PİRHA- Çukurova’daki kentlerden yurttaşlar yarın (13 Ocak) Yayladağ Sınır Kapısı’nda olacak. Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik saldırıların protesto edileceği eylem, saat 14.00’de başlayacak.
Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı paramiliter grupların Halep kentindeki Kürt ve Süryani mahallelerine dönük saldırılarına ilişkintepkiler yükselmeye devam ediyor.
Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’de Alevi, Kürt, Dürzi ve Süryanilere yönelik katliamlarla ilgili olarak, Yayladağı Sınır Kapısı’nda 13 Ocak Salı Günü saat 14.00’te kitlesel basın açıklaması gerçekleştirecek.
PİRHA- Halep’te süren saldırılara ilişkin açıklama yapan Antep Emek ve Demokrasi Platformu, barışın konuşulduğu günlerde, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların, sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıları, uluslararası insancıl hukukun ve savaş hukukunun açık ihlali olduğu vurgulandı.
Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik süren saldırılarda 13 yurttaş katledilirken, onlarca yurttaş da yaralandı. Mahallerde bulunan hastanelerin bombalandığı saldırılara tepkiler yükseliyor.
4’üncü gününde devam eden saldırılara bir çok kentte protesto edildi. Halep’e 100 km mesafede bulunan Antep’te de Halep’te süren saldırılara tepki gösterildi.
Antep Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan açıklamada, barışın konuşulduğu günlerde, Suriye Geçici Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların, sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırıları, uluslararası insancıl hukukun ve savaş hukukunun açık ihlali olduğu vurgulandı.
Sivillerin hedef alınması hiçbir koşulda meşru olmadığının altı çizilen açıklamada, bu tür saldırıların insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
“BU SALDIRILAR, SURİYE’NİN ÇOK KİMLİKLİ VE ÇOK İNANÇLI TOPLUMSAL DOKUSUNU HEDEF ALMAKTA!”
Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik bu saldırıların, daha önce Süveyda’da Dürzilere, yine Alevilerin yoğunluklu yaşadığı yerleşim yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı niteliğinde olduğunun altı çizilen açıklamada, şunlar belirtildi:
“HTŞ Yönetimin iktidarı ele geçirdiği günden bu yana cihatçı örgütlerin kullandığı insanlık dışı yöntemlerle kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen, yaşamayan tüm halklara karşı insanlık suçu işlemeye devam etmektedir. Bu saldırılar, Suriye’nin çok kimlikli ve çok inançlı toplumsal dokusunu hedef almakta, halkları birbirine karşı düşmanlaştırmaktadır.
“YAŞANANLARA SESSİZ KALINMASI BARBARLIĞI DAHA FAZLA CESARETLENDİRMEKTEDİR”
Daha önce Suriye’nin birçok bölgesinde Kürtlere, Alevilere ve diğer etnik, dini kimliklere yönelik yapılan katliamlar, bugün başka yöntemlerle ama aynı boyutlarla devam etmektedir. Sivillerin yaşam hakkı ciddi şekilde tehdit edilmekte, masum insanlar öldürülmekte, zorla yerinden edilmekte ve büyük bir insani kriz yaşanmaktadır. Yaşananlara sessiz kalınması barbarlığı daha fazla cesaretlendirmekte ve tüm insanlığın vicdanını yaralayan olayların yaşanmasını kolaylaştırmaktadır.”
“SURİYE’DE İHTİYAÇ DUYULAN YENİ BİR SAVAŞ DEĞİL, DEMOKRATİK BİR REJİMİN İNŞA EDİLMESİDİR”
Binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olan Suriye iç savaşında, yaşanan büyük acılar sonucunda nispi de olsa sağlanan barış ortamının yeniden çatışma sürecine evrilmesinin önüne geçilmesi çağrısına yer verilen açıklamada, “Suriye’de ihtiyaç duyulan yeni bir savaş değil, Suriye’de yaşayan tüm halkları temsil eden yeni ve demokratik bir rejimin inşa edilmesidir. Kalıcı bir barış, ancak Suriye’de yaşayan tüm halkların, tüm inanç ve kimliklerin eşit ve güvenli biçimde bir arada yaşayabildiği demokratik bir sistemin inşa edilmesiyle mümkündür” denildi.
“İNSAN ONURUNU KORUMAK İÇİN HERKESİ HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Yapılan açıklamada son olarak uluslararası kuruluşlar ve devletlere çağrıda bulunularak, “Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, uluslararası barışı ve insan haklarını korumakla görevli olan mekanizmaları ve uluslararası insan hakları örgütleri ile demokratik kamuoyunu HTŞ yönetiminin Kürt halkına yönelik bu insanlık dışı saldırılarını durdurmak için harekete geçmeye çağırıyoruz. Halep’te Kürtlerin yoğunluklu yaşadığı mahalleler olan Şeyh Maksut, Eşrefiye Bölgesinin korunması ve insani yardımların bölgeye ulaşması için uluslararası insan hakları mekanizmalarının kontrolünde insani koridor açılması gerektiğini belirtiyor; insan onurunu korumak için herkesi harekete geçmeye çağırıyoruz” denildi.
PİRHA- Halep’te süren saldırılara Avustralya’da bulunan kurumlardan tepki geldi. Saldırıların durması çağrısının yapıldığı açıklamada, Avustralya Hükümeti ve BM’nin harekete geçmesi istendi.
Halep’te Kürt ve Süryanilere yönelik süren saldırılarda 13 yurttaş katledilirken, onlarca yurttaş da yaralandı. Mahallerde bulunan hastanelerin bombalandığı saldırılara tepkiler yükseliyor.
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Kürt Toplumu Federasyonu – Avustralya, Victoria Alevi İslam Derneği,
Alevi İslami Sosyal Merkezi-Resorvior, Beth-Nahrain Asur Derneği, HTŞ’nin Suriye’de Kürtlere, Alevilere, Süryanilere ve Dürzilere yönelik saldırılarına tepki gösterdi.
HTŞ rejimi tarafından Suriye’deki Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar ve Dürziler dahil olmak üzere Suriye’de yaşayan topluluklara karşı gerçekleştirilen artan şiddeti ve sistematik insan hakları ihlallerini kınayan kurumlar adına yapılan ortak açıklamada, “2025’in sonu ve 2026’nın başından itibaren bu hak ihlaller daha da yoğunlaşmıştır. Humus’taki İmam Ali bin Ebu Talib Cami’nin bombalanması sonucu 8 Alevi sivil hayatını kaybetti, en az 27 kişi yaralandı. Bu saldırıdan sonra, Alevi protestoculara yönelik koordineli saldırılar, toplu tutuklamalar ve inanç liderleri ile aktivistleri hedef alan sindirme kampanyaları izledi” denildi.
“BU SALDIRILAR ETNİK TEMİZLİK POLİTİKALARININ KASITLI BİR PARÇASI”
HTŞ’ye bağlı gruplar tarafından Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve Benî Zêd mahallelerinin roketler ve ağır silahlar kullanılarak yoğun bombardımana maruz bırakıldığının işaret edildiği açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:
“Bu saldırılarda kadınlar ve çocuklar dahil siviller hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı. Hiristiyan aileler evlerinden zorla çıkarıldı ve bu evler askeri amaçlarla kullanıldı. Bu sırada Rif Dimaşk’taki Hristiyan ve Dürzi topluluklar tehditlere, vandallığa ve şiddete maruz kaldı. Bu saldırılar, baskı, etnik temizlik ve toplu cezalandırma politikalarının kasıtlı bir parçası gibi görünmektedir. Bölgesel gerilimlerin artması ve müzakerelerin çökmesiyle birlikte, kitlesel yerinden edilme ve yeni katliamların riski giderek büyümektedir.
Bizler: Alevi nüfusa yönelik terör kampanyalarının, hukuksuz tutuklamaların ve inanç liderlerinin hedef alınmasının derhal sona erdirilmesini, Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik bombardımanın ve etnik temizliğin hemen durdurulmasını, Hiristiyan ve Dürzi topluluklara yönelik tehditlerin ve kışkırtmaların sona erdirilmesini, Avustralya hükümeti ve diğer hükümetlerin dışişleri bakanları tarafından açık bir kınama yapılması ve failler için gerçek bir hesap verebilirliğin sağlanmasını, bağımsız soruşturmalar, kamuoyuna açık raporlamalar ve insani yardım koridorlarının oluşturulmasını da kapsayan acil Birleşmiş Milletler’in müdahalesini talep ediyoruz.”
PİRHA – Ermeni Siyasetçi Murad Mıhçı, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair“Görüyoruz ki ilk adım atıldı. Bunun içinin doldurması da tüm demokrasi yanlısı insanların çabalarıyla olacaktır” dedi. Mıhçı, Ermeni toplumunun da, eşit yurttaşlık talebinin olduğunu vurguladı.
Ölüye Saygı İnisiyatifi, toplumsal barış arayışı konusunda 26 Temmuz’da İstanbul’da önemli bir çalışmaya imza attı. “Öncelikle hakikatle yüzleşme olmalı” vurgusunun öne çıktığı panelde, ‘Barış inşasında ölüye saygı ve adalet talebi’ başlığı birçok yönüyle değerlendirildi.
Panelin konuşmacılarından birisi de DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü Murad Mıhçı’ydı.
Ajansımıza konuşan Murad Mıhçı, ölüye yapılan işkenceler, mezarlıkların bombalanması, faili meçhuller gibi konuların yeni süreçte aydınlatılması gerektiğinin altını çizen Ermeni Siyasetçi Mıhçı, “hakikatle yüzleşme” vurgusu yaptı.
“ARAFTA KALAN RUHLARIN AYDINLANMASI İÇİN…”
“Hakikat, çok büyük bir talep değil ya da jest değil” diyen Murad Mıhçı, yeni sürece dair şunları söyledi:
“Bahsedilen hakikat, insan haklarının, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde var olan hakları talep etme, arzulama ve bunu istemek… Taleplerimiz bu yönde. Yani biliyoruz ki bu coğrafyada insan haklarına uymayan birçok konu var. Birçok acılar yaşandı ve bunların telafisi olmadı. Ve bu telafinin olmadığı sürece de tekrarının olma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bunu geçmişten bu yana görüyoruz. Bu anlamda bunun son bulması için, arafta kalan ruhların aydınlanması için inatla bu mücadele veriyoruz.”
‘ÖTEKİNİN’ MEZARINA YAPILAN AYRIMCILIK!
Murad Mıhçı, Türkiye’de “Ötekinin ölüsü” olma halinin büyük bir hak gaspı olduğunun da altını çizdi. Müslüman olmayan ölülere, standardın altında mezar yeri verildiğini söyleyen Mıhçı, “Özellikle İstanbul’da defin hizmetleri sırasında 6. maddede şöyle yazıyor; ‘Müslüman mezarlıklarının en az 2.67 metre ölçülerinde açılması; ‘ekaliyet’ yani az bırakılan halkların, azınlıkların ise 2 metre olması yönünde bir madde var ki bu açıkçası egemen bakışın yansıması olarak da görebiliyoruz” diye belirtti.
OKUL KAYDI ESNASINDA MÜSLÜMAN OLMAYANLARA KOD UYGULANIYOR!
Yazar Murad Mıhçı, bir Ermeni yurttaş olarak Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaştı. Mıhçı, yeni anayasa hazırlığına da değinerek şunları söyledi:
“Bir ülkenin demokrasisinin en önemli belirgin özelliği, en azın, sesinin duyulması halidir. Bu çok çok değerli. En azın sesi duyulacak olursa zaten çoğunlukların sesleri bir şekliyle toplumlar içerisinde yer alabilir. Bizim toplum olarak barıştan talebimiz; bir kere eşit yurttaşlık. Bunu şuradan kurabiliriz; bugün Ermeni vakıf okullarına öğrenci kaydetme sırasında kod uygulaması yapılıyor. Çünkü geçmişte bir devletin elindeki bir hafıza var. Kod uygulamasına göre Rumlar kod 1, Ermeniler kod 2, Yahudiler kod 3 ve kod 4 olarak da Süryaniler yer alıyor. Bu bir fişleme anlamına geliyor ve bu uygulama dahi açıkçası çok tehlikeli ve çok sıkıntılı. Bu tarz yaklaşımların kalkması, Ermeniliğin tarifi sadece Hristiyanlık üzerinden yapılmaması; yani bugün bu coğrafyada Müslümanlaştırılmış veya Müslüman olan, dinsiz ya da farklı tercihleri olan insanlar var ve bunlar da aslında Ermeniler. Bu haklar sadece Ermeni toplumu için değil, bu coğrafyadaki tüm haklar ve inançlar için çok önemli. Halen daha vakıf seçimlerimizin yapılamayışı; büyük bir hastane vakfımızın seçimin yapılamaması, kendi din adamımızın, partimizin seçimi noktasında devletin izinlerine tabi olmaması gibi birçok konu var. Umuyorum bu süreç bunların bir başlangıcı olacak.
Evet görüyoruz ki ilk adım atıldı. Bu bir başlangıç. Bunun içinin doldurması da tüm demokrasi yanlısı insanların çabalarıyla olacağına inanıyorum.”
PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları’ kapsamında birçok ilde farklı toplumlarla bir araya geliyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Halklar ve İnançlar Komisyonu, 27 Şubat’ta açıklanan “Asrın Çağrısı” ardından yeni sürece dair birçok kesimle bir araya geliyor.
11 Haziran’da Urfa’da Türkmen topluluklarla bir araya gelen Halklar ve İnançlar Komisyonu, ardından Halfeti’deki Türkmenlerle de görüşmeler yapacak.
Halklar ve İnançlar Komisyonu, 15 Haziran’da ise Türkiye’de yaşamını idame eden Suriyelilerle buluşacak.
Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Barış ve Demokratik Toplum Buluşması kapsamında 24 Haziran’da İstanbul’da Çerkezlerle, 29 Haziran’da ise İzmir’de Romanlarla buluşacaklarının bilgisini paylaştı. Mutlu, Süryanilerle de görüşmek üzere planlama içinde olduklarını söyledi.
Yüksel Mutlu, kırsal bölgelerde özellikle köy meydanlarında ve yurttaşların evlerinde buluşmalar gerçekleştirdiklerini belirterek, yeni sürece dair toplumun öneri ve taleplerini dinlediklerini aktardı.
PİRHA – Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliama dair yapılması gerekenleri sıraladı. “Birinci talep, Alevi kurumlarının, soykırımın durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor” diyen Usluoğlu “Önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor” vurgusunu da yaptı.
Suriye’de HTŞ ve Türkiye’nin desteklediği SMO tarafından Alevilere yönelik katliamlar sürüyor. Binlerce sivilin katledildiği soykırım girişiminde Alevilere ait köyler boşaltıldı, şehirlerde ise ev ve iş yerleri yağmalandı.
Son süreçte kadınların kaçırılıp köle pazarlarında satıldığı Suriye’ye dair yaşananları Antakya, Samandağ ve İskenderun İlçeleri Kültür, Yardımlaşma, Dayanışma ve Çevre Gönüllüleri Derneği (Asi-Der) Başkanı Tevfik Usluoğlu ile konuştuk.
“Ruanda’dakinden dahi daha büyük bir soykırım mevcut” sözleriyle konuşmasına başlayan Usluoğlu, Suriye için acil yapılması gerekenleri anlattı. Tevfik Usluoğlu, son 3 hafta içerisinde sadece Hama şehrinde 20 köyün boşaltıldığına işaret ederek “Bahsettiğim bu köylere Suriye’nin farklı yerlerinden getirilen cihadist teröristler yerleştiriliyor ve demografik değişim sistematik olarak yapılıyor. Şunu ifade etmekte fayda var, sistematik bir şekilde bir Alevi soykırımı var” dedi.
“TALEBİMİZ, DEMOKRATİK VE UYGAR BİR SURİYE”
Asi-Der Başkanı Tevfik Usluoğlu, Suriye’deki katliamlarla ilgili en son Şeyh Gazel Gazel’in açıklamasının önemine vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Manda döneminde Alevi devleti kurulduğunda Alevilere Lazkiye Müftülüğü verilmişti ve şu an Gazel Gazel, bir Alevi şeyhi olarak Lazkiye müftüsü olarak görev yapmaktadır. Şeyh Gazel Gazel, açıklama yaptığında kendiliğinden bir açıklama yapmaz, en azından 135 Alevi din insanının onayını alır ve bunun dışında avukatların, mühendislerin, doktorların, bilirkişilerin, kanaat önderlerinin onayını alarak bu açıklamayı yapar.
Şeyh Salih Mansur ise HTŞ militanları Ceble, Lazkiye hattına girdiklerinde, onlarla oturup yaptıklarıyla ilgili ‘Özellikle ‘domuz Aleviler’ demenizi kabul etmiyoruz. Bizler bu ülkenin asli unsuruyuz ve azınlık değiliz’ açıklamasını yapar. Şeyh Gazel Gazel açıklama yaptığında da Şeyh Salih Mansur, Şeyh Süleyman El-Ahmet, Şeyh Salih El-El Âli’nin torunları ve Avukat İsa İbrahim gibi birçok isim yanında yer aldı. Bu isimler özelikle Aleviler açısından temsiliyet probleminin aşılması ve muhatap alınacak liderliğin ortaya çıkması açısından anlamlıdır. Dolayısıyla Aslında Aleviler açısından bir liderliğin olduğu ve bu öncülüğün Şeyh Gazel Gazel’in ismi ile bütünleştiğini ifade etmekte bahis görmüyorum.
Şeyh Gazel Gazel açıklamasında üç unsuru öne çıkardı:
1- Alevi soykırımını durdurmak için derhal uluslararası barış gücü ile koruma.
2- Soykırım suçlarının yerinde tespiti ve suçluların hesap vermesi için bağımsız bir uluslararası heyetin görevlendirilmesi.
3- Uluslararası insani yardım için insani kurumların aktif olması ve bu yardımların hak sahiplerine ulaşması için uluslararası destek ve yardımlar için koridor açılması.
Ancak Alevi katliamları devam ederse, camilerden cihat çağrıları yapılarak Alevilerle ilgili, insanlık suçları sürdürülürse Alevilerin özerk ya da ayrılma hakkının baki olduğu da ifade edildi. Dolayısıyla bunları önümüze koyduğumuzda karar elbette ki Suriyelilerindir. Ama bizim cenahımızdan yorum yapmamız gerekirse öncelikli talebimiz tüm bölge ve insanlık adına adil, eşit, demokratik, özgür, ekolojik, cinsiyeti olmayan küresel çapta bir uygarlık, ülke ve bölge konseptinin öne çıkması idealimizdir. Demokratik Suriye içerisinde var olan tüm halkların eşit ve adil yaşaması ve öncelikli olarak ‘yaşam hakkının’ öne çıkması en zorunlu ve hayati talep olması gerektiği konusunda söylemimizi bir daha yenileyebiliriz. Çünkü Suriye’deki şu an en temel olan ‘yaşam hakkı’ problemidir. İnsanlar şu an katlediliyor ve işlerinden çıkardıkları için aç durumdalar. Sadece insanların evleri değil hayatları yağmalanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar katliamdan kaçmak için ağaçlık alanlara sığıyor. Ormanlar yakılarak insanlar katledilmeye çalışılıyor.
“HERKESİN BİR AN ÖNCE KATLİAMA MÜDAHİL OLMASI GEREKİR”
Suriye’deki katliama karşı tüm dünya kamuoyunun ses çıkarması gerektiğini söyleyen Tevfik Usluoğlu, değerlendirmesine şu cümlelerle devam etti:
“Uluslararası kamuoyundaki yetkililerin, ülkemizdeki ilerici güçlerin, demokratların, vicdanı olan herkesin bir an önce müdahil olması insani bir zorunluluktur. ‘Bugün Suriye’de bir Alevi soykırımı var ama yarın ne olacak?’ diye bir soru sorduğumuzda mesela Şam Süryani Katolik Başpiskoposu Yohanna Cihad Battah, bu konuda bir açıklama yaptı. Alevilere karşı işlenen insanlık suçunun ‘Allah-u Ekber’ gibi dini sloganlar altında gerçekleştiğini vurguluyor. Suriye’de bir soykırım var ve Süryanilerin hatta tüm Hıristiyanların da ciddi risk altında olduklarını ifade etti. Katliam ve soykırım riskinin yüksek olma kaygısı açıklaması tarihsel gerçeklere bağlamakta ve bu coğrafyada ötekileştirilen halkların onlarca defa soykırımdan geçtiklerini ifade edebiliriz.”
SURİYE’NİN DEMOGRAFİK DEĞİŞİMİ!
Suriye’de sadece Alevilerin katledilmediğini de vurgu yapan Tevfik Usluoğlu “Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler Ermeniler, Aramiler de katledildi ve bu katliamlar sistematik bir şekilde sürdürülmektedir. Bunun temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse, sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim” dedi.
DEMOGRAFİK DEĞİŞİM ÇABASI!
Tevfik Usluoğlu, Suriye savaşı başladığından bugüne kadar Alevilerle birlikte Araplar, Türkmenler, Kürtler, Süryaniler, Ermeniler ve Aramilerin de katledildiğini söyledi. Usluoğlu, katliamlar sistematik bir şekilde sürdürüldüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Katliamların temel nedeni ise bölgedeki zenginliklerin yağmalanmasıdır. Suriye halklarının bugüne kadar elde ettiği kazanımların yok edilmesidir aslında. Net konuşmak gerekirse sahildeki hastaneler, fabrikalar, her şey sökülerek bu süreçte İdlip’e taşındı. Örneğin İsrail eliyle vatandaşlık ve nüfus müdürlüğü, tapu genel müdürlüğü, göç idaresi ve pasaport idaresi yok edildi. Aslında Suriye’de bir demografik değişimin sistematik olarak hesaplandığını söyleyebilirim.
Bilinçli bir şekilde Esatfobi geliştiriliyor. Bu durum bilinçli bir şekilde Alevi fobinin geliştirilmesine dönük kullanılan bir söylemdir. Nitekim Alevilere dönük soykırım, ‘Esad artığı güçlere dönük operasyon’ ifadesi ile gerçekleştiriliyor.”
“ULUSLARARASI KAMUOYU MÜDAHİL OLSUN”
Tevfik Usluoğlu, Alevilere dönük katliamın başka halklara da evrilebileceği uyarısını yaparak şöyle devam etti:
“Derhal uluslararası kamuoyunun müdahil olması, Alevi kurumlarının, demokratik kitle örgütlerinin ve dünyadaki tüm kamuoyunun sürece müdahil olması ve Alevilerin bu soykırımdan bir an önce kurtulması gerekiyor. Çünkü Aleviler üzerinde bu soykırım sürdürüldüğü takdirde emin olun başka halklar da katledilecektir. Çünkü Suriye’deki savaş başladığında bu yapıldı, bundan sonra da yapılma ihtimali var. Bu durum sadece Suriye’ye değil Irak, İran, Türkiye’ye de sıçrayabilir. Komşu da yanan ateş burayı da yakar.”
“KAMUOYU DESTEĞİ ÇOK ZAYIF”
Tevfik Usluoğlu, katliamlara karşı Alevi hareketinin yapması gerekenlere de değindi. Öncelikli olarak uluslararası barış gücünün Suriye’ye gönderilmesi gerektiğini söyleyen Usluoğlu şu cümlelere yer verdi:
“Bugün Avrupa ülkeleri özellikle bu göç politikalarının yanlışlarından kurtulmak için Suriye’nin başına getirilen HTŞ ile anlaşma halindeler. Ancak şunu çok iyi biliyoruz ki radikal İslamcı bir yönetimin ne Suriye’de ne de bölgede demokratikleşme ve halkların geleceğini güvenceye alma ihtimalinin olmayacağını net olarak ifade edebiliriz. Onun için Alevi kurumlarının ya da demokratik kurumların, uluslararası kamuoyu üzerinden baskı kurması ve bu baskılarla soykırımının durdurulması için uluslararası barış gücünü Suriye’ye gönderilmesi konusunda harekete geçirmeleri gerekiyor. Birinci talep bu olmalı. Çünkü önce yaşam hakkının garantiye alınması gerekiyor. Bu durum şu ana kadar başarılamadı. Çünkü şu an çok zayıf bir kamuoyu desteği söz konusu. Gerek Alevi kurumları gerek dünya kamuoyu bu meseleye gerekli duyarlılığı ve desteği vermedi. Bu durum Türkiye’de de geçerli. Sosyal medyada, televizyonlarda, eylemlerde yani her alanda Suriye’de bir Alevi soykırımının olduğunu ifade edip devletler üzerinde baskı kurmamız gerekiyor. Şu an Suriye’de 171 bini Suriye dışından gelen yabancı cihadis terörist var. Son dönemde 25-30 bin teröristin daha Suriye’ye getirildiği iddiaları dolaşıyor. Kısa vadede kamuoyunun öncelikle bunları etkisiz hale getirmesi gerektiğini ifade etmekte fayda var. Yürütülen algı operasyonunun durdurulması için kamuoyu baskısı arttırılıp Suriye hakikatinin doğru bir şekilde anlatılarak insani duyarlılığın öne çıkarılması gerekiyor.
Toplumsal anlamda birçok sorun olduğu gibi bölgede ve dünyada bir Alevi sorunu var ve bu sorun çözülmeden bölge ve dünyadaki demokratik mücadelenin sonuç almasının mümkün olmadığını ifade edebilirim. Alevi sorunu eşittir bir demokrasi sorunudur. Onun için Alevi olmayanların ve Alevi olanların bu meseleye duyarlılık gösterip demokratik bir dünya için bu konuda duyarlılık göstermeleri gerektiğini bir daha ifade etmek istiyorum.”
PİRHA-DEM Parti, Asuri, Süryani ve Keldani halkının yeni yıl ve baharın gelişini sembolize eden Akitu Bayramı’nı kutladı.
DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan YardımcısıYüksel Mutlu, Asuri, Süryani ve Keldani halkının, yeni yıl ve baharın gelişini sembolize eden, dünyanın en eski bayramı olarak bilinen Akitu Bayramı dolayısıyla yazılı açıklama yayımlandı.
Akitu Bayramı’nın bu yıl 6 bin 775’incisinin kutlandığı hatırlatılan açıklamada, “Tarih boyunca maruz kaldığı pek çok katliama rağmen inancına, kimliğine ve kültürüne sahip çıkan Asuri, Süryani halkının Akitu Bayramı kutlu olsun. Bu yıl aynı zamanda Ramazan Bayramı’na da denk gelen Akitu Bayramı, halklar ve inançlar arasında barış ve kardeşliğe vesile olsun. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan çatışma ve savaşlar nedeniyle Türkiye, Irak, Suriye ve Lübnan’da nüfusu azalsa da Asuri ve Süryani halkı hem anavatanında hem de dünyanın dört bir yanında Akitu Bayramı’nı kutlamaya devam ediyor” denildi.
Türkiye’de yaşayan tüm halkların anadil, kültür ve inançlarının korunması için mücadelenin süreceği belirtilen açıklamada, “Akitu Bayramı’nı bir kez daha kutluyor; tüm insanlığa barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz” diye belirtildi.
PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Mardin’de yaptığı konuşmada belediyeye ait taşınmazların kayyum yönetimi tarafından devredilmesini eleştirdi. “Bunların hırsızlıkları bitmiyor” diyen Hatimoğulları, Savur ilçesine ciddi oranda oy kaydırıldığını da açıkladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, seçim çalışmaları kapsamında Mardin’deydi. Savur ve Midyat’ta gerçekleştirilen halk buluşmalarına katılan Hatimoğulları, Süryani Federasyonu ve esnafı da ziyaret etti.
“DUYGU SÖMÜRÜSÜ YAPIYOR”
Midyat’taki halk buluşmasında konuşan Hatimoğulları, AKP-MHP Hükümetinin ayrımcı politika izlediğini belirterek şunları söyledi:
“Keşke Türkiye’de her yerde halklar buradaki gibi barış ve kardeşlik içinde yaşayabilse. Ama ne yazık ki mevcut devlet anlayışı ve şimdiki iktidar buna müsaade etmiyor. AKP iktidarı, küçük ortağıyla beraber her an ve her yerde ırkçılığı, toplumsal kutuplaşmayı ve ayrışmayı geliştiriyor. Halkların birbiriyle sorunu yoktur. Kürt’ün Türk ile Türk’ün Kürt ile Süryani’nin Arap ile hiçbir sorunu yoktur. Ama onlar halkları birbirine kırdıran, ırkçı, ayrımcı bir politika izliyorlar. Buradan, Mardin’den, kardeşlik kentinden bütün Türkiye’ye sesleniyoruz: Halklar kardeştir, kardeş olmaya devam edecektir.
Çeyrek asırdır bu ülkeye çöreklenen AKP iktidarı ve ortakları şimdi sahalara çıkıp demokrasi dersi veriyor. Dün Erdoğan, ‘Ben siyaseti bırakacağım, sizden son bir kez oy istiyorum’ demiş. Erdoğan 2009’dan beri ‘Ben siyaseti, görevimi tamamladım’ diyor ama 4 kez daha seçimlere girdi. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. AKP’nin ampulü zaten patlamak üzere ve onu da biz hep beraber patlatacağız. Zaten Erdoğan Anayasa’ya aykırı bir şekilde aday oldu. Tartışmalı bir adaylıkla şu an cumhurbaşkanlığını yürüten bu zat, “Son kez sizden oy istiyorum” diyerek duygu sömürüsü yapıyor.
“İNSANLAR AÇLIK VE YOKSULLUKLA İMTİHAN EDİLİYOR”
Halkta ağır yoksulluk, geçinememe ve aş bulamama hali o kadar derinleşmiş ki adeta bir dokunuyoruz, bin ah işitiyoruz. İnsanlar açlıkla ve yoksullukla imtihan ediliyor bu iktidar tarafından. 50 milyona yakın bir nüfus bu ülkede açlık ve yoksulluk sınırında yaşıyor. Bakın İşsizlik Fonu diye bir şey var. Bu fon ne için olur? İşsiz kalan insanlara geçinebilecekleri asgari bir ücreti vermek için. Ama bunlar İşsizlik Fonunu bile yandaşlarına yedirdiler. Derler ya ak akçe kara gün içindir. Ne yazık ki bizim kara gün için ayrılan akçemize AKP kondu. Hakkımızı helal etmiyoruz. Toplum bu kadar ağır yoksullukla ve işsizlikle karşı karşıya iken, insanlar bir kilo eti evine götüremezken, bu iktidar İHA ve SİHA’lara para yatırıyor. Niçin bu paraları yatırıyor? Rojava’daki kardeşlerimizi katletmek için, Türkiye’deki halklara zulmetmek için. Biz bir kez daha diyoruz ki silaha, mermiye, İHA ve SİHA’ya değil halka ve yoksula bütçe! Bizlere, açlara ve yoksullara sabır telaki edenlere de şunu söylüyoruz: Bize ya sabır ya savaş dayatmasında bulunamazsınız. Biz ‘savaşa hayır, barış hemen şimdi’ diyoruz.
“İLK İŞ, KADIN DAİRE BAŞKANLIKLARIMIZI KURACAĞIZ”
Eş Başkan Adaylarımız Sevgili Hüda Erdem Aslan, Hikmet Duman. Midyat onlara teslim. Onlar 31 Mart seçimlerinde Midyat’ın Eş Başkanları olarak Midyat’a en güzel hizmetleri getirecekler. Mardin Büyükşehir Belediyesi biliyorsunuz bizdeydi ve kayyım atandı. Eş Başkan Adaylarımız Sevgili Devrim Demir ile Ahmet Türk abimiz çok kıymetli iki isim. Projelerimizi bu dönem tek tek hayata geçireceğiz. Kayyım geldikten sonra kapatılan çok sayıda kadın kurumu var. Eş başkanlık sistemi bizim için çok önemli ve bedeli ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceğimiz çizgimizdir. Biz kadınlar, eş başkanlarımızla beraber belediyelerimizde ilk iş olarak kadın daire başkanlıklarımızı kuracağız. Aynı zamanda kadın danışma merkezleri, kadınlara meslek edindirme kursları, kadınların ürettiklerini satabilecekleri pazarları yaratmak dün olduğu gibi bugün de ilk işimiz olacak. Ve burada biz kadınlara çok büyük görevler düşüyor, “Jin, Jiyan, Azadî” sloganını yükseltme görevi düşüyor.
“BUNLARIN HIRSIZLIKLARI BİTMİYOR”
Şimdi bahsedeceğim konu çok önemli ve bunu bütün Türkiye kamuoyu duysun istiyoruz. Mardin’in taşınmazlarını devretmişler. Bu bilgilere yeni yeni sahip oluyoruz. Malmet Kadın Merkezi’ni, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na devretmişler. Sanat Akademisi’ni, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretmişler. Gençlik Merkezi’ni Gençlik ve Spor Bakanlığı’na devretmişler. Kamor Tesislerindeki düğün salonunu, tiyatro sinema salonunu ve park ve dinlenme alanlarını Milli Emlak’a devretmişler. Bunların hırsızlıkları bitmiyor, müflis tüccar gibi adeta taşınmazları devretmişler. Müflis tüccar gibiler. Bir daha iktidara gelemeyeceklerini biliyorlar ya, kayyım atayamayacaklarını biliyorlar ya, şimdi ne çalarsak ne devredersek kardır diyorlar. Bu hırsızları 31 Mart seçimlerinde gönderecek miyiz? Kayyımcı anlayış sadece bahsini ettiğimiz hırsızlıkları yapmıyor. Bakın önümüzdeki seçimleri çalmaya çalışacaklar. Bunun için çalışma yürüttüklerini çok iyi biliyoruz. Nedir yürüttükleri çalışma? Başka yerlerden oy kaydırıyorlar buralara. Örneğin Savur’a ciddi bir oy kaydırmışlar. Ama biz örgütlü bir halkız ve onların bu oyunlarına asla baş eğmeyiz. Ve onların bu oyunlarını tek tek boşa düşüreceğiz. Bunun için sizden istirhamımız hep beraber bunun çalışmasını yürütmek. Sizden ricamız hangi kentte olursa olsunlar eş dost akrabalarınızı aramanız ve oy kullanmalarını sağlamanız. Türkiye’nin hangi kentinde olursa olsunlar, en yakın DEM Parti ilçe binasına gidip isimlerini yazdırsınlar. Biz onların buraya gelip oy kullanmalarını sağlayacağız.
Değerli arkadaşlar; AKP’ye verilen her oyda aynı zamanda MHP çıkmaktadır, ırkçılık ve milliyetçilik çıkmaktadır. Buna halklar bahçesi olan Mardin asla izin vermeyecektir, yürekten inanıyoruz. Kürtleri düşman olarak görenlere; halkları, dilleri ve kültürleri düşman olarak görenlere verecek tek bir oyumuz yok. Sözlerimi tamamlarken cezaevinde bulunan arkadaşlarımızın selamlarını getirdim size. Amed’in gururu Sevgili Gültan Kışanak şimdi Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayımız. Onun selam ve sevgilerini getirdim size. Figen Yüksekdağ’ın, Sebahat Tuncel’in, Leyla Güven’in, Selahattin Demirtaş’ın selam ve sevgilerini getirdim size. Adalet nöbeti tutan beyaz tülbentli onurlu analarımızın selamını getirdim sizlere. 31 Mart akşamı DEM Parti’nin Mardin’de büyük zaferini kutlamak üzere yolumuz açık olsun. Serkeftin.”
PİRHA- Gabar Dağı’nın zirvesine zorlu bir yolculuk gerçekleştiren Süryani yurttaşlar, harabeye dönmüş ve define avcıları tarafından kazılmadık yeri bırakılmayan Mor Aho Manastırı’nda 34 yıl sonra ilk ayini gerçekleştirdi.
Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, Şırnak merkeze bağlı ve Gabar Dağı zirvesinde yer alan Dêra Jor köyünde, Süryaniler tarafından 7 ve 8’inci yüzyılları arasında inşa edildiği belirtilen Mor Aho Manastırı’nda 34 yıl sonra ilk kez ayin gerçekleştirildi. Köyün 1990 yılında “güvenlik” gerekçesiyle boşaltılmasının ardından Avrupa’nın farklı ülkelerine göç eden Süryaniler, uzun bir aradan sonra köylerini ziyaret etti. Gabar Dağı’nın zirvesine inşa edilen Dêra Jor’a zorlu bir yolculuk gerçekleştiren Süryani yurttaşlar, harabeye dönmüş ve define avcıları tarafından kazılmadık yeri bırakılmayan manastırda ayin gerçekleştirdi. Bir dönem ahır olarak kullanılan manastırdaki ayini İdil ilçesine bağlı Midih köyünün rahibi Şimon Uçar yaptı. Ayin sırasında mumlar yakılarak dualar edildi. Ardından Süryani yurttaşlar, köyde bulunan yakınlarının mezarlarını ziyaret etti.
34 YIL SONRA AYİN
Rahip Uçar, Avrupa’dan gelen yurttaşların talebiyle ayini gerçekleştirdiklerini belirterek, “34 yıl sonra ilk defa bu kilisede ayin gerçekleştirildi. İnşallah önümüzdeki süreçlerde daha kalabalık bir şekilde ayin gerçekleştiririz. Bu ayinin yapılmasıyla çok mutlu olduk. Ancak kilisemiz yıkık dökük bir haldedir. İlerde köyümüz yerleşime açılırsa kilisenin durumunun da değişeceği temennisindeyiz” ifadelerini kullandı.
Köylülerden Kerim Paçun ise, Almanya’dan köyünü ve doğduğu evi görmeye geldiğini dile getirerek, 34 yıl sonra köyde ayinin gerçekleştirilmesi mutluluk verdiğini söyledi.
PİRHA – Mardin Milletvekili George Aslan, tapu ve kadastro çalışmaları sonucunda el konulmuş Süryanilere ait arazi ve taşınmazlara ilişkin TBMM’ye Araştırma Önergesi sundu. Aslan, “Süryanilerin mülkiyetleriyle alakalı yaşadıkları hak kayıpları ve mağduriyetler bir an önce giderilmelidir” dedi.
Yeşil Sol Parti Mardin Milletvekili George Aslan, Süryani toplumuna ait Mardin, Şırnak ve Hakkari’de el konulan arazilerle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Araştırma Önergesi verdi.
Milletvekili Aslan, son 20 yılda yapılan kadastro çalışmaları sonucunda devlet kurumları ve şahıslar tarafından el konulmuş arazi ve taşınmazlarla ilgili hak kayıplarının giderilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını talep etti.
“HAK KAYIPLARI BİR AN ÖNCE GİDERİLMELİDİR”
Mardin Milletvekili George Aslan, önergesinin “Gerekçe” bölümünde, yaşanan çatışmalar nedeniyle Süryani nüfusunun büyük bir bölümünün yurt dışına göç etmek zorunda kaldığını belirtti. Aslan, yaşanan çatışmalı ortam gerekçe gösterilerek devlet tarafından çok sayıda köyün de boşaltıldığının altını çizdi.
George Aslan, Araştırma Önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“Söz konusu bölgelerde tapu ve kadastro çalışmalarının başlatılmasıyla birlikte köy arazileri ile şahsi arazi ve taşınmazların tespitinin gerçekleştirilmesi ve hak sahiplerinin resmi olarak kayıt altına alınması için çalışmalar yürütülmüştür. Ancak kadastro çalışmalarının Süryanilerin çoğunluğunun yurt dışında bulunduğu bir zaman diliminde gerçekleştirilmiş olmasından kaynaklı pek çok sorunun, hak kaybının ve mağduriyetin yaşanmasına yol açmıştır.
Turabdin bölgesinde bulunan başta Mor Gabriel Manastırı, Mor Evgin Manastırı, Üçyol, Taşköy, Dağiçi ve Bethkustan mahalleleri olmak üzere Süryanilere ait yerleşim yerlerinin birçoğunda söz konusu sorunlar yıllardır devam etmektedir.
Süryaniler yurtdışındayken, köylerde kalan arazileri ve taşınmaz malları ile imkanları dâhilinde ilişkilerini koparmamışsalar da, arazilerin ve taşınmazların sayıca çokluğu, buna karşın köylerde kalan Süryanilerin sayıca azalmış olması gibi nedenlerle, arazilerin büyük bir kısmında tarımsal faaliyet sürdürememişlerdir.
Köylerde bakımsız kalan ve zamanla doğal bitki örtüsü ile kaplanan taşınmazların, ayrıca uzun yıllar faaliyet yürütülmemiş tarım arazilerinin birçoğunun kadastro çalışmaları kapsamında kıraç arazi oldukları gerekçesiyle Hazine malı olarak tapuya tescil edilmiştir. Öte yandan köy sınırları belirlenirken Süryani köylerine komşu olan köylerin sınırları Süryani köylerinin aleyhine genişletilerek, Süryani köylerine ait taşınmazların, meraların ve ormanlık alanların bir kısmı da komşu köylerin sınırları içerisine dahil edilmişlerdir.
Süryanilerin vergilerini ödedikleri taşınmazların ve hatta mahkeme kararı ile kendi adlarına tescil ettirdikleri taşınmazların önemli bir bölümü önce Hazine’ye ardından TOKİ’ye devredilmiştir. TOKİ tarafından ise açık arttırma yöntemiyle fahiş fiyatlara satılmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Nusaybin’e bağlı Dağiçi Mahallesin’e ait araziler TOKİ Emlak Dairesi tarafından satılmış, ardından gelen tepkiler üzerine arazi satışı iptal edilmiştir.
Süryanilerin söz konusu bölgelerde yaşadıkları arazi sorunlarına ilişkin her ne kadar hukuki çerçevede kimi girişimlerde bulunmuşsalar da, hukuki süreçlerin uzun sürmesi, konuyla ilgili resmi ve idari mercilerden bu sorunların çözümüne dair yeterli desteğin alınamaması nedenleriyle, hak ihlalleri ve mağduriyetler devam etmektedir. Bu durum yurtdışından köylerine dönüş yapmış veya dönüş yapmak isteyen Süryanileri de olumsuz etkilemektedir.
Güvenlik sorunları ve diğer olağanüstü hallerde kişilerin taşınmaz mallarına ulaşamamalarından dolayı (taşınmaz mallar artık tarımsal amaçla işlenemeyecek hale gelse bile) bu durum mücbir sebeplerden kaynaklandığından Süryanilerin mülkiyetleriyle alakalı yaşadıkları hak kayıpları ve mağduriyetler bir an önce giderilmelidir.
Mardin, Şırnak ve Hakkari’de son 20 yılda yapılan kadastro çalışmaları sonucunda gerek devlet kurumları tarafından gerekse kimi gerçek veya tüzel kişiler tarafından haksız biçimde el konulmuş Süryanilere ait arazi ve taşınmazlara ilişkin yürütülen tapu ve kadastro çalışmalarının araştırılması ve yaşanan hak kayıplarının giderilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.”
PİRHA- Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Celal Fırat ve beraberindeki heyet inanç kurumlarını ziyaret etti. Fırat “Tüm halklara ve inançlara eşit yaklaşan bir anayasa için mücadele edeceğiz ve eşit yurttaşlığın temellerini atacağız” dedi.
Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Adayı Celal Fırat ve beraberindeki heyet, inanç kurumlarını ziyaret etti.
İstanbul ve Ankara Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili Filüksinos Yusuf Çetin, vakıf başkanı Sait Suşin ve başkan yardımcısı Kenan Gürdal ile bir araya gelen Celal Fırat, tüm inançlara eşit yaklaşan bir anayasa istediklerini söyledi.
Fırat, daha sonra ise Din Alimleri Derneği’ni ve Feriköy Ermeni Kilisesi’ni ziyaret etti.
PİRHA – Türkiye’de yabancılara dönük konut ticareti tüm illerde artış gösterirken Mardin, Kilis ve Hatay’da bu yönlü satışların önü kesiliyor. Milletvekili Tuma Çelik, bu vesileyle yurtdışında yaşayan Süryani toplumunun kendi yurtlarında mülk edinemediklerini Meclis gündemine getirdi.
Yabancı uyruklulara yönelik konut satış oranı günden güne artıyor. Haziran ayında 8630 adet konut satışı ile yabancılara konut satışı şimdiye kadarki en yüksek düzeye ulaştı. Toplam satışların da yüzde 4,9’unu yabancılara satışlar oluşturdu. Sadece Nisan-Mayıs-Haziran döneminde Ruslar Türkiye’den 4314 adet konut aldılar. Ocak-Şubat-Mart döneminde bu sayı 1535’ti.
Buna karşın Mardin, Kilis ve Hatay illerinin tamamı kamu yararı ve ülke güvenliği açısından Bakanlar Kurulu’nun 27.10.2008 tarih ve 2008/14273 sayılı kararı ile yabancıların taşınmaz mülkiyet ve sınırlı ayni hak edinemeyecekleri alan olarak belirlendi.
Mardin Milletvekili Tuma Çelik, bu kararın özellikle Mardin’den göç etmek zorunda kalan Süryanilerin, yeniden dönüşlerini zorlaştırdığını belirtti. Çelik, “Bölgeye yeniden yerleşmek isteyen ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kaybetmiş ancak ataları Mardin’de yaşayan vatandaşlar açısından büyük mağduriyet yaratmaktadır” dedi.
“SÜRYANİLERE MÜLK SATIŞI İÇİN ÖZEL BİR DÜZENLEME NEDEN YAPILMAMAKTADIR?”
Milletvekili Tuma Çelik, söz konusu illerdeki satış yasağının demokratik bir ülkede uygulanmaması gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi hazırladı. Tuma Çelik, şu soruları yöneltti:
“Söz konusu yasağın kaldırılmasıyla ilgili bir çalışmanız var mıdır?
Bakanlar Kurulu’nun 27.10.2008 tarih ve 2008/14273 sayılı kararı neden hala yürürlüktedir?
Mardin’de özellikle T.C vatandaşlığı kaybetmiş ancak ataları Mardin’de yaşamış olan Süryanilere mülk satışı için özel bir düzenleme neden yapılmamaktadır?
Diğer pek çok sınır kentinde böylesi bir yasak yokken neden halen Mardin Kilis ve Hatay’da bu yasak devam etmektedir?”
PİRHA-Pir Süleyman Deprem, iktidarın Alevi politikalarını eleştirdi. Cemevlerinin statüsü ve dedelere verileceği iddia edilen maaş hakkında konuşan Deprem, “Alevilik, bugünkü sömürü sisteminin karşısında bir anlayışa sahiptir. Aleviler asla devletten medet ummamış, rızalık ve komünal yaşam birliği ile kendilerini her dönem finanse etmişlerdir. Eğer bugün iktidardan maaş alacak bir dede var ise ileride onlara cübbe de giydirilecektir” yorumunu yaptı.
AKP iktidarının, Alevilere yönelik projeleri, tartışmaları da beraberinde getirdi. Alevi kanaat önderleri, bir bütün olarak cemevlerinin ‘Kültür merkezi’ olarak adlandırılacağı iddialarına karşılık sert tepki göstermeye devam ediyor.
“ALEVİLER HİÇBİR DÖNEMDE DEVLETTEN MEDET UMMADI”
Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, dedelere verilmesi planlanan maaş konusuna işaret ederek, “Yapılanlar, Ocak Aleviliğini yok etme planıdır” dedi.
Deprem, Aleviliğin yaşam felsefesi olarak, sömürü sistemlerinin daima karşısında bir anlayışa sahip olduğunu vurgulayarak “Aleviler, hiçbir dönemde ‘devlet’ denilen özel mülkiyetin tahakküm aracına asla müdahil olmamış ve asla ondan medet ummamışlardır” dedi.
Pir Süleyman Deprem, Alevilerin, rızalık ve komünal yaşam birliği ile kendilerini her dönemde finanse ettiğinin altını çizerek şu aktarımda bulundu:
“Bu ortak yaşam kültürü, sömürü sisteminin baş düşmanıdır. İktidarını koruyabilmek için devletler, ortak yaşamın ortadan kaldırma gayreti içerisindedir. Böyle olunca hiçbir devlet anlayışı asla Alevilerin özel olarak kendi yapıları ile var olmalarına tahammül edemez. Alevi açılımlarını geçmişte görüp, neye mal olduklarına şahit olduk. Her şeye rağmen ‘Evet’ diyenlerin düştükleri hataları da gördük. Ama biz biliyoruz ki Alevilik hiçbir dönem örgütlü devlet yapısı ile uyuşmaz. Bu söylem düşmanlık anlamında değil…
Devlet şimdi diyor ki ‘yeni bir Alevi açılımı yapacağım ve cemevlerine ‘Kültür Evi’ diye statü vereceğim’. Önce şöyle düşünelim; kadim Alevi tarihinde dört duvarla belirlenmiş bir cemevi kültürümüz yoktur. Bütün yeryüzü bizim için cem yapacak alandır. Ancak yeni şartlarda tabi tutulduğumuz, özellikle sürgün politikası doğrultusunda kaçmak zorunda kaldığımız kentlerde bir araya gelmek için, eşit yurttaşlık hakkımız olan, ortak ibadet için bir yere ihtiyaç duymuş ve bunun adını ‘Cemevi’ koymuşuz.
Şimdi sen kalkıp ‘Bu ülkenin %99’u İslam’dır’ dersen, Ermeni, Süryani, Keldani ve Alevileri yok sayarsan o zaman bugünkü açılımın şartlarını değerlendirdiğimizde yine benimle oyun oynuyorsun.”
“OCAK ALEVİLİĞİNİ YOK ETME PLANI”
Pir Süleyman Deprem, AKP iktidarının, Aleviliği temelden yok etme çabası içerisinde olduğuna vurgu yaptı. İktidarın, ‘Ocak Sistemi’ne yöneldiğini ifade eden Deprem şunları söyledi:
“Alevi katliamcısı Ebu Suud’u referans göstererek bir devlet yönetiyor, yaptığın köprü ve diğer inşaların adını katliamcı olan ‘Osman’ ya da ‘Yavuz’ koyup ardından bizlere açılım yapacaklarını söylüyorlar. Ve diyorlar ki ‘dedelere maaş bağlayacağız’.
Bugün Aleviliğini kaybetmiş ya da Aleviliğini pazara çıkarmış birçok unsur bulursun. Bunların üzerinden gerçek Ocak Aleviliğini yok etme planıdır bu. Bugüne kadar Aleviler, asla pirlerini hiçbir şeye muhtaç etmemişlerdir. Rızalık kenti yaşam kültürü ile pire demişlerdir ki ‘Senin ailenin geçimini biz sağlayacağız. Sen bizim yolumuzu yürüteceksin.’
Bakın Pirlerimizin ne sarığı ne de cübbesi vardır, sembolik hiçbir şeyleri yoktur ve doğaldırlar. Ama yarın maaşa bağladığı pire bir cübbe giydirecekler. Ve o pire diyecekler ki ‘sen şu kuruma tabii olarak çalışacaksın’ ve o kurum da Diyanet olacaktır.”
“PİR, DEDE TAYİN EDEN ÖRGÜTLER OLMAMALIDIR”
Süleyman Deprem, dedeleri maaşa bağlamak ya da cemevlerine statü verme konusundaki belirleyicinin siyasi iktidar olamayacağına vurgu yaptı.
Deprem, “Alevilik konusunda hiçbir dini temsilcinin, belirleme hakkı ve haddi yoktur. Hıristiyanlara Hıristiyanlığı öğrete biliyor musun? Peygamberiniz de diyor ki ‘Senin dinin sana, benim ki bana’ ama kalkmışsın benim inancım üzerinden talimat veriyor ve beni biryerlere bağlama gayreti gösteriyorsun. Bu ne demokratiktir ne insani ne de ahlaki…Bizlerin kadimden bu yana talip, rehber, pir, mürşit hiyerarşik yapımız vardır. Biz, ocaklarımız bünyesinde örgütleniyoruz. Bizlerin bir inanç kuruluna, ikinci bir Diyanete ihtiyacımız yok. Pir, dede tayin eden örgütler olmamalıdır. Yüzlerce İslami tarikat var, bunların hiçbirisi yasal olarak örgütü değil. Ortadoğu’da da yasal olarak örgütlü bir Alevi tarihine rastlayamazsınız. Bu yasadışılık değil meşruluktur. Yaresanlar, Kakailer, Ehli Hakklar… Irak, İran ve Suriye’deki hangi Alevi camiası yasal olarak örgütlüdür? Öyle bir talepleri de yok. Bizim örgütlülüğümüz kadimden beri ocaklarımızdır” diye konuştu.
Nusaybin’in Badîbbe Mahallesi’nde yaşayan Süryani Gevriye Sarı, evinde silahla vurulmuş halde bulundu.
Mardin’in Nusaybin ilçesinin Bagok kırsalında bulunan Badîbbe Mahallesi’nde, Süryani yurttaş Gevriye Sarı, evinde silahla vurulmuş halde bulundu. Olay yeri incelemesinin ardından Sarı’nın cenazesinin otopsi işlemleri için Mardin Devlet Hastanesi’ne götürüleceği öğrenildi.
Mahalle halkı, Sarı’nın evinden kısa süreli yüksek sesle müzik sesinin duyulduğunu söyledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, dünyadaki dini baskılar ve azınlıkların durumunu ele aldığı Uluslararası Dini Özgürlükler 2021 Yıllık Raporu’nda (USCIRF), Türkiye’deki dini özgürlük koşullarının tedirgin edici bir yörünge izlemeye devam ettiğine yer verdi.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, dünyadaki dini baskılar ve azınlıkların durumunu ele aldığı 2021 Uluslararası Dini Özgürlükler Yıllık Raporu’nu (USCIRF) paylaştı. Türkiye’deki dini özgürlük koşullarının tedirgin edici bir yörünge izlemeye devam ettiğinin altı çizilen raporda, LGBTI+’lar, Yahudiler, Ermenilere yönelik nefret saldırıları ve Aleviler ile birlikte Süryanilere yönelik gerçekleştirilen baskı politikalarının arttığına yer verildi.
Raporda iktidar ve koalisyon ortakları tarafından Alevilerin cemevlerini ibadet yeri olarak tanıma çabalarını ve hükümetin Alevilerle beraber diğer topluluklar için de zorunlu dini kurslara yapılan itirazlar gibi tüm dini özgürlük endişeleri ve eğitim politikalarını çözmeyi reddettiklerine değinildi.
2020 boyunca 26 ülkede dini özgürlük ihlallerini ve ilerlemeyi değerlendiren USCIRF’in yayınladığı ‘2021 Yıllık Raporu, ABD politikası için bağımsız önerilerde bulunuyor. Bu rapordaki temel bulgular, tavsiyeler ve analizler; seyahat, duruşmalar, toplantılar ve brifingler de dahil olmak üzere USCIRF tarafından yapılan bir yıllık araştırmaya dayanıyor.
İNANÇLARI NEDENİYLE TUTULAN TUTSAKLARIN SERBEST BIRAKILMASI ÇAĞRISI
USCIRF’in gözlemi, tüm dünyayı saran koronavirüs salgını nedeniyle bazı ülkelerdeki dini azınlık halkların virüse neden olduğu veya yaydığı iddiasıyla resmi ve toplumsal damgalamayla beraber taciz ve ayrımcılıkla da karşı karşıya kaldığı yönünde. Kalabalık hapishaneler yüksek enfeksiyon riski taşıdığından, raporda hükümetlere Covid-19 müdahalelerinin bir parçası olarak dinleri veya inançları nedeniyle tutulan tüm tutukluları serbest bırakma çağrısı yapıldı.
TÜRKİYE DEĞERLENDİRMESİ
2020’de Türkiye’deki dini özgürlük koşullarının tedirgin edici bir yörünge izlemeye devam ettiği belirtilen raporda, “Temmuz ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pek çok kişinin Türkiye’nin dini azınlıklarını bölücü ve düşman olarak kınadığı bir hareketle, müze olarak hizmet veren eski bir kilise olan ünlü Ayasofya’yı camiye çeviren bir kararname çıkardı. Hükümet, başka bir eski kilise olan Kariye Müzesi’ni cami olarak yeniden açmak için benzer adımlar atarken, bildirildiğine göre bu çabaları durdurdu” ifadelerine yer verildi.
“Hükümet uzun süredir devam eden birçok din özgürlük meselesini ele almak için çok az çaba sarf etti veya hiç çaba sarf etmedi” denilen raporda, ülke genelinde azınlık halkların mülklerinin sürekli olarak hedef alınması ve tahrip edilmesinin de görmezden gelindiği paylaşıldı.
‘HÜKÜMET DİNİ TOPLULUKLARIN KİŞİLİĞİNİ REDDETMEYE DEVAM ETTİ’
Raporda ayrıca, “Dini azınlık topluluklarının gayrimüslim vakıflar için yönetim kurulu üyesi seçimleri yapma izni için tekrarlanan taleplerine rağmen, hükümet yıl boyunca bu seçimlere izin vermedi. Benzer şekilde, hükümet Rum Ortodoks Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması yönündeki çağrıları dikkate almayarak tüm dini toplulukların kişiliğini reddetmeye devam etti” denildi.
ALEVİLER, CEMEVLERİ VE ZORUNLU DİN DERSLERİ
Raporda, Şırnak’ta bir yıl önce kaçırıldıkları düşünülen, 70 gün sonra köy yakınlarında cansız bedeni bulunan Şimuni Diril ile kendisinden bir yıldan fazladır haber alınamayan Hurmüz Diril ve rahibi olduğu Mor Yakup Manastırı’na gelerek kendisinden erzak isteyen örgüt mensuplarına erzak verdiği iddiasıyla 2 yıl bir ay hapis cezası verilen Sefer Aho Bilecen için şu ifadelere yer verildi: “Süryaniler, PKK üyelerine yiyecek ve su verdiği iddiasıyla Süryani Ortodoks Rahip Sefer Bilecen’in (diğer adıyla Rahip Aho) gözaltına alınması ve yargılanması ve yaşlı bir Keldani çiftin kaçırılması ve daha sonra ölü bulunmasıyla derinden rahatsız oldular.”
Raporda iktidar ve koalisyon ortakları tarafından Alevilerin cemevlerini ibadet yeri olarak tanıma çabalarını ve hükümetin Alevilerle beraber diğer topluluklar için de zorunlu dini kurslara yapılan itirazlar gibi tüm dini özgürlük endişeleri ve eğitim politikalarını çözmeyi reddettiklerine değinildi.
‘ANTİSEMİTİZM ARTIŞ GÖSTERDİ’
Devlet dışı aktörler tarafından veya devletin doğrudan baskısı sonucunda işlenen olaylar nedeniyle Alevi, Ermeni, Süryani ve Protestan topluluk ve örgütlerin ölüm tehdidi aldıkları aktarılan raporda, büyük ölçüde Covid-19 salgınıyla bağlantılı olarak Yahudilere karşı antisemitizmde de büyük bir artış olduğu vurgulandı.
‘NEFRET SÖYLEMLERİ SIKLIKLA KULLANILDI’
“Türk hükümeti, sözde bir ‘ulusal güvenlik tehdidi’ oluşturdukları için yabancı Protestanların ülkeye girişlerini sınır dışı etmeye veya engellemeye devam etti” denilen raporda, çoğu kez siyasi olarak hakaret suçlamalarında bulunulduğu, “inançsız insanlara ve LGBTI+’lara hakaret ve nefret söylemi olarak nitelendirilen retoriğin sıklıkla kullanıldığı” aktarıldı.
Rapora göre mezarlıkların da arasında bulunduğu dini mekan ve ibadet yerleri hükümetin engellemediği ve cezalandırmadığı vandalizme, hasara ve bazı durumlarda da yıkıma maruz kalıyordu. Bu örneklerden biri de Ocak ayında kimliği tespit edilemeyen kişiler tarafından İstanbul’daki Pir Sultan Cemevi’ne nefret saldırısının gerçekleştirilmesi.
Gerçekleştirilen diğer nefret saldırıları da raporda şöyle yer alıyor: “Mayıs ayında bir kişinin koronavirüs bulaştırdığı iddiasıyla bir Ermeni kilisesi yakılmaya çalışıldı ve aynı ay başka bir kişi tarafından bir Ermeni kilisesinin kapısı kırılarak haçı koparıldı. Yine kimliği tespit edilemeyen kişiler tarafından Mardin’de bulunan bir Êzidî mezarlığı tahrip edildi, Trabzon’daki bir Katolik mezarlığı da nefret saldırısına maruz kaldı. Öte yandan Bursa’da, yıllarca süren ihmallerden sonra bir Rum Ortodoks kilisesi yıkıldı.”
RAPORDA YER ALMAYANLAR
Mardin’in Teker Mahallesi’nde bulunan, 2015 yılında 12 buçuk milyon fiyat verilerek satılığa çıkarılmasının ardından üçüncü kez yeniden satılığa çıkarılan ve 1700 yıllık Mor Yuhanno Süryani Kilisesi raporda yer almayanlar arasında.
Öte yandan, Mardin’de yanına “katlı betonarme otopark” yapılmak istendiği için kazı başlatılan ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Süryani Katolik Kilisesi’ne ait olan Mor Efrem Manastırı da raporda yer almıyor.
Süryani Rahip Sefer (Aho) Bileçen’in “Örgüte yardım” iddiası yargılandığı davada 2 yıl bir ay hapis cezası verildi.
Mardin’in Nusaybin ilçesinde 9 Ocak 2020’de 10 kişi ile birlikte gözaltına alınarak 10 Ocak 2020’de tutuklanan ve 14 Ocak 2020’de ise tahliye edilen Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer (Aho) Bileçen hakkında açılan davanın karar duruşması Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmada Rahip Bileçen’in avukatı hazır bulundu.
Savcılık “Örgüte yardım ettiği” iddiası ile ceza istemine dönük mütalaasını yinelerken, Rahip Bileçen’in avukatının savunmasının ardından kararını açıklayan mahkeme Bileçen’e 2 yıl 1 ay hapis cezası verdi.
Beytüşşebap’ta kayıp olan Keldani Diril çiftinden Şimoni Diril’in cansız bedeni 69 gün sonra köyün altındaki derede bulundu.
Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Kovankaya (Mehri) köyünde yaşayan ve 11 Ocak’tan bu yana kendilerinden haber alınamayan Hurmuz ve Şimoni Diril çiftinden Şimoni Diril’in cansız bedenine ulaşıldı.
Köye yakın derenin yanında 69 gün sonra cansız bedeni bulunan Şimoni Diril’in cenazesinin alınması için savcılığın olay yerine gelerek otopsi yapması bekleniyor.
Şebekelerin çekmediği köyde olay hakkında detaylı bilgiye ise ulaşılamadı.
Öte yandan Süryani STK ve vakıf temsilcileri, HDP’li Tuma Çelik’in ise yarın köye gideceği öğrenildi.
Nusaybin’de yapılan ev baskınında gözaltına alındıktan bir gün sonra ‘örgüt üyesi olmak’ suçlamasıyla tutuklanan Rahip Sefer (Aho) Bileçen hakkında tahliye kararı verildi.
Mardin’in Nusaybin ilçesinde 9 Ocak günü gözaltına alındıktan bir gün sonra çıkarıldığı mahkemece “örgüte yardım etmek” suçlamasıyla tutuklanan Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer (Aho) Bileçen, avukatlarının tutukluluğa yaptığı itiraz üzerine tahliye tahliye kararı verildi.
Mardin 2’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen karar, Rahip Bileçen’in sabit ikametgahının olması ve kaçma şüphesinin olmaması gerekçelerine dayandırıldı.
Rahip Bileçen’in önümüzdeki saatlerde tutuklu bulunduğu Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edilmesi bekleniyor.
SÜRYANİLER TEPKİ GÖSTERMİŞTİ
Mardin Süryani Birliği Başkanı ve Denge Denetleme Ağı Mardin İl Koordinatörü Yuhanna Aktaş, gözaltını “Genelde gizli tanık ve asılsız ihbarlarla tamamen Süryanileri sindirmeye korkutmaya yönelik bir operasyon” diye yorumlamıştı.
“Bir rahip, İstanbul gibi bir metropolü bırakmış, Bagok Dağı eteklerine gelip burada dünyadan arınmayı tercih etmiş bir kişinin gözaltı gerekçesi ne olabilir” diye soran Aktaş, şunları söylemişti:
“Korkutmaya sindirmeye dönük bir operasyon. Süryani tarihinde bir rahibin gözaltına alındığı görünmemiştir. Papaz olmuştur ama rahip olmamıştır. Ticaretle siyasetle alakası olmayan bu insanı neden gözaltına alırsınız? İhbar gibi kirli yöntemlerle bir insanı neden gözaltına alırsınız. Bütün Süryaniler dünyanın her yerinde diken üzerinde. Türkiye’de olanların bu topraklarda yaşama güvenleri sarsılmış durumda. Bunu kesinlikle bunu kabul etmiyoruz. Süryaniler bu ülkenin kadim halklarındandır. Süryanileri buralardan sürmeye çalışmak, bu topraklara yapılacak en büyük kötülüktür.”
PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Meclisi Mardin Nusaybin’de Mor Yakup Kilisesi Rahibi Sefer Bileçen’in (Rahip Aho) tutuklanmasını kınayarak “Acılı tarihimizi referans alırsak gün gibi oraya çıkıyor ki bu operasyonlar, yurduna, topraklarına geri dönmek, kendi vatanında yaşamak isteyen Süryanileri korkutmak, sindirmek için yapılıyor” dedi.
Mardin Nusaybin’de Mor Yakup Kilisesi Rahibi Sefer Bileçen ile beraber 3’ü Süryani 8 kişinin gözaltına alınması ve ardından Rahibi Sefer Bileçen’in tutuklanmasına tepki gösteren HDK Halklar ve İnançlar Meclisi yazılı açıklama yaptı.
“Yıllardır inzivada yaşayan, 1915’ti, Seyfo’ydu, sürgünlerdi derken köyünde 10-15 kişilik bir cemaati kalmış bir rahibin Türkiye’ye “zarar vermesi” mümkün müydü!” denilen açıklamada şunlara yer verildi;
“24 saatlik avukat görüş yasağı sürerken, Rahip Aho’nun “her şeye rağmen” serbest bırakılacağını düşünenler, maalesef yanıldılar. İstanbul gibi bir metropolü ve ailesinin sunduğu olanakları reddedip Bagok Dağı eteklerinde inzivaya çekilmiş Rahip Aho, tutuklandı! Yargılama süreci ise, ‘yargıya çoktan varıldığına dair’ işaretlerle dolu. Örneğin maaşını devletten aldığı müddetçe ayakta kalabilen korucuların itirafları sonucu gözaltına alınan Rahip Aho’nun, 2018 yılında örgüt mensuplarının manastıra girmesine göz yumduğuna dair fotoğraflar delil sayılıyor, fakat bu fotoğraflar rahibin avukatlarına gösterilmiyor!
Eylül 2018’de manastır askeri operasyonlar için kuşatılıp bir üs olarak kullanılıp açık hedef haline getirilebiliyor. Ekim 2018’de ise itirafçılar Rahip Aho’yu ve Süryanilerle ilgili ihbarlarda bulunuyor. Acılı tarihimizi referans alırsak gün gibi oraya çıkıyor ki bu operasyonlar, yurduna, topraklarına geri dönmek, kendi vatanında yaşamak isteyen Süryanileri korkutmak, sindirmek için yapılıyor. Rahip Aho’yu tutuklayanlar, bambaşka bir yaşam sürmek varken kendini insanlara yardım etmeye adamasına, dinine, inançlarına, ibadet hakkına saygı duymayanlardır. Bu ülke bir halklar bahçesi olabilecekken her şehrini ayrı ayrı cehenneme çevirmeye and içmiş, tekçi zihniyetlerdir!
“RAHİP AHO SERBEST BIRAKILSIN”
Bütün bu operasyonlar, bölgenin insansızlaştırılması politikasının hayata geçirilmesi için yürütülmektedir. Batman’da topraklarına dönmek isteyen Ezidilerin dövülmesi ve yurtdışına gitmek zorunda kalmaları ile Süryani rahibin tutuklanması, aynı tekçi zihniyetin sonucudur. Halkların Demokratik Kongresi Halklar ve İnançlar Meclisi olarak tertemiz kalbine, kardeşlik ülküsüne itimat ettiğimiz Rahip Aho’nun derhal serbest bırakılmasını istiyoruz! Halkların birlikteliği barışın sırrıdır.”
PİRHA- Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer (Aho) Belican’ın tutuklanmasını tepkiler devam ediyor. Süryani Dernekler Federasyonu Başkanı Evgil Türker, Tutuklama gerekçesini ‘akıl dışı’ olarak nitelendirirken, Gazeteci-Aktivist David Vergili ise bu olayın etkisi Süryaniler nezdinde ağır olacak ve etkisi görüleceğine dikkat çekti.
Mardin’in Nusaybin ilçesi kırsalında 9 Ocak’ta yapılan ev baskınlarında aralarında Mor Yakup Manastırı Rahibi Sefer (Aho) Belican’ın gözaltına alınması ve ardından ‘örgüte yardım ve yataklık’ suçlamasıyla tutuklanmasına tepkiler sürüyor.
“TÜRKİYE’DE İKİNCİ BİR RAHİP BRUNSON VAKASI YAŞANACAK”
MA’da yayınlanan haberde Süryani Dernekler Federasyonu Başkanı Evgil Türker, tutuklama gerekçesini ‘akıl dışı’ olarak tanımlayarak şunları ifade etti;
“Kendisini Tanrı’ya adamış, dili, dini, ırkı, ideoloji ne olursa olsun, rahipler yanlarına gidenler bir yardım istedikleri zaman bunu yapmak zorundalar. Bir avuç Süryani kalmış Mardin ve çevresinde. Devlet, kendisine ‘ben ne yapıyorum?’ diye sormalı. Diasporadaki Süryaniler ve Türkiye’deki Süryaniler arasında ciddi bir etki yaratacak. Devlet geri adım atıp Rahip Aho’yu bırakırsa, kendi hanesine bir iyilik yazar. Yoksa Süryanileri kendi karşılarına alır ve bu da hiç iyi olmaz. Belki bir Trump’ımız (Donald Trump) yok ama Türkiye’de ikinci bir Rahip Brunson vakası yaşanacak. Mor Yakup Manastırı’nın 2019 yılında binlerce turisti ağırladı. Bunda rahip Aho’nun etkisi tartışılmaz. Şimdi bu manastırın kapısı kapanacak. Tekrar eski kaderine terk edilecek. Yıllarca bu manastır kapalıydı. Harabe durumdaydı. Rahip Aho insanları oraya çekmek için çok şey yaptı. Şimdi bu rahibi bu şekilde tutukluyorsanız, bu açıkça ‘Manastırın kapısına kilit vurun’ anlamına geliyor.”
Süryani Gazeteci-Aktivist David Vergili, gizlilik kararı ve hatta gözaltı bile gerektirmeyen bir durumda, çok ender bir durumla Rahip Aho’nun tutuklaması Süryaniler için kuşkusuz bir kırılma oluşturacağına dikkat çekerek şunları belirtti;
“Süryanilerin Rahip Belican’ın serbest bırakılmasını bekliyorlar. Bu olayın etkisi Süryaniler nezdinde ağır olacak ve etkisi görülecektir. Muhtemelen bölgeye yapılan geri dönüşlerde bir azalma, güven kaybının derinleşmesine ve devlet imajının daha da zedelenmesine yol açacaktır. Rahip Aho’nun tutuklanması kesinlikle bütün Süryanilere bir mesajdır. Ancak bu mesaj, öncelikle devletin demokrasi, özgürlük ve hukuk karnesine yazılacak olumsuz ve kötü olarak not edilecektir.” ( HABER MERKEZİ)