Etiket: talepler

  • Hozatlı yurttaşların seçimden sonra bekletileri: Barış-VİDEO

    Hozatlı yurttaşların seçimden sonra bekletileri: Barış-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’nin en büyük sorununun ekonomik kriz olduğunu belirten Hozatlı yurttaşlar, “Seçimlerden sonra ülkede iyi şeyler olacağına dair umudumuz var, umarız seçimlerden sonra ülkeye barış gelir” dediler. Yurttaşlar, Kılıçdaroğlu’nun da bir değişim için Kılıçdaroğlu’nun kazanmasının gerekli olduğunu vurguladılar. 

    Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Hozat’ta yaşayan yurttaşlara seçimi ve seçimden sonra ülkede nelerin değişmesini istediklerini sorduk.

    “SEÇİMLERDEN SONRA ÜLKEDE GÜZEL ŞEYLER OLSUN”

    Ülkenin kötü bir durumda olduğunu söyleyen Erdem Boztaş, “Gençlerin işsizlik oranı çok fazla, o yüzden seçimlerden sonra ülkede değişimin olmasını istiyoruz” diye belirtti.

    Ülkede ekonomik krizin olduğunu belirten Sinem Yılmaz ise “Alevi olduğumuz için okulda zorluklar yaşıyoruz, bu sorunun ortadan kalkmasını istiyoruz. Seçimlerden sonra ülkede iyi şeyler olacağına dair umudumuz var, inşallah güzel şeyler olur” dedi.

    “EN BÜYÜK SORUN İŞSİZLİK”

    En büyük sorunun işsizlik olduğunu ifade eden Aslı Güner, “Ekonomik krizden dolayı gençlerimiz yurtdışına gitti. Seçimlerden sonra inşallah gençlerimiz yurtdışından döner ve cezaevlerindeki baskılar sona erer” dedi.

    Nezaket Oğuz da, seçimlerden sonra ülkede değişimin olması gerektiğini vurgulayarak, “Gençlerimiz okusa da iş bulamıyor okumasa da iş bulamıyor. Gençlerimiz yurtdışına gittiği zaman üzülüyorum, neden burada kalmasınlar. Ben şimdiye kadar hiçbir zaman CHP’ye oy vermedim ama bu seçimde Recep Tayyip Erdoğan gitsin diye oy vereceğim. Aleviler olarak bu ülkede Sivas’ta, Maraş’ta ve Dersim’de katledildik ama bizim kimseye kinimiz yok. Aleviler olarak birlik olmadığımız için geçmişten beri eziliyoruz” diye ifade etti.

    ‘Seçimlerden sonra ülkede barış olsun’ diyen Azime Demir, “Biz geçmişten beri sürekli eziliyoruz ama artık gençlerimiz ezilmesin. İnşallah Kemal Kılıçdaroğlu seçimi kazanır ve biz de biraz rahatlarız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Eğitim-Sen MYK Üyesi Muşlu: Eğitim sisteminin gözden geçirilip yeniden yapılandırılması gerekiyor-VİDEO

    Eğitim-Sen MYK Üyesi Muşlu: Eğitim sisteminin gözden geçirilip yeniden yapılandırılması gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Eğitim sisteminin bir bütün olarak gözden geçirilip yeniden yapılandırılması gerektiğini belirten Eğitim-Sen MYK Üyesi Sinan Muşlu, “Türkiye toplumunun çok kültürlü, çok dilli yapısına uygun bir şekilde demokratik bir içerik taşıyarak bilimsel bir eğitimin referans kabul edilmesini gerekiyor” dedi.

    Eğitim-Sen Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Sinan Muşlu, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin ardından eğitim alanında yapılması gereken değişiklikler ile ilgili taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE KİNDAR VE DİNDAR BİR NESİL PROPAGANDASI YÜRÜTÜLDÜ”

    14 Mayıs seçimlerinin herkesin odaklandığı bir tarihe dönüştüğünü ifade eden Eğitim-Sen MYK Üyesi Sinan Muşlu, “20 yıllık AKP iktidarında eğitim anlamında ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmamamızdan kaynaklı eğitim sisteminin bir bütün olarak gözden geçirilip yeniden yapılandırılması gerekiyor. Şuanda milli eğitim alanını diyanete bağlı vakıf unsurlarının oluşturduğunu görmekteyiz. Eğitimdeki dinselleştirme çabasının da bir sonucu aslında, AKP döneminde eğitim dindar ve kindar bir nesil propagandası üzerine yürütüldü. Biz milli eğitim alanının yeniden inşa edilmesini ve Türkiye toplumunun çok kültürlü, çok dilli yapısına uygun bir şekilde demokratik bir içerik taşıyarak bilimsel bir eğitimin referans kabul edilmesini gerektiğini belirtiyoruz” dedi.

    “PARASIZ VE KAMUSAL BİR EĞİTİMİN ESAS ALINMASI GEREKİYOR”

    Eğitimde tekçi, Türk-İslam sentezine dayalı müfredat yerine Türkiye topraklarındaki çok kültürlü yapıyı gözeten bir eğitim müfredatının yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Muşlu, “Çok kültürlü olduğu gibi aynı zamanda çok dilli bir coğrafyadayız. Eğitimsen olarak ana dilde eğitimi savunuyoruz. Hem inancından dolayı ötekileştirilen Alevi toplumunun çocuklarının daha demokratik eğitim modeli yaratılabilmelidir. Eğitimin en temel insan hakkı göz önünde bulundurularak parasız ve kamusal eğitim esas alınması gerekiyor” diye belirtti.

    “YENİ BİR ÜNİVERSİTE MODELİ HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Üniversitelerin bilimden uzaklaştırılan, dinselleştirilmeye çalışılan ve iktidara yakın kadroların üniversiteleri yönetmeye çalıştığı ama artık üniversiteyi üniversite olmaktan çıkarttığı bir sürecin içerisinde olduklarını belirten Muşlu, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Biz YÖK’ün kaldırılması gerektiğini ve yeni bir modelle üniversitelerin yeniden ayağa kaldırılarak bilim, sanat ve felsefe üreten bir alana dönüştürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Akademi dünyasının özgürleşmesi için kamusal kaynaklarla finanse edilen demokratik bir öz yönetim bilinciyle hareket eden ve tüm üniversite bileşenlerinin yönetme ve planlama süreçlerine dahil olduğu bir üniversite modelinin yeni oluşacak iktidar tarafından mutlaka hayat geçirilmeli.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimli gençler: AKP iktidarı geleceğimizi yok etti, özgür bir Türkiye istiyoruz -VİDEO

    Dersimli gençler: AKP iktidarı geleceğimizi yok etti, özgür bir Türkiye istiyoruz -VİDEO

    PİRHA-21 yıllık AKP iktidarının gençlerin geleceğini yok ettiğini vurgulayan gençler, “Mecliste bulunan siyasi partilerin gençlerin sorunlarını yeterince ele aldıklarını düşünmüyoruz. En büyük talebimiz parasız, bilimsel, eşit, anadilde eğitim. Barınma sorunu yaşamadığımız, hem okuyup hem de çalışmak zorunda kalmadığımız ve kendimizi her alanda istediğimiz şekilde ifade edebileceğimiz özgür bir Türkiye istiyoruz” dediler.

    14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi yapılacak. Aleviler, Kürtler, kadınlar, gençler, işçiler, emekliler gibi birçok kesim, seçimlerde iktidar değişirse taleplerinin yerine getirilmesini istiyor.

    Dersim’de yaşayan gençler, seçimlerin ardından iktidar değişikliğinde yeni hükümetten beklentilerini, taleplerini PİRHA ile paylaştılar.

    “SİYASİ PARTİLER GENÇLERİN SORUNLARINI YETERİNCE ELE ALMIYOR”

    14 Mayıs seçimlerinde ilk kez oy kullanacağını söyleyen Rohat Ateş, “İktidar değişirse barınma sorununun ortadan kalkması, herkesin eşit haklarda eğitim alması ve gençlerin eleştirisini rahat bir şekilde yapabileceği bir ortamın oluşturulmasını istiyoruz. Mecliste şu an ki siyasi partilerin gençlerin sorunlarını yeterince ele aldıklarını düşünmüyorum çünkü mecliste şu an genç insanların, genç vekillerin sayısı yeterli değil. Yaşlı insanların da gençleri yeterince anlayabileceklerine inanmıyorum” diye belirtti.

    “KENDİMİZİ İFADE EDEBİLDİĞİMİZ ÖZGÜR BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ”

    20 yıldır gençlerin hiçbir talebinin duyulmadığını belirten Eylül Yantemur de, “Bir seçime hazırlanıyoruz. Sadece seçim dönemlerinde vaatler veriliyor. Gençlerin hiçbir talebinin karşılanmadığını görüyoruz. Zaten 20 yıllık bir Türkiye enkazını bize bırakan Cumhur İttifakı’ndan tabi ki gençler olarak memnun değiliz. Millet İttifakı’nın gençlerin bütün taleplerini yerine getireceğini sanmıyorum. Biz gençler olarak bu 20 yıllık iktidarın gitmesini istiyoruz. Bu enkazın artık bir şekilde bitmesi gerekiyor. Gençler ve toplumun bütün diğer kesimlerinin talepleri ve ihtiyaçları meclis gündemine gelmeli ve karşılanmalı. En büyük talebimiz parasız, bilimsel, eşit, anadilde eğitim koşullarının sağlanması. Barınma sorunu yaşamadığımız, hem okuyup hem de çalışmak zorunda kalmadığımız ve kendimizi her alanda istediğimiz şekilde ifade edebileceğimiz özgür bir Türkiye istiyoruz” dedi.

    “ANADİLİNDE EĞİTİM VERİLMESİ LAZIM”

    Sefkan Kazan ise AKP-MHP iktidarının gençler üzerindeki baskısının giderek çoğaldığını ifade ederek şunları kaydetti:

    “Bu iktidarın bir an önce değişmesi gerekir. Herhangi bir siyasi partinin, CHP veya AKP’nin gençler üzerinde ilerletici adımlar atmadığını düşünüyorum. İlkokuldan başlayarak üniversiteye kadar anadilde eğitimin verilmesi için gerekli çalışmaların yapılması lazım, kimse dilinden mahrum edilmemeli. Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir ülke ise anadilde eğitimin verilmesi lazım. Üniversitelerde ayrı bir bölüm açılabilir anadilde eğitim için. Yeni gelecek iktidardan anadil konusunda çalışmalar yapmasını istiyoruz.”

    “AKP İKTİDARI GENÇLERİN GELECEĞİNİ YOK ETTİ”

    20 yıllık AKP iktidarının gençlerin geleceğini yok ettiğini vurgulayan Bişeng Aşula, “Her yerde üniversitelerin açıldığı, üniversite mezunlarının iş bulamadığı bir süreç var. Türkiye hukuk devletinden anti-demokratik uygulamaların olduğu bir ülkeye dönüştü. Bu nedenle her 10 gençten 7’si yurtdışına gidiyor. Millet İttifakı’nın, Cumhur İttifakı’na göre daha demokratik bir tutumu var ama gençlerin taleplerini dile getirmediği ve taleplerimizi yerine getiremeyeceğini görmekteyiz. Seçimlerde Cumhur İttifakı’nın karşısında Millet İttifakı’nı (Kılıçdaroğlu) destekleyeceğiz ama Millet İttifakı gençlerin, kadınların, işçilerin sorunları etrafında ne kadar yer alıyor. Bizim talebimiz parasız, ana dilde, bilimsel bir eğitim. Seçimden sonra bu taleplerimizin karşılanması gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD Menemen Şube Başkanı Onay: Herkes için eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz-VİDEO

    PSAKD Menemen Şube Başkanı Onay: Herkes için eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde tek adam rejiminin gönderilmesi gerektiğini ifade eden PSAKD Menemen Şube Başkanı Ali Ekber Onay, “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olursa biz eşit yurttaşlık istiyoruz ama sadece Aleviler için değil, Kürtler, Ermeniler için de, kimliği ve inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesin eşit haklara sahip olmasını talep ediyoruz. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Menemen Şube Başkanı Ali Ekber Onay ile 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden sonra Alevilerin talepleri ve nasıl çalışma yürütecekleri üzerine konuştuk.

    “SEÇİMLERDE TEK ADAM REJİMİNİN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    Seçimlerde tek adam rejiminin kaldırılması gerektiğini ifade eden Ali Ekber Onay, “Eğer Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı olursa biz eşit yurttaşlık istiyoruz ama sadece Aleviler için değil Kürtler, Ermeniler için de kimliği ve inancı ne olursa olsun bu ülkede yaşayan herkesin eşit haklara sahip olmasını talep ediyoruz. Umarım artık Türkiye’ye demokrasi gelir ama Alevilerin taleplerinin karşılanacağına da pek emin değilim. Altılı masaya baktığımızda vicdanım bazı şeylere el vermiyor. Sivas Katliamı’nı, Diyarbakır zindanında katlettikleri insanların, ’emrini ben verdim’ diyen insanların, Tansu Çiller döneminde Meral Akşener’in İçişleri Bakanlığı döneminde yaptıklarından vicdanen rahatsızım ama bu rejimin değişmesi için de bazı şeylere katlanıp bu iktidarı değiştirmemiz gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    “EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İSTİYORUZ”

    Alevilerin taleplerinin karşılanmasını istediklerini belirten Onay, şunları ifade etti:

    “Zorunlu din derslerinin kaldırılması, eşit yurttaşlık hakkının tanınmasını istiyoruz ama eğer Alevilerin talepleri karşılanmazsa da Alevilerin dik duruşu olacaktır. AKP iktidarı Türkiye’yi 10 yıl geriye götürdü o yüzden umarım iktidar değişirse ülkeye bir demokrasi gelir, Kürt sorunu çözülür, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu ülkede iyi şeyler yapacağına inanıyorum ama eğer o da taleplerimizi yerine getirmezse ülke 20 yıl daha geriye gider.”

    Cihan BERK/PİRHA

  • Ozan Karaçam: Alevilerin taleplerini yerine getirecek bir siyasi ortam inşa edilmeli-VİDEO

    Ozan Karaçam: Alevilerin taleplerini yerine getirecek bir siyasi ortam inşa edilmeli-VİDEO

    PİRHA-Seçimden sonra Alevilerin taleplerini yerine getirecek bir siyasi ortam inşa edilmesini istediklerini belirten PSAKD Avcılar Şube Başkanı Ozan Karaçam, “Taleplerimiz zorunlu din dersinin kaldırılması, diyanet işlerinin kaldırılması, demokratik ve hukuk devletinin kurulması üzerine evrensel taleplerdir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Avcılar Şube Başkanı Ozan Karaçam ile 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde Alevilerin tutumunun ne olacağını ve seçimlerden sonra Alevilerin talepleri hakkında konuştuk.

    “ALEVİLER, KEMAL KILIÇDAROĞLU’NU DESTEKLEYECEKTİR”

    Ülkedeki siyasetin 2000’lerden itibaren sekülerlerle dindarlar arasındaki mücadeleye sıkışmış bir durumda olduğunu söyleyen Ozan Karaçam, “Ancak biz siyaseti buradan okumuyoruz, bizim baktığımız yer 72 millete bir nazardan bakan bir inancın hoşgörüsü. Bundan kaynaklı biz kimliğinden ve inancından ziyade adayın tüm farklılıklara eşit mesafede yaklaşacak bir aday olması üzerinden ilerliyoruz. İktidarın adayının böyle bir profile sahip olduğunu düşünmüyoruz, muhalefetin adayının (Kılıçdaroğlu) Türkiye’de yokuş aşağı giden siyasal düzlemi frenleyecek bir mekanizma olduğunu düşünüyoruz. O yüzden Alevilerin tutumu Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde yoğunlaşacak bir siyasal refleks olacaktır.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Türkiye’de Türklük ve Sünnilik üzerinde biçimlenmiş bir resmi ideoloji olduğunu belirten Karaçam, “Bizim seçimle kazanabileceğimiz bir şeyin olduğunu düşünmüyorum ama en azından yokuş aşağı giden Türkiye siyasetini frenleyecek bir seçim olduğunu düşündüğüm için Türkiye siyaseti için önemli bir eşik. Seçimden sonra taleplerimizi yerine getirecek bir siyasi ortam inşa edilmeli. Taleplerimiz zorunlu din dersinin kaldırılması, Diyanetin kaldırılması, demokratik ve hukuk devletinin kurulması üzerine evrensel taleplerdir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Erkan: En büyük tehlike, Alevileri ya Şialaştıracaklar ya da ritüellerin içini boşaltacaklar-VİDEO

    Erkan: En büyük tehlike, Alevileri ya Şialaştıracaklar ya da ritüellerin içini boşaltacaklar-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Tokat Şube ve Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muharrem Erkan, Alevilerin eşit vatandaşlık istediğini belirterek, “Geldiğimiz günlerde bizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri şu: Ya Alevileri Şialaştıracaklar ya da cami-cemevi projesi doğrultusunda Alevi ritüellerinin içini boşaltacaklar” dedi. Erkan ekledi: Haklarımızdan hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğiz.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 15 Ocak 2022 günü miting ve toplu açılış yapmak için bulunduğu Aydın’da bazı cemevi başkanları ile valilikte bir araya gelmişti. Toplantıya katılan cemevi yöneticileri de, cemevlerine resmi ibadethane statüsü talebini Erdoğan’a ilettiklerini, Erdoğan’ın ise “Çalışma var ancak hemen gerçekleşmesi zor” dediğini aktarmıştı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tokat Şube ve Karadeniz Alevi Bektaşi Federasyonu (KAB-FED) Başkanı/ Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu. Erkan, “Bir inanca ait ibadethanenin, ibadethane olup olmadığı konusunun başka bir inanç tarafından belirlenmesi akla, mantığa, fikre, zikre oldukça ters gelen bir olgudur” dedi.

    “ÜLKEMİZDE İLK OLARAK ANAYASA ÇİĞNENİYOR”

    İnsanların inançsal özgürlüklerini özgürce ifade edebilmeleri gerektiğini kaydeden Erkan, “Ülkemizde bazı şeyler çiğneniyor. Bunların başında da anayasa var. Anayasanın 10. maddesi insanları din, dil, ırk, mezhep ve inanç ayrımı yapmaksızın bütün vatandaşların eşitliğinden bahseder. Peki öyleyse benim inancımı neden tanımıyorsun? ‘Dedelerimize aylık bağlayın’ demiyoruz. İmkan ve olanakları bize seferber edin de demiyoruz. Eşit statü, eşit vatandaşlık hakkını talep ediyoruz. Talebimiz bu kadar açık, net ve şeffaf” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİ YA ŞİALAŞTIRACAKLAR YA DA RİTÜELLERİNİN İÇİNİ BOŞALTACAKLAR”

    Erkan, anayasal hakları olmasına rağmen taleplerinin karşılanmadığını söylerken, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da yok sayıldığını belirtti. Erkan, şöyle konuştu:

    “Geldiğimiz günlerde bizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri şu: Ya Alevileri Şialaştıracaklar ya da cami-cemevi projesi doğrultusunda Alevi ritüellerinin içini boşaltacaklar. Özüne uygun kendi inandığı dinde ritüellerini, ibadetlerini, anladığı biçimde yerine getiren insanları kendi şekline dönüştürme gayreti içeresinde olacaklar.

    Anayasanın 2. maddesi ‘demokratik, laik, sosyal, hukuk devletiyiz’ diyor. Acaba laik miyiz? Laik devlette zorunlu din dersi olur mu? Laik devlette Diyanet diye bir kurum olur mu? Laik bir devlette hükümetin açıkladığı bütün kararları din maskesi altında fetvalarla yönetilen bir yapılanma olur mu? Esasında din dinlikten de çıkıyor, hükümetin istek, arzu ve düşüncelerine göre fetva yayınlayan bir kurum haline dönüşüyor. Bu hem toplum barışını hem de ülkedeki huzuru bozuyor. Bu tabi ekonomiye de yansıyor. İnsanlar arasında ciddi sorunların tetikçisi oluyor.”

    “HAKLARIMIZDAN HİÇBİR ŞEKİLDE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Erkan ekonomik sorunlara da değinerek, şunları kaydetti:

    “Zaten geldiğimiz şu günlerde ekonomik olarak ciddi bir sıkıntı içerisindeyiz. Önümüzdeki günler daha da karanlığa doğru gitmekte. Biz bunları düşüne duralım bir tarafta devletin din işleriyle uğraşması akla, fikre, zikre ziyan bir durumda devam etmektedir. Onun için biz şunu istiyoruz. Alevi inancının ibadethane statüsüne kavuşturulup o şekilde yer almasını talep ediyoruz. Ama bu olmadığı süre içeresinde de hiçbir şekilde bu haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Biz bu ülkenin vatandaşıyız, bireyiyiz, yurttaşıyız. Ana sütümüz kadar doğal bir haktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

  • Mersin Eğitim-Sen’den çağrı: Okullar salgın koşullarına hazır değil

    Mersin Eğitim-Sen’den çağrı: Okullar salgın koşullarına hazır değil

    PİRHA- Eğitim ve Bilim Emekçileri sendikası (Eğitim-Sen) Mersin Şubesi Pazartesi günü başlanacak olan yüz yüze eğitime ilişkin alınması gereken tedbirlere dair basın açıklaması düzenledi. Açıklamada okulların yüz yüze eğitime başlaması yönünde kararlar alınmasına rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve iktidarın üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini ifade edildi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi yeni eğitim yılına dair basın açıklaması gerçekleştirdi. Sınıfların kalabalıklığına vurgu yapılan açıklamada okullardaki temizlik için yeterli personelin istihdam edilmediği ve yeterli malzeme alınmadığına işaret edildi.

    “OKULLARDA SAĞLIKLI ORTAM OLUŞTURULMALI”

    Eğitim Sen Mersin Şube Sekreterİ Semih Gündoğdu eğitim öğretim yılının koronavirüs (Kovid-19) salgınının gölgesinde açıldığına dikkat çekerek, okulların salgın koşullarına hazır olmadığını söyledi. Gündoğdu, Türkiye’nin salgın süresince okulları en uzun süre kapatan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatarak taleplerini şöyle sıraladı:

    MEB bugüne kadar seyreltilmiş sınıf uygulamasına ilişkin olarak nasıl bir hazırlık içinde olduğunu, kaç yeni derslik yaptığını açıklamamıştır. Kalabalık sınıflar mutlaka seyreltilmelidir.

    Okullarımızın büyük bir çoğunluğunu oluşturan kalabalık okullarda, öğrenci ve öğretmen tuvaletlerinde gerekli genişletme yapılmalı, lavabo sayıları artırılmalı ve öğretmen odası sayıları ikiye çıkarılmalıdır. Sınıfların havalandırılması için kış aylarını da dikkate alan bir pencere sistemi tüm sınıflarda hayata geçirilmelidir.

    Maske, sabun ve diğer hijyen malzemeleri için okullarımızın öğrenci sayısına göre gönderilen 11.000 ile 12.000 TL düzeyindeki kaynağın kırtasiye ve diğer giderler de düşünüldüğünde yeterli olmadığı açıktır. MEB velileri kaynak olarak görmekten vazgeçmeli ve okullara yeteri kadar kaynak ayırmalıdır.

    Okullarımızda sağlıklı bir ortamın düzenli bir şekilde oluşturulması için yeteri kadar yardımcı personel kadrolu olarak derhal işe alınmalıdır.

    Zaman zaman temaslı veya hasta olabilecek öğretmenlerimizi de düşündüğümüzde öğretmen ihtiyacının giderilmesi için, bir an önce ve en az 100 bin öğretmen atamasının yapılması önemlidir. MEB’i ek öğretmen atamaları konusunda bir an önce açıklama yapmaya çağırıyoruz.

    Pandemi koşullarında 40 dakikalık ders sürelerinin azaltılması için eğitim emekçilerinin de görüşleri alınarak gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

    ADANA

    Eğitim Sen Adana Şubesi,  “Yaşam hakkı ile öğrencilerimizin eğitim hakkını riske atan eksiklikler için acil önlem alsın” şiarıyla İnönü Parkı’nda açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Hüseyin Kaya, hükümetin yüz yüze eğitimi için gerek tedbirleri alması gerektiğini vurguladı. Kaya, okulların yüz yüze eğitime ne kadar hazır olduğuna ilişkin tespit ve taleplerini açıkladı.

    MALATYA

    6 Eylül’de 2021-2022 yeni eğitim öğretim yılı için yüz yüze eğitim için Eğitim Malatya şubesi tarafından yapılan açıklamada, “Eğitim öğretim yılı Kovid-19 salgınının gölgesinde açılırken, okulların salgın koşullarına karşı hazır olduğunu söylemek mümkün değildir” denildi.

    Sendika binasında yapılan açıklamada yüz yüze eğitim için kaygılar paylaşılırken aşı içinde çağrı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • DHİBRA’dan 99 imzalı ve 19 dilde anadil günü metni

    DHİBRA’dan 99 imzalı ve 19 dilde anadil günü metni

    Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporla Ağı (DHİBRA) bileşeni 99 örgüt, kurum, platform 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla Türkiye’de var olan 19 anadil ile ilgili taleplerini duyurdu.

    Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı (DHİBRA) ve 99 imzacı, 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nde dil hakları önündeki engellerin ortadan kaldırılması ve anadiline ilişkin taleplerini kapsayan 19 dilli bir metin yayınladı.

    ANADİLİN ÖĞRENİLMESİ, KAMUSAL ALANDA KULLANIMI İÇİN ÖZGÜRLÜKÇÜ DÜZENLEMELER YAPILAMALI”

    DHİBRA’nın Abazaca, Adığece (Batı), Adığece (Doğu), Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Çeçence, Ermenice (Batı), Gürcüce, Hemşince, Kurmanci, Ladino, Lazca, Osetçe, Romeika, Rumca, Süryanice, Türkçe ve Zazaca duyurduğu açıklaması:

    “21 Şubat Uluslararası Anadili Günü vesilesiyle, anadilinin anlam ve önemi konusunda duyarlı sivil toplum özneleri olarak 2021 yılında da taleplerimizi dile getirmek için bir araya geldik.

    Türkiye’nin zenginliği olan tüm anadillerinin ve dilsel çoğulluğun herkes tarafından sahiplenilmesi ve desteklenmesi, farklılıklarımızla barış içinde bir arada yaşamanın güvencesidir. Dil hakları önündeki engellerin ortadan kaldırılması, demokrasinin olmazsa olmazlarındandır.

    Bu konuda duyarlı olması gereken devlet, toplum ve bireyler olarak herkesin üstüne büyük görevler düşmektedir. Yok olma tehdidi altındaki diller başta olmak üzere, farklı Türkiye dillerinin yaşaması için büyük fedakârlıkla çalışan kişi ve kurumların ülkenin kültürel zenginliğine katkısının kabul edilerek desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.”

    Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağının (DHİBRA) bileşenleri olarak bu bağlamda çağrımız şudur:

    1) Anadilinin öğrenilmesi ve kamusal alanda kullanımı için daha özgürlükçü hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı ve mevcut düzenlemeler engelsiz ve kararlı bir şekilde uygulanmalıdır.

    2) Yok olma tehdidi altındaki dillerin koruma altına alınması için somut adımlar atılmalı, bu konuda çalışan sivil toplum özneleri ivedilikle desteklenmelidir.

    3) Ülkede kullanılan farklı anadillerine ilişkin üniversitelerde kurulan birimler (bölümler, anabilim dalları ve enstitüler) yaygınlaştırılmalı ve mevcut birimler kaynak ve kapasite açısından geliştirilmelidir.

    4) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2 Eylül 1990’da yürürlüğe giren ve Türkiye tarafından 2 Ekim 1995’te onaylanan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin anadiline ilişkin üç maddesine Türkiye tarafından konulan çekinceler kaldırılmalıdır. Dil hakları, insan haklarının ayrılmaz parçasıdır.

     İmzacı Kurumlar:

    1864 Hafıza Merkezi

    Adana Çerkes Kültür Derneği

    Afşin Kafkas Kültür Derneği

    Agos Gazetesi

    Agos Ermenice Ek

    Alan Kültür ve Yardım Vakfı

    Ankara Çerkes Derneği

    Anadili Kadınları

    Antalya Çerkes Derneği

    Apoyevmatini Gazetesi

    Aramyan Okulundan Yetişenler Derneği

    Arap Alevi Meclisleri

    Aras Yayıncılık

    Arıkbaşı Köyü Kafkas Derneği

    Avesta Yayınevi

    Avlaremoz Platformu

    Aydın Kuzey Kafkas Kültür Derneği

    Bahçelievler Kafkas Çerkes Derneği

    Balıkesir Adığe-Çerkes Kültür Derneği

    Bianet

    Bolu Kafkas Derneği

    Bursa Çerkes Kültür Derneği

    Can TV

    Çerkes Kültürevi

    Çorum Kafkas Kültür Derneği

    Denizli Kafkas Kültür Derneği

    Diyarbakır Hak İnisiyatifi

    Düzce Adıge Kültür Derneği

    Ehliddar Kültür Merkezi

    El Amaneser Gazetesi

    Eskişehir Kuzey Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği

    Gazete Sabro

    Gaziantep Çerkes Derneği

    Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği

    Gor Hemşin Kültür Dil Tarih Dergisi

    Göç ve İnsani Yardım Vakfı

    Göksun Çerkes Derneği

    Gönen Kafkas Kültür Derneği

    Gürcü Dil Merkezi

    Gürcü Haber Portalı

    Gürcü Kültür Merkezi

    Hamamözü Çerkes Derneği

    Hemşin Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği

    Heyamola Yayınevi

    İnegöl Çerkes Adığe Kültür Derneği

    İskenderun Çerkes Derneği Adığe Khase

    İsmail Beşikci Vakfı

    İstanbul Arap Alevi Meclisi

    İstanbul Kafkas Kültür Derneği

    İstos Yayınevi

    Weşanên J&J (J&J Yayınları)

    Jıneps Gazetesi

    Kafkas Dernekleri Federasyonu

    Karacabey Kuzey Kafkasya Kültür Derneği

    Karadeniz Ereğli Kafkas Kültür Derneği

    Kayseri Kafkas Derneği

    Kiçir Adıge Derneği

    KoyuSiyah Yayıncılık

    Kürt Araştırmaları Derneği

    Komeleya Wêjekarên Kurd

    Kürt Yazarlar Derneği

    Kültürel İncelemeler ve Toplumsal Araştırmalar Derneği

    Laz Kültür Derneği

    Manisa Çerkes Kültür Derneği

    ma music Center

    Mersin Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği

    Marje Podcast

    Medya Kitabevi

    Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği

    Mezopotamya Eğitim Bilim Sanat Sağlık ve Kültür Vakfı

    Mızağe Dergi

    Mustafa Kemal Paşa Çerkes Kültür Derneği

    Nazilli Kafkas Kültür ve Dayanışma Derneği

    Nor Zartonk (Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği)

    Ogni Dergisi

    Önce Çocuklar Derneği

    Perperik Müzik Topluluğu

    Pomak Enstitüsü

    Rengarenk Umutlar Derneği

    Rosa Kadın Derneği

    Rum Vakıfları Derneği

    Sakarya Kafkas Kültür Derneği

    Samsun Çerkes Derneği

    Sardamond Kültürel Araştırma Grubu

    Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı

    Sefarad Kültürü Araştırma Merkezi

    Soma Kafkas Kültür Derneği

    Susurluk Kafkas Derneği

    Süryani Dernekleri Federasyonu

    Tokat Çerkes Derneği

    Turhal Kafkas Kültür Derneği

    Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu

    Uncire Dergisi

    Uzunyayla Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği

    Vejiyaişê Tiji (Tij Yayıncılık)

    Vomank

    Weşanxaneyê Vateyî (Vate Yayınevi)

    Yaşam Bellek Özgürlük Derneği

    Zan Sosyal Siyasal İktisadi Araştırmalar Vakfı (RT)

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Ekonomik olarak teslim alınanlar, Alevileri asimile etmek için görevlendiriliyor’-VİDEO

    ‘Ekonomik olarak teslim alınanlar, Alevileri asimile etmek için görevlendiriliyor’-VİDEO

    PİRHA – Alevilere yönelik yıllardır uygulanan asimilasyon politikalarının devam ettiğini belirten Yamanlar Cemevi Başkanı Bozkurt, devletin yıllardır sistematik olarak Alevileri kendi içinde bölüp yönettiğinin altını çizdi. Bozkurt, “Üç beş kişiyi devlet ekonomik olarak teslim alıyor, kendisine bir görev veriyor. Bu kişiler, Alevileri şu veya bu şekilde devletin Alevisi yapma görevlerini alıyorlar” dedi.

    Haberin Videosu

    Kimi çevrelerin Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri ve iktidarın tutumu, yapılan ayrımcılık tepki çekiyor.

    İzmir’de bulunan Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevilere yönelik yapılan asimilasyon faaliyetlerini değerlendirdi.

    “İNANÇ DAYATILMAZ”

    Alevilerin yaşam kriterinin ‘yaşamak istediği gibi yaşamak, inanmak istediği gibi inanmak’ olduğu ilkesini anımsatan Bozkurt, bunun evrensel bir kriter olduğunu ve herkesin uyması gerektiğinin altını çizdi.

    Bozkurt, “Medeni toplumlarda herkes inancını, yaşamını kendi belirler. Tabi devlet olmanın ana kriterleri var eğitimin de ana kriterleri var ancak bunlar eğitim dersleri ile ilgilidir ama inançsal olarak hiçbir gelişmiş ülkelerde inanç dayatılmaz” dedi. Bozkurt, ilkokulda zorunlu din derslerini almaya mecbur kaldığını, sınıfı geçmek için duaları ezberlediklerini belirterek, “Ancak bugün baktığımızda yüreğimizde o aşk olmadığı için hepsini unutmuşuz. Çünkü biz onu hissetmiyoruz. Ama Alevilikle ilgili baktığımızda kendimizi haktan, hukuktan, hoşgörüden yana, o yola adamışız öyle düşünüyoruz” diye konuştu.

    “DEVLET TARİKATLARI DESTEKLİYOR”

    Tarikatlarda yaşanan cinsel istismarlara da değinen Bozkurt, “Bugün Diyanete bakın cemaatler kuruluyor, tarikatlarda yaşanan cinsel istismarlar var. Tarikatların gittikçe gün açığına çıkması ve biri kapatılınca diğerinin başka isimler altında açılması kendiliğinden gelişmiyor. Bunları devlet destekliyor. Devlete baktığınızda, bunun ülke gelişimiyle, ekonomisiyle ve değerleriyle uzak olduğunu onlarda biliyor ama konu din üzerinden istismar yani kendilerini var etme çabaları” diye konuştu.

    Bozkurt, Türkiye’de demokrasinin olmadığını gelen otoriter hükümetin de kendi varlığını devam etmesi için kendi ideolojisini dayattığına vurgu yaptı.

    “DEVLET ALEVİLERİ BÖLEREK YÖNETİYOR”

    Devletin yıllardır sistematik olarak Alevileri kendi içinde bölerek yönettiğini kaydeden Mehmet Bozkurt, şunları söyledi:

    “Üç beş kişiyi devlet ekonomik olarak teslim alıyor, kendisine bir görev veriyor. Bu kişiler, Alevileri şu veya bu şekilde devletin Alevisi yapma görevlerini alıyorlar. Bunu Türkiye’de yapanlar var. Bunun için Aleviler kendi içindeki birliktelikle uğraşırken devlet içindeki hak taleplerini ötelemiş oluyorlar. Oysa ki Alevi örgütleri bunu çok iyi bilmeleri gerekiyor, yıllardır sistematik olarak bu yapılıyor.”

    Devletin yaptığı Alevi çalıştaylarına da değinen Bozkurt, Alevilerin yasal haklarının güvence altına alınması ile ilgili yapılan çalıştaylara katılanlar arasında örtüşmeyen taleplerin ortaya çıktığını ve devletin de bunu kullanarak Alevilere, “Gidin kendi aranızda ne istediğinizin söz birliğini yapın gelin” dediğini kaydetti.

    Yıllardır Alevilerin tek talepte birleşerek hakkını talep etmediğini kaydeden Bozkurt, “Bu böyle olunca da taleplerimiz ötelenmiş oluyor asimilasyon da ne yazık ki devam  diyor. Bizler taleplerimizden ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Demokrasiyi var edeceksek, yaşanır bir ülke düşünüyorsak Alevilik inancı ve öğretisini Alevilerin Aleviliği yaşama imkanını, koşullarını yaratmamız gerekiyor. Demokrasinin yolu Alevilikten geçiyor” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • PSAKD: Grup Yorum üzerindeki baskılara son verilsin! Ölümler durdurulsun!

    PSAKD: Grup Yorum üzerindeki baskılara son verilsin! Ölümler durdurulsun!

    PİRHA – Grup Yorum üzerindeki baskıların son bulması ve taleplerinin kabul edilmesi için iktidara çağrı yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, İbrahim Gökçek’in sağlık durumunun kritik bir aşamada olduğuna dikkat çekti. 

    İktidarın baskılarına, tutuklanmalarına ve konserlerinin yasaklanmasına karşı 288 gündür ölüm orucunda olan Grup Yorum üyesi Helin Bölek, dün yaşamını yitirdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, ‘Grup Yorum Üzerindeki Baskılara Son Verilsin! Ölümler Durdurulsun!’ başlığıyla yazılı açıklama yayımladı.

    Açıklamada, ölüm orucunun 288. gününde yaşamını yitiren Grup Yorum üyesi Helin Bölek’in ailesine, sevenlerine, yakınlarına ve yoldaşlarına başsağlığı dileklerinde bulunup “Helin Bölek özgürlük türkülerimizde yaşayacaktır” denildi.

    Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek’in konser yasaklarının kaldırılması, tutuklu arkadaşlarının serbest bırakılması, haklarında açılan davaların düşürülmesi, kültür merkezlerine yönelik baskınların ve tüm baskıların son bulması talepleriyle ölüm orucuna başladıkları hatırlatılan açıklamada, taleplerin son derece haklı ve anayasal olduğunun altı çizildi.

    “BASKILARDAN DOLAYI GRUP YORUM SANATINI İCRA EDEMİYOR”

    Türkiye’de tek adama dayalı iktidar anlayışı tarafından hukuk kullanılarak keyfi uygulamalarla muhalif kesimlerin hedef alındığına dikkat çekilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Asgari düzeyde demokratik nitelikler taşıyan bir devlette konserler keyfi olarak yasaklanmaz, insanlar haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklanmaz ve kültür merkezleri sürekli olarak baskına uğramaz. Ancak ülkemizde tek adam rejimine dayalı baskıcı, totaliter ve antidemokratik iktidar anlayışı hukuku ayaklar altına alarak keyfi ve haksız uygulamalarla bütün ilerici demokrat muhalif kesimleri hedef almaktadır. Yıllardır ülkemizde emekçilerin, ezilenlerin ve yoksulların sesi olan, onların yaşadıklarını incelikle işleyip türkülere döken Grup Yorum da bu baskılardan fazlasıyla nasibini almıştır. Baskılardan, yasaklardan ve tutuklamalardan kaynaklı olarak Grup Yorum artık sanatını hiçbir şekilde icra edemez hale getirilmiştir. Grup Yorum üyesi sanatçı canlarımız da sanatlarını yapabilmek ve türkülerini söyleyebilmek için direnişe geçmişlerdir. Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek haklı talepleri için ölüm orucuna başlamışlardır. Ancak siyasal iktidar bu haklı taleplere ısrarla kulaklarını tıkamıştır. Siyasal iktidarın bu insanlık dışı tavrı yüzünden genç ve değerli bir sanatçı olan Helin Bölek canımızı kaybettik. İbrahim Gökçek’in sağlık durumu ise oldukça kritik bir durumdadır. ”

    “SOSYAL MEDYADAN GRUP YORUM’UN SESİNE SES OLALIM”

    Siyasal iktidarın derhal bu talepleri kabul etmesi çağrısında bulunulan açıklamada, koronavirüs tehdidinden kaynaklı yan yana gelme şansının olmadığına dikkat çekilerek Grup Yorum’un sesine ses olunması için  sosyal medyadan veya TV’lerden gerekli taleplerin dile getirilmesi istendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Grup Yorum üyeleri için İçişleri Bakanlığıyla görüşüldü

    Grup Yorum üyeleri için İçişleri Bakanlığıyla görüşüldü

    İnsan hakları savunucularından oluşan bir heyet, Grup Yorum üyelerinin sürdürdüğü açlık grevine dair İçişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüştü. Heyet, yetkililerin “açlık grevinin sonlandırılması halinde taleplerin değerlendirileceğini” ilettiğini aktardı. 

    İnsan hakları savunucularından oluşan bir heyet, açlık grevinde olan Grup Yorum üyelerine dair İçişleri Bakanlığı ile yapılan görüşmeye dair yazılı açıklama yaptı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, şair Ahmet Telli ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer imzasıyla paylaşılan açıklamada, Grup Yorum üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek’in cezaevlerinde başlattıkları süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini tahliye olmalarına rağmen evlerinde 284 gündür sürdürüldüğü vurgulandı.

    “KOÇAK KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ KALDI”

    İzmir Kırıklar Cezaevi’nde tutulan Mustafa Koçak’ın da açlık grevini süresiz ve dönüşümsüz olarak 269 gündür sürdürdüğü hatırlatılan açıklamada, “Mustafa Koçak İzmir Şakran T 2 Cezaevi’nde açlık grevini sürdürürken 12 Mart 2020 tarihinde zorla kampüs revirine yatışı yapılmış ve isteği dışında tıbbi müdahale yapılmak istenmiştir. Tıbbi müdahaleyi reddettiği için zorla yatağa bağlanmış, işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranış yasağı kapsamında değerlendirdiğimiz müdahaleler gerçekleştirilmiş ve sonuçta tedaviyi kabul etmemesi üzerine zorla müdahaleden vazgeçilmiştir. Ancak Şakran Cezaevi’nden İzmir Kırıklar Cezaevi’ne isteği dışında ve avukatları ile ailesine haber verilmeden sevk edilmiştir. Mustafa Koçak’ın dava dosyası Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde görüşülmeyi beklemekte olup avukatlarının talebi ile Adli Tıp Kurumu’na sevki beklenmektedir” ifadeleri yer aldı.

    Müvekkilleri ve kendilerinin adil yargılanması talebiyle Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi Barkın Timtik, Ebru Timtik, Oya Arslan ve Aytaç Ünsal açlık grevini sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Grup Yorum üyelerinin kamuoyuna açıkladıkları talepleri önceden suçlu ilan edilmemek ve bu kapsamda konserlerinin yasaklanmayarak adil yargılanma hakkından istifade etmektir. Taleplerini bu şekilde özetleyebiliriz. Aynı şekilde Mustafa Koçak ve açlık grevindeki avukatlar da özellikle adil yargılanma konusunda taleplerini kamuoyuna açıklamışlardır” denildi.

    Açlık grevinde bulunanların durumlarını görüşmek üzere bir heyet oluşturulduğunu ve bu heyetin İçişleri ve Adalet Bakanlıkları ile TBMM Başkanlığı ve AKP Başkanvekilliğinden randevu talep ettikleri kaydedilen açıklamada, İçişleri Bakan Yardımcısı ile bir görüşme gerçekleştiği belirtildi.

    “BIRAKSALAR TALEPLER DEĞERLENDİRİLECEK”

    Açıklamada, görüşmenin detayları şöyle aktarıldı: “Görüşme esnasında Grup Yorum üyelerinin konser yasaklarının kaldırılmasına dair beklentinin karşılanması ifade edilmiştir. Bunun dışında sağlık durumu oldukça ciddi olan Mustafa Koçak’ın yasal ve meşru talebi olan Adli Tıp Kurumu’na sevki ve Adli Tıp Kurumu’nun vereceği rapor doğrultusunda (mevcut hali ile hapishanede kalamayacağı göz önüne alınarak) tahliye edilmesi ve dava dosyasının adil yargılanma ilkeleri doğrultusunda ele alınması isteği belirtilmiştir. Açlık grevinde bulunan avukatların ise en temel talebi olan adil yargılanma hakkının dava dosyalarının bulunduğu Yargıtay tarafından titizlikle ele alınacağına dair beklenti ifade edilmiştir. Görüşme esnasında sayın bakan yardımcısı heyetimizi dikkatlice dinlemiş ve sorunun etraflıca ele alınmasına olanak veren bir toplantı yapılmıştır. Daha sonra yapılan görüşme İçişleri Bakanı ve yardımcıları tarafından değerlendirilmiş ve heyetimize geri dönüş yapılmıştır. Heyetimize açlık grevinde bulunanların açlık grevlerini bırakmaları halinde taleplerinin değerlendirileceği ifade edilmiştir. Bütün bu süreç heyetimiz tarafından açlık grevinde bulunan Grup Yorum üyelerine ve açlık grevindekilerin avukatlarına aktarılmış ve gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır.”

    “SİYASİ İKTİDAR SORUMLU DAVRANMALI”

    Heyet olarak açlık grevinde bulunanların taleplerinin öncelikle insani ve hak temelli talepler olduğu vurgulanan açıklamanın devamında şöyle denildi: “Bu taleplerin en temel haklardan olan sağlık ve yaşam hakkının korunması, adil yargılanma hakkının yerine getirilmesi çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtmeliyiz. Dolayısıyla devlet kurumlarının mevcut duruma bu çerçeveden bakmaları faydalı olacaktır. Açlık grevinde bulunan Grup Yorum üyeleri, Mustafa Koçak ve avukatların sağlıkları oldukça ciddi durumdadır. Yaşam haklarının tehlike altında olduğu böylesi bir ortamda yukarıda özetlemeye çalıştığımız taleplerinin rahatlıkla yerine getirilebileceğini belirtiyor, siyasi iktidarı ve kamuoyunu sorumlu davranmaya davet ediyoruz.”

  • ‘Alevi Örgütlerinin değişime ihtiyacı var’

    ‘Alevi Örgütlerinin değişime ihtiyacı var’

    PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi’nin düzenlediği ‘Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları Çalıştayı’nın ikinci gününde Alevi hareketinin bugünkü durumu ve geleceğin örgütlenme modellerine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. 

    PSAKD Ataşehir Şubesi tarafından gerçekleştirilen ‘Alevilerin Hak Mücadelesinde Yeni Yol ve Yöntem Arayışları Çalıştayı’ ikinci gününde de devam etti.

    ‘Alevi hareketinin bugünkü durumu ve geleceğin örgütlenme durumu’ başlığı altında yeni dönemde nasıl bir mücadele hattı ve örgüt modelinin uygulanması gerektiği tartışıldı.

    Çalıştayın ikinci gününde PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Tokat Şube Başkanı Muharrem Erkan ve PSAKD Ataşehir Şube Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Gülüm konuşmacı olarak katıldı.

    “CEMEVLERİ, ALEVİLERİN ŞEHİRDEKİ KALESİDİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan yaptığı konuşmada, PSAKD’nin çalışmalarına değindi.

    Kaplan, şöyle konuştu:

    “Sahada çok belirgin mücadele verdik ancak o üç tane büyük mitingin örgütlere dönüşünü sağlayamadık. Çok sığ tartışmalar çerçevesinde Aleviler siyasete müdahalede bulunuyor başlıkları altında maalesef o çalışmalar heba etti. Alevilerin hak mücadelesi durup dururken beş kişiyle olmadı büyük Alevi kurultayları sonucu şekillendi. Büyük mücadeleler verdik, büyük bedeller ödedik. O zamanki Alevi kadroları ve Pir Sultan Abdal kadroları gerçekten özveriyle çalıştılar. Hepimiz hata yaparız. Örgütü yönetirken herkes hata yapmıştır insan oğluyuz. Ama bile bile hata yapmayacaksın. Sokaktan Alevilerin çekilmelerini sokaktaki örgütlerimizin sokağa çıktıklarında yanındaki mahalleden birinin gelmesinin nedeni Aleviler sınıf değiştirdi. Buna göre örgütlenme yapılmalı. Cemevleri konusu 1996 yılına kadar yeterince tartışıldı. Şehir koşullarında Alevilik, cemevlerimiz ne getirir ne götürür tartışıldı. Bu tartışmanın sonucu,  cemevleri Alevilerin şehirlerdeki kalesi olabilir, yapılmalıdır, yapan örgütlere destek verilmelidir. Cemevlerimiz kalelerimiz olabilir. Ama sorunlarımız var. Cemevlerimizin sokakla ilişkisi kesildi. Açıklamaları cemevi bahçesinde yapıyoruz. Cenaze erkanı, hayır yemekleri için gelenleri biz örgütlü Alevi sayıyoruz. Oysa cemevlerine baktığımızda mahallede, sokakta neler oluyor haberimiz yok.”

    “AMAÇLARIMIZI BELİRLEMEMİZ GEREKİYOR”

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ise, yaygın dergilerde “Aleviliğin bitişi diye, Alevilik sönmüş” diye manşetler atılıyorken, her şeye rağmen bugün tüm dünyada Alevi örgütlenmesi var ama biz şimdi geldiğimiz noktada sağlıklı bir şekilde tartışıp bu gidişat nasıl bir gidişattır amaçlarımız bu muydu bizim, dememiz gerekiyor” dedi. 

    Öker, “Hangi cemevini alırsak alalım, eleştirdiğimiz noktalar olmakla birlikte 30 yıl önce burası 1 Mayıs bu bölge Alevilerin yaşamı açısından huzur içerisinde mutluluk içerisinde değildi. Bugün en azından yanlış gördüğümüz ne olursa olsun, her şeye rağmen bundan önceki yıllardan daha da avantajlı bir noktadayız, medeni şekilde başımızı sokabileceğimiz, medeni bir şekilde Alevi değerlerini yaşatabileceğimiz toplumsal örgütlenme var” diye konuştu. 

    “YENİ BİR ÖRGÜTLENME TARZINA İHTİYAÇ VAR”

    Yeryüzünde tüm toplumsal kesimlerin sorunların olduğunu belirten Öker,  “Alevi dünyası toplumsal noktalardan bağımsız değil, toplumsal muhalefet anlamında bir geri çekilme durumu bütün dünyada yaşanıyor. Cemevi avlularında açıklama yapmak zorunda kalıyoruz, sokağa neden çıkmıyoruz. Bu bir geçiş süreci. Eleştirel yaklaşımlar tabi ki olmalı ancak kendi değerlerimizi ayaklar altına alınacak yaklaşımlara karşı da duruş sergilememiz gerekiyor. Bir dönem örgütlenmesi yaşandı, amacına ulaştı ve şimdi de yeni bir örgütlenme tarzına ihtiyaç var. 30 yıllık çalışmalarımızda gelecek 30 yıla aktaracak çalışmamız yok. Bu Aleviliğin bitişi olmayacak, yeryüzünde son bir haftada yaşananlarla önümüzdeki yıllarda neler yaşanacağını söyleyebilir misiniz söyleyemezsiniz” diye konuştu. 

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN SİYASETLE DOĞRU İLİŞKİ KURMASI GEREKİR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, Her türlü toplumsal muhalefetin dibe vurduğu bir noktadayız. Ama biz de dipteyiz. Buradan çıkmanın yol ve yöntemlerini bulmak zorundayız. Örgütlerin, özellikle Alevi örgütlerinin siyasetle ilişkisini doğru kurması gerekmektedir. Derneklerimiz siyasi partilerin arka bahçesi olmamalıdır ya da yükselme tahtasına dönüştürülmelidir. Ama derneklerin siyaset yapmaları gerekiyor. Aleviliğin siyasetini yapmalıdırlar. Biz bir siyaset merkezi haline gelmek durumundayız, siyaset üreten bir yer haline dönüşmeliyiz. Fakat birilerinin siyasetini değil bir yerlerden medet uman değil, siyaset üreten siyasette belirleyici rol oynayan bir noktada olmalıyız. Ne yazık ki birilerinin belediye meclis üyesi olabilmesi için Alevi kurum başkanları imza verdi. Bu bizim anlattığımız siyaset tarzı değil. Çözümsüz değiliz, çözüm kendi ellerimizde” diye konuştu. 

    “İLETİŞİM AĞLARINI GÜÇLENDİRMEK GEREKİR”

    Alevi örgütlenmesinde iller ve bölgeler arası iletişimin hızlandırılması gerektiğini savunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tokat Şube Başkanı Muharrem Erkan, “İletişim ağlarını güçlendirmek gerekir. Ortak etkinlikler yapma alışkanlığını bu örgüt üstlenmelidir. Mesela bu girişim önemlidir” dedi.

    Erkan şöyle devam etti:

    “Alevi gibi yaşayıp Sünni gibi de cenazemiz oluyor. Örneğin, cenazenin namazı olmaz dendiği zaman en çok tepkiyi Alevilerden alıyoruz. Bununla ilgili Kardeniz’de çalışma başlattık. Uzun sürüyor ama güzel dönüşleri oluyor. Bunun için en önemli şey gidip görmek, sorunları yerinde incelemek ve yanında olmak.

    Alevilikte rızalık kavramına önemli olduğunu söyleyen Erkan, Alevilerde ortaklaşma kültürünün varlığından bahsetti.

    “BUGÜNÜ İYİ DEĞERLENDİRMEYE İHTİYAÇ VAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Gülüm de örgütlenme sürecinin artık değişmesinin gerekliliğine değinerek şu aktarımlarda bulundu:

    “Alevi örgütlerinin yaşadığı problemlere ilişkin herkes söz söylüyor. Diğer konuşmacılarında belirttiği gibi 30 yıllık bir geçmiş var ve bu sürecin artık değişmeye ihtiyacı var. Bu değişim yolda yeni bir değişim değil, aslında bugüne kadar yürüttüğümüz kent kır ilişkisinin yeniden belirlenmeye ihtiyacı var.

    30 yıl önce buralara gelip bu kurumlarımızı kurduk, şimdi bu süreç içinde bir sürü sorun oldu. En temel sorun kadın sorunudur. Kadınların yönetimlerden uzaklaştırılması sorunu en temeldir. Yeniyi tarif ederken bugünü iyi değerlendirmeye ihtiyaç var.”

    “DİYANET İLE GÖRÜŞMEYE TEPKİ: BU ÇİZGİ ALEVİLER TEMSİL ETMİYOR”

    Gülüm, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

    “Örgütümüz son birkaç yıldır demokratik mutevadan uzaklaştırıldı. Bu uzaklaştırma bizim tespitimize göre örgütün rotası kırıldı. Bu devletin aklı her yere müdahale ettiği gibi Alevi örgütlerine de müdahale etti. Nasıl oldu bu süreç Doğan Demir’in AKP ile iş birliği içinde olduğunu  İçişleri Bakanı ile görüştüğünü herkes biliyordu ama ben duymadım, görmedim meselesine geldi durum.

    Sonra ABF İnanç Kurulu Başkanı Diyanet ile görüştü. Ben görüşürüm dedi, ABF başkanımızda görüşürüm dedi. Öncelikle bu çizgi kendini mahkum edecek. Bu çizgi Alevileri temsil etmiyor. Bahsettiğimiz yönetsel meselelere tam da buradan uzaklaşarak buraya geldik.

    Örgütlerde oluşan tıkanıklar örgütlerimizin olumsuz olduğu anlamına gelmez. Bugün eşit yurttaşlık meselesi artık hiç konuşulmuyor. Alevilik bir kimlik meselesidir diyenler buradan uzaklaştı. Bir şekilde içten asimilasyonun geliştiği bir hale geldik. Çözüm nasıl olacak. Birincisi seçim meselesi değişmelidir. Alevilerin olduğu her yerde seçim bölgesel olmalıdır. Alevi örgütleri her şeyi kendi gibi görme şeklinden uzaklaşmalıdır. Alevi demografisinin değiştiğinden yanayım. Aleviler kentten kırlara ve köylere geri dönüyor.”

    Gülüm, Alevi Dergahları meselesi, eşit yurttaşlık ve kimlik meselesi, katliamlarla yüzleşme meselesi, iki dönem kuralı konularının gündeme getirilmesini talep etti.

    Çalıştay izleyicilerin görüşlerini dile getirmesiyle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevilerden açıklama: Cemevi önündeki cami hoparlörleri kaldırılsın-VİDEO

    Alevilerden açıklama: Cemevi önündeki cami hoparlörleri kaldırılsın-VİDEO

    PİRHA- Ayazağa Cemevinde kahvaltılı toplantıda bir araya gelen Aleviler, Adıyaman ve Kars’taki Alevi asimilasyonunu hatırlatarak Alevi inancına yönelik saldırıların devam ettiğine dikkat çektiler.

    Haberin Videosu

    Alevi kurumları Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Ayazağa Şubesi’nde kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Toplantıya HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Dursun Önal, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu ve İstanbul’da bulunan cemevi yöneticileri, HBVAKV şubeleri katıldı.

    Toplantıda HBVAKV Ayazağa Şube Başkanı Celal Özer, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, DAD Genel Basın Sekreteri Bülent Felekoğlu, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat, ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül ve HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez birer konuşma yaptı.

    Moderatörlüğünü Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu yaptığı toplantıda genel olarak Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı bir Alevi köyü olan Aşağısallıpınar Köyü’ndeki cami inşaatı ve Adıyaman’da bir okulda Menzil tarikatına mensup öğretmenlerin Alevi öğrencilere yaptıkları namaz kılma baskısı konuları üzerinde duruldu.

    Asimilasyonun hız kazandığına vurgu yapılan toplantıda birlik ve beraberlik çağrıları yapıldı. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yaptığı askeri operasyona da değinilen toplantıda bu süreçte orada yaşayan Alev halklarının olumsuz etkileneceği vurgulandı. Tüm kurumlar adına ortak basın metnini HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez okudu.

    “ALEVİ İNANCINA SALDIRILAR DEVAM EDİYOR”

    Asimilasyona vurgu yapan Geçmez, “Gün olmuyor ki Alevilere ve inançlarına saldırı olmasın. Yıllardır ülkemizin çeşitliliğini koruyabilmek ve bu çeşitlilik içinde birlikte yaşayabilme mücadelesi veriyoruz. Ama ne yazık ki biz bunu savundukça buna karşı devletler bizlere ve inancımıza saldırılara devam etmektedir” diye konuştu.

    ADIYAMAN VE KARS’TAKİ SORUNLAR

    Adıyaman ve Kars’taki olayları hatırlatan Geçmez, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Son günlerde Adıyaman Gölbaşı ilçesine bağlı Belören Beldesi’nde bulunan çok programlı lisesi müdürü öğrencilere menzil tarikatına bağlı Semerkant dergisini okuması için dağıttı. Kız öğrencilerin erkek öğrencilerle konuşması yasaklandı. Beden eğitimi dersi ise kız öğrencilere tamamen yasaklandı. Okul müdürü ve rehber öğretmenin Alevi öğrencilerine namaz kılması için baskı yaptığı görülmektedir.

    Yine Kars Sarıkamış ilçesinde Alevi Köyü olan Aşağısallıpınar Köyü’ne Kaymakam “Hizmet Almak istiyorsanız köyünüze Cami yapalım! Yoksa hizmet yoktur” sözünü sağlanacak hizmete karşılık Alevi Köyüne cami inşaatına başlıyorlar. Bunu da muhtarın istediğini beyan ediyor.

    CEMEVİ ÖNÜNDEKİ KORSAN HOPARLÖR

    Türkiye’nin değişik yerlerinde köylere ve merkezlere cami yapılmasa bile merkezi sistemle ezan okutulmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz cemevinde de yine böyle bir sorun yaşanmaktadır.

    Herkes bilir ki Aleviler namaz kılmaz niyaz eder. Yine herkes bilir ki Alevilerin ibadethanesi cami değil cemevidir. Şayet Kars’taki muhtar gibi düşünenler varsa Alevi inancının yolunu terk etmektedir.”

    TALEPLER

    Her türlü asimilasyon politikasının insanlık suçu olduğunu ifade eden Geçmez, taleplerini de şöyle sıraladı:
    Talebimiz, Adıyaman’daki okul yetkililiklerin derhal görevden uzaklaştırılması, Sarıkamış Kaymakamı’nın biran önce açığa alınması, Sarıkamış’taki cami inşaatının cemevi inşaatına çevrilmesi, Türkiye’nin değişik yerlerinde cemevi önlerine konulan cami hoparlörlerinin kaldırılmasını talep ediyoruz. PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi hareketi kendini yenilemekte zorlanıyor’-VİDEO

    ‘Alevi hareketi kendini yenilemekte zorlanıyor’-VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütlenmesini değerlendiren Gazeteci -Yazar Necdet Saraç, 30 yıllık Alevi örgütlenmesinin önemli işler başardığını ancak kendini yenilemesi gerektiğini söyledi.  Saraç, “Alevi hareketi dünkü tahlillerle bugüne müdahale edemez” dedi. 

    Haberin videosu

    Avrupa’da ve Türkiye’de Alevi kurumlarında merkezi düzeyde yöneticilik yapan Gazeteci-Yazar Necdet Saraç, Alevi örgütlenmesini değerlendirdi.

    Türkiye’nin 1950’lerden sonra kentleşmeye başladıktan sonra adım adım Alevilerle daha sonra Alevi örgütleriyle tanıştığını belirten Saraç, 30 yıllık Alevi örgütlenmesinin önemli işler başardığını, Alevilerin varlığını ve çözülmesi gereken sorunların olduğunu herkese duyurduğunu kaydetti.

    Alevi taleplerinin Türkiye’de uygulanmadığını ancak cemevleri meselesinin meşru bir zemine oturduğunu belirten Saraç, Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri meselesinin ise sürece yayıldığı için dezavantaj oluşturduğuna dikkat çekerek, Alevi hareketinin bunların üzerine tekrar gitmesi gerektiğini vurguladı.

    “ALEVİ HAREKETİ YENİ ÇALIŞMALAR YAPMALI” 

    Alevi hareketinin klasik dernek örgütlenmesiyle bugünkü sürece müdahale etmesinin mümkün olmadığını ifade eden Necdet Saraç, Alevi hareketinin iki önemli sorununa işaret ederek, “Bir tanesi örgütsel olarak Alevi hareketi kendisini yenilemekte zorlanıyor. İkincisi ise taleplerinin hayat bulması noktasında yeni hamleler yeni çalışmalar hayata geçirmesi gerekiyor. Bu da düşünsel olarak yeni bir programla yeni bir perspektifle buluşması anlamına geliyor. Bunu Alevi hareketinin masaya yatırıp kırmadan dökmeden konuşuyor olabilmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkede Alevi hareketinin başardığı işler yönünde başarmadıklarını da görüyoruz” dedi.

    Yeni modeller üzerinde tartışılması gerektiğinin altını çizen Saraç şöyle devam etti:

    “Alevi dünyasında dün de, bugün de yarın da hem Aleviliğin yorumlanması noktasında hem de siyasi teknik olmaz. Bu Aleviliğin doğasına aykırı. Bugün de yarın da insanlar siyasal, sınıfsal pozisyonlarına göre bulundukları yere göre Aleviliği yorumlayabilirler. Sizin kırmızı çizgileriniz olur onları korursunuz; ırkçılık, faşizm gibi ama kırmızı çizgiler dışındaki bütün gücü bir araya getirip yeni modeller üzerinde tartışabilmek gerekiyor.
    Alevi dünyasında dergah modeli tartışılabilecek modellerden bir tanesiydi. Dünkü dergah modelleri kuşkusuz 2000-2019’ler Türkiye’sinde bire bir uygulanır mı? Kuşkusuz uygulanamaz ama bir biçimde oradan feyz alınabilir. Onun dışında inanç örgütlerinin oluşturduğu modeller var, Kilise modeli. Bunlar geniş kapsamlı modeller yani yalnızca dini örgütlenme olmaktan çıkıyor. Kuşkusuz dinin orada da etkisi var ama çocuklara yönelik yuvalar yapıyorlar, kreşler, hastaneler yapıyorlar vb. çalışmalar yapıyorlar.”

    Alevilerin yeni cemevleri açma çabasının yerine öğrenci yurtları üzerinde kafa yormaları gerektiğini kaydeden Necdet Saraç, Alevi örgütlerinin özellikle başarılı üniversite öğrencilerine yönelik burslar üzerine kafa yorması ve Alevilikle ilgili araştırma yapan öğrencilerin desteklenmesi gerekliğini belirtti.

    İZMİR/PİRHA

     

     

  • Malatya’daki KESK üyeleri ‘Toplu sözleşme’ görüşmeleri öncesi taleplerini sıraladı

    Malatya’daki KESK üyeleri ‘Toplu sözleşme’ görüşmeleri öncesi taleplerini sıraladı

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Malatya Dönem Sözcüsü Zuhal Güler; “Kamu emekçileri ve emeklikleri olarak önemli bir sürece giriyoruz. 2020-2021 yıllarını kapsayan ‘Toplu Sözleşme’ görüşmeleri 1 Ağustos 2019 Perşembe günü başlayan, 3 milyon kamu emekçisi ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisinin gözü kulağı kurulacak masada olacak” dedi.

    KESK üyeleri 2020-2021 yıllarını kapsayan ‘Toplu Sözleşme’ görüşmeleri kapsamında taleplerini sıraladı. Malatya Tren garı önünde yapılan açıklamaya konfederasyona bağlı sendika temsilcileri ile bazı STK temsilcileri de destekte bulundu.

    “FATURA EMEKÇİLERE KESİLİYOR”

    SES Malatya Şube Başkanı ve KESK dönem sözcüsü Zuhal Güler, ekonomik krizin faturası emekçilere kesiliyor diyerek şunları söyledi;

    “Bilindiği üzere bugüne kadar mevcut iktidar ve bu iktidarın ‘sendikamız’ diye tanımladığı yapı arasında 2012 yılından bugüne tam dört kez danışıklı dövüş oyunlarına dayalı mutabakatlar imzalanmıştır. Söz konusu mutabakatlarda; insanca yaşamaya yetecek bir ücretten, güvencesiz, sözleşmeli istihdama son verilmesine, gelir vergisi adaletsizliğinin ve ek gösterge adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasından ek ödemelerimizin emekli aylıklarımıza yansıtılmasına kadar hiçbir temel sorunumuz çözülmemiştir. Bugün kamuya kadrolu personel alımı durma gelmiştir. Kamu emekçilerinin sözleşmeli, kadro karşılığı sözleşmeli, geçici sözleşmeli, vekil ve ücretli gibi farklı biçimlerde güvencesiz istihdamı artarak sürmektedir. Hükümet yılardır kadro talep eden sözleşmelilerin sesine kulak tıkamaya, oyalama taktikleri geliştirmeye devam etmektedir. Nitekim bugünlerde TBMM’de görüşülmesine devam edilen torba yasa sadece 4+2 olarak bilinen sistemle sözleşmeli istihdam edilenleri kapsamaktadır. Buna göre altı yıl boyunca ailesinden koparılanların 3+1 sistemi ile yani ceza indirimi ile yetinmesi beklenmektedir. TÜİK, krizin faturasını emekçi kesimlere yıkmanın bir aracı haline getirilmiştir. Nitekim yaklaşık bir yıldır iğneden ipliğe her şeyi kapsayan zam yağmuru TÜİK’in resmi enflasyon rakamlarına adeta damla olarak yansımaktadır. Ramazan ayından bugüne et ve et ürünlerinde, süt ve süt ürünlerinde yaşanan en az yüzde 20 artış görmezden gelinmiş, “meyve ve sebze fiyatlarında yaşanan düşüşün etkisi ile enflasyon düştü” denilmiştir. Adeta 81 milyonun tamamının vejetaryen ya da vegan olduğu varsayılmıştır. Yine şekerden çaya, akaryakıt ürünlerinden elektriğe uzanan zamlar, alkol ve sigaradaki ÖTV artışları göremezden gelinmektedir”

    “YALAN HABER YAPILIYOR”

    Bazı medya kuruluşlarının ekonomi üzerinde yalan haber yaptığını ifade eden Güler; “Tüm bunlara rağmen ne yazık ki bir kısım medya, kamuoyunu yanıltıcı haberlere imza atmaya devam etmektedir. 3 Temmuz’da enflasyonun açıklanmasından hemen sonra, Hayatımızda bir arada görmediğimiz para destesi fotoğraflarının yer aldığı bu haberlerde büyük puntolarla ‘memura 3 zam birden’ manşetleri atılmıştır.

    ‘En düşük memur maaşı 3 bin 723 TL oldur’ denilmiştir. Dün elimize geçen maaşlar tüm bu haberlerin koca bir palavradan ibaret olduğunu ispatlamaktadır. Bu ülkede yaşayan 81 milyon TÜİK’in resmi enflasyonu ile düşük gösterilmeye çalışılsa da sokakta, pazarda yaşanan gerçek enflasyonun en az yüzde 40 olduğunu biliyor. Buna karşın maaşlarımızda yüzde 5’lik ‘toplu sözleşme’ zammını, yüzde 1,01’lik enflasyon farkını, iki günlük bebek bezi almaya yetmeyen çocuk yardımının üç beş kuruş artırılmasını ‘memura üç zam birden’ diye sunanları, en düşük maaşı hesap oyunları ile 650 – 700 TL fazla gösterenleri, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğine atananların maaşlarında yüzde 40 zam yapılmasını görmeyip bizim maaşlarımızdaki sefalet artışını ‘müjde’ diye yutturmaya çalışanları buradan kınıyoruz” dedi.

    “GREVLİ TOPLUMDA SÖZLEŞME VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ İSTİYORUZ”

    Son olarak, taleplerini dile getiren Güler; “İnsanca Yaşanabilir Bir Ücret İstiyoruz! Bugün dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 6.750’TL’yi aşmıştır. En düşük ücrette bu yoksulluk sınırının temel alınmasını, eşi çalışmayan iki çocuklu en düşük maaşı alan kamu emekçisinin maaşının buna göre artırılmasını, eş ve çocuk, kira, yakacak, yemek ve ulaşım yardımları ile cebine giren paranın yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmasını, tüm kamu emekçilerinin maaşlarının bu durum gözetilerek artırılmasını istiyoruz. Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini, asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını, maaşlarımızın asgari ücret tutarını aşan kısmı için gelir vergisinin ilk dilim olan yüzde 15 oranın uygulanmasını, tüm lisans ve ön lisans mezunu kamu emekçilerinin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını, bunun dışında kalan kamu emekçilerinin mevcut ek göstergelerinin 800’er puan artırılmasını, Yardımcı Hizmetler Sınıfında çalışanların öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına sınavsız atanmalarını, ek gösterge konusunda en mağdur kesim olan yardımcı hizmetlilere ek gösterge cetveli çıkarılmasını, hangi ad altında olursa olsun tüm ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, mevcut emekli maaşlarının artırılmasını, Emeklilikte Yaşa Takılma (EYT) haksızlığına son verilmesini, işe almada ve görevde yükselmede, unvan değişikliğinde mülakatın güvenlik soruşturması arşiv kaydı araştırmasının kaldırılmasını, mahkeme kararı olmadan, hukuksuz bir şekilde KHK ile ihraç edilen tüm kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesini, 0-6 yaş grubundaki çocuklarımız için tüm kamu kurumlarında tam gün hizmet veren ücretsiz kreşler açılmasını, maaşlarımızdan isteğimiz dışında yüzde 3 kesinti yapmaya dayalı zorunlu BES sistemine son verilmesini, kadınların sürekli ve güvenceli işlerde istihdamının sağlanmasını, ayrımcılığın son bulmasını istiyoruz” dedi.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    Büyükşahin Silivri’den yazdı: Bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor!

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV1o’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden PİRHA’ya gönderdiği mektupta,  “Ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın” dedi. Büyükşahin, Alevi kurumlarının, laiklik derdi olan herkesin bunu gündemlerine almaları ve çalışma yürütmeleri gerektiğini kaydetti. 

    Yaklaşık bir yıldır Silivri Cezaevi’nde tutulan KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya bir mektup göndererek, cezaevi koşullarını ve yaşadıklarını dile getirdi.

    Silivri Cezaevi’nde programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir ile birlikte kalan Büyükşahin, “Çıraları yakalım, laikliği haykıralım. Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır” dedi.

    Muharrem orucu boyunca hiçbir talepleri karşılanmayan TV10 çalışanları görüşçüleri aracılığıyla sıkıntılarını aktarmışlardı. Muharrem orucu bittikten sonra da Alevi dedesiyle görüşme taleplerini yineleyen Tv10 çalışanlarının dilekçelerine ise hala resmi bir cevap verilmedi.

    Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin mektubunda, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarından dolayı nasıl bir ayrımcılığa ve yok saymaya maruz kaldıklarını anlattı. Taleplerinin temel insan hakkı olduğunu ifade eden  Büyükşahin, “Evrensel hukuk, temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlar. TC. Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir” şeklinde belirtti.

    Büyükşahin, cezaevinde bulunan Alevilerin inançlarının gereklerini yerine getirebilmeleri için Alevi kurumlarının Adalet Bakanlığı ile görüşüp bu konuyu gündeme getirmeleri ve bunu talepleri arasına almaları gerektiğini, burada Alevi milletvekillerine de büyük görevler düştüğünü yazdı.

    Veli Büyükşahin’in PİRHA’ya gönderdiği mektubu şöyle:

    “BİR AN ÖNCE ÇERAĞ YAKMAZSAK ÇOK GEÇ OLACAK”

    Çıraları yakalım, Laikliği haykıralım.

    Çıra aydınlıktır, gönül gözünü açan ışıktır.

    Toplumumuzu büsbütün kuşatan karanlık insanların içine doğru sinmeye başlıyor artık. Sadece dışımızda değil karanlık. Kuşatan karanlık öyle bir hal alıyor ki bırakın toplumun genel geçer yapısını ele geçirmeyi, tek tek bireyleri bile ele geçirmeye başlıyor. Önemsemiyor bana ne diyoruz. Sonra bir bakıyoruz bizi de teslim almış karanlık. En tehlikelisi de bu karanlığa tüm benliğimizle teslim olup ‘ne olduysa oldu artık yapacak bir şey kalmadı’ noktasına gelmektir.

    “MUTLU DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ”

    Alevi toplumunun bin yıllardır yaktığı çerağlar her daim karanlıklara karşı çıkışın biricik umudu oldu. Şimdi de yine böylesi bir dönemden geçiyoruz.

    Aydınlık bir toplumda aydınlık bir ülkede aydınlanmış insanlar mutluluğun en büyüğünü yaşarlar. Ancak mutlu değiliz hiçbirimiz. Ne ülkemiz ne toplumumuz aydınlık değil. Her gün biraz daha karanlıklara gömülüyoruz. Bu karanlıklara bir an önce bir çerağ yakmazsak çok geç olacak.

    Hapishaneler her dönem zifiri karanlığın merkezi oldular. Ancak bir ışık, bir umut büyütenler de her zaman var oldular. Şimdi de bu karanlığın hem de zifiri karanlığın içinde bir çerağ yakmak için çırpınıyoruz.

    “TALEPLERİMİZ TEMEL İNSAN HAKLARI”

    Ülkemizde maalesef artık laikliğin adından bile bahsetmek çok az rastlanır bir durum oldu. Yıllarca başta Aleviler ve demokrasiye inanmış kesimler bunun için mücadele ettiler. Laikliğin sadece adı vardı farkındaydık ama şimdi o da yok. Bu anlayış yavaş yavaş toplumun gündeminden çıkarıldı.

    Alevi toplumunun kendi taleplerinin başında laiklik geliyor. Elbette bunun dışında başka başka talepleri de var. Bu talepleri daha yüksek sesle ifade etmek aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin gelişmesine büyük katkılar sağlayacaktır.

    Bizim taleplerimiz karşılanmadığı gibi geçmişten daha da gerilediğimiz gerçeğini de görmemiz gerekiyor.

    Bizim taleplerimiz aslında temel insan haklarıdır. TC Anayasası ve Türkiye’nin altına imza attığı uluslararası sözleşmeler gereği bu taleplerimizin karşılanması gerekir.

    Hapishanelerde yaşananlar aslında Türkiye’nin kendi yasalarını ve uluslararası hukuku nasıl ihlal ettiğini görmemiz açısından oldukça öğreticidir.

    “AÇMAYA ÇALIŞTIĞIM KİMSENİN ÖNEMSEMEDİĞİ ŞEYLER”

    21. yy’da yaşadığımız dünyada herkesin din, inanç, vicdan hürriyeti vardır ve tüm devletler buna uymak zorundadır. Aynı zamanda devletlerin her birisi ve toplumun bu anlamda ihtiyaçlarını karşılamak görevi ile karşı karşıyadır.

    Türkiye’de bunlardan bahsetmek mümkün değil elbette. Yüz binlerce insanın kapatıldığı hapishaneler çok ayrı karanlık bir durum. Buralarda yaşanan hak ihlallerini açmayacağım buradan. Bunlar öyle ya da böyle bilinen şeyler.

    Açmaya çalıştığım şimdiye kadar hiçbir şekilde gündemleşmemiş kimsenin önemsemediği şeyler.

    Kimsenin gündeminde değil belki haberiniz yoktur. Belki çoğunuz için önemsiz gelir belki ama öyle değil.

    “BAĞIRIYORUM, ALEVİLERE AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    Hapishanelerde insanlar inançlarından dolayı ayrımcılığa maruz kalıyorlar. En çok da Aleviler bu ayrımcılığın hedefindedirler. Belki bugüne kadar kimse bunun için veryansın etmedi fakat ben veryansın ediyorum, çığlık atıyorum, bağırıyorum, susmuyorum, kabul etmiyorum. Alevilere ayrımcılık yapılıyor. Bunu bilin, bunu duyun, bunu not düşün, bunu anlatın.

    Evrensel hukuk temel insan hakları, uluslararası sözleşmeler ve anayasaya göre herkes inancını yaşamakta özgürdür. Devlet onları baskı altına almak şurada dursun onların en güvenli bir şekilde bunu yaşamalarının imkanlarını sağlarlar.

    “BİZ ALEVİLER SİSTEM DIŞI KABUL EDİLİYORUZ”

    Hapishanelerde ne ben ne de benim gibi olanların kendi inançlarını özgürce yaşama koşulları yok. Çünkü bizler yani Aleviler yok sayılıyoruz. Sistem dışı kabul ediliyoruz. Hapishanelerde hemen hemen herkes otomatikman Sünni İslam kabul ediliyor. Öyle yaklaşılıyor, ihtiyaçlar öyle karşılanıyor. Mesela her koğuşta yeteri kadar Dinayet’in kuranları var. Ramazan orucu gibi özel günler ve ibadetler ve din adamları konusunda gerekli düzenlemeler yapılıyor ve bir sıkıntı yaşanmıyor. Bu konularla hemen hemen her talebimiz karşılanıyor. (Karşılanmasın demiyorum. Elbette insanların bu ihtiyaçları karşılansın) Ancak bize gelince durum değişiyor. Bin dereden su getiriliyor. Görmezden geliniyor, verdiğimiz dilekçeler kayboluyor, ‘böyle bir uygulamamız yok’ deniliyor. Zaten bu yaklaşım bilindiği için genelde Alevi yurttaşlar çok fazla bu taleplerini gündemleştirmiyorlar.

    “BİR AYRICALIK İSTEDİĞİMİZ YOK”

    Biz mesela TV10’dan arkadaşlar Hızır orucumuzu da Yas-ı Muharrem orucumuzu da buruda tuttuk ama bir kolaylık, ‘dikkate alma hiçbir şekilde olmadı. Ama durum basına yansıyınca ‘ne istiyorsunuz’ demeye başladılar. Sorun burası ya da biz değiliz. Hiç önemli değil. İmam Hüseyin Kerbela’da 10 Muharrem’de yoldaşlarıyla susuz bırakılarak büyük vahşetle katledildi. Bunun farkındayız. Bir ayrıcalık istediğimiz yok aslında.

    “BU AYRIMCILIĞA DUR DEMEK GEREKİYOR”

    Sorun bu ayrımcılığa dur demek. Bu sorun tüm hapishanelerde yaşanan bir sorundur. Bu ayrımcılığı sona erdirmektir mesele. Yoksa zaten Alevi canların oruçları da mütevazi, gösterişsiz, kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin gözüne sokmadan ‘işte biz oruç tutuyoruz, duyun bizi, sofra donatın bize’ gibi bir anlayış kesinlikle yoktur, olamaz da. Mesele aç kalmak da değil, içsel olarak ve tüm benliğiyle onu hissetmektir.

    Hapishanelerde yaşanan bu ayrımcılığa dur demek gerekiyor. Bu elbette başta Alevi toplumunun aynı zamanda da tüm Türkiye’nin sorunudur.

    Madem Anayasa’ya koymuşsun, maden uluslararası sözleşmeye imza atmışsın, madem demokrasi ve laiklik demişsin o zaman bunun gereğini yapacaksın. Bizim bunu istemeye hakkımız var.

    “ALEVİ KURUMLARI GÜNDEMİNE ALMALI”

    Birkaç öneri yaparak bitireyim artık. Alevi toplumu ve onların kurumlarının, örgütlerinin kendi taleplerine ilişkin gündemleştirdikleri var. Bu istekleri halen güncelliğini korumaya devam ediyor.

    Bu taleplere bir yenisini daha eklemek gerekiyor.

    Ben bir Alevi yurttaş olarak, bir ocakzade olarak Alevi kurumlarımızın bunu gündemlerine almalarını istiyorum.

    Talebim çok açık ve net. Hapishanelerde tam bir laiklik uygulanmalıdır. İnançlar arasında ayrımcılık yapılmamalıdır. Alevi yurttaşların başta Hızır ve Muharrem oruçları ile diğer inançsal ihtiyaçları için gerekli kolaylıklar sağlamalıdır. Yine inançsal ihtiyaçlar için gerekli durumlarda pirler, ulular, rehberler, mürşitler ile biraraya gelmenin koşulları yaratılmalıdır. Bunlar daha da geliştirilebilir.

    Bu ve benzeri taleplerimiz için Adalet Bakanlığı ile Alevi kurumlarımız görüşüp gereğinin yapılmasını sağlamalıdır. Varsa yasal eksiklikler bunlar gündemleştirilmelidir. Artık taleplerimizin arasına bu da eklenmeli ve gerekirse iç ve uluslararası hukuk yolları kullanılmalıdır.

    “BU TALEP GÜNDEMLEŞMELİ VE ÇALIŞMA YÜRÜTÜLMELİ”

    Mecliste siyasi partiler ve özellikle de Alevi milletvekilleri başta olmak üzere laiklik derdi olanlar bu talebi gündemleştirmeli ve çalışma yürütmelidir.

    Aydın, yazar, gazeteci, akademisyenler bu konuyu kamuoyuyla tartışabilmelidir.

    Cemevlerinde bu durum gündemleştirilebilir.

    Adalat Bakanlığı ve yönetim bu konuda bir çözüm üretemez ise teşhir edilmeli, demokrasi ve laiklik anlayışı masaya yatırılmalıdır.

    Bu bir mücadele gerekçesi olacaktır. Bu konuda elde edilebilecek en küçük bir ilerleme önemli bir kazanım olacaktır. O yüzden küçümsenmemelidir.

    “BİR ALEVİ OLARAK YOKUZ ORADA, BİZİ YOK SAYIYORLAR”

    Belki bazı çevreler ‘Hapishanelerde Alevilere özel bir baskı mı uygulanıyor, yok öyle bir şey’ diyecekler. ‘Sırf Alevi diye sormuyoruz ki’ diyecekler. Doğru, sormuyorlar, yok sayıyorlar. Yani bir Alevi olarak yokuz orada. Zaten bizi kendilerine göre bir kalıba sokmak, yok saymak, kimliğimizle kabul etmemek ayrımcılık oluyor.

    Evet ayrımcılık var, bizi yok sayıyorsunuz.

    Buradan; hapishanelerde bir çerağ yakalım. Toplum, ülke, insanlar aydınlansın, ışıklı geleceğe bir adım daha yaklaşalım.

    “Hapishanelerde dini ve inançsal ayrımcılık son bulsun”

    “Laiklik uygulansın”

    “Aleviler vardır Alevilik Haktır”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Didim Cemevi Başkanı: Belediye oylarımızı aldıktan sonra kulaklarını tıkadı

    Didim Cemevi Başkanı: Belediye oylarımızı aldıktan sonra kulaklarını tıkadı

    PİRHA – Didim Cemevinde, geçtiğimiz gün 50 öğrenciye burs vermek ve tapu sorununu çözmek için imza toplamak üzere konser düzenlendi. Konserde konuşan Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, siyasi partilerin yerel seçimlerde gelip Didim Cemevinin tapu sorununu çözecekleri sözünü verdiklerini ancak seçimlerden sonra verilen hiçbir sözü yerine getirmediklerini belirtti.

    Aydın Didim Cemevi, 50 öğrenciye burs vermek ve tapu sorununu çözmek için konser düzenledi. Konser öncesinde konuşan Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, “Didim ve Büyükşehir oylarımızı aldıktan sonra haklarımıza kulaklarını tıkayıp gözlerini kapattılar. 40 bin imza toplayarak büyükşehire gideceğiz ve kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” dedi.

    “CEMEVLERİNİN KAPILARI SEÇİMDEN SEÇİME ÇALINIYOR”

    Partilerin ise seçimden seçime kapılarını çaldığının altını çizen İlhan, tapu sorunu çözmeyen Atabay ve Çerçioğlu’na tepki gösterdi.

    İlhan, “Sağ partilerden haklarımızı alamadık, sosyal demokrat dediğimiz siyasi partiler bile bizim büyük desteğimize rağmen ne yazık ki haklarımıza kulaklarını tıkayıp gözlerini kapattılar. Yerel seçimlerde gelip Didim Cemevi’nin tapu sorununu çözecekleri sözünü verdiler. Bizlerin desteğini aldıktan sonra bize verilen sözlerden bir tanesini bile tutmadılar. Didim Cemevi’nin tapu dosyasını hazırladık, iki defa Didim Belediyesi’ne verdik, üç defa da Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne götürdük her defasında bize size geri döneceğiz demelerine rağmen kimse bize dönüş yapmadı” ifadelerini kullandı.

    “YETER DİYORUZ”

    Yerel seçim döneminin yakında başlayacağına işaret eden İlhan, “Bu siyasetçiler yine cemevinin kapılarını çalacak, yine yalanla korkuyla, hileyle oyumuzu alacaklar. Bizim için kutsal olan bu kurumun tapusunu yine vermeyecekler, bir koz olarak kullanacaklar. Didim Cemevi olarak artık yeter diyoruz” dedi.

    “SORUNLARIMIZI HER PLATFORMDA DİLE GETİRECEĞİZ”

    Hedeflerinin 40 bin tane imza olduğunu söyleyen İlhan, “Bu 40 bin imzayı da toplayacağız. Topladığımız bu imzaları düzenleyeceğimiz büyük ve kitlesel basın açıklamasıyla duyuracağız. Büyük bir kitle ile birlikte Aydın Büyükşehir Belediyesi’ne gidip sunacağız. Bundan sonra aleviler olarak kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” diye konuştu.

    Cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını isteyen Hüseyin İlhan, şunları kaydetti:

    “Siyaset yapmayalım diyoruz ama bu kadar sorun olduğu müddetçe bizler de kendimizi ister istemez siyasetin içinde buluyoruz. Biliyorsunuz cemevleri yasal statüye kavuşmadığı için bizler kültür merkezi altında cemevlerini açıyoruz. Cemevlerinin kurumsallaşmasında toplumsal muhalefette bizlere görevler düşüyor. Cemevlerinin yasal statüye kavuşması gibi sorunlarımız olduğu sürece, zorunlu din dersleri çocuklarımıza dayatıldığı sürece bizler Aleviler olarak bu taleplerimizi her alanda, her platformda dile getireceğiz.”  (HABER MERKEZİ)

  • Korku ve baskıya karşı sokakları dolduranlar ‘OHAL kalksın’ diyor-VİDEO

    Korku ve baskıya karşı sokakları dolduranlar ‘OHAL kalksın’ diyor-VİDEO

    PİRHA- KESK’in çağrısıyla gerçekleştirilen “OHAL değil demokrasi istiyoruz” mitingine katılan çeşitli kesimler taleplerini dile getirdiler. Kimi tek tipe karşı alanlara çıktı, kimi eğitimde gericileşmeye karşı. Herkesin ortak talebi ise OHAL’in kaldırılması ve binlerce kişiyi işinden eden KHK’lerin iptal edilmesiydi.  

    Haberin Videosu

    Korku duvarını aşmak için her ne kadar sokağa çıkılmış olsa da insanlarda hala bir tedirginlik var. Soğuk havaya rağmen kortejler halinde miting alanına doğru yürüyen emekçiler, taleplerini PİRHA mikrofonunda dile getirdiler.

    OHAL’e karşı sokağa çıkanların OHAL koşullarında gerçekleştirdiği mitingde binlerce kişi ellerindeki flama ve dövizlerde taleplerini sıraladı. Engeline rağmen tekerlekli sandalyesiyle gelen de vardı, çocuklarının geleceği için alanda olanlar da.

    “OHAL KALDIRILSIN, KHK’LER İPTAL EDİLSİN”

    Cezaevindeki baskılara ve tek tip dayatmasına son verilmesi talebiyle katılan bir kadın yurttaş “Taleplerimiz çok ama veren yok” diyor. Yine de tüm bu olumsuzluklara karşı, “Yine de biz alacağız” diye de eklemeyi ihmal etmiyor.

    Başka bir kadın yurttaş da 2017 yılında OHAL’den kaynaklı neredeyse 2 bin işçi kaybı yaşandığını dile getirerek, meşrulaştırılmış bir asgari ücret olduğunu ancak emekçilerin asgari bir yaşam sergilemediklerini, o yüzden de yaşama hakkı talep ettiklerini ifade etti. Taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “Çocuk işçilik son bulsun, taşeron işçilik son bulsun. KHK’ler iptal edilsin, öğretmenlerimiz, emekçi arkadaşlarımız işlerine geri dönsün istiyoruz.”

    Emek Partisi’nin yeni İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros da OHAL’in olağan bir süreç gibi ifade edildiğini ancak işin tam tersi durum olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Kadın cinayetlerine karşı hiçbir önlem alınmadığını görüyoruz. İşçi direnişlerinin sürekli olarak yasaklandığı OHAL sürecinin bunun gerekçesi olarak kullanıldığı süreçler yaşıyoruz. Her türlü dil, din, ırk bunlarla ilgili yaptığımız çalışmalarda baskı hissediyoruz. Bütün bunlar OHAL ve KHK düzeniyle açıklanıyor aslında.”

    Barbaros, insanların taleplerini ifade etmek için bile sokağa çıkamadıklarını da vurguladı: En ufak bir hak talebinde sokağa çıktığınız andan itibaren OHAL gerekçe gösterilerek evinize iş yerinize geri gönderiliyorsunuz. Bütün ihraçlar hayatımızı etkiliyor. Eğitimden sağlığa kadar istedikleri herkesi ihraç ettiler. Bütün bu süreçte haksızlıklara karşı bugün alanlardayız.”

    ENGELİNE RAĞMEN ALANDAYDI

    Derya Avşar, engeline rağmen taleplerini dile getirmek için sokağa çıkan yurttaşlardan. Avşar, hayatlarının OHAL kapsamına alındığını belirterek fikir özgürlüğünün bile olmadığını OHAL kapsamından çıkmak istediklerini ve OHAL’in insanların hayatına bir ambargo koyduğunu düşünüyor. Tekerlekli sandalyede olması mitinge gelmesine engel olmamış Avşar’ın.
    Mitinge katılmayan yurttaşlar için de, “Kendi sıralarını bekliyorlar diye düşünüyorum. Çünkü binlerce insan işsiz kaldı ve evine ekmek götüremiyor. Belki de ölümün kıyısına gelmişlerdir ve bu bir cinayettir. Bana göre devlet eliyle işlenen bir cinayettir” ifadelerini kullandı.

    “ZİNCİRSİZ KURUCU MECLİS TOPLANMALI”

    Devrimci İşçi Partisi’nden bir yurttaş da OHAL’de sadece özgürlükler kısıtlanmadı aynı zamanda insanların ekmeklerinin de çalındığı bir dönem yaşandığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Bunu bir mağduriyet olarak değil de kurulan bir istibdad rejiminin halka olan baskısı, sermaye sınıfının baskısı olarak görüyoruz. İşçi sınıfının ve emekçilerin mücadelesiyle bunun üstesinden geleceğini düşünüyorum. Taleplerimiz çok açık. bir kere OHAL’in kaldırılmasını istiyoruz. Bütün temel hak ve özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. En önemlisi de bu ülkeyi karanlığa götüren bu OHAL ve istibdad rejimine karşı derhal bir zincirsiz kurucu meclis toplanmasını ve o temelde ülkenin yeniden kurulmasını istiyoruz.”

    “OHAL DEMOKRASİYİ BAYPAS EDİYOR”

    Ülkede yaşanan korku duvarından dolayı ismini vermek istemeyen bir kadın yurttaş da OHAL’in demokrasiyi bay pas etmek için kaldırılmadığını düşündüğünü belirterek OHAL ve KHK’lerle rejimin değiştirildiğine inandığını ve bunu protesto emek için alanlara çıktığını dile getirdi.

    Faşizme, diktatörlüğe karşı olduğu ve demokrasiden, özgürlükten yana olduğu için sokakta olduğunu kaydeden başka bir yurttaş ise bu sene mezun olacak olan kızının geleceği için de “Geleceği olmayan bir öğretmen adayı” dedi.

    Başka bir yurttaş da “Sosyalizm için buradayım. Aşkla ve cesaretle, özgürlük için, Deniz Gezmiş için, Mahir Çayan için buradayım” diyerek OHAL’de kişisel olarak bir mağduriyet yaşamadığını ancak duyarlı bir yurttaş olarak mitinge destek verdiğini ifade etti.

    Eğitimci bir yurttaş, binlerce kamu çalışanı ve eğitimcinin işlerinden edildiğine dikkat çekerek bu ülkenin akademisyenleri, eğitimcileri kolay yetiştirmediğini sahip çıkılması gerekirken ihraç edildiklerini, açlıkla karşı karşıya bırakıldıklarını kaydetti.

    Sevim KAHRAMAN/Suay ABAK
    İSTANBUL