Etiket: TMMOB

  • Musa Anter Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu

    Musa Anter Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu

    Bu yıl 26’ncısı düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nin sahipleri belli oldu.

    Beş ayrı dalda verilen ve bu yıl Yeni Yaşam gazetesi tarafından düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nin sonuçları belli oldu.

    Türkçe haber dalında Jüri Özel Ödülü, “Faili meçhul dosyaları yakılması için SEKA’ya gönderiliyordu” haberiyle Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’a ve “Günde 300 kamyonun geçtiği sakin şehir: Trakya’yı tamamen gözden çıkarmışlar” haberiyle BirGün’den Uğur Şahin’e verildi.

    KÜRTÇE HABERE JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

    Kürtçe haber dalında ise jüri, katılan haberler arasında birincilik kriterlerine uygun haber bulamadığını açıkladı.

    Kürtçe haber dalında Jüri Özel Ödülü, e-rojname’den Zeynel Bulut’un “Li Ser şopa dîrokê: Gundê Melekê Tawîs Tawîsî” haberine gitti.

    FOTOĞRAF ÖDÜLÜ TUNÇ VE ARIK’A

    Yarışmada fotoğraf ödülü ise iki eser arasında paylaştırıldı. Jüri, Gazete Fersude’den Hayri Tunç ve Cumhuriyet gazetesinden Vedat Arık’ın Cumartesi Anneleri’nin yasaklanan 700. hafta eyleminden çektiği fotoğraflara birincilik ödülünü verdi.

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ İKİ ESERE

    Karikatür dalında da birincilik ödülü iki eser arasında paylaştırıldı. Jüri, birincilik ödülünü Özgür Evran ve Beşir Geroğlu’nun karikatürlerine verdi.

    KADIN HABERCİLİĞİNDE ÖDÜL MA’YA

    Kadın Haberciliği dalında ise ödülün sahibi Mezopotamya Ajansı’ndan “Telhamut Çadır Kenti’nde mülteci kadınlar bir paket süt için fuhuşa zorlanıyor” haberiyle Arjin Dilek Öncel oldu.

    ONUR ÖDÜLÜ CUMARTESİ ANNELERİNE

    Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri’nde yarışma jürisi Onur Ödülü’nü Cumartesi Anneleri’ne verdiğini açıkladı.

    JÜRİDE KİMLER VARDI?

    • Türkçe haber jürisi: Hüseyin Aykol, Candan Yıldız, Fatih Polat, Faruk Eren, İbrahim Varlı.
    • Kürtçe haber jürisi: Reşat Sorgul, Suna Tunç, Ramazan Umar, Semiha Alankuş, Mehmet Ali Ertaş.
    • Kadın haberciliği jürisi: Burcu Karakaş, Nevin Cerav, Dicle Müftüoğlu, Derya Ceylan, Ayşe Oyman.
    • Fotoğraf jürisi: Mustafa Seven, Abdurrahman Gök, Özcan Yaman, Ramazan Öztürk, Nazmi Belge.
    • Karikatür jürisi: Doğan Güzel, İmam Cici, Sefer Selvi, Rewhat Arslan.

    VURULDUĞU YERDE ANMA

    Musa Anter için ilk tören 20 Eylül’de saat 11.30’da 26 yıl önce vurularak öldürüldüğü Diyarbakır Seyrantepe’deki sokakta yapılacak.

    Aynı gün öğleden sonra Mardin’in Nusaybin ilçesi Akarsu köyünde Anter’in mezarı başında saat 15.00’te anma düzenlenecek.

    ÖDÜL TÖRENİ İSTANBUL’DA

    Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, 22 Eylül Cumartesi günü İstanbul’da düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

    Tören, saat 18.00’de TMMOB Mimarlar Odası’nın Beyoğlu Karaköy’de bulunan binasındaki konferans salonunda düzenlenecek.

  • Çorlu kazası raporu: Suçlu yağmur değil demiryolunu denetlemeyenler

    Çorlu kazası raporu: Suçlu yağmur değil demiryolunu denetlemeyenler

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’nın Çorlu’daki tren kazasına ilişkin raporu tamamlandı: Olayın suçlusu yağmur değil, demiryolundaki yenilemeyi yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olanı denetlemeyenlerdir.

    TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Çorlu’da 8 Temmuz’da meydana gelen kaza için “Bu olayın suçlusu yağmur değildir. Yapanlar, yaptıranlar ve yapılmış olan yapıları denetlemeyenlerdir” dedi. Şiddetli sarsıntıyı hisseden makinistlerin seri fren yapmalarına rağmen 5 vagonun devrildiği belirtilen raporda,”Frene basılmasaydı tren yoluna raydan çıkmadan devam edebilirdi” denildi.

    Sözcü’den Seda Önceler’in haberine göre, TMOBB adına İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe’nin açıkladığı raporda, “Demiryolu hattının tarım arazileri içinden geçtiği görülmektedir. Tarım arazilerinin geçtiği yerlerde zeminin taşıma gücü zayıf olur. Çekilen fotoğraflarda balast ve alt balast tabakalarının yetersizliği nedeniyle işlevini yitirdiği hatta zemin içinde kaybolduğu görülmektedir. Demiryolu hattı yapılırken göçme, çökme ve tabaka kayması ve boşalması ile bilgiler dikkate alınmamıştır” ifadelerine yer verilirken, yenilenen ve tekrardan hizmete açılan demiryolu hattında bulunan menfez dolgusunda; kırık mermer, fayans ve mermer parçaları bulunduğuna ve oluşturulan dolgunun tekniğe uygun oluşturulmadığının altı çizildi.

    “BENZER OLAYLARIN YAŞANILMASI KAÇINILMAZ”

    Cemal Gökçe, “Yetkililer, her afet sonrası yaptıkları gibi konunun özünü unutup sonucuna göre hüküm veriyorlar. Her afet sonrası ortaya çıkan afetlerin nedenleri değil, sonuçları üzerinde durulmaktadır. Bölgede olaydan önceki günlerde görülen kısa süreli şiddetli yağışlar, yol ve altyapı tesisleri denetiminin sıklaştırılması için önemli bir işaret sayılmalıydı. Ancak bu verinin yeterince değerlendirilmediği anlaşılıyor” diye açıkladı ve şöyle devam etti: “Olayda ön planda olan üstündeki dolgu boşalan menfez, trenin raydan çıkmasında doğrudan etkili olmayıp, buradan geçerken şiddetli sarsıntı hisseden makinistlerin seri fren yapmasına neden olmuştur. Trenin normal fren yapması ya da fren uygulamaması halinde, yoluna raydan çıkmadan devam etmesi muhtemeldi. Özel durumlarda treni kısa mesafede durdurmak için uygulanan seri frenin dönemeçlerde uygulanması güvenlik nedeniyle tavsiye edilmezken, yolun doğru kesimlerinde uygulanmasında bir sakınca bulunmamaktadır. Alt yapısı ve üst yapısı yeteri kadar iyi durumda olmayan demiryolu hatlarında uygulanan seri fren, üstyapıda burkulma gibi çeşitli geometrik bozulmalara neden olabilmektedir. Çorlu’daki olayda, uygulanan seri fren raylarda burkulmaya yol açtığı için trenin raydan çıktığı değerlendirilmektedir. Olaydan sonra menfez dolgusunda ve menfezden sonraki hat kesiminde yapılan onarım işlerinin tekniğine uygun yapılmadığı yerinde gözlemlenmiştir. Bu koşullarda, aynı yerde benzer olayların meydana gelmesi kaçınılmazdır.” (HABER  MERKEZİ)

  • KESK, DİSK ve TMMOB’den TTB’ye destek- VİDEO

    KESK, DİSK ve TMMOB’den TTB’ye destek- VİDEO

    Sağlık Bakanlığı’nın TTB üyelerine baskı yapmasına KESK, DİSK ve TMMOB tepki gösterdi. 

    Sağlık Bakanlığı’nın kendi bünyesinde çalışan Türk Tabipleri Birliği (TTB) MK üyelerine baskısı hekimlerin, “Savaş bir Halk Sağlığı Sorunudur” bildirisini yayınlamasından bu yana devam ediyor.

    DİSK, KESK ve TMMOB, Bakanlığın tutumuna karşı TTB’nin yanında oldukları ifade ederek Sağlık Bakanlığı’nı sorumlu davranmaya davet etti.

    Sağlık Bakanlığı tarafından TTB üyelerine yönelik baskılar ve idari soruşturmalara karşı DİSK, KESK, TMMOB, TTB ortak açıklama yaptı.

    Ortak açıklamayı okuyan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, “Toplumun yaşam hakkının savunulması, sağlıklı bir toplum için şart olan demokrasi, barış ve özgürlükler için mücadele TTB’nin olmazsa olmazıdır. TTB’nin yanındayız” dedi.

    Koramaz soruşturmalara ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Bu çerçevede TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz memuriyetten atılma talebiyle Sağlık Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk edilmiştir. TTB MK üyesi Dr. Selma Güngör’ün aile hekimliği sözleşmesi sonlandırılmış ve kendisinin 5 yıl aile hekimliği yapamamasına karar verilmiştir. Yine Sağlık Bakanlığı bünyesinde aile hekimliği yapan TTB MK üyesi Dr. Yaşar Ulutaş hakkında da benzer soruşturma sürdürülmektedir.”

    Aynı dönemde Sağlık Bakanlığı tarafından TTB MK üyelerinin, merkez konsey üyeliklerinin düşürülmesi talebiyle açılan dava 29 Haziran 2018 tarihinde reddedildiğine de dikkat çeken Koramaz, tüm bu gerekçelere rağmen Sağlık Bakanlığı’nın baskı ve soruşturmalarının devam ettiğini söyledi. Koramaz, “Sağlık Bakanlığı kendi bünyesinde çalışan üç TTB MK üyesi hekimi cezalandırarak, işten atarak TTB faaliyetlerine müdahale etmek, TTB’yi etkisiz kılmak ve baskı altına almaya çalışmak istemektedir” diyerek Bakanlığın hekimliğin değerlerini engellemeye çalıştığını söyledi.

    TTB’nin özekliğinin önemli olduğuna vurgu yapan Koramaz, “Bu müdahaleler sadece ilgili mesleklerin haklarına değil aynı zamanda tüm toplumun hak ve çıkarlarına yöneliktir” dedi.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI’NI İNSANLIĞIN BİRİKİMİNE SAYGI DUYMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Koramaz, TTB’nin savaş karşıtı ve barıştan yana olan tavrını destekledikleri gibi bu mücadelesinde TTB’nin yanında yer almalarını dünyaya ve topluma karşı olan bir sorumluluğumuz olarak değerlendirdi.

    Birlikte mücadele edeceklerini söyleyen Koramaz, “Sağlık Bakanlığı’nı insanlığın ve hekimliğin birikimine saygı duymaya, insan haklarına uygun davranmaya ve görevini kötüye kullanmamaya çağırıyoruz. Aynı zamanda Sağlık Bakanlığı’nı TTB’ye yönelik demokratik olmayan tutumlardan vazgeçmeye, hukuku, diyaloğu ve demokrasiyi esas alan bir tutuma ve kendi kurumlarında çalışan TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında başlatılan soruşturmaları durdurmaya davet ediyoruz” dedi.

    “HEKİMLER KAMUSAL SORUMLULUK DOĞRULTUSUNDA DAVRANDI”

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, Sağlık Bakanlığı’na konu ilgili yaşananları aktarmak için bu güne kadar dört randevu talebinde bulunduklarını fakat hiç birine cevap alamadıklarını ifade etti.

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çezkezoğlu, siyasi iktidarın sendikaları meslek odaları demokratik kurumları baskı altına almaya çalıştığını söyleyerek, “Bu ülkede sendikalar, meslek örgütleri olmadan demokrasini olması mümkün değildir. Bu ülkenin geleceğine, bağımsızlığına karşı uygulamaları kabul edemeyiz. TTB özelinde yaşanan baskıların sonuna kadar karşısındayız” dedi.

    KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen de, “Ülkeyi anonim şirket olarak gören emekçilerin haklarına saldıran bir iktidar tabi ki demokrasiyi hedef alacaktır” diye konuştu Gezen, “TTB’ye yönelik saldırılar AKP’nin emek düşmanı politikalarına yönelik sesini yükselten örgütlere yapılan saldırının bir parçasıdır. Hekimler meslek etiği çerçevesince, kamusal sorumluluk doğrultusunda davrandı. Biz yine sermeye karşısında barış, demokrasi ve emeğin haklarını talep etmeye devam edeceğiz” dedi.

  • Gar Katliamı davasının karar duruşması bugün; kurumlar katılım çağrısı yaptı

    Gar Katliamı davasının karar duruşması bugün; kurumlar katılım çağrısı yaptı

    PİRHA – KESK, DİSK, TMMOB ve TTB, 10 Ekim Katliamı’nın, 31 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında Sincan Cezaevi Kampüsü Mahkeme Salonunda gerçekleştirilecek olan karar duruşmasına katılım çağrısı yaptı. 

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın karar duruşması 31 Temmuz-2 Ağustos tarihleri arasında Sincan Cezaevi Kampüsü Mahkeme Salonunda gerçekleştirilecek. KESK, DİSK, TMMOB, TTB duruşmaya çağrı yaptı.

    Yapılan çağrıda, “Öncelikle kaybettiğimiz güzel insanları, mücadele arkadaşlarımızı, hasretle ve saygıyla anıyoruz.
    DİSK-KESK-TMMOB ve TTB tarafından 10 Ekim 2015’te düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi”ne yönelik saldırıda 103 arkadaşımız hayatını yitirdi. 500’e yakın arkadaşımız ise yaralandı, çok sayıda arkadaşımız farklı organ kayıplarına uğrayarak hayatlarını devam ettiriyor. Katliamın milyonların ruhunda, yüreğinde yarattığı yaralar ise hala geçmedi.
    Evet acımız tarifsiz, hasretimiz derin. Öte yandan öfkemiz de büyük.
    Öfkemiz büyük çünkü, 2012 yılından beri emniyet tarafından izlenen ve kimlikleri bilinen katiller itiraf edildiği gibi “kendilerini patlatmadan” yakalanmamıştır” ifadeleri kullanıldı.

    “DURUŞMALARDA KATLİAM TANIMINI BİLE DUYMAK İSTEMEMİŞLERDİR”

    “Öfkemiz büyük çünkü, emniyet canlı bomba saldırısı istihbaratı nedeniyle polisin kendini korumasını istemiş ancak bu istihbaratı mitingin tertip komitesinden, mitinge katılan on binlerden gizlemiştir.
    Öfkemiz büyük çünkü, pimi çekenler (diğer mitinglerimizin aksine) polisin yol uygulamasına ara verdiği saatlerde Ankara’ya giren adı sanı, eşgali bilinen kişilerdir.
    Öfkemiz büyük çünkü, bombaların patlatılmasının ardından yüzlerce yaralının olduğu alana ambulanslardan önce gelen TOMA’lar ve zırhlı araçlar gaz bombası atarak yaralı arkadaşlarımızın nefeslerini kesmiş, sağlık ekiplerinin müdahalesini zorlaştırmış, ölü sayısının artmasına neden olmuştur” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Öfkemiz büyük çünkü, katliamın ardından yapılan cenaze törenleri, anma törenleri de hedef alınmış, acımız ve öfkemiz plastik mermilerle, gaz bombalarıyla, soruşturmalarla bastırılmak istenmiştir.
    Öfkemiz büyük çünkü, bizim acımız ve öfkemiz şiddetle bastırılmak istenirken, dönemin Başbakanı “Saldırının ardından oylarımız yükseliyor” diyerek bu saldırıdan siyasi kazançla çıktıklarını ifade edebilmiştir.
    Öfkemiz büyük çünkü, devlet en tepesinden alelacele yapılan açıklamalarda katliamın bir çok örgüt tarafından ortak gerçekleştirilen “kokteyl terör” eylemi olduğunu iddia edilmiş, ancak soruşturma ve mahkeme sürecinde bu konuda hiçbir bulgu olmadığı açığa çıkmış, bu açıklama ile soruşturma saptırılmak/bulandırılmak istenmiştir.
    Öfkeliyiz çünkü, katliama göz yuman, soruşturmayı bulandıran, sorumluluğu bulunan hiçbir kamu görevlisi yargılamaya dahil edilmeyerek devletin sorumluluğunun üstü örtülmüştür. Müfettiş raporlarına ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin kararına rağmen sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hukuksuz biçimde korunmuştur. Aynı devlet 10 Ekim katliamına ilişkin haber yapan gazeteciler, katliamı protesto eden yurttaşlar ve avukatların ifadelerini almış, haklarında ceza istemiyle davalar açmıştır. Duruşmalarda “katliam” tanımını bile duymak istememişlerdir.”

    “SORUMLULAR CEZALANDIRILACAK; EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ KAZANACAK”

    Açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:

    “Öfkeliyiz çünkü, tüm delillere, dosyaya sunulan bilimsel görüşlere rağmen sanıkların insanlığa karşı suç yönünden cezalandırma talebimiz gözardı edilmiştir. Katliamla ilişkili, yöneticilik konumunda olan sanıkların bir kısmı için sadece üyelikten ceza talep edilmiştir.
    Öfkeliyiz çünkü, 23 ay 50 celse Sıhhiye Adliyesi’nde görülen dava, karar duruşması olması beklenen duruşma için Sincan’a kaçırılmıştır. Soma katliamı davasının karar duruşmasının siyasi hesaplarla ertelenmesinin ardından, işçileri göz göre göre ölüme gönderenlere verilen ödül gibi cezalar henüz hafızalardayken, 1o Ekim Katliamı’nın karar duruşmasının Sincan’a kaçırılması manidardır.
    Bu davayı savcılığın oldukça eksik ve kabul edilemez mütalaasındaki bu haliyle kapatmaya çalışanlar bilsinler ki, ağıtlarımız, gözyaşımız, acılarımız ve öfkemizle yoğrulan adalet mücadelemiz hiç bitmeyecek! Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar bu dava sürecek!
    Yitirdiğimiz arkadaşlarımızın bizlere bıraktığı en değerli emanet olan emek, barış, demokrasi mücadelesini de hep beraber, kol kola omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak!”

    PİRHA/ANKARA

  • Kızılay’da stand açan sendika temsilcileri 1 Mayıs’a çağrı yaptı-VİDEO

    Kızılay’da stand açan sendika temsilcileri 1 Mayıs’a çağrı yaptı-VİDEO

    PİRHA – 1 Mayıs öncesi Ankara Kızılay’da stand açan KESK, DİSK, TMMOB, TTB üyeleri, “OHAL’in sürekli hale gelmemesi için, iş cinayetlerinde ölmemek için, çocuklarımız geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız için alın terimizin hakkı için, onurumuz için, ülkemiz için” diyerek 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’na çağrı yaptı.

    1 Mayıs hazırlıkları kapsamında Ankara Kızılay’da stand açan KESK, DİSK, TMMOB ve TTB üyeleri, halka 1 Mayıs’ta alanlarda olma çağrısı yaptı.

    Dev Maden-Sen iç Anadolu Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, “Güzel günler için, ülkemize demokrasinin tekrar gelmesi için olağanüstü halin sürekli hale gelmemesi için, iş cinayetlerinde ölmemek için, çocuklarımız geleceğimiz, ekmeğimiz, aşımız için alın terimizin hakkı için, onurumuz için, ülkemiz için haydi, Ankara’ da 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’na” diyerek çağrıda bulundu.

    Eğitim Sen 1 Nolu Şube Başkanı 1 Mayıs tertip Komitesi Başkanı Sultan Saygılı ise “Güzel günler için Tandoğan’da olacağız, iş cinayetlerinin arttığı, saldırıların demokrasi ve özgürlüklerin kaldırıldığı, tek adam rejiminin hayata geçirildiği bir ortamda taleplerimizle güzel günlere koşarak gidebilmek ve mücadeleyi verebilmek için Tandoğan da olacağız” diyerek halka çağrı yaptı.

    “GÜZEL GÜNLER İÇİN 1 MAYIS’TA TANDOĞAN MEYDANI’NA”

    Haber-Sen 2 No’lu Şube Başkanı Mehmet Ali Elçek de “İşçinin, emekçinin birlik, mücadele dayanışma gününde herkesi parasız eğitim, parasız sağlık, bilimsel, ana dilde eğitim için, özelleştirmelere dur demek için, güzel gelecek günler için, yargı bağımlılığı için, herkesi Tandoğan’a davet ediyorum” diye konuştu.

    1 Mayıs’a çağrı yapan diğer isimler şöyle:

    Büro emekçiler sendikası Ankara 1 Nolu Şube Başkanı İsmet Meydan:

    “24 Haziranın Yolu 1 Mayıstan geçer.1 Mayısta işçiler, emekçiler, öğrenciler, kadınlar, hep birlikte taleplerimizi meydanlarda haykırmak için birlikte olmalıyız. Ülkemizin çocuklarımızın geleceği için, adalet ve hukuk için, iş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, taciz ve tecavüzlerine karşı çocuk istismarlarına karşı hep birlikte meydanlarda olmalıyız. Dolaysıyla 24 Haziranda yapılacak seçim 1 Mayıs’a girdiğimiz süreçte çokta önemli, alanlara bekliyoruz.”

    Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Ankara 2 Nolu Şube Sekreteri  İsmail Kaygusuz:

    “1 Mayısın bizim için anlamı ve önemi büyük ülkemizin büyük savaşlara ve karanlıklara itildiği açlığın, yoksulluğun arttığı bu dönemde biz bu 1 Mayıs’a büyük anlam ve önem biçiyoruz. Ve bu 1 Mayıs’a tüm ezilenlerin yoksulların bu sistemin mağdur ettiği herkesi işçileri, yoksul Kürt halkını, Alevileri, memurları, öğrencileri, herkesi, HES’lere karşı direnen köylüleri de alanlara bekliyoruz.”

    Emekçi Aygül Gülhan:

    “1 Mayıs’ı, emek mücadelesinde ön saflarda olan işçi sınıfının bayramını kutluyorum. 1 Mayıs’ta bütün çalışanların, bütün emekçilerin ve bütün yoksulların 1 Mayıs Tandoğan alanında buluşmasını diliyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

       

     

     

  • Ankara Tertip Komitesinden 1 Mayıs’a çağrı-VİDEO

    Ankara Tertip Komitesinden 1 Mayıs’a çağrı-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da yapılacak 1 Mayıs mitingine çağrıda bulunan 1 Mayıs Tertip Komitesi, tüm işçi ve emekçileri taleplerini haykırmaya çağırdı. 1 Mayıs Tertip komitesi Başkanı Sultan Saygılı, “Aynı işi yapmamıza rağmen, farklı istihdam çeşitleri ile bölünüyoruz. Kadrolu-güvenceli istihdam ortadan kaldırılarak, sözleşmeli, geçici, güvencesiz istihdam yaygınlaştırılıyor” dedi.

    Ankara Ulus’ta basın açıklaması yapan KESK, DİSK, TMMOB ve ATO üyeleri, başkentteki tüm işçi ve emekçileri 1 Mayıs’a çağırdı. Basın açıklamasını 1 Mayıs Tertip Komitesi Başkanı Sultan Saygılı okudu.

    “GÜVENCESİZ İSTİHDAM YAYGINLAŞIYOR”

    1 Mayıs Tertip Komitesi Başkanı Sultan Saygılı, “Emekçilerin sorunların hiç olmadığı kadar ağırlaştığı bir dönemde 1 Mayıs’a gideceğini” söyledi. Siyasal iktidarların yıllardır hayata geçirdiği, bugün OHAL karanlığı ile sürdürülen sermaye dostu, emek düşmanı düzende en temel hakların yok edildiğini belirten Saygılı, “Aynı işi yapmamıza rağmen, farklı istihdam çeşitleri ile bölünüyoruz. Kadrolu-güvenceli istihdam ortadan kaldırılarak, sözleşmeli, geçici, güvencesiz istihdam yaygınlaştırılıyor. Hükümetin rekor büyüme nutuklarına rağmen, bizim ne gelirimiz ne de refahımız artıyor. Açlık sınırına yakın bir yaşam sürmeye zorlanıyoruz. Emekliliğimizde sefalete itiliyoruz. KDV, ÖTV başta olmak üzere dolaylı vergilerin yükü bizlerin sırtına yıkılıyor. Geçmediğimiz köprülerin, hizmet almadığımız şehir hastanelerinin paraları, bizim cebimizden çıkıyor” dedi.

    “OHAL İLE İŞ GÜVENCESİ KALICI OLARAK KALDIRILMAK İSTENİYOR”

    Demokrasinin, adaletin, laik bir yaşamın, barışın, kardeşliğin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin tamamen ortadan kaldırılmak istendiği bir ülkede emeğin haklarından da söz edilemeyeceğini ifade eden Saygılı, KHK’ler ile Anayasa ve yasalar yok sayıldığını, ırk, din, mezhep ve siyasi ayrımlar körüklenerek işçilerin bölünmeye çalışıldığını söyledi.

    Grevlerin yasaklandığının, sendikal hak ve özgürlüklerin alabildiğine daraltıldığının altını çizen Saygılı şunları kaydetti:

    “OHAL ile fiilen yok edilen iş güvencemizi kalıcı olarak ortadan kaldırmak için kuralsız, esnek, güvencesiz istihdam yaygınlaştırılıyor. Kadınlara yönelik şiddet, taciz, çocuk istismarları artarken vatandaşın, sosyal medya paylaşımlarına kadar inceleyip ceza yağdıranlar, kadınları ve çocukları korumak yerine emeğimiz, bedenimiz, kimliğimiz bizimdir diyen kadınlara yönelik baskılarını artıyor. Devlet hastaneleri özel hastanelere dönüşüyor. İşsizlik rakamları hızla büyüyor. İşsizliğin; faturası kadınlara yıkılarak, kadın sömürüsü artırılıyor. ‘Tüm taşeron işçilere ayrımsız kadro’ sözü verenler, taşeron çalışmayı, ‘kadro müjdesi’ diye yutturmak istiyor”.

    1 Mayıs Tertip komitesi Başkanı Sultan Saygılı son olarak şu çağrıda bulundu:

    “ Sermayenin ve tek adam rejiminin kuşatmasına karşı demokrasi, eşitlik, özgürlük, laiklik ve halkların kardeşliğini savunan herkesi 1 Mayıs meydanı Tandoğan’ı (Anadolu) doldurmaya çağırdı.”

    Yapılan açıklamanın ardından, meydanda 1 Mayıs bildirisi dağıtmak isteyen grup üyeleri Valilikten izin alınmadığı gerekçesiyle polis tarafından engellendi. (HABER MERKEZİ)

  • DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li kadınlardan 1 Mayıs çağrısı

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li kadınlardan 1 Mayıs çağrısı

    PİRHA- DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li kadınlar, “Güzel günler için kadınlar 1 Mayıs’a” çağrısı yaptı.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’li kadınlar, tüm emekçi kadınları 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Gününe daha güçlü katılmaya çağırdı.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB üyesi kadınlar Ankara’daki emekçi kadınlar ile basın toplantısında bir araya geldi. Emek, demokrasi güçlerinin yanı sıra HDP, CHP, ÖDP, EMEP’li kadınların da yer aldığı toplantıda ortak açıklamada, 1 Mayıs’ta Tandoğan Meydanı’nda olma çağrısı yapıldı.

    “Güzel günler için kadınlar 1 Mayıs’a” sloganı ile gerçekleştirilen ortak açıklamada, “Kadınlar 1 Mayıs’ta alanlarda buluşacak. Türkiye nüfusunun yarısını oluşturan güzellikleri yaratan ve büyüten biz kadınlar emek, eşitlik, adalet, laiklik, barış, demokrasi demek için, güzel günlerin sözünü vermek için 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’nde alanlarda olacağımızı ilan ediyoruz” denildi.

    “Kadınlar vardır” diyebilmek için alanlarda olmanın önemine dikkatin çekildiği açıklamada, “Kadınlar aleyhine çıkartılan yasalara, kaç çocuk doğruracağımızı belirleyenlere, emeğin sömürülmesine yönelik tüm saldırılara karşı gücümüzü çoğaltmak için bir araya geliyoruz” ifadeleri yer aldı.

  • Ankara’da 1 Mayıs açıklaması: Sömürüye, baskılara karşı alanlardayız-VİDEO

    Ankara’da 1 Mayıs açıklaması: Sömürüye, baskılara karşı alanlardayız-VİDEO

    PİRHA – Türk-İş Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB, Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara il Koordinasyonu Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası 1 Mayıs İşçi Bayramı gündemli ortak basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Sömürüye, savaşa, baskılara karşı 1 Mayıs’ta alanlara” diyerek çağrı yapıldı.

    1 Mayıs İşçi Bayramı’na ilişkin Türk-İş Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB, Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara il Koordinasyonu Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı okuyan KESK Ankara Şubeler Platformu dönem sözcüsü Eğitim Sen 1 nolu Şube Başkanı Sultan Saygılı, “İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’a bir aydan az bir zaman kaldı. Hükümetin patron yanlısı icraatları, yoksul ve dar gelirlilerin, hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Savaşın faturası, halka kesilirken, patronlara, yeni “müjdeler” geliyor. Grevler ve her tür hak arayışı, OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Gerçek ücretler sürekli düşerken, enflasyon çift haneli rakamlarla ifade ediliyor. Günde 4-5 işçinin iş cinayetlerine kurban gitmesi, iş güvenliği ve işçi sağlığı yasasının uygulanmasının ertelenmesine engel olmuyor” ifadelerini kullandı.

    “OHAL SÜREKLİ BİR DÜZEN OLARAK KORUNMAK İSTENİYOR”

    “Devlet hastaneleri, özel hastanelere dönüşüyor. Gençler gelecekten umutsuz. İşsizlik rakamları hızla büyüyor. İşsizliğin; faturası kadınlara yıkılarak ve kadın sömürüsü artırılarak aşılmak istenmektedir. Genç işsizlik oranı, her geçen gün artmaktadır. Hükümetin gençliğe vaadi “şehitlik”, “gazilik” ve “Kanıyla, toprağı sulayıp, bayrağı renklendirmekten ibarettir” diye konuşan Sayılı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortalama işçi ücreti ile asgari ücret neredeyse aynılaşmış durumda. İş güvencesine son darbe için, Hükümet; bir yandan “kıdem tazminatı”nı fona bağlayarak, öte yandan kamu emekçilerinin iş güvencesini kaldırmak için son hazırlıkları tamamlamaktadır. İşçilerin taleplerini dinlemeyen hükümet, memurların da haklarını her gün daha fazla budayarak, düşük zam, iş güvencesini kaldırma girişimleri ile güvencesiz ve düşük ücretle çalışmayı dayatıyor.
    Ekonomi 2017 yılında yüzde 7,4 büyürken işsizlik ve yoksullukta büyümüş, cari açık büyümüş, Dolar ve Avro tavan yapmış durumda.

    Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdıranlar, kadınları ve çocukları korumaktan uzaklar. AKP hükümeti, iktidarını sağlamlaştırsın, seçimlerde biraz daha oy toplasın ve AKP’li patronlar Suriye’de enerji ve inşaat işlerinden pay kapsın diye, hükümetin içeride ve dışarıda yürüttüğü savaş, halkın yoksullaşmasına, gençlerin ölmesine yol açıyor. Ülkede yasal grevler bile, hükümet tarafından yasaklanmakta, OHAL sürekli bir düzen olarak korunmak istenmektedir. Bütün bunların üstünde “tek adam rejimi” inşa edilmesi için hayli yol alınmış bulunmaktadır. Ülkenin her önemli sorunu, içeride ve dışarıda savaş politikaları devreye sokularak çözülmek istenmektedir. Irk, din-mezhep ve siyasi ayrımlar körüklenerek, işçiler, emekçiler bölünmeye ve kışkırtılmaya çalışılmaktadır.”

    “BU GİDİŞE DUR DİYECEK BİRLEŞİK MÜCADELE OLACAKTIR”

    Saygılı, “1 Mayıs, işçi sınıfının “birlik, dayanışma ve mücadele günü” işte bu şartlarda yaklaşıyor. İzleyerek, hükümetten çare bekleyerek varılacak yer, daha fazla yoksulluk, daha fazla işçi kanı, daha fazla kadın ve çocuk istismarı, daha fazla genç ölümüdür. Bu gidişe dur diyecek işçilerin, memurların, kadınların, gençlerin birleşik mücadelesi olacaktır” dedi.

    1 Mayıs günü için alınan kararları açıklayan Saygılı şunları aktardı:

    “Bizler, TÜRK İŞ Ankara İl Temsilciliği, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği, KESK Ankara Şubeler Platformu, TTB Ankara Tabip Odası, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası olarak, Ankara da diğer kurumlarla da bir araya gelerek; patronlar ve hükümetlerinin, bir yandan işçi sınıfının ve emekçilerin “Kazanılmış haklarına yönelik saldırılarına” öte yanda da “Ülkenin OHAL (ve KHK’ler) ve ‘fiili savaş hali’ ile yönetilmesine” karşı, 1 Mayıs’ta alanlarda olacağımızı açıklıyoruz.

    Yukarıdaki açıkladığımız kurumlar ile Nisan ayı buyunca kamuoyuna yönelik “Stant açarak,” “çeşitli toplantılar ve etkinlikler düzenleyerek”, 1 Mayıs’ı, taleplerimizi alanlara taşıdığımız bir gün olarak, tüm emek ve demokrasi güçlerinin katılımıyla, kitlesel bir biçimde, kutlama kararını aldık. ”

    “SÖMÜRÜYE, SAVAŞA, BASKIYA KARŞI 1 MAYIS’TA ALANLARA”

    Saygılı son olarak alanlarda olacaklarını belirterek şunları kaydetti:

    “1 Mayıs’ta; işçi sınıfının kazanılmış haklarının savunulması, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, özgürlüklerin ve demokratik kazanımların, korunup geliştirilmesi,
    Hükümetlerin savaş politikalarına ve bu politikaların işçi sınıfına ve halklara fatura edilmesine karşı sömürüye, savaşa, baskılara, karşı 1 Mayıs’a alanlara diyor ve çağrımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Öyleyse bütün dünyanın işçileriyle birlikte;
    -İşçi sınıfını ve emekçilerin haklarının daha ileriden savunulması için,
    -İş, ekmek ve özgürlük için,
    -Savaşa, savaş politikalarının faturasına, hayır demek için,
    -Sömürüye, emperyalist-kapitalist çözüm ve kurtuluş planlarına, hayır demek için 1 Mayıs’ta, alanlardayız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kadınlar 8 Mart’ı Ankara’da coşkulu bir şekilde kutladı-VİDEO

    Kadınlar 8 Mart’ı Ankara’da coşkulu bir şekilde kutladı-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kurtuluş Parkı’nda Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayan kadınlar “Ankara Kadın Platformu’nun çağrısıyla 5 Martta Çankaya belediyesinin önünde yapılan etkinliğin engellenmesi ve çok sayıda kadının darp edilerek, sürüklenerek gözaltına alınmasının ardından kadınlar inatla ve coşkuyla yeniden sokağa çıkarak istediğimiz dünyayı kadın eliyle kurana kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi. 

    Ankara’da kadınlar 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlamak için Kurtuluş Parkı’nda bir araya geldi. KESK, DİSK, TMMOB, TTB, HDP, EMEP, SYKP, SEP, Halkevleri, Aka-Der, Köy Dernekleri, Tüm Emekliler Sendikası ve çok sayıda üniversite gençliğinin katıldığı etkinlik coşkulu bir şekilde gerçekleşti.

    “KADINLARI BASKILARLA SİNDİREMEZSİNİZ”

    Ankara Kadın platformu adına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü ortak basın metnini okuyan Gülşah Öztürk  konuşmasında şunları kaydetti:

    “Pazar günü kadınlar şiddetle, hakaretle gözaltına alındı. Kadınların bir arada olmasından korkanlara hatırlatalım: Bizleri baskılarla sindiremezsiniz, çocuk istismarına tepkilerin çoğaldığı bir dönemde, suçluları hadım ve idam etmekten bahsedildiğini, cinsel suçları tedavi edilecek hastalıklar gibi göstermenin faillerin cezai sorumluluğunu, devletin de cinsel saldırıyı önleme yükümlülüğünü ortadan kaldırmak anlamına gelir.

    İstismar ile rızaya dayalı cinsel ilişkiyi ‘zina’ kavramı üzerinden tartışmanın da hem cinsel suçları normalleştirmek hem de dini kuralları topluma dayatma fırsatçılığı olduğunu Hadım cezası, zina tartışması şerri hukuk demektir, yargının ancak dini referans alarak adil olacağı fikrinin topluma dayatılmasıdır, bunu asla kabul etmiyoruz.”

    “CİNSEL ŞİDDET DEVLET ŞİDDETİYLE ÇÖZÜLEMEZ”

    “Cinsel şiddet, devlet şiddetiyle çözülemez” diyerek konuşmasını sürdüren Öztürk, “Kadın cinayetlerinin bir önceki yıla göre yüzde 25 arttığını kaydederek “Diyanetin kadın düşmanı fetvaları, 6284 sayılı yasanın uygulanmaması, OHAL bahanesiyle bir gecede geçen yasalar, yargıda kadın düşmanı kararlar eliyle şiddet failleri cesaretlendiriliyor” dedi.

    “SAVAŞ, KADINLAR İÇİN AÇLIK, TECAVÜZ, ÖLÜM DEMEKTİR”

    “Savaş politikalarının yarattığı travmanın en ağır sonuçlarını kadınlar ve çocuklar yaşıyor. Savaş kadın ve çocuklar için açlık, yoksulluk, taciz, tecavüz ve ölüm demektir” diyen Öztürk, “Kadınlar savaş karşıtı olmaktan, barış talep etmekten asla vazgeçmeyecekler. Bir araya gelerek dayanışmamızı büyütecek mücadelemizi daha da büyütüyoruz diyerek sözlerini sürdüren Öztürk, “Bu güne kadar mücadele eden LGBTİ bireylerin olduğunu, bu korkunç tabloyu değiştirebilecek inanç da var, umut da var, direnç de var. Bizler bu kararlılıkla hep birlikte kadının yükselttiği mücadele ile başaracağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    “KADIN YAŞAM ÖZGÜRLÜK”

    Kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze, kadın haklarına yönelik saldırılara, çocuk istismarına direneceklerini haykıran kadınlar, “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganları attılar. 8 Mart bildirisi Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak üç farklı dilde okundu.

    Sonrasında “itaat etmiyoruz, boyun eğmiyoruz” simgeli kısa oyundan sonra yoğun yağan yağmura rağmen Türkçe ve Kürtçe türküler eşliğinde halaylar çekilerek etkinlik tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • TMMOB Malatya: İş cinayetlerinin failleri, işveren ve hükümettir -VİDEO

    TMMOB Malatya: İş cinayetlerinin failleri, işveren ve hükümettir -VİDEO

    PİRHA- 3 Mart İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü’nde basın açıklaması yapan TMMOB Malatya İl Örgütü, iş cinayetlerinin sorumlularının işveren ve hükümet olduğunu vurguladı.

    TMMOB Malatya İl Örgütü İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü nedeniyle basın açıklaması düzenledi.  Yapılan açıklamada 3 Mart’ın neden İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü ilan edildiği şöyle anlatıldı: “3 Mart tarihi, ülkemizin en önemli maden facialarından biri olan ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği 1992 Kozlu Maden Faciasının yıl dönümüdür. TMMOB olarak bizler, ülkemizdeki iş cinayetlerine dikkat çekebilmek, işçi sağlığının ve iş güvenliğinin önemini vurgulamak için Kozlu Faciası’nın yıl dönümünü İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü olarak belirledik ve 2013 yılından bu yana her 3 Mart’ta meydanlara çıkıyoruz.”

    “HER 4 SAATTE BİR EMEKÇİ HAYATINI KAYBEDİYOR”

    Açıklamada çalışma yaşamında yaşanan ölümlerin sistematik bir hal aldığı için kamuoyu tarafından kaza değil cinayet olarak adlandırıldığına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Bu cinayetin failleri, kâr hırsını can güvenliğinin önünde tutanlardır. Bu durumu görmezden gelen, gerekli denetimleri yapmayan, sorumluları hak ettikleri biçimde cezalandırmayanlar da iş cinayetlerinin müşterek failleridir. Basına yansıyan rakamlara göre geçtiğimiz yıl ülkemizde en az 2006 kişi, iş yerlerinde çalışırken hayatını kaybetmiştir. Yani ülkemizde her 4 saatte bir emekçi, evine ekmek götürebilme gayretinin bedelini hayatıyla ödemektedir. Daha ucuza, daha çok ve daha hızlı üretim yapabilmek için kimileri tersanede, kimileri inşaatta, kimileri boyahanede, kimileri madende, kimileri tarla yolunda, kimisi yüksek gerilim hattında can vermektedir.”

    “İŞÇİLERİN KENDİLERİNİ ÖRGÜTLÜ VE GÜVENDE HİSSETMESİ SAĞLANMALIDIR”

    “İş cinayetlerini önlemek için atılması gereken ilk adım, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna kamusal bir anlayışla yaklaşmaktır. Başta, 4857 sayılı İş Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu olmak üzere bu alana ilişkin tüm yasalar, kamusal bir bakış açısıyla yeniden düzenlenmelidir. Her şeyden önce emekçilerin gelecek kaygısı hissetmeyeceği, güvenli bir çalışma ilişkisi yaratılmalıdır. Bunun için de İş Kanunu’nda yer alan “telafi çalışması”, “denkleştirme”, “çağrı üzerine çalışma”, “kısmi süreli çalışma”, “asıl işveren-alt işveren ilişkisi”, “geçici iş ilişkisi” gibi esnek ve kuralsız çalışma hükümleri derhal kaldırılmalıdır. Çalışma yaşamını esnekleştiren, iş güvencesini ortadan kaldıran, işverenin işçiye karşı sorumluluklarını hafifleten, iş-işveren ilişkisini dolaylı hale getiren her türden yasal düzenleme iptal edilmelidir. Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması önündeki her türden yasal ve fiili engel kaldırılarak işçilerin kendilerini örgütlü ve güvende hissetmesi sağlanmalıdır.”

    “ASIL SORUMLULUK DEVLET VE İŞVERENDE”

    “Eksiklikleriyle yasalaşan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, zaman içinde yapılan değişikliklerle tamamen işlevsiz hale getirilmiştir. Kanun, TMMOB ve TTB başta olmak üzere meslek örgütlerinin katkı ve önerileriyle, kamusal bir bakış açısıyla yeniden düzenlenmelidir. İş yerlerine verilecek işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri bir kamu hizmeti olarak ele alınmalı, işçi sağlığı ve iş güvenliği ticari kuruluşların kâr alanı olmaktan çıkartılmalıdır.
    İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanına ilişkin düzenleme ve denetimler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yanı sıra, Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, sendikalar, TTB ve TMMOB’den oluşan idari ve mali yönden bağımsız bir enstitü tarafından yerine getirilmelidir. Çalışma yaşamına ilişkin tüm düzenlemeler bu enstitü tarafından yeniden ele alınmalı ve kararlaştırılmalıdır. İş yerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında görev verilen mühendis ve mimarların işçi sağlığı ve iş güvenliğinin sağlanması konusundaki görevlerinin bir danışmanlık hizmeti olduğu kabullenilmeli ve asıl sorumluluğun devlet ve işverende olduğu bilinci yerleştirilmelidir.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Ankara Katliamı davası gerçek sorumlular yargılandığında kapanacak’-VİDEO

    ‘Ankara Katliamı davası gerçek sorumlular yargılandığında kapanacak’-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim 2015’te gerçekleşen Ankara Gar Katliamının 7. duruşması bugün görülüyor. Duruşmayı izlemek için 10 Ekim Derneği Şehit Aileleri, yakınları, KESK ve KESK’e bağlı sendikaların MYK üyeleri, TMMOB, TTB, DİSK, HDP, CHP, EMEP, SYKP, Halkevleri, AKA-DER temsilcileri katıldılar. Duruşma öncesi adliye kapısı önünde bir basın açıklaması gerçekleştirildi.

    Haberin Videosu 

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 7. duruşması için kurumlar basın açıklaması yaptı. Açıklamayı 10 Ekim Barış ve Demokrasi Derneği adına Dernek Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun okudu. Katliamda eşi avukat Uygar Coşgun’u kaybeden Coşkun yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

    “10 Ekim 2015’te Türkiye’nin 81 ilinden Türkiye’nin başkentine, “Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi” için gelen on binlerce yurttaşın toplandığı alanda, tüm kamu sorumlularının gözü önünde binlerce kilometre öteden taşınan canlı bombalarla bir katliam yapıldı. 27. ayı geride kalan katliamdan sonra hayatta kalanların yaşamı; 10 Ekimden önce ve 10 Ekimden sonra diye ikiye ayrıldı. O gün alanda olan on binlerin 81 ilden getirdiği güneşli aydınlık, o sonbahar gününü ısıtmıştı ancak IŞİD ve destekçilerinin karanlığı, Türkiye’nin barışını kaybettirdi. Evet, biz yakınlarımızı, Türkiye de barışını 10 Ekim’de Ankara’nın kalbinde kaybetti. Türkiye adaletini, aydınlığını ve barışını 10 Ekim 2015’te o alanda, Ankara Garı’nda kaybetmiştir.”

    YARALANANLAR İHRAÇ EDİLDİ, GÖZALTINA ALINDI, TUTUKLANDI

    Coşgun, “Katliamın üzerinden geçen zamana rağmen an itibariyle tedavisi devam eden 30’dan fazla yaralımız bulunmaktadır. 8 yaralımız ömür boyu engelli kalmıştır. Onlarca insan bedeninde katliamda kullanılan “bilyelerle” yaşamını sürdürmektedir. 3 yaralımızın kopan ayakları yerine takılan protez ayaklar ile yaşamı devam etmektedir. 497 yaralının olduğu bu katliamda yaralılarımızın çoğu adil olmayan bu siyasal yapının mağduru olmuşlardır. 10 Ekimde yaralandığı için ihraç edilen, tutuklanan, gözaltına alınan onlarca arkadaşımız bulunmaktadır” dedi.

    Coşgun, 30 Kasım 2017’de, 10 Ekim anmasına katıldığı için gözaltına alınanların yargılandığını hatırlatarak şunları belirtti:

    “15 Ocak 2018’de 10 Ekim katliamı ile ilgili haber yapan gazeteciler yargılanmaya çalışıldı. 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği ile ilgili halen devam eden bir dava bulunmaktadır. Bize karşı açılan bunca davaya karşın 10 Ekim katliamında açık sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine ilişkin açılan herhangi bir dava bulunmamaktadır. Biz, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarak temel taleplerimizi toplumun vicdanına ulaştırmaya çalışıyoruz.”

    DAVA GERÇEK SORUMLULAR YARGILANDIĞI GÜN KAPANACAK

    Coşgun açıklamayı emeğin hakkı, barış ve demokrasinin tesis edilmesi için öncelikli taleplerini sıralayarak tamamladı. Talepler şöyle sıralandı:

    “-10 Ekim Katliamı davası 7. Tur duruşması 31 Ocak – 1 Şubat tarihlerinde bu katliam yerine 300 metre uzaklığındaki “Ankara Adalet Sarayında, 4. Ağır Ceza Mahkemesinde” görülecektir. Kamuoyunun bu davayı takip etmesini talep ediyoruz. 10 Ekim davasında ortaya konulacak adalet veya adaletsizlik, Türkiye’nin hangi yöne doğru savrulduğunun bir göstergesi olacaktır. Dava gerçek sorumlular da yargılandığı gün kapanacaktır.

    -10 Ekim Davasının ve bu davanın benzerleri olan Suruç, Antep, Diyarbakır, İstanbul gibi davaların sadece tetikçilerinin değil başta kamusal sorumluluğunu yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların yargılanarak adil bir şekilde tamamlanmasını talep ediyoruz. O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometreden gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumluları bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir.

    -Ankara Garı önündeki meydan adının “10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi” meydanı olarak değiştirilmesi ve bu meydanda 10 Ekimin taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını talep ediyoruz.

    -10 Ekim yaralıları ile kamuoyunun dayanışmasını ve bu yaraların hepimizin yarası olduğunu belirtmek istiyoruz. Emek, Barış ve Demokrasi için bedenlerini siper ederek bedel ödeyenleri asla yalnız bırakmamalıyız.

    (HABER MERKEZİ)

  • TMMOB: TTB’ye yönelik operasyon bütün muhalefetin sesinin kısılmasıdır

    TMMOB: TTB’ye yönelik operasyon bütün muhalefetin sesinin kısılmasıdır

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Yürütme Kurulu, bugün sabah saatlerinde Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik gerçekleştirilen operasyona ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

    TMMOB Yürütme Kurulu tarafından “TTB’nin Yanındayız” başlığıyla yapılan yazılı açıklamada operasyonun ve gözaltıların gerekçesinin “ülkede yaratılan korku atmosferini perçinlemek ve bütün muhalefetin sesinin kısılmasıdır” denildi.

    Operasyonun kınandığı açıklamada, hükümete yönelik TTB yöneticilerinin bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuldu.

    TTB ile dayanışmanın ifade edildiği açıklama şöyle:

    “Bugün sabah saatlerinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarımızdan Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonda, TTB’nin 11 Merkez Konsey üyesi gözaltına alınmış, evlerinde, işyerlerinde ve TTB Genel Merkezinde kolluk güçleri tarafından arama yapılmıştır.

    TTB’ye yönelik bu sindirme operasyonunun nedeni, bilindiği üzere mesleki toplumsal sorumluluk gereği yaptığı “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklamasıdır.

    Ancak bilinir ki, dünyanın her yerinde tabiplerin temel görevi insanları yaşatmaktır. Türk Tabipleri Birliği’nin de istediği; ölüme karşı yaşamın, savaşa karşı barışın, kısaca insan yaşamının sürekliliğinin sağlanmasıdır.

    Bu operasyonun nedeni bellidir: ülkede yaratılan korku atmosferini perçinlemek ve bütün muhalefetin sesinin kısılmasıdır.

    Kamu kurumu niteliğindeki Anayasal meslek kuruluşlarının görevi, yani kamunun bizlere verdiği görev, insan yaşamını, ülke ve halk çıkarlarını korumaktır. TTB, biz ve bütün emek ve demokrasi güçlerinin çabası da bu yöndedir.

    TTB’ye yönelik demokrasiyi, hukuku, mesleki-toplumsal hak ve görevleri ayaklar altına alan bu operasyonu kınıyor, TTB yöneticilerinin bir an önce serbest bırakılmasını istiyor; tüm TTB örgütlülüğüyle dayanışmamızı ifade ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    PİRHA- Alevi kurumlarının da içinde olduğu 13 demokratik kitle örgütleri yaptıkları ortak açıklamada, “OHAL değil demokrasi! KHK’ler iptal edilsin” dedi.
  • ABF ve bileşenlerinden ortak mücadele çağrısı

    ABF ve bileşenlerinden ortak mücadele çağrısı

    PİRHA – İstanbul’da Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde bir araya gelen demokratik kitle örgütleri 696 No’lu KHK’ye karşı ortak mücadele zeminlerini tartıştılar. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu’nun çağrısıyla demokratik kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, IŞİD’lilerin ülkeye girişi, (Halk Özel Harekat’nın (HÖH) yapılanmasının arttığı ve son çıkarılan KHK ile başta Aleviler olmak üzere muhalif kesimlerin tehdit altında olduğuna dikkat çekerek basın toplantısı düzenledi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısına, EHP, HDP, HDK, SODAP, Halkevleri, Partizan, DİB, EMEP, KESK, Divriğ Kültür Derneği, Karakoçan Dernekler Federasyonu, Kaldıraç, Barış Bloğu ve Yazarlar katıldı.

    “MÜCADELE BİRLİĞİ OLUŞTURULMALI”

    Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde yapılan toplantıda yapılan konuşmalarda son yayımlanan KHK’nin öncelikle Maraş anmasına denk getirilmesinin manidar olduğu ve benzer katliamların önünü açtığına işaret etti. Aynı zamanda tıpkı seksen darbesinde olduğu gibi topluma dayatılan tek tipleşmeyi cezaevindeki devrimci tutsaklara tek tip elbiseyle giydirilmeye çalışıldığını  belirtti. Yaşanan sürecin herkesi tedirgin ettiği ve AKP’nin 2019 seçimlerine giderken için bir yol temizleme politikasının güdüldüğü vurgulandı.

    OHAL ve KHK rejimine karşı tüm muhalif kesimlerin ortak paydalarda buluşup mücadele birliğinin açığa çıkarılması vurgusu yapıldı.

    Toplantıda yapılan tartışmalarda öne çıkan öneri ve görüşler şöyle:

    -Türkiye’deki baskıcı uygulamalar OHAL karanlığında yaşatılıyor.

    -Türkiye’nin her yerinde OHAL’in kaldırılması için eylemler yapılmalı.

    -Toplumsal muhalefette bir araya gelme çağrısı yapıldı.

    -Hukuki açıdan hukuksuzluğa karşı mücadele edilmeli. Anayasa Mahkemesi’ne gerekli başvurular yapılmalı.

    -Tek adam rejiminin yok edemeyeceği %50 bir kesimin olduğu bu  kesimin sesinin ortaklaşması için öncülük yapılması gerektiği belirtildi.

    -Toplumda bir muhalefet bloğu var bunun harekete geçirilmesi için çaba sarf edilmeli.

    -Yeni platformlar kurmak yerine var olan platformların güçlendirilmesi gerektiğine işaret edildi.

    -Sivil itaatsizlik eylemleri yaygınlaştırılarak yapılmalı.

    -İstanbul’da kitlesel bir mitingin yapılması önerisi yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Veli Saçılık: Çok sopa yedik ama geri adım atmadık-VİDEO

    Veli Saçılık: Çok sopa yedik ama geri adım atmadık-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de DİSK, KESK, TMMOB ve TTB  “OHAL değil Demokrasi istiyoruz” konulu panel düzenledi. Panelde konuşan HDP Kars milletvekili Ayhan Bilgen, “OHAL’le yaşatılanlara karşı yeni mücadele hattı örmeliyiz” derken sosyolog Veli Saçılık ise, bir çok yerde OHAL ve KHK’lere karşı direnişin olduğunu vurgulayarak “İşlerimizi geri alana ve özgür olana kadar mücadelemiz sürecek” dedi.

    Haberin Videosu

    Mersin’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen barış için imzacı akademisyen Hülya Dinçer ve Yüksel Caddesi direnişçisi KHK ile ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık’ın katılımıyla “OHAL değil, demokrasi istiyoruz” paneli düzenlendi.

    Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda gerçekleşen ve yüzlerce yurttaşın katıldığı panelin moderatörü Yılmaz Bozkurt, OHAL ile birlikte KHK rejimi ile onbinlerce emekçinin kamudan ihraç edildiğini ve en küçük açıklamaya dahi izin verilmediğini belirtti.

    “OHAL’LE DARBE ANAYASASININ YURTTAŞLIK HAKALRI BİLE ÇİĞNENİYOR”

    Panelde ilk olarak konuşan barış için imzacı akademisyen Hülya Dinçer, 20 Temmuzda ilan edilen OHAL uygulamalarına bakılınca, darbe anayasasının yurttaşlık haklarının bile çiğnendiğini göreceksiniz diyerek şunları belirtti:

    “Bir OHAL hukuku içindeyiz. Çıkartılan bütün yasalar hem anayasaya hem de uluslararası hukuka uygun olması gerekirken, temel yurttaş hakkı olan yaşama hakkı, kendini savunma hakkı, masumiyet karinesi gibi haklar dahi kullandırtılmıyor. Başvuracağınız hukuksal mekanizmalar elimizden alınmış durumda. OHAL ile getirilen birçok düzenleme, OHAL’in sona ermesi ile bitmeyecek kalıcı düzenlemelerdir. Tüm bunlarla hukuksal mücadelenin yanında toplumsal muhalefet sesini daha fazla yükseltmeli.”

    “AKP, OHAL’İ BAHANE EDEREK HER ŞEYE KENDİ KARAR VERİYOR”

    CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da, siyasi iktidarın antidemokratik uygulamalarıyla hem yurttaşın hayatını zorlaştırdığını hem de Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerde ilişkiyi kurmayı zorlandığını ifade ederek “Her ülke ile kavga eden bir Türkiye var. Böyle bir dış siyasetimiz var. Böyle dış siyaset olmasına rağmen Meclis’te dışişleri komisyonu 4 Mayıs’tan bu yana toplanmıyor. Çünkü, AKP, OHAL’i bahane ederek her şeye kendisi karar veriyor” dedi.

    “TEHDİT BAHANE, SOYGUN ŞAHANE”

    Reza Zarrab ve ortaya çıkan dekontlar için “Tehdit bahane soygun şahane” diyerek konuşmasına başlayan HDP milletvekili Ayhan Bilgen ise, bin yıllardır bu topraklarda düşmanlaştırma ve sonrasında ise toplumu tehditle yönetme geleneğinin olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “ OHAL’in ikinci kez uzatılması öncesi bunu çok açık bir şekilde yaşadık. Parlementoya gelen teklifte “MGK tavsiyesi ve Bakanlar kurulu kararı” diye yazıyordu. Halbuki teklifin gönderildiği saatte ne MGK vardı, ne de Bakanlar Kurulu toplanmıştı. Ülkenin nasıl yönetildiğinin açık bir kanıtıdır. Bu kadar mağdurun fazla olduğu bir dönemde itirazların yetersiz. Sendikalar, odalar, dernekler, siyasi partiler bir bütün muhalif kesimlerin tamamı biran önce özeleştirilerini yapıp, geniş bir toplumsal mutabakata ulaşmamız gerekiyor. AKP bugün sanıldığı gibi 50+ 1 için değil, %1’in çıkarına göre politika belirliyor. Bunun için iktidar ne pahasına olursa olsun OHAL’i uzatması gerekiyor. Çünkü indiği andan itibaren hesap vereceği bir sürü şey var. Ortalığa dökülen hadiselerden tutun, rahatsızlıklara kadar yargılama alanının kapatıldığı birçok şey var. Ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmanın yolu bir tehdidin var olduğuna toplumu inandıracaksınız ve o tehditle, korkuyla toplumu dizayn etmeye devam edeceksiniz. OHAL kaldırılmalıdır. Özgür günler için bir an önce çalışmalar yürütülmesi gerekir.”

    “BEDEL ÖDEDİK, ÖDEMEYE DEVAM EDİYORUZ”

    Sosyolog Veli Saçılık da, “389 gündür bizim bir suçumuz vardı, o da işimizi geri istemek ve bunun için direnmek” diyerek şunları belirtti;

    “Mevcut iktidarın hukuksuzluğuna, adaletsizliğine karşı direnmekti. Bu bedeli ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Çok sopa yedik ama geri adım atmadık. Meksikalıların “ 9 metrelik duvar varsa, 10 metrelik merdivende elbet birgün yapılacaktır” diye bir sözü var.  Nuriye ve Semih de 10 metrelik merdivenin yapıcılarıdır. Nuriye tahliye olduğunda çok sevindim. Çünkü aylardır güneşe hasretti. Direndik ve kazandık.”

    Diren Keser/MERSİN

  • DİSK, KESK, TMMOB ve TTB Antep temsilcileri: Demokrasi ve adalet istiyoruz

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB Antep temsilcileri: Demokrasi ve adalet istiyoruz

    PİRHA- Antep’te DİSK şubesinde bir araya gelen kurum temsilcileri ortak açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Disk Genel-İş Bölge temsilcisi Ali Güdücü, “Keyfi, hukuksuz, kıyım rejimi ve OHAL derhal kaldırılmalıdır” dedi.  

    DİSK, KESK, TMMOB VE TTB Antep temsilcileri DİSK Genel-İş şubesinde biraraya gelerek, açıklama yaptı. Birçok kurum temsilcisinin de destek verdiği açıklamayı DİSK Genel-İş Bölge Temsilcisi Ali Güdücü, “OHAL’in ilan edildiği tarihten bugüne 16 ayı aşkın bir süre geçmiş ve bu süre içerisinde Türkiye’de tam bir hukuksuzluk ve keyfiyet  uygulamaları hakim olmuştur” diyerek şunları ifade etti:

    “Bu dönemde çıkartılan KHK’lar TBMM onayından geçirilmediği için, yargı süreçleri de işletilememektedir. Bugüne kadar çıkan kanun  hükmünde kararnameler  ile 130 bine yakın kişi kamu görevinden ihraç edilmiş, 107 kanunda değişiklik yapılmıştır. Bugün DİSK üyesi 2000’e yakın işçi, KESK üyesi 4000 kamu çalışanı, 3315 hekim ve TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı ihraç edilmiş durumdadır. Hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin hiçbir kırıntısı kalmamıştır.”

    DİSK Genel-İş Bölge Temsilcisi Ali Güdücü, “DİSK, KESK, TMMOB ve TTB temsilcileri  olarak; Herkes için ulaşılabilir, eşit, parasız kamusal hizmet, kıdem tazminatı hakkının, iş güvencesinin gaspına son verilmeli; herkes için güvenceli iş, güvenceli gelecek ve insanca yaşanacak ücret sağlanmalı, demokratik ve barışçıl yollarla hakkını arayanlara yönelik baskı ve hukuksuzluk son bulmalı, toplumsal barışın, bir arada yaşamın kurulduğu, demokratik, laik bir ülkede yaşamak hepimizin hakkıdır” dedi.

    Diren KESER/ANTEP

  • TMMOB : Kentlerimizi, doğamızı ve tarihimizi savunmaya devam edeceğiz

    TMMOB : Kentlerimizi, doğamızı ve tarihimizi savunmaya devam edeceğiz

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün katıldığı Şehircilik Şurası’nda ideolojik odalar diye hedef gösterdiği Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) konuya ilişkin bir açıklama yayımladı. TMMOB açıklamada ” Kanunlara ve mahkeme kararlarına rağmen, ülkede uygulanan OHAL’i fırsat bilerek böyle bir yıkıma girişmek, telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır” ifadelerine yer verdi.

    Kamucu ve halkçı projelerin yaygınlaştırılması için mücadele veren TMMOB’den ‘Kentlerimizi, doğamızı ve tarihimizi savunmaya devam edeceğiz’ açıklaması geldi. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz imzasıyla yayımlanan açıklamada şöyle denildi:

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün düzenlenen Şehircilik Şurası’nda TMMOB’ye yönelik itham ve tehditlerini şaşkınlıkla izledik, bu tutumu şiddetle kınıyoruz.

    2008 yılında ‘tadilat’ bahanesiyle kapatılan Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılarak yerine başka bir proje yapılmasına yönelik hukuki ve mimari eleştirilerimiz nedeniyle Birliğimizi hedef alan Erdoğan, bundan sonra yargı kararlarını da tanımayacağını açık biçimde ifade etti.

    Öncelikle bilinmelidir ki, cumhuriyet tarihimizi anıt yapılarından biri olan Atatürk Kültür Merkezi’nin oldu-bittiye getirilerek ortadan kaldırılması mümkün değildir. Sahip olduğu kültürel, tarihi ve mimari değerleri nedeniyle Atatürk Kültür Merkezi, başta Anayasa olmak üzere ulusal ve uluslararası koruma kanunları ile güvenceye alınmıştır. Kanunlara ve mahkeme kararlarına rağmen, ülkede uygulanan OHAL’i fırsat bilerek böyle bir yıkıma girişmek, telafisi imkânsız sonuçlara yol açacaktır.

    Aynı konuşma içerisinde şehirlerin ruhunun kaybolmasından şikâyet eden Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’un ve Türkiye’nin modernleşmesinin simgesel bir anıtı niteliğindeki AKM’nin yıkılmasını savunması derin bir çelişkidir.

    “TALAN  POLİTİKALARINA KARŞI ŞEHİRLERİMİZİ VE DOĞAMIZI SAVUNDUK”

    TMMOB’nin açıklamasının devamında ise şunlara yer verildi:

    Siyasi hayatlarının her dönemini kendi geçmişlerini inkar ederek, kendi yaptıklarını yalanlayarak, hatalarının sorumluluğunu reddederek geçirenler, son günlerde doğaya ve şehirlere karşı işledikleri suçları da başka kesimlere yıkmaya çalışıyor.

    Sayın Cumhurbaşkanı, 23 yıldır İstanbul’u başka bir parti yönetiyormuş gibi, şimdi gecekondulaşmadan, gökdelenlerden, çarpık kentleşmeden, kent dokusunun bozulmasından şikâyet ediyor.

    Sayın Cumhurbaşkanı, dereleri kurutan, ormanlık alanları satan, kıyıları imara açan başka bir partiymiş gibi, şimdi yeşilin korunmasının öneminden bahsediyor.

    Sayın Cumhurbaşkanı, yeşil alanları, parkları, deprem toplanma alanlarını AVM’lere dönüştüren AKP’li belediyeler değilmiş gibi, şimdi betonlaşmayı eleştiriyor.

    Sayın Cumhurbaşkanı, İstanbul’un az sayıdaki nefes alma yerlerinden biri olan Gezi Parkı’nı yıkıp Topçu Kışlası’na dönüştürmek isteyen kendisi değilmiş gibi, şimdi toprağın huzurundan bahsediyor.

    Sayın Cumhurbaşkanı, bu ülkenin binlerce yıllık tarihi zenginliklerini, Alinoi’yi, Zeugma’yı, Hasankeyf’i tarumar edenler kendileri değilmiş gibi, şimdi tarihi mirasın önemine değiniyor.

    TMMOB, rant ve çıkar çevrelerinin şehirlerimize ve doğamıza yönelik saldırılarına karşı yürütülen mücadelenin en ön saflarında yer almıştır. Açtığımız davalarla, yürüttüğümüz kampanyalarla, hazırladığımız bilimsel raporlarla, kamuoyuna yönelik yaptığımız açıklamalarla, yıkım ve talan politikalarına karşı kültürel mirasımızı, şehirlerimizi ve doğamızı savunduk.

    Cumhurbaşkanının ve AKP’li Belediyelerinin Birliğimize olan kini ve düşmanlığı, bizlerin bilime, insana, ülke ve halk çıkarlarına düşman olan tüm girişimlere karşı takındığımız bu onurlu tavrımızdır.

    “GERÇEKLERİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Mücadelemizi sürdüreceğiz denilen TMMOB açıklaması şöyle sonlandırıldı:

    Biz gücümüzü, almış olduğumuz eğitimden, yüreğimizdeki insan sevgisinden, mesleğimizin toplumcu özünden ve tüm saldırılara karşı bizlere sahip çıkan üyelerimizden ve halkımızdan alıyoruz. Bizler ne sırça köşklerde yaşıyoruz, ne rant çetelerine dayanıyoruz, ne de kamu kaynaklarından besleniyoruz.

    Tüm saldırı ve hedef göstermelere rağmen dün olduğu gibi bugün de, kamu ve toplum yararı için çabalamaya, ülkemize, halkımıza, mesleğimize ve meslektaşlarımıza sahip çıkmaya, aklın ve bilimin ışığında gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz.

    Cebrail ARSLAN – ANKARA

  • TMMOB’dan görevden alma protestosu: Hiçbir hukuki dayanağı olmayan kararı kınıyoruz

    TMMOB’dan görevden alma protestosu: Hiçbir hukuki dayanağı olmayan kararı kınıyoruz

    PİRHA- TMMOB Ankara, İstanbul ve İzmir İKK, Kimya Mühendisleri Odası yönetiminin görevine son veren kararın hukuki olmadığını söyledi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Kimya Mühendisleri Odası (KMO) yönetim kurulunun Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararıyla görevine son verilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ankara’da TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu Kimya Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nde basın açıklaması düzenledi. İstanbul’da da Karaköy’de bulunan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirildi.TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu da basın açıklamasıyla tepki gösterdi.

    Ankara’daki açıklamaya çok sayıda TMMOB üyesinin yanı sıra Kimya Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ali Uğurlu ve yönetim kurulu üyeleri ile Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Şükran Doğan da  katıldı.

    “RÜŞVET İDDİALARINI SÜMENALTI EDEN AKP’DEN ŞEFFAFLIK ÖĞRENECEK DEĞİLİZ”

    Açıklamayı yapan TMMOB Ankara İKK Sekreteri Özgür Topçu, mahkemenin hiçbir hukuki dayanağı olmayan kararını kınadıklarını açıkladı. Topçu, TMMOB ve bağlı odaların ülkenin en açık ve şeffaf işleyişine sahip örgütleri olduğunu vurgulayarak, “15 yıllık iktidarı dönemindeki icraatlarının hesabını veremeyen, Sayıştay raporlarını açıklamaya cesaret edemeyen, yolsuzluk ve rüşvet iddialarını sümen altı eden AKP’den şeffaflık öğrenecek değiliz”dedi.

    “TMMOB’NİN ÖZERKLİĞİNİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, mahkeme tarafından Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun görevlerine son verilmesine karşı Karaköy’de bulunan Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Mimarlar Odası Karaköy Şubesinde gerçekleşen açıklamaya CHP Milletvekili Ali Şeker, siyasi parti, demokratik kitle örgütleri temsilcileri, yaşam savunucuları ve çok sayıda kişi katıldı.

    TMMOB İstanbul İl Koordinasyonu Kurulu (İKK) Sekreteri Cevahir Efe Akçelik basın açıklamasını okudu. “TMMOB’nin özerkliğini ve demokratik yapısını savunmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerine başlayan Akçelik, 15 yıllık AKP iktidarı boyunca, TMMOB ve üye odalara karşı planlı biçimde yürütülen baskı politikalarında yeni bir aşamaya gelindiğini söyledi.

    “HUKUK DIŞI KARARLARA DİRENECEĞİZ”

    Kimya Mühendisleri Odası yönetim kurulunun mahkeme kararıyla görevden alınmasına, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir İl Koordinasyon Kurulu basın açıklamasıyla tepki gösterdi. İzmir’deki Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi önünde bir araya gelen TMMOB’a bağlı meslek odalarının yöneticileri ve üyelerinden oluşan topluluk, ‘Kimya Mühendisleri Odası yönetim kurulumuzun yanındayız. Darbe hukukuna, anayasa ihlaline ve hukuk dışı kararlara direneceğiz’ yazılı pankart açtı.
    Dönem Sözcüsü Melih Yalçın’ın okuduğu açıklamada, “Kimya Mühendisleri Odamıza ilişkin görevden alma kararı AKP iktidarının TMMOB’a karşı saldırılarının ne ilkidir, ne de sonuncusu olacaktır” denildi.