PİRHA – DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Mamak bölgesinde evlerde yaptıkları cem programlarına devam ediyor. İkincisini gerçekleştirdikleri cemde Maraş Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem’in katılımı ile ‘Alevilik’te yol ve erkan’ konusu anlatıldı.
Haberin videosu
Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, Mamak bölgesinde cemi sadece cemevinde yapılır anlayışından çıkartarak evlerde yapabilmenin ilk adımını geçen ay gerçekleştirmiş, aynı zamanda bu çalışmaya paralel olarak kendi binasında 3 aylık bir programla Alevilik’te yol ve erkan felsefesini gerek kendi üyelerine, gerekse de örgütlenmeye çalıştığı Mamak ilçesine bağlı mahalle halkına yönelik eğitim çalışmasının ilk pratik adımını atarak anlatıcılığını Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem’in üstlendiği çalışmanın 2. dersini gerçekleştirdi.
Yapılan eğitim çalışmasında varoluşçuluk, bilim, her şey birbirine dönüşür, yol, erkan, kadın, lokma, yönetim modeli başlıkları işlendi.
Çalışmada “cemin toplumsal olarak bir araya gelme zorunluluğu olduğunu kendi felsefemiz doğrultusunda birlikte ibadet diyelim niyaz diyelim, cem diyelim, bizler kentlere veya ülkelere dağıtılmadan ve sürgün edilmeden önce evlerde bir araya gelip 3 can 1 cem derdik” diye konuşan Deprem şunları belirtti:
“Biz Aleviler cem için yer tanımayız çünkü aleviler bütün yeryüzünü cem yapılacak yer olarak görürler. Rumi zemin bizim cem yapacağımız yerdir. İbadetin zamanı ve yeri olmaz. Bunun için ne camiye ne havraya ne sinagoga ne de kiliseye gerek vardır.”
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi, Mamak bölgesinde bulunan evlerde Cem erkanı başlattı. Bu kapsamda Mamak Ege Mahallesi’nde bir ailenin daveti üzerine evde cem yapıldı.
Haber Videosu
Ankara Demokratik Alevi Derneği Mamak Şube Ana Fatma Cemevi’nin evlerde cem erkanını yaymak için çalışmaları sürüyor. Mamak Ege Mahallesi’nde bir ailenin daveti üzerine evde cem yapıldı. Maraş Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem ve Mamak Ana Fatma Cem Evi Eş Başkanı Hasan Altun’un katılımı ile eve mihman olup ceme duruldu.
Yapılan muhabbet ceminde Pir Süleyman Deprem sohbetler gerçekleştirdi. Yapılan muhabbette sorulan sorular üzerine, “Bizim en büyük haccımız dostun cemalini ziyaret etmektir. Biz de hac, namaz, zekât, sala, kelimeyi şehadet İslamın beş şartından bir tanesi bizde yoktur. Bir dostu ziyaret etmek dostun gül yüzünü ziyaret etmek bizim haccımızdır” dedi.
“ALEVİLİK BİR MEZHEP DEĞİLDİR”
Aleviliğin bir yaşam biçimi olduğunu belirten Süleyman Deprem, sözlerine şöyle devam etti:
“Alevilerde kırkımız bir, birimiz kırkımızdır. Bu da iyilik de, kötülük de, acımız da, kahrımız da, sevincimiz de ortaktır. Eğer İslamın içinde isek mezhep olmamız lazım. Alevilik bir mezhep değildir. Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır. Alevilik bir yoldur bir yaşam biçimidir. Alevilik din değildir. İslam’ın mezhepleri, Şiilik, Şafilik, Hanbelilik, Hanefilik 4 tane mezhebi var. Hallacı Mansur’u araştırın, İslam’ı ret etti ve enel hak dedi. Hallac-ı Mansur eskiden bir İslam alimiydi, Bedreddin bir İslam alimiydi, Nesimi bir İslam alimiydi. Bunlar niye İslamı ret ettiler. Birisi hak bendedir dedi, birisi enel hak dedi, yüzdüler, kestiler, astılar.”
Mahalleden 20 kişinin katıldığı muhabbet ceminde ülkenin içerisinde bulunduğu durum, genel anlamda Alevilik ve Aleviliğin geldiği nokta, Alevi toplumu üzerindeki etkileri, Aleviliğin yolu ritüelleri üzerine sohbetler yapıldı, tartışmalar yürütüldü.
Muhabbet ceminde çerağ uyandırıldı, gülbengler okundu, lokma duası ile lokmalar pay edildi.
PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi’nin Tuzluçayır’da bulunan Ana Fatma Cemevi’nde Maraş, Ulucanlar ve Roboski Katliam’larında yaşamını yitirenler anıldı.
Haberin Videosu
Ankara Demokratik Alevi Derneği Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde anma gerçekleştirdi. Maraş, Ulucanlar ve Roboski Kstliamı’nda hayatını kaybedenlerin anıldığı anmaya PSAKD, HBVKD Cemevi Mamak Şubeleri, HDP Mamak İlçe Örgütü, HDK temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Anma, katliamda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşu sonrası Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Hasan Altun kısa bir konuşma yaptı. Altun, zulmün sokaklara taştığı bir dönemde, biat kültürüne karşı herkesin demokratik bir yaşam için üzerine düşmesi gerekeni yapmasını istedi.
“KATLİAMA MARUZ KALANLARIN MAĞDURİYETLERİ GİDERİLMELİ”
Yeni katliamların önüne geçmek için Koçqiri’den Maraş’a, Sivas’tan Roboski’ye Ulucanlar Cezaevi’nden Gazi’ye, Gazi’den Sura, Cizre’ye tüm katliamların tarihsel süreç değerlendirmelerinin dikkate alınması gerektiğini kaydeden Altun, şunları kaydetti:
“Devletin Alevilere, Kürtlere ve devrimci demokratlara karşı izlediği politikalar tek dil tek din tek devlet zihniyetini ifade etmektedir. Kimliklerinden ve inançlarından dolayı katliama maruz kalan halkların mağduriyetlerini bir nebzede olsa giderilmesi açılan davaların zaman aşımına uğramadan sorumluların yargılanarak mahkûm edilmesinden geçer.”
“ROBOSKİ KATLİAMI SORUMLULARI YARGILANMALI”
Ana Fatma Cemevi Eş Başkan Hülya Türkmen de Roboski Katliamı’na ilişkin şunları kaydetti.
“Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski Köyü yakınlarında 28 Aralık 2011 tarihinde TSK’ya ait savaş uçakları tarafından yapılan bombardıman sonucu çoğu çocuk 34 yurttaş yaşamını yitirmiştir. Birçok kişi de yaralanmıştır. Cenazelerin katır sırtında taşındığı görüntüler hala hafızalarımızda.
Bizler insanlık dışı bu uygulamaları yok saymak, unutturmak ya da üstünü kapatmak mümkün değildir. Sadece geçmişte değil, bugün yaşananlarla de yüzleşmek hakikatleri ortaya çıkarmak vazgeçemeyeceğimiz bir amaçtır. Roboski’de yaşanan katliamın unutturulmasına müsaade etmeyeceğiz.
Türkiye hakları demokrasi ve barış güçleri bu hesabı sormak için kararlı bir şekilde mücadeleyi sürdürecektir. Aynen bugün devletin hiçbir yasa tanımadan uyguladığı saldırılar karşısında susmadığımız gibi o günden bu güne başta Roboski’li aileler olmak üzere toplumdaki tüm vicdanlı bireylerin ve demokratik kurumların talebi sorumluların yargı önüne çıkarılması oldu.
“KERBELA’DA YAŞANAN KATLİAM GÜNÜMÜZDE DE DEVAM ETMEKTE”
Anmaya katılan Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem yaptığı konuşmada, Halaç-ı Mansur’dan, Şeyh Bedrettin’den Pir Sultan’dan bu yana Emevi İslami’yle birlikte başlayan bu katliamların günümüze kadar devam etmekte olduğunu belirtti.
Kerbela’da yaşanan katliamın günümüzde devam etmekte olduğunu söyleyen Deprem, “Biz geçmişteki katliamları anarken, günümüzde yaşananları es geçmek değil, hala canlı olarak yaşadığımız katliamlara karşı birliğimizi, dirliğimizi, beraberliğimizi ve direnişimizi örgütlemek zulmün karşısında dik durmaktır görevimiz” dedi.
Deprem, “Ne kadar susarsak o kadar sömürülürüz, ne kadar susarsak o kadar öldürülürüz, ne kadar susarsak zulme maruz kalırız. Bunlara karşı tek yok direnmektir”ifadesini kullandı.
Konuşmaların ardından, Yönetmen Murat Özçelik’in kendisinin de mahkûm olarak kaldığı Ulucanlar Cezaevi’nde yaşanan katliamları ve sonrasını kendi çektiği ve yönettiği ‘Ölü Canlar’ belgesel gösterimi yapıldı.
PİRHA – Maraş Katliamı’nın 39. yıl dönümünde PİRHA’ya konuşan Sinemillioğlu Ocağı Piri Süleyman Deprem, “Yaşanan vahşetin unutulması insanlıktan vazgeçmek anlamına gelir” dedi. Deprem, Alevilere düşmanlığın bir sistem sorunu olduğunu kaydetti.
Haberin Videosu
Maraş başlı başına irdelenmesi gereken bir belge ve Maraş Katliamı’nın özellikle Dersim gibi seçilmiş pilot bölgedeki bir uygulama olduğunu söyleyen Sinemillioğlu Ocağı Piri Süleyman Deprem, “Maraş olsun Dersim olsun genelde tüm Alevi katliamları İttihat ve Terakki’nin Türk İslam sentezi doğrultusunda geliştirdiği imha, inkâr ve asimilasyon politikasının ürünüdür” dedi.
Deprem, asimilasyonun gerekçesini şöyle anlattı:
“Özellikle her 10 yılda bir darbelere hazırlanmaya çalışan sistem öncellikle bir Alevi katliamı örgütleyerek ona zemin hazırlamaya çalışmıştır. Bir başka anlamıyla da Alevilerin toplumsal olarak kendilerini kamuoyuna hissettirmeye başladıkları andan itibaren bunların susturulması ve geriletilmesi özel bir projenin ürünüdür. Dersim katledilirken, imha edilirken, mağaralarda insanlar zehirle öldürülürken, amaç ne bir Alevi-Sunni çatışmasıydı ne de başka sıradan sebeplerden biriydi.”
1978’de Maraş’ta Alevilerin ekonomik olarak söz sahibi olmasının sistemi rahatsız ettiğini söyleyen Deprem, “Osmalı’dan bu yana Osmanlı’nın fetvacı başı Ebu Suud’un Aleviler üzerindeki inkâr ve tenkil fetvalarının hepsi bizlere göstermektedir ki Alevilere bu toplumda yaşama şansı tanımak, sömürü sistemine dayalı bir devlet yapısının yürümeyeceğinin işareti olmuştur” ifadesini kullandı.
“KATLİAM HAZIRLIĞI 15 GÜN ÖNCE YAPILMIŞTI”
Maraş olaylarının, kendiliğinden gelişen bir şey olmadığını söyleyen Deprem, Maraş olaylarından bir hafta önce orada olduğunu belirterek, tanık olduğu olayları şöyle anlattı:
“Maraş’ın senatörü Hilmi Soydan ve Elbistan belediye başkanı olan ki adını şu an hatırlamıyorum, ikisine karşı suikast işlendi. O suikastta Maraş Senatörü Hilmi Soydan öldürüldü. Biz Elbistan’daydık, Elbistan’da öldürüldü. Hilmi Soydan’ın cenazesini kaldıracak ve cenazesinde 40- 50 tane yaşlı insan vardı. Elbistan gibi bir yerde MHP’nin bir insanı öldürülecek ya da bu bir senatör olacak ve orada Elbistan’ın yarısı yürümeyecek bu bana çok tuhaf gelmişti. Ama sonra anladım ki bir hafta 15 gün öncesinden bütün o günün MHP’li kadroları Maraş Katliamı’nı organize etmek için hepsi Maraş’a yığılmıştı. Aynı şekliyle Yozgat’tan, Tokat’tan, Türkiye’nin her tarafından milli piyangocu kılığı ile seyyar satıcı kılığı ile Maraş tamamen faşist militanlarca doldurulmuştu. Özellikle öğretmen Mustafa Yüzbaşının öldürülmesinden sonra cenazesi kaldırılırken Cuma günü namazdan çıkanlar özellikle orada Maraş’ın merkez köylüleri o gerici yobaz kesimleri, ‘Aleviler camiye bomba attılar yaygarasıyla’ Alevilere saldırdılar.”
“MARAŞ’IN GİRİŞ ÇIKIŞLARI YASAKLANDI”
Sinemada bir film gösterimi sırasında gelişen bir olayda küçük bombanın patlatıldığını ve bunun devrimcilere, solculara yıkıldığını söyleyen Deprem, “Saldırılara bahane edilecek, dedi kodular yayıldı ve orada halka cenazeye saldırı yapıldı. Bütün olaylar ondan sonra başladı. Bu örgütlenmiş güruh daha sonra Yörük Selime saldırdı. Daha sonra Maraş’ın tüm girişleri ve Maraş’ın ilçeleri olan Elbistan, Pazarcık ve Alevilerin yoğun olduğu ilçelerden çıkışlar yasaklandı.
Bizler Maraş’a gitmeye hazırlandık ama yol bulamadık. Dağdan bile geçecek yol bırakmamışlardı. Tüm ilçelerin etrafı sarılıydı. Ve o vahşet o katliam hiçbir vahşetle bile kıyaslanmayacak düzeyde vahşetler yaşandı. Örneğin öğretmen arkadaşım Mahmut’u hiç unutmam. Mahmut Adıyaman’ın Tut köyündendi. Âmâ Maraş’ta öğretmendi. Elbistan’da bize ziyarete gelirdi. Mahmut’u satırla doğruyorlar. Ortam sakinleştikten sonra Mahmut’un cesedini kaldırdıklarında parçalanmış cesedinin altından 2 tane kız çocuğunu canlı çıkarıyorlar. Mahmut kız çocukların ölümünü engellemek için onların üstüne kapanıyor ama Mahmut’u satırlarla parçalıyorlar. Yaşlı bir kadının canlı canlı gözünü oyuyorlar. Ve hamile kadınların karınlarından bebekleri ve böyle bir vahşeti hangi din, hangi inanç, hangi felsefe adına olursa olsun sorgulanmaması insanlıktan çıkmış olmayı gerektirir.
Bunu yapanların hiç birisinin hiçbir din adına hiçbir mezhep adına hiçbir felsefe adına kendilerini haklı çıkarmaları mümkün değildir. Bu vahşetin unutulması insanlıktan vazgeçmek anlamına gelir. Şu anda biz Aleviler vahşetin intikamını istemiyoruz. Ama bu vahşeti uygulayanların aynaya bakmasını ve bu vahşeti siz ne zaman ne kadar insan öldürürseniz öldürün hiçbir mezhebi, hiçbir inancı, hiçbir düşünceyi yok edemezsiniz.”
Yaşanan katliamların unutulmaması ve gündeme getirilmesi gerektiğini vurgulayan Sinemillioğlu Ocağı Piri Süleyman Deprem, “Alevilere düşmanlık bir sistem sorunudur. Sistemin yargılanması, sorgulanması barışın ve özgürlükçü demokrasinin, birlikte yaşam esaslarını yeniden gündeme taşımak gerekir. Düşmanlıkla bir ulusal kimliği, bir inançsal kimliği yok saymakla iktidar olunmaz, sistem kurulmaz, barış olmaz. Bu tarihi katliamların mutlaka ama mutlaka gerekçeleriyle ve çözüm yollarıyla tartışılması ve gündeme getirilmesi gerekmektedir” diye konuştu.
PİRHA – Ankara’da DAD Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde muhabbet cemi gerçekleştirildi. Ceme Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin ve Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem katıldı. Alevilik ve sorunlarının konuşulduğu cemde lokmalar dağıtıldı.
Haberin videosu
DAD Mamak Şubede gerçekleştirilen muhabbet ceminde, Alevilik ve sorunları konuşuldu. Cem, PSAKD Yenimahalle Batı Kent Cemevi Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin, Maraş Sinemilli Ocağından Süleyman Deprem, Kureyşan Ocağından Hamza Takmaz, Kars Canbek Ocağından Murteza Akbaş ve Tuzluçayır halkının yoğun katılımıyla gerçekleşti.
Muhabbet Cemi’nde PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi Hubyar Ocağı dedelerinden Cemal Şahin kısa bir konuşma yaptı. Şahin, yapılan cemde birbirlerini anlayacaklarını, sorunlarını konuşacaklarını belirtti.
Cemal Şahin Dede, Alevilerde cem olmanın anlamını şöyle anlattı:
“Alevilikte cem vardır. Cemde bir araya gelme, birleşme, birlikte düşünme, insanların birbirleri ile olan ilişkilerini, doğa ve çevreye karşı davranışlarını denetleme ve insanlarda birbirlerine karşı hoşgörü kültürünü geliştirmedir. Cemde belli kurallar vardır. Cemde olmazsa olmaz 12 hizmettir. 12 hizmetin bir amacı bir erkânı, bir yolu ve bir duruş biçimi vardır. Cemde, muhabbet yapılır insanları bilgilendirmek için daha sonra görgü cemleri yapılır, yani ikrar vardır, muhasiplik cemi, görgü cemi, dardan indirme cemi vardır, hakka yürüme erkânımız vardır.”
“ALEVİLİK, ZAMANA GÖRE UYARLANMA YETENEĞİNİ GÖSTERİR”
“Bu kâinat, bu evren maddenin değişim ve oluşumundan başka bir şey değildir” diyen Cemal Şahin, “Bu kâinatta hiçbir şey olduğu gibi yerinde kalmaz. Her şey değişir, bu evrende değişmeyen hiçbir şey yoktur. Her şeyin mutlak bir öncesi vardır birde geleceği vardır. Her şey birden bire olmaz. Her şey süreçler zincirini izleyerek gelir. Sürekler zincirinde bir kesinti yoktur. Her şey birbirini etkiler, her şey birşeyin sonu başka bir yaşamın da başlangıcıdır. Bu evrenin temel yasasıdır” dedi.
“Alevilik dogmatik değildir” diyen Şahin, “Alevilikte mutlak diye bir şey yoktur. Çağın ve teknolojinin gelişimine göredir. Çünkü bizim rehberimiz bilimdir. Bilimin gelişimine göre Alevilikte gelişimi de mutlaka olacaktır. Çünkü bizler çağa uymazsak çağın gerisinde kalırız. O nedenle Alevilik zamana göre kendini uyarlama yeteneğini her zaman göstermiştir” ifadelerini kullandı.
“HERKES ANLADIĞI DİLDEN İBADET ETMELİ”
Alevilerde kırılma döneminin 1500 yıllarda başladığını ancak 1826 yılından sonra insanlara cenazelerinizi böyle kaldıramazsınız denildiğini ve başkalarının geleneğine göre cenazelerini kaldırmaya başladıklarını söyleyen Şahin, Alevilerin nasıl asimilasyona uğradığını şöyle anlattı:
“İkinci kırılma 1925 yılında tekke ve zaviyeler kapatılınca yine Alevi köylerindeki insanlara cenazelerinizi böyle kaldıracaksınız denildi. 1962 -63 yıllarında bütün ilçelerde İmam Hatip Ekâbir kursları adı altında kurslar açıldı. İnsanlar gitti. Oralarda bu hizmeti yapan Aleviler oralarda eğitildi, başka inançların erkânlarına göre hizmetler yürütülmeye başlandı. Daha sonraki dönemlerde baktık ki Alevilik diye bir şey kalmayacak bu işi yürüten Alevi önderleri bir araya geldiler çeşitli erkân nameler hazırlandı, birçok cemevimizde kendi erkânımıza göre cenazelerimize hizmet yapmaya çalıştık. Ama tepki alıyoruz, dede yasin okumadı, dede Fatiha okumadı, dede Arapça kuran okumadı diye. İbadet insanların anladığı dilden, anlamadığımız bir dilden ibadetimiz olmaz. O nedenle Kürtçe anlıyorsak Kürtçe, Türkçe anlıyorsak Türkçe, Arapça anlıyorsak ise Arapça yapılmalıdır. Anlamadığımız bir dilden ibadet yapmamalıyız.”
“İNKAR VE ASİMİLASYONA TABİ TUTULDUK”
Sinemilli Ocağından Pir Süleyman Deprem de Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yolundan erkânından uzaklaştıklarını ve uzaklaştırıldıklarını belirtti.
Selçuklu devletinden bu yana her zaman imha, inkâr ve asimilasyona tabi tutulduklarını söyleyen Deprem, “Her dönem Aleviler topluca katledildi. Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Gazide yaşandı. Dünyanın diğer yerlerinde de iktidarlar kendilerine muhalif olan insanların hepsini katletmişler” dedi.
Pir Deprem, Alevilere yönelik katliam ve soykırımların temel nedenini ise şöyle açıklıyor:
“Aleviler paylaşımı savunurlar, Aleviler barışçıdır, Aleviler birbirlerine sevgi bağı ile bağlıdırlar. Onun için sınıf çatışması veya çelişkisi olmayan bir toplumda iktidarların kendi iktidarlarını sürdürmesi mümkün değildir. Dersim niye katledildi, Dersim’de Aleviler kendi verdiklerini hakulllah olarak kendi dergahlarına ve pirlerine veriyorlardı. Pirler ve o dergâhlar o toplumun tüm ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Kurulan iktidar veya devlet ‘hayır verginizi bize vereceksin’ dedi. Osmanlı, Selçuklu aynı şekilde bize vereceksiniz dedi. Kendi içinde özerk kendi içinde bağımsız bir toplum olamazsınız bize tabi olacaksınız denildi. Bu reddedildiği anda ise katliamla yüz yüze kalındı. Bizim katliamlarla karşı karşıya kalmamızın temel nedenlerinden biri sömürü iktidarlarının kendilerini güvende hissetmemesinden kaynaklanmaktadır.”
“YAZILI KAYNAKLARIMIZI YOK ETTİLER”
Aleviler tarihinin hiçbir döneminde başka bir halka başka bir sınıfa başka bir ulusa başka bir topluma ne daldırdık ne de iktidar mücadelesi verdik. İktidar mücadelesi bir sınıfın başka bir sınıf üzerindeki tahakkümüdür. Biz tahakkümü reddettik, barışı ve sevgiyi esas aldık.
Yazılı kaynaklarınızı yok ettiler dergâhlarımızı kapattılar. Bizim ziyaret yerlerimizi yıktılar, dağıttılar ama yazılı kaynaklarımızı yok etseler de Aleviler bütün felsefelerini deyişleriyle saza ve söze döktüler.”
Muhabbet cemi, konuşmaların ardından deyişler söylendi semahlar dönüldü. Lokma duasının ardından lokmalar dağıtıldı.
PİRHA- Sinemilli Ocağı Mensubu Süleyman Deprem, hiçbir süreğe “Alevilik budur” diye dayatılamayacağını kaydederek, “Alevilik tek başına Tahtacılık, Çepni, Bektaşilik, Yaresanlık, Kakailik değildir. Aleviliğin ilke ve esasları kadimden bu yana belirlenmişti. Bu ilkeler doğrultusunda ortak bir birliktelik sağlanmalı” dedi.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik inancının, “Yol bir sürek bin bir“ anlayışı çerçevesinde ortak bir anlayış oluşturma tartışmaları devam ediyor. Bu çalışmalardan biri de birçok Alevi inanç önderi, aydın ve sanatçının imzasının bulunduğu ’Alevi yolu ve Erkanı’ üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bildiri idi. Bildiri başlangıç açısından önemli olsa da bir çok kesim tarafından eleştiri de aldı. Bildirinin hazırlık aşamasına katılan Sinemilli Ocağı mensuplarından Süleyman Deprem ile Alevilik inancına yönelik uygulanan asimilasyon politikalarını ve Alevilerin ortak değerler ve ilkeleri oluşturma çabalarını konuştuk.
“KANTARMA ASİMİLE EDİLMEK İÇİN SEÇİLEN PİLOT KÖYLER ARASINDAYDI”
Süleyman Deprem Sinemilli Ocağı merkez köyü Kantarma pirlerinden Rıza Deprem’in 3. oğlu. Deprem, köylerine yönelik, “1960 yılına kadar tüm ilkeleri ile yaşayabilen bir yerdi” diyor ve ekliyor:
“Koçgiri’nin alt tarafında kalan Sinemilli bölgesinde Alevilik daha az yozlaştı. Israrla Aleviliğini 1960’lara kadar tüm yapısı ile korumaya gayret eden bir bölgeydi. Nihayetinde 60’tan sonraki darbelerle birlikte asimilasyon politikaları için özellikle pilot bölgesi seçilen alanlardan bir tanesidir. Ayrıca bizim bölgemizdeki devlet saldırıları çok daha eskilere dayanıyor.”
“KENDİ DEĞERLERİN OLMADAN BİZ OLAMAZSIN”
Aleviliğin son 20 yıldır Türkiye’de gündeme getirildiğini belirten Deprem, daha öncesinde dikkate alınmayan, özellikle yok edilmesine göz yumulan bir inanç olarak görüldüğünü dile getiriyor.
Deprem Alevi değerlerinin kaybolmasında sol ve sosyalist mücadele geleneğinin de katkısı olduğunu savunuyor. Deprem bu görüşünü ise şöyle açıklıyor:
“Eski sol ve sosyalist mücadele geleneğinde her şey emek sermaye çelişkisi üzerinden değerlendirildi. Bunun böyle olmadığını özellikle Sovyetler sisteminin çöküşü ile birlikte gördük. Sovyetler çöktüğünde halkların çatışması dönemi başladı. 80 yıllık eğitim ve kültürden sonra nasıl böyle bir şey olabilir. Toplumlar kendi toplumsal kültürel ve sosyal değerleri üzerinden var olmadıkça, diğer toplumları olduğu gibi kabullenmeden, diğer toplumları kendileri gibi olmaya zorladıklarında, asla o birliktelik oluşmayacaktır.”
Alevilik değerlerini es geçerek, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin eksik kalacağını kaydeden Deprem, “Kendin olmadan, kendi değerlerin üzerinden yürümeden, biz olamazsın. Alevilerin hoş görüsü kadimden bu yana var. Mesela Alevilerin evlerinde misafir olan sünni inançtan insanlar için bir seccade bulunurdu. Bu hoşgörü vardı. Ama öyle bir noktaya taşıdılar ki, Alevi Sünniyi birbirine düşman etmeye başladılar.”
“ORTAK BİR BİRLİKTELİK SAĞLANMALI”
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana asimilasyon politikalarının değişmediğine vurgu yapan Deprem, şunları belirtiyor:
“Özellikle Tekke ve Zaviye Kanunu ile birlikte Alevi kurumları, ocaklar, dergahlar yasaklandı. Yani Alevilik yasaklandı. O günden bu yana özellikle Türk İslam sentezi doğrultusunda İslamın Hanefi Sünni kanadından olmayanların hepsi yok sayıldı. O günden bu yana asimilasyon politikaları devam ediyor. Politik yapılanmalar içerisinde de Alevilik es geçildi. Kendi inancımızı, felsefemizi yok sayarak hiçbir kültür içerisinde var olma şansımız yoktur.”
Son dönemlerde Alevilerde sorgulama arayışını olumlu bulan Deprem, “Yol bir sürek bin bir” anlayışına sahip çıkan ortak bir misyonun da oluşmadığını söylüyor. Deprem sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bu anlamıyla sorgulama sürecinde ister istemez ayrı örgütlenmeler ve görüşler olacaktır. Bunların hiçbirini yok saymadan, Alevilik şemsiyesi altında ortak ilkeler oluşturulması gerekiyor. O felsefenin bütünlüğü içerisinde tabii. Hiçbir süreğe Alevilik budur, diye dayatılamaz. Alevilik tek başına Tahtacılık, Çepni, Bektaşilik, Yaresanlık, Kakailik değildir. Aleviliğin ilke ve esasları kadimden bu yana belirlenmişti. Bu ilkeler doğrultusunda ortak bir birliktelik sağlanmalı.”
“VARLIĞIN BİRLİĞİ ÜZERİNDEN GÖRÜŞ BİRLİĞİ”
4 Nisan’da Hacı Bektaş’ta okunan bildirinin hazırlık çalışmalarına yönelik ise şunları kaydetti:
“Abdal Musa’da, Çorum’da, Mersin Çamalan’da, İzmir Narlıdere’de bu çalışmaları ve tartışmaları yürüttük. Oraya 3 sene katılanların hiçbirisi bir kurum adına katılmadı. Kurumun içinde de olsa. Pirler, analar, aydın ve sanatçılar katıldı. Aleviliğin yol erkanı üzerinden tartışmalar yürütüldü. Aleviliği tekrar kendi ilkeleri üzerine oturtmak için ne yapmalıyız sorusu tartışıldı. Alevi yol erkanı, hakka yürüme erkanının ritüeli, müsaiplik, nikah ritüeli gibi Aleviliğin temel değerleri üzerinden, 4 semavi dinden bulaşan katışıklarını arındırarak, bu konular tartışıldı. Varlığın birliği üzerinden Aleviliğin ifade edilmesi üzerinden görüş birliğine varıldı.”
“ELEŞTİRİLER KAPSAMINDA DAHA GENİŞ BİR ÇALIŞTAY DÜZENLENMELİ”
Bildiriye eleştirilerin olduğunu ve bunu doğal karşıladığını kaydeden Deprem, bu tartışmaları gündemde tutmak gerektiğini, gelen eleştirilerin ise normal olduğunu ifade ediyor. Deprem şöyle devam ediyor:
“Aramıza katılıp daha sonra bizi eleştirenler de oldu. Biz yaptık bitti de demiyoruz. Biz bir tartışma başlattık. Herkes katkısını sunsun. Bu bir başlangıçtır. Bir araya gelelim. Tüm kamuoyuna yansıyacak şekilde tüm temsilcilerle yapalım. Bizim de o çalıştaylarda bir sürü eksiğimiz çıktı. Tekrar bir araya gelip eleştiriler ve eksikliklerimizi tekrar gözden geçirerek daha geniş katılımlı bir çalıştay süreci de başlatılabilir. Bizim sunumdan sonra bütün kurumlar kendilerini gözden geçirme zorunluluğu duydular.”
“BİREYLER ÖZÜNÜ DARA ÇEKEREK İKRAR VERMELİ”
Alevilerin kendi özüne ikrar vermesi gerektiğini dile getiren Deprem, “Sonra sevdiğine ikrar vermeli, sonra bu ikrarı birlikte harmanlayıp pirin huzurunda cem erkanına bu ikrarı vererek başlamalı. Biz bu ülkenin kuruluşundan bu yana Alevi yol erkanını kaybettik. Öncelikle Ocakların işlerliğini sağlamak, dergahların faaliyetlerini sağlamak lazım. Özünü dara çekerek bireylerin önce ikrar vermesi lazım.”
PİRHA- Bugün Hakka yürüyen Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem’e kardeşi Süleyman Deprem şiir yazdı. ‘Gardaş’ adlı şiirde Süleyman Deprem, “Sen benim canımsın, bırakıp nere gidersin” dedi.
Geçen yıldan bu yana pankreas kanseri tedavisi gören Kantarma Pirlerinden Mustafa Deprem Hakka yürüdü. Deprem son olarak KHK ile kapatılan TV10’da hazırlayıp sunduğu “Yol Erkân” programında tarihten günümüze Alevi inancı ve toplumuna dair konular ele alıyordu. 70’lerin başından itibaren Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) ile başlayan siyasi mücadelesini bunun yanı sıra meslek örgütü olan dönemin etkin sendika hareketi TÖB-DER’de de yönetici olarak sürdürdü. Özellikle 1980 Askeri Cunta döneminde, bütün diğer devrimci ve ilericilerle birlikte çok yoğun ve uzun süreli işkence ve hapis cezalarına çarptırılmıştı.
Pir Mustafa Deprem’in kardeşi Süleyman Deprem, “Gardaşımı, yoldaşımı, sırdaşımı kaybettim” diyerek, Gardaş başlıklı bir şiir yazdı.
İşte; Süleyman Deprem’in sosyal medya hesabı facebook üzerinden paylaştığı o şiir:
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.