Etiket: tip

  • TBMM’ye 28 milletvekili hakkında 40 yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu

    TBMM’ye 28 milletvekili hakkında 40 yeni dokunulmazlık dosyası sunuldu

    PİRHA-Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına, aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da olduğu 28 milletvekili hakkında 40 dokunulmazlık dosyası sunuldu. 

    28 milletvekili hakkındaki 40 yeni dokunulmazlık dosyası, Adalet Anayasa Karma Komisyonu’na havale edildi.

    Dokunulmazlıklarının kaldırılması talep edilen vekiller ve haklarındaki dosya sayıları şöyle:

    1-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın 2, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik’in 1, HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz Kaya’nın 1, HDP İstanbul Milletvekili Oya Ersoy’un 1, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya’nın 1, HDP İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’un 1, HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş’ın 2, HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç’ın 3, HDP Van Milletvekili Tayip Temel’in 2, HDP Van Milletvekili Sezai Temelli’nin 2, HDP Van Milletvekili Muazzez Orhan Işık’ın 1, HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın 2, HDP Şırnak Milletvekili Nuran İmir’in 2, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in 2, HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer’in 1, HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan’ın 1, HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk’ün 2, HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç’un 1, HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in 1, HDP Muş Milletvekili Mensur Işık’ın 1, HDP Muş Milletvekili Sevin Coşkun’un 1, HDP İzmir Milletvekili Murat Cepni’nin 1, HDP Adana Milletvekili Tulay Hatımoğlları’nın 1, HDP Batman Milletvekili Necdet İpekyüz’ün 1, HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü’nün 2, TİP Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu’nun 1, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 1, DBP Eş Genel Başkanı Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’in 2.

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor-VİDEO

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-TBMM’de haftalık basın toplantısında konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Ülkenin yüzde 99’u, saray rejimine bağlanmış yüzde 1 ayakta kalabilsin diye fakirliğe, köleliğe alıştırılmaya çalışılıyor. Her şeyden önce halka sürekli yalan söyleyen bu zenginler partisinden, AKP’den ve onun iktidarından kurtulalım” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği basın açıklaması ile gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Ekonomi ağırlıklı konuşan Baş, bağımsız araştırmacıların çalışmalarına göre enflasyonun yüzde 50’ye yaklaştığını kaydetti. Baş şunları söyledi:

    “Adı güya AK olan parti, memleketi aç insanlar ülkesi haline getirdi. TÜİK masal üreten bir kuruma döndü. Dolayısıyla önce gerçekleri tekrar tekrar ifade etmemiz gerekiyor. İlk söylenmesi gereken şudur; iktidar beceriksiz değildir. Bilmediğinden, yanlış yaptığından değil bayağı bile isteye iktidarı korumak, patronları zenginleştirmek için memleketi bir yıkıma doğru sürüklemektedir.

    “YAKLAŞIK 35 MİLYON KİŞİNİN BANKALARA 900 MİLYAR TL BORCU VAR”

    Türk Lirası sürekli değer kaybediyor. Amerikan Doları karşısında liranın değeri son beş yılda yüzde 70 azaldı. Başta hammadde ve enerji olmak üzere neredeyse tüm gereksinimler dolarla karşılandığı için ve bizler de dolar ile maaş almadığımız için hayat sürekli pahalanıyor. Ürünlere, faturalara, vergilere sürekli zam geliyor. Böylece, alım gücümüz düşüyor. Alım gücümüz düştüğü için, en temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılayamıyoruz. Türkiye halkı, yoksullaşıyor ve yoksunlaşıyor.

    Sağlıklı gıda alamıyoruz. Sağlam kıyafete erişemiyoruz. İnsanca yaşanabilir evlerden, tatil hakkımızdan, kültür ve eğlenceye erişimden yoksun hale geliyoruz. Eskiden 2-3 kiloyla aldığımız meyveyi şimdi taneyle alabiliyoruz. Eskiden asgari ücretle ödeyebildiğimiz kirayı şimdi karşılayamıyoruz. Bağımsız araştırmacıların çalışmalarına göre, enflasyon yüzde 50’ye dayandı. İmkanı olanlar sürekli borçlanıyor, borç ödemek için daha da borçlanıyor. İktidarın politikası da halkı kredilere teşvik etmek olduğu için bugün yaklaşık 35 milyon kişinin bankalara 900 milyar TL borcu var.”

    “HALKIMIZIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU AÇLIK SINIRINDA”

    Baş, Türkiye’de çalışanların yarısının asgari ücret aldığını belirtti. “Ülkenin tepesinde oturan küçük bir azgın azınlık mutlu mesut yaşıyor, ülkenin yüzde 99’u ya işsiziz, ya üç kuruşa ömrümüzü tüketen işlerde çalışmak zorunda kalanlarız. Yetişkin nüfusun ancak yarısı işgücüne katılabiliyor. Kadınların neredeyse yüzde 70’ini üretime, gelişime dahil edilmiyor.

    Asgari ücret tartışmaları yapılıyor. Türkiye’nin yarısı artık asgari ücretle çalışır hale gelmiş. Şimdi diyorlar ki “Çok çok artıracağız”. Artırsan ne olacak en fazla iki ayda o parayla bugün aldığımızı bile alamayacağız. Kıyasladıkları Avrupa ülkelerinde her 20 çalışandan biri asgari ücret alıyor bizde çalışanların yarısı. Öğretmen de asgari ücret alıyor, 10 yıllık deneyimli tekstil işçisi de, mimar da, maden işçisi de… Dört kişilik bir aile için yoksulluk sınırı 10 bin TL. Demek ki, halkımızın büyük bir çoğunluğu adıyla sanıyla yoksul. Önemli bir bölümü de açlık sınırında” ifadelerini kullandı.

    “KYK BORÇLARI SİLİNMELİ”

    Türkiye’deki genç nüfusun durumuna da değinen Baş, her dört gençten birinin ne okuduğunu, ne de bir işte çalıştığını söyledi. Sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de her dört gençten biri ne okuyor, ne de bir işte çalışıyor. Birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla sayıda gencimiz, yani yaşı 15-24 arasında olan 3 milyondan fazla kardeşimize halk olarak hiçbir şey veremiyoruz. Bu iktidar ülkemizin geleceğini, gençlerimizin hayallerini çalıyor. Öğrenciler, mezunlar kendilerine bir hayat kurmanın, bileklerinin emeklerinin hakkıyla bir yere gelmeyi hayal bile edemiyorlar artık.  Oysa o yandaş patronları zengin etmeyi düşünmek yerine gençlerimizi düşünsek her şey o kadar kolay, o kadar mümkün ki.

    TİP olarak amacımız gençlere mutlu bir hayat sunabilmek. Gençlere eğitimde, eğitim sonrasında adil ve eşit fırsatlar sunabilmek. Gençlere eğitim hibesi, kira desteği ve mezunlara iş aradıkları sürece işsizlik maaşı gibi politikalarla, toplumun genç kesimlerine yeniden dinamizm ve umut aşılamak mümkün. KYK borcu adı altında gençlerimizin geleceğine pranga vurulmasını da reddediyoruz. KYK borçları silinmeli, son on yıl içinde KYK borçlarını ödeyen gençlerimize de vergi kolaylığı sağlanmalı.

    Mutlu olduğu bir iş bulabilmek, çalışmanın karşılığını alabilmek, bir hayat kurabilmek Türkiye gençliği için uçarı bir hayal olmamalı. Türkiye’de eğitim gören, bu topraklarda çalışmak isteyen her genç yarınına umutla bakabilmeli. AKP’nin onlardan çaldığı 20 yılı gençlerimize borçluyuz ve bunu telafi edeceğiz.”

    “KUR HAREKETLERİNDEN KİMLER ZENGİNLİKLERİNE ZENGİNLİK KATTI?”

    Baş, kur hareketlerinden zenginleşenlerin olduğunu öne sürerken; “Buradan açık çağrı yapıyoruz; bu kur hareketlerinde kimler zenginliklerine zenginlik kattı hemen açıklanmalıdır. Kim bunlar? Ülke batırılırken zenginleşenleri bulursak bu işi kimin planladığını da buluruz. Şimdi batmış durumdayız. Türkiye üretmiyor. Ürettiğimiz de ancak orta kaliteli, herhangi bir yenilik, teknoloji içermeyen ürünler. İktidar yıllarca, çevresindeki müteahhit çetesine dolarla sözleşmeler yaptı.

    Halk ay sonunu getiremezken, bankalarda milyarca dolar dövizi olan azınlık mutlu oldu. Her yeri betona boğdular. Fabrikalar kapatıldı, arazilerine kendi adamları gökdelenler dikti.  Biz “ekonomi” diyoruz, AKP’liler “asfaltlara bakın” diyor. Üstelik vergilerimizle yapılması gereken yollar, köprüler için fazladan paralar ödüyoruz. İktidar israf etti, vergilerle, özelleştirme ile borç ile elde ettiklerini müteahhit çetelerine yağmalattı.  Patronlara 19 yılda 1 trilyon 200 milyar TL teşvik verildi. Yoksullara sosyal yardım olarak bunun onda biri bile hak görülmedi” diye konuştu.

    “AKP’DEN DERHAL KURTULMAMIZ GEREKİYOR”

    Baş son olarak şunları söyledi:

    “Ülkenin yüzde 99’u, saray rejimine bağlanmış, yüzde 1 ayakta kalabilsin diye fakirliğe, köleliğe alıştırılmaya çalışılıyor. Bunu kabul etmedik, etmiyoruz, etmeyeceğiz! Son yirmi yılda yüzde 1’lik kesime verilmiş bütün vergi aflarını, silinen bütün vergi borçlarını adım adım geri alacağız. Dolar üzerinden yapılan tüm sözleşmeleri iptal edelim. Hepsi kamunun olsun, halkın zenginliği haline getirelim. Osmangazi Köprüsü’nün ihalesinden bu yana geçiş ücreti 16 kat arttı. Hiçbir çalışanın maaşı 16 kat artmadı ama hepimiz küfürbaz müteahhite 16 kat daha fazla ödüyoruz. O müteahhitin parası, memurun-işçinin, emeklinin cebinden çıkıyor.

    Bu yıl bankalar 60 milyar TL’ye yakın kâr etti. Paradan para kazanan haramzadeler değil; alın teri akıtan köylü, işçi, emekçi rahatlasın. Her yurttaşımızın, her ailenin, yoksulluk sınırının üzerinde ücret almasını sağlayalım. Asgari ücret asgari yaşamdır. Kimseyi açlıkla, yoklukla sınanması kabul edilmemelidir. Asgari ücretliyi, dar gelirliyi fatura, dolaylı dolaysız vergi derdinden kurtaralım. Kadınla erkek eşit işe eşit ücret ve hepsi de insanca ücret alsın. Emekliye, memura sadece enflasyon kadar değil büyüme oranı kadar refah zammı yapalım. Ama her şeyden önce bu kan emicilerden, halka sürekli yalan söyleyen bu zenginler partisinden, AKP’den ve onun iktidarından kurtulalım.

    AKP’den derhal kurtulmamız gerekiyor, çünkü bunlar iktidardayken en basit doğa olayları bile hayatımızı cehenneme çeviriyor. Dün fırtına sırasında emekçi kuryelerimizin İETT şoförlerinin yardımıyla boğaz köprüsünü geçmeleri olay oldu. Başka bir emekçi grup tarafından dayanışmanın sergilenmesi yüreklerimizi okşa da biz de “dayanışma yaşatır” desek de bu tablo iki durumu gözler önüne serdi. Bu topluma emek verenler olarak, yüzde 99 olarak, birbirimiz dışında dostumuzun olmadığını gördük. Patronlar ve saray rejimi memurları canımız pahasına kendi tezgahlarını sürdürme peşindeler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘KHK’liler olarak daha çok ses çıkarmalıyız’

    ‘KHK’liler olarak daha çok ses çıkarmalıyız’

    PİRHA-KHK’lerin 6. yılına ilişkin Mersin’de yapılan basın açıklamasında konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Belki bizim hesaplaşmamız yarına kalıyor, ama herkes bilsin ki kimsenin yanına kalmayacaktır” derken, KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Mahmut Sümbül, ‘Biz KHK’lılar daha çok ses çıkarmalıyız, daha aktif bir muhalefete, daha gür sesle taleplerini dillendirmeye ve daha dirençli bir mücadeleye doğru koşar adım gitmelidir” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) rejiminin 6. yılına ilişkin basın açıklaması düzenledi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın yanı sıra siyasi parti, sendika temsilcileri ve KHK’lilerin katıldığı açıklama Özgür Çocuk Parkı’nda yapıldı.

    “ADALETSİZLİKLER KİMSENİN YANINA KALMAYACAK”

    Açıklamada konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, hukukun iktidarın sopası haline dönüştürülmesinin hiçbir dönemde bu kadar olmadığın ve AKP’nin artık bittiğini gördüğü noktada toplumu teslim almak için devletin tüm olanaklarıyla şiddete başvurduğunu ifade ederek, “Bunca haksızlıklara rağmen emekçilerin direnmesi her şeyden daha önemlidir. Uyduruk gerekçelerle arkadaşlarımız ihraç edildi. Halkın iktidarın arkasından çekilmesinin en büyük nedeni kurdukları bu adaletsiz düzendir. Belki bizim hesaplaşmamız yarına kalıyor, ama herkes bilsin ki kimsenin yanına kalmayacaktır. Kenan Evren’ler de bunlar gibiydi. Hiç hesap vermeyeceklerini düşünüyordu. Bugün darbeciler lanetliyor” diye konuştu.

    Baş’ın ardından KESK Mersin Şubeler Platformu adına açıklamayı Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu.

    Sümbül, aradan on yıllar geçmesine rağmen demokratik bir yapıya kavuşturulamayan Cumhuriyet’in kuruluşunun 98. yılında 19 yıllık AKP iktidarında Meclis’in işlevsizleştiği, yargının adalet değil adaletsizlik dağıttığı, yürütmenin tek adamda toplandığı rejim krizinin iyice derinleştiği bir süreçten geçildiğini aktardı.

    Tek adam rejiminin kurumsallaşmasında en önemli dönemecin 15 Temmuz darbe girişimin fırsata çevrilmesi olduğuna işaret eden Sümbül, “OHAL döneminde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kamu görevlisi tasfiyesi yaşanmıştır. 12 Eylül döneminde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu kapsamında yaklaşık beş bin kişi kamu görevinden çıkarılırken 20 Temmuz sivil darbesi sonrası 32 KHK ile 134207 kamu emekçisi ihraç edilmiştir. Bunlardan  4.284’ü KESK üyesidir” diye konuştu.

    “KHK’LILAR DAHA ÇOK SES ÇIKARMALIYIZ”

    Sümbül, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “23 Ocak 2017 günü 685 sayılı OHAL KHK’si ile iki yıllık süre içinde kamudan ihraç edilmiş yüz binlerce kamu emekçisinin ihraç başvurularını değerlendirmek ve karar altına almakla görevlendirilmiş olmasına rağmen aradan 4 yıl geçmiş, komisyon son açıklamasından 5 ay sonra 28 Ekim’de son açıklamasını yapmış ve bu sürede ancak yaklaşık üç bin dosya inceleyebilmiştir. Hala 8.343 dosyayı karara bağlamamıştır. Komisyonun bu hızla çalışması halinde dosyaların bitmesi için bir yılı aşkın bir süre daha gerekmektedir ki, bu da toplam altı yıllık çifte maaş almaya devam edecekleri bir oyalama demektir. Tüm bu nedenlerle biz KHK’lılar daha çok ses çıkarmalıyız, daha aktif bir muhalefete, daha gür sesle taleplerini dillendirmeye ve daha dirençli bir mücadeleye doğru koşar adım gitmelidir.”

    “OHAL KOMİSYONU DERHAL LAĞVEDİLMELİDİR”

    İktidar ortakları iktidarda kalma ve kendi iktidarlarını mutlaklaştırma amacıyla en temel insan hak ve özgürlüklerini yok sayarken en ufak bir vicdani sorumluluk dahi duymadığının altını çizen Sümbül, “Komisyon ve idare mahkemeleri eliyle süreci uzatma bir şeyi değiştirmeyecektir; Biz kamu emekçileri dün olduğu gibi bugün de iktidar politikalarına biat etmeyecek, boyun eğmeyecektir. Açlıkla terbiye etme politikaları karşılık bulmayacaktır. Faşizan politikalarda daha fazla ısrar edilmemelidir. Hukuka ve uluslararası sözleşmelere aykırı, etkin olmayan, denetlenemeyen, kendisini anayasa ve yasalar üstü gören, hükümetin bir organı gibi çalışan ve idari bir mekanizma olan OHAL Komisyonu derhal lağvedilmelidir” diye belirtti.

    “TÜM KAMU EMEKÇİLERİ GÖREVLERİNE İADE EDİLİNCEYE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Haksız hukuksuz yere ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmesi çağrısında bulunan Sümbül, “Hukuksuz ihraçlardan dolayı mağdur olan tüm kamu emekçilerinin maddi, manevi hak kayıpları karşılanmalıdır. Bunlar gerçekleşinceye, ihraç kamu emekçilerinin mağduriyetleri giderilinceye ve hukuksuz ihraç edilen tüm kamu emekçileri görevlerine iade edilinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Irak ve Suriye tezkeresi Meclis’ten geçti

    Irak ve Suriye tezkeresi Meclis’ten geçti

    PİRHA-Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen yetkinin 2 yıl daha uzatılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı tezkeresi, AKP, MHP ve İyi Parti’nin oylarıyla Meclis’ten geçti.

    Irak ve Suriye’ye 2 yıl asker gönderme süresinin uzatılmasına ilişkin görüşülen Cumhurbaşkanlığı tezkereleri bugün TBMM’den geçti. Irak ve Suriye’de asker bulundurma ve sınır ötesi operasyon yapmaya dair Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verilen yetki 2 yıl daha uzatıldı.

    Söz konusu tezkereye, AKP, MHP ve İYİ Parti evet oyu kullanırken, CHP, HDP, Saadet Partisi ve Türkiye İşçi Partisi hayır oyu kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Okan Pirinç Antakya’daki mezarı başında anıldı

    Okan Pirinç Antakya’daki mezarı başında anıldı

    PİRHA- Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Okan Pirinç için Antakya’da mezarı başında yapılan anmada konuşan annesi, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini belirtirken, anmaya katılanlarda “Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız” dedi.

    6 yıl önce Suruç’ta katledilen 33 düş yolcularından Okan Pirinç Antakya’da mezarı başında anıldı. Mezar başı anmasına Okan Pirinç’in annesi, Eğitim-Sen, HDP, SYKP, TİP, TÖP, Aka-Der ve Liseli Öğrenci Birliği katıldı.

    “OKAN’IN ACISININ HALA İÇİMDE”

    Suruç Şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşu ile başlayan anmada; Okan Pirinç’in annesi katılan tüm kurumlara katılımlarından dolayı teşekkür ederek yaptığı konuşmada, Okan’ın acısının hala içinde olduğunu hiç dinmediğini, Okan’ın idealleri uğruna hepimiz adına kendini feda ettiğini söyledi.

    “OKAN; HEP GÜLER YÜZLÜ, UMUT DOLU VE ÇALIŞKAN BİR GENÇTİ”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Kerem Nalbant “33 düş yolcusunun dünyanın en kanlı en barbar terör örgütü IŞİD tarafından katledilişinin 6. Yılında tüm düş yolcularını saygı ve minnetle anıyorum. Okan ile 2015 seçim çalışmalarında tanıştım. Aklımda hep güler yüzlü, umut dolu ve çalışkan bir genç olarak kaldı. Ve kuşaktan kuşağa aktaracağım bir meşale bıraktı. Bizim mücadelemiz Okan Pirinç’in bıraktığı yerden zafere ulaşıncaya dek devam edecek” dedi.

    “33 DÜŞ YOLCUSUNUN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRENE DEK MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    SYKP PM üyesi Mert Aslanyürek ise, “Okan Pirinç bir dönem Antakya da demokratik siyasetin içinde yer alan her bireyi tanırdı, iletişim kuramadığı hayatına dokunmadığı kimse kalmamıştır. Okan ve bütün düş yolcuları eşit, sınırsız, sınıfsız bir dünya uğruna yılmadan mücadele ettiler ve hayatlarını bu uğurda kaybettiler. Bizler bu geçen 6 yıldan sonra bir kez daha sözlerimizi yineleyerek Okan yoldaşımız şahsında bütün Suruç şehitlerinin faillerinden hesap sorana dek, 33 düş yolcusunun hayallerini gerçekleştirene dek mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Eğitim-Sen adına Eğitim-Sen dönem sözcüsü Özgür Tıraş da, “6 yıl önce kaybettiğimiz 33 düş yolcusunu Okan Pirinç şahsında sevgi ve saygı ile anıyoruz. Suruç katliamı ne ilk ne de son katliamdır. Bu katliamı bizlere unutturmak istiyorlar ama bizler asla unutmayacağız, unutturmayacağız. Bu katliamların hesabını eşit ve özgür bir dünya kurarak soracağız. Okan ve Arkadaşlarının düşleri düşlerimizdir tekrardan saygı ile anıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “33 DÜŞ YOLCUSUNUN DA OKAN’IN DA GÜLÜŞÜ YARIM KALMAYACAK”

    Toplumsal Özgürlük Partisi adına konuşan Selver Büyükkeleş, “Bugün 6 yıl önce katledilen 33 düş yolcusu nezdinde buradayız. Katil IŞİD sürüsünün ne yapmak istediğini iyi biliyoruz. Bizler gençler, kadınlar olarak yoldaşlarımız için her zaman sokaklarda olacağız. 33 düş yolcusunun da Okan’ın da gülüşü yarım kalmayacak onlara sözümüz devrim olacak. Buradan Antakya’dan Okan nezdinde bu bayrağı daha da yükselteceğiz” diye belirtti.

    “SURUÇ İÇİN ADALET DEMEK HERKES İÇİN ADALET DEMEKTİR”

    Liseli Öğrenciler Birliği’nden ve aynı zamanda Okan Pirinç’in mücadele arkadaşı olan Ela ise “6 yıl önce bugün arkadaşlarımız yıkılan bir kenti onarmak adına inşaatlarda çalışmak ve oradaki çocuklara oyuncak götürmek için çıktıkları yolda mola yerinde Amara Kültür merkezi bahçesinde barbar IŞİD çeteleri tarafından 33 yoldaşımız katledildi. En gençleri idi Okan ve Demokratik lise mücadelesinde çok büyük emekleri vardı. Biz biliyoruz ki Suruç katliamı aydınlatılmadığı için Ankara katliamı, Amed katliamı gercekleştirildi. Berkin i katledenler Ali İsmail’i katledenler Suruç’un, Ankara katliamının failleridir. O yüzden Suruç için adalet demek herkes için adalet demektir” ifadelerine yer verdi.

    Anma Okan Pirinç’in mezarına karanfillerin bırakılması ile son buldu.

    PİRHA/HATAY

  • ’84 milyon iktidardan büyüktür’-VİDEO

    ’84 milyon iktidardan büyüktür’-VİDEO

    PİRHA- ‘Türkiye Siyaseti ve Demokratik Zeminin İnşası’ konulu panelde konuşan HDP, TİP ve CHP’li milletvekilleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkeyi uçuruma sürüklediğini belirterek, toplumun tüm kesimlerinin harekete geçmesi çağrısında bulundu.

    ‘Evvel Temmuz Festivali’ 2’inci gününde ‘Türkiye Siyaseti ve Demokratik Zeminin İnşası’ konulu panel ile devam ediyor.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Barış Atay ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın katılımıyla ‘Türkiye Siyaseti ve Demokratik Zeminin İnşası’ konulu panel Samandağ Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleşti.

    Yoğun katılımın sağlandığı panelde Samandağ Kalkındırma Derneği Başkanı Yılmaz Sürmeli açılış konuşması yaparak festivalde emek verenlere teşekkür etti.

    “SİSTEM DEĞİŞMELİ”

    CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hayata geçtiğinden bu yana ‘demokrasi’ başlığının daha da hayati bir durum haline geldiğine dikkat çekerek, “Yürütmeyi denetleyemeyen bir Meclis var. Tamamen sarayın güdümünde olan yargıçlar var. Yargı, sarayın talimatına göre hareket eden bir kuruma döndü. Hükümeti denetlemesi gereken yasama ve yargı sistemi Türkiye’de yok. Bu neyi getiriyor? Türkiye’nin yönetiminin tek kişide toplanmasına yol açıyor. Üç yıllık Başkanlık Sistemi Türkiye’yi uçurumun eşiğine getirdi” dedi.

    Hukuksuzluğa karşı toplumun sessizleştirmek istendiğini, buna karşın toplumun, ‘hukuk, adalet, demokrasi’ demesi gerektiğinin altını çizen Başarır, “Sistem değişmeli. Bunu da toplumu yanımıza alarak yapmalıyız. Yeni Anayasa olmalı ama toplum sahip çıkarak yapmalı. En önemlisi toplumun ayağa kalkması lazım. Deniz Poyraz’ın katledilmesine karşı ses vermeli” diye konuştu.

    “BİZ 84 MİLYONUZ”

    Türkiye’nin seçime giderken kayıp silahlar, gazetecilerin linç edilmesi, Devlet Bahçeli’nin ayrıştırıcı dil kullanması gibi süreçten geçtiğini belirten Başarır, “Seçimi kaybedecek olan Erdoğan mazbatayı verecek mi? sorusunun toplumda kaygı yarattığını görüyorum. Ancak biz 84 milyonuz” diye belirtti.

    “84 MİLYON HALKIN İKTİDARDAN BÜYÜK OLDUĞUNU GÖSTERMELİYİZ”

    TİP Hatay Milletvekili Barış Atay, ‘Nasıl bir demokrasi?’ sorusunun üzerinde durulması gerektiğini ifade ederek, “Çünkü demokrasi söylemiyle zulüm yapılıyor. Bir mafya hükümetiyle karşı karşıyayız. İktidar her türlü muhalefet üzerinde korkunç bir baskı kurmaya devam ediyor. Bütün bunların sebebi klasik bir devlet yapılanmasıyla karşı karşıya olmamamızdır” dedi.

    “Gazi’nin, Madımak’ın hesabı sorulmayınca Kemal Kurtuk sokak ortasında, Deniz Poyraz HDP İl binasında katledildi” diyen Atay, “Bu krizin bir sistem krizi olduğunu bilmeli ve muhalefet olarak, daha fazla cesaretli ve net olmalıyız. 84 milyon halkın iktidardan büyük olduğunu göstermemiz lazım. Umudu büyütmek için AKP ve MHP’den hesap soracağımızı halka kanıtlamalıyız” ifadelerini kullandı.

    “AKP ŞERRİ BİR ANAYASA OLUŞTURMAK İSTİYOR”

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, 15 Temmuz’la birlikte bir rejim değişikliğinin olduğunu vurgulayarak, “AKP sıradan bir parti olmaktan öte projedir. Biz rejime karşı mücadele ediyoruz. Sıradan bir seçimle bu yaşananların çözülmeyeceği ortada. Bir demokrasi mücadelesine ve ortaklığına ihtiyaç vardır” dedi.

    Hatimoğulları, yurttaşların bir kuru ekmeğe muhtaç olduğunu dile getirerek, “Ağır koşullar altından geçiyoruz. ‘Yüzyıllık parantezi kapatıyoruz’ diyerek, var olan kazanımları tamamen ortadan kaldırmak, toplumun kodlarını değiştirmek, şerri bir anayasa oluşturmak istiyorlar. Son bir virajdayız. 2023 bu virajı alıp yoluna devam etmek istiyorlar” diye ifade etti.

    “DENİZ POYRAZ ŞAHSINDA TOPLUM HDP’Yİ SAVUNDU”

    HDP’ye yönelik korkunç saldırıların yaşandığına işaret eden Hatimoğulları, “Bize kapatma davası ve İzmir İl Örgütüne saldırı ile HDP’ye gözdağı vermiyorlar. Toplumu tepkisizleştirmek istiyorlar. Ancak Deniz Poyraz şahsında toplum HDP’yi savundu” diye vurguladı.

    “DEMOKRASİ İTTİFAKI İLE FAŞİZMİ GERİLETEBİLİRİZ”

    “Hiçbir diktatörlük seçimle gitmez algısına karşı seçime hazırlık yapmalıyız ve toplumu sandığa sahip çıkması için çalışmalıyız” diyen Hatimoğulları, “Bir örgütlülük ve cesarete ihtiyaç var. Bu da demokrasi ittifakı ile olur. Sadece siyasi partilerin katılmasından öte, tüm toplumsal kesimler birleşmeli. Birinci temel ilkesi de faşizmin geriletilmesi lazım” ifadelerine yer verdi.

    Panel soru-cevap ile sona erdi.

    Diren KESER/Erol KAMALAK/HATAY

  • ‘Evvel Temmuz Festivali’ başlıyor!

    ‘Evvel Temmuz Festivali’ başlıyor!

    PİRHA- ‘Evvel Temmuz Festivali’ başlıyor. Panel ve konserlerin ağırlıkta olduğu festival programı kapsamında İlkay Akkaya da kapanış konserinde Samandağlılarla buluşacak. Panellerde ise ‘İstanbul Sözleşmesi, demokrasi, sağlık ve eğitim’ gibi konular tartışılacak.

    Arap Alevileri için önemli bayramlardan biri olan Evvel Temmuz, Hatay’ın Samandağ ilçesinde ‘Evvel Temmuz Festivali’ kapsamında kutlanıyor.

    Bereketin, paylaşımın günü olan ‘Evvel Temmuz’ Arap Alevilerinin binlerce yıldır sürdürdüğü bir gelenek olmasının yanında Samandağ’da uzun yıllardır yurtiçi ve dışında binlerce kişinin katıldığı bir festivale dönüştü. Bu yıl 12 Temmuz’da başlayacak festival 14 Temmuz akşamı düzenlenecek konserle sona erecek.

    Festival programı kapsamında; 12 Temmuz Pazartesi saat 17:30’da HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Mor Dayanışmadan Cemile Baklacı ve Kadın Emeği Kollektifi’nden Özge Göncü’nün katılımıyla ‘İstanbul Sözleşmesi ve kadın mücadelesi’ konulu panel düzenlenecek.

    Akşam ise festival kapsamında Cevdet Bağca, Kadir Çat ve Yaşar Nalbant konseri olacak.

    13 Temmuz Salı saat 17:30’da ‘Türkiye Siyaseti ve Demokratik Zeminin İnşası’ konulu panelin katılımcıları ise HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, CHP Milletvekili Ali Mahir Başarır ve TİP Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu olacak. Panel, Samandağ Belediyesi Meclis Salonu’nda gerçekleşecek.

    Akşam ise festival kapsamında Nihat Mugil, Grup Ortaya Karışık ve Menekşe-Kardelen Özdemir konseri olacak.

    Festivalin son günü 14 Temmuz Çarşamba saat 17:30’da ise Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Karadeniz, KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ve TTB 2. Başkanı Ali İhsan Öktem’in katılımıyla ‘Siyasal İktidarın Sağlık, Eğitim Politikaları ve Mücadele Olanakları’ konulu panel yapılacak.

    Festivalin kapanış konserinde İlkay Akkaya, Rozanna, Imhammed Menne sahnede olacak.

    Evvel Temmuz Festivali: Miladi Takvim’e göre temmuz ayının 14’ü, Rumi Takvim’e göre ayın 1’i oluyor. “Bir” Arapçada “evvel” diye ifade ediliyor. Bu nedenle 14 Temmuz, Türkiye’de yaşayan Arap Alevilerinin inanışlarına göre “Evvel Temmuz” olarak kabul ediliyor. Tarihi 4000 yıl öncesine kadar uzandığı söylenen Evvel Temmuz, çok tanrılı dinler döneminde hasadın yapıldığı ve bir sonraki hasat döneminin bereketli geçmesi için bereket tanrısı Temmuz’a kurbanların adandığı gün. Tek tanrılı dinlere geçişten sonra, bu gelenek Arap Alevi coğrafyasında devam etmiş.

    Diren KESER/HATAY

  • Milletvekili Sera Kadıgil CHP’den istifa edip TİP’e katıldı

    Milletvekili Sera Kadıgil CHP’den istifa edip TİP’e katıldı

    Partisinden istifa eden CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil ,TİP’e dahil olacak.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, partisinden istifa etti. Kadıgil, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılacak. Böylelikle TİP’in Meclis’teki milletvekili sayısı 4’e yükselecek.

    İstifasını Meclis’te düzenlediği basın toplantısı ile açıklayan Kadıgil, “Ben bu adımı bu mücadeleye köstek olmak için değil bilakis biraz daha solunuzdan destek olabilmek için atıyorum. Hem önümüzdeki tarihi seçim sürecinde, hem de elbirliğiyle yaralarımızı sarma aşamasına geçtiğimizde, hepimizin iyiliğine olduğunu düşündüğüm bir yola çıkıyorum. Bilin ki ülkem için doğru olduğuna inandığım şeyi yapıyorum. Fikrim hür, vicdanım rahat. Gerçekten tanıyanların, beni anlayacağını biliyorum. Evet, bu ayrılığın sebebi ne bir kavga ne de bir tartışma. Tertemiz bir ideolojik ayrılıkla karşınızdayım” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun son derece yapıcı bir tavırla yürüttüğü sürecin kendine gurur verdiğini söyleyen Kadıgil, “Farklı görüşlerden demokratların birlikte inşa ettiği bu yol, çeşitli kesimlerle dengeli bir siyaset yürütmeyi de zorunlu kılıyor. Ne var ki oldukça uzun zamandır Türkiye siyasetindeki bu dengelerde ciddi bir eksiklik olduğunu ve bu eksikliğin tüm ülkemizi olumsuz etkilediğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “EKSEN MERKEZİN SAĞINA KAYIYOR”

    Kadıgil, şunları ifade etti:

    “Gerek seçim çalışmalarında ve sonrasında birlikte gururla mücadele ettiğimiz Millet İttifakı ortaklarımız, gerekse mevcut karanlık karşısında pozisyon almak üzere yeni kurulan partilere bakıldığında zaten milliyetçi-muhafazakar olan ağırlık merkezine karşı kurulan dengelerin de genel itibariyle yine milliyetçi ve/veya muhafazakar çizgide olduğu bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bu gerçekliğin bir sonucu olarak tüm ülkenin ekseni ister istemez merkezin sağına doğru eğiliyor. İşte bu eksende hak ettiği ağırlıkta temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insan da yaşıyor bu ülkede. Hayata mevcut yapıların çok daha solundan bakan, insan uydurması sıfatların, mülkiyet aşkının insanlığı ve gezegenimizi felakete sürüklediğini görenler. Sadece AKP’den değil, bugün AKP’nin temsil ettiği bu kokuşmuş düzenin bizzat kendisinden de kurtulmak isteyenler. Ben de kişisel olarak bu insanlardan biriyim. Oysa siyasetin başka kuralları var.”

    DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN

    Siyasete TİP’te devam edeceğini söyleyen Kadıgil şöyle devam etti:

    “Örgütlü kadın hareketinin hepimize öğrettikleri sayesinde yüzleştiğim toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığım okumalar, gururla söylemeliyim ki beni azılı bir feminist haline getirdi. Ve yine geç kalarak da olsa nitelikli bir sosyal demokrat olmak üzere çıktığım yol ise beni bir kez daha ne mutlu ki Denizlerin yoluna çıkarttı… İşte o yol, o ruh bugün bu Meclis’te temsil ediliyor. Ve artık Türkiye’nin ilk kadın genel başkanının, Behice Boran’ın partisinin Meclis grubunu, ikisi bıyıklı üç erkeğe terk etmeye gönlüm razı gelmiyor. İşte ben bugün itibariyle, inandığım değerleri açıkça ve yüksek sesle savunmak için, bu düzeni biraz düzeltmeye değil, tümden değiştirmeye çalışmak için, dünya görüşüme daha yakın gördüğüm bir partiye, Türkiye İşçi Partisi’ne katılıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’ye yapılan saldırıya büyük tepki: Dayanışmayı büyütelim

    HDP’ye yapılan saldırıya büyük tepki: Dayanışmayı büyütelim

    PİRHA-HDP İzmir İl Örgütü’ne yapılan saldırıya tepkiler yükselirken, siyasi partiler, sanatçılar ve aydınlar, “Dayanışmayı büyütelim” çağrısı yapıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne yönelik silahlı saldırıda parti çalışanı Deniz Poyraz katledildi. Saldırıya karşı HDP İzmir İL Örgütü önünde halk toplanırken, siyasi parti temsilcileri, sanatçılar ve aydınlar sosyal medya üzerinden paylaşımlarla tepkilerini dile getirdiler.

    Tepkilerden bazıları şu şekilde:

    “-Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: HDP İzmir il binasına yapılan saldırıyı lanetliyorum. Hayatını kaybeden Deniz Poyraz’a Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı diliyorum. Bu senaryoyu daha önce yaşadık, bu kez halkımız yutmaz. Uyarıyorum, kimse bu provokasyonlardan medet ummasın!

    -Halkevleri: İzmir’de HDP’yi hedef alan saldırıda parti çalışanı Deniz Poyraz katledildi. Tüm HDP’li dostlarımızın başı sağolsun. Faşizme karşı omuz omuza mücadele edeceğiz!

    -CHP’li Özgür Özel: Halkların Demokratik Partisi İzmir il binasına yapılan saldırı nedeniyle yaşamını yitiren Deniz Poyraz’a Allah’tan rahmet diliyor, partisine ve ailesine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Azmettiricisini hepimizin bildiği siyasi bir cinayetle karşı karşıyayız.

    -Türkiye İşçi Partisi: HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırıyı kınıyor, saldırıda yaşamını yitiren Deniz Poyraz’ın yakınlarına ve HDPli dostlarımıza baş sağlığı diliyoruz. İktidarın kirli eylemlerine teslim olmayacağız. HDP’nin yanındayız. Omuz omuza mücadelemizi sürdüreceğiz. #HDPhalktır

    EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz: HDP İzmlr İl Örgütüne yapılan silahlı saldırı alçakça bir provokasyondur. Katledilen Deniz Poyraz’ın ailesine başsağlığı diliyoruz. Bu saldırı #HDP üzerinden muhalefeti sindirme kampanyasından bağımsız değildir. Siyasal iktidar ve egemen medya sorumludur. Dayanışmayı büyütelim!

    -Sanatçı Ferhat Tunç: Altı milyon insanın iradesini yok sayarak partilerini kapatmaya çalışanlar, bu ırkçı, faşist saldırılara zemin hazırladı. HDP izmir il binasına yönelik bu korkunç saldırıyı şiddetle kınıyorum. İzmir HDP çalışanlarına büyük geçmiş olsun. #hdphalktır

    -İHD Genel Merkezi @ihd_genelmerkez : Saldırıyı kınıyor, HDP’ye ve Poyraz ailesine geçmiş olsun ve başsağlığı diliyoruz. Etkili soruşturma ile saldırının tüm boyutları ile aydınlatılmasını, HDP’ye yönelik nefret söyleminin son bulmasını, HDP binalarının sahici olarak korunmasını istiyoruz.”

    PİRHA-HABER MERKEZİ

  • Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    Ahmet Şık: Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür

    PİRHA- TİP Milletvekili Ahmet Şık, Devlet Bahçeli tarafından tehdit edilip hakkında iki ayrı soruşturma başlatılması ardından “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı bir açıklama yayınladı.

    MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “TC devleti katil olsaydı bugün bulunduğun yer TBMM değil mezarlık olurdu” sözleriyle tehdit edip hedef gösterdiği ve katıldığı canlı yayınlarda yaptığı konuşmalar nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında iki ayrı soruşturma başlatılan Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

    “Hakikat yalanlardan ve tehditlerden çok daha güçlüdür” başlıklı açıklamasında Şık, “Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür” dedi.

    “HAKİKAT YALANLARDAN VE TEHDİTLERDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜDÜR”

    Milletvekili Ahmet Şık’ın açıklamasının tamamı şöyle:

    “Bir konuşmamda dile getirdiğim hakikatler nedeniyle yıllardır uygulanan bilindik bir senaryo yeniden sahnelenmeye başladı.

    Tıpkı maaşlarını ödeyenler gibi şeref ve haysiyetten yoksun trol çetelerinin emirle başlattığı linç kampanyası, talimatın sahipleri tarafından büyütüldü.

    İktidarın tetikçisi olmuş yargı devreye sokuldu.

    Cinayetlerden bombalı katliamlara, kara para aklayıcılarının dahi tehdit edilmesinden koca bir ülkenin uyuşturucu trafiğinin merkezi haline getirilmesine dek son birkaç haftada ortalığa saçılan pisliklere ve bu kire bulaşmışlara gözlerini yuman, kulaklarını tıkayan savcılardan aksi beklenemezdi.

    Ancak herkes bilsin ki haysiyet yoksunu troller ve onların ipini tutanların organizasyonuyla hareket eden bir yargının tasarrufuna pabuç bırakacak biri değilim.

    Milliyetçilik sömürüsünde bayrağı kimseye kaptırmayan ama devleti yağmalayıp ülkeyi talan eden AKP’ye suç ortaklığı yapan bir partinin genel başkanı Meclis’te değil de mezarlıkta olmam için talimat verdi. Sesleri, yüzleri, dilleri, tehditleri ve 6-7 Eylül pogromundan Maraş’a, Çorum’dan Bahçelievler’e kadar uzanan katliamlarıyla çok tanıdıklar. Sözleriyle, geçmişi kanlı devletin AKP ile birlikte fikren sahibi, cinayetlerin de tetikçilerinden olduğunu ortaya koyan bu kişiye söyleyecek fazla bir şey yok.

    Türkiye Cumhuriyeti gerçekten hukukun egemen olduğu bir devlet olsaydı hapiste, demokrasinin egemen olduğu bir Cumhuriyet olsaydı siyasi nekahet döneminde olacağını söyleyip geçelim. Kendisi hakkında yaptığım suç duyurusunun da başıma gelebileceklerin azmettiricisinin kim olduğunun kayıt altına alınması için olduğunun altını da çizmiş olayım.

    Hakaret ve küfürlerle ailemi de katarak nasıl öldürüleceğimizi tarif eden troller ve onların vücut bulmuş hali olan siyasetçilerin tümü, ‘devlet aklı’ denilen zihniyetin şiddeti ve cinayetleri meşru bulduğunun da net bir kanıtıdır.

    Koca bir ülkeyi yağmalayıp talan etmeye devam edebilmek için bu linçi organize edenler ve aynı çetenin parçası olanlara ve ne acıdır ki trol linçiyle hizalananlara tespitimin neden bir hakikate işaret ettiğini belli ki anımsatmak gerekiyor. Bu kısacık anımsatma sözü, fikri, ifadeyi ölümle tehdit edenlerin kaybettiklerimizle olan ilişkisinin anlaşılmasına da faydası olacak. Ve hakikat, her kim olursa olsun karşısında duranlardan, kutsallıkla örtmeye çalıştıkları yalanlarından ve tehditlerinden çok daha güçlüdür.

    Mezarından bile barış sesi yükselen Musa Anter’i, görevlendirdiği itirafçılarla birlikte JİTEM denilen devletin karanlık çetesinin katlettiğini Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının raporu yazmadı mı?

    Metin Göktepe Türkiye Cumhuriyeti’nin üniformasını giyen polislerce, Engin Çeber aynı devletin üniformasını taşıyan gardiyanlarca linç edilerek öldürülmedi mi?

    İstanbul’da ya da Diyarbakır hapishanelerinde dört duvar arasındaki mahkumları kurşunlayarak, kimyasal silah kullanıp yakarak ve sopalarla linç ederek öldürenler hangi devletin görevlileriydi?

    Hrant Dink’in MİT, asker, polis ve bürokrasinin ortak mutabakatıyla bir tetikçiye öldürtüldüğünün kanıtı yargılananlar değil mi? Peki ya kanları Dört Ayaklı Minare’de asılı kalan Tahir Elçi’nin katlini failsiz bırakanlar?

    Yıllardır sevdiklerinin bir mezara sahip olması için mücadele eden Cumartesi Annelerinin evlatlarının işkencede katledildiği gözaltı merkezlerinin kapısında hangi devletin adı yazıyor?

    Cansız bedeni hâlâ katledildiği sokakta yatan Ali İsmail Korkmaz’ı sivil faşistlerle birlikte linç eden polisler, annesi miting meydanlarında yuhalatılan Berkin Elvan’ı öldürenler bu devletin görevlileri değil mi?

    Kemal Kurkut’un yarı çıplak bedenine sırtından giren kurşunları sıkanlar, Uğur Kurt’u Cemevi’nin bahçesinde vuranlar, Dilek Doğan’ı evinin içinde katledenlerin maaşını ve avukat parasını ödemekle kalmayıp bir de cezasızlıkla ödüllendiren bu devletin kendisi değil mi?

    Kutlu Adalı’yı faillerinin hem meçhul hem de meşhur olduğu bir suikastla aramızdan alanlarla, Uğur Mumcu’yu bombayla parçalayanların devlet katında hâlâ makbul sayıldığını, geçmişte birlikte iş tuttukları ama şimdi “Mafya lideri” dedikleri birinin itiraflarında bir kez daha duymadık mı?

    Gözaltına alındıktan sonra Servet Turgut’u işkence ederek öldüren, Osman Şiban’ı ağır yaralayan askerler de “Evet yaptık ama onlar milislerdi” diye suçu itiraf eden içişleri bakanı da bu ülkenin, kutsallaştırıp her türlü suçtan azade tutulmaya çalışılan bu devletin görevlisi değil mi?

    Roboski’de savaş uçaklarıyla paramparça edilerek öldürülen sivillerin katledilmesinden sorumlu olanlar yargıdan kaçıran devletin kendisi değil mi?

    Listeyi uzatmak, çok uzatmak mümkün. Öyle bıktırıcı bir sabıka listesi çıkar ki ortaya, herkes hukukla kendini var etmesi bir zorunluluk olan devletin, hukukla bağı kalmadığında terörist dediklerinden bir farkı olmadığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda kalırsınız. Bugün hayatta olanların, yani henüz kendisine bir mezarlık biçilmemiş olanların, adları anılan ve anılmayan kayıplarımızla terbiye edilmek istendiği, ölümle tehdit edilip sindirilmeye susturulmaya çalışıldığını da görebilirsiniz.

    İşte devlet aklı dediğimiz tam da bu değil midir?

    Bana yöneltilen tehditler maalesef sözlerimin teyididir. Kimin TBMM’ye kimin mezarlıklara kimin ise demir parmaklıklar ardına layık olduğuna karar veren aklın kendine hak gördüğü yargıçlık makamı, katil dediğim karanlık yapının ta kendisidir.

    Ve kendisinden olmayana mezarlık ya da demir parmaklık istikameti veren bu devlet aklının yeri tarihin çöplüğüdür. Onun yerine kendinden olmayanı yok etmeyi değil onunla birlikte yaşamayı önceleyen aklı kurmak için köhnemiş ne varsa, evet yıkılmalıdır. Cinayet emri veren, katilini işkencecisini koruyan değil, işlenen suçların hesabını soran bir devlet için daha eşit, özgür düşüncenin yeşerdiği bir hayat için bu kısır döngü son bulmalıdır.

    Talep ettiği temel hak ve özgürlükleri sadece sosyal medyaya hapsedip o yankı odasının büyüsüne kapılanların trol linçinden etkilenmemesi mümkün değildi. Öyle de oldu. Dolayısıyla kendisini bu faşist rejimin muhalifi diye tanımlayan ancak iktidara siyasal karakteristiğini verenin mevcut devlet paradigması olduğunu kabullenemeyip hakikatle yüzleşmekten kaçınanlara da birkaç sözüm olacak.

    Faşist rejimin sahipliğini mevcut emanetçilerden ibaret sayanlar, devlete değil hükümete katil demem gerektiğini, sorumlunun mevcut iktidar olduğunu söylüyorlar. Bu memlekette, güya birbirine taban tabana zıt pozisyonlar almış olan iktidar ve muhalefetin tabanı arasındaki “kutsallık geçişkenliği” ezici çoğunluğun demokrasi derdinin olmadığının da kanıtı adeta. Öyle ki yıkılması gerekenin mevcut devlet düzeninden önce devletin kitleler nezdindeki büyüsü olduğunu da gösterdi. Devletin geçmişten bugüne uzanan davranış kalıplarını ve hukuksuzluklarını meşrulaştıran o büyüyü yok etmek zaten halihazırdaki devlet düzeninin de ortadan kalkması anlamına geliyor.

    Yukarıda kısa bir örnek liste olarak sıraladığım kanlı tarihçe katillerin ve suçlarının sadece mevcut iktidarla sınırlı olmadığını anlatıyor. Ki çok daha gerilere kadar gitmek de mümkün. Siyaset-Mafya-Bürokrasi üçgeninde yer alan kirli ilişkiler ağıyla devletin on yıllardır mafyayla iş tutması, kamu ihaleleri bahşetmesi, kirli işlerini gördürmekle kalmayıp bir de ortaya dökülen suçları için cezasızlık zırhı bahşetmesi sadece bugünün tartışması mıdır?

    Bu kirin adına “Mafya devleti” deyince hoşuna gidenlerin, o kirin içinde kanlı katliamlar ve cinayetler olduğu gerçeği karşısında takındığı “hassasiyetle” ilgili kendisine sorması gerekenler var. Ne bu tuhaf “hassasiyetle” ne de devletin kanlı ve kirli geçmişiyle yüzleşmek bizi küçültür. Aksine gelecek kuşaklara adil, özgür, eşit ve onurlu bir yaşamın kapısını açar. Zira hukukla hesaplaşılmış bir yüzleşmeyle sağlanan adalet ve insan onuru, arkasına sığınılan kutsallardan çok daha değerli. Özlemini duyduğunuz demokrasi eğer evrensel normlara sahip değilse ve hukukun üstünlüğünü egemen kılmayı amaçlamıyorsa AKP ve ortaklarının gitmesiyle gelecek olanın da mevcut düzenin sahiplerinin el değiştirmesinden ibaret kalacağının altını çizmek gerek.

    Söylediklerimin ifade ediş biçiminin yanlışlığına işaret edenler ya da zamanlamayı kötü bulanlar da oldu. Yıkılması istenenin yerine hukuk ve demokrasi normlarının egemen kılındığı yurttaş odaklı bir düzenin inşa edilmesini talep eden sözlerimi dinlemedikleri, duymadıkları ve duymak istemedikleri için de bağlamından koparılmış sözlerin şehvetine kapılıp linçe ortak oldular. Devleti kutsal görmekle kalmayıp siyasal iktidar ile o erk sahiplerine şekil veren devletin iç içeliğini bile isteye gözden kaçıran bir “eleştirel” tutumdu bu. Bir organize suç örgütü liderinin ifşalarında da ortaya çıkan devletin cinayetler işlediği gerçeğini görmezden gelen bu eleştiri sahiplerine göre Saray Rejiminin yağma ve talan düzenini tartışanlar için sözlerim “iktidarın gündem değiştirmesini” sağlamıştı.

    Her türlü hukuksuzluktan yağma ve talana, kamu ihalelerinin bir avuç yandaş sermaye grubuna peşkeş çekilmesinden kendi bakanlığını dolandıran bakanların yolsuzluklarına kadar her şeyin gözümüzün önünde gerçekleştiği yıllara yayılan bir dönemde ne çok olay için kullanıldı bu sözcükler. “Gündem değiştiriyorlar” argümanı hayli eski, yıpranmış ve gerçeği anlatmıyor. Başıma gelen son linçin muhalifleri de peşine takması da gösterdi ki sosyal medyanın kontrolü de troller eliyle iktidara ait. Haliyle bu iktidarın gündem değiştirme derdi yok. Sosyal medyadan ölçüm yaparak tek gündemin kendi gerçeği ya da konuştuğu olduğuna inanan siyaset erbabı ve toplum, iktidarın da kendi kendisine yerinden olacağına inanmış durumda. Tüm bu yanılsamanın özeti risk almadan muhalifçilik oynayanların ağır bir konforuna düşkünlük eğilimini anlatıyor.

    Peker’in ifşaları savcılık, kitlesel parlamenter muhalefet ve yaygın medya nezdinde bir tartışmanın odağında bile değil. Defne isminin, bir gün önce anlatılan Kutlu Adalı’nın öldürülmesinden bile daha çok tartışıldığı bir alanda ifşaları karşı koyamadığı bir şehvetle dinleyenlerin biriken öfkesini sosyal medyadan taşırıp sokağa dökmek gibi bir niyet ve arzusu yokken değiştirilmeye ihtiyaç duyulan bir gündem yok iktidar açısından.

    Bu ifşaların iktidar bileşenleri içinde bir huzursuzluk kaynağı olduğu ne kadar gerçekse huzursuzluğun sadece kire bulaşmış olanların teşhir olacağı korkusundan öteye gitmediği de o kadar gerçek. Ancak iki büyük denetleme mekanizması olan yargı ve medyanın iktidar kontrolünde olduğu ve iktidar denen mafya yapılanmasında herkesin suça bulaştığı hesaba katılırsa kimsenin kimseyi satamayacak pozisyonda olduğu gerçeği de tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.

    Ortaya çıkan tabloda iktidarda kaygı yaratan ve dile getirilmeyen tek endişe, korku ile birlikte büyüyen öfkenin sokağa taşması. O yüzden mevzunun bir yankı odasından ibaret olan sosyal medyada sıkıştığı alanın dışına çıkmasını istemiyorlar. Çıkana da had bildirmeye çalışan tehditler savuruyorlar.

    Siyasi parti kılığına giren bir çete çok zaman önce memleketin havasına, suyuna, toprağına, çocuklarımızın yarınına çöktü. Yurttaş değil de tebaa muamelesi yapılanlar elindeki bu devletin temiz olduğuna inanıyor mu gerçekten? Kirli, yozlaşmış bir başka rejimi sonlandırarak kurulan ve temiz olduğu sanılan devletin yerinde olduğunu, yıkılmadığını düşünenlere gördüğünün geçmişin bir illüzyonundan ibaret olduğunu söylemek de borcumuz.

    Rejimin tepeden tırnağa değiştirilip Parlamentosu dahil tüm kurumlarının tamamen işlevsiz hale getirildiğini herkes söylemiyor mu?

    Yargı sistemi adaleti yutan birer kara deliğe dönüşen adliye binalarında vesayet altında tutulmuyor mu?

    Bir diğer, sivil denetim organı olan medya bir mafya rejiminin halkla ilişkiler ajansına dönüşmedi mi?

    “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyenlerin berbat yönetim anlayışıyla bir salgın hastalığın pençesinde ölüme terk edilmedik mi?

    O kutsal sayılan devletin herhangi bir ülke nezdinde itibarı, parasının değeri kaldı mı?

    Ormanlardan arazilerine, derelerinden limanlara, fabrikalardan kurumlara kadar devlete, kamuya, halka yani size ait olan ne varsa özelleştirme adı altında ilgilisi ve karar vericisine komisyonunu ödeyenlere peşkeş çekilmedi mi?

    Bu talanın vergileri tüm yurttaşların kamburu haline getirilmedi mi?

    Fırsat eşitsizliğinin yanı sıra bir de içi boşalmış bir eğitim sistemiyle diplomalı cahiller olarak mezun edilen gençler devlet malını peşkeş çekilenlere sömürülecek iş gücü haline getirilirken kendi çocukları, akrabaları ve yandaşları el üstünde tutulup lüks ve şatafata boğulmadı mı?

    Hem yanıtı kendi içinde barındıran bu sorular da hem de kavgasını verirken söylediğim her söz demokrasi mücadelesinin özüne dair bir çağrıyı barındırıyor. Ve bu mücadele parlamentoya da bizleri hapsetmek istedikleri sosyal medyaya da sığmaz. Sokaklar, meydanlar, parklar, yurttaşların bir araya geldikleri, taleplerini ve itirazlarını dile getirdikleri tüm alanlar, tıpkı seçim sandıkları gibi, demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazlarıdır. Bugün üzerimize düşen, bu deli gömleğini giymeyi ve bizi sıkıştırmak istedikleri umutsuzluğu reddetmek; sokakları, kent meydanlarını eşit, adil, laik ve gerçekten demokratik bir Türkiye mücadelesiyle doldurmaktır.

    Ve endişeniz olmasın. Devletin, iktidarın ve bu yapıyla ilişkili her türlü güç odaklarının kirini teşhir etmek, ülkeyi toplumu bu pisliklerden arındırmaya çalıştığımız demokrasi ve hukuk mücadelesi zaten yıllardır tek gündemimiz.

    Devletin karanlıkları örten, hak arayanları ezen bir kalkana dönüşmediği içinde umutlarımız olan bir gelecek için konuşuyorum, çabalıyorum ve var olmaya devam ediyorum. Gücün istismarına, yaşamların sömürüsüne değil herkesin kendini ifade edebildiği bir gelecekte yurttaşların hayallerine aracılık eden bir devlet tasavvurunda buluşmak üzere…”

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Hırsızları, çetecileri rahat bırakmamak için buradayız!

    PİRHA-TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM’deki haftalık basın toplantısında konuşarak “Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin haftalık basın toplantısında iktidar-mafya ilişkilerini gündemine aldı. İktidara, “Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor” diyen Baş, suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in itiraflarını gündemine aldı.

    “PİSLİK ÜSTÜNE PİSLİK, REZİLLİK ÜSTÜNE REZİLLİKLER İFŞA OLUYOR”

    TİP başkanı Erkan Baş, “İktidar, yıllardır suç üstüne suç işleyerek güzelim ülkemizi kopkoyu bir karanlığa mahkum etti” diyerek şu konuşmayı yaptı:
    “Bir avuç zengin daha zengin olurken hayatları mahvolan milyonları susturmak için baskıyı, şiddeti, devlet olanaklarını yetmediğinde karanlık güçleri devreye sokan iktidar artık bunların hiç birinin işe yaramadığını görüyor ki büyük bir panik içindeler.
    Yapılması gereken nedir? Mesela suçlananların görevlerini bırakması değil mi? İstifa etmesi veya görevden alınması beklenir. Mesela bir soruşturma başlatılması değil mi? Her normal insan bunu bekliyor ama olmuyor.
    Neden, çünkü çok ama çok büyük suçlar var ve bir yerden başladığında devamı gelecek! Bir tuğla çekildiğinde, duvarda bir delik açıldığında bu mafya saltanatı, bu halk düşmanı iktidar yıkılacak, o yüzden birbirlerine daha fazla sarılıyorlar.
    Günlerdir kamuoyu görüyor, pislik üstüne pislik, rezillik üstüne rezillikler ifşa oluyor. Sonuç nedir? İktidarın kirli ilişkilerinde adı geçen gazeteciler, insan içine çıkamaz hale geliyor, görevlerini bırakmak zorunda kalıyorlar ama aynı işi yapan sözde siyasetçiler görevlerine devam ediyor.
    Milyonlarca liralık vurgunları yapanlar, dünyanın çeşitli ülkelerine kaçmış orada hayatlarını sürdürüyorlar siyasetçiler hala görevlerinin başında! Bazıları ise vatan-millet-din edebiyatı yaparak, küfürler hakaretler ve tehditlerle kendilerini savunmaya çalışıyor. Ortada yüzlerce suç var açılmış tek bir soruşturma yok! Ama halka, halkın temsilcilerine saldırarak üstlerindeki kirden kurtulmaya çalışıyor.”

    “NE YAPTI AHMET?”

    “Bakın bugün AKP’nin en rezil yayın organlarından birinde değerli yol arkadaşım Ahmet Şık için “TİP’li hain” ifadesi kullanılmış. Biraz evvel minik ortağın Genel Başkanı doğrudan sevgili Ahmet’i hedef alan açıklamalar yaptı.
    Önce şunu söyleyeyim: Ahmet Şık bu ülkede gazeteciliğin medarı iftiharlarından biridir. Kontrgerilla, devlet içindeki çeteler, tarikat-ticaret-iktidar bağlantıları hakkında buldukları, yazdıkları, söyledikleri bu ülkenin araştırmacı gazetecilik tarihine geçmiştir.
    Gelin hep beraber hatırlayalım: Ne yaptı Ahmet neden bugün hedef haline getirilmek, ölüm tehditleriyle susturulmak isteniyor?
    Ahmet yıllardır olduğu gibi halka karşı işlenen tüm suçların açığa çıkması için mücadele eden gerçeğe aşık bir gazeteci olarak, bu kadar pislik ortalığa dökülmüşken susamaz.
    Belki de ilgili suç örgütü lideri konuşmaya başlamadan önce, bu iktidarın bugün artık herkesin gördüğü bildiği suçlarını açığa çıkartmak için yazılar yazdı. Herkes video izlemek ile yetinirken, Ahmet bu suçların üzerinin örtülmesine izin vermemek için harekete geçti. Yurttaşlık görevini, gazetecilik görevini, milletvekilliği görevini yerine getirdi. Bu suçların araştırılması için Meclis komisyon kurması engellenince, yargı tek bir adım atmayınca, bağımsız bir komisyon kurup bu rezillikleri kayıt altına almak için çalışmaya başladı. Ve hepsinden önemlisi, korkudan kıpırdayamaz hale getirdiğiniz halkı göreve çağırdı. Sokağa çıkan insanlara polis saldırdığında onların önünde durdu.
    O yüzden çok korkuyorlar. Bakın bu ülkede yargı ne halde? 10 Ekim Katliamı’nın faillerini cezalandırmak yerine, hayatını kaybedenlere, yakınlarına dava açılıyor. Musa Orhan cezalandırılsın dedikçe Ezgi Mola’ya soruşturma, suça karışan AKP’liler soruşturulsun dedikçe HDP’ye kapatma davası açılıyor. ‘Suç örgütleri yargılansın’ dedikçe Ahmet Şık’a soruşturma açıyorlar! Özetle haftalardır ortalığa saçılmış yüzlerce suç varken, tek bir laf edemeyen iktidarı, yargıyı, suç örgütünden para alan vekiller, ‘gazeteciler’ değil Ahmet Şık’ın sözleri rahatsız ediyor.”

    “ONLARIN VATAN DEDİKLERİ BEYAZ SARAY’DIR”

    Vatan diyorlar, millet diyorlar, devlet diyorlar, din-iman diyorlar. Öyleyse biz de ilan edelim: Onların ‘vatan’ dedikleri, kara para aklayanların otelidir. Onların ‘vatan’ dedikleri, bölge taşeronluğu teklif etmeye hazırlandığınız Biden’ın Beyaz Sarayı’dır. Onların’ millet’ dedikleri, silah temin ettikleri cihatçı katillerdir. Onların ‘devlet’ dedikleri, Mehmet Ağar’dır, Korkut Eken’dir, çetelerdir, cemaatlerdir, patronlardır. Onların ‘din iman’ dedikleri, halkın masum duygularını kullanan çocuk istismarcısı tarikat şeyhleridir. İşte bu yüzden korkuyorlar. Korkmakta haklılar. ‘Helalleşmeyeceğiz, hesaplaşacağız’ dediğimiz için korksunlar, haklılar! Hesap soracağız!”

    “KORKUYORSUNUZ, HAKLISINIZ! KORKUN!”

    “Gar Katliamı’nın hesabı daha kapanmadı. Yakıp yıktığınız Suriye’nin hesabı kapanmadı. Uğur Mumcu’un, Hrant Dink’in, Berkin’in, Ethem’in, Ali İsmail’in hesabı kapanmadı. Soma’nın hesabı kapanmadı. Açlıktan intihara sürüklediğiniz yurttaşlarımızın hesabı kapanmadı. Korkuyorsunuz, haklısınız! Korkun! Sokak dediğimiz için korkuyorsunuz!
    Siz hakın parasını ailenin malı haline getirirken, bu halkın zenginliklerini Demirören’e, Sancak’a, Sezgin Baran Korkmaz’a peşkeş çekerken çekirdek mi çitleyecektik? İkizdere’de direnen ninemiz, Cengiz’in küfürlerini sineye mi çekecekti? Her gün şiddete uğrayan kadınlar ölüm sırasını mı bekleseydi? Boğaziçi’ndeki öğrenciler, Melih Bulu’dan masallar mı dinleseydi? Bunlar sizin hayalleriniz ama bunlar olmayacak, bunları kabul etmeyeceğiz!”

    “VAKİT YOK, KAYBEDECEK NEYİMİZ KALDI”

    “Bilin ki, kendimiz için, çocuklarımız, torunlarımız için, ülkemiz için, bugünümüz ve geleceğimiz için kaybedecek tek bir günümüz yok. İşimiz, aşımız, fabrikalarımız, topraklarımız, denizlerimiz, akarsularımız, göllerimiz, dağlarımız tek tek elimizden alındı. Kaybedecek neyimiz kaldı? Hepsini tek tek geri almak için vaktimiz yok. Çete iktidarından kurtulmak için vakit yok! Açlıktan sefaletten kurtulmak için vakit yok! Haklarımız için vakit yok! Kanal İstanbul için, İkizdere için, Marmara Denizi, Salda Gölü için vakit yok! İstanbul Sözleşmesi için vakit yok!
    Muhalefet elini taşın altına koysun diyenlere sesleniyorum, biz varız buradayız. Tüm tehditlere rağmen bir adım geri atmadan sesimizi, mücadeleyi yükseltiyoruz ama herkes bilsin ki asıl muhalefet halktır.”

    “MUHALEFET SİZSİNİZ”

    “Muhalefet sizsiniz. Gelin birlikte mücadeleyi büyütelim. Bu karanlıktan çıkış hepimizin ellerinizde. Ahmet Şık hakkında soruşturmalar açarak, HDP hakkında kapatma davaları açarak bu ülkedeki toplumsal muhalefeti sindirebileceğini sanan iktidar mensupları… Onuruyla mücadele edenlerin korkacağını, geri adım atacağını zannediyorsanız yanılıyorsunuz.
    Bu ülkenin halkları siyaset yapacak, Kürt halkı siyaset yapacak, buna kimse engel olamayacak. Ahmet Şık, gazeteciliğini yapacak, vekilliğini yapacak. Buna kimse engel olamayacak. Ama bu ülkede mafya, çete liderleri, karanlık ilişkiler içindekiler siyaset yapamayacak.
    Yargıyı ele geçirmişsiniz, mutlusunuz. Ama korkun, sizin ve küçük ortağı olduğunuz iktidarınızın iddianamesini halk yazıyor halk! Biz çok huzurluyuz! Ne bir tek cemaatle ilintimiz olmuş ne de bir tek mafya üyesiyle yan yana durmuşuz. Hiç birimizin cebine tek bir kuruş kara para girmemiş, tek bir ihalede adımız geçmemiş. İşte bu sayede faşizminize, baskılarınıza tehditlerinize boyun eğmiyoruz, buradayız. Buradayız, Burada kalacağız.
    ‘Mezarlıkta olurdunuz’ diye tehdit edenlere sesleniyorum, Ahmet Şık öldüremediğiniz Metin Göktepe’dir, öldüremediğiniz Uğur Mumcu, öldüremediğiniz Hrant Dink’tir. Siz ezelden beri katledilen gazetecilerin, faili meçhul siyasi cinayetlerin arkasındaki ellersiniz. Biz şimdi toprağın altında olan size teslim olmayanların mücadele arkadaşlarıyız.
    Meclis’te ne işi var diye soranlara bir kez daha söylüyorum, halktan görev aldık, hırsızları, çetecileri, halkın parasına, toprağına çökenleri rahat bırakmamak için buradayız. İşimiz, sizden hesap sormak, gerçekleri yüzünüze de haykırmak.”

    “HAPSE GİRERİZ AMA HALKI ÖLÜME TERK EDENLERDEN OLMAYIZ”

    “Hapse mi tıkmak istiyorsunuz? Olur, istediğinizi yapabilirsiniz. Ülkeyi koskoca bir hapishaneye çevirmişsiniz, biraz daha küçük bir hapishanede olsak ne olur. Hiç mi hapis görmedik? Üç beş yıl daha yatacakmışız ne çıkar. Ama katillerle el sıkışıp, halkı yoksulluğun, salgının pençesinde ölüme terk edenlerden olmayacağız. Bu halka çektirdiklerinizi izleyerek kahrımızdan ölmeyeceğiz.
    Ölmekse burada ölürüz, şimdi, sizinle kapışarak ölürüz. Bu halka düşmanlık eden kimse bizim düşmanımız onlardır. Buradaydık ve burada olacağız! Özgürlük isteyenin karşısına çıktınız. Hakkını arayanın karşısına çıktınız. Eşitlik isteyenin karşısına çıktınız. ‘Bunlar Fethullahçı’ dediğimizde yargıladınız, kirli oyunlarınızı anlattığımızda yargıladınız. Şimdi korkup susmamızı bekliyorsunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Siyasi partilerden Kadıköy çağrısı

    Siyasi partilerden Kadıköy çağrısı

    PİRHA- HDP, TİP, EMEP, TÖP ve Halkevleri, Kadıköy İskele Meydanı’nda saat 19.00’da yapacakları ortak eyleme katılım çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsa Özgürlük Partisi (TÖP) ve Halkevleri, Kadıköy İskele Meydanı’nda bugün saat 19.00’da yapacakları ortak eyleme katılım çağrısında bulundu.

    Yapılan çağrıda, “Baskı, sömürü, mafya iktidarına son verelim, memleketi yeniden kuralım!” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Gar Katliamı duruşmasında aileler salondan çıkarılmak istendi!

    10 Ekim Gar Katliamı duruşmasında aileler salondan çıkarılmak istendi!

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının 9. duruşması Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme başkanı, ailelerin duruşmaya dair söz söylemesi üzerine salonu boşaltmak istedi. Avukatların itirazları üzerine duruşma 19 Mart’a ertelendi.

    Türkiye’nin ilk “İnsanlığa karşı suç” yargılaması olma özelliği taşıyan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasının 9. duruşması Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    10 Ekim Katliamı’na ilişkin 16 firari sanık hakkında açılan ve tutuklu sanık Erman Ekici’nin ‘insanlığa karşı suç’tan yargılandığı davaya katılım bir hayli geniş oldu. Saat 10.00’da başlayan davaya HDP,  CHP ve TİP’li milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Müştekilerin kimlik tespitlerinin ardından duruşma başladı. Savunması dinlenen firari sanık Muhammed Zana Alkan’ın dini nikahlı eşi Büşra Şahin, diğer sanıkları tanımadığını söyleyerek 10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin bilgisi olmadığını iddia etti.

    MAHKEME BAŞKANI, AİLELERİ SALONDAN ÇIKARTMAK İSTEDİ

    Öte yandan Sanık Erman Ekici’nin avukatı Heyyam Fidan, savunması esnasında müşteki avukatların sorularına müdahale ettiğini belirtti. Duruma aileler itiraz etti. Bunun üzerine mahkeme başkanı, aileleri salondan çıkartmak isteyerek polis çağırdı. Duruşma hakimi, aileler ile avukatların duruşma salonunun boşaltılması kararına karşı itirazlarının ardından salonu terk etti.

    Mahkeme başkanıyla görüşen avukatlar, mahkeme başkanının kendilerine, “Tanık ifadesi sırasında söz söyleyen kişiler salondan çıksın. 10 dakika dışarıda kaldıktan sonra geri gelirler” dediği aktarıldı.

    Durumu kabul etmeyen avukatlar, mahkeme başkanına “Müştekiler çıkarsa biz de çıkarız” diyerek tepki gösterdi. Avukatlar, mahkeme başkanının benzer tavırları sonraki duruşmalarda da sürdüreceğini belirtti.

    Avukatlara destek olarak aileler de “Hiçbirimiz salondan çıkmıyoruz. Adalet için geldik, yargılanan biziz” yorumunu yaptı.

    Uzun bir süre sonra salona giren mahkeme başkanı, tüm itirazlara rağmen duruşmayı 19 Mart’a erteledi. Mahkeme başkanı ayrıca, tanığın gelecek celse yeniden hazır bulunması kararını verdi. Mahkeme heyeti, gelecek celse aynı davranışların olması durumunda yine benzer bir erteleme kararı vereceğini söyledi. Bunun üzerine yurttaşlar, alkışlarla durumu protesto etti.

    (PİRHA/ANKARA)

  • Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor

    Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor

    PİRHA-Devrimci hareketin sembol isimlerinden Deniz Gezmiş, 74. doğum gününde anılıyor. Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 49 yıl önce idam edilen Deniz Gezmiş’in son sözleri ‘Yaşasın tam bağımsız Türkiye’ olmuştu.

    Henüz 25 yaşında iken idam edilen Deniz Gezmiş, doğum gününde anılıyor. Gezmiş, idam edilmeseydi bugün 74 yaşında olacaktı.

    Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun (THKO) kurucularından Deniz Gezmiş, 1971’de 12 Mart Muhtırasının ardından yakalanarak yargılandı ve idama mahkum edildi. Gezmiş, 6 Mayıs 1972’de Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte Ankara Ulucanlar Cezaevi avlusunda idam edildi.

    DENİZ GEZMİŞ KİMDİR?

    Deniz Gezmiş, 28 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Dedeleri Rize’nin İkizdere ilçesine bağlı Cimil köyündendi. Babası Ilıca (Aziziye), Erzurum nüfusuna kayıtlı ilköğretim müfettişi Cemil Gezmiş, annesi ise Erzurum’un Tortum ilçesinden ilkokul öğretmeni Mukaddes Gezmiş’ti.

    Ailenin üç çocuğundan biri olan Deniz Gezmiş, ilk ve orta öğrenimini Sivas’ta, liseyi ise İstanbul’da okudu.

    11 Ekim 1965’te Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Üsküdar ilçe başkanlığına üye oldu. İlk gözaltısını 15 Ağustos – 31 Ağustos 1966 tarihleri arasında Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında işçileri destekleyen ve TÜRK-İŞ yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında yaşadı.

    7 Kasım 1966’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi.

    22 Kasım 1967’de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakılan Deniz Gezmiş, Hukuk Fakültesi’nde birlikte okuduğu arkadaşlarıyla birlikte 30 Ocak 1968’de “Devrimci Hukukçular Örgütü”nü kurdu.

    7 Mart 1968’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen toplantıda konuşma yapan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için tutuklandı. 2 Mayıs’a kadar tutuklu kalan Gezmiş, 30 Mayıs’ta 6. Filo’yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti.

    Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesinin işgal edilmesinde de öncü isim oldu. Öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu.

    İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemlerinde yer alan Deniz Gezmiş, 30 Temmuz 1968’de bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül 1968’de serbest bırakıldı. Yaşananlar ardından öğrenci hareketinin lideri haline geldi.

    TİP çizgisinin öğrenciler arasında yayılmasında etkili rol üstlendi. 28 Kasım 1968’de ABD büyükelçisinin gelişini protesto etmesi sebebiyle tutuklandı ve 17 Aralık 1968’de serbest bırakıldı.

    Gezmiş, 31 Mayıs 1969’da İ.Ü. Hukuk Fakültesi öğrencilerinin protestosuna liderlik yaptı. Yaşanan çatışmalar sonucu yaralandı. Hakkında gıyabî tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin kampına; silahlı eğitim almak ve FDHKC üyeleri ile aynı safta savaşmak için gitti.

    Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Ankara’da THKO’yu kurdu. 11 Ocak 1971’de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi’nin soygununu gerçekleştirenler arasında yer aldı. Bu olaydan sonra Yusuf Aslan’la beraber “vur emri” ile aranmaya başlandı.

    Deniz Gezmiş, 16 Mart 1971’de Sivas’ın Gemerek ilçesinde yakalanarak Ankara’ya zamanın İçişleri Bakanı Haldun Menteşeoğlu’nun makamına götürüldü.

    Yargılama 9 Ekim 1971’e kadar sürdü. Deniz ve arkadaşları, THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı.

    Deniz Gezmiş; Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972’de, gece 01.00-03.00 arası, Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak idam edildi.

    Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 1969’da öldürülen Taylan Özgür’ün yanına gömülme isteği yerine getirilmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP’in aracına sabotaj: Takla atması hedeflendi

    TİP’in aracına sabotaj: Takla atması hedeflendi

    PİRHA- TİP’in, Hatay ve çevresinde kullandığı aracın 5 bijonunun gevşetilmesine ilişkin teknik ön inceleme sonrası açıklama yapan valilik ve emniyetin aracın sabotaja uğradığı ve aracının takla atması hedeflendiği belirtildi. TİP ise ” hiçbir karanlık odağın gözdağına boyun eğmez. Failler bulunana ve gerekli cezayı alana kadar konunun takipçisi olacağız” açıklamasında bulundu.

    Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) Hatay ve çevresinde parti çalışmalarında kullandığı aracın sabotaja uğradığı açıklandı.Valilik ve emniyetin teknik ön incelemesinde araca kasıtlı bir müdahale yapıldığı ve takla atmasının hedeflendiği ifade edilen açıklamada, “Konuyla ilgilenen valilik, emniyet görevlileri ve teknik ön incelemesinde araca kasıtlı olarak müdahale edildiği ve aracın takla atması hedeflendiği belirtilmiştir” denildi.

    TİP’ten yapılan açıklamada ise şunlar dile getirildi:

    “Genel Başkan Yardımcımız Barış Atay Mengüllüoğlu’nun ve Hatay İl Örgütümüzün kullandığı araca, lastik bijonları gevşetilerek sabotaj düzenlendiği anlaşılmıştır. Aracı kullanan yoldaşımız bir kaza yaşanmadan durumu fark etmiştir ve kendisinin sağlık durumu iyidir. Konuyla ilgilenen valilik, emniyet görevlileri ve teknik ön incelemesinde araca kasıtlı olarak müdahale edildiği ve aracın takla atması hedeflendiği belirtilmiştir. Yoldaşlarımızın canına kasteden bu alçakça saldırının failleri bilsinler ki hiçbir gün Türkiye İşçi Partisi’ni yolundan döndürmez. Türkiye İşçi Partisi hiçbir karanlık odağın gözdağına boyun eğmez. Failler bulunana ve gerekli cezayı alana kadar konunun takipçisi olacağız.” (HABER MERKEZİ)

  • Baş’tan koronavirüs tepkisi: Emekçinin anası ağlıyor, patronun neşesi yerinde-VİDEO

    Baş’tan koronavirüs tepkisi: Emekçinin anası ağlıyor, patronun neşesi yerinde-VİDEO

    PİRHA- TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te yaptığı konuşmada, koronavirüs salgınına dikkat çekerek hükümete tepki gösterdi. “Emekçinin, çalışanın anası ağlıyor patronun neşesi yerinde” diyen Baş, “Bu koronavirüsü iktidara rağmen yeneceğiz. En başta, kahramanca mücadele eden hekimler, hemşireler ve sağlık personeli, milyonlarca işçi sayesinde” şeklinde konuştu. 

    Haberi videosu

     

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Meclis Genel Kurulu’nda koronavirüs salgınına dair konuştu.

    “HERKES EVİNDE KALSIN! İYİ DE BU “HERKES” KİM?”

    Baş, koronavirüs teşhisi konulan yurttaşlara geçmiş olsun dileklerini, hayatını kaybeden yurttaşların ailelerine de başsağlığı mesajını paylaşarak başladığı konuşmasında, emekçilerin ve halkın sağlığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Bir ezber var, herkes onu tekrarlayıp duruyor: Neymiş? Virüs, zengin-fakir, patron-işçi ayırmıyormuş. Doğru. Virüs ayırmıyor ama iktidar ayırıyor. 11 Mart’tan bu yana izlenen süreçte, ya da dünkü toplantının ardından yapılan açıklamada emekçiler için gerçek bir önlem alındığına tanık olmadık.  Salgın tehlikesi karşısında kimileri kendini koruyabiliyor, kimileri ise çaresiz, yapayalnız. Hep aynı şey söylendi. Herkes evinde kalsın! İyi de bu “herkes” kim? Siz evde kalıp internetten sipariş veriyorsunuz, bu ürünlerini kimler hazırlıyor? Evlere kim getiriyor? Marketlerin kasalarında, reyonlarında, depolarında çalışan işçiler “herkes” değil mi? Salgın hijyenle aşılır, evet. Peki çöplerinizi kimler topluyor? Bankaların gişelerinde kimler duruyor?  11 Mart’ın ilk saatleri ilk vakayı açıkladınız, sonra daha güneş doğmadan işciler servislere dolduruldu, metrolara ve otobüslere tıkış tıkış binmek zorunda kaldı. Fabrikalarda, atölyelerde, ofislerde veya sokaklarda milyonlarca işçi 1 haftadır çalışmaya devam ediyor, görüyor musunuz? Saray’ından uzun süre çıkmayan Cumhurbaşkanı, halka “zorunlu değilseniz evden çıkmayın” diyor. Halkın hiçbir derdine çare olmayan Cumhurbaşkanı ve AKP grubu! Siz çalışmak zorunda olmadığınız için, evden çıkmayı keyfi bir şey sanıyorsunuz galiba. Evden çıkıp işe gitmezse milyonlarca insan aç kalır farkında mısınız?”

    “KORONAVİRÜSÜ İKTİDARA RAĞMEN YENECEĞİZ”

    Yapılan koronavirüs zirvesine dikkat çeken Baş, alınan kararları eleştirerek şunları belirtti:

    “Şimdi soruyorum milyonlarca işçi-emekçi için o toplantıdan ne karar çıktı? Patrona kredi, teşvik, destek. Emekçiye sabır, dua, kolonya. Patrona vergi muafiyeti, kredi kolaylığı verildi! Emekçiye ise hiçbir şey yani sıfır! Erdoğan ne diyor, patronun neşesi yerinde…Emekçinin, çalışanın anası ağlıyor patronun neşesi yerinde. Sağlık görevlisiyse eldiven, maske bulamıyor. Ailesini koruma kaygısıyla eve bile gitmiyor. Kendi imkanlarıyla, bir araya gelip hastane yakınlarında ev kiralamaya uğraşıyorlar. Daha hayatımızı emanet ettiğimiz sağlık emekçilerini koruyamayan sistem halkı nasıl koruyacak? Bu koronavirüsü de iktidara rağmen yeneceğiz. En başta, kahramanca mücadele eden hekimler, hemşireler ve sağlık personeli sayesinde. Kendi hayatını hiçe sayıp halka hizmet götüren milyonlarca işçi sayesinde. Birbiriyle dayanışmaya çalışan, apartmanındaki yaşlı komşusunun alışverişini gönüllü olarak yapmayı üstlenen güzel insanların sayesinde. Yoksul mahallelerde ilaç ve temel gıda yardımı dağıtmaya koşan gençlerimiz sayesinde. Ve hiç merak etmeyin, şu koronavirüsü def ettikten sonra sıra size de gelecek. Yaşadığımız salgın net olarak gösterdi, sermaye düzeni sağlığımızı, yaşam hakkımızı hiçe sayıyor. Bize toplumcu, halkçı bir düzen lazım. Temel hizmetlerin ve hakların alınıp satılmadığı, sömürünün olmadığı bir düzen gerek. Yaşayabilmek için kardeşlerim, sosyalizm gerek. Yıllardır katıldığım toplantılarda konuşmamı “yaşasın sosyalizm” diye bitiririm. Şimdi değiştiriyorum: Yaşamak için sosyalizm!”

     PİRHA/ANKARA

  • ‘Grup Yorum ve Mustafa Koçak’ın talepleri karşılansın’

    ‘Grup Yorum ve Mustafa Koçak’ın talepleri karşılansın’

    PİRHA- HDP’li vekiller ve TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş, ölüm orucunda olan Grup Yorum üyeleri ile Mustafa Koçak adlı tutuklunun sağlık durumlarının kötüleştiğini belirterek, dile getirilen taleplerin karşılanmasını istedi.

     

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Zeynel Özen, Kemal Bülbül, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Hüseyin Kaçmaz ve Musa Piroğlu, ölüm orucunda olan Grup Yorum üyeleri ile Mustafa Koçak adlı tutuklu hakkında Meclis’te basın toplantısı yaptı.

     

    Milletvekilleri adına basın toplantısında konuşan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, Grup Yorum üyeleri ile Mustafa Koçak’ın sağlık koşullarının oldukça kötü olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti
    “Helin Bölek 222, İbrahim Gökçek ise 224’üncü gününde. Sağlık koşulları oldukça kötü, yaşamsal risk ile yüz yüzeler. Grup Yorum üyelerinin talepleri kabul edilmeli, konser yasağı kaldırılmalı, sanat üstündeki bütün baskı sona erdirilmeli, sanatlarını icra ettikleri için hapishanede tutulan sanatçılar serbest bırakılmalıdır.”

    Piroğlu, Mustafa Koçak’ın da, gizli tanık ifadesine dayanılarak ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldığını söyleyerek “Mustafa Koçak söz konusu gizli tanığın iftira attığını, yalan söylediğini, kendisinin söz konusu eylemlerle herhangi bir alakasının olmadığını belirtiyor ve adil yargılanma hakkının gündeme getirilmesini ve yeniden yargılanmayı talep ediyor” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP yıkılmaktan kurtulamayacak

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: AKP yıkılmaktan kurtulamayacak

    Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı (TİP) Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    Dersim’de 10 gündür kayıp olan Gülistan Doku hakkında konuşan Baş, “Bu olaydan da Rabia Naz cinayetinde olduğu gibi kötü kokular geliyor.” dedi. Doku’nun bulunması için ne gerekiyorsa bir an önce yapılmasının
    önemini vurgulayan TİP Genel Başkanı, AKP’ye bugün katılan beş belediye başkanının da tehdit ve rüşvetle transfer edildiğini söyleyerek, “AKP’nin yıkımını bu hamleler durduramaz” dedi.

    Erkan Baş ayrıca, üniversitelerdeki yemek zamlarına, silahlı fotoğrafıyla gündem olan akademisyene, işsizlikteki artışa ve metal sektöründe gündemde olan işçi grevlerine değindi.

    Baş’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

    “İŞSİZLİK CUMHURİYET TARİHİNİN REKORUNU KIRDI”

    Birkaç gün önce Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, Madenci Anıtı önünde bir basın açıklaması yaparak 2019 yılı iş cinayetleri raporunu açıklamak istediler. Tabi polis saldırısına uğradılar ve 6
    arkadaşımız apar topar gözaltına alındı. Türkiye’de kötü ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle 2019 yılında
    1736 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. İşsizlik 2019 yılında Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırarak 4 milyon 566 bin kişiye ulaştı. AKP iktidarı işsizlik rakamlarıyla da oynuyor elbette. İnsanlar aylarca yıllarca iş arayıp bulamıyorlar ülkemizde “umudunu kesenler” diye bir kategori bile icat ettiler. Sadece bir yılda iş aramaktan umudunu kesen insan sayısı 630 bin oldu.

    ATAMA BEKLEYENLER İNTİHARIN EŞİĞİNDE

    Türkiye’de kamuda iş bulmak AKP döneminde yandaşlara kıyak dışında bir anlam taşımıyor. Bakın, atama bekleyen 620 bin sağlık emekçisi adına elimize ulaşan bir mektuptan birkaç cümle okuyayım:
    “Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca bir televizyon programında açıklama yaptı, ‘Eylül, Ekim ayları içerisinde, geri kalan 17 bin kişilik atamayı yapacağız’ dedi. Eylül, Ekim ayları geçti sabrımız kalmadı Biz atama
    bekleyen sağlıkçıları umursamadığı hepimiz tarafından kabul edilmiştir. Çoğumuzun intihar seviyesinde olduğunu da bilmenizi istiyoruz.” Atama bekleyen 620 bin sağlık emekçisine 29 bin kişilik kadro açacağız
    diyorlar, ancak onu da yapmıyorlar. Yıllarını okula, sınava vermiş, aylardır iş bekleyen insanların durumu ortada. Bu insanların başına gelecek her türlü olumsuzluktan AKP iktidarı sorumludur.

    TEHDİTLE, RÜŞVETLE TRANSFER YAPIYORLAR

    Bakın dün bir haber okuduk. AKP Grup Başkan Vekili Bülent Turan açıklamış: 100 belediye başkanı transfer edeceklermiş. Bugün 5 tanesi gelecekmiş sonra parça parça alacaklarmış. İşin aslı nedir diye biraz
    araştırdık. Tabii ki karşımıza AKP-Saray Rejiminin ABC’si çıktı. Tehdit, rüşvet, rant. Belediye başkanlarını tehdit ediyorlarmış, bize katılmazsanız borçlarınızı ödemeyiz, belediyeye para vermeyiz. Bize katılırsanız
    borçlarınızı öderiz diye rüşvet teklif ediyorlarmış. Ve AKP’li olun siz de zenginleşin diye rant ortaklığı teklif ediyorlarmış.

    METAL SEKTÖRÜNDE GREV

    Ancak AKP ne yaparsa kendisini kurtaramayacak. Ülkenin yoksulları, işçiler, gençler, kadınlar dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de ayağa kalkıyor. AKP iktidarının yıkılışını kutlamaya hazırlanıyoruz
    hep birlikte. Bakın metal işçileri greve hazırlanıyor. Metal devleri artan işsizliğe, AKP’nin grev erteleme hukuksuzluğuna güvenerek metal işçilerinin yüzde 26 ile 34 arasında olan zam taleplerine önce yüzde 6, sonra yüzde 8 zam teklif etti. Aylardır süren görüşmeler sonucunda MESS’in bu işçi düşmanı teklifi işçi
    temsilcileri tarafından reddedildi. Türkiye’de 150 bin metal işçisi direnişe, greve, hakları için ayağa kalkmaya hazırlanıyor. Yanlarında olacağız, selamlıyoruz.

    “ULAŞTIRMA BAKANI HESAP BİLMİYOR”

    Bir akıl dışı proje, müthiş bir israf ve kendisini Kaf Dağı’nda sanan iktidarın egosuyla karşı karşıyayız. Hepsi çok tehlikeli sonuçlar doğuruyor ve hepsinden bir an önce kurtulmamız lazım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TMMOB, meslek kuruluşları, birçok bilim insanı raporlar hazırlıyor bu proje bilime aykırı, topluma zararlı,
    deprem riski var diyor. Saatlerce, günlerce konuşuyor, sempozyumlar yapıyor. Karşısında verilen cevap ne biliyor musunuz? “Çatlasanız da patlasanız da Kanal İstanbul’u yapacağız”.
    Bilim yok, toplumsal sorumluluk yok, çoğunluğu ikna etme çabası yok. Başka ne yok; Akıl yok akıl.
    Dün Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan açıklama yaptı. Kanal İstanbul’dan yılda 50 bin gemi geçireceğiz ve 5 milyar dolar gelir elde edeceğiz. Bakan Bey, hiç hesap yapmadan, matematik bilmeden uçuyor.
    Tamam bizim belki öyle büyük paralarımız yok ama ilkokul diploması olan herkes 4 işlem biliyor ve bu bakana gülüyoruz! Bakanın yaptığı hesaba göre her geçen gemiden 100 bin dolar almaları lazım ki bunun mümkün
    olmadığını biliyoruz.
    Hesap bilmemek diyoruz, o var ama bu meselede Ulaştırma Bakanı’nın açıklamasında da görüldüğü gibi başka bir şey daha var. Toplumu aptal yerine koymak, yalanla tekeri yürütme alışkanlığı var. İstanbul’un
    arazilerini petrol zenginlerine satıp iktidarları için destek ve kaynak
    bulmak dışında hiçbir anlamı yok! İstanbul Depremi adım adım gelirken her an bunun için çalışmak
    gerekirken bütün kaynaklar insanlarımızın depremden en az hasarla can kaybı olmadan atlatmak için kullanılması gerekmez mi?

    “ÜNİVERSİTELER AÇGÖZLÜ POLİTİKALARA KARŞI DİRENİYOR VE KAZANIYOR”

    Türkiye’de ayağa kalkan, direnen, haksızlıklara geçit vermeyen gençler de var. Ülkenin birçok yerinde üniversite öğrencilerinin sesini duyurmaya çalıştığı günlerden geçtik.  Devlet üniversitelerinin içlerindeki özelleştirilmiş kantinler ve yemekhaneler, vakıf üniversitelerininse tamamı öğrencileri bir kar kapısı olarak görüyor. Ama öğrenciler bu açgözlü politikalara karşı direniyor ve hatta kazanıyor.

    İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri başta olmak üzere, direniş ağlarını ören ve bu yağma düzenine dur diyen bütün öğrencilere en devrimci dayanışma selamlarımı gönderiyorum.

    Ayrıca, AKP’nin ülkeyi getirdiği halden olumsuz etkilenen ve bu düzene intihar ederek karşı koyan Sibel Ünli’yi de anmadan geçemeyeceğiz. Çünkü onun bütün öğrenciler gibi bizim de omuzlarımıza yüklediği sorumluluk,
    bu ülkeden bu düzeni acilen def etmeyi gerektiriyor.
    Öğrenciler bu ülkenin geleceğidir. Yemek ücretsiz verilmeli, barınma hakkı sağlanmalı, ulaşım hakkı sağlanmalı, insanca yaşayabileceği eğitim görebileceği olanaklar sağlanmalı, devlet karşılıksız burs vermeli.

    “SEZEN ZAMBAK’I DUYURMAK İSTİYORUZ”

    Ege Üniversitesi’nde hayatını kaybeden Sezen Zambak kardeşimizi de kamuoyunun bilgisine sunmak istiyoruz. Babası Metin Zambak üniversite kampüsü içerisinde hayatını kaybeden kızının kendisinden koparılmasında
    sorumluluğu olanların cezalandırılması için yoğun bir çaba içinde. Düşünün değerli arkadaşlar, gencecik bir yavrumuz üniversite öğrencisi bir kardeşimiz kampüs içinde adına kaza denilen bir cinayette hayatını
    kaybediyor. Kampüs içinde kendisine çarpan traktörü kullanan şoförün ehliyetinin yetersiz olduğu da ortaya çıkıyor. Anlamı şu: Ege Üniversitesi de yetersiz ehliyetli bir kişiyi o traktöre bindirdiği için sorumlu ama henüz bir karar çıkmıyor. Baba Metin Zambak hem sorumluların cezalandırılması için çaba harcarken bize ulaşıp; “Ege Üniversitesi’nde okuyan binlerce çocuğun korkulu rüyası olmasın istiyorum. Kendilerini
    sorgulasınlar ki başka bir çocuğun da başına bizim yaşadığımız felaketin bir benzeri gelmesin” diye çığlık atıyor.

    “RABİA NAZ OLAYINDA OLDUĞU GİBİ KÖTÜ KOKULAR YAYILIYOR”

    Gülistan Doku isimli genç öğrenci kardeşimiz 21 yaşında. Gülistan’dan 5 Ocak gününden bu yana haber alınamıyor. Gülistan’ın başına ne gelmiş olabileceğine dair endişelerimiz var. Var çünkü bu ülke Rabia Naz
    cinayetini yaşadı. Onca çabaya, arayışa, ısrara rağmen henüz Rabia’ya ne olduğu açığa çıkarılmadı. Ülkemizde iktidara yakın olan, AKP’yle iş tutan, devletin üst kademesinde tanıdığı olanlar işledikleri suçlardan
    sıyrılma hakkı kazanmak istiyorlar. Bu olayda da Rabia Naz olayında olduğu gibi kötü kokular yayılıyor.
    Gülistan’ın erkek arkadaşı olan kişinin de babasının polis olduğu ve Emniyet’in bu olayı örtbas etmeye çalıştığı yönünde duyumlar alıyoruz. Buradan iktidara ve Emniyet güçlerine açık çağrı yapıyoruz. Gençlerimizin, çocuklarımızın hayatlarını karartmayın. Hiçbir cinayeti örtbas etme çabasına girişmeyin. Biz tüm Türkiye olarak takipçisiyiz.

    “GRUP YORUM DEVRİMCİLERİN TÜRKÜSÜ OLMUŞTUR”

    Grup Yorum Türkiye devrimci hareketinin ve mücadele tarihinin onurlu simgelerinden biridir. Yaptıkları çalışmalarla emekçilerin, devrimcilerin, sazı sözü türküsü olmuştur. Direnişlerde, eylemlerde,
    yeri geldiğinde cezaevlerinde kavganın ezgisini yaparak ülkemiz gençlerinin yüzünü sola dönmesine de hizmet etmişleridir.

    Şunu da söyleyelim, tarih boyunca sanata,  edebiyata, türküye, şarkıya engel olan, bunları hapsedenler adım adım bir faşist iktidara yol almaya çalışanlar olmuştur. Bugün Grup Yorum üyelerinin tutuklu olması, 200
    günü aşan açlık grevine, ölüm orucuna mecbur bırakılmalarına karşı çıkmak faşizme karşı çıkmaktır.

    Grup Yorum’la dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha duyuruyoruz. Grup Yorum’un talepleri derhal kabul edilmeli, iktidar sonuç alma şansı olmayan devrimci sanata düşmanlık politikalarından derhal vazgeçmelidir.

    (HABER MERKEZİ) 

  • 3’ncü Havalimanı işçilerinin aileleri Ankara’da partilerle görüşecek

    3’ncü Havalimanı işçilerinin aileleri Ankara’da partilerle görüşecek

    PİRHA-3.Havalimanı’ndaki iş bırakma eylemi sonrası tutuklanan inşaat işçilerinin aileleri 5 Aralık’ta görülecek dava öncesi Ankara’da siyasi partilerin meclis grup toplantılarına katılarak ardından çeşitli görüşmeler yapacak.

    3’ncü Havalimanı’nda çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle iş bırakma eylemi yapmalarının ardından tutuklanan işçilerin aileleri 5 Aralık’ta 62 kişinin yargılanacağı İstanbul Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde görülecek dava öncesi Ankara’da siyasi partilerle görüşecek.

    3’ncü Havalimanı’nda yaşanan iş bırakma eylemi sonrası işçilerin ve 5 sendika yöneticisinin tutuklanması üzerine Devrimci Yapı İşçileri Sendikası ve İnşaat İşçileri Sendikası ile 50’yi aşkın parti, kurum ve pek çok kişinin bireysel katılımıyla 3’ncü Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu oluşturulmuştu.
    Platform 3’ncü Havalimanı işçilerinin taleplerinin kabul edilmesi ve tutuklu işçilerin serbest bırakılması için çeşitli eylem ve faaliyetler gerçekleştirdi.

    Platform bileşenleri tutuklu işçilerin ailelerine ziyaretlerde bulundu, tutuklu işçilere kart gönderme, imece ile ihtiyaçlarının karşılanması gibi faaliyetler yürüttü. Tutuklu işçilerin aileleri iki sendikanın temsilcileriyle birlikte yarın sabah Ankara’da olacak ve saat 10.00’dan itibaren sırasıyla Türkiye İşçi Partisi (TİP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) meclis grup toplantılarına katılacak. Saadet Partisi (SP) ile görüşecek olan aileler, 5 Aralık’ta Gaziosmanpaşa Adliyesi’nde saat 09.30’da görülecek davaya  katılacak. 3’ncü Havalimanı İşçileriyle Dayanışma Platformu mahkeme öncesi adliye önünde basın açıklaması da gerçekleştirecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erkan Baş ve Barış Atay TİP’e geçti: Bu bir ayrılık değil

    Erkan Baş ve Barış Atay TİP’e geçti: Bu bir ayrılık değil

    Milletvekilleri Erkan Baş ve Barış Atay, HDP eş başkanlarının da katıldığı bir basın toplantısı ile TİP’e geçtiklerini duyurdu. Erkan Baş bunun bir ayrılık değil, birlikteliği güçlendirmek anlamına geldiğini söylerken, Pervin Buldan ise “TİP’in yeniden meclise dönme zamanı gelmiştir. TİP’in mecliste olmasını önemsiyor ve destekliyoruz” dedi.

    24 Haziran seçimlerinde HDP’den milletvekili seçilen Erkan Baş ve Barış Atay, HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli’nin de katıldığı bir basın toplantısı ile Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) geçti.

    TİP’in İstanbul İrtibat Bürosu’nda düzenlenen basın toplantısında ilk sözü Erkan Baş aldı.

    Türkiye’de sesi kısılmak istenenleri, kadınları, gençleri merkezlerine almak istediklerini söyleyen Baş, 24 Haziran öncesinde HDP’den gelen ittifak önerisi doğrultusunda hareket ettiklerini belirtip “Biz bugün bunu ayrılık olarak değerlendirmiyoruz. Daha da güçlendirme, iktidar karşısında emekçi hareketini büyütmektir. HDP’nin yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “TİP’İN YENİDEN MECLİSE DÖNME ZAMANI GELMİŞTİR”

    Pervin Buldan, kuruluşunu Türkiye demokrasi güçlerinin mücadelesi, örgütsel birlikteliği ve dayanışması üzerinden şekillendiren partilerin HDP açısından bugün önemli bir gün olduğunu söyledi. Türkiye’nin yüz akı olan sosyalist ve sol hareketin bugüne dek birlikteliklerden ziyade ayrılıklarla anılır olduğuna dikkat çeken Buldan, bunun kader olmadığını HDP’nin kanıtladığını, HDP ile TİP arasındaki ilkeli birlikteliğin de bunun bir başka örneği olduğunu dile getiren Buldan şöyle devam etti:

    “Gelinen aşamada Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) resmi düzeyde de kuruluşunun tamamlanmış olması, bu birlikteliğin yeni bir aşamaya geçirilme fırsatını bize sunuyor. TİP deneyimi parlamenter sistem mücadele açısından tarihi bir deneyim ve örnektir. Behice Boranların, Mehmet Ali Aybarların, Sadun Erenlerin, Tarık Ziya Ekincilerin, 1965 yılında mecliste yükselttiği mücadele deneyimini HDP olarak kuruluşumuzdan bu yana değerli bulduk ve o geleneğe sahip çıktık.

    Ama şimdi artık TİP’in yeniden meclise geri dönme zamanı gelmiştir. HDP milletvekilleri olarak seçilen ve parlamentoya giren iki arkadaşımız kendi partilerine geri dönerek TİP’i mecliste temsil edeceklerdir. TİP’in mecliste olmasını önemsiyoruz ve destekliyoruz.

    TİP’in yeniden yaşatılması, gelişmesi ve Türkiye halkları için güçlü bir mücadele mevzisi olması için HDP elinden gelen her türlü desteği vermeye hazırdır. Kesinlikle bu bir ayrışma değil, kurumsal düzeyde daha sağlam bir buluşmanın, herkesin kendi rengi ile tam da HDP projesine uygun biçimde bir arada durma kararıdır. Gerçek bir güç birliği, dayanışma ve yeni koşullara göre daha güçlü yol arkadaşlığı geliştirme kararlılığıdır.”

    “İŞÇİ SINIFI SÖZÜNÜ SÖYLEYECEK, KÜRT HALKIYLA DAYANIŞMA SÜRECEK”

    Buldan’ın ardından TİP Merkez Komitesi tarafından hazırlanan metni Barış Atay okudu. 7 ay kadar önce farklı geleneklerden sosyalistlerin ve devrimcilerin, işçilerin, gençlerin ve aydınların imzacı olduğu “Gel kardeşim” açıklamasıyla kuruluş çağrısı yaptıklarını ve Türkiye işçi sınıfının söyleyecek sözü, görecek hesabı var” diyerek kurulma adımını attıklarını söyledi.

    Bu zaman zarfında kuruluş çalışmalarını, kuruluş meclisleri eliyle ülkenin dört bir yanına yaydıklarını ve Kuruluş Konferası’nı yaptıklarını aktaran Atay, Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de ve dünyada işçi sınıfı mücadelesinin ve sosyalist hareketin tüm mirasını bir değer olarak sahiplenmekle birlikte, geçmişte söz konusu olmuş tartışma ve ayrışmaları, bugünün devrimci görevleri ışığında değerlendirmeyi tercih etti. TİP için öncelik, Saray Rejimi’ne ve sermaye egemenliğine karşı mücadelenin güçlendirilmesi ve örgütlenmesi oldu” dedi.

    İttifak ve seçim süreçlerinde her türlü desteği veren, anlayış gösteren ve hatta eleştirilere göğüs geren HDP’lilere teşekkür eden Atay, şöyle devam etti:

    “Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da TİP ile HDP arasındaki dostluk ve yoldaşlık korunacak; sokakta olduğu gibi mecliste de faşizme karşı ortak mücadelemiz sürecek; Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile dayanışmamız devam edecektir.

    Türkiye İşçi Partisi, ülkemizin dört bir yanında işçi sınıfının mücadelesine atılacak, en ön saflarda kavga verecek, sömürüye ve sefalete mahkum edilen halkımızın gücüyle, partimizin sözüyle bu karanlığı yırtıp atacaktır.

    Eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik ve barış içinde yaşayacağımız günler için her zaman, her yerde dostlukla, yoldaşça, omuz omuza mücadele edeceğiz.

    Selam olsun dünyanın ve Türkiye’nin aydınlık geleceğine!”

    TİP, MECLİS’TEKİ 9. PARTİ OLDU

    Baş ve Atay’ın TİP’e geçmesiyle birlikte TİP, Meclis’in 9. partisi oldu. Meclis’teki son milletvekili dağılımı şöyle:

    • AKP – 290
    • CHP – 144
    • HDP – 65
    • MHP – 50
    • İyi Parti – 40
    • TİP – 2
    • Saadet Partisi – 2
    • Demokrat Parti – 1
    • BBP – 1
    • Bağımsız – 1