Etiket: Süleyman Deprem

  • Deprem: Maraş Katliamı Alevileri yok etme projesidir-VİDEO

    Deprem: Maraş Katliamı Alevileri yok etme projesidir-VİDEO

    PİRHA- Maraş’ta 45 yıl önce faşistlerin Alevi katliamına dair konuşan Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, “Maraş Katliamı tamamen Türk İslam sentezi ve İttihat Terakki politikasının sistemli olarak Alevilere dayatılan bir yok etme projesidir” dedi.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. 19 Aralık ile 26 Aralık 1978 tarihleri arasında, sadece bir hafta içerisinde resmi verilere göre 111, resmi olmayan beyanlara göre ise 500’ün üzerinde insan yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı, 210 ev ve 70 iş yeri tahrip edildi. Öncesinde ve sonrasında yaşanan katliamlar gibi Maraş Katliamı’nda da ne adalet sağlandı ne de yüzleşme yaşandı.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Maraş Katliamı’na dair PİRHA’ya konuştu.

    “MARAŞ KATLİAMI BİR JENOSİT PROJESİDİR”

    Maraş Katliamı’nın sıradan 2 ayrı inançtan ya da dinden toplumun çatışması ya da sağcıların solcuların çatışması gibi basit bir olay olmadığını belirten Süleyman Deprem, “Maraş tamamen Türk İslam sentezi ve İttihat Terakki politikasının Selçukludan Osmanlı’dan bu yana sistemli olarak dayatılan bir yok etme jenosit(soykırım) projesidir” dedi.

    Maraş’ı tek başına değerlendirmenin sistemi tahlil etmekte yetersiz kalacağını vurgulayan Deprem, “Maraş 1978 döneminde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşundan bugüne devlet olarak kendini zorda görmeye başladığı süreçte bir darbe hazırlığı ile tekrar kendi gücünü darbelerle güçlü kılmaya çalışarak günümüze kadar böyle gelmektedir” dedi.

    “ALEVİ KÜRTLERİN EKONOMİDE SÖZ SAHİBİ OLMALARINDAN SİSTEM RAHATSIZ OLMUŞTU”

    Deprem, “Özellikle Maraş Pazarcık ovasındaki pamuk tarlaları ve oradaki iktisadi gelişmede Alevi Kürtlerin tümden neredeyse Maraş’ta söz sahibi olma konumuna gelmelerinden, Maraş gibi bir bölgede Alevi Kürtlerin ekonomik olarak söz sahibi olmasından sistem rahatsız oldu” ifadelerini kullandı.

    Kürtleri ve Alevileri yok sayan zihniyet üzerine bir cumhuriyetin kurulduğunu vurgulayan Deprem, şunları kaydetti:

    “Kürtlerin ve Alevilerin bu süreçte bu derece gelişkin bir görünüm sergilemeleri derin devlet yapısını rahatsız etmişti. Bu rahatsızlık bir darbe hazırlığı gerektiriyordu ve bu gereklilik üzerine bu iş önceden örgütlendi. MHP’nin o zaman ki senatörü Hilmi Soydan Elbistan’da devrimci bir militan tarafından öldürülmüştü. Cenazesini kaldıracak sadece 40-50 tane adam vardı çevresinde. Oysa sıradan bir MHP’li kavgada ölecek, MHP orada 40 kişiyle cenazesini kaldıracak, bu mümkün değil.”

    “ORDU DEVREYE SOKULMADI”

    Maraş’ta saldırılar başladığında halka destek olmak için Maraş’a gitmek istediğini ancak gidemediğini belirten Süleyman Deprem, Maraş’a gitmek istedik. Orada bir katliam uygulanıyor, bir saldırı var. İlk iş devlet tarafından Elbistan’ın, Afşin’in, Pazarcık’ın, Andırın, Göksu’nun çıkışları Maraş’ın ise giriş ve çıkışları kapatıldı. Maraş’ta silahlı MHP’li faşistlerle Alevi Kürtleri baş başa bırakıldı. Ordu devreye sokulmadı” dedi.

    “BÜTÜN KATLİAMLARDA CHP’NİN İKTİDARDA OLMASI OLDUKÇA İLGİNÇ”

    Bütün Alevi katliamlarının CHP iktidarına denk gelmesinin ilginç olduğuna dikkat çeken Deprem, “Her ne hikmetse Türk İslam sentezinin İttihat ve Terakki temel bir projesi olduğu için CHP masum değildir, kendini aklamak zorundadır. Sosyal demokrat geçiniyorsa Dersim’le yüzleşmek kendi deyimleriyle helalleşmek zorundadırlar” diye konuştu.

    “TÜRK VATANDAŞI BİLE BU ÜLKEDE MÜLTECİ KONUMUNDA”

    Ülkede farklı toplumsal kesimlerin söz sahibi olmadığını vurgulayan Deprem, şöyle devam etti:

    “Bunları sorgulamak bir insan olmanın demokrat olmanın gereğidir. Zulümden soykırımdan geçmiş bir Alevi bir Kürt olarak ben bunları soruyorum. Bu ülkede niye askerlik yapıyorum, ben bu ülkede niye vergi veriyorum, ben bu ülkenin nesiyim? Kendi ülkemde bırak Kürtlüğü bırak Aleviliği Türk vatandaşı bile şu anda kendi ülkelerinde mülteci konumunda.

    “MAZLUM DİRENMESİNİ BECEREMİYOR”

    Seni öldürenler milletvekili oldu, seni yakanlar bakan oldu ve bu devleti yönetiyorlar. Ama sen hala bunun için direnme, örgütlenme, birleşme, birlikte hareketten yoksunsun. Sen dönüp özünü yoklayacaksın. Sorun şu anda katil katilliğini yapıyor, zalim zulmünü uyguluyor ama mazlum direnmesini beceremiyor. Sorun mazlumun direnme birleşme, dayanışma sorunudur”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO

    ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO

    PİRHA-AKP’nin okullara imam atamasına tepki gösteren Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, “İnanç bireyin kendi özgür iradesiyle belirlediği bir yaşam biçimidir. Bu devletin kuralına sığdırılamaz” dedi. “Ben Aleviyim benim çocuğum Alevi kültürü ile yetişmek durumundadır” diyen Deprem, okullara imam atanmasının asimilasyon politikası olduğunu kaydetti. 

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’ kapsamında okullara ‘manevi danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor.

    Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor. Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Dinine, diline, ırkına, mezhebine bakmadan insana insan gözüyle bakan tek felsefenin Alevilik olduğunu ifade eden Deprem,”Kindar ve dindar bir Müslüman nesil yetiştirmeyi slogan edinmiş, Ebussuut’un fetvalarını esas alarak örgütlenmeyi esas alan bir yapı, bu konuda hiçbir eleştiri dahi kabul etmemektedir” dedi.

    “ALEVİLİĞİ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA HAPSEDEMEZSİNİZ

    Deprem, “Dinde inanç bireyin kendi özgür iradesiyle belirlediği bir yaşam biçimidir. Sen bunu devletin bir kuralına sığdıramaz, Aleviliği özellikle Kültür Bakanlığı’na hapsedemezsin” dedi.

    “Ben Aleviyim benim çocuğum Alevi kültürü ile yetişmek durumundadır” diyen Deprem, ”Vatandaş olarak benim talebim okullarda Alevi çocuklara Aleviliğin öğretilmesidir. Herkesin kendi toplumsal inançsal kültür değerleri açısından orada eğitim görmesi… O olmuyorsa da laiklik temelinde okula herhangi bir dini veya inancın ilkelerini dayatmak bir zulümdür, yok etme, bir imha ve inkâr, asimilasyon hareketidir” diye ifade etti.

    “ÇOCUKLARIMIZIN KENDİ İNANÇSAL DEĞERLERİMİZ ÜZERİNDEN BÜYÜMESİNİ İSTİYORUZ”

    “Ailelerin çok iyi düşünmesi ve çok iyi bir tavır sergilemesi gerekmektedir. Biz çocuklarımızın kendi toplumsal inançsal değerlerimiz üzerinden büyümesini istiyoruz. Bir başkalarının çocuklarımıza zorla başka inanç, başka bir anlayış öğretmelerini istemiyoruz. Alevilerin topluca hareket etmesi zorunluluktur” diyen Deprem, “Bu zorunluluk içerisinde gerekirse biz çocuklarımıza kendimiz eğitim veririz. Din eğitimi için okula göndermeyiz, bunu kabul etmiyoruz” ifadesini kullandı.

    “CEMEVLERİMİZDE ÇOCUKLARIMIZA İNANÇSAL EĞİTİMİ KENDİMİZ VEREBİLİRİZ”

    Cemevlerinde eğitim verilebileceğini belirten Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, şöyle devam etti:

    “Cemevlerinde eğitimimizi veririz. Hatta bugün eğitim adına ucube bir sistem gelişmiş, çocuklar bilimden uzak eğitilmiyorlar kendi haline bırakılmış durumda. O anlamıyla şu anda bir cemevlerimizde eğitim okulları açabiliriz. Buna hakkımızda var, gücümüz de var, yeteneğimiz de var. Bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Demokratik kurumlarla, sendikalarla dayanışma içerisinde olmalıyız. Bir dönem cezaevinde tutuklulara hükümlülere imam gönderdiler. Biz de o zaman cezaevindeki Alevilere her hafta bir dede gitmesini sağlayacağız, deyip onu ileri sürdüğümüzde, bu olay sönümlendi. Alternatifini ortaya  koymak zorundayız.Bu anlamda görev bize düşüyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO

    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO

     

  • Deprem’den dincileşmeye tepki: Gerekirse çocuklarımızı kendimiz eğitmeliyiz-VİDEO

    Deprem’den dincileşmeye tepki: Gerekirse çocuklarımızı kendimiz eğitmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, geçen haftalar Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in karma eğitimi hedef alan sözlerine tepki gösterdi. Deprem, “Tarikatların insafına terk edilmiş alanlarda sözde harem selamlık eğitim verilen yerlerde çocuklarımıza her türlü zararın verilmeyeceğinin garantisi var mı? Yok. Yaşananlar ortada” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, geçen haftalar, “Çocuklarını okula göndermeyen aileleri ikna etmek adına gerekirse kız okulları da açabilmeliyiz” sözleri üzerine endişeler ve tepkiler sürüyor. Karma eğitimi ve eşitliği hedef alan bu söyleme başta kadınlar olmak üzere toplumun birçok kesimi sesini yükseltiyor.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, bu konuda görüşlerini PİRHA‘ya anlattı.

    Deprem, “Her şeyden önce karma eğitim sürecinde Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hiçbir okulda çocuklara, kızlara ve hatta erkeklere bir tecavüz olayı olmamıştır” dedi.

    “Harem selamlık doğrultusunda kurulan yasa dışı kurumlarda ne tür tecavüzlerin yaşandığını biliyoruz” diye soran Deprem, “Ne idüğü belirsiz adresi bile belli olmayan apartmanların zeminlerinde kurulmuş tarikatların insafına terk edilmiş alanlarda sözde harem selamlık eğitimi verilen yerlerde çocuklarımıza her türlü zararın verilmeyeceğinin garantisi var mı? Yok. Yaşananlar ortada” ifadelerini kullandı.

    “Gerekirse çocuklarımızı bu tarzda okullara göndermemeliyiz kendi eğitimimizi kendimiz verebilmeliyiz” diyen Süleyman Deprem, şöyle devam etti:

    “Şu anda Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden atılmış binlerce öğretmenimiz var, binlerce profesörümüz, doktorumuz, mühendisimiz var. Bunların hepsi gönüllü olarak şu anda Alevilerin bulunduğu yerlerdeki cemevlerinde bu eğitimleri verebilecek güçte ve yetkide olanaklara sahiptir. Bunu değerlendirmek gerekir. Ayrıca sendikalarla demokratik kitle örgütleriyle bu dayanışmanın mutlaka sağlanması gerekir.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Pir Süleyman Deprem: Alevilikte uzman olmaz, pir, talip, rehber, mürşit var; çarpıtıyorlar!

    Pir Süleyman Deprem: Alevilikte uzman olmaz, pir, talip, rehber, mürşit var; çarpıtıyorlar!

    PİRHA – Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın “Uzman Alevi” sıfatıyla personel alımına tepkiler sürüyor. Pir Süleyman Deprem, bunların hepsi ahlak, insanlık ve bilim yoksunudur. Tarihi çarpıtmaya yemin etmiş faşist zihniyetli bir anlayışın ürünüdür” dedi.

    Resmi açılışı 2023 Mart ayında yapılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, asimilasyon faaliyetlerini sürdürüyor.

    Alevi kurumlarına tuğla, çimento gibi tekliflerin ardından şimdi de cemevlerinin elektrik faturalarını ödeme başladı. Cemevi Başkanlığı, şimdi ise “Alevi uzmanı” sıfatıyla kadro oluşturmaya çalışıyor.

    Cemevlerinin elektrik faturalarını ödeyerek inanç merkezleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan AKP-MHP hükümeti, Cemevi Başkanlığı bünyesine aldıkları 40 kişilik personel alımına yeni eklemeler yapmaya hazırlanıyor.

    Kurum Başkanı Ali Arif Özzeybek ise devletin, Alevileri asimile etmediğini söyleyerek, Başkanlık bünyesine alınacak 40 uzman personelin mayıs ayı sonunda işlemlerinin tamamlanacağı ve 6 ay sonra 40 uzman daha alacaklarını duyurdu. Haziran ayından sonra 1800 cemevi yöneticisinin de kadroya alınacağı ifade edilirken, Alevi pirleri ise yapılanların kötü niyetli olduğunu belirtiyor.

    “UZMAN ALEVİ GÖRMEK BİZE NASİP OLMADI!”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Alevi inancında “Uzman” sıfatının olmadığını söyledi. Deprem, AKP iktidarının, Aleviliğin özüne aykırı davrandığını vurgulayarak, “Kadimden bu yana pir, talip, rehber, mürşit gördük ama bir ‘uzman’ göremedik. Nasip olmadı” dedi.

    Deprem şöyle devam etti:

    “Ayrıca Cemevi Başkanlığı denilen Kültür Bakanlığı’na bağlı örgütlenme, bunların hepsi açık ve net söylüyorum ki ahlak, insanlık ve bilim yoksunudur. Tarihi çarpıtmaya yemin etmiş faşist zihniyetli bir anlayışın ürünüdür. Başka da hiçbir şey değildir. Hristiyan’a Yahudi’ye, Kültür Bakanlığı’na bağlı bir örgütlenme dayata biliyor musun? Buna haddin var mı? Ayrıca sen, benim inancımı belirleyecek derecede değilsin. Hangi devlet, benim bireysel olarak inancımı belirleme haddine sahiptir? Ben bu haddi kimseye tanımıyorum. Bu uygulamaların hepsi bilinçli olarak Rıza Kenti yaşamı esasıyla felsefesini geliştirmiş olan Alevilerin, paylaşım zihniyetini yok edip, sömürü sistemini, özel mülkiyet fikrini, devletin sömürü sistemini sürdürmeye yönelik gaspçı, katil bir zihniyetin ürünüdür. Kendi iktidarlarını sürdürebilmek için sınıfları yok saymaya çalışan, bizim gibi felsefelere zulmetmek onlar için bir görevdir. Şu anda birçok sahtekar, adı ‘Alevi’ ancak kendisi ne olduğu belirsiz kişi, bunlardan nemalanan ahlaksız tayfası var.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • Pir Deprem: Bu ülkede yaşayan halklar depremde birbirini sahiplendi-VİDEO

    Pir Deprem: Bu ülkede yaşayan halklar depremde birbirini sahiplendi-VİDEO

    PİRHA-Maraş’ta yaşanan depremden eşiyle birlikte sağ kurtulan Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, deprem anı ve sonrasında yaşadıklarını anlattı. Deprem, 3 gün aç, susuz beklediklerini ama kimsenin gelmediğini belirterek, “biz Alevilerin geçmişten bu yana mülkiyeti reddedip ortak paylaşımı, dayanışmayı, Rıza Şehri mantığıyla yaşamayı anlattığımız bir kez daha gerçeğe dönüştü ki biz dayanışmazsak, birbirimize sahip çıkmazsak, paylaşımı esas alarak örgütlenmezsek bizim yaşam garantimizin olma şansı yoktur” dedi.

    AFAD, Maraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 50 bin 96’ya yükseldiğini açıklarken, deprem felaketinin yaşandığı yerlerde gıda, hijyen ve barınma sorunu devam ediyor. İktidar yıkılan binaların molozlarını hiçbir uyarıyı dikkate alınmadan dere yataklarına ya da tarım arazilerinin bulunduğu alanlara döktürüyor.

    Maraş’ta yaşanan depremden eşiyle birlikte sağ kurtulan Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, deprem anı ve sonrasında yaşadıklarını anlattı.

    “3 GÜN YEMEKSİZ, ATEŞSİZ, SUSUZ BEKLEDİK AMA KİMSE GELMEDİ”

    Deprem, Maraş merkezli depremlerin yaşanma anındaki yaşadıkları şoku paylaşıp, kar ve yağmurdan ötürü havanın soğuk olduğunu dile getirerek, ““Biz hiçbir kurumun hiçbir devlet organının yaklaşımını, müdahalesini görmedik.  Evler yıkılmış enkaz altından bağırtılar geliyor. 3 gün yemeksiz, ateşsiz, susuz bekledik. Ama kimse gelmedi” dedi.

    Deprem, soğuk havaya karşı çevrede buldukları odunları meydanda toplayıp ateş yakıp ısınmaya çalışarak sabaha çıktıklarını söyledi.

    Sivil toplum kruruluşları ve HDP’nin yardımı sayesinde cemevine sığındıklarını anlatan Süleyman Deprem, devletin dışında gönderilen yardımların engellendiğine dikkat çekti. Gelen yardımlara katkı sunduğunu belirten Süleyman Deprem, “AFAD’ tan 40 defa istedim bize çadır vermedi.İnsanlarımız o enkazların altında bağıra bağıra donarak öldüler. Yani bu bir iktidarın beceriksizliği falan değildi bu tümden inkâr ve imha projesinin fırsat bilinerek uygulanmasıdır” diyerek tepki gösterdi.

    “CEMEVLERİ İYİ Kİ VAR”

    Pir Süleyman, cemevlerinin deprem sürecinde yaptığı yardımlara da dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Şu anda buradayız yalnız bu geçici elimizde ne çadır var ne de konteyner var. Şu anda 11 vilayette 13 milyon insan şu anda bu durumda. Bu durumu gidermek, bu durumdan kurtulmak bir günün, bir haftanın, bir ayın, bir yılın işi değil. Bu anlamıyla vergilerini ödediğimiz, askerliğini yaptığımız, vatandaşı olduğumuz devletin bize yeniden bir yaşam imkânı sunmasını beklerken tamamen ortada kaldık. Ancak burada devlet ne kadar bizi ırk, din, dil, cins üzerinden birbirimize düşürse de şunu gördük. Bu halk ve bu ülkede yaşayan halklar diline, dinine, ırkına, cinsine bakmadan birbirini sahiplenebildiler. Cemevleri iyi ki vardı. Oradan organizasyonlar sağlandı, bir tane cami kapısını açıp insanlara bir yardım sunmadı.”

    “BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Aleviler ve Kürtlerin bu bölgelerde yaşadıklarını belirterek duyarsız kalan devletin hesap vermesi gerektiğini söyleyen Pir Süleyman, dayanışmanın önemine dikkat çekerek şu sözleri dile getirdi:

    “Biz Aleviler bir şey daha gördük. Buradan bir ders çıkarmamız gerekiyor, bu derste şudur; mülkiyet esarettir. Yıllarca emeğini harcayıp bir ev almaya çalışan insanlara bu evler mezar oldu. Çünkü bu evler denetimsiz yapıldı. Bu evler imar projesi ile değil, inkâr ve kar projesi ile yapıldı. Betonu, demiri, kumu eksik yapıldı. Derken bu binalar mezara dönüştü. Burada biz Alevilerin geçmişten bu yana mülkiyeti reddedip ortak paylaşımı, dayanışmayı, Rıza Şehri mantığıyla yaşamayı anlattığımız bir kez daha gerçeğe dönüştü ki biz dayanışmazsak, birbirimize sahip çıkmazsak, paylaşımı esas alarak örgütlenmezsek bizim yaşam garantimizin olma şansı yoktur.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Pir Süleyman Deprem: Birbirimizin Hızır’ı olmaktan başka çaremiz yoktur-VİDEO

    Pir Süleyman Deprem: Birbirimizin Hızır’ı olmaktan başka çaremiz yoktur-VİDEO

    PİRHA-Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Hızır cemi yürütüldü. Cemde konuşan Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, “Hızır birliğimizdir, güvenliğimizdir, dayanışmamızdır. Depremzedelere bir lokma ekmek taşıyanlar onların Hızır’ıdır” dedi.

     

    Antalya Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevinde Hızır cemi yürütüldü. Cem erkanını Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin Dede, Üryan Hızır Ocağı mensubu Kenan Akbaba, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol hizmetkârı Mustafa Sazcı ve Zakir Hayri Aslanboğa yürüttü.

    “HIZIR DAYANIŞMAMIZDIR”

    Rızalık alınarak başlanılan cemde konuşan Süleyman Deprem şunları söyledi:

    “Hızır yeşilliktir, Hızır berekettir. Hızır kelime anlamıyla içimizdeki kudrettir. Hızır öyle giyinmiş kuşanmış birilerini kendine göre tarif ettiği bir kişi veya makam zade değildir. Hızır kudrettir. Hızır arştadır, kudrettir. Hızır birliğimizdir, güvenliğimizdir, dayanışmamızdır.

    Depremzedelere bir lokma ekmek taşıyanlar onların Hızır’ıdır, böyle bilmek lazım. Devri daim olsun babam derdi ki “Bizim bugün kapımızı kimse çalmadı. Bugün biz Hızırsız kaldık. Bugün bizim bir lokmamız bizim dışımızda birine nasip olmadı.”

    “BİRBİRİMİZE HIZIR OLMAKTAN BAŞKA GÜCÜMÜZ YOKTUR”

    Çünkü erenler kişi odur ki ne kadar paylaşırsa o kadar zengindir. Zenginlik, mal, mülk değildir. Gerçek zenginlik sevgidir, saygıdır, dayanışma, yardımlaşmadır. Bunun örneğini ne kadar gizlenirse gizlensin bu devlet çok iyi gördü. Depremde para, araba, ev, bankadaki sermaye kurtarmadı ama Zonguldak’tan, Diyarbakır’dan, Antalya’dan gelen ya da bir tırı bir tür gönül rızasıyla doldurup yemek gönderen insanlar kurtardı. Bizim dayanışmaktan başka, birbirimize Hızır olmaktan başka gücümüz yoktur.”

    Hızır ceminde 12 hizmetler ve gülbenglerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    PİRHA/ANTALYA

     

  • ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    ‘Yurtdışına gitmem için ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı!’-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, ‘Ocak sistemini’ günümüzde daha etkin işletebilmek adına “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını söyledi. Deprem, Alevi toplumunun bilinçli bir politika sonucu köylerinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek “Bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık.” dedi.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Alevi toplumuna, bir bütün olarak sürgün politikası dayatıldığına işaret etti. Köylerin zorla boşaltılıp toplumun, köklerinden uzaklaştırıldığını söyleyen Deprem, “Yeniden inşa hareketi” başlattıklarını anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, Türkiye’nin “Darbeler ülkesi” olduğunu ifade ederek, özellikle 12 Eylül darbesinden sonra Alevi ve Kürt toplumuna hukuk dışı politikalar yöneltildiğini söyledi. Deprem, “O dönem, sözüm ona demokrasi darbeye rağmen biraz işliyordu, bugün ise hak getire. O günleri atar duruma düştük” diyerek 1980 yılından sonra uygulanan “gizli sürgün politikasını” anlattı.

    Pir Süleyman Deprem, “Alevi ve Kürt toplumu, köy ve şehirlerde taciz edildi, her türlü zor ve zorbalık uygulandı. Ama asıl olan bir sürgün politikasıydı” diyerek şunları anlattı:

    “Toplumların topraklarından uzaklaştırılması asıl önemli konuydu. Bunu önce fark etmedik. Ben gözaltında 26 günlük işkenceden sonra 1982 yılında çıktım ve 32 yaşında niyetim yokken askere gittim. Sonrasında ‘Yaşama şansın yok. Sen de Avrupa’ya git’ dediler. ‘Bu devlet, bu iktidar bana pasaport vermez’ dedim ama gidip bir şansımı denemek istedim. Başvurdum ve tabiri caizse ayağıma kırmızı halı sermedikleri kaldı. Anında pasaportumu hazırladılar.

    Dedim ki ‘Düşmanın sana iyi davranıyorsa ya sende ya da onda bir numara var’. O gün pasaportu yırttım ve gitmedim. ‘Öleceksem ya da kalacaksam burada, ama gideceksem de elimi kolumu sallayarak gezmeye gideceğim’ dedim. ‘Neden?’ diye sordular. Ben de dedim ki ‘Oradaki yaşam riski buradaki ölüm riskinden daha ağır. Orada kişiliğimi kaybederim ama burada hayatımı. Ben kişiliğimi hayatıma tercih ediyorum’ dedim. Ama birçok insanımız, hatta devrimcilikle ilişkisi olmayanlar, bu gerekçelerle gidip bizden de referans istediler. Sonrasında o kişiler, para kazanıp geldiler ama kişiliklerini kaybettiler.

    İkincisi; bir toplumun kültürünü yok edeceksen toprağından uzaklaştıracaksın. Bize bu dayatıldı. Şu anda Kürt Alevi köyleri, özellikle Maraş bölgesinde yazın köylere tatile gelirler ancak kışın o köylerde kimse kalmaz. Bunu değerlendirerek arkadaşlarla birlikte yaşamı yerinde ve yeniden inşa hareketi başlattık. Yaşam derken; kültürel, inançsal, tarımsal, hepsi var. İnsanları tekrar topraklarına dönmeye davet ettik. Ve bu konuda çok güzel gelişmeler oldu.”

    “YAŞAM TOPRAKTADIR”

    Süleyman Deprem, toprağı işleme konusunda alışılmış bir yönetim biçimi olduğunu söyleyerek tüm üretim biçimlerini değiştirme amacı taşıdıklarını anlattı. Yaşamın, toprağı işleyerek daha nitelikli hale gelebileceğine vurgu yapan Deprem, şöyle devam etti:

    “Toprakta sulu ya da susuz hangi ürünler yetişir; sahlepten tutun cevizinden, bademine kadar şu anda herkes harıl harıl bu çalışmaların içerisinde. Sanayi bile ancak toprakla gelişir. Yaşam topraktadır. Alevilik felsefesinin temel anlayışıdır.

    Bizler eskiden 70 kişilik bir aileydik ve hiçbirimizin ne bir emekli ne de çalışan bir maaşı vardı. Ama küçük bir tarlada hiçbir şeye ihtiyaç duymadan seneyi kurtarıyorduk. Toprak yoksa yurt yoktur. Toprak yoksa yaşam yoktur. Toprak yoksa beslenme yoktur. Bu anlamda hiç kimsenin topraklarını asla satmamasını öneriyoruz. İnsanlar, topraklarını yeniden üretime kazandırabilirler. Bizim de bu yönlü bir çabamız var.

    Ürünü işlemek önemli. Çünkü bu işlem çeşitli ticari kurumların himayesinden kurtulmak anlamına gelir. İstedikleri gibi zam yapamazlar. Kooperatifleşerek sen yaparsın sen satarsın. Örneğin domatesi domates olarak satmayacaksın, onu salça yapacaksın.”

    “DIŞARIDAN İNANCA SADECE FİNANSAL DESTEK VEREBİLİRSİN”

    Pir Süleyman Deprem, son olarak ocaklar sisteminin yerinden yönetilip güncellenmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

    Yaşam felsefesi olarak Alevi yaşamımız toprağa, suya, havaya, ışığa bağlıdır. Kendi toprağı üzerinde yeşermeyen ağaç kurur. Bugün dışarıda olan bütün Alevi ve Kürtler mülteci konumdadır. Evet Fransa’da Fransız, Almanya’da Alman değilsin. Çünkü mültecisin. Şimdi Avrupa da yeni yeni yasalar çıkarmaya başlıyor. Eğer kendi ülkende malvarlığının var ise vatandaşlığını zora sokuyor.

    Örneğin ben Sinemilli Ocağında bir pirin oğluyum. Sinemilli Ocağını Almanya’dan, Fransa’dan, Amerika’dan örgütleme şansın yok. Sinemilli Ocağı, merkezi olan Kantarma’da örgütlenir. Dışarıdan inanca kültürel ya da finansal destek verebilirsin ama eğer Kantarma’da bu ocağı yeniden güncelleyip oradan ses veremiyorsan geçmiş olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    Sinemilli Ocağı Mensubu Süleyman Deprem: Hiçbir süreğe 'Alevilik budur' diye dayatılamaz

  • ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin panelinde konuşan Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, “Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir” dedi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği‘nin İstanbul Bahçelievler’de bulunan binasında “Bölgemizde yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür” başlıklı bir panel düzenledi.

    Araştırmacı, yazar Mehmet Kömür‘ün moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Sinemilli Ocağı‘ndan Pir Süleyman Deprem, Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden ile maden mühendisi ve iş insanı Hasan Berkpınar konuşmacı olarak yer aldı. Panel kapsamında, insanların köylerine dönerek, ekolojik yaşamı ve üretimi yeniden yaratması tartışıldı.

    “SÜRGÜN EDEREK ALEVİLERİ YOK EDİYORLARDI, ŞİMDİ ALEVİLİĞİ YOK EDİYORLAR”

    Gülbeng ile konuşmasına başlayan Süleyman Deprem, Alevilerin köylerinden sürgün edilmesi ile inançlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekti. Deprem, şunları söyledi:

    “Her şeyin başı anadır. Yaşam, iki ananın var ettiğidir. Birisi kadın ana, insanlığın anası; birisi ise yaşamın anası, toprak anadır. Bu iki ananın varlığıdır cümle alemi, doğayı, canlıyı var eden. Alevilikte pirlik, emir-komuta makamı değildir. Pirlik, hizmet makamıdır. Pir, talibin hizmetkârıdır. Öğretmenidir, eğitmenidir, yol gösterenidir. Ama pir, talibin komutanı, emredeni değildir. Bu anlamda Alevilikte pirliğin yerini iyice öğrenmemiz gerekiyor. Dayanışma, rızalık esasına dayalı ortak yaşam toplumu olan Aleviliğin temel felsefesidir.

    İki soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Biz Alevi miyiz? Neden Aleviyiz? Beş vakit namazımızı kılarız. AKP’ye de gider boyun bükeriz. Dolandırıcılık, hırsızlık da yaparız. Günümüzü gün ederiz. Zor bir şey mi? Ama biz niye Aleviyiz? Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir. Ama kendi topraklarımızdan savrulduk, sürgün edildik. Hiçbirimiz keyfimiz için İstanbul’a, Almanya’ya taşınmadık. Hepimiz saçma sürgünüyüz. Biz sürgün edildik.

    12 Eylül’de özellikle bu sürgün politikası kendi topraklarında yaşayan Alevilere gücü yetmeyen ve gelecekte yetmeyecek olan sistem, Alevileri kendi topraklarından sürgün ederek, önce Alevileri yok ediyorlardı sürgün ederek; şimdi Şiiler kanalıyla, IŞİD kanalıyla ve diğer gerici anlayışlarla Aleviliği yok etmeye başlıyorlar. Geçmiş yıllardan çok iyi biliyoruz ki; Şiiler dedi ki, “Ya siz Alevileri Sünnileştirin; ya da bize verin biz Şiileştirelim. Alevi olarak kalırlarsa eğer sömürmemize, ahlaksızlığımıza müsaade etmezler. Ortak dayanışma içerisinde insanlığı koruyarak, savunarak bizim insanlık üzerinden sömürü geliştirmemize müsaade etmezler. Özü bu.”

    “ALEVİLİĞİN YAŞAM FELSEFESİNDE SÖMÜRÜ, SEVGİSİZLİK, RIZASIZLIK YOKTUR”

    Deprem, özel mülkiyet kavramına da değinirken, “Özel mülkiyet insanlık toplumunda ortaya çıktığı gün dinlerle beraber devlet denilen baskıcı, ceberut sistemi oluşturdular. O güne kadar Alevice yaşayan toplumlar, ikrar ve ortak paylaşım doğrultusunda doğada su, hava, ateş ve toprak denilen çar anasını esas alarak, yaşam felsefesini oluşturmuşlardır. Bu çar anasına bağlı varoluş felsefesinde sömürü, sevgisizlik, izinsiz, rızasız lokma yemek yoktur. Eğer sömürü yoksa devlet olmaz. Savaş yoksa bir devlet ayakta durmaz” ifadelerini kullandı.

    “BU ÜLKE ERMENİLERİN, KÜRTLERİN, ALEVİLERİN MAL VARLIĞI ÜZERİNE KURULDU”

    “Bu ülke Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin ve Alevilerin mal varlığı üzerine kurulmuştur” diyen Deprem, “Herkes kendi malına sahip çıktığı zaman bu sömürü sistemi de ortadan kalkacaktır. Ama buna meydan vermemek için sürgün edecek, öldürecek, hapsedecek, yetmedi aramıza nifak sokacak, bizi birbirimizden uzaklaştıracak” şeklinde konuştu.

    “BİZ DOĞAYI ESAS ALIRIZ”

    “Topraklarımızla buluşmak zorundayız” diyen Deprem, son olarak şunları söyledi:

    “Biz doğayı, güneşi, toprağı, havayı, suyu esas alıyoruz. Bizde Hak vardır. Hacı Bektaş diyor ki; “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır tacda değil, her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil”. Eğer biz bu yolu takip ediyorsak; hala “İslam’ın özüyüz” diye ortada dolaşıp, birbirimizi izzetullaha havale ediyorsak; “Cami de bizim cemevi de” diyerek kendimizi kandırıyorsak, oturalım bir aynaya bakalım. Aynaya baktığında Ali’yi görüyorsan, aynada gördüğün sensin. Felsefemiz batıni bir anlayışla çözümlediğiniz zaman siz gerçeği görürsünüz. Her din bir inançtır ama her inanç bir din değildir. Marksizim de, Alevilik de, Ezidilik de bir inançtır, din değildir. Din de inanç da birer toplumsal projedir.”

    Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden konuşmasını anadili olan Kürtçe olarak yaptı. Hasan Berkpınar ise bölgenin coğrafik önemine dikkat çekerek, topraklara dönüş çağrısında bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden köyüne dönüp üretim yapan Hülya Arslan’a ziyaret-VİDEO

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nden köyüne dönüp üretim yapan Hülya Arslan’a ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile el ele tutuşacağız şiarıyla, Elazığ’da Karabörk köyünde üretim yapan Hülya Arslan’ı ziyaret etti. Pandemi sürecinde ekolojik yaşama dönme ihtiyacı duyduğunu dile getiren Hülya Arslan, “Biz Maraş ile Dersim arasında tarımsal anlamda bir işbirliğine gitmek istiyoruz” dedi. 

    Maraş Katliamı sonrası orada yaşayan çok sayıda Alevi yurttaş, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Axtil Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek başladı, bugün de ekolojik üretimde Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile ortak hareket etmeyi hedefliyor.

    Ekolojik birliktelik ve dayanışma sebebiyle Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Elazığ’ın Kovancılar ilçesinin Karabörk köyünde Paris Sorbonne Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra doğduğu topraklara dönerek tarlada üretim yapan Hülya Arslan’ı ziyaret etti.

    “KÖYLERİMİZİ MEZARLARA DEĞİL, YAŞAM ALANLARINA ÇEVİRELİM”

    Üç sene önce “Maraş’ta köylerimizi mezarlara değil yaşam alanlarına çevirelim” şiarıyla bir kampanya başlattığını söyleyen Ahmet Güder, “Tekrar o topraklarda yaşamı yeniden inşa etmek için çağrıda bulunmuştuk ve şu an yaptığımız çağrının karşılık bulduğunu söyleyebilirim. İnsanlar kendi evlerini yapmaya başladı, 5 bin ağaç dikimi ile başladık, şu an 120 bin ağaca ulaştık. Yaşamı yeniden inşa hareketi olarak sadece Maraş ile sınırlı kalmayıp Dersim ile el ele tutuşacağız. Çünkü amacımız ekolojik yaşamı yeniden inşa etmek kapitalist sistemin yaratmış olduğu kirlilikten kurtulmanın tek yolu ekolojik yaşamdan geçiyor” dedi.

    “YAŞAMIN ANA KAYNAĞI TOPRAKTIR”

    Darbeler sürecinden beri topluma sürgün politikası uygulandığını vurgulayan Sinemili Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem de, “12 Eylül’den sonra bu politika daha da hızlandı ve şu an Alevi ve Kürt köylerimizin çoğu Avrupa’da mülteci konumunda yaşamlarını sürdürmektedir. Pandeminin yaratmış olduğu ve sanayi sisteminin de sıkıntıya girmesinin tek sebebi üretimden uzaklaşıp para üzerinden ticareti sağlamasıdır. Oysa sanayinin gerçek kurtarıcısı tarımdır. Toprak bizim için önemlidir, var eden iki anadan birisidir. Yaşamın ana kaynağı topraktır, biz de kendi topraklarımızda bundan sonra bulunmadığımız sürece toplumsal ve inançsal kimliğimizi kaybetmekle yüz yüzeyiz o yüzden topraklarımıza geri dönmek zorundayız” diye belirtti.

    “PANDEMİYLE BİRLİKTE EKOLOJİK YAŞAMA DÖNMEYE İHTİYAÇ DUYDUM”

    Pandemi sürecinde ekolojik yaşama dönme ihtiyacı duyduğunu dile getiren Hülya Arslan ise şunları kaydetti:

    “Zaten burada altyapımız vardı, babam 20 sene önce köye geri dönüş projesiyle geldi. Ben daha çok atıl durumda olan tarım arazilerimizi aktif hale getirmekti, yaklaşık 700 dönüm kadar araziyi tarımsal üretime katmaktı amacım. Bu sene ilk üretimimiz aspirdi ama çevre koşulları ve kuraklık nedeniyle verimsiz oldu ama köye dönüş için büyük bir adım atmış oldum. Biz Maraş ile Dersim arasında tarımsal anlamda bir işbirliğine gitmek istiyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/ELAZIĞ

  • ‘Müsahipler birbirinin ailesinden, inancından sorumludur; suç işleme oranı düşer’-VİDEO

    ‘Müsahipler birbirinin ailesinden, inancından sorumludur; suç işleme oranı düşer’-VİDEO

    PİRHA-Pir Süleyman Deprem, müsahipliği PİRHA’ya anlattı. Deprem, müsahipliğin derin sorumlulukları olduğuna vurgu yaparak “Bu yol kardeşliği süresi içerisinde her iki müsahip, birbirinin ailesinden sorumludur. Birbirlerinin çevresinden, inancından sorumludur. Suç işlememesi ve hata yapmaması için mutlaka birbirlerine müdahale ederler” dedi. 

    Alevi toplumunun en temel özelliklerinden biri olan müsahiplik, içinde bulunduğumuz çağda nasıl karşılık buluyor, Pir Süleyman Deprem’e sorduk.

    Müsahipliği kentlerde yaşatmanın zorluklarını anlatan Pir Süleyman Deprem, “Büyük sorumlulukları olan bir durumdur” diyerek müsahipliği  “iki ailenin ikrar vererek bir bütün olup uyum içerisinde yaşam bulması” şeklinde yorumladı.

    Süleyman Deprem, müsahipliği kelimelerle anlatmanın pek mümkün olmadığını da ekleyerek şunları söyledi:

    “‘Babam, annem Alevidir. Ben de Alevi toplumundan geliyorum’ demekle Alevi olunmuyor. Aleviliğin ilkeleri, esasları, yol ve erkanı vardır. Bunları kavrayarak, sorgulayarak Aleviliği kabul ederse bu doğrultuda rızalık vererek, rızalık alarak ve bu kavramları sahiplenip kendi yaşamına uyguladığı zaman Alevi olunabilir. Yoksa doğuştan Alevi olunmaz. Alevilik bilim, mantık, akıl bütünlüğü içeresinde irdelenerek kabul edilen bir yaşam felsefesidir. Bu doğrultuda müsahipliği değerlendirdiğimiz zaman, birileri ‘Yol kardeşliği’ der, birileri ‘Ahiret kardeşliği’ der. Bu terimler bile müsahipliği anlatmaya yetmez.

    Alevilikte öbür dünya anlayışı ya da ikinci bir dünya inancı olmadığı için ‘müsahip’ kavramı yaşam içerisinde uygulanan bir ritüeldir. Gerçekten incelediğimiz zaman müsahiplikte kişi, önce kendine ikrar verecek. Birincisi; kendime musahip bulmam gerekiyor. İkincisi; ailesinden, eşinden ve çevresinden rızalık alarak, ‘Falanca şahısla müsahip olmak istiyorum’ diyecek. Müsahip olacak kişi de aynı şekilde çevresini dolaşarak rızalık alacak. Rızalıkları alındıktan sonra bir musahiplik cemi içeresinde pirler divanına ikrar vermek üzere bir araya gelinir. İkrar vermenin de bir esası vardır. Ya ikrar vermeyeceksin, ya da ölünceye kadar ikrarından dönmeyeceksin. Alevilikte ikrarın esası budur. Müsahip olduktan sonra ‘Uğraşamadım, müsahipliği terk edeceğim’ diye bir anlayış, lüks yoktur.

    Pirler divanında ikrar verdikten sonra müsahip olmak isteyen kişi ağırlıkla evlendikten sonra müsahip olmalıdır. Çünkü evlenmeden müsahip olan bir Alevi, yarın evlendiğinde eşi ya da eşinin ailesi buna rızalık verecek midir? Bu anlamda sorun çıkmaması için evlenen kişi eşiyle birlikte bu rızalığı alarak hem kendisi hem eşi dara dururlar. Burada dörtlüye temsilen pir gömleği giydirilir ve pirler divanında, ikrar doğrultusunda uygulanan ritüeller gülbanglarla bunu kesinleştirdikten sonra müsahiplere kurban adanarak sunma gerçekleştirilir.

    Kurban demek ille bir canlıyı katledip kesip vermek değildir bizdeki en kutsal kurban elma ve kişinin kendi nefsidir. O anlamıyla doğayla, toplumla, yaşamla ve musahiple uyum içerisinde olmak zorundadır. Çünkü doğanın kendisi uyum kuralları doğrultusunda işler. Sazın altı tane telinden birisi ayrı bir ses çıkarıyorsa o saz çalınmaz. O anlamıyla doğada olduğu gibi her alanda bu uyumu sağlamaya ikrar vereceksin, bu müsahip olmanın biçimidir.”

    “MÜSAHİPLİK SAĞLANDIĞINDA SUÇ ORANLARI DÜŞER”

    Pir Süleyman Deprem, müsahipliğin derin sorumlulukları olduğuna vurgu yaparak “Bu yol kardeşliği süresi içerisinde her iki musahip, birbirinin ailesinden sorumludur. Birbirlerinin çevresinden, inancından sorumludur. Suç işlememesi ve hata yapmaması için mutlaka müdahale eder. Suç işleme oranının bu kadar düşük olmasının altında yatan temel sebep bu otokontrol sisteminin müsahiplik kurumuyla sağlanmasındandır. Müsahipler birbirini denetlediği için hata ve suça engel olur. Toplumda herkesin müsahip olması sağlandığında o toplum tamamen özüyle, sözüyle, yaşamıyla, paylaşımıyla birlik olup homojen bir yapıya sahip olur” yorumunu yaptı.

    “ALEVİLİĞİ HER YERDE BOĞMAYA ÇALIŞTILAR”

    Pir Süleyman Deprem, “Geçmişte kendi topraklarından sürgün edilmeden, yozlaştırmadan önce yaşayan Alevilik böyle bir Alevilikti” diyerek kent toplumunda müsahipliğin neden hayata geçirilemediğini şu sözlerle anlattı:

    “Müsahibin zordaysa, çocuklarından biri aç ise kendinden önce müsahibinin geleceğini, yaşamını onarmaya çalışırsın. Bu anlamıyla müsahiplik oldukça önemli bir kuraldır. Alevilikte müsahipliğin önemi çok büyüktür. Ne yazık ki şu anda savrulduğumuz ülkelerin, kentlerin varoşlarında yaşama tutunmak, çalışmak zorunda bırakıldığımız için müsahibimize, toplumumuza, değerlerimize sahip çıkma konusunda sistemin bize dayatmış olduğu bin yıllardır yapılan, özellikle ortak yaşam ilkemizi bozup, sınıflı toplumun devlet yapısıyla sömürü sisteminin devamından medet bulan sistemler, Aleviliğin her zaman düşmanı olmuşlardır. Aleviliği her yerde boğmaya çalışmışlardır.

    Bizim olmazsa olmazımız; insan olarak, Alevi olarak, dost olarak, bir araya gelmemizdir. Alevilik, devletsiz bir yaşam biçimidir. Devletsiz bir yaşam biçimi derken başıboş bir yaşam biçimi değil, onun müsahiplik kurumu ile ikrar grubuyla, felsefesi ile sürekli birliği ve ortak yaşamı esas alan ve devletsiz bir modeldir.

    Devletin tarifi nedir? Bir sınıfın, bir sınıf üzerindeki tahakküm aracıdır. Alevilikte bir sınıfa, bir tahakküm aracına ihtiyaç yoktur. Buradan hareket ettiğimiz zaman Aleviler kadim tarihinden bu yana hiçbir zaman devletin kendisinden izin alarak örgütlenmemişlerdir. Çünkü devlet işin içine girerse Alevilik lav edilir.”

    “MÜSAHİPLİK ANLAYIŞIMIZ İRAN VE IRAK’TAKİ ALEVİLERDEN BİRAZ DAHA KATIDIR”

    Süleyman Deprem, İran ve Irak’ta müsahiplik ritüelini işleten toplulukların varlığından bahsederek “Bahsettiğim bu Alevi toplulukları müsahipliği yaşatıyorlar. Yaşatıyorlar ancak bizim Hakk Aleviliğindeki gibi musahipliğin değişik bir versiyonu olarak yapılıyor. Yani tam olarak bizlerdeki gibi bir musahiplik kurumu yok. Birbirlerine asla toz kondurmazlar. Birbirlerine her konuda sahip çıkarlar ama bizim müsahiplik anlayışımız biraz daha katıdır” dedi. Süleyman Deprem şöyle devam etti:

    “İran’da Kakailerde, Yâresanlarda ve ehli halklar şu anda Irak’ta İran’da Kakailer örgütlüler ve cemlerini kendi alanlarında devletten izin alarak değil kendi özgün alanlarında, meşru ilişkileri ile devam ettirmektedirler.

    Afganistan’da Alevi örgütlenmesi güçlüydü fakat daha sonra özellikle bu örgütlenme İslami yapıya dönüştürüldü. Ancak Alevi toplulukları vardır. Avustralya’daki Aborjinlerin yaşamı Alevice bir yaşamdır.

    Bu anlamıyla biz Aleviliği ortak paylaşım ve dayanışma olarak kabul ediyoruz. Örneğin Dalay Lama’nın çalışması varoluşcu bir çalışmadır ve yaşamları varoluşçu bir yaşamdır. Bu ilkelerle yaşıyorlar bu doğrultuda salt ‘Aleviler mi, Alevi değiller mi?’ diye bakmamak lazım. Varoluşçular mı, değiller mi diye bakmak lazım.”

    “KADINI TAMAMEN YOLUN SAHİBİ GÖRÜRÜZ”

    Pir Süleyman Deprem, son olarak Anadolu coğrafyası ile İran’daki müsahipliğin farklılıklarına değindi. Kakai toplumunda kadın Yol önderlerinin olmadığını söyleyen Deprem, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    Sadece bizim ritüellerimiz farklı. Mesela biz dört can, bir gömleğe gireriz. Hayrı da, şerri de bu dört kişinin sorumluluğundadır. Ama diğer coğrafyalardaki ritüel sadece müsahip olan iki kişi arasında olur.

    Mesela kadın, bizdeki gibi değerlendirilmez. Biz kadını tamamen yolun sahibi, ikrarın başı olarak görürüz. İran’daki Kakailer ve diğer Aleviler, kadın-erkek ayrımı yapmazlar ama biz Alevilerin baktığı şekilde de bakmazlar.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/PİRHA

    İlgili Haberler:

    1-‘Müsahiplik erdemli insan olmak için tek yoldur; ders olarak anlatılması gerekir’-VİDEO

  • ‘Sivas Katliamı hükümlüsünün bırakılması Alevilere bir saldırı hareketidir’-VİDEO

    ‘Sivas Katliamı hükümlüsünün bırakılması Alevilere bir saldırı hareketidir’-VİDEO

    PİRHA – Sinemilli Ocağın’dan Süleyman Deprem, Sivas Katliamı hükümlüsünün Cumhurbaşkanı tarafından serbest bırakılmasına tepki göstererek, “Bu, Alevilere bir saldırı hareketidir” dedi. Deprem, Alevilerin birlikte mücadele etmeleri gerektiğini söyledi. 

    Haberin Videosu

    Sivas Madımak Katliamı sanıklarından 86 yaşındaki Ahmet Turan Kılıç’ın kalan cezası, AKP’li Cumhurbaşkanının kararıyla affedilerek Resmi gazetede yayınlandı.

    Kılıç’ın serbest bırakılmasına tepkiler gelmeye devam ediyor. Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem, yaşanılanların yeni bir şey olmadığını, temelde bir sistem sorunu olduğunu söyledi.

    1924 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Alevilerin ötekileştirilmesi, daha sonraki süreçlerde asimilasyon süreciyle birlikte AKP ve MHP iktidarının uygulamalarının doruk noktası olduğunu kaydeden Deprem, ” Önce meseleye sistem açısından bakmak zorundayız. Maraş, Sivas, Çorum Gazi unutmamak gerekir” dedi.

    “DEMOKRATİK İTAATSİZLİK EYLEM HAKKINI KULLANACAKSIN”   

    “Türkiye’nin tarihi katliamlar ve darbeler tarihidir” diyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Bu darbeler ve katliamlarla inkar, imha ve asimilasyon politikası doğrultusunda yapılanlara karşı çıkarken, iktidarın bile tanımadığı bir yasanın hangi maddesiyle talepte bulunacağız? Sana karşı açıktan imha kararı almış bir iktidar var. Bunun karşısında Kürt, Laz, Çerkez, Alevi,  yetmiyormuş gibi  son süreçte getirilen zamlar, fetvalar, eğitim politikası bunların hepsi bunun bir parçası.”

    Sivas Katliamı hükümlüsünün bırakılmasının Alevilere bir saldırı hareketi olduğunun, bununda iktidar tarafından yapıldığının altını çizen Süleyman Deprem, “Örgütleneceksin, demokratik itaatsizlik eylemleri hakkını kullanacaksın. Sivas Katliamı’nın bire bir failli olan kişinin bugün Cumhurbaşkanının fetvasıyla serbest bırakılması, binlerce hasta tutsak içerideyken, haksız yere Selahattin Demirtaş içeride rehin tutulurken bugün bir katliamın baş elemanı konumunda olan birinin serbest bırakılması Alevilere tamamen bir saldırı hareketidir. Bu saldırı bizati iktidarın kendisi tarafından yapılmaktadır” dedi.

    ALEVİLER ŞAPKAYI ÖNÜNE KOYUP MEYDAN OKUMALI”

    Süleyman Deprem, “Aleviler kendi aralarındaki nüans farklarını bir kenara bırakarak, demokratik zemini güçlendirmek için mutlaka direnmeli, mücadele etmeli” dedi. Deprem, Alevilerin Şeyh Bedreddin, Pir Sultan, Hallac-ı Mansur, Nesimi gibi özünü dara çekip meydan okuması gerektiğini belirtti.

    PİRHA/İZMİR

  • Evi işaretlenen Alevi aileye dedelerden ziyaret – VİDEO

    Evi işaretlenen Alevi aileye dedelerden ziyaret – VİDEO

    PİRHA – İzmir’de evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılan aileyi ziyaret eden dedeler, devletin bu sorunu çözmesi gerektiğini belirtti.

    Haberin videosu

    İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Alevi ailenin evinin duvarına ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konulmasına tepkiler devam ederken, Şenal ailesine Aleviler destek ziyaretinde bulunuyor.

    Baba Mansur Ocağı dedesi Hamza Takmaz, Sinemilli Ocağı dedesi Süleyman Deprem ve Alevi aktivist Elif Bakır,  Şenal ailesini ziyaret ettiler.

    “TEDİRGİNLİK YAŞIYORUZ”

    Evi işaretlenen Güllü Kubilay, evini işaretleyenleri lanetleyerek, “Bizi vura vura bitiremeyecekler. Her zaman ayaktayız biz” dedi. Kubilay, yapılanlardan dolayı tedirginlik yaşadıklarını da belirtti, ziyaretlerin kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “KAPI İŞARETLEMELERİ DAHA ÖNCE DE YAŞANMIŞTI”

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Hamza Takmaz ise, Alevilere yönelik daha öncede taciz ve tehdit içerikli yazıların olduğunu hatırlatarak , devletin önlem alması gerektiğini vurguladı.

    Sinemilli Ocağı evlatlarından Süleyman Deprem de, Alevilerin kimsenin malında gözünün olmadığını kaydetti.  Deprem, “Bizler sokağa çıkmak istemiyoruz. Bizler bize bu kötülüğü yapanlara aynı kötülükle cevap vermek istemiyoruz” dedi.

    Deprem, ailenin yanında olduklarını belirtti.

    “ALEVİ KURUMLARI OLARAK BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bunun ne ilk ne de son olacağını söyleyen Elif Bakır, “Bu sistem böyle yürüdükçe, Aleviler ikinci vatandaş olduğu sürece, bizler hep dışlanacağız” dedi. Bakır, Alevi kurumları olarak bu işin peşini bırakmayacaklarını söyledi.

    Şenal ailesinin oğlu Eren Şenal ise Alevilerin desteğinin kendilerine moral verdiğini ifade etti.

    Öte ayndan Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Yıldız Yılmaz, Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan ve Buca Cemevi Başkanı Hüseyin Gökçe de aileye ziyarette bulunarak geçmiş olsun dileklerinde bulundu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • Alevi köyüne yapılan caminin cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlatıldı-VİDEO

    Alevi köyüne yapılan caminin cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlatıldı-VİDEO

    PİRHA – Alevi köyünde inşaatı devam eden cami yapımına karşı Aşağısallıpınar Köyü’nün şehirde yaşayan köylüleri, yapılan caminin cemevine çevrilmesi için imza kampanyası başlattı. Cami inşaatına tepki gösteren dedeler Takmaz ve Deprem, bu asimilasyon politikalarına karşı gerekirse köye gidip köy meydanında cem yapacaklarını söyledi. 

    Haberin Videosu

    Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi köyü Aşağısallıpınar’daki cami inşaatı devam ederken köylüler, yapılan cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için imza kampanyası başlattı. Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, Pir Hamza Takmaz ve Süleyman Deprem bir araya gelerek konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “YAPILAN CAMİNİN CEMEVİNE ÇEVRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, İstanbul ve İzmir’de imza kampanyası başlattıklarını belirterek, Alevi Dernekler Federasyonu’na (ADFE) topladıkları imzaları göndereceklerini ve vakfın da toplanan imzaları kaymakamlığa, valiliğe ve TBMM’ye göndererek cami inşaatının cemevine dönüştürülmesi için mücadele edeceğini duyurdu.

    “Yapılan caminin cemevine çevrilmesini istiyoruz” diyen Candan, köydekilerin de bunu böyle istediğini fakat korkutulduklarını söyledi. Kimsenin inancına, düşüncesine ve ibadet şekline karşı olmadıklarını dile getiren Candan, Kaymakama seslenerek, “Çok yürekliyse gidip bir Sünni köyüne ‘Ben burada cemevi yaptıracağım’ desin. Bakalım Sünni köyün tepkisi ne olacak. Alevi köyüne cami yaptıracağına cemevi yaptır” dedi.

    “GİRİŞİMLER SONUÇ VERMEZSE AİHM’E GİDECEĞİZ”

    Konunun mecliste HDP milletvekili Ali Kenanoğlu tarafından da gündeme getirildiğini hatırlatan Candan, CHP’li milletvekilleriyle de görüştüğünü onların da gerekli desteği vereceğini söyledi.

    Bu konuda iyi bir kamuoyu oluştuğunu kaydeden Candan, Türkiye’nin şu anda çok hassas bir dönemden geçtiğini ve bu dönemde bu şekilde bir Alevi köyüne caminin yapılmasını doğru bulmadığını belirtti.

    Son olarak Kars Sarıkamış Aşağısallıpınar Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Candan, yapılan girişimlerden sonuç alınmaması halinde AİHM’e gideceklerini söyledi.

    “ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPILMASI DEVLETTEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR”

    Sinemilli Ocağı dedelerinden Süleyman Deprem ise Emevi İslamının iktidarından bu yana özellikle Alevilere yönelik yok etme politikasının imha, inkar ve asimilasyon olduğunun altını çizdi.

    Alevi köyüne cami yapılmasının devletten bağımsız olmadığını kaydeden Deprem, şunları söyledi;

    “Geçmişten bu yana bilinçli bir asimilasyon politikası yürütülüyor. Alevi köyüne cami yapmanın altında yatan sebep Alevileri kışkırtarak bir düşman yaratıp onun üzerinden tekrar kendi iktidarlarını pekiştirme gayretidir. Aleviler bu oyuna gelmemek üzere çatışmak ve savaşmak istemediklerinden dolayı Alevilerin bu yumuşak davranışlarını ranta çevirerek oralarda bir çatışma alanı yaratma gayretleri var. Çünkü bu iktidar anca çatışma ilişkileri içinde kendini ayakta tutabilir. Kürtler olmadı Alevilere yönelelim.”

    Deprem, kimsenin Alevileri zorla camiye, kiliseye, havraya sokmasına gönüllerinin razı olmadığını bu sebeple her türlü direniş haklarının olduğunu vurguladı.

    “ÖRGÜTLÜ BİR ÇALIŞMA GEREKİR”

    Daha önce hakka yürüme erkanı için Aşağısallıpınar Köyü’ne giden Kureyşan Ocağı Dedesi Hamza Takmaz, AKP’nin geldiği dönemlerde köye cami yapımı için tekliflerin olduğunu ancak köylülerin bunu kabul etmediğini vurguladı.

    Köyden birinin “Cami yapılsa da ben gitmem” sözlerini hatırlatan Takmaz, “Evet o gitmez ama kırk yıl sonra sizin çocuklarınız gidecektir camiye. Orada eğitime tabi tutulduğunda mutlaka o camiye sokulacaktır, taraftar olanlar camiye gidecek o çocuklar okullarda karşılıklı ayrışmalara neden olacaktır. Bunu Bergama köylerinde gördüm” dedi.

    Örgütlü bir çalışmanın yapılması gerektiğini söyleyen Takmaz, “Yola, ikrara bağlı olmayanlar istediği yere gidebilirler ama Alevi diyorlarsa o köy bir kişiye ait değildir herkesin köyüdür. O köy yol, ikrar bir köydür” diye konuştu.

    “DEDELER OLARAK KÖYE GİDİP KÖY MEYDANINDA CEM YAPACAĞIZ”

    Takmaz, gerektiğinde dedeler olarak Aşağısallıpınar Köyü’ne gidip köy meydanında cem yapacaklarını belirterek cami yapımına izin vermeyeceklerini söyledi.

    Takmaz, “Herkes o köye sahip çıkmalı. Bizi bir nazarda görmeyen sistem okullarda öğretmenler de dahil ellerinizi Alevilerin üzerinde çekin. Dedeler de sahip çıksın” çağrısında bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Alevinin çarşafı, türbanı yoktur; çünkü Alevi doğaldır, gerçekçidir -VİDEO

    Alevinin çarşafı, türbanı yoktur; çünkü Alevi doğaldır, gerçekçidir -VİDEO

    PİRHA- Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine Pir Süleyman Deprem tepki gösterdi. Deprem, “Şiiliği öne çıkararak, Şii değerlerini Alevilik imiş gibi Alevilere pazarlayarak asimilasyon güçlü bir şekilde dayatılıyor” dedi.

    Avustralya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun  Kerbela’ya ziyarete giden Alevi kadınlarına çarşaf giydirmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, Alevi inancında hurafeler ile semboller arkasına gizlenme olmadığına dikkat çekerek, “Alevilikte bir kutsal mekana girerken belli semboller arkasına gizlenmek diye bir şey yoktur. Biz semahlarımıza baş açık, yalın ayak girerdik. Doğal yaşantımız ne ise ibadetimizi de o doğallık içerisinde yaparız” ifadelerini kullandı.

    “ŞİİLİK, ALEVİ DEĞERLERİ GİBİYMİŞ DAYATILIYOR”

    “Ortak paylaşımı esas alan Alevileri fetvalarla, katliamlarla öldürüyorlardı. Şimdi ise Alevilik öldürülmeye çalışıyor” diyen Deprem, Şiiliğin öne çıkarılarak, Alevi değerleri gibi gösterildiğine dikkat çekti. Deprem, şunları vurguladı:

    “Sistem bin yıllardan bu yana ortak paylaşım, özgür ,eşit haklar temelinde birliği  parçalayarak özel mülkiyetin yönetim kadrosu denilen devlet organizasyonunu kurmuştur. Bu organizasyonların bütünü ortak paylaşıma düşmandır. Varlıklarını sürdürebilmek için bu gerekmektedir. Bunu paylaşımı esas alan Alevilerin yaşam ve yapılanmaları fetvalarla, katliamlarla öldürüyorlardı. Şimdi ise Alevilik öldürülmeye çalışıyor. Şiiliği öne çıkararak, Şii değerlerini Alevilik imiş gibi Alevilere pazarlayarak asimilasyon güçlü bir şekilde dayatılıyor. Bir diğeri de Ali üzerinden Şiilik, Hüseyin üzerinden Sünnilik, Hanifilik dayatılarak yozlaştırılmaya çalışılıyor.”

    “ALEVİLİKTE HURAFE DEĞİL DOĞALLIK VARDIR”

    “Biz semahlarımıza baş açık, yalın ayak girerdik” ifadelerini kullanan Deprem, Alevilik inancında ve ritüellerinde sadelik olduğunu dikkat çekti. Bunun Aleviliği bilinçli bir politika ve çıkar ilişkisi doğrultusunda yozlaştırmaya götürdüğünü kaydeden Deprem şöyle konuştu:

    “Alevilikte doğallık vardır, doğanın gerçeği esastır. Örtü, çarşaf gibi ritüeller yoktur. Kerbala’yı ziyaret etmek, Hüseyin’in dik duruşunu kutsamak adına  önemlidir, zerrece sakınca yoktur. Ama Alevilikte bir kutsal mekana girerken belli semboller arkasına gizlenmek diye bir şey yoktur. Biz semahlarımıza baş açık, yalın ayak girerdik. Doğal yaşantımız ne ise ibadetimizi de o doğallık içerisinde yaparız. Çarşafa büründürerek Kerbela’ya götürenlerin kurum olsun, birey olsun onların yapısına bir bakalım. Devletle, sistemle ilişkilerinde pazarlık hedeflerinin nere ile çakıştığını çok iyi göreceğiz. Alevinin çarşafı yoktur, türbanı yoktur. Alevi özgürdür, doğaldır, gerçekçidir. Bizde hurafe yoktur. Semboller arkasına gizlenme yoktur.  Tek sembolümüz Hak’tır, aşktır, aydınlıktır. Bu Aleviliği bilinçli olarak asimilasyona götüren yozlaştırma hareketidir.  Reddediyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Kakai İnanç Heyeti Maraş Elbistan’daki Sinemilli Ocağı’nı ziyaret etti-VİDEO

    Kakai İnanç Heyeti Maraş Elbistan’daki Sinemilli Ocağı’nı ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA- Kakai Alevi İnanç Heyeti Maraş Elbistan’a bağlı Sinemilli Ocağı merkez köyü olan Kantarma’yı ziyaret etti.

    Kakai Alevi İnanç Heyeti’nin Alevi kurumları ile dergahlarına ziyaretleri ve temasları 4. gününde devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı ziyaret eden heyet Maraş’ın Elbistan ilçesine doğru yola çıktı.

    Kantarma köyüne gelen heyete Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem, DAD Genel Merkez Eş Başkanı Selda güneş ve DAD temsilcileri eşlik etti. Kakai İnanç Heyeti Kantarma Cemevi’ni ziyaret ederek Sinemilli Ocağı pirlerinin mezarlarına niyaz ettiler.

    “PİR VE MÜRŞİTLER BİR ARADA YAŞAR”

    Köyün tarihi ve Sinemilli Ocağı’na ilişkin bilgi veren Pir Süleyman Deprem, Kantarma’nın Alevi inanç ve kültür merkezlerinden biri olduğunu ifade etti.

    Deprem sözlerine şöyle devam etti:

    “Sinemilli Ocağı bölgede epeyce bilinen, Alevi inancının ve kültürünün merkezlerinden biridir. Bu köyde pir ve mürşitler bir arada yaşar. Alevi kültürüne birçok eser ve deyişler kazandırmıştır. Sanatçılar bölgeden birçok eser almıştır. Birçok değerli yol önderi pirler burada yetişmiş ve topluma hizmet etmiştir.”

    Kısa bilgilendirme ve soruların ardından, hakka yürüyen pirlerin eski evlerini ve mezarlarını ziyaret eden Kakai heyeti niyaz oldu. Ziyaretin sonunda Pir Süleyman Deprem ve Pir Ako Şevayiz, Kurmanci ve Soranice gulbang verdiler. Kantarma’daki programı tamamlayan heyet Dersim’e doğru yola çıktı.

    PİRHA/MARAŞ

  • ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    ’20 yıldır özümüzü arıyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği’nde yapılan Xızır Ceminde konuşan Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete ile Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem birlik mesajları verdi. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nde Xızır Cemi gerçekleştirdi. Cemi, Şıx Çoban Ocağı Pirlerinden Zeynel Kete, Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem birlikte yürüttü. Cihan Çelik, Esra Yalçın, Murat Yılmaz ve Hüseyin Güngör de cemde zakir olarak yer aldı.

    “İNANCIMIZ PİRSİZE, HIRSIZA, ARSIZA DÜŞÜRÜLMÜŞ”

    Geçmiş yıllara kıyasla katılımın oldukça güçlü olduğu cemde ilk konuşmayı yapan Pir Zeynel Kete “Xızır, dar ve zor günde cümlemize yardımcı olsun” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

    “İnancımız pirsize, nursuza, hırsıza, arsıza düşürülmüş, yol kadınsız bırakılmış, yoldan çıkılmıştır. Tüm bunlara karşı diyorum ki; Xızır, Xızır-ı ikbal bu evliyalar, Düzgün Baba, 12 Ocağın pirleri, dervişleri, ocak mensupları, bizi pirsize, arsıza, nursuza düşürmesin. Geldiğimiz yol çok önemli ve kutsaldır. Eminim ki bütün durursak bu yol bu Xızır aklı bizi abada götürecektir. Bundan şüphe etmediğimiz müddetçe yol sahipsiz değildir. Yol kendini bulacaktır.”

    “ÖZÜMÜZÜ ARIYORUZ”

    Xızır Cemi’nin bir diğer konuşmacısı ise Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem oldu. “Kadimden bu yana yolumuz bellidir” diyen Deprem, şunları dile getirdi:

    “Enel-hak, hakkın yeryüzündeki zuhuru demişiz. Bütün canlılara buradan baktığımız zaman her şey ortada. Yolumuzu, erkanımızı son 50-60 yılda terk ettik. Fakat geldiğimiz noktada son 20 yıldır özümüzü arıyoruz. Çünkü şunu öğrendik; sen, sen olmazsan bir başkasıyla birlikte biz var olamayız.”

    Pirlerin konuşması ardından çerağlar yakıldı. Zakir Murat Yılmaz’ın deyişleriyle 12 hizmet yürütüldü, semahlar dönüldü. Ardından zakir Cihan Çelik ile Esra Yalçın, Kürtçe ve Türkçe duaz imamlar seslendirdi. Gülbengin okunmasıyla birlikte lokmalar canlara pay edildi.

    Cebrail ARSLAN-Eren Güven/ ANKARA

     

  • DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    DAD Mamak Şube’de ‘Kuşatılmış Alevilik’ konuşuldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Derneği’nin düzenlediği “Kuşatılmış Alevilik” panelinde cemevlerinin asmilasyonun kıskacında olduğu, bu tekçi zihniyet karşısında direnişçi yapıya uygun bir örgütlenme modeli oluşturmak gerektiği vurgulandı.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi tarafından, “Kuşatılmış Alevilik” konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Serpil Köksal’ın yaptığı panele konuşmacı olarak Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş katıldı.

    Panele DAD Ankara Şubesi Eş Başkanı Murat Işık, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube üyeleri,  HDP Mamak ilçe temsilcileri, HDK Mamak Yürütmesi ve Tuzluçayır halkı katıldı.

    Süleyman Deprem’in gülbangıyla birlikte çerağ uyandırılarak başlayan panelde açılış konuşmasını DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun yaptı.

    HÜSEYNİ DURUŞ VE DİRENİŞÇİ YAPIYA UYGUN BİR ÖRGÜTLENME MODELİ

    Alevi inancına ve değerlerine çok yoğun saldırıların olduğu bir dönemden geçildiğini vurgulayan Altun, “İnancımız üzerinde süre gelen inkar, red ve asimilasyon gibi tüm tahribatlara, yıkımlara karşı bireysel ve kurumsal olarak kendimizi dara çekmezsek, var olan sorunların çözümüne kalıcı, ileriye taşıyan bir çözüm üretemeyiz. Ancak doğru bir tarz, doğru bir üslup ve doğru bir temelde yaratacağımız örgütlülüklerle dost ve musahip kurumlarla koordinasyon içerisinde kolektif bir çalışmayla ifade ettiğimiz sorunları aşabiliriz. Öncelikle bütün kurumsal ilişkilerimizde birbirimize destek ve güç veren bir anlayışı oturtmalıyız. Bu zulümatın tekçi, katliamcı (fiziki ve kültürel), asimilasyon politikalarının önüne geçmenin yolu; bu öğretinin özüne, Hüseyni duruş ve direnişçi yapısına uygun bir örgütlenme modelini önümüze koymaktır” şeklinde konuştu.

    “HER İKTİDAR KENDİ ÖTEKİSİNİ YARATTI”

    Altun’dan sonra söz alan DAD Eş Genel Başkanı Selda Güneş, bu ülkede kadın olmanın başlı başına sorun olduğunu, Kürt Alevi kadın olmanın ise sorunun katmerleşerek devam etmesini beraberinde getirdiğini kaydetti. Her iktidarın kendisini var etmek için bir öteki yarattığını belirten Güneş, halklar arasındaki farklılıkların olmasının yaradılış esası olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hepimiz doğduğumuz haneyi seçemeyiz, doğduğumuz hanenin dilini seçemeyiz, doğduğumuz hanenin inancını seçemeyiz. Bunların her bir tanesi bizim doğuştan getirdiğimiz haklardır. Bunlar tartışma konusu değildir aslında. Tıpkı ceylanın hakikati gibi, tıpkı tırtılın hakikati gibi, tıpkı bir çamın hakikati gibidir bu. İnsanın hakikati de insanın doğduğu coğrafyayla, doğduğu toprakla, bir hak yasası olma halidir. Ama ne yazık ki iktidarlar kimlik adı altında kendilerini var etmek adı altında da işte bu farklılıkları öteden beri kaşıyor, bir öteki kavramı üzerinden halkları birbirine kırdırıyor. Öngördükleri, kendilerinin belirledikleri anlayış çerçevesinde de yaratmak istedikleri toplum modeline uygun insan yetiştirmek istiyorlar.”

    “HANELERİMİZ PİR GÖRMEZ OLDU”

    Türkiye’de yaşayan Kürt Aleviler olarak bu coğrafyanın en ötekisi olduklarını kaydeden Güneş, “Defalarca katliamlardan geçirildik, defalarca toprağımızdan edildik, yaşadığımız coğrafyalardan sürüldük. Her şeye rağmen bugün Ankara’da Mamak’ta bir apartmanın giriş katında gene cem olmayı becerebiliyoruz” dedi. Kentleşme ve göçlerle birlikte yaşanılan asimilasyon sonucu Aleviliğin olmazsa olmazı olan talip-pir-rehber ilişkisinin ortadan kalktığına vurgu yapan Güneş, “Hanelerimiz rehber görmez oldu, hanelerimiz pir görmez oldu. Yolumuzu nasıl yaşayacağımıza dair rehbersiz kaldık” diye ifade etti.

    “KENTLER BİR HAFIZASIZLAŞTIRMA TOPLUMU”

    Kente geldikten sonra yolun yegane yürütücüsü olan kadının kent hayatı içerisinde kendisini var etme, hane kültürünü geçmişten getirdiği tarihsel birikimi aktarma konusunda bir hafıza kırılması yaşadığını belirten Güneş, kentleri bir hafızasızlaştırma toplumu olarak tanımladığını ekledi.

    “İKRARLAŞMA VE RIZALIĞA BAĞLI BİR İLİŞKİ”

    Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de Alevi inancında her klan, kabile ve aşiretinin bir ocağa bağlı olduğun belirtti. İlişkilerde ikrarlaşma ve rızalığın olduğuna dikkat çeken Kete, şöyle devam etti:

    “İlk kavim dönemlerde insanoğlu sapiens olup ayakları üzerine kalkıp alet kullandı, doğayı tanımaya başladı, kendi kendine kemalete erdi, doğayı tanıdı, kendini tanımaya başladığından itibaren bireyle, evrenle ve doğayla ilişki geliştirdi. Bu ilişki tahakküme bağlı, zora bağlı, baskı altına almaya bağlı, bir ilişki tarzı değil, ikrarlaşmak ve rızalığa bağlı bir ilişki. Toprakla da rızalık ve ikrarlık vardı, bitki ile de ilişkiye geçerken tarzı buydu.”

    “HİYERARŞİ VE İKTİDAR YOK” 

    Bu örgütlenme tarzının ana kadın etrafında oluştuğunu söyleyen Kete, “Gelişen süreç içerisinde her aşiret mutlaka bir ocağa bağlıdır. Bazı aşiretler Alevi aşiretleridir ve bir ocağa bağlılar. Bir ocağa niyaz etmişler. O ocağın bir piri var, bir mürşidi var, bir rehberi var. Rehber Kızılbaş Alevi inancında babadan oğula devam ediyor. Ama bu değildir ki ne olursa olsun pirin oğlu da posta oturacak, böyle bir şey yok. Yol buna bir çare bulmuş ve yol demiş ki ‘Yol taliple başlar. Talip hak kapısıdır. Aynı zamanda talip odur ki pirini ateşin içinden alır.’ O ocak içerisinde herhangi bir aile erkan yürütüyorsa, pir postuna oturmuşsa yanlış yaptığında o ocaktan başka birine niyaz edilir. Bu yönüyle pirler dokunulmaz değildir. Yanlış yaptığında çok rahatlıkla talibi pirini dara kaldırabilir. Niye? Pirin de piri var, o da mürşittir. Pir de ona taliptir. Sonuç itibariyle bu üçü yola taliptir. Biz buna el ele el hakka diyoruz. Kimse kimseden üstün değildir. Bu ilişki tarzında bir hiyerarşi ve iktidar yoktur” şeklinde konuştu.

    Ocakların devlet ve iktidar dışı oluşumlar olduğunu kaydeden Kete, gelinen aşamada Alevi ocaklarının bitirilmeye çalışıldığını belirtti. Ayrıca Kete, Diyanet İşleri Başkanı’nın Dersim Cemevi’ne gitmesini de eleştirdi.

    “DÖRT DUVARA SIKIŞTIRILMIŞ BİR İBADET MEKANI YOK”

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem ise 20-30 yıla yakındır ülkede yaşanan kaos ortamıyla birlikte talan, sürgün, imha ve inkar politikalarının dayatılması sonucu mülteci konumuna düşen Alevilerin ülkenin varoşlarına sığınarak yaşamlarını sürdürmeye başladıklarını ancak inançlarını yaşama noktasında sıkıntılar çektiklerini kaydetti. Alevilerin şehirlerde inançlarını sürdürebilmek için devletten ve yerel yönetimlerden cem yapabilecekleri alanlar istediklerini ifade eden Deprem, “Gerçek anlamda kadim Alevilikte statü olarak cemevi diye bir ev yoktur. Cami gibi, kilise gibi, havra gibi kutsanmış dört duvara sıkıştırılmış bir ibadet mekanı Alevilerde yoktur” dedi.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KISKACINDA”

    Alevilerin ibadet mekanının bütün yeryüzü olduğunu söyleyen Deprem, şöyle devam etti:

    “Günün 24 saati ve dünyanın her yeri bir Alevi’nin hakla hak olabilmesi, hakkın huzurunda ikrar verebilmesi, hakkın huzurunda özünü dara çekebilmesi için her yer ve her saat müsait. Bu anlamda statü olarak bir cemevine ihtiyacı yoktur. Ancak toplumsal olarak bir araya gelmek için bir alana ihtiyacı vardır. Buradan kaynaklı olarak devletin kendisine vermiş olduğu dünya insan haklarının da imza altına aldığı ilkeler doğrultusunda hakkı olan bir toplanma alanı talep etmiştir. Ancak bu talep resmi olarak verilmemiş son dönemde Alevlerin kendileri kendi paralarıyla  köylerinde ve kendi mahallelerinde yaptıkları cemevlerini cemevi olarak isimlendirmelerine müsaade edilmemiş, kültür evi adı altında bunlara izin de verilmemiş, ses çıkartılmamış. Ancak devlet boş durmamış cemevi dediğimiz yerlere el altından pir ya da dede kılığında imam göndermiştir. Şu anda bütün cemevleri bu anlamda bir asimilasyonun kıskacındadır.”

    Panelin ardından Yoldaşça Türküler grubunun katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Ankara Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleşti-VİDEO

    Ankara Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA – DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Hızır Cemi gerçekleştirdi. Pir Hasan Kılavuz, Pir Baki Erdoğan, Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın katılımıyla cem tutuldu.

    Haberin videosu

    Demokratik Alevi Derneği Ankara Şubesi, PSAKD Batıkent Cemevi’nde cem gerçekleştirdi.

    Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Mersin Cem evi İnanç Kurulu üyesi Pir Baki Erdoğan,  Maraş Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, PSAKD Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin, zakirler Hıdır Çelebi ve İmam Bakır’ın yer aldığı cemde 12 hizmet gerçekleştirildi.

    Pir Hasan Kılavuz Kurmanci, Zazaki ve Türkçe olarak yaptığı konuşmasında anadile vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Bütün diller kardeştir. Ne kadar çok dil bilirsen o kadar da marifet sahibisin, İngilizce, Almanca, Arapça ne güzel, ama hangi dili iyi biliyorsan o dilden ağlarsın.  40 yıl Almanya’da kaldım Almanca ağla deseniz ağlayamam. Ağlamam için kazanın kaynaması lazım.  Gönül’e ateş düşmese, gözyaşı dökülmez. Onun için anadilin seni hangi ninnilerle büyütmüşse, hangi ninnilerle uyutmuş ise o senin gönlündeki ikrar ve iman ile çağırdığın dildir.”

    “PİRLERİMİZİN BEYANLARI ÜZERİNE HİZMET YÜRÜTÜYORUZ”

    “Hızır da çağırsan, Hakkı da çağırsan, piri de çağırsan inandığın ve içinde hamurun yoğrulmuş olan dildir. Onun için hangi dil olursa olsun niyetiniz, dileğiniz ve çağırdığınız dil yar ve yardımcınız olsun. Boz atlı (Hızır) Qızır Cem’i cümlemizin muradını versin” diye konuşan Pir Kılavuz birlik ve beraberlik adına şunları kaydetti:

    “Bu mekanda hep beraberiz. Ülkemizin coğrafyasında nereden koparsak kopalım, nereden gelirsek gelelim hepimiz bir inancın pirine biat etmişiz, ikrar vermişiz, hepimiz onun için buradayız. Nerede olursak olalım tüm cümle canların her birinizin bir piri var bir mürşidi var. Bağlı bulunduğumuz bir ocak var. O pirler, o dedeler, o seyitler burada değil. Ama pirlerimiz bir beyanda bulunmuşlar. Biz o beyan üzerine bu hizmeti yürütüyoruz. Ne zaman olursa olsun, sizlere hizmet veren bir pir varsa o burada hizmet sahibidir.”

    “CEM, GÖNÜLLERİ DOYURMAK, RIZALIK ALIP VERMEK İÇİNDİR”

    Pir Kılavuz, cemin gönülleri doyurmak için, aklanmak, paklanmak ve karşılıklı rızalık alıp vermek için olduğunu ifade etti. Kılavuz sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onun için bu meydan hak meydanıdır. Hak meydanına çıktığınız zaman birbirinizden razı olduğunuzu beyan etmek için, herkes hakkına razı ise, hiç kimse kendinden şikayetçi değilse pir cümle canların duasını verir. Yeryüzünde hiç bir inançta yoktur ki Aleviler inancı gibi kendi kusurunu kendisi eline alıp dara durup hazır cemaatin huzurunda durup cemaatin önünde aklanır. İşte bin yıllardır yaşadığımız topraklarda kadının, savcının, hakimin karşısına Aleviler çıkmamışsa işte bu cemlerimizde pire ikrar verip, itikat ile pirin yolunu gözleyen taliplerin doğru, ahlaki, edepli duruşu ile olmuştur. Ve bu bugüne kadar gelmiştir.”

    “ÇERAĞLAR YAKILDI, SEMAHA DURULDU” 

    Konuşmaların ardından çerağlar yakıldı, gulbang okundu, deyişlerle canlar semaha durdu.

    12 hizmetin tamamlanmasından sonra Yenimahalle Batıkent Cemevi Dedesi Cemal Şahin’in lokma gulbangı okuduğu ceme katılımın geçmiş yıllara nazaran oldukça yoğun gerçekleştiği görüldü.

    Hızır lokma cemi canların getirdiği lokmalarının pay edilmesiyle sona erdi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

       

  • Ankara Demokratik Alevi Derneği’nden eğitim çalışması

    Ankara Demokratik Alevi Derneği’nden eğitim çalışması

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi  “Toplumsal değerlerimiz, Demokrasi Mücadelesi ve Alevilik” başlıklı konular kapsamında kendi binasında eğitim gerçekleştirdi. Eğitim çalışması Pir Süleyman Deprem’in öncülüğünde oldu. 

    Yapılan etkinliğe HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan ve HDP Ankara İl yönetimi ve Demokratik Alevi Derneği üyeleri katıldı.

    Eğitim çalışması Maraş Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem’in liderliğinde yapıldı. Pir Süleyman Deprem etkinlik öncesi lokma için Gülbang okudu. Ardından lokmalar pay edildi.

    Lokmalar canlar tarafından yenildikten sonra Muhabbete geçildi. Karşılıklı yapılan verimli sohbetlerle eğitim devam etti.

    Eğitim çalışması, katılımcılarından Sedar Çelebinin Deyiş duazı imam okumasının ardından eğitim çalışması tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Cemevini yok sayan müfredata Pir Süleyman Deprem’den tepki-VİDEO

    Cemevini yok sayan müfredata Pir Süleyman Deprem’den tepki-VİDEO

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan müfredatta, cemevlerine ‘cem erkanının yapıldığı yer’ tanımlaması yapılıp ibadethane denilmemesine Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Deprem, “Cemevlerinin anlatılmaması, statü olarak cemevleriyle ilgili bir tabirin olmayışı iktidarın ve sistemin Alevilere bakışının net ifadesidir” dedi.

    Haberin videosu

     

    Milli Eğitim Bakanlığı, 2018-2019 eğitim sezonunun müfredat çalışmalarını tamamladı. Taslak programa göre zorunlu din dersinde “İslam Düşüncesinde Yorumlar” ünitesinde öğrenciler, Alevilik ve Bektaşilikle ilgili temel kavram ve erkanları öğrenecek. Cemevi ise Aleviler tarafından “ibadethane sayılsın” eleştirilere rağmen yeniden “ayin-i cem erkanının yapıldığı, yol, adap ve erkan yeri” olarak tanımlandı. Konuya ilişkin Maraş Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem PİRHA’ya konuştu.

    Deprem, “Son dönemlerde eğitim müfredatı ile ilgili cem ve cemevleri konusunda yapılan belirlemelerde özellikle cem anlatılırken cemevlerinin anlatılmaması, statü olarak cemevleriyle ilgili bir tabirin, belirlemenin olmayışı zaten iktidarın sistemin Alevilere bakışının net ifadesidir” dedi.

    Pir Deprem, “Cemevlerine statü vermelerini beklemek de biraz yanılgıdır” diyerek şunları kaydetti:

    “Cemevlerine iktidar statü verirse yarın cemevlerinin 1924 Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile yasaklanan, Aleviliğin ve Alevilere ait olan mal varlıklarını talep etme hakkını da doğuracağı için bugün cemevlerine iktidarın statü vermesi mümkün değildir” diye konuştu.”

    MEŞRU ZEMİNDE DEMOKRASİ MÜCADELESİ

    “Eğer Alevilerden zorla bir hak alınmış ise, demokrasi talebi ile o hakkı geri vermeleri mümkün değildir. Çünkü Alevilerin tüm hakları özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu ile birlikte yok sayılmıştır” diye konuşan Deprem, güç olmadan hak etmenin, meşru güç ve zeminde demokrasi mücadelesi vererek hakları almanın mümkün olabileceğini söyledi.

    Deprem, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mal varlıklarının üzerine kurulmuş olan bu sistemde mal varlıklarını talep etmek ancak güçle doğru orantılı bir konudur. Güç olmadan hak elde etmenin, meşru güç ve meşru zeminde demokrasi mücadelesi vererek hakları almak ancak mümkündür.”

    “BASKI ORTAMINDA CEMEVİNE STATÜ BEKLEMEK HAYALDİR”

    Deprem, cemevlerinin statüye kavuşturulması özellikle günümüz iktidarından Alevilerin tamamen hiç isminin zikredilmeyişi ya da Alevilere yönelik son baskıların ayyuka çıktığı bir ortamda cemevlerine statü vermeyi beklemenin hayal olduğunu ifade etti.

    Pir Süleyman Deprem, “Senin hakkın ise meşru yollardan talebini gündeme getireceksin ayrıca kendi örgütlülüğünü demokrasi mücadeleni geliştirmeden başkasının hakkını vermesini beklemek de kolaycılıktır. Bu kolaycılıktan da kurtulmak gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA