, gruplar haline getirilmiş. Bütün gençler açısından söylemiyorum ama bazıları da kendisini bazı bağımlılık araçları üzerinde var etmeye çalışıyor. Ama oturup konuştuğumuzda eksik ve hatalarını kabul eden ve bu yönde yanlış hareket ettiğini söyleyen gençlerimiz de var. Yani Dersim gençliği konuşulup, anlatıldığı zaman ikna edilebilecek yapıdadır. Ama bazı gençlerimiz metropol kentlere gidip Dersim’e döndüğünde kendisinde olumlu ve olumsuz yönde değişiklikler oluyor. Metropol kentlerde edindiği kötü alışkanlıkları kendisiyle beraber Dersim’e getiriyor. Uyuşturucu sadece Dersim’in değil ülkenin genel sorunu. Ancak Dersim’de bu sorunlara bir an önce müdahale edilmesi noktasında halkımızın da çağrısı var” diye belirtti.
“HER MAHALLEDE DEMOKRATİK ALANDA SAVUNMA GÜCÜ OLUŞTURMAMIZ GEREKİYOR”
Yakın zamanda gecikmiş olsa da uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı bir eylem yapıldığını söyleyen Konak, şunları dile getirdi:
“Yapılan açıklamada gençlere çağrılar yapıldı. Dersim’de yaşayan veya Dersimli olup diasporada yaşayan Dersimlilerin değerlerine hep birlikte sahip çıkması lazım. Yoksa sistem her dönem buranın kültürüne, diline, kimliğine yönelik yönelimlerde bulunmuş. Dolayısıyla bizim de sisteme karşı demokratik alanlarda mücadele etmemiz gerekiyor. Bağımlılığa karşı hep birlikte nasıl mücadele ederiz? Bunun da yöntemleri ve araçları var. Birebir bizim aileleri tespit edip ailelerle görüşme yapmamız gerekiyor. Her mahallede, her caddede, her sokakta oturan halkımızla bir araya gelmemiz gerekiyor. Bu doğrultuda her mahallede demokratik alanda bir savunma gücü oluşturmamız gerekiyor. Bunun yolu yöntemi de meclislerin bir an önce oluşmasıdır. Meclislerin içerisinde sadece belirli siyasi çevrelerin olması yeterli değil. Meclislerin içerisinde kanaat önderlerimiz, pirlerimiz, mahalle muhtarları ve ailelerin de olması gerekiyor. Çünkü arka sokakta olup biteni bilemiyorsun, göremiyorsun.
Evet bir karşı çıkış var ama şu anda bu yeterli değil. Bizim bunu hızlı bir şekilde kısa, orta, uzun vadede planlamalar yaparak gerçekleştirmemiz gerekiyor. Uyuşturucuyla ve bağımlılıkla mücadele edecek alanlar yaratmamız gerekiyor. Sistemin saldırılarına karşı toplumsal bir gücü örgütlememiz gerekiyor. Yoksa ani yürüyüşler ile çıkışlar, arada bir bunları tartışmak bu soruna çözüm getirmeyecektir. Bizim her gün bu mevcut süreci takip ederek bağımlılığın her çeşidine, her türüne karşı mücadeleyi daha da büyütmemiz gerekiyor. Hatta değerlerimizi yıpratan ama çağrılara uyum sağlamayan, halen bu bağımlılık noktasında gençlerimizi kendisine pazar olarak kullanan bireylerin de teşhir edilmesi gerekiyor.”
“DERSİM’E UYUŞTURUCU VE SİLAHLAR UZAYDAN GİRİŞ YAPMIYOR”
Dersim’in her tarafında kontrol noktaları ve mobese kameralarının olduğuna dikkat çeken Konak, “Dolayısıyla basın açıklamalarına gelen kolluk güçleri bu noktalarda da gerekli denetimi sağlamalılar. Dersim’de kişi başına bir asker, polis düşüyor. Nereden geliyor o zaman uyuşturucu ve silahlar herhalde uzaydan buraya giriş yapmıyor. Dolayısıyla bu coğrafyada kamu adına görev yapan herkesin kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekiyor” dedi.
“BU COĞRAFYAYA TÜM DERSİMLİLERİN BİRLİKTE SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”
Dersim’in her tarafında kefensiz toprağa düşenlerin izleri olduğunun altını çizen Konak, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“1937-1938 yıllarında katledilen atalarımızın bize miras olarak bıraktığı bu coğrafyaya tüm Dersimlerin birlikte sahip çıkması gerekiyor. Gençlerimize de çağrımız sorunlarını kurumlarıyla paylaşabilirler. Tüm demokratik kurumlarımızın ve siyasi partilerimizin kapıları gençlerimize açık. Gençlerimiz buralara gelip kendi sorunlarını tartışsınlar, birlikte ortak çözümler bulalım.”
PİRHA- Muş’ta hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, köylerindeki yaşam koşullarına değindi. Hayvancılığın kazandırdığını ama şartlarının zor olduğunu ifade eden Gülizar Tepe, yayla yollarının yapılmasını, ve sularının iyileştirilmesi gerektiğini söyledi.
Muş’un Varto ilçesinin Sofyan (Doğanca) köyünde hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Gülizar Tepe, hayvancılığın zorlukları, yaylada yaşadıkları sorunlar ve devletten taleplerini PİRHA’ya anlattı.
“YOLLARIMIZ KÖTÜ, SULARIMIZ KISITLI”
Hayvancılık yaptıkları bölgenin şartlarının zorluğuna dikkat çeken Gülizar Tepe, “Yollarımız kötü, sularımız kısıtlı ve hayvancılık yaptığımız için bir geleceğimiz yok. Hayvancılık yapanların sigortası yok. Şu anda çalışıyoruz ama yaşlanınca bize kim bakacak? Hayvancılık yapanların sosyal güvencesi olsaydı bizde yaşlanınca yararlanmak isterdik. Eşim, sigortasını kendisi yatırıp emekli oldu, ayda 10 bin TL maaş alıyor. Şap hastalığı için hayvanlara aşı yapılması gerekiyor, 150 hayvana en az 6-7 bin TL aşı parası vereceğiz. Eşimin emekli maaşının yarısı ilaçlara gidiyor, biz bir ay boyunca nasıl geçineceğiz” dedi.
“HAYVANCILIK KAZANDIRIYOR AMA ŞARTLARI ZOR”
Bir hafta sonra yaylaya çıkacaklarını ancak yayla yollarının çok kötü olduğunu da belirten Tepe, “Yayla yollarımızın yapılmasını, köylülere biraz destek çıkılmasını, sularımızın daha iyileştirilmesini istiyoruz. Yaylada çadırlarda kalıyoruz ancak dolu, yağmur ve fırtınada çoluk çocuğumuzla zor şartlar altında yaşıyoruz. Hayvancılık kazandırıyor ama şartları zor. İlaçlar çok pahalı, devlet ilaç fiyatları konusunda bizlere yardımcı olsun, yoksa birkaç yıla hayvancılık biter. İlkbahardan sonbahara kadar en az yirmi defa aşı yaptırıyoruz. Bize kaşıkla veriyorlar kepçeyle geri alıyorlar” diye konuştu.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununa ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Kordu, “Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir?” diye sordu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Ovacık ilçesinin Tîlek (Yoğunçam) köyündeki elektrik, su ve yol sorununu Meclis gündemine taşıyarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
“BÖLGE HALKININ YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLMEKTEDİR”
Dersim’in Türkiye’nin yakın tarihinde zorunlu köy boşaltmalarının en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi olduğunu belirten Ayten Kordu, “OHAL döneminde, Kasım 1997 tarihli valilik raporuna göre yalnızca Dersim’de 1994 yılında 183 köy, 823 mezra ve 8.439 hane boşaltılmış, yaklaşık 42 bine yakın yurttaş yerinden edilmiştir. Bu kapsamda 1994 yılında boşaltılan köylerden birisi olan Tîlek (Yoğunçam) köyüne 2010 yılında kısmi geri dönüşler başlamış; ancak aradan geçen 14 yıla rağmen köyün başta elektrik olmak üzere, yol ve su gibi temel altyapı hizmetleri sağlanmamış ve yurttaşların tüm başvuruları cevapsız bırakılmıştır. Zamanla köy yollarının yarılması, elektrik hatlarının çekilmemesi ve içme suyu altyapısının bulunmaması hem bölge halkının yaşam hakkını hem de kırsal nüfusun yerinde kalkınması ilkesini doğrudan ihlal etmektedir” dedi.
“DEVLETİN, TÜM YURTTAŞLAR EŞİT KAMU HİZMETİ SUNMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ VAR”
Tîlek köyünde yaşayanların kendi imkânlarıyla yaşamlarını idame ettirmeye çalıştıklarını ifade eden Kordu, “Buna karşın yetkililerin gerekli altyapı çalışmalarını başlatmaması veya programlara alınan projelerin ihalesini dahi yapmaması kamu hizmeti sorumluluğunun açıkça ihmal edilmesi anlamına gelmektedir. Bu anlamda Dersim Ovacık’ta Yakatarla, Aktaş, Ağaçpınar, Işıkvuran, Molaaliler, Gölbaşı mezrası, Cevizlidere, Karataş, Garip uşağı, Doludibek, Haçeli bali mezrası, Havaçor (Yeni Konak) ve Tilek (Yoğunçam) Köyleri halen elektrik olmayan köy ve mezralardan bazılarıdır. Devletin tüm yurttaşlara eşit ve erişilebilir kamu hizmeti sunma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bölge halkının talepleri yalnızca temel yaşam hizmetlerine erişim olup, bu hizmetlerin sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu bağlamda, Dersim’in Ovacık ilçesi köy ve mezralarında yaşanan elektrik sorununun sebepleri, alınan ya da alınması planlanan tedbirler ile kamu hizmeti yükümlülüğünün neden yerine getirilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir” diye konuştu.
“TÎLEK KÖYÜNÜN ELEKTRİK ALTYAPISI NEDEN HALEN SAĞLANMADI”
Ayten Kordu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:
-Dersim ili Ovacık ilçesi Tîlek (Yoğunçam) köyünün elektrik altyapısı neden halen sağlanmamış, programa alındığı halde ihalesi neden gerçekleştirilmemiştir?
-Bahse konu köyün elektrik altyapısı hangi yıl yatırım programına alınmıştır? Alındıysa bugüne kadar neden ihale süreci başlatılamamıştır? Sürecin gecikme gerekçesi nedir?
-Yetkililer tarafından köy halkının verdiği dilekçelere ve başvurulara bugüne kadar hangi resmi yanıtlar verilmiştir? Bu yanıtlar kamuoyuyla paylaşılabilir mi?
-Tîlek köyüne elektrik hizmetinin sağlanması için Bakanlığınızca belirlenen bir takvim, bütçe veya proje mevcut mudur? Mevcut ise detayları nelerdir?
-Tîlek köyü ve benzeri geri dönüş köylerinde elektrik hizmeti sunulması sürecinde karşılaşılan başlıca idari, teknik ve mali engeller nelerdir? Bu engellerin aşılması için Bakanlığınız tarafından alınması planlanan önlemler nelerdir?
-Dersim genelinde elektrik altyapısı eksik olan köy ve mezraların sayısı kaçtır? Bu yerleşim yerlerinin elektrik hizmetiyle buluşturulması için Bakanlığınızca yürütülen özel bir çalışma veya planlama bulunmakta mıdır?
-Elektrik hizmetinin sağlanmadığı köylerde yaşayan yurttaşların mağduriyetlerinin giderilmesi ve üretim faaliyetlerinin sürdürülebilmesi amacıyla Bakanlığınızın taşınabilir enerji çözümleri (güneş enerjisi sistemleri vb.) sağlama veya destekleme yönünde herhangi bir çalışması bulunmakta mıdır?
PİRHA-Dersim’de 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, “Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise taşıma ücretleri çok pahalı olduğu için yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Şu anda peynir fiyatları ucuz, geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” dedi.
Yurttaşın alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de yurttaşlar geçinemiyor. Hem kentte hem de köyde yaşayan yurttaşlar her gün yeni zamlarla güne uyanıyor. Köylerde artık yurttaşlar tarla ekmek de, hayvanlara yem almak da bile zorlanıyor.
Dersim’in Hozat ilçesinin Peyik (Çağlarca) köyünün Sımılke (Sütlüce) mezrasında yaşayan ve 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, yaşadıkları sorunları ve taleplerini PİRHA’ya anlattı.
“ARTIK HAYVANLARIMI SATMAYI DÜŞÜNÜYORUM”
25 yıldır hayvancılık yaptığını ancak artık hayvanlarını satmayı düşündüğünü belirten Şahadet Karakaya, “Eskisi gibi aileler kalabalık olmadığı için artık çoban tutup hayvancılık yapabiliyoruz ancak çobanların maliyetleri de çok yüksek. Bu sene hayvanlarımızı satmayı düşünüyorduk. Hayvancılığı insanı olanlar yapar sürekli çoban ile olmuyor. Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Yaylalara giderken de para veriyoruz ve aynı zamanda taşıma ücretleri de çok pahalı. Bazı insanlar istediği yaylaya giderken bazı insanlar da istediği yaylaya gidemiyor bu konuda mağduriyet yaşıyoruz. Kim Tunceli Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği başkanına oy vermişse güzel yaylalara gönderiliyor, kötü yaylaları da kendisine oy vermeyenlere veriyor” dedi.
“PEYNİR FİYATININ DA ARTMASI LAZIM”
Hayvanlarına bu yıl 200 bin TL ilaç parası verdiğini söyleyen Karakaya, “Arpa, saman, ilaç pahalı, yaylalara giderken kamyonlar çok maliyetli. Şu anda peynir fiyatları ucuz. Geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Üreticiler en azından peynirin kilosunun 150 TL olmasını istediler ancak istenilen zam yapılmadı, tüccarlar birlik olup peynir fiyatlarının yükselmesine izin vermediler. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” diye konuştu.
PİRHA-6 Şubat depremlerinin üzerinden 2 yıl geçmiş olmasına karşın Maraş’ın Nurhak ilçesinde yurttaşlar hala konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor. Mecburen konteynerde yaşadıklarını belirten yurttaşlar, “Devlet bize yardım etmedi, depremi halktan bize gelen desteklerle atlattık. Depremin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra evlerin teslim edileceği söylendi ancak temelleri dahi atılmadı” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın yurttaşların sorunlar giderilmedi.
Maraş’ın Nurhak ilçesinde AFAD’ın konteynerinde kalan yurttaşlar, yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattı.
“MECBUREN KONTEYNERDE YAŞIYORUZ”
Mecburen konteynerde yaşadıklarını ifade eden Sultan Çadır, “Bize hiçbir yardım yapılmadı. Çaresizlikten bu tenekelerin içerisinde kaldık. Yardım için başvurduğumda sen emeklisin deniliyor bir şey verilmiyor. Devlet bizi görmüyor ki zaten” dedi.
“DEVLET BİZE YARDIM ETMEDİ”
Depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen zorluklar yaşamaya devam ettiklerini belirten Sultan Kartal, “Depremde bütün eşyalarımız gitti. Devlet bize yardım etmedi halk ile birlikte yardımlaştık. İmkanımız olmadığı için ev yapamadık, TOKİ’ye başvurduk ama daha bize bir şey çıkmadı” diye ifade etti.
“HALKTAN GELEN DESTEKLERLE DEPREMİ ATLATTIK”
6 Şubat depreminde çok zor bir süreç yaşadıklarını vurgulayan Meryem Karaca, şunları söyledi:
“Depremi halktan bize gelen desteklerle atlattık, halen zorluklar yaşıyoruz. İnsanlar şu anda devletten para almıyorlar ama konteynerlere para veriyorlar. TOKİ evlerinin 1. etabı sona erdi evler yapılmaya başlandı ancak 2. etap kuraları daha çekilmedi. İnsanlar ne kadar kira ödeyeceğini bilmeden boş kağıda imza attırıldı. Devletten 2 yıl geçmesine rağmen bir yardım gelmedi. Depremin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra evlerin teslim edileceği söylendi ancak temeller dahi henüz atılmadı. İnsanlar mecburiyetten konteynerde yaşıyor.”
PİRHA-6 Şubat depreminin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen mağduriyetlerinin devam ettiğini söyleyen Elbistanlı yurttaşlar, “Şehir merkezinde inşaatlar daha yeni başladı, sokakta tozdan yürüyemiyoruz. Elbistan’a hizmet gelmesini istiyoruz” diye belirtti.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın Maraş’ta sorunlar giderilmedi.
Depremden en çok etkilenen yerlerden birisi olan Maraş’ın Elbistan ilçesindeki yurttaşlara, yaşadıkları sorunları sorduk.
Ahmet Söylem, “Vatandaşın şu anda yapacağı bir şey yok. Elbistan Belediyesi’nin o kadar gücü yok o yüzden Elbistan’ı sadece devlet eski haline getirebilir” diye belirtti.
Konutlarının kendilerini verildiğini ancak mağduriyetlerinin sürdüğünü vurgulayan Fevzi Kirik, “TOKİ’den konutlarımız verildi ancak evlerinde içinde oturan yok ama biz doğalgaz faturası ve aidat ödüyoruz. İnsanlar sokakta gezerken çoğunlukla maske ile dolaşıyor. Tozun içerisinde yaşıyoruz” dedi.
“ESNAFLAR OLARAK ÇOK BÜYÜK SIKINTILAR YAŞIYORUZ”
6 Şubat depremlerinden bu yana Elbistan’da olduğunu ifade eden Ahmet Bozkurt, konuşmasında şunları söyledi:
“TOKİ’lerin ev yapmasıyla beraber konut sıkıntısı bir nebze de olsa çözüldü. Ancak halen şehir merkezinde esnaflar konteynerde hizmet veriyor. Şehir merkezini yapmaya çok geç başladılar ve o yüzden esnaflar olarak çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. İnsanlar şehir merkezine geliyor ama inşaatlar nedeniyle oluşan tozdan dolayı burada durmuyorlar.”
“ELBİSTAN’A HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”
Elbistan’da depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen hiçbir şey yapılmadığını belirten Selahattin Köker, “Şehir merkezinde inşaatlar daha yeni başladı, sokakta tozdan yürüyemiyoruz. Elbistan şu anda sahipsiz, siyasetçiler Elbistan ile ilgilenmiyor. Elbistan’a hizmet gelmesini istiyoruz” diye ifade etti.
Depremde iki evinin yıkıldığını ancak devletin kendisine ne vereceğini bilmediğini söyleyen İbrahim Doğan, “6 Şubat’ta yurtdışındaydım depremden 5 ay sonra Elbistan’a geldim ama halk şu anda perişan durumda. Köydeki evimde de hasar vardı ama bana hiçbir yardım yapılmadı, bende kendi gücümle evimi tamir ettim” diye konuştu.
PİRHA- 6 Şubat depremlerinin üzerinden 2 yıl geçmiş olmasına karşın yurttaşlar hala konteynerlerde yaşam mücadelesi veriyor. Konteynerde yaşamanın çok zor olduğunu belirten yurttaşlar, “Siyasetçiler konteynere gelip güzel laflar söylüyorlar ama gittikten sonra hiçbir şey olmuyor. Devleti yönetenlerden konteynerde yaşayan insanlara sahip çıkmalarını istiyoruz” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın Malatya’da eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.
Malatya’da CHP’li İzmir Güzelbahçe Belediyesi tarafından yapılan konteyner kentte yaşayan yurttaşlar, yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattı.
“KONTEYNERDE YAŞANMIYOR, BİR AN ÖNCE EVLERİMİZ YAPILSIN”
Fatma Alagöz, “Havalar çok soğuk, iki tane elektrikli soba aldım onlarda bozuldu. Konteynerde yaşamak çok zor” dedi.
Evinin yapılmasını istediğini belirten Hatun Korkmaz, “Konteynerde yaşanmıyor, kar yağarsa burada yaşayamayız. Konteynerde her gün bir şey bozuluyor” diye belirtti.
“DEVLET, KONTEYNERDE YAŞAYANLARA SAHİP ÇIKSIN”
Konteynerde yaşamanın çok zor olduğunu vurgulayan Fevziye Piro, şunları dile getirdi:
“Banyo yapmak işkence resmen sürekli elektrikler kesiliyor. Konteyner çok ufak kapısını açmadığımız zaman nefes alamıyoruz. Elektrikli ocakta yemek yaptığımız için ya yemek yanıyor ya da pişmiyor. Burada insanca yaşamı unuttuk, misafir ağırlayamıyoruz. Konteynerde kapılar çok güvenli olmadığı için tek kaldığımda korkuyorum. Devleti yönetenlerden konteynerde yaşayan insanlara sahip çıkmalarını istiyoruz.”
Büyük zorluklar içerisinde konteynerde yaşamaya çalıştıklarını belirten Ali Rıza Doğan, “Konteynerde yaşamak çok zor, içerisi çok dar olduğu için hareket edemiyorsun. Siyasetçiler konteynere gelip güzel laflar söylüyorlar ama gittikten sonra hiçbir şey olmuyor” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu’ndaki öğrencilere suyun yeteri kadar verilmediği, kaloriferlerin bazı günler gün boyunca yakılmadığı iddia edildi. Ayrıca yurt yolu boyunca aydınlatma sorunlarının olduğu da belirtildi.
Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı yurtlarda öğrencilerin yaşadıkları sorunlar bitmek bilmiyor. Dersim’de 2024-2025 eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte öğrenciler, yurtlardaki hijyen koşullarının sağlanmadığı için eylemler yapmıştı.
Dersim’de Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu A Blok’ta yemeklerden böcek çıktığı, öğrencilere suyun yeteri kadar verilmediği, kaloriferlerin bazı günler hiç yanmadığı ve yurt yolu boyunca aydınlatma sorunlarının olduğu iddia edildi.
Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu A Blok’ta kalan bir öğrencinin yakını, PİRHA’ya öğrencilerin yaşadığı sorunları anlattı.
“KASITLI BİR SU KESİNTİSİ VAR”
Öğrencilerin sorunlarının göz ardı edildiğini ifade eden öğrenci yakını, “İnsanların ihtiyaçları dolayısıyla su bir ihtiyaç ancak su yurtta ya hiç verilmiyor ya da hayat gereksinimlerini karşılayacak sınırın çok altında veriliyor. Yurtta belediye kaynaklı su kesintisi olduğu belirtiliyor ama yurdun yemekhanesi ve çamaşırhanesinde su kesintisi yok. Tunceli KYK Yurt İl Müdürlüğü tarafından yurdun yemekhanesi ve çamaşırhanesine su verilebildiğini ancak öğrencilerin bulunduğu katlara su verilemediği söylendi. Ancak yemekhane ve çamaşırhane 1. katta, öğrenciler ise 2. katta. O nedenle demek ki yurda gelen bir su var ama kasıtlı bir su kesintisi var” diye belirtti.
“ÖĞRENCİLER MAĞDUR DURUMDA”
Öğrenci yakını, konuşmasına şöyle devam etti:
“Defalarca yurt idaresine, Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Tunceli Valiliği’ne başvuruda bulunduk ancak bir sonuç alamayınca Gençlik ve Spor Bakanlığı’na dilekçe gönderdik. Öğrenciler ciddi şekilde mağdur oluyor, ev kiraları da çok pahalı. Bazı zamanlarda yurtta 1 gün boyunca kaloriferlerin yakılmadığı bile oluyor. Öğrenciler adeta soğuğa mahkûm ediliyor. Tunceli Ehlibeyt Kız Öğrenci Yurdu A Blok’un müdürünün kendisi de öğrencilere, ‘İl müdürü talimat verdi, çok su kullanımı olduğu için öğrencilere su verilmiyor. Öğrencilere az kullanın biz de size su verelim’ diyor. Yurdun yolunda da aydınlatma sorunu var.”
Konuya ilişkin görüşmek istediğimiz yurt yetkilileri telefonlara cevap vermedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı ve Eğitimci Cuma Erçe, son müfredatın, hedefledikleri dindar ve kindar neslin yetişmesini sağlayacak zemin hazırlayan bir program olduğunu vurgulayarak, “Bunun sonuçları ağır olacak” uyarısında bulundu. Toplumsal muhalefete birleşme çağrısında bulunan Erçe, “Toplumsal muhalefet kesimleri de sadece kendilerine dokunulduğunda değil toplumun tamamının sorunlarını kendi sorunları olarak gördüklerinde ancak başarıya ulaşabilirler” dedi.
Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.
Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.
İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.
ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.
Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.
Laik, demokratik, parasız bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.
Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı ve Eğitimci Cuma Erçe ile konuştuk.
“SON MÜFREDAT, DİNDAR VE KİNDAR NESLİN YETİŞMESİNİ SAĞLAYACAK ZEMİNİ HAZIRLAYAN BİR PROGRAM”
PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla ile eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?
CUMA ERÇE: Mevcut Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitim müfredatı uzunca bir zamandan beri karşı çıktığımız gericiliklerle dolu. Aslında bilimden oldukça uzak bir program. Sadece velilerin örgütlendiği kurumlar değil, eğitim sendikaları, demokratik kitle örgütleri mevcut programın yani önceki programın onlarca eksiğini bugüne kadar raporlaştırdık. Yani o programda bizim iddia ettiğimiz alabildiğine gerici bir içeriğe sahip olmanın dışında aynı zamanda ırkçı bulduğumuz bir programdı, cinsiyetçi bir programdı, insanların kendi ana dilleriyle eğitim yapmalarını engelleyen bir programdır. Çocukları bilmedikleri dünyalara götüren, onları hayal dünyalarında ya da inançsal anlamda onlara çok ciddi zararlar verecek nitelikte dinsel eğitimi zorunlu kılan bir programdı, dolayısıyla ayrımcıydı. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuklara cinsiyetçi bir yaşamı öğretiyordu. Geçmiş programın halkı düşmanlaştırıcı etkiye sahip, alabildiğine tarihi çarpıtan yanlarını defalarca rapor ettik. Sadece biz değil bu alandaki uzmanlar, eğitim sendikaları, akademisyenler raporlaştırdı. Kimi zaman düzenlemeler yapıldı, kimi zaman iyileştirmeler de oldu. Örneğin kitapların içerisinde cinsiyetçi bir takım söyleyemler kaldırılmıştı. Başka milliyetleri, başka milletleri düşmanlaştıran, onları hakir gören, aşağılayan ifadelere yönelik itirazlarımız olmuştu, bunlardan bir kısmı kabul edilmişti. Dolayısıyla toplumun şöyle anlaması bizi sıkıntıya sokar, üzer; mevcut Millî Eğitim Bakanlığı müfredatı çok doğru, çok çağdaş, çok ilerici, laiklikten yana bir program ve AKP hükümeti bu programı bu maarif modeliyle bozdu gibi bir yaklaşımımız yok. Böyle algılanmasını doğru bulmayız. Mevcut program gericiydi, mevcut program ırkçıydı, mevcut program cinsiyetçiydi, mevcut program kutuplaştırıcıydı ama Millî Eğitim Bakanlığı’nın son hazırladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli denilen program tam anlamıyla mevcut program içerisindeki kimi çağdaş ifadeleri, kimi çağdaş yaklaşımları da tümüyle ortadan kaldıran, laikliğe yapılan kimi vurguları da ortadan tamamen kaldıran ve aslında hedefledikleri dindar ve kindar neslin yetişmesini sağlayacak zemin hazırlayan bir programdır.
“TOPLUMDAKİ ÇÜRÜME ZATEN BELLİ BİR NOKTAYA GELMİŞKEN ÇOK DAHA ARTARAK DEVAM EDECEK”
Bu program Türkiye’nin yönünü çağdaşlığa, batıya değil daha geri, daha Orta Doğu ülkelerine çeviren, dinsel motifleri yaşamın her alanına sirayet etmiş bir yaşamı zorunlu kılan, kendileri gibi olmayanları, kendi gibi düşünmeyenleri, kendi gibi inanmayanları düşman gören, aşağılayan ve onların aslında yok edilmesi gereken insanlar olduğunu ifade etmeye çalışan, kadınları ikinci sınıf değil aslında neredeyse insan yerine dahi koymayacak bir anlayışı kimi gizli ifadelerle, kimi açık ifadelerle çocukların kafasına sokan, daha da kötüsü çocukların aslında elle tutamayacakları, gözle göremeyecekleri kavramlarla -öbür dünya kavramı, cennet cehennem kavramı, katran kazan kavramı, kıldan ince köprü kavramı, zebani kavramı, şeytan kavramı, melek kavramı, günah sevap kavramları gibi, ateşlerde yanmak kavramları gibi – çocukların soyut düşünemeyecekleri dönemlerde onları soyut düşüncelere iten, onlara kalıcı sağlık problemleri, kalıcı zihinsel problemlerin oluşmasına sebep olan, çocuklarda kekemelik, altına kaçırma, gece ağlamaları, korkuları oluşturan bir biçimi ortaya koyuyor. Aslında mevcut iktidarın tam arzu ettiği, tam istediği aylarca, yıllarca üzerinde çalıştığı ve profesyonelce tam da bahsettikleri biçimiyle dindar, kindar ve itaatkâr bir toplum yaratmayı hedefledikleri bir program hazırladılar. Bu müfredatın içerisinde bilim yok, bu müfredatın içerisinde sanat yok, edebiyat yok, kültür yok. Bunun sonuçları ağır olacak. Bu programda yetişen çocuklar bir süre sonra kendileri gibi inanmayanları öteki, kendileri gibi yaşamayanı öteki olarak görecekler, kendi gibi konuşmayanı öteki olarak görecekler, kendi cinsiyetleri dışındakileri öteki olarak görecekler ve toplumdaki çürüme zaten belli bir noktaya gelmişken çok daha artarak devam edecek ve bu çürüme ülkeyi ne yazık ki bir süre sonra kendi topraklarını bile savunamayan, onun bunun uşağı olmuş, bir toprak parçasına dönüştürecek. Bugün Afganistan’da olduğu gibi, ne yazık ki Lübnan’da olduğu gibi, ne yazık ki Pakistan’da olduğu gibi, Suudi Arabistan’da, Yemen’de olduğu gibi emperyalist ülkelerin oyuncağı haline gelmiş bir toprak parçasına dönüşecek. Böyle bir tehlike içeriyor.
-Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Bu ülkenin bilimden uzaklaşması aslında ülkenin tümden emperyalist ülkelerin boyunduruğu altına girmesiyle eşdeğer bir şey. Siz bilimden uzaklaştığınızda, bilimi rehber edinen ülkelerin boyunduruğu altına girersiniz. Onların teknolojilerine muhtaç olursunuz, onların ürettiklerine muhtaç olursunuz. Çok çarpıcı bir örnek vereyim size; Lübnan’da İsrail’in son yapmış olduğu saldırılardan bir tanesi neydi? Çağrı cihazlarının telsizlerin patlatılmasıydı. Siz kendi çağrı cihazımızı kendi telsizinizi kendiniz üretemezseniz, kendi uçağınızı, kendi televizyonunuzu, kendi aracınızı, kendi makinanızı, kendi bilgisayarınızı kendiniz üretemezseniz başkalarına bağlı olursunuz. Şu kullanmış olduğunuz kamerayı kendinizin üretebilmesi için, kullandığınız telefonu kendinizin üretebilmesi için bilime değer vermelisiniz. Bilime değer vermenin yolu da eğitimi tümüyle laik kılmaktan geçer. Eğer eğitim sisteminiz laik değilse, dinsel ögelerle doldurulmuş ise sizin bilime merak sağlamanız mümkün değildir. Bilimde ilerlemeniz mümkün değildir, çağdaşlaşamazsınız.
“OKULLARIMIZ CEMAATLERE VE TARİKATLARA TESLİM EDİLMİŞ DURUMDA”
Bugün okullarda siz çocukları oluşturduğunuz Kâbe maketlerinin etrafında dolandırmaya başlarsanız, çocuklara okullarda birtakım kıyafetler giydirip onlara haydi namaz zamanı, haydi camiye gidiyoruz derseniz bu çocukların bilimle yakından uzaktan ilgileri olmaz. Bilimden uzaklaşan çocuklar dünyaya ayak uyduramazlar, teknolojiye ayak uyduramazlar ve bilime dayalı olan her şeyden mahrum kalırlar. Ama siz bilimin nimetlerinden yararlanmak zorundasınız. Hepimiz hastalandığımızda hastaneye gidiyoruz. Hastanedeki bütün araç gereçler, ameliyat malzemeleri, bütün röntgenler, MR’lar, akıllı tomografiler, aklınıza ne geliyorsa hepsi bilimin bize nimeti, bilimin sunduğu hizmetler. Onların hiçbirini din sunmaz size. Din insanla inandığı şey arasındaki bir ilişkidir. Ama siz okullarda çocukları sadece bu alana hapsederseniz, o alandan çıkamayan çocuklar birtakım hurafelerle, birtakım çağ dışı, birtakım bilim dışı, akıl dışı meselelerle kafa yorarlar. Ülkemizde her geçen gün ana sınıflarına kadar, kreşlere kadar indirgenen çağ dışı, dinsel eğitim, bilimden uzak, akıldan uzak eğitim maalesef kendini daha da geliştiriyor. Ve okullarımız cemaatlere ve tarikatlara teslim edilmiş durumda.
“HİÇBİR BİREY KENDİ ANA DİLİNDEN MAHRUM EDİLMEMELİDİR”
-Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?
Bunların hepsi aslında bir başlık altında toplanabilecek şeyler, o da bilimsel eğitim. Bilimsel eğitim zaten laik olmak zorundadır. Ama Türkiye toplumuna bunları anlatmak o kadar zordur ki. Bilimselliğin yanına laikliği de koymak zorunda kalırsın. Halbuki bilimsel eğitim; çağdaş olmak, laik olmak, parasız olmak durumundadır. Ve bilimsel eğitim aynı zamanda her haliyle zaten akılcılığı ifade eden bir kavram. Bilimsel eğitim cinsiyetçiliği reddeder, tekçiliği reddeder, inkârı reddeder. Aklın rehberliğini kabul eder. Aslında laiklik gerçek anlamıyla, gerçek kavramıyla ki zaten bir tane kavramı vardır. Türkiye’de bu da çok doğru anlaşılmamaktadır. Laiklik aslında bilimin ta kendisidir, laiklik özgürlüktür. Yaşamın her alanında, din de dahil olmak üzere her şeyin kendini özgürce ifade edebildiği, kendini geliştirebildiği fırsatlar sunar. Bizim açımızdan bu ülke eğer sanatta, bilimde, kültürde, sporda, resimde, sinemada aklınıza gelen ne varsa şiirde, edebiyatta, resimde gelişmesi için, birincil koşullar laikliktir. Laik eğitimi bilimsel eğitimin en önemli ayağı olarak görürüz. Eşit yurttaşlığı da esas alan bir eğitim modeline ihtiyaç var. Bu ülkede yaşayan herkesin dili, dini, ırkı, mezhebi, cinsiyeti, memleketi, dünya görüşü ne olursa olsun herkesin eşit birer yurttaş olduğu bilincini geliştirecek bir eğitim sistemine ihtiyacımız var. Bu eğitim sistemi zaten laik olmak durumundadır, bilimsel olmak durumundadır. Pedagojik olarak çocukların her şeyi doğru anlayabilmeleri, olduğu gibi anlayabilmeleri için artık dünyanın her yerinde evrensel bir kuraldır bu kendi anladıkları, kendi analarının diliyle bunu yapabilmeleridir. Çünkü bütün çocuklar ana dilleriyle rüyalarını görürler. Bütün çocuklar ana dilleriyle düşünürler. Hiçbir birey kendi ana dilinden mahrum edilmemelidir. Ülkemizde bilmediğimiz onlarca dili öğretmeye çalışan ama bunu bile başaramayan bir eğitim sistemimiz var -İngilizce, Fransızca, Almanca vesaire- ama bu ülke topraklarında konuşulan onlarca dil, kayboldu. Karadeniz’de konuşulan dillerin çoğu artık konuşulamıyor. Eğitim ana dilinde olmalıdır, tüm çocuklar için ana dilinde olmalıdır. Kürt çocukları için de, Rum çocukları için de, Almanya’da yaşayan Türkiyeli çocuklar için de, Amerika’da yaşayan Afrikalı çocuklar için de eğitim tüm dünyada ana dilinde verilmelidir ama laik ve bilimsel normda gerçekleşmelidir.
“OKULLARDA YAŞANAN SORUNLARI TOPLUMUMUZ, VELİLERİMİZ ÇOK NET GÖRMÜYOR”
-Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?
Bizim son dönemlerde en çok uğraştığımız, çabaladığımız alan şu; bu ülkenin yoksul, emekçi halkları yaşadıkları problemleri ne yazık ki çok fark edemiyor. Birebir yaşıyor ama bu problemlerin ana kaynağının ne olduğunu algılamada çok zorluk çekiyor. Yaşadığı yoksulluğu neredeyse önemli bir kısmı Allah’ın bir hikmeti olarak görüyor. Bunların karşılığında bir başka dünyada, öbür dünyada onların deyimiyle söylüyorum öbür dünyada mükafatlarını alacaklarını düşünüyorlar hatta kimi din insanları, kimi din adamları yoksulluğu Allah’ın vermiş olduğu bir ödül gibi değerlendiriyorlar. Toplumun yaşadığı problemlerin farkına varamamasıyla ilgili çok ciddi bir problem yaşadığımızı görüyoruz. Pazar yerlerinin atıklarını toplayan 70 yaşındaki teyze, onu toplamak zorunda bırakılmasının gerçek sebebini anlayamıyor, bilemiyor. Bugün eğitim kurumlarında yaşanan sorunlar da bu şekilde. Eğitim kurumlarında yaşanan sorunlardan kimi velilerimiz, kimi anne babalar maddi durumlarını zorlayarak çocuklarını bir başka mahallenin okullarına götürerek kurtarmaya çalışıyor. Kimi anne, babalar çocuklarını çok zorlanarak, borçlanarak özel okullara yazdırarak bu sorunlardan kurtulmaya çalışıyor. Aslında sorundan kaçıyor. Bir kısmı sorunun farkında ama önemli bir kısmı için de şöyle bir durum söz konusu; zengine fen dersi fakire din dersi reva gibi algılandığı için okullarda yaşanan sorunları toplumumuz, velilerimiz çok net görmüyor.
“ÇOCUKLARIMIZ CİDDİ BİR GELİŞME PROBLEMİYLE KARŞI KARŞIYA”
Bugün çocuklarımız ne yazık ki çok ciddi bir gelişme problemiyle karşı karşıya. Bugün çocuklarımız dünyadaki olması gereken ortalamaların çok altında bir kemik gelişimine sahipler. Sebebi, yeteri kadar süt içemiyorlar, yeteri kadar kalsiyum alamıyorlar, yeteri kadar vitaminlerden nasiplenemiyorlar, meyveyi yiyemiyorlar. Çocuklarımızın zihinsel gelişimleri açısından çok tehlikeli günler bekliyor bizi. Bodurluk başladı. Yani birilerimizin anlayamadığı, uğrayamadığı bir şekliyle, yoksul çocuklar bodurlaşıyorlar, kısalıyorlar, cücelik başladı. Hem zihinsel gerilik, hem bedensel gerilik, hem kemiksel anlamda gerilik ne yazık ki korkunç noktalara geldi.
“OKULLARDA KORKUNÇ BİR HİJYEN PROBLEMİ VAR, ÇOCUKLARIMIZ TEMİZ SUYA ULAŞAMIYORLAR”
Okullarımızda korkunç bir hijyen problemi söz konusu, okulları pislik götürüyor, okullar yaşanamaz hale geldi, okullar temizlenmez hale geldi. Diğer bir taraftan çocuklarımız günlük ihtiyaçları olan temiz suya ulaşamıyorlar. Bir çocuk günde sadece yarım litre su içebilmesi için minimum on beş lira para vermesi gerekiyor. Çocuklar beslenemiyorlar, çocuklar kuru ekmekle okula gitmek zorunda kalıyorlar. Bir eğitimci olarak söylüyorum, okullar arasında fırsat eşitsizliği çok derin. Kimi okullar çok gelişmiş teknolojik araçlarla donatılmışken, kimi okullar depreme dahi dayanıklı değil. Kim okullarda akıllı tahtalar, kimi okullarda kara tahtalar. Kimi okullarda bilgisayar düzenekleri, kimi okullarda defteri bulamayan çocuklar. Kimi okullarda on beş kişilik sınıflar, kimi okullarda altmış kişilik sınıflar. Kimi okullarda öğretmensiz geçen sınıflar, kimi okullarda özel öğretmenler. Dolayısıyla okullarda yaşadığımız problemler had safhada bunu toplumun bütün kesimlerine doğru anlatabilmek gerekiyor.
“ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI VERDİĞİMİZ MÜCADELEDE HAKLI OLDUĞUMUZU BİR KERE DAHA ORTAYA ÇIKTI”
-Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?
Ülkede ne yazık ki yaşamın her alanına sirayet etmiş bir hile söz konusu. Ne yazık ki yüzyıllardır bir devlet geleneğine sahip olduğunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çağdaş, “daha medeni ülkelerin” iktidarlarını, hükümetlerini ya da hatta imza attıkları uluslararası anlaşmalarla kurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni dahi kandırabiliyorlar. Yani onlar da kandırılmaya çok müsaitler ya da bilerek kanıyorlar, bilmiyoruz. Ya da danışıklı dövüş var aralarında, bilmiyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve uluslararası anlaşmalardan doğan haklarımızdan kaynaklı verilen kararların önemli bir kısmını Türkiye sanki ilerleme kaydetmişçesine birtakım hilelerle, hileli adımlarla sanki Türkiye’de ilerleme varmış gibi algılatabiliyorlar. Belki de Avrupa bunları bilerek danışıklı dövüşlü bir şekilde yapıyor. Ahmak olması mümkün değil bu kadar, görmemesi mümkün değil. Örneğin mahkemelerin, davaların önemli bir kısmında, Türkiye yaptığı savunmalarda, ‘Alevilerin yok sayıldığı iddiaları doğru değildir. Bakın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurduk’ diyebiliyor ve o “medeni devletler” de buna inanıyorlar. Halbuki kurdukları başkanlık Aleviliğin tümden ortadan kaldırılması için gayret gösteren, çaba harcayan bir kurum. Ya da ‘zorunlu din dersleriyle ilgili yapılan itirazlarda Aleviler haklıydı. Biz de din dersleri, kitaplarını Alevilik koyduk’ diyorlar. Din kitaplarına koydukları bir iki sayfa Alevilikle ilgili yalan bilgileri, doğruyu yansıtmayan bilgileri Alevilik olarak yutturup o yine tırnak içinde medeni ülke dediğimiz ülkeler de ‘evet bak koymuşsunuz’ diyerek bunlara kanıyor, bilerek ya da bilmeyerek. Yıllardır zorunlu din dersleri noktasında verdiğimiz mücadele ve bütün bunlara dair kazanımlarımızın hala uygulanamaması bu ülkede başka adaletsizlikleri de önünü açtı.
“SADECE ALEVİLERİN LAİKLİK MÜCADELESİ VERMESİYLE BU ÜLKE DÜZLÜĞE ÇIKMAZ”
Alevilerin mahkemelerden çıkarttıkları kararların dahi tanınmamasının geldiğimiz aşamadaki bir karşılığını söyleyeyim; bu ülkenin en tepe noktasındaki mahkeme Anayasa Mahkemesi’dir. Anayasa Mahkemesi seçilmiş bir milletvekilinin mecliste olması gerektiğini söylüyor ve bu yapılan uygulamanın yanlışlığını söylüyor ama Anayasa Mahkemesi bu devlet tarafından, hükümet tarafından tanınmıyor. Farkı ne? Bu devletin imzaladığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde karar altına aldığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği zorunlu din dersleriyle ilgili karar uygulanmadığı gibi bugün de Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı da uygulamayan hale geliyor. Demek ki neymiş? Adalet sadece bizim için lazım değilmiş. Zorunlu din derslerine karşı verdiğimiz mücadelede de, Diyanet’e karşı verdiğimiz mücadelede de, laiklikle ilgili verdiğimiz mücadelede de ne kadar haklı olduğumuz ortaya bir kere daha çıktı. Mücadelemiz devam edecek. Sadece Alevilerin laiklik mücadelesi vermesiyle bu ülke düzlüğe çıkmaz, başarı elde edilemez. Bütün toplumun, pazar yerinden atık domatesleri toplamak zorunda olan ama bunun sebebini kavrayamayan insanlar bu mücadeleye katıldıklarında amacımıza ulaşırız.
“DÜŞMANIMIZ ORTAKTIR, ULAŞMAK İSTEDİĞİMİZ YERDE HEPİMİZ AÇISINDAN ORTAKTIR”
-Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?
Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde mağdurların, mazlumların, ötekilerin güçlerini birleştirememesinin, egemenler açısından çok büyük nimet olduğunu düşünüyorum. Sadece Türkiye topraklarında değil, dünyanın her yerinde ezilenler, sömürülenler, yok sayılanlar, öteki duruma getirilenler güçlerini birleştiremedikleri için ne yazık ki emperyal ülkelerin bütün o kirli politikalarının kurbanını oluşmuş durumdalar. Bizim ilimizin toprağı kadar dahi olmayan İsrail bugün koskoca Orta Doğu’ya kök söktürüyor. Bunun ana sebebi, Orta Doğu’daki mazlumların birbirlerini boğazlamaktan, birbirlerinin boğazını kesmekten zaman bulup İsrail yayılmacılığını, Siyonizm’i ve arkasındaki ABD emperyalizminin gücünü görememelerinden kaynaklıdır. Bizim ülkemizde de yoksul haklar birbirlerine düşmanlık yapmakta ki düşmanlaştırıldılar, kutuplaştırıldılar, özellikle bu yapıldı ve bu nimetlerini topluyorlar. Yoksullar, emekçiler, emekliler, çiftçiler, köylüler, kadınlar, çevreciler, hayvanseverler, aklınıza gelen bütün mağdurlar, bütün ötekiler, birbirleriyle uğraşmaktan, güçlerini birleştirmemekten kaynaklı, yaşadığımız bütün bu kötülüklerin ne yazık ki sonuçlarına katlanıyor. Dolayısıyla esas olarak toplumsal muhalefet kesimlerinin kendilerine rehber edinmeleri gereken şey; bütün ötekilerin birlik içerisinde mücadele etmesidir, düşmanımız ortaktır. Aslında ulaşmak istediğimiz yerde hepimiz açısından ortaktır. Bugün emekliler ayrı yerlerde, maden işçileri ayrı yerlerde, çevreciler ayrı yerlerde, kadınlar ayrı yerlerde mücadele ettikleri sürece bu köhne, bu ceberut yapı devam edecektir. Toplumsal muhalefet kesimleri de sadece kendilerine dokunulduğunda değil toplumun tamamının sorunlarını kendi sorunları olarak gördüklerinde ancak başarıya ulaşabilirler.
“SERMAYE İÇİN İTİBARDAN TASARRUF EDİLMEZ FAKAT ÇOCUKLARIN GELECEĞİNDEN TASARRUF EDİLİR”
-Okullarda tasarruf adı altında temizlik görevlisi çalıştırılmamasını nasıl değerlendirirsiniz?
Bu bir zulüm. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geldiği noktayı gösteren bir durum. Çok yoğun tepkiler sayesinde 30 bin civarında bir temizlik elemanının görevlendirildiği bilgisi geldi. Bunların çalışma yöntemlerini bilmiyoruz, bunlar tam zamanlı mıdır? Ne kadarı maaşlıdır? Geçici işçi midir? Bunları bilmiyoruz ama bu çok vahim bir durum. Ülkenin büyük kesiminde, bu tasarruf tedbirlerinden kaynaklı çok daha büyük problemler ile karşı karşıyayız. Okullar açıldığında bu biraz görünür olduğu için gün yüzüne çıktı. Aslında birçok alanda bu sıkıntıları görmek mümkün. İzmir Adliyesi’ne yazın çok sıcağında gittiğimde koridorların hamam gibi olduğunu ama odaların serin gibi olduğunu görmüştüm. Oradaki görevliye sordum ‘klimalar mı bozuk?’ diye. ‘Hayır, tasarruf tedbirlerinden dolayı’ dendi. Halbuki kapısı penceresi açık idarecilerin, yöneticilerin, savcıların, hakimlerin odaları püfür püfür esiyordu ama koridorlar yanıyordu. Böyle bir ülkeye geldik. Hala o şatafatlı masalar, hala o büyük konvoylar, hala o devlet törenleri, karşılama törenleri devam ediyor, sermaye vergiden muaf tutuluyor, sermaye neredeyse hiçbir uçağın inip kalkmadığı havaalanlarından kaynaklı para alıyor, köprülerden para alıyor, otoyollardan para alıyor. Sermaye için tasarruf yok hatta itibardan tasarruf edilmez fakat okullardan edilir. Çocukların geleceğinden tasarruf edilir, çocukların su ihtiyacından, çocukların süt ihtiyacından, çocukların et ihtiyacından tasarruf edilir ama itibardan tasarruf edilmez. Saraylarımızın ışıkları sabahlara kadar yanmalı ama bunun karşılığında çocuklarımız susuz da kalabilir, etsiz de kalabilir, meyvesiz de kalabilir, vitaminsiz de kalabilir. Çünkü biz büyük milletiz, büyük ülkeyiz, büyük devletiz!
PİRHA-Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin, Nazımiye Belediyesi’nin ekonomik durumunun çok kötü olduğunu belirterek, “Zor bir durumdayız. Bunun temelinde ise ilçemizin nüfusunun çok az olması. Geçmişe dönük kurum borçlarının olması sebebiyle İller Bankası’ndan gelen bütçe kesintiye uğrayarak geliyor. İller Bankası’ndan gelen parayla personelimizin maaşlarını düzenli olarak ödememiz mümkün değil” dedi.
Ali Emrah Tekin, 31 Mart yerel seçimlerde Nazımiye’de CHP’den aday olup % 53 oyla belediye başkanı seçildi.
Yerel seçimlerin üzerinden 6 ay geçti. Nazımiye Belediye Başkanı Ali Emrah Tekin ile Nazımiye’nin sorunlarını, şimdiye kadar yaptıkları projeler ve bundan sonra yapacaklarıyla ilgili konuştuk.
“HEDEFİMİZ BELEDİYENİN GELİR VE GİDER DENGESİNİ SAĞLAMAK”
Nazımiye Belediyesi’nin ekonomik durumunun içler acısı olduğunu belirten Ali Emrah Tekin, “Zor bir durumdayız. Bunun temelinde ise ilçemizin nüfusunun çok az olması, geçmişe dönük kurum borçlarının olması sebebiyle İller Bankası’ndan gelen bütçe kesintiye uğrayarak geliyor. İller Bankası’ndan gelen parayla personelimizin maaşlarını düzenli olarak ödememiz mümkün değil. İcrada olan borçlarımızı silmek için maalesef belediyemize ait bir kamyonumuzu satmak zorunda kaldık. Şu anda mali bir disiplin uygulamaya çalışıyoruz ve gereksiz bir harcamaya gitmiyoruz. Ana hedefimiz Nazımiye Belediyesi’nin gelir ve gider dengesini sağlamak” diye belirtti.
Belediyeyi devraldıklarında 17 milyon TL borç olduğunu vurgulayan Tekin, “Temmuz ayında İller Bankası’ndan bize yaklaşık 800 bin TL veriliyordu, kurum borçları sebebiyle %40 kesintiye uğrayarak elimize yaklaşık 400-450 bin TL civarı bir tutar geçiyordu. Kadrolu personellerimizin maaşları yaklaşık 510 bin TL’ydi. SGK primleri, emekli sandığı kesenekleri gibi vergileri ödememek koşuluyla. Maalesef istemeyerek ve üzülerek bazı arkadaşlarımızla yollarımızı ayırmak zorunda kaldık. İller Bankası’ndan bu kadar düşük paranın gelmesinin temelinde ilçemizin nüfusunun az olması yatıyor. O yüzden ilçe nüfusumuz 2 binin üzerine çıkartabilirsek bizim için çok önemli bir başarı olmuş olacak. Bu şekilde İller Bankası’ndan gelen pay yükselecek ve belediye asli görevlerini rahatlıkla yerine getirebilecek. Bütün Nazımiyelilere çağrı yapıyoruz ve ikametgahlarını buraya almalarını istiyoruz” dedi.
“UFAK YATIRIMLARI BİLE FİNANSE EDEMİYORUZ”
Nazımiye’nin geçmişten bugüne kadar ihmal edilen bir ilçe olduğunu dile getiren Tekin, şunları dile getirdi:
“Altyapı ve üstyapı açısından birçok eksiği var. Öncelikle bunların giderilmesi gerekiyor. Elektrik üretim tesisi kurarak hem belediyemize ekstra bir gelir kaynağı hem de elektik şirketlerine verdiğimiz paradan muaf olmuş olacaktık. Ancak şu anda belediyenin ekonomik durumundan dolayı böyle bir proje yapmamız mümkün değil. Bu süre içerisinde ilişkilerimizle birlikte yollarımızı yapmaya başladık. Bu aşamada ufak dokunuşlarla ilerlemeye devam edeceğiz. Eğer yakın ve orta vadede gelir-gider dengesini sağlayabilirsek bundan sonraki süreç hem belediyemiz hem de halkımız için daha iyi olacak. Çok küçük bir belediye olmanın bazı dezavantajları var, çok ufak bir yatırımınızı bile finanse edemiyorsunuz. Geçmiş dönemde olduğu gibi bu dönemde de CHP’li belediyelerle iş birliği içerisinde olacağız. Projelerimiz sadece altyapı ve üstyapıya ilişkin olmayacak aynı zamanda ilçemizdeki kültür ve sanat gibi alanlarda da organizasyonlar yapmayı planlıyoruz.”
PİRHA-Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, daha yaşanabilir bir Ovacık yaratmak için çalışmalarını sürdürdüklerini belirterek, “Ovacık’ın acilen bir koruma imar planına ihtiyacı var, biz parça parça imar çalışması yapıyoruz” dedi. Önümüzdeki süreçte Ovacık’ta kültür-sanat başta olmak üzere eğitim, spor ve atölye alanlarında birçok çalışma başlatacaklarını söyleyen Sarıgül, “Ovacık için önemli olan atık su arıtma tesisi projesi tamamlanıp faaliyete girdi, daha önce kanalizasyonlar Munzur’a akıyordu” diye konuştu.
Mustafa Sarıgül, 31 Mart yerel seçimlerde Ovacık’ta CHP’den aday olup % 33 oyla belediye başkanı seçildi. Sarıgül, 2019 yılındaki yerel seçimlerde de yine Ovacık Belediye başkanı seçilmişti.
Yerel seçimlerin ardından 5 ay geçti. Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile Ovacık’ın sorunları, şimdiye kadar yaptıkları projeler ve bundan sonra yapacaklarıyla ilgili konuştuk.
“GEÇMİŞ DÖNEMDEN YENİ DÖNEME DEVREDEN HERHANGİ BİR BORCUMUZ YOK”
2019 yılından beri Ovacık Belediye Başkanlığı yaptığını ifade eden Mustafa Sarıgül, “Bizim belediyemizin geçmiş 5 yıldan yeni döneme devreden herhangi bir borcu yok. Ancak yeni dönemde iktidarın tasarruf adı altında kısıtlamaya gitmesinden kaynaklı hizmet etme noktasında çok büyük bir sıkıntıya girdik. Belediyemizden emekli olacak insanları da düşündüğümüzde emekli ikramiyelerini hesapladığımızda biz de ödeme noktasında zorlanmaya başladık. Şu anda işçi maaşlarında bir sorun yok ancak bu ekonomik gidişat böyle gitmeye devam ederse işçi maaşlarında zorlanacağımız kesindir. Şu anda ilimizde de Türkiye’nin birçok yerinde de belediyeler işçi maaşlarını dahi ödeyemez halde. Biz en azından personel maaşlarını ödemeye çalışıyoruz. Çünkü personel maaş alamayınca belediyedeki rutin işler de yürümüyor. Ovacık’ın diğer ilçelerden farklı olarak kışın kar temizliği belediye için %100 maliyet söz konusu. Bizim sadece bir kar sezonunda kepçe ve mazot giderimiz 2 milyon TL’ye yakın bir harcama yani belediye bütçesinin %10’una denk geliyor. O yüzden biz özellikle akaryakıt konusunda çok zorluk çekiyoruz. Sürekli bir kaynak yaratma derdindeyiz, henüz metropol belediyelerden bir destek almadık ama çabalarımız devam edecek” dedi.
“DAHA ÖNCE KANALİZASYONLAR MUNZUR’A AKIYORDU, ATIK SU ARITMA TESİSİ YAPTIK”
Ovacık için önemli olan atık su arıtma tesisi projesinin tamamlandığını belirten Mustafa Sarıgül, “Atık su arıtma tesisi yaptık bugün 80 milyon TL bir değeri var. Ancak biz arıtma tesisine 12 milyon TL borçlandık, borçlanmayı taksitler halinde ödüyoruz. Şimdiye kadar ödeme noktasında bir sorun yaşamadık ancak arıtma tesisi faaliyete girdiğinden dolayı elektrik ve personel gideri olmak üzere aylık 300 bin TL gideri oluştu. Ekonomik olarak bizim için zorlu bir tesis ancak biz her şeye rağmen arıtma tesisini işletmek istiyoruz çünkü kanalizasyonlar daha önce Munzur’a akıyordu. Ayrıca su kenarındaki işletmelerin atıklarının da atık su arıtma tesisine bağlanması noktasında çalışma yapacağız” diye ifade etti.
“OVACIK’IN ACİLEN KORUMA İMAR PLANINA İHTİYACI VAR”
Türkiye’de üretim krizi olduğunu vurgulayan Sarıgül, şöyle devam etti:
“Ülkede şeklen üretim yapılıyor deniliyor ancak ülkede üretim sıfır noktasına kadar düşmüş durumda. Çünkü üretim maliyetleri çok yüksek, iktidarın tarımsal ve hayvancılık politikalarından dolayı. Ovacık’ın diğer ilçelere göre turizm konusunda bir çekiciliği var. Ovacık’ta turizm konusunda bir tesisleşme var ancak bu tesisleşme ilçede bir kriz yaratacak. Ovacık’ın acilen bir koruma imar planına ihtiyacı var, biz parça parça imar çalışması yapıyoruz. Ovacık’ın imar çalışmasını bitirdikten sonra imar sahamızın dışında olsa bile suya kıyısı olan yerlerde koruma imar planı yapıp, bu 5 yıl içerisinde çarpık yapılaşma ve dengesiz turizm yapılaşmasına bir düzen vermek istiyoruz.”
3 yıldır sokak hayvanları için kısırlaştırma çalışmaları yaptıklarını söyleyen Sarıgül, “Bu yıl daha profesyonel çalışıyoruz, haftanın iki günü kısırlaştırma çalışması yapıyoruz. Gençlerin kurduğu koru sev yaşat oluşumu da hayvanlara yiyecek veriyor. Kış aylarında sokak hayvanlarının barınma alanları yok ve kış aylarında sokak hayvanları donarak ölebiliyorlar. İlçemizde 4-5 noktada sokak hayvanların korunabileceği ve beslenebileceği bir alan yaratırsak kış ayları için çok iyi olur. Hayvanların uyutulmasına şiddetle karşıyız. Elimizden geldiğince besleyecek, kısırlaştıracak, bakımlarını yapacağız ve birlikte yaşamaya çalışacağız” diye konuştu.
“EVLERE İÇİLEBİLİR SU GETİRMEK İSTİYORUZ”
İşçi parası gibi ekonomik sebeplerle iş insanlarından yardım talebinde bulunmadıklarını dile getiren Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Ovacık’ın dört tarafı sularla çevrili ancak musluklardan temiz su içemiyoruz. 5 yıl içerisinde evlere içilebilir su getirmek istiyoruz. Bizim aslında 2020 yılında bitmiş bir içme suyu projemiz var ancak iktidar tarafından halen imzalanmadığı için şu an da proje bekliyor ve ne zaman yapılacağı daha belli değil. O yüzden biz daha fazla beklememek için kendi çabamızla 1 aydır Ovacık’ın her tarafındaki suları inceliyoruz. İmar planlarından dolayı çocuklar ve gençlerin kullanım alanları hiç yok. Ovacık’ta parklarımız, yürüyüş yollarımız yok. Daha yaşanabilir bir Ovacık yaratmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreçte Ovacık’ta kültür-sanat başta olmak üzere eğitim, spor ve atölye alanlarında birçok çalışma başlatacağız. Bu çalışmalarda materyal konusunda önemli bütçelere ihtiyaç duyuluyor. Bu konuda çok zorlanıyoruz o yüzden yardım edebilecek kişilerden desteklerini bekliyoruz.”
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Köy muhtarı Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Köydeki enkazların kaldırılmaması hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak” dedi.
Dersim’de birçok köyün sorunları yıllardır yetkililere yapılan başvurulara rağmen çözülmedi. Bazı köylerin yasakları kalksa da köylerin yol, su ve elektrik sorunları nedeniyle yurttaşlar köylerine geri dönüş yapamıyor.
Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Qınko (Çobanyıldızı) köyü muhtarı Hıdır Koç, köylerinin sorunlarına dair PİRHA’ya konuştu.
“KÖYÜMÜZÜN YOLU OLMADIĞI İÇİN ÇOK MAĞDURUZ”
Köy yolunun bir an önce yapılması gerektiğini belirten Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Eğer köyümüzün yolu yapılırsa köyümüze birkaç kişi daha yerleşir. Köyümüzde yaşlılarımızda fazla, ama ambulans evin oraya gelemediği için sedyeyle ambulansa biz taşımak zorunda kalıyoruz” dedi.
Köylerinin diğer bir sorun ise köydeki enkazların kaldırılmaması olduğunu vurgulayan Koç, “Bu durum hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak. Yaşadığımız bölge 6 Şubat depremi nedeniyle afet kapsamına alındı. Köyümüzde de 4 tane hasarlı ev var, 3 tane konteyner verildi. Onların altyapısı düzenlendikten sonra ağır hasarlı binalar yıkılacak biz de konteynerlere taşınacağız” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Meydanlar Mahallesi’nde ağır hasarlı evler yıkılarak konteyner kent kuruldu. Konteyner kentte kalan yurttaşlar, “Kışın konteynerde kalmak çok zor. Mağduruz, yetkililerden bir an önce evlerimizin yapılmasını istiyoruz” dedi.
Dersim’in Pülümür ilçesinin Meydanlar Mahallesi’nde ağır hasarlı evler yıkılarak konteyner kent kuruldu. Yetkililer, 5 yıl içerisinde evlerin yapılacağının sözünü verirken 151 konteynerin bulunduğu alanda yurttaşlar mağdur olduklarını ve bir an önce evlerinin yapılmasını istiyor.
“KONTEYNER AKŞAMLARI ÇOK SOĞUK OLUYOR”
Evinin ağır hasarlı olduğu için yıkıldığını söyleyen Fecire Ateş, “Konteyner sabahları çok sıcak, akşamları da çok soğuk oluyor. Yaşlıyız, yalnızız, kimse yok ki kapımızı çalsın. Düzgün Baba çocuklarımı korusun, hepsi kendi evlerinde ben yalnızım. En azından dışarıda değiliz, başımızı koyacak bir yerimiz var” dedi.
“KIŞIN BURADA KALMAK ÇOK ZOR”
Çok sıkıntıları olduğunu belirten Musa Pekin, “Yapılan konteynerden hiç memnun değilim. Kışın burada kalmak çok zor olur çünkü havalar çok soğuk oluyor ve konteynerde ısınamayız” diye ifade etti.
“MAĞDURUZ”
Konteynerlerin dar olmasından şikayet eden İbrahim Toğan, “20 metrekarelik bir yerin neresinde oturacaksın, neresinde yemek yiyeceksin, neresinde dolaşacaksın. Kışın konteynerde kalmak çok zor. 5 sene içerisinde evlerimizi bize teslim edeceklerini söylediler. Mağduruz, yetkililerden bir an önce evlerimizin yapılmasını istiyoruz” diye belirtti.
“KONTEYNER KENTTE ŞU ANDA BİR SIKINTI YOK”
Meydanlar Mahallesi Muhtarı Ali Hıdır Meşe, ise şunları dile getirdi:
“Konutlarımız sıkıntılıydı ve bize konteyner kent kurdular. 151 tane konteyner geldi, 130 ailemizi yerleştirdik. Merkez Mahallesi’ndeki ağır hasarlı evde kalan 15 ailemizi de buraya alacağız. Konteyner kentte şu anda bir sıkıntı yok.”
PİRHA-Hozat Belediyesi’nin borcunun 8,5 milyon TL olduğunu söyleyen Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya, “Bize İller Bankası’ndan 1 milyon 600 bin TL geliyor ancak 600 bin TL’si borçlardan dolayı kesiliyor. Aylık işçi giderimiz 2 milyon 247 bin TL. Böyle olunca da belediye olarak çok zorlanıyoruz, işçilere 2 aydır yarım yarım maaş ödüyoruz. Biz Hozat’ı halkımızla birlikte yöneterek, imkansızlıklar içerisinde güzel şeyler yapmak istiyoruz” dedi.
Aydın Kaya, 31 Mart yerel seçimlerinde Hozat’ta Sol Parti’den aday olup % 23 oyla belediye başkanı seçildi.
Yerel seçimlerin ardından 5 ay geçti. Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya ile Hozat’ın sorunları, şimdiye kadar yaptıkları projeler ve bundan sonra yapacaklarıyla ilgili konuştuk.
“BORCUMUZ 8,5 MİLYON TL”
Hozat Belediyesi’nin borcunun 8,5 milyon TL olduğunu söyleyen Hozat Belediye Başkanı Aydın Kaya, “Kaybettiğimiz 13 mahkeme var, icralar geldi ama durdurduk. Bir binamızı satışa çıkardık, eğer satılırsa borcumuzu ödeyeceğiz. Seçimleri kazandıktan sonra bize 5,5 milyon TL SGK borcu geldi. Bize İller Bankası’ndan 1 milyon 600 bin TL geliyor ancak 600 bin TL’si kesiliyor borçlardan dolayı. Benim aylık işçi giderim 2 milyon 247 bin TL. Böyle olunca da belediye olarak çok zorlanıyoruz, işçilere 2 aydır yarım yarım maaş ödüyoruz. Sadece işçi maaşlarından her ay 1 milyon içerideyiz. Bunun en büyük nedeni bizden önceki belediye başkanı gitmeden 16 işçi işe alması. Dokuzuncu ayda işçi almış sonra çıkarmış daha sonra ocakta yeniden işçi almış. İşçilere % 80 zam vermiş, sendikalı yapmış ve biz şu an kitlenmiş durumdayız. İşçileri işten çıkarmak istemiyoruz, sorunlarımızı çözmek için çalışıyoruz” dedi.
“MAHALLE MECLİSLERİNİN ARDINDAN KÖY MECLİSLERİNİ KURMAK İSTİYORUZ”
Halkın talebi üzerine düğün salonu yaptıklarını belirten Aydın Kaya, “Bu yıl 30-35 tane düğün yapıldı ve belediye olarak biz de ekonomik olarak rahatladık. Hozat’taki mezbahaneye yıllardır el sürülmemişti, biz işçilerimizle birlikte orayı yeniledik. Hozat’ta her evin otlarını biçtik, yıllardır toplanmayan gübreleri halkımızın bahçeleri ve tarlalarına taşıdık. Ahırları ve dere yataklarını ilaçladık, bu yıl sineğin en az olduğu yer Hozat’tı. Çocuklarımız için Diyap Ağa Mahallesi’nde oyun parkı yaptık. Mahalle meclislerini kurduk şimdi de Köy meclislerini kurmaya çalışıyoruz. Biz Hozat’ı halkımızla birlikte yönetmek istiyoruz. İmkânsızlıklar içerisinde güzel şeyler yapmak istiyoruz. Emeklimiz, memurumuz kredi kartıyla benzin alıyor belediyeye. Halkımız çok duyarlı kendilerine teşekkür ediyorum” diye belirtti.
“KİRALAR 15-20 BİN TL, KONUT TALEBİ ÇOK FAZLA”
Hayvancılığın Hozat’ta en önemli geçim kaynağı olduğunu dile getiren Kaya, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Biz de Hozat Belediyesi olarak hayvancılığın daha da geliştirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. İmar revizyonunu yaptık, konut talebimiz çok fazla. Hozat’ta bile ev kiraları 15-20 bin TL ise, bu halk için her şey bitmiştir. Köpek barınağımız çok yetersiz, imkânlarımız yok. Belediyenin ekonomik durumu olmadığı için yemek konusunda sıkıntı yaşıyoruz. 1-2 tane ek köpek barınağı yaptık, ülkeyi yönetenlerin zamanında bu konuya müdahale etmemesinden kaynaklı bugün köpekler uyutulmak isteniyor. Ben köpeklerin uyutulmasını doğru bulmuyorum. Kısırlaştırma yapıyoruz, şu anda % 80’ini bitirdik.
Hozat’ın altyapısı ve üstyapısı yok her gün bir yer patlıyor, arıtmamız yok şu andaki imkânlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama ilerleyen süreçte daha da güzel şeyler yapacağız. Biz çözüm için buradayız. Kooperatif kurmak istiyoruz. Kadınları alana çekmek istiyoruz. 40-50 kadına istihdam açıp tekstil üzerine bir çalışma yürütmek istiyoruz. Doğalgaz Pertek ve Çemişgezek’e geldi Hozat için de 2025 yılı sözü verdiler. Okullarımız yok, öğretmenlerimiz yetersiz böyle olunca da aileler çocuklarını başka yerlere götürdüler. Hozat giderek küçülüyor, biz de bu yüzden nüfusun tekrar buraya gelmesi için çalışmalar yapıyoruz.”
PİRHA-Belediyeyi ciddi bir borçla devraldıklarını belirten Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava, “Belediyenin şu anki borcu 45 milyon TL. Ancak biz çalışmalarımızı başlatınca belediyemizin piyasa borçları da ortaya çıktı. Şu anda 3 milyon 800 bin TL de piyasa borcumuz var. Ekonomik durumu iyi olan Mazgirtli iş insanlarına çağrımızdır maddi ve manevi olarak Mazgirt’e yardımcı olsunlar, desteklerine ihtiyacımız var” dedi.
Ümit Tayhava, 31 Mart yerel seçimlerinde Mazgirt’te CHP’den aday olup % 52 oyla belediye başkanı seçildi.
Yerel seçimlerin ardından 5 ay geçti. Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava ile Mazgirt’in sorunları, şimdiye kadar yaptıkları projeler ve bundan sonra yapacaklarıyla ilgili konuştuk.
“45 MİLYON TL BORCUMUZ VAR”
Belediyeyi ciddi bir borçla devraldıklarını belirten Mazgirt Belediye Başkanı Ümit Tayhava, “Belediyenin şu an ki borcu 45 milyon TL. Ancak biz çalışmalarımızı başlatınca belediyemizin piyasa borçları da ortaya çıktı. Şu anda 3 milyon 800 bin TL de piyasa borcumuz var. Mazgirt’in altyapısı kötü bir durumda, biz de altyapı çalışmalarına başladık. Elektrik sıkıntımız var geçmiş dönemden 1.7 Milyon TL borcumuz vardı. Bütçemiz çok az. Geçmiş dönemden borçlar, sendika ödemeleri, SSK borçları nedeniyle işçilere ödeme yapmakta sıkıntı yaşıyoruz. TEDAŞ’a 300 bin TL ödeme yaptığımız için bu ay işçilere maaş veremeyeceğim. Geçmiş dönemde ödenmediği için şu anda 7.5 milyon TL SSK borcumuz var. Belediyemize gelen bütçe 339 bin TL, personel giderimiz ise 500 bin TL. Personel maaşlarının dışında belediyenin diğer harcamaları nedeniyle ekonomik anlamda sıkıntı yaşıyoruz. Belediyeler Birliği’ne taleplerimizi ilettik. Kamyonumuz, itfaiyemiz ve araçlarımız satıldı. Araçlarımız yok ki çalışma yapalım” dedi.
“GEÇMİŞ DÖNEMDE BELEDİYENİN KAYNAKLARI İYİ DEĞERLENDİRİLMEDİ”
Geçmiş dönemde belediyenin kaynaklarının iyi değerlendirilmediğini ifade eden Ümit Tayhava, “Özel idare ve kaymakamlığa ait sağlık ocağı bize ait olmamasına rağmen 2.5 milyon TL masraf yapılarak tadilat ve tamiratı sürmüş. Boşu boşuna belediyenin parası oraya harcanmış. Bize ait bir kurum değil, ben oraya 2.5 milyon TL harcanmasını doğru bulmuyorum. Okulumuz, garajımız, parkımız, belediyeye ait iş yerleri, yenisi yapılacağı söylenip yıkıldı ancak hiçbiri yapılmadı” diye belirtti.
“İŞ İNSANLARIMIZ MAZGİRT’E DESTEK OLSUNLAR”
İlk olarak Mazgirt’in üstyapısına ilişkin çalışma yürüteceklerini vurgulayan Tayhava, şunları dile getirdi:
“Daha sonra yıkılan parkımızı yeniden yapmak istiyoruz çünkü orada ihtiyaç sahibi insanlar yaptıkları ürünleri satıyordu. Yıkılan garajımızı yapmak istiyoruz, minibüsler belediyenin önünden kalkıyor. Elektrik giderleri belediye için çok masraflı olduğu için güneş paneli projesi yapmayı düşünüyorum. Önümüzdeki dönemlerde Mazgirt’te üniversite bölümünün yeniden açılması için Munzur Üniversitesi ile iletişim halindeyiz. Mazgirt’te sosyal bir alanımız olmadığı için yüzme havuzları yapmayı düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde reyhan, salep ve lavanta üretimleri yapacağız. Belediyemize katkısı da olacağı için üretime dair şeyler yapmamız lazım. Ekonomik durumu iyi olan Mazgirtli iş insanlarına çağrımızdır maddi ve manevi olarak Mazgirt’e yardımcı olsunlar, desteklerine ihtiyacımız var.”
PİRHA-Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, belediyenin giderlerinin çok yükseldiğini belirterek, “Çalışan maaşları, akaryakıt giderleri ve araç bakımlarında çok ciddi artışlar var. Şu anda toplamda borcumuz 835 bin TL” dedi. Amaçlarının nüfusu arttırmak, hayvancılık ile arıcılığı geliştirmek ve kırsal turizmi geliştirmek olduğunu söyleyen Tosun, Pülümürlülere ilçelerine yönelmeleri ve yatırım yapmaları çağrısında bulundu.
Müslüm Tosun, 31 Mart yerel seçimlerinde Pülümür’de CHP’den aday olup % 57 oyla belediye başkanı seçildi. Tosun, 2019 yılındaki yerel seçimlerde de Pülümür Belediye başkanı seçilmişti.
Yerel seçimlerin ardından 5 ay geçti. Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun ile Pülümür’ün sorunları, şimdiye kadar yaptıkları projeler ve bundan sonra yapacaklarıyla ilgili konuştuk.
“64 DAİREDEN OLUŞAN TOKİ PROJESİNİ HAYATA GEÇİRDİK”
Uzun vadeli projeler gerçekleştirerek Pülümür’ü geliştireceklerini söyleyen Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, “Amacımız nüfusu arttırmak, hayvancılık ile arıcılığı geliştirmek ve kırsal turizm üzerine yoğunlaşabilmekti. Sivil toplum örgütleri, akademisyenler ve iş insanlarını bir araya getirerek Pülümür’de neler yapılabilir diye 3 günlük bir çalıştay yapmıştık. Bozağakaraderbendi köyünde özel idare tarafından işletilen bir kaplıca vardı. Pülümür’de öncelik arz eden bir proje olarak öngörüldü. Biz de orada ayrı bir şirket kurduk. Tabi bu yapılırken sosyal bir proje olarak görüldü. Köye geri dönüşleri sağlamak için Kayırlar köyünde, Kayırlar Köy Derneği ile birlikte 60 dönümlük bir yeri imara açtık şu anda batıdan gelenler tarafından 21 tane ev yapıldı. Geri kalanlar, ekonomik krizden dolayı ev yapamadılar ama geri dönüşün önünü açmak amacıyla yeni bir mahalle oluşturduk. Bölgemizde konut sıkıntısı vardı, 64 daireden oluşan bir TOKİ projesini hayata geçirdik” dedi.
“835 BİN TL BORCUMUZ VAR”
Pülümür’de arıcılığın çok önemli olduğunu vurgulayan Müslüm Tosun, “Pülümür’de arıcılık çok yaygın olduğu için biz buradaki üreticilerin bir araya gelip hem daha kaliteli bir bal üretimi, hem de bal üretimini artırmaya yönelik bir çalışma başlattık. 24 üreticinin olduğu üretim kooperatifi kurduk ve kendi markalarını oluşturdular. 1200’lerde olan nüfusumuz son dönemlerde 1500’ün üzerine çıktı. Vatandaşların da son dönemlerde geri dönüşe dair talepleri var. Belediyenin geliri nüfusa bağlı İller Bankası’ndan gelen pay ile buradaki emlak vergisi ve su parası. Giderlerimiz çok yükseldi. Çalışan maaşları, akaryakıt giderleri ve araç bakımlarında çok ciddi artışlar var. Şu anda toplamda 835 bin TL borcumuz var” diye belirtti.
“ARITMA, PÜLÜMÜR’ÜN EN TEMEL SORUNLARINDAN BİRİSİ”
Pülümür’ün en büyük sorunlarından birisinin imar sorunu olduğunu belirten Tosun, şunları ifade etti:
“1992 yılında yapılan afet konutlarının imar sorunları halen çözülmedi ve tapuları verilmedi. Pülümür’de en çok sıkıntılı olan yer Meydanlar Mahallesi’ydi. Biz de Tunceli Valiliği, Tunceli Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü ve Afet Müdürlüğü ile koordineli bir şekilde çalışarak ağır hasarlı olan Meydanlar Mahallesi’ndeki 177 tane konut yıkıldı ve konteyner kent kuruldu. Arıtma Pülümür’ün en temel sorunların birisi. 2017 yılında yer tahsisiyle ilgili Milli Emlak’tan tahsis talebinde bulunmuşuz ancak halen talebimiz gerçekleşmedi. Paket arıtma yapmayı düşünüyoruz ama halen başvurumuza cevap gelmedi. Atıklar ilk etapta direkt çaya veriliyordu ancak biz 5 bölgemizde fosseptik yaptık ve atıkları dinlendikten sonra çaya veriyoruz. Bu sorunu çözmüyor ama %50 – %60 oranında azaltıyor. Yer tahsisi yapılmadığı için projeyi başlatamıyoruz.”
Pülümür’ün kırsal turizmle öne çıkabilecek ve avantajları olan bir ilçe olduğunu dile getiren Tosun, “Meralar ve madencilik bölgemizde en ciddi sorunlardan. Maden projelerinde ÇED süreçlerine uygun hareket edilirse bence önümüzdeki süreç Pülümür için çok avantajlı bir dönem. Çünkü gezilebilir, görülebilir avantajları var hem turizm açısından çok büyük bir önem arz ediyor ve arıcılık içinde çok önemli bir coğrafya. Diğer ilçelerde olmayan sadece Pülümür’de olan tuz madenlerini ön plana çıkartarak Pülümür’ü daha yaşanabilir ve daha güzel bir ilçe haline getirme çabamız var. Pülümürlülerin ilçelerine yönelmelerini, buraya yatırım yapmalarını ve yaz tatillerini burada geçirmelerini istiyoruz. Genç ve okula giden öğrenci sayımız çok az, o yüzden gençlerimizin de yaşamlarını burada geçirmelerini ve buraya yerleşmelerini diliyorum” dedi.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığınıbelirterek, okullarda temizlik personeli, güvenlik personeli, içilebilir temiz su ve temizlik için gerekli materyallerin olmadığını” kaydetti. İktidarın özel okullara teşvik ettiğini belirten Aksoy, “Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde değişim sağlanabilir” dedi.
Yeni eğitim öğretim yılında okullarda yaşanan sorunlara dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, PİRHA’ya konuştu.
“EĞİTİMDE SADECE MÜFREDAT DEĞİL BİRÇOK SORUN YAPANMAKTADIR”
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığını, müfredat dışında çeşitli sorunlar yaşandığını belirten Barış Aksoy, “Okullarda öğrencilerimizin öğle yemeği gerçekten önemli bir ihtiyaç ve temiz nitelikli okullar istiyoruz. Okulların hali içler acısı. Birçok okulda temizlik personeli yok, içilebilir nitelikli su yok. Nitelikli eğitimin birinci gereği temiz bir ortam. Bununla ilgili sıkıntılar da var” diye belirtti.
Üniversite okuyan öğrencilerin barınma sorunları olduğunu da vurgulayan Aksoy, “Hala sorunlar devam ediyor. Bunlar acilen çözüm bulması gerekir diye düşünüyorum” dedi.
“DEVLETİN ‘NİTELİKLİ EĞİTİM’ DİYE BİR DERDİ YOK”
Devletin eğitime yatırım yapmak gibi bir derdi olmadığının altını çizen Aksoy, “Temel sıkıntı orada. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) diye bir uygulama başlatıldı. Öğrenciler MESEM’lere geçiş yaptılar. Öğrenciler, kısa yoldan bir meslek sahibi olmak ve ailenin ekonomik sorunlarına bir nebzede olsa katkıda bulunmak için MESEM’e gittiklerini ifade ediyorlar. Katkı sundukları aylık 5.100 lira. Çocuklar haftanın 4 günü işletmeye, 1 gün okula gidiyor. 5.100 lira para veriliyor. Peki, bu 5.100 lirayı kim veriyor? İşsizlik fonundan devlet ödüyor. İşveren vermiyor. 5.100 liranın 5’te 1’i her bir öğrenci için eğitim ortamlarının güzelleştirilmesi için harcarsa okullarımız bambaşka bir hal alır” diye konuştu.
“DEVLET OKULLARINA YATIRIM YAPILMIYOR ÖZEL OKULLARA TEŞVİK VERİLİYOR”
Devlet okullarına yatırım yapılmadığını, aksine özel okullar için teşvik verildiğini söyleyen Aksoy, “Sen devlet okulundaki çocuğa yatırım yapmıyorsun, katkı sunmuyorsun ama özel okula gitmek isteyen öğrencinin ailesine ekonomik destek veriyorsun” diyerek tepki gösterdi.
Milli eğitim tarafından okul idarelerine kayıt parası alınmayacak diye bilgi verildiğini ama yaşananın tam tersi olduğu bilgisini aktaran Aksoy, şunları kaydetti:
“Okullara ihtiyaç listesi geldiğinde başınızın çaresine bakın diyorsun, temizlik malzemelerini kendin bul, güvenlik görevlisini kendin al, temizlik personelini kendin bul diyorlar. Peki nereden bulacak? O sosyal devlet anlayışının bitirilmeye çalışılması zaten temel sorundur. Bu MESEM’e yansıyor, sağlığa da yansıyor. Yıllarca sağlık sistemine yatırım yapılmadığı için insanlar aynı noktaya geldi. ‘Devlet hastaneleri kötü, devlet hastaneleri pis, devlet hastanelerinde iş yapılmaz’ gibi bugün bile yandaş medya kullanıyor. Burada temel sebep bilinçli olarak yatırım yapmamaktı, sonra özeleştirmeye teşvik eden bir durumdu. Şimdi aynı şeyi okullarda uygulanmaya çalışıyorlar. Ama okulların şöyle bir dinamik yapısı var. Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde gerçekten bambaşka şeyler olabilir. O dinamik yapı kendini gösterdiğinde okullarda değişim sağlanır diye düşünüyorum.”
PİRHA-Dersim’de birçok köyün elektrik, su ve yol başta olmak üzere sorunları devam ediyor. Kentin çok ciddi altyapı sorunu olduğunu belirten Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Devlet, köylülere ‘bana biat et, ben de size hizmet getireyim’ mantığıyla hareket ediyor. Köylere hizmet götürülmemesiyle aslında ‘size burada yaşama alanı tanımayacağız’ deniliyor” dedi.
Dersim’de birçok köyün elektrik, su ve yol sorunu devam ediyor. Köylülerin, devlet yetkililerine yaptıkları bütün başvurular ise sonuçsuz kalıyor. Devlet yetkilileri, köylere hizmet yapmak için ödenek olmadığını dile getiriyor ancak Dersim’de karakol, kalekol ve maden ocaklarına yollar yapılıp, elektrik götürülüyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’de devletin, köylere hizmet götürmemesini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEVLET, ‘BİAT EDERSENİZ HİZMET GETİRİRİM’ DİYOR”
Dersim’de çok ciddi altyapı sorunu olduğunu belirten Ayten Kordu, “Dersim’in birçok köyünde su ve elektrik yok. Bazı köylerde yaşanan sık elektrik kesintilerinden dolayı köylülerin beyaz eşyaları bozuluyor. Ovacık’ın Havaçor köyünde 25 ev olmasına rağmen köyde içme suyu yok. 1997 yılında boşaltılan Havaçor köyüne 2002 yılında geri dönüşler olmuş ancak devlet hizmet götürmüyor. Devlet, insanlara ‘köyünüze geri dönün’ diyor ancak köylere hizmet götürmüyor. Devlet, köylülere ‘bana biat et, ben de size hizmet getireyim’ mantığıyla hareket ediyor. Köylere hizmet götürülmemesiyle aslında ‘size burada yaşama alanı tanımayacağız’ deniliyor” dedi.
“GÜVENLİK POLİTİKALARI İÇİN BÜTÇE VAR AMA HİZMET İÇİN YOK”
Devletin Dersim’in her tarafına arama noktaları, karakol ve kalekol yaptığını ifade eden Kordu, “Güvenlik politikaları için bütçe var ama hizmet için bütçe yok. Madencilik yapan şirketlere, kalekollara yol ve elektrik götürüyorlar ama köylere hizmet götürmüyorlar. Dersim’de devletin bu politikası uzun yıllardır devam ediyor, biz de hem mecliste hem de köylerimize giderek halkımızla birlikte insanların yaşam hakkı olan temel ihtiyaçlarının karşılanması konusunda mücadele ediyoruz” diye konuştu.