Etiket: tip

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Veli-Der’li Tülin Koç: Çocukları sömüren MESEM’ler kapatılsın!

    Veli-Der’li Tülin Koç: Çocukları sömüren MESEM’ler kapatılsın!

    PİRHA-Veli Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, MESEM’lerde çocukların iş gücü piyasasına erken dahil edilmesinin, onların yaşam haklarını tehdit ettiğini ve çocuk emeğinin sistematik olarak sömürüldüğünü ifade etti.

    Türkiye’de mesleki eğitim merkezleri (MESEM), çocuk işçiliği ve çocukların erken yaşta iş gücü piyasasına dahil edilmesiyle ilgili tartışmaları beraberinde getiriyor. Türkiye’de zorunlu eğitim çağındaki çocukların yaklaşık yüzde 40’ının mesleki eğitim sisteminde yer aldığı ve meslek okullarına devam eden öğrenci sayısının 1 milyona yaklaştığı belirtiliyor. Ancak bu eğitim sistemi, özellikle 14 yaş ve altındaki çocukların iş gücüne dahil edilmesi için bir zemin hazırlarken, çocuk işçiliğinin yayılmasına da sebep oluyor. Bu durum, her geçen gün artan iş kazaları ve yaşam kayıplarıyla birlikte çocukların en temel haklarının ihlaline yol açıyor.

    “ÇOCUKLARIN HAYAT HAKKI PATRONLARIN KÂRINDAN DAHA DEĞERLİDİR”

    Veli Der Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, konuya dair yaptığı açıklamada, Türkiye’de çocuk emeğinin sömürülmesine dikkat çekerek, bu duruma karşı durduklarını belirtti. Koç, MESEM’lerin kapatılması gerektiğini vurgularken, hükümetin çocukları erken yaşta iş gücüne dahil etmeye yönelik politikalarını eleştirdi. Bu politikaların çocukların yaşam haklarını hiçe saydığına dikkat çeken Koç, şu ifadeleri kullandı:

    “Mesleki eğitim merkezlerinde eğitim gören çocuklarımız, aslında ne yazık ki birer iş gücü haline geliyor. Bugün Türkiye’de, 15 yaşındaki çocuklar bile iş kazalarına kurban gidiyor. Çocukların eğitim hakları, onların gelecekleri ve yaşam hakları, patronların kâr hırsından daha değerlidir. Bu politikalar, çocuklarımızı sadece eğitimsiz bırakmakla kalmıyor, onları hayatta kalma mücadelesine zorluyor. Milli Eğitim Bakanı, İstanbul’da düzenlenen zirvede, çocukların iş gücüne katılımını övüyor ve bunun uluslararası düzeyde takdir edildiğini belirtiyor. Ancak biz, çocukların hayatta kalma mücadelesi verecek kadar erken yaşta iş hayatına atılmalarını kabul etmiyoruz. Bu, bir eğitim politikası değil, çocuklarımıza yönelik büyük bir istismardır.”

    GENÇLERE VE EĞİTİMCİLERE YÖNELİK BASKILAR

    Tülin Koç, gençlerin ve eğitimcilerin, çocuk emeğinin sömürüsüne karşı durmalarına yönelik artan baskılara da değindi. Son olarak, Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi 17 gencin gözaltına alındığını ve bunlardan 16’sının ifadeleri dahi alınmadan tutuklandığını vurgulayan Koç, “Çocuklarımızın haklarını savunan, çocuk işçiliğine karşı çıkan her ses susturulmak isteniyor. Bizler, çocukların haklarını savunmaya devam edeceğiz ve bu hukuksuz uygulamalara karşı duracağız” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.

    KADINLARA AYRILAN BÜTÇENİN YETERSİZLİĞİ

    Tülin Koç, açıklamalarında kadınlara ayrılan bütçelerin yetersizliğine de dikkat çekti. Kadınların istihdamını desteklemek için ayrılan bütçelerin bir hayli düşük olduğunu dile getiren Koç, “Kadınlara yönelik ayrılan bütçe yetersizken, çocuklarımızı iş gücüne dahil etmek için sermaye sınıfına teşvikler sağlanıyor. Bu tutum, çocuklarımızın ve kadınlarımızın geleceğini karartmaktan başka bir şey değildir” şeklinde konuştu.

    Son olarak Türkiye’deki eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılması gerektiğini ve MESEM’lerin derhal kapatılmasını talep eden Koç, “Çocuklarımız, patronların çıkarları için sömürülmemeli. MESEM’ler derhal kapatılmalı, çocuklarımızın eğitim hakları güvence altına alınmalıdır. Eğitim, çocukların en temel hakkıdır” dedi.

    PİRHA/ANTALYA

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- Sosyalist örgütler tarafından Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da yapılan Çalıştay’ın sonuç bildirgesi açıklanırken, “Özgürlükler için mücadeleyi büyütmede kararlıyız” denildi.

    Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)  “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da çalıştay gerçekleştirdi.

    Makina Mühendisleri Odası’nda iki gün süren Çalıştay’ın sonuç bildirgesinin okunması ile sona erdi.

    “ÖZGÜRLÜKLER İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Örgütlenmeden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Özlem Gündüz‘ün okuduğu sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “DEM Parti, EHP, EMEP, SMF, TİP ve TÖP olarak düzenlediğimiz ‘Demokrasi ve Barış İçin Buluşuyoruz, Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz’ başlıklı çalıştayımızı 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştirdik. Çalıştayda, Türkiye’de anayasal düzenin bugünkü durumu, hak ve özgürlüklerin geleceği, yerel yönetimlerden parti kongrelerine uzanan kayyum uygulamaları, otoriterleşme ve temsil krizinin boyutları, Türkiye’deki yönetim deneyimleri ve yeni dönemde barış arayışlarının imkanları üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttük. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çalıştayın sonuç metni aşağıdaki gibi şekillenmiştir.

    Bugün anayasal bir düzenin varlığından söz edilemeyen Türkiye, KHK’ler ve torba yasalarla yönetilen bir hukuksuzluk rejimine sürüklenmektedir. Siyasal iktidarın hukuk tanımaz tutumu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamaması, yargı üzerinde kurduğu fiili denetim, adalet duygusunu bütünüyle zedelemektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu gibi siyasi tutsakların özgürlüklerinin gasp edilmesi ve devam eden gözaltı-tutuklamalar, grevlerin yasaklanması, toplu sözleşme hakkının fiilen ortadan kaldırılması, hasta tutsaklara yönelik ihlaller, umut hakkından söz edilmemesi ve yaşam hakkını tehdit eden uygulamalar, bu düzenin adaletsizliğini her gün gözler önüne sermektedir.

    Kayyum uygulamaları halkın seçme ve seçilme hakkının açık ihlalidir. İktidarın seçimle kazanamadığı belediyelere kayyum atayarak el koyması, halkın iradesinin gaspıdır. Bu gasp ve beraberinde gelen tutuklamalar, HDP / DEM Parti’nin kazandığı yerel yönetimlerden başlamış; CHP’nin kazandığı yerel yönetimlere kadar genişleyerek devam etmiştir. Kayyum atamaları, yerelin sosyal ve kültürel dokusunu yok saymakta, halkı kendi kentine yabancılaştırmaktadır. Aynı anlayışla basın özgürlüğüne yönelen saldırılar, Tele1 örneğinde olduğu gibi medya kurumlarının kayyuma devredilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün açık biçimde ortadan kaldırıldığını göstermektedir.

    Siyasal iktidar son yıllarda çıkardığı yasalar, eğitimin müfredatı yanında tüm boyutlarına ve düzeylerine yönelik müdahaleler ve 11. Yargı Paketi gibi hazırlığı yapılan yargı paketleri ile tek merkezli, hukuk dışı, cinsiyetçi ve keyfiyete bağlı bir yönetim inşa etmektedir. ‘Hukuk arkadan gelir’ anlayışıyla yürütülen bu fiili yönetim biçimi, toplumsal hakları gasp eden ve doğayı, emeği, halkı hedef alan politikaları kalıcılaştırmaktadır. Ekolojik yıkıma, köylülerin ve emekçilerin mülksüzleştirilmesine ve sermaye ile işbirliğine dayanan bu düzenin otoriter ve faşizan karakteri gün geçtikçe güçlenmektedir.

    Ekonomik alanda ise 12’inci Kalkınma Planı, OVP (orta vadeli program) ve bütçe politikalarıyla işçilerin, üretici köylülerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, küçük esnafın ve yoksul halkın yaşam koşulları daha da ağırlaşmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, güvencesiz çalışma ve sefaletin derinleştiği bu günlerde, biliyoruz ki ekmek ve adalet mücadelesi, barış mücadelesinden ayrı değildir. Emek, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağı apaçıktır.

    Bugün içinde bulunduğumuz ağır siyasal ve ekonomik koşullarda, Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle iktidarın hala “barış” olarak adlandıramadığı bir süreci yaşıyoruz. Elbette silahların devreden çıkması, toplumsal ve siyasi olarak çözüm olanaklarının geliştirilmesi için zeminin oluşması önemlidir. Ancak baskıcı, yasakçı, sansürcü ve keyfi politikalarıyla malul siyasi iktidarın, siyasi haklar, cezaevleri ve siyasi tutsaklar bakımından adım atmaması, Kürt halkının anadilinin kullanımı dahil Kürt sorununun demokratik, eşit haklara dayalı barışçı çözümü için gerekliliklerin gündeme bile gelmemesi bu sürecin, demokratikleşmeye değil, demokrasisiz bir barışa doğru evriltilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    Bizler biliyoruz ki; sahici barış, hukukun ve adaletin tesis edilmesi ve demokrasi mücadelesinin birlikte yürütülmesi ile mümkündür. Kayyum kararlarının geri çekilmesi, hasta tutsakların serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için hiçbir yasal engel yoktur; yalnızca siyasi irade eksiktir. Bizler, Kürt sorununun eşit haklara dayalı çözümünü ve ülkenin demokratikleşmesini temel alan bir barış hattını önemsiyoruz. Emek, demokrasi ve barış güçleri olarak bugün bu hattı birlikte örmek, demokratik hakları ve siyasal özgürlükleri kazanmak bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.

    İktidarın siyasal, ekonomik ve toplumsal düzeyde uyguladığı politikaların tekabül ettiği hattın ve bir bütün olarak muhalefeti dağıtmaya ve daraltmaya yönelik politikalarının farkındalığıyla; ekonomik, demokratik haklar, siyasal özgürlükler için mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Emperyalist güçlerin bölgedeki savaş politikalarına ve halkların kendi kendilerini yönetmesine saygı duymayan, kadın düşmanı, doğa ve çocuk düşmanı, halk sağlığını görmezden gelen, tek mezhep ve inancı hâkim kılmaya çalışan anlayışlara karşı; bölgede ve ülkede halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan bir barış hattını güçlendirmeye devam edeceğiz.

    Barış ve demokrasi mücadelesi, iktidardan beklentiyle ve bekleyerek değil; ancak halkın kendi özgücüyle, birleşik mücadelesiyle kazanılabilir.  Demokrasinin güçlenmesi yerelden yükselen bir örgütlenme ve halkın bizzat kendi kendini yönettiği, denetim yetkisine sahip olduğu bir yerel demokrasi anlayışı ile mümkün olabilir. Bu nedenle barış ve demokrasi mücadelemizi, yerel talepler ve yerelin mücadele güçleriyle birlikte büyütmekte kararlıyız. Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı çözümü, bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

    Emek ve demokrasi güçleri olarak; partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve gençlik inisiyatiflerinin, inanç örgütlerinin, ekoloji ve köylü hareketlerinin, doğasını, suyunu, toprağını ve varlığını savunan tüm halk örgütleri ile demokrasi ve barışı esas alan siyasi yapıların özgünlükleriyle dahil olduğu ortak-birleşik bir mücadele hattında buluşması gerekliliği her zamankinden daha açıktır. Bugün değiştirici ve dönüştürücü gücü açığa çıkaracak olan, halkın örgütlülüğü ve birleşik mücadelesidir.

    Bu inançla, çağrımız; barışın, demokrasinin ve özgürlüğün ortak mücadele imkanının güçlendirilmesi ve büyütülmesi için bu sorumluluğu duyan tüm toplumsal ve siyasal kesimlere; tarihin, an’ın ve geleceğin dönüştürücü gücünedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    PİRHA- Samandağ’da “Topraklarımızı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Kurtderesi Mahallesi’nde köylüler, deprem sonrası başlatılan “acele kamulaştırma” uygulamalarına karşı, Topraklarımızı Savunuyoruz İnsiyatifi ismiyle, “Tapulu arazilerimiz, doğamızı, yaşam alanlarımızı koruyoruz! Narenciye ağaçları ve zeytinliklerimizin yok edilmesine karşı sesimizi yükseltiyoruz” diyerek miting gerçekleştirdi. Zeytinliklerin, narenciye bahçelerinin ve tarım arazilerinin “yeniden inşa” gerekçesiyle ellerinden alınmasına tepki gösteren köylüler, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim; geleceğimizdir” diyerek kararların durdurulmasını istedi. Yapılan mitinge, TİP, TÖP, SYKP, DEM Parti, EMEP, Kaldıraç, CHP; Antakya, Erzin, Samandağ, Dörtyol ilçelerinden çok sayıda çevre örgütü de köylülerin eylemine destek verdi.

    Miting, 5. Etap TOKİ projesi için kamulaştırılan zeytinlik ve narenciye bahçelerinin içinde yapıldı. Köylüler bahçelerin arasından yürüyerek miting alanına ulaştı. Kurtderesi’nin yanı sıra Vakıflı, Kapısuyu, Mağaracık ve Tekebaşı köylerinde de benzer şekilde acele kamulaştırma kararlarının alındığı, birçok arazinin sahiplerinin haberi dahi olmadan TOKİ’ye devredildiği vurgulandı. Yerel halk ve çevre örgütleri, yargı süreçleri tamamlanmadan ve çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan alınan bu kararların tarımsal üretimi, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası tehdit ettiğini dile getirdi.

    ‘KAMU ARAZİLERİNE YAPILSIN’

    Tertip komitesi adına yapılan açıklamada, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim. Onlar sadece gelir kaynağı değil, kimliğimiz ve geleceğimizdir. Derhal kamulaştırmalar durdurulsun” denildi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, mitingde yaptığı konuşmada, 6 Şubat depreminin ardından Hatay’ın devlet desteğinden yeterince yararlanamadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Hatay oldu olası iktidarlar tarafından üvey evlat muamelesi gördü. Bu iktidar döneminde de bir fabrika açılmadı, bir yatırım yapılmadı. Halk kendi emeğiyle, alın teriyle ayakta kaldı” dedi. Deprem bölgesinde yapılan rezerv alan ilanlarına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Hiçbir yerde bu kadar toprağa el konulmadı, bu kadar rezerv alan ilanı yapılmadı. Amaç Hatay’ın demografik yapısını değiştirmek ve halkın toprağı üzerinden ticaret yapmak.

    Bu alan mandalina bahçeleri ve zeytinliklerle dolu. Halk hem geçimini hem kültürünü bu topraklardan sağlıyor. Bu nedenle TOKİ’nin 5. etap projesi derhal başka bir alana kaydırılmalı. Halkın talebini duymak zorundasınız. Selam olsun toprakları için direnen analara, Samandağlılara. Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz.”

    “SELAM OLSUN KURTDERESİ DİRENİŞİNE, SAMANDAĞ’IN DİK DURUŞUNA!” 

    Kazdağları’ndan Karadeniz’e kadar süren ekoloji direnişlerine de selam gönderiyorum. Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine toprağına, suyuna sahip çıkan herkesle omuz omuzayız. Bu mücadele hepimizin ortak geleceği için. Hem Samandağ’da hem şehir merkezinde bulunan taş ocakları sağlığa zararlıdır, bizi kanser ediyor. Derhal kapatılmalıdır” çağrısında bulundu. Konuşmasının sonunda dayanışma vurgusu yapan Tülay Hatimoğulları, “Bizler dayanışma ve mücadeleyle başaracağız. Selam olsun Kurtderesi direnişine, Samandağ’ın dik duruşuna!”

    “VATANDAŞIN TAPUSUNA ÇÖKME!”

    TÖP Sözcüler Kurulu üyesi ve DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, iktidarın depremi sermaye projelerine çevirdiğini belirterek, “Depremi bir fırsat kapısı gibi görüp Hatay’ı yağlı projelerin laboratuvarına dönüştürdüler. Afet yasası, maden yasası… Hepsi memleketin kaynaklarını şirketlere peşkeş çekmenin aracı. Biz bu yağmaya karşı memleketi savunmaya geldik” dedi. TİP PM Üyesi İrfan Değirmenci, Can Atalay’ın fotoğrafı ile çıktığı kürsüde yurttaşların mağduriyetini belirterek “Yıllarca yurtdışında çalışıp alın teriyle alınan tapuları tanımıyorlar. Vatandaş ev istemiyor mu? İstiyor. Ama kamu arazilerine yapın diyor. Vatandaşın tapusuna çökme!” diye konuştu.

    Mitingde sanatçılar İlkay Akkaya ve Cevdet Bağca birer eser seslendirerek, direnişteki köylülerin yanında olduklarının mesajını verdi.

    PİRHA/SAMANDAĞ

     

  • Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    PİRHA- ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ üçüncü kez toplandı. CHP, komisyona 29 maddelik “demokratikleşme paketi” önerisi sunarken, MHP’li Feti Yıldız ise infaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirterek, kanunun sil baştan yapılması gerektiğini ifade etti. Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yasal düzenlemelerde adım atıması gerektiğine işaret etti.

    Kürt sorunun demokratik çözümü bağlamında Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üçüncü kez toplandı. Toplantı, grubu bulunan ve bulunmayan partilerin üyelerinden çözüme ve işleyişe ilişkin önerilerin alınmasıyla başladı.

    Söz alan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, basında tartışılan silah bırakma sürecine ilişkin yasa hazırlığı iddialarına işaret etti. AKP ve MHP’nin önerilerini sunması gerektiğini belirten Şık, “Hükümetin düzenleme sınırlarının ve amacının ne olduğunu öğrenmemiz, gündemi buna göre şekillendirmemizi ve gereksiz vakit kaybını önlememizi sağlayacaktır” dedi.

    ORTAK BASIN TOPLANTISI ÖNERİSİ

    Ardından söz alan EMEK Partisi (EMEP) Milletvekili İskender Bayhan, amaç ve araç arasındaki ilişkinin önemine dikkat çekerek, komisyonun halkı ikna etmesi için kapalı toplantılarla ilgili dahi uygun bir bilgilendirme yapması gerektiğini söyledi. Bayhan, ortak basın toplantıların yararlı olacağını söyledi.

    CHP’DEN ‘DEMOKRATİŞLEŞME PAKETİ’

    CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de, CHP Demokrasi Adalet ve Demokrasi Komisyonu’nun süreçle ilgili hazırladığı 29 maddelik “Demokratikleşme Paketi”ndeki detayları aktardı. 29 maddelik paket, Meclis’te tam yetkili bir “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”nun kurulması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, basın özgürlüğünün güvence altına alınması, infaz mevzuatının insan onuruna uygun hale getirilmesi ve cezaevlerindeki keyfi uygulamalara son verilmesini öngörüyor. Pakette ayrıca, gizli tanık uygulamasının kaldırılması, etkin pişmanlık kurumunun kötüye kullanımına son verilmesi, savunma hakkına yönelik sınırlamaların kaldırılması, KHK ile görevden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi ve devletin inançlara karşı tarafsızlığının sağlanması gibi maddeler de yer alıyor.

    29 maddenin tamamı ise şu şekilde:

    “*TBMM’de tam yetkili bir ‘Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu’ kurulması,
    *Anayasayı askıya alan bir iktidarın varlığında anayasa yapılamaz,
    *Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması,
    *Toplumsal barışın inşası için ifade özgürlüğü,
    *Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset,
    *Kayyım uygulamasına son verilmesi ve güçlü bir yerel yönetim anlayışı,
    *Siyaseti yargı aracılığıyla dizayn çabalarına son verilmesi, 19 Mart darbe girişimi kapsamında haksızca tutuklanmış olan tüm siyasetçi ve bürokratların derhal tahliyesi,
    *Gezi davası başta olmak üzere toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik davalar nedeniyle cezaevinde tutulanların tahliyesi,
    *Terörle Mücadele Kanununda hukuki belirlilik ilkesi,
    *Güvenlik güçlerinin ve güvenlik bürokrasisinde çalışan sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesi,
    *Cumhurbaşkanına ve kamu görevlisine hakaret suçu sorunu,
    *Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun yeniden düzenlenmesi,
    *Nefret söylemleri ve nefret suçlarının cezalandırılması,
    *Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun bağımsız bir yapıya kavuşturulması,
    *İnsanlığa karşı suçlarla ve işkenceyle etkin mücadele,
    *Otoriter yönetimlerden ithal edilen yasa tekliflerinin gündemden kalıcı olarak geri çekildiğinin açıklanması,
    *Kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı etkin bir mücadele,
    *Halkın haber alma hakkı önündeki bir engel olarak erişim engellemesi sorunu,
    *Sansür yasasının yürürlükten kaldırılması,
    *Basın özgürlüğü önündeki kurumsal ve yasal engellerin kaldırılması,
    *Örgütlenme özgürlüğü önündeki kanun ve uygulamadan kaynaklı tüm engellerin kaldırılması,
    *Adil, kapsayıcı, insan onuruna yaraşır bir infaz mevzuatı,
    *Gizli tanık uygulamasının adil yargılanma hakkını ihlaline son verilmesi,
    *Etkin pişmanlık kurumunun iftiracılığa dönüşmesine derhal son verilmesi,
    *Savunma hakkına getirilen sınırlamalardan geri adım atılması,
    *Cezaevleri İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarının önüne geçilmesi,
    *Kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi,
    *Devletin inançlara karşı tarafsız olduğu bir düzenin hayata geçirilmesi,
    *Siyasi soruşturmalarda başsavcılıkların yetki gaspının sonlandırılması.”

    MHP’Lİ YILDIZ: İNFAZ HUKUKU SİL BAŞTAN YAPILMALI

    İnfaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirten MHP’li Feti Yıldız, “Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” dedi.

    İnfaz kanununa ilişkin hatırlatma yapan Yıldız, “İnfaz uygulamasında ayrım yapılmaması gerekir. Buna uyulduğunu zannetmiyorum. Avukatlık yapan üye arkadaşlarımız bunu sık sık görürler. Daha yapacak çok iş var. Bunlardan biri de infaz hukuku. İnfaz hukuku,  ceza yargılamasının bittiği yerde başlar. Bizim infaz hukukumuz yamalı bohçaya döndü. Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” diye belirtti.

    DEM PARTİ’Lİ KOÇYİĞİT: EY MECLİS SORUMLULUK AL

    Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yasal düzenlemelerde adım atması gerektiğini belirtti. AKP’li Abdülhamit Gül, sivil toplumun dinlenmesi için öneride bulanacaklarını, AKP’li Cüneyt Yüksel, ETA ve IRA süreçlerinin incelenmesini istedi.

    Toplumsal baskılar, ideolojik ve politik motivasyonlar ile parti çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi durumunda, bunun tarih ve toplum karşısında suç sayılacağını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, böyle bir durumda herkesin sürecin altında kalacağı uyarısını yaptı. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Hepimiz bu sürecin vebalini almış oluruz. Buna hakkımız var mı? Sorusunu hepimizin hem önce kendimize hem de birbirimize sormamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “YASAL DÜZENLEMELER YAPILMALI”

    Koçyiğit şunları ifade etti:

    “Bizim burada gereken yasal düzenlemeleri yapmamız; gerçek anlamda bu demokrasiyi, açılan yolu genişleten, ilerleten ve mutlaka kalıcı olmasını sağlayan bir yasal mevzuat tartışması da yapmamız gerekiyor. Bu Meclis, bu komisyon, en özgürlükçü tartışmayı yapan, özgürlükçü fikirleri savunan, en ileri uçtaki şeyleri dinleyebilecek ferasette ve yaklaşımla olmalıdır. 1 Ekim’e kadar ne yapacağımızı ortaya koymamız lazım.”

    AKP’Lİ CÜNEYT YÜKSEL: MEVZUAT TARAMASI YAPILMALI

    Meclis Adalet Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda AKP Milletvekili Cüneyt Yüksel de çatışma-çözüm örneklerine değinerek, “ETA ve İRA örnekleri incelenmeli. Mevzuat taraması ve uyumlaştırma yapılmalı. Adil yargılanma ve hukuk güvenliği konuları değerlendirilmelidir. Katılımcılara hem yazılı hem sözlü bilgi verme imkanı tanınması faydalı olacaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • GÜNCELLENDİ-Gazeteci Ercüment Akdeniz’in tutukluluğuna devam kararı verildi!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Gazeteci Ercüment Akdeniz’in tutukluluğuna devam kararı verildi!-VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Ercüment Akdeniz, 160 günlük tutukluluk ardından ilk kez mahkemede ifade verdi. Akdeniz, suçlamaların asılsız olduğunu vurgulayarak, “Bir gazeteci ve yazar olarak basın özgürlüğüm ortadan kaldırılmıştır. Hakikat ve adalet talebiyle beraatimi talep ediyorum” dedi. Mahkeme heyeti, Ercüment Akdeniz’in tutukluluğunun devamı yönünde karar verdi. Bir sonraki duruşma 23 Ekim’de.

    Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) yönelik operasyon ardından tutuklanan Ercüment Akdeniz, ilk duruşma için Çağlayan Adliyesi’nde getirildi. Duruşmanın yapılacağı salonun küçük olması sebebiyle uzun süreli gecikme oldu. 22 Şubat’tan beri tutuklu olan Akdeniz’in duruşmasına basın meslek örgütlerinin temsilcileri, DEM Parti, CHP, TİP, EHP, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ve yöneticileri, Avrupa Birliği delegasyonu, sanat ve edebiyat camiasından bir çok isim katıldı.

    26. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ilk olarak Av. Özcan Karakoç söz aldı. Büyük salon konusunda önceki günlerde talapte bulunduklarını belirten Karakoç, “Çok sayıda avukat, milletvekili, Avrupa Birliği delegasyonu ve yurttaş, salona giremedi. Mevcutta büyük salon olduğunu biliyoruz. Duruşmanın şeffaflığı açısından talebimizi göz önünde bulundurmanızı talep ediyoruz” dedi.

    Mahkeme başkanı, söz konusu taleplere olumsuz yanıt verdi.

    “2013 YILINDA GÖZALTINA ALINIP BERAAT ETTİM”

    Ercümet Akdeniz, yaptığı savunmada 2010 yılında gazeteciliğe başladığını ve halen İLKE TV’de çalışmakta olduğunu belirtti.

    “Hakkımda hazırlanan iddianame yanlış ifadelerle dolu” diyen Akdeniz, şunları söyledi:

    “Bütün suçlamaları reddediyorum. Gazeteciler hakkaniyet neyse onu dile getirirler. Suçlama dosyası gayet şişkin ama içeriği boş. İddianamenin ana omurgası HDK üzerinden oluşturulmuş. Ben HDK’nin hiçbir yönetim kadrosunda yoktum. 10 civarında kongre yapmış, yasal çerçevede faaliyet yürüten bir HDK var; burada bir çelişki söz konusu. 18 Şubat operasyonu için neden 14 yıl bekletildi?

    18 Şubat’ta biz neden alındık? 1 Ekim’de Bahçeli, DEM Partililerle el sıkıştı ve sonrasında 27 Şubat’ta İmralı’dan bir mesaj geldi ve süreç başlatıldı. 12 Mayıs’ta PKK kendisini fesetti. PKK’nin silah yakma törenine HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da katıldı. Böylece HDK’nin varlığı da devlet nezdinde kabul gördü. Meclis’te kurulan komisyon içerisinde de HDK’nin Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş var. Yani devletin en üst makamında da HDK var. Biz ise bu çelişkinin mağdurlarıyız. Suçlamaların zemini siyasi olduğu için bu arka planı yaptım. İddianamede hakkımda dört suçlama var. Gezi’de herhangi bir yönlendirmem yoktur. 2013 yılında gözaltına alınıp beraat ettim. 12 yıl sonrasında bir daha bunların gündeme gelmesi doğru değil.

    Barış ve Demokrasi Partisi’nin bir çadır eylemine katılıp, konuşma yaptığım iddi ediliyor. Ben bunları hatırlamıyorum.
    2012 yılında ESP kongresinde bir konuşmamda suç unsuru ifadeler olduğu iddia ediliyor. Konuşma yaptığımı hatırlamıyorum.
    Evrensel gazetesinde bir demecimde ise politik sanat üzerine bir sözüm var. Kesinlikle kimseye hakaret içerikli bir sözüm olmadığını hatırlıyorum. 14 yıl sonra saklanan bir dosyayı çıkarmak bizde bir mağduriyet oluşturuyor. Çünkü bu kadar yıl ardından ne konuştuğumuzu hatırlamamız mümkün değil.
    Örgütün üst düzeyine yönelik eğitim verdiğim ifade ediliyor. Böyle birşey mümkün değil. KCK’nin finansmanını sağladığım gibi tuhaf iddialar var. Kürt vatandaşları vergilendirdiğim söyleniyor. Şaka gibi. Miting tertiplemeyle ilgili suçlamalar var. Miting yasağının ne olduğuna dair de birşey yazılmamış. Afişlerle ilgili suçlama var ancak bu afişler, nedir, ne yazıyordu bilemiyorum. İddia makamı bunları açıklamalı. MLKP faaliyetlerim olduğu yönünde maddi hatalar var. Açlık grevlerinin bitmesi Kürt sorununun çözülmesi için bir açıklamaya katılmam da iddianameye eklenmiş. Şiddetin her zaman karşısında oldum.”

    “HAKİKAT VE ADALET TALEBİYLE BERAATİMİ TALEP EDİYORUM”

    Ercüment Akdeniz, savunmasının devamında iddianamede yer alan tapelere ilişkin açıklama yaptı. 2012 yılına ait bir tapede ismi belirtilmemiş bir kişinin olduğunu söyleyen Akdeniz, şöyle devam etti:

    “Dinlemeyle ilgili maddi hatalarda ciddiyet yoksunluğu var. Ve onca tapede sadece bir tane HDK faaliyeti var. HDK’nin bir tek 2020 yılından sonra göç konulu bir programına katıldım. Nasıl böyle bir suçlama olur düşünemiyorum. EMEP’e ait eylem ve programlar YDGH ile ilişkilendirilmiş. Alakası yok. 2013 tarihinde Hayat Televizyonu’ndan bir arkadaşımla telefon görüşmem de dinlenilmiş. Bu durumun basın özgürlüğü açısından etik olmadığını düşünüyorum. İddianamede tarafıma yönelik suçlamalar yanlıştır. Çok fazla maddi hatalar mevcut. Suçlamalar asılsızdır. Bir gazeteci ve yazar olarak basın özgürlüğüm ortadan kaldırılmıştır. Hakikat ve adalet talebiyle beraatimi talep ediyorum.”

    Duruşmada Tanık Abdulkadir Akdağ, mahkeme başkanının okuduğu ifadenin kendisine ait olmadığını belirterek “Ercüment Akdeniz’e ilişkin suçlamalarla ilgili bilgim yok. Okuduğunuz ifadeler bana ait değil ancak imza benimdir” dedi. Tanık Kubbet Kaymaz da mahkeme başkanının okuduğu ifadeye dair “Aradan 14 yıl geçti. Bunları hatırlamam mümkün değil” dedi.

    Ercüment Akdeniz’in oğlu Avukat Umut Akdeniz, ilk savunma yapan isim oldu. Müvekkili hakkında basit bir kanıt dahi bulunmadığını söyleyen Akdeniz, şöyle devam etti:

    “30 Ocak 2014’te söz konusu tüm ses kayıtları imha edilmiş. Yani bu kayıtlar delil hükmünde değildir. 11 yıl boyunca soruşturma sonuçlandırılmadı? 14 yıl boyunca da dosya öylece tutulmuş. Demokratik Çözüm Çadırı eylemine gelelim. Konuyla ilgili burada tanıkların dinlenmesi de doğru değil. Tanıklar, müvekkille ilgili tek bir beyanda bulunmamış. Kuru iddialarla müvekkil 5,5 aydır tutuklu. Beraat ve tahliye talep ediyorum.”

    Av. Şerif Özgür Urfa ise “silahlı örgüt üyeliği” suçlamasına dönük delil sunulması gerektiğini savundu. Urfa, şu savunmayı yaptı:

    “Örgüt ile sanığın bağı belirtilmeli. Suçlama konusunda HDK’nin bir terör örgütü olduğu ve müvekkilin de buraya bağlı olduğu söyleniyor. HDK halen siyasi faaliyetler gösteriyor. İstanbul’un göbeğinde tabelası var. Ancak bizler, bir örgüt şeması göremedik. Ortaya delilleri konulamayan suçlamalar nedeniyle müvekkil, 5,5 aydır tutuklu bulunuyor. Adil yargılanma halinin ihlali söz konusudur. Dosyada toplanacak bir delil de bulunmuyor. Dosyada 60 kişi mevcuttu, şu an 2 kişi yer alıyor. Tahliye talep ediyoruz.”

    Av. Özcan Karakoç, konuşmasına üç kişilik avukat sınırlamasının hukuki olmadığını belirterek başladı. Karakoç, “Neden EMEK Partisi faaliyetleri suç unsuru sayılsın ki? 14 sene uyuyan bir dosyadan bahsediyoruz. 11 yıl işlem yapmayan savcılar, görevi kötüye kullanma konusunda suç mu işlediler? 11 yıl sonra bu dosyanın neden açıldığını hepimiz biliyoruz. Siyasi ihtiyacı var mı onu bilemem! 18 Şubat’ta 60 kişi tutuklandı ama gelinen süreçte tutuklu kalmadı. Ortada bir suç örgütü yoksa 5,5 ay neden tutuklu kalınıyor? Altını çiziyorum; somut bir delil yok. Dolayısıyla derhal tahliye talep ediyoruz.”

    Savunmaların ardından savcı tutukluluğunun devamı yerinde mütala verdi. Verilen ara ardından mahkeme başkanı kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, bir tanığın dinlenmemesi nedeniyle Ercüment Akdeniz’in tutukluluğunun devamı yönünde karar vererek, bir sonraki duruşmanın 23 Ekim’de görüleceğini açıkladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    PİRHA- 1 Mayıs öncesi İzmir’de sabah saatlerinde birçok ev baskın düzenlendi. Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, SOL Parti, EMEP ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    1 Mayıs öncesi yapılan ev baskınları ve gözaltılar İzmir’de de sıçradı.

    1 Mayıs’a bir gün kala İzmir’de sabah saatlerinde pek çok yere baskın düzenlendi.

    Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, EMEP, SOL Parti ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanlar arasında Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir ve eşi Gülsen Candemir de yer alıyor. Candemir, gözaltı haberini kişisel X hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

    Ayrıca KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi Necat Sezginer’in de gözaltına alındığı öğrenildi.

    Gözaltıların gerekçesine ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    PİRHA – Çok sayıda sol-sosyalist parti ve örgüt, ülke genelinde artan baskı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı. “Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz” denilen açıklamada “barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” vurgusu da öne çıktı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sol Parti, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye İşçi Partisi, artan gözaltı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı.

    “Baskı ve zorbalık sökmeyecek; ‘tek adam yönetimi’ tarihin çöplüğüne atılacaktır!” başlıklı yazılı açıklamada, muhalif kim varsa gözaltına alınıp soruşturma geçirdiğine vurgu yapıldı.

    İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye, iç ve dış politik gelişmeler ve ekonomide yaşanan tıkanıklık nedeniyle iyice köşeye sıkışan Erdoğan, Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler tarafından adım adım karanlık bir tünele doğru sürüklenmektedir.

    İktidarlarının devamını muhalefeti baskı ve zorbalıkla susturmakta gören saray rejimi kitle desteği eridikçe daha fazla otoriterleşiyor ve saldırganlaşıyor. Hukuksuzluk, adaletsizlik, yasa ve anayasa tanımazlık tek adam yönetiminde başat tutum haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu ortamda yargı erki muhalefeti hizaya getirmek ve ‘majestelerinin muhalefeti’ haline dönüştürmek üzere bir sopa gibi kullanılmakta; politikacılar, gazeteciler, belediye başkanları ve çalışanları, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar velhasıl muhalif kim varsa gözaltına alınmakta uyduruk gerekçelerle tutuklanmaktadır.

    CHP kurultayından, İstanbul Barosu’na, belediye başkanlarından, politikacılara, gazetecilere, bilim ve sanat insanlarına soruşturmaların ardı arkası gelmemektedir. Öyle ki, 31 Mart Yerel Seçimleri sırasında oluşan ve normal bir seçim ittifakı olan ‘Kent uzlaşısı’ ve yine 2011 yılında kurulan ve Dernekler Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan platform olarak kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kriminalize edilerek operasyonlara girişilmiştir. Şafak vakti onlarca ev terörle mücadele şubesi ekiplerince basılmış politikacılar, sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ‘terörle mücadele kapsamında’ gözaltına alınmıştır. Aynı şekilde ESP üye ve taraftarı 34 kişi tutuklandı, kongresine gelen mesajlardan dolayı ESP’ye soruşturma açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na konuştuklarından dolayı henüz kürsüdeyken soruşturma açılması yargının içinde bulunduğu garabeti göstermektedir.

    “ÇÖZÜMDEN NE ANLADIĞINI GÖSTERMEKTELER”

    Yapılan açıklamada kayyım kararları da eleştirilerek şöyle devam edildi:

    “Bu uygulama gelinen yerde yargı aracılığıyla bir ‘iktidar gaspı’na dönüşmüş bulunmaktadır. Yerel yönetimlerde halkın sandıkta vermediği yönetme yetkisi atanmış Kayyım aracılığıyla fiilen gasp edilmektedir. Kayyım siyasetinin son hedefi Van Büyükşehir Belediyesi ve Van halkı olmuştur.

    Tek adam yönetiminin bir yandan ‘İmralı süreci’ni ile görüşmeler yapıp bir yandan da Kürt halkının iradesini hiçe sayıp DEM Partili belediyelere Kayyım ataması, Kürt sorununun demokratik çözümü noktasındaki samimiyetsizliğini, çözümden ne anladığını göstermektedir.

    Demokratik hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda saray iktidarının yürütme erki de en az yargı erki kadar hızlı ve işlevseldir. Metal işçilerinin özgür iradeleriyle çıktıkları grevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanırken; Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde patronların %30 zam dayatmaları karşısında meşru haklarını kullanarak fiilen greve çıkan ve taleplerini dile getiren tekstil işçileri karşılarında devletin kolluk güçlerini bulmuşlardır. Yetmemiş Gaziantep Valiliği 15 gün süreyle kentte eylem yasağı getirmiştir. İşçilerin valiliğin yasak kararını tanımayarak eylemlerini sürdürmeleri üzerine, sendikal haklar ayaklar altına alınarak BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanmış ve bu yolla işçilerin birliği parçalanmak ve direnci kırılmak istenmiştir. Vali Kemal Çeber ‘önceliğimiz çarkların dönmesidir’ diyerek kimlerin valisi olduğunu göstermiştir.

    Fakat biz biliyoruz ki, bütün bu saldırganlığın arkasında bir avuç tuzu kuru dışında halk kitlelerinin açlık ve yoksullukla boğuştuğu, ekonomideki kriz ve istikrarsızlığın sürdüğü, dış politikada ‘yeni Osmanlıcı hayaller’in gerçeklerle bir kere daha yüzleşmek zorunda kaldığı vb. olgularla karakterize ülke gündeminin ağırlığı karşısında duyulan çaresizlik bulunmaktadır.

    Bu ortamda Erdoğan yönetimi Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler muhalefeti baskı ve zorbalıkla sindirmek suretiyle bir bakıma çaresizlikten bu yolla bir çare üretmeye yönelmiş görünmektedir.

    “TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEYE GÜÇLERİ YETMEYECEKTİR”

    Yerlerine Kayyım atanan ve bir bölümü tutuklanan belediye başkanlarına ve onları seçen halkımızla, hakları için mücadele eden işçi sınıfımızla, gerçekleri yazdıkları, dile getirdikleri için tutuklanan, soruşturmaya tabi tutulan gazeteciler, politikacılar, sendikacılar, sanat ve bilim insanlarıyla dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.

    Gözaltılar ve tutuklamalar son bulmalı; gözaltına alınan ve tutuklanan politikacılar, gazeteciler, bilim ve sanat insanları, belediye başkanları ve görevlileri derhal serbest bırakılmalı, soruşturmalar durdurulmalı ve belediye başkanları görevlerine iade edilmeleridir. İşçi sınıfının örgütlenme, serbest toplu pazarlık ve hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmalı, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır.

    İlan ederiz ki, ne yaparsa yapsın tek adam yönetimi ve arkasındaki güçler kendi çaresizliklerinde boğulmaktan kurtulamayacaktır. Tarihin akışını değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. Bizler kırıntılar halinde olsa da var olan demokratik hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunmaktan ve gerçek bir demokrasi ve barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ne kayyımları ne de işçi sınıfının hak aramasının önündeki yasakları tanımıyoruz.

    Siyasi parti ve örgütler olarak; ekmek, barış, özgürlük diyen tüm ilerici güçleri gittikçe gericileşen ve otoriterleşen tek adam yönetimine karşı gerçek bir demokrasi, barış ve demokratik bir Türkiye inşa etmek için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’den açıklama: Ortadoğu halklarının yanındayız-VİDEO

    Mersin’den açıklama: Ortadoğu halklarının yanındayız-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıların durdurulması talebiyle eylem yapıldı. Açıklamada, “Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir” denildi.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, saldırılara ilişkin il binası önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile Mersin Halkevleri yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “AKP BESLEMESİ ÇETELERİN BU SALDIRILARININ KARŞISINDA OLACAĞIZ”

    Açıklamayı yapan TİP Mersin İl Başkanı Ahmet Paket, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarla Suriye krizinin daha da derinleştiğini belirtti. Paket, şu ifadelere yer verdi:

    “13 yıldır süren Suriye iç savaşında farklı ülkelerden gelen bu cihatçı çeteler, Alevileri, Kürtleri, Şiileri, kendilerine biat etmeyen Sünnileri katletmiştir. Yağmayı, tecavüzü kendine hak gören bu cihatçı anlayış kadınları, kız çocuklarını köle pazarlarında satmış, katletmiştir. Şam yönetimini ele geçiren El Kaide uzantısı HTŞ ve onun ortağı olan DAIŞ uzantısı Suriye Milli Ordusu, Suriye ve Rojava halklarının yaşam hakkına saldırıları, öncelikle Suriye’nin ve Bölge halklarının barış ve özgürlük umutlarını ortadan kaldırmaya yönelik saldırılardır. Suriye’de bu cihatçı çetelerin yönetimi ele geçirmesiyle Alevi, Kürt, Durzi gibi farklı kültür ve inançlara mensup halktan vahşice katletmesine yönelik yazılı ve görsel basında yer alan görüntüler, katliamın boyutlarını gözler önüne sermektedir.

    “ROJAVA’YA YÖNELİK SALDIRILAR, SURİYE KRİZİNİ DERİNLEŞTİRMEKTE”

    Rojava’ya yönelik sürekli devam eden saldırılar, Suriye krizini daha da derinleştirmektedir. 27 Kasım’dan itibaren yoğunlaşan bu saldırılar, Rojava’nın demokratik yaşam modelini, ulus- devlet kodlarına karşı gelişen enternasyonalist mücadele ruhunu ve kadın devrimini hedef almaktadır. Bugün SMO’nun Rojava’da yaptığı zulüm DAIŞ’in önceki yıllardaki katliamlarını hatırlatmaktadır. Kadınlar, çocuklar kaçırılmakta, insan onuruna bağdaşmayan bir biçimde katledilmektedir. AKP beslemesi çetelerin bu saldırılarının karşısında olacağız. Rojava’nın hedef alınması, sadece Kürt halkının değil, tüm Suriye halklarının geleceğini tehdit etmektedir. Rojava’da inşa edilen yeni yaşam modeli, Ortadoğu’da yaşanan krizlere karşı önemli bir çözüm adresidir. Bu nedenle, bu saldırılara karşı bugün her zamankinden daha güçlü bir dayanışma ve savunma ihtiyacı vardır. Bizler, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Halkevleri olarak bu saldırılar karşısında Ortadoğu halklarının yanında olduğumuzu ve Rojava’ya yönelik her türlü saldırının halkların demokrasi ve özgürlük taleplerine vurulan bir darbe olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz.”

    “CİHATÇI ANLAYIŞIN HAKİM OLMADIĞI BİR COĞRAFYA İNŞA ETMEK BİR ZORUNLULUKTUR”

    Ahmet Paket açıklamada, “Suriye’nin demokratik ve eşit biçimde yeniden inşa edilmesi için her türlü diyalog ve barış politikaları hayata geçirilmelidir. Bu politikaların hayat bulması için emperyalist müdahalelerin ve cihatçı anlayışın hakim olmadığı bir coğrafya inşa etmek bir zorunluluktur. Demokratik ve özgür bir Suriye’nin inşa edilmesinin başat koşulun bu olduğunu belirtiyoruz. Çetelere ve emperyalist güçlere karşı vereceği her türlü mücadele gerçek eşitlik ve özgürlüğe Türkiye halkları da dahil olmak üzere tüm Ortadoğu’nun egemen güçler karşısında cihatçı giden yolu açacaktır” dedi.

    GÖZALTILAR PROTESTO EDİLDİ

    Basın açıklamasının ardından DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, Mersin’de bu sabah aralarında DEM Parti İl Eşbaşkanı Reşat Aşan’ın da bulunduğu 6 kişinin gözaltına alınmasına ilişkin konuştu. Bedriye Kuş, “Tek bir adım geri atılmayacaktır. Mücadelemiz onurlu bir mücadeledir, örgütlü bir mücadeledir. Bizler demokrasi için, barış için mücadelemizi her geçen gün büyütüyoruz, büyütmeye de devam edeceğiz. İktidara buradan çağrımızdır; bu gözaltılar siyasi soykırım operasyonlarıdır. Bu operasyonların hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Tamamen keyfi uygulamalarla gözaltına aldığınız tüm arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın” dedi.

    Açıklama, sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • CHP, Can Atalay için Meclis’i 10 Eylül’de olağanüstü toplantıya çağırdı

    CHP, Can Atalay için Meclis’i 10 Eylül’de olağanüstü toplantıya çağırdı

    PİRHA- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Can Atalay için TBMM’yi bir kez daha olağanüstü toplantıya çağırdı. Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Meclis’i, 10 Eylül Salı günü saat 14.00’te olağanüstü toplantıya çağırdıklarını duyurdu.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Can Atalay için TBMM’yi bir kez daha olağanüstü toplantıya çağırdı. CHP, Türkiye İşçi Partisi’nden Hatay milletvekili seçilen ve AYM’nin, milletvekilliğinin düşülmesi hakkında “yok hükmünde” kararını verdiği Can Atalay için Meclis’i 10 Eylül Salı günü saat 14.00’te olağanüstü toplantıya çağırdı.

    Başvuru, Genel Başkan Özgür Özel ile partinin grup başkanvekilleri Murat Emir, Gökhan Günaydın ve Ali Mahir Başarır imzasıyla yapıldı. Başvuru gerekçesi olarak, “Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması” gösterilirken, dilekçede Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay ile ilgili aldığı kararın Meclis Genel Kurulu’nda okutulması istendi.

    “UMUYORUM Kİ MECLİS BAŞKANI ANAYASA’YA UYGUN BİR KARAR VERECEKTİR”

    Olağanüstü toplanma çağrısını Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Meclis’teki basın toplantısında duyurdu.

    Emir, “Başvurumuzu CHP olarak yaptık. Diğer siyasi partilerin bir önceki tutumları devam etmektedir. Kendileri Can Atalay’ın görevine dönmesi için özverili bir tutum sergilediler. Umuyorum ki Meclis Başkanı Anayasa’ya uygun bir karar verecektir. 10 Eylül’de Meclis’i toplayacaktır” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cemevi Başkanlığı arsızlığını arttırdı ancak etkinliklerin bize ait olduğunu anladılar’

    ‘Cemevi Başkanlığı arsızlığını arttırdı ancak etkinliklerin bize ait olduğunu anladılar’

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri 18 Ağustos akşamı sona erdi. Hacıbektaş’ta yaşananları PİRHA’ya değerlendiren Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Cemevi Başkanlığını eleştirerek, “Anma etkinliğinin bize/Alevilere ait olduğunu anladılar. Biz her alanda vardık ama Cemevi Başkanlığı etkinliklerini ve dergaha ziyaretini gerçekleştiremedi” dedi. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da Cemevi Başkanlığı’na karşı yapılan eylemlerin başarıya ulaştığını, başkanlığın programlarının sekteye uğradığını söyledi. Yılmaz ayrıca Eylül ayında Kültür Bakanı ile bir görüşme yapacaklarını da belirtti. 

    61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri, tüm yılların en kitlesel katılımıyla gerçekleşti. Özellikle Abdal yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği anma etkinliklerine yurdun dört bir yanından ilgi söz konusuydu.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın mevcut süreçteki tutumu tepkiyle karşılandı. Alevi kurumları ile Hacıbektaş Belediyesi’ni görmezden gelip kendi programını dayatan Cemevi Başkanlığı’na karşı yapılan eylemler kitlesel tepkiye dönüştü.

    Alevi kurumları, iktidara “Samimiyseniz eğer dergahlarımızı bize teslim edin” diyerek hem Hacı Bektaş Veli Türbesi önünde oturma eylemi hem de ilçede büyük katılımlı yürüyüş düzenledi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI PROGRAMLARINI GERÇEKLEŞTİREMEDİ”

    Alevi kurum temsilcileri, 3 gün süren anma törenlerine dair görüşlerini PİRHA’ya anlattı.

    Türkiye Alevi Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bu sene arsızlığını arttırdı” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerinin dışında kendi kurdurmuş olduğu bir iki dernek ve Alevi Vakıflar Federasyonu ile ortak bir çalışma yürüttü. Oraya getirilen insanlar, bir tür ziyarete geldiklerini ifade ettiler. İnsanlar oraya gelince gerçekleri de gördü. İnsanların boyunlarında ziyaretçi kartı vardı. Bu insanları 5 yıldızlı otellerde ağırlayıp 900 lira da ceplerine yemek parası vererek Hacı Bektaş’a getirmişler.

    Hacı Bektaş’ta 2 konferans 1 açılış toplantısı yaptılar. Getirdikleri insanları da kontrol altında tutabilmek için her otobüsün başına 3 görevli vermişler. Kendi açıklamış oldukları programda mesela resim sergileri de vardı ancak onları gerçekleştiremediler. Dergah ziyareti de programda vardı ancak tüm Alevi kurumlarının yöneticileri, oturma eylemi yaptıkları için bu ziyareti de gerçekleştiremediler. Ancak biz her alanda vardık.”

    “ETKİNLİKLERİN BİZE AİT OLDUĞUNU ANLADILAR”

    Zeynel Abidin Koç, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için mücadele yürüteceklerini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Kültür Bakanlığı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendilerine söylendiği gibi doğru işler yapmadığını gözleriyle bilhassa orada görmüş oldu. Çünkü aralarında da ‘Ben daha iyi çalışıyorum, Aleviler ile görüşüyorum, Alevileri temsil ediyorum’ gibi çekişme olduğu orada gözlendi. Ama şunu net söyleyebilirim ki hem Cemevi Başkanlığı hem Kültür Bakanlığı ve mevcut iktidar, bir kere daha anladı ki Hacıbektaş ilçesinde yapılan bu etkinlikler sadece ve sadece belediye ve Alevi kurumlarının yapacağı bir etkinlik.

    “MUHALEFET PARTİLERİ ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ” 

    Anma programının 2. gününde CHP, DEM Parti, TİP genel başkanları, Alevi hak mücadelesinde ellerinden geleni yapacaklarını, Alevi örgütlerinden gelen taleplerin karşılanması için sonuna kadar mücadele edeceklerini, iktidar olunması durumunda da Alevi örgütlerinin talep ve isteklerini karşılayacaklarını bilakis kendileri ifade etti. Yani Türkiye’deki tüm muhalefet partileri ilk defa orada konuştu. Önceden sadece CHP genel başkanı konuşuyordu ancak son programda herkes konuştu. Bu da Alevi örgütlerinin elini güçlendirdi. Bu görüntü bize daha iyi mücadele vermemiz, daha ciddi anlamda bu işe sahip çıkmamız gerektiğini anlattı.

    Gelecek yıl için sadece ve sadece Hacıbektaş Belediyesi’nin önderliğinde gerçek anlamda Uluslararası bir düzeye çekmek için biz Alevi örgütleri olarak elimizden geleni yapacağız. Seneye çok daha farklı bir etkinlik olması için de elimizden gelen mücadeleyi göstereceğiz. Gelecek sene bizim inancımız odur ki hem mücadelemizde hem de o zamana kadar siyaseti geliştirerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kapatılması için elimizden gelen mücadeleyi sürdüreceğiz. Ama kapanmaması durumunda da her türlü baskıyı da yapacağız.”

    “DERGAH ZİYARETİNİ DAHİ GERÇEKLEŞTİREMEDİLER”

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı yapılan eylemlerin başarıya ulaştığını söyledi. Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın programlarının sekteye uğratıldığının altını çizerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bizlerin orada olmasından kaynaklı dergah ziyaretini gerçekleştiremediler. Uzunca bir süre bekledikten sonra ‘Dergaha arkadan mı girsek, yoksa ön kapıyı mı kullansak’ gibi çabaların sonunda da bakan beyin, bizlerle görüşme talebinin olması gibi gelişmelerin bir kazanım olduğunu düşünüyorum.

    “MİSAFİR KARTIYLA GELENLER İÇİN CİDDİ BİR ÇALIŞMA YAPTIK”

    Oraya misafir kartıyla gelenler için ciddi bir çalışma yaptık. Hacıbektaş’a gelenlerin birçoğu aslında durumun farkında değildi ama bizleri dinledikten ve eylemleri gördükten sonra meselenin ne olduğunu anladılar. Sonuçta siz bir kişiyi ikna ederseniz, o kişi gider köyünde 10 kişiyi ikna edebilir. Dolayısıyla eylemlerimizin kitlesel bir karşılık gördüğünü düşünüyorum. Ama bizlerin, yine de köy köy, kent kent gezip gerçekleri anlatmamız lazım. Hacı Bektaş Veli anmalarını çok önemsemiştik. Alevi kurum başkanları ile de görüşmelerimiz oldu. Özellikle şu yaz ayları geçtikten sonra tekrar bütün köyleri gezerek bu durumu anlatmaya devam edeceğiz.

    Önümüzdeki seneye dair, bakan beyle yaptığımız görüşmede ne istediğimizi söyledik. ‘Anmalara müdahale etmeyin. İçerik sizin işiniz değil’ dedik. ‘Bu anmaları yıllardır Alevi kurumları, Hacıbektaş Belediyesi yapıyor, dolayısıyla buraya ne siyaset bulaştırın ne de gelip programlara müdahale edin. Protokol olarak gelmek istiyorsanız buyurun gelin. Daha önceden de cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar misafirimiz olarak geldiler, sizi de misafir ederiz ama Alevilerin ne yapması gerektiğini öğretmeye çalışmayın, bizi tanımlamayın, bize bir çerçeve çizmeyin’ dedik.

    KÜLTÜR BAKANI, ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN BAŞKANALRIYLA GÖRÜŞECEK

    Bakan bey de önümüzdeki sene için ‘bir araya gelelim, konuşalım’ dedi. Sanıyorum Eylül 2024’ün ilk haftası için bir randevu verecek ve Alevi kurumları olarak gidip görüşeceğiz.

    Bakan bey ile görüşmemizde şunu da ifade ettik: Siz devletsiniz. Sizin göreviniz buradaki lojistiği çözmek. Konargöçer vatandaşlarımız burada perişan haldeler. Bu insanlara bir alan açın, onların insani tüm giderlerine karşılayın. Hacı Bektaş Veli Anma Törenlerinde ne yapılacağı sizi neden ilgilendirir? dedik.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    Can Atalay oturumunda Ahmet Şık, AKP’li vekilin saldırısına uğradı, Koçyiğit’in kaşı yarıldı-VİDEO

    PİRHA- Can Atalay oturumunda konuşan TİP Milletvekili Ahmet Şık, AKP’li Alpay Özalan’ın saldırısına uğradı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    Meclis Genel Kurulu, muhalefet partilerinin tutuklu Milletvekili Can Atalay için yaptığı olağanüstü çağrı üzerine toplandı. Kurul toplantısına, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın yanı sıra CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı.

    Meclis’i yöneten Bekir Bozdağ, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ahmet Şık’a söz verdi. Meclis kürsüsünde konuşan Şık, AKP’lilere, “Sizden olmayan herkese ‘terörist’ dediğiniz için Can Atalay’a terörist demenize hiç şaşırmadık” diyerek, AKP’lilere sert tepki gösterdi.

    Bu sözler üzerine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ kurula ara verdi. Aranın ardından tekrardan söz alan Şık, aynı ifadeleri tekrar kullandı. Bunun üzerine Meclis’e tekrar ara verildi.

    KOÇYİĞİT’İN KAŞI YARILDI

    Bu sırada AKP’li Alpay Özalan Şık’a saldırdı. AKP’lilerin saldırısı sırasında Özalan’ın yumruğu DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’e isabet etti. Kavga sırasında Koçyiğit’in kaşı yarıldı.

    NE OLMUŞTU?

    Can Atalay, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimde TİP’ten Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’a verilen hapis cezası, 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nce onaylandı. AYM ise milletvekili seçilmesi nedeniyle 25 Ekim 2023’te Atalay hakkında hak ihlali kararı verdi. Yüksek Mahkeme; yargılamanın durdurulmasına, vekilliğinin kabulüne ve Atalay’ın tahliyesine karar verilmesine hükmetti.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı uygulamadı ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire, 8 Kasım 2023’te AYM’nin süper temyiz mahkemesi gibi davranarak böyle bir hüküm kuramayacağı gerekçesiyle karara uyulmayacağını açıklayarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    AYM bunun üzerine anayasal zorunlulukları anımsatarak 21 Aralık 2023’te ikinci kez hak ihlali kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak’ta bu kararın yok hükmünde olduğu yönünde bir karar aldı.

    Yargıtay’ın kararının 30 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Atalay’ın avukatlarının yanı sıra TİP, CHP ve DEM Parti; bu kararın iptali için AYM’ye başvurdu.

    AYM, 22 Şubat’ta açıkladığı ve 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararla Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin “yok hükmünde” olduğunu kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP, Atalay’ın milletvekili kaydının yapılması için Meclis’e başvurdu

    TİP, Atalay’ın milletvekili kaydının yapılması için Meclis’e başvurdu

    PİRHA- TİP, AYM’nin Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin “yok hükmünde” olduğuna dair gerekçeli kararını açıklamasının ardından, Atalay’ın özlük haklarının tesis edilmesi talebiyle Meclis’e başvurdu.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP), Anayasa Mahkemesi’nin Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesinin “yok hükmünde” olduğuna dair gerekçeli kararını açıklamasının ardından, Atalay’ın özlük haklarının tesis edilmesi talebiyle Meclis’e başvuru yaptı.

    “AYM KARARLARI BAĞLAYICIDIR”

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın imzasıyla verilen dilekçe de, AYM kararlarının bağlayıcı olduğuna dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Hakkında kesin hüküm olmamasına rağmen bir mahkeme kararının okunması suretiyle, Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşme işleminin ‘yok hükmünde’ olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu AYM kararının, Anayasanın 138. maddesi uyarınca TBMM’nin de bağlayıcı niteliği göz önünde bulundurulduğunda, başkaca bir işleme gerek duyulmaksızın Şerafettin Can Atalay’ın milletvekili kaydının yapılarak özlük haklarının tesisi hususu Anayasal bir zorunluluktur. Şerafettin Can Atalay ile ilgili TBMM’nin 30.01.2024 tarihli 28. Dönem, 2. Yasama Yılı, 54. Birleşimi sırasında milletvekilliğini düşürülmesine ilişkin işlemin yok hükmünde olduğunun tespitini içeren kararı uyarınca milletvekili kaydının yapılarak özlük haklarının tesis edilmesini talep ederiz.”

  • CHP’li başkanın sattığı dergah arazisine dair yeni gelişme!

    CHP’li başkanın sattığı dergah arazisine dair yeni gelişme!

    PİRHA – Türkiye İşçi Partisi Hacıbektaş Belediyesi meclis üyeleri, önceki dönem satışı yapılan Hacı Bektaş Veli Dergahı önündeki arazinin geri alınabilmesi için girişimde bulundu.

    Hacıbektaş Belediyesi, Hacıbektaş Veli Dergahı içerisindeki bir kısım araziyi 4 Ağustos 2022’de 9 milyon 24 bin TL karşılığında Hacıbektaş Veli Tekke ve Cami Vakfı’na satmıştı.

    Satış işlemine karşı Alevi kurumları da itirazlarını dile getirip, hukuk yoluna başvurmuştu.

    Önceki dönem Belediye Başkanı Yoldaş Altıok tarafınca yürütülen sürece karşı Türkiye İşçi Partisi Hacıbektaş Belediye Meclis Üyeleri girişimde bulundu.

    MECLİS ÜYELERİ HAREKETE GEÇTİ!

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hacıbektaş Belediyesi meclis üyeleri, söz konusu satış işleminin kamu yararı gözetmediğinin altını çizdi. TİP’li belediye meclis üyeleri, CHP’li belediye başkanı kararıyla devredilen araziye dair “Tarihe, kültürel mirasa dönük bir ihaneti simgeleyen satış kararı” yorumunda bulundu.

    TİP Hacıbektaş Belediyesi meclis üyeleri, söz konusu arazinin yeniden belediye bünyesine alınması yönündeki kararı Hacıbektaş Belediye Meclisi’nde onayladı.

    Hacıbektaş Belediye Başkanvekili Leyla Kındış, dergah bahçesinde konuya ilişkin açıklama yaparak “Bizler, belediyeyi aldığımızda ilk yapacağımız işlerden birinin, satılan arazinin yine halkımıza kazandırılması için mücadele vereceğimize dair söz vermiştik. Meclis kararıyla bu süreci başlattık” dedi.

    “BURASI ALEVİ-BEKTAŞİ CAMİASININ GÖZ BEBEĞİ”

    Hacıbektaş Belediye Meclis Üyesi Bilge Orhan ise şu ifadeleri kullandı:

    “Bu arazinin tekrar belediyemiz lehine alınması, davanın yürütülmesi ve gerekli işlemlerin yapılması için belediye başkanımız ve biz belediye meclis üyeleri olarak kararı aldık. Burası Alevi-Bektaşi camiasının göz bebeği. Buranın satılmasında ne Alevi-Bektaşi camiası için, ne de Hacıbektaş Belediyesi için hiçbir kamu yararı yoktur. Burası maddi değeriyle ölçülemeyecek kadar değerli bir yerdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mamak’ta 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay anıldı-VİDEO

    Mamak’ta 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay anıldı-VİDEO

    PİRHA- Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemdeki gençleri korumaya çalışırken, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürülmüştü. 1 Mayıs Şehidi Menekşe Erbay’ın anıldığı açıklamada 1 Mayıs’a çağrı yapıldı.

    Menekşe Erbay, Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs kutlamaları sırasında kolluk kuvvetlerinin kuşatması karşısında, “çocuklarımızı öldürecekler” diyerek eylemi düzenleyen gençleri korumaya çalışırken kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu kalbinden vurularak öldürüldü.

    AKA-DER, Alınteri, Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM PARTİ) Mamak İlçe Örgütü, Halkevleri, Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Mamak İlçe Örgütü ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Mamak İlçe Örgütü tarafından 1 Mayıs şehidi Menekşe Erbay, gerçekleştirilen yürüyüş ve basın açıklaması ile anıldı. Açıklama, Menekşe Erbay’ın öldürüldüğü yer olan Tuzluçayır Lisesi’nin önünde yapıldı.

    Ortak açıklama metnini kurumlar adına Engin Kılıç okudu.

    “TARİHİMİZDEN ÖĞRENİYORUZ, TARİHİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ”

    1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerinin miras olarak bıraktıkları, devrimci değerlere sahip çıktıklarını belirten Engin Kılıç,  “44 yıl önce 29 Nisan günü öğrencilerin 1 Mayıs eylem çağrısı sonucu jandarmalar okulun etrafını çevirmiş ve eylemi engellemeye çalışmışlardı. Saldırı hazırlığı sırasında okul önüne gelen aileler ve mahalle halkı jandarma karşısında durarak devrimci öğrencilere siper olmuştur. Jandarmanın ateş açması sonucu Menekşe Erbay annemiz vurularak katledilmiştir.

    Menekşe Erbay sadece bir anne olmadığı gibi mahallemizin kültürünü ve direngenliğinide göstermiştir. Bizlere bir miras bırakmıştır. Devrimci değerlerimizi koruyan ve bu kültürü devam ettiren mahallemizin değerlerinden Menekşe Erbay bugün hala bizlere örnek olmaya devem etmektedir.
    1977’den bugüne katledilen bütün devrim şehitlerimiz bizlere bu mirası bırakmışlardır. Anılarına ve değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” dedi.

    “1 MAYIS’TA SENDEN OLANLARIN DİRENİŞİNE KATIL”

    “1 Mayıs’ta her alanda attığımız slogan ile açtığımız pankart ile değerlerimizi ve tarihimizi yaşatacağız” diyen Kılıç, “Bugün yaşamı örerek direnişi büyüterek bize bırakılan mirası devam ettireceğiz. Şimdi her alanda yaşamı öreceğiz.

    2024 1 Mayıs’ı yaklaşırken, bugün tüm dünyada emperyalist-kapitalist sistem, işçi ve emekçilere, ezilenlere, halklara savaş politikalarıyla ölmeyi ve daha fazla sömürülmeyi dayatmaktadır. Yönetenler ve çeteleri her geçen gün servetlerine servet katarken, diğer kutupta sefalet birikmektedir. Biz milyonlar ise, egemenlerin gözünde bu günlerin içinde yaşamaya mahkûm edilmiş olanlarız.

    Bu 1 mayıs’ta bir eline yaşamını, bir eline getirebileceğin özgür günleri al, senden olanların direnişine katıl” ifadelerini kullandı.

    Yapılan açıklamanın okunmasının ardından Tuzluçayır Lisesi’nin önüne, Menekşe Erbay’ın fotoğrafları ve karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Erkan Baş’tan seçim sonrası ilk açıklama: Çok çabalayacağımıza söz veriyorum

    Erkan Baş’tan seçim sonrası ilk açıklama: Çok çabalayacağımıza söz veriyorum

    PİRHA – TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yerel seçimler ardından ilk açıklamasını yaptı. CHP ve DEM Parti yönetimlerini tebrik eden Erkan Baş, “Şunun bilinmesini isterim: TİP başarılarını olduğu kadar başarısızlıklarını da, kazanımlarını olduğu kadar kayıplarını da, amaçlarını olduğu kadar sorunlarını da üstlenmekten ve halkla açıkça paylaşmaktan hiç imtina etmemiştir” dedi.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın, belediye başkan adayı olduğu Kocaeli’nin Gebze ilçesini AKP kazandı. Resmi olmayan sonuçlara göre TİP’in adayı Erkan Baş’ın aldığı oy oranı yüzde 19 oldu.

    “ÇOK ÇABALAYACAĞIMIZA SÖZ VERİYORUM”

    31 Mart Yerel Seçimlerinde hedeflenen sonuca ulaşamayan Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) ilk açıklama geldi. Erkan Baş, ilk değerlendirmesini X hesabından paylaştı.

    Erkan Baş, ülke genelinde Hatay’ın Samandağ ve Nevşehir’in Hacıbektaş ilçe belediyelerinde başarı sağladıklarını belirtti. Erkan Baş, kamuoyuna şu açıklamayı yaptı:

    “Sevgili dostlarım,

    Zor bir seçim dönemini ülkemiz adına büyük mutluluk, mücadelemiz adına ise büyük bir umutla geride bıraktık. Bu mutluluğu da umudu da tüm kalbimle paylaşıyorum.

    Başta tüm ağır koşullara rağmen yılmayan ve yine hepimize yol açan halkımızı kutluyorum. CHP ve DEM Parti yönetimleri ile üyelerini de başarılarından dolayı tebrik ediyorum.

    Türkiye İşçi Partisi olarak seçim sonuçlarını detaylı biçimde değerlendirmeye devam ediyoruz. İlk sonuçlarımızı bugün, kapsamlı bir değerlendirmeyi ise hafta sonu yapılacak Parti Meclisi toplantısı ertesinde paylaşacağız.

    Ama şunun bilinmesini isterim: TİP başarılarını olduğu kadar başarısızlıklarını da, kazanımlarını olduğu kadar kayıplarını da, amaçlarını olduğu kadar sorunlarını da üstlenmekten ve halkla açıkça paylaşmaktan hiç imtina etmemiştir. Yine böyle olacağından emin olabilirsiniz.

    Oyunu böyle bir seçimde bile Türkiye İşçi Partisi’nden yana kullanan yüz binlerce yurttaşımıza gönülden teşekkür ediyorum. Desteğini oy vermeden de olsa gösteren tüm yurttaşlarımızı ise sevgiyle selamlıyor, size layık olmak için daha çok çabalayacağımıza söz veriyorum.

    Partimize Samandağ ve Hacıbektaş’ta iki belediye başkanlığı armağan eden adaylarımızı ve örgütlerimizi, Türkiye çapında belediye meclisine girme başarısı gösteren onlarca yoldaşımızı, tüm seçim sürecini imkansızlıklara rağmen özveriyle sırtlanan üyelerimizi kutluyor, bundan sonra yürütecekleri halka hizmet çalışmalarında örnek başarılar diliyorum.

    Mücadele sürüyor, mücadele büyüyor. Biz de hep olduğu gibi bundan sonra da bu mücadelenin tam kalbinde, halkımızın yanı başında olmaya devam ediyoruz.

    Biliyoruz ve inanıyoruz: Mutlaka kazanacağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • TİP Muratpaşa Adayı Güneşhan: Halkçı ve sosyal belediyeciliği inşa edeceğiz-VİDEO

    TİP Muratpaşa Adayı Güneşhan: Halkçı ve sosyal belediyeciliği inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ayfer Güneşhan, seçildiği taktirde rantçı değil halkçı ve sosyal belediyecilik anlayışı inşa edeceklerini vurguladı. Çocuklara, gençlere, kadınlara, yaşlılara yönelik birçok projeleri olduğunu belirten Güneşhan, “Hep birlikte özlemini duyduğumuz, hak ettiğimiz belediyeciliği yeniden yaratmak için beraber el ele çalışacağız” dedi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ayfer Güneşhan adaylığı açıklandığı günden beri Muratpaşa’da yoğun bir çalışma yürütüyor.

    Sosyalist bir parti olduklarını, rantçı değil, halkçı bir belediyecilik anlayışını savunduklarını belirten TİP Antalya Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ayfer Güneşhan, “Muratpaşa’da sosyal belediyecilik anlayışı inşa edip, aday çıkardığımız bütün bölgelerde bu bilinçle ve bu ideolojiyi temsilen belediyecilik anlayışımızı gerçekleştireceğiz” dedi.

    “MURATPAŞADA HALKIMIZIN BÜTÜN İHTİYAÇLARINI GİDERECEĞİZ”

    Muratpaşa sınırları içerisinde bütün yurttaşların ihtiyaçlarının giderilmesi için herkese eşit hizmet götüreceklerini belirten Güneşhan, “Temel sorunlarına baktığımız zaman aslında 2 bölge arası sınıf farklılığı bariz bir şekilde görülüyor. Aynı şekilde hizmetin de ona göre gittiğini görüyoruz ve bu durum Muratpaşa için ciddi bir rahatsızlık yaratmaktadır” diye konuştu.

    MUTATPAŞADA ALT YAPI YOK, TEMİZLİK YOK”

    Muratpaşa’da yeterli sayıda kreşlerin olmadığını, insanların sosyalleşebilecek alanlardan yoksun olduğunu vurgulayan Güneşhan, şöyle devam etti:

    “Sokaklarına baktığımızda temizlik yok, alt yapı yok. Muratpaşa Antalya’da en çok göç alan yerler arasında geliyor ve dolayısıyla buna hazırlıklı bir ilçe olmadığını düşünüyoruz. Mevcut yönetimin de bu anlamda gerekli hazırlıkları ya da gerekli yatırımları yapmadığını düşünüyoruz.

    “MURATPAŞADA MEVCUT BELEDİYECİLİK RANT ÜZERİNDEN YAPILIYOR”

    Muratpaşa’da belli bir kesimin zenginleşmesi ve rant için yapılan bir belediyecilik anlayışı hâkim. Bunun karşısında olmak adına kadınlar, çocuklar, gençler, dezavantajlı bireyler için de Muratpaşa’da yaşayan tüm halk için olabilecek, onların yaşam koşullarını iyileştirebilecek her türlü sosyal proje ve altyapı çalışmalarıyla bu sorunları çözebilmek adına hizmet için gelebileceğimizi söylüyoruz.

    “MURATPAŞA’DA HER MAHALEYE KREŞ AÇACAĞIZ” 

    Muratpaşa’ da kreş sayısı oldukça yetersiz. Çocuklarını güvenle bırakacağı alanların az olduğunu, olan yerlerin de neredeyse aldıkları maaşları kadar olduğunu söylüyorlar. Dolayısıyla biz bütün mahallelere, bütün kadınların çocuklarını güvenli bir şekilde bırakabilecekleri bir kreş açalım istiyoruz. Bu kreşin de sadece mesai saati içerisinde değil, akşam da aynı şekilde hizmet verip o kadının sosyalleşebilmesi için eşiyle, ailesiyle, sevdikleriyle beraber mesai bitiminden sonra çıkabileceği çocuğunu güvenle bırakabileceği bir ortamı yaratmak istiyoruz.”

    “YÜKSEK KİRA FİYATLARINDAN DOLAYI ÖĞRENCİLERİMİZ OKULLARINA KAYITLARINI YAPTIRAMIYOR”

    Muratpaşa’nın en önemli sorunlarından bir diğerinin de barınma sorunu olduğunu belirten Güneşhan, “Özellikle öğrenci arkadaşlarımız artan kira fiyatlarından dolayı kayıtlarını dondurmak zorunda kaldılar. İlk defa üniversiteyi kazanmış ve Akdeniz Üniversitesi’ne gelme durumunda olan öğrenciler de maalesef buradaki kira fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklı kayıtlarını yaptırmadılar” dedi.

    ANTALYA’DA YETERLİ SAYIDA ÖĞRENCİ YURDU YOK”

    TİP Antalya Muratpaşa Belediye Başkan Adayı Ayfer Güneşhan, belediyeyi kazandıklarında yapmayı planladıkları projeleri şöyle sıraladı:

    “Antalya’da öğrencilerimizin için yeterli sayıda yurt yok, yurtlar yapacağız. Diğer temel sıkıntılarımızdan bir tanesi de engelliler sorunu. Hem engelli olan dostlarımız için hem de aileleri için rehabilite merkezleri açacağız. Birlikte yan yana gelebilecekleri sosyalleşebilecekleri sosyal tesislerin sayısını çoğaltarak bunlara psikolojik destek sağlayacağız.

    “YAŞLI HASTALARIMIZIN TEDAVİLERİNİ EVLERİNDE YAPACAĞIZ”

    Yaşlı hasta bakımında ise direkt onların evine gideceğiz. Doktorlarımızla, hemşire arkadaşlarımızla birlikte, gerek temizlik olsun, gerek sağlık olsun eğer hastanede yatmak gibi bir durumu yoksa ayakta tedavi edilmesi için evlerine hizmet götürerek gerçekleştireceğiz.

    Türkiye işçi partisi olarak bugün aday olduğumuz Muratpaşa Belediyesi’nde de diğer ilçelerimizde de aynı şekilde taşıdığımız ideolojinin temsilcisi olarak sosyal belediyecilik anlayışıyla çıktığımız bu yolda hep birlikte özlemini duyduğumuz, hak ettiğimiz belediyeciliği yeniden oluşturmak için hep beraber el ele, Oylar TİP’e, oylar Ayfer Güneşhan’a diyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • TİP, Gökhan Zan’ın adaylığını geri çekti

    TİP, Gökhan Zan’ın adaylığını geri çekti

    PİRHA-TİP, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiklerini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Partimizin asla tasvip etmeyeceği ilişkilere girdiğine dair çeşitli iddialar tarafımıza ulaşmıştır” denildi.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP), Hatay Büyükşehir Belediyesi Adayı Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiklerini açıkladı.

    “HATAY HALKINI SEÇENEKSİZ BIRAKMAMAK İÇİN ADAY GÖSTERDİK”

    TİP’in konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada şunlar dile getirdi:

    “Ülkemizin yaşadığı büyük yıkımların suçlusu olan AKP’nin yerel seçimde Hatay’dan gösterdiği Büyükşehir Belediye Başkanı adayı karşısında, yine bir deprem suçlusu olan mevcut belediye başkanı Lütfü Savaş’ın Hatay halkının tüm itirazlarına rağmen yeniden aday gösterilmesi üzerine, Türkiye İşçi Partisi olarak, Hatay halkını seçeneksiz bırakmayacağımızı ilan edip Büyükşehir Belediye Başkanı adaylığı için girişimlerde bulunduk. Bu girişimler sonucunda Hatay halkının çeşitli temsilcilerinin ve önde gelen kanaat önderlerinin de inisiyatifiyle deprem günlerindeki özverili çalışmasıyla tanınan eski milli futbolcu, Hataylı spor insanı Gökhan Zan ortak bir iradeyle önerilen isim oldu. Partimiz ise “Hatay İttifakı” olarak adlandırılan bu iradeye saygı duyduğunu belirtti ve partimizin üyesi olmayan Gökhan Zan’a adaylık sırasını verdi.

    “TASVİP ETMEYECEĞİMİZ İLİŞKİLER”

    Türkiye İşçi Partisi olarak, Hatay halkının iki deprem suçlusu arasında bir seçime zorlanmasının ve Lütfü Savaş’ın CHP adayı olarak dayatılmasının telafisi mümkün olmayan bir ayıp olduğunu ve acılı Hatay halkına bir hakaret anlamı taşıdığını tekrar ifade ediyoruz. Bununla birlikte, Hatay İttifakı’nın ortak aday olarak önerdiği Gökhan Zan’ın partimizin asla tasvip etmeyeceği ilişkilere girdiğine dair çeşitli iddialar tarafımıza ulaşmıştır.

    “GÖKHAN ZAN KUMPAS DİYOR

    Gökhan Zan söz konusu iddiaların kendisine yönelik bir kumpas olduğunu ve hukuki süreci başlatacağını partimize iletmiştir. Ancak, her ne kadar süreç hukuki mercilere taşınacak olsa da, en ufak bir şaibenin varlığına bile göz yummayacağımızı ve kumpas ve şantaj gibi yolları alışkanlık haline getirmiş olan düzen siyasetine olan kapanmaz mesafemizi hatırlatıyor, Gökhan Zan’ın adaylığını geri çektiğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.

    Türkiye İşçi Partisi, mücadelesini sadece ve sadece halkın gücüyle, halkın çıkarları doğrultusunda ve halkın sesini güçlendirmek amacıyla yürütür. Türkiye İşçi Partisi, alacağı her türlü kararı yetkili kurullarında alır ve kurulları aracılığıyla uygular. Türkiye İşçi Partisi, şimdiye kadar hiçbir siyasi grup ya da partiyle pazarlık ilişkisi kurmamış, bundan sonra da kurmayacaktır. Siyasetin kirli pazarlıklarla, kumpas ve şantajlarla yürütüldüğü bir ülkede temiz, dürüst ve şeffaf siyasette inat eden Türkiye İşçi Partisi olarak, ilkelerimizin üzerine hiçbir gölge düşmemesi için bugüne kadar olduğu gibi azami hassasiyeti göstereceğiz.

    “BU TABLO İÇİN ÖZÜR DİLİYORUZ”

    Başta Hatay halkına olmak üzere, Türkiye’nin gönlü TİP’ten yana atan tüm emekçilerine kararımızı duyuruyor, istemeden de olsa parçası olduğumuz bu tablo için özür diliyoruz.

    Partimiz, halka karşı işlenmiş bir suça bulaşmış hiç kimseyi desteklememeyi, dolayısıyla Hatay’da da deprem suçlarında ve yıkımda payı bulunan iktidar ve ana muhalefet adayları karşısında mücadele etmeyi ve halkımızı onlara oy vermemeye çağırmayı görev bilir.

    Mücadelemizde, haysiyetimizde, ilkelerimizde inat edeceğiz. Türkiye İşçi Partisi, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da pazarlıksız, tavizsiz, düzen siyasetinin kirli ve yozlaşmış ilişkilerinden tamamen uzak bir kimlikle yürüyüşüne devam edecektir.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hozat İttifak adayı Attila Bulut: ‘İnanç ve kültürümüzü yaşatmak için çalışacağız’ -VİDEO

    Hozat İttifak adayı Attila Bulut: ‘İnanç ve kültürümüzü yaşatmak için çalışacağız’ -VİDEO

    PİRHA- Hozat İttifakı Belediye Başkan Adayı Attila Bulut ilçedeki göç, anadil, inanç ve kültür sorunlarına değinerek “Burada yok edilmeye çalışılan inanç ve dilimizin tekrar geri yaşatılması büyük önem taşıyor. Bununla beraber köylerimizi yeniden yaşama açarsak hem köy kooperatifleri kuracağız hem de üretim alanında istihdam yaratarak gençlerimizin burada yaşamasını sağlayacağız”dedi.

    H0zat, Dersim’in hemen her bölgesi gibi türlü sorunlarla boğuşan en eski yerleşim yerlerinden biri. Dersim’in her dönemde genel sorunlarından biri olan göç, Hozat’ta hem yaşam dinamiğini ve enerjisini köreltiyor hem dil, inanç, kültür bağlamında bir erozyon yaratıyor hem de köylerde bacası tüten evleri oldukça azaltmış durumda.

    İlçede yaşama tutunmaya çalışanları da başta işsizlik olmak üzere pek çok sorun olumsuz etkiliyor. Su kaynaklarının yetersizliği, varolan kaynakların da çöp ve çevresel sorunlar yüzünden kirletilmesi de esaslı sorunlardan biri. Bir diğer sorun da konutların yetersizliği, kiraların yüksekliği ve mevcut konutların da eski yapılar olmasından kaynaklı olarak özellikle deprem riskine karşı yenilenme ihtiyacı.

    31 Mart Yerel Seçimlerine iki hafta kala adaylık yarışları hız kazanırken, ilçede sokaktaki insanların yüzlerine de bir beklentisizlik, ümitsizlik havası çökmüş durumda.

    HOZAT İTTİFAKI ADAYI BİR EĞİTİM EMEKÇİSİ ATTİLA BULUT

    Dersim merkez, ilçeler ve bir beldede ittifak olarak seçime giren DEM Parti, SMF (Sosyalist Meclisler Federasyonu), Emeğin Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ortak adayı olarak, SMF kontenjanından yarışan ve TİP amblemiyle seçime girecek olan Hozat Belediyesi Başkan Adayı Attila Bulut, PİRHA’ya Hozat’ın sorunlarını ve buna dönük çözüm önerilerini anlattı.

    1979 Hozat, Boydaş (Samoşi) köyü doğumlu olan Attila Bulut, Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi mezunu, Munzur Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi dalında yüksek lisans yapmış. Hozat Halk Eğitim Müdürlüğü görevinde de bulunmuş bir eğitim emekçisi.

    “HOZAT 38’DEN BERİ SİSTEMATİK BİR GÖÇE TABİ TUTULUYOR”

    1938’de yaşanan katliam sonrası sürgün edilen nüfusun büyük bir kısmı geri döndüğünü ancak 70’li yıllardan itibaren sistematik bir şekilde tekrar göçe tabi tutulduğuna vurgu yapan Bulut, Hozat’ın en önemli sorunlarının başında göç meselesinin geldiğini belirterek, bu konuda şunları söyledi:

    “Bundan dolayın öncelikle Hozat’ın 30 yıldır, 94 göçünden sonra boş kalan köylerin insanlarının geri döndürülmesi, insanların tekrar burada yaşamaya başlaması gerekir. Burada yok edilmeye çalışılan inanç ve dilimizin tekrar geri yaşatılması anlamında büyük önem taşımaktadır. Bununla beraber köylerimizi yeniden yaşama açarsak hem köy kooperatifleri kuracağız hem de üretim alanında istihdam yaratarak gençlerimizin burada yaşamasını sağlayacağız.”

    “ANADİLİMİZ 94 GÖÇLERİNDEN SONRA HAYATTAN ÇEKİLDİ”

    Özellikle 1993-94 köy boşaltmalarından sonra anadillerinin günlük hayatlarından çekildiğini oysa o zamana kadar köylerde günlük hayatta çok yoğun bir şekilde kullanıldığının altını çizen Bulut, “1994 göçlerinden sonra günlük hayattan çekilen dilimiz yok olmayla karşı karşıya. Yerel yönetimlerle beraber biz burada açacağımız kültür merkezi içerisinde dili tekrar günlük hayatta çocuklarımızın ve gençlerimizin kullanabileceği bir noktaya getireceğiz. Zazaca (Kırmancki) korolar, tiyatrolar ve masal anlatımlarının yanı sıra, büyüklerimize bu dili tekrar yeniden konuşturarak, kayıt altına alarak dilin sürekliliğini sağlamaya çalışacağız” dedi.

    “İNANCIMIZ KONUSUNDA GERİYE DÖNÜŞÜ ÇOK ZOR BİR NOKTADAYIZ”

    İnanç konusunda ilçede geç kalınmış bir ortamın yaşanmakta olduğuna işaret eden Bulut, “İnançlar noktasında ağır bir tahribat yaşanmış. Geriye dönüşü çok zor olan bir noktadayız. Bu sorunun gerçek muhatapları ve halkımızla beraber, gençlerimizin istekleri doğrultusunda, hem akademik anlamda hem de geçmişten getirilen birikimler anlamında araştırılması ve bunun çalıştaylarla halkla beraber ortaya konulması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KONUT VE ÇEVRE SORUNLARINI İTTİFAK GÜÇLERİMİZLE BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ”

    Göç, anadil ve inanç başlıklarını birincil sorun olarak belirten Attila Bulut, ilçenin diğer iki büyük sorunu olarak gördüğü konut ve çevre sorunlarıyla ilgili şunları aktardı:

    “İlçemizin en büyük sorunlarından bir tanesi şu anda konut sorunudur. Biliyoruz ki ilimiz yoğun bir deprem fay hattı içerisinde bulunmakta ve uzun yıllardan beri burada sağlam yapılar yapılmamaktadır.  İlçemizi incelediğimiz zaman konut stoğunun çok kötü bir durumda olduğunu net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamda hem depreme hazırlık hem de riskleri azaltma noktasında belediyenin mutlaka konut meselesine el atması gerekiyor.

    Bunun dışında ilçemizde çevre sorunları da çok yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Kozkozluca köyümüz ve Aliboğazı mevkii İliç’le sınır noktasında bulunmaktadır. Oradaki çevre sorunlarından şu anda ilçemiz de çok yoğun bir şekilde etkilenmektedir. Dolayısıyla burada açılmaya ve devam ettirilmeye çalışılan maden sahalarına karşı toplu bir şekilde mücadele etmemiz noktasında yerel yönetimlere çok büyük bir rol düşmektedir. Bu açıdan biz de yerel yönetimlerde belediyeyi kazandığımız zaman ittifak güçlerimizle beraber bu işte üzerimize düşeni yapacağız.

    “ÇÖPLERİMİZ KEBAN BARAJINA KADAR BÜTÜN SU HAVZASINI ZEHİRLİYOR”

    Hozat, uzun zamandan beri merkezi yönetimden hiçbir şekilde destek almamaktadır. Şu an Hozat’ın çöpleri vahşi depolama alanı dediğimiz bir alana, buradan da Hozat Deresi mevkiine dökülmekte ve direkt suya karışmaktadır. Hozat’tan Keban Barajı’na kadar olan bütün su havzasını zehirliyor. Bunun önlemini çok acil bir şekilde almamız gerekiyor. Eğer burada katı atık ve arıtma tesisleri yapılmazsa bu çöp depolama alanları hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmazsa, biz yıllar boyunca kendi derelerimizi, sularımızı kendi ellerimizle kirletmiş olacağız. Bunlarla ilgili çok acil bir şekilde projelendirmeler yapıp hem çöp alanında hem de atık su alanında çözümler bulmak zorundayız.”

    “İLÇEMİZE TURİST ÇEKMEMİZ LAZIM”

    Hozat’ın Kemaliye, Harput ve Ovacık gibi turizm kentlerinin yol güzergahı üzerinde bulunduğunu ve bunu avantaja çevirmeleri gerektiğini ifade eden Bulut, “Bundan dolayı bu yol güzergahı üzerinde olan ilçemize turistleri çekmemiz ve bunun dışarıya bir tanıtımını yapmamız gerekiyor. Bu tanıtımı da ilçemizde bulunan kiliseler, tarihi çeşmeler, köprüler ve eski hamamlar, eski evlerimiz noktasında gelişmeler sağlayarak yapabiliriz. Bunun haricinde ilçemizde tarihi ve yöresel dokumalar ile yemek kültürümüz çok farklı bir noktada. Biz bunların tanıtımını yaptığımız zaman aslında çok yoğun bir şekilde ilçemize turist çekebilir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KADINLAR EVLERİNE KAPANMIŞ, YAŞLILAR İSE YALNIZ KALMIŞ DURUMDA”

    Yüksek lisansını yetişkin eğitimi (eğitim çağı dışına çıkmış insanlar) üzerine yaptığını ve bu konuda tez yazdığını söyleyen Bulut, kadınlar ve yaşlılarla ilgili çözümlerini şöyle anlattı:

    “İlçemizde herhangi bir istihdam alanı bulunmadığı için çok yoğun bir işsizlik bulunmaktadır. Bu işsizliğin en acı tarafını da kadınlar yaşamaktadır evlerde. Çünkü ilçemizde istihdam hayatına, çalışma hayatına girmeyen kadınlar tamamen eve kapanmış durumda. Burada üretimi tekrar canlandırırsak kadınlar da tekrar günlük hayatın içerisine girmiş olurlar. Kadınlarımızı mutlaka üretimin içerisine çekmemiz gerekiyor.

    Hozat’ta yaşanan yoğun göç sürecinden sonra evlerimizde lise öğrencilerimiz haricinde neredeyse genç bulmak mümkün değil. Yaşlılarımız burada soğuk evlerde kendi başlarına yaşamak durumunda kaldılar. Buna en kısa zamanda bir çözüm bulmamız gerekiyor. Yapacağımız yaşlı bakım evleri, onları destekleyecek, ısınma sorunu olmayan sosyal konutların içerisinde barındırabilecek ve onların her türlü öz bakımlarını giderebilecek çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu noktada da hazırlıklarımızı yapmışız.”

    “BÜTÜN SORUNLARI HALKIMIZ VE İTTİFAK GÜÇLERİMİZLE BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ”

    Hozat’ın tarihi, kültürel ve siyasal sorunlarını bilen biri olarak, her soruna karşı çözüm önerisini önceden tasarlamış ve hazırlamış bir başkan adayı olduğunu vurgulayan Hozat Belediye Başkan adayı Attila bulut, son olarak şunları kaydetti:

    “Çözüm önerilerimizi en kısa sürede hayata geçireceğimizi biliyoruz. Çünkü biz ilçemizin sorunlarına hakimiz. Bu ilçede doğduk. Bu ilçede okuduk, bu ilçede büyüdük ve bu ilçenin her sorununa, her alanda sağlam bir şekilde, sağlam bir kafayla ve bunları nasıl çözeceğimizle ilgili bilgi birikimi ve ekibe de sahibiz.

    Geçmiş dönemlerde yapılan festivallerde dahi sunucumuzu ve bütün sanatçılarımızı dışarıdan getiren, burada bir tiyatro ekibi oluşturmayı beceremeyen, gençlerle ilgili herhangi bir folklor çalışması dahi yapamayan çalışmalardan ve yerel yönetimlerden farklı olarak kendi gücümüze, kendi birikimimize ve kendi altyapımıza güvenerek bütün sorunlarımızı halkımız ve ittifak güçlerimizle birlikte çözeceğiz.

    Hozat ittifakında altı tane kurum ve partiyle birlikte hareket ettik ve bu ittifakı oluşturduk. Bu partilerin ve bu kurumların tarihsel süreç içerisinde burada ödediği bedeller ve oluşturduğu birikimler var. Bundan dolayı Hozat halkını temsil edebilecek ve geçmişi geleceğe taşıyacak bu ittifak güçleridir. Bundan dolayı Hozat halkının bize oy vermesini istiyoruz.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM