PİRHA – Kongurca Köyü 2. Tahtacı Şenliği coşkuyla tamamlandı. Katılımın yüksek olduğu etkinlikte geleneksel değerler aktarılırken, yöresel halk oyunları ve yerel müzikler yer aldı.
Balıkesir’in Savaştepe ilçesine bağlı Kongurca Mahallesi’nde düzenlenen geleneksel 2. Kangurca Tahtacı Şenliği coşkuyla tamamlandı.
Anadolu’nun köklü kültürel mirasını ve Tahtacı Türkmen geleneklerini yaşatmak amacıyla yapılan etkinlikte, geleneksel değerler, yöresel halk oyunları ve yerel müzikler yer aldı.
Etkinlik, bölge halkının ve çevre yörelerden gelenlerin katılımıyla kültürel mirasın ve birlik beraberliğin kutlandığı bir şenlik havasında geçti.
PİRHA- İzmir Karabağlar’daki Alevi köyü Uzundere’de kaçak olarak inşa edilen İsmailağa Cemati’ne ait yurt ve Kur’an kursu binası yıkım kararı olmasına rağmen faaliyetlerine devam ediyor.
İzmir’in Karabağlar ilçesindeki 300 yıllık Tahtacı Alevi köyleri arasında yer alan Uzundere’de inşa edilen kaçak cemaat yurdu ve Kur’an kursu binası tartışmalara neden olmuştu. İsmailağa Cemati’ne ait yurt ve Kur’an kursu binası yıkım kararı olmasına rağmen faaliyetlerine devam ediyor.
1/1000 ölçekli uygulama imar planında çocuk oyun alanı, park, yol, dere ve ağaçlandırılacak alanda kalan parsele inşa edilen yapı için Karabağlar Belediyesi birden fazla ceza kesmiş ve yıkım kararı almıştı. İmar mevzuatına aykırı olarak zemin artı iki kat olarak inşa edilen binayla ilgili mülk sahiplerinin yapı ile ilgili Karabağlar Belediyesi’ne ruhsat başvurusunun olmadığı da ortaya çıkmıştı.
Yıkım kararını uygulamak için harekete geçen Karabağlar Belediyesi 28 Haziran sabahı bölgeye ekiplerini göndermişti ancak yıkım engellenmişti.
Eski AKP’li Karabağlar Belediyesi Meclisi üyesi ve eski AKP Karabağlar İlçe Başkan Yardımcısı Adem Kemerkaya ise yıkıma karşı nöbet tutma çağrısında bulunmuştu. Ancak yıkım kararının üzerinden 3 aydan fazla bir süre geçmesine rağmen yeni bir adım atılmadı. Bu sürede binanın inşaat işlemleri tamamlandı ve kullanıma hazır hale getirildi. Bahçeye dikilen çocuk parkı da dikkat çekti.
İsmailağa Cemaati ile ilişkisi olduğu öğrenilen kaçak yurt ise faaliyetlerine başlamış durumda. Sarıklı, cübbeli kişilerin eğitim verdiği binada çok sayıda çocuğun da ders almak için geldiği kaydedildi. Yine söz konusu yurdun toplantılar yapmak için kullanıldığı ve haftanın bazı günlerinde bahçesinin araçlarla dolduğu bilgisi verildi.
4. KEZ YIKIM ENGELLENDİ
Uzundere’de inşa edilen İsmailağa cemaatine ait kaçak tarikat yurdu binası yine polis desteği olmamasından dolayı yıkılamadı. İmar planında çocuk oyun alanı, park, yol, dere ve ağaçlandırılacak alanda kalan parsele inşa edilen yapı için Karabağlar Belediyesi 4. kez yıkım için alana gitmişti.
Yapının etrafının iş makineleri, araçlar ve kimliği belirsiz cübbeli bir grup tarafından çevrelendiği görülmüş, binaya da Türk bayrakları asıldığı görülürken grup sık sık “Tekbir” getirmişti. Alanda güvenlik güçlerinin bulunmadığı ve emniyet desteği sağlanmadığı için yıkım ekibi iki ayrı tutanak tutmuş, çevik kuvvet desteği talebinin yine yerine getirilmemesi nedeniyle yıkım, belediye çalışanlarının ve yurttaşların güvenliği açısından ertelenmişti.
PİRHA- CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın Karabağlar’daki Alevi köyü Uzundere’ye yapılan kaçak tarikat yurdu ile ilgili İçişleri Bakanına soru önergesi verdi. Taşkın, “Kaçak tarikat yurdunun yıkımını engelleyen bir talimat mı var?” diye sordu.
İzmir’in Karabağlar ilçesinde bulunan Tahtacı Alevi köyü Uzundere’de İsmailağa cemaatine ait kaçak yurt binasının yıkımının engellenmesi kamuoyunda tartışma yaratmaya devam ediyor. CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya, bu usulsüzlüğün nedenlerini sordu.
İsmailağa cemaati tarafından yurt binası yapılan alan, park ve oyun alanı olarak planlanmış, ruhsat alması mümkün olmayan bina, buna rağmen öğrenci yurdu olarak faaliyete geçmiş durumda. Kaçak binanın yıkımını gerçekleştirmek isteyen belediye ekipleri ise dört kez alana gitmelerine karşın güvenlik güçlerinin destek sağlamaması sebebiyle işlem yapamadı.
Yüksel Taşkın konuya ilişkin olarak verdiği soru önergesinde, “Bir cemaatin bu alana kaçak bina yapmasına göz yumulması başlı başına bir yolsuzluk. Binanın yıkılmasına güvenlik güçlerinin engel olması ise bu yolsuzluğun ne kadar derinlere işlediğinin kanıtı” dedi. Karabağlar’da karşı karşıya olunan durumun, bazı dini ve siyasi gruplara ayrıcalık tanındığını ve korunduğunu açıkça gösterdiğini ifade eden Taşkın, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya şu soruları yöneltti:
-Karabağlar’da İsmailağa cemaatine ait olduğu belirtilen kaçak yurt binasının yıkımı için yetkili kurumlarca yasal işlemler tamamlanmış olmasına rağmen güvenlik güçlerinin yeterli desteği sağlamadığı bilgisi doğru mudur?
-Yıkım işlemi için gerekli emniyet önlemlerinin alınmamasının gerekçesi nedir? Bölge halkının güvenliği nasıl temin edilmektedir?
-Bu yapı ile ilgili yasal süreçlerin işleyişi ve güvenlik tedbirlerinin alınmamasının arkasında herhangi bir güvenlik zafiyeti veya idari engel var mıdır? Bu konuda alınacak ek tedbirler nelerdir?
-Yapının bulunduğu bölgenin çocuk oyun alanı olarak belirlenmiş olması nedeniyle çocukların sağlığı ve güvenliği açısından atılması gereken ek adımlar ne olacaktır?
-Söz konusu bina için kaymakamlık ve ilgili kolluk kuvvetleri tarafından yıkım kararının uygulanmasını engelleyen herhangi bir yazılı veya sözlü talimat bulunmakta mıdır?
PİRHA-Emekli olduktan sonra şehirde kalmak istemeyip ormanın içinde yaptığı tahtadan evde eşiyle birlikte yaşayan Mehmet Deniz adlı yurttaş, “Suyundan, havasından kaynaklı huzurluyum” dedi.
Antalya’nın Finike ilçesi, Gökbük köyünde ormanın içerisinde tahtadan ev yapan Mehmet Deniz, emekli olduktan sonra eşiyle birlikte şehirden ayrılıp burada yaşama kararı aldı.
Tahtacı Alevilerin ata mesleği olan ormancılık işinde çalışan, gençliğinde ormanda kesilen ağaçları kamyonla şehre taşıyarak geçimini sağlayan Deniz, mutlu olduğu ormanlarda yaşama kararı aldığını söyledi.
Deniz, oturup yatma dışında misafirlerinin konaklayacağı odalar da yapmış. Kendisini ormanda daha mutlu ve özgür olduğunu düşünen Mehmet Deniz, “Suyundan, havasından kaynaklı huzurluyum” dedi.
“KÖYDE DAHA MUTLUYUM”
Köyde huzurlu olduğunu ifade eden Deniz, şöyle devam etti:
“Her anlamıyla burada yaşıyoruz. Turizmde işini bitirenler köye gelip kimse kimseye karışmadan bir arada yaşayabiliyorlar. Bütün herkes elindekilerini tüketmek için Gökbük’e geliyor. Dedikodu olmadan yaşıyor. Kimsenin kimseye herhangi bir zararı olmuyor. Türkiye coğrafyasıyla, tarihiyle her haliyle güzel. Yeter ki paylaşmasını bilelim. Bu ülke herkese yeter. Yeter ki dürüst bir şekilde paylaşalım. Hep benim değil de ortak bir şekilde paylaşalım.”
PİRHA- İzmir Narlıdere’de Tahtacı Alevilerin kurduğu 200 yıllık Yukarıköy Mahallesi, tarihine uygun olarak yeniden düzenlendi. 10 bin 800 metrekarelik alanı kapsayan proje kapsamında, bölgede yer alan 9’u tescilli tarihi bina, 153 konut restore edildi.
‘Narlı Mahallesi Yukarıköy Sokak Sağlıklaştırma ve Kentsel Tasarım Projesi’, yerel yönetimlerin katkısıyla aralıksız süren çalışmalarıyla 3 yılda tamamlandı. 10 bin 800 metrekarelik kentsel SİT alanı ilan edilen bölgede yapılan çalışmalar kapsamında, 9 adedi tescilli olmak üzere toplamda 122 bina ekleriyle birlikte aslına uygun olarak restore edildi.
Tarihi alanın altyapısı baştan aşağıya yenilendi, peyzaj ve aydınlatma çalışmaları gerçekleştirildi. Bölgeye bütünleşmiş şekilde yaya yolu ve dinlenme alanının da kazandırıldığı Yukarıköy’de, sadece müstakil ve iki katlı yapılar bulunuyor. Bölgede ayrıca geçmişi 1874 yılına dayanan Narlıdere Cemevi ( Kültür Evi) de yer alıyor.
YEREL ÜRETİCİLER İÇİN BİR GÜNLÜK PAZAR
Çalışmalar kapsamında öncelikle kahvehanelerin masa ve sandalyeleri değiştirildi. Meydanın girişi görsel açıdan yenilendi, yeşil alan oranı artırıldı. Meydanın sundurma kısmı dekoratif malzemelerle süslendi. Vatandaşların kullanacağı bir de umumi tuvalet yapıldı. Üretici Kadın Kooperatifi için satış mağazası da oluşturuldu.
Kilit parke ve arnavut taşları döşenen, peyzaj ve ışıklandırma çalışmaları tamamlanan Yukarıköy’ün özgün evleri, sosyal dokusu ve yeme-içme alanlarıyla kentin yeni çekim merkezi olması hedefleniyor. Bölgenin sahip olduğu kültürel mirasın yöre halkı için ekonomik değere dönüşeceği alanda, yerel üreticiler için haftanın belirli günlerinde bir de pazar kuruluyor.
TARİHİ CEMEVİ DE BU KÖYDE
Yukarıköy’deki Tarihi Kültür Evi, Tahtacı Alevilerin kültürünü yaşatmak ve tanıtmak amacıyla müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Göçer halde yaşayan Tahtacı Alevi Dedeleri, 1800’lü yılların başında Narlıdere’nin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Yukarıköy’e yerleşti. 1870’li yıllarda ise Tahtacı Türkmen Alevi Dedeleri, bugün Kültür Evi olarak adlandırılan binayı cemevi olarak kullanmak için inşa etmiş. Türkiye genelindeki tüm Tahtacı Alevilerin Yanyatır Ocağı olarak kullanılıyor.
Cemevi olarak kullanılan bina, 1960’lı yıllardan itibaren kullanılamaz hale geldi. 2006 yılında ise İzmir büyükşehir Belediyesi ve Narlıdere Belediyesi’nin ortak projesiyle birlikte restore edilen bina 2007 yılının Mayıs ayında Tahtacı Alevi kültürünü yaşatmak için “Kültür Evi Tarihi Cemevi” olarak halkın ziyaretine açıldı. 2 salon ve 9 odadan oluşan Tarihi Kültür Evi, uzman rehber eşliğinde hafta içi saat 09.00-17.00 saatleri arasında gezilebiliyor.
AÇIK HAVA MÜZESİ OLARAK HİZMET VERECEK
Narlıdere Belediyesi ve İzmir Valiliği’nin koordinasyonu ile hayata geçirilen Narlı Mahallesi Yukarıköy Sokak Sağlıklaştırma ve Kentsel Tasarım Uygulama Projesi, toplamda 10 bin 800 metrekare alanı kapsıyor. Kentsel SİT alanı olan Yukarıköy’de yaklaşık üç yıl süren çalışmayla tarihi yapılar, ekleri ile birlikte korunarak çatı, cephe ve duvarları aslına uygun olarak restore edildi. Proje, toplamda 153 binayı kapsıyor.
Yukarıköy, Açık Hava Müzesi olarak ziyaretçilerini bekliyor.
PİRHA- Tahtacı yurttaşların yoğun olarak yaşadığı Uzundere Mahallesi’nde (Uzundere Köyü) bulunan imarsız arazi üzerinde bir tarikatın kaçak inşaatı hızla devam ediyor. Karabağlar Belediyesi’nin 2 milyon TL ceza keserek mühürlediği inşaat, mahalle sakinleri için tedirginlik oluşturuyor.
İzmir’in Karabağlar ilçesine bağlı Uzundere Mahallesi’nde 4028 ada 6 parselde bulunan 9 dönümlük imarsız tarla üzerinde İstanbul merkezli olduğu belirtilen bir tarikatın yaptırdığı kaçak öğrenci yurdunun inşaatı devam ediyor.
Çok yakın zamanda başlanan ve kaba inşaatı bitmek üzere olan tarikat yurdunu kaçak ve imarsız olduğu için mühürleyen Karabağlar Belediyesi, binanın imar mevzuatına aykırı olarak zemin+ 2 kat olarak yapıldığını tespit etti.
2 milyon ila 4 milyon TL arasında para cezası kesilen ve inşaatı neredeyse bitmek üzere olan kaçak tarikat yurdunu PİRHA görüntüledi.
KÖYÜN 300 YILLIK TARİHİ VAR
Büyükşehir sınırları içinde yer alan Uzundere Köyü, 2014’te Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yapılan değişiklikle mahalleye çevrilmiş ve köy vasfını yitirmişti. Uzundere’nin geçmişi 300 yıla kadar dayanıyor. Bölgeye ilk yerleşen Tahtacı Yörükler olmuş. Köyden şehre göçlerle birlikte 1970’li yıllarda köy yeni yüzlerle tanışmış. Uzun süre kendi halinde yaşamını sürdüren köyde son yıllarda ise ormanlık alanları yapılaşmaya açılmak istenmiş ve köylülerin çabaları ile durdurulmuştu.
GECE GÜNDÜZ İNŞAAT DEVAM EDİYOR
Lüks arabalarla gelen ve tarikat üyesi oldukları anlaşılan kişilerin yoğun olduğu inşaat sahasında çalışmaların gece ve gündüz durmadan ilerlediğini belirten mahalle sakinleri, belediyenin ceza kesmesine rağmen tarikat üyelerinin kendilerine, ‘Gereken yerlere para yedirdik, istediğinizi yapın’ dediklerini aktardı.
MAHALLELİ ENDİŞELİ
Tahtacı olduklarını ve ilk defa böyle bir şeyle karşılaştıklarını aktararak isim vermeyen mahalle sakinleri ‘Uzundere Köyü’ olarak da bilenen mahallerinin geleneksel dokusunun bozulmak istendiğine işaret ederek inşaatın durdurularak yıkılması için çağrıda bulundu.
BELEDİYE MECLİSİ’NİN YIKIM KARARI BEKLENİYOR
Duruma dair ulaştığımız Karabağlar Belediyesi ise önümüzdeki meclis toplantısında yıkım kararının meclise sunulacağını ve olumlu yönde karar çıkması durumunda kaçak tarikat yurdunun yıkılacağını belirtti.
PİRHA-Mersin Mut’un Köprübaşı Köyü’nden Şair Hüseyin Cılız, köyün cemevinde kurduğu etnografya müzesinin hikayesini PİRHA’ya anlattı. Küçük yaşlarından itibaren geçmişe dair objeler topladığını ifade eden Cılız, “Zamanla çoğaldı ve müzeye dönüştü” dedi.
Mersin’in Mut Köprübaşı köyünde bulunan Köprübaşı Cemevi’nin bir odasında Etnografya Müzesi bulunuyor. Tahtacı Alevilerin yüzyıllardır kullandıkları ev ve iş aletleri Şair Hüseyin Cılız‘ın çabalarıyla bir araya getirilip mütavazı bir müzeye dönüşmüş.
Geçmişte kullanılan testerelerden, Sanatçı Musa Eroğlu’nun annesinin kullandığı takı kutusuna, 80 yıl önce cemlerde kullanılan bağlamaya kadar bir çok objeye ev sahipliği yapan Köprübaşı Cemevi Etnografya Müzesi’ne dair Şair Hüseyin Cılız, PİRHA’ya konuştu.
Çocukluğundan itibaren geçmişte kullanılan objelere merakının olduğunu aktaran Cılız, “1987 yılından itibaren toplamaya başladım. İlk önce üç beş parçaydı. Evde büfeye yerleştirdim. Daha sonra evin kenarına şark köşesi yaptım. Daha sonra sığmaz olunca da bu cemevimizin odasını müzeye çevirdik. Çevre köylerin desteğiyle de müze gelişti. O gün bugündür bütün tarihi malzemeleri topluyoruz. Köyümüze gelen insanlar müzeyi ilgiyle geziyor, tarihe yolculuk yapıyorlar” dedi.
Şair Hüseyin Cılız, müzenin tarihçesini paylaştıktan sonra, özenle koruduğu objeleri kameramıza anlattı.
PİRHA- Yanyatır Ocağı Dedesi Gürbüz Özcan, Yanyatır Ocağı postunun 200 yıllık geçmişi olduğunu belirterek, “Eline, beline, diline sahip ol anlamını taşır. Ardından posta oturan pir, posta niyaz olur. 1500 yıldır inancımızı yürütüyoruz, yürütmeyede devam edeceğiz. Her ne kadar Muaviye zihniyeti bizi bozmaya çalışsa da biz, ocağımıza, inancımıza, geleneğimize sahip çıkacağız” dedi.
Tahtacı Aleviler, Batı Anadolu ve Akdeniz’in dağlık ve ormanlık alanlarında yüzyıllar boyunca yaşamlarını sürdürürken, günümüzde yoğunluklu olarak Adana, Mersin, Antalya, Antep, Aydın, Balıkesir, Isparta, Muğla, Denizli ve İzmir’de yaşıyorlar.
Tahtacı Alevilerin bağlı olduğu iki ocak var. Bular, Yanyatır Ocağı ve Hacı Emirli Ocağı.
Mersin’in Mut ilçesine bağlı Köprübaşı köyündekicemevinde bulunan 200 yıllık posta, 2019 yılında yapılan erkan sonrası Yanyatır Ocağı Dedesi Gürbüz Özcan oturuyor.
Meydan açan Gürbüz Özcan Dede, 200 yıllık Yanyatır Ocağı postunu PİRHA‘ya anlattı.
Öncelikle Yanyatır Ocağı hakkında bilgi veren Gürbüz Özcan, ocağın merkezinin İzmir Narlıdere’de olduğunu aktardı.
Yanyatır Ocağı’nın hikayesini anlatan Gürbüz Özcan Dede, erkan yürütülürken, meydan açılırken meydana serilen postun 200 yıldan bu yana cem erkanlarında meydanda olduğunu söyledi.
Post serildikten sonra kementin bağlandığını dile getiren Gürbüz Özcan Dede, “Eline, beline, diline sahip ol anlamını taşır. Ardından posta oturan pir, posta niyaz olur. 1500 yıldır inancımızı yürütüyoruz, yürütmeye de devam edeceğiz. Her ne kadar Muaviye zihniyeti bizi bozmaya çalışsa da biz, ocağımıza, inancımıza, geleneğimize sahip çıkacağız” dedi.
İkrar ve müsahipliğin Tahtacı Alevilerdeki önemine dikkat çeken Gürbüz Özcan Dede, “Müsahip, kardeş demektir. Tahtacı Alevilerde müsahip olmak için üç kardeş bulması gerekiyor. Müsahip, Aşina, Peşina olarak üç aşaması vardır. Her aşamada kurban tığlanır. Dara durulur, ardından da ikrar verilir. Müsahip olanların evlilikleri olamaz” şeklinde konuştu.
PİRHA- Hatice Çataloğlu, gençliğinin özlemini fotoğraflarda gideriyor. Arkadaşlarıyla birlikte 40 yıl önce çektirdiği fotoğraf Tarsus Çamalan Cemevi’nde sergilenirken, her fotoğrafın önünden geçen Çataloğlu, kültürün ve inancın gelecek nesillere aktarılmasının önemini vurguluyor.
Tahtacı Aleviler, Toroslardan Kaz Dağlarına uzanan yaşamlarında inancını ve geleneklerini geçmişten günümüze aktarmayı tüm asimilasyon politikalarına rağmen başarmışlar. Tahtacılar günümüzde, konar-göçer yaşamdan yerleşik düzene geçse de, yaşamlarını kurdukları köylerde kültürlerini ve inançlarını sürdürüyor.
O köylerden biri de Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Çamalan Köyü. Yüzyıllar boyunca Tahtacılara yurt olan Torosların eteklerindeki Çamalan’da yurttaşlar kültürlerini ve Alevi inancını sürdürmeye devam ediyor.
Tahtacı Alevilerin en önemli simgelerinden biri Üç Etek. Günlük yaşamlarında, düğünlerde ve özel günlerde giyilen üç etek, şimdilerde sadece daha az kullanılır noktada.
Çamalan köyünde yaşamını sürdüren Hatice Çataloğlu,PİRHA mikrofonuna, Çamalan Cemevi‘nde bulunan fotoğrafın hikayesini anlattı.
“KÜLTÜRÜN VE İNANCIN GELECEK NESİLLERE AKTARILMASI ÖNEMLİ”
Hatice Çataloğlu, gençliğinin özlemini fotoğraflarda gideriyor. Arkadaşlarıyla birlikte 40 yıl önce çektirdiği fotoğraf cemevinde sergilenirken, her fotoğrafın önünden geçen Çataloğlu, o günleri özlediğini belirtiyor.
Fotoğrafın hikayesini anlatan Çataloğlu, düğünlerde, bayramlarda kadınların üç etek giydiğini hatırlatarak, “Hatıra olsun, geleceğe bir anı kalsın diye çektik. Kültürün ve inancın gelecek nesillere aktarılması önemli. Bazılarını yapıyoruz, bazılarını ise yarım yamalak yapıyoruz. Mutlaka geleneklerimizi sürdürürüz” diyor.
Bayramlarda mutlaka ellerine kına yaktıklarını söyleyen Hatice Çataloğlu, insanların o yıllarda daha samimi olduğunu ve birbirine güvendiklerini ifade ediyor. Çataloğlu, gençlere kültürün ve inancın aktarılmasının önemine dikkat çekiyor.
PİRHA- Yeşil Sol Parti Aydın milletvekili adayları seçim çalışmalarını Bozdoğan ilçesindeki Tahtacı Alevi köyü Alamut’u ziyaret ve Nazilli halk buluşmaları ile sürdürdü. Coşkulu karşılamaların yapıldığı Alamut Köyü’nde, “Bu düzeni değiştirirse Yeşil Sol Parti değiştirir” mesajı öne çıktı.
64 milyon 113 bin 941 seçmen, 13’üncü Cumhurbaşkanı ve Meclis’in 28’inci dönem milletvekillerini belirlemek için 14 Mayıs’ta sandık başına gidecek. Geri sayımın başladığı seçimler için çalışmalarına hız veren siyasi partiler, kampanyalarını sürdürmeye devam ediyor.
Değişimin beklendiği 14 Mayıs seçimleri için Aydın’da da seçmen seçim gününü iple çekiyor. Tarım kenti olan, son yıllarda yoğun göç almasıyla kozmopolitik bir yapıya sahip olan Aydın’da, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) iddialı bir şekilde 14 Mayıs’a hazırlanıyor. Alanlardan yükselen temel talep ‘Artık yeter, zaman değişim zamanı’ talebi oluyor.
Seçim kampanyası boyunca kentin dört bir yanında halkla bir araya gelen, kapı kapı seçmene giden Yeşil Sol Parti Aydın milletvekili adayları kent halkının temsilcisini Meclis’e göndereceğini belirtiyor.
TAHTACI ALEVİ KÖYÜ ALAMUT’A ZİYARET
Aydın’daki temaslarına devam eden Yeşil Sol Parti milletvekili adayları Ebru Günay ve Sinan Çakmakçı Bozdoğan ilçesindeki Tahtacı Alevi köyü olan Alamut‘u ziyaret etti. Ziyarette, seçim örnek pusulaları gösterilerek nasıl oy kullanacağına dair bilgi verildi.
15 Mayıs sabahına demokrasi mücadelesiyle başlayacaklarını vurgulayan Ebru Günay, ilk olarak tek adam rejimine kaybettireceklerini ifade etti. Kalıcı bir çözümün gelebilmesi için Meclis’in Yeşil Sol Parti’nin varlığına ihtiyacı olduğunu söyleyen Günay, Türkiye’de çoğunluğun ezilenlerden oluştuğuna işaret ederek hepsinin ortak hikayesinin olduğunu belirtti.
Günay son olarak ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültür grupları üzerindeki baskıların kaldırılmasını, ayrımcılığa maruz kalan ibadet mekanlarının eşit muamele görmesini, yaşanan tüm kimlik sorunlarının eşit haklar temelinde çözülmesini savunarak, mücadele edeceklerini ifade etti.
Günay’ın köy meydanındaki temaslarında selamlaştığı yurttaşlarla sohbetinde, ‘Biz bu iktidarı göndereceğiz’ cümlesine karşılık olarak 78 yaşındaki bir yurttaşın diyalogu ilgi çekti. Yurttaş, “Ben 60 yıldır CHP’liyim. Bizim oylarımızla bunlar gitmeyecek. Bu iktidar giderse biliyorum ki siz değiştirirsiniz, siz sahip çıkarsınız. Başka yolu yok” diyerek değişim istediklerini kaydetti.
“ERDOĞAN GİTSİN BAŞKASI GELSİN BİYO”
86 yaşındaki bir kadınla sohbet eden Günay’ın ‘Bundan daha kötü bir hükümet gördün mü?” sorusu üzerine kadın, “Erdoğan’dan kurtulalım. Başkası gelsin biyo! Bundan daha kötüsünü görmedim. Başa geldi her şey pahalandı. Ehhh gitsin biyo” sözleri ilgi çekti.
NAZİLLİ’DE ÇOŞKULU HALK BULUŞMASI
Bu arada, Yeşil Sol Parti’nin Nazilli’deki halk buluşması miting havasına dönüştü.
Nazilli Cemevi önündeki alanda gerçekleşen ve kadınların yoğun ilgi gösterdiği buluşmada konuşan Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayı Ebru Günay, AKP-MHP iktidarına Aleviler, Kürtler, gençler ve kadınların kaybettireceğinin altını çizdi.
Günay şunları ifade etti:
“AKP-MHP faşizmine kaybettireceğimiz, halkaların baharını yaşayacağımız, demokrasi şölenini ilan edeceğimiz bir süreçten geçiyoruz. Bu seçim sürecinde birimizin kırk, kırkımızın bir olduğu bir ruhla, dayanışmayla geliyoruz. İktidarın bütün kirli oyunlarına karşı buradayız ve birlikte değiştirmek için geliyoruz. Ege’nin incesin Aydın demokrasinin beşiği olacak. 90’lı yıllardan sonra buraya göç edip gelenler kimliklerine sahip çıkarak dimdik ayakta kaldılar. Kazandık ve buradayız diyeceğiz. 14 mayısı darbe olarak nitelendirenlere diyoruz ki; biz halkız asıl darbeci sizsiniz. Bizler direnenleriz, mücadele edenleriz, kazananlarız. Faşizm kaybediyor, kaybedecektir. Bu faşizmi yok saydığınız Aleviler, kadınlar ve gençler değiştirecek. İşte AKP; gençlerden kork, kadınlardan kork, Alevilerden kork, Kürtlerden kork, direnenlerden kork! Zafer biz direnenlerin olacaktır ve bizler çoktan kazandık. AKP-MHP faşizmini tarihin çöp sepetine göndereceğiz. Hızır hepimizin yar ve yardımcısı olsun.”
Yeşil Sol Parti Milletvekili Adayı Sinan Çakmakçı da, iktidarı göndereceklerini kaydederek, “Tek adam yönetimini al aşağı edeceğiz. Demokrasi bu ülkeye sandıkla geleceğiz. Gelip bu alandaki coşkuyu görsünler. Bu halk geçmişten gelen mücadele ruhunu yüreğinde taşımıştır. Bu ülkeye demokrasi barış gelecekse bunu Yeşil Sol Parti getirecektir” diye konuştu.
PİRHA- Büyük çoğunluğunu Tahtacı kadınların oluşturduğu pazarda çalışan esnaf kadınlar, kendi el emekleri ile üretmiş oldukları ürünlerini satarak yarattıkları istihdamla kendilerini daha özgüvenli ve güçlü hissettiklerini belirtiyorlar. Kadınlar, “Kendimiz kazanıyoruz, bu tarz pazarlar bizler için umut verici. Ancak ekonomik krizden kaynaklı eskisi gibi kazanamıyoruz” diye konuştular.
Kadınlar hayatın her alanında çalışıyor, üretiyor ve ekonomik bağımsızlıkları için savaş veriyor. Çoğunluğu Tahtacı olan kadınlar da böyle bir mücadelenin içinde.
İzmir Karabağlar’a bağlı Uzundere Mahallesi’ndeki kadınlar, kendi el emekleri ile üretmiş oldukları oya, örgü, sebze, kışlık yiyecek, ekmek gibi ürünleri kurdukları pazarda satarak ekonomilerine katkı sağlıyorlar. Pazar, her perşembe günü açık oluyor. İlk olarak 5 kişi ile başlayan pazarda şimdi 70-80 kadar kadın var.
Pazarda her kadının yeteneğine, ilgi alanına göre meyve sebze, giyim, şarküteri, kışlık konserveler, gözleme, çiçek ve kuruyemiş gibi ürünlerin satışının yapılacağı tezgahlar mevcut. Pazarda, ürünlerini satmak için bağrışma olmadığı için sakin bir hava hakim.
Kadınlar, ekonomik krizden dolayı eskisi gibi çok şey yapamasalar da sınırlı imkanlarıyla kurutmalıkların yanı sıra salça, turşu, konserve, reçel yaparak bunları tezgahlarına koyuyor. Hem kendilerinin hem de müşterilerinin alım güçlerinin düştüğünü belirten kadın esnaflar, artan maliyetlerin kendileri için iyice yük olduğunu söylüyorlar.
“HAZIRLIKLAR 3 GÜN ÖNCEDEN BAŞLIYOR”
Gözleme ve börek gibi ürünler satan esnaf Zeynep Gül, aldığı yevmiye ile 1 haftalık ev ihtiyaçlarını karşıladığını söyleyerek, “Herkes kendi emeği ile yaptığı ürünleri pazar yerinde satarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Perşembe günkü pazar için hazırlıklara 3 gün önceden başlanıyor. Biz gözleme, börek yapıyoruz. O yüzden otlarımızı toplayıp 3 gün öncesinde hazırlığa başlıyoruz. Ekonomik kriz bize de yansıyor, can çekişiyoruz. Her şey çok pahalı. Aldığım yevmiye ile 1 haftalık ihtiyaçlarım çıkıyor. Yine de kadınlar olarak bir arada olmaktan mutluyuz. Bir şekilde buluşuyoruz” diye konuştu.
“KAZANAMIYORUZ, MALZEME FİYATLARI PAHALI”
Pazarda gözleme, börek satan tezgahın sahibi olan Türkan Okanlar da, ekonomik krizin yansıması olan zamlardan kaynaklı malzeme fiyatlarına yetişemediğini belirterek, “Az kişi ile ile bu pazara başladık ve sonrasında birçok kadın heveslenerek geldi. Pazar artık kadın pazarı oldu. Herkes elinden geleni yaparak burada satıyor. Perşembe sabah erken geliyoruz akşama kadar çalışıyoruz. Gözleme yapıyorum burada. Her şey çok pahalı. Çok kazanıyoruz gibi gözüküyor ama kalan 2-3 günün emeği. Malzeme parası almış başını gidiyor. Eskiden 1 lira artış yapıyorduk dünya kadar kazanıyorduk. Şimdi 5 lira artış yaptık cebimize bir şey girmiyor. Artış yapmasak zarar ediyoruz, yaparsak da müşteri gelmiyor. İnsanlar kadınların emeğini ve yiyeceklerini seviyor. Birçok insan dışardan buraya geliyor. Evimizin bütçesine katkı oluyor. Kendimiz çalışıyoruz, kazanıyoruz, geziyoruz; ne istersek onu yapıyoruz. Kadınların emeği hiçbir şeye benzemiyor. Farklı oluyor” dedi.
“NE GELİRİMİZ, NE SİGORTAMIZ VARDI”
Gülfer Konuk ise kendi girişimleri ile kadın pazarı kurduklarını söyledi. İstihdam alanı yaratılan kadın pazarlarıyla kadınların kendilerini daha özgüvenli ve güçlü hissettiğini sözlerine ekleyen Konuk şöyle devam etti:
“Bu pazarı 5 kişi kurduk. Önce gözleme yapıyorduk. Dönemin belediye başkanına pazar için başvuruda bulunduk. Kabul gördü ve pazar alanı kurduk. Bu sayı giderek artınca kura çekerek herkese bir yer verdik. Kadınların hiçbirinin ne geliri ne de sigortası vardı. Perşembe günü bütün kadınlar emekleri ile ürettiklerini burada satıyor. Diğer günler ise kadınlar gelecek haftanın hazırlığını yapıyor.
Dışardan birçok misafir geliyor. Kadınların çalıştığını görünce şaşırıyorlar. Kendi emeğimiz ile yemek çok farklı. Sabah işe giderken çok sevinçliyim. Elbette yoruluyoruz. Bir de pahalılık var. Kadınlar bu zamlardan dolayı çok zorlanıyor. Poğaça için lor alıyoruz diğer hafta yine pahalanıyor. Sürekli zam var ve biz bu zammı istemiyoruz. Bu kadın pazarı başka yerlerde de kurulursa kadınlar kazanır.”
“SOĞUK YEDİK, YAĞMUR YEDİK”
Eşi ile sokak aralarında seyyar satıcılık yaparak esnaflığa başlayan Gülsiye Kıran da, kadın pazarında zeytin, reçel, salça gibi kışlık yiyecekler sattığını dile getirerek, “İlk olarak ot satmaya başladım. Öğleye kadar bitirirdik. Eşim ile sokak aralarında satmaya başladık. Ekmeğimizi buradan kazandık. Bu pazar ilk açıldığından beri buradayım. Soğuk yedik, yağmur yedik. Bu aylarda genelde konserve yapıyorum. Zeytin, zeytinyağı, reçel, salça yapıyorum. Konserve şişeleri çok pahalı. Salçayı tüp ile yapıyorum ve zorlanıyorum. İnsanların alım gücü yok. Gönül istiyor ki pazarlık yapmadan insanlar alabilsin. Eski satışlar yok” ifadelerini kullandı.
“BENZİN PAHALI, KEKİK TOPLAYAMAYA GİDEMİYORUZ”
Fatma Gül isimli esnaf ise 1994 yılından beri kendi tarlasından biçtiği ürünlerin yanında nane, kekik gibi şifalı bitkiler satıyor.
Geçmişte araçla giderek topladıkları nane, kekik gibi bitkileri artık benzin pahalılığından dolayı otobüsle giderek toplamak zorunda kaldığından dert yanan Gül, şunları kaydetti:
“Kekik, nane, reçel, biber turşusu, üzüm ve zeytini kendi tarlamdan topluyorum. Naneleri kendi bahçemden, kekiği ise uzak yerlerden getirip kurutuyorum. Doğal olarak satıyorum. Zeytin hasadı yakında başlayacak ve onu hazırlayacağız. Bu pazar evimize katkı oluyor. Çoğu müşterimiz dışarıdan gelerek buradan ürün alıyor. Menderes’ten kekikleri toplayarak sırtımızda getiriyorduk. Eskiden araba ile gidip getiriyorduk. Şimdi ise benzin pahalı, artık araba tutamıyoruz, otobüsle gidip getiriyoruz. Bazı zamanlar iş olmuyor, bazı zamanlar ise işlerimiz iyi oluyor.”
PİRHA- “Alevi Toplumuna Eşit Yurttaşlık Hakkı İstiyoruz” kampanyası kapsamında Tahtacı Alevi köyü Kızılkaya’da, yurttaşlarla bir araya gelen HDP Milletvekili Kemal Bülbül, yoksulluğun, adaletsizliğin, baskının ortadan kalkması için bütün kesimlerin birlikte mücadele etmesi gerektiğine vurgu yaptı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, “Alevi Toplumuna Eşit Yurttaşlık Hakkı İstiyoruz” kampanyası kapsamında Mersin’de Tahtacı Alevilerle buluştu. Toroslar ilçesi sınırlarından yer alan Kızılkaya köyünde gerçekleşen buluşmada konuşan Bülbül, yurttaşların sorunlarını dinledi.
Ekonomik sıkıntılara değinen yurttaşlar, hiç bir dönem bu kadar zorlanmadıklarını aktardı.
HDP’li Bülbül de, herkesin eşit yaşaması gerektiğine işaret ederek, yoksulluğun, adaletsizliğin, baskının ortadan kalkması için bütün kesimlerin birlikte mücadele etmesi gerektiğini ifade etti.
Alevi toplumunun eşit yaşaması için mücadele ettiklerini belirten Bülbül, Alevi toplumuyla her yerde yan yana gelerek bunu inşa edeceklerini getirdi.
PİRHA- İzmir Altındağ’da yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi, lokmalarını paylaştı.
İzmir Bornova’ya bağlı Altındağ Mahallesi’nde yoğun olarak yaşayan Tahtacılar, pandemiden kaynaklı uzun bir aradan sonra bir araya gelerek ‘Birlik Kurbanı’ gerçekleştirdi. Herkesin gücü oranında katkı koyduğu birlik kurbanı kadınların kolektif emeğiyle hazırlanarak gelen misafirlere paylaştırıldı. Tahtacı Alevilerin köklü geçmişinin olduğu Altındağ Mahallesi’nde uzun yıllardır bu gelenek sürdürülüyor. Şehirleşme ile gelen yapılaşmalar sonucu Altındağ her ne kadar da mahalle ismini alsa da Tahtacılar bu mahalleye ‘köyümüz’ demekten vazgeçmiyor.
Tahtacı Kültür Eğitim Kalkınma ve Yardımlaşma Derneği Altındağ Şubesi öncülüğünde organize edilen Birlik Kurbanı’nda ayrıca kitap stantları açılarak, Tahtacılara dair paylaşımda bulunuldu.
“HER HANE GEZİLEREK KURBAN LOKMASI TOPLANIR”
Altındağ Mahallesi’nde doğup büyüyen Güler Aktaş, ‘Birlik Kurbanı’ geleneğinin çok eskilere dayandığını söyledi. Çok cemler gördüğünü sözlerine ekleyen Aktaş, geleneklerinin kendi aralarında halen yürüdüğünü belirterek, “Tahtacı derneği olarak Birlik Kurbanı gerçekleştirdik. Her hane gezilerek bu kurban için lokmalar toplandı. Toplanan bu lokmalar keşkek olarak hazırlandı. Bu düğün yemeğimizdir ve özel günlerde de yaparız. Önceden buğdayımızı kendimiz döverdik. Şimdi ise hazıra geldik. Kayınbabam çok dedelik yaptı. Eskiden cemlerimiz kalabalıktı. Şimdilerde gençlerimiz de ceme giriyor. Her sene cem yaparız. Geleneklerimiz, göreneklerimiz içimizde yürüyor” dedi.
“BU KÖYDE KADINLAR HEP BİRLİKTE”
Altındağ Mahallesi sakinlerinden Sultan Küçük ise, özellikle kadınların Yola dair hizmetlerde birlikte kolektif emekle iş bölümü yaptığını kaydederek, “Altındağ’da yani köyümüzde sürekli birlik adağı vardı. Araya pandemi girdi ve uzun zaman yapamadık. Az kişi katılıyordu. Buradaki gençler derneğin çalışmalarına katkı sundu ve birliktelik yakaladık. Kadınlar bu köyde hep birlikte. Nişan, düğün, cem, birlik kurbanı olduğunda hep birlikte çalışırız. Temennimiz birlik, beraberliğimizin güçlenmesidir” diye konuştu.
Lokmaların pişirilmesinin ardından dedenin gülbenkleri ile kurban lokmaları paylaşıldı.
PİRHA- İzmir Bergama’daki Tahtacı Alevilerin önemli ziyaretlerinden Bayazıt Dede’yi her sene çok sayıda kişi ziyaret ediyor. Özellikle musahip olan ailelere ait ocakların bulunduğu bu ziyaret etrafındaki kuru ağaçlardan tek bir dal dahi dışarıya götürülmüyor.
İzmir Bergama’ya bağlı Yerlitahtacı Köyü’nde bulunan Bayazıt Dede Türbesi köyün yükseklerinde bulunan bir dağ başında. Söylenceye göre çevredeki Tahtacı köylerinin Yol’u yürütmesi için gönderdiği Bayazıt Dede, Osmanlı’nın kolluk güçleri tarafından bir cem esnasında yakalanarak idam edilir.
Taliplerinin, Bergama dışına gömülen Bayazıt Dede’nin naaşını alarak Yerlitahtacı Köyü’nün yüksek yerlerine getirdiğini söyleyen Yerlitahtacı köyünden Musa Güneş, bu ziyaretin yıllar içerisinde Tahtacıların önemli ziyaret alanlarından biri olduğunu söyledi.
OSMANLI İDAM EDİYOR
Musa Güneş, Bayazıt Dede ziyaretine dair verdiği bilgide şunları söyledi:
“Bayazıt Dede ve onun yardımcısı Genç Dede bizim köyümüzdeki tepede konuşlandırılmış. Söylencelerden çıkarabildiğimiz kadarıyla çevredeki Türkmenleri Alevi yoluna irşad etmek için görevlendirilmiş. Bir cem esnasında Osmanlı’nın kolluk güçlerince yakalanarak sorgulanmadan idam edilmişlerdir. Gömüldükleri yer boz bir hayıt çalısının dibi. İnsanlar o ziyarete gidip gelerek dedenin ismini unutmuşlar. Ziyaretin ismi Bozhayıt Dede’den Bayazıt Dede’ye dönüşmüş. Mezar yerleri müritleri tarafından alınarak bu bölgedeki tepeye getirilmiş.”
“BİR AĞAÇ PARÇASI DAHİ ALINAMAZ”
Ziyarete giden alanda bulunan niyaz taşından niyaz alındığı ve ziyaretin etrafında bulunan kuru ağaçlardan tek bir dalın dahi çıkarılamayacağını söyleyen Güneş, “Bayazıt Dede’nin ziyaretine varmadan önce bir niyaz taşı vardır. Bu taşa niyaz olunmadan ziyaretin olduğu yere girilmez. Niyaz alınır, izin istenir. Çocukken, gençken niyaz alırdık ve halen de niyaz alırız. Ziyaretin olduğu yerden asla ve asla bir ağaç parçası dahi alınamaz. Yetişkin ağaçlar kimi zaman yükünü taşıyamaz, kurur ve devrilir. Kimse buradan evine bir dal dahi götürmez. Köyün eğitmeni bir gün buradan odun alarak gider. O gece rüyasında kapısı taşlanarak rahatsız edilmiş. Topladığı odunları ve yaktığı ağaçların küllerini geri getirmesini istemişler” dedi.
“HIDIRELLEZ’DE MUSAHİPLER ZİYARET EDİYOR”
Bayazıt Dede’yi özellikle Hıdırellez’de musahiplerin ziyaret ettiğini ve lokmalarını paylaştığını ifade eden Güneş, “Bu ağaçların hepsi burada kalır ve burada yakılır. Hıdırellez’de çıkılır ve her ailenin bir ocak yeri vardır. Kurbanlar kesilerek pişirilir ve o gün akşama kadar burada kalınır. Buraya girenler ilk Bayazıt Dede’ye niyaz ederek çevresini dolaşır, dileklerde bulunur. Ya da dışarıda bulunana dilek ağacına bir bez bağlanır. Hıdırellez zamanı, musahipler buraya gelerek nefeslerini söyler, semah dönerler. Böyle bir ritüel yürütülür. Bayazıt Dede’nin olduğu ziyarete sadece musahip olanlar girebiliyor. Genç olanlar ise Genç Dede’nin bulunduğu ziyarette buluşup yolu, ritüeli öğreniyorlar” şeklinde konuştu.
PİRHA- Doğa ile uyumlu motif zenginliği, canlılığı ve zarafeti ile Tahtacı kadın giysisi olan ‘Deyre’ hem yaşamda hem de inançta canlılığını koruyor. Deyre’nin evrenin tüm renklerini yansıttığını söyleyen Fatma Kıran, “Öldükten sonra Hakk’ın huzuruna çıkmak için bu elbiseler ile gömülürüz. Hakk’a en güzel kıyafetlerimiz ile uğurlanırız” diye konuştu.
Giyim insanı dış etkilere karşı koruyan bir araç, süslenme arzusunu ortaya çıkaran bir sanat, kişisel görünüş ve günlük yaşantıyı yansıtan dinamik ve toplumsal bir olgudur. Giyim aynı zamanda insanların yaşam biçimini belirten bir gösterge olduğundan önemli kültür öğelerinden birisi oluyor.
EN GÜZEL KIYAFETLER İLE HAKK’A UĞURLANIYOR
Tahtacı Alevilerin giysi kültürü, Tahtacılara ait özgün doğa koşullarını, çeşitli gelenek ve inanç değerlerini, yargılarını, estetik ve sanatsal özelliklerini kapsamlı bir biçimde tanıma konusunda oldukça önemli bilgiler sunuyor.
Tahtacı kadın giyimi zenginliği, canlılık ve zerafeti ile evren ve Hakk ile arasındaki diyalogu yansıtan bir özelliğe sahip oluyor. Deyre dedikleri bu giysi üzerindeki tüm motifler, işlemeler, renkler, nakışların evrenin tüm renklerini yansıttığını söyleyen kadınlar, Hakk’a yürüme erkanlarında bu özel giysileri ile Hakk’ uğurlandıklarını ve Hakk’ın huzuruna bu en güzel giysileri olan deyre ile çıkmak istediklerini kaydediyorlar.
Deyre giysisi ile Hakk’a uğurlanan kadınların avucuna ayrıca kına yakıldığı ve çiçek konurken, erkekler de en güzel kıyafet ve değerli eşyaları ile Hakk’a uğurlanıyor.
ÖZEL GÜNLER VE DÜĞÜNLERDE GİYİLİR HALE GELMİŞ
Zaman içinde az çok değişime uğradığı ve değişik yörelerde kullanılan giysi arasında farklılıklar olduğu görülse de özgünlüğünü günümüze kadar koruyarak kullanıldığını biliniyor. Bu özel giysi geçmiş zamanlarda günlük yaşamın her alanında kullanıyor ise de şimdilerde sadece özel günler ve düğünlerde giyilir hale gelmiş durumda.
Bu giysileri, gençler sadece özel günlerde giyerken, yaşlı kadınlar için ise günlük yaşamın bir parçası. Yaşlı kadınlar günlük yaşamda ve taziyelerde de tercih ediyor. Bu giysiler kadınların vazgeçilmez birer parçası. Her gelinin çeyizinde bir deyre kesinlikle bulunuyor ve düğünden sonra belli bir süre giyiliyor.
Tahtacılara ait önemli kültür ve ritüellerden olan ‘Deyre‘ giysisi de bunlardan biri. İzmir Karabağlar’a bağlı Uzundere köyünde yaşayan Tahtacı kadınlar deyre giysisini PİRHA‘ya anlattı.
“DEYRE ÜZERİNDEKİ TÜM RENKLER EVRENİ SİMGELİYOR”
46 yıldır Uzundere köyünde yaşayan Cemile Türkeli, deyrenin hem günlük hayatta hem de Hakk’a yürümede asıl olan giysileri olduğunu söyleyerek, “Tahtacıların bu geleneksel giysisi ‘Deyre’ ismi ile biliniyor. Deyre; mor, sarı, yeşil, kırmızı, kavun içi renklerinden oluşuyor. Biz bu renkleri evrenin renkleri olarak simgeliyoruz. Deyre hem bu hayatta hem de diğer hayatta asıl olan giysimizdir. Öldükten sonra bizimle birlikte gömülür. Tabi bunun yanında kişinin tüm değerli eşyaları onunla birlikte sırlanır. Gururla taşıdığımız bir kıyafet” diye konuştu.
“HAKK’A EN GÜZEL KIYAFETİMİZ DEYRE İLE UĞURLANIRIZ”
Fatma Kıran da, Hakk’a yürüyenlerin deyre ile Hakk’a uğurlandığını ve Hakk’ın huzuruna en güzel kıyafetleri ile çıkacağına inandıklarını ifade ederek, “Köyümüzün 500 yıllık bir geçmişi söz konusu. Deyre dediğimiz bu giysi eski zamanlarda günlük yaşamda kullanılıyormuş. Yeni dönemde de geleneksel olarak evlendikten sonra giyilen bir kıyafet rolü üstlendi. Deyre, evrenin tüm renklerini yansıtmaktadır. Öldükten sonra Hakk’ın huzuruna çıkmak için bu elbiseler ile gömülürüz. Hakk’a en güzel kıyafetlerimiz ile uğurlanırız. Erkeklerde aynı şekilde keten olan bir giysi giyer, poşu bağlarlar. Tanrı ile bütünleştiğimizi göstermek için de mezar başına ‘yel bayrağı’ asılır. Yel bayrakları tek renk değildir. Mor, kırmızı, sarı başta olmak üzere tüm renkleri içerir. Çok eski zamanlarda mezarlarımızın başında fener ışıkları yanardı. Işık, evrenin oluşumunun nurudur, görünen yüzüdür” dedi.
“SARI RENK GÜNEŞİ, MOR RENK EVRENİ TEMSİL EDER”
Deyre giysisinde kullanılan sarı rengin güneşi, mor rengin ise evreni ifade ettiğini belirten Kıran, “Bazı köylerimizde hala mutlaka fener veya ocak yanar. Evlat acısı görmemiş kadınlarımızın ellerine kına yakılarak çiçek konur. Hakk’a uğurlamada yanına giysileri konur. Bu, insana verilmiş sonsuz değerdir. Tanrının insanda görülmesinin bir sonucu. Giysilerdeki bu işlemeler kadınların süsüdür. Su taşı kollara işlenir, başımıza sıra sıra koşar denen altınlar dizilir. Giysideki mor renk ise evrenin ana rengidir. Kozmosla ilgili belgesellerde tüm belgeselleri görürsünüz; ama hakim olan renk mordur. Gerek sünnet, gerek gelin düğünlerimizde mutlaka ‘alamir’ çok renkli bayrak asılır. Sarı renk güneşi, mor renk evreni ifade eder. Mutlaka bir ayna olur. Ayna, güneşin akşam görünen yüzüdür. Onu mutlaka takarız” şeklinde konuştu.
PİRHA- İzmir’e bağlı Tahtacı Alevi köyü Uzundere’de yaşayan Belkıs Kulaç, nesillerdir sürdürülen bereket, dirlik ve komünaliteyi simgeleyen Çaputçu Dede manilerini canlı tutuyor. Kulaç, çocukluğunda duyduğu bu beyitlerinin hafızasında kaldığına vurguluyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Çaputçu Baba ve Aralık Çorbası geleneği hala kadınların emekleri ile yaşatılmaya devam ediyor.
Köyün en yaşlı ve deneyimli kadınlarından olan Belkıs Kulaç, yıllardan bu yana gelen Çaputçu Dede’nin 11 dizeden oluşan beyitlerini canlı tutuyor. Belkıs Kulaç, üniversiteye giden torununun, bir ödevi için kayıt altına aldırdığı bu beyitler ile 100 puan aldığını kaydediyor.
Kulaç, çocukluğunda duyduğu bu beyitlerinin hafızasında kaldığına vurgu yaparak, “Çocukluğumda, lokma toplayan Çaputçu Dede’nin arkasında koşardım ve öyle ezberledim. Elime yazıp verselerdi asla ezberleyemezdim” diye anlatıyor.
11 DİZELİK BEYİT SÖYLENİYOR
Çaputçu Dede’nin yanındaki yaveri ile erzak toplarken söylediği 11 dizelik beyit (Tahtacılar beyit diye adlandırıyor) şimdilerde ise birkaç beyite düşmüş durumda. Kayıt altına alınmamasından kaynaklı beyitlerin 3-4’e düştüğünü söyleyen Tahtacılar şimdi ise bu beyitler ile kapı kapı dolaşarak lokmalarını istiyor.
Belkıs Kulaç’ın, Çaputçu Dede beyitinden birkaç dizesi şöyle:
‘Bak sen şu Çaputçu Dedemin işine
Bir senedir pirinç değmemiş dişine
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezsen
Dağı, taşı devirir başına.
—–
Ocaklar çattı, boş kazanlar kondu
Boş kazanların içini tarhana doldurdu
Derman derman diye dizlerine vurdu
Bak sen Çaputçu Dedemin işine
Bir senedir pirinç değmemiş dişine
—-
Çaputçu Dede baş aşağı bağırır gider
Tozunu, dumanını üstünden savurur gider
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezsen
Dağı, taşı üstüne devirir gider.’
PİRHA- İzmir’e bağlı Tahtacı Alevi köyü Uzundere’de nesillerdir sürdürülen bereket, dirlik ve komünaliteyi simgeleyen Çaputçu Dede etkinliği, toplumu yılın bu aylarında bir araya getiriyor. Çaputçu Dede’nin ev ev dolaşarak topladığı lokmalar pişirilerek paylaşılıyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Çaputçu Baba ve Aralık Çorbası geleneği halen kadınların emekleri ile yaşatılmaya devam ediyor.
Tahtacı Alevilerin yoğun olarak yaşadığı İzmir Karabağlar’a bağlı Uzundere Mahallesi’nde yılın belli zamanında bir araya gelen yüzlerce kişi kadim gelenekleri olan Çaputçu Baba ve aralık çorbası geleneğini bayram havasında kutluyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor. Kimi lokmasını veriyor, kimi ateşe odun taşıyor, kimi ateşi yakıyor, kimi ise lokmaları pişiriyor.
300 YILLIK TAHTACI KÖYÜ
Etrafı yüksek dağlarla çevrili olan Tahtacı yerleşim alanı Uzundere köyünün 300 yıllık tarihi var. İzmir’in dibinde kalan Uzundere köyünde yapılar hala müstakil halde. Tek katlı evleri ve bahçeleri ile otantik yapısını koruyan bu köy halen sorgu, görgü cemlerini, gelenekleri devam ettiriyor. Köylüler, düğünlerinden cenazelerine, cemlerinden bayramlarına kadar tüm ihtiyaçlarını giderme konusunda ortak emek ile çözüm buluyorlar.
ARALIK ÇORBASI VE ÇAPUTÇU BABA
Uzun yıllar önce Uzundere köyünde bir hastalık baş gösterir. Bütün köy bu hastalıktan payını alır. Durumun daha da kötüye gittiğini gören iki yaşlı hasta, yataklarından kalkarak bu hastalığa çare bulmaya çalışır. Heybelerini sırtına atarak bütün köyü dolaşarak tahıl toplamaya başlar. Hastalıkla birlikte artık ambarlarda kalan tahıl da azalmıştır ve herkes elinde avucunda kalanı bu ‘Çaputçu Dede’ ismini alan yaşlılara şifa niyetine verir. Köy meydanında (üç yolun birleştiği yer) bu erzağı pişirerek şifa çorbası yapılır. Köy meydanına gelen ve bu çorbadan bir tas içen, bu hastalıktan iyileşerek kurtulur. Bu yıldan sonra artık bolluk ve bereket gelmiştir. Bundan sonraki yıllarda ‘Çaputçu Dede’ Aralık Çorbası için bütün kapıları dolaşır ve bu bir gelenek halini alır.
KADINLAR YOLU SÜRÜYOR
Her ne kadar Çaputçu Dede denmiş ise de, yolu ve geleneği sürdürenin kadın olduğu gerçekliği burada da kendisini yansıtıyor. Çaputçu Dede’yi temsilen iki kadın özel kıyafetlerini giyerek hem bir tiyatral gösteri sunuyor hem de ev ev gezerek lokmaları topluyor.
Hemen her eve uğrayan Çaputçu Dede ellerindeki sopalar ile kapıları çalıyor. Ev sakinleri de önceden hazırladıkları lokmalarını (şeker, buğday, mısır, tahıl ürünleri vs.) Çaputçu Dede’nin heybesine dolduruyor. Tabi bu arada kendi arasındaki iş bölümü yapan diğer kadınlar pişecek lokma için hazırlıklara başlıyor.
11 DİZELİK BEYİT SÖYLENİYOR
Çaputçu Dede’nin yanındaki yaveri ile erzak toplarken söylediği 11 dizelik beyit (Tahtacılar beyit diye adlandırıyor) şimdilerde ise birkaç beyite düşmüş durumda. Kayıt altına alınmamasından kaynaklı beyitlerin 3-4’e düştüğünü söyleyen Tahtacılar şimdi ise bu beyitler ile kapı kapı dolaşarak lokmalarını istiyor
Çaputçu Dede beyitinden birkaç dize şöyle:
‘Bak sen şu Çaputçu Dede’min işine
Bir senedir pirinç değmemiş dişine
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezden
Dağı, taşı devirir başına.
—
Çaputçu Dede baş aşağı bağırır gider
Tozunu, dumanına üstünden savurur gider
Çaputçu Dede’nin hakkını vermezsen
Dağı, taşı üstüne devirir gider.
TOPLANAN LOKMALAR PİŞİRİLİYOR
Toplanan lokmalar meydanda kurulan kazanlarda pişirilmek üzere hazırlanıyor. Kadınlar, büyük kazanlarda çorbadan aşureye, keşkekten pişiye kadar birçok yemeği pişirmeye başlıyor. Bu arada kadınların büyük çoğunluğu oluşturduğu kalabalık lokmalarını paylaşmak üzere meydanda buluşuyor. Lokmalar, gülbenkler ile paylaşılıyor.
“ARALIK ÇORBASI ŞİFADIR, BEREKETTİR”
Çaputçu Dede’yi temsilen her sene özel giysileri ile lokmalar toplayan Gülay Konu, bu geleneği ayakta tutanların kadınlar olduğuna vurgu yaparak, “35 senedir bu köydeyim ve bu gelenek sürekli var. Köklerine bağlı bir toplum var. Yıllar evvel bu köye kırıcı bir hastalık gelmiş. İki yaşlı büyüğümüz hasta yataklarından kalkarak, ‘Bu hastalığı nasıl yeneriz?’ diyerek düşünüyorlar. Heybelerini alarak köye çıkıyorlar. Her kapıyı çalarak insanların ambarlarında ne var ise hepsinden alıyorlar. Hastalıkla birlikte artık kıtlık da gelmiş durumda. Herkes ambarının dibini sıyırıyor. Meydanlarda kazan kurarak şifa çorbası yapmışlar. Bu çorbadan bir tas içen herkes iyileşmiş. Aynı zamanda bolluk, bereket gelmiş. Bizler bunu miras aldık ve güzel bir miras bırakmak istiyoruz.
KÖYÜ AYAKTA TUTAN KADINLAR, ERKEKLER HİZMETİMİZDE”
Bu sene çok daha fazla katılım var. Aralık çorbası da ismini ara mahallerden toplanan tahıllarının pişirilmesinden alıyor. Aralık ayına özgü bir şey değil. Herkese, özellikle de gençlerimize derman olsun. O kadar kayıp var ki; bedava ölümlere yenildik. Bu çorba herkese şifa olsun. Bu etkinliği çoğunlukla kadınlar yapıyor. Bu köyü ayakta tutan kadınlardır. Erkekler hizmetimizde. Güç kadınlarda.”
“BU GENEKLER KADINLARIN EMEĞİ İLE YÜRÜYOR”
Çaputçu Dede’yi temsil eden bir diğer kadın Gülfer Konuk ise, lokmanın toplanmasından ateşte pişirilmesine ve paylaştırılmasına kadar bu geleneğin kadınların emeği ile devam ettiğini söyleyerek, “Her sene bu çorbayı yaparak bu geleneği devam ettirmeye çalışıyoruz. Köyümüz çok eski bir köy ve böyle de kalmasını istiyoruz. Bu gelenekler ölmesin istiyoruz. Gençlerimiz de bizimle birlikte olsun, görsünler diye gayret gösteriyoruz. Bu köyde her şey kadınların elinde. Bu işleri hep biz yapıyoruz. Bayramda, ölümde, düğünde her yerde bizler varız. Yaşlandık desekte bu geleneği bizim sürdürmemizi istiyorlar. Köy olarak özümüzü biliyoruz. Tahtacı gençlerin de bu geleneğe sahip çıkması lazım” dedi.
PİRHA- Bergama’lı Tahtacı Aleviler Geyikli Baba Ziyaretine niyaz olarak lokmalarını paylaştı.
İzmir Bergama’da yaşayan Tahtacı Aleviler, Bursa’nın en eski köylerinden biri olan Kestel’e bağlı Babasultan Köyü’nde bulunan Geyikli Baba Türbesini ziyaret ederek lokmalarını paylaştı.
İzmir’den yaklaşık 50 kişilik grupla hareket edilen ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Tahtacı Aleviler, Geyikli Baba yakınında bulunan Darıcık yaylasında kurban lokmalarının paylaştırarak çerağlar uyandırdı.
PİRHA- İzmir Bergama’ya bağlı Kapukaya köyünde yaşayan İsmail Sevik, Tahtacı Alevilerin toplumsal yaşam alanlarından göç etmesi sonrası şehirleşme ile birlikte inançlarının da geriye düştüğünü vurguladı. Sevik, “Bizler kendi yerleşim alanlarımızdan göç ettikten sonra asimilasyona uğradık. Bizler artık son demdeki insanlarız. Tahtacıların örf adetlerini ve inancını sürdüren son kişileriz. İnanç ve itikatimize meyli olan yok” diye konuştu.
Yüksek dağları mesken edinen ve buraları kendileri için yaşam alanları yapan Tahtacı Alevilerin şehirleşme ile birlikte inanç ritüellerinde zayıflama olduğunu söyleyen Bergama Kapukaya köyünden İsmail Sevik, özellikle de gençlerin inanca ve cemlere ilgi göstermediğini dile getirdi.
İsmail Sevik, inançlarının gerek dış etkenlerden gerekse teknolojik gelişmelerden dolayı asimilasyonla karşı karşıya olduğunu belirterek, gençlere Alevi kültürüne sahip çıkma çağrısında bulundu.
“TÜRKMEN ALEVİLER İNANÇLARINDAN KOPTU”
Tarihi eser evlerin restorasyon işleri ile uğraşan İsmail Sevik, tümüyle kolektif paylaşmayı ön gören örf ve adetlerden toplumsal olarak çokça gerilediklerini ifade ederek, “Bergama’ya geldikten sonra inşaat işleri ile uğraşmaya başladım. 15 seneden beri tarihi eserlerle, ev restorasyonları ile uğraşıyorum. Pandemi geçirdikten sonra rahatsızlıklarım ortaya çıktı ve şu anda dinleniyorum. Eski işlerle uğraşıyorum, gönlüm daha genç. Bizler kendi yerleşim alanlarımızdan göç ettikten sonra asimilasyona uğradık. Bizler artık son demdeki insanlarız. Tahtacıların örf adetlerini ve inancını sürdüren son kişileriz. Türkmen Alevilerin yüzde 80’i bu inançtan koptu. 3 çocuğum var; ikisi şehir dışında ve inancından uzak. Sadece bir kızım bizim gittiğimiz yerlere gidebiliyor. Zaman ayak uyduruyorlar. Toplum olarak örf ve adetlerimizden artık çok gerideyiz. Ne yazık ki daha da gerilemekteyiz” dedi.
“İNANÇ VE İTİKATİMİZE MEYLİ OLAN YOK”
“Eskilerin güzelliğini özlüyoruz” özlüyoruz diyen Sevik, bilgiye ve paylaşıma talip olan kimsenin olmayışına derinden hayıflanarak şöyle konuştu:
“Bir şeyler yapmaya çalışıyorsun ama zaman buna izin vermiyor. Bizim zamanımızdaki gibi bilgiye talip olan yok. Sadece günlük yaşamaya bakıyorlar. İnanç ve itikatimize meyli olan yok. Buda çok acı. Bizim zamanımızda büyüğe saygı, küçüğe sevgi vardı. Çocukta olsan bir suç işlediğin zaman tepkiyi ilk yanındaki verirdi. Şu anda bırak bir başkası bir akraban dahi işlediğin suça tepki gösteriyorsa onu kırabiliyorsun. Şimdikiler bu işi taklit olarak yapıyor. Gençlerimiz inancını benimsemiyor, çok az var.
Eskiler daha güzeldi. Sevgi, saygı, hatır vardı. Köyümüzde Perşembe her aile çocuklara hediye, şeker verirdi. Yine akşam aileler bir yerde toplanır, sohbet ederler, sorunlarını çözerlerdi. Şimdi iki kişi bir araya gelip sohbet edemiyoruz. Eskilerin güzelliğini özlüyoruz. Birileri başımızı okşardı. Her zaman iyiliklerin güzelliklerin yanında olalım. Toplum olarak bilinçlenelim, bir araya gelelim. Canlar can olsun.”
PİRHA- İzmir Bergama’ya bağlı Yerlitahtacı köyünde yaşayan Zehra Ergenç, Tahtacı Türkmen Alevi kimliklerinden dolayı yıllarca dışlandıklarını söyledi. “Bergama’da Türkmen dedikleri zaman kapımızı açmıyorlar. Tahtacı Türkmen Alevileri düşük görüyorlar” diyen Ergenç, ekliyor: İnsanları inancından dolayı hor görmek bizlere yakışmaz. Çok kötü şeyler.
Alevi toplumuna yönelik hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevi önünde korsan hoparlörle yüksek sesle ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini gösteriyor.
Bu hak ihlalleri ile ayrımcılık ve baskıya maruz kalan süreklerden bir diğeri de İzmir Bergama’da yaşayan Tahtacı Aleviler.
Bergama’da Tahtacı Türkmen Alevi kimliği ile yaşamının zorlu şartları olduğuna değinen Zehra Ergenç (Goca Zöre), yıllarca Alevi kimliklerini saklamak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Ayrıca sohbetimiz öncesinde yaşanmışlıklardan kaynaklı olacak ki Zehra Ergenç sorularımıza cevap vermeden önce, ‘Siz Alevi misiniz? Ona göre cevap vereceğim’ diyerek kendini korumaya almak istiyor. Alevi haber ajansı olduğumuzu öğrenmesi ile rahat bir sohbete koyuluyor kendisi.
“TAHTACI TÜRKMEN ALEVİLERİ HOR GÖRÜYORLAR”
Zehra Ergenç, geçmişte zaman zaman ayrımcılığa, baskılara maruz kaldıklarını belirterek, ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldıklarını söyledi. Ergenç, “Bergama merkezde olmamıza rağmen buralarda bile zorluk yaşıyoruz. Zaten Türkmen dedikleri zaman kapımızı açmıyorlar. Tahtacı Türkmen Alevileri düşük görüyorlar. Neyimiz onlardan düşük? Uzun süre açılamadık. Şimdilerde ise artık konuşabiliyor, Alevi olduğumuzu söyleyebiliyoruz. Bizleri çok dışlıyorlardı. Ben insanım; yemeğimizi yiyen yer, yemeyen de kendi bilir. Zor geliyor, bazen çok kızıyorum. Türkler, buradaki Türkmenleri hor görüyor. Allahtan bulun diyorum” diye konuştu.
“YILLARCA ALEVİ OLDUĞUMUZU SÖYLEYEMEDİK”
Yıllarca Alevi kimliklerini saklamak zorunda kaldıklarına vurguda bulunan Ergenç, şöyle devam etti:
“Yıllarca Tahtacı Alevi olduğumuzu söyleyemedik. Kendimizi saklıyorduk. Keşke saklamasaydık, daha çok açılmış olurduk. Öldürülmekten korkuyorduk. Ben Alevi olduğumuzu her zaman söylüyorum. Alevinin tuvaleti, banyosu yok diyorlardı bize. Nerede yıkanıyoruz peki? Bu lafları bize neden söylüyorlar? Hep bizleri aşağılıyorlar. Alevi diye oturuyoruz kalkıyoruz, inşalara hoş sefa geldin diyoruz. İnsanları inancından dolayı hor görmek bizlere yakışmaz. Çok kötü şeyler.”