Etiket: trt

  • İmamoğlu: Kul hakkı yiyenlerin burnundan fitil fitil getireceğim!

    İmamoğlu: Kul hakkı yiyenlerin burnundan fitil fitil getireceğim!

    PİRHA – İBB’nin tutuklu başkanı Ekrem İmamoğlu, gönderdiği son mesajında hükümet yanlısı medya kanallarını eleştirerek “Koca insanlar utanmadan, nasıl bu denli kötü olabilir?” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik ise “Her yolu mübah gören tek kişiyi milletçe göndereceğiz, sandıkta göndereceğiz” dedi.

    19 Mart’ta gözaltına alınıp ardından tutuklanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, avukatları aracılığı ile yeni mesaj paylaştı.

    “Bu atmosferi yaratan, bize yaşatan tek kişi var” diyen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Her yolu mübah gören tek kişiyi milletçe göndereceğiz, sandıkta göndereceğiz” diye vurguladı.

    “KUL HAKKI YİYENLERİN BURNUNDAN FİTİL FİTİL GETİRECEĞİM”

    Ekrem İmamoğlu, halka Saraçhanede buluşma çağrısı yaparak şu mesajı verdi:

    “Milletimiz büyüktür diyerek sizi selamlıyorum.

    Ramazan ayının merhameti, bereketi, adalet, birliktelik ruhu, insanın insanı hissetme anlayışı üzerinizde olsun.

    Sosyal devlet olmak adına, adalet adına üzerimizdeki kötülüklerin bittiği, iyi günlerin geleceğini müjdeleyerek; ülkemize, milletimize, emeklisine, gençlerine, emekçisine, iş dünyasına zulüm ve zor günler yaşatan her kim varsa; içten dualarımla bir an önce bu kötü, bir avuç insanı milletçe göndereceğimiz günleri, sandığı, seçimi iple çektiğimi bilmenizi istiyorum.

    Akşam İstanbul Saraçhane’de milletimizin, yüzbinlerin sesinden ‘Yiğidim Aslanım’ şarkısını dinledim. Çok teşekkürler…

    Halk TV’de 00.30’da benimle ilgili hazırlanan belgeseli izledim. Teşekkürler Halk TV.

    Buradan bir uyarıda bulunmak isterim. Bir süre, dün akşam ilk kez hepimizin vergileri ile yayın yapan TRT başta olmak üzere, iktidar yalakası kanallara ilk kez hayatımda bu kadar bakma fırsatı buldum. Tam bir rezalet, yalan, iftira; namusa, haysiyete dil uzatma. Koca insanlar utanmadan, nasıl bu denli kötü olabilir? Hepsinin, tüm bu yalancıların, yalakaların, Ramazan ayında kul hakkı yiyenlerin burnundan fitil fitil getireceğim ve ömrüm var oldukça hukuki haklarımı arayacağım. And olsun!

    Bütün bu sorunları çözeceğiz. Bu atmosferi yaratan, bize yaşatan tek kişi var. Ankara’da kapalı kapılar ardından Türkiye’yi yönetmek değil koltuğunu korumak için Ramazan’da kul hakkı yemek dahil her yolu mübah gören tek kişiyi milletçe göndereceğiz, sandıkta göndereceğiz.

    Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Başaracağız. Akşam herkesi Saraçhane iftar sofrasında Sn. Genel Başkanım Özgür Özel ile oruç açmaya davet ediyorum. Ben de sizi izlerken iftar sofrasında olacağım, dua edeceğim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sayıştay’ın TRT raporu: Kostüme, makyaja, dekora 12 milyon lira harcandı

    Sayıştay’ın TRT raporu: Kostüme, makyaja, dekora 12 milyon lira harcandı

    PİRHA- Sayıştay raporuna göre TRT’nin 2023’te tanıtım, reklam ve konuk ağırlama gideri 370 milyon 268 bin TL oldu. Görüntü, dekor, kostüm, makyaj ve aksesuarlara 12 milyon TL harcandı.

    Sayıştay, TRT’nin 2023 yılı harcamaları için rapor hazırladı. Rapora göre 2023’te personel konaklama gideri olarak 67 milyon 582 bin TL harcandı. 14 milyon 407 bin TL kurum dışı kişilerin konaklamasına, mekan kirası için 16 milyon 560 bin TL, arazi kirası için 12 milyon 962 bin TL ödendi.

    Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre TRT, bir yılda 295 milyon TL kira ödedi. 78 milyon 140 bin TL yurt içi ve yurt dışı binalarına gitti.

    TRT’nin 2023’teki tanıtım, reklam ve konuk ağırlama gideri 370 milyon 268 bin TL oldu. Görüntü, dekor, kostüm, makyaj ve aksesuarlara 12 milyon TL harcandı.

    Başrolünde Serkan Çayoğlu’nun oynadığı Mehmed: Fetihler Sultanı’ndaki ihtişamlı kostümler dikkati çekiyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    Kamusal alanda Kürtçe sorusuna şaşırtmayan yanıt: Türkiye devletinin dili Türkçedir!

    PİRHA – Milletvekili Beritan Güneş Altın’ın, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili beş ayrı bakana ilettiği soru önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, TRT Kurdî’yi işaret ederek yanıt verdi. Milletvekili Güneş Altın ise “Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz” diyerek gelen cevaplara tepki gösterdi.

    DEM Parti Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın, 14 Mayıs 2024’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın yanıtlaması için Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımıyla ilgili soru önergesi vermişti.

    Milletvekili Güneş Altın, beş bakana “Bakanlığınızın yetki alanındaki tüm hizmetlerde ve çalışmalarda Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” diye soran Beritan Güneş Altın’ın önergesine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz yanıt verdi.

    KÜRTÇE KUR’AN-I KERİM VURGUSU!

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yanıtında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye’nin kamu yayıncılığı yapmakla görevlendirilen tek yayın kuruluşu olan Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tarafından 11/11/1983 tarihli ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu’nun 21. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Kurum tarafından Türkçe dışında farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir” hükmü gereğince farklı dillerde yayın yapılabilmektedir.

    Bu kapsamda; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu bünyesinde 2009 yılında Kürtçe dilinde yayın yapan TRT Kurdî televizyon kanalı ve radyo istasyonu kurulmuştur. Yayınlarda, Kürtçe’nin Kurmancî, Zazakî ve Soranî lehçeleri kullanılmaktadır. Ayrıca söz konusu yayınlara internet ve mobil uygulamalar üzerinden herkes ulaşabilmektedir.

    Diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı, din konusunda toplumu aydınlatmak için yaşayan bütün dil ve lehçeleri değerlendirmeye gayret etmektedir. Bu kapsamda 35 farklı dil ve lehçede yapılan Kur’an-1 Kerim Mealleri ve 50 dil ve lehçede yaptığı dini faaliyetleri arasında Kürtçe de yer almaktadır.

    Ayrıca, Kur’an-ı Kerim ve Kürtçe Meali, Hz. Muhammed’in Hayatı, Hadislerle İslam ve Kur’an Öğreniyorum (Elif-Ba), Kürtçe dilinde yayımlanan başlıca eserlerdir.”

    “GELEN CEVAPLAR ŞAŞIRTMADI!”

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile bakanlıklardan gelen tek cümlelik yanıtlara ilişkin Milletvekili Beritan Güneş Altın yazılı açıklama yaptı.

    “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’den gelen “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir” vurgusuna özellikle değinen Milletvekili Güneş Altın, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına bakanlıklardan gelen cevaplar şaşırtmadı! Dünya anadil gününde bütün bakanlıklara ilettiğimiz tek soruluk önergede “Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgür kullanımını esas alan herhangi bir çalışmanız var mıdır?” sorusuna gelen yanıtlar tekçi, zihniyeti bir kez daha göstermiş oldu.

    Türkiye’de tek resmi dilin Türkçe olduğunun savunusunu bir kez daha yaptılar ve Kürtçeye dair herhangi bir çalışmalarının bulunmadığını dile getirdiler. Özellikle Milli Savunma Bakanlığının verdiği cevapta tek dil ve vatanın bölünmez bütünlüğü vurgusu yapıldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, verdiği cevapta adeta bir lütuf gibi TRT Kurdi adlı televizyonu açtıklarını ve Kürtçenin farklı lehçelerinde yayın yaptıklarını dile getirdi. Yine Yılmaz’ın verdiği cevapta, Diyanet İşleri’nin bazı eserlerini Kürtçeye çevirdiklerini aktardı. Kaldı ki Diyanet’in sözünü ettiği yayınlar 35 dile çevrilmiş eserlerdir.

    Milli Eğitim Bakanı, fiiliyatta öğrencilerin seçmemesi için birçok zorluk çıkardıkları Kürtçe seçmeli derslerden bahsederken, Enerji Bakanlığı Kürtçe kullanımına dönük bir çalışmalarının olmadığını belirtti. Ticaret Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı ise resmi dilin Türkçe uluslararası iletişim dili olarak ise İngilizce’yi benimsediklerini aktardılar. Bütün bakanlıkların tek satır olarak verdiği tek dil vurgusunu kabul etmiyoruz.

    Anadilinde eğitim ve sağlık başta olmak üzere bütün kamusal alanlarda milyonlarca insanın konuştuğu bir dilin göz ardı edilmesi de kabul edilemez. İktidarı ve ilgili bakanlıkları, Kürtçe’nin kamusal alanda eşit ve özgürce kullanılabilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyoruz. Dilsel ve kültürel hakların korunması ve geliştirilmesi, toplumun her kesiminin eşit ve adil bir şekilde temsil edilmesini sağlayacak ve toplumsal barışa katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda, Kürtçe’nin kamusal alanda kullanımına yönelik çalışmaların bir an önce başlatılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD, Çorum Katliamı’nda yitirilenleri andı: Devlet gözetiminde bir katliam

    DAD, Çorum Katliamı’nda yitirilenleri andı: Devlet gözetiminde bir katliam

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı. Devletin, katliama göz yumduğunu ifade eden DAD Genel Merkezi, açıklamasında “Çorum’da yaşananlar düpedüz devlet gözetiminde bir katliamdır” diye belirtti.

    Çorum’da ülkücüler tarafından 1980 Mayıs-Temmuz aylarında yapılan katliam sonucu çoğu Alevi olmak üzere resmi kaynaklara göre 57 yurttaş yaşamını yitirdi, yüzlerce insan yaralandı. Saldırılar sonucu Alevi ve solculara ait çok sayıda ev ve işyeri de kullanılamaz hale getirildi.

    “DEVLET, KATİLLERE KOL KANAT GERMİŞTİR”

    DAD Genel Merkezi, Çorum Katliamı’nın yıldönümünde yazılı açıklama yaparak, yaşamını yitirenleri andı. Yapılan saldırılarda devletin sorumluluğuna dikkat çeken DAD Genel Merkezi, şu açıklamayı yaptı:

    “27 Mayıs 1980’de Gün Sazak’ın öldürülmesini bahane eden sivil faşistler ‘Kana Kan İntikam- Kanımız aksa da zafer İslamın’ diyerek sokağa inip Çorum’da halka saldırmaya başlamıştır. Sürekli kargaşanın yaşandığı Çorum’da 1 Temmuz’a kadar yer yer saldırılara çatışarak direnerek cevap veren Çorum halkı ve sol güçler, 2 Temmuz’daki sokağa çıkma yasağına kadar direnmiştir. 2 Temmuz’da sokağa çıkma yasağına rağmen sivil faşistler, sokakta istedikleri gibi hareket edip önceden belirledikleri Alevilerin ve sol görüşlü kişilerin evlerine girip canlarımızı katletmişlerdir.

    4 Temmuz’da TRT’nin Milönü Mahallesi’nde bulunan Alaaddin Camisinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberinden sonra cuma namazından çıkan kışkırtılmış lümpen kalabalıklar, sivil faşistlerin önderliğinde Çorum merkez ve ilçelerinde saldırıya geçmişlerdir. Devlet tüm olanlara göz yummuş, her zaman olduğu gibi katillere kol kanat germiştir”

    10 Temmuz’da olaylar sonlandığında 57 canımız katledilmiş, 300’e yakın canımız yaralanmış, 300’e yakın ev ve iş yeri tahrip edilmiştir.

    “KATLEDİLEN CANLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUZ”

    Çorum Katliamı’na ‘Çorum olayları’ demek hakikatin çarpıtılmasıdır. Çünkü 1980 yılında Çorum’da yaşananlar düpedüz devlet gözetiminde bir katliamdır. 1980 yılının Mayıs ayında başlayıp Temmuz ayına kadar devam eden ve Alevi kırımına dönüşen bir katliamdır.

    Her Alevi katliamında olduğu gibi Çorum Katliamı’nda da inançsal, fiziksel, kültürel, ekonomik soykırım sürecine tabi tutularak yaşam alanlarından kopartılan Aleviler, sığındıkları yerlerde inançlarından, dillerinden, kültürlerinden uzaklaştırılıp kaba bir asimilasyon sürecine itilmişlerdir. Her katliam sonrası Aleviler hem canlarını, hem mallarını, hem de inançlarını kaybetmeyle yüz yüze kalmışlardır ve devlet her katliam sonrasında olduğu gibi demografik yapıyla oynamış, Türk İslam sentezi çerçevesinde Sünnileştirme projesini hayata geçirmiştir. Çorum’u da, Ortaca, Maraş, Sivas ve Malatya’da olduğu gibi Alevilerden arındırmaya çalışmıştır.

    Çorum’da katledilen canlarımızı, katliamın 44. yılında saygıyla anıyoruz. Hakk aşkına, Hakk’a yürüyen canlar için özümüz dardadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Haber Sen’den TRT’nin taraflı yayınlarına tepki: İktidarın propaganda kanalı

    Haber Sen’den TRT’nin taraflı yayınlarına tepki: İktidarın propaganda kanalı

    PİRHA – Haber Sen, yerel seçimlere yaklaşırken TRT’nin taraflı yayın yapmasını eleştirdi. Konuya ilişkin yapılan basın açıklamasında “TRT bu hali ile halkın değil, iktidarın kanalıdır. Haber merkezi bir propaganda merkezine dönüştürüldü” ifadelerine yer verildi. Açıklamada TRT yönetiminin suç işlediğine de vurgu yapıldı.

    Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber Sen), TRT yayınlarındaki AKP-MHP propagandasına dikkat çekti. Konuya ilişkin genel merkez binasında yapılan basın açıklamasında “Kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken TRT yine bildiğiniz gibi!” denildi.

    “İKTİDARIN YAYIN KANALI!”

    Haber Sen Başkanı Mesut Balcan, TRT Haber kanalının, sadece iktidarın propagandasını yaptığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “TRT bu hali ile halkın değil, iktidarın kanalıdır. Son 20 yılda ki bütün seçimlerde olduğu gibi TRT bizi yine yanıltmadı. Kamu Hizmeti Yayıncılığı yapması gereken, halktan alınan vergilerle finanse edilen kurum, halktan uzaklaştı ve iktidarın yayın kanalı olma görevini yine devam ettiriyor.

    Kuruma doldurulan liyakatsiz yöneticiler, işin ehli olmayan ve birilerinin ricasıyla işe alınan personel, dur durak bilmiyor, kurumu tarafsızlık ilkesinden uzaklaştırıyor. Siyasi erk tarafından “bir sana, bir bana” mantığı ile kadrolar dolduruluyor, liyakatsiz yöneticiler iş başına geliyor.

    Özellikle TRT Haber Kanal Koordinatörlüğü; kurumda deneyimli, kadrolu pek çok muhabir ve yönetici varken yöneticileri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından gelmeye devam ediyor, haber merkezi bir propaganda merkezine dönüştürüldü. Saray adeta TRT Haber içinde kendi haber merkezini kurguladı.

    TRT’DE DEM PARTİ’YE HİÇ YER YOK!

    TRT Haber’in seçim öncesi karnesine baktığımızda; 01 Ocak ve 10 Şubat 2024 tarihleri arasındaki 40 günlük yayın kayıtları incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin ekrana getirilme süresi 1945 dakika olarak kayda geçmişken; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP’nin ekrana getirilme süresinin 25 dakika, DEM Parti Eş Genel Başkanlarına ise sıfır dakika verildiği tespit edildi.

    TRT Haber’in 19 Mart 2024 tarihli 24 saatlik yayını incelendiğinde ise, canlı yayınlar ve haber bültenlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP adaylarına 6 saat 35 dakika 22 saniye yer verilirken; CHP lideri Özgür Özel ise gece yarısı yayınlanan 2 bültende sadece 67 saniye yer alabildi.

    Aynı gün CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, Ankara adayı Mansur Yavaş ve İzmir adayı Cemil Tugay bir saniye bile TRT Haber ekranında yer bulamadı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir haberle 2 dakika 33 saniye TRT Haber’de yer alırken, İyi Parti İstanbul adayı Buğra Kavuncu da 4 haberle 4 dakika 24 saniye ekranda kaldı. Diğer muhalif partilere ise hiçbir bülten ve canlı yayında yer verilmedi.

    Diğer taraftan TRT ekranlarında afetlere yönelik yayımlanan spot filmler ise doğrudan Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının propagandası içermektedir. Filmlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İstanbul adayının görüntüleri eşliğinde vatandaşın ‘Özellikle Eski Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum hiçbir zaman elini eksik etmedi’ şeklindeki sözlerini izleyebilirsiniz. Kaldı ki bu spot filmlerin seçim yaklaştığı son 2 hafta içinde neredeyse her saat yayınlandığını görebilirsiniz.

    Yerel seçimlere giderken TRT’nin sadece iktidar ve ortaklarının propagandasını yapması, sadece halk nazarında değil, kurumun asli emekçileri üzerinde de inanılmaz bir rahatsızlık yaratmaktadır.

    “BU AYRIMCILIK ANAYASAL BİR SUÇTUR”

    Mesut Balcan, TRT’de yapılan ayrımcılığın Anayasal bir suç olduğunu vurgulayarak açıklamasına şu sözlerle devam etti:

    “TRT kamu vicdanına sığmayan bu suçu işlerken RTÜK ve YSK ise sürece seyirci kalmaktadır. Hatırlatalım; bu Anayasal bir suçtur!

    TRT Kanunu’nun Yayın Esasları bölümünün 5. maddesi, “Anayasanın sözüne ve ruhuna bağlı olmak; kamu yararını korumak ve kollamak, tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak” üzerinedir.

    Haber-Sen olarak “Kamu Hizmeti Yayıncılığı” ilkesi içinde olması gereken TRT’yi bir kez daha, bıkmadan usanmadan bu ilkeye dönmesi çağrısını yapıyoruz.

    TRT yönetimi, 2954 sayılı TRT Yasa’sının yayın esaslarını belirleyen 5. Maddesi’nin “k” ve “m” Fıkralarını anlayarak okuyup uygulasalar tartışmalar bitecek.

    Yasa diyor ki; “TRT, Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak, kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak zorundadır.”

    Yasanın yayın esasları ile ilgili bölümlerini uygulayıp halkın verdiği her kuruşun nereye harcandığının hesabını halka açık bir şekilde verirseniz tartışmalar kendiliğinden sona erecektir.

    TRT bu hali ile RTÜK, YSK ve TRT’yle ilgili kanun ve yönetmelikleri ihlal etmektedir. Anayasal ve hukuk zemininde bu ihlalleri yapanların biran önce yargılanması gerektiğini kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Kamu hizmeti yayıncılığı vazgeçilmezdir. Asıl olan TRT’nin evrensel ilkeler çerçevesinde kamu hizmeti yayıncılığı yapmasıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • TRT, Özgür Özel’in açıklamasını kesti: AKP’nin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi

    TRT, Özgür Özel’in açıklamasını kesti: AKP’nin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TRT’yi eleştirdiği sırada TRT Haber yayını kesti. Özel, “Bir gün ölürsem TRT’yi cenazeme istemiyorum” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Grup Toplantısı’nda gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Konuşması sırasında TRT’nin yayına girdiğini duyuran Özel, gündem sıralamasını değiştirerek TRT’ye eleştirileri ile devam etti. “TRT tarafsızlığını kaybederse Anayasa suçu işler” diyen Özel, AKP’nin belediye başkan adaylarını veren TRT’nin CHP adaylarına hiç yer vermemesini eleştirdi, “AKP’nin partisinin yayın organı haline getirdiğinin göstergesi” dedi.

    “ÖLÜRSEM TRT’Yİ CENAZEME İSTEMİYORUM”

    TRT ile ilgili tabloyu gösteren Özel, “Murat Kurum 29 dakika 12 saniye verilmiş, rakibi sayın Ekrem İmamoğlu 0. İzmir adayı Hamza Dağ 26 dakika 30 saniye, rakibi Cemil Tugay’a 0. Turgut Altınok 17 dakika 50 saniye, sayın Mansur Yavaş 0.” ifadelerini kullandı. 1 Ocak 2024 tarihinden bu yana Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP’li yöneticilerinin TRT’de 2 bin 592 dakika yer aldığını aktaran Özel, kendisine sadece 43 dakika yer verildiğini aktardı. Özel, “Genel Merkez yanarsa haber yapacaklar herhalde. Beni de ölürsem cenaze törenimi verecekler herhalde. Bir gün ölürsem TRT’yi cenazeme istemiyorum.” dedi.

    TRT YAYINI KESTİ  

    Özgür Özel, TRT’yi eleştirdiği sırada CHP grup toplantısını canlı veren TRT Haber yayını kesti. Özel de “Ben TRT dediğim anda TRT yayından çıkmış. Gün olur devran döner bunun hesabı sorulur” diyerek tepkisini dile getirdi. TRT Haber’in sosyal medya plafformu X’te paylaştığı videoya göre, Özel’in konuşması 3 dakika 25 saniye yayınladı. TRT Haber, ardından paylaşımı X hesabından da kaldırdı.

    İliç’teki maden katliamına dair konuşan Özel, “2023 Mayıs seçimlerinden bu yana TBMM Genel Kurulu’na 44 tane maden teklifi geldi ve yasalaştı. İçinde madencilerin iş sağlığı ile ilgili tek bir madde yok. Murat Kurum’un imzasıyla ÇED raporunun verilmesi, daha sonra Erdoğan’ın imzasıyla Anagold’un vergi cezasının silinmesi… Böyle bir vicdansızlık, kayırmacılık… Bunu yapanlar milletin karşısına çıkıp ‘milletimizi ezdirmeyiz’ diye açıklama yapıyorlar.” diye konuştu.

    “FİLİSTİN’E BOMBA YAĞIYOR, ERDOĞAN PARMAĞINI YALIYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sakarya mitinginde açılan “İsrail ile ticaret utancına son verilsin” pankartına değinen Özel, ““Erdoğan Sakarya’daydı. ‘İsrail ile ticaret utancı sonlandırılsın’ diye. Polis apar topar o pankartı topladı. İsrail’e giden gemiler gübre taşıyor, bomba yapılıyor, Filistin’in üzerine yağıyor. Pankartı açanlar biliyor ki bu ticareti Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesi yapıyor, etrafındaki bir avuç zengin iş adamı, yandaşları yapıyor. Biliyorlar ki İsrail ticaretinden pay alıyorlar. İsrail’in en çok ithaalt yaptığı 10 ülkeden biri Türkiye’dir: İsrail’e yollanan gemilerin ana taşıdığı maddelerden bir tanesi azotlu gübre. Ne yapıyorlar o gübreden? Patlayıcı yapılıyor. İnkâr et belgesini koyayım ortaya. O gemilerde gübreler taşınıyor. Filistin’in üstüne bomba yağıyor birileri bal tutuyor. İsrail’deki felaketin üzerinde Recep Tayyip Erdoğan parmağını yalıyor. Yazıklar olsun.” dedi.

    “EMEKLİ KART” ÇAĞRISI

    Et ve Süt Kurumu önünde oluşan kuyruğa dair konuşan Özel, “Emekliye 2018’de verilen 1000 liraya 24 kilo kıyma alınabiliyormuş. Bugün verilen 3 bin lira ile 6 kilo kıyma alınıyor. Emeklinin 18 kilo kıymasını Recep Tayyip Erdoğan çalmıştır.” dedi. Özel, iktidara “Emekli Kart” çıkarma çağrısı yaptı, “Karta hem 17 bin lira yükleyelim, hem 15 günde 1 kg et alacak ücreti yükleyelim, hem ulaşımda, belediyede, doğal gazda geçecek indirimi yükleyelim. Bütünleşik emekli kart uygulaması getirelim. Üzerimize ne düşerse yerine getirmeye hazırız. Bir emekli kart çıkaralım bu zulmü bitirelim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP, TRT hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    CHP, TRT hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    PİRHA- CHP il örgütleri ve üyeleri Canan Kaftancıoğlu beraberliğinde 81 ilde eş zamanlı olarak savcılığa TRT hakkında suç duyurusunda bulundu. Kaftancıoğlu “TRT, AKP’nin ve Erdoğan’ın seçimi kazanması için bir televizyon kanalı ne yapmalıysa onu yapmıştır. Adeta Saray’ın sözcüsü haline gelmiştir” dedi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve beraberinde il örgütü temsilcileri Çağlayan Adliyesi’ne giderek Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) hakkında yanlı yayın yaptıkları gerekçesi ile suç duyurusunda bulundu.

    “TRT AKP’NİN PROPAGANDA MAKİNESİ OLARAK ÇALIŞMIŞTIR”

    Kamusal görevini kötüye kullanan TRT Genel Müdürü hakkında suç duyurusunda bulunmak üzere adliyeye geldiklerini söyleyen CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, “TRT Genel Müdürü Zahid Sobacı, göreve başladığı günden bu yana, TRT’ye yanlı bir yayın politikası izletmektedir. TRT Devletin ve Milletin Kuruluşudur. Hepimizin vergileriyle gelir elde etmektedir. Buna karşın çok uzun süredir CHP’yi yok sayan veya kötüleyen yayınlar yapmaktan geri durmamaktadır. TRT Kanunu, TRT kanallarının yayınlarında tarafsız davranmasını hükmetmiştir. Ne var ki mevcut TRT yönetimi bu yükümlülüğünü yerine getirmemektedir. Özellikle seçim dönemi boyunca TRT, devlet televizyonu olarak değil, AKP’nin propaganda makinesi olarak çalışmıştır. Genel Başkanımızı ve Partimizi yok sayan zihniyetin demokrasi tarihimize kara bir leke olarak geçtiğini belirtmek isteriz” dedi.

    “ADALET ARAYIŞIMIZ SÜRECEK”

    Hesabın mahşere kalmasına izin vermeyeceklerini belirten Kaftancıoğlu, “Bu adaletsizliğin sorumluları hukuk önünde de hesap vermek zorundadır. TRT, AKP’nin ve Erdoğan’ın seçimi kazanması için bir televizyon kanalı ne yapmalıysa onu yapmıştır. Adeta Saray’ın sözcüsü haline gelmiştir. Tüm bu konular nedeniyle halkın haber almasını engelleyen, siyasi haklarımızı kullanmamıza ve duyurmamıza izin vermeyen, görevini kötüye kullanan TRT Genel Müdürünü bugün savcılığa şikayet ediyoruz. Adalet arayışımız ve yürüyüşümüz sürecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hizbullah üyesi Yalçın’ın, TRT’de dini program yaptığı ortaya çıktı

    Hizbullah üyesi Yalçın’ın, TRT’de dini program yaptığı ortaya çıktı

    PİRHA-Hizbullah üyeliğinden ceza alan ve daha sonra tahliye edilen Abdulkuddüs Yalçın’ın, TRT Kürdi’de üç yıl önce dini program yaptığı ortaya çıktı. 

    Cumhur İttifakı içerisinde yer alan HÜDA-Par’ın Hizbullah ile ilişkisi son günlerde tekrar gündeme gelirken, kapatılan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılandıktan sonra Hizbullah üyesi olmaktan cezalandırılan Abdulkuddüs Yalçın’ın TRT Kürdi’de dini programlar yaptığı ortaya çıktı.

    Sözcü’den Özgür Cebe’nin haberine göre; Abdulkuddüs Yalçın’ın Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 1992’de İhsaniye Camisi’nde Diyanete bağlı resmi imamlık yaparken Eyüp-Kadir kod adlarını kullandığı tespit edildi. Yalçın’ın gizliliğini sağlayıp, örgüte taban kazandırmak için fıkıh dersleri verdiği bildirildi. Polis ve savcılık tarafından aranan Yalçın’ın Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan’ın öldürüldüğü suikastın faillerinden Recep Dünük ve Şener Dünük’e örgütsel siyasi eğitimler veren kişi de olduğu ortaya çıktı.

    Yalçın’ın Hizbullah’ın üst sorumlusu olan Mehmet Beşir Varol’a düzenli raporlar verdiği de ifadelerde anlaşıldı. 9 yıl hapisle cezalandırılan, seçme, seçilme ve siyasi haklardan men edilen Yalçın’ın TRT’de program yapması tepkilere neden oldu. Abdulkuddüs Yalçın’ın kardeşi Abdulsamet Yalçın da HÜDA PAR’ın Genel İdare Kurulu üyesi ve partinin Irak-Erbil temsilcisi… 24 Haziran 2018 seçimlerinde Ankara 1. Bölgeden milletvekili adayı olan Abdulsamet Yalçın’ın, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu ile birlikte eğitimlere katıldığı ortaya çıktı.

    Abdulsamet Yalçın da ağabeyi Abdulkuddüs Yalçın’la birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı.

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • 1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    1975’ten günümüze bir yayın serüveni: Aşıkça Kültür Sanat Dergisi-VİDEO

    PİRHA – 1975 yılında yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisinin serüveni sürüyor. Derginin emektarları Hüseyin Gürbüz ile Ozan Selahattin Dündar, ozanlık geleneğini ayakta tutmak için mücadele yürüttüklerini belirterek “Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a ya da Ruhsati’nin yazdıkları başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ve doğruları ile yansıtmak istiyoruz” dedi.

    İlk sayısı 1975 yılında çıkan ve aynı yıl yayın hayatına son vermek durumunda kalan ‘Aşıkça’ dergisi bugün yeniden serüvenine devam ediyor. Üç ayda bir okuyucuya ulaşan dergide, ozanların yaşantılarından kesitler, kültür-sanat dünyasına dair makaleler ve şiirler bulmak mümkün.

    44 Yıl aradan sonra yeniden hayat bulan Aşıkça kültür ve sanat dergisinin tarihçesini Hüseyin Gürbüz ve Selahattin Dündar’dan dinledik.

    Hüseyin Gürbüz, derginin sahibi ve aynı zamanda halk ozanı Ali Gürbüz’ün oğlu. Ozan geleneğini aileden yakinen bilen Gürbüz, aynı zamanda Ankara’da matbaacılık yapmakta.

    44 YILIN ARDINDAN OLUŞAN ISRARIN NEDENİ…

    Hüseyin Gürbüz, Aşıkça dergisini ilk olarak 1975 yılında çıkartabildiklerini, ancak dönemin şartları gereği birkaç sayının ardından tekrar yayına son verdiklerini aktardı. 2019 yılında yeni bir sayfa açan Gürbüz, “Aşıkça dergisinin ortaya çıkma nedeni içimizdeki bu uhde aslında” diyerek amaçlarını anlattı. Hüseyin Gürbüz, “Babamın anılarını, ozanlık geleneğini yaşatmak adına” yola çıktıklarını söyleyerek şu aktarımda bulundu:

    “Eksik olan bir şeyi gündeme getirmek, tarihe yazılı bir belge sunmak adına yola çıktık. Ozan olarak saygı duyduğum Selahattin Dündar ile birlikte bu işi netleştirdik ve aramıza sevgili üstat Hasan Kaplani’nin de katılımıyla hızlı bir yol aldık. Genel Koordinatör olarak işe başlayan Hasan Kaplani’nin katkıları ile dergi bugüne kadar geldi. Eksik olan bir şeyi ortaya net olarak çıkarttığımıza inanıyoruz. Akademik bir unvana sahip olan bir dergi Aşıkça. Bütün akademik ortamda ve okuyucular tarafından ciddi olarak beğenilmekte. Burada tek amacımız var o da yanlış bilinen bazı durumların doğrularını yazmak ve tarihe mal etmek.

    Geçmiş yıllarda yazılı bir meta olmadığı için ozanların şiirlerini, türkülerini başkalarına mal edip bunun üstünden okuyan arkadaşlarımız oldu. Biz de doğruları belgeleri ile ortaya koymak istedik. Zaten yazı kadromuzda da Türkiye’nin en önemli şahsiyetleri var. Halk folklorü adına ozanlık geleneği ile ilgili bilgi ve becerilere sahip, ellerinde belgeleri olan insanlarla yola çıkarak bu dergiyi ortaya getirdik. Tek dileğimiz, derginin çok uzun ömürlü olması yönünde. Buna halk ozanlarımız, akademisyenlerimiz, yazarlarımız, halkımız sahip çıkar diye umuyorum.”

    “OZANLARIMIZIN ŞİİRLERİ DEĞİŞTİRİLEREK OKUNMUŞ”

    Hüseyin Gürbüz, mücadele amaçlarını “sanat adına doğruları ortaya dökmek” sözleriyle özetleyerek şöyle devam etti:
    “Bu dergi ortaya çıktığı zaman sanatsal değerini de ortaya çıkartmak zorundayız. Doğru insanlarla, yazım ve belgelerle sunum yapmak asıl amacımız. Bunu yaparken salt işte ‘dergi bir çıksın da okur iyi bulur ya da bulmaz’ meselesi değil amacımız. Geçmiş yıllarda ciddi anlamda bize ait kaynakların olmaması sebebiyle şikayet edip ‘bizim sadece belgelerimiz mezar taşları falan’ deniliyordu. Şimdi ise bazı şeylerin dinlenerek, söylenenleri burada belgeleri ile ortaya koymayı amaçlıyoruz. Örneğin Dadaloğlu’nun yazdığı bir şiir Karacaoğlan’a mal edilmişse ya da Ruhsati’nin bir şiiri başka birisine mal edilmişse bunları belgeleri ile doğrularını orada yansıtmak istiyoruz. Hatta belli dönemlerde geçmişteki ozanlarımızın şiir ve türküleri kelimeleri, cümleleri değiştirilerek okunmuş. Biz bunların belgeleri ile doğrularını yazmak istiyoruz.

    Bizim okuyucu kitlemiz halkımız ama ozanların dışında bu işe gönül veren birçok akademisyen var. Ne yazık ki bizim temsil ettiğimiz, onların doğruları bilmesini istediğimiz ozanlarımız, sitem ederek söylüyorum, dergimize pek gönül vermediler.”

    “BU GELENEĞİN YAŞAYACAĞINI İNANIYORUZ”
    1975’te yola çıktığımızda bir sendikacı arkadaşımız vardı. Selahattin Dündar yine yanımızdaydı. O dönemde güçlü bir kadro bulmak çok zordu. Şiir yazıyor ve çok basit meseleleri sadece dile getirebiliyorduk. Örneğin ‘TRT’de neden ozanlar yok’ başlığı gibi. Örneğin ‘Konserler düzenlendiği zaman ozanlar emeğinin karşılığını alamıyor.’

    Türkü söylendiği zaman ozanlar içeriye atılıyordu. O dönem bu konular vardı. Bu dönem ise çok farklı. Çünkü çağımız bir anda ortaya görsel ve yazılı basını ile hemen kitlelere ulaşabilen bir duruma geldi. Bunun yanında biz ozanlık geleneğinin de gelişmesini istiyoruz. Geçmiş yıllarda ‘İşte Aşık Veysel öldü ozanlık bitti. Mahsuni gitti türkü bitti’ gibi söylemler vardı. Bunun bitmediğini, bitmeyeceğini, dünya yaşadıkça bu geleneğin yaşayacağını inanıyoruz. Onun için buradayız ve bunu yapmak istiyoruz.”

    “GÜVERCİN SOKAKTAKİ O MATBAA ADETA KÜLTÜR NOKTASIYDI”
    Derginin emektar isimlerinden birisi de Halk Ozanı Selahattin Dündar. Asıl mesleği öğretmenlik olan Dündar, lise çağında ozanlığa heves saldığını belirtti. “Şu anda bir halk ozanı olarak toplumun kültürel deryasına hizmet etmekteyim” diyen Dündar Aşıkça dergisi serüvenine nasıl dahil olduğunu şu sözlerle anlattı:

    “Çeşitli platformlarda kültür üzerine yoğunlaşıp çalıştıktan sonra 1973 senesinde Aşık Ali Gürbüz ve ardından Hüseyin Gürbüz ile yolumuz kesişti. 1972 senesinde Halkevleri genel merkezinde hem saz hem de ses kısmında halk ozanı olarak görev yapıyordum. Darendeli bir dostumuz Remzi Yazıcıoğlu beni Ali Gürbüz ile tanıştırdı. Ali Gürbüz’ün Ankara’nın Ulus semtinde Güvercin Sokak’ta bir matbaası vardı. Mütevazi bir matbaaydı ama bir anlamda kültür noktasıydı orası. Bütün ozanlar, sanatçılar orada buluşurdu. Dolayısıyla Hüseyin Gürbüz’le de orada tanıştım. 1975’te Ozanların Sesi isimli bir dergi çıkartıyordu. İçerisinde ben de vardım. Birkaç sayı çıkardı fakat o günkü koşullarda çok fazlaca yürütülemedi. Aradan yıllar geçti ve Hüseyin Gürbüz bana ‘İçerimde bir uhde kaldı. Hem babamın zamanında çıkardığım dergiyi çıkarmak, onun da ötesinde kültüre hizmet etmek istiyorum. Bir boşluk var’ dedi. Halk ozanlarının kültür gelenekleri ile ilgili bir çalışma ile yapmak istedi. Bir karar aşamasında olduğunu ve ‘Bana destek olur musunuz? diye sordu. Benim destek oluşum ise daha çok yazı, döküman toparlama ve şiirler konusunda oluyor.”

    “KENDİMİ SAVRULAN BİR YAPRAK GİBİ HİSSEDİYORDUM”
    Ozanlık geleneğinin devam etmesi için hizmet ettiklerini belirten Selahattin Dündar, dergi çalışmasının kendisinde yarattığı hissiyatı da anlattı. Dündar, “Önceden kendimi savrulan bir yaprak gibi hissediyordum. Her ne kadar kitaplarım kasetlerim yayınlanmış olsa da gelecek nesillere istediklerimizi aktaramama gibi bir his vardı. Ama şimdi kendimi daha güvende hissediyorum. Çünkü yüzyıllar da geçse elimizde Aşıkça dergisi gibi bir dergi var ve bütün geleneğe ait detaylar, arzu ettiklerimiz, gelecek nesillere bu vesile ile aktarılacaktır” ifadelerini kullandı.
    Selahattin Dündar, Aşıkça dergisinin büyük bir boşluğu doldurduğunun altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir arkadaşımız ‘Mezarlıklardan başka geçmişe yönelik materyalimiz yok’ demişti. Geçmişten bu yana yazılı bir kaynağımıza rastlamak çok zor. Hele ki bin yıl öteye gidince hiç yok. Tek tük belki bulabiliriz. Aşıkça dergisinin yazılı kaynak olarak gelecek nesillere aktarılmak üzere önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade edebilirim.

    “GÜNEŞ BİR GÜN SÖNER, KÜLTÜR VE SANAT ASLA”

    Aşıkça dergisi 1975 yılında çıkmış olan Halk Ozanları dergisinin kökleri üzerinde devam etmekte. Ot kökü üzerinde biter hesabı. Bir eğitimci ve ozan olarak şunu söyleyebilirim ki Aşıkça dergisinin şu andaki mevcut konumu büyük bir boşluğu doldurmaktadır. Kazakistan’dan Azerbaycan’a, İran’dan tutun Makedonya’ya ve Anadolu’nun her yeri, yani aşıklık geleneğinin sürdürüldüğü her yerin mutlaka yazıları, araştırmaları mevcut. Değerli bilim insanları da buralarda yazılar yazmakta. Ayrıca Aşıkça dergisinin üzerinde yürüdüğü bu kadim geleneğin önemine değinmek istiyorum. Bana göre kültür, bir ulusun birlikte olma harcıdır. Ancak o harç ile birlikte olabilir ve ben şöyle diyorum; güneş bir gün söner kültür ve sanat asla. Aşıkça dergisinin çıkışında bir diğer emeği olan kişi Ozan Hasan Kaplani’dir. İftihar ederek söylüyorum ki Kaplani benim de öğrencimdir. Ozan Kaplani de şu anda genel koordinatörümüz olarak bu görevi üstlendi.
    Bizim öteden beri sürüp gelen ilişkilerimizde öğretim kurumları ile bağımız var. Ben de aynı zamanda okullarda aşıklık geleneğinin sürdürülmesi için dersler veriyorum. Üniversitelerde dahil olmak üzere her gören akademisyen, kurum-kuruluş Aşıkça dergisini gerçekten bağrına basıyor, hayretler içerisinde karşılıyor. Şu anda sahiplenilme anlamında biraz umutsuz olsak da geleceğe yönelik Aşıkça dergisi büyük bir güçle daha geniş bir kadro ve tiraj ile çıkacak ve nesillere bu geleneği sürdürmek için önemli bir kervanı omuzlayıp götürecektir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • TRT’ye konuk edilecek Alevilere Soylu’nun danışmanından mülakat iddiası!

    TRT’ye konuk edilecek Alevilere Soylu’nun danışmanından mülakat iddiası!

    TRT’de 12 gün boyunca yapılacak üç ayrı programa katılacak olanlar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Özzeybek tarafından mülakata çağrıldı. 

    TRT’de Muharrem ayı nedeniyle 12 gün boyunca yapılması planlanan, üç ayrı programa katılacak olan Alevi konukların, mülakata çağrıldığı iddia edildi.

    Cumhuriyet’ten Miyase İlknur’un haberine göre, TRT Muharrem ayı için üç ayrı program hazırlandı. Ancak programlara katılacak Alevi akademisyen, yazar ve dedeler, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanlığını yapan diş hekimi Prof. Dr. Ali Arif Özzeybek tarafından mülakattan geçirildiği iddia edildi.

    Mülakata çağrılan Alevi akademisyenlerden bazıları gitmeyi reddederken bazılarının da “Biz çıkmazsak İlahiyatçıları bizim adımıza çıkaracaklar” dedikleri belirtiliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • 2022 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması sonuçlandı!

    2022 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması sonuçlandı!

    PİRHA – Gazeteci-Yazar Ümit Kaftancıoğlu adına Yalın Ses Yayınları tarafından bu yıl 18’ncisi düzenlenen öykü yarışması sonuçlandı.

    11 Nisan 1980’de öldürülen Gazeteci Yazar Ümit Kaftancıoğlu adına 18’ncisi düzenlenen öykü yarışması sonuçlandı. Ödül töreninin yapılacağı yer ve zamanın ise ilerleyen günlerde belirleneceği açıklandı.

    Adnan Özyalçıner, Mehmet Güler, Öner Yağcı, Zeynep Aliye, Feyza Akbulut Öner, Hakan Cucunel, Eşref Karadağ ve Öztürk Tatar’dan oluşan seçici kurulun yaklaşık 3 aylık okumaları sonucunda dereceye giren ilk 10 öykü şu şekilde sıralandı:

    Birincilik: “Saka Kuşunun Ölümü” adlı öyküsü ile İlhan GÜNAY

    İkincilik: “Midas’ın Berberine Ne Oldu?” adlı öyküsü ile Engin KÜKRER

    Üçüncülük: “Çarpık Necmi” adlı öyküsü ile Serap KARAKUŞ BESİ

    Mansiyon:

    “Mavi Balonn” adlı öyküsü ile Neval OĞAN BALKIZ

    “Kapı” adlı öyküsü ile Mustafa ÜNVER

    “Heimat” adlı öyküsü ile Anıl ÇETİNELÖRSELLİ

    “Erkekler Neler Doğurur” adlı öyküsü ile İ. Usame YÖRDEM

    “Deniz Kızı” adlı öyküsü ile Özlem KESKİN

    “Aç Ağzını” adlı öyküsü ile Seher TANIDIK

    “Dantel Perdeler” adlı öykü ile Nes

    ÜMİT KAFTANCIOĞLU KİMDİR?

    Ümit Kaftancıoğlu, 1935 yılında Ardahan’ın Hanak ilçesinin Koyunpınarı (Saskara) köyünde dünyaya geldi. Çocukluğu Dede Korkut boylarının zengin anlatım geleneği içerisinde, halk âşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek, okuyarak geçti. İlkokulu bitirdikten sonra köy çocuklarına açık tek kapı olan Cılavuz Köy Enstitüsü’ne girdi. Kaftancıoğlu, Cılavuz Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Mardin’in Derik ilçesinde ilkokul öğretmeni olarak görevine başladı. Daha sonra Balıkesir Necati Bey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirip bir süre Rize’nin Pazar ilçesinde Türkçe öğretmenliği yaptı.

    TRT’nin açtığı sınavı kazanarak, Köy Yayınları bölümünde göreve başladı. TRT İstanbul Radyosu’nda “Av Bizim Avlak Bizim”, “Dilden Dile” ve “Yurdun Dört Bucağından” gibi programlarla halk kültürünü, halk âşıklarını, halkın eksiğini ve sıkıntılarını mikrofona taşıdı. “Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz. Halkın sözlü edebiyatını yazıya geçirecek, değerlendirecek olanlar da halk çocuklarıdır.” der. Bu gözlemlerini doğrularcasına, Anadolu’yu gezerek derlemelerle halkın sözlü yazınını ve halk türkülerini yazıya döktü.

    Radyo programcılığı yanında edebiyat dünyasında da adını duyuran Kaftancıoğlu, “Dönemeç”le (Öykü) TRT Büyük Ödülü birincilik (1970) ve “Hakullah”la (Röportaj) Milliyet Gazetesi Karacan Ödülü birinciliği (1972) aldı.

    11 Nisan 1980’de görev yaptığı TRT İstanbul Radyosu’na gitmek için çıktığı evinin önünde öldürüldü.

    Yapıtları:

    * Dönemeç (Öykü) 1972 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Hakullah (Röportaj) 1972

    * Yelatan (Roman) 1972

    * Tek Atlı Tekin Olmaz (Halk Masalları) 1973

    * Tüfekliler (Roman) 1974 (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Köroğlu Kolları (Halk Destanları) 1974

    * Çarpana (Öykü) 1975

    * İstanbul Allak Bullak (Öykü) 1983

     

    Çocuk Kitapları:

    * Kekeme Tavşan (1974) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Çizmelerim Keçeden (1979)

    * Altın Ekin (1979)

    * Dört Boynuzlu Koç (1979)

    * Kan Kardeşim Doru Tay (1979)

    * Hızır Paşa (1980)

    * Çoban Geçmez (1980) (Yeni Basım Yalın Ses Yayınları-2006)

    * Şülgür Deresi (1981)

    * Salih Bey (1981)

    PİRHA/ANKARA

  • ÇGD: Ağustos ayında 208 habere erişim engeli konuldu, 8 gazeteci darp edildi!

    ÇGD: Ağustos ayında 208 habere erişim engeli konuldu, 8 gazeteci darp edildi!

    PİRHA- ÇGD Genel Yönetim Kurulu, 2021 Ağustos ayı ‘Medya Raporu’ ve öne çıkan gelişmeleri kamuoyu ile paylaştı. Yapılan açıklamada, Ağustos ayı içerisinde gazetecilerin, orman yangınları ve göçmenlerle ilgili haberleri nedeniyle baskı ve şiddete maruz kaldıkları ifade edildi. Raporda ayrıca, Ağustos’ta toplam 208 habere erişim engeli konulduğuna da işaret edildi.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Genel Yönetim Kurulu, yaptığı basın açıklaması ile 2021 Ağustos ayını kapsayan ‘Medya Raporu’ ve öne çıkan gelişmeleri değerlendirdi. Yazılı yapılan açıklamada ‘Medya İzleme Raporu’nun 40’ıncısını kamuoyu ile paylaşıldı.

    Türkiye’de gazetecilere yönelik sansür, tehdit-şiddet, gözaltı-yargılama, özlük haklarında yaşanan kayıplar ile haberlerde yapılan manipülasyonların devam ettiğine işaret eden ÇGD, ihlallerin gün geçtikçe arttığına vurgu yaptı.

    “YA SESİMİZİ DUYURACAĞIZ YA DA YOK OLACAĞIZ!”

    ÇGD yönetimi, 2021 Ağustos ayında iktidarın, özellikle orman yangınları ve göçmenler üzerinden gazetecilere baskı uyguladığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Geçen ay orman yangınları ile göçmenlere ilişkin yaşanan gelişmeler, Türkiye’de devlet organizasyonun çürümüşlüğünü gösterirken, çıkan dumanlar ve pis kokuların gazeteciler tarafından tüm açıklığıyla halka aktarılması, kimi zaman kamu otoriteleri kimi zaman ‘organize gruplar’ tarafından engellenmeye çalışıldı. Orman yangınlarına müdahalede yaşanan, tüm dünyanın şahitlik ettiği yetersizliklerin duyurulması, iktidarın basın kuruluşları üzerindeki sopası konumundaki Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından önce tehdit sonra cezalarla engellenirken, halkın haber alma hakkı için yayıncılık yapmaktan geri adım atmayan yayın organları ‘organize gruplar’ tarafından basılarak susturulmak istendi.

    Geçen ay, tutarsızlıklarla dolu ve bir vatandaşın ölümüyle sonuçlanan göçmen politikasına ilişkin gerçekler konusunda da basın üzerinden baskı ve manipülasyonlarla iktidarı temize çıkarma çabalarına şahitlik ettik. Bu süreçte iktidar yanlısı basının yayıncılık anlayışı, muhalif bakış açısına sahip kesimleri hedef gösterme şeklinde oldu. Gazetecilik yapmaktan vazgeçtiklerini çok uzun zamandır ilan etmiş olan iktidar yanlısı yayın organlarının, orman yangınları ile göçmenlere ilişkin yayınladıkları haberler, sadece gazetecilik ilkeleri açısından değil insanlık değerleri açısından da izanı yitirdiklerini gösterdi.

    Türkiye’nin görsel hafızası ve kamu yayıncılığının adresi Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) Yönetim Kuruluna, basın özgürlüğüne karşı isimlerin atanması Temmuz ayında olmuştu. Atamaların ardından geride kalan bir ayı aşkın süreçte yeni TRT yönetiminin ‘icraat’larının neler olacağının işareti de verildi. Kurumu tırnak ucu kadar tanımayan ve bir o kadar emeği geçmemiş kişiler, arkalarına aldıkları siyasi güce güvenerek Kurumun insan hafızasını yok etmeye yöneldi. Bu yıl itibariyle Kurumda 22 yılını dolduran şef montajcı, aynı zamanda KESK Haber-Sen’in yöneticisi Deniz Salmanlı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek önce açığa alındı 3 ay sonra 375 sayılı KHK ile ihraç edildi. Bu karar alınırken Deniz Salmanlı hakkında dava açılmamış, hatta savunması bile alınmamıştı. İktidar ve onun yetkilendirdiği kadrolar, halkın gerçekleri duymasını engellemenin yanında bu gerçekleri dillendirenlere de yaşam alanı tanımayacak bir anlayışa bürünmüş durumda. İktidarın, partizanca uygulamalarını artıracağı ve bu kapsamda engel gördüğü herkesi tasfiyeye devam edeceği bir gerçektir. Bu duruma karşı bizler de haklarımızı daha örgütlü ve ilkeli şekilde savunmakta kararlıyız. Ya düşüncelerimiz doğrultusunda yaşayıp görüşlerimizi özgürce söyleyeceğiz ve sesimizi duyuracağız ya da yok olacağız!”

    AĞUSTOS AYINDA 208 HABERE ERİŞİM ENGELİ KONULDU!

    ÇGD yönetimi, paylaştığı raporda Ağustos ayında yer alan gelişmelerin istatistiğini de şu şekilde sıraladı:

    “4 haber sitesi tamamen erişime engellendi; 147’sine doğrudan olmak üzere toplam 208 habere erişim engeli konuldu; ikisi orman yangınlarıyla ilgili olmak üzere dört olay kapsamında güvenlik güçleri tarafından akreditasyon ve Emniyet’in toplumsal olaylarda görüntü ve ses kaydı alma yasağına ilişkin hukuksuz genelgesi dayanak gösterilerek onlarca gazetecinin haber takibi engellendi. Beş olayın takibi sırasında 6 gazeteci gözaltına alındı; 4 gazeteci hakkında iddianame düzenlendi ve dava açıldı. Açılan davalar kapsamında 1 gazeteci hakkında üç yıla kadar hapis istenirken, 2 gazeteci hakkında yaptıkları haber nedeniyle 100 bin lira tazminat talep edildi; üç yeni soruşturma kapsamında 3 gazeteci ifade verdi; 2 gazeteci yürüyen yargılamalar kapsamında toplamda 10 yıl 5 ay hapse çarptırıldı. Geçen ay dört olay takibi sırasında 8 gazeteci darp edildi; 1 gazeteci tehdit edildi; 1 gazeteci silahlı saldırıya uğradı; 1 gazeteci bir siyasi parti temsilcisi tarafından hedef gösterildi; 1 gazeteci öldürüldü.”

    PİRHA/ANKARA

  • Görevinden ihraç edilen 22 yıllık TRT çalışanı Deniz Salmanlı için eylem-VİDEO

    Görevinden ihraç edilen 22 yıllık TRT çalışanı Deniz Salmanlı için eylem-VİDEO

    PİRHA-Kızıldere’de öldürülen Mahir Çayan ve dokuz arkadaşını andığı sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek, görevinden ihraç edilen 22 yıllık TRT şef montajcısı Deniz Salmanlı için TRT Radyo binası önünde basın açıklaması yapıldı. Salmanlı’nın işe geri alınması çağrısında bulunuldu. 

    Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nda (TRT) 22 senelik şef montajcı olarak çalışan, Haber-Sen üyesi Deniz Salmanlı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek işinden ihraç edildi.

    İstanbul Harbiye’deki TRT Radyosu önünde bir araya gelen KESK Haber-Sen üyeleri, işyeri temsilcileri Deniz Salmanlı için basın açıklaması düzenleyerek; ihraç kararını protesto etti.

    “TRT, LİYAKATSİZ ATAMALARLA TEK SESLİ YAYINCILIĞA GEÇMİŞTİR”

    TRT’nin itibarının her geçen gün aldığı taraflı ve keyfi kararlar ile sarsıldığını söyleyen Haber-Sen Genel Sekreteri İbrahim Damatoğlu, “Kamu hizmeti yayıncılığı yapma görevi olan, halkın tarafsız bilgi alma hakkını savunması gereken TRT, hükümetin güdümünde tek taraflı bir yayıncılık anlayışını kabullenmektedir. Son süreçte yapılan liyakatsiz ve siyasi atamalar ile de tamamen tek sesli yayıncılığa geçilmiş, aynı zamanda muhalif ve iktidar yanlısı olmayan çalışanlara mobbing uygulanarak, bir cadı avına başlanmıştır. 2008 yılındaki değişiklik ile TRT atamaları cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır. Oysa halkın ödenekleri ile halkın kurumu olması gereken TRT sadece iktidarın sesi olmuştur.

    “TRT’DE MOBBİNG UYGULAMALARI DEVAM ETMEKTEDİR”

    Eskiden TRT’de işe alınacaklar, beş-altı sınavdan geçerek yayıncı olabilirken; şimdi sınavsız atamalarla kurumun içi boşaltılmaktadır. Özellikle 2005 yılından itibaren başka kurumlara gönderilmiş olan TRT çalışanlarına son süreçte de ihtiyaç fazlası personel adı altında görevleriyle alakasız başka kurumlara göndermeler başlamıştır. TRT’de hala çok sayıda özellikle üyelerimize mobbing uygulamaları sürmektedir” diye konuştu.

    “TRT YÖNETİMİ, KENDİSİNİ HAKİM, SAVCININ YERİNE KOYMUŞTUR”

    Damatoğlu, Salmanlı’nın dile getirdiği taleplerle ilgili olarak da şunları söyledi:

    “Haber-Sen işyeri temsilcimiz Deniz Salmanlı, hangi talepleri dile getirdi de işine son verildi, hatırlayalım:

    Demokratik ve katılımcı TRT mücadelesi verdi. TRT halkındır, şirketleşemez dedi. Kurumuna, işine sahip çıktı. TRT’nin nadir arşivlerine, tescilli tarihi binalarına sahip çıktı. TRT’nin tarihi binalarının peşkeş çekilmesine izin vermedi. İnsan hakları savunucusu oldu. Ülkede yaşanan kadın katliamlarına tepki verdi. Sendikanın aldığı karar gereği TRT’de uygulanan harem-selamlık sınavının sosyal medya kampanyasına katıldı.

    Bu taleplerin ve görüşlerin hangisinden rahatsız oldunuz? TRT yönetimi kendisini hakim, savcı yerine koyarak; henüz adli bir ceza yokken keyfi suç unsuru yaratmıştır.”

    “TRT’YE SINAVLA GİRMİŞ, DENEYİMLİ ÇALIŞANLAR UZAKLAŞTIRILDI”

    Haber-Sen 5 No’lu Şube Başkanı Özlem Berkit ise Salmanlı’nın OHAL uygulamaları ile ihraç edildiğini belirterek; “TRT yönetimleri sınavla kuruma girmiş, TRT kültürüyle büyümüş yayıncı personelini kurumdan atma, uzaklaştırma çabasından vazgeçmiyor. Çalışan sayısı çok denilerek TRT’den uzaklaştırılan deneyimli ve nitelikli personel yerine ÖHT adı altında sınavsız ve niteliği belli olmayan, çok daha fazla kişi kuruma yerleştirildi” dedi.

    “TRT’DE KADIN VE ERKEKLER EŞİT ŞARTLARDA YAN YANA ÇALIŞIR”

    TRT’nin kâr amacı gütmemesi gerektiğinin altını çizen Berkit, “Kamu yararına yayın yapmalıdır. Toplumun tüm kesimlerinin sesi olmalıdır. TRT’nin geliri de bu amaçla kullanılmalıdır. Tarafsızlığı Anayasada hükme bağlanan TRT, halkındır. TRT’nin mal varlıkları olan binaları da halkındır. TRT’de kadın ve erkekler eşit şartlarda yan yana çalışır” ifadelerini kullandı.

    “SALMANLI’NIN ATILMASININ ASIL NEDENİ SENDİKAL FAALİYETLER”

    Salmanlı’nın işten çıkarılma sürecine ilişkin ise Berkit şöyle konuştu:

    “Kurum iç disiplin yönetmeliği işletilmemiştir. TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı’nın tek bir imzası ile kurumdan ihraç edilmiştir. Hukuk devletinde suçu ve cezayı yargı belirler. Deniz Salmanlı’nın atılmasının asıl nedeni sendikal faaliyetler kapsamında yaptığı sosyal medya paylaşımlarıdır.

    22 yıllık şef montajcı, sendikacı, kadın hakları aktivisti, Deniz Salmanlı vazgeçmiyor. Sınavla, alnının teriyle girdiği kurumdan iki imza ile gönderilmeyi kabul etmiyor. Salmanlı hakkında verilen hukuksuz uygulamaya son verin ve kendisini göreve iade edin.”

    NE OLMUŞTU?

    Deniz Salmanlı, Mahir Çayan ile dokuz arkadaşının Tokat’ın Niksar ilçesi Kızıldere Köyü’nde 30 Mart 1972 günü öldürülmeleriyle ilgili olarak sosyal medyada paylaşım yapmış; TRT yönetimi de bu paylaşımı gerekçe göstererek, Salmanlı’yı ihraç etmişti.

    PİRHA-İSTANBUL

     

     

     

  • Eğitim Sen’den, TRT Diyanet Çocuk kanalına tepki: Nereye harcayacaklarını bilmiyorlar-VİDEO

    Eğitim Sen’den, TRT Diyanet Çocuk kanalına tepki: Nereye harcayacaklarını bilmiyorlar-VİDEO

    PİRHA- TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, çocuklara yönelik ortak yürüteceği TV projesine tepkiler sürüyor. Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, söz konusu projenin Türkiye’nin önemli bir kesimini rahatsız ettiğini ifade ederek, “Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirme projelerinin olduğunu biliyoruz” dedi. 

    TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı, 7 Haziran 2021’de TRT Diyanet Çocuk kanalı için protokol imzaladı. İslam inancının anlatılacağı TRT Diyanet Çocuk kanalında çizgi filmler ile dini anlatımlar yer bulacak.

    TRT ve Diyanet ortaklığı ile hayata geçirilmesi planlanan projeye Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul’dan tepki geldi. Kurul, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı çalışmaların tek bir mezhep eksenli olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “TRT’nin sayısını bilmediğimiz kadar çok kanalı, programı var. Bu programlarının hazırlanmasında yine Diyanet ile işbirliği içerisinde olduğunu tahmin ediyoruz. Ama şimdi TRT’nin yine Diyanet İşleri ile yeni bir televizyon faaliyetine girmiş olması siyasal iktidarın, dindar nesil yetiştirme projesine çok uygun. Aslında biraz da Covid-19 ile birlikte dijital dünyanın etkisinin farkına vardılar. Evlerde geçen hayat içerisinde kitle iletişim araçlarından birisi olan televizyonu hayati bir seçenek, bir çıkış yolu olarak gördüler ve bu yayın çalışmalarını birlikte sürdürmek istiyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığının genel çalışmalarına bakmadan, onlara doğru akan para akışlarını, personel istihdamını, Kur’an kursları ve camiler üzerinden etkileştiği çevreleri görmeden bu konularda bir değerlendirme yapmak çok zor. Ama biz en yetkin ağızlardan Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirme projesinin olduğunu biliyoruz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak demokratik, kamusal, laik, bilimsel, anadilinde, cinsiyet eşitlikçi eğitim konularında çalışmalar yürütüyoruz. Dolayısıyla bu gelişmelerin Türkiye’nin önemli bir kesiminde negatif rahatsız edici çağrışımları var. Çünkü Türkiye’yi çoğul bir ülke olarak görüyoruz.”

    “ÇOCUKLARIN, BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK GİBİ BİR MİSYONU OLMALI”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, Memur Sen’e bağlı Diyanet Sen’in çıkardığı ücretsiz çocuk dergisine işaret ederek, “Eğitim bilimi açısından kabul edilebilir hiçbir yanı yok” dedi.

    Kurul, ebeveynlere de çağrı yaparak “Çocuklarınız için bu dergiyi almayın” dedi. Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, söz konusu dergideki idam sehpası ve kafa kesme ritüellerinin çocuklarda korku ve kaygı yaratacağına vurgu yaparak,  “Her gelişim döneminde çocukların, barış içinde yaşamak, farklı dünya görüşlerine saygı gibi bir misyonu olmak zorunda. Ama söz konusu kitaplarla bunun olmadığını görüyoruz. Bu dergilerin hazırlanması konusunda üniversitelerden ne denli katkı alınıyor, hangi öğretim üyeleri bu tür çalışmalara katkı veriyor, bunları bilmek de önemli” ifadelerini kullandı.

    “MANTIĞA SIĞAR BİR TARAFI YOK”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan “kaynak transferlere” de değinerek şöyle devam etti:

    “Vatandaş olarak aldığınız her üründen vergi veriyorsunuz ve bu vergide hiçbir söz hakkınız yok. Ve sizin inancınızı görmeyen sizin inancınız dışındaki inançlara saygı göstermeyen bir kurumsal düzenin içerisinde sizin vergileriniz buraya akmış oluyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yaklaşık 7 Bakanlığın bütçesinden daha büyük bir Diyanet İşleri bütçesi ile karşı karşıyayız.

    Anayasası’nda ‘laiklik, Sosyal Demokratik Hukuk Devleti’ yazılan ve Anayasa’nın bile umursanmadığını bir ülkede insanların vergilerini Diyanet İşleri Başkanlığına aktarmak, hele ki Covid-19 salgın döneminde böyle yapmanın mantığa sığar bir tarafı yok. Milyonlarca çocuğumuza tablet ve bilgisayar sağlamak, onların internet erişimini kolaylaştırmak varken bu kanala aktarılan kaynakların büyüklüğünü görüyoruz.”

    “KAYNAKLARI NEREYE HARCAYACAKLARINI BİLMİYORLAR”

    Prof. Dr. Nejla Kurul, 4. sınıftan 12. sınıfa kadar verilen zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri hakkında da konuştu. Kurul, laik ve demokratik bir ülkede zorunlu din dersinin olmaması gerektiğini savunduklarını ve konuyu yargıya taşıdıklarını da ekledi.

    Nejla Kurul, günümüzde “Seçmeli ders” adı altında öğrencilere dayatılan din dersleri üzerinde durarak şunları söyledi:

    “Okul yöneticileri eliyle bir tür ‘zorunlu ders’ gibi verilen dersler ile bir taraftan da sayıları ve imkanları çoğaltılmış imam hatip liseleri sorunumuz da var. İnsanların inançlarını öğrenmek başka bir şey. Ama bir mezhebi, dinsel kavrayış üzerinden eğitimi sürdürmek başka bir şey. Okul ziyaretlerimizden birinde yan yana iki okulu gezmiştik. Bir okulda çok kalabalık sınıflar varken yan okulda %30 düzeyinde kapasitesi ancak dolan bir imam hatip gerçekliği vardı. Ve inanılmaz çok çeşitli imkanlara sahip bir okuldu. Biliyorsunuz ki bir dönem Fethullah Gülen okulları gözde okullardı. O okullar 15 Temmuz sonrası çökünce mevcut siyasal iktidarın en gözde okulları imam hatip liseleri ve ortaokulları oldu. Siyasal iktidarın, bu okullar için kaynak çalışması içerisinde olduğunu da biliyoruz. Zaten Milli Eğitim Bakanlığı içinde Din Öğretimi Genel Müdürlüğü eliyle sürdürülen çok çeşitli faaliyetler var. Neredeyse 13 milyar liranın 2021 bütçesinde Diyanet işleri Başkanlığı’na aktarılması söz konusu. Kaynakları nereye harcayacaklarını bilmiyorlar. Yani Türkiye’de açlık yoksulluk, işsizlik bu denli artmışken gençlere, eğitim ve istihdam olanakları yaratılmamışken, milyonlarca gencin, umutları ortadan kalkmış durumda. Şimdi de dini duyguları istismar etme bağlamında aynı zamanda da laiklik ilkesine aykırı bir biçimde bu tür yayın faaliyetlerini sürdürüleceği anlaşılıyor.

    Sendikamızın bakış açısında önceliklerimiz var. Bunlar; gençlerimizi, dinsel ve milliyetçi kodlar ile sınırlandırmak yerine onların özgürleşmesi için çalışmalar yapmak, mahallelerde kütüphaneler açmak, kültür evleri açıp sanatı desteklemektir. Yani kaynakları nasıl kullanacağımız politik bir meseledir. Bugünkü siyasal iktidar, mafya-yargı-medya ve bürokrasi ilişkilerinin bütün kirli işleri neredeyse ortaya çıkmışken, 128 milyar dolarlar kayıpken, bir milletvekiline ‘10 bin dolar’ deniliyor ama onun çok daha üzerinde bir paranın düzenli ödenmesi söz konusu iken, toplumu bir anlamda bunları görmez ve duymaz hale getirmenin yolu; sadece kendilerini dini duyguları ile hareket etmelerini sağlayan bir kimlik kazandırma çalışması söz konusu. Bu bakımdan gençlerimize güçlendirecek ve özgürleştirecek çalışmalar yapmayı sürdürmek zorundayız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok’-VİDEO

    ‘Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok’-VİDEO

    PİRHA-CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında mafya-siyaset ilişkisine işaret ederek “Soylu, koltuğunu koruma peşinde, Erdoğan da Soylu’ya sahip çıkmak zorunda. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Eğer siz hükümeti yer altı çetelerine teslime ederseniz, böyle bir tablo çıkar ortaya” dedi.

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Erken seçim çağrısını yineleyen CHP liderinin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle oldu:

    “Normalleşme başladı. Açıldık ama birkaç noktada iktidarın dikkatini çekmek bizim görevimiz. İş yerlerini açtınız. Aşılamada önce iş yerleri sahiplerinin ve çalışanların olması lazım. İkincisi kirada stopaj kalkmadı, bunun kalkması lazım. İcra dairelerini erteleyin. 3-5 ay esnaf rahat nefes alsın. Esnafın büyük bir kısmı kredi kartı kullandı. Onun da bir şekilde faizsiz ertelenmesi lazım.”

    EN BÜYÜK YALANLARI SÖYLEYEN KURUM: TÜİK

    “TÜİK, Türkiye’nin ilk çeyrekte yüzde 7 büyüdüğünü açıkladı. En büyük yalanları söyleyen kurum. Sordum çiftçiye, ‘Türkiye yüzde 7 büyümüş’ diye, sizin kuraklıktan haberiniz yok herhalde dedi? İşsizlere sorduk, gelirleriniz arttı herhalde sizin de diye. Hangi büyümeden bahsediyorsunuz siz diye? Bakkala sorduk, ne büyümesi, aylardır dükkan kapalıydı diyor. ‘Sizin çarşıdan, pazardan haberiniz var mı?’ diyor emekli. Evlere temizliğe giden kadınlara sordum, ‘Aylardır evlere temizliğe gidemiyoruz’ dedi. Hangi büyümeden söz ediyorsunuz? Beşli çete büyüdü. Yüzde 7 demek onlara hakarettir, yüzde 50, yüzde 60 büyüdüler. İşleri garanti.”

    “128 MİLYAR DOLAR NEREDE?”

    “Finlandiya Başbakanı, 300 Avroluk sabah kahvaltısını devletin kesesinden ödedi mi ödemedi mi diye polis bunu araştırıyor. 300 Avro için devlet hazinesine el uzattıysan ben bunun hesabını sorarım diyorum. Peki biz, 128 milyar doları sorduk, tık yok. Şimdi soruyorum kim ahlaklı, kim adaletli? Kim kul hakkı yiyor, kim yemiyor? Buyurun beyler ne diyeceksiniz? Onlar 300 Avro’nun hesabını soruyorlar, biz 128 milyar dolar nerede dedik suçlu ilan edildik. Soru sormak ne zamandan beri suç oldu?

    Bir ülkede suçu açığa çıkarmak için soru soruyoruz ve sorduğunuz soru suç kabul ediliyorsa orada demokrasi yoktur. Suçluların iktidarı vardır artık. Soru soruyoruz, suçlanıyoruz. Neden? İktidar suçlu o yüzden. Türkiye Cumhuriyeti suçlular tarafından yönetiliyor. Erdoğan dava açacak, açmazsan namertsin. Mahkemede kanıtlayacağım.”

    “10 BİN DOLAR ALAN SİYASETÇİ KİM?”

    “Hak, hukuk, adalet için soracağız. Bu devletin İçişleri Bakanı TRT’de programa katılıyor, diyor ki; bir siyasetçiyi keklemişler yani rüşvet veriyorlar. Ne kadar? Ayda 10 bin dolar. Ben söylemiyorum, mafya da söylemiyor. Kim söylüyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi söylüyor. Çok önemli. Suçu biliyor, suçluyu da biliyor. Devletin televizyonunda açıklıyor. Birilerine mesaj gönderiyor. Kişiyi de biliyor, rakamı da veriyor. Verenlerin dilinden de konuşuyor ‘keklemişler’ diye. Savcı çağırırsa gideceğim, açıklayacağım diyor. İçişleri Bakanı suçluyu niye gizliyor? Saray’a şunu mu demek istiyor? ‘Bana dokunma, dokunursan bu daha başlangıç’ devleti bu mantıkla yönetirseniz devleti mafyaya teslim edersiniz.

    Şentop bu konuyu açıklamak zorundadır. TBMM’ye düşen bu kara gölgeyi kaldırmak zorundadır. Şentop konuşmuyorsa acaba 10 bin dolar benzeri bir olay her ay ona da mı veriliyor? Saray’dakiler sessiz kalabilir. Onların tamamı zaten bir yerlerden besleniyorlar.
    Soylu’ya bakanlığı Erdoğan verdi. Peki, 10 bin dolar rüşvet verdiğini devletin televizyonunda açıklarken Erdoğan duymadı mı? Duydu. Bunu sordu mu, sormadı. Sorabilir mi? Soramaz. Erdoğan’ın bir şey daha sorması lazım. ‘Çıktın, eskiden içişleri bakanlarının çocuklarının evinde para sayma makineleri vardı dedin. 17-25 ile bana bir mesaj mı vermek istiyorsun?’ diye sorması lazım. Soylu, koltuğunu koruma peşinde, Erdoğan da Soylu’ya sahip çıkmak zorunda. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Eğer siz hükümeti yer altı çetelerine teslime ederseniz, böyle bir tablo çıkar ortaya.
    Mafya, yer altı çetelerini güçlerini siyasi iktidarı ele geçirerek alırlar. Zindaşti uyuşturucu kaçakçısı nasıl çıktı hapishaneden? Elde ettiler siyasetçiyi. Devleti yönetenleri kontrol ettiğiniz anda, devleti yönetmeye başlarsınız. 83 milyon insan yeraltı dünyasından bir liderin ne söylediğine bakıyor. Böyle bir tablo Türkiye’ye yakışıyor mu? Memleketi bu hale kim getirdi?”

    ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

    “Bu iktidar Türkiye’nin gördüğü en vasat, en beceriksiz, en dar görüşlü iktidardır. Sadece ailesini ve yakın çevresini düşünen, Türkiye’yi düşünmeyen iktidardır. Bu iktidar illegal organizasyonlarla iç içe geçmiştir. Beceriksiz ve etkisiz bir iktidardır. Bu iktidar bizim omuzlarımıza ciddi yükler getiren bir iktidardır. O nedenle diyoruz bir an önce seçime gitmeliyiz. Halkın huzura, beraber yaşamaya, barışa ihtiyacı var.
    Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok. Ben seçim diyorum, Erdoğan kaçacak delik arıyor. Kimden kaçıyorsun? Milletten, halktan kaçınır mı? Vatandaş seni istiyorsa zaten bir daha geleceksin bana ders vereceksin. Hiçbir Osmanlı Padişahına nasip olmayacak kadar sarayların var senin, çetelerin var. Binlerce trollerin var. Etrafında beslemelerin var. Türkiye Cumhuriyeti’ni çiftlik gibi yönetiyorsun. Kanun, anayasa tanımıyorsun ama gel arkadaş sandığı koyalım dediğim zaman kaçacak delik arıyorsun. Neden kaçıyorsun? Millet seni istemiyor, zorla güzellik olmaz. Memleketi mahvettin, perişan ettin. Erdoğan sen mi büyüksün, millet mi? Millet senden büyük.”

    PİRHA/ANKARA

  • 2021 Eurovision kazananı belli oldu!

    2021 Eurovision kazananı belli oldu!

    PİRHA-Bu yıl 65’incisi düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nı, “Zitti E Buoni” adlı şarkısıyla İtalya’yı temsil eden Maneskin rock grubu kazandı.

    Hollanda’danın Rotterdam kentindeki Ahoy salonunda yapılan Eurovision Şarkı Yarışması’nın finalinde 26 ülkenin temsilcileri mücadele etti.

    İtalya’yı temsil eden rock grubu Maneskin’in, “Zitti E Buoni” adlı şarkısı halk oylamasında en yüksek beğeniyi alarak, 524 puanla birinci seçildi.

    Yarışmada favorilar arasında gösterilen Fransa’nın temsilcisi Barbara Pravi’nin seslendirdiği “Voila” adlı şarkı 499 puanla ikinciliği, İsviçre temsilcisi Gjon’s Tears’in “Tout l’Univers” adlı şarkısı da 432 puanla üçüncülüğü elde etti.
    Covid-19 nedeniyle 2020’de yapılamayan ve bu yıla ertelenen yarışmaya, 24 saat içinde alınmış negatif test sertifikası olan 3 bin 500 seyirci katıldı. Bu sayı yarışmanın yapıldığı salonun yüzde yirmisini kapsıyor.

    TÜRKİYE, 2013’TEN BERİ EUROVİSİON’A KATILMIYOR

    Türkiye, TRT Genel Müdürlüğünün yaptığı açıklamayla 2013’ten beri Eurovision’a katılmıyor.

    Eurovision resmi sitesinde Türkiye’nin şarkı yarışmasına son kez 2012’de katıldığını, TRT’nin çekilme kararı aldığını açıklamıştı. Eurovision, TRT’nin Avrupa Yayın Birliği’nin bir üyesi olmaya devam ettiğini, istediği zaman yarışmaya yeniden katılma hakkı olduğunu belirtmişti.

    Türkiye, 2013’te ani bir kararla yarışmaya katılmama kararı aldı. O dönem TRT’den sorumlu bakan olan Bülent Arınç, “Biz bu yarışmaya hangi güçlü grupla gidersek gidelim istediğimiz sonuçları alamıyoruz. Türkiye’nin tanıtımı konusunda da çok fazla bir etkinlik olmuyor.” demişti. Arınç’ın ileride şartlar müsait olursa geri döneriz dediği yarışmaya Türkiye son kez 2012 yılında Can Bonobo ile katıldı.

    Kaynak: BBC, Euronews

  • ‘Harem selamlık’ TRT sınavı Meclis gündeminde

    ‘Harem selamlık’ TRT sınavı Meclis gündeminde

    PİRHA-HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, TRT’nin Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde yaptığı ‘Görevde Yükselme Sınavı’nda kadın ve erkeklerin ayrı sınıflarda sınava girmesinin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek, Cumhurbaşkanlığı’na soru önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, TRT’nin Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde yaptığı ‘Görevde Yükselme Sınavı’ndaki skandalı Meclis gündemine taşıdı.

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, kadın ile erkeklerin ayrı ayrı sınıflarda cinsiyet ayrımcılığı yapılarak sınava alınmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek Cumhurbaşkanlığı’na soru önergesi verdi.

    Ali Kenanoğlu, Cumhurbaşkanlığı’na verdiği soru önergesinde “Harem selamlık biçimiyle kadın ve erkeklerin ayrı ayrı sınıflarda cinsiyet ayrımı yapılarak sınava girmesi Anayasa’nın eşitlik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı. Kenanoğlu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından şu soruların yanıtlanmasını talep etti:

    – Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı sınıflarda sınava girmesine neden ihtiyaç duyulmaktadır?

    – Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı sınıflarda sınava girmesine kim karar vermektedir?

    – Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı sınıflarda sınava girmesine karar veren sorumlular hakkında bir soruşturma açılmış mıdır?

    – Bu uygulamaya tepki gösteren KESK’e bağlı Haber-Sen yöneticisi Deniz Salmanlı’ya neden soruşturma açılmıştır?

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Haber-Sen’den TRT’ye ‘Harem- selamlık’ tepkisi-VİDEO

    KESK Haber-Sen’den TRT’ye ‘Harem- selamlık’ tepkisi-VİDEO

    PİRHA-TRT’nin Hacı Bayram Veli Üniversitesi’ne yaptırdığı ‘görevde yükselme sınavı” nda kadınlar ile erkeklerin ayrı sınıflara alınmasına tepki göstererek, “TRT bir açıklama yapmadığı gibi KESK Haber Sen’e baskı yapmaya çalışıyor” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Haber-Sen Merkez Yönetim Kurulu düzenledikleri basın toplantısıyla, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde 27 Mart 2021 tarihinde gerçekleştirilen ‘Görevde Yükselme Sınavı’nda kadın ve erkeklerin ayrı sınıflarda sınava tabi tutulmalarıyla ilgili TRT Genel Müdürlüğü’nden bir açıklama gelmemesini eleştirerek, tatmin edici bir açıklama yapılmasını beklediklerini belirttiler.

    Sınava giren 1260 personelin büyük bir kısmının harem-selamlık olarak oturtulduğu, en az 14 sınıfın kadın, 6 sınıfın ise erkek adaylardan oluşturulduğu haberleri gündeme gelmişti.

    “HAREM-SELAMLIK SINAV YAPILIYOR”

    Konuya ilişkin basın açıklamasını okuyan Haber-Sen Genel Sekreteri Ayşenur Noyan Koluman, 1 Nisan 2021 tarihinde konuyla ilgili TRT’den gelen açıklamada, ‘Sınav düzeni ve soruları TRT Kurumundan bağımsız olarak, Hacı Bayram Veli Üniversitesi yönetimince belirlenmiştir. Üniversiteye bağlı yerleşkeler ile aynı üniversiteye bağlı gözetmenler eşliğinde gerçekleştirilen sınava ilişkin şu ana kadar Kurumumuza yansıyan herhangi bir şikâyet ve belge yoktur’ denildiğini hatırlattı.

    Kesin bir dille açıklama yapılmadığı gibi olayla ilgili bir soruşturma yapılacağı bilgisine de yer verilmediğini ifade eden Koluman sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Harem-selamlık biçiminde sınav yapılıyor olması ve cinsiyet ayrımı Anayasamıza aykırıdır. Herhangi bir şikâyete bağlı kalınmadan resen idare tarafından soruşturmanın açılması gerekirken, TRT yönetimi yapmış olduğu açıklama ile uygulamayı neredeyse savunmuş; sınavın kendisi tarafından yapılmadığını ve herhangi bir şikâyetin bulunmadığını duyurmuştur.

    TRT kamu yayıncılığı yapmak yerine, Haber-Sen’li emekçilerin sosyal medya hesaplarında suç unsuru aramakta ve doğruları söyleyen KESK Haber-Sen’e sendikacılık yaptırmamaktadır.” dedi.

    “TEPKİ GÖSTEREN ÜYELERİMİZE SORUŞTURMA AÇILDI”

    TRT yönetiminin bu olayı neredeyse desteklediğini ve görmezden geldiğini vurgulayan Koluman:

    “Bunun nedenini soran KESK Haber-Sen yöneticilerini de cezalandırmaktadır. Sendikanın 1 Nisan 2021 tarihinde #haremlikselamlik hashtagi ile yaptığı twitter kampanyasının ertesi günü, sosyal medya paylaşımları nedeniyle yönetici statüsündeki Deniz Salmanlı’ya soruşturma açılmıştır.

    Kurum kendini yargının yerine koyarak, düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde paylaşımlar yapan Deniz Salmanlı’yı suçlu göstermeye çalışmaktadır. Pek çok defa yargının beraat kararı verdiği bir paylaşım üzerinden suç ve suçlu yaratılmaya, sendikal çalışmalar engellenmeye ve sendika yöneticileri baskı altında tutulmaya, yıldırılmaya çalışılmaktadır” şeklinde konuştu.

    Benzer paylaşımların Meclis çatısı altında da yapıldığını ve herhangi bir soruşturma konusu olmadığını dile getiren Koluman şunları aktardı:

    “TRT,  İstanbul’daki binaların beceriksizce taşınması ve görevde yükselme sınavındaki KADIN – ERKEK UYGULAMASININ sorumluluğunu üstlenmek yerine, bu uygulamaları kamuoyu gündemine taşıyan Haber-Sen üyelerinin, yöneticilerinin sosyal medya hesaplarından kendince suç unsuru yaratma çabasındadır.

    “TRT YÖNETİMİ, KURUMU KÜÇÜK DÜŞÜRMÜŞTÜR”

    Diğer taraftan Genel Merkez Basın ve Eğitim Sekreteri Banu Savaş’ı Harbiye Radyoevi’nin taşınması sırasında basına yansıyan içler acısı – pejmürde durumu yansıtan fotoğraflardan sorumlu tutmakta, ceza kesmektedir. Sendika yöneticilerinin asli görevi, örgütlü bulundukları kurumlardaki aksaklıkları tespit edip kamuoyu ile paylaşmak ve düzeltilmesini sağlamaktır. Basına yansıyan görüntülerin sendikamızla doğrudan ilgisi yoktur fakat taşınma sürecinin nasıl gerçekleştirildiğini gözler önüne seren örneklerdir. Bu görüntüler sendikamıza mal edilmiş ve yöneticilerimiz kurumu küçük düşürdükleri gerekçesi ile cezalandırılmıştır. Oysa TRT’nin yapması gereken kuruma yakışır bir taşınma süreci sağlamak ve her aşamayı kamuoyuyla paylaşmaktır. Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olması gereken TRT Kamuoyu tarafından sağlanan geliri, kamu malını en doğru şekilde muhafaza etmek için kullanmalıdır. Süreci doğru yönetemeyen TRT yönetimi, basına yansıyan görüntülerin kimin tarafından çekildiğinin peşine düşüp, kurumu küçük düşürdükleri gerekçesi ile cezalandıracağına bu görüntülerin ortaya çıkmasına mahal vermemeliydi. Kurumu küçük düşürenler, süreci doğru yönetemeyen TRT yönetiminin ta kendidir.”

    “BU BASKILARA DERHAL SON VERİLMELİDİR”

    TRT Yönetiminin Haber-Sen’in özellikle kadın sendika temsilcileri üzerinden bir baskı kurmaya çalıştığını da ifade eden Koluman son olarak şunları söyledi:

    “TRT Yönetimi adeta Harem-selamlık olayını desteklemektedir. TRT yönetimi bütün bu uygulamalarının sorumluluğunu üstlenmeli; kamuoyuna tatmin edici cevaplar vermeli; sürecin doğru yönetilmesi için gereğini yapmalıdır. Anayasa ve Yasalar çerçevesinde emek mücadelesi yürüten Kesk Haber-Sen Yönetici ve üyelerine uyguladığı baskıdan bir an önce vazgeçmelidir.”

    Açıklamanın ardından söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuz Yılmaz ve İstanbul Milletvekili Gülizar Emine Emecan da yapılanların halkın haber alma hakkına bir saldırı olduğunu ifade ederek tepkilerini dile getirdiler.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Sanatçı Muammer Sun hayatını kaybetti

    Sanatçı Muammer Sun hayatını kaybetti

    PİRHA-Müzik insanı Muammer Sun, bu sabah yaşamını yitirdi.

    Ankara Radyosu Çoksesli Korosu ve TRT Müzik Dairesinin kurucularından sanatçı Muammer Sun, yaşamını yitirdi.

    Aynı zamanda Sun Yayınevi’nin kurucusu olan Muammer Sun’ın ölüm haberi üzerine birçok sanatçı, üzüntüsünü paylaşırken Fazıl Say da sosyal medya hesabından Sun için “Hayatını çoksesli Türk müziğinin ilerlemesine, geliştirilmesine adamış değerli besteci ve eğitimci Muammer Sun’u maalesef kaybettik, acımız büyük.” İfadelerini kullandı.

    MUAMMER SUN KİMDİR?

    Folklor derlemelerinin yanı sıra solfej ve çok sesli müzik üzerine kitaplar kaleme alan Muammer Sun, Haccettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümü öğretim üyeliğinden Ekim 1999’da emekli oldu. Eylül 2004’te Sun Yayınevi’ni kurdu.
    Önemli bir müzik insanı olan Muammer Sun, birçok sinema yapıtının da film müziklerini yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu: ‘Torba Elektrik Faturası’ uygulaması nedir?-VİDEO

    Kenanoğlu: ‘Torba Elektrik Faturası’ uygulaması nedir?-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, elektrik faturalarındaki kalemlerin gizlenmekte olduğunu söyleyerek dağıtım şirketlerinin zenginleştirildiğini ifade etti.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada elektrik faturalarındaki kalemlerin gizlendiğini ve vatandaşa neyin bedeli olduğu anlaşılmayan bir ‘torba fatura’ kesildiğini söyledi. Kenanoğlu, evlere gönderilen elektrik faturaları ise ‘karartılmış torba elektrik faturası’ olarak tarifledi.

    Ali Kenanoğlu, elektrik dağıtım şirketlerinin hükümet tarafından korunup zenginleştirildiğini de iddia ederek şu konuşmayı yaptı:

    “Bir faturaya baktığınız zaman hangi kalemlerden oluştuğunu anlamanız gerekir. Nihayet, hepimiz gidiyoruz, marketlerden alışveriş yapıyoruz. O faturada aldığımız bütün kalemlerin hepsi faturada geçer ve biz de kontrol ederiz; acaba raf fiyatıyla fatura fiyatı aynı mıdır, burada bir değişiklik var mı falan diye.
    Şimdi, ancak bizde şöyle bir fatura uygulaması var: Yani torba fatura uygulanıyor. Burada, aslında bu faturada olması gereken kalemler; enerji bedeli, perakende satış hizmeti, iletişim, kayıp kaçak, sayaç okuma, dağıtım bedeli, TRT payı, Enerji Fonu, BDV, KDV gibi. Bu kalemlerin hepsinin o faturada kaç liraya tekabül ettiğinin anlatılması gerekirken 3 taneydi bu, son zamanlarda bu da 2 taneye indirildi. Yani kimi faturalarda; enerji bedeli, dağıtım bedeli, vergi ve fonlar üzerinden faturalandırma yapılıyor. Şimdi, neredeyse bu dağıtım bedeli, vergi, fonlar da birleştirilip sadece 2 haneye indirilmiş durumda. Şimdi, elektrik faturasının dağılımına baktığımız zaman 100 liralık bir elektrik faturasının 39 lira 27 kuruşu enerji tüketimiyle ilgili, 21 lira 24 kuruşu ise dağıtım şirketlerinin payı, 14 lira 6 kuruş vergi ve fonlar yani böyle bir dağıtım söz konusu. Ve şirketlerin kâr oranları da inanılmaz derecede yükseliyor. Vatandaşa hiçbir şekilde ucuz elektrik verilmiyor.”

    “KİMSE FATURALARIN DETAY DÖKÜMLERİNİ ÇIKARTAMIYOR”

    “Tabii, faturaların şöyle bir önemi var, detayının olması gerekir ki faturadaki 1 kuruşluk fark, yani dağıtım şirketi lehinde 1 kuruş bir düzenleme yaptığınız zaman bu, yılda 2,5 milyar liraya tekabül ediyor, yılda o şirkete 2,5 milyar lira kazandırmış oluyorsunuz. Yani bu kadar önemli bir fark yaratıyor aslında bu faturalar. Ancak, dokümanları, dökümü elimizde olmadığı için hiç kimse şu anda bu faturaların detay dökümlerini çıkartamıyor. Konunun uzmanları, elektrik mühendisleri odası bile çoğu zaman önceki veriler üzerinden tahminler yürüterek bunları yapabiliyorlar. Yani aslında bir torba fatura ve karartılmış faturayla karşı karşıyayız. Bütün mekanizmalardaki denetimler ortadan kaldırıldığı gibi vatandaşın kullandığı elektrik faturasının üzerindeki vatandaşın kendi faturasını denetlemesi de ortadan kaldırılmış durumda.

    Yani hiçbirimiz evimizdeki elektrik faturasının hangi kalemlerden oluştuğunu, nelere itiraz edip nelere itiraz etmeyeceğimizi dahi bilemiyoruz. Tüm alanlarda denetimsizlik politikası uygulandığı gibi, elektrik faturalarının üzerinde de bu denetimsizlik uygulanıyor, dolayısıyla da zaman zaman bu kayıp kaçak meselesi halk içerisinde ciddi tartışmalara yol açıyor. Bunun büyük oranda dağıtım şirketlerinin suçu olduğunu, onların gerekli yatırımı yapmamasından kaynaklı olduğunu, esasında çoğunun da kayıplardan oluştuğunu ve sanayi şirketlerine, sanayi bölgelerine yönelik kayıpların da çoğunlukta olduğunu göz önüne alırsak meskenlerdeki kaçak kısmının son derece minimize olduğunu da bilip ona göre değerlendirmemiz gerekir.”

    PİRHA/ANKARA