Etiket: talepler

  • ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’-VİDEO

    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’-VİDEO

    PİRHA- DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı ile kadınların Barış Süreci’ne etkisini konuştuk. Kadınların savaş sürecinden çok etkilendiklerini, Alevi kadınların ise savaşlarda iki kere mağduriyet yaşadığını ifade eden DAD Kadın Sekreteri Nadide Yallı, “Barış sürecini özellikle kadınların sahiplenmesi gerekiyor. Bütün kadınlara sesleniyorum biz birlikte olursak yaşanan süreci barışa götürebiliriz. Dolayısıyla bu süreci özellikle Alevi kadınlar olarak sahiplenmeye davet ediyorum” dedi.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, “40 yıllık çatışmanın sonlanma fırsatı” olarak yorumlandı. PKK’nin kendini feshedip, silahlarını yakması ardından ülke siyasetinde de yeni bir aşamaya geçildi denilebilir.

    Yeni süreçle birlikte farklı kesimler de demokrasi taleplerini dile getirerek Mecliste kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na önerilerini sundu. Ancak söz konusu komisyonda henüz dinlenmeyen bir kesim var ki o da kadınlar oldu.

    Çatışmalı süreçle birlikte kültürel kimliklerin yanı sıra inanç kimliklerinin de yasaklanması, özelde Alevi kadınlar için daha zorlu bir dönem oldu. Kadın kimliğinin de yüküyle ağır bir dönem geçiren Alevi kadınlar, geçmişte yaşadıkları mağduriyetler ve bugüne dair önerilerini dinledik.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez (DAD) Kadın Sekreteri Nadide Yallı ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkisini konuştuk.

    “SAVAŞIN EN MAĞDURLARI KADINLAR VE ÇOCUKLARDIR”

    PİRHA: Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    NADİDE YALLI: Savaşın sadece kadınlar üzerinde değil, tüm dünya üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Ama tabii savaşın en mağdurları kadınlar ve çocuklardır. Kadınlar niye mağdur oluyor? Eşlerini, çocuklarını, akrabalarını kaybediyorlar ve tekrar yaşama dönmek kadınlar için çok zor bir süreç oluyor. Kadınlar her gün ağlayarak, hatırlayarak ve parçalanarak duygusal olarak bakıyor. Tabi bir de kadınlar aynı zamanda ekonomik olarak çok büyük sıkıntılar yaşıyor ve bütün sorumluluk sizin üzerinize düşüyor. Kadınlar o zor koşullarda tek başına ayakta kalmak zorunda kalıyor.

    Dolayısıyla kadınlar savaşın en derin mağdurlarıdır. Savaşın kadınlar üzerinde çok büyük etkileri vardır. Çünkü kadınlarda yarattığı travmalar çok farklıdır. Evladını kaybeden bir anne, evlatlarını korumaya çalışan bir anne, kardeşlerini korumaya çalışan bir kadın, kocasını korumaya çalışan bir kadın, ailesini korumaya çalışan bir kadın. Bu durumu en yakınımızda Gazze’de yaşanan savaş sürecinde kadınların yaşadıklarında çok rahat görebildik. Kadınların feryatları bize her şeyi gösterdi savaşın hiçbir şekilde mantığı yoktur.

    “ALEVİ KADINLAR OLARAK İKİ DEFA MAĞDURİYET YAŞIYORUZ”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Alevi kadınlar özelde bu süreçte ne yaşadı?

    Kadınlar, savaş sürecinden çok etkilendiler. Ama biz Alevi kadınlar olarak iki kere mağduriyet yaşıyoruz. Yaşadığımız coğrafyada hem Alevi olmaktan dolayı hem de kadın olmamızdan dolayı ayrımcılık yaşıyoruz. Alevi kadınlara yönelik bakış açıları ve Alevi kadınların bedenleri üzerine yapılan saldırılardan dolayı çok ağır süreçler yaşadık. Ötekileştirilen kadınlar bedensel, psikolojik ve ekonomik olarak savaştan çok etkilendiler. Özellikle Alevi kadınlar bu ayrımcılığı had safhada yaşadılar. Acı boyutuyla baktığım zaman da en çok yine biz Alevi kadınları ağladık. Çünkü özellikle kendi coğrafyam üzerinden baktığım zaman her gün bir ölüm haberinin gelmesinden dolayı acılarımız bitmedi. Birisinin cenazesine katıldığınızda en çok kadınların feryatlarını duyarsınız. Evladının, eşinin veya akrabasının acısını duymak kadınlar için hayatı bitiriyor.

    “KADINLAR SAVAŞIN BİTİP, BARIŞIN GELMESİNİ İSTİYOR”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır? Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    Barış sürecini özellikle kadınların sahiplenmesi gerekiyor. Şu anda Alevi kadınların hepsi barış sürecini sahipleniyor ve bu sürecin bir parçası olmak istiyorlar. Çünkü kadınlar savaşın bitip barışın gelmesini istiyor. Artık huzur ve insanca bir yaşam istiyoruz. Alevi kadınlar, barış sürecini desteklemek için söz söyleme haklarının olmasını istiyor. Bütün kadınlara sesleniyorum biz birlikte olursak yaşanan süreci barışa götürebiliriz. Dolayısıyla bu süreci özellikle Alevi kadınlar olarak sahiplenmeye davet ediyorum.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’

  • DEM Parti Komisyon Üyeleri: 1 Ekim’den itibaren TBMM barış mesaisi yapmalı

    DEM Parti Komisyon Üyeleri: 1 Ekim’den itibaren TBMM barış mesaisi yapmalı

    PİRHA-DEM Parti Komisyon Üyeleri, Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 11’inci toplantısının ardından yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Bugünkü toplantıda bir davetlinin yaptığı sunum çeşitli tartışmalar yarattı. Bu tartışmalara açıklık getirmek adına bazı hususları kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı hasıl oldu. Öncelikle söyleyelim ki barış dilde başlar. Eğer bugün barışı konuşuyorsak buna uygun bir dil ve üslup geliştirmek herkesin temel görevidir” denildi.

    Kürt meselesinin demokratik çözümü kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 11’inci toplantısı yapıldı.

    DEM Parti Komisyon Üyeleri; Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Hakkı Saruhan Oluç, Celal Fırat ve Cengiz Çiçek’in imzasıyla yazılı açıklama yaptı.

    “BUGÜNKÜ TOPLANTIDA BİR DAVETLİNİN YAPTIĞI SUNUM ÇEŞİTLİ TARTIŞMALAR YARATTI”

    Yapılan açıklamada, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 10’uncu ve 11’inci toplantısını gerçekleştirdi. İki günlük toplantılarda akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları görüşlerini komisyonumuzla paylaştı. Davetlilerin yaptıkları sunumlarda vurguladıkları idari, siyasi ve hukuki düzenlemeler Kürt sorununda demokratik çözüm ve barış için yapılması gerekenlere dair güçlü öneriler içermekteydi. Biz bu önerileri çok kıymetli buluyoruz ve faydalanıyoruz. Bu önerilerin komisyonun ileriki günlerdeki çalışmalarına da katkı sağlayacağına inanıyoruz. Komisyon tarafından dinlenen kişi ve kurumların sunumları dünya deneyimlerini ve Türkiye’nin barış ve demokratik çözüm birikimini net şekilde göstermektedir. Bu yönüyle yolun başında olmadığımızı önemle hatırlatmak isteriz.

    Bugünkü toplantıda bir davetlinin yaptığı sunum çeşitli tartışmalar yarattı. Bu tartışmalara açıklık getirmek adına bazı hususları kamuoyuyla paylaşma ihtiyacı hasıl oldu. Öncelikle söyleyelim ki barış dilde başlar. Eğer bugün barışı konuşuyorsak buna uygun bir dil ve üslup geliştirmek herkesin temel görevidir. Ne yazık ki bugün komisyonda dinlenen bir kurum temsilcisi, barışa hizmet etmeyen zehirli bir dil ve çözüm karşıtı bir tutum sergilemiştir. Davetli, konuşması boyunca çözümsüzlüğe hizmet eden, ayrıştırıcı ve son derece sorunlu bir dil kullanmıştır. Çözüm ve barış için toplanan komisyona adeta “barış nasıl olmaz?” sunumu yapmıştır. Bilindiği gibi barış umutları, böyle bir dille ve tutumla büyütülemez.

    Kürt halkının özgürlük ve barış mücadelesine karşı tüm nefretiyle konuşan bu davetli, geçmişi provokatif şekilde eşeleyerek komisyonu çözümün değil, çözümsüzlüğün yeri haline getirme gayreti içerisinde olmuştur. Davetlinin kullandığı şiddet dolu, eril, cinsiyetçi ve nefret içeren dil sadece DEM Partili komisyon üyelerini değil, diğer partilerden birçok milletvekilini de ciddi şekilde rahatsız etmiştir. Bizler de demokratik hakkımızı kullanarak bu zehirli dille yapılan konuşmaya tepki gösterdik. Bilindiği üzere, çalışmalarına başladığı günden beri komisyonun yaptığı tüm dinlemelerde, farklı görüşlerdeki kişi ve kurumları bir demokratik olgunluk içerisinde dinledik. Farklı fikirlerin belirli bir olgunluk düzeyinde ifade edilmesi ortamını bilhassa korumaya özen gösterdik. Fakat bugünkü davetlinin konuşmasının barış umutlarına zarar verdiğini ve komisyonun bugüne kadarki çalışma ortamını zehirlemeye çalıştığını belirtiyoruz” denildi.

    “KOMİSYON, BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ’NİN ÇOK ÖNEMLİ BİR PARÇASIDIR”

    Barış dilini ve demokratik çözüm aklını öne çıkarmaya çalışıldığı belirtilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Aynı sorumlu yaklaşımın komisyonda üyesi olan bütün partiler tarafından da geliştirilmesi gerektiğini her fırsatta belirttik ve bu vesileyle bu ihtiyacı tekrardan hatırlatıyoruz. Önümüzdeki günlerde komisyonda konuşacak kişi ve kurum temsilcilerinin toplumsal barışa katkı sağlayacak, sürecin ruhuna uygun, sorumlu ve hassas bir dil kullanacaklarını temenni ediyoruz. Bin bir emekle geliştirilen bu süreçte, dilde özen ilkesinin en yılmaz savunucularından olduğumuzdan hareketle, aklı ve vicdanı zehirleyen, ortamı bulanıklaştıran ve ortak aklın oluşumunu sekteye uğratacak yaklaşımlara da taviz vermeyeceğimizi belirtiyoruz. Bu kapsamda, bugün yaşanan gerilime dair basında çıkan “DEM Parti Komisyonu terk etti” haberlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmek istiyoruz. Komisyondan çekilmedik; söz konusu davetlinin zehirli dilde ısrar etmesi üzerine, barışın diline dikkat çekmek üzere bu kişinin konuşması bitene kadar oturumdan ayrıldık.

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin çok önemli bir parçasıdır. Bu komisyonun çalışmalarını en güçlü şekilde devam ettirmesi, Türkiye’de yeni bir dönemin kapılarını ardına kadar aralayacaktır. Komisyonun önümüzdeki günler itibariyle geçiş dönemi yasaları, infaz yasası, TMK-TCK ve yerel yönetimler başta olmak üzere demokratikleşme yasalarını eş zamanlı bir şekilde görüşerek ihtisas komisyonlarına iletmesi gerekmektedir. 1 Ekim’den itibaren TBMM barış mesaisi yapmalı, bu mesainin mutfağı da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olmalıdır. Öte yandan bugün umut hakkına dair Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin net bir karar vermesi ve yasal düzenleme için Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna atıfta bulunması tarihi önemde ve değerdedir. Komisyonun umut hakkına dair komitenin önerilerini dikkate alması, Türkiye halklarının barışçıl geleceğine önemli bir katkı sağlayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dr. İsmet Konak: Komisyonun kurulması olumlu ancak şeffaflık ve çoğulculuk çok önemli-VİDEO

    Dr. İsmet Konak: Komisyonun kurulması olumlu ancak şeffaflık ve çoğulculuk çok önemli-VİDEO

    PİRHA-Akademisyen İsmet Konak, Meclis’te komisyonun kurulmasını, 27 Şubat’tan itibaren atılan bütün hamlelere karşı hükümetin vermiş olduğu bir cevap olduğunu ifade ederek, “Bu açıdan olumlu ancak komisyon işleyişinde şeffaflık ve çoğulculuk çok önemli. Halk bütün konuşmaları ve içeride yapılan tüm tartışmaları yakından bilmeli, süreci yakından görmeli. Çünkü Türkiye ve Kürdistan toplumunda sürekli bir şüphe var” dedi.

    Akademisyen Dr. İsmet Konak, Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Meclis’te kurulan komisyona ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “KOMİSYON DAHA ERKEN KURULUP, ÇALIŞMALARINA BAŞLAMALIYDI”

    PİRHA: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Kurulan komisyon bundan sonraki süreçte neye yoğunlaşmalı?

    İSMET KONAK: Türkiye Cumhuriyeti bir ulus devlet olarak sonunu görüyor ve artık 20. yüzyıl mantığıyla hareket edemeyeceğini anladı. Tekçi, ayrımcı ve baskıcı sistemle devam edilemeyeceğini bence artık devlet erkânı da anladı. Dolayısıyla Barış ve Demokratik Toplum Süreci içerisinde şu an hükümet de yer alıyor. Komisyon kuruldu ve ilk toplantısını yaptı. Tabii komisyonun buradaki işlevi önemli. Yani parlamento çatısı altında bir komisyonun kurulmuş olması ve o komisyonun faaliyet yürütmesi toplumsal mutabakat ve eşit temsil açısından önemli. Normalde 27 Şubat’tan itibaren Kürt hareketinin attığı önemli adımlar vardı. Bu hamleler karşısında hükümet gecikti, normalde komisyon daha erken kurulup çalışmalarına başlamalıydı.

    Önemli olan komisyonun bundan sonraki süreçte neye yoğunlaşacağı? Eğer komisyon sadece silahsızlanma meselesine yoğunlaşırsa, onu kendi merkezine alırsa hata yapar. Asıl mesele bellidir. Yani Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi. Bunu özellikle kendi gündemine alması gerekiyor. Bu sürecin ismi barış ve demokratik toplum süreci. Komisyonun bu süreçte nasıl bir bağı olabilir? Biraz ona yoğunlaşmak gerek. Şimdi neyin barışı? Şimdi bu ülkede çok sayıda sorun var. Artık kangrenleşmiş sorunlar. Yani Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Alevi sorunu, demokratikleşme sorunu, ekoloji sorunu, kadın sorunu tüm bu sorunların hepsinin çözülmesi için bir toplumsal barışa ihtiyaç var. Barış tabii çok önemli. Yaşar Kemal, ‘Dağlar, insanlar ve ölüm bu kadar yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır’ diyor. Dolayısıyla barışa kesinlikle bu ülkenin  acil olarak ihtiyacı var. Ne olursa olsun şartlar ne olursa olsun o toplumsal barışın sağlanması gerekiyor.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET MUTLAKA İNŞA EDİLMELİ”

    -Demokratik bir Cumhuriyet’in kurulması için nelerin yapılması gerekiyor?

    20. yüzyıldaki sistematik kötü bir sistematikti. Son derece vahşileşmiş bir ulus devlet sistemi ile karşı karşıya kaldık. Çok sayıda katliam yaşandı. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi bir katliamlar tarihi olarak karşımıza çıkıyor artık. Her yıl neredeyse bir katliam gördük 20. yüzyılda. 21. yüzyılda bu katliamların bir daha tekrarlanmaması için, bu acıların bir daha yaşanmaması için demokratik cumhuriyet, demokratik toplum gibi kavramlar önemli. Özellikle demokratik cumhuriyet mutlaka inşa edilmeli. Şu ana kadar cumhuriyet vardı fakat demokrasi yoktu. Yani son derece otokratik bir cumhuriyet vardı. Bundan sonra biz diyoruz ki demokratik bir cumhuriyet inşa edilsin. İnsan haklarına, hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına, saygılı bir cumhuriyet inşa edilsin. Özellikle eşit yurttaşlık önemlidir.

    Tabii bundan bahsederken toplumun bu süreçten en büyük beklentilerinden biri özellikle Kürtlerin anadilinde eğitim hakkıdır. Bunun için de ne gerekiyor? Yeni bir anayasa. Yeni bir anayasanın mutlaka çağdaş bir anayasanın yapılması lazım. Bazı maddeler birçok maddesi ama özellikle bazı maddeler patolojik maddeler yani hastalıklı. O maddeleri özellikle tek tek incelemek lazım. Mesela anayasanın 3. maddesi devletin resmi dili Türkçedir diyor. Şimdi bu madde 1924 Anayasası’nda da vardı ve şu an hala devam ediyor. Bu madde üzerinde düşünüp yeniden formüle etmek gerek. Bir diğeri 42. madde Kürtleri yakından ilgilendiriyor. Yani Türkçe dışındaki diğer dillerde eğitim ve öğretim kurumlarında eğitim verilemez diyor. Bunun değişmesi gerekiyor. Bu Kürtçe’ye açık bir şekilde ket vurmaya dönük bir madde. Bu maddenin mutlaka değişmesi lazım. 66. madde yine burada önemli. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlanan herkes Türk’tür maddesinin de değişmesi lazım. 1924 Anayasası’nın 88. maddesindeki o ibare burada da yine geçerli. Bir de 127. madde önemli. O da kayyum atamayı orada sağlayan, temin eden bir madde. İçişleri Bakanlığı bu maddeyi gerekçe göstererek kayyum atamayı yapabiliyor. Bu da milli iradeye vurulan bir darbedir. Halk kendi belediye başkanını seçiyor siz bakıyorsunuz birkaç ay sonra belediye başkanı görevde değil. Böyle bir 21. yüzyıl Türkiye’si, böyle bir Türkiye olmamalı. Halkın iradesine saygı gösteren bir sistem olmalı.

    “KOMİSYON ŞEFFAF VE ÇOĞULCU OLMAK ZORUNDA”

    -Halkta, iktidara bir güvensizlik var. Halkın sürece dair güvensizliği nasıl giderilir?

    Komisyon Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacak yasal düzenlemelere mutlaka başvuracaktır. Komisyon, hükümetin attığı bir adımdır aynı zamanda. 27 Şubat’tan itibaren atılan bütün hamlelere karşı hükümetin vermiş olduğu bir cevaptı. Bu açıdan olumlu ancak komisyon işleyişinde şeffaflık ve çoğulculuk çok önemli. Halk bütün konuşmaları ve içeride yapılan tüm tartışmaları yakından bilmeli, süreci yakından görmeli. Çünkü Türkiye ve Kürdistan toplumunda sürekli bir şüphe var. Süreç acaba ne olacak? İçeriden neler konuşuluyor, hangi maddeler üzerinde duruluyor, süreç akamete uğrar mı? Çünkü önceki dönemlerin yaratmış olduğu bir tereddüt var. Bunu gidermek lazım.

    Bunu gidermenin yolu da şeffaflıktan geçiyor. Komisyon bu noktada çok şeffaf olmalı. Halkı sık sık bilgilendirmeli, süreçle ilgili bilgi vermeli. Diğer önemli konu ise kararlar çoğulcu bir şekilde alınmalı, dayatma olmamalı. Şu an komisyonda İYİ Parti dışında birçok parti var. O açıdan bir toplumsal mutabakatın olduğunu söylemek lazım.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • 25 yıldır hayvancılık yapan Karakaya: Yem fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım-VİDEO

    25 yıldır hayvancılık yapan Karakaya: Yem fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, “Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise taşıma ücretleri çok pahalı olduğu için yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Şu anda peynir fiyatları ucuz, geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” dedi.

    Yurttaşın alım gücünün her geçen gün düştüğü Türkiye’de yurttaşlar geçinemiyor. Hem kentte hem de köyde yaşayan yurttaşlar her gün yeni zamlarla güne uyanıyor. Köylerde artık yurttaşlar tarla ekmek de, hayvanlara yem almak da bile zorlanıyor.

    Dersim’in Hozat ilçesinin Peyik (Çağlarca) köyünün Sımılke (Sütlüce) mezrasında yaşayan ve 25 yıldır hayvancılık yaparak yaşamını sürdüren Şahadet Karakaya, yaşadıkları sorunları ve taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “ARTIK HAYVANLARIMI SATMAYI DÜŞÜNÜYORUM”

    25 yıldır hayvancılık yaptığını ancak artık hayvanlarını satmayı düşündüğünü belirten Şahadet Karakaya, “Eskisi gibi aileler kalabalık olmadığı için artık çoban tutup hayvancılık yapabiliyoruz ancak çobanların maliyetleri de çok yüksek. Bu sene hayvanlarımızı satmayı düşünüyorduk. Hayvancılığı insanı olanlar yapar sürekli çoban ile olmuyor. Bahar ayında da üç, dört ay yaylaya gidiyoruz giderken kamyonlarla dönüşte ise yürüyerek getiriyoruz hayvanları. Yaylalara giderken de para veriyoruz ve aynı zamanda taşıma ücretleri de çok pahalı. Bazı insanlar istediği yaylaya giderken bazı insanlar da istediği yaylaya gidemiyor bu konuda mağduriyet yaşıyoruz. Kim Tunceli Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği başkanına oy vermişse güzel yaylalara gönderiliyor, kötü yaylaları da kendisine oy vermeyenlere veriyor” dedi.

    “PEYNİR FİYATININ DA ARTMASI LAZIM”

    Hayvanlarına bu yıl 200 bin TL ilaç parası verdiğini söyleyen Karakaya, “Arpa, saman, ilaç pahalı, yaylalara giderken kamyonlar çok maliyetli. Şu anda peynir fiyatları ucuz. Geçen sene 100 TL’ydi bu sene 120 TL oldu her şeye yüzde yüz zam gelirken peynire yüzde 20 zam gelmiş. Üreticiler en azından peynirin kilosunun 150 TL olmasını istediler ancak istenilen zam yapılmadı, tüccarlar birlik olup peynir fiyatlarının yükselmesine izin vermediler. Yem, arpa, saman fiyatları artarken peynir fiyatlarının da artması lazım” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • ‘2025 yılı mücadelenin daha da büyüyeceği bir yıl olacak’-VİDEO

    ‘2025 yılı mücadelenin daha da büyüyeceği bir yıl olacak’-VİDEO

    PİRHA-2024 yılı, Türkiye’de her alanda hak ihlallerinin yaşandığı, baskının, şiddetin, saldırıların ve kadın cinayetlerinin artarak devam ettiği bir yıl oldu. Dersim’deki inanç, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri 2025 yılında savaşların olmadığı ve herkesin barış içerisinde yaşadığı bir yıl olması temennisinde bulundular. 

    2024 yılı, Türkiye’de her alanda hak ihlallerinin yaşandığı, baskının, şiddetin, saldırıların ve kadın cinayetlerinin artarak devam ettiği bir yıl oldu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yöneticisi Emir Ali Genç, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanı Gürbüz Solmaz, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Dersim İl Eş Başkanı Selvi Güngörmüş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Yöneticisi Hümeyra Tosun Yeğin, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) MYK Üyesi Orhan Çelebi ve Dersim Munzur Radyo çalışanı Ahmet Gülmez 2024 yılının nasıl geçtiğini ve yeni yıldan beklentilerini PİRHA’ya anlattı.

    “2025 YILININ ÖNEMLİ MESAFELER KATETTİĞİMİZ BİR MÜCADELE YILI OLMASINI TEMENNİ EDİYORUM”

    2025 yılında savaşların olmadığı ve herkesin barış içerisinde bir arada yaşadığı bir yıl olması temennisinde bulunan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Emperyalist barbarlığın dünyayı kan gölüne çeviren sermaye düzenimin yıkılmasını temenni ediyorum. 2025 yılının önemli mesafeler katettiğimiz bir mücadele yılı olmasını diliyorum” diye belirtti.

    İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Gürbüz Solmaz ise, 2025 yılına dair şunları söyledi:

    “Savaşın, sömürünün olmadığı barışın, insan haklarının ve hukukun olduğu yeni bir yıl temennisiyle 2025 yılının bütün halkımıza sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini diliyorum.”

    “2025 YILI TÜRKİYE HALKLARINA BARIŞ VE UMUT GETİRSİN”

    2024 yılında baskılarla dolu bir yıl olduğunu söyleyen DBP Dersim İl Eş Başkanı Selvi Güngörmüş, “Uzun yıllardır baskı politikalarıyla karşı karşıyayız 2025 yılının Türkiye halklarına barış ve umut getirmesini diliyorum” dedi.

    2025 yılının barış, kardeşlik ve güzel günler getirmesini dileyen Dersim Munzur Radyo çalışanı Ahmet Gülmez, “Savaşın olmadığı ve gazetecilerin katledilmediği yeni umutlara vesile olmasını diliyorum” diye ifade etti.

    “YENİ YILDA TÜM EZİLEN HALKLAR ÖZGÜR BİR ŞEKİLDE YAŞASIN”

    DAD Yöneticisi Emir Ali Genç, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “2024 yılı Aleviler için zorlu geçti ancak 2025 yılında baskıların son bulmasını bütün canların özgürce yaşayabildiği bir yıl olsun.”

    2024 yılının işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve tüm ezilen halklar için büyük bir yıkım yılı olduğunu vurgulayan ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, “2024 yılında yoksulluk, iş cinayetleri ve kadın katliamları arttı. Yeni yıldan dileğimiz tüm ezilen halkların eşit yurttaş temelinde bir arada ve özgür bir şekilde yaşamalarını temenni ediyoruz” dedi.

    “2025 YILI TÜRKİYE’YE BARIŞ GETİRSİN”

    2024 yılının demokrasi mücadelesi açısından zorlu geçen bir yıl olduğunu ifade eden EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “İktidar ekonomik krizi emekçilerin üzerine yıkan bir politikayla ama aynı zamanda da sermayeye teşviklerin arttığı bir dönemden geçtik. Aynı zamanda demokratik taleplerinde baskılandığı bir yıl oldu 2024 yılı. 2025 yılının emek ve demokrasi mücadelesinin yükseleceği bir yıl olarak görüyoruz. O yüzden bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen 2025 yılının emek ve demokrasi mücadelesinin daha da büyüyeceği bir yıl olacak” diye belirtti.

    2024 yılında baskı ve şiddetin yoğun bir şekilde yaşandığını belirten DEM Parti Dersim İl Yöneticisi Hümeyra Tosun Yeğin, “Kürtlere, Alevilere yönelik baskıların arttığı ve kadın cinayetlerinin arttığı, emekçilerin haklarını alamadığı ve çocuk işçilerim sömürüldüğü bir yıl oldu. 2025 yılını Türkiye’ye barış getirmesini temenni ediyorum” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Suriye’deki Dürziler, HTŞ’ye rest çekti; eşitlikçi anayasa ve federalizm talep etti

    Suriye’deki Dürziler, HTŞ’ye rest çekti; eşitlikçi anayasa ve federalizm talep etti

    PİRHA-Suriye’deki Dürziler, “Colani gibi terörizm ve aşırılıkla bağlantılı kişilerle işbirliğini ulusal ihanet addettikleri ve reddettiklerine” dair açıklama yapıp yeni eşitlikçi anayasa ve federalizm talep etti. HTŞ, Dürzi vilayeti Süveyda’ya heyet gönderdi.

    Bir yandan Esad yönetimini deviren Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki cihatçıların, diğer yandan Golan Tepeleri’ne çöküp güneyde işgale girişen İsrail’in kıskacına giren Suriye’deki Dürziler, HTŞ’ye sert tepki göstererek federalizm taleplerini yineleyerek açıklama yaptı.

    Suriye-Ürdün sınırındaki Süveyda vilayeti ve ona bağlı Cebel el Dürzi’de (Dürzi Dağı) yaşayan Dürziler adına yapılan açıklamada, HTŞ lideri Ebu Muhammed Colani’ye yakın isimlerin bölgede halkın siyasi tutumlarını değiştirmek için 500 bin dolar harcadığı, bu durumun büyük kaygıyla izlendiği belirtildi.

    “COLANİ GİBİ TERÖRİZMLE BAĞLANTILI KİŞİLERLE İŞBİRLİĞİ YAPMAK MÜCADELEMİZİ TEHLİKEYE ATAR”

    Yapılan açıklamada, “Bu adım, halkımızı satın almak ve onları Nusra Cephesi lehine kazanmaya yönelik bir çabadır. Bu hareketlerin, ulusal kazanımlarımıza doğrudan tehdit oluşturduğunu, Süveyda ile Cebel el Dürzi halkının haklarını zedelemeye yönelik girişim olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Süveyda halkının doğal hakları olarak kabul edilen federalizm talebine karşı HTŞ’nin endişeleri göz önünde bulundurulduğunda bu adımlar daha da tehlikeli hale gelmektedir. Bizim çağrımız olan federalizm projesi, tüm Suriyelilerin haklarını güvence altına almak amacıyla yürütülen bir mücadelenin parçasıdır ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek ya da merkezi, baskıcı bir yönetimi yeniden dayatmak için bir araç değildir. Colani gibi terörizm ve aşırılıkla bağlantılı kişilerle işbirliği, ulusal duruşumuzu ve meşru mücadelemizi tehlikeye atar. Süveyda’yı bölgesel ve uluslararası hesaplara alet etmek amacı taşıyan bu adımlar, bizim çıkarlarımıza hizmet etmeyecek ve bölgemizi ulusal haklarımız ve beklentilerimiz pahasına çatışma alanına dönüştürecek” denildi.

    “TEK ÇÖZÜM YOLU ADALET VE EŞİTLİĞİ GARANTİ ALTINA ALACAK YENİ BİR ANAYASA YAPILMASIDIR”

    Yeni anayasa talebinin dile getirildiği açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Suriye’nin geleceği ve Süveyda halkı ile tüm Suriyelilerin haklarının güvence altına alınması için tek çözüm yolu, tüm mezhepler ve gruplar arasında adalet ve eşitliği garanti altına alacak yeni bir anayasa yapılmasıdır. Bizler, Süveyda ile Cebel el Dürzi’de Sultan Baha el Atraş’ın çocukları ve torunları olarak, Colani ya da diğer aşırıcı güçlerle herhangi bir anlaşmayı kabul etmiyoruz ve bu hareketleri ulusal beklentilerimize ihanet olarak görüyoruz. Bölgemizin terörist grupların etki alanına ya da baskıcı merkezi yönetimlerin yeniden dayatılması için bir platform haline gelmesine izin vermeyeceğiz. Meşru haklarımız ancak adil bir anayasayla, tüm tarafların haklarını güvence altına alacak bir ulusal projeyle korunabilir. Cebel el Dürzi onur ve özgürlüğün kalesi olmaya devam edecek ve mirası ile tarihini asla sahte vaatler ya da şüpheli paralar karşılığında satmayacak.”

    HTŞ HÜKÜMETİ DÜRZİ LİDER HİCRİ İLE GÖRÜŞTÜ

    HTŞ hükümetinden bir heyet, Dürzi toplumunun ruhani lideri Şeyh Hikmet el Hicri ile görüşmek üzere Süveyda’ya gitti.

    Lübnan haber ağı LBCI’ye konuşan Şeyh Hicri ise Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta düzenlenen Dürzi toplantısının birleştirici bir girişim olarak önemini vurguladı. Dürzi toplumunun ruhani lideri, Beyrut toplantısına takdirlerini, katılımcılara şükranlarını sunarak Süveyda’nın karşı karşıya olduğu endişeleri ve zorlukları ele almaya adanmışlığı övdü. Şeyh Hicri, “Bu tür toplantılar, konumları ne olursa olsun, birlik amacına hizmet eder. Umuyoruz ki, bu tartışmalar Süveyda’nın duruşuna destek sağlar” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİSK Basın İş: Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL

    DİSK Basın İş: Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL

    PİRHA-DİSK Basın İş, 53 farklı medya kuruluşundan 82 gazeteciyle bir ücret araştırması yaptı. Araştırmaya göre sektörde maaş ortalaması asgari ücretin sadece yüzde 28 üzerinde, 23 bin 378 TL. Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL.

    Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş) “2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması” başlığı ile 53 farklı medya kuruluşundan 82 gazeteciyle bir ücret araştırması yaptı.

    DİSK Basın İş’in yaptığı araştırmaya göre her 4 gazeteciden biri asgari ücrete çalışıyor. Sektörde maaş ortalaması asgari ücretin sadece yüzde 28 üzerinde, 23 bin 378 TL.

    Ayrıca her 4 basın emekçisinden biri asgari ücrete çalışıyor. Tüm sektörün yarısı asgari ücret civarı olarak kabul edilen +-yüzde 20 ücret seviyesinde çalışıyor. Her 10 emekçiden 9’u da 25 bin TL’nin altında ücret alıyor. Sektörde ortalama ücret beklentisi 42 bin 134 TL. Ancak bu, ortalama ücretlerin yüzde 80 oranında artırılmasına denk. Öte yandan sektörde bir iş yerinde ortalama çalışma süresi 3,8 yıl olarak ölçüldü. Aynı iş yerinde 3 yıldan az çalışanların oranı yüzde 70, aynı iş yerinde 10 yıldan fazla çalışabilenlerin oranı ise yüzde 11.

    “TALEBİMİZ ASGARİ ÜCRET DEĞİL, TABAN ÜCRETTİR”

    Raporda bir değerlendirme de sunan DİSK Basın İş, yayınladıkları rapora ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Basın çalışanlarının büyük çoğunluğu asgari ücret veya asgari ücrete komşu maaşlar almaktadır. Asgari ücretin ne olacağından çok ‘Neden bu kadar çok asgari ücretli çalışan var?’ sorusunu sorma zamanı ve bu duruma müdahale etme vakti gelmiştir. Belirli bir mesleki yeterlilik gerektiren, sürekli olarak zamana karşı yarışan, bir anlamda ağır fikir emekçisi olan kesimlerin asgari ücret ve civarında çalıştırılması kabul edilemez. Bundan dolayı talebimiz, asgari ücret değil taban ücrettir. Önerimiz; meslek hayatına yeni başlayan bir basın çalışanı için asgari ücretin en az iki katı ‘taban ücret’ belirlenmesidir. Tüm basın emekçileri, aldıkları güncel ücretten bağımsız her yıl en az asgari ücret zammı kadar zam almalıdır. Bununla birlikte, taban ücrete her deneyim yılı için yüzde 3 oranında zam eklenmeli; tüm bunlara ek olarak aynı kurumda devamlılık sağlayan basın emekçileri için, kurumda geçirdiği her yılbaşında ayrıca en az yüzde 5’lik zam yapılmalıdır” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Selman Yeşilgöz: Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir-VİDEO

    Selman Yeşilgöz: Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten DAM Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, “Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir” dedi.

    Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Yönetim Kurulu Üyesi Selman Yeşilgöz, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesinin 87. Yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DERSİM KATLİAMI, BU HALKIN KÜLTÜRÜNE VE İNANCINA KARŞI TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜN BİR SÜRECİN SONUCUDUR”

    Dersim Katliamı’nın devletin Dersim’in kültürüne ve inancına karşı tahammülsüzlüğünün sonucu olduğunu belirten Selman Yeşilgöz, “Sonuç öncesi devletin yaptıkları vardır ve bunlar da bilhassa Seyit Rızaların idamlarının iddianamesini hazırlayan Sahan Ademoğlu’nun vurguladığı bu dava genç Tunceli’nin Dersim’e açtığı davadır diyor. Şimdi de onların ardılları olan İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu Cumhuriyet tarihinde Şeyh Sait ve Seyit Rızalara ne yaptıysak bugünde onu yapmaktan geri kalmayacağız diyor. Söylenen söz sıradan bir laf değil ve katliamcı zihniyetin devam ettiğini gösteriyor bizlere” dedi.

    Seyit Rızaların idamının başlı başına bir idam olayı olmadığına vurgu yapan Yeşilgöz, “Çünkü Seyit Rıza ve yol arkadaşları bir dava için yola çıktılar.  Dersim tarihi, kültürü, inancı için yola çıktılar. Geçmişten bu yana Dersimliler yaşadıkları topraklara Kırmanciye Beleke diyorlardı. Kırmanciye Beleke farklılıkların, çeşitliliklerin olduğu topraklardır. Kendi dili, inancı ve kültürünün yok sayılmasına karşı o gün gösterilen bir reaksiyondur. Bazı kesimler isyan vardı diyor ancak Dersim’de o dönem isyan yoktu, katliama karşı bir duruş vardı. Devletin kayıtlarında 13 bin 500 kişinin öldürüldüğü söylenirken sözlü tarihte ise 50 ile 70 bin kişi arasından insanın öldürüldüğü söyleniyor” diye konuştu.

    “DEVLETİN GEÇMİŞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Devletin bu acının unutulmasını istiyorsa geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğinin altını çizen Yeşilgöz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ancak devleti yönetenlerin zihniyetleri şimdiye kadar hiç değişmedi. Biz her yıl 15 Kasım ve 4 Mayıs’ta anmalar yaparak görevimizi yaptık diye geri çekilip oturmak davaya aynı şekilde sahiplenmediğimiz anlamına gelir. Çünkü Seyit Rızalar bu dava uğruna bedel ödediler. Bugünün kuşağı açısından da bunu sahiplenmenin yolu o değerlere sahip çıkmayla gerçekleşebilir. Kendisine Dersim’in aydınıyım, yazarıyım diyen bazı şahıslar o dönemin kişilikleri üzerinden bu mücadeleyi hiçleştirmeye çalışıyorlar. Onların yaptığında İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun nezdinde zuhur eden anlayışın bir başka versiyonudur. Çünkü kişiliklerle başlatılan bir karalama sonuçta o günkü o davanın da yok sayılmasına kadar da götürebilecek bir anlayıştır.

    Devlet yaptığı katliamla yüzleşmezse acılar devam edecektir ve bizim de bu acılar karşısındaki duruşumuz devam edecektir. Yüzleşmek için bizim taleplerimiz idam edilen seyitlerimizin mezar yerlerinin açıklanması ve onları uğruna mücadele ettikleri bu topraklara en azından cenazelerini getirebilmemizin yolu açılmalıdır. O gün evlatlık verilen çocuklarımızın nerelere verildiği açıklanmalıdır. Dilimize kültürümüze ve inancımıza yönelik sürdürülen asimilasyon ve tahammülsüzlük politikasına son verilmeli. Taleplerimizin yerine getirilmesi ve bir bütün olarak da bu halktan özür dilenmelidir.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim’in Qınko köyünün yolu yapılmadığı için köylüler mağdur-VİDEO

    Dersim’in Qınko köyünün yolu yapılmadığı için köylüler mağdur-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Köy muhtarı Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Köydeki enkazların kaldırılmaması hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak” dedi.

    Dersim’de birçok köyün sorunları yıllardır yetkililere yapılan başvurulara rağmen çözülmedi. Bazı köylerin yasakları kalksa da köylerin yol, su ve elektrik sorunları nedeniyle yurttaşlar köylerine geri dönüş yapamıyor.

    Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünün yolunun yapılmadığı ve ağır hasarlı binaların yıkılmadığı için köylüler mağdur. Qınko (Çobanyıldızı) köyü muhtarı Hıdır Koç, köylerinin sorunlarına dair PİRHA’ya konuştu.

    “KÖYÜMÜZÜN YOLU OLMADIĞI İÇİN ÇOK MAĞDURUZ”

    Köy yolunun bir an önce yapılması gerektiğini belirten Hıdır Koç, “İnsanlar köylerine geri dönüp ev yapmak istiyor ancak yolumuz yok. O yüzden malzemeleri köye getiremiyoruz ve ev yapamıyoruz. Eğer köyümüzün yolu yapılırsa köyümüze birkaç kişi daha yerleşir. Köyümüzde yaşlılarımızda fazla, ama ambulans evin oraya gelemediği için sedyeyle ambulansa biz taşımak zorunda kalıyoruz” dedi.

    Köylerinin diğer bir sorun ise köydeki enkazların kaldırılmaması olduğunu vurgulayan Koç, “Bu durum hem insanlar hem de hayvanlar açısından tehlike arz ediyor. Birisinin kafasına bir şey düştükten sonra mı devlet enkazları kaldıracak. Yaşadığımız bölge 6 Şubat depremi nedeniyle afet kapsamına alındı. Köyümüzde de 4 tane hasarlı ev var, 3 tane konteyner verildi. Onların altyapısı düzenlendikten sonra ağır hasarlı binalar yıkılacak biz de konteynerlere taşınacağız” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Pülümür’de konteyner kentte kalan yurttaşlar: “Mağduruz, bir an önce evlerimiz yapılsın”-VİDEO

    Pülümür’de konteyner kentte kalan yurttaşlar: “Mağduruz, bir an önce evlerimiz yapılsın”-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Meydanlar Mahallesi’nde ağır hasarlı evler yıkılarak konteyner kent kuruldu. Konteyner kentte kalan yurttaşlar, “Kışın konteynerde kalmak çok zor. Mağduruz, yetkililerden bir an önce evlerimizin yapılmasını istiyoruz” dedi.

    Dersim’in Pülümür ilçesinin Meydanlar Mahallesi’nde ağır hasarlı evler yıkılarak konteyner kent kuruldu. Yetkililer, 5 yıl içerisinde evlerin yapılacağının sözünü verirken 151 konteynerin bulunduğu alanda yurttaşlar mağdur olduklarını ve bir an önce evlerinin yapılmasını istiyor.

    “KONTEYNER AKŞAMLARI ÇOK SOĞUK OLUYOR”

    Evinin ağır hasarlı olduğu için yıkıldığını söyleyen Fecire Ateş, “Konteyner sabahları çok sıcak, akşamları da çok soğuk oluyor. Yaşlıyız, yalnızız, kimse yok ki kapımızı çalsın. Düzgün Baba çocuklarımı korusun, hepsi kendi evlerinde ben yalnızım. En azından dışarıda değiliz, başımızı koyacak bir yerimiz var” dedi.

    “KIŞIN BURADA KALMAK ÇOK ZOR”

    Çok sıkıntıları olduğunu belirten Musa Pekin, “Yapılan konteynerden hiç memnun değilim. Kışın burada kalmak çok zor olur çünkü havalar çok soğuk oluyor ve konteynerde ısınamayız” diye ifade etti.

    “MAĞDURUZ”

    Konteynerlerin dar olmasından şikayet eden İbrahim Toğan, “20 metrekarelik bir yerin neresinde oturacaksın, neresinde yemek yiyeceksin, neresinde dolaşacaksın. Kışın konteynerde kalmak çok zor. 5 sene içerisinde evlerimizi bize teslim edeceklerini söylediler. Mağduruz, yetkililerden bir an önce evlerimizin yapılmasını istiyoruz” diye belirtti.

    “KONTEYNER KENTTE ŞU ANDA BİR SIKINTI YOK”

    Meydanlar Mahallesi Muhtarı Ali Hıdır Meşe, ise şunları dile getirdi:

    “Konutlarımız sıkıntılıydı ve bize konteyner kent kurdular. 151 tane konteyner geldi, 130 ailemizi yerleştirdik. Merkez Mahallesi’ndeki ağır hasarlı evde kalan 15 ailemizi de buraya alacağız. Konteyner kentte şu anda bir sıkıntı yok.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • BES Dersim Şubesi, yeni adli yıla dair taleplerini sıraladı

    BES Dersim Şubesi, yeni adli yıla dair taleplerini sıraladı

    PİRHA- Adli yıl açılışı dolayısıyla büro emekçilerinin taleplerine dikkat çeken BES Dersim Şubesi, iş yükü altında ezildiklerini belirterek, şartların düzeltilmesi çağrısında bulundu.

    BES emekçileri Dersim’de yeni adli yılda büro emekçilerinin artan iş yükü altında ezildiğine dikkat çekerek, taleplerini sıraladı.
    Büro Emekçileri Sendikası ( BES) Dersim Şubesi, adli yıl açılışı dolayısıyla büro emekçilerinin taleplerine dair şube binasında düzenlediği açıklamaya, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) bileşenleri katıldı.

    “ANAYASAL HAKLAR KEYFİ OLARAK ENGELLENİYOR”

    BES Dersim Şube Hukuk Sekreteri Murat Biroğlu, AKP iktidarının geçmişte cemaatle kurduğu yargı tahakkümünü bugün de farklı kesimlerle muhalefeti susturmak için kullandığını belirterek, “Kendi kurdukları mevcut yargı sistemi içerisinde bile benimsemedikleri yargı kararlarını tanımayan siyasi iktidar, Anayasal hakların kullanılmasını bile keyfi olarak engellemeye çalışıyor” dedi.

    “YARGI EMEKÇİLERİNE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ”

    İktidarın politikalarından emekçilerin, kadınların ve gençlerin zarar gördüğünü dile getiren Biroğlu, “Bu süreçte siyasi iktidar bir türlü bitiremediği yargı reformu paketlerini açıklamaya devam etmektedir. İktidarın üst üste açıkladığı yargı reformu paketleri kimsenin derdine deva olmadığı gibi, ağır iş yükü altında ezilen yargı emekçilerinin sorunlarını da her defasında görmezden gelmektedir. Yargı sisteminin bağımsızlığını kaybetmesi, periyodik olarak çıkarılan yargı paketleri ve dava sayılarındaki artış ve yıllarca süren dava süreçleri yargı emekçilerinin çalışma hayatını kâbusa çevirmiş durumdadır.

    Bir yandan iş yükü, mobbing, bir yandan keyfi olarak açılan soruşturmalar, mesai kavramını gözetmeksizin çalışmaya zorlanan yargı emekçilerini yıpratıyor. Sürekli açıklanan yargı paketlerinde ekonomik, özlük ve sosyal haklarının düzeltilmemesi, yetkili olan sendikaların bu durum karşısında sessiz kalmaları, yargı emekçilerinin üvey evlat muamelesi görmesine neden olmaktadır” diye belirtti.

    TALEPLER DİLE GETİRİLDİ 

    Biroğlu, taleplerini şöyle sıraladı: “Ayrım yapılmaksızın, tüm yargı emekçilerine mesai ücreti ödenmesi sağlanmalıdır. Ulaşım ücretleri ayrımsız her ilde verilmelidir. Havuz paralarının, yargı emekçilerinin lehine olacak şekilde düzenleme yapılarak ödenmesine tekrar başlanmalıdır. İş yükü nedeniyle personel alımına gidilmeyip yargı emekçilerinin üzerinde baskı kurularak sorunun çözümüne çalışılmaktadır. Bu uygulamadan vazgeçilerek yeterli personel istihdamı yapılmalıdır. Mobbinge maruz kalan personelin durumunun değerlendirilmesi, mobbingin önlenmesi amacıyla kurumlarda bir kurul oluşturulması, mobbing uygulayan amire yaptırım uygulanması için düzenleme yapılmalıdır. Yargı kurumlarında kreş açılmalıdır. Mülakat değil, liyakat esas alınmalı, görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarıyla kurum içinden atamalara devam edilmelidir. Yargı hizmetleri sınıfı oluşturulmalı kadro ve unvanlar yeniden tanımlanmalıdır. İşyerinde hiçbir pozisyon, kadro, unvan ve kademede cinsiyetçi iş bölümü yapılmamalıdır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Alevi kurumlarından 5 maddelik talep için imza kampanyası

    Alevi kurumlarından 5 maddelik talep için imza kampanyası

    PİRHA- Alevi kurumları 5 maddelik taleplerinin yerine getirilmesi için imza kampanyası başlattı. Kurumlar, Hacı Bektaş Anma Etkinliklerinin 16-17-18 Ağustos’ta olduğunu, bunun dışında düzenlenen etkinliklerin ise korsan olarak tanımlanacağını ilan etti. Alevi kurumları imza metninde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılması, Cemevi Başkanlığı ile birlikte hareket eden kişi, kurum, sanatçının bu başkanlığın işlediği aleni suça ortak olacağı, bu ortaklığı bir an önce sonlandırması gerektiği talepler arasında yer alıyor.  

    Alevi kurumları 5 maddelik taleplerin de yer aldığı bir yazılı metin yayınlayarak imza kampanyası başlattı.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği düzenlemesine sert tepki verilen metinde, Alevilerin organize bir saldırıyla karşı karşıya kaldığı, devşirme, ırkçı, gerici, kinci bir ekibin Aleviliği ortadan kaldırmaya çalıştığı vurgulandı.

    Alevilerin inançsal bir etkinliği olan Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nin, Alevi Diyaneti olmaya soyunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından mafyatik ve işgalci bir anlayış ile gasp edilmeye çalışıldığı kaydedildi.

    AKP hükümetini uyaran Alevi kurumları, “Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği’ni kültürel festivallerle karıştırmayın” dedi.

    Alevi kurumlarının imzaya açtığı metin şöyle:

    “Alevilik; kadim ve özgün bir inançtır. Bu inanca, bu kültüre, bu felsefeye sahip milyonlarca insan, yüzyıllardır bu topraklarda var olma mücadelesi vermektedir. Aleviler; hem kendilerini hem de inançlarını korumak için tarih boyunca bedel ödediler ve hala ödemektedirler. Ödenen bedellere rağmen inançları ve ibadethaneleri yasal güvence altına alınmamıştır. Tarih boyunca ibadetleri yasaklanmış ve dergâhları, ziyaretgâhları ya talan edilmiş, ya el konulmuş ya da başka inançların ibadethanesine dönüştürülmüştür.

    Alevi köylerine zorla camiler inşa edilmiş, Alevi çocukları zorunlu din derslerine tabi tutulmuşlardır. Alevilerin, çağdaş, laik, demokratik, eşitlik, barış, kardeşlik çağrıları ve talepleri her seferinde yeni bir katliamla yanıt bulmuştur. Ancak; Aleviler, sadece kendileri için değil, bütün inançlar, cinsiyetler, renkler, milliyetler, topluluklar ve halklar için, “Eşit Yurttaşlık, İnsanca Yaşam, Barış, Kardeşlik, Adalet, Laik ve Demokratik Cumhuriyet” talepleri için mücadele etmekten geri durmamışlardır.

    “ALEVİLER ORGANİZE BİR ASİMİLASYON, İNKAR VE İMHA POLİTİKASIYLA KARŞI KARŞIYADIR”

    22 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ve bu iktidarın ortakları, dezavantajlı kesimlerin, ayrımcılığa maruz kalanların, azınlıkların hiçbir demokratik ve insani talebine olumlu karşılık vermemiştir. Bu kesimlerin başında yer alan Aleviler, organize bir asimilasyon, inkâr ve imha politikası ile karşı karşıyadır.

    “DEVLET, DEVŞİRME KADROLAR VE IRKÇI, GERİCİ, KİNCİ EKİPLE ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAYA ÇALIŞIYOR”

    Devlet, devşirme kadrolar yanında ırkçı, şoven, gerici, kinci bir ekip ile Aleviliği katletmeye ve tümden ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Bu durum, tarihin en büyük operasyon hamlesidir. Bu operasyonu, Alevilerin bütün itirazlarına rağmen inatla kurdukları “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” eli ile yürütmektedirler. Bu başkanlık kurulduğu günden bu yana asimilasyon politikalarının üssü durumundadır. Bu merkezde Alevi inancı özünden uzaklaştırılarak, yeni bir elbise biçilmeye çalışılmakta ve daha da kötüsü rüşvet ve maaş karşılığı tahsis edilen devşirme kadrolar eli ile Aleviler kendi içinde ayrıştırılmak ve çatıştırılmak istenmektedir.

    “HACI BEKTAŞ VELİ ANMA ETKİNLİKLERİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN GASP EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR”

    Hacıbektaş ilçesinde bulunan Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı bir kez daha işgal edilmek istenmekte ve 60 yıldır devam eden Hacı Bektaş Veli Anma, Kültür ve Sanat Etkinlikleri, Alevi Diyaneti olmaya soyunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından mafyatik ve işgalci bir anlayış ile gasp edilmeye çalışılmaktadır. Bu Anma etkinlikleri Alevilerin inançsal bir etkinliğidir.

    “DEVLET VE BİRİMLERİ ANMA ETKİNLİĞİNDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı, Alevilerin en önemli inanç merkezlerinden biridir. Alevilerin Serçeşmesidir. 60 yıldır Alevi Kurumları ve Hacıbektaş Belediyesi organizasyonunda gerçekleşen ve Alevilerin inançsal ritüeli haline dönüşen bu etkinlikten, devlet ve birimleri elini çekmelidir. Bu vicdanen kabul edilebilir bir durum değildir.

    SİYASİ İKTİDARI UYARIYORUZ: BU ANMAYI FESTİVALLERLE KARIŞTIRMAYIN!

    Siyasi İktidarı uyarıyoruz; Bu anma etkinliğini kültürel festivallerle karıştırmayın. Bu bir turistik faaliyet ya da tek başına kültürel bir festival değildir. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve AKP/MHP ortaklığı bu tutumundan derhal vazgeçmelidir. Yapılmak istenen şey üzülerek ifade etmeliyiz ki; Filistinli Müslümanların Mescidi Aksa’ya girmesinin ve ibadetlerini yapmak istemelerinin İsrail devleti tarafından yasaklanması ile eşdeğer bir durumdur. Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerini tanımayan, ibadeti olan Cemi kabul etmeyen, İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç olan Madımak Katliamı davasını zaman aşımına uğratan, katillerini serbest bırakan bir anlayışın Hacıbektaş’ta bunları yapması anlaşılır bir tutumdur ama kabul edilemez.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI YOK HÜKMÜNDEDİR; İŞBİRLİĞİ YAPANLAR ALEVİLERİ VE DOSTLARINI KARŞISINA ALACAKTIR”

    Her yıl 16/17/18 Ağustos’ta yapılan Anma Etkinliklerine bu başkanlık tarafından alternatif etkinlik konması ve halkımızı 15/16/17 Ağustos’a çağırması, kötü niyeti açığa çıkarmakta ve iddialarımızı doğrulamaktadır. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı başta Aleviler ve Alevi kurumları nezdinde olmak kaydı ile hepimiz için yok hükmündedir. Böyle bir başkanlık Alevilerin talebi değildir. Bu başkanlıkla birlikte hareket eden herkes ve her kurum Alevileri ve Alevi dostlarını karşısına alacaktır.”

    İMZA KAMPANYASI BAŞLATILDI

    Alevi kurumları, aşağıdaki 5 maddelik talebin kabul edilmesi için imza kampanyası başlattı.

    1- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı derhal kapatılmalıdır. Alevilerin inançsal faaliyet ve ritüellerinden elini çekmelidir. Aynı şekilde siyasal iktidar, Alevilerin taleplerini kabul etmek yerine böyle oluşumlar eliyle Aleviliği katletme girişiminden vazgeçmeli ve Hacıbektaş programını derhal iptal etmelidir.
    2- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi başkanlığı ile birlikte hareket eden kişi, kurum, sanatçı kim varsa bu başkanlığın işlediği aleni suça ortaktır ve bu ortaklığı bir an önce sonlandırmalıdır.
    3- Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve benzeri kurumlar eli ile gasp edilmiş, el konulmuş bütün Alevi dergâh, türbe ve ziyaret yerleri, ibadethaneleri bir an önce gerçek sahibi olan Alevilere teslim edilmelidir.
    4- Alevilik, Aleviliktir. Aleviler nasıl inanıyorsa o şekilde kabul edilmeli ve hiçbir inanca müdahale edilmemelidir.
    5- Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinliklerinin 61.Ulusal, 35.Uluslararası programı Hacıbektaş Belediyesi ve Alevi kurumlarının ortaklaşa organize ettiği 16-17-18 Ağustos’tadır. Bunun dışındaki programları korsan programlar olarak tanımlıyor ve kabul etmiyoruz.

    NASIL İMZACI OLUNACAK?

    Bu arada, kurumsal veya bireysel imzacı olmak isteyenlerin en geç 12.08.2024 saat 12:00 a kadar abf@alevifederasyonu.org.tr mail atarak veya 05439075904 numaraya bildirim yapmaları gerekiyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Elazığlı yurttaşlar: Belediye başkanlarından hizmet etmesini istiyoruz-VİDEO

    Elazığlı yurttaşlar: Belediye başkanlarından hizmet etmesini istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Belediye başkan adaylarının halktan oy istediğini ancak seçildikten sonra halka hizmet etmediğini dile getiren Elazığlı yurttaşlar, “Seçilecek belediye başkanı bu kentin sorunlarını çözsün. İnsanlara hizmet eden yok, ancak kaldırım yıkıp kaldırım yapılsın” dedi. 

    Yerel seçimler 31 Mart’ta yapılacak. Elazığlı yurttaşlara, seçilecek belediye başkanından ne beklediklerini sorduk.

    “GEZİP OY İSTİYORLAR AMA KAZANINCA BİZİ UNUTUYORLAR”

    Belediye başkanlarının gezip oy istediklerini söyleyen Doğan Bozdoğan, “Böyle bir hayat pahalılığı görmedim. Mağduruz, ekmeğe muhtaç olmuş durumdayız. Bugünkü iktidar kadar sömürücü kimse gelmedi. Bütçeyi boşaltıp götürüyorlar sonrada emekliye para yok diyorlar ama yandaşlarına para dağıtıyorlar” dedi.

    “TRAFİK SORUNU ÇÖZÜLSÜN”

    Emrah Yılmaz ise “Belediye başkanından talebimiz trafik sorununu çözmesidir” diye belirtirken, Suriyeli yurttaş Hamza Elumar, geçici kimliği olduğu için oy kullanamadığını söyledi.

    İsmini vermeyen bir yurttaş ise “Fiyatlar yüksek ve deprem olacak diyorlar ama binalar çok yüksek” diye ifade etti.

    “HİZMET BEKLİYORUZ”

    Belediye başkanlarından halka hizmet etmesini beklediklerini dile getiren Metin Toktaş da, “Köyde oturuyorum araba yok, belediye başkanına haftada iki defa araba vermesini istedim ama yapmadılar” diye konuştu.

    İsmini vermek istemeyen bir yurttaş, “Emekliler olarak sürünmeye devam edeceğiz. Emeklilere 10 bin TL versinler kendileri de 200 bin TL maaş alsınlar. Herkes halkı soyuyor böyle bir devlet yönetimi olur mu? Etiketleri kontrol eden yok, fiyatlar çok yüksek. Eskiden her hafta etiket kontrolü olurdu. Şimdi üç tane market Türkiye’yi eline almış her gün fiyatları değiştiriyorlar. Böyle bir ülke yönetimi olur mu sonra da utanmadan insanlardan oy istiyorlar. Hırsızlara oy vermem, kim gelse çalacak. İnsanlara hizmet eden yok, ancak kaldırım yıkıp kaldırım yapılıyor. Yık, yap, çal politikası devam etti. Bundan sonrada devam edecek” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/ELAZIĞ

  • DAD İzmir Kadın Meclisi, kadınları 8 Mart’ta alanlara çağırdı-VİDEO

    DAD İzmir Kadın Meclisi, kadınları 8 Mart’ta alanlara çağırdı-VİDEO

    PİRHA- 8 Mart dolayısıyla birçok kentte alanlara çıkan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi’nden kadınlar etkinliklere katılım çağrısı yaparken, mücadeleyi her yerde büyütme mesajı verdi. 

    Kadın düşmanı politikalar karşısında eşitsiz, güvencesiz, uzun mesai ve ağır iş yükü altında çalışan kadınlar bir 8 Mart’ı daha mücadeleyle karşılıyor. Sesini susturmaya, mücadelesini durdurmaya çalışanlara karşı bulunduğu her yeri sloganlarıyla dolduran kadınlar, aynı amaçla 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için de alanlarda olacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Kadın Meclisi, 8 Mart dolayısıyla alanlarda mücadelelerini büyüteceklerini söyledi. Kadınlar ayrıca ÇEDES, zorunlu din dersleri, eşit yurttaşlık mücadelesini de alanlara taşıyacaklarını kaydederek, Alevi kadınların bir araya gelmeyi başararak mücadele hattı oluşturmasının hayati olduğuna işaret ettiler.

    “TALEPLERİMİZİ ALANA TAŞIMAMIZ LAZIM”

    Nebat Çelik Alevi kadınların kendi talepleri ile alanda olmasına değinerek, “Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi olarak bizlerde alanlarda olacağız. Eşit yaşam ve eşit haklar, kimliğimiz, zorunlu din dersine ve ÇEDES projesine karşı alanlarda olmamız lazım. ÇEDES projesi Alevi kadınları da çokça ilgilendiriyor. Alevi kadınların genel taleplerinin yanında kendi taleplerini de alana taşıması gerekiyor. Birlik olur, bu mücadeleyi kız kardeş duygusuyla alanlara taşır isek başarabiliriz. Alevi kadınlar hem kendi içerisinde hem de diğer kadınlarla bir araya gelebilmeyi başarabilmeli. ÇEDES projesi düşündüğümüz gibi değil, çok tehlikeli bir yerde duruyor. Çocuklarımızı bu bilinçli politikalara teslim etmememiz lazım” dedi.

    “‘ÖTEKİ’ KİMLİĞİNİ ASLA KABUL ETMİYORUZ”

    Kesintili eğitim sistemi ve yönetmeliklerde yapılan değişikliklerin özellikle kız çocuklarını evlilik adı altında eğitimden kopardığını ifade eden Fadime Dapaklı, “Sesimizi daha güçlü çıkarmak ve taleplerimizi daha görünür kılmak için alanlarda olacağız. Bizlere dayatılan ‘öteki’ kimliğini asla kabul etmiyoruz, eşit haklarımızı istiyoruz. Kadına yönelik şiddete, istismara, hak gaspına karşı güçlü bir ses olmak istiyoruz. Güneş bizimle doğacak. Biz kadınlar üreteniz, eğitici öğreticiyiz. Tüm kadınları alanlara bekliyoruz” diye konuştu.

    “BİRLİK OLALIM”

    Elif Hurustan ise inanç ve etnik kimliklere karşı yürütülen cinsiyetçi, dinci ve milliyetçiliğe karşı yürütülen kadın mücadelesinin önemli bir yerde durduğunu söyleyerek, “Tekstilde, evlerinde, işlerinde çalışan biz tüm Alevi kadınların alanda olması gerekiyor. Birbirimize sırt vermemiz azım. Umutsuzluğa, karamsarlığa, tereddüde yer vermeksizin doldurduğumuz meydanlardan yaratacağımız özgür günlere coşku ile akıyoruz. Artık kadınlar katledilmesin, canlarımız yok olmasın. Yeterince yandık, yakıldık. Birlik olalım, diri, olalım ve birbirimize sahip çıkalım” şeklinde konuştu.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ DARALIYOR”

    Kadınların özgür, eşit, adil bir yaşamı sağlayıncaya kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğini belirten Güler Karagöz İpin de şunları kaydetti:

    “Birlik ve beraberliğin kadın yaşamındaki önemine değinerek, “Tüm kadınların olduğu gibi biz Alevi kadınların da yaşadığı alanlar daralıyor. Katillerin, yobazların olduğu yerlerde bizlere yaşam hakkı tanınmıyor. Bu ülkede bir günde 8 kadın katledildi. Alevi kadınların 8 Mart’ta alanlara sahip çıkmasını bekliyorum.”

    PİRHA/İZMİR

  • Alevi Yurttaşlar: Hizmetler ayrım yapılmadan herkese aynı oranda ulaşabilmeli – VİDEO

    Alevi Yurttaşlar: Hizmetler ayrım yapılmadan herkese aynı oranda ulaşabilmeli – VİDEO

    PİRHA – Yerel seçimlere dair beklentilerini ve taleplerini dile getiren Alevi Yurttaşlar, seçimden seçime vatandaşın hatırlandığını belirterek, yönetime kim gelirse gelsin hizmetlerin ayrım yapılmadan herkese aynı oranda ulaştırılması gerektiğini dile getirdiler.

    31 Mart’ta Yerel Seçimler gerçekleştirilecek. Ataşehir İlçesi Mustafa Kemal Mahallesi’nde oturan Alevi yurttaşlara seçilecek yerel yönetimlerden beklentilerini ve taleplerini sorduk.

    Yurttaşlar, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da yaptığı “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi?” konuşmasını hatırlatarak yerel yönetimlerin tepeden değil tabandan belirlenmesi gerektiğine dikkat çektiler. Yurttaşlar aynı zamanda yaşanan sorunların merkezi yönetimden kaynaklandığına da vurgu yaptılar.

    “SEÇİMDEN SEÇİME HATIRLANIYORUZ”

    Yurttaşların talepleri şöyle:

    Mehmet Yeniyol: Aleviler herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Mevcut sisteme karşı alternatif olarak bir parti varsa o partiye oy verip mevcut sistemin değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Kazanmadığımız bir yerde bir şey talep etmek yanlış olur. Önemli olan önce altyapıyı oluşturarak o çalışmayı yapıp çalıştıktan sonra, talepleri öne çıkarıp uygulayıp uygulamadıklarına ondan sonra bakacağız.

    Ergül Dilek: 70 yaşıma kadar geldiğim bu süreç içerisinde seçimden seçime vatandaş hatırlanıyor. Seçimler bittikten sonra vatandaşlık da bitiyor, sohbet muhabbet de bitiyor, herkes çıkar ve menfaatleri doğrultusunda devam ediyor. Dolayısıyla vatandaş kimsenin umurunda değil. Önümüzdeki yerel seçimler için de iktidar, ‘bizden yana olursanız, bize oy verirseniz size hizmet gelir’ diyorlar. Bunu Cumhurbaşkanı Hatay’daki konuşmasında açık açık söyledi. Bu bence vatandaşı tehdit etmektir. Ben şükürcü bir toplumda yaşamak istemiyorum, bu ülkenin vatandaşı olmaktan da sıkıntı duyuyorum. Sistemi doğru bulmadığımı ifade etmek isterim.

    Mehmet Çavuş: Kendimi üçüncü sınıf vatandaş olarak görüyorum. Çünkü devlet de belediye de beni öyle görüyor. Kaç tane belediye geldi geçti. Seçiyoruz, geliyor ondan sonra çekip gidiyor. Kimse bizi ne arıyor ne soruyor. Siyasiler de vatandaşı düşünen bir kişi yok. Şimdi seçeriz, 15 gün sonra ara ki bulasın. Bizim talebimiz bize hizmet vermeleri. Bizim mahallenin en acı sorunu uyuşturucu belası.

    Cemal Karataş: Hiçbir parti gözetmeksizin herkes dürüst olsun yeter benim için. Kendi çıkarlarının doğrultusunda konuşmasınlar. Bu hükümetten, bu düzenden çok da bir beklentim yok. Seçim döneminde vaatleri çok oluyor ama herkes sandalyesini kaptığı zaman her şey unutuluyor maalesef. Ben 8 yıl aşçı olarak cemevinde görev yaptım, seçilen partinin genel başkanını, ilçe belediye başkanını 8 defa görmedim.

    Besime Turan: Savaş devam ettikçe yoksulluk, ölümler devam edecek. Bunların olmaması için bir an önce savaşın durması gerekiyor. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Ermenisi, Alevisi, Sünnisi bütün insanların birlikte olup savaşa dur demesi gerekiyor. Bütün canlar bizimdir biz hiçbir canlının ölmesini istemiyoruz. Bugün cezaevlerinde bir tecrit var, tecrite karşı hiç kimsenin sesi çıkmıyor. Tecrit devam ettikçe ölümler devam edecek. Tecrit içinde tecriti uygulamak hiç doğru bir şey değil. Ki Türkiye’de yasalar olduğu gibi uygulanmıyor. Her gelen yönetim, her gelen hükümet yasaları kendine göre uyguluyor. Böyle sürdüğü sürece de insanlar ölmeye devam edecek, ekonomik sıkıntılar devam edecek. Bugün sokak ortasında kadınlar öldürülüyor. Hiç kimsenin gıkı çıkmıyor. İstanbul Sözleşmesi neden iptal edildi? Önceden bir oluyorsa şimdi on oluyor. Bunu nasıl durduracağız? Sadece yerel yönetimlerde bu olacak diye bir şey yok. Bu temelden başlıyor tepeye kadar gidiyor. Yönetimlerin tepeden değil tabandan başlaması lazım. Halka sorularak seçilmesi lazım. Tepeden önümüze koyulan adaylar bence bizi temsil etmiyor.

    Güler Aras: Biz buranın yapılışından beri buradayız. Ama buralarda ne yapım var ne de bir hizmet var. Çocuklarımız hep kiralarda oturuyor. İmar sorunumuzun çözülmesini istiyoruz. Benim tek istediğim ise insanları birbirinden ayırt etmeyecek, kardeşçe yaşayabileceğimiz, herkese aynı oranda hizmet verilebilecek bir yönetim istiyorum. Her kim gelirse gelsin insanları ayırt etmesin.

    Melek Kayataş: Şu hükümet gitsin ben başka bir şey istemiyorum. Zaten her tarafı batıran bu hükümet oldu. İnsanlar artık markete bile gitmeye korkuyorlar.

    Devrim FINDIK-Cihan BERK/İSTANBUL

  • Dersim Dev-Sağlık İş’ten ek protokol talebi: İnsanca çalışmak ve yaşamak istiyoruz!

    Dersim Dev-Sağlık İş’ten ek protokol talebi: İnsanca çalışmak ve yaşamak istiyoruz!

    PİRHA- DİSK’e bağlı Dev-Sağlık İş Dersim Temsilciliği, Tunceli Devlet Hastanesi önünde yaptığı basın açıklamasında sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin sorunlarını dile getirdi, taleplerini sıraladı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev-Sağlık-İş) sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin ek protokol talebi hakkında basın açıklaması yaptı. Tunceli Devlet Hastanesi önünde gerçekleşen basın açıklamasını işyeri temsilcisi olan Zuhal Güzelci okurken, açıklamaya sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yanı sıra kentteki çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    Açıklamada vurgulanan başlıklar arasında insanca yaşama ve çalışma istekleri, sendikal haklar, pandemi sürecindeki ayrımcılık, iş yükündeki artış, maddi kayıplar, toplu iş sözleşmeleri, Kamu Çerçeve Protokolü, ek protokol talepleri ve Kamu Çerçeve Protokolü’nün uygulanmasındaki sorunlar ele alındı.

    “AKLIMIZLA DALGA GEÇİLİYOR”

    Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yaşadığı sorunları aktaran Dev- Sağlık İş Temsilcisi Zuhal Güzelci, “Emek verdiğimiz, sağlık ve sosyal hizmeti sunduğumuz işyerlerimiz önünde defalarca bir araya geldik. Emeğimizin, alın terimizin karşılığını alabilmek için, sendika hakkımız için pandemide uğradığımız ayrımcılığa karşı, sağlıkta şiddetin önlenmesi için ve daha sayamadığımız birçok konuda yetkililere seslendik. Taleplerimizi dile getirdik. Yirmi dört saat çalıştığımız işyerlerimizde iş yükümüz her geçen gün artıyor, eksik personel ile işimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Ara dinlenmelerimizi, yemek aralarımızı kullanamıyor; 12 saat çalışırken 11 saat çalışıyor görünüyoruz. Bunun yanında emeğimizin karşılığını alamıyoruz, maddi anlamda çok büyük hak kayıpları yaşıyoruz. Biz sağlık ve sosyal hizmet işçilerinin ihtiyacı iş kolumuzun sorunlarına çözüm olacak, iş kolumuzun gerçeklerine uygun bir sözleşmedir. Bütün kamu işçilerine aynı ücreti, çalışma koşullarını ve sosyal hakları reva gören sendikaların bize anlatacağı hiçbir söz yoktur. Vurgulamak istediğimiz iş kolu farkı olmadan, işyerlerimizin ve iş kolumuzun özelliklerini görmeyen kopyala – yapıştır sözleşmelere bağlı kalmasının kabul edilemez olduğudur” diye konuştu.

    “ÜCRETLER ENFLASYONLA EZİLDİ”

    Kamu Çerçevesi Protokolü’nün uygulanması sırasında birçok uyumsuzluk olduğunu söyleyen Güzelci, şunları söyledi:

    “KÇP yürürlük tarihi 1 Ocak 2023 olmasına rağmen iş kollarında yapılan ve sendikaların kendi çıkarları doğrultusunda yürürlük tarihi koydukları toplu iş sözleşmelerinden kaynaklı mağduriyetler yaşanmaktadır. Bu mağduriyetin iki boyutu vardır. Birincisi; KÇP ‘de yer alan ücret zam oranları yaşadığımız gerçek enflasyon karşısında çok düşük kalmış, ücretlerimiz ciddi anlamda enflasyon karşısında ezilmiştir. Bir diğer mağduriyet ise toplu iş sözleşmelerinin işyerlerindeki farklı yürürlük süreleri ile oluşan ücret farklılıklarıdır. İş kolumuzda üniversite hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı hastaneleri karşılaştırıldığında aynı işi yapan işçiler arasında yaklaşık 10.000 TL gibi bir fark oluşmuştur. Aile Bakanlığı bünyesinde 10 no.lu işkolunda çalışan büro işçileri ile yatılı kurumlarda 17 no.lu iş kolunda çalışan sosyal hizmet işçileri ile makas 15 bin TL ‘ye kadar açılmıştır.”

    “SENDİKALAR KAFASINI KUMA GÖMMÜŞTÜR”

    Güzelci, kendileri adına toplu iş sözleşmesi imzalayan sendikaların ‘kafalarını kuma gömdüğü’ eleştirisinde bulunarak, “Sağlık işkolunda çalışma saati 40 saat olmasına rağmen, kamu çalışanları 40 saat çalışırken bizler en az 45 saat çalışıyoruz. Sağlık ve sosyal hizmetler bir ekip işi olduğu gerçeğiyle eşit çalışma koşulları istiyoruz. Herkesin emeğinin hakkını aldığı bir çalışma yaşamı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Üstelik kaşıkla verilenin kepçeyle alındığı adaletsiz vergi sistemi nedeniyle, ağır vergi yükü altında Mart’ta Nisan’da 2. Vergi dilimine dahil olacağımızı da göz önüne aldığımızda ücretlerimizin daha da düşeceği ortadadır. Sağlık ve sosyal hizmet işçileri enflasyonla boğuşurken, geçim kavgası verirken bizim adımıza toplu iş sözleşmesi imzalayan sendikalar kafasını kuma gömmüştür. Sağlık ve sosyal hizmet işçilerini anlık kazançlarla kaybettiklerini görmeye çağırıyoruz. Bugün bize diğer sendikaların vereceği promosyonlarla kendi geleceğimizi bunlara teslim etmeyeceğiz. Bu hayat pahalılığında, bu yüksek enflasyon karşısında sağlık ve sosyal hizmet işçileri olarak sesleniyoruz. Türkiye’nin dört bir yanından, hastanelerden, Aile Bakanlığına bağlı kurumlardan sesleniyoruz!” ifadelerini kullandı.

    “ARTIK GEÇİNMEK İSTİYORUZ”

    Taleplerini dile getiren Güzelci, “Artık yeter, geçinmek istiyoruz. Artık yeter, emeğimizin karşılığını istiyoruz. Artık yeter, insanca çalışmak, insanca yaşamak istiyoruz. Bu koşullar altında ücretlerimizde ve sosyal haklarımızda iyileştirme için ek protokol yapılması bir ihtiyaç değil bir zorunluluktur. Ek protokol ile hem ek zam hem de toplu iş sözleşmelerinin yürürlük tarihinden kaynaklanan bu sorunların çözümü gerekmektedir! İvedi şekilde bakanlıkların, TÜHİS’in ve rektörlüklerin sorumluluk alarak bu mağduriyetlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. DİSK / DEV SAĞLIK İŞ olarak haklarımızı alana kadar mücadelemize devam edeceğimizi bir kere daha tekrar ediyoruz! Bütün sağlık ve sosyal hizmet işçilerini sendikamız çatısında birleşmeye davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Doğan: 2023’te Aleviler ciddi bir mücadele verdi, 2024 de bu şekilde karşılanmalı- VİDEO

    Doğan: 2023’te Aleviler ciddi bir mücadele verdi, 2024 de bu şekilde karşılanmalı- VİDEO

    PİRHA-Alevilerin, 2023 yılını devlet tarafından uygulanan asimilasyon politikalarıyla mücadele ederek geçirdiklerini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Ben 2023 yılında Aleviler açısından ciddi bir mücadele verildiğini ve küçümsenmeyecek bir ortak aklın ortaya çıktığını düşünüyorum. 2024 yılını da bu şekilde karşılayıp, bu şekilde bir mücadele hattını örmemiz gerekiyor” dedi.

    Cumhuriyet’in 100. yaşına girdiği 2023 yılı da yüzyıllık inkar, imha ve asimilasyon politikalarının devam ettiği bir yıl oldu. Farklılıkları yok sayan Cumhuriyet, başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç ve etnik kimlere dönük inkâr, imha ve asimilasyon politikalarını kesintiye uğratmadan yüz yıldır sürdürüyor.

    AKP/MHP iktidarı, uzun yıllardır dinselleştirmek için çabaladığı eğitim sistemine en sonunda her okula imam atadığı ÇEDES projesini ekledi. Aleviler ve örgütleri tüm bu hamlelere cevabını sokaklarda, meydanlarda, TBMM’nin önünde ve bulunduğu her yerde söyledi. 2023 yılını binlerin katıldığı mitingle uğurlayan Aleviler, ikinci yüz yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2024 yılının da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarının arttığı, zora karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacağı belirtiliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviler açısından 2023 yılını değerlendirdi.

    “2023 YILINI DA ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI MÜCADELE EDEREK GEÇİRDİK”

    Alevilerin 2023 yılını devlet tarafından uygulanan asimilasyon politikalarıyla mücadele ederek geçirdiklerini söyleyen Kadriye Doğan, “Alevi kurumları olarak 2023 yılında kurultaylar ve mitingler yaptık, o nedenle çok yoğun çalışmalarımız oldu. Ama geldiğimiz noktada Aleviler halen çok ciddi sorunlarla baş başalar. Çünkü Türkiye’nin kuruluş sürecindeki tekçi anlayışın kırılması, kendilerini eşit yurttaş hissetme noktasında mutlu olması gereken yerde hiçbir zaman hissedemediler ve 2023 yılında da bu taleplerini dillendirdiler. Eşit yurttaşlık, inançların ve ibadethanelerin kabulü ile dini eğitime maruz kalmamak gibi taleplerimizin hiçbiri karşılanmadı ve bu sorunlala 2023 yılını tamamladık” dedi.

    Toplumun Alevilere bakışı, devletin Alevilere bakışı ve Alevilerin kendilerini nasıl ve nerede gördükleri durumun söz konusu olduğunu belirten Doğan, “‘Aleviler olarak biz varız’ mücadelesini veriyoruz. ‘Siz neredesiniz’ sorusunu siyasilere sorduğumuzda evet varsınız deniliyor ama hemen kurucu değerler karşımıza çıkıyor. Bizden sınırsız bir hoşgörü isteniliyor ve verilenle yetinin yaklaşımı söz konusu. Zaten devlet tanımıyor ama muhalefet partileri de çok ciddi bir tıkanıklık. Yaptığımız mitinglerde DEM partisi ve diğer sosyalist partilerde sahiplenmeyi görsek bile ana muhalefet partisi ve iktidarda bizlere olan yaklaşımı Türkiye’nin temel sorunlarına yaklaşımda da aynı ketumluğu görmek mümkün. Alevi örgütleri olarak biz neredeyiz diye baktığımızda biz kendimizi bu siyasi yapılar içerisinde yakınlaşma ve çözüm noktasında çok iyi tahlil edebilmiş olduğumuzu düşünmüyorum. Ana muhalefet partisinin ‘hoşgörü gösterin biz burada yokuz’ demesine rağmen ısrarla orayı kendilerine çözüm yeri olarak gören bir noktada olduklarını gözlemleyebiliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARINA ÇOK BÜYÜK BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR”

    Alevi kurumlarının söylemde aynı şeyleri söylediklerini ancak icraatta aynı yerde durmadıklarını dile getiren Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tabi ki farklılıklar olacak bu da normal ama taleplerimizde örneğin ülkedeki dini eğitim, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi konusunda çok net durmamız gerekiyor. Yani söylemimiz ile duruşumuzun da net olması gerekiyor. Aleviler olarak böyle bir süreci yaşıyoruz ve önümüzdeki yıla da bu sorunlarla gireceğiz. Mücadele ediliyor, durumun farkındayız Alevi kurumlarına çok büyük sorumluluklar düşüyor. Yaptığımız miting bunu fazlasıyla ortaya koydu ve dillendirdiğimiz perspektif çok değerli ve önemliydi. Alevi kurumları, mitinglerde ortaya koyduğu perspektifle 2024 yılında da ortaklaşmayı ve sahayı kullanmayı önlerine bir iş olarak koymak durumundalar.

    “2023 YILINDA CİDDİ MÜCADELE VERİLDİ”

    Ben 2023 yılında Aleviler açısından ciddi bir mücadele verildiğini ve küçümsenmeyecek bir ortak aklın ortaya çıktığını düşünüyorum. 2024 yılını da bu şekilde karşılayıp, bu şekilde bir mücadele hattını örmemiz gerekiyor. Birlik önemlidir, hem sahada hem de siyasi anlamda söz kurarken de o birliğin olması gerekiyor.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Doğan: Taleplerimizin karşılanması, Alevilerin mücadeleyi yükseltmesinden geçiyor-VİDEO

    Doğan: Taleplerimizin karşılanması, Alevilerin mücadeleyi yükseltmesinden geçiyor-VİDEO

    PİRHA-Eşit yurttaşlık hakkıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılına girmeyi hedeflediklerini belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Hangi siyasi parti taleplerimizi dile getirirse getirsin, taleplerimizin karşılanması Alevilerin kendi mücadelesini yükseltmesinden geçiyor” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin ardından Aleviler açısından nelerin değişmesi gerektiğini PİRHA’ya anlattı.

    “YENİ İKTİDARIN TALEPLERİMİZİ KARŞILAMASINI BEKLİYORUZ”

    Alevilerin mücadelesini verdiği en önemli talebinin anayasal eşit yurttaşlık talebinin karşılanması olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Eşit yurttaşlık hakkıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılına girmeyi hedefliyoruz. Yeni oluşacak iktidardan da taleplerimizi karşılamasını bekliyoru” dedi.

    Doğan, Cumhur İttifakı’nın şimdiye kadar icraatlarının tekçi olduğunu belirterek, “Ülkedeki hiçbir farklılığa tahammülü olmayan tekçi zihniyetin inşasından başka bir şeyini göremedik. Millet İttifakı’nın da Alevilerin geleceğiyle ilgili net bir söylemle karşı karşıya değiliz. Olumlu bir dil kullanılıyor, her sorunu çözeceğiz ülkeye bahar gelecek deniliyor ama ülkeye bahar nasıl geleceğine dair bir netlik yok” diye belirtti.

    “TALEPLERİMİZİ NET BİR ŞEKİLDE DİLE GETİREN TEK SİYASİ PARTİ YEŞİL SOL PARTİ”

    Seçimlerden sonra iktidar değişmezse tehlikeli bir yaşamın kendilerini beklediğini ifade eden Doğan, şunları ifade etti:

    “Devlet bir inancı diğer bir inançtan daha üstün olarak görmesine itirazımız var. Diyanet’in devlet tarafından ekonomik olarak desteklenmesini ve topluma dayatılmasını doğru bulmuyoruz. Zorunlu din derslerinin kaldırılması taleplerimiz arasında. Taleplerimizin karşılanması için anayasal eşit yurttaşlık talebimizin karşılanması gerekiyor. Taleplerimizi net bir şekilde dile getiren siyasi parti Yeşil Sol Parti, o yüzden umudumuz oradadır diyoruz. Hangi siyasi parti taleplerimizi dile getirirse getirsin, taleplerimizin karşılanması Alevilerin kendi mücadelesini yükseltmesinden geçiyor. Siyasi partiler vaatlerde bulunuyor ama iş sorunu çözme noktasına geldiği zaman talep edenin gücüne ve örgütlülüğüne bağlı olduğunu yaşam bize net bir şekilde gösterdi.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Kadınlar: 14 Mayıs’ta iktidar değişirse daha özgür yaşayacağız-VİDEO

    Kadınlar: 14 Mayıs’ta iktidar değişirse daha özgür yaşayacağız-VİDEO

    PİRHA-14 Mayıs seçimlerinden sonra her şeyin daha güzel olacağını vurgulayan kadınlar, “Kadınların özgürce yaşayabildikleri bir yaşamlarının olmasını istiyoruz” dediler.

    Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Kadınlara seçimden sonra ülkede nelerin değişmesini istediklerini sorduk.

    “SEÇİMLERDEN SONRA HER ŞEY DAHA GÜZEL OLACAK”

    Seçimlerden sonra her şeyin daha güzel olacağını söyleyen Songül Haydaroğlu, “İktidar değişirse kadınlar daha özgür yaşayacak. Kadın katliamları son bulacak. Şu anki durumdan daha güzel yaşayacağız” diye belirtti.

    Kadınlar olarak özgürlük istediklerini belirten Yadigar Eser, “Ülkenin durumu nereye kadar böyle kötü gidecek. Biz artık yaşadığımız hayatın daha güzel olmasını istiyoruz” dedi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN UYGULANMASI GEREKİYOR”

    Seçimlerden sonra ülkeye adaletin gelmesi gerektiğine vurgu yapan Saliha Korkmaz, “Eğitim ve sağlık alanında düzenlemeler olsun. Üniversiteyi bitiren gençlerimiz hep işsiz. Herkese adaletli davranmalarını istiyorum. Kadın hakları konusunda iyileştirmeler olması lazım. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması gerekiyor” diye ifade etti.

    Ayhan Mutluer ise, “Kadın erkek eşitliği istiyoruz. Kadınların özgürce yaşayabildikleri bir yaşamları olsun. Bizden sonraki nesiller için güzel bir hayat istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ovacıklı yurttaşlar: Seçimlerden sonra ülkede barış ve huzurun olmasını istiyoruz-VİDEO

    Ovacıklı yurttaşlar: Seçimlerden sonra ülkede barış ve huzurun olmasını istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Savaşın son bulmasını istediklerini belirten Ovacıklı yurttaşlar, “Şu anda karanlık bir dönemdeyiz, bugüne kadar aydınlık günlere olana inancımız kalmadı ama yine de gençlerimiz için umut etmek istiyoruz” dediler.

    Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Ovacık’ta yaşayan yurttaşlara seçimi ve seçimden sonra ülkede nelerin değişmesini istediklerini sorduk.

    “SORUNLARIMIZ ÇÖZÜME KAVUŞTURULSUN”

    Seçimlerden sonra ülkede barış ve huzurun olmasını istediğini söyleyen Makbule Şaylı, “Mecliste yaşadığımız sorunlar dinlenip çözüme kavuşturulsun” diye belirtti.

    Çocuğunun üniversiteyi bitirmesine rağmen 6 yıldır iş bulamadığını dile getiren bir yurttaş ise, “Devleti kim yönettiyse sorunlarımıza çözüm bulamadı. Biz barış istiyoruz, af getirilsin ve gençlerimiz kurtulsun. Devlet köyümüzü yaktı şimdi de köyümüze madencileri getirdi. Biz ana dilde eğitim verilmesini istiyoruz” dedi.

    “KILIÇDAROĞLU’NDAN BEKLENTİMİZ BÜYÜK”

    AKP iktidarıyla birlikte 21 yılının boşa gittiğini belirten Faysal Gültakur, “Ülkede iktidarın değişmesine umudumuzu bağlamış durumdayız. İnsanları birbirleriyle kutuplaştırdılar o yüzden bu düzenin yıkılması lazım. Ülkenin bu duruma gelmesinin sebebi şuan ki iktidardır. Kemal Kılıçdaroğlu’nu Türkiye benimsemiş durumda, o yüzden kendisinden beklentimiz büyük” diye ifade etti.

    Seçimlerden sonra ülkede güzel şeyler olmasını beklediğini vurgulayan Elif Gündoğdu, “Soğanın kilosu 30 TL olmuş, çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Kadına yönelik şiddet durdurulsun” dedi.

    “HUZUR VE BARIŞ İSTİYORUZ”

    İktidara gelen cumhurbaşkanının gençlerin sorunlarını çözmesini isteyen Gönül Demir, “Biz Aleviler ve Kürtler olarak çok haksızlığa uğradık o yüzden artık haksızlığa uğramak istiyoruz” diye belirtti.

    Bugüne kadar hep huzur ve barış istediklerini belirten Gültazi Yeleser, “Şuanda karanlık bir dönemdeyiz bugüne kadar aydınlık günlere olana inancım kalmadı ama yine de gençlerimiz için umut etmek istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM